08-11-2026, 04:12 AM
Zenginlik - Başkalarını Zengin Edebilmektir
Karoglan'ın Zenginlik - Başkalarını Zengin Edebilmekdir Risalesi
Selamun Aleyküm
Zenginlik, öyle bir cevherdir ki, onu çoğaltan asıl zengin insandır. Peki, "Nasıl zenginlik çoğalır?" diye sorulduğunda, akla ilk gelen cevap genellikle "Param artarsa" olur. Oysa bu, zenginliğin sadece kabuğuna bakmaktır. Asıl zenginlik, zengin olanların sayısı arttığında çoğalır. Paranın, malın, mülkün bir kişinin kasasında istiflenmesiyle zenginlik çoğalmaz, bilakis o kasa, başkalarının yoksulluğuyla beslenen bir kara deliğe dönüşür. Anladınız mı ey ahmak insanoğlu! Zira zenginlik bir gemi gibidir; suyun üzerinde durduğu sürece yük taşır, ama suyu içine alıp batarsa hiçbir işe yaramaz.
BİRİNCİ VEÇHE: ZENGİNLİĞİN DOĞASI
Zenginliğin doğasında akışkanlık vardır. Nasıl ki su durgunlaştığında kokar ve hastalık saçar, zenginlik de tek bir yerde toplanıp kaldığında topluma zehir olur. Gerçek zenginlik, bir nehir gibi akmak, etrafındaki toprakları sulayarak onların da yeşermesini sağlamaktır. Bu yüzden zenginlik, sadece banka hesabındaki rakamlar değil, aynı zamanda cömertliğin, paylaşmanın ve insan onuruna yapılan yatırımın adıdır.
İKİNCİ VEÇHE: DOKUNUNCA ZENGİN ETMEK
Yani açıklamasına gelince: Mesela sen zenginsin, kendi halinde, fakir bir adama, ya da geleceğin umudu olan bir gence, öğrenciye, bir takım elbise, bir sakko aldın, giydirdin. Ayağına güzel bir pabuç, sırtına ferah bir gömlek giydirdin. Saçını başını düzelttin, karşında cillop gibi bir delikanlı oldu. "Haydi, şimdi böyle gez, kendini böyle hisset!" dedin. Ve başına kalkıp, bir büyüklük taslayıp, o eski halini hatırlatarak onu küçültmedin. O gence bakan herkes, "Vay, bu zengin bir çocuk!" dedi. Ve o genç, kendini havalı, değerli ve evet, zengin hissetti; fakirliğini, mahcubiyetini bir an unutuverdi. Peki ne oldu? İşte sana, zengin yumurtasından çıkan yeni bir zengin yavrusu! Ve böylece zengin adam, döl verip yumurtlayarak, yani maddi varlığını değil, manevi varlığını ve itibarını paylaşarak, zenginliği çoğaltmış olmaz mı? İşte bu, zenginliğin en soylu üreme şeklidir.
ÜÇÜNCÜ VEÇHE: CİMRİLİK FAKİRLİKTİR
Eğer zengin bir adam, "Hep bana, hep bana!" diyerek, mali mülkü, bütün dünyayı ele geçirmeye çalışırsa, bu zenginlik değil, alçaklıktır ancak, kahpeliktir ancak. Böylesi, ne kadar sıfır olursa olsun, hesabındaki rakamlar ne kadar kabarık olursa olsun, gerçekte en büyük fakirdir. Çünkü onun kalbindeki kuyu, dünyanın bütün hazineleriyle bile dolmaz. Cimriden zengin olmaz, olsa olsa "zengin fakir" olur. Mal ona hizmet etmez, o mala hizmet eder; bu ise en ağır kölelik türüdür.
DÖRDÜNCÜ VEÇHE: ZENGİN EVLİYADIR, ENBİYADIR
Zengin denen kimse, zenginlik doğurandır. Zengin kimse, eli ayağı değdiği yeri zengin edendir. Tıpkı evliyanın, enbiyanın, insanları eliyle, sözüyle, hal-i hareketiyle nura ve aydınlığa gark ettiği gibi. Onların dokunduğu gönüller nasıl imanla, sevgiyle ve huzurla doluyorsa, gerçek zenginin dokunduğu yer, geçim bolluğuyla, umutla ve hayata tutunma sevinciyle dolar. O, sadece para dağıtmaz; fırsat dağıtır, güven dağıtır, onur dağıtır. İnsanların ayağa kalkması için birer basamak olur.
BEŞİNCİ VEÇHE: ADALET VE HZ. ÖMER'İN YOLU
Gerçek zengin, ulaştığı yerlerde fakir fukara bırakmayan, onları görüp gözeten kimsedir. Nasıl ki Hz. Ömer (r.a.) geceleyin kıyıda köşede, kimse görmeden fakir fukarayı arar, onların derdine derman olur, sırtlarına giyecek, sofralarına yiyecek götürürdü. O, bir devlet başkanı olarak devletin hazinesine sahip çıkarken, asıl zenginliğin halkının refahında olduğunu bilirdi. Bugünün zengini de, tıpkı Hz. Ömer gibi olmalı; kasasına değil, çevresine bakmalı, kendi rahatını değil, toplumun huzurunu gözetmelidir. Unutmayalım ki, bir toplumda en zengin adam, en çok vergi veren değil, en çok iş ve umut veren adamdır.
SONUÇ YERİNE: ZENGİNLİK NESİLDEN NESİLE GEÇER
İnsanın gerçek mirası, bıraktığı altınlar değil, yetiştirdiği evlatlar ve kazandırdığı değerli insanlardır. Bir gencin sırtına giydirdiğin o ceket, sadece bir kumaş parçası değildir; o ceket, o gencin özgüvenini, geleceğe olan inancını ve "ben de başarabilirim" duygusunu sarıp sarmalayan bir zırh olur. İşte o zaman zenginlik, tıpkı bir tohum gibi toprağa düşer ve başak başak, hasat hasat çoğalır. Bu hasadın bereketi ise dünyayı doldurur. Allah, cömert ve ihsan sahibi kullarını sever; zira O (C.C.) da sonsuz zengindir ve kullarına olan lütfunu eksik etmez.
Bu bir Karoglan Risalesi’dir.
Kalben zengin olanlara selam olsun.
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 12.02.2015 Perşembe
Karoglan'ın Zenginlik - Başkalarını Zengin Edebilmekdir Risalesi
Selamun Aleyküm
Zenginlik, öyle bir cevherdir ki, onu çoğaltan asıl zengin insandır. Peki, "Nasıl zenginlik çoğalır?" diye sorulduğunda, akla ilk gelen cevap genellikle "Param artarsa" olur. Oysa bu, zenginliğin sadece kabuğuna bakmaktır. Asıl zenginlik, zengin olanların sayısı arttığında çoğalır. Paranın, malın, mülkün bir kişinin kasasında istiflenmesiyle zenginlik çoğalmaz, bilakis o kasa, başkalarının yoksulluğuyla beslenen bir kara deliğe dönüşür. Anladınız mı ey ahmak insanoğlu! Zira zenginlik bir gemi gibidir; suyun üzerinde durduğu sürece yük taşır, ama suyu içine alıp batarsa hiçbir işe yaramaz.
BİRİNCİ VEÇHE: ZENGİNLİĞİN DOĞASI
Zenginliğin doğasında akışkanlık vardır. Nasıl ki su durgunlaştığında kokar ve hastalık saçar, zenginlik de tek bir yerde toplanıp kaldığında topluma zehir olur. Gerçek zenginlik, bir nehir gibi akmak, etrafındaki toprakları sulayarak onların da yeşermesini sağlamaktır. Bu yüzden zenginlik, sadece banka hesabındaki rakamlar değil, aynı zamanda cömertliğin, paylaşmanın ve insan onuruna yapılan yatırımın adıdır.
İKİNCİ VEÇHE: DOKUNUNCA ZENGİN ETMEK
Yani açıklamasına gelince: Mesela sen zenginsin, kendi halinde, fakir bir adama, ya da geleceğin umudu olan bir gence, öğrenciye, bir takım elbise, bir sakko aldın, giydirdin. Ayağına güzel bir pabuç, sırtına ferah bir gömlek giydirdin. Saçını başını düzelttin, karşında cillop gibi bir delikanlı oldu. "Haydi, şimdi böyle gez, kendini böyle hisset!" dedin. Ve başına kalkıp, bir büyüklük taslayıp, o eski halini hatırlatarak onu küçültmedin. O gence bakan herkes, "Vay, bu zengin bir çocuk!" dedi. Ve o genç, kendini havalı, değerli ve evet, zengin hissetti; fakirliğini, mahcubiyetini bir an unutuverdi. Peki ne oldu? İşte sana, zengin yumurtasından çıkan yeni bir zengin yavrusu! Ve böylece zengin adam, döl verip yumurtlayarak, yani maddi varlığını değil, manevi varlığını ve itibarını paylaşarak, zenginliği çoğaltmış olmaz mı? İşte bu, zenginliğin en soylu üreme şeklidir.
ÜÇÜNCÜ VEÇHE: CİMRİLİK FAKİRLİKTİR
Eğer zengin bir adam, "Hep bana, hep bana!" diyerek, mali mülkü, bütün dünyayı ele geçirmeye çalışırsa, bu zenginlik değil, alçaklıktır ancak, kahpeliktir ancak. Böylesi, ne kadar sıfır olursa olsun, hesabındaki rakamlar ne kadar kabarık olursa olsun, gerçekte en büyük fakirdir. Çünkü onun kalbindeki kuyu, dünyanın bütün hazineleriyle bile dolmaz. Cimriden zengin olmaz, olsa olsa "zengin fakir" olur. Mal ona hizmet etmez, o mala hizmet eder; bu ise en ağır kölelik türüdür.
DÖRDÜNCÜ VEÇHE: ZENGİN EVLİYADIR, ENBİYADIR
Zengin denen kimse, zenginlik doğurandır. Zengin kimse, eli ayağı değdiği yeri zengin edendir. Tıpkı evliyanın, enbiyanın, insanları eliyle, sözüyle, hal-i hareketiyle nura ve aydınlığa gark ettiği gibi. Onların dokunduğu gönüller nasıl imanla, sevgiyle ve huzurla doluyorsa, gerçek zenginin dokunduğu yer, geçim bolluğuyla, umutla ve hayata tutunma sevinciyle dolar. O, sadece para dağıtmaz; fırsat dağıtır, güven dağıtır, onur dağıtır. İnsanların ayağa kalkması için birer basamak olur.
BEŞİNCİ VEÇHE: ADALET VE HZ. ÖMER'İN YOLU
Gerçek zengin, ulaştığı yerlerde fakir fukara bırakmayan, onları görüp gözeten kimsedir. Nasıl ki Hz. Ömer (r.a.) geceleyin kıyıda köşede, kimse görmeden fakir fukarayı arar, onların derdine derman olur, sırtlarına giyecek, sofralarına yiyecek götürürdü. O, bir devlet başkanı olarak devletin hazinesine sahip çıkarken, asıl zenginliğin halkının refahında olduğunu bilirdi. Bugünün zengini de, tıpkı Hz. Ömer gibi olmalı; kasasına değil, çevresine bakmalı, kendi rahatını değil, toplumun huzurunu gözetmelidir. Unutmayalım ki, bir toplumda en zengin adam, en çok vergi veren değil, en çok iş ve umut veren adamdır.
SONUÇ YERİNE: ZENGİNLİK NESİLDEN NESİLE GEÇER
İnsanın gerçek mirası, bıraktığı altınlar değil, yetiştirdiği evlatlar ve kazandırdığı değerli insanlardır. Bir gencin sırtına giydirdiğin o ceket, sadece bir kumaş parçası değildir; o ceket, o gencin özgüvenini, geleceğe olan inancını ve "ben de başarabilirim" duygusunu sarıp sarmalayan bir zırh olur. İşte o zaman zenginlik, tıpkı bir tohum gibi toprağa düşer ve başak başak, hasat hasat çoğalır. Bu hasadın bereketi ise dünyayı doldurur. Allah, cömert ve ihsan sahibi kullarını sever; zira O (C.C.) da sonsuz zengindir ve kullarına olan lütfunu eksik etmez.
Bu bir Karoglan Risalesi’dir.
Kalben zengin olanlara selam olsun.
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 12.02.2015 Perşembe