08-11-2026, 04:17 AM
"Evrim" Risalesi
Karoglan'ın "Evrim" Risalesi
Esselamu Aleyküm,
Birkaç dangıl diyorki: "Neymiş, insan maymundan gelmişmiş."
Allah demiyor mu Kur'an'da: "Yaptıkları hata yüzünden onları (Hz. Adem ile Hz. Havva'yı) dünyaya attık" diye? Dünya sıfır kilometre, hiçbir şey daha icat edilmemiş. Öyle takım elbise fabrikası, Hatemoğlu Altın Başak daha kurulmamış. Hz. Adem'in kışın sırtına alacağı bir sakkosu yok, bir palto icat edilmemiş. Neyle soğuktan korunacak?
Mamutlar (fillerin ilk versiyonu) kuzey kutbunda yaşarlarken, onlar tüylüymüş. Çünkü yöreye ve mevsime ayak uydurmuşlar, soğuğa karşı üzerlerine tüy üretmiş vücutları, mevsime uyum sağlamışlar. Sonra büyük soğuk buzul devri olunca, ordan aşağıya inen, göç eden filler, bu sefer sıcak Afrika, Hindistan gibi bir yere inince, ne olacak? Sıcaktan terlememek için, yine mevsime uymuş, bu sefer çıplak olmuşlar, yani kıl dökmüşler.
Peki bunu biliyorsan, niye Adem'in Hatemoğlu paltoyla cennetten inmediğini bilmiyorsun ahmak? Kylie Minogue gibi konsere gittiği yere bir konteyner elbise, eşya götürecek kadar elbisesi, eşyası yok. Bir yol yok, yolluk yok. Ne olacak onun vücudu da kışın soğuktan üşümemek için KILLANDI tabii ki! Ve ne derler: "Erkeğin kıllısı Adem'den, kadının kıllısı ise Ayı'dan..." Duymadın mı bunu sen?
BİRİNCİ EKLEME: ADAPTASYON VE EVRİM ARASINDAKİ FARK
Şimdi burada çok önemli bir nokta var. Evrimcilerin anlattığı ile adaptasyon (çevreye uyum sağlama) birbirine karıştırılıyor. Mamutların kıllanması veya fillerin kıl dökmesi, adaptasyondur. Yani bir türün, yaşadığı çevreye göre fiziksel özelliklerini değiştirmesidir. Bu, Allah'ın yarattığı canlılara verdiği esnekliktir, bir mucizedir. Ama bu, o canlının başka bir canlıdan türediği anlamına gelmez. Bir fil, ne kadar kıl dökerse döksün, yine fil olarak kalır. Bir maymun, ne kadar dik yürürse yürüsün, maymun olarak kalır. Türler arası geçiş dedikleri şey ise, bugüne kadar hiçbir bilimsel delille ispatlanamamıştır. Fosil kayıtlarında hep eksik halkalar vardır, çünkü o halkalar aslında yoktur.
BİRİNCİ BÖLÜM: TAŞ DEVRİ VE AVLANMA
Ve yine neymiş, "Cilalı Taş Devri"ymiş. Lan angut, demir daha çıkarılmamış, demirin nasıl işleneceği bilinmiyor. SIFIR kilometre dünya diyoruz işte angut! Öyle olmasına rağmen aklını çalıştırmış da mızrağına taş bağlayıp avlanmış. Lan angut, Adem ile Havva cennetten kovulup dünyaya inince, senin köşedeki bakkal amca yok, merkezdeki market gibi bir market, bakkalı yok. Bir lokma için arayacak, bulacak, avlanacak da yiyecek. Ne yapacak? Ya başka beyinsiz evrimci?
İKİNCİ EKLEME: İHTİYAÇ, İCATLARIN ANNESİDİR
İşte burada asıl mesele şudur: İnsan, ihtiyaç duydukça icat eder, gelişir, ilerler. Adem (a.s.), dünyaya indiğinde çıplaktı. Soğuktan korunmak için hayvan postları giymeyi öğrendi. Ateşi keşfetti. Taşı, sopayı, kemiği alet olarak kullanmayı öğrendi. Zamanla tarımı, hayvancılığı, madenciliği, yazıyı, sanatı, bilimi icat etti. Bu, onun maymundan geldiğini değil, Allah'ın ona verdiği akıl ve iradeyle dünyayı imar ettiğini gösterir. İnsan, icat ettikçe uygarlaştı, uygarlaştıkça dik durdu, dik durdukça da maymundan ayrıldı. Yani dik durmak, maymunluktan kurtuluşun göstergesidir, maymunluğa dönüşün değil.
İKİNCİ BÖLÜM: YÜRÜME VE TAKLİT MESELESİ
Ee neymiş, "Eğilerek yürüyormuş, maymun gibiymiş." Lan dangıl, Hz. Adem avlanırken gördü, aslana baktı, kaplana baktı, nasıllar onlar? Hepsi eğik vaziyette. Nasıl avlanıyorlar? Baktı, gördü. O da avını yakalayacak, koşacak. İnsan, aynel yakin, görerek taklit ederek öğrenen bir varlık. Bir insan gördüğünü taklit edebilen varlık. Baktı kaplan böyle, kedi böyle, bilmem kim böyle davranıyor. Ne yapacak? O da eğildi belki, değil mi? Sonra bir bir ihtiyacı olan şeyleri icat ettikçe doğruldu, dikildi, giyinmesini, ev yapmasını öğrendikçe gelişti işte.
ÜÇÜNCÜ EKLEME: TAKLİT ETMEK, TÜREMEK DEĞİLDİR
Burada çok ince bir nokta var. İnsan, öğrenmek için taklit eder. Bir çocuk, babasını taklit eder. Bir sanatçı, ustasını taklit eder. Bir bilim adamı, doğayı taklit eder. Ama bu, o çocuğun babası olduğu anlamına gelmez, o sanatçının ustası olduğu anlamına gelmez, o bilim adamının doğa olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde, Adem (a.s.) aslanı, kaplanı taklit etti diye, onlardan türediği anlamına gelmez. Taklit, öğrenme ve gelişme içindir; türeme, genetik ve biyolojik bir süreçtir. Bunu birbirine karıştıranın aklına şaşarım.
DÖRDÜNCÜ EKLEME: YARATILIŞIN KERAMETİ
İnsanın maymundan geldiği iddiası, insanın onuruna, şerefine, Allah'ın ona verdiği değere bir hakarettir. Kur'an'da Allah (C.C.) buyuruyor ki: "Andolsun, biz insanoğlunu en güzel biçimde yarattık." (Tin Suresi, 4). Peki bu "en güzel biçim" maymun şekli midir? Allah, Adem'i kendi elleriyle (kudretiyle) yoğurdu, ona ruhundan üfledi, meleklere ona secde etmelerini emretti. Eğer insan maymundan gelmiş olsaydı, meleklerin maymuna secde etmesi gerekirdi. Ama öyle olmadı. İnsan, yaratılışın zirvesidir. Evrimcilerin iddiası, bu zirveyi çamura bulamaktır. Yani buna maymundan gelindi denirse, şöyle şimdi de görelim maymundan geldiğini iddia et görelim.
BEŞİNCİ EKLEME: DARWİN VE TARİHSEL HATA
Darwin'in teorisi, 1859'da ortaya atıldığında, bilimsel bir gerçek değil, bir hipotezdi. Bugün bile, genetik bilimi, moleküler biyoloji, bu teoriyi desteklemediği gibi, aksine çürütmektedir. DNA yapısındaki karmaşıklık, hücrenin işleyişindeki muazzam düzen, bir tesadüfün ürünü olamaz. Bir maymunun, milyonlarca yıl içinde insana dönüşmesi, bir bilgisayarın rastgele tuşlara basarak bir Shakespeare eseri yazmasından daha zordur. Ve bugüne kadar ne fosil olarak ne genetik olarak bu geçişe dair tek bir somut delil bulunamamıştır. O yüzden bu teoriyi sorgusuz sualsiz kabul edip de "İnsan maymundur" diyen dangıllara bakmayın. Onlar, ya cehaletlerinden ya da kasıtlı olarak gerçeği çarpıtmaktadırlar.
ALTINCI EKLEME: ALLAH'IN KUDRETİ VE SONSUZ YARATICILIĞI
Allah, her şeyi bir anda yaratmaya kadirdir. "Ol" der, oluverir. Ama O, her şeyi bir hikmete, bir sünnete (kanuna) göre yaratır. Evrim, Allah'ın yaratışındaki kanunlardan biri olabilir mi? Belki de evrim, bir türün içindeki çeşitliliktir (mikro evrim). Ama bir türün başka bir türe dönüşmesi (makro evrim), Allah'ın yaratışına terstir. Her tür, kendi içinde yaratılmıştır ve kendi sınırları içinde çeşitlenir. Allah, türleri yaratmış, onlara uyum sağlama yeteneği vermiş ama hiçbir türü başka bir türe dönüştürmemiştir. Çünkü O, her şeyi belli bir ölçüyle yaratmıştır.
SONUÇ YERİNE: GERÇEK EVRİM NEDİR?
Asıl evrim, insanın ruhen, ahlaken, manen gelişmesidir. İnsan, Allah'a yaklaştıkça, ahlakını güzelleştirdikçe, ilmini artırdıkça evrimleşir. Bir hayattan başka bir hayata geçiş, ölüm ve diriliş, evrimin değil, haşrın konusudur. Ölü toprağın dirilmesi, evrim değil, Allah'ın kudretinin tecellisidir. Öyleyse ey insan! Sen maymundan gelmedin, sen bir insansın. Senin aslın çamur değil, ruh-u ilahidir. Senin baban Adem, annen Havva'dır. Ve sen, bu dünyaya maymun olmak için değil, insan olmanın sırrını taşımak ve o sırrı sonsuzluğa taşımak için geldin.
İşte bu bir Karoglan Risalesi'dir.
Aklını kullananlara selam olsun.
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 18.02.2016 Perşembe saat 14:36
Karoglan'ın "Evrim" Risalesi
Esselamu Aleyküm,
Birkaç dangıl diyorki: "Neymiş, insan maymundan gelmişmiş."
Allah demiyor mu Kur'an'da: "Yaptıkları hata yüzünden onları (Hz. Adem ile Hz. Havva'yı) dünyaya attık" diye? Dünya sıfır kilometre, hiçbir şey daha icat edilmemiş. Öyle takım elbise fabrikası, Hatemoğlu Altın Başak daha kurulmamış. Hz. Adem'in kışın sırtına alacağı bir sakkosu yok, bir palto icat edilmemiş. Neyle soğuktan korunacak?
Mamutlar (fillerin ilk versiyonu) kuzey kutbunda yaşarlarken, onlar tüylüymüş. Çünkü yöreye ve mevsime ayak uydurmuşlar, soğuğa karşı üzerlerine tüy üretmiş vücutları, mevsime uyum sağlamışlar. Sonra büyük soğuk buzul devri olunca, ordan aşağıya inen, göç eden filler, bu sefer sıcak Afrika, Hindistan gibi bir yere inince, ne olacak? Sıcaktan terlememek için, yine mevsime uymuş, bu sefer çıplak olmuşlar, yani kıl dökmüşler.
Peki bunu biliyorsan, niye Adem'in Hatemoğlu paltoyla cennetten inmediğini bilmiyorsun ahmak? Kylie Minogue gibi konsere gittiği yere bir konteyner elbise, eşya götürecek kadar elbisesi, eşyası yok. Bir yol yok, yolluk yok. Ne olacak onun vücudu da kışın soğuktan üşümemek için KILLANDI tabii ki! Ve ne derler: "Erkeğin kıllısı Adem'den, kadının kıllısı ise Ayı'dan..." Duymadın mı bunu sen?
BİRİNCİ EKLEME: ADAPTASYON VE EVRİM ARASINDAKİ FARK
Şimdi burada çok önemli bir nokta var. Evrimcilerin anlattığı ile adaptasyon (çevreye uyum sağlama) birbirine karıştırılıyor. Mamutların kıllanması veya fillerin kıl dökmesi, adaptasyondur. Yani bir türün, yaşadığı çevreye göre fiziksel özelliklerini değiştirmesidir. Bu, Allah'ın yarattığı canlılara verdiği esnekliktir, bir mucizedir. Ama bu, o canlının başka bir canlıdan türediği anlamına gelmez. Bir fil, ne kadar kıl dökerse döksün, yine fil olarak kalır. Bir maymun, ne kadar dik yürürse yürüsün, maymun olarak kalır. Türler arası geçiş dedikleri şey ise, bugüne kadar hiçbir bilimsel delille ispatlanamamıştır. Fosil kayıtlarında hep eksik halkalar vardır, çünkü o halkalar aslında yoktur.
BİRİNCİ BÖLÜM: TAŞ DEVRİ VE AVLANMA
Ve yine neymiş, "Cilalı Taş Devri"ymiş. Lan angut, demir daha çıkarılmamış, demirin nasıl işleneceği bilinmiyor. SIFIR kilometre dünya diyoruz işte angut! Öyle olmasına rağmen aklını çalıştırmış da mızrağına taş bağlayıp avlanmış. Lan angut, Adem ile Havva cennetten kovulup dünyaya inince, senin köşedeki bakkal amca yok, merkezdeki market gibi bir market, bakkalı yok. Bir lokma için arayacak, bulacak, avlanacak da yiyecek. Ne yapacak? Ya başka beyinsiz evrimci?
İKİNCİ EKLEME: İHTİYAÇ, İCATLARIN ANNESİDİR
İşte burada asıl mesele şudur: İnsan, ihtiyaç duydukça icat eder, gelişir, ilerler. Adem (a.s.), dünyaya indiğinde çıplaktı. Soğuktan korunmak için hayvan postları giymeyi öğrendi. Ateşi keşfetti. Taşı, sopayı, kemiği alet olarak kullanmayı öğrendi. Zamanla tarımı, hayvancılığı, madenciliği, yazıyı, sanatı, bilimi icat etti. Bu, onun maymundan geldiğini değil, Allah'ın ona verdiği akıl ve iradeyle dünyayı imar ettiğini gösterir. İnsan, icat ettikçe uygarlaştı, uygarlaştıkça dik durdu, dik durdukça da maymundan ayrıldı. Yani dik durmak, maymunluktan kurtuluşun göstergesidir, maymunluğa dönüşün değil.
İKİNCİ BÖLÜM: YÜRÜME VE TAKLİT MESELESİ
Ee neymiş, "Eğilerek yürüyormuş, maymun gibiymiş." Lan dangıl, Hz. Adem avlanırken gördü, aslana baktı, kaplana baktı, nasıllar onlar? Hepsi eğik vaziyette. Nasıl avlanıyorlar? Baktı, gördü. O da avını yakalayacak, koşacak. İnsan, aynel yakin, görerek taklit ederek öğrenen bir varlık. Bir insan gördüğünü taklit edebilen varlık. Baktı kaplan böyle, kedi böyle, bilmem kim böyle davranıyor. Ne yapacak? O da eğildi belki, değil mi? Sonra bir bir ihtiyacı olan şeyleri icat ettikçe doğruldu, dikildi, giyinmesini, ev yapmasını öğrendikçe gelişti işte.
ÜÇÜNCÜ EKLEME: TAKLİT ETMEK, TÜREMEK DEĞİLDİR
Burada çok ince bir nokta var. İnsan, öğrenmek için taklit eder. Bir çocuk, babasını taklit eder. Bir sanatçı, ustasını taklit eder. Bir bilim adamı, doğayı taklit eder. Ama bu, o çocuğun babası olduğu anlamına gelmez, o sanatçının ustası olduğu anlamına gelmez, o bilim adamının doğa olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde, Adem (a.s.) aslanı, kaplanı taklit etti diye, onlardan türediği anlamına gelmez. Taklit, öğrenme ve gelişme içindir; türeme, genetik ve biyolojik bir süreçtir. Bunu birbirine karıştıranın aklına şaşarım.
DÖRDÜNCÜ EKLEME: YARATILIŞIN KERAMETİ
İnsanın maymundan geldiği iddiası, insanın onuruna, şerefine, Allah'ın ona verdiği değere bir hakarettir. Kur'an'da Allah (C.C.) buyuruyor ki: "Andolsun, biz insanoğlunu en güzel biçimde yarattık." (Tin Suresi, 4). Peki bu "en güzel biçim" maymun şekli midir? Allah, Adem'i kendi elleriyle (kudretiyle) yoğurdu, ona ruhundan üfledi, meleklere ona secde etmelerini emretti. Eğer insan maymundan gelmiş olsaydı, meleklerin maymuna secde etmesi gerekirdi. Ama öyle olmadı. İnsan, yaratılışın zirvesidir. Evrimcilerin iddiası, bu zirveyi çamura bulamaktır. Yani buna maymundan gelindi denirse, şöyle şimdi de görelim maymundan geldiğini iddia et görelim.
BEŞİNCİ EKLEME: DARWİN VE TARİHSEL HATA
Darwin'in teorisi, 1859'da ortaya atıldığında, bilimsel bir gerçek değil, bir hipotezdi. Bugün bile, genetik bilimi, moleküler biyoloji, bu teoriyi desteklemediği gibi, aksine çürütmektedir. DNA yapısındaki karmaşıklık, hücrenin işleyişindeki muazzam düzen, bir tesadüfün ürünü olamaz. Bir maymunun, milyonlarca yıl içinde insana dönüşmesi, bir bilgisayarın rastgele tuşlara basarak bir Shakespeare eseri yazmasından daha zordur. Ve bugüne kadar ne fosil olarak ne genetik olarak bu geçişe dair tek bir somut delil bulunamamıştır. O yüzden bu teoriyi sorgusuz sualsiz kabul edip de "İnsan maymundur" diyen dangıllara bakmayın. Onlar, ya cehaletlerinden ya da kasıtlı olarak gerçeği çarpıtmaktadırlar.
ALTINCI EKLEME: ALLAH'IN KUDRETİ VE SONSUZ YARATICILIĞI
Allah, her şeyi bir anda yaratmaya kadirdir. "Ol" der, oluverir. Ama O, her şeyi bir hikmete, bir sünnete (kanuna) göre yaratır. Evrim, Allah'ın yaratışındaki kanunlardan biri olabilir mi? Belki de evrim, bir türün içindeki çeşitliliktir (mikro evrim). Ama bir türün başka bir türe dönüşmesi (makro evrim), Allah'ın yaratışına terstir. Her tür, kendi içinde yaratılmıştır ve kendi sınırları içinde çeşitlenir. Allah, türleri yaratmış, onlara uyum sağlama yeteneği vermiş ama hiçbir türü başka bir türe dönüştürmemiştir. Çünkü O, her şeyi belli bir ölçüyle yaratmıştır.
SONUÇ YERİNE: GERÇEK EVRİM NEDİR?
Asıl evrim, insanın ruhen, ahlaken, manen gelişmesidir. İnsan, Allah'a yaklaştıkça, ahlakını güzelleştirdikçe, ilmini artırdıkça evrimleşir. Bir hayattan başka bir hayata geçiş, ölüm ve diriliş, evrimin değil, haşrın konusudur. Ölü toprağın dirilmesi, evrim değil, Allah'ın kudretinin tecellisidir. Öyleyse ey insan! Sen maymundan gelmedin, sen bir insansın. Senin aslın çamur değil, ruh-u ilahidir. Senin baban Adem, annen Havva'dır. Ve sen, bu dünyaya maymun olmak için değil, insan olmanın sırrını taşımak ve o sırrı sonsuzluğa taşımak için geldin.
İşte bu bir Karoglan Risalesi'dir.
Aklını kullananlara selam olsun.
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 18.02.2016 Perşembe saat 14:36