Rashid-Tunca
Gölgenin bulunmadığı günde, Allah'ın kendi arşının gölgesinde barındıracağı 7 sınıf - Yazdırılabilir Versiyon

+- Rashid-Tunca (https://rashid-tunca.com)
+-- Forum: BAŞLANGIÇ BÖLÜMÜ (https://rashid-tunca.com/forumdisplay.php?fid=590)
+--- Forum: HAFTANIN-ENLERi (https://rashid-tunca.com/forumdisplay.php?fid=45)
+---- Forum: Günün Hadisi (https://rashid-tunca.com/forumdisplay.php?fid=49)
+---- Konu: Gölgenin bulunmadığı günde, Allah'ın kendi arşının gölgesinde barındıracağı 7 sınıf (/showthread.php?tid=43962)



Gölgenin bulunmadığı günde, Allah'ın kendi arşının gölgesinde barındıracağı 7 sınıf - Raşit Tunca - 06-28-2026

Gölgenin bulunmadığı günde, Allah'ın kendi arşının gölgesinde barındıracağı 7 sınıf insan Hadisi


Kıyamet günü Arş'ın gölgesinde gölgelenecek olan yedi grup kimlerdir?

Ebu Hüreyre (ra)'den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurdu:

« سبْعَةٌ يُظِلُّهُم اللَّه في ظِلِّهِ يَوْمَ لا ظِلَّ إِلاَّ ظِلُّهُ : إِمامٌ عادِلٌ ، وَشَابٌ نَشَأَ في عِبَادَةِ اللَّهِ عَزَّ وَجلَّ ، وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مَعلَّقٌ بِالمَسَاجِدِ ورَجُلان تَحَابَّا في اللَّهِ اجْتَمَعَا عَلَيْهِ ، وَتَفَرَّقَا عَلَيْهِ ، ورَجُلٌ دَعَتْهُ امْرَأَةٌ ذَاتُ مَنْصِبٍ وَجَمَالٍ ، فقال : إِنِّي أَخافُ اللَّه ، وَرَجُلٌ تَصَدَّقَ بصَدَقَةٍ ، فَأَخْفَاهَا حَتَّى لا تَعْلَمَ شِمَالُهُ ما تُنْفِقُ يَمِينُهُ ، وَرَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ خَالِياً فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ »

"Başka bir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah Teala, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:

- Adil devlet başkanı,
- Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,
- Kalbi mescitlere bağlı Müslüman,
- Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,
- Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine "Ben Allah'tan korkarım." diye yaklaşmayan yiğit,
- Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,
- Tenhada Allah'ı anıp göz yaşı döken kişi." (Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudüd 19; Müslim, Zekât 91)

Yedi mutlu kişiyi ya da yedi güzel adamı tanıtan hadîs-i şerifte öncelikle üzerinde durulması gerekli bir iki ifade bulunmaktadır. Bunlardan birisi "Zıllullah = Allah'ın gölgesi" ifadesidir. Allah Teala'nın gölgesi olamayacağına göre, bundan maksat, ya Kabe'ye "Beytu'llah = Allah'ın evi" denilmesi gibi bir şereflendirme veya arşının gölgesi yahut Allah Teala'nın sağlayacağı bir güvenliktir. Nitekim hadîs-i şerifin bazı rivayetlerinde açıkça "Allah, onları arşının gölgesinde barındıracaktır." buyurulmuştur. Bütün bu ifadelerle Allah Teala'nın o kullarını, ahiretteki sıkıntılardan rahmetiyle koruyacağı anlatılmaktadır.

Öte yandan Allah'ın gölgesinde barınacak insanlar sadece bu yedi sınıftan ibaret değildir. Zira başka hadislerde önemli niteliklere sahip bazı kişiler daha sayılmıştır, Mesela:

“Kim darda kalan borçluya zaman tanırsa veya alacağının tamamını veya bir kısmını borçluya bağışlarsa Allah kıyamette hiçbir gölgenin olmadığı günde kendi arşının gölgesinde gölgelendirecektir.” (bk. Müslim, Zühd 74, Tirmizî, Büyu' 67; İbn Mace, Sadakat 14)

hadisi bunlardan biridir.

Bu hadiste yedi kimsenin zikredilmiş olması, diğer rivayetlerde zikredilen bahtiyarları bu mutluluktan asla mahrum bırakmaz.

Bu yedi sınıf insanı ayrı ayrı tanıtmadan önce bir hususa daha işaret etmemiz uygun olacaktır. Ahirette, Allah'ın himayesine kavuşacakları bildirilen insanların vasıflarına şöyle bir göz atılınca, her birinin, büyük güçlükleri göğüslemiş, hemen hemen aynı seviyede "zor"u başarmış kimseler oldukları, hepsinin birçok dahilî ve haricî manilere rağmen, soylu bir mücadele vermiş oldukları anlaşılmaktadır. Yani hepsinin ortak özelliği, kullukta sevgiye dayalı kahramanlıklarıdır. Ödülleri de ona göredir: Kıyametin o dehşetli ortamında ilahi koruma altında olmak...

Şimdi hadisimizin haber verdiği yedi güzel insanı tek tek kısaca tanıyalım:

Adil devlet başkanı. Müslümanların yönetimini üstlenmiş kişi demektir. Müslümanlar dünyada onun himayesinde, bir başka ifadeyle gölgesinde bulunmuşlardır. Bu sebeple böyle bir yöneticinin ahirette göreceği karşılık da yaptığına uygun olarak ilahî koruma altında olmaktır. Adil devlet başkanı, diğerlerinden üstün olduğu için birinci sırada zikredilmiştir. Çünkü devlet başkanının himayesi onların hepsini içine alır.

Allah'a kulluk içinde serpilip büyüyen genç. Gençlik yıllarını namazlı-niyazlı dindar bir çizgide geçiren genç, nefsini Allah'ın emirlerine muhalefetten korumuş, heva ve heveslerin, şehevî duyguların, gemlenmesi güç arzuların etkisine karşı koyup kulluğa sarılmıştır. Bu, ondaki derin Allah saygısının delilidir. Zira Allah'ın emirlerine sarılıp günahlardan kaçınmak büyük bir fazilettir. Hele bu, gençlik yıllarında gerçekleştirilmişse, her türlü takdirin üstündedir.

Kalbi mescitlere sevgi ile bağlı Müslüman. Kalbi sanki mescide asılmış kandil gibi, sürekli mescitle ilgili olan, mescitlere devamda kusur etmeyen, Allah'ın evi demek olan mescitleri ve oralarda bulunmayı seven kişi, mescitlerle ilgilenmek suretiyle Rabbine olan sevgisinde devamlılığını göstermiş demektir. Bunun karşılığı olarak da ahirette arşın gölgesinde barındırılacaktır.

Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları ve ayrılmaları Allah için olan iki insan. Allah rızası için birbirlerini seven, başka hiçbir maksat taşımayan, bir araya gelmeleri Allah için, şayet ayrılacaklarsa ayrılıkları yine Allah için olan yani bir arada iken de ayrı iken de Allah için duydukları sevgiyi muhafaza eden iki insan, sanki bir anlamda yekdiğerini Allah'ın emirlerine muhalefetten korumaktadır. Zira mü'min mü'minin aynasıdır. Onların bu birbirlerini Allah için sevmeleri ve dostluklarım bu çizgide birbirlerine yardımcı olarak geçirmeleri, ahirette her ikisinin birden ilahî koruma altına alınmaları ile ödüllendirilecektir. O halde sevgimize ve sevdiklerimize bu açıdan iyice dikkat etmeliyiz.

Güzel ve mevki sahibi bir kadının gayr-i meşru davetine "Ben Allah'tan korkarım." diye yaklaşmayan yiğit. Böylesine bir davete içinden veya açıkça "Ben Allah'ın emrine muhalefet etmekten veya onun azabından ve gazabından korkarım." diyerek yaklaşmayan, nefsini koruyan kişi gerçekten büyük bir yiğitlik göstermiştir. "Allah'tan korkan kurtulmuştur." müjdesi gereği onun da ödülü ahiretteki sıkıntılardan kurtulmaktır. Bu husus, her türlü gayrimeşru kadın-erkek ilişkilerinin kitle iletişim ve haberleşme vasıtalarıyla yaygınlaştırılmaya çalışıldığı günümüzde çok daha büyük önem arzetmektedir.

Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse. Allah için verdiği sadaka ve yaptığı iyilikleri mümkün olduğunca gizli yapan, gösteriş ve riyadan uzak kalmaya çalışan kimse, Allah'ın rızasını her şeyin üstünde tutmuş demektir. Bunun karşılığı da ahirette ilahî korumaya mazhar kılınmak suretiyle o kişinin faziletinin açığa çıkarılmasıdır. Bu, gıpta edilecek bir durumdur.

Tenhada Allah'ı anıp göz yaşı döken kişi. İnsanlardan ve gözlerden uzak, kimsenin bulunmadığı ortamlarda Allah'ı anarak gözlerinden sevgi yaşları dökülen kimse, çoğu insanın başaramadığı bir kulluk çizgisini yakalamış demektir. Onun bu samimi ve gizli kulluğunun karşılığı da mahşer yerinde ilahî koruma altına alınmak suretiyle, herkesin gözü önünde ödüllendirilmesidir. Böyle bir ödüllendirmeyi kim istemez.

İşte, her biri insan iradesi açısından başlı başına birer önem arzeden yukarıdaki hususlar ki, bunların bazısı, îfası çok zor ve çetin işler, bazısı da ruha ciddî birer çelme sayılan ağlardır. İnsan bu ağların bazılarından kurtulsa da, her an diğerlerine takılma ihtimaliyle karşı karşıyadır. Ancak Allah’ın himaye ve inayetiyle aşılabilecek olan bu öldürücü tuzaklardan sıyrılabilme ve insan takatini zorlayan hatta bazen onu aşan bu çetin sorumlulukları başarıyla yerine getirebilme de, yine o inayet ve himayeyi celbin en güçlü, en makbul vesilesi sayılan, iradenin hakkını verme ve Allah’la sımsıkı irtibatta bulunma dinamikleri olması gerekir.

İşte, Peygamber (asm) sözü bize, her zaman iradesiyle var olabilmiş ve Allah’la irtibattaki gücü ortaya koymuş kudsîler cemaatinden böyle bir kesitle, ötedenberi ütopyalarda aranan, aranıp da bir türlü bulunamayan vicdan topluluğunu sunmakta ve onları yakalama mevzûunda içlerimizi arzu ile doldurup gönüllerimizi şahlandırmaktadır.

Evet, güneşin bulutların yerini alıp her yanı kavurduğu, beyinlerin kaynayıp terlerin gırtlağa ulaştığı ve sebeplerin bütün bütün iflas edip her şeyin insanın aleyhine döndüğü o gün, Hakk’ın himaye ve inâyetinden başka gölge olmayacak ve olamaz da. Bu gölgenin arş gölgesi veya başka bir şey olması önemli değil, önemli olan bildiğimiz düzenin değişmiş, kıstasların altüst olmuş, arz u semânın başkalaşmış olmasıdır.

Bu müthiş günde, kimsenin kimseye destek olamayacağı, himaye ve iltimasların hiçbir işe yaramayacağı muhakkak. Seslerin kesildiği, canların gelip gırtlaklara dayandığı, başların dönüp bakışların bulandığı o gün, kim kimi koruyabilir ki?

Evet, işte böyle bir günde tek sığınak vardır; o da Allah’ın himâyesinin gölgesidir ve bu gölgeden yararlanacak olanlar da:

- Dünyada sorumluluğunun şuurunda olan ve uhdesine aldığı emânetlere riâyetle hak, adalet ve istikâmeti temsil eden lider ve devlet reisi.

- Nefsânîliğin en azgın olduğu dönemlerde, bedenî ve cismanî arzularına rağmen, kendini Hakk’a kulluğa adamış delikanlı.

- Kulluk arzusu ve neşvesi, cismânî isteklerinin önünde ve kalbi sürekli mescitlerde atan ibâdet eri.

- Birbirlerini Allah için seven, bir araya geldiklerinde Allah için bir araya gelen, ayrılırken de Allah için ayrılan, Hak rızasını, Hak sevgisini mihrâb edinmiş muhabbet fedâileri.

- Hayatını hep “mehâfetullah” ve “mehâbetullah” kuşağında sürdürebilen, iffet ve ismetini muhafazada fevkalâde hassas, şehevânî isteklerine karşı alabildiğine kararlı ve nefsin fena tekliflerini, “Ben Allah’tan korkarım” düşünce ve çığlıklarıyla savabilen babayiğit.

- Allah’a karşı sadâkat ve vefâsının remzi olarak, dişinden, tırnağından artırıp, Hak rızâsı için infak ettiği malını, kıskançlığa varan bir ruh hâletiyle, Allah’tan başka kimsenin bilmesini arzu etmeyen, hem öyle etmeyen ki, sağına infak ettiğini solundakinden saklamaya çalışan ihlâs ve civanmertlik kahramânı.

- Yalnızlık anlarını tefekkür ve murâkabe ile buudlaştıran, yer yer gönlünde bestelediği duygularını gözyaşlarıyla seslendiren, her zaman irâde gücünü Allah’tan alan ve bu bir dalgakıran mahiyetindeki o müthiş irâdesiyle günah ve isyan arzularını kırıp darmadağınık eden his ve gönül erleridir.

Evet, başka hadîslerde de ifade edildiği gibi, adâletle hükmeden hâkimin ötede nurdan minberler üzerine kurulup Hakk’ın ard arda gelen iltifatlarını yudumlaması; (Müslim, İmare, 18; Nesâi, Kudat, 1; Müsned, 2/159) gençliğinde, gençliğini aşmış delikanlının Hakk’ın hoşnutluğu ile mükâfatlandırılması; hayatını mescid-ev-iş yeri arasında bir dantela gibi örmeye muvaffak olmuş ibâdet erinin ilâhî himayeye alınması; kâinata "mehd-i uhuvvet” nazarıyla bakıp ömürlerini, Allah için severek, sevilerek geçirenlerin mahşerde İlâhî muhabbetle mükâfatlandırılmaları; dünya hayatını mehâbet ve mehâfet atkıları üzerinde örgüleyen gönül insanının ötede korktuğundan emin bulunması; sadakasını, sadâkat nişanesi ölçüsünde te’diye eden vefâ erinin, o en vefâlıdan tasavvurlar üstü mukâbeleye mazhar olması, nihayet, zâhiri mânâlı, bâtını derin, âlemin kendisini bildiği yanlarıyla onlara en mükemmel örnek, dostla halvetinde de gözyaşlarıyla ona içini dökebilen o duygu ve gönül insanının, bütün bâdireleri aşıp umduklarına nâil olması gibi, uhrevî ödüllendirmeleri ifâde etmenin yanında aynı zamanda, ideal bir toplumun kesiti sayılan böyle bir tablo ile mükemmel bir millet olmanın çerçevesi verilmekte ve insanları ona taşıyacak esaslar gösterilmektedir.

Artık böyle ciltlerle anlatılabilecek derin bir muhtevânın birkaç satıra sıkıştırılarak, âdeta deryânın damla ile ifadelendirildiğini tekrar etmemize gerek olmadığını düşünüyoruz.

Özetle:

- Allah Teala, kullarının sadece kendi rızasına yönelik amellerinden hoşnut olur ve onları, kimseden yardım görme imkanının bulunmadığı yerde himayesine alır.

- Hads-i şerifte sayılan yedi sınıf insanın vasıfları ve yaptıkları, örnek alınacak üstün nitelikli işlerdir.

- Her güzel ve makbul işin temelinde, sevdiğini Allah için sevmek gibi bir üstün meziyet bulunmaktadır.

- Gönülleri Allah sevgisi, Allah için sevme, Allah için buğzetme duygusuyla diri tutmak lazımdır. (bk. Riyazü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, Peygamberimizden Hayat Ölçüleri, Erkam Yay., Hadis No: 377, 450 ve 660.)


Soru: Bir hadis-i şerifte hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde arşın altında gölgelenecek yedi zümreden bahsediliyor. Bunların ortak özellikleri nelerdir?

Cevap: İnsanın kullukta seviye kazanmasını ve yaratılışıyla hedeflenen zirvelere ulaşmasını sağlayan en önemli iki şey, bir taraftan, ne kadar zor gelirse gelsin ibadet u taatlerini ifa etmesi, diğer yandan da yine ne kadar zor gelirse gelsin günah ve haramlardan uzak durmasıdır. Zira bir ameli ifa etmek ne kadar zorsa, insanın elde edeceği sevap ve mükâfat da o kadar fazla olacaktır. Aynı şekilde bir insan, uzak durulması çok zor olan günahlardan sakındığı takdirde, kulluğun zirvelerine ulaşması mümkün olacaktır. Mezkur hadiste ortak bir özellik olarak dikkat çeken husus, insanın sahip olduğu bir kısım fıtrî özellikler ve içinde bulunduğu şartlar itibarıyla yerine getirmesi çok zor olan amellerin, bu yedi zümre tarafından ifa edilmesidir.

Söz konusu hadis şu şekildedir: “Cenâb-ı Hak, başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde şu yedi grup insanı arşının gölgesinde gölgelendirecektir: Adaletli idareci, Rabbine ibadet neşvesiyle yetişen genç, kalbi mescitlere bağlı adam, birbirini Allah için sevip bir araya gelmeleri de ayrılmaları da Allah için olan iki insan, güzel ve asil bir kadının gayrimeşru isteğini ‘Ben Allah’tan korkarım.’ diyerek reddeden adam, Allah yolunda yaptığı infakı, sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek ölçüde gizli yapan kimse ve tek başınayken Allah’ı zikredip gözleri yaşlarla dolan kimse.” (Buharî, ezan 36; Müslim zekât 91)

Şimdi hadis-i şerifte zikredilen bu zümrelere sırasıyla yakından bakalım:

1- Adaletli İdareci

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) arşın gölgesinde gölgelenecek kimselerin başında adaletli idareciyi saymıştır. Küçük bir kasabanın yönetiminden sorumlu olan bir kaymakamdan devletin yönetiminden sorumlu bir devlet başkanına kadar bütün idareci ve yöneticileri bu kapsamda düşünebiliriz. İşte böyle bir konumda bulunan, kılı kırk yararcasına adaleti tesis etmeye çalışan ve tek bir arpa tanesi kadar dahi olsa zulüm ve haksızlık irtikâp etmeme adına çok hassas davranan idareci hadisin müjdesine nail olacaktır.

Yönetimin herhangi bir basamağında yer almayan sıradan insanların adil olması belli ölçüde kolaydır. Fakat sorumluluk ve mesuliyetler arttıkça adaleti gözetmek ve istikameti korumak da zorlaşacaktır. Mesela bir köyde muhtarlık yapan bir kişinin sıradan bir insana göre adil olması daha zor olacağı gibi bir Yavuz veya Kanunî’nin konumunda bulunan ve koca bir devletten sorumlu olan bir insanın adaletli olması çok daha zor olacaktır. Çünkü böyle bir konumu ihraz eden kimseler büyük bir güç ve kuvvete sahiptirler. Onların yanında sürekli “hünkârım” deyip el pençe divan duran insanlar vardır. Ayrıca bir söz söylediklerinde iyi veya kötü olduğuna bakmaksızın alkış tufanı koparacak yığınlar da onların gözünün içine bakmaktadırlar.

İşte böyle bir konumda bulunan bir insanın güç zehirlenmesi yaşamaması, takdir ve alkışların cazibesine kapılmaması, elinde tuttuğu geniş imkânları suiistimal etmemesi; bütün bu saptırıcı ve yoldan çıkarıcı faktörlere rağmen adalet ve hakkaniyetten ayrılmaması hakikaten çok zordur. İşte bu zoru başarmış, kendisine ait olmayan bir arpa danesini dahi zimmetine geçirmeyen ve kendisine emanet edilen bütün imkânları, güç ve kuvveti sadece milletine hizmet etme istikametinde kullanan bir insan öbür tarafa gittiği zaman Allah’ın ekstradan sürprizleriyle karşılaşacaktır. Farklı bir ifadeyle insanın makam ve mansıbı yükseldikçe istikametini koruması da zorlaşacak; bu zoru başarma da onu dikey olarak insanî kemalâta yükseltecektir.

2- İbadet Aşığı Genç

Kur’ân’ın, وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالإِنْسَ إِلاَّ لِيَعْبُدُونِ “Ben, insanları ve cinleri yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zâriyât sûresi, 51/56) âyet-i kerimesine göre insanların asıl yaratılış gayeleri, Allah’a kullukta bulunmaktır. İbn Abbas’ın tefsiriyle Allah marifetine ulaşmaktır. Dolayısıyla dünya imtihanını kazanmanın yolu Allah’ı bilme, tanıma, sevme ve O’na hakkıyla kullukta bulunmaktan geçer. Hiç şüphesiz nefis ve şeytan gibi insanı yoldan çıkarabilecek bir kısım faktörler göz önüne alınacak olursa böyle bir imtihanı kazanmanın bir kısım zorluklarının olduğu anlaşılacaktır.

Allah’a hakkıyla kul olabilmenin herkes için bir kısım zorlukları bulunsa da heves ve arzuların dört bir yandan insanı kuşattığı gençlik döneminde arızasız ve kusursuz bir ibadet hayatının yaşanması gerçekten çok zordur. İşte bu sebepledir ki Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), adaletli idareciden sonra arşın gölgesinde gölgelenecek ikinci zümrenin kendini ibadete vermiş, kulluk yolunda büyümüş, boy atmış ve kemale ermiş gençlerden oluştuğunu ifade buyurmuştur. Bir gencin, nefsinin heva ve heveslerine başkaldırması ve onların dayatmalarına “hayır” diyebilmesi çok zor olduğu için, bu zoru başaran ve heva yerine hüdaya uyan gençler hadis-i şerifte methedilmiştir. Demek ki bir gencin göz, kulak ve dil gibi organlarının haram istikametindeki arzu ve taleplerine “hayır” diyebilmesi, onu, kemâlât-ı insaniyenin zirvesine yükseltecektir.

3- Kalbi Mescitlere Bağlı Kimse

Hadiste üçüncü zümre olarak kalbi mescitlere bağlı olan kimseler zikredilmiştir. Öyle birini düşünün ki mescide gelip namazını kılıyor fakat mescitten çıkarken gönlü orada kalıyor. Dört gözle bir sonraki namaz vaktini beklemeye koyuluyor. Dünyanın cazibedar güzellikleri, maişet derdi, mal kazanma hırsı, hayatın lezzetlerinden kâm alma düşüncesi onun gönlünde yer bulamıyor. Bilâkis o, Rabbine kullukta bulunduğu mescitten ayrılıp dışarı çıktığı anda âdeta karbondioksite boğuluyor. Dolayısıyla da yeniden oksijen soluklama adına mescide dönmenin yolunu gözlemeye başlıyor. Mesela o, öğleyi kılıp çıktığında, “Hele bir ikindi ezanı okunsa da camiye koşsam; müezzinin ‘Allahu Ekber’ nidasını bir kere daha vicdanımda duysam.” demeye başlıyor.

Bunu Efendimiz’in şu hadisiyle de irtibatlandırabilirsiniz: مَنْ أَتَى فِرَاشَهُ وَهُوَ يَنْوِي أَنْ يَقُومَ يُصَلِّي مِنَ اللَّيْلِ فَغَلَبَتْهُ عَيْنَاهُ حَتَّى أَصْبَحَ كُتِبَ لَهُ مَا نَوَى وَكَانَ نَوْمُهُ صَدَقَةً عَلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ عَزَّ وَجَلَّ “Gece ibadete niyet ettikten sonra sabaha kadar uyuyup kalana, niyeti sebebiyle gece ibadet etmiş gibi sevap yazılır. Onun uykusu da Allah tarafından kendisi için sadaka kabul edilir.” (Nesai, kıyâmu’l-leyl 63; İbn Mâce, ikâmetü’s-salâ 177) Bu hadislerinde Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), kalbi gece ibadetine bağlı olan bir insanın sırf bu niyetinden dolayı bile âdeta soluklarının tespih olacağını ifade buyuruyor.

Hiç şüphesiz bir insanın bu ölçüde mescitlere ve ibadete bağlanması, herkesin nail olamayacağı bir haldir. Dolayısıyla buna güç yetirebilenler de dikey olarak Allah’a yükseleceklerdir.

4- Allah İçin Birbirlerini Sevenler

Efendimiz’in hadiste ifade buyurduğu dördüncü zümre ise birbirini Allah için seven, bir araya gelmelerini ve ayrılmalarını O’nun rızasına bağlayan insanlardır. Esasında “Allah için sevme ve Allah için buğz etme” dinde önemli bir esastır. Fakat bu hiç de kolay değildir. Bir kişinin kendi çıkarlarını, zevklerini, isteklerini bir kenara bırakarak, başka bir insanı sırf dininden, diyanetinden, imanından, Allah’a yakın olmasından, dini ve milleti adına faydalı hizmetler yapmasından ötürü sevmesi ve ona alaka göstermesi hakikaten zordur.

Esasında bizim başta Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) olmak üzere, O’nun Raşit Halifelerine ve diğer sahabe-i kirama karşı derince bir muhabbet beslememizin, onların yanında yer almak istememizin sebebi de Allah rızası değil midir? Daha açık bir ifadeyle bize sundukları ilâhî mesajdan, Allah’a yakınlıklarından, İslâm’ın güzelliklerini şahıslarında kusursuzca temsil ettiklerinden ve dinleri uğruna ciddi kahramanlıklar ortaya koyduklarından ötürü onları sevmiyor muyuz? Onların dinlerini yaşama ve temsil etme noktasındaki üstünlükleri ve güzellikleri, dünyadaki hiçbir kantarla tartılamaz. Hatta zannediyorum ahiretteki mizan bile onların faziletlerini tartamaz, kırılır.

Böyle bir sevginin yanında bir de dünyevî menfaatler için kurulan birliktelikler vardır. Bu tür insanların birbirine karşı alaka duymalarının sebebi, elde edecekleri çıkarlarıdır. Bu çıkarları uğruna bazı kişilerin yanından ayrılmazlar. Adeta bir “kuyruk” gibi sürekli onların yanında dolaşırlar. Yeri gelir, onun etrafında bir mabeyn-i hümayun oluştururlar. Yeri gelir, dalkavukluk yaparlar. Yeri gelir, onun hata ve kusurlarını örtebilme adına birbiriyle yarışa girerler. Arkasından gittikleri zatı seviyor gibi görünseler de onların asıl sevdikleri kendi menfaatleridir. Bu tür sevgi ve alakaların hiçbirisi Allah için değildir.

Birbirini Allah için seven, O’nun rızasını gözeterek ilişkilerini sürdüren insanlar birbirlerine dalkavukluk değil hayırhahlık yaparlar. Birbirlerinde gördükleri hata ve kusurları çok rahatlıkla söyleyebilirler. Sürekli birbirlerini istikamete çağırırlar. Onların birbirlerine kırılmaları ve gönül koymaları bile Allah içindir; arkadaşını bir zulümden veya yanlıştan alıkoymaya matuftur. İşte hiçbir dünyevî hesaba bağlı olmaksızın iki kişinin birbirini bu ölçüde sevebilmesi ve ilişkilerini de yine O’nun rızası istikametinde sürdürebilmesi, başka hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde onları arşın gölgesine çekecek çok değerli bir ameldir.

5- İffet Kahramanları

Beşinci olarak Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), cemali ve aynı zamanda nesebi, makamı veya malî imkânları itibarıyla insanların dikkatini çekecek durumdaki bir kadın tarafından bir kötülüğe çağrıldığında “Ben Allah’tan korkarım!” diyerek onun teklifini reddedebilen iffet sahibi kişinin de o gölgeden istifade edeceğini ifade buyurmuştur. Şüphesiz böyle bir durumda sabredip, arzu ve hevesleri dizginleyebilmek de çok zordur. Dolayısıyla bu zoru başarma da kişiyi dikey olarak arş-ı kemalat-ı insaniyeye çıkaracaktır.

Konuyla ilgili Hz. Ömer döneminde yaşanmış şöyle bir hâdise nakledilir: Mescidin müdavimlerinden olan ve namazlarını her zaman en ön safta kılan bir genç vardır. Onun sürekli geçtiği sokakta oturan bir kadın onu gözüne kestirir. Bir gün bir yolunu bulup onu içeriye çağırır. Genç içeriye girdiğinde olumsuz bir teklifle karşı karşıya kalır. Tam o esnada birdenbire diline şu âyet-i kerime geliverir: إِنَّ الَّذِينَ اتَّقَوْا إِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُوا فَإِذَا هُمْ مُبْصِرُونَ “Onlar ki takva dairesi içinde yaşarlar, kendilerine şeytandan bir tayf, vesvese geldiği zaman hemen Allah’ı hatırlar ve gözlerini hakka açarlar.” (A’raf sûresi, 7/201) Bunun üzerine kalbi dayanamaz ve oracıkta ruhunu Allah’a teslim eder.

Genç, bir başkasının evinde vefat ettiği için sahabe-i kiram Hz. Ömer’e haber vermeden götürüp hemen onu defnederler. Hz. Ömer gibi yüksek ferasetli bir insanın onun yokluğunu fark etmemesi mümkün değildir. Bu sebeple onu cemaat arasında göremeyince, “Falan nerede?” diye sorar. Sahabe de olup biteni anlatır. Bunun üzerine Hz. Ömer gencin mezarının başına gider ve وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ “Allah’ın huzuruna çıkacağından tir tir titreyen kimseye iki cennet vardır.” (Rahmân sûresi, 55/46) âyetini okur. Tam o sırada birdenbire mezardan yükselen şu sesle ortalık lerzeye gelir: “Rabbim bana onun iki katını verdi.” (İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 45/450; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 1/468)

6- İnfak Kahramanları

Hadiste zikredilen diğer zor bir mesele de sağ elin verdiğinin sol el, sol elin verdiğinin de sağ el tarafından bilinmeyecek ölçüde sadakaların gizlenmesidir. Esasen burada bir teşbih (benzetme) söz konusudur. Bu teşbihle hayr u hasenatın hiç kimseye duyurmadan yapılmasının önemine işaret edilmektedir. Zira buna dikkat edildiği takdirde bir taraftan riya ve süm’anın en küçüğünden bile uzak kalınmış, diğer yandan da sadaka verilen kimseler minnet altında bırakılmamış olacaktır. Ayrıca ihlas da zedelenmeyecektir.

Bilindiği üzere Osmanlı’da bu gibi hadislerin de işaretiyle sadaka taşları ortaya çıkmıştır. İnsanlar yapacağı yardım ve bağışları oraya götürüp bırakmışlar; ihtiyaç sahipleri de ihtiyacı ölçüsünde bunlardan istifade etmiştir. Böyle bir sistemin kurulabilmesi esasen toplumun ne ölçüde müstakim olduğunu; hırsızlık, gasp ve kapkaççılık gibi suçların o toplumda yer bulamadığını da göstermektedir.

Bunun zıddı ise muhtaçlara göstere göstere yardım etme, yaptığı yardımları bazen bir sözle bazen de bir gülümsemeyle de olsa başa kakmadır. Zira bu tür insanların maksadı, başkaları tarafından cömert ve yardımsever olarak bilinmek, takdir ve alkış toplamaktır. Kur’ân-ı Kerim, قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَا أَذًى وَاللَّهُ غَنِيٌّ حَلِيمٌ “Bir tatlı söz ve bir kusur bağışlama, peşinden incitme gelen sadakadan çok daha iyidir.” (Bakara sûresi, 2/263) şeklindeki ifadeleriyle bu tür kimseleri yermiştir.

7- Allah İçin Gözyaşı Döken Kimse

Hadiste son olarak tek başına kaldığı zamanlarda gözyaşlarıyla Allah’ı zikreden kimse zikredilmiştir. Gerçekten bir insanın, kimsenin olmadığı yerlerde, mesela gece karanlığında başını yere koyması, konumunu hatırlaması, Allah karşısındaki durumunu tefekkür etmesi, Allah’ın azametini ve kendi küçüklüğünü düşünmesi ve arkasından gözyaşlarıyla boşalması onu dikey olarak Allah’a yükseltecek amellerden bir diğeridir.

Buraya kadar zikredilen hususların bütünü, herkesin muvaffak olamadığı, sabır, tahammül, azim ve kararlılık isteyen zor şeylerdir. Dolayısıyla bu zorları başarabilenler Allah katında ekstradan lütuflara mazhar olacaklardır. Daha başka ameller de bunlara kıyas edilebilir. Allah yolunda yapılan bütün ibadet u taatler böyle temel bir esasa oturtarak değerlendirilebilir. Buna göre çok zor olan amelleri yapan veya uzak durulması çok zor olan haramlardan kaçınan bir insan gözün görmediği, kulağın duymadığı ve insan tahayyüllerini aşkın bir kısım mertebeleri ihraz edecektir.

Allah bütün mü’minlere, özellikle de dine hizmet edecek nesillere bu zorları başarabilme güç ve imkânı bahşetsin! İnşallah onlar, yapmaları gerekli olan zor işlere tahammül eder ve kötülükler karşısında da dişlerini sıkıp sabrederler. Böylece arşın gölgesi altında gölgelenme şerefine nail olur, Allah’ın ekstradan lütuflarıyla mesud olurlar.



Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet