<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Rashid-Tunca - ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler]]></title>
		<link>https://rashid-tunca.com/</link>
		<description><![CDATA[Rashid-Tunca - https://rashid-tunca.com]]></description>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2026 23:29:05 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofondan ne diyor]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=43792</link>
			<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 13:52:42 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=43792</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofondan ne diyor</span></span><br />
<br />
Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofon aracılığıyla cemaati hizaya getirmek ve safları düzenlemek için Arapça uyarılar yapar.<br />
<br />
 İmam genellikle cemaate dönmeden, hoparlörden "İstevû" (İstivâ), "İstekîmû" ve "İ'tedilû" der.<br />
<br />
Bu ifadelerin anlamları şunlardır:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İstevû (اسْتَوُوا):</span></span> Safları düzeltin, eşitleyin ve doğrultun.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İstekîmû (اسْتَقِيمُوا):</span></span> Dosdoğru olun, aradaki boşlukları kapatarak safı sağlamlaştırın.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İ'tedilû (اعْتَدِلُوا):</span></span> Düzgün ve dengeli durun.<br />
<br />
Ayrıca imam safların düzgün olduğundan emin olduktan sonra "Essalâtü Câmi'ah" (Topluca namaza durun / Namaz vaktidir) diyerek cemaati uyarabilir ve namaza tekbir alarak başlar<br />
<br />
Kâbe imamının namaza başlamadan önce yaptığı bu uyarıların sünnetteki yeri doğrudan Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bizzat uyguladığı ve ümmetine emrettiği çok güçlü bir sünnettir (Sünnet-i Müekkede). İslam hukukunda namazda safların düzgün, sıkı ve hizalı olması, cemaatle kılınan namazın sıhhati ve fazileti için temel şartlardan biri kabul edilir.<br />
<br />
Bu uygulamanın sünnetteki dayanakları, fıkhi boyutu ve anlamları şu şekildedir:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Hadis-i Şeriflerdeki Dayanakları</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) namaza durmadan önce cemaate döner, safları bizzat kontrol eder ve tıpkı Kâbe imamı gibi belirli kelimelerle uyarıda bulunurdu:Safları Sıkı Tutmak: Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Saflarınızı düzeltiniz, omuz omuza veriniz, boşlukları doldurunuz... Şeytanın aranıza girmesine izin vermeyiniz." (Ebû Dâvûd).Namazın Tamamlayıcısı Olması: Bir diğer hadiste, "Safları düzeltmek namazın tamamındandır (namazı güzelleştiren unsurlardandır)." (Buhârî, Müslim) buyrulmuştur.Kalplerin Ayrışmaması İçin: Efendimiz saflarda ileri-geri duranları uyarırken, "Saflarınızı düzgün tutun, ayrılık yapmayın; sonra kalpleriniz de birbirinden ayrılır." (Müslim) ikazını yapardı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. İmamın Söylediği Kelimelerin Anlamları</span></span><br />
<br />
Kâbe imamının mikrofondan zikrettiği kelimeler, Peygamberimizden nakledilen emirlerin Arapça asıllarıdır:<br />
<br />
İstevû (استووا): "Düzgün durun, hizaya gelin, eşitlenin" anlamına gelir. Safların dümdüz bir çizgi halinde olmasını emreder.<br />
<br />
İ'tedilû (اعتدلوا): "Dengeli olun, adaleti gözetin" demektir. Ne çok öne çıkın ne de çok arkada kalın, tam hizada durun mesajı taşır.<br />
<br />
İstekîmû (استقيموا): "Dosdoğru olun" anlamına gelir. Hem fiziki olarak dik ve doğru durmayı hem de kalben namaza yönelmeyi ifade eder.<br />
<br />
Terâssû (تراصوا): Kâbe'de sıkça duyulan bir diğer kelime olup "Sıkı durun, birbirinize kenetlenin, aradaki boşlukları kapatın" demektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Fıkhi Hükmü ve ÖnemiSünnetin İhyası: </span></span><br />
<br />
Büyük camilerde ve Kâbe gibi milyonların toplandığı alanlarda arkadaki cemaatin imamı görmesi imkansızdır. Bu nedenle imamın ses yükseltici (mikrofon/hoparlör) kullanarak bu uyarıları yapması, sünnetin amacına (safların düzeltilmesine) hizmet ettiği için fıkhen son derece isabetli ve gereklidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cemaatin Görevi: </span></span><br />
<br />
İmam bu uyarıları yaptığında cemaatin omuz ve topuk hizasına dikkat ederek ön ve yanındaki kişilerle boşlukları kapatması sünnete icabet etmenin bir gereğidir.<br />
<br />
Safların düzgünlüğü, Müslümanların namazdaki disiplinini, birlik ve beraberliğini simgelediği için ibadetin huşuuna doğrudan etki eder.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofondan ne diyor</span></span><br />
<br />
Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofon aracılığıyla cemaati hizaya getirmek ve safları düzenlemek için Arapça uyarılar yapar.<br />
<br />
 İmam genellikle cemaate dönmeden, hoparlörden "İstevû" (İstivâ), "İstekîmû" ve "İ'tedilû" der.<br />
<br />
Bu ifadelerin anlamları şunlardır:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İstevû (اسْتَوُوا):</span></span> Safları düzeltin, eşitleyin ve doğrultun.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İstekîmû (اسْتَقِيمُوا):</span></span> Dosdoğru olun, aradaki boşlukları kapatarak safı sağlamlaştırın.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İ'tedilû (اعْتَدِلُوا):</span></span> Düzgün ve dengeli durun.<br />
<br />
Ayrıca imam safların düzgün olduğundan emin olduktan sonra "Essalâtü Câmi'ah" (Topluca namaza durun / Namaz vaktidir) diyerek cemaati uyarabilir ve namaza tekbir alarak başlar<br />
<br />
Kâbe imamının namaza başlamadan önce yaptığı bu uyarıların sünnetteki yeri doğrudan Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bizzat uyguladığı ve ümmetine emrettiği çok güçlü bir sünnettir (Sünnet-i Müekkede). İslam hukukunda namazda safların düzgün, sıkı ve hizalı olması, cemaatle kılınan namazın sıhhati ve fazileti için temel şartlardan biri kabul edilir.<br />
<br />
Bu uygulamanın sünnetteki dayanakları, fıkhi boyutu ve anlamları şu şekildedir:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Hadis-i Şeriflerdeki Dayanakları</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) namaza durmadan önce cemaate döner, safları bizzat kontrol eder ve tıpkı Kâbe imamı gibi belirli kelimelerle uyarıda bulunurdu:Safları Sıkı Tutmak: Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Saflarınızı düzeltiniz, omuz omuza veriniz, boşlukları doldurunuz... Şeytanın aranıza girmesine izin vermeyiniz." (Ebû Dâvûd).Namazın Tamamlayıcısı Olması: Bir diğer hadiste, "Safları düzeltmek namazın tamamındandır (namazı güzelleştiren unsurlardandır)." (Buhârî, Müslim) buyrulmuştur.Kalplerin Ayrışmaması İçin: Efendimiz saflarda ileri-geri duranları uyarırken, "Saflarınızı düzgün tutun, ayrılık yapmayın; sonra kalpleriniz de birbirinden ayrılır." (Müslim) ikazını yapardı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. İmamın Söylediği Kelimelerin Anlamları</span></span><br />
<br />
Kâbe imamının mikrofondan zikrettiği kelimeler, Peygamberimizden nakledilen emirlerin Arapça asıllarıdır:<br />
<br />
İstevû (استووا): "Düzgün durun, hizaya gelin, eşitlenin" anlamına gelir. Safların dümdüz bir çizgi halinde olmasını emreder.<br />
<br />
İ'tedilû (اعتدلوا): "Dengeli olun, adaleti gözetin" demektir. Ne çok öne çıkın ne de çok arkada kalın, tam hizada durun mesajı taşır.<br />
<br />
İstekîmû (استقيموا): "Dosdoğru olun" anlamına gelir. Hem fiziki olarak dik ve doğru durmayı hem de kalben namaza yönelmeyi ifade eder.<br />
<br />
Terâssû (تراصوا): Kâbe'de sıkça duyulan bir diğer kelime olup "Sıkı durun, birbirinize kenetlenin, aradaki boşlukları kapatın" demektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Fıkhi Hükmü ve ÖnemiSünnetin İhyası: </span></span><br />
<br />
Büyük camilerde ve Kâbe gibi milyonların toplandığı alanlarda arkadaki cemaatin imamı görmesi imkansızdır. Bu nedenle imamın ses yükseltici (mikrofon/hoparlör) kullanarak bu uyarıları yapması, sünnetin amacına (safların düzeltilmesine) hizmet ettiği için fıkhen son derece isabetli ve gereklidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cemaatin Görevi: </span></span><br />
<br />
İmam bu uyarıları yaptığında cemaatin omuz ve topuk hizasına dikkat ederek ön ve yanındaki kişilerle boşlukları kapatması sünnete icabet etmenin bir gereğidir.<br />
<br />
Safların düzgünlüğü, Müslümanların namazdaki disiplinini, birlik ve beraberliğini simgelediği için ibadetin huşuuna doğrudan etki eder.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kurbanla Alakalı Her Müslümanın Bilmesi Gereken Bilgiler Nelerdir?]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=43529</link>
			<pubDate>Fri, 29 May 2026 18:11:32 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=43529</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kurbanla Alakalı Her Müslümanın Bilmesi Gereken Bilgiler Nelerdir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurban:</span> Muayyen bir vakitte, muayyen bir hayvanı ibâdet maksadıyla usûlüne uygun olarak kesme.<br />
Sözlükte yaklaşmak anlamına gelen kurban, Allah'a yaklaşmayı Allah yolunda malların feda edilebileceğini, Allah'a teslimiyeti ve şükrü ifade eder. hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır.<br />
Kurban kesmenin meşrûiyeti Kitap, Sünnet ve icmâ-ı ümmet ile sabittir. Allah Teâlâ'nın Kur'ân-ı Kerîm'de; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Rabbin için namaz kıl ve kurban kes."</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kevser, 108/2),</span> Hz. Peygamber s.a.s)'in de<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> "İmkânı olup da kurban kesmeyen bizim namazgâhımıza yaklaşmasın." </span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(İbn Mâce, Edâhı, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 321)</span> şeklindeki ifadeleri konunun önemini ortaya koymaktadır. Bu ve benzeri nasslardan hareket eden Hanefi fukahâsı kurban kesmenin vâcip olduğu görüşündedirler<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Serahsî, el-Mebsût, Kahire 1324-31, XII, 8; Kâsânî, Bedâyîu's-Sanâyi', Kahire, 1327-28/1910, V, 61, 62; el-Fetâva'l Hindiyye, Bulak 1310, V, 291).</span><br />
Kurban Allah'a yaklaşmak maksadıyla ve yalnız onun rızasını kazanmak için kesilir. Allah'tan başkası adına hayvan kesmek haramdır ve bu yola tevessül edenleri Hz. Peygamber (s.a.s) "Allah'tan başkası nâmına hayvan kesene Allah lânet etsin " <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Müslim, Edâhî, 43-45; Nesâî, Dahâyâ, 34; Ahmed b. Hanbel, a.g.e., I, 108, 118, 152, 217, 309, 317)</span> şeklindeki ifâdeleriyle uyarmıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kurban Kesmenin Vacip Olmasının Şartları</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurban kesecek kimsenin: </span>Müslüman, hür ve yolculuk halinde bulunmayıp mukîm olması, nisab miktarı mala sahip olması <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Serahsî, a.g.e., XII, 8; Kâsânî, a.g.e., V, 63; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 292)</span> gerekir. Akıllı ve bülûğa ermiş olma şartı konusunda ihtilâf vardır. İmam Azam ve İmam Ebû Yûsuf'a göre kurban kesmekle mükellef olmak için akıllı ve bülûğa ermiş olmak şartı yoktur. Zengin olan çocuk veya delinin malından velîsi kurban keser. İmam Muhammed'e göre ise akıl ve bülûğa ermek şarttır. Fetva bu görüşe göredir<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 293).</span><br />
Kâfire kurban kesme vacib olmamakla birlikte eyyâm-ı nahr (Kurban kesme günleri) da Müslüman olana veya bülûğa ermiş olana kurban vacibtir ve kurban kesmesi gerekir (Kâsânı, a.g.e., V, 63; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 293).<br />
Seferî olanlar kurban kesmekten muaftır. Bundan dolayı seferîliği gerektirecek yoldan gelen hacılara kurban vücûbiyeti yoktur. Ancak mukîm olan Mekkeliler için bu vücûbiyet düşmez. Eyyâm-ı nahr'da yolculuğa çıkan kişi, vakit çıkmadan mukîm olursa kurbanla mükelleftir. Eyyâm-ı nahr'ın ilk günlerinde mukîm olduğu halde kurban kesmeyen ve son gün sefere çıkan kişiden vücûbiyet düşer (Kâsânî, a.g.e., V, 63-64; el-Fetâva'l Hindiyye, V, 293).<br />
Kurban kesmede nisab, sadaka-i fitırla* mükellef olmaktır. Bu durumdaki Müslümana kurban kesmek vaciptir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kâsânî, V, 64).</span><br />
Nisabı eksilten borç, eyyâm-ı nahrda kurbanlığın kaybolması kurbanın vücûbiyetini düşürmez. Kişi vaktin başlangıcında fakir, sonunda zenginleşirse kurban kesmesi gerekir. Kurban kesmekle mükellef olan aldığı kurbanlığı kaybeder ve mal varlığı nisabın altına düşerse eyyâm-ı nahr'da fakir olduğundan yeni bir kurban almaya gerek yoktur. Zengin olduğu halde yerine yenisini alıp keser ve diğerini de bulursa bunu kesmesi gerekmez (Kâsânı, V, 62-64).<br />
Kurbanlık Hayvanlar ve Bu Hayvanlarda Aranan Şartlar<br />
Kurban edilecek hayvanlar, koyun, keçi, sığır, manda ve devedir. Vahşi hayvanlardan kurban etmek caiz değildir. Çiftleşen hayvanlardan doğan yavrunun annesi ehlî ise erkeği vahşî'de olsa bu yavrudan kurban etmek câizdir. Çünkü hayvanlarda yavru anneye tâbidir. Koyun ve keçinin bir yıllığı kurban edilir. Ancak altı ayını doldurmuş olan kuzu annesinden ayırdedilemeyecek kadar gösterişli ve semiz ise kurban edilebilir. Oğlak için bu durum geçerli değildir. Sığır ve mandanın iki, devenin ise beş yaşında olanı kurban edilir<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Serahsî, a.g.e., XII, 9-10; Kâsânî, a.g.e., V, 69-71; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 297)</span>. Koyun ve keçi bir kişi adına kurban edilebilir. Sığır ve deveye ise birden yediye kadar kişiler ortak olabilir. Ancak ortaklardan her biri Müslüman olmalı ve kurban niyetiyle ortaklığa girmiş bulunmalıdırlar. Et yeme maksadıyla ortaklık kurulursa veya birisi et yeme maksadıyla ortaklıkta bulunursa hiç birisinin kurbanı yerine gelmiş olmaz. Sığır veya deveyi kurban etmek üzere ortaklık kuranlardan her birinin vacip olan kurban niyyetleri şart değildir. Ortaklardan bazısı vacip olan kurban, bazıları nafile, bazıları keffâret kurbanı, ceza kurbanı, Hacc-ı temettü veya Hacc-ı kıran kurbanı, akîka kurbanı gibi değişik niyetlerle oraklıkta bulunabilirler. Kurban kesildikten sonra et, tartı ile eşit şekilde paylaşılmalıdır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kâsânî, a.g.e., V, 71-72; Damad, Mecmau'l-Enhur, İstanbul 1328, II, 521).</span><br />
Yaradılıştan boynuzsuz, burma, yenini yiyebilen delirmiş hayvan, çok zayıflamamış olan uyuz hayvan, yaradılıştan kulakları küçük olan hayvan, dişlerinin azısı düşmüş veya dişleri olmadığı halde yemini yiyebilen ve otlayabilen hayvanlardan kurban etmek câizdir.<br />
Bir veya iki gözü kör, kemiğinde ilik kalmayacak kadar zayıflamış, kesileceği yere gidemeyecek derecede topal, kulak veya kuyruğunun yarıdan fazlası kesilmiş veya kopmuş, boynuzunun çoğu kırılmış, memesi kesilmiş, yavrusunu emziremeyen, memesi kurumuş veya memelerinden birisi sütten kesilmiş olan koyun-keçi ile, ikisi sütten kesilmiş sığır-deve, dört ayağından biri kesilmiş olan hayvan, burnu kesilmiş, pislik yiyen hayvanlar etindeki pislik temizleninceye kadar tutulmamış ise kurban olmazlar. Bu konuda ulemadan bazıları şöyle bir genel kaide koymuşlardır:<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> "Hayvandan tam olarak, güzelce istifadeye mani olan her kusur kurbana manidir."</span> Kusur bu durumda değilse kurbana mani değildir. Kurbana mani olan bu kusurlar zengin içindir. Zengin, kurban edeceği hayvanı bu kusurlardan biri bulunduğu halde satın alırsa veya satın aldıktan sonra bu kusurlardan birisi meydana gelirse bu hayvanlar kurban edilemez. Fakir için ise her hâlükârda kesmek câizdir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Serahsî, a.g.e., XII, 15-18; Kâsânî, a.g.e., V, 75-77; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 297-299; Damad, a.g.e., II, 519-520).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kurbanın Vakti</span></span><br />
Kurban, eyyâm-ı nahr (Kurban kesme günleri) denilen Zilhicce ayının onuncu, on birinci ve on ikinci günleri kesilir. Onuncu gün kesmek daha faziletlidir. Zilhiccenin onuncu günü ikinci fecir doğmadan önce kurban kesmek câiz değildir. İkinci fecirden sonra Zilhiccenin on ikinci günü güneş batıncaya kadar geçen zaman içinde gece ve gündüz kurban kesilebilir. Ancak geceleri kesmek mekruhtur. Bayram namazı kılınan yerlerde, imam bayram namazında iken veya teşehhüd miktarı oturmadan önce kurban kesilmesi caiz değildir, Selâm verdikten sonra ise kurban kesilebilir. Bayram namazı kılınmayan yerlerde ikinci fecrin doğumundan sonra kurban kesilebilir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Serahsî, a.g.e., XII, 9; Kâsânî, a.g.e., V, 73-75; el-Fetâva'l Hindiyye, V, 295-296; Damad, a.g.e., II, 518).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kurban Nasıl Kesilir?</span></span><br />
Kurban kesmek için bıçak önceden bilenip hazırlanır ve hayvanın göremeyeceği bir yere konulur. Sonra hayvan ayakları ve yüzü kıbleye gelecek şekilde sol tarafına yatırılır. Hayvanın sağ arka ayağı serbest kalmak şartıyla diğer ayakları bağlanır. Bundan sonra tekbir ve tehlîl getirilir. Arkasından <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Bismillâhi Allâhü ekber" </span>denilerek, hayvanın boynuna bıçak vurulur. Nefes ve yemek boruları ile şahdamarı denilen iki ana damarı kesilir. Hayvan soğumaya bırakılır, kanının akması beklenir ve sonra derisi yüzülür. Hayvanı elinden gelirse, kurban sahibinin kendisinin kesmesi menduptur. Kendisi kesemezse, bir Müslümana kestirir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[Mehmed Mevkufâtî, Mevkûfât, (Sadeleştiren: Ahmed Davudoğlu), İstanbul 1980, II, 331-332].</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kurbanlıktan Faydalanmak</span></span><br />
Kurbanlıktan tüylerinin kırpılması ve sütünün sağılması suretiyle faydalanmak mekruhtur. Eğer kırpılmış ise tüyü ve sütlü ise sütü sağılıp tasadduk edilir. Hatta karışmasın diye alâmet olmak üzere alman tüyleri bile tasadduk etmek gerekir. Eğer kullanılmış ise parası tasadduk edilir<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Serahsı, a.g.e., XII, 14, 15; Kâsânî, a.g.e., V, 78; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 301).</span> Kurban kesildikten sonra derisi satılmış ise parası tasadduk edilir. Ancak deriden mest, seccade vb. şekilde istifâde edebileceği gibi eve demirbaş eşya almak üzere satmakta da bir sakınca yoktur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Serahsı, a.g.e., XII, 14).</span><br />
Kurbanın eti konusunda en faziletli tutum üçte birini tasadduk, üçte birini dostlara ikram, üçte birini de evde alıkoymaktır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kâsânî, a.g.e., V, 81; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 300).</span><br />
Kurbanlık yapmak üzere satın alınan bir hayvan satılıp yerine başka bir hayvan almak câizdir. Eğer paradan arta kalan olursa tasadduk edilir<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Serahsî, a.g.e., XII, 13).</span><br />
Kurbanlığa binmek, onunla yük taşımak veya herhangi bir iş için ondan istifade etmek mekruhtur. Eğer hayvan kullanılır ve değeri noksanlaşırsa eksilen kıymeti tasadduk etmek gerekir. Kiraya verilmiş ise kiradan elde edilen para da tasadduk edilir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kâsânî, a.g.e, V, 79).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurbanın eti, yağı, başı, tüyü, sütü vb.lerinin satışı câiz değildir. </span>Eğer satılmış ise tasadduk etmek gerekir<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Kâsanî, a.g.e, V, 81; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 301).</span><br />
Kurbanlık olan hayvan boğazlanmadan önce yavrularsa o da annesiyle beraber kesilir. Bu hüküm kendisine kurban vacip olmadığı halde kurbanlığı satın alıp kendine vacip kılan fakir hakkındadır. Çünkü kurban bizzat o hayvana taalluk etmiştir ki yavrusu da kendisine tabidir. Eğer bu yavru boğazlanmayıp satılırsa parasını tasadduk etmek gerekir. Şayet yavru eyyâm-ı nahr geçinceye kadar boğazlanmaz ve elde tutulursa tasadduk edilir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Serahsî, a.g.e, XII, 14).</span> Zengin, yavruyu eyyâm-ı nahr'dan önce veya sonra kesebileceği gibi eyyâm-ı nahr'da diri olarak tasadduk da edebilir. Eğer eyyâm-ı nahr'da satılmış olursa kıymeti tasadduk edilir. Yavru kesilmez ve satılmaz ise diri olarak tasadduk edilir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kâsânî, V, 78-79; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 301).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kurbanda Vekâlet</span></span><br />
Bir Müslüman kurbanını kendisi kesebileceği gibi bir Müslümana da kestirebilir. Ancak kendisinin kesmesi daha faziletlidir. Kurbanı kestirme konusundaki izin bizzat ifâde edilebileceği gibi, izne delâlet eden söz, fiil ve davranışlar da izin sayılır. Meselâ bir Müslüman kurbanlık satın alsa kurban bayramı günü hayvanı yatırıp ayaklarını bağlasa onun emri olmadan bir başkası gelip hayvanı boğazlasa bu kurban için yeterlidir. Başka bir hayvan kesmek gerekmez. İki Müslüman yanılarak birbirlerinin kurbanlarını kendi adlarına kesmiş olsalar vacibi yerine getirmiş olurlar ve kestiklerini değişmek suretiyle kendi hayvanlarını alırlar <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kâsânî, a.g.e, V, 67-68).</span> Eğer böyle bir durumu etler yenildikten sonra farkederlerse helâlleşirler. Aralarında anlaşmazlık çıkarsa birbirlerine kurbanlıkların değerini öderler. Eğer eyyâm-ı nahr geçmiş ise bu paralan tasadduk ederler<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (el-Fetâva'l Hindiyye, V, 302)</span>.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kurbanda Müstehap Olan Şeyler</span></span><br />
Eyyâm-ı nahr'dan önce kurbanlığı bağlamak. Hayvana kurbanlık nişanı takmak, işaretlendirmek. Kesilecek yere güzellikle, eziyet vermeden götürmek. Yemek borusu, nefes borusu ve iki şahdamarını kesmek ve keserken acele davranmak. Boğazlamayı enseden değil boğazdan yapmak. Kendi kurbanını kendisi kesmek, kesemiyorsa Müslümana kestirmek. Ehl-i kitab'tan birine kestirmek mekruhtur. Hayvanı kıbleye karşı kesmek. Hayvan kesilirken orada hazır bulunmak. Dua etmek ve besmeleden önce veya sonra:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Allahümme minke ve leke salatî nusukî ve mahyâye ve mematî lillahi Rabbil-Alemine lâ şerike lehu ve bizalike umirtu ve ene mine'l-müslimîn."</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Ey Rabbim bu senden ve yine sanadır. Namazım, kulluğum, kurbanım, ölümüm ve dirimim eşi benzeri olmayan âlemlerin Rabbi Allah içindir. Ben bununla emrolundum ve teslim olanlardanım."</span><br />
demek. Dua ile <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">besmeleyi</span> birbirinden ayırmak. Besmeleden önce veya sonra dua etmek, Besmele ile beraber dua etmek mekruhtur. Kurban olacak hayvanın imkan ölçüsünde en semizi, en büyüğü olması. Eyyâm-ı nahr'ın ilk günü gündüzleyin kesmek. Kurban bıçağının çok keskin olması. Hayvanı kesildikten sonra soğumaya ve canın iyice çekilmeye bırakılması, soğumadan ve can çekilmeden önce yüzmek mekruhtur. Kurban sahibinin kurban etinden yemesi. Çünkü bu Allah'ın bir ziyafetidir. Etinden başkalarına vermek <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kâsânî, a.g.e, V, 78-81).</span><br />
Kurban Bayramında kesilmek üzere satın alınmış olan hayvan kesilmez ve bayram günleri geçerse, hayvanın tasadduk edilmesi gerekir. Bu konuda zengin ve fakir aynı hükme tabidir. Zengin olan kişi ise kurbanlık alsın veya almasın kurban kesmediği takdirde kurbanın kıymetini tasadduk etmesi gerekir. Ertesi yıla bırakamaz <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Mevkufâtî, a.g.e., II, 329).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ölüye kurban keseceğini söyleyen bir kimse, kurbanını bayram günlerinde kesmesi ona vacib olur.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Saffet KÖSE</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kurbanla Alakalı Her Müslümanın Bilmesi Gereken Bilgiler Nelerdir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurban:</span> Muayyen bir vakitte, muayyen bir hayvanı ibâdet maksadıyla usûlüne uygun olarak kesme.<br />
Sözlükte yaklaşmak anlamına gelen kurban, Allah'a yaklaşmayı Allah yolunda malların feda edilebileceğini, Allah'a teslimiyeti ve şükrü ifade eder. hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır.<br />
Kurban kesmenin meşrûiyeti Kitap, Sünnet ve icmâ-ı ümmet ile sabittir. Allah Teâlâ'nın Kur'ân-ı Kerîm'de; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Rabbin için namaz kıl ve kurban kes."</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kevser, 108/2),</span> Hz. Peygamber s.a.s)'in de<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> "İmkânı olup da kurban kesmeyen bizim namazgâhımıza yaklaşmasın." </span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(İbn Mâce, Edâhı, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 321)</span> şeklindeki ifadeleri konunun önemini ortaya koymaktadır. Bu ve benzeri nasslardan hareket eden Hanefi fukahâsı kurban kesmenin vâcip olduğu görüşündedirler<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Serahsî, el-Mebsût, Kahire 1324-31, XII, 8; Kâsânî, Bedâyîu's-Sanâyi', Kahire, 1327-28/1910, V, 61, 62; el-Fetâva'l Hindiyye, Bulak 1310, V, 291).</span><br />
Kurban Allah'a yaklaşmak maksadıyla ve yalnız onun rızasını kazanmak için kesilir. Allah'tan başkası adına hayvan kesmek haramdır ve bu yola tevessül edenleri Hz. Peygamber (s.a.s) "Allah'tan başkası nâmına hayvan kesene Allah lânet etsin " <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Müslim, Edâhî, 43-45; Nesâî, Dahâyâ, 34; Ahmed b. Hanbel, a.g.e., I, 108, 118, 152, 217, 309, 317)</span> şeklindeki ifâdeleriyle uyarmıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kurban Kesmenin Vacip Olmasının Şartları</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurban kesecek kimsenin: </span>Müslüman, hür ve yolculuk halinde bulunmayıp mukîm olması, nisab miktarı mala sahip olması <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Serahsî, a.g.e., XII, 8; Kâsânî, a.g.e., V, 63; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 292)</span> gerekir. Akıllı ve bülûğa ermiş olma şartı konusunda ihtilâf vardır. İmam Azam ve İmam Ebû Yûsuf'a göre kurban kesmekle mükellef olmak için akıllı ve bülûğa ermiş olmak şartı yoktur. Zengin olan çocuk veya delinin malından velîsi kurban keser. İmam Muhammed'e göre ise akıl ve bülûğa ermek şarttır. Fetva bu görüşe göredir<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 293).</span><br />
Kâfire kurban kesme vacib olmamakla birlikte eyyâm-ı nahr (Kurban kesme günleri) da Müslüman olana veya bülûğa ermiş olana kurban vacibtir ve kurban kesmesi gerekir (Kâsânı, a.g.e., V, 63; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 293).<br />
Seferî olanlar kurban kesmekten muaftır. Bundan dolayı seferîliği gerektirecek yoldan gelen hacılara kurban vücûbiyeti yoktur. Ancak mukîm olan Mekkeliler için bu vücûbiyet düşmez. Eyyâm-ı nahr'da yolculuğa çıkan kişi, vakit çıkmadan mukîm olursa kurbanla mükelleftir. Eyyâm-ı nahr'ın ilk günlerinde mukîm olduğu halde kurban kesmeyen ve son gün sefere çıkan kişiden vücûbiyet düşer (Kâsânî, a.g.e., V, 63-64; el-Fetâva'l Hindiyye, V, 293).<br />
Kurban kesmede nisab, sadaka-i fitırla* mükellef olmaktır. Bu durumdaki Müslümana kurban kesmek vaciptir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kâsânî, V, 64).</span><br />
Nisabı eksilten borç, eyyâm-ı nahrda kurbanlığın kaybolması kurbanın vücûbiyetini düşürmez. Kişi vaktin başlangıcında fakir, sonunda zenginleşirse kurban kesmesi gerekir. Kurban kesmekle mükellef olan aldığı kurbanlığı kaybeder ve mal varlığı nisabın altına düşerse eyyâm-ı nahr'da fakir olduğundan yeni bir kurban almaya gerek yoktur. Zengin olduğu halde yerine yenisini alıp keser ve diğerini de bulursa bunu kesmesi gerekmez (Kâsânı, V, 62-64).<br />
Kurbanlık Hayvanlar ve Bu Hayvanlarda Aranan Şartlar<br />
Kurban edilecek hayvanlar, koyun, keçi, sığır, manda ve devedir. Vahşi hayvanlardan kurban etmek caiz değildir. Çiftleşen hayvanlardan doğan yavrunun annesi ehlî ise erkeği vahşî'de olsa bu yavrudan kurban etmek câizdir. Çünkü hayvanlarda yavru anneye tâbidir. Koyun ve keçinin bir yıllığı kurban edilir. Ancak altı ayını doldurmuş olan kuzu annesinden ayırdedilemeyecek kadar gösterişli ve semiz ise kurban edilebilir. Oğlak için bu durum geçerli değildir. Sığır ve mandanın iki, devenin ise beş yaşında olanı kurban edilir<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Serahsî, a.g.e., XII, 9-10; Kâsânî, a.g.e., V, 69-71; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 297)</span>. Koyun ve keçi bir kişi adına kurban edilebilir. Sığır ve deveye ise birden yediye kadar kişiler ortak olabilir. Ancak ortaklardan her biri Müslüman olmalı ve kurban niyetiyle ortaklığa girmiş bulunmalıdırlar. Et yeme maksadıyla ortaklık kurulursa veya birisi et yeme maksadıyla ortaklıkta bulunursa hiç birisinin kurbanı yerine gelmiş olmaz. Sığır veya deveyi kurban etmek üzere ortaklık kuranlardan her birinin vacip olan kurban niyyetleri şart değildir. Ortaklardan bazısı vacip olan kurban, bazıları nafile, bazıları keffâret kurbanı, ceza kurbanı, Hacc-ı temettü veya Hacc-ı kıran kurbanı, akîka kurbanı gibi değişik niyetlerle oraklıkta bulunabilirler. Kurban kesildikten sonra et, tartı ile eşit şekilde paylaşılmalıdır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kâsânî, a.g.e., V, 71-72; Damad, Mecmau'l-Enhur, İstanbul 1328, II, 521).</span><br />
Yaradılıştan boynuzsuz, burma, yenini yiyebilen delirmiş hayvan, çok zayıflamamış olan uyuz hayvan, yaradılıştan kulakları küçük olan hayvan, dişlerinin azısı düşmüş veya dişleri olmadığı halde yemini yiyebilen ve otlayabilen hayvanlardan kurban etmek câizdir.<br />
Bir veya iki gözü kör, kemiğinde ilik kalmayacak kadar zayıflamış, kesileceği yere gidemeyecek derecede topal, kulak veya kuyruğunun yarıdan fazlası kesilmiş veya kopmuş, boynuzunun çoğu kırılmış, memesi kesilmiş, yavrusunu emziremeyen, memesi kurumuş veya memelerinden birisi sütten kesilmiş olan koyun-keçi ile, ikisi sütten kesilmiş sığır-deve, dört ayağından biri kesilmiş olan hayvan, burnu kesilmiş, pislik yiyen hayvanlar etindeki pislik temizleninceye kadar tutulmamış ise kurban olmazlar. Bu konuda ulemadan bazıları şöyle bir genel kaide koymuşlardır:<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> "Hayvandan tam olarak, güzelce istifadeye mani olan her kusur kurbana manidir."</span> Kusur bu durumda değilse kurbana mani değildir. Kurbana mani olan bu kusurlar zengin içindir. Zengin, kurban edeceği hayvanı bu kusurlardan biri bulunduğu halde satın alırsa veya satın aldıktan sonra bu kusurlardan birisi meydana gelirse bu hayvanlar kurban edilemez. Fakir için ise her hâlükârda kesmek câizdir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Serahsî, a.g.e., XII, 15-18; Kâsânî, a.g.e., V, 75-77; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 297-299; Damad, a.g.e., II, 519-520).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kurbanın Vakti</span></span><br />
Kurban, eyyâm-ı nahr (Kurban kesme günleri) denilen Zilhicce ayının onuncu, on birinci ve on ikinci günleri kesilir. Onuncu gün kesmek daha faziletlidir. Zilhiccenin onuncu günü ikinci fecir doğmadan önce kurban kesmek câiz değildir. İkinci fecirden sonra Zilhiccenin on ikinci günü güneş batıncaya kadar geçen zaman içinde gece ve gündüz kurban kesilebilir. Ancak geceleri kesmek mekruhtur. Bayram namazı kılınan yerlerde, imam bayram namazında iken veya teşehhüd miktarı oturmadan önce kurban kesilmesi caiz değildir, Selâm verdikten sonra ise kurban kesilebilir. Bayram namazı kılınmayan yerlerde ikinci fecrin doğumundan sonra kurban kesilebilir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Serahsî, a.g.e., XII, 9; Kâsânî, a.g.e., V, 73-75; el-Fetâva'l Hindiyye, V, 295-296; Damad, a.g.e., II, 518).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kurban Nasıl Kesilir?</span></span><br />
Kurban kesmek için bıçak önceden bilenip hazırlanır ve hayvanın göremeyeceği bir yere konulur. Sonra hayvan ayakları ve yüzü kıbleye gelecek şekilde sol tarafına yatırılır. Hayvanın sağ arka ayağı serbest kalmak şartıyla diğer ayakları bağlanır. Bundan sonra tekbir ve tehlîl getirilir. Arkasından <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Bismillâhi Allâhü ekber" </span>denilerek, hayvanın boynuna bıçak vurulur. Nefes ve yemek boruları ile şahdamarı denilen iki ana damarı kesilir. Hayvan soğumaya bırakılır, kanının akması beklenir ve sonra derisi yüzülür. Hayvanı elinden gelirse, kurban sahibinin kendisinin kesmesi menduptur. Kendisi kesemezse, bir Müslümana kestirir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[Mehmed Mevkufâtî, Mevkûfât, (Sadeleştiren: Ahmed Davudoğlu), İstanbul 1980, II, 331-332].</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kurbanlıktan Faydalanmak</span></span><br />
Kurbanlıktan tüylerinin kırpılması ve sütünün sağılması suretiyle faydalanmak mekruhtur. Eğer kırpılmış ise tüyü ve sütlü ise sütü sağılıp tasadduk edilir. Hatta karışmasın diye alâmet olmak üzere alman tüyleri bile tasadduk etmek gerekir. Eğer kullanılmış ise parası tasadduk edilir<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Serahsı, a.g.e., XII, 14, 15; Kâsânî, a.g.e., V, 78; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 301).</span> Kurban kesildikten sonra derisi satılmış ise parası tasadduk edilir. Ancak deriden mest, seccade vb. şekilde istifâde edebileceği gibi eve demirbaş eşya almak üzere satmakta da bir sakınca yoktur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Serahsı, a.g.e., XII, 14).</span><br />
Kurbanın eti konusunda en faziletli tutum üçte birini tasadduk, üçte birini dostlara ikram, üçte birini de evde alıkoymaktır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kâsânî, a.g.e., V, 81; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 300).</span><br />
Kurbanlık yapmak üzere satın alınan bir hayvan satılıp yerine başka bir hayvan almak câizdir. Eğer paradan arta kalan olursa tasadduk edilir<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Serahsî, a.g.e., XII, 13).</span><br />
Kurbanlığa binmek, onunla yük taşımak veya herhangi bir iş için ondan istifade etmek mekruhtur. Eğer hayvan kullanılır ve değeri noksanlaşırsa eksilen kıymeti tasadduk etmek gerekir. Kiraya verilmiş ise kiradan elde edilen para da tasadduk edilir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kâsânî, a.g.e, V, 79).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurbanın eti, yağı, başı, tüyü, sütü vb.lerinin satışı câiz değildir. </span>Eğer satılmış ise tasadduk etmek gerekir<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Kâsanî, a.g.e, V, 81; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 301).</span><br />
Kurbanlık olan hayvan boğazlanmadan önce yavrularsa o da annesiyle beraber kesilir. Bu hüküm kendisine kurban vacip olmadığı halde kurbanlığı satın alıp kendine vacip kılan fakir hakkındadır. Çünkü kurban bizzat o hayvana taalluk etmiştir ki yavrusu da kendisine tabidir. Eğer bu yavru boğazlanmayıp satılırsa parasını tasadduk etmek gerekir. Şayet yavru eyyâm-ı nahr geçinceye kadar boğazlanmaz ve elde tutulursa tasadduk edilir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Serahsî, a.g.e, XII, 14).</span> Zengin, yavruyu eyyâm-ı nahr'dan önce veya sonra kesebileceği gibi eyyâm-ı nahr'da diri olarak tasadduk da edebilir. Eğer eyyâm-ı nahr'da satılmış olursa kıymeti tasadduk edilir. Yavru kesilmez ve satılmaz ise diri olarak tasadduk edilir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kâsânî, V, 78-79; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 301).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kurbanda Vekâlet</span></span><br />
Bir Müslüman kurbanını kendisi kesebileceği gibi bir Müslümana da kestirebilir. Ancak kendisinin kesmesi daha faziletlidir. Kurbanı kestirme konusundaki izin bizzat ifâde edilebileceği gibi, izne delâlet eden söz, fiil ve davranışlar da izin sayılır. Meselâ bir Müslüman kurbanlık satın alsa kurban bayramı günü hayvanı yatırıp ayaklarını bağlasa onun emri olmadan bir başkası gelip hayvanı boğazlasa bu kurban için yeterlidir. Başka bir hayvan kesmek gerekmez. İki Müslüman yanılarak birbirlerinin kurbanlarını kendi adlarına kesmiş olsalar vacibi yerine getirmiş olurlar ve kestiklerini değişmek suretiyle kendi hayvanlarını alırlar <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kâsânî, a.g.e, V, 67-68).</span> Eğer böyle bir durumu etler yenildikten sonra farkederlerse helâlleşirler. Aralarında anlaşmazlık çıkarsa birbirlerine kurbanlıkların değerini öderler. Eğer eyyâm-ı nahr geçmiş ise bu paralan tasadduk ederler<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (el-Fetâva'l Hindiyye, V, 302)</span>.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kurbanda Müstehap Olan Şeyler</span></span><br />
Eyyâm-ı nahr'dan önce kurbanlığı bağlamak. Hayvana kurbanlık nişanı takmak, işaretlendirmek. Kesilecek yere güzellikle, eziyet vermeden götürmek. Yemek borusu, nefes borusu ve iki şahdamarını kesmek ve keserken acele davranmak. Boğazlamayı enseden değil boğazdan yapmak. Kendi kurbanını kendisi kesmek, kesemiyorsa Müslümana kestirmek. Ehl-i kitab'tan birine kestirmek mekruhtur. Hayvanı kıbleye karşı kesmek. Hayvan kesilirken orada hazır bulunmak. Dua etmek ve besmeleden önce veya sonra:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Allahümme minke ve leke salatî nusukî ve mahyâye ve mematî lillahi Rabbil-Alemine lâ şerike lehu ve bizalike umirtu ve ene mine'l-müslimîn."</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Ey Rabbim bu senden ve yine sanadır. Namazım, kulluğum, kurbanım, ölümüm ve dirimim eşi benzeri olmayan âlemlerin Rabbi Allah içindir. Ben bununla emrolundum ve teslim olanlardanım."</span><br />
demek. Dua ile <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">besmeleyi</span> birbirinden ayırmak. Besmeleden önce veya sonra dua etmek, Besmele ile beraber dua etmek mekruhtur. Kurban olacak hayvanın imkan ölçüsünde en semizi, en büyüğü olması. Eyyâm-ı nahr'ın ilk günü gündüzleyin kesmek. Kurban bıçağının çok keskin olması. Hayvanı kesildikten sonra soğumaya ve canın iyice çekilmeye bırakılması, soğumadan ve can çekilmeden önce yüzmek mekruhtur. Kurban sahibinin kurban etinden yemesi. Çünkü bu Allah'ın bir ziyafetidir. Etinden başkalarına vermek <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kâsânî, a.g.e, V, 78-81).</span><br />
Kurban Bayramında kesilmek üzere satın alınmış olan hayvan kesilmez ve bayram günleri geçerse, hayvanın tasadduk edilmesi gerekir. Bu konuda zengin ve fakir aynı hükme tabidir. Zengin olan kişi ise kurbanlık alsın veya almasın kurban kesmediği takdirde kurbanın kıymetini tasadduk etmesi gerekir. Ertesi yıla bırakamaz <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Mevkufâtî, a.g.e., II, 329).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ölüye kurban keseceğini söyleyen bir kimse, kurbanını bayram günlerinde kesmesi ona vacib olur.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Saffet KÖSE</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Oruç ve Ramazanın Faziletleri]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=42617</link>
			<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 00:31:31 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=42617</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ramazan ve Orucun Faziletleri: İlahi Rahmetin Sonsuz İklimi</span></span><br />
<br />
Giriş: Mübarek Ayın Manevi İklimine Yolculuk<br />
<br />
İslam âlemi için her yıl heyecanla beklenen Ramazan ayı, rahmet, mağfiret ve bereket mevsimidir. Bu mübarek ay, Yüce Allah'ın kullarına sonsuz ikramlarını sunduğu, manevi atmosferin bütün müminleri kuşattığı müstesna bir zaman dilimidir. Oruç ibadeti ile taçlanan bu ay, Kur'an-ı Kerim'in indirilmeye başlandığı, içinde bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi'ni barındıran ilahi bir ziyafet sofrasıdır . Bu makalede, Ramazan ayının ve oruç ibadetinin faziletlerini, ayet ve hadisler ışığında derinlemesine inceleyeceğiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Ramazan Ayının Önemi ve Fazileti</span></span><br />
<br />
Kur'an Ayı Ramazan<br />
<br />
Ramazan ayını diğer aylardan ayıran en büyük özellik, Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'in bu ayda indirilmeye başlanmasıdır. Allah Teâlâ bu hakikati şöyle bildirir:<br />
<br />
    "Ramazan ayı, insanlara rehber olan, doğru yolu ve hak ile batılı ayırt etmenin apaçık delillerini içeren Kur'an'ın indirildiği aydır." (Bakara, 2:185) <br />
<br />
Bu ayet, Ramazan'ın kutsiyetinin temel dayanağını oluşturur. Kur'an'ın nüzulüne sahne olan bu ay, müminler için bir hidayet rehberi olma özelliği taşır.<br />
Rahmet, Mağfiret ve Kurtuluş Ayı<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Ramazan ayının faziletini şu hadis-i şerifle müjdelemiştir:<br />
<br />
    "Ramazan ayı geldiği zaman cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur." (Buhari, Savm, 5) <br />
<br />
Bu hadis, Ramazan ayının manevi atmosferini ne güzel özetlemektedir. Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyrulur:<br />
<br />
    "Ramazan ayının başı rahmet, ortası mağfiret, sonuysa Cehennemden kurtuluştur." (İbni Ebiddünya) <br />
<br />
Bu ayda her gece, cehenneme girmesi gereken binlerce Müslüman affolur ve azat olur . Bu müjde, Ramazan'ın ne denli büyük bir fırsat ayı olduğunu göstermektedir.<br />
Kadir Gecesi: Bin Aydan Daha Hayırlı<br />
<br />
Ramazan ayında saklı bulunan Kadir Gecesi, Kur'an-ı Kerim'de müstakil bir sure ile tanıtılmış ve önemi şöyle vurgulanmıştır:<br />
<br />
    "Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır." (Kadir, 97:3) <br />
<br />
Bu geceyi inanarak ve sevabını Allah'tan umarak ihya edenin geçmiş günahları affolur . Bu büyük fırsat, Ramazan ayının son on gününde aranmalı ve bu geceler ibadetle ihya edilmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Oruç İbadetinin Farziyeti ve Hikmeti</span></span><br />
<br />
Orucun Farz Kılınışı<br />
<br />
Oruç, İslam'ın beş temel şartından biri olarak Hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır . Orucun farziyeti Kitap, Sünnet ve icma-i ümmet ile sabittir . Yüce Allah orucun farz kılındığını şöyle bildirir:<br />
<br />
    "Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı ki sakınasınız." (Bakara, 2:183) <br />
<br />
Bu ayette dikkat çeken en önemli husus, orucun gayesinin takva yani Allah'a karşı sorumluluk bilinci kazanmak olduğudur. Oruç, mümini kötülüklerden alıkoyan manevi bir kalkandır .<br />
Orucun Allah Katındaki Özel Yeri<br />
<br />
Diğer ibadetlerden farklı olarak oruç, Allah'a izafe edilen özel bir konuma sahiptir. Kutsi bir hadiste şöyle buyrulur:<br />
<br />
    "Âdemoğlunun yaptığı her amel kendisi içindir, ancak oruç böyle değildir. Oruç benim içindir ve onun mükâfatını ben vereceğim." (Buhari, Savm, 2) <br />
<br />
Bu ilahi beyan, orucun ne denli kıymetli bir ibadet olduğunu ve karşılığının sınırsız olacağını göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Ramazan Ayında Yapılan İbadetlerin Sevap Katları</span></span><br />
<br />
Ramazan ayında yapılan ibadetlerin sevabı, diğer aylara göre katbekat fazladır. Bu konuda İmam-ı Rabbani hazretleri şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    "Bu ayda yapılan nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir." <br />
<br />
Bu müjde, Ramazan ayında ibadetleri artırmanın ne kadar büyük bir kazanç olduğunu ortaya koymaktadır. Farz namazlar, zekât, oruç gibi ibadetlerin sevabı yetmiş katına kadar çıkarken, nafile ibadetler de farz sevabına denk olmaktadır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
4. Orucun Bireysel ve Toplumsal Faydaları</span></span><br />
<br />
Manevi Arınma ve Nefis Terbiyesi<br />
<br />
Oruç, nefsi terbiye etmenin en etkili yoludur. Oruçlu kişi, gün boyu helal olan şeylerden dahi uzak durarak Allah'ın emrine itaat etmeyi öğrenir. Bu durum, kişiye irade denetimi kazandırır ve haramlardan korunma bilincini geliştirir . Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    "Oruç şehveti keser." (İmam Ahmed) <br />
<br />
Gerçek oruç, sadece yeme içmeden değil, boş ve hayasızca sözlerden de uzak durarak tutulan oruçtur .<br />
Sabır Mektebi<br />
<br />
Oruç, sabrın yarısı olarak nitelendirilmiştir . Açlığa, susuzluğa ve nefsani arzulara karşı gösterilen sabır, mümini güçlendirir ve hayatın diğer zorluklarına karşı dayanıklı hale getirir. Bu yönüyle oruç, bir sabır mektebidir .<br />
Toplumsal Dayanışma ve Yardımlaşma<br />
<br />
Ramazan ayı, zengin ile fakir arasında köprüler kuran, toplumsal dayanışmanın doruk noktasına ulaştığı bir aydır. Oruç sayesinde açlık ve susuzluğun ne demek olduğunu bizzat deneyimleyen mümin, ihtiyaç sahiplerine karşı daha duyarlı hale gelir . Bu ayda zekât, fitre ve sadakalar artar, iftar sofraları kurulur, kardeşlik bağları güçlenir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu ayda yapılan harcamaların faziletini şöyle bildirmiştir:<br />
<br />
    "Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır." (İbni Ebiddünya) <br />
<br />
Reyyan Kapısı Müjdesi<br />
<br />
Oruç tutanlara özel bir müjde vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    "Cennette Reyyan adında bir kapı vardır. O kapıdan sadece oruç tutanlar girecektir." (Buhari, Savm, 4) <br />
<br />
Bu müjde, oruç ibadetinin cennetteki müstesna karşılığını göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Ramazan'da Yapılması Tavsiye Edilen Ameller</span></span><br />
<br />
Ramazan ayının faziletlerinden tam olarak istifade edebilmek için bazı sünnetleri ihya etmek büyük önem taşır:<br />
İftar ve Sahur Sünnetleri<br />
<br />
    İftarı acele yapmak ve sahuru geciktirmek sünnettir<br />
<br />
    Hurma ile iftar etmek sünnettir<br />
<br />
    İftar duası okumak: "Zehebez-zama' vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ" <br />
<br />
Teravih Namazı<br />
<br />
Teravih namazı, Ramazan ayına mahsus önemli bir sünnettir. Bu ayda oruç tutup geceleri de ibadetle geçirenin günahları affolur .<br />
İftar Vermek<br />
<br />
Bir oruçluya iftar vermenin büyük sevabı vardır. Hadis-i şerifte, bir oruçluya iftar verenin günahlarının affolacağı, cehennemden azat olacağı ve o oruçlunun sevabı kadar kendisine de sevap verileceği bildirilmiştir .<br />
Mukabele ve Kur'an Tilaveti<br />
<br />
Ramazan ayında Kur'an-ı Kerim'i hatmetmek ve mukabele yapmak büyük sevaptır. Cebrail (a.s.) her Ramazan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile karşılıklı Kur'an okumuştur .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Oruçlu İçin Önemli Uyarılar</span></span><br />
<br />
Ramazan ayının manevi ikliminden tam istifade edebilmek için bazı hususlara dikkat etmek gerekir:<br />
<br />
    Kötü söz ve davranışlardan kaçınmak: Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Bilhassa oruçlu iken çirkin, kötü söz söylemeyin! Biri size sataşırsa, ona 'Ben oruçluyum' deyin!" buyurmuştur .<br />
<br />
    Gıybet ve dedikodudan uzak durmak: Gerçek oruç, sadece aç kalmak değil, tüm azaları günahtan korumaktır.<br />
<br />
    Ramazan'a saygı göstermek: Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi günah işlemekle geçer .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7. Ramazan Ayının Manevi Mirası</span></span><br />
<br />
Ramazan ayı, mümin için bir eğitim kampı gibidir. Bu ayda kazanılan güzel alışkanlıkların, oruçtan sonraki on bir ayda da devam ettirilmesi hedeflenir. Nitekim İmam-ı Rabbani hazretleri şöyle buyurur:<br />
<br />
    "Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur." <br />
<br />
Bu nedenle Ramazan ayını fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmeli ve Allah'ın razı olduğu işleri yapmalıyız.<br />
Sonuç: Sonsuz Rahmet İkliminden İstifade<br />
<br />
Ramazan ayı ve oruç ibadeti, Yüce Allah'ın kullarına bahşettiği en büyük manevi fırsatlardandır. Bu ayda rahmet kapıları ardına kadar açılır, günahlar bağışlanır, sevaplar kat kat verilir. Kadir Gecesi gibi bin aydan daha hayırlı bir geceyi bağrında saklayan bu mübarek ay, müminler için adeta bir kurtuluş reçetesidir.<br />
<br />
Oruç, sadece aç ve susuz kalmak değil; sabrı öğrenmek, nefsi terbiye etmek, fakirin halinden anlamak ve takva bilinci kazanmaktır. Bu ibadetle mümin, Rabbiyle arasındaki bağı güçlendirir, günahlarından arınır ve cennete giden yolda önemli bir mesafe kat eder.<br />
<br />
Rabbimiz, bizlere Ramazan-ı şerifin hakkını gereği gibi eda etmeyi, bu mübarek ayın rahmet, mağfiret ve bereketinden tam olarak istifade etmeyi nasip eylesin. Âmin.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynakça</span></span><br />
<br />
    Kur'an-ı Kerim (Bakara Suresi, Kadir Suresi)<br />
<br />
    Buhari, Savm, Müslim, İman<br />
<br />
    İmam-ı Rabbani, Mektubat<br />
<br />
    Tirmizi, Nesai, Taberani, Deylemi hadis kaynakları<br />
<br />
    Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir</span></span><br />
Raşit Tunca<br />
Schrems, 02 Mart 2026<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ramazan ve Orucun Faziletleri: İlahi Rahmetin Sonsuz İklimi</span></span><br />
<br />
Giriş: Mübarek Ayın Manevi İklimine Yolculuk<br />
<br />
İslam âlemi için her yıl heyecanla beklenen Ramazan ayı, rahmet, mağfiret ve bereket mevsimidir. Bu mübarek ay, Yüce Allah'ın kullarına sonsuz ikramlarını sunduğu, manevi atmosferin bütün müminleri kuşattığı müstesna bir zaman dilimidir. Oruç ibadeti ile taçlanan bu ay, Kur'an-ı Kerim'in indirilmeye başlandığı, içinde bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi'ni barındıran ilahi bir ziyafet sofrasıdır . Bu makalede, Ramazan ayının ve oruç ibadetinin faziletlerini, ayet ve hadisler ışığında derinlemesine inceleyeceğiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Ramazan Ayının Önemi ve Fazileti</span></span><br />
<br />
Kur'an Ayı Ramazan<br />
<br />
Ramazan ayını diğer aylardan ayıran en büyük özellik, Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'in bu ayda indirilmeye başlanmasıdır. Allah Teâlâ bu hakikati şöyle bildirir:<br />
<br />
    "Ramazan ayı, insanlara rehber olan, doğru yolu ve hak ile batılı ayırt etmenin apaçık delillerini içeren Kur'an'ın indirildiği aydır." (Bakara, 2:185) <br />
<br />
Bu ayet, Ramazan'ın kutsiyetinin temel dayanağını oluşturur. Kur'an'ın nüzulüne sahne olan bu ay, müminler için bir hidayet rehberi olma özelliği taşır.<br />
Rahmet, Mağfiret ve Kurtuluş Ayı<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Ramazan ayının faziletini şu hadis-i şerifle müjdelemiştir:<br />
<br />
    "Ramazan ayı geldiği zaman cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur." (Buhari, Savm, 5) <br />
<br />
Bu hadis, Ramazan ayının manevi atmosferini ne güzel özetlemektedir. Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyrulur:<br />
<br />
    "Ramazan ayının başı rahmet, ortası mağfiret, sonuysa Cehennemden kurtuluştur." (İbni Ebiddünya) <br />
<br />
Bu ayda her gece, cehenneme girmesi gereken binlerce Müslüman affolur ve azat olur . Bu müjde, Ramazan'ın ne denli büyük bir fırsat ayı olduğunu göstermektedir.<br />
Kadir Gecesi: Bin Aydan Daha Hayırlı<br />
<br />
Ramazan ayında saklı bulunan Kadir Gecesi, Kur'an-ı Kerim'de müstakil bir sure ile tanıtılmış ve önemi şöyle vurgulanmıştır:<br />
<br />
    "Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır." (Kadir, 97:3) <br />
<br />
Bu geceyi inanarak ve sevabını Allah'tan umarak ihya edenin geçmiş günahları affolur . Bu büyük fırsat, Ramazan ayının son on gününde aranmalı ve bu geceler ibadetle ihya edilmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Oruç İbadetinin Farziyeti ve Hikmeti</span></span><br />
<br />
Orucun Farz Kılınışı<br />
<br />
Oruç, İslam'ın beş temel şartından biri olarak Hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır . Orucun farziyeti Kitap, Sünnet ve icma-i ümmet ile sabittir . Yüce Allah orucun farz kılındığını şöyle bildirir:<br />
<br />
    "Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı ki sakınasınız." (Bakara, 2:183) <br />
<br />
Bu ayette dikkat çeken en önemli husus, orucun gayesinin takva yani Allah'a karşı sorumluluk bilinci kazanmak olduğudur. Oruç, mümini kötülüklerden alıkoyan manevi bir kalkandır .<br />
Orucun Allah Katındaki Özel Yeri<br />
<br />
Diğer ibadetlerden farklı olarak oruç, Allah'a izafe edilen özel bir konuma sahiptir. Kutsi bir hadiste şöyle buyrulur:<br />
<br />
    "Âdemoğlunun yaptığı her amel kendisi içindir, ancak oruç böyle değildir. Oruç benim içindir ve onun mükâfatını ben vereceğim." (Buhari, Savm, 2) <br />
<br />
Bu ilahi beyan, orucun ne denli kıymetli bir ibadet olduğunu ve karşılığının sınırsız olacağını göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Ramazan Ayında Yapılan İbadetlerin Sevap Katları</span></span><br />
<br />
Ramazan ayında yapılan ibadetlerin sevabı, diğer aylara göre katbekat fazladır. Bu konuda İmam-ı Rabbani hazretleri şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    "Bu ayda yapılan nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir." <br />
<br />
Bu müjde, Ramazan ayında ibadetleri artırmanın ne kadar büyük bir kazanç olduğunu ortaya koymaktadır. Farz namazlar, zekât, oruç gibi ibadetlerin sevabı yetmiş katına kadar çıkarken, nafile ibadetler de farz sevabına denk olmaktadır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
4. Orucun Bireysel ve Toplumsal Faydaları</span></span><br />
<br />
Manevi Arınma ve Nefis Terbiyesi<br />
<br />
Oruç, nefsi terbiye etmenin en etkili yoludur. Oruçlu kişi, gün boyu helal olan şeylerden dahi uzak durarak Allah'ın emrine itaat etmeyi öğrenir. Bu durum, kişiye irade denetimi kazandırır ve haramlardan korunma bilincini geliştirir . Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    "Oruç şehveti keser." (İmam Ahmed) <br />
<br />
Gerçek oruç, sadece yeme içmeden değil, boş ve hayasızca sözlerden de uzak durarak tutulan oruçtur .<br />
Sabır Mektebi<br />
<br />
Oruç, sabrın yarısı olarak nitelendirilmiştir . Açlığa, susuzluğa ve nefsani arzulara karşı gösterilen sabır, mümini güçlendirir ve hayatın diğer zorluklarına karşı dayanıklı hale getirir. Bu yönüyle oruç, bir sabır mektebidir .<br />
Toplumsal Dayanışma ve Yardımlaşma<br />
<br />
Ramazan ayı, zengin ile fakir arasında köprüler kuran, toplumsal dayanışmanın doruk noktasına ulaştığı bir aydır. Oruç sayesinde açlık ve susuzluğun ne demek olduğunu bizzat deneyimleyen mümin, ihtiyaç sahiplerine karşı daha duyarlı hale gelir . Bu ayda zekât, fitre ve sadakalar artar, iftar sofraları kurulur, kardeşlik bağları güçlenir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu ayda yapılan harcamaların faziletini şöyle bildirmiştir:<br />
<br />
    "Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır." (İbni Ebiddünya) <br />
<br />
Reyyan Kapısı Müjdesi<br />
<br />
Oruç tutanlara özel bir müjde vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    "Cennette Reyyan adında bir kapı vardır. O kapıdan sadece oruç tutanlar girecektir." (Buhari, Savm, 4) <br />
<br />
Bu müjde, oruç ibadetinin cennetteki müstesna karşılığını göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Ramazan'da Yapılması Tavsiye Edilen Ameller</span></span><br />
<br />
Ramazan ayının faziletlerinden tam olarak istifade edebilmek için bazı sünnetleri ihya etmek büyük önem taşır:<br />
İftar ve Sahur Sünnetleri<br />
<br />
    İftarı acele yapmak ve sahuru geciktirmek sünnettir<br />
<br />
    Hurma ile iftar etmek sünnettir<br />
<br />
    İftar duası okumak: "Zehebez-zama' vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ" <br />
<br />
Teravih Namazı<br />
<br />
Teravih namazı, Ramazan ayına mahsus önemli bir sünnettir. Bu ayda oruç tutup geceleri de ibadetle geçirenin günahları affolur .<br />
İftar Vermek<br />
<br />
Bir oruçluya iftar vermenin büyük sevabı vardır. Hadis-i şerifte, bir oruçluya iftar verenin günahlarının affolacağı, cehennemden azat olacağı ve o oruçlunun sevabı kadar kendisine de sevap verileceği bildirilmiştir .<br />
Mukabele ve Kur'an Tilaveti<br />
<br />
Ramazan ayında Kur'an-ı Kerim'i hatmetmek ve mukabele yapmak büyük sevaptır. Cebrail (a.s.) her Ramazan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile karşılıklı Kur'an okumuştur .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Oruçlu İçin Önemli Uyarılar</span></span><br />
<br />
Ramazan ayının manevi ikliminden tam istifade edebilmek için bazı hususlara dikkat etmek gerekir:<br />
<br />
    Kötü söz ve davranışlardan kaçınmak: Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Bilhassa oruçlu iken çirkin, kötü söz söylemeyin! Biri size sataşırsa, ona 'Ben oruçluyum' deyin!" buyurmuştur .<br />
<br />
    Gıybet ve dedikodudan uzak durmak: Gerçek oruç, sadece aç kalmak değil, tüm azaları günahtan korumaktır.<br />
<br />
    Ramazan'a saygı göstermek: Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi günah işlemekle geçer .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7. Ramazan Ayının Manevi Mirası</span></span><br />
<br />
Ramazan ayı, mümin için bir eğitim kampı gibidir. Bu ayda kazanılan güzel alışkanlıkların, oruçtan sonraki on bir ayda da devam ettirilmesi hedeflenir. Nitekim İmam-ı Rabbani hazretleri şöyle buyurur:<br />
<br />
    "Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur." <br />
<br />
Bu nedenle Ramazan ayını fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmeli ve Allah'ın razı olduğu işleri yapmalıyız.<br />
Sonuç: Sonsuz Rahmet İkliminden İstifade<br />
<br />
Ramazan ayı ve oruç ibadeti, Yüce Allah'ın kullarına bahşettiği en büyük manevi fırsatlardandır. Bu ayda rahmet kapıları ardına kadar açılır, günahlar bağışlanır, sevaplar kat kat verilir. Kadir Gecesi gibi bin aydan daha hayırlı bir geceyi bağrında saklayan bu mübarek ay, müminler için adeta bir kurtuluş reçetesidir.<br />
<br />
Oruç, sadece aç ve susuz kalmak değil; sabrı öğrenmek, nefsi terbiye etmek, fakirin halinden anlamak ve takva bilinci kazanmaktır. Bu ibadetle mümin, Rabbiyle arasındaki bağı güçlendirir, günahlarından arınır ve cennete giden yolda önemli bir mesafe kat eder.<br />
<br />
Rabbimiz, bizlere Ramazan-ı şerifin hakkını gereği gibi eda etmeyi, bu mübarek ayın rahmet, mağfiret ve bereketinden tam olarak istifade etmeyi nasip eylesin. Âmin.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynakça</span></span><br />
<br />
    Kur'an-ı Kerim (Bakara Suresi, Kadir Suresi)<br />
<br />
    Buhari, Savm, Müslim, İman<br />
<br />
    İmam-ı Rabbani, Mektubat<br />
<br />
    Tirmizi, Nesai, Taberani, Deylemi hadis kaynakları<br />
<br />
    Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir</span></span><br />
Raşit Tunca<br />
Schrems, 02 Mart 2026<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=42564</link>
			<pubDate>Sun, 22 Feb 2026 07:41:05 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=42564</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rashid-tunca.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=256616" target="_blank" title="">Gemini_Generated_Image_aekcosaekcosaekc.png</a> (Boyut: 1.59 MB / İndirmeler: 54)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber </span></span><br />
<br />
Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber<br />
Ramazan ayı, İslam alemi için kutsallığı, bereketi ve manevi derinliğiyle özel bir zaman dilimidir. Hicri takvime göre dokuzuncu ay olan Ramazan, Müslümanlar için yalnızca açlık ve susuzluktan ibaret bir ay değil; aynı zamanda nefsi terbiye etme, ruhu arındırma, Allah'a yakınlaşma ve toplumsal dayanışmayı güçlendirme fırsatıdır. Bu makalede, Ramazan ayının temel ibadetlerini ve kavramlarını detaylı bir şekilde ele alacağız.<br />
Oruç: Sabır, Şükür ve Takva İbadeti<br />
Oruç (Savm), Ramazan ayının en temel ve farz olan ibadetidir. Fecr-i sadıktan (tan yerinin ağarmasından) güneş batımına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak anlamına gelir. Ancak oruç, sadece bedenin bu eylemlerden uzak durmasıyla sınırlı değildir. Asıl gaye, tüm azalarıyla oruç tutmak; gözü harama bakmaktan, dili yalan, gıybet ve kötü sözden, kulağı kötü söz işitmekten korumaktır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Orucun Faydaları:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Faydalar:</span></span> Oruç, kişiye sabrı, iradeyi ve nefis kontrolünü öğretir. Açlık ve susuzluk deneyimi, nimetlerin kıymetini anlamayı, yoksul ve muhtaçların halini empatiyle kavramayı sağlar. Allah'a olan kulluk bilincini artırır ve takvayı güçlendirir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fiziksel Faydalar:</span></span> Bilimsel araştırmalar, orucun vücut için birçok faydası olduğunu göstermektedir. Sindirim sisteminin dinlenmesi, hücre yenilenmesi (otofaji), kan şekerinin dengelenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi bunlardan bazılarıdır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sosyal Faydalar:</span></span> Ramazan, aile ve toplum içinde birlikte iftar ve sahur yapma geleneğiyle sosyal bağları güçlendirir. Zekat ve fitre gibi mali ibadetler aracılığıyla zenginle yoksul arasında köprüler kurulur, yardımlaşma ve dayanışma ruhu pekişir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimler Oruç Tutmalıdır?</span></span><br />
Akıl baliğ olan her Müslümanın oruç tutması farzdır. Ancak bazı durumlarda oruç tutmak kişiye ağır gelebilir veya sağlığına zarar verebilir. Bu durumlarda oruç tutmamak caizdir:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hasta ve oruç tutması sağlığına zarar verecek kişiler.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Yolculukta olanlar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hamile ve emziren kadınlar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Yaşlılık veya kronik hastalık nedeniyle oruç tutamayanlar (bu durumda fidye ödenir).</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kadınların adet ve lohusalık dönemleri.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu kişiler, daha sonra uygun bir zamanda oruçlarını kaza ederler veya fidyelerini öderler.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Teravih Namazı: Ramazan'ın Ruhani Sesi</span></span><br />
Teravih namazı, Ramazan ayına özel, yatsı namazından sonra kılınan sünnet bir namazdır. Genellikle yirmi rekat olarak kılınır ve cemaatle camilerde veya evlerde kılınabilir. Teravih, "dinlenmek, rahatlamak" anlamına gelen "terviha" kelimesinden türemiştir, zira her dört rekatta bir oturup dinlenilir.<br />
Teravih namazı, Kur'an'ın nazil olduğu bu ayda, Kur'an tilaveti ve namazla meşgul olmayı teşvik eder. Camilerde cemaatle kılınması, Müslümanların bir araya gelmesini, birlikte ibadet etmesini ve Ramazan'ın manevi atmosferini doyasıya yaşamasını sağlar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sahur: Berekete Uyanış</span></span><br />
Sahur, oruç tutmaya niyet eden Müslümanların imsak vaktinden önce kalkarak yemek yiyip su içtikleri zamandır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Sahura kalkın, çünkü sahurda bereket vardır" buyurmuştur. Sahurun faydaları şunlardır:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fiziksel Güç:</span></span> Sahur, gün boyu sürecek oruç için gerekli enerjiyi sağlar. Bu sayede açlık ve susuzluk hissi daha az olur, kişinin ibadetlerini ve günlük işlerini yerine getirmesi kolaylaşır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Hazırlık:</span></span> Sahura kalkmak, bir nevi gece ibadetine hazırlanmak ve güne Allah'ın rızasını gözeterek başlamak demektir. Bu, günün geri kalanına manevi bir motivasyon katar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sünnet-i Seniyye:</span></span> Sahur yapmak, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) kuvvetli bir sünnetidir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sahurda aşırıya kaçmamak, hafif ve besleyici gıdalar tercih etmek önemlidir. Özellikle su tüketimine özen gösterilmelidir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmsak: Orucun Başlangıç Noktası</span></span><br />
İmsak, orucun başlangıç vaktidir. Tan yerinin ağarmasıyla birlikte, yeme, içme ve cinsel ilişki gibi orucu bozan davranışlardan uzak durma vaktinin geldiğini gösterir. İmsak ile birlikte sabah namazının vakti de girer.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmsak ve Fecr-i Sadık:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fecr-i Kazip (Yalancı Tan):</span></span> Gökyüzünde dikey olarak yükselen, kısa süreli bir aydınlıktır. Bu vakitte oruca başlanmaz.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fecr-i Sadık (Gerçek Tan):</span></span> Ufukta yatay olarak yayılan, giderek artan bir aydınlıktır. İmsak vakti, Fecr-i Sadık'ın belirmesiyle başlar.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Takvimlerde belirtilen imsak vakitleri, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi resmi kurumlar tarafından belirlenen ve Fecr-i Sadık'a göre hesaplanan vakitlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İftar: Kavuşma ve Şükür Anı</span></span><br />
İftar, gün boyu Allah rızası için tutulan orucun, akşam ezanıyla birlikte açıldığı o mübarek andır. Sadece karın doyurmak değil, sabrın zaferini kutlamak ve verilen nimetler için şükretmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) iftar vaktinde yapılan duaların reddolunmayacağını müjdelemiştir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İftar Vermenin (İftar Ettirmenin) Fazileti:</span></span> İslam medeniyetinde iftar sofraları sadece hane halkı için değil, misafirler, dostlar ve özellikle ihtiyaç sahipleri için kurulur. Bir Müslüman kardeşine iftar ettirmek, büyük bir sevap kapısıdır.</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aynı Sevabı Almak:</span></span> Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz."</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Paylaşmanın Bereketi:</span></span> İftar sofrası paylaşıldıkça bereketi artan bir sofradır. Eski bir gelenek olan "Diş Kirası" gibi incelikler, iftar vermenin toplumsal barışa ve sevgiye nasıl hizmet ettiğini gösterir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">İftarda mideyi yormamak adına yemeğe su veya hurma ile başlamak, ardından hafif bir çorba ile devam edip bir süre dinlenmek, hem sünnete uygun hem de sağlık açısından en doğru yöntemdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç</span></span><br />
Ramazan ayı, Müslümanlar için eşsiz bir manevi arınma ve yenilenme fırsatıdır. Oruçla nefsi terbiye etmek, teravihle ruhaniyetimizi beslemek, sahurla güne bereketle başlamak ve imsakla bu kutlu yolculuğa adım atmak, her biri Ramazan'ın derinliğini oluşturan önemli halkalardır. Bu ayın getirdiği tüm güzellikleri en iyi şekilde değerlendirerek, hem kendimiz hem de toplum için hayırlı ve bereketli bir Ramazan geçirmeyi temenni ederiz.<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rashid-tunca.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=256616" target="_blank" title="">Gemini_Generated_Image_aekcosaekcosaekc.png</a> (Boyut: 1.59 MB / İndirmeler: 54)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber </span></span><br />
<br />
Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber<br />
Ramazan ayı, İslam alemi için kutsallığı, bereketi ve manevi derinliğiyle özel bir zaman dilimidir. Hicri takvime göre dokuzuncu ay olan Ramazan, Müslümanlar için yalnızca açlık ve susuzluktan ibaret bir ay değil; aynı zamanda nefsi terbiye etme, ruhu arındırma, Allah'a yakınlaşma ve toplumsal dayanışmayı güçlendirme fırsatıdır. Bu makalede, Ramazan ayının temel ibadetlerini ve kavramlarını detaylı bir şekilde ele alacağız.<br />
Oruç: Sabır, Şükür ve Takva İbadeti<br />
Oruç (Savm), Ramazan ayının en temel ve farz olan ibadetidir. Fecr-i sadıktan (tan yerinin ağarmasından) güneş batımına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak anlamına gelir. Ancak oruç, sadece bedenin bu eylemlerden uzak durmasıyla sınırlı değildir. Asıl gaye, tüm azalarıyla oruç tutmak; gözü harama bakmaktan, dili yalan, gıybet ve kötü sözden, kulağı kötü söz işitmekten korumaktır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Orucun Faydaları:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Faydalar:</span></span> Oruç, kişiye sabrı, iradeyi ve nefis kontrolünü öğretir. Açlık ve susuzluk deneyimi, nimetlerin kıymetini anlamayı, yoksul ve muhtaçların halini empatiyle kavramayı sağlar. Allah'a olan kulluk bilincini artırır ve takvayı güçlendirir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fiziksel Faydalar:</span></span> Bilimsel araştırmalar, orucun vücut için birçok faydası olduğunu göstermektedir. Sindirim sisteminin dinlenmesi, hücre yenilenmesi (otofaji), kan şekerinin dengelenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi bunlardan bazılarıdır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sosyal Faydalar:</span></span> Ramazan, aile ve toplum içinde birlikte iftar ve sahur yapma geleneğiyle sosyal bağları güçlendirir. Zekat ve fitre gibi mali ibadetler aracılığıyla zenginle yoksul arasında köprüler kurulur, yardımlaşma ve dayanışma ruhu pekişir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimler Oruç Tutmalıdır?</span></span><br />
Akıl baliğ olan her Müslümanın oruç tutması farzdır. Ancak bazı durumlarda oruç tutmak kişiye ağır gelebilir veya sağlığına zarar verebilir. Bu durumlarda oruç tutmamak caizdir:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hasta ve oruç tutması sağlığına zarar verecek kişiler.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Yolculukta olanlar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hamile ve emziren kadınlar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Yaşlılık veya kronik hastalık nedeniyle oruç tutamayanlar (bu durumda fidye ödenir).</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kadınların adet ve lohusalık dönemleri.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu kişiler, daha sonra uygun bir zamanda oruçlarını kaza ederler veya fidyelerini öderler.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Teravih Namazı: Ramazan'ın Ruhani Sesi</span></span><br />
Teravih namazı, Ramazan ayına özel, yatsı namazından sonra kılınan sünnet bir namazdır. Genellikle yirmi rekat olarak kılınır ve cemaatle camilerde veya evlerde kılınabilir. Teravih, "dinlenmek, rahatlamak" anlamına gelen "terviha" kelimesinden türemiştir, zira her dört rekatta bir oturup dinlenilir.<br />
Teravih namazı, Kur'an'ın nazil olduğu bu ayda, Kur'an tilaveti ve namazla meşgul olmayı teşvik eder. Camilerde cemaatle kılınması, Müslümanların bir araya gelmesini, birlikte ibadet etmesini ve Ramazan'ın manevi atmosferini doyasıya yaşamasını sağlar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sahur: Berekete Uyanış</span></span><br />
Sahur, oruç tutmaya niyet eden Müslümanların imsak vaktinden önce kalkarak yemek yiyip su içtikleri zamandır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Sahura kalkın, çünkü sahurda bereket vardır" buyurmuştur. Sahurun faydaları şunlardır:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fiziksel Güç:</span></span> Sahur, gün boyu sürecek oruç için gerekli enerjiyi sağlar. Bu sayede açlık ve susuzluk hissi daha az olur, kişinin ibadetlerini ve günlük işlerini yerine getirmesi kolaylaşır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Hazırlık:</span></span> Sahura kalkmak, bir nevi gece ibadetine hazırlanmak ve güne Allah'ın rızasını gözeterek başlamak demektir. Bu, günün geri kalanına manevi bir motivasyon katar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sünnet-i Seniyye:</span></span> Sahur yapmak, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) kuvvetli bir sünnetidir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sahurda aşırıya kaçmamak, hafif ve besleyici gıdalar tercih etmek önemlidir. Özellikle su tüketimine özen gösterilmelidir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmsak: Orucun Başlangıç Noktası</span></span><br />
İmsak, orucun başlangıç vaktidir. Tan yerinin ağarmasıyla birlikte, yeme, içme ve cinsel ilişki gibi orucu bozan davranışlardan uzak durma vaktinin geldiğini gösterir. İmsak ile birlikte sabah namazının vakti de girer.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmsak ve Fecr-i Sadık:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fecr-i Kazip (Yalancı Tan):</span></span> Gökyüzünde dikey olarak yükselen, kısa süreli bir aydınlıktır. Bu vakitte oruca başlanmaz.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fecr-i Sadık (Gerçek Tan):</span></span> Ufukta yatay olarak yayılan, giderek artan bir aydınlıktır. İmsak vakti, Fecr-i Sadık'ın belirmesiyle başlar.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Takvimlerde belirtilen imsak vakitleri, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi resmi kurumlar tarafından belirlenen ve Fecr-i Sadık'a göre hesaplanan vakitlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İftar: Kavuşma ve Şükür Anı</span></span><br />
İftar, gün boyu Allah rızası için tutulan orucun, akşam ezanıyla birlikte açıldığı o mübarek andır. Sadece karın doyurmak değil, sabrın zaferini kutlamak ve verilen nimetler için şükretmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) iftar vaktinde yapılan duaların reddolunmayacağını müjdelemiştir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İftar Vermenin (İftar Ettirmenin) Fazileti:</span></span> İslam medeniyetinde iftar sofraları sadece hane halkı için değil, misafirler, dostlar ve özellikle ihtiyaç sahipleri için kurulur. Bir Müslüman kardeşine iftar ettirmek, büyük bir sevap kapısıdır.</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aynı Sevabı Almak:</span></span> Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz."</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Paylaşmanın Bereketi:</span></span> İftar sofrası paylaşıldıkça bereketi artan bir sofradır. Eski bir gelenek olan "Diş Kirası" gibi incelikler, iftar vermenin toplumsal barışa ve sevgiye nasıl hizmet ettiğini gösterir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">İftarda mideyi yormamak adına yemeğe su veya hurma ile başlamak, ardından hafif bir çorba ile devam edip bir süre dinlenmek, hem sünnete uygun hem de sağlık açısından en doğru yöntemdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç</span></span><br />
Ramazan ayı, Müslümanlar için eşsiz bir manevi arınma ve yenilenme fırsatıdır. Oruçla nefsi terbiye etmek, teravihle ruhaniyetimizi beslemek, sahurla güne bereketle başlamak ve imsakla bu kutlu yolculuğa adım atmak, her biri Ramazan'ın derinliğini oluşturan önemli halkalardır. Bu ayın getirdiği tüm güzellikleri en iyi şekilde değerlendirerek, hem kendimiz hem de toplum için hayırlı ve bereketli bir Ramazan geçirmeyi temenni ederiz.<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mü’min Mü’minin, Ramazan ise Gönlün Aynası]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=42549</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 06:06:25 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=42549</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mü’min Mü’minin, Ramazan ise Gönlün Aynası</span></span><br />
<br />
İki elin birbirini yıkayıp tertemiz çıkması gibi; mü’min mü’mini, Ramazan ise tüm ömrü paklar. Gönül aynamızdaki tozları silme ve aslımıza rücu etme vaktine dair bir muhasebe...<br />
<br />
Ayna, insanın karşına geçer ve kırılacağını, küseceğini düşünmeden onda gördüklerini açıkça söyler. Lafını esirgemez, sözü dolaştırıp durmaz. İnsanın gönlünü hoş etmek için olmadık şeyler söylemez. Onun karşısında herkes boyunun ölçüsünü alır. Eksiğini fark eder; güzelliklerini seyreder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MÜ’MİN MÜ’MİNİN, RAMAZAN İSE GÖNLÜN AYNASIDIR</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, mü’mini, mü’minin aynası olarak vasfetmiştir. Mü’min, kardeşini samimî bir şekilde sevdiği, onun hayır ve güzelliğini istediği için bir ayna gibi hakikati konuşur; hak ve hayır olan şeyleri tavsiye eder, iyiliği emreder, kötülükten nehyeder. Görmediği, belki görmek istemediği kusurlarını hatırlatır; gözünden kaçan eksiklerini tamamlar. Bilir ki, mü’min kardeşi de kendisi için aynı şeyleri yapar. Bu yüzden iki elin birbirini sıvazlayarak yıkaması ve neticede ikisinin de tertemiz olması gibi, mü’min de mü’mini temizler, paklar.<br />
<br />
Ramazân-ı Şerîf de bizim gönlümüzün aksettiği bir boy aynasıdır aslında… Rabbimize olan îman, itaat ve muhabbetimizin yansıdığı… Ya da günah, ihmal ve kusurlarımızın göründüğü…<br />
<br />
Bazıları Ramazan bitince, “Mübarek on bir aylar geldi!” der, gönlündeki kokuşmuşluğu ortaya dökercesine… Belki bunu şakaya vurur da söyler, ama bu dile gelen hissiyat, Ramazan’ın ikliminden nasip alamamış, ham bir gönlün alâmetidir. Hâlbuki Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbı ve onları takip eden gönlü yüce insanlar, on bir ay boyunca Ramazan’ı iple çekerler; onun gelişini âdeta kapılarda beklerler.<br />
<br />
Çünkü Ramazan, ömrün arınma, temizlenme mevsimidir. Dili, gönlü, ameli, bakışı, muâmelesi hata ve günahlarla kirlenmiş insanlar; bir ucundan kirli girdikleri bu aydan -gerektiği gibi değerlendirebildikleri takdirde- tertemiz çıkarlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KAYBETTİKLERİMİZİ BULMA VE ARINMA MEVSİMİ</span></span><br />
<br />
Ramazan, kaybettiklerimizi bulma, “insan olduğumuzu hatırlama” ayıdır. Meselâ kalbimizi, vicdanımızı kaybetmişsek; açlıkla, sabırla, uykusuzlukla, zikirle, şükürle, tefekkürle bunları buluruz. Merhamet ve şefkatimizi kaybetmişsek, kendimize gelir, başkalarını da düşünmeye başlarız. Zamanı kaybetmiş, ömrümüzü nasıl geçirdiğimizi hesap etmez hâle gelmişsek; Ramazan ile dakikaların, günlerin, kalan ömrümüzün kıymetini anlarız. Kendimizi, o büyük hesap gününden önce hesaba çekmeye başlarız. Akrabalarımızı kaybetmişsek, anne-babamızdan, eşimizden, çocuklarımızdan kopmuşsak, komşumuzun yolunu unutmuşsak; fakirlerin, yetimlerin, dulların adresini hatırlamıyorsak; Ramazan rehber olur, elimizden tutar, kaybettiklerimizle bizi buluşturur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KUR’ÂN’LA BULUŞMA VE PEYGAMBERÂNE BİR CÖMERTLİK</span></span><br />
<br />
Ramazan, dünya koşuşturmasında ihmal ettiğimiz Kur’ân’la, sadaka ve infakla, oruçla, camiyle, cemaatle buluşturur bizi… Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Kur’ân’ın diliyle der ya:<br />
<br />
“Peygamber der ki: «Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’ân’ı büsbütün terk ettiler!»” (el-Furkân, 30)<br />
<br />
Her ne kadar burada ilk kastedilen Kur’ân’ın çağrısına kulak vermeyen müşriklerse de, o çağrıyı duyup gereğini yerine getirmeyen, okumayan, anlamayan, yaşamayan ümmet-i Muhammed de bu şikâyetten yakasını kurtaramaz!<br />
<br />
İşte Ramazân-ı Şerîf, bizim Allah, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Kur’ân-ı Kerîm ile mesafemizi ölçen; onlara muhabbet ve bağlılığımızın seviyesini gösteren bir boy aynasıdır.<br />
<br />
Ancak Ramazan’ın gelişiyle sevinen, oradaki faziletleri “güzellik” olarak gören, gözü ve gönlü şaşı olmamış bahtiyar kimseler; Ramazân-ı Şerîf’in kıymetini anlayabilir. Sadece onlar Ramazan’ın hakikatiyle mutlu olurlar, yürekten sevinirler.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz ile ilgili ashâbın tesbiti ne güzeldir: “O (s.a.v.) her zaman cömertti, ama Ramazan gelip Cebrâil ile mukâbele okumaya başladıklarında rüzgârlardan daha cömert olurdu.” (Bkz. Müslim, Fedâil, 50)<br />
<br />
Cenâb-ı Hak, bu Ramazan’ı hepimiz için nice hayırlara ve hayırlı başlangıçlara vesîle kılsın. Her türlü günahtan ve kötü alışkanlıklardan âzâde eylesin. Hayırlarda yarışmayı; eksik ve kusurlu da girsek, tertemiz bir şekilde Ramazan’ı uğurlamayı hepimize nasîb etsin. Âmîn.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak: </span></span><br />
<br />
Ömer Faruk Demireşik, Altınoluk Dergisi, Sayı: 480<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mü’min Mü’minin, Ramazan ise Gönlün Aynası</span></span><br />
<br />
İki elin birbirini yıkayıp tertemiz çıkması gibi; mü’min mü’mini, Ramazan ise tüm ömrü paklar. Gönül aynamızdaki tozları silme ve aslımıza rücu etme vaktine dair bir muhasebe...<br />
<br />
Ayna, insanın karşına geçer ve kırılacağını, küseceğini düşünmeden onda gördüklerini açıkça söyler. Lafını esirgemez, sözü dolaştırıp durmaz. İnsanın gönlünü hoş etmek için olmadık şeyler söylemez. Onun karşısında herkes boyunun ölçüsünü alır. Eksiğini fark eder; güzelliklerini seyreder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MÜ’MİN MÜ’MİNİN, RAMAZAN İSE GÖNLÜN AYNASIDIR</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, mü’mini, mü’minin aynası olarak vasfetmiştir. Mü’min, kardeşini samimî bir şekilde sevdiği, onun hayır ve güzelliğini istediği için bir ayna gibi hakikati konuşur; hak ve hayır olan şeyleri tavsiye eder, iyiliği emreder, kötülükten nehyeder. Görmediği, belki görmek istemediği kusurlarını hatırlatır; gözünden kaçan eksiklerini tamamlar. Bilir ki, mü’min kardeşi de kendisi için aynı şeyleri yapar. Bu yüzden iki elin birbirini sıvazlayarak yıkaması ve neticede ikisinin de tertemiz olması gibi, mü’min de mü’mini temizler, paklar.<br />
<br />
Ramazân-ı Şerîf de bizim gönlümüzün aksettiği bir boy aynasıdır aslında… Rabbimize olan îman, itaat ve muhabbetimizin yansıdığı… Ya da günah, ihmal ve kusurlarımızın göründüğü…<br />
<br />
Bazıları Ramazan bitince, “Mübarek on bir aylar geldi!” der, gönlündeki kokuşmuşluğu ortaya dökercesine… Belki bunu şakaya vurur da söyler, ama bu dile gelen hissiyat, Ramazan’ın ikliminden nasip alamamış, ham bir gönlün alâmetidir. Hâlbuki Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbı ve onları takip eden gönlü yüce insanlar, on bir ay boyunca Ramazan’ı iple çekerler; onun gelişini âdeta kapılarda beklerler.<br />
<br />
Çünkü Ramazan, ömrün arınma, temizlenme mevsimidir. Dili, gönlü, ameli, bakışı, muâmelesi hata ve günahlarla kirlenmiş insanlar; bir ucundan kirli girdikleri bu aydan -gerektiği gibi değerlendirebildikleri takdirde- tertemiz çıkarlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KAYBETTİKLERİMİZİ BULMA VE ARINMA MEVSİMİ</span></span><br />
<br />
Ramazan, kaybettiklerimizi bulma, “insan olduğumuzu hatırlama” ayıdır. Meselâ kalbimizi, vicdanımızı kaybetmişsek; açlıkla, sabırla, uykusuzlukla, zikirle, şükürle, tefekkürle bunları buluruz. Merhamet ve şefkatimizi kaybetmişsek, kendimize gelir, başkalarını da düşünmeye başlarız. Zamanı kaybetmiş, ömrümüzü nasıl geçirdiğimizi hesap etmez hâle gelmişsek; Ramazan ile dakikaların, günlerin, kalan ömrümüzün kıymetini anlarız. Kendimizi, o büyük hesap gününden önce hesaba çekmeye başlarız. Akrabalarımızı kaybetmişsek, anne-babamızdan, eşimizden, çocuklarımızdan kopmuşsak, komşumuzun yolunu unutmuşsak; fakirlerin, yetimlerin, dulların adresini hatırlamıyorsak; Ramazan rehber olur, elimizden tutar, kaybettiklerimizle bizi buluşturur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KUR’ÂN’LA BULUŞMA VE PEYGAMBERÂNE BİR CÖMERTLİK</span></span><br />
<br />
Ramazan, dünya koşuşturmasında ihmal ettiğimiz Kur’ân’la, sadaka ve infakla, oruçla, camiyle, cemaatle buluşturur bizi… Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Kur’ân’ın diliyle der ya:<br />
<br />
“Peygamber der ki: «Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’ân’ı büsbütün terk ettiler!»” (el-Furkân, 30)<br />
<br />
Her ne kadar burada ilk kastedilen Kur’ân’ın çağrısına kulak vermeyen müşriklerse de, o çağrıyı duyup gereğini yerine getirmeyen, okumayan, anlamayan, yaşamayan ümmet-i Muhammed de bu şikâyetten yakasını kurtaramaz!<br />
<br />
İşte Ramazân-ı Şerîf, bizim Allah, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Kur’ân-ı Kerîm ile mesafemizi ölçen; onlara muhabbet ve bağlılığımızın seviyesini gösteren bir boy aynasıdır.<br />
<br />
Ancak Ramazan’ın gelişiyle sevinen, oradaki faziletleri “güzellik” olarak gören, gözü ve gönlü şaşı olmamış bahtiyar kimseler; Ramazân-ı Şerîf’in kıymetini anlayabilir. Sadece onlar Ramazan’ın hakikatiyle mutlu olurlar, yürekten sevinirler.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz ile ilgili ashâbın tesbiti ne güzeldir: “O (s.a.v.) her zaman cömertti, ama Ramazan gelip Cebrâil ile mukâbele okumaya başladıklarında rüzgârlardan daha cömert olurdu.” (Bkz. Müslim, Fedâil, 50)<br />
<br />
Cenâb-ı Hak, bu Ramazan’ı hepimiz için nice hayırlara ve hayırlı başlangıçlara vesîle kılsın. Her türlü günahtan ve kötü alışkanlıklardan âzâde eylesin. Hayırlarda yarışmayı; eksik ve kusurlu da girsek, tertemiz bir şekilde Ramazan’ı uğurlamayı hepimize nasîb etsin. Âmîn.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak: </span></span><br />
<br />
Ömer Faruk Demireşik, Altınoluk Dergisi, Sayı: 480<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ramazan’da 30 güne, 30 altın tavsiye...]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=42548</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 06:01:36 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=42548</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ramazan ayında neler yapılır? Ramazan’da yapılacak ibadetler nelerdir? Ramazan’da 30 güne, 30 altın tavsiye...<br />
Ramazan’da yapılması tavsiye edilen ameller:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAMAZAN’DA YAPILACAK 30 ŞEY</span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Bütün Azalarına Oruç Tuttur<br />
</li>
</ol>
Oruç, içimizdeki nefis canavarını zabt u rabt altına alan ve böylelikle insanın derûnundaki merhamet ve şefkat duygularının inkişâfını sağlayan rûhî bir disiplindir. Orucun Hak katında makbûl olması için mîdenin açlığına ilâveten dil, göz, kulak gibi diğer uzuvlara da oruç tutturulmalıdır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Muhtaçları Sevindir<br />
</li>
</ol>
Ramazan’da yoksul, yetim, kimsesiz, çaresiz, hasta ve muhtaçların gözetilmesi, yüreklerin böyle kimselere uzanması ve onlarla bir gönül beraberliği yaşanması Ramazan-ı Şerîf’in fazîletini yücelten en mühim müessirlerdendir. Zîrâ bu ibâdetler, yâni ehline verilen zekât ve sadaka gibi amel-i sâlihler, Cenâb-ı Hakk’ın afv ü mağfiretini coşturur. Feyiz ve bereketlere gark eder. Rahmet-i ilâhiyyenin kapılarını aralar. Azâbın yolunu kapatır. İnâyet-i ilâhiyye kapılarını açar.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Sükûtunu Artır<br />
</li>
</ol>
Oruçlu iken ağza bir şey girmemesine dikkat edildiği gibi ağızdan çıkan her kelimeye de dikkat edilmelidir. Lisânımız rahmet dili olmalı ki kalplere saplanan bir diken olmasın. Gıybet sebebiyle de mânen insan eti yiyerek haramla iftar edilmemelidir. (Hucurât, 12)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Tefekkürünü Artır<br />
</li>
</ol>
Allah Teâlâ kullarından, gerek îmânın, gerekse ibâdetlerin yüksek bir şuur ve idrâk içinde tezâhürünü istemektedir. Bu da ancak ilâhî azamet ve kudret akışlarını tefekkür ile mümkündür. Tefekkürde derinleşmek ve böylece rûhu inkişâf ettirmek, kulun en mühim mes’ûliyetlerinden biridir. Böylece ibâdetlerde huşûya, kalbin rikkat kazanmasına, muâmelâtta nezâkete ve ahlâkta kemâle erebilmek mümkün olacaktır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Zikrini Artır<br />
</li>
</ol>
Ramazan Ayında Rabbimizi zikretmeye daha çok önem verilmelidir. Âyet-i kerîmede buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, sabah-akşam Rabbini an. Gâfillerden olma!” </span>(el- A’râf, 205) Bu konuda Allâh Resûlü şöyle buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allâh’ı sevmenin alâmeti, Allâh Teâlâ’yı zikretmeyi sevmektir.”</span> (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, II, 52)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Beş Vakit Namazı Camide Kıl<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.) cemaatle namaz kılma husûsunda ileri sürülen hiçbir mâzereti kabûl etmemiş, Müslümanların hâllerini ve şartlarını ezâna göre ayarlamalarını istemiştir.<br />
Nitekim Abdullâh bin Ümm-i Mektûm (r.a.) Resûlullâh’a (s.a.s.) gelerek: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Yâ Resûlallâh! Gözlerim görmüyor ve evim de câmiye uzak. Bir kılavuzum var, o da bana yardımcı olmuyor. Namazı evimde kılmama izin verir misiniz?”</span> diye sordu. Efendimiz (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Ezânı duyuyor musun?”</span> diye sordu ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Evet”</span> cevâbını alınca: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Senin için (cemaate gelmemen husûsunda) bir ruhsat bulamıyorum.”</span> buyurdu. (Ebû Dâvûd, Salât, 46/552)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Teravih Namazı Kıl<br />
</li>
</ol>
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim Ramazan’ın faziletine inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek terâvih namazını kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” </span>(Buhârî, Îmân 37; Müslim, Müsâfirîn 173, 174.)<br />
Yine Peygamber (s.a.s.) Efendimiz buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allâh Teâlâ Ramazan’da orucu farz kıldı, ben de (terâvîh) namazını sünnet kıldım.” </span>(İbn-i Mâce, Salât, 173)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftar Ver<br />
</li>
</ol>
Ramazan’da bir oruçluyu iftar ettirmenin ecri büyüktür. İftarı verme hususunda Zeyd İbni Hâlid el-Cühenî’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.”</span> (Tirmizî, Savm 82)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Umre Yap<br />
</li>
</ol>
İmkânı olanlar için Ramazan ayı içerisinde umre yapmak çok faziletlidir.<br />
Nitekim Abdullah İbni Abbâs’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut  da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.”</span> (Buhârî, Umre 4)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftariyelik Dağıt<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim bu ayda bir oruçluya iftar verirse, bu onun günahlarının bağışlanmasına, cehennem azâbından kurtulmasına ve kendi mükâfatından hiçbir şey eksilmeden bir oruç tutma sevâbına daha nâil olmasına vesîle olur.”</span> Bunu işiten sahâbîler: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Ey Allâh’ın Elçisi! Hepimiz bir oruçluyu doyuracak kadar yiyeceğe sahip değiliz.”</span> dediler. Resûlullah (s.a.s.) Efendimiz bunun üzerine: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Kim bir oruçluyu bir hurma ile veya içecek su ile veya tadımlık bir süt ile iftar ettirirse, Allah ona bu sevâbı verir.” </span>buyurdu. (Ali el-Müttakî, VIII, 477/23714)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Bir Yetim Sevindir<br />
</li>
</ol>
Resûlullah (s.a.s.), üç yetim yavrunun ihtiyaçlarını karşılayan kişinin, gecelerini ibadet, gündüzlerini oruçla geçiren ve her şeyini fedâ ederek gece-gündüz Allah yolunda koşan kişi gibi sevap kazanacağını beyan etmiştir. (İbn-i Mâce, Edeb, 6)<br />
Yine şöyle buyurmuştur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlakâ cennete koyar.” </span>(Tirmizî, Birr, 14/1917) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Bir kimse sırf Allah rızâsı için bir yetimin başını okşarsa elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap yazılır…” </span>(Ahmed, V, 250)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Sahurları İhmal Etme<br />
</li>
</ol>
Hz. Enes’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.”</span> (Buhârî, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Kur’an Hatmi Yap<br />
</li>
</ol>
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, bilhassa Ramazan ayında Kur’ân-ı Kerîm’e daha fazla ehemmiyet verirdi. Dostu Cebrâil (a.s.) ile bu ayda her gece Kur’ân-ı Kerîm’i mukàbele ederlerdi. Vefâtından önceki Ramazan’da ise bu mukàbeleyi iki kere yapmışlardı. (Bkz. Müslim, Fedâil 50.)<br />
Resûlullah (s.a.s.), Kur’ân-ı Kerîm’i, Cebrâil’den (s.a.s.) sonra bâzı sahâbîleriyle de mukàbele ederdi. (Ahmed, I, 405)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Duanı Artır<br />
</li>
</ol>
İbâdetlerin özü olan duâ, kulun benliğinden sıyrılarak Rabbine sığınmasıdır. Allâh ile kul arasında en mühim bir mânevî bağ durumundadır. Bu bağı koparanlar, Hak katındaki değerlerini de zâyi etmiş olurlar. Ramazan ayında bilhassa gecelerde ve oruçlu iken rabbimize yalvarmalı ve ona sığınmalıyız.<br />
Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“(Resûlüm!) De ki: Sizin (kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?”</span> (el-Furkân, 77)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftar Davetine Git<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Müslümanın Müslüman üzerinde altı hakkı vardır”</span> buyurdu. Ashab'ın bunların neler olduğunu sormaları üzerine şöyle devam etti: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Karşılaştığın zaman ona selâm ver; seni davet ettiği zaman davetine git; senden öğüt istediği zaman ona öğüt ver: aksırdığı zaman “elhamdülillah” derse yerhamükellah (Allah sana rahmet etsin!) de; hasta olduğu zaman onu ziyaret et, öldüğü zaman cenazesinde bulun."</span> (Tirmizî, Edeb,1; Nesâî, Cenâiz, 52; İbn Mâce, Cenâiz. 1)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Teheccüd Kıl<br />
</li>
</ol>
Allah Teâlâ, teheccüd namazını Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’e husûsî olarak farz kılmıştır. Bizler de Ramazan-ı Şerif içerisinde sahura kalktığımızda en az 2 rekat teheccüd namazı kılmaya gayret etmeliyiz. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Gecenin bir kısmında da sâdece sana mahsus bir fazlalık olmak üzere Kur’ân ile teheccüd namazı kıl. Umulur ki Rabbin seni Makâm-ı Mahmûda eriştirir.” </span>(el-İsrâ 17/79)<br />
Teheccüd namazı ile ilgili Resûlullâh (s.a.s.) buyurdular: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah’a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.”</span> (Tirmizi, Deavât, 101)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İtikâfa Gir<br />
</li>
</ol>
İbni Ömer (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.s.) Ramazan’ın son on gününde i’tikâfa çekilirdi. (Buhârî, İ’tikâf 1, 6; Müslim, İ’tikâf 1-4.)<br />
Hz. Ayşe’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmiştir. Vefatından sonra eşleri itikâfa girmeye devam ettiler. (Buhârî, İ’tikâf 1; Müslim, İ’tikâf 5.)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Küsleri Barıştır<br />
</li>
</ol>
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in beyânına göre; pazartesi ve perşembe günleri kulların yaptıkları işler Allah Teâlâ’ya arz edilir. Din kardeşi ile arasında düşmanlık bulunan kişi hâricinde, Allâh’a şirk koşmayan her kulun günahları affedilir. Meleklere; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Şu iki kişinin af edilmesini birbirleriyle barışıncaya kadar erteleyin!”</span> diye tembih edilir. (Müslim, Birr, 35-36; Ebû Dâvud, Edeb, 47)<br />
İslâm kardeşliğini zedelemenin, Allâh’ın merhametinden mahrum bırakan ağır bir îman zaafı olduğu da âyet-i kerîmelerde şöyle ifâde buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.”</span> (el-Hucurât, 10) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“…Siz (gerçek) mü’minler iseniz Allah’tan korkun, (mü’min kardeşleriniz ile) aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlü’ne itaat edin.”</span> (el-Enfâl, 1)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Her Güne Bir Sadaka Ver<br />
</li>
</ol>
Bir adam Hz. Peygamber’e (s.a.s.) gelerek: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“-Yâ Resûlallâh! Hangi sadaka ecir bakımından daha büyüktür?” </span>diye sordu. Allâh Resûlü (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“-Ramazan-ı Şerîf’de verilen sadaka…”</span> (Tirmizî) buyurdular.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftar Açmakta Acele Et<br />
</li>
</ol>
İftar açarken acele etmek gerekir. Nitekim Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Kullarımın bana en sevgili olanı, oruç açmakta acele davranandır.”</span> (Tirmizî, Savm 13)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Salat ü Selamı Artır<br />
</li>
</ol>
Ahirette Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’e yakın olmak için her daim salavat getirmelidir.  Ramazan-ı Şerif’te salavatlarımızı çoğaltabiliriz. Nitekim ayet-i kerîmede buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Şüphesiz ki Allâh ve melekleri, Peygamber’e çokça salât ederler. Ey müminler! Siz de O’na salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin!”</span> (el-Ahzâb, 56)<br />
Abdullah bin Mesud’dan (r.a.) rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kıyâmet günü insanların bana en yakın olanı, bana en çok salât ü selâm getirenidir.”</span> (Tirmizî, Vitir, 21/484)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İşlediğin Hayırla Sevin<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, sahip olduğu şeyleri sadaka olarak verme husûsunda hiçbir insana benzemezdi. O’nun sadaka verişi, fakîrlikten korkmazcasına bir verişti. Sadaka vermek, kendisi için en büyük bir hazdı. O’nun vermekten duyduğu sevinç, ihtiyacı olup da O’ndan alanın duyduğu sevinçten kat kat daha fazlaydı. Hayır işlemede insanların en cömerdiydi. Sağ eli bereket saçan bir rüzgâr gibiydi. Bir ihtiyaç sahibi, O’na derdinden söz açtığı zaman çok duygulanır, onu kendisine tercîh eder, bazen yemeğini, bazen de üzerindeki elbisesini verirdi.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Son On Geceyi İhya Et<br />
</li>
</ol>
Aişe validemiz şöyle dedi: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ramazan ayının son on günü gelince, Resûlullah geceleri ibadetle ihyâ eder, ailesini uyandırır, kulluğa soyunup paçaları sıvardı.” </span>(Buhârî, Leyletü’l-kadr 5)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Çocukları Oruca Alıştır<br />
</li>
</ol>
Ramazan’da çocuklarımızı oruca alıştırmakla ilgili bir gündemimiz de olmalı. Bu konuda insanımızın zaman içerisinde bulduğu uygulamalardan faydalanabiliriz. Mesela çocuklarımıza tekne orucu tutturabiliriz. Anadolu’da eskiden Ramazan ayında oruç tutan yaşlılar ve çocukların, zorlandıkları durumlarda mutfaklardaki büyük ekmek teknesinin arkasına geçerek yemek yiyip, oruçlarına kaldıkları yerden devam ederler, buna da “Tekne Orucu” derlerdi. Yine mesela çocukların oruçlarını satın alarak onları teşvik etmek ve sevindirmek de oruca ısınmalarına vesile olacaktır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Tevbeni Artır<br />
</li>
</ol>
Ramazan ayı af ve mağfiret ayıdır. Ramazân-ı Şerîf’i lâyıkıyla ihyâ edenler, sayısız nîmetlere nâil olurlar. Ona duyarsız kalanlar ise, dehşetli bir mahrûmiyete dûçâr olurlar.<br />
Zîrâ hadîs-i şerîfte Peygamber (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Cebrâîl Aleyhisselam bana göründü ve; «Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun!» dedi. Ben de «Âmîn!» dedim…”</span> (Hâkim, IV, 170/7256; Tirmizî, Deavât, 100/3545) Yine Hz. Peygamber (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ben, günde yüz kere istiğfâr ederim…” </span>(Müslim, Zikir, 42) buyurmuşlardır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Bayramın, Başkasına Bayram Olsun<br />
</li>
</ol>
Gerçek bayram, geniş bir rahmet ve ğufrân iklîmi, sonsuz bir afva mazhar olan müslümanların derin bir îmân heyecanı içinde birbirleriyle kaynaştığı muhteşem hâtırâlarla dolu mübârek bir gün olmalıdır. Bayram, büyük-küçük, muzdarip-sıhhatli, zengin ve fakîrin müşterek bir sürûr günüdür. Onların hepsinin memnûn olması, bayramların gerçek mânâsının yaşanması ile mümkündür. Bu îtibarla bayram, yaradandan ötürü bütün mahlûkâta sevgi, şefkat, nezâket ve muâvenete vesîle olan bir gündür. Rabbimiz, dünyâ hayatını bizler için bir Ramazan-ı Şerîf eyleyip kıyâmet sabahını hakîkî bir bayram eylesin!<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Fitre Ver<br />
</li>
</ol>
Ramazan Bayramı’na yetişen ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü bulundukları mâlî ibadete fitre denir. Ramazan ayı içinde fitreleri vermek gerekir.<br />
Abdullah İbn Ömer’den (r.a.) şöyle dediği nakledilmiştir<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">: “Hz. Peygamber fıtır sadakasını (fitreyi) köle, erkek, kadın, küçük ve büyüklere farz kılmış ve insanlar (bayram) namazına çıkmadan önce verilmesini emretmiştir.”</span> (Buhârî, Zekât, 76; Müslim, Zekât, 12 .)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İnfakını Artır<br />
</li>
</ol>
İbni Abbâs (r.a.) şöyle dedi: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Rasûllullah insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazan’da Cebrâil Aleyhisselam’ın, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrâil Aleyhisselam, Ramazan’ın her gecesinde Hz. Peygamber ile buluşur, (karşılıklı) Kur’an okurlardı. Bundan dolayı Rasûlullah, Cebrâil Aleyhisselam ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı.” </span>(Buhârî, Bedü’l-vahy 5, 6, Savm 7, Menâkıb 23, Bed’ul-halk 6, Fezâilü’l-Kur’ân 7, Edeb 39)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Orucunu Zedeleme<br />
</li>
</ol>
Allah Resûlü (s.a.s.) bir gün: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Oruç, oruçluya yakışmayan şeylerle (nefsânî arzularla) zedelenmedikçe (tutan için) bir kalkandır.” </span>buyurdu. Ashâb-ı kiram: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–(Oruçlu) onu ne ile zedeler?” </span>diye sorunca Resûl-i Ekrem (s.a.s.):<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> “–Yalan ve gıybetle… (yani diliyle…)”</span> cevabını verdiler. (Nesâî, Sıyâm, 43)<br />
Yine Rasûlullah (s.a.s.) buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Oruç tutan kimse; yalan, dolan ve bu gibi şeylere başvurmamalıdır. (Zira) insanları (sadece) yemek ve içmekten alıkoyacak bir oruca Cenâb-ı Hakk’ın ihtiyacı yoktur.” </span>(Buhârî, Kitâbu’s-Savm; Tirmizî, Bâbu’s-Savm; Ebû Dâvûd, Savm, 236; İbn-i Mâce, 122)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İhlasını Artır<br />
</li>
</ol>
İbâdetlerin kemâlini artıran; kalp temizliği, niyet berraklığı ve samîmiyettir. Nefsânî menfaat düşüncelerinin karıştığı, Hak rızâsından gayrı gâyelerin ortak edildiği ibâdetlerden bir hayır umulamaz.<br />
Nitekim bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Nice oruç tutanlar vardır ki orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan, yalnız uykusuzluktur.”</span> (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span><br />
<br />
Altınoluk Dergisi, Sayı: 399<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ramazan ayında neler yapılır? Ramazan’da yapılacak ibadetler nelerdir? Ramazan’da 30 güne, 30 altın tavsiye...<br />
Ramazan’da yapılması tavsiye edilen ameller:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAMAZAN’DA YAPILACAK 30 ŞEY</span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Bütün Azalarına Oruç Tuttur<br />
</li>
</ol>
Oruç, içimizdeki nefis canavarını zabt u rabt altına alan ve böylelikle insanın derûnundaki merhamet ve şefkat duygularının inkişâfını sağlayan rûhî bir disiplindir. Orucun Hak katında makbûl olması için mîdenin açlığına ilâveten dil, göz, kulak gibi diğer uzuvlara da oruç tutturulmalıdır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Muhtaçları Sevindir<br />
</li>
</ol>
Ramazan’da yoksul, yetim, kimsesiz, çaresiz, hasta ve muhtaçların gözetilmesi, yüreklerin böyle kimselere uzanması ve onlarla bir gönül beraberliği yaşanması Ramazan-ı Şerîf’in fazîletini yücelten en mühim müessirlerdendir. Zîrâ bu ibâdetler, yâni ehline verilen zekât ve sadaka gibi amel-i sâlihler, Cenâb-ı Hakk’ın afv ü mağfiretini coşturur. Feyiz ve bereketlere gark eder. Rahmet-i ilâhiyyenin kapılarını aralar. Azâbın yolunu kapatır. İnâyet-i ilâhiyye kapılarını açar.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Sükûtunu Artır<br />
</li>
</ol>
Oruçlu iken ağza bir şey girmemesine dikkat edildiği gibi ağızdan çıkan her kelimeye de dikkat edilmelidir. Lisânımız rahmet dili olmalı ki kalplere saplanan bir diken olmasın. Gıybet sebebiyle de mânen insan eti yiyerek haramla iftar edilmemelidir. (Hucurât, 12)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Tefekkürünü Artır<br />
</li>
</ol>
Allah Teâlâ kullarından, gerek îmânın, gerekse ibâdetlerin yüksek bir şuur ve idrâk içinde tezâhürünü istemektedir. Bu da ancak ilâhî azamet ve kudret akışlarını tefekkür ile mümkündür. Tefekkürde derinleşmek ve böylece rûhu inkişâf ettirmek, kulun en mühim mes’ûliyetlerinden biridir. Böylece ibâdetlerde huşûya, kalbin rikkat kazanmasına, muâmelâtta nezâkete ve ahlâkta kemâle erebilmek mümkün olacaktır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Zikrini Artır<br />
</li>
</ol>
Ramazan Ayında Rabbimizi zikretmeye daha çok önem verilmelidir. Âyet-i kerîmede buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, sabah-akşam Rabbini an. Gâfillerden olma!” </span>(el- A’râf, 205) Bu konuda Allâh Resûlü şöyle buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allâh’ı sevmenin alâmeti, Allâh Teâlâ’yı zikretmeyi sevmektir.”</span> (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, II, 52)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Beş Vakit Namazı Camide Kıl<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.) cemaatle namaz kılma husûsunda ileri sürülen hiçbir mâzereti kabûl etmemiş, Müslümanların hâllerini ve şartlarını ezâna göre ayarlamalarını istemiştir.<br />
Nitekim Abdullâh bin Ümm-i Mektûm (r.a.) Resûlullâh’a (s.a.s.) gelerek: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Yâ Resûlallâh! Gözlerim görmüyor ve evim de câmiye uzak. Bir kılavuzum var, o da bana yardımcı olmuyor. Namazı evimde kılmama izin verir misiniz?”</span> diye sordu. Efendimiz (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Ezânı duyuyor musun?”</span> diye sordu ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Evet”</span> cevâbını alınca: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Senin için (cemaate gelmemen husûsunda) bir ruhsat bulamıyorum.”</span> buyurdu. (Ebû Dâvûd, Salât, 46/552)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Teravih Namazı Kıl<br />
</li>
</ol>
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim Ramazan’ın faziletine inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek terâvih namazını kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” </span>(Buhârî, Îmân 37; Müslim, Müsâfirîn 173, 174.)<br />
Yine Peygamber (s.a.s.) Efendimiz buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allâh Teâlâ Ramazan’da orucu farz kıldı, ben de (terâvîh) namazını sünnet kıldım.” </span>(İbn-i Mâce, Salât, 173)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftar Ver<br />
</li>
</ol>
Ramazan’da bir oruçluyu iftar ettirmenin ecri büyüktür. İftarı verme hususunda Zeyd İbni Hâlid el-Cühenî’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.”</span> (Tirmizî, Savm 82)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Umre Yap<br />
</li>
</ol>
İmkânı olanlar için Ramazan ayı içerisinde umre yapmak çok faziletlidir.<br />
Nitekim Abdullah İbni Abbâs’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut  da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.”</span> (Buhârî, Umre 4)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftariyelik Dağıt<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim bu ayda bir oruçluya iftar verirse, bu onun günahlarının bağışlanmasına, cehennem azâbından kurtulmasına ve kendi mükâfatından hiçbir şey eksilmeden bir oruç tutma sevâbına daha nâil olmasına vesîle olur.”</span> Bunu işiten sahâbîler: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Ey Allâh’ın Elçisi! Hepimiz bir oruçluyu doyuracak kadar yiyeceğe sahip değiliz.”</span> dediler. Resûlullah (s.a.s.) Efendimiz bunun üzerine: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Kim bir oruçluyu bir hurma ile veya içecek su ile veya tadımlık bir süt ile iftar ettirirse, Allah ona bu sevâbı verir.” </span>buyurdu. (Ali el-Müttakî, VIII, 477/23714)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Bir Yetim Sevindir<br />
</li>
</ol>
Resûlullah (s.a.s.), üç yetim yavrunun ihtiyaçlarını karşılayan kişinin, gecelerini ibadet, gündüzlerini oruçla geçiren ve her şeyini fedâ ederek gece-gündüz Allah yolunda koşan kişi gibi sevap kazanacağını beyan etmiştir. (İbn-i Mâce, Edeb, 6)<br />
Yine şöyle buyurmuştur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlakâ cennete koyar.” </span>(Tirmizî, Birr, 14/1917) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Bir kimse sırf Allah rızâsı için bir yetimin başını okşarsa elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap yazılır…” </span>(Ahmed, V, 250)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Sahurları İhmal Etme<br />
</li>
</ol>
Hz. Enes’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.”</span> (Buhârî, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Kur’an Hatmi Yap<br />
</li>
</ol>
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, bilhassa Ramazan ayında Kur’ân-ı Kerîm’e daha fazla ehemmiyet verirdi. Dostu Cebrâil (a.s.) ile bu ayda her gece Kur’ân-ı Kerîm’i mukàbele ederlerdi. Vefâtından önceki Ramazan’da ise bu mukàbeleyi iki kere yapmışlardı. (Bkz. Müslim, Fedâil 50.)<br />
Resûlullah (s.a.s.), Kur’ân-ı Kerîm’i, Cebrâil’den (s.a.s.) sonra bâzı sahâbîleriyle de mukàbele ederdi. (Ahmed, I, 405)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Duanı Artır<br />
</li>
</ol>
İbâdetlerin özü olan duâ, kulun benliğinden sıyrılarak Rabbine sığınmasıdır. Allâh ile kul arasında en mühim bir mânevî bağ durumundadır. Bu bağı koparanlar, Hak katındaki değerlerini de zâyi etmiş olurlar. Ramazan ayında bilhassa gecelerde ve oruçlu iken rabbimize yalvarmalı ve ona sığınmalıyız.<br />
Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“(Resûlüm!) De ki: Sizin (kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?”</span> (el-Furkân, 77)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftar Davetine Git<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Müslümanın Müslüman üzerinde altı hakkı vardır”</span> buyurdu. Ashab'ın bunların neler olduğunu sormaları üzerine şöyle devam etti: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Karşılaştığın zaman ona selâm ver; seni davet ettiği zaman davetine git; senden öğüt istediği zaman ona öğüt ver: aksırdığı zaman “elhamdülillah” derse yerhamükellah (Allah sana rahmet etsin!) de; hasta olduğu zaman onu ziyaret et, öldüğü zaman cenazesinde bulun."</span> (Tirmizî, Edeb,1; Nesâî, Cenâiz, 52; İbn Mâce, Cenâiz. 1)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Teheccüd Kıl<br />
</li>
</ol>
Allah Teâlâ, teheccüd namazını Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’e husûsî olarak farz kılmıştır. Bizler de Ramazan-ı Şerif içerisinde sahura kalktığımızda en az 2 rekat teheccüd namazı kılmaya gayret etmeliyiz. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Gecenin bir kısmında da sâdece sana mahsus bir fazlalık olmak üzere Kur’ân ile teheccüd namazı kıl. Umulur ki Rabbin seni Makâm-ı Mahmûda eriştirir.” </span>(el-İsrâ 17/79)<br />
Teheccüd namazı ile ilgili Resûlullâh (s.a.s.) buyurdular: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah’a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.”</span> (Tirmizi, Deavât, 101)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İtikâfa Gir<br />
</li>
</ol>
İbni Ömer (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.s.) Ramazan’ın son on gününde i’tikâfa çekilirdi. (Buhârî, İ’tikâf 1, 6; Müslim, İ’tikâf 1-4.)<br />
Hz. Ayşe’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmiştir. Vefatından sonra eşleri itikâfa girmeye devam ettiler. (Buhârî, İ’tikâf 1; Müslim, İ’tikâf 5.)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Küsleri Barıştır<br />
</li>
</ol>
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in beyânına göre; pazartesi ve perşembe günleri kulların yaptıkları işler Allah Teâlâ’ya arz edilir. Din kardeşi ile arasında düşmanlık bulunan kişi hâricinde, Allâh’a şirk koşmayan her kulun günahları affedilir. Meleklere; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Şu iki kişinin af edilmesini birbirleriyle barışıncaya kadar erteleyin!”</span> diye tembih edilir. (Müslim, Birr, 35-36; Ebû Dâvud, Edeb, 47)<br />
İslâm kardeşliğini zedelemenin, Allâh’ın merhametinden mahrum bırakan ağır bir îman zaafı olduğu da âyet-i kerîmelerde şöyle ifâde buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.”</span> (el-Hucurât, 10) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“…Siz (gerçek) mü’minler iseniz Allah’tan korkun, (mü’min kardeşleriniz ile) aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlü’ne itaat edin.”</span> (el-Enfâl, 1)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Her Güne Bir Sadaka Ver<br />
</li>
</ol>
Bir adam Hz. Peygamber’e (s.a.s.) gelerek: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“-Yâ Resûlallâh! Hangi sadaka ecir bakımından daha büyüktür?” </span>diye sordu. Allâh Resûlü (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“-Ramazan-ı Şerîf’de verilen sadaka…”</span> (Tirmizî) buyurdular.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftar Açmakta Acele Et<br />
</li>
</ol>
İftar açarken acele etmek gerekir. Nitekim Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Kullarımın bana en sevgili olanı, oruç açmakta acele davranandır.”</span> (Tirmizî, Savm 13)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Salat ü Selamı Artır<br />
</li>
</ol>
Ahirette Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’e yakın olmak için her daim salavat getirmelidir.  Ramazan-ı Şerif’te salavatlarımızı çoğaltabiliriz. Nitekim ayet-i kerîmede buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Şüphesiz ki Allâh ve melekleri, Peygamber’e çokça salât ederler. Ey müminler! Siz de O’na salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin!”</span> (el-Ahzâb, 56)<br />
Abdullah bin Mesud’dan (r.a.) rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kıyâmet günü insanların bana en yakın olanı, bana en çok salât ü selâm getirenidir.”</span> (Tirmizî, Vitir, 21/484)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İşlediğin Hayırla Sevin<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, sahip olduğu şeyleri sadaka olarak verme husûsunda hiçbir insana benzemezdi. O’nun sadaka verişi, fakîrlikten korkmazcasına bir verişti. Sadaka vermek, kendisi için en büyük bir hazdı. O’nun vermekten duyduğu sevinç, ihtiyacı olup da O’ndan alanın duyduğu sevinçten kat kat daha fazlaydı. Hayır işlemede insanların en cömerdiydi. Sağ eli bereket saçan bir rüzgâr gibiydi. Bir ihtiyaç sahibi, O’na derdinden söz açtığı zaman çok duygulanır, onu kendisine tercîh eder, bazen yemeğini, bazen de üzerindeki elbisesini verirdi.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Son On Geceyi İhya Et<br />
</li>
</ol>
Aişe validemiz şöyle dedi: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ramazan ayının son on günü gelince, Resûlullah geceleri ibadetle ihyâ eder, ailesini uyandırır, kulluğa soyunup paçaları sıvardı.” </span>(Buhârî, Leyletü’l-kadr 5)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Çocukları Oruca Alıştır<br />
</li>
</ol>
Ramazan’da çocuklarımızı oruca alıştırmakla ilgili bir gündemimiz de olmalı. Bu konuda insanımızın zaman içerisinde bulduğu uygulamalardan faydalanabiliriz. Mesela çocuklarımıza tekne orucu tutturabiliriz. Anadolu’da eskiden Ramazan ayında oruç tutan yaşlılar ve çocukların, zorlandıkları durumlarda mutfaklardaki büyük ekmek teknesinin arkasına geçerek yemek yiyip, oruçlarına kaldıkları yerden devam ederler, buna da “Tekne Orucu” derlerdi. Yine mesela çocukların oruçlarını satın alarak onları teşvik etmek ve sevindirmek de oruca ısınmalarına vesile olacaktır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Tevbeni Artır<br />
</li>
</ol>
Ramazan ayı af ve mağfiret ayıdır. Ramazân-ı Şerîf’i lâyıkıyla ihyâ edenler, sayısız nîmetlere nâil olurlar. Ona duyarsız kalanlar ise, dehşetli bir mahrûmiyete dûçâr olurlar.<br />
Zîrâ hadîs-i şerîfte Peygamber (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Cebrâîl Aleyhisselam bana göründü ve; «Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun!» dedi. Ben de «Âmîn!» dedim…”</span> (Hâkim, IV, 170/7256; Tirmizî, Deavât, 100/3545) Yine Hz. Peygamber (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ben, günde yüz kere istiğfâr ederim…” </span>(Müslim, Zikir, 42) buyurmuşlardır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Bayramın, Başkasına Bayram Olsun<br />
</li>
</ol>
Gerçek bayram, geniş bir rahmet ve ğufrân iklîmi, sonsuz bir afva mazhar olan müslümanların derin bir îmân heyecanı içinde birbirleriyle kaynaştığı muhteşem hâtırâlarla dolu mübârek bir gün olmalıdır. Bayram, büyük-küçük, muzdarip-sıhhatli, zengin ve fakîrin müşterek bir sürûr günüdür. Onların hepsinin memnûn olması, bayramların gerçek mânâsının yaşanması ile mümkündür. Bu îtibarla bayram, yaradandan ötürü bütün mahlûkâta sevgi, şefkat, nezâket ve muâvenete vesîle olan bir gündür. Rabbimiz, dünyâ hayatını bizler için bir Ramazan-ı Şerîf eyleyip kıyâmet sabahını hakîkî bir bayram eylesin!<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Fitre Ver<br />
</li>
</ol>
Ramazan Bayramı’na yetişen ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü bulundukları mâlî ibadete fitre denir. Ramazan ayı içinde fitreleri vermek gerekir.<br />
Abdullah İbn Ömer’den (r.a.) şöyle dediği nakledilmiştir<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">: “Hz. Peygamber fıtır sadakasını (fitreyi) köle, erkek, kadın, küçük ve büyüklere farz kılmış ve insanlar (bayram) namazına çıkmadan önce verilmesini emretmiştir.”</span> (Buhârî, Zekât, 76; Müslim, Zekât, 12 .)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İnfakını Artır<br />
</li>
</ol>
İbni Abbâs (r.a.) şöyle dedi: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Rasûllullah insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazan’da Cebrâil Aleyhisselam’ın, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrâil Aleyhisselam, Ramazan’ın her gecesinde Hz. Peygamber ile buluşur, (karşılıklı) Kur’an okurlardı. Bundan dolayı Rasûlullah, Cebrâil Aleyhisselam ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı.” </span>(Buhârî, Bedü’l-vahy 5, 6, Savm 7, Menâkıb 23, Bed’ul-halk 6, Fezâilü’l-Kur’ân 7, Edeb 39)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Orucunu Zedeleme<br />
</li>
</ol>
Allah Resûlü (s.a.s.) bir gün: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Oruç, oruçluya yakışmayan şeylerle (nefsânî arzularla) zedelenmedikçe (tutan için) bir kalkandır.” </span>buyurdu. Ashâb-ı kiram: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–(Oruçlu) onu ne ile zedeler?” </span>diye sorunca Resûl-i Ekrem (s.a.s.):<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> “–Yalan ve gıybetle… (yani diliyle…)”</span> cevabını verdiler. (Nesâî, Sıyâm, 43)<br />
Yine Rasûlullah (s.a.s.) buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Oruç tutan kimse; yalan, dolan ve bu gibi şeylere başvurmamalıdır. (Zira) insanları (sadece) yemek ve içmekten alıkoyacak bir oruca Cenâb-ı Hakk’ın ihtiyacı yoktur.” </span>(Buhârî, Kitâbu’s-Savm; Tirmizî, Bâbu’s-Savm; Ebû Dâvûd, Savm, 236; İbn-i Mâce, 122)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İhlasını Artır<br />
</li>
</ol>
İbâdetlerin kemâlini artıran; kalp temizliği, niyet berraklığı ve samîmiyettir. Nefsânî menfaat düşüncelerinin karıştığı, Hak rızâsından gayrı gâyelerin ortak edildiği ibâdetlerden bir hayır umulamaz.<br />
Nitekim bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Nice oruç tutanlar vardır ki orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan, yalnız uykusuzluktur.”</span> (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span><br />
<br />
Altınoluk Dergisi, Sayı: 399<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ramazan ve Orucun Kazandırdıkları]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=42547</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 05:57:48 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=42547</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ramazan ve Orucun Kazandırdıkları</span></span><br />
<br />
Ramazan ve orucun insana ve topluma kazandırdıkları nelerdir? İşte Ramazan ve orucun 20 kazancı.<br />
Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluş olan Ramazan ayı, ilâhi kazançların yanında mübarek bir aydır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAMAZAN VE ORUNCUN 20 KAZANCI</span></span><br />
Bu mübarek ay bize neler kazandırdı? Bunu maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz: <br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Öncelikle vakitlerimizi tanzim etti. Ramazan’dan önce sahurun, iftarın vaktinden habersiz, istediğimiz zaman yiyip içerken bu belli bir programa bağlandı. Yemeklerimiz artık saatinde yenmeye başladı. Buna en çok sevinen de hanımlarımız ve annelerimiz oldu. Çünkü diğer zamanlarda ayrı ayrı yenen yemekler, Ramazan ayında ailelerin birlikte oldukları yegâne mekân haline geldi.<br />
</li>
<li>Oruç bize irademizin ne kadar sağlam olduğunu gösterdi. Sofra kurulmuş, üzerinde çeşit çeşit yiyecekler hazır olduğu, bizi onları yemek için engelleyecek hiçbir insan olmadığı halde, Allah’a olan saygımızdan, ezan okunmadan elimizi sofraya götüremedik.<br />
</li>
<li>İbadetlerimizde bir düzen hâkim oldu. Günde beş vakit namazımızı cemaatle kılmaya devam ettik. Cemaat şuuruna vardık. Aynı safta, aynı kıbleye yönelerek, bizleri yaratan ilâhî gücün sahibi Allah’ın huzurunda bir fâni kul olduğumuzu tekrar tekrar yaşadık.<br />
</li>
<li>Oruç tutanlar için bir cennetin hazırlandığını ve bu cennete <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reyyân</span></span> adının verildiğini öğrendik. Kıyamet gününde sadece o kapıdan oruç tutanların gireceğini<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[1]</span> duyunca, oruç ibadetinin sevabının Allah tarafından verileceği<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[2]</span> müjdesini daha iyi anlamış olduk.<br />
</li>
<li>Çoluk çocuğumuzla birlikte aynı sofrada yemek yedik. Hele çocuklarımızın balkondan, pencereden, kapıdan, çatıdan minarelerin ışıklarının yanıp, ezan okunduğunun sevinçli haberini sofrada bekleyenlere iletmesinin verdiği sıcak havayı teneffüs ettik.<br />
</li>
<li>Teravih namazına giderek, huşû içerisinde yirmi rekât namaz kılmanın sevabına inanarak ve mükâfatını yalnızca Allah’tan umarak kılanların geçmiş günahlarının affedileceği<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[3]</span> müjdesini almış olduk.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ramazan münasebetiyle kapalıyız”</span> diye meyhanesinin, içkili lokantasının camına ilân yapıştıranları, Ramazan’a saygı gösterenleri gördük. Fakat bu yerlerin bayramda açılacağını düşününce, meyhanelerin sadece Ramazan’da değil de daima kapalı olmasının ne kadar huzur verici olduğunu düşündük. Ancak, İslam’ın, manevi hayatın doya doya yaşandığı bu mevsimde oruçtan, namazdan habersiz nesilleri gördükçe, Müslümanların gözünün içine baka baka oruç yiyenleri gördükçe gelecek nesiller için de bir hayli üzüldük.<br />
</li>
<li>Zekât ve fitrelerimizi ihtiyaç sahibi kardeşlerimize vererek, onların evlerinin de şenlenmesine vesile olmanın sevincini yaşadık. Fakir fukarayı gözeterek, onları da iftar sofralarımıza davet ettik. İftar ettirdiğimiz kişi veya kişilerin alacağı sevap kadar sevap alacağımızı da öğrendik. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmayacağını da kavradık.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[4]</span> <br />
</li>
<li>Ramazan ayında suç işleme oranlarının düştüğü, kavga, adam öldürme ve hırsızlık gibi suçların sayısında inanılmaz ölçüde düşüşler olduğunu gerek haberlerden, gerekse televizyonlardan öğrenince, her ayımızın Ramazan olması için dua ettik.<br />
</li>
<li>Kur’an ayı olan Ramazan ayında<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[5]</span> Kur’an’ı daha iyi anlamaya, kavramaya ve hayatımıza uygulamaya çalıştık. Mukabele dinledik. Bazı Müslüman kardeşlerimiz mukabele okumanın yanında okuduğu Kur’an’ı anlamaya çalıştı. Kur’an’ın tercümesini de hatmetmeye çalıştı. Biz de onları örnek aldık. Bütün bunları duyduk bu sene yapamazsak gelecek sene yapmaya söz verdik.<br />
</li>
<li>Ramazan ayı dışında, sinirlendiğimiz zaman bazen kötü sözler söylediğimiz olmuştur. Hâlbuki Ramazan ayında sakin olmamız tavsiye ediliyor. Orucu sadece mideye değil, gözümüze, kulağımıza, elimize, ayağımıza ve dilimize de tutturmamız gerekiyor. Bu yüzden oruç, insanı kötü söz söylemekten alıkoyar. Birisi yakışıksız bir lâf edecek veya kavga edecek olursa <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ben oruçluyum”</span> denmesi gerektiğini<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[6] </span>bu ayda öğrendik.<br />
</li>
<li>Bazen dalgınlıkla oruçlu olduğumuzu unuttuk. Ama orucumuz bozuldu mu, bozulmadı mı diye bir endişeye kapılmadık ve orucumuzu tamamladık. Zira Allah’ın bizi yedirip içirdiğine<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[7]</span> inandık.<br />
</li>
<li>İftar vaktini beklerken ne kadar sevinçli oluyoruz değil mi? Bir an evvel ezan okunsa da dilimiz, damağımız suya hasret dudaklarımız suya kavuşsa diye... Aklımıza hemen Peygamber Efendimiz’in bir hadisi geliyor: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“... Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri iftar ettiğinde, diğeri de Allah’a kavuştuğu vakittir.”</span><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[8]</span> Cenab-ı Allah bize iftar vaktinde duyduğumuz sevinci, O’na kavuştuğumuz zaman da yaşatır inşallah...<br />
</li>
<li>Oruçlu iken bir şey yiyip içmediğimiz için ağzımızda tuhaf bir koku oluşuyor. Ağzımız kokuyor. Fakat bu ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[9]</span> Bu durum Allah’ın oruçluya verdiği değeri göstermekte, ağzının kokusunu misk kokusundan daha hoş kabul etmektedir.<br />
</li>
<li>Ramazan ayının bize kazandırdığı bir husus da, diğer aylarda şikâyetçi olduğumuz şeytanların bağlanması, bize vesvese verememesi, kötülük telkin edememesidir. Bunun yanında Ramazan ayında cennetin kapıları ardına kadar açılmakta ve cehennem kapıları da kapanmaktadır.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[10]</span> <br />
</li>
<li>Resulullah’ın tavsiyesine uyarak sahur yemeğinin bereketinden<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[11]</span> istifade etmek için kimimiz sahura kadar yatmadı, kimimiz biraz uyudu sonra kalktı ve sahur yemeğini yedi. Ehli Kitab’a muhalefet ederek, onların oruçları ile bizim orucumuz arasındaki farkın sahur yemeği olduğunu hatırladık.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[12]</span> <br />
</li>
<li>Sahurda ve iftarda gerine gerine yiyip de: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ya! İşte bunu bulamayanlar da var. Şükürler olsun. Allah bulamayanlara da versin...”</span> türünde bir şükürde bulunmadık. Çünkü hakiki şükrün; fakire, yetime, kimsesize yediğinden yedirmekle, giydiğinden giydirmekle olduğunu kavradık.<br />
</li>
<li>Mübarek Ramazan ayında oruç, iftar, teravih, vaaz, mukabele, sadaka-i fıtır, itikâf nasıl mübarekse, bunların insanı nasıl mübarek yapılabileceğini düşündük. Yani mübarek Ramazan’da, mübarek bir insan olmak için bu ayı çok iyi değerlendirmeye çalıştık. Bir aylık değil, ölünceye kadar mübarek olmaya çalışmak gerektiğini anladık.<br />
</li>
<li>Evimizde ailemizle birlikte, iftar saatini bekledik. Bu arada dini yayın yapan televizyon programlarını izledik. Değerli hocalarımızın okuduğu Kur’an-ı Kerim, ilahileri ve kasideleri dinledik. İlim adamlarının sohbetlerini dinledik. Okunan ezan ile iftar duası ile oruçlarımızı açtık.<br />
</li>
<li>Ramazan Bayramı vesilesiyle tebrikleştik, birbirimize dua ve mağfiret diledik. Telefon ve tebrik kutlamalarıyla toplumsal dayanışmayı, kaynaşmayı, birlik ve beraberlik duygularını en zirve noktaya taşıdık elhamdülillah... Sonuç olarak Ramazan ayı bize burada sayılmayacak kadar kazançlar sağlamaktadır. Biz burada bir kısmına değinmeye çalıştık. Gözden kaçan bazı maddeler de buraya eklenebilir. Önemli olan Ramazan ayında kazandığımız güzel özellikleri, Ramazan’dan sonra da devam ettirmektedir. Unutmamalıyız ki, her günümüzü Cuma, her gecemizi Kadir, her ayımızı Ramazan yapmak bizim elimizdedir. Yeter ki biz, bu mübarek gün, gece ve ayları değerlendirmesini bilelim. Ne mutlu, Ramazan ayına ulaşıp, onun kıymetini bilip, hakkıyla değerlendiren ve mükâfat olarak da bayrama ulaşanlara... Ne mutlu...<br />
</li>
</ol>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dipnotlar:</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1.</span> Buhari, Savm 4, Bed’ül-Halk 9; Müslim, Sıyâm 166. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.</span> Buhari, Savm 9; Müslim, Sıyâm 164. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3.</span> Buhari, Salâtü’t-Terâvih 1; Müslim, Salâtü’l-Misafirin ve Kasriha, 173. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4.</span> Tirmizi, Savm 82 (807); İbn Mâce, Sıyâm 45. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5.</span> Bakara 2/185. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6.</span> Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7.</span> Buhari, Savm 26, Eymân 15: Müslim, Sıyâm 171. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8.</span> Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9.</span> Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. 10. Buhari, Savm 5, Bed’ül-Halk 11: Müslim, Sıyâm 2; Nesâî, Sıyâm 5. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11.</span> Buhari, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45; Nesâî, Savm 18. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12.</span> Tirmizi, Savm 17.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span> <br />
<br />
Vehbi Akşit, Altınoluk Dergisi, Sayı: 365<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ramazan ve Orucun Kazandırdıkları</span></span><br />
<br />
Ramazan ve orucun insana ve topluma kazandırdıkları nelerdir? İşte Ramazan ve orucun 20 kazancı.<br />
Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluş olan Ramazan ayı, ilâhi kazançların yanında mübarek bir aydır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAMAZAN VE ORUNCUN 20 KAZANCI</span></span><br />
Bu mübarek ay bize neler kazandırdı? Bunu maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz: <br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Öncelikle vakitlerimizi tanzim etti. Ramazan’dan önce sahurun, iftarın vaktinden habersiz, istediğimiz zaman yiyip içerken bu belli bir programa bağlandı. Yemeklerimiz artık saatinde yenmeye başladı. Buna en çok sevinen de hanımlarımız ve annelerimiz oldu. Çünkü diğer zamanlarda ayrı ayrı yenen yemekler, Ramazan ayında ailelerin birlikte oldukları yegâne mekân haline geldi.<br />
</li>
<li>Oruç bize irademizin ne kadar sağlam olduğunu gösterdi. Sofra kurulmuş, üzerinde çeşit çeşit yiyecekler hazır olduğu, bizi onları yemek için engelleyecek hiçbir insan olmadığı halde, Allah’a olan saygımızdan, ezan okunmadan elimizi sofraya götüremedik.<br />
</li>
<li>İbadetlerimizde bir düzen hâkim oldu. Günde beş vakit namazımızı cemaatle kılmaya devam ettik. Cemaat şuuruna vardık. Aynı safta, aynı kıbleye yönelerek, bizleri yaratan ilâhî gücün sahibi Allah’ın huzurunda bir fâni kul olduğumuzu tekrar tekrar yaşadık.<br />
</li>
<li>Oruç tutanlar için bir cennetin hazırlandığını ve bu cennete <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reyyân</span></span> adının verildiğini öğrendik. Kıyamet gününde sadece o kapıdan oruç tutanların gireceğini<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[1]</span> duyunca, oruç ibadetinin sevabının Allah tarafından verileceği<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[2]</span> müjdesini daha iyi anlamış olduk.<br />
</li>
<li>Çoluk çocuğumuzla birlikte aynı sofrada yemek yedik. Hele çocuklarımızın balkondan, pencereden, kapıdan, çatıdan minarelerin ışıklarının yanıp, ezan okunduğunun sevinçli haberini sofrada bekleyenlere iletmesinin verdiği sıcak havayı teneffüs ettik.<br />
</li>
<li>Teravih namazına giderek, huşû içerisinde yirmi rekât namaz kılmanın sevabına inanarak ve mükâfatını yalnızca Allah’tan umarak kılanların geçmiş günahlarının affedileceği<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[3]</span> müjdesini almış olduk.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ramazan münasebetiyle kapalıyız”</span> diye meyhanesinin, içkili lokantasının camına ilân yapıştıranları, Ramazan’a saygı gösterenleri gördük. Fakat bu yerlerin bayramda açılacağını düşününce, meyhanelerin sadece Ramazan’da değil de daima kapalı olmasının ne kadar huzur verici olduğunu düşündük. Ancak, İslam’ın, manevi hayatın doya doya yaşandığı bu mevsimde oruçtan, namazdan habersiz nesilleri gördükçe, Müslümanların gözünün içine baka baka oruç yiyenleri gördükçe gelecek nesiller için de bir hayli üzüldük.<br />
</li>
<li>Zekât ve fitrelerimizi ihtiyaç sahibi kardeşlerimize vererek, onların evlerinin de şenlenmesine vesile olmanın sevincini yaşadık. Fakir fukarayı gözeterek, onları da iftar sofralarımıza davet ettik. İftar ettirdiğimiz kişi veya kişilerin alacağı sevap kadar sevap alacağımızı da öğrendik. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmayacağını da kavradık.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[4]</span> <br />
</li>
<li>Ramazan ayında suç işleme oranlarının düştüğü, kavga, adam öldürme ve hırsızlık gibi suçların sayısında inanılmaz ölçüde düşüşler olduğunu gerek haberlerden, gerekse televizyonlardan öğrenince, her ayımızın Ramazan olması için dua ettik.<br />
</li>
<li>Kur’an ayı olan Ramazan ayında<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[5]</span> Kur’an’ı daha iyi anlamaya, kavramaya ve hayatımıza uygulamaya çalıştık. Mukabele dinledik. Bazı Müslüman kardeşlerimiz mukabele okumanın yanında okuduğu Kur’an’ı anlamaya çalıştı. Kur’an’ın tercümesini de hatmetmeye çalıştı. Biz de onları örnek aldık. Bütün bunları duyduk bu sene yapamazsak gelecek sene yapmaya söz verdik.<br />
</li>
<li>Ramazan ayı dışında, sinirlendiğimiz zaman bazen kötü sözler söylediğimiz olmuştur. Hâlbuki Ramazan ayında sakin olmamız tavsiye ediliyor. Orucu sadece mideye değil, gözümüze, kulağımıza, elimize, ayağımıza ve dilimize de tutturmamız gerekiyor. Bu yüzden oruç, insanı kötü söz söylemekten alıkoyar. Birisi yakışıksız bir lâf edecek veya kavga edecek olursa <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ben oruçluyum”</span> denmesi gerektiğini<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[6] </span>bu ayda öğrendik.<br />
</li>
<li>Bazen dalgınlıkla oruçlu olduğumuzu unuttuk. Ama orucumuz bozuldu mu, bozulmadı mı diye bir endişeye kapılmadık ve orucumuzu tamamladık. Zira Allah’ın bizi yedirip içirdiğine<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[7]</span> inandık.<br />
</li>
<li>İftar vaktini beklerken ne kadar sevinçli oluyoruz değil mi? Bir an evvel ezan okunsa da dilimiz, damağımız suya hasret dudaklarımız suya kavuşsa diye... Aklımıza hemen Peygamber Efendimiz’in bir hadisi geliyor: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“... Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri iftar ettiğinde, diğeri de Allah’a kavuştuğu vakittir.”</span><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[8]</span> Cenab-ı Allah bize iftar vaktinde duyduğumuz sevinci, O’na kavuştuğumuz zaman da yaşatır inşallah...<br />
</li>
<li>Oruçlu iken bir şey yiyip içmediğimiz için ağzımızda tuhaf bir koku oluşuyor. Ağzımız kokuyor. Fakat bu ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[9]</span> Bu durum Allah’ın oruçluya verdiği değeri göstermekte, ağzının kokusunu misk kokusundan daha hoş kabul etmektedir.<br />
</li>
<li>Ramazan ayının bize kazandırdığı bir husus da, diğer aylarda şikâyetçi olduğumuz şeytanların bağlanması, bize vesvese verememesi, kötülük telkin edememesidir. Bunun yanında Ramazan ayında cennetin kapıları ardına kadar açılmakta ve cehennem kapıları da kapanmaktadır.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[10]</span> <br />
</li>
<li>Resulullah’ın tavsiyesine uyarak sahur yemeğinin bereketinden<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[11]</span> istifade etmek için kimimiz sahura kadar yatmadı, kimimiz biraz uyudu sonra kalktı ve sahur yemeğini yedi. Ehli Kitab’a muhalefet ederek, onların oruçları ile bizim orucumuz arasındaki farkın sahur yemeği olduğunu hatırladık.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[12]</span> <br />
</li>
<li>Sahurda ve iftarda gerine gerine yiyip de: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ya! İşte bunu bulamayanlar da var. Şükürler olsun. Allah bulamayanlara da versin...”</span> türünde bir şükürde bulunmadık. Çünkü hakiki şükrün; fakire, yetime, kimsesize yediğinden yedirmekle, giydiğinden giydirmekle olduğunu kavradık.<br />
</li>
<li>Mübarek Ramazan ayında oruç, iftar, teravih, vaaz, mukabele, sadaka-i fıtır, itikâf nasıl mübarekse, bunların insanı nasıl mübarek yapılabileceğini düşündük. Yani mübarek Ramazan’da, mübarek bir insan olmak için bu ayı çok iyi değerlendirmeye çalıştık. Bir aylık değil, ölünceye kadar mübarek olmaya çalışmak gerektiğini anladık.<br />
</li>
<li>Evimizde ailemizle birlikte, iftar saatini bekledik. Bu arada dini yayın yapan televizyon programlarını izledik. Değerli hocalarımızın okuduğu Kur’an-ı Kerim, ilahileri ve kasideleri dinledik. İlim adamlarının sohbetlerini dinledik. Okunan ezan ile iftar duası ile oruçlarımızı açtık.<br />
</li>
<li>Ramazan Bayramı vesilesiyle tebrikleştik, birbirimize dua ve mağfiret diledik. Telefon ve tebrik kutlamalarıyla toplumsal dayanışmayı, kaynaşmayı, birlik ve beraberlik duygularını en zirve noktaya taşıdık elhamdülillah... Sonuç olarak Ramazan ayı bize burada sayılmayacak kadar kazançlar sağlamaktadır. Biz burada bir kısmına değinmeye çalıştık. Gözden kaçan bazı maddeler de buraya eklenebilir. Önemli olan Ramazan ayında kazandığımız güzel özellikleri, Ramazan’dan sonra da devam ettirmektedir. Unutmamalıyız ki, her günümüzü Cuma, her gecemizi Kadir, her ayımızı Ramazan yapmak bizim elimizdedir. Yeter ki biz, bu mübarek gün, gece ve ayları değerlendirmesini bilelim. Ne mutlu, Ramazan ayına ulaşıp, onun kıymetini bilip, hakkıyla değerlendiren ve mükâfat olarak da bayrama ulaşanlara... Ne mutlu...<br />
</li>
</ol>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dipnotlar:</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1.</span> Buhari, Savm 4, Bed’ül-Halk 9; Müslim, Sıyâm 166. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.</span> Buhari, Savm 9; Müslim, Sıyâm 164. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3.</span> Buhari, Salâtü’t-Terâvih 1; Müslim, Salâtü’l-Misafirin ve Kasriha, 173. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4.</span> Tirmizi, Savm 82 (807); İbn Mâce, Sıyâm 45. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5.</span> Bakara 2/185. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6.</span> Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7.</span> Buhari, Savm 26, Eymân 15: Müslim, Sıyâm 171. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8.</span> Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9.</span> Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. 10. Buhari, Savm 5, Bed’ül-Halk 11: Müslim, Sıyâm 2; Nesâî, Sıyâm 5. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11.</span> Buhari, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45; Nesâî, Savm 18. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12.</span> Tirmizi, Savm 17.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span> <br />
<br />
Vehbi Akşit, Altınoluk Dergisi, Sayı: 365<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir Müslümanın Ramazan Günlüğü Nasıl Olmalıdır?]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=42545</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 05:43:04 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=42545</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Müslümanın Ramazan Günlüğü Nasıl Olmalıdır?</span></span><br />
<br />
Bir Müslümanın Ramazan günlüğü nasıl olmalıdır? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.<br />
<br />
Müslümanlar Ramazan-ı Şerif’in gelmesini 11 ay bekliyorlar. Hatta selef-i salihinden şöyle bir şey nakledilir: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk dönem Müslümanları 6 ay Ramazan-ı Şerif’in gelmesi için, 6 ay da tuttukları orucun kabul olması için Cenab-ı Allah’a dua ve niyazda bulunurlarmış. Dolayısıyla bütün senenin merkezine Ramazan-ı Şerif’i yerleştirirlermiş.</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ramazan-ı Şerif Çok Özellikli Bir Ay</span></span><br />
Ramazan-ı Şerif çok özellikli bir ay. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu ayda Kur’an-ı Kerim nazil oluyor, artık dünya semasından yeryüzüne iniyor. Bu yönüyle de Ramazan-ı Şerif bir Kur’an ayıdır.</span></span> Ramazan-ı Şerif’i Kur’an ile meşgul olarak geçirmek lazım. Mümkünse işi gücü müsait olan kardeşlerimizin Ramazan-ı Şerif’i cami merkezli, Kur’an merkezli bir hâle çevirmeleri gerekiyor. İşleri müsaitse Ramazan’da işi gücü bırakıp Kur’an’a yoğunlaşmaları, camiye yoğunlaşmaları ve orucu daha rahat tutabilecekleri bir ortam oluşturmaları kendilerine uygun olur.<br />
İşi gücü müsait olmayanların da ona göre programlarını yapıp günün belli zamanlarını Kur’an-ı Kerim’e ayırmaları, gecenin sahurunda teheccüdü de ihmal etmeden geceleri ihya ederek bir Ramazan-ı Şerif programı oluşturmaları gerekir. Hakikaten Ramazan-ı Şerif’in ihyası çok önemli bir meseledir.<br />
Ramazan, Kur'an Ayıdır<br />
Ramazan’ın ihyası; <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“İftarı nerede geçireceğiz, iftarda ne yiyeceğiz, sahurda ne yiyeceğiz?”</span></span> türünden malayani, dünyevi bir program olmamalı. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kur’an-ı Kerim’den kaç yüz okuduk, Kur’an-ı Kerim’in manasına ne kadar nüfuz edebildik, Kur’an bana ne diyor, ne anlatıyor?”</span></span> diyerek ve not alarak, “Ben bu ayetlerin bana söylediklerini ne kadar anlayabildim, anlayabildiklerimi ne kadar uygulayabiliyorum ve Kur’an benim üzerimde nasıl tecelli ediyor?” diye kendimizi bu Ramazan-ı Şerif’te tabiri caizse bir gözden geçirmeye almamız lazım gelir.<br />
Zamanı Vakitlice Kullanmak Lazım<br />
Bunun için de zamanımızı ona göre, vakitli bir şekilde kullanmamız gerekir. İşte sahurla oruca başlıyoruz, sahurdan sonra hemen sabah namazı geliyor. Belki sahurla sabah namazı arasındaki vakti Kur’an-ı Kerim okuyarak geçirmek lazım. İmkân varsa sabah namazını cemaatle camide kıldıktan sonra camide Kur’an-ı Kerim’le meşgul olmak ve gün ağırdıktan sonra camiden eve gelmek… Yine vakti müsait olan kimseler, bugünün itibarıyla İstanbul için söylüyorum, saat 8.00–9.00 gibi eve geldiklerinde belki kaylule dediğimiz gündüz uykusunu yarım saat, bir saat uyuyarak geçirebilirler.<br />
Tabii işi gücü olan kimseler elbette sabah mesai saatlerinde işlerine güçlerine gidecekler. Ramazan-ı Şerif bir tatil ayı değil; yani Ramazan-ı Şerif’te hayat durmuyor, hayat devam ediyor. Ama hayat devam ederken kalbî hayatımız Cenab-ı Allah’la daha ayrıcalıklı bir şekilde buluşmuş oluyor.<br />
Ramazan'a Yakışan En Güzel Amellerden Biri 'İnfak'<br />
İkindiden sonra açlıkla beraber artık Müslümanın takati kesilmeye başlıyor tabiri caizse. Hele de orta yaşı geçmiş, ihtiyarlığa doğru ilerlemişse… Bu dönemler fakir fukaranın, kimsesizlerin, çaresizlerin hâlini anlayabilmemizi sağlayabilecek; onların hâlleriyle hemhâl olabileceğimiz bir atmosferi de bizlere veriyor. Burada belki de yapılabilecek en güzel şeylerden bir tanesi, iftar sofralarını fakir fukarayla bereketlendirmek, fakir fukaranın iftar yapabilmesi için onlara elimizdeki imkânları aktarabilmektir. Çünkü Ramazan bir yönüyle de infak ayıdır. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnfakın olmadığı bir ay, Ramazan olsa dahi eksik olmuş bir ay olur.</span></span><br />
Dolayısıyla Müslüman, bütün ibadetlerini Ramazan’da katlayarak artırmaya gayret eden bir çabanın içerisinde olmalı; günlük bir cüzden az olmamak üzere Kur’an-ı Kerim okumaya gayret etmeli. Yine Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam’ın hadislerinden okumaya gayret etmeli. Bu anlamda Erkam Yayınevi’nden çıkan, hocalarımızın şerhli şekilde hazırladığı Riyazü’s-Salihin’den her gün bir bab okumayı, çoluk çocuğuyla beraber bir hadis müzakeresi yapmayı ihmal etmemeli.<br />
Teravih Namazı ve Gecelerin İhyası Çok Önemli<br />
Tabii Ramazan-ı Şerif’in gece ibadeti, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">gecelerinin ihyası teravih namazı ile oluyor.</span></span> Burada da gücünün yettiğince hatimle teravih kılınan, kendisine en yakın olan bir camiyi seçmeli ve oraya düzenli olarak devam etmeli. Böylelikle zikir yoğunluğu olan, Kur’an-ı Kerim yoğunluğu olan, oruçla geçen; hakikaten senenin diğer aylarına da bizi taşıyabilecek bir enerji depolayarak Ramazan-ı Şerif’i ihya etme gayreti içerisinde olmalıyız.<br />
Ahlâkını Güzelleştir<br />
Ama unutmamak gerekiyor ki Ramazan sadece zahiren yemekten içmekten el çekmek değildir. İnsan Ramazan’da daha halim selim olmalı, daha durgun olmalı, daha Rabbani bir kıvama bürünmelidir. Şimdi bazıları, birtakım hastalıkların eşlik etmesiyle aç kaldıkça şekeri düşüyor, şekeri yükseliyor, asabileşiyor. Ama antrenmanlı olan bir Müslüman bu ayın bir <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">asabiyet ayı, sinirlenme, kızma, bağırma çağırma ayı değil; aksine bir sabır ayı olduğunu görmeli.</span></span><br />
Bu ayda Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam, Ramazan münasebetiyle biri bize karşı kavga etmek için geldiğinde <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kardeşim, ben oruçluyum; kavga edemem.”</span></span> deyip kenara çekilmemizi tavsiye etmiştir. Trafikte böyle örnekleri pek görmüyoruz; görmemek de tabii ayrı bir nasipsizlik meselesi. İnsan gördüklerinden de nasiplenmiş oluyor.<br />
Trafikte de Sabır ve Güzel Ahlâk<br />
Hâlbuki bakıyorsunuz bazen, özellikle de belki ilk günlerde alışma noktasında bir şey oluyor; ama benim çok dikkatimi çeken bir meseledir: Ramazan-ı Şerif’te bakıyorum, iftara yarım saat kala müthiş bir trafik var, ezanla beraber trafik birden kayboluyor. Ne oluyordu bu arabalar, nereye gidiyor, ne oluyor anlayabilmiş değilim. Herkes ulaşıyor yerine, herkes yerine bir şekilde ulaşıyor. Belki iki dakika, belki üç dakika geç de gidilebilir. Ama nihayetinde nasıl sen oruçluysan öbürü de oruçlu; o da evine bir an önce gitmek istiyor. “O evine gitsin, ben iki dakika sonra geç gideyim.” diyebilmeli insan.<br />
Belki böyle yapmakla karşı tarafa iftar verme sevabını da elde etmiş olabilir. Yani sana yol verdim, sen 5 dakika önce evine gittin, ben 5 dakika sonra evime ulaştım; sen benden önce iftar yaptın ama bunu benim sana yol vermem sayesinde yaptın. Böylelikle karşı taraftaki kardeşimizin de iftar yapmasına vesile olmuş olabiliriz.<br />
Hasılıkelam, Ramazan-ı Şerif’i ahlakımızda bir değişikliğe sebebiyet verecek şekilde yaşamamız lazım. Yani Ramazan müthiş bir zühd eğitimi, müthiş bir ahlak eğitimi… Cenab-ı Allah bizleri muvaffak eylesin diye dua ederiz. İşte önümüzdeki günler Ramazan-ı Şerif’e girmiş olacağız. Dolayısıyla Ramazan-ı Şerif hayatımıza bir yön vermeli, Ramazan-ı Şerif bizim hayatımızda muazzam bir değişikliği getirmeli. Hangi açıdan bu olmalı? En önemli yönü ahlaken Ramazan-ı Şerif’te bir kıvam kazanmaya gayret etmeliyiz.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Müslümanın Ramazan Günlüğü Nasıl Olmalıdır?</span></span><br />
<br />
Bir Müslümanın Ramazan günlüğü nasıl olmalıdır? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.<br />
<br />
Müslümanlar Ramazan-ı Şerif’in gelmesini 11 ay bekliyorlar. Hatta selef-i salihinden şöyle bir şey nakledilir: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk dönem Müslümanları 6 ay Ramazan-ı Şerif’in gelmesi için, 6 ay da tuttukları orucun kabul olması için Cenab-ı Allah’a dua ve niyazda bulunurlarmış. Dolayısıyla bütün senenin merkezine Ramazan-ı Şerif’i yerleştirirlermiş.</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ramazan-ı Şerif Çok Özellikli Bir Ay</span></span><br />
Ramazan-ı Şerif çok özellikli bir ay. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu ayda Kur’an-ı Kerim nazil oluyor, artık dünya semasından yeryüzüne iniyor. Bu yönüyle de Ramazan-ı Şerif bir Kur’an ayıdır.</span></span> Ramazan-ı Şerif’i Kur’an ile meşgul olarak geçirmek lazım. Mümkünse işi gücü müsait olan kardeşlerimizin Ramazan-ı Şerif’i cami merkezli, Kur’an merkezli bir hâle çevirmeleri gerekiyor. İşleri müsaitse Ramazan’da işi gücü bırakıp Kur’an’a yoğunlaşmaları, camiye yoğunlaşmaları ve orucu daha rahat tutabilecekleri bir ortam oluşturmaları kendilerine uygun olur.<br />
İşi gücü müsait olmayanların da ona göre programlarını yapıp günün belli zamanlarını Kur’an-ı Kerim’e ayırmaları, gecenin sahurunda teheccüdü de ihmal etmeden geceleri ihya ederek bir Ramazan-ı Şerif programı oluşturmaları gerekir. Hakikaten Ramazan-ı Şerif’in ihyası çok önemli bir meseledir.<br />
Ramazan, Kur'an Ayıdır<br />
Ramazan’ın ihyası; <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“İftarı nerede geçireceğiz, iftarda ne yiyeceğiz, sahurda ne yiyeceğiz?”</span></span> türünden malayani, dünyevi bir program olmamalı. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kur’an-ı Kerim’den kaç yüz okuduk, Kur’an-ı Kerim’in manasına ne kadar nüfuz edebildik, Kur’an bana ne diyor, ne anlatıyor?”</span></span> diyerek ve not alarak, “Ben bu ayetlerin bana söylediklerini ne kadar anlayabildim, anlayabildiklerimi ne kadar uygulayabiliyorum ve Kur’an benim üzerimde nasıl tecelli ediyor?” diye kendimizi bu Ramazan-ı Şerif’te tabiri caizse bir gözden geçirmeye almamız lazım gelir.<br />
Zamanı Vakitlice Kullanmak Lazım<br />
Bunun için de zamanımızı ona göre, vakitli bir şekilde kullanmamız gerekir. İşte sahurla oruca başlıyoruz, sahurdan sonra hemen sabah namazı geliyor. Belki sahurla sabah namazı arasındaki vakti Kur’an-ı Kerim okuyarak geçirmek lazım. İmkân varsa sabah namazını cemaatle camide kıldıktan sonra camide Kur’an-ı Kerim’le meşgul olmak ve gün ağırdıktan sonra camiden eve gelmek… Yine vakti müsait olan kimseler, bugünün itibarıyla İstanbul için söylüyorum, saat 8.00–9.00 gibi eve geldiklerinde belki kaylule dediğimiz gündüz uykusunu yarım saat, bir saat uyuyarak geçirebilirler.<br />
Tabii işi gücü olan kimseler elbette sabah mesai saatlerinde işlerine güçlerine gidecekler. Ramazan-ı Şerif bir tatil ayı değil; yani Ramazan-ı Şerif’te hayat durmuyor, hayat devam ediyor. Ama hayat devam ederken kalbî hayatımız Cenab-ı Allah’la daha ayrıcalıklı bir şekilde buluşmuş oluyor.<br />
Ramazan'a Yakışan En Güzel Amellerden Biri 'İnfak'<br />
İkindiden sonra açlıkla beraber artık Müslümanın takati kesilmeye başlıyor tabiri caizse. Hele de orta yaşı geçmiş, ihtiyarlığa doğru ilerlemişse… Bu dönemler fakir fukaranın, kimsesizlerin, çaresizlerin hâlini anlayabilmemizi sağlayabilecek; onların hâlleriyle hemhâl olabileceğimiz bir atmosferi de bizlere veriyor. Burada belki de yapılabilecek en güzel şeylerden bir tanesi, iftar sofralarını fakir fukarayla bereketlendirmek, fakir fukaranın iftar yapabilmesi için onlara elimizdeki imkânları aktarabilmektir. Çünkü Ramazan bir yönüyle de infak ayıdır. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnfakın olmadığı bir ay, Ramazan olsa dahi eksik olmuş bir ay olur.</span></span><br />
Dolayısıyla Müslüman, bütün ibadetlerini Ramazan’da katlayarak artırmaya gayret eden bir çabanın içerisinde olmalı; günlük bir cüzden az olmamak üzere Kur’an-ı Kerim okumaya gayret etmeli. Yine Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam’ın hadislerinden okumaya gayret etmeli. Bu anlamda Erkam Yayınevi’nden çıkan, hocalarımızın şerhli şekilde hazırladığı Riyazü’s-Salihin’den her gün bir bab okumayı, çoluk çocuğuyla beraber bir hadis müzakeresi yapmayı ihmal etmemeli.<br />
Teravih Namazı ve Gecelerin İhyası Çok Önemli<br />
Tabii Ramazan-ı Şerif’in gece ibadeti, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">gecelerinin ihyası teravih namazı ile oluyor.</span></span> Burada da gücünün yettiğince hatimle teravih kılınan, kendisine en yakın olan bir camiyi seçmeli ve oraya düzenli olarak devam etmeli. Böylelikle zikir yoğunluğu olan, Kur’an-ı Kerim yoğunluğu olan, oruçla geçen; hakikaten senenin diğer aylarına da bizi taşıyabilecek bir enerji depolayarak Ramazan-ı Şerif’i ihya etme gayreti içerisinde olmalıyız.<br />
Ahlâkını Güzelleştir<br />
Ama unutmamak gerekiyor ki Ramazan sadece zahiren yemekten içmekten el çekmek değildir. İnsan Ramazan’da daha halim selim olmalı, daha durgun olmalı, daha Rabbani bir kıvama bürünmelidir. Şimdi bazıları, birtakım hastalıkların eşlik etmesiyle aç kaldıkça şekeri düşüyor, şekeri yükseliyor, asabileşiyor. Ama antrenmanlı olan bir Müslüman bu ayın bir <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">asabiyet ayı, sinirlenme, kızma, bağırma çağırma ayı değil; aksine bir sabır ayı olduğunu görmeli.</span></span><br />
Bu ayda Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam, Ramazan münasebetiyle biri bize karşı kavga etmek için geldiğinde <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kardeşim, ben oruçluyum; kavga edemem.”</span></span> deyip kenara çekilmemizi tavsiye etmiştir. Trafikte böyle örnekleri pek görmüyoruz; görmemek de tabii ayrı bir nasipsizlik meselesi. İnsan gördüklerinden de nasiplenmiş oluyor.<br />
Trafikte de Sabır ve Güzel Ahlâk<br />
Hâlbuki bakıyorsunuz bazen, özellikle de belki ilk günlerde alışma noktasında bir şey oluyor; ama benim çok dikkatimi çeken bir meseledir: Ramazan-ı Şerif’te bakıyorum, iftara yarım saat kala müthiş bir trafik var, ezanla beraber trafik birden kayboluyor. Ne oluyordu bu arabalar, nereye gidiyor, ne oluyor anlayabilmiş değilim. Herkes ulaşıyor yerine, herkes yerine bir şekilde ulaşıyor. Belki iki dakika, belki üç dakika geç de gidilebilir. Ama nihayetinde nasıl sen oruçluysan öbürü de oruçlu; o da evine bir an önce gitmek istiyor. “O evine gitsin, ben iki dakika sonra geç gideyim.” diyebilmeli insan.<br />
Belki böyle yapmakla karşı tarafa iftar verme sevabını da elde etmiş olabilir. Yani sana yol verdim, sen 5 dakika önce evine gittin, ben 5 dakika sonra evime ulaştım; sen benden önce iftar yaptın ama bunu benim sana yol vermem sayesinde yaptın. Böylelikle karşı taraftaki kardeşimizin de iftar yapmasına vesile olmuş olabiliriz.<br />
Hasılıkelam, Ramazan-ı Şerif’i ahlakımızda bir değişikliğe sebebiyet verecek şekilde yaşamamız lazım. Yani Ramazan müthiş bir zühd eğitimi, müthiş bir ahlak eğitimi… Cenab-ı Allah bizleri muvaffak eylesin diye dua ederiz. İşte önümüzdeki günler Ramazan-ı Şerif’e girmiş olacağız. Dolayısıyla Ramazan-ı Şerif hayatımıza bir yön vermeli, Ramazan-ı Şerif bizim hayatımızda muazzam bir değişikliği getirmeli. Hangi açıdan bu olmalı? En önemli yönü ahlaken Ramazan-ı Şerif’te bir kıvam kazanmaya gayret etmeliyiz.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Oruç ile ilgili sık sorulan sorular ve cevapları nelerdir?]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=42543</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 05:21:55 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=42543</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Oruç ile ilgili sık sorulan sorular ve cevapları nelerdir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">I. Oruç İbadetinin Hikmet ve Faydası Nedir?</span></span><br />
Allah’ın emir ve yasakları elbetteki kulların iyiliği içindir. İslâm bilginleri, bütün hükümlerin insanların yararlarını gerçekleştirme amacına yönelik olduğu konusunda görüş birliği içindedirler. Allah’ın yapılmasını istediği şeylerde kullar için çok büyük faydalar, yasakladığı şeylerde ise büyük zararlar bulunduğu kaçınılmaz bir gerçektir. İslâmi öğretinin kendilerine yüklediği misyon gereği İslâm âlimleri çeşitli ibadetlerin yarar ve hikmetleri konusunda öteden beri kafa yormuş, bunların kişisel pratik yararlarından çok, insan nefsinin arındırılması ve yükseltilmesi yolunda fonksiyonel hale getirilmesine çalışmışlardır. Bu bağlamda kulların yapmakla yükümlü tutulduğu ibadetlerin sağladığı bazı faydalar ya da hikmetler tespit edilebildiği gibi, bu faydaların veya gerçekleştirilmek istenen amaçların tamamının tespit edilemediği de bir hakikattir.<br />
Oruç ibadetinin temel hedefi insanları takvaya eriştirmektir. Bu bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız ve takvaya erişmeniz için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı (…)”</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara: 2/183–184) </span>şeklinde ifade edilmektedir.<br />
İnsanı manevi bir eğitim sürecine taşıyan oruç, kulun, kısa sürede kalbi ve ruhu üzerinde birikmiş günah tortusundan sıyrılmasını sağlar. Böylece oruç, insanı<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “kad eflaha men zekkâhâ” </span></span>ayetinin sırrına erdirir. Bu, nefsini kötülüklerden arındıranın, kurtuluşa erdiğinin bir ifadesidir. Nasıl ki sadaka ve zekât, inananları günahlardan temizler, onları arındırıp, yüceltirse <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tevbe: 9/103)</span> bedenin zekâtı olan oruç da <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(İbn Mâce, Sıyâm, 44) </span>insanı nefsinin hâkimiyeti altında ezilmekten kurtarır.<br />
Oruç tutan kişi, nefsinin zincirlerini kırarak Allah’ın ipine sarılmış olur. Nefis insanı bencilleştirip yalnızlığa iterken, insan Allah’ın ipine sarılmakla sosyal bir varlık olduğunu iyiden iyiye hisseder. Oruç ayı olan Ramazan boyunca toplu hâlde yapılan ibadetler birlik duygusunu ruhlara işler. Zengin, fakirle aynı safta namaz kılar, aynı sofrada yemek yer, zekât, fitre ve fidyeler gelir dağılımındaki dengesizliğe adeta can suyu olur.<br />
Oruç, nefsin isteklerine iradi olarak uzak durma olması yönüyle bir irade eğitimine, açlık ve susuzluğun verdiği sıkıntıya dayanma yönüyle de sabır eğitimine dönüşmektedir. Kişinin yaşam sürecinde başarılı bir periyoda sahip olabilmesi şüphesiz irade eğitiminden geçmektedir. İradesi zayıf insanlar hayatta başarılı olamadığı gibi, uhrevî açıdan da sonları iyi değildir. Çünkü ibadetler hemen hemen bütünüyle iradesi güçlü insanların ifa edebileceği bir konum ve nitelik arz etmektedirler. Bu noktada oruç, nefsin isteklerinin kontrol altına alınmasında, ruhun arındırılıp yüceltilmesinde etkili olmaktadır. Nitekim orucun değişik biçimlerde de olsa hemen bütün din ve kültürlerde riyazet ve mücahede yolu olarak benimsenmiş olması bu gerçeği ifade etmesi yönüyle dikkat çekicidir.<br />
Oruç ibadetiyle kanaat, tekrar kapımızdan evlerimize girer. Açlık çeken insan yoksulun, muhtacın durumunu anlar ve kanaat etmenin önemini daha iyi kavrar. Artık israf edemez olur. Allah Resulü’nün “Kanaat bitmeyen bir hazinedir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Beyhakî, Zühd, 2/88)”</span> sözü müminin kulaklarında yankılanır. Nimetin eskisinden daha çok kadrini bilen insan, Allah’a olan şükrünü artırır. Hırsın mahrumiyete, kanaatin rahmete vesile olduğunu anlar. Allah Resulü’nün <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“İktisat eden geçim sıkıntısı çekmez.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 5/331)</span> müjdesi hayatında tezahür etmeye başlar.<br />
Oruç ibadeti, insana iftar ve sahur ile, kılınan teravih namazlarıyla, diğer ibadetlerle hayatı disipline etme imkanı tanır.<br />
Oruç ayı olan Ramazan ayı kulun Rabbine iltica ederek, günahlarının bağışlanması için hayat yoluna yerleştirilmiş fırsat ve hazinelerle doludur. Kişi, Kur’an üzerinde daha fazla düşünme imkânı yakalar. Ramazanın getirdiği bereketle, günahların kalp ve beyin üzerinde örttüğü perdeyi kaldırmasıyla insan, bazı ayetleri daha derinden hisseder ve anlar.<br />
Oruç bedenin zekâtı olarak, vücutta birikmiş zararlı unsurların defi için metabolizmaya büyük bir imkân sağlar. İnsanın, vücudunu diğer canlılardan daha farklı olarak madde ve mananın sırlı ve ahenkli bir birleşimi olarak görmeye başladığı bu ayda, vücutlar yenilenir, dimağlar parlar… Allah Resulü’nün “Sûmû tesıhhû” “oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız” sözünü teyit edercesine bedenlerimiz sağlık bulur. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Taberani, Mu’cemu’l-Evsat, VIII, 174; Münzirî, et-Tergîb, 2/206)</span><br />
Ramazan orucu ümitsiz insanların bağışlanma ümitlerini yeşerttikleri bir zaman dilimidir. Oruç, ansızın gelecek sıkıntılara karşı insanlara dayanıklı olmayı öğreten bir öğretmendir. Çocuklarımıza keyifle dinlerini öğrenme ve yaşama fırsatı veren bir aydır Ramazan…<br />
Allah Resulü, inanıp karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazanı değerlendirenlerin geçmiş günahlarının bağışlanacağını söylemiştir.<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Nesâî, İman, 21)</span> Aynı şekilde Allah Resulü, Sahabisi Ka’b b. Ucre’ye hitaben: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ey Ka’b! Namaz kişinin Müslüman oluşuna delildir. Oruç ise sağlam bir kalkandır. Sadaka vermek, suyun, ateşi söndürdüğü gibi günahları silip süpürür. Ey Ka’b! Haramla beslenerek teşekkül eden et ve kemiklere ancak ateşte olmak yaraşır." </span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizî, Cum'a, 79)</span> diye söylemiştir.<br />
Orucun hikmetleri ile hükümlerini anlamak arasında sıkı bir bağ vardır. Orucun fıkhına taalluk eden kuralların bilinmesi orucumuzu Allah Resulü’nün bize hikmet olarak bıraktığı sünnetine uygun oruçlar tutmamıza imkân tanıyacaktır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">II. Oruç Hakkında Bazı Genel Bilgiler </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Ramazan Orucu Kimlere Farzdır? </span></span><br />
Akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve oruç tutmasına engel bir mazereti olmayan her Müslüman’ın Ramazan orucunu tutması farzdır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Hangi Hallerde Ramazanda Oruç Tutulmayabilir? </span></span><br />
İslâm dini, kişileri güçleri nispetinde sorumlu tutmuş, güçlerini aşan veya sıkıntıya yol açan durumlarda kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir. Aşağıdaki mazeretlere sahip kimselerin Ramazanda oruç tutmakla yükümlü olmayıp daha sonra kaza etmelerine veya yerine fidye vermelerine ruhsat tanınmıştır:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Yolculuk: </span></span><br />
Yolculuk, Ramazan ayında oruç tutmamak için ruhsat olarak kabul edilmiştir. Yolculuk esnasında tutulmayan oruçlar, daha sonra kaza edilir. Kur’an’da<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allâh’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa, o iyilik kendisinedir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha iyidir.” </span></span>buyrulmaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara, 2/183-184).</span><br />
Geceden oruca niyetlenip de, gündüz yolculuğa çıkan kimse, dilerse bu orucunu bozar, dilerse tamamlar. Geceden oruç tutmaya niyetlenip gündüz ise yolculuğa çıkmak zorunda olan kimse yolculukta zorluk çekerse orucunu bozabilir. Ancak orucunu tamamlaması daha uygundur. Hz. Peygamber, Mekke’nin fethi için sefere çıktığında oruçlu iken, Kedîd denilen yere varınca orucunu bozmuştur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Savm, 34; Müslim, Sıyam, 15). </span>Bu uygulama sefere çıkınca orucun bozulabileceğini göstermektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Hastalık: </span></span><br />
Oruç tuttuğu zaman, hastalığının artmasından veya uzamasından endişe edilen kimse ile, hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorlanan kişilerin Ramazan ayında oruç tutmayıp, iyileştikten sonra bunları kaza etmelerine izin verilmiştir. Yukarıda zikredilen ayet buna işaret etmektedir. Uzman bir hekim tarafından oruç tutması halinde hasta olacağı bildirilen kimse de hasta hükmündedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Hamilelik ve Çocuk Emzirme: </span></span><br />
Oruç tutmaları kendilerine veya çocuklarına zarar vermesi halinde, hamile kadınlar oruçlarını tutmayabilirler. Emzikli kadınlar da, sütlerinin kesilmesi ve çocuklarının zarar görebileceği durumlarda oruç tutmayabilirler. Hz. Peygamber buna müsaade etmiştir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Nesâî, Sıyam, 50-51, 62; İbn Mace, Sıyam, 3).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">d) Zor ve Meşakkatli İşlerde Çalışmak: </span></span><br />
Oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar gelmesinden korkan kimse, orucunu tutmayabilir. Bu durumda olanlar, izinli olduğu günler veya uygun zamanlarda tutamadıkları oruçları kaza ederler.<br />
Bir zorunluluk olarak, ağır işlerde çalışmak zorunda olan kişilerin oruçlu olarak çalıştıkları takdirde sağlıkları risk altında kalacaksa Ramazan ayında tutamadıkları oruçlarını uygun bir zamanda kaza ederler.<br />
Kur’an bu durumu şu ayetlerle açıklar:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(mesela fidyeyi fazla verirse)</span> o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(O sayılı günler), </span>insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Bakara, 2/183-185)</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">e) Yaşlılık: </span></span><br />
Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler, oruç yerine fidye verebilirler. Bakara suresinin 184. ayetinde, bu şekilde olup da oruca güç yetiremeyenlerin, oruç tutmayıp fidye vermeleri gerektiği hükme bağlanmıştır. İyileşme umudu olmayan hastalar da aynı hükme tabidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Oruç Yerine Fidye Verilmesi </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a. Fidye Ne Demektir? </span></span><br />
Oruçla ilgili olan fidye, dinî bir terim olarak, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi halinde ödenen dînî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur. İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan kimse, daha sonra kaza etmesi mümkün olmadığından oruç tutamadığı her güne karşılık bir fidye öder. Bu durumdaki bir kimsenin fidye ödemesi vaciptir. Kur’an-ı Kerim’de, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Bakara, 2/184) </span>buyurulmaktadır. Bu ayetten hareketle fidye miktarının, bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek olarak anlaşılmıştır.<br />
Yaşlılıktan ötürü oruç tutmaya gücü yetmeyen kişi, her gün için bir sadaka-i fıtır miktarı fidye verir. Buna da imkânı yoksa Allah’tan af diler. Fakat böyle bir kişi, kısa günlerde rahatlıkla oruç tutabilme imkânına ulaşırsa tutamadığı oruçları, o günlerde kaza etmesi gerekir. Zira Ramazan ayında oruç tutmaya gücü yetmeyen kimseler ile iyileşme ümidi bulunmayan hastalar ileride oruç tutabilecek duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar sadaka sayılır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b. Fidye Miktarı Ne Kadardır? </span></span><br />
Fidye miktarı bir sadaka-ı fıtır miktarıdır.<br />
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın belirlemiş olduğu 2024 yılı asgari fidye miktarı 130 liradır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Oruca Niyet Ne Zaman Yapılır? </span></span><br />
İbadetlerde niyet önemlidir. Asıl olan, lafzi niyetten çok, kalben niyet etmektir. Bu bakımdan oruca niyet etmek insanın oruç tutmanın bilincinde olması anlamına gelmektedir. Sahura kalkmak oruç için fiilî bir niyettir. Kişi sahura kalkmamış olsa bile sabah bu bilinç içinde ise niyetli sayılır.<br />
Oruç için niyetin vakti, akşam namazı vaktinin girmesiyle birlikte başlar.<br />
Ramazan, günü belirlenmiş adak ve nafile oruçlarda niyet, öğle namazına yaklaşık bir saat kalana kadar devam eder. Bunların dışındaki, kefaret, kaza, günü belirlenmemiş adak oruçlarında ise “imsak”ten önce niyet edilmesi gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Oruç Ne Zaman Başlar Ne Zaman Biter? </span></span><br />
Kendini tutmak, engellemek, el çekme, geri durma anlamlarına gelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">imsâk</span></span>, dini bir kavram olarak,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “tan yerinin ağarmasından (fecr-i sadık), güneş batıncaya kadar yemeden, içmeden, cinsî münasebetten ve diğer orucu bozan şeylerden uzak durmak” </span></span>demektir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(bk. Bakara 2/187).</span><br />
Oruç yasaklarının başladığı fecr-i sâdık, yani tan yerinin ağarmaya başlaması, imsak vaktidir. Bununla yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur. Bu vakit aynı zamanda sahurun sona erip, orucun başladığı vakittir. Oruç yasaklarının sona erdiği, güneşin batma vaktine ise iftar vakti denir. Bu vakitle birlikte akşam namazının vakti girmiş olur. Gündüz ve gecenin tam olarak teşekkül etmediği yerlerde, imsak ve iftar vakitleri, takdirle belirlenir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Akşamleyin Yatmadan Önce Yemek Yeyip Oruç Tutmaya Niyet Eden Kişi Gece Uyandığında Henüz İmsak Vakti Girmeden Yemek Yeyip Su İçebilir mi? </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İmsak", </span></span>sabah namazının giriş ve orucun başlayış vaktini ifade eder. Oruç tutacak kişinin bu andan itibaren yeme içmeye son vermesi gerekir. Bu itibarla, yatmadan önce yemek yeyip oruç tutmaya niyet eden kişi geceleyin uyandığında imsak vaktine kadar yeyip içebilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7. Sahurda Ezan Bitene Kadar Yemek Yenilebilir mi? </span></span><br />
Sahur vakti yemek yiyen kişinin <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">-ezan okunmuş olsun olmasın- </span>imsak vaktinin girmesiyle birlikte yemeye ve içmeye son vermesi gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">8. Bayram Günü Oruç Tutulabilir mi? </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ramazan bayramının ilk günüyle kurban bayramının dört gününde oruç tutmak</span></span> dinen yasaklanmış olup (Buhari, Savm, 66-68), cumhura göre haram, Hanefîlere göre tahrimen mekruhtur.<br />
Özetle, bu günlerde oruç tutmak günahtır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">9. Cuma Günü Oruç Tutulabilir mi? </span></span><br />
Oruç tutulması mekruh olan Bayram günleri dışındaki günlerde oruç tutmak caizdir. Ancak sadece Cuma günleri nafile oruç tutmak tenzihen mekruh görülmüştür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Kimse cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde cuma günü de oruç tutabilir.”</span></span> buyurmuştur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ebû Davud, Savm, 50). </span>Buna göre, Cuma günü kazaya kalan veya adak gibi vacip bir oruç tutmakta sakınca bulunmamaktadır. Cuma günü nafile oruç tutmak isteyenlerin, bir gün önce veya sonrasında da oruç tutması uygun olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">10. Üç Aylar Diye Adlandırılan (Recep, Şaban, Ramazan) Aylarının Aralıksız Olarak Oruçla Geçirilmesinin Bir Sakıncası Var mıdır? </span></span><br />
Halk arasında bilindiği şekilde üç aylar orucu olmayıp ancak Recep ve Şaban aylarında; Hz. Peygamber'in diğer aylara oranla daha fazla nafile olarak oruç tuttuğu hadis kaynaklarında yer almaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buhârî, Savm, 52, 53; Müslim, Sıyâm, 175, 179).</span> Ramazan ayında oruç tutmak ise farzdır. Bunun dışında Pazartesi, Perşembe günleri ile Hicrî ayların 13, 14 ve 15'i gibi belirli günlerinde nafile oruç tuttuğu bilinmektedir<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Tirmizî, Savm, 44; Ebû Dâvûd, 68).</span> Ancak Recep ve Şaban aylarında Hz. Peygamber’in aralıksız oruç tuttuğuna dair sahih kaynaklarda herhangi bir rivayet bulunmamaktadır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">11. Kaza Oruçlarının Aralıksız Olarak Tutulması Şart mıdır? </span></span><br />
Ramazan ayında tutulmayan oruçların ve başlanıp da bozulan oruçların kaza edilmesi gerekir. Kur'an-ı Kerim'de, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar." </span></span>buyrulmaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara, 2/184).</span> Kaza oruçlarının aralıksız tutulması hakkında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu itibarla, kazaya kalan oruçlar oruç tutulması mekruh olan günler dışında, peşi peşine veya ayrı günlerde tutulabilir. Ancak bu oruçların, bir an önce tutulması uygun olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">12. Bozulan Nafile Orucun Kaza Edilmesi Gerekir mi? </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nafile oruç,</span></span> Ramazan ayının dışında tutulan oruçtur. Nafile de olsa, başlanan bir ibadetin tamamlanması gerekir. Bu nedenle diğer nafile ibadetlerde olduğu gibi, bozulan nafile orucun da, kaza edilmesi gerekir. Kaza orucu tutmakta olan kişinin de bu orucu bozması durumunda yine kaza gerekli olup kefaret gerekmez.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">13. Şevval Orucunun Hükmü Nedir? </span></span><br />
Ramazan ayından sonra şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.),<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Müslim, Sıyam, 24; Tirmizî, Savm, 53) </span>buyurarak Şevval ayında altı gün oruç tutmaya teşvik etmiştir. Bu oruç art arda tutulabileceği gibi, ara verilerek de tutulabilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">14. Aşûre Orucunun Hükmü Nedir? </span></span><br />
Muharrem ayının onuncu gününe, aşûre günü denmektedir. Rasûlullah (s.a.v.), <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Aşûre günü orucunun önceki yılın günahlarına kefaret olacağını umarım.”</span></span> buyurarak <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizî, Savm, 47),</span> bu günde oruç tutmayı tavsiye etmiştir.<br />
Hz. Peygamber döneminde Yahûdîler sadece Muharrem ayının 10. gününde oruç tuttuklarından, onların davranışlarına benzememesi için öncesine veya sonuna bir gün ilave edilerek tutulması uygundur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">15. Ramazanı Karşılamak ve Uğurlamak İçin Oruç Tutmanın Hükmü Nedir? </span></span><br />
Ramazanı karşılamak veya uğurlamak amacıyla oruç tutmanın dinî bir dayanağı yoktur. Ancak Hz. Peygamber Şaban ayında çokça ve Şevval ayında 6 gün oruç tutmuştur. Ramazan ayı girmediği halde, Ramazanın gelmiş olabileceği düşüncesiyle ihtiyaten Ramazandan bir veya iki gün önce oruç tutmak ise mekruhtur. Ancak, belirli günlerde oruç tutmayı âdet haline getiren kişilerin, oruç tuttuğu günlerin bu günlere denk gelmesi halinde oruç tutmasında sakınca yoktur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ramazanı bir veya iki gün önce oruçla karşılamayın. Eğer bir kimse âdeti olduğu için bu günleri oruçla geçiriyorsa tutsun.”</span></span> buyurmuştur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Savm: 14; Müslim, Sıyam: 21).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">16. Mesleği Gereği Sürekli Olarak Yolculuk Yapan Kişi Oruç İbadetini Nasıl Yerine Getirebilir? </span></span><br />
İslam dini Ramazan ayında oruç tutamayan hasta ve yolcuların sonradan kaza etmelerini emreder. Mazeret devam ettiği sürece ruhsat da devam eder. Sürekli mazereti bulunan kişiler, mazeretleri ortadan kalkınca, zamanında tutamadıkları Ramazan oruçlarını kaza ederler. Kur'an-ı Kerim'de;<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> "… Kim de hasta veya yolcu olursa, (oruç) tutmadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun." </span></span>buyurulmaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara, 2/185). </span>Devamlı olarak uzun yola giden kaptan ve sürücüler de yolcu hükmündedir. Şu kadar var ki, yolculuğu esnasında bir sıkıntı çekmeyenlerin oruç tutması daha faziletlidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">17. Oruçlu İken Boy Abdesti Almak / Banyo Yapmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Ağız veya burundan su yutulmadıkça yıkanmakla veya gusül abdesti almakla oruç bozulmaz. Nitekim Hz. Aişe ile Ümmü Seleme validelerimiz Peygamberimiz (s.a.v.)'in Ramazanda imsaktan sonra boy abdesti almış olduğunu haber vermişlerdir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buhârî, Savm, 25)</span>. Buna göre geceden cünüp olarak imsak vaktine girmek oruca zarar vermediği gibi, oruçlu iken boy abdesti almak da orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">18. İhtilam Olmak, Cünüp Olarak Sabahlamak Oruca Zarar Verir mi? </span></span><br />
Oruçlu iken rüyada ihtilam olmak orucu bozmadığı gibi, gusletmeyi geciktirerek cünüp olarak sabahlamak da oruca bir zarar vermez. Ancak, zorunlu bir durum olmadıkça, hemen boy abdesti alınmalıdır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">19. Cünüp İken Sahur Yemeği Yenebilir mi, Oruca Niyet Edilebilir mi? </span></span><br />
Cünüp olan kimsenin elini, ağzını yıkamadan yiyip içmesi uygun görülmemiştir. Ancak elini, ağzını yıkadıktan sonra, boy abdesti almadan sahur yemeği yemesinde bir sakınca yoktur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">III. Orucu Bozan-Bozmayan Şeyler </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Bazı Genel Bilgiler </span></span><br />
Oruçlu iken, yemek, içmek ve cinsi ilişki orucu bozar. Orucu bozan şeylerin bir kısmı sadece kazayı gerektirirken, diğer bir kısmı hem kaza, hem de kefareti gerektirir. Şimdi konu ile ilgili bazı alt başlıklarla ilgili meselelere değinelim:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Hangi Şeyler Orucu Bozup Sadece Kazayı Gerektirir? </span></span><br />
Yolculuk, hastalık, ileri derecede yaşlılık gibi meşru bir mazerete dayalı olarak bozulan orucun, sadece kaza edilmesi gerekir. Ayrıca, kasıt olmaksızın yemek-içmek; beslenme amacı ve anlamı taşımayan, yenilip içilmesi mutat olmayan veya insan tabiatının meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi orucu bozar ve sadece kazasını gerektirir.<br />
Ramazanda bir mazeret olmaksızın tutulmayan oruçlar, gününe gün kaza edilir. Ancak Peygamber Efendimiz (s.a.s), Ramazan ayında kaçırılan bir gün orucun sevabına yetişmek için kişinin bir sene boyunca oruç tutsa yine de bu sevaba nail olamayacağını söylemiştir. Bunun için Ramazan ayında özürsüz olarak orucu terk etmek, büyük bir günah olduğu gibi, hem Ramazan ayına hürmetsizlik hem de bütün Müslümanlara karşı bir saygısızlıktır.<br />
Mazeretsiz olarak Ramazan orucunu tutmamak büyük günah olup ayrıca bundan dolayı tövbe ve istiğfarda bulunmak gerekir. Ramazan ayı günahların affı için bir fırsattır. Diğer günlerde tutulan oruç kıymet itibariyle Ramazanda tutulan orucun yerini tutamaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Oruç Kefareti Ne Demektir ve Nasıl Ödenir? </span></span><br />
Ramazan orucunun, mazeretsiz olarak bozulması durumunda hem kefaret, hem de bozulan orucun kaza edilmesi gerekir.<br />
Oruç kefareti iki kameri ay veya 60 gün ara vermeksizin oruç tutmaktır. Buna gücü yetmeyen, 60 fakiri bir gün ya da bir fakiri 60 gün doyurur.<br />
Âdet halinde bulunan kadınlar, bu günlerinde kefaret oruçlarına ara verirler. Bu durumlarından çıkar çıkmaz ara vermeden kefaret orucuna devam ederek 60 günü tamamlarlar.<br />
Şafii mezhebine göre mazaretsiz olarak Ramazan orucunun yeme-içme ile bozulması durumunda kefaret değil sadece kaza gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Unutarak Yemek, İçmek Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Unutarak yemek, içmek orucu bozmaz. Peygamber Efendimiz,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> "Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, bozmasın. Çünkü onu, Allâh yedirmiş, içirmiştir."</span></span> buyurmuştur<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Buhari, Savm, 26; Müslim, Sıyâm, 17).</span> Unutarak yiyen içen kişi, oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzındakileri çıkarıp ağzını yıkar ve orucuna devam eder. Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra yeme-içmeye devam eden kişinin orucu bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Diş Fırçalamak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Diş fırçalamakla oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macununun veya suyun boğaza kaçması halinde oruç bozulur. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsakten önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Kusmakla Oruç Bozulur mu? </span></span><br />
Kendiliğinden kusmakla oruç bozulmaz. Ancak kişinin kendi isteği ve müdahalesiyle meydana gelen kusma, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“ağız dolusu” </span></span>olması halinde, orucu bozar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Sağlık Problemleri ve Oruç </span></span><br />
Tıbbın gelişmesi ile günümüzde pek çok yeni muayene ve tedavi yöntemleri ortaya çıkmıştır. Bunların bir kısmı orucu bozmakta bir kısmı ise bozmamaktadır. Bu yöntemlerle ilgili belli başlı sorular ve cevapları şöyledir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Astım Hastalarının Oksijen Spreyi Kullanmaları Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır. Hz. Peygamber'in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29).</span> Diğer taraftan, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz" </span></span>kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan söz konusu madde ile oruç bozulmaz.<br />
Bu itibarla astımlı hastaların, rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Göz Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Uzman göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20'si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu bilgiler, yukarıdaki bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde, göz damlası orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Burun Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3 tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte olup çok az bir kısmı ise mideye ulaşmaktadır. Bu da dini açıdan abdestte ağza su vermede olduğu gibi af kapsamında değerlendirildiğinden orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Kalp Hastalarının Dilaltı Hapı Kullanması Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Bazı kalp rahatsızlıklarında dilaltına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">dilaltı hapı kullanmak orucu bozmaz.</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Her Gün Hap Kullanmak Zorunda Olan Hastaların Oruç Tutmaları Gerekir mi? </span></span><br />
Hastalık, Ramazan'da oruç tutmamayı mubah kılan özürlerdendir. Bir kimsenin oruç tuttuğu takdirde hastalanacağı, hasta ise hastalığının artacağı tıbben veya tecrübe ile sabit olursa oruç tutmayabilir. İyi olunca da yalnız yediği günler sayısınca kaza etmesi gerekir. Ayet-i Kerimede<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> "Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde oruç tutar." </span></span>buyrulmuştur<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Bakara, 2/184).</span><br />
Ömrü boyunca bu durumda hasta olan kişiler ise, her gün için bir fidye verirler. Yoksul ve muhtaç kişilerin fidye vermeleri de gerekmez. Zira dinimizde hiç kimse gücünün üstünde bir sorumlulukla yükümlü tutulmamıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Endoskopi, Kolonoskopi Yaptırmak, Makat veya Ferçten Ultrason Çektirmek Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Mideyi görüntülemek veya mideden parça almak için yaptırılan endoskopide, ağız yoluyla mideye tıbbî bir cihaz sarkıtılmakta ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonlardaki hastalığı teşhis etmek amacıyla, bağırsak içini görüntülemek veya parça almak için yapılan kolonoskopide, makattan bağırsaklara cihaz gönderilmekte ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonoskopide, hemen daima, endoskopide de genellikle, incelenecek alanın temizliğini sağlamak amacıyla cihaz içinden su verilmektedir.<br />
Endoskopi veya kolonoskopi yaptırmak; makat veya ferçten ultrason çektirmek; yeme, içme anlamına gelmemekle birlikte, çoğunlukla cihaz içinden su verildiği için oruç bozulur. Ancak söz konusu işlemlerde cihazların kullanımı sırasında sindirim sistemine su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan bir madde girmemesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7. İdrar Kanalının Görüntülenmesi, Kanala İlaç Akıtılması Orucu Bozar mı? </span></span><br />
İdrar kanallarına giren cihazlar veya akıtılan ilaçlar orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">8. Anestezi Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Anestezi, nefes yolu veya iğne ile vücuda ilaç verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu veya iğne ile yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme-içme anlamı da taşımamaktadır. Ancak bölgesel ve genel anestezide, acil durumlarda ilaç ve sıvı vermek amacıyla damar yolu açılarak, bu açıklık işlem süresince serum vermek suretiyle sağlanmaktadır. Bu itibarla, lokal anestezi, orucun sıhhatine engel değildir. Bölgesel ve genel anestezide serum verildiği için oruç bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">9. Kulak Damlası Kullanmak ve Kulak Yıkattırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Kulak ile boğaz arasında da bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya ilaç boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağa damlatılan ilaç veya kulağın yıkattırılması orucu bozmaz. Kulak zarında delik bulunsa bile, kulağa damlatılan ilaç, kulak içerisinde emileceği için, ilaç ya hiç mideye ulaşmayacak ya da çok azı ulaşacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi, bu miktar oruçta affedilmiştir. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. Bu itibarla, orucu bozacak kadar suyun mideye ulaşması halinde oruç bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">10. Fitil Kullanmak, Lavman Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Makattan tedavi amaçlı kullanılan fitiller, her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de sindirim ince bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği bulunmadığı için orucu bozmaz. Aynı şekilde kadınların da tedavi amaçlı vajina/fercinden kullanılan fitiller de orucu bozmaz.<br />
Lavman yaptırmak konusunda ise, iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">11. İğne Yaptırmak, Hastaya Serum ve Kan Vermek Orucu Bozar mı? </span></span><br />
İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">12.Diyaliz Uygulaması Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir. Periton diyalizi, karın boşluğuna verilen özel bir solüsyon aracılığı ile hastanın kendi karın zarı kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut dışında bir makina yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır. Hemodiyaliz makinası, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir. Buna göre hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">13</span></span>. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Anjiyo Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Halk arasında anjiyo (anjiyografi) olarak bilinen operasyon, teşhise veya tedaviye yönelik olarak uygulanmaktadır. Anjiyografi vücut damarlarının görüntülenmesi demektir. Damar içine damarların görünür hale gelmesini sağlayan ve kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu damarlardan beslenen organlara ait tanı koydurucu bilgiler edinilir. Tedaviye yönelik olarak uygulanan anjiyonun klasik yöntemi anjiyoplastidir. Bu ise, dar veya tam tıkalı damarların balon ya da stent denilen özel araçlarla tekrar açılması için yapılır. Bu bilgiler ışığında gerek anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">14. Biyopsi Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Tahlil amacıyla vücudun herhangi bir organından parça alınması (biyopsi), orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">15. Kan Aldırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Kan aldırmak orucu bozmaz. Nitekim Hz. Peygamber ihramlı iken ve oruçlu bulunduğu sırada kan aldırmıştır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Tıb,11, Sayd, 11, Savm, 22).</span> Ayrıca Hz. Peygamber: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Üç şey vardır orucu bozmaz: Kan aldırmak, kusmak, ihtilam olmak.''</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizi, Savm, 24)</span> buyurmuştur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">16. Oruçlu Kimse Akupunktur Yaptırabilir mi? </span></span><br />
Akupunktur; vücutta belirli noktalara iğne batırmak suretiyle çeşitli hastalıkları tedavi etme metodudur. Akupunktur uygulanması halinde, vücudun beslenmesi, gıda alması söz konusu olmadığından, akupunktur yaptırmak orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">17. Merhem ve İlaçlı Bant Kullanmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu yeme içme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">18. Oruçlu Kimsenin Dişlerini Tedavi Ettirmesi Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Oruçlu bir kimsenin morfinli veya morfinsiz olarak dişlerini tedavi ettirmesi veya çektirmesi orucu bozmaz. Ancak tedavi esnasında, kan veya tedavide kullanılan maddelerden herhangi bir şeyin yutulması orucu bozar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">19. Susuz Olarak Hap Yutmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Oruçlu bir kimse gıda veya deva (ilaç) cinsinden bir şeyi ister su ile ister susuz olarak yer veya içerse orucu bozulur. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şafiî mezhebine göre;</span></span> kendisine yalnız kaza gerekir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hanefi mezhebine göre ise</span></span>; hem kaza hem de kefaret lazım gelir. Ancak oruç bozmayı mübah kılacak ölçüde bir rahatsızlık sebebiyle ilaç almış ise, orucu bozulur ve kendisine yalnız kaza gerekir, kefaret gerekmez.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Özel Hâllerinde Kadınlar ve Oruç </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Kadınlar Hayız ve Nifas Hallerinde Oruç Tutabilirler mi? </span></span><br />
Kadınlar hayız ve nifas hallerinde, oruç tutmazlar <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Hayz, 1; Müslim, Hayz, 14, 15).</span> Daha sonra tutamadıkları oruçlarını kaza ederler. Bu konuda müçtehitler görüş birliği içindedirler.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Oruçlu İken Hayız / Âdet Gören Kadın Ne Yapar? </span></span><br />
Oruçlu iken hayız olan/âdet gören kadının orucu bozulmuş olduğundan yiyip içer. Şu kadar var ki, böyle bir kadın, yiyip içebileceği gibi edeben oruçlu gibi davranmaya devam eder.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. İmsak Vaktinden Sonra Temizlenen, Yani Âdeti Sona Eren Bir Kadın Oruç Tutabilir mi? </span></span><br />
İmsak vaktinden sonra temizlenen” yani âdeti sona eren bir kadın, o gün hiçbir şey yiyip içmemiş olsa bile, oruç tutmuş sayılmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Bayanların Ramazanda Âdet Geciktirici İlaç Kullanmaları Caiz midir? Ayrıca Kullandığı İlaç Sebebiyle Âdeti Geciken Bir Bayanın Tuttuğu Oruçlar Geçerli midir? </span></span><br />
Ay hali oruç tutmaya manidir. Bu halde iken tutulan oruç geçerli olmaz. İlaç sebebiyle de olsa, akıntı olmadıkça ay hali vuku bulmadığından tutulan oruç sahihtir. Ancak hayız kanı ile vücutta biriken zararlı maddeler dışarı atıldığından, vücudun sıhhati bakımından ay halini önlemek için ilaç kullanılması tavsiye edilmez.<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bu metin Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığınca hazırlanmıştır)</span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Selam ve dua ile...<br />
Sorularla İslamiyet</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Oruç ile ilgili sık sorulan sorular ve cevapları nelerdir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">I. Oruç İbadetinin Hikmet ve Faydası Nedir?</span></span><br />
Allah’ın emir ve yasakları elbetteki kulların iyiliği içindir. İslâm bilginleri, bütün hükümlerin insanların yararlarını gerçekleştirme amacına yönelik olduğu konusunda görüş birliği içindedirler. Allah’ın yapılmasını istediği şeylerde kullar için çok büyük faydalar, yasakladığı şeylerde ise büyük zararlar bulunduğu kaçınılmaz bir gerçektir. İslâmi öğretinin kendilerine yüklediği misyon gereği İslâm âlimleri çeşitli ibadetlerin yarar ve hikmetleri konusunda öteden beri kafa yormuş, bunların kişisel pratik yararlarından çok, insan nefsinin arındırılması ve yükseltilmesi yolunda fonksiyonel hale getirilmesine çalışmışlardır. Bu bağlamda kulların yapmakla yükümlü tutulduğu ibadetlerin sağladığı bazı faydalar ya da hikmetler tespit edilebildiği gibi, bu faydaların veya gerçekleştirilmek istenen amaçların tamamının tespit edilemediği de bir hakikattir.<br />
Oruç ibadetinin temel hedefi insanları takvaya eriştirmektir. Bu bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız ve takvaya erişmeniz için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı (…)”</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara: 2/183–184) </span>şeklinde ifade edilmektedir.<br />
İnsanı manevi bir eğitim sürecine taşıyan oruç, kulun, kısa sürede kalbi ve ruhu üzerinde birikmiş günah tortusundan sıyrılmasını sağlar. Böylece oruç, insanı<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “kad eflaha men zekkâhâ” </span></span>ayetinin sırrına erdirir. Bu, nefsini kötülüklerden arındıranın, kurtuluşa erdiğinin bir ifadesidir. Nasıl ki sadaka ve zekât, inananları günahlardan temizler, onları arındırıp, yüceltirse <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tevbe: 9/103)</span> bedenin zekâtı olan oruç da <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(İbn Mâce, Sıyâm, 44) </span>insanı nefsinin hâkimiyeti altında ezilmekten kurtarır.<br />
Oruç tutan kişi, nefsinin zincirlerini kırarak Allah’ın ipine sarılmış olur. Nefis insanı bencilleştirip yalnızlığa iterken, insan Allah’ın ipine sarılmakla sosyal bir varlık olduğunu iyiden iyiye hisseder. Oruç ayı olan Ramazan boyunca toplu hâlde yapılan ibadetler birlik duygusunu ruhlara işler. Zengin, fakirle aynı safta namaz kılar, aynı sofrada yemek yer, zekât, fitre ve fidyeler gelir dağılımındaki dengesizliğe adeta can suyu olur.<br />
Oruç, nefsin isteklerine iradi olarak uzak durma olması yönüyle bir irade eğitimine, açlık ve susuzluğun verdiği sıkıntıya dayanma yönüyle de sabır eğitimine dönüşmektedir. Kişinin yaşam sürecinde başarılı bir periyoda sahip olabilmesi şüphesiz irade eğitiminden geçmektedir. İradesi zayıf insanlar hayatta başarılı olamadığı gibi, uhrevî açıdan da sonları iyi değildir. Çünkü ibadetler hemen hemen bütünüyle iradesi güçlü insanların ifa edebileceği bir konum ve nitelik arz etmektedirler. Bu noktada oruç, nefsin isteklerinin kontrol altına alınmasında, ruhun arındırılıp yüceltilmesinde etkili olmaktadır. Nitekim orucun değişik biçimlerde de olsa hemen bütün din ve kültürlerde riyazet ve mücahede yolu olarak benimsenmiş olması bu gerçeği ifade etmesi yönüyle dikkat çekicidir.<br />
Oruç ibadetiyle kanaat, tekrar kapımızdan evlerimize girer. Açlık çeken insan yoksulun, muhtacın durumunu anlar ve kanaat etmenin önemini daha iyi kavrar. Artık israf edemez olur. Allah Resulü’nün “Kanaat bitmeyen bir hazinedir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Beyhakî, Zühd, 2/88)”</span> sözü müminin kulaklarında yankılanır. Nimetin eskisinden daha çok kadrini bilen insan, Allah’a olan şükrünü artırır. Hırsın mahrumiyete, kanaatin rahmete vesile olduğunu anlar. Allah Resulü’nün <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“İktisat eden geçim sıkıntısı çekmez.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 5/331)</span> müjdesi hayatında tezahür etmeye başlar.<br />
Oruç ibadeti, insana iftar ve sahur ile, kılınan teravih namazlarıyla, diğer ibadetlerle hayatı disipline etme imkanı tanır.<br />
Oruç ayı olan Ramazan ayı kulun Rabbine iltica ederek, günahlarının bağışlanması için hayat yoluna yerleştirilmiş fırsat ve hazinelerle doludur. Kişi, Kur’an üzerinde daha fazla düşünme imkânı yakalar. Ramazanın getirdiği bereketle, günahların kalp ve beyin üzerinde örttüğü perdeyi kaldırmasıyla insan, bazı ayetleri daha derinden hisseder ve anlar.<br />
Oruç bedenin zekâtı olarak, vücutta birikmiş zararlı unsurların defi için metabolizmaya büyük bir imkân sağlar. İnsanın, vücudunu diğer canlılardan daha farklı olarak madde ve mananın sırlı ve ahenkli bir birleşimi olarak görmeye başladığı bu ayda, vücutlar yenilenir, dimağlar parlar… Allah Resulü’nün “Sûmû tesıhhû” “oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız” sözünü teyit edercesine bedenlerimiz sağlık bulur. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Taberani, Mu’cemu’l-Evsat, VIII, 174; Münzirî, et-Tergîb, 2/206)</span><br />
Ramazan orucu ümitsiz insanların bağışlanma ümitlerini yeşerttikleri bir zaman dilimidir. Oruç, ansızın gelecek sıkıntılara karşı insanlara dayanıklı olmayı öğreten bir öğretmendir. Çocuklarımıza keyifle dinlerini öğrenme ve yaşama fırsatı veren bir aydır Ramazan…<br />
Allah Resulü, inanıp karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazanı değerlendirenlerin geçmiş günahlarının bağışlanacağını söylemiştir.<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Nesâî, İman, 21)</span> Aynı şekilde Allah Resulü, Sahabisi Ka’b b. Ucre’ye hitaben: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ey Ka’b! Namaz kişinin Müslüman oluşuna delildir. Oruç ise sağlam bir kalkandır. Sadaka vermek, suyun, ateşi söndürdüğü gibi günahları silip süpürür. Ey Ka’b! Haramla beslenerek teşekkül eden et ve kemiklere ancak ateşte olmak yaraşır." </span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizî, Cum'a, 79)</span> diye söylemiştir.<br />
Orucun hikmetleri ile hükümlerini anlamak arasında sıkı bir bağ vardır. Orucun fıkhına taalluk eden kuralların bilinmesi orucumuzu Allah Resulü’nün bize hikmet olarak bıraktığı sünnetine uygun oruçlar tutmamıza imkân tanıyacaktır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">II. Oruç Hakkında Bazı Genel Bilgiler </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Ramazan Orucu Kimlere Farzdır? </span></span><br />
Akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve oruç tutmasına engel bir mazereti olmayan her Müslüman’ın Ramazan orucunu tutması farzdır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Hangi Hallerde Ramazanda Oruç Tutulmayabilir? </span></span><br />
İslâm dini, kişileri güçleri nispetinde sorumlu tutmuş, güçlerini aşan veya sıkıntıya yol açan durumlarda kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir. Aşağıdaki mazeretlere sahip kimselerin Ramazanda oruç tutmakla yükümlü olmayıp daha sonra kaza etmelerine veya yerine fidye vermelerine ruhsat tanınmıştır:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Yolculuk: </span></span><br />
Yolculuk, Ramazan ayında oruç tutmamak için ruhsat olarak kabul edilmiştir. Yolculuk esnasında tutulmayan oruçlar, daha sonra kaza edilir. Kur’an’da<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allâh’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa, o iyilik kendisinedir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha iyidir.” </span></span>buyrulmaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara, 2/183-184).</span><br />
Geceden oruca niyetlenip de, gündüz yolculuğa çıkan kimse, dilerse bu orucunu bozar, dilerse tamamlar. Geceden oruç tutmaya niyetlenip gündüz ise yolculuğa çıkmak zorunda olan kimse yolculukta zorluk çekerse orucunu bozabilir. Ancak orucunu tamamlaması daha uygundur. Hz. Peygamber, Mekke’nin fethi için sefere çıktığında oruçlu iken, Kedîd denilen yere varınca orucunu bozmuştur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Savm, 34; Müslim, Sıyam, 15). </span>Bu uygulama sefere çıkınca orucun bozulabileceğini göstermektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Hastalık: </span></span><br />
Oruç tuttuğu zaman, hastalığının artmasından veya uzamasından endişe edilen kimse ile, hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorlanan kişilerin Ramazan ayında oruç tutmayıp, iyileştikten sonra bunları kaza etmelerine izin verilmiştir. Yukarıda zikredilen ayet buna işaret etmektedir. Uzman bir hekim tarafından oruç tutması halinde hasta olacağı bildirilen kimse de hasta hükmündedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Hamilelik ve Çocuk Emzirme: </span></span><br />
Oruç tutmaları kendilerine veya çocuklarına zarar vermesi halinde, hamile kadınlar oruçlarını tutmayabilirler. Emzikli kadınlar da, sütlerinin kesilmesi ve çocuklarının zarar görebileceği durumlarda oruç tutmayabilirler. Hz. Peygamber buna müsaade etmiştir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Nesâî, Sıyam, 50-51, 62; İbn Mace, Sıyam, 3).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">d) Zor ve Meşakkatli İşlerde Çalışmak: </span></span><br />
Oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar gelmesinden korkan kimse, orucunu tutmayabilir. Bu durumda olanlar, izinli olduğu günler veya uygun zamanlarda tutamadıkları oruçları kaza ederler.<br />
Bir zorunluluk olarak, ağır işlerde çalışmak zorunda olan kişilerin oruçlu olarak çalıştıkları takdirde sağlıkları risk altında kalacaksa Ramazan ayında tutamadıkları oruçlarını uygun bir zamanda kaza ederler.<br />
Kur’an bu durumu şu ayetlerle açıklar:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(mesela fidyeyi fazla verirse)</span> o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(O sayılı günler), </span>insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Bakara, 2/183-185)</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">e) Yaşlılık: </span></span><br />
Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler, oruç yerine fidye verebilirler. Bakara suresinin 184. ayetinde, bu şekilde olup da oruca güç yetiremeyenlerin, oruç tutmayıp fidye vermeleri gerektiği hükme bağlanmıştır. İyileşme umudu olmayan hastalar da aynı hükme tabidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Oruç Yerine Fidye Verilmesi </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a. Fidye Ne Demektir? </span></span><br />
Oruçla ilgili olan fidye, dinî bir terim olarak, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi halinde ödenen dînî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur. İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan kimse, daha sonra kaza etmesi mümkün olmadığından oruç tutamadığı her güne karşılık bir fidye öder. Bu durumdaki bir kimsenin fidye ödemesi vaciptir. Kur’an-ı Kerim’de, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Bakara, 2/184) </span>buyurulmaktadır. Bu ayetten hareketle fidye miktarının, bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek olarak anlaşılmıştır.<br />
Yaşlılıktan ötürü oruç tutmaya gücü yetmeyen kişi, her gün için bir sadaka-i fıtır miktarı fidye verir. Buna da imkânı yoksa Allah’tan af diler. Fakat böyle bir kişi, kısa günlerde rahatlıkla oruç tutabilme imkânına ulaşırsa tutamadığı oruçları, o günlerde kaza etmesi gerekir. Zira Ramazan ayında oruç tutmaya gücü yetmeyen kimseler ile iyileşme ümidi bulunmayan hastalar ileride oruç tutabilecek duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar sadaka sayılır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b. Fidye Miktarı Ne Kadardır? </span></span><br />
Fidye miktarı bir sadaka-ı fıtır miktarıdır.<br />
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın belirlemiş olduğu 2024 yılı asgari fidye miktarı 130 liradır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Oruca Niyet Ne Zaman Yapılır? </span></span><br />
İbadetlerde niyet önemlidir. Asıl olan, lafzi niyetten çok, kalben niyet etmektir. Bu bakımdan oruca niyet etmek insanın oruç tutmanın bilincinde olması anlamına gelmektedir. Sahura kalkmak oruç için fiilî bir niyettir. Kişi sahura kalkmamış olsa bile sabah bu bilinç içinde ise niyetli sayılır.<br />
Oruç için niyetin vakti, akşam namazı vaktinin girmesiyle birlikte başlar.<br />
Ramazan, günü belirlenmiş adak ve nafile oruçlarda niyet, öğle namazına yaklaşık bir saat kalana kadar devam eder. Bunların dışındaki, kefaret, kaza, günü belirlenmemiş adak oruçlarında ise “imsak”ten önce niyet edilmesi gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Oruç Ne Zaman Başlar Ne Zaman Biter? </span></span><br />
Kendini tutmak, engellemek, el çekme, geri durma anlamlarına gelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">imsâk</span></span>, dini bir kavram olarak,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “tan yerinin ağarmasından (fecr-i sadık), güneş batıncaya kadar yemeden, içmeden, cinsî münasebetten ve diğer orucu bozan şeylerden uzak durmak” </span></span>demektir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(bk. Bakara 2/187).</span><br />
Oruç yasaklarının başladığı fecr-i sâdık, yani tan yerinin ağarmaya başlaması, imsak vaktidir. Bununla yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur. Bu vakit aynı zamanda sahurun sona erip, orucun başladığı vakittir. Oruç yasaklarının sona erdiği, güneşin batma vaktine ise iftar vakti denir. Bu vakitle birlikte akşam namazının vakti girmiş olur. Gündüz ve gecenin tam olarak teşekkül etmediği yerlerde, imsak ve iftar vakitleri, takdirle belirlenir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Akşamleyin Yatmadan Önce Yemek Yeyip Oruç Tutmaya Niyet Eden Kişi Gece Uyandığında Henüz İmsak Vakti Girmeden Yemek Yeyip Su İçebilir mi? </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İmsak", </span></span>sabah namazının giriş ve orucun başlayış vaktini ifade eder. Oruç tutacak kişinin bu andan itibaren yeme içmeye son vermesi gerekir. Bu itibarla, yatmadan önce yemek yeyip oruç tutmaya niyet eden kişi geceleyin uyandığında imsak vaktine kadar yeyip içebilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7. Sahurda Ezan Bitene Kadar Yemek Yenilebilir mi? </span></span><br />
Sahur vakti yemek yiyen kişinin <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">-ezan okunmuş olsun olmasın- </span>imsak vaktinin girmesiyle birlikte yemeye ve içmeye son vermesi gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">8. Bayram Günü Oruç Tutulabilir mi? </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ramazan bayramının ilk günüyle kurban bayramının dört gününde oruç tutmak</span></span> dinen yasaklanmış olup (Buhari, Savm, 66-68), cumhura göre haram, Hanefîlere göre tahrimen mekruhtur.<br />
Özetle, bu günlerde oruç tutmak günahtır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">9. Cuma Günü Oruç Tutulabilir mi? </span></span><br />
Oruç tutulması mekruh olan Bayram günleri dışındaki günlerde oruç tutmak caizdir. Ancak sadece Cuma günleri nafile oruç tutmak tenzihen mekruh görülmüştür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Kimse cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde cuma günü de oruç tutabilir.”</span></span> buyurmuştur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ebû Davud, Savm, 50). </span>Buna göre, Cuma günü kazaya kalan veya adak gibi vacip bir oruç tutmakta sakınca bulunmamaktadır. Cuma günü nafile oruç tutmak isteyenlerin, bir gün önce veya sonrasında da oruç tutması uygun olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">10. Üç Aylar Diye Adlandırılan (Recep, Şaban, Ramazan) Aylarının Aralıksız Olarak Oruçla Geçirilmesinin Bir Sakıncası Var mıdır? </span></span><br />
Halk arasında bilindiği şekilde üç aylar orucu olmayıp ancak Recep ve Şaban aylarında; Hz. Peygamber'in diğer aylara oranla daha fazla nafile olarak oruç tuttuğu hadis kaynaklarında yer almaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buhârî, Savm, 52, 53; Müslim, Sıyâm, 175, 179).</span> Ramazan ayında oruç tutmak ise farzdır. Bunun dışında Pazartesi, Perşembe günleri ile Hicrî ayların 13, 14 ve 15'i gibi belirli günlerinde nafile oruç tuttuğu bilinmektedir<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Tirmizî, Savm, 44; Ebû Dâvûd, 68).</span> Ancak Recep ve Şaban aylarında Hz. Peygamber’in aralıksız oruç tuttuğuna dair sahih kaynaklarda herhangi bir rivayet bulunmamaktadır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">11. Kaza Oruçlarının Aralıksız Olarak Tutulması Şart mıdır? </span></span><br />
Ramazan ayında tutulmayan oruçların ve başlanıp da bozulan oruçların kaza edilmesi gerekir. Kur'an-ı Kerim'de, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar." </span></span>buyrulmaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara, 2/184).</span> Kaza oruçlarının aralıksız tutulması hakkında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu itibarla, kazaya kalan oruçlar oruç tutulması mekruh olan günler dışında, peşi peşine veya ayrı günlerde tutulabilir. Ancak bu oruçların, bir an önce tutulması uygun olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">12. Bozulan Nafile Orucun Kaza Edilmesi Gerekir mi? </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nafile oruç,</span></span> Ramazan ayının dışında tutulan oruçtur. Nafile de olsa, başlanan bir ibadetin tamamlanması gerekir. Bu nedenle diğer nafile ibadetlerde olduğu gibi, bozulan nafile orucun da, kaza edilmesi gerekir. Kaza orucu tutmakta olan kişinin de bu orucu bozması durumunda yine kaza gerekli olup kefaret gerekmez.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">13. Şevval Orucunun Hükmü Nedir? </span></span><br />
Ramazan ayından sonra şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.),<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Müslim, Sıyam, 24; Tirmizî, Savm, 53) </span>buyurarak Şevval ayında altı gün oruç tutmaya teşvik etmiştir. Bu oruç art arda tutulabileceği gibi, ara verilerek de tutulabilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">14. Aşûre Orucunun Hükmü Nedir? </span></span><br />
Muharrem ayının onuncu gününe, aşûre günü denmektedir. Rasûlullah (s.a.v.), <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Aşûre günü orucunun önceki yılın günahlarına kefaret olacağını umarım.”</span></span> buyurarak <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizî, Savm, 47),</span> bu günde oruç tutmayı tavsiye etmiştir.<br />
Hz. Peygamber döneminde Yahûdîler sadece Muharrem ayının 10. gününde oruç tuttuklarından, onların davranışlarına benzememesi için öncesine veya sonuna bir gün ilave edilerek tutulması uygundur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">15. Ramazanı Karşılamak ve Uğurlamak İçin Oruç Tutmanın Hükmü Nedir? </span></span><br />
Ramazanı karşılamak veya uğurlamak amacıyla oruç tutmanın dinî bir dayanağı yoktur. Ancak Hz. Peygamber Şaban ayında çokça ve Şevval ayında 6 gün oruç tutmuştur. Ramazan ayı girmediği halde, Ramazanın gelmiş olabileceği düşüncesiyle ihtiyaten Ramazandan bir veya iki gün önce oruç tutmak ise mekruhtur. Ancak, belirli günlerde oruç tutmayı âdet haline getiren kişilerin, oruç tuttuğu günlerin bu günlere denk gelmesi halinde oruç tutmasında sakınca yoktur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ramazanı bir veya iki gün önce oruçla karşılamayın. Eğer bir kimse âdeti olduğu için bu günleri oruçla geçiriyorsa tutsun.”</span></span> buyurmuştur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Savm: 14; Müslim, Sıyam: 21).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">16. Mesleği Gereği Sürekli Olarak Yolculuk Yapan Kişi Oruç İbadetini Nasıl Yerine Getirebilir? </span></span><br />
İslam dini Ramazan ayında oruç tutamayan hasta ve yolcuların sonradan kaza etmelerini emreder. Mazeret devam ettiği sürece ruhsat da devam eder. Sürekli mazereti bulunan kişiler, mazeretleri ortadan kalkınca, zamanında tutamadıkları Ramazan oruçlarını kaza ederler. Kur'an-ı Kerim'de;<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> "… Kim de hasta veya yolcu olursa, (oruç) tutmadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun." </span></span>buyurulmaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara, 2/185). </span>Devamlı olarak uzun yola giden kaptan ve sürücüler de yolcu hükmündedir. Şu kadar var ki, yolculuğu esnasında bir sıkıntı çekmeyenlerin oruç tutması daha faziletlidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">17. Oruçlu İken Boy Abdesti Almak / Banyo Yapmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Ağız veya burundan su yutulmadıkça yıkanmakla veya gusül abdesti almakla oruç bozulmaz. Nitekim Hz. Aişe ile Ümmü Seleme validelerimiz Peygamberimiz (s.a.v.)'in Ramazanda imsaktan sonra boy abdesti almış olduğunu haber vermişlerdir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buhârî, Savm, 25)</span>. Buna göre geceden cünüp olarak imsak vaktine girmek oruca zarar vermediği gibi, oruçlu iken boy abdesti almak da orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">18. İhtilam Olmak, Cünüp Olarak Sabahlamak Oruca Zarar Verir mi? </span></span><br />
Oruçlu iken rüyada ihtilam olmak orucu bozmadığı gibi, gusletmeyi geciktirerek cünüp olarak sabahlamak da oruca bir zarar vermez. Ancak, zorunlu bir durum olmadıkça, hemen boy abdesti alınmalıdır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">19. Cünüp İken Sahur Yemeği Yenebilir mi, Oruca Niyet Edilebilir mi? </span></span><br />
Cünüp olan kimsenin elini, ağzını yıkamadan yiyip içmesi uygun görülmemiştir. Ancak elini, ağzını yıkadıktan sonra, boy abdesti almadan sahur yemeği yemesinde bir sakınca yoktur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">III. Orucu Bozan-Bozmayan Şeyler </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Bazı Genel Bilgiler </span></span><br />
Oruçlu iken, yemek, içmek ve cinsi ilişki orucu bozar. Orucu bozan şeylerin bir kısmı sadece kazayı gerektirirken, diğer bir kısmı hem kaza, hem de kefareti gerektirir. Şimdi konu ile ilgili bazı alt başlıklarla ilgili meselelere değinelim:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Hangi Şeyler Orucu Bozup Sadece Kazayı Gerektirir? </span></span><br />
Yolculuk, hastalık, ileri derecede yaşlılık gibi meşru bir mazerete dayalı olarak bozulan orucun, sadece kaza edilmesi gerekir. Ayrıca, kasıt olmaksızın yemek-içmek; beslenme amacı ve anlamı taşımayan, yenilip içilmesi mutat olmayan veya insan tabiatının meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi orucu bozar ve sadece kazasını gerektirir.<br />
Ramazanda bir mazeret olmaksızın tutulmayan oruçlar, gününe gün kaza edilir. Ancak Peygamber Efendimiz (s.a.s), Ramazan ayında kaçırılan bir gün orucun sevabına yetişmek için kişinin bir sene boyunca oruç tutsa yine de bu sevaba nail olamayacağını söylemiştir. Bunun için Ramazan ayında özürsüz olarak orucu terk etmek, büyük bir günah olduğu gibi, hem Ramazan ayına hürmetsizlik hem de bütün Müslümanlara karşı bir saygısızlıktır.<br />
Mazeretsiz olarak Ramazan orucunu tutmamak büyük günah olup ayrıca bundan dolayı tövbe ve istiğfarda bulunmak gerekir. Ramazan ayı günahların affı için bir fırsattır. Diğer günlerde tutulan oruç kıymet itibariyle Ramazanda tutulan orucun yerini tutamaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Oruç Kefareti Ne Demektir ve Nasıl Ödenir? </span></span><br />
Ramazan orucunun, mazeretsiz olarak bozulması durumunda hem kefaret, hem de bozulan orucun kaza edilmesi gerekir.<br />
Oruç kefareti iki kameri ay veya 60 gün ara vermeksizin oruç tutmaktır. Buna gücü yetmeyen, 60 fakiri bir gün ya da bir fakiri 60 gün doyurur.<br />
Âdet halinde bulunan kadınlar, bu günlerinde kefaret oruçlarına ara verirler. Bu durumlarından çıkar çıkmaz ara vermeden kefaret orucuna devam ederek 60 günü tamamlarlar.<br />
Şafii mezhebine göre mazaretsiz olarak Ramazan orucunun yeme-içme ile bozulması durumunda kefaret değil sadece kaza gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Unutarak Yemek, İçmek Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Unutarak yemek, içmek orucu bozmaz. Peygamber Efendimiz,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> "Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, bozmasın. Çünkü onu, Allâh yedirmiş, içirmiştir."</span></span> buyurmuştur<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Buhari, Savm, 26; Müslim, Sıyâm, 17).</span> Unutarak yiyen içen kişi, oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzındakileri çıkarıp ağzını yıkar ve orucuna devam eder. Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra yeme-içmeye devam eden kişinin orucu bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Diş Fırçalamak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Diş fırçalamakla oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macununun veya suyun boğaza kaçması halinde oruç bozulur. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsakten önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Kusmakla Oruç Bozulur mu? </span></span><br />
Kendiliğinden kusmakla oruç bozulmaz. Ancak kişinin kendi isteği ve müdahalesiyle meydana gelen kusma, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“ağız dolusu” </span></span>olması halinde, orucu bozar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Sağlık Problemleri ve Oruç </span></span><br />
Tıbbın gelişmesi ile günümüzde pek çok yeni muayene ve tedavi yöntemleri ortaya çıkmıştır. Bunların bir kısmı orucu bozmakta bir kısmı ise bozmamaktadır. Bu yöntemlerle ilgili belli başlı sorular ve cevapları şöyledir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Astım Hastalarının Oksijen Spreyi Kullanmaları Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır. Hz. Peygamber'in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29).</span> Diğer taraftan, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz" </span></span>kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan söz konusu madde ile oruç bozulmaz.<br />
Bu itibarla astımlı hastaların, rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Göz Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Uzman göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20'si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu bilgiler, yukarıdaki bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde, göz damlası orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Burun Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3 tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte olup çok az bir kısmı ise mideye ulaşmaktadır. Bu da dini açıdan abdestte ağza su vermede olduğu gibi af kapsamında değerlendirildiğinden orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Kalp Hastalarının Dilaltı Hapı Kullanması Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Bazı kalp rahatsızlıklarında dilaltına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">dilaltı hapı kullanmak orucu bozmaz.</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Her Gün Hap Kullanmak Zorunda Olan Hastaların Oruç Tutmaları Gerekir mi? </span></span><br />
Hastalık, Ramazan'da oruç tutmamayı mubah kılan özürlerdendir. Bir kimsenin oruç tuttuğu takdirde hastalanacağı, hasta ise hastalığının artacağı tıbben veya tecrübe ile sabit olursa oruç tutmayabilir. İyi olunca da yalnız yediği günler sayısınca kaza etmesi gerekir. Ayet-i Kerimede<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> "Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde oruç tutar." </span></span>buyrulmuştur<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Bakara, 2/184).</span><br />
Ömrü boyunca bu durumda hasta olan kişiler ise, her gün için bir fidye verirler. Yoksul ve muhtaç kişilerin fidye vermeleri de gerekmez. Zira dinimizde hiç kimse gücünün üstünde bir sorumlulukla yükümlü tutulmamıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Endoskopi, Kolonoskopi Yaptırmak, Makat veya Ferçten Ultrason Çektirmek Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Mideyi görüntülemek veya mideden parça almak için yaptırılan endoskopide, ağız yoluyla mideye tıbbî bir cihaz sarkıtılmakta ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonlardaki hastalığı teşhis etmek amacıyla, bağırsak içini görüntülemek veya parça almak için yapılan kolonoskopide, makattan bağırsaklara cihaz gönderilmekte ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonoskopide, hemen daima, endoskopide de genellikle, incelenecek alanın temizliğini sağlamak amacıyla cihaz içinden su verilmektedir.<br />
Endoskopi veya kolonoskopi yaptırmak; makat veya ferçten ultrason çektirmek; yeme, içme anlamına gelmemekle birlikte, çoğunlukla cihaz içinden su verildiği için oruç bozulur. Ancak söz konusu işlemlerde cihazların kullanımı sırasında sindirim sistemine su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan bir madde girmemesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7. İdrar Kanalının Görüntülenmesi, Kanala İlaç Akıtılması Orucu Bozar mı? </span></span><br />
İdrar kanallarına giren cihazlar veya akıtılan ilaçlar orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">8. Anestezi Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Anestezi, nefes yolu veya iğne ile vücuda ilaç verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu veya iğne ile yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme-içme anlamı da taşımamaktadır. Ancak bölgesel ve genel anestezide, acil durumlarda ilaç ve sıvı vermek amacıyla damar yolu açılarak, bu açıklık işlem süresince serum vermek suretiyle sağlanmaktadır. Bu itibarla, lokal anestezi, orucun sıhhatine engel değildir. Bölgesel ve genel anestezide serum verildiği için oruç bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">9. Kulak Damlası Kullanmak ve Kulak Yıkattırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Kulak ile boğaz arasında da bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya ilaç boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağa damlatılan ilaç veya kulağın yıkattırılması orucu bozmaz. Kulak zarında delik bulunsa bile, kulağa damlatılan ilaç, kulak içerisinde emileceği için, ilaç ya hiç mideye ulaşmayacak ya da çok azı ulaşacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi, bu miktar oruçta affedilmiştir. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. Bu itibarla, orucu bozacak kadar suyun mideye ulaşması halinde oruç bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">10. Fitil Kullanmak, Lavman Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Makattan tedavi amaçlı kullanılan fitiller, her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de sindirim ince bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği bulunmadığı için orucu bozmaz. Aynı şekilde kadınların da tedavi amaçlı vajina/fercinden kullanılan fitiller de orucu bozmaz.<br />
Lavman yaptırmak konusunda ise, iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">11. İğne Yaptırmak, Hastaya Serum ve Kan Vermek Orucu Bozar mı? </span></span><br />
İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">12.Diyaliz Uygulaması Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir. Periton diyalizi, karın boşluğuna verilen özel bir solüsyon aracılığı ile hastanın kendi karın zarı kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut dışında bir makina yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır. Hemodiyaliz makinası, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir. Buna göre hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">13</span></span>. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Anjiyo Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Halk arasında anjiyo (anjiyografi) olarak bilinen operasyon, teşhise veya tedaviye yönelik olarak uygulanmaktadır. Anjiyografi vücut damarlarının görüntülenmesi demektir. Damar içine damarların görünür hale gelmesini sağlayan ve kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu damarlardan beslenen organlara ait tanı koydurucu bilgiler edinilir. Tedaviye yönelik olarak uygulanan anjiyonun klasik yöntemi anjiyoplastidir. Bu ise, dar veya tam tıkalı damarların balon ya da stent denilen özel araçlarla tekrar açılması için yapılır. Bu bilgiler ışığında gerek anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">14. Biyopsi Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Tahlil amacıyla vücudun herhangi bir organından parça alınması (biyopsi), orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">15. Kan Aldırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Kan aldırmak orucu bozmaz. Nitekim Hz. Peygamber ihramlı iken ve oruçlu bulunduğu sırada kan aldırmıştır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Tıb,11, Sayd, 11, Savm, 22).</span> Ayrıca Hz. Peygamber: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Üç şey vardır orucu bozmaz: Kan aldırmak, kusmak, ihtilam olmak.''</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizi, Savm, 24)</span> buyurmuştur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">16. Oruçlu Kimse Akupunktur Yaptırabilir mi? </span></span><br />
Akupunktur; vücutta belirli noktalara iğne batırmak suretiyle çeşitli hastalıkları tedavi etme metodudur. Akupunktur uygulanması halinde, vücudun beslenmesi, gıda alması söz konusu olmadığından, akupunktur yaptırmak orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">17. Merhem ve İlaçlı Bant Kullanmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu yeme içme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">18. Oruçlu Kimsenin Dişlerini Tedavi Ettirmesi Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Oruçlu bir kimsenin morfinli veya morfinsiz olarak dişlerini tedavi ettirmesi veya çektirmesi orucu bozmaz. Ancak tedavi esnasında, kan veya tedavide kullanılan maddelerden herhangi bir şeyin yutulması orucu bozar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">19. Susuz Olarak Hap Yutmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Oruçlu bir kimse gıda veya deva (ilaç) cinsinden bir şeyi ister su ile ister susuz olarak yer veya içerse orucu bozulur. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şafiî mezhebine göre;</span></span> kendisine yalnız kaza gerekir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hanefi mezhebine göre ise</span></span>; hem kaza hem de kefaret lazım gelir. Ancak oruç bozmayı mübah kılacak ölçüde bir rahatsızlık sebebiyle ilaç almış ise, orucu bozulur ve kendisine yalnız kaza gerekir, kefaret gerekmez.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Özel Hâllerinde Kadınlar ve Oruç </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Kadınlar Hayız ve Nifas Hallerinde Oruç Tutabilirler mi? </span></span><br />
Kadınlar hayız ve nifas hallerinde, oruç tutmazlar <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Hayz, 1; Müslim, Hayz, 14, 15).</span> Daha sonra tutamadıkları oruçlarını kaza ederler. Bu konuda müçtehitler görüş birliği içindedirler.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Oruçlu İken Hayız / Âdet Gören Kadın Ne Yapar? </span></span><br />
Oruçlu iken hayız olan/âdet gören kadının orucu bozulmuş olduğundan yiyip içer. Şu kadar var ki, böyle bir kadın, yiyip içebileceği gibi edeben oruçlu gibi davranmaya devam eder.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. İmsak Vaktinden Sonra Temizlenen, Yani Âdeti Sona Eren Bir Kadın Oruç Tutabilir mi? </span></span><br />
İmsak vaktinden sonra temizlenen” yani âdeti sona eren bir kadın, o gün hiçbir şey yiyip içmemiş olsa bile, oruç tutmuş sayılmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Bayanların Ramazanda Âdet Geciktirici İlaç Kullanmaları Caiz midir? Ayrıca Kullandığı İlaç Sebebiyle Âdeti Geciken Bir Bayanın Tuttuğu Oruçlar Geçerli midir? </span></span><br />
Ay hali oruç tutmaya manidir. Bu halde iken tutulan oruç geçerli olmaz. İlaç sebebiyle de olsa, akıntı olmadıkça ay hali vuku bulmadığından tutulan oruç sahihtir. Ancak hayız kanı ile vücutta biriken zararlı maddeler dışarı atıldığından, vücudun sıhhati bakımından ay halini önlemek için ilaç kullanılması tavsiye edilmez.<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bu metin Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığınca hazırlanmıştır)</span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Selam ve dua ile...<br />
Sorularla İslamiyet</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Oruç Hakkında Her Müslümanın Bilmesi Gereken Bilgiler]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=42542</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 05:15:51 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=42542</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Oruç Hakkında Her Müslümanın Bilmesi Gereken Bilgiler</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farz olan</span></span> Ramazan orucundan başka, vacip, müstehap ve haram olan oruçlar da vardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vacip olan oruç; </span></span>Ramazan’da kasten bozulan orucun kefareti, zıhâr keffareti, hatâ ile adam öldürme keffareti, yemin keffareti, hacdaki hatâlardan doğacak keffaret, kaza edilen itikâf orucu, adak oruçları gibi oruçlardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Müstehap olan oruçlar;</span> </span>Muharrem Ayının dokuzuncu ve onuncu günleri orucu, her kameri ayın on üç, on dört ve on beşinci günleri orucu, her Pazartesi ve Perşembe günleri tutulan oruç, gibileridir. Bunlara nafile oruç da denir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Haram olan oruçlar</span> </span>ise; Kurban Bayramı’nin dört günü ile, Ramazan Bayramı’nın ilk günü tutulan oruçlardır.<br />
Ramazan orucu, belirli bir güne adanmış adak oruç ve nafile oruca akşamdan, kaba kuşluğa kadar niyet edilebilir. Orucun niyeti, içinden oruç tutmaya karar vermiş olmaktan ibarettir.<br />
Kaza, gün belirtilmeyen adak ve keffaret oruçları için sahur bitmeden önce niyet etmek, yani içinden karar vermiş olmak gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orucu Bozup Keffareti Gerektiren Şeyler:</span></span><br />
1. Gıda ve ilaç türünden bir şeyi kasten yeme ve içme,<br />
2.Kasten cinsel ilişkide bulunma ve bulunulma,<br />
3.Kan aldırıp ya da gıybet edip, orucu bozuldu sanarak yiyip içmek suretiyle kasten orucunu bozma.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orucu Bozulup Sadece Kaza Etmesi Gerekenler</span></span><br />
1. Âdetli ve lohusa,<br />
2. Oruç tutmakla hastalığı artan hasta,<br />
3.Körpe çocuk emziren anne ya da süt anne,<br />
4.Yolcu,<br />
5.Oruca niyet etmeden yiyen kimse (Bir isyan olarak kasten yiyenlerin, niyet etmemiş<br />
olsalar bile keffaret tutmaları gerektiği söylenmiştir). .<br />
6.Öpme, okşama ve el ile (masturbasyon) boşalan,<br />
7.Güneş batmadığı halde battı sanarak iftar eden,<br />
8.Ve şafak söktüğü halde sökmediğini sanarak sahur yiyene keffaret gerekmez. Bunlar sadece kaza ile yetinir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şimdi sayacağımız şeylerden biri, kasten yapılmış olsa da, oruç bozulur; ancak keffaret gerekmez:</span></span><br />
1. Sağ olan kadının önü ve arkası ile, erkeğin arkasından başka herhangi bir varlığa, ya da organa cima etme,<br />
2. Yenilmesi arzu edilmeyen ve gıda özelliği taşımayan taş, demir ve çelik gibi şeyleri yutma,<br />
3. Kendi isteği ile bilerek ağız dolusu kusma.<br />
4. Burundan alınan sıvının boğaza ulaşması,<br />
5. Hukne (lavman) kullanma (Arkadan aletle kalın barsağı temizleme),<br />
6. Kulağa ilaç, yağ, v.b. bir şey akıtma,<br />
7. Derin yaraya, karın boşluğuna işleyecek özellikte ilâç koyma.<br />
8. Baştaki yarığa ilaç akıtma,<br />
9. Unutarak yedikten sonra, orucu bozuldu sanıp kasten yeme,<br />
10. Uyurken birisinin boğazına su döküp midesine gitmesi,<br />
11. Uyurken cima edilme,<br />
12. Ramazan’a niyet etmeden yeme,<br />
13. Yanılarak yeme,<br />
14. Zorla yedirilme.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Oruç Hakkında Her Müslümanın Bilmesi Gereken Bilgiler</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farz olan</span></span> Ramazan orucundan başka, vacip, müstehap ve haram olan oruçlar da vardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vacip olan oruç; </span></span>Ramazan’da kasten bozulan orucun kefareti, zıhâr keffareti, hatâ ile adam öldürme keffareti, yemin keffareti, hacdaki hatâlardan doğacak keffaret, kaza edilen itikâf orucu, adak oruçları gibi oruçlardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Müstehap olan oruçlar;</span> </span>Muharrem Ayının dokuzuncu ve onuncu günleri orucu, her kameri ayın on üç, on dört ve on beşinci günleri orucu, her Pazartesi ve Perşembe günleri tutulan oruç, gibileridir. Bunlara nafile oruç da denir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Haram olan oruçlar</span> </span>ise; Kurban Bayramı’nin dört günü ile, Ramazan Bayramı’nın ilk günü tutulan oruçlardır.<br />
Ramazan orucu, belirli bir güne adanmış adak oruç ve nafile oruca akşamdan, kaba kuşluğa kadar niyet edilebilir. Orucun niyeti, içinden oruç tutmaya karar vermiş olmaktan ibarettir.<br />
Kaza, gün belirtilmeyen adak ve keffaret oruçları için sahur bitmeden önce niyet etmek, yani içinden karar vermiş olmak gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orucu Bozup Keffareti Gerektiren Şeyler:</span></span><br />
1. Gıda ve ilaç türünden bir şeyi kasten yeme ve içme,<br />
2.Kasten cinsel ilişkide bulunma ve bulunulma,<br />
3.Kan aldırıp ya da gıybet edip, orucu bozuldu sanarak yiyip içmek suretiyle kasten orucunu bozma.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orucu Bozulup Sadece Kaza Etmesi Gerekenler</span></span><br />
1. Âdetli ve lohusa,<br />
2. Oruç tutmakla hastalığı artan hasta,<br />
3.Körpe çocuk emziren anne ya da süt anne,<br />
4.Yolcu,<br />
5.Oruca niyet etmeden yiyen kimse (Bir isyan olarak kasten yiyenlerin, niyet etmemiş<br />
olsalar bile keffaret tutmaları gerektiği söylenmiştir). .<br />
6.Öpme, okşama ve el ile (masturbasyon) boşalan,<br />
7.Güneş batmadığı halde battı sanarak iftar eden,<br />
8.Ve şafak söktüğü halde sökmediğini sanarak sahur yiyene keffaret gerekmez. Bunlar sadece kaza ile yetinir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şimdi sayacağımız şeylerden biri, kasten yapılmış olsa da, oruç bozulur; ancak keffaret gerekmez:</span></span><br />
1. Sağ olan kadının önü ve arkası ile, erkeğin arkasından başka herhangi bir varlığa, ya da organa cima etme,<br />
2. Yenilmesi arzu edilmeyen ve gıda özelliği taşımayan taş, demir ve çelik gibi şeyleri yutma,<br />
3. Kendi isteği ile bilerek ağız dolusu kusma.<br />
4. Burundan alınan sıvının boğaza ulaşması,<br />
5. Hukne (lavman) kullanma (Arkadan aletle kalın barsağı temizleme),<br />
6. Kulağa ilaç, yağ, v.b. bir şey akıtma,<br />
7. Derin yaraya, karın boşluğuna işleyecek özellikte ilâç koyma.<br />
8. Baştaki yarığa ilaç akıtma,<br />
9. Unutarak yedikten sonra, orucu bozuldu sanıp kasten yeme,<br />
10. Uyurken birisinin boğazına su döküp midesine gitmesi,<br />
11. Uyurken cima edilme,<br />
12. Ramazan’a niyet etmeden yeme,<br />
13. Yanılarak yeme,<br />
14. Zorla yedirilme.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Namazların sevaplarının azalmasının sebepleri ne olabilir?]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=42403</link>
			<pubDate>Sat, 07 Feb 2026 02:29:22 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=42403</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Namazların sevaplarının azalmasının sebepleri ne olabilir?<br />
<br />
Soru Detayı <br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">- Ammar İbn Yasir’den (r.a), “Kişi ayrılır da ona sadece kıldığı namazın onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, dörtte biri üçte biri veya yarısı yazılır.” şeklinde rivayet edilen bir hadis var mı?<br />
 - Burada hangi olaylar namazın değerini/sevabını azaltıyor?<br />
 - Kıldığımız halde günah işlememiz mi yoksa bazı yerlerde de okuyorum rüku veya secdeden çalanlar için mi söylenmiştir bu hadis?<br />
 - Bu hadisin kaynağı nedir ve nasıl anlamalıyız detaylı bir şekilde açıklar mısınız?</span><br />
Cevap<br />
Değerli kardeşimiz,<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kişi vardır, namazını kılar bitirir de kendisine namazın sevabının ancak onda biri yazılır. Kişi vardır, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri yahut yarısı yazılır.”</span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ebû Dâvud, Salât 124)</span><br />
manasında bir hadis vardır.<br />
- Bu hadiste anlatılan husus, namazın kılınmasındaki durumla ilgilidir. Kişi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">tadil-i erkan</span> denilen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kıyam, rüku, secde</span> gibi ameli ve kavli rükünleri tam yerine getirmezse, namazından çalmış olur ve sevabı da ona göre azalır.<br />
Nitekim bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (asm):<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> “Hırsızlığın en kötüsü, namazından çalmaktır.”</span> buyurmuş; sahabiler “Ey Allah’ın Resulü, kişi namazından nasıl çalar?” diye sorduklarında ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Rükû ve secdelerini tamamlamaz.”</span> cevabını vermiştir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Muvatta’, Kasru’s-salât 72)</span><br />
- Zahiri rükünleri yerine getirmek kadar önemli bir husus da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">manevi huzur, huşu içinde uyanık bir kalp</span> ile namaz kılmaktır. Namazı gaflet içerisinde kılmak da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">fikir, akıl ve şuurdan çalmak </span>anlamına gelir.<br />
İnsanların namazdan kazandıkları sevap, namazdaki ihlâs ve huşûları nisbetindedir. Namaza bütün kalbiyle yönelen ve kendini veren kimse namazın en küçük adabına varıncaya kadar riâyet edeceği için eksiksiz sevab alacaktır.<br />
Fakat namazın farzlarına, vâciblerine, sünnet ve adabına uymada kusur eden kimsenin sevabı ise, ona göre olacaktır.<br />
Bu bakımdan in­san namazda iken Allah Teâlâ'ınn huzurunda bulunduğunu bilmeli, okudu­ğu âyet ve duaların manasını iyiden iyiye düşünmeli, Cenab-ı Hak'tan gayrisini kalbine getirmemeli ve huşu içinde bulunmalıdır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Namazda huşûlu olmalıdır."</span> demek, namaz kılan kimsenin kendini bütün varlığıyle namaza verip Allah'a yönelmesi demektir ki, bunun zahirî ve bâtını şartları vardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zahirî şartları:</span> Namaz kılan kimsenin sakin olması, ayakta iken secde yeri­ne rükûda iken ayakları ucuna, secdede burnunun ucuna, otururken de ku­cağına bakmak, sağa-sola bakınmamak, elini yanlarına salmamak, namazın dışında bîrşeyle meşgul olmamak ve imamın önüne geçmekten sakınmakla gerçekleşir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Batınî şartlar </span>ise, namaza durunca insanın kendisini Allah Teâlâ'nın huzurunda düşünerek okuduğu âyet, duâ ve tesbihlerin manasını dü­şünerek, manevî bir ürperişle ilâhî bir atmosferin kendisini sarmasıyla gerçekleşir.<br />
Alimlerin büyük çoğunluğuna göre namazın tam olması huşûnun bulunmasına bağlıdır. Bazıları <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"huşu namazın bir rüknüdür"</span> demişlerse de gerçekte huşu, nama­zın sıhhatinin şartı değil, ancak daha çok sevap almanın şartıdır.<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Selam ve dua ile...<br />
Sorularla İslamiyet</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Namazların sevaplarının azalmasının sebepleri ne olabilir?<br />
<br />
Soru Detayı <br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">- Ammar İbn Yasir’den (r.a), “Kişi ayrılır da ona sadece kıldığı namazın onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, dörtte biri üçte biri veya yarısı yazılır.” şeklinde rivayet edilen bir hadis var mı?<br />
 - Burada hangi olaylar namazın değerini/sevabını azaltıyor?<br />
 - Kıldığımız halde günah işlememiz mi yoksa bazı yerlerde de okuyorum rüku veya secdeden çalanlar için mi söylenmiştir bu hadis?<br />
 - Bu hadisin kaynağı nedir ve nasıl anlamalıyız detaylı bir şekilde açıklar mısınız?</span><br />
Cevap<br />
Değerli kardeşimiz,<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kişi vardır, namazını kılar bitirir de kendisine namazın sevabının ancak onda biri yazılır. Kişi vardır, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri yahut yarısı yazılır.”</span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ebû Dâvud, Salât 124)</span><br />
manasında bir hadis vardır.<br />
- Bu hadiste anlatılan husus, namazın kılınmasındaki durumla ilgilidir. Kişi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">tadil-i erkan</span> denilen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kıyam, rüku, secde</span> gibi ameli ve kavli rükünleri tam yerine getirmezse, namazından çalmış olur ve sevabı da ona göre azalır.<br />
Nitekim bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (asm):<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> “Hırsızlığın en kötüsü, namazından çalmaktır.”</span> buyurmuş; sahabiler “Ey Allah’ın Resulü, kişi namazından nasıl çalar?” diye sorduklarında ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Rükû ve secdelerini tamamlamaz.”</span> cevabını vermiştir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Muvatta’, Kasru’s-salât 72)</span><br />
- Zahiri rükünleri yerine getirmek kadar önemli bir husus da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">manevi huzur, huşu içinde uyanık bir kalp</span> ile namaz kılmaktır. Namazı gaflet içerisinde kılmak da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">fikir, akıl ve şuurdan çalmak </span>anlamına gelir.<br />
İnsanların namazdan kazandıkları sevap, namazdaki ihlâs ve huşûları nisbetindedir. Namaza bütün kalbiyle yönelen ve kendini veren kimse namazın en küçük adabına varıncaya kadar riâyet edeceği için eksiksiz sevab alacaktır.<br />
Fakat namazın farzlarına, vâciblerine, sünnet ve adabına uymada kusur eden kimsenin sevabı ise, ona göre olacaktır.<br />
Bu bakımdan in­san namazda iken Allah Teâlâ'ınn huzurunda bulunduğunu bilmeli, okudu­ğu âyet ve duaların manasını iyiden iyiye düşünmeli, Cenab-ı Hak'tan gayrisini kalbine getirmemeli ve huşu içinde bulunmalıdır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Namazda huşûlu olmalıdır."</span> demek, namaz kılan kimsenin kendini bütün varlığıyle namaza verip Allah'a yönelmesi demektir ki, bunun zahirî ve bâtını şartları vardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zahirî şartları:</span> Namaz kılan kimsenin sakin olması, ayakta iken secde yeri­ne rükûda iken ayakları ucuna, secdede burnunun ucuna, otururken de ku­cağına bakmak, sağa-sola bakınmamak, elini yanlarına salmamak, namazın dışında bîrşeyle meşgul olmamak ve imamın önüne geçmekten sakınmakla gerçekleşir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Batınî şartlar </span>ise, namaza durunca insanın kendisini Allah Teâlâ'nın huzurunda düşünerek okuduğu âyet, duâ ve tesbihlerin manasını dü­şünerek, manevî bir ürperişle ilâhî bir atmosferin kendisini sarmasıyla gerçekleşir.<br />
Alimlerin büyük çoğunluğuna göre namazın tam olması huşûnun bulunmasına bağlıdır. Bazıları <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"huşu namazın bir rüknüdür"</span> demişlerse de gerçekte huşu, nama­zın sıhhatinin şartı değil, ancak daha çok sevap almanın şartıdır.<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Selam ve dua ile...<br />
Sorularla İslamiyet</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cuma Namazının Farzı Nasıl Kılınır?]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=41900</link>
			<pubDate>Sat, 10 Jan 2026 08:31:25 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=41900</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cuma Namazının Farzı Nasıl Kılınır?</span></span><br />
<br />
Cuma namazının farzı nasıl kılınır? Cuma namazının farzı kaç rekattır? Cuma namazının farzı tek kılınır mı? Cuma namazının farzı ile ilgili ayet ve hadis var mı? Cuma namazının farzının cemaatle kılınışı.<br />
<br />
Cuma namazının farzı 2 rekattır. Cuma namazının farzının cemaatle kılınması farzdır. Cuma namazının farzı tek başına kılınmaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CUMA NAMAZININ FARZ OLUŞU İLE İLGİLİ AYET</span></span><br />
<br />
Âyet-i kerîmelerde buyrulur: “Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah’ı anmaya koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin. Allah’ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (Cuma Sûresi 9-10)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CUMA NAMAZININ HUTBESİ İLE İLGİLİ HADİS</span></span><br />
<br />
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bir kişi güzelce abdest alır, cuma namazına gider, hutbeyi ses çıkarmadan dinlerse, iki cuma arasındaki ve fazla olarak üç günlük daha günahları bağışlanır. Kim hutbe okunurken çakıl taşlarıyla oynarsa, abesle iştiğal etmiş olur.” (Müslim, Cuma 27. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 203; Tirmizî, Cuma 5; İbni Mâce, İkâme 62, 81)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CUMA NAMAZININ FARZI NASIL KILINIR?</span></span><br />
<br />
Cuma Hutbesi<br />
<br />
    Cuma hutbesinin hükmü farzdır.<br />
    Cuma namazının ilk sünnetinden sonra müezzin iç ezanı okur.<br />
    İmam hutbeye çıkar ve hutbe okur.<br />
    Cemaat hutbeyi sessiz bir şekilde dinler.<br />
    İmam hutbeden inerken müezzin kamet getirir ve Cuma namazının farzına geçilir.<br />
<br />
Cuma Namazının Farzının Kılınışı (2 Rekat)<br />
<br />
1. Rekat<br />
<br />
    Müezzin kamet yapar. "Niyet ettim Allah rızası için Cuma namazının iki rekat farzını kılmaya, uydum imama" diye niyet ederiz.<br />
    "Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız.<br />
    Sessizce Sübhaneke'yi okuruz.<br />
    Ayakta bir şey okumadan imamı dinleriz. İmam Fatiha ve Kur'an'dan en az, kısa üç ayet veya üç ayet miktarı uzun bir âyet okur.<br />
    İmam "Allahu Ekber" der ve birlikte rükuya gideriz<br />
    İmam "Allahu Ekber" der ve birlikte secdeye gideriz. Doğruluruz, tekrar secdeye gideriz.<br />
<br />
2. Rekat<br />
<br />
    Ayağa kalkarak kıyama dururuz.<br />
    Ayakta bir şey okumadan imamı dinleriz. İmam Fatiha ve Kur'an'dan en az, kısa üç ayet veya üç ayet miktarı uzun bir âyet okur.<br />
    İmam "Allahu Ekber" der ve birlikte rükuya gideriz<br />
    İmam "Allahu Ekber" der ve birlikte secdeye gideriz. Doğruluruz, tekrar secdeye gideriz.<br />
    İmam "Allahu Ekber" diyerek otururuz ve Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz.<br />
    İmamla birlikte "Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cuma Namazının Farzı Nasıl Kılınır?</span></span><br />
<br />
Cuma namazının farzı nasıl kılınır? Cuma namazının farzı kaç rekattır? Cuma namazının farzı tek kılınır mı? Cuma namazının farzı ile ilgili ayet ve hadis var mı? Cuma namazının farzının cemaatle kılınışı.<br />
<br />
Cuma namazının farzı 2 rekattır. Cuma namazının farzının cemaatle kılınması farzdır. Cuma namazının farzı tek başına kılınmaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CUMA NAMAZININ FARZ OLUŞU İLE İLGİLİ AYET</span></span><br />
<br />
Âyet-i kerîmelerde buyrulur: “Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah’ı anmaya koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin. Allah’ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (Cuma Sûresi 9-10)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CUMA NAMAZININ HUTBESİ İLE İLGİLİ HADİS</span></span><br />
<br />
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bir kişi güzelce abdest alır, cuma namazına gider, hutbeyi ses çıkarmadan dinlerse, iki cuma arasındaki ve fazla olarak üç günlük daha günahları bağışlanır. Kim hutbe okunurken çakıl taşlarıyla oynarsa, abesle iştiğal etmiş olur.” (Müslim, Cuma 27. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 203; Tirmizî, Cuma 5; İbni Mâce, İkâme 62, 81)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CUMA NAMAZININ FARZI NASIL KILINIR?</span></span><br />
<br />
Cuma Hutbesi<br />
<br />
    Cuma hutbesinin hükmü farzdır.<br />
    Cuma namazının ilk sünnetinden sonra müezzin iç ezanı okur.<br />
    İmam hutbeye çıkar ve hutbe okur.<br />
    Cemaat hutbeyi sessiz bir şekilde dinler.<br />
    İmam hutbeden inerken müezzin kamet getirir ve Cuma namazının farzına geçilir.<br />
<br />
Cuma Namazının Farzının Kılınışı (2 Rekat)<br />
<br />
1. Rekat<br />
<br />
    Müezzin kamet yapar. "Niyet ettim Allah rızası için Cuma namazının iki rekat farzını kılmaya, uydum imama" diye niyet ederiz.<br />
    "Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız.<br />
    Sessizce Sübhaneke'yi okuruz.<br />
    Ayakta bir şey okumadan imamı dinleriz. İmam Fatiha ve Kur'an'dan en az, kısa üç ayet veya üç ayet miktarı uzun bir âyet okur.<br />
    İmam "Allahu Ekber" der ve birlikte rükuya gideriz<br />
    İmam "Allahu Ekber" der ve birlikte secdeye gideriz. Doğruluruz, tekrar secdeye gideriz.<br />
<br />
2. Rekat<br />
<br />
    Ayağa kalkarak kıyama dururuz.<br />
    Ayakta bir şey okumadan imamı dinleriz. İmam Fatiha ve Kur'an'dan en az, kısa üç ayet veya üç ayet miktarı uzun bir âyet okur.<br />
    İmam "Allahu Ekber" der ve birlikte rükuya gideriz<br />
    İmam "Allahu Ekber" der ve birlikte secdeye gideriz. Doğruluruz, tekrar secdeye gideriz.<br />
    İmam "Allahu Ekber" diyerek otururuz ve Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz.<br />
    İmamla birlikte "Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cuma Namazının İlk Sünneti Nasıl Kılınır?]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=38745</link>
			<pubDate>Sun, 15 Jun 2025 01:44:34 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=38745</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cuma Namazının İlk Sünneti Nasıl Kılınır?</span></span><br />
<br />
Cuma namazının ilk sünneti nasıl kılınır? Sünnete göre Cuma namazının ilk sünnetinin kılınışı.<br />
<br />
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Biriniz Cuma’nın farzını kılınca, ardından dört rekat namaz daha kılsın.” (Müslim, Cuma 67-69)<br />
CUMA NAMAZININ İLK SÜNNETİ NASIL KILINIR?<br />
Cuma Namazının İlk Sünnetinin Kılınışı:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Rekat</span></span><br />
<br />
    "Niyet ettim Allah rızası için Cuma namazının dört rekat ilk sünnetini kılmaya" diye niyet ederiz.<br />
    "Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız.<br />
    Subhanekeyi okuruz.<br />
    Euzü-besmele çekeriz.<br />
    Fatiha okuruz.<br />
    Kur'an'dan en az, kısa üç ayet veya üç ayet miktarı uzun bir âyet okuruz.<br />
    Rükuya gideriz.<br />
    Secdeye gideriz. Doğruluruz, tekrar secdeye gideriz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Rekat</span></span><br />
<br />
    Ayağa kalkarak kıyama dururuz.<br />
    Besmele çekeriz.<br />
    Fatiha okuruz.<br />
    Kur'an'dan en az, kısa üç ayet veya üç ayet miktarı uzun bir âyet okuruz.<br />
    Rükuya gideriz.<br />
    Secdeye gideriz. Doğruluruz, tekrar secdeye gideriz.<br />
    Oturarak Ettahiyyatu  okuruz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Rekat</span></span><br />
<br />
    Ayağa kalkarak kıyama dururuz.<br />
    Besmele çekeriz.<br />
    Fatiha okuruz.<br />
    Kur'an'dan en az, kısa üç ayet veya üç ayet miktarı uzun bir âyet okuruz.<br />
    Rükuya gideriz.<br />
    Secdeye gideriz. Doğruluruz, tekrar secdeye gideriz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Rekat</span></span><br />
<br />
    Ayağa kalkarak kıyama dururuz.<br />
    Besmele çekeriz.<br />
    Fatiha okuruz.<br />
    Kur'an'dan en az, kısa üç ayet veya üç ayet miktarı uzun bir âyet okuruz.<br />
    Rükuya gideriz.<br />
    Secdeye gideriz. Doğruluruz, tekrar secdeye gideriz.<br />
    Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz.<br />
    "Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İslam ve İhsan</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cuma Namazının İlk Sünneti Nasıl Kılınır?</span></span><br />
<br />
Cuma namazının ilk sünneti nasıl kılınır? Sünnete göre Cuma namazının ilk sünnetinin kılınışı.<br />
<br />
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Biriniz Cuma’nın farzını kılınca, ardından dört rekat namaz daha kılsın.” (Müslim, Cuma 67-69)<br />
CUMA NAMAZININ İLK SÜNNETİ NASIL KILINIR?<br />
Cuma Namazının İlk Sünnetinin Kılınışı:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Rekat</span></span><br />
<br />
    "Niyet ettim Allah rızası için Cuma namazının dört rekat ilk sünnetini kılmaya" diye niyet ederiz.<br />
    "Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız.<br />
    Subhanekeyi okuruz.<br />
    Euzü-besmele çekeriz.<br />
    Fatiha okuruz.<br />
    Kur'an'dan en az, kısa üç ayet veya üç ayet miktarı uzun bir âyet okuruz.<br />
    Rükuya gideriz.<br />
    Secdeye gideriz. Doğruluruz, tekrar secdeye gideriz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Rekat</span></span><br />
<br />
    Ayağa kalkarak kıyama dururuz.<br />
    Besmele çekeriz.<br />
    Fatiha okuruz.<br />
    Kur'an'dan en az, kısa üç ayet veya üç ayet miktarı uzun bir âyet okuruz.<br />
    Rükuya gideriz.<br />
    Secdeye gideriz. Doğruluruz, tekrar secdeye gideriz.<br />
    Oturarak Ettahiyyatu  okuruz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Rekat</span></span><br />
<br />
    Ayağa kalkarak kıyama dururuz.<br />
    Besmele çekeriz.<br />
    Fatiha okuruz.<br />
    Kur'an'dan en az, kısa üç ayet veya üç ayet miktarı uzun bir âyet okuruz.<br />
    Rükuya gideriz.<br />
    Secdeye gideriz. Doğruluruz, tekrar secdeye gideriz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Rekat</span></span><br />
<br />
    Ayağa kalkarak kıyama dururuz.<br />
    Besmele çekeriz.<br />
    Fatiha okuruz.<br />
    Kur'an'dan en az, kısa üç ayet veya üç ayet miktarı uzun bir âyet okuruz.<br />
    Rükuya gideriz.<br />
    Secdeye gideriz. Doğruluruz, tekrar secdeye gideriz.<br />
    Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz.<br />
    "Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İslam ve İhsan</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Namaza Nasıl Başlanır]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=37721</link>
			<pubDate>Mon, 12 May 2025 15:14:33 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=37721</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Namaza Nasıl Başlanır </span></span><br />
<br />
İslam'ın beş şartından biri olan, günün belli vaktilerinde, yerine getirilen ibadettir. Namaz ibadetlerin en üstünüdür. Hz. Adem aleyhisselamdan beri, her dinde bir vakit namaz vardı. Hz. Muhammed (S.a.v) ile müslümanlara farz kılındı. İbadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allah'a en çok yaklaştıran hayırlı amel, namazdır.<br />
<br />
Kuran-ı Kerim farklı ayetlerinde namazdan bahsedilmektedir.<br />
<br />
    "Namaz, müminlere belli vakitlerde farz kılındı." (Nisa Suresi, 103. ayet)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Namaza neden başlamalıyım</span></span><br />
<br />
Namaz kılarken, abdest alırken, oruç tutarken nasıl niyet ediyorsak, namaza başlayabilmek içinde bir niyetimizin, bir isteğimizin olması gerekir. En önemlisi inanlar olarak islamın şartlarından farz bir ibadet olan namaz zaten bizim görevimizdir. Nasıl ki temel ihtiyaçlarımız olan yemek, içmek, barınmak gibi ihtiyaçlarımızı fiziki yaşamımıza devam edebilmemiz için karşılamak zorundayız. Manevi ihtiyaçlarımız için de inandığımız dinimizin şartı olan namaz borcumuzu yerine getirmekle yükümlüyüz.<br />
<br />
Ayrıca namaz tek başına bir zaruret gibi düşünülmemeli. Namaz bizim dünya hayatımızıda refaha kavuşturan bir ameldir. Örneğin namaz kılmak için abdest aldığımızda insan tazelenir, temizlenir. Namaz kılmayan hangi insan günce 5 defa elini ve ayağını yıkayabilir. Namaz ayrıca Allah’ın iyiliklerine teşekkür, Allah’ın cennetine ve cemaline kavuşturan bir ibadettir. Namaz, insanın Allah’la buluştuğu ve konuştuğu andır.<br />
<br />
Namaz kılmayan bir müslüman, çamura düşmüş bir altın gibidir. Çamurda görülen bir altın nasıl alınır, silinir, parlatılır, layık olduğu yere konulur. Namazsız insan da günah çamuruna düşmüştür veya düşürülmüştür. Böyle bir insan her ne kadar bu çamura düşmüşse de bu bir insandır, tutup ordan kaldırılmalı, temizlenmeli, layık olduğu yere, namaz seccadesine taşınmalıdır.<br />
<br />
Benim yaşım küçük, acaba namaz bana ne zaman farz diye merak ediyorsanız <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Namaza Başlama Yaşı Kaçtır</span></span><br />
<br />
İslam'ın beş şartından biri olan namaz bir müslümanın Kelime-i Şehadetten sonra en önemli ibadetidir. Namaz kılmak, akıllı olan ve büluğ çağına giren her erkek ve kadın müslümana farzdır. Peki büluğ çağına (ergenlik çağı) ermek nedir, ne zaman kaç yaşında olur? Yani bir erkek veya kız çocuğunun kaç yaşında namaza başlması gerekir, genel olarak namaza başlama yaşı kaçtır?<br />
<br />
Tüm konularda olduğu gibi bu konuda da bir fetva veremeyiz. Biz sadece kaynaklardan araştırıp soruya cevap bulmaya, farklı kaynaklardan bilgilendirmeye çalışırız.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli olan yaş değil ergenlik</span></span><br />
<br />
İlk olarak Büluğ çağı yani ergenlik ne zaman başlar onu bilmemiz gerekir. Ergenlik erkeklerin ihtilam olmaya (rüyalarında boşalmaya), kızların ise adet görmeye başladıkları zaman başlamaktadır. Bunun ise net bir yaş söylemek mümkün değildir. Erkekler 12, kızlar 9 yaşından başlayarak, 15 yaşlarına gelinceye kadar büluğa erme hissedilebilir. Bunun için yaş konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır.<br />
<br />
Fıkıh ansiklopedisinde İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre, erkekler için de, kızlar için de bülûğ yaşının son sınırı 15 yaşıdır. Hanefi mezhebinde fetva da buna göre verilmiş. Şafiî ve Hanbelî mezhebinde bülûğ yaşının son sınırı 15, Malikî mezhebinde ise 18 yaş olarak belirlenmiştir.<br />
<br />
Bu bilgilerden şunu anlayabiliriz; Erkek veya kızlar 15 yaşından öncede ergenliğe girebilir ve ibadetlerine başlayabilir. Ama çocuklar 15 yaşına geldiği halde halen kendisinde bu özellikler gözükmüyorsa veya anne baba bunu hissetmiyorsa, çocuk hükmen büluğa girmiş yani baliğ sayılır. Böylece en geç 15 yaşında büluğ çağına girdiği kabul edilerek namaz, oruç gibi ibadetler farz olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kız ve erkek çocukları için örnek</span></span><br />
<br />
Edindiğimiz bilgilere göre namaza başlama yaşı için örnekler vererek daha net açıklamaya çalışalım. Bir erkek çoçuğu 14 yaşında iltiham olmuş ise (gerek rüyada olsun gerekse başka şekilde meninin şiddetle ve şehvetle dışarı çıkması) bu erkek çocuğu artık büluğ, ergenlik çağına girmiştir ve namaza başlaması farzdır. Başka bir erkek çocuğu 15 yaşına geldiği halde hiçbir şekilde iltiham olmadıysa 15 yaşı sınır kabul edilir ve bu yaştan sonra namaza başlaması gerekir.<br />
<br />
Bir kız çouğu 13 yaşında adet görmeye başladıysa (hayız hali, ay başı başladıysa) bu kız çocuğu artık büluğ, ergenlik çağına girmiştir ve namaza başlaması farz olur. Başka bir kız çocuğu 15 yaşına geldiği halde hiçbir şekilde adet görmeye başlamdıysa 15 yaşı sınır kabul edilir ve bu yaştan sonra namaza başlaması gerekir.<br />
<br />
Artık namaz kılmayı öğrenmeye başlayabilirler. <br />
<br />
1. Namaz kılabilmek için namaz abdestimiz ve gusül abdestimiz olması gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gusül Abdesti Nasıl Alınır</span></span><br />
<br />
Bilindiği gibi; cünüb olan kişinin, hayzdan ve nifasdan kurtulan kadınların, namaz vaktinin sonunda o namazı kılacak kadar zamann kalıncaya kadar gusül abdesti alması farzdır.<br />
Gusül abdestinin alınışı<br />
<br />
- Gusletmek isteyen bir kimse, banyoya girmeden ''Eûzü- Besmele'' çeker ve sol ayağı ile banyoya girer (Eğer banyoya girdikten sonra Besmele çekmek gerekirse kişi, Besmeleyi ağız kıpırdatmadan içinden çeker).<br />
<br />
- "Niyet ettim Allah rızası için gusül abdesti almaya" diye niyet eder.<br />
<br />
- Önce avret mahallini temizler (Avret mahalli; kadınlar için diz kapağı ile koltukaltı hizası arası, erkekler için göbeğin altı ve diz kapağının üstüdür)<br />
<br />
- Önce namaz abdesti alır.<br />
<br />
- Bundan sonra ağzına üç kere dolu dolu su alır ve her defasında ağzını boğazına kadar gargara yapmak sûretiyle çalkalar (Oruçlu ise boğazına su kaçmamasına dikkat eder).<br />
<br />
- Sonra burnuna üç defa su çekerek burnunu temizler, buradaki ölçü, çekilen suyun burnu sızlatacak derinlikte olmasıdır.<br />
<br />
- Daha sonra kuru yer kalmayacak şekilde bütün vücut yıkanır. Göbek boşluğuyla küpe deliklerine su gitmesi hususuna dikkat edilmelidir.<br />
<br />
- Önce başa, sonra sağ omuza ve sol omuza birer defa su dökülür, bu işlem üç defa tekrarlanır.<br />
<br />
- Ayak altında su birikmişse çıkarken ayaklar yıkanır.<br />
<br />
- Daha sonra sağ ayak ile gusledilen yerden çıkılır.<br />
<br />
- Gusül abdesti niyeti olmadan, bütün vücudu yıkamak gusül yerine geçmez.<br />
<br />
    "Eğer cünüp iseniz iyice yıkanıp temizlenin" (Mâide suresi, 6)<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Abdest Nasıl Alınır</span></span><br />
<br />
Abdest, namaz kılmak için abdest almak farzdır. Cebrail (a.s) Hz. Peygamber'e (S.a.v.) namaz kılmasını gösterip öğretmek için geldiğinde, önce abdest almasını göstermiştir. Yani abdest namazla beraber farz kılınmıştır.<br />
Abdest sırasıyla aşağıdaki gibi alınır<br />
<br />
1- Abdest almaya başlarken "Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya" diye niyet edilir,<br />
<br />
2- Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim denir,<br />
<br />
3- Üç kez eller bileklere kadar yıkanır, (Bir elin parmakları diğer elin parmakları arasına geçirilerek hilallenir)<br />
<br />
4- Sağ el ile ağıza üç kere su verilerek ağız yıkanır,<br />
<br />
5- Sağ el ile buruna üç kere su verip, sol el ile sümkürülür,<br />
<br />
6- Avuçlara su alıp, alından çene altına, şakaklara kadar üç kez yüz yıkanır,<br />
<br />
7- Sol el ile sağ kol dirsek ile beraber üç kez yıkanır,<br />
<br />
8- Sağ el ile sol kol dirsek ile beraber üç kez yıkanır,<br />
<br />
9- Her iki kol yıkandıktan sonra, eller tekrar yıkanır ve başın dörtte biri mesh edilir, (başın üst kısmına ıslak elle dokunulur)<br />
<br />
10- Daha sonra sağ ve sol elin şehadet parmakları ile iki kulağın deliklerine su verirken baş parmaklar ile kulakların arkası mesh edilir,<br />
<br />
11- Ellerin dış yüzü ile ense mesh edilir,<br />
<br />
12- Sol elin küçük parmağı ile, sağ ayağın küçük parmağından başlayarak, ayak parmaklarının arasını hilallemek suretiyle, topuklarla birlikte, sağ ayak üç kez yıkanır,<br />
<br />
13- Sol ayağı üç kez yıkarken, ayak parmaklarının arasını küçük parmağı ile bu sefer baş parmaktan başlayarak, küçük parmağa doğru, ayak parmaklarının arasını hilallemek suretiyle topuk ile birlikte yıkanır.<br />
Abdest alırken özellikle abdestin farzlarını unutmamız gerekir;<br />
<br />
1- Yüzü bir kere yıkamak (yüz, iki kulak memesi ve saç kesimi ile çene arasıdır),<br />
2- İki kolu dirsekler ile birlikte bir kere yıkamak,<br />
3- Başın dörtte bir kısmını meshetmek, yani yaş eli başa sürmek,<br />
4- Ayakları yandaki topuk kemikleri ile birlikte bir kere yıkamak.<br />
<br />
<br />
    "Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, topuklarıyla beraber ayaklarınızı yıkayın..." (Maide suresi, 6. ayet)<br />
<br />
2. Namaz surelerini ve namaz dualarını öğrenin ve ezberleyin<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Namaz Sureleri Arapca Okunuşu Türkce Okunuşu ve Meal ve Anlamları</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fatiha Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
١﴾ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٢﴾ اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ﴿٣﴾ مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ ﴿٤﴾ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ ﴿٥﴾ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ ﴿٦﴾ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ ﴿٧<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  1- “Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 2- Elhamdulillâhi Rabbi’l-âlemîn. 3- Er-Rahmâni’r-Rahîm. 4- Mâliki yevmi’d-dîn. 5- İyyâke na’budu ve iyyâke neste’în. 6- İhdine’s-sırâta’l-mustekîm. 7- Sırâta’l-lezîne en’amte aleyhim. Ğayri’l-meğdûbi aleyhim ve le’d-dâllîn.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Anlamı:</span> </span> 1- “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 2- Hamd; Âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. 3- (O Allah) Rahmân ve Rahîm’dir. 4- Din (ödül ve ceza) gününün sahibidir. 5- (Ey Allah’ım) Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Sen’den yardım dileriz. 6- Bizi dosdoğru yola ilet. 7- Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna ilet, gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fil Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْف۪يلِۜ ﴿١﴾ اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ ف۪ي تَضْل۪يلٍۙ ﴿٢﴾ وَاَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْراً اَبَاب۪يلَۙ ﴿٣﴾ تَرْم۪يهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجّ۪يلٍۖۙ ﴿٤﴾ فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَأْكُولٍ ﴿٥<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Elemtera keyfe fe’ale Rabbuke bi-ashâbi’l-fîl. 2- Elem yec’al keydehum fî tadlîl. 3- Ve ersele ’aleyhim tayran ebâbîl. 4- Termîhim bi-hıcâratin min siccîl. 5- Fece’alehum ke’asfin me’kûl.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi? 2- Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı? 3- Onların üstüne ebabil kuşları gönderdi. 4- O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu. 5- Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurayş Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
لِا۪يلَافِ قُرَيْشٍۙ ﴿١﴾ ا۪يلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَٓاءِ وَالصَّيْفِۚ ﴿٢﴾ فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هٰذَا الْبَيْتِۙ ﴿٣﴾ اَلَّذ۪ٓي اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَاٰمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ ﴿٤<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- Li îlâfi kurayş. 2- Îlâfihim rihlete’ş-şitâi ve’s-sayf. 3- Felya’budû Rabbe hâze’l-beyt. 4- Ellezî et’amehum min cû’ın ve âmenehum min havf.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Kureyş’in emniyetini sağladığı, 2- Yaz ve kış yolculuğunda onları (güvenliğe ulaştırıp başkalarıyla) ısındırıp yakınlaştırdığı için onlar, 3- Bu evin (mabed’in, Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsinler. 4- Ki O (Allah) kendilerini açlıktan (kurtarıp) doyuran ve her çeşit korkudan güvenliğe kavuşturandır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mâun Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
اَرَاَيْتَ الَّذ۪ي يُكَذِّبُ بِالدّ۪ينِۜ ﴿١﴾ فَذٰلِكَ الَّذ۪ي يَدُعُّ الْيَت۪يمَۙ ﴿٢﴾ وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ ﴿٣﴾ فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّ۪ينَۙ ﴿٤﴾ اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَۙ ﴿٥﴾ اَلَّذ۪ينَ هُمْ يُرَٓاؤُ۫نَۙ ﴿٦﴾ وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ ﴿٧<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Eraeytellezî yukezzibu bi’d-dîn. 2- Fezâlike’l-lezî yedu’ul-yetîm. 3- Ve lâ yehuddu alâ ta’âmi’l-miskîn. 4- Feveylun lil-musallîn. 5- Ellezînehum an salâtihim sâhûn. 6- Ellezînehum yurâûn. 7- Ve yemne’ûne’l-mâ’ûn.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Din gününü (İslam’ı, ahirette ceza ve mükâfatı) yalanlayanı gördün mü? 2- İşte o, yetimi itip kakar. 3- Yoksulu doyurmayı teşvik etmez (önayak olmaz). 4- Şu namaz kılanların vay haline! 5- Onlar namazlarından gafildirler (önem vermezler). 6- Onlar gösteriş (için ibadet) yaparlar. 7- Ve onlar en küçük bir yardımı (zekâtı) da engellerler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kevser Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْـكَوْثَرَۜ ﴿١﴾ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْۜ ﴿٢﴾ اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ ﴿٣<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “İnnâ a’taynâ ke’l-kevser. 2- Fesalli li-Rabbike ve’nhar. 3- İnne şâni’eke huve’l-ebter<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. 2- Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. 3- Asıl sonu kesik olan, senin düşmanın (sana buğzeden)dir<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâfirûn Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
قُلْ يَٓا اَيُّهَا الْـكَافِرُونَۙ ﴿١﴾ لَٓا اَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَۙ ﴿٢﴾ وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُۚ ﴿٣﴾ وَلَٓا اَنَا۬ عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْۙ ﴿٤﴾ وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُۜ ﴿٥﴾ لَـكُمْ د۪ينُكُمْ وَلِيَ د۪ينِ ﴿٦<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Okunuşu:</span> </span> Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Gul yâ eyyuhe’l-kâfirûn. 2- Lâ a’budu mâ ta’budûn. 3- Ve lâ entum âbidûne mâ a’bud. 4- Velâ ene âbidun mâ abettum. 5- Velâ entum âbidûne mâ a’bud. 6- Lekum dînukum veliye dîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “De ki: Ey kâfirler. 2- Ben sizin taptıklarınıza tapmam. 3- Siz de benim ibadet ettiğime ibadet edecek değilsiniz. 4- Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim. 5- Siz de benim ibadet ettiğime, ibadet edecek değilsiniz. 6- Sizin dininiz size, benim dinim bana.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nasr Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
اِذَا جَٓاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُۙ ﴿١﴾ وَرَاَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ ف۪ي د۪ينِ اللّٰهِ اَفْوَاجاًۙ ﴿٢﴾ فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُۜ اِنَّهُ كَانَ تَوَّاباً ﴿٣<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Okunuşu:</span></span>  Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “İzâ câe nasrullâhi ve’l-fethu. 2- Ve raeyte’n-nâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcâ. 3- Fe sebbih bi-hamdi Rabbike vestağfirhu innehû kâne tevvâbâ.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman, 2- Ve insanların, Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğün zaman, 3- Hemen Rabbini överek tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tebbet Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
تَبَّتْ يَدَٓا اَب۪ي لَهَبٍ وَتَبَّۜ ﴿١﴾ مَٓا اَغْنٰى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَۜ ﴿٢﴾ سَيَصْلٰى نَاراً ذَاتَ لَهَبٍۚ ﴿٣﴾ وَامْرَاَتُهُۜ حَمَّالَةَ الْحَطَبِۚ ﴿٤﴾ ف۪ي ج۪يدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ ﴿٥<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb. 2- Mâ ağnâ ‘anhu mâluhû ve mâ keseb. 3- Seyaslâ nâran zâte leheb. 4- Vemraetuhû hammâlete’l-hatab. 5- Fî cîdihâ hablun min mesed.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Ebu Leheb’in elleri kurusun, (yok olsun) zaten yok oldu ya. 2- Malı da, kazandıkları da kendisine bir yarar sağlamadı. (kurtarmadı) 3- (O) alevli bir ateşe girecektir. 4- Karısı da, odun hamalı (ve), 5- Boynunda bükülmüş bir ip olarak (ateşe girecektir.)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İhlas Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ ﴿١﴾ اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ ﴿٢﴾ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ﴿٣﴾ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً اَحَدٌ ﴿٤<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.1- “Gul huvallâhu ehad. 2- Allâhu’s-samed. 3- Lem yelid ve lem yûled. 4- Ve lem yekun lehû kufuven ahad.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “De ki: O Allah birdir. 2- Allah samed (her şey O’na muhtaç, O kimseye muhtaç değil)’dir. 3- O doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. 4- Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Felak Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِۙ ﴿١﴾ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَۙ ﴿٢﴾ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَۙ ﴿٣﴾ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِۙ ﴿٤﴾ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ ﴿٥<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Gul e’ûzu bi-Rabbi’l-felak. 2- Min şerri mâ halak. 3- Ve min şerri ğâsikın izâ vekab. 4- Ve min şerri’n-neffâsâti fi’l-ukad. 5- Ve min şerri hâsidin izâ hased.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “De ki: ben, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran Rabbe sığınırım, 2- Yarattığı şeylerin şerrinden, 3- Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, 4- Düğümlere üfleyenlerin şerrinden, 5- Ve hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden. (Allah’a sığınırım).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nâs Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِۙ ﴿١﴾ مَلِكِ النَّاسِۙ ﴿٢﴾ اِلٰهِ النَّاسِۙ ﴿٣﴾ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِۙ ﴿٤﴾ اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِۙ ﴿٥﴾ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ ﴿٦<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Gul e’ûzu bi-Rabbi’n-nâs. 2- Meliki’n-nâs. 3- İlâhi’n-nâs. 4- Min şerri’l-vesvâsi’l-hânnâs. 5- Ellezî yuvesvisu fî sudûri’n-nâs. 6- Mine’l-cinneti ve’n-nâs.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “De ki: İnsanların Rabbine sığınırım. 2- İnsanların malikine, 3- İnsanların (gerçek) ilahına; 4- İnsanlara kötü şeyler fısıldayan o sinsi vesvesecinin şerrinden. 5- O ki, insanların göğüslerine (kötü düşünce, şüphe) vesvese verir. 6- Gerek cin, gerekse insanlardan (olan vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınırım.) <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ayet-el Kursi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاو ;َاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ﴿٢٥٥<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  Allâhu lâ ilâhe illâ huve-lhayyu-l kayyûm(u) lâ te/ḣużuhu sinetun velâ nevm(un) lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fi-l-ard(i) men że-lleżî yeşfe’u ‘indehu illâ bi-iżnih(i) ya’lemu mâ beyne eydîhim vemâ ḣalfehum velâ yuhîtûne bişey-in min ‘ilmihi illâ bimâ şâ(e) vesi’a kursiyyuhu-ssemâvâti vel-ard(a) velâ yeûduhu hifzuhumâ vehuve-l’aliyyu-l’azîm(u)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span>  O'ndan başka ilah olmayan Allah, hay ve kayyumdur (ezel ve ebedidir). O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerlerde olan şeyler O'nundur. İzni olmaksızın O'nun yanında şefaat eden yoktur. Halkın önünde ve arkasında olanı (istikbal ve maziyi) bilir. İnsanlar O'nun ilminden, O'nun isteğinden başkasını ihata edemezler. Kürsisi semaları ve yeri içine alır. Onların hıfzı O'nu (Cenab-ı Ecelli Ala'yı) yormaz. O, pek yüksek ve büyüktür. <br />
<br />
3. Namaz ile ilgili temel bilgilerini öğrenin<br />
<br />
4. Beş vakit namaz rekatlarını öğrenin<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Namaz Rekatları</span></span><br />
<br />
Bir günde 5 vakit namaz rekatları toplamı 40 rekattır. Bu namazların 17 rekatı farz, 20 rekatı sünnet ve 3 rekatı da vacip olan vitr namazı şeklindedir.<br />
5 Vakit Namazın Rekatları <br />
Sabah Namazı: 4 Rekat<br />
<br />
- 2 Rekat sünnet,<br />
- 2 Rekat farz.<br />
Bakınız: Sabah namazı kılınışı<br />
Öğle Namazı: 10 Rekat<br />
<br />
- 4 Rekat ilk sünnet,<br />
- 4 Rekat farz,<br />
- 2 Rekat son sünnet.<br />
Bakınız: Öğle namazı kılınışı<br />
İkindi Namazı: 8 Rekat<br />
<br />
- 4 Rekat sünnet,<br />
- 4 Rekat farz.<br />
Bakınız: İkindi namazı kılınışı<br />
Akşam Namazı: 5 Rekat<br />
<br />
- 3 Rekat farz,<br />
- 2 Rekat sünnet.<br />
Bakınız: Akşam namazı kılınışı<br />
Yatsı Namazı: 13 Rekat<br />
<br />
- 4 Rekat ilk sünnet,<br />
- 4 Rekat farz,<br />
- 2 Rekat son sünnet,<br />
- 3 Rekat vitir.<br />
Bakınız: Yatsı namazı kılınışı<br />
Cuma namazı: 16 rekat<br />
<br />
- 4 rekat cumanın ilk sünnet,<br />
- 2 rekat cumanın farz, <br />
- 4 rekat cumanın son sünnet,<br />
- 4 rekat Zuhri ahir,<br />
- 2 rekat vaktin son sünneti.<br />
Bakınız: Cuma namazı kılınışı <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namaz Nasıl Kılınır - Erkekler</span></span><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rashid-tunca.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=221166" target="_blank" title="">Screenshot 2025-05-12 at 15-08-49 Namaz nasıl kılınır erkekler için resimli anlatım namazı nasıl kılar.png</a> (Boyut: 482.97 KB / İndirmeler: 142)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Namaz Nasıl Kılınır - Bayanlar</span></span><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rashid-tunca.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=221167" target="_blank" title="">Screenshot 2025-05-12 at 15-09-36 Namaz nasıl kılınır bayanlar için resimli anlatım kadınlar namazı nasıl kılar.png</a> (Boyut: 498.82 KB / İndirmeler: 126)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<br />
<br />
6. Beş vakit namazı ve cuma namazını öğrenme vakti<br />
<br />
- Sabah namazı kılınışı<br />
<br />
- Öğle namazı kılınışı<br />
<br />
- İkindi namazı kılınışı<br />
<br />
- Akşam namazı kılınışı<br />
<br />
- Yatsı namazı kılınışı<br />
<br />
- Cuma namazı kılınışı</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Namaza Nasıl Başlanır </span></span><br />
<br />
İslam'ın beş şartından biri olan, günün belli vaktilerinde, yerine getirilen ibadettir. Namaz ibadetlerin en üstünüdür. Hz. Adem aleyhisselamdan beri, her dinde bir vakit namaz vardı. Hz. Muhammed (S.a.v) ile müslümanlara farz kılındı. İbadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allah'a en çok yaklaştıran hayırlı amel, namazdır.<br />
<br />
Kuran-ı Kerim farklı ayetlerinde namazdan bahsedilmektedir.<br />
<br />
    "Namaz, müminlere belli vakitlerde farz kılındı." (Nisa Suresi, 103. ayet)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Namaza neden başlamalıyım</span></span><br />
<br />
Namaz kılarken, abdest alırken, oruç tutarken nasıl niyet ediyorsak, namaza başlayabilmek içinde bir niyetimizin, bir isteğimizin olması gerekir. En önemlisi inanlar olarak islamın şartlarından farz bir ibadet olan namaz zaten bizim görevimizdir. Nasıl ki temel ihtiyaçlarımız olan yemek, içmek, barınmak gibi ihtiyaçlarımızı fiziki yaşamımıza devam edebilmemiz için karşılamak zorundayız. Manevi ihtiyaçlarımız için de inandığımız dinimizin şartı olan namaz borcumuzu yerine getirmekle yükümlüyüz.<br />
<br />
Ayrıca namaz tek başına bir zaruret gibi düşünülmemeli. Namaz bizim dünya hayatımızıda refaha kavuşturan bir ameldir. Örneğin namaz kılmak için abdest aldığımızda insan tazelenir, temizlenir. Namaz kılmayan hangi insan günce 5 defa elini ve ayağını yıkayabilir. Namaz ayrıca Allah’ın iyiliklerine teşekkür, Allah’ın cennetine ve cemaline kavuşturan bir ibadettir. Namaz, insanın Allah’la buluştuğu ve konuştuğu andır.<br />
<br />
Namaz kılmayan bir müslüman, çamura düşmüş bir altın gibidir. Çamurda görülen bir altın nasıl alınır, silinir, parlatılır, layık olduğu yere konulur. Namazsız insan da günah çamuruna düşmüştür veya düşürülmüştür. Böyle bir insan her ne kadar bu çamura düşmüşse de bu bir insandır, tutup ordan kaldırılmalı, temizlenmeli, layık olduğu yere, namaz seccadesine taşınmalıdır.<br />
<br />
Benim yaşım küçük, acaba namaz bana ne zaman farz diye merak ediyorsanız <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Namaza Başlama Yaşı Kaçtır</span></span><br />
<br />
İslam'ın beş şartından biri olan namaz bir müslümanın Kelime-i Şehadetten sonra en önemli ibadetidir. Namaz kılmak, akıllı olan ve büluğ çağına giren her erkek ve kadın müslümana farzdır. Peki büluğ çağına (ergenlik çağı) ermek nedir, ne zaman kaç yaşında olur? Yani bir erkek veya kız çocuğunun kaç yaşında namaza başlması gerekir, genel olarak namaza başlama yaşı kaçtır?<br />
<br />
Tüm konularda olduğu gibi bu konuda da bir fetva veremeyiz. Biz sadece kaynaklardan araştırıp soruya cevap bulmaya, farklı kaynaklardan bilgilendirmeye çalışırız.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli olan yaş değil ergenlik</span></span><br />
<br />
İlk olarak Büluğ çağı yani ergenlik ne zaman başlar onu bilmemiz gerekir. Ergenlik erkeklerin ihtilam olmaya (rüyalarında boşalmaya), kızların ise adet görmeye başladıkları zaman başlamaktadır. Bunun ise net bir yaş söylemek mümkün değildir. Erkekler 12, kızlar 9 yaşından başlayarak, 15 yaşlarına gelinceye kadar büluğa erme hissedilebilir. Bunun için yaş konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır.<br />
<br />
Fıkıh ansiklopedisinde İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre, erkekler için de, kızlar için de bülûğ yaşının son sınırı 15 yaşıdır. Hanefi mezhebinde fetva da buna göre verilmiş. Şafiî ve Hanbelî mezhebinde bülûğ yaşının son sınırı 15, Malikî mezhebinde ise 18 yaş olarak belirlenmiştir.<br />
<br />
Bu bilgilerden şunu anlayabiliriz; Erkek veya kızlar 15 yaşından öncede ergenliğe girebilir ve ibadetlerine başlayabilir. Ama çocuklar 15 yaşına geldiği halde halen kendisinde bu özellikler gözükmüyorsa veya anne baba bunu hissetmiyorsa, çocuk hükmen büluğa girmiş yani baliğ sayılır. Böylece en geç 15 yaşında büluğ çağına girdiği kabul edilerek namaz, oruç gibi ibadetler farz olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kız ve erkek çocukları için örnek</span></span><br />
<br />
Edindiğimiz bilgilere göre namaza başlama yaşı için örnekler vererek daha net açıklamaya çalışalım. Bir erkek çoçuğu 14 yaşında iltiham olmuş ise (gerek rüyada olsun gerekse başka şekilde meninin şiddetle ve şehvetle dışarı çıkması) bu erkek çocuğu artık büluğ, ergenlik çağına girmiştir ve namaza başlaması farzdır. Başka bir erkek çocuğu 15 yaşına geldiği halde hiçbir şekilde iltiham olmadıysa 15 yaşı sınır kabul edilir ve bu yaştan sonra namaza başlaması gerekir.<br />
<br />
Bir kız çouğu 13 yaşında adet görmeye başladıysa (hayız hali, ay başı başladıysa) bu kız çocuğu artık büluğ, ergenlik çağına girmiştir ve namaza başlaması farz olur. Başka bir kız çocuğu 15 yaşına geldiği halde hiçbir şekilde adet görmeye başlamdıysa 15 yaşı sınır kabul edilir ve bu yaştan sonra namaza başlaması gerekir.<br />
<br />
Artık namaz kılmayı öğrenmeye başlayabilirler. <br />
<br />
1. Namaz kılabilmek için namaz abdestimiz ve gusül abdestimiz olması gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gusül Abdesti Nasıl Alınır</span></span><br />
<br />
Bilindiği gibi; cünüb olan kişinin, hayzdan ve nifasdan kurtulan kadınların, namaz vaktinin sonunda o namazı kılacak kadar zamann kalıncaya kadar gusül abdesti alması farzdır.<br />
Gusül abdestinin alınışı<br />
<br />
- Gusletmek isteyen bir kimse, banyoya girmeden ''Eûzü- Besmele'' çeker ve sol ayağı ile banyoya girer (Eğer banyoya girdikten sonra Besmele çekmek gerekirse kişi, Besmeleyi ağız kıpırdatmadan içinden çeker).<br />
<br />
- "Niyet ettim Allah rızası için gusül abdesti almaya" diye niyet eder.<br />
<br />
- Önce avret mahallini temizler (Avret mahalli; kadınlar için diz kapağı ile koltukaltı hizası arası, erkekler için göbeğin altı ve diz kapağının üstüdür)<br />
<br />
- Önce namaz abdesti alır.<br />
<br />
- Bundan sonra ağzına üç kere dolu dolu su alır ve her defasında ağzını boğazına kadar gargara yapmak sûretiyle çalkalar (Oruçlu ise boğazına su kaçmamasına dikkat eder).<br />
<br />
- Sonra burnuna üç defa su çekerek burnunu temizler, buradaki ölçü, çekilen suyun burnu sızlatacak derinlikte olmasıdır.<br />
<br />
- Daha sonra kuru yer kalmayacak şekilde bütün vücut yıkanır. Göbek boşluğuyla küpe deliklerine su gitmesi hususuna dikkat edilmelidir.<br />
<br />
- Önce başa, sonra sağ omuza ve sol omuza birer defa su dökülür, bu işlem üç defa tekrarlanır.<br />
<br />
- Ayak altında su birikmişse çıkarken ayaklar yıkanır.<br />
<br />
- Daha sonra sağ ayak ile gusledilen yerden çıkılır.<br />
<br />
- Gusül abdesti niyeti olmadan, bütün vücudu yıkamak gusül yerine geçmez.<br />
<br />
    "Eğer cünüp iseniz iyice yıkanıp temizlenin" (Mâide suresi, 6)<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Abdest Nasıl Alınır</span></span><br />
<br />
Abdest, namaz kılmak için abdest almak farzdır. Cebrail (a.s) Hz. Peygamber'e (S.a.v.) namaz kılmasını gösterip öğretmek için geldiğinde, önce abdest almasını göstermiştir. Yani abdest namazla beraber farz kılınmıştır.<br />
Abdest sırasıyla aşağıdaki gibi alınır<br />
<br />
1- Abdest almaya başlarken "Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya" diye niyet edilir,<br />
<br />
2- Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim denir,<br />
<br />
3- Üç kez eller bileklere kadar yıkanır, (Bir elin parmakları diğer elin parmakları arasına geçirilerek hilallenir)<br />
<br />
4- Sağ el ile ağıza üç kere su verilerek ağız yıkanır,<br />
<br />
5- Sağ el ile buruna üç kere su verip, sol el ile sümkürülür,<br />
<br />
6- Avuçlara su alıp, alından çene altına, şakaklara kadar üç kez yüz yıkanır,<br />
<br />
7- Sol el ile sağ kol dirsek ile beraber üç kez yıkanır,<br />
<br />
8- Sağ el ile sol kol dirsek ile beraber üç kez yıkanır,<br />
<br />
9- Her iki kol yıkandıktan sonra, eller tekrar yıkanır ve başın dörtte biri mesh edilir, (başın üst kısmına ıslak elle dokunulur)<br />
<br />
10- Daha sonra sağ ve sol elin şehadet parmakları ile iki kulağın deliklerine su verirken baş parmaklar ile kulakların arkası mesh edilir,<br />
<br />
11- Ellerin dış yüzü ile ense mesh edilir,<br />
<br />
12- Sol elin küçük parmağı ile, sağ ayağın küçük parmağından başlayarak, ayak parmaklarının arasını hilallemek suretiyle, topuklarla birlikte, sağ ayak üç kez yıkanır,<br />
<br />
13- Sol ayağı üç kez yıkarken, ayak parmaklarının arasını küçük parmağı ile bu sefer baş parmaktan başlayarak, küçük parmağa doğru, ayak parmaklarının arasını hilallemek suretiyle topuk ile birlikte yıkanır.<br />
Abdest alırken özellikle abdestin farzlarını unutmamız gerekir;<br />
<br />
1- Yüzü bir kere yıkamak (yüz, iki kulak memesi ve saç kesimi ile çene arasıdır),<br />
2- İki kolu dirsekler ile birlikte bir kere yıkamak,<br />
3- Başın dörtte bir kısmını meshetmek, yani yaş eli başa sürmek,<br />
4- Ayakları yandaki topuk kemikleri ile birlikte bir kere yıkamak.<br />
<br />
<br />
    "Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, topuklarıyla beraber ayaklarınızı yıkayın..." (Maide suresi, 6. ayet)<br />
<br />
2. Namaz surelerini ve namaz dualarını öğrenin ve ezberleyin<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Namaz Sureleri Arapca Okunuşu Türkce Okunuşu ve Meal ve Anlamları</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fatiha Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
١﴾ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٢﴾ اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ﴿٣﴾ مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ ﴿٤﴾ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ ﴿٥﴾ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ ﴿٦﴾ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ ﴿٧<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  1- “Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 2- Elhamdulillâhi Rabbi’l-âlemîn. 3- Er-Rahmâni’r-Rahîm. 4- Mâliki yevmi’d-dîn. 5- İyyâke na’budu ve iyyâke neste’în. 6- İhdine’s-sırâta’l-mustekîm. 7- Sırâta’l-lezîne en’amte aleyhim. Ğayri’l-meğdûbi aleyhim ve le’d-dâllîn.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Anlamı:</span> </span> 1- “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 2- Hamd; Âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. 3- (O Allah) Rahmân ve Rahîm’dir. 4- Din (ödül ve ceza) gününün sahibidir. 5- (Ey Allah’ım) Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Sen’den yardım dileriz. 6- Bizi dosdoğru yola ilet. 7- Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna ilet, gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fil Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْف۪يلِۜ ﴿١﴾ اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ ف۪ي تَضْل۪يلٍۙ ﴿٢﴾ وَاَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْراً اَبَاب۪يلَۙ ﴿٣﴾ تَرْم۪يهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجّ۪يلٍۖۙ ﴿٤﴾ فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَأْكُولٍ ﴿٥<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Elemtera keyfe fe’ale Rabbuke bi-ashâbi’l-fîl. 2- Elem yec’al keydehum fî tadlîl. 3- Ve ersele ’aleyhim tayran ebâbîl. 4- Termîhim bi-hıcâratin min siccîl. 5- Fece’alehum ke’asfin me’kûl.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi? 2- Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı? 3- Onların üstüne ebabil kuşları gönderdi. 4- O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu. 5- Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurayş Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
لِا۪يلَافِ قُرَيْشٍۙ ﴿١﴾ ا۪يلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَٓاءِ وَالصَّيْفِۚ ﴿٢﴾ فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هٰذَا الْبَيْتِۙ ﴿٣﴾ اَلَّذ۪ٓي اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَاٰمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ ﴿٤<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- Li îlâfi kurayş. 2- Îlâfihim rihlete’ş-şitâi ve’s-sayf. 3- Felya’budû Rabbe hâze’l-beyt. 4- Ellezî et’amehum min cû’ın ve âmenehum min havf.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Kureyş’in emniyetini sağladığı, 2- Yaz ve kış yolculuğunda onları (güvenliğe ulaştırıp başkalarıyla) ısındırıp yakınlaştırdığı için onlar, 3- Bu evin (mabed’in, Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsinler. 4- Ki O (Allah) kendilerini açlıktan (kurtarıp) doyuran ve her çeşit korkudan güvenliğe kavuşturandır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mâun Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
اَرَاَيْتَ الَّذ۪ي يُكَذِّبُ بِالدّ۪ينِۜ ﴿١﴾ فَذٰلِكَ الَّذ۪ي يَدُعُّ الْيَت۪يمَۙ ﴿٢﴾ وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ ﴿٣﴾ فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّ۪ينَۙ ﴿٤﴾ اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَۙ ﴿٥﴾ اَلَّذ۪ينَ هُمْ يُرَٓاؤُ۫نَۙ ﴿٦﴾ وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ ﴿٧<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Eraeytellezî yukezzibu bi’d-dîn. 2- Fezâlike’l-lezî yedu’ul-yetîm. 3- Ve lâ yehuddu alâ ta’âmi’l-miskîn. 4- Feveylun lil-musallîn. 5- Ellezînehum an salâtihim sâhûn. 6- Ellezînehum yurâûn. 7- Ve yemne’ûne’l-mâ’ûn.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Din gününü (İslam’ı, ahirette ceza ve mükâfatı) yalanlayanı gördün mü? 2- İşte o, yetimi itip kakar. 3- Yoksulu doyurmayı teşvik etmez (önayak olmaz). 4- Şu namaz kılanların vay haline! 5- Onlar namazlarından gafildirler (önem vermezler). 6- Onlar gösteriş (için ibadet) yaparlar. 7- Ve onlar en küçük bir yardımı (zekâtı) da engellerler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kevser Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْـكَوْثَرَۜ ﴿١﴾ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْۜ ﴿٢﴾ اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ ﴿٣<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “İnnâ a’taynâ ke’l-kevser. 2- Fesalli li-Rabbike ve’nhar. 3- İnne şâni’eke huve’l-ebter<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. 2- Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. 3- Asıl sonu kesik olan, senin düşmanın (sana buğzeden)dir<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâfirûn Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
قُلْ يَٓا اَيُّهَا الْـكَافِرُونَۙ ﴿١﴾ لَٓا اَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَۙ ﴿٢﴾ وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُۚ ﴿٣﴾ وَلَٓا اَنَا۬ عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْۙ ﴿٤﴾ وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُۜ ﴿٥﴾ لَـكُمْ د۪ينُكُمْ وَلِيَ د۪ينِ ﴿٦<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Okunuşu:</span> </span> Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Gul yâ eyyuhe’l-kâfirûn. 2- Lâ a’budu mâ ta’budûn. 3- Ve lâ entum âbidûne mâ a’bud. 4- Velâ ene âbidun mâ abettum. 5- Velâ entum âbidûne mâ a’bud. 6- Lekum dînukum veliye dîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “De ki: Ey kâfirler. 2- Ben sizin taptıklarınıza tapmam. 3- Siz de benim ibadet ettiğime ibadet edecek değilsiniz. 4- Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim. 5- Siz de benim ibadet ettiğime, ibadet edecek değilsiniz. 6- Sizin dininiz size, benim dinim bana.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nasr Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
اِذَا جَٓاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُۙ ﴿١﴾ وَرَاَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ ف۪ي د۪ينِ اللّٰهِ اَفْوَاجاًۙ ﴿٢﴾ فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُۜ اِنَّهُ كَانَ تَوَّاباً ﴿٣<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Okunuşu:</span></span>  Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “İzâ câe nasrullâhi ve’l-fethu. 2- Ve raeyte’n-nâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcâ. 3- Fe sebbih bi-hamdi Rabbike vestağfirhu innehû kâne tevvâbâ.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman, 2- Ve insanların, Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğün zaman, 3- Hemen Rabbini överek tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tebbet Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
تَبَّتْ يَدَٓا اَب۪ي لَهَبٍ وَتَبَّۜ ﴿١﴾ مَٓا اَغْنٰى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَۜ ﴿٢﴾ سَيَصْلٰى نَاراً ذَاتَ لَهَبٍۚ ﴿٣﴾ وَامْرَاَتُهُۜ حَمَّالَةَ الْحَطَبِۚ ﴿٤﴾ ف۪ي ج۪يدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ ﴿٥<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb. 2- Mâ ağnâ ‘anhu mâluhû ve mâ keseb. 3- Seyaslâ nâran zâte leheb. 4- Vemraetuhû hammâlete’l-hatab. 5- Fî cîdihâ hablun min mesed.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Ebu Leheb’in elleri kurusun, (yok olsun) zaten yok oldu ya. 2- Malı da, kazandıkları da kendisine bir yarar sağlamadı. (kurtarmadı) 3- (O) alevli bir ateşe girecektir. 4- Karısı da, odun hamalı (ve), 5- Boynunda bükülmüş bir ip olarak (ateşe girecektir.)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İhlas Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ ﴿١﴾ اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ ﴿٢﴾ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ﴿٣﴾ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً اَحَدٌ ﴿٤<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.1- “Gul huvallâhu ehad. 2- Allâhu’s-samed. 3- Lem yelid ve lem yûled. 4- Ve lem yekun lehû kufuven ahad.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “De ki: O Allah birdir. 2- Allah samed (her şey O’na muhtaç, O kimseye muhtaç değil)’dir. 3- O doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. 4- Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Felak Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِۙ ﴿١﴾ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَۙ ﴿٢﴾ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَۙ ﴿٣﴾ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِۙ ﴿٤﴾ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ ﴿٥<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Gul e’ûzu bi-Rabbi’l-felak. 2- Min şerri mâ halak. 3- Ve min şerri ğâsikın izâ vekab. 4- Ve min şerri’n-neffâsâti fi’l-ukad. 5- Ve min şerri hâsidin izâ hased.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “De ki: ben, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran Rabbe sığınırım, 2- Yarattığı şeylerin şerrinden, 3- Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, 4- Düğümlere üfleyenlerin şerrinden, 5- Ve hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden. (Allah’a sığınırım).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nâs Sûresi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِۙ ﴿١﴾ مَلِكِ النَّاسِۙ ﴿٢﴾ اِلٰهِ النَّاسِۙ ﴿٣﴾ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِۙ ﴿٤﴾ اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِۙ ﴿٥﴾ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ ﴿٦<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Gul e’ûzu bi-Rabbi’n-nâs. 2- Meliki’n-nâs. 3- İlâhi’n-nâs. 4- Min şerri’l-vesvâsi’l-hânnâs. 5- Ellezî yuvesvisu fî sudûri’n-nâs. 6- Mine’l-cinneti ve’n-nâs.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span>  —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “De ki: İnsanların Rabbine sığınırım. 2- İnsanların malikine, 3- İnsanların (gerçek) ilahına; 4- İnsanlara kötü şeyler fısıldayan o sinsi vesvesecinin şerrinden. 5- O ki, insanların göğüslerine (kötü düşünce, şüphe) vesvese verir. 6- Gerek cin, gerekse insanlardan (olan vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınırım.) <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ayet-el Kursi</span></span><br />
<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاو ;َاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ﴿٢٥٥<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span>  Allâhu lâ ilâhe illâ huve-lhayyu-l kayyûm(u) lâ te/ḣużuhu sinetun velâ nevm(un) lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fi-l-ard(i) men że-lleżî yeşfe’u ‘indehu illâ bi-iżnih(i) ya’lemu mâ beyne eydîhim vemâ ḣalfehum velâ yuhîtûne bişey-in min ‘ilmihi illâ bimâ şâ(e) vesi’a kursiyyuhu-ssemâvâti vel-ard(a) velâ yeûduhu hifzuhumâ vehuve-l’aliyyu-l’azîm(u)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span>  O'ndan başka ilah olmayan Allah, hay ve kayyumdur (ezel ve ebedidir). O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerlerde olan şeyler O'nundur. İzni olmaksızın O'nun yanında şefaat eden yoktur. Halkın önünde ve arkasında olanı (istikbal ve maziyi) bilir. İnsanlar O'nun ilminden, O'nun isteğinden başkasını ihata edemezler. Kürsisi semaları ve yeri içine alır. Onların hıfzı O'nu (Cenab-ı Ecelli Ala'yı) yormaz. O, pek yüksek ve büyüktür. <br />
<br />
3. Namaz ile ilgili temel bilgilerini öğrenin<br />
<br />
4. Beş vakit namaz rekatlarını öğrenin<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Namaz Rekatları</span></span><br />
<br />
Bir günde 5 vakit namaz rekatları toplamı 40 rekattır. Bu namazların 17 rekatı farz, 20 rekatı sünnet ve 3 rekatı da vacip olan vitr namazı şeklindedir.<br />
5 Vakit Namazın Rekatları <br />
Sabah Namazı: 4 Rekat<br />
<br />
- 2 Rekat sünnet,<br />
- 2 Rekat farz.<br />
Bakınız: Sabah namazı kılınışı<br />
Öğle Namazı: 10 Rekat<br />
<br />
- 4 Rekat ilk sünnet,<br />
- 4 Rekat farz,<br />
- 2 Rekat son sünnet.<br />
Bakınız: Öğle namazı kılınışı<br />
İkindi Namazı: 8 Rekat<br />
<br />
- 4 Rekat sünnet,<br />
- 4 Rekat farz.<br />
Bakınız: İkindi namazı kılınışı<br />
Akşam Namazı: 5 Rekat<br />
<br />
- 3 Rekat farz,<br />
- 2 Rekat sünnet.<br />
Bakınız: Akşam namazı kılınışı<br />
Yatsı Namazı: 13 Rekat<br />
<br />
- 4 Rekat ilk sünnet,<br />
- 4 Rekat farz,<br />
- 2 Rekat son sünnet,<br />
- 3 Rekat vitir.<br />
Bakınız: Yatsı namazı kılınışı<br />
Cuma namazı: 16 rekat<br />
<br />
- 4 rekat cumanın ilk sünnet,<br />
- 2 rekat cumanın farz, <br />
- 4 rekat cumanın son sünnet,<br />
- 4 rekat Zuhri ahir,<br />
- 2 rekat vaktin son sünneti.<br />
Bakınız: Cuma namazı kılınışı <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namaz Nasıl Kılınır - Erkekler</span></span><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rashid-tunca.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=221166" target="_blank" title="">Screenshot 2025-05-12 at 15-08-49 Namaz nasıl kılınır erkekler için resimli anlatım namazı nasıl kılar.png</a> (Boyut: 482.97 KB / İndirmeler: 142)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Namaz Nasıl Kılınır - Bayanlar</span></span><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rashid-tunca.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=221167" target="_blank" title="">Screenshot 2025-05-12 at 15-09-36 Namaz nasıl kılınır bayanlar için resimli anlatım kadınlar namazı nasıl kılar.png</a> (Boyut: 498.82 KB / İndirmeler: 126)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<br />
<br />
6. Beş vakit namazı ve cuma namazını öğrenme vakti<br />
<br />
- Sabah namazı kılınışı<br />
<br />
- Öğle namazı kılınışı<br />
<br />
- İkindi namazı kılınışı<br />
<br />
- Akşam namazı kılınışı<br />
<br />
- Yatsı namazı kılınışı<br />
<br />
- Cuma namazı kılınışı</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İslam'da Temizlik Nedir, Çeşitleri Nelerdir?]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=37720</link>
			<pubDate>Mon, 12 May 2025 14:55:16 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=37720</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İslam'da Temizlik Nedir, Çeşitleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
İslam'da temizlik nedir? İslam'da temizlik ile ilgili ayet ve hadisler nelerdir? İslam'da temizlik neden önemlidir? İslam'da temizlik ve çeşitleri.<br />
<br />
İslâm'da temizlik, insanın günahlardan, haramlardan uzak durması ve yaşadığı yeri, bedenini, elbisesini temiz tutması anlamına gelir.<br />
<br />
İslâm'da temizlik ile ibadet amaçlı temizlik birbirini tamamlar ve birlikte bir anlam ifade eder. Bu sebeple İslâm bilginleri temizliği maddî temizlik, hükmî temizlik ve mânevî temizlik şeklinde üç safhalı bir faaliyet olarak görmüşlerdir. Beden, elbise ve çevre temizliği şeklinde ifade edilebilecek olan maddî temizliğin de, genelde ibadete hazırlık ve ön şart olarak, kimi durumda ibadet olarak değerlendirilmiş olması, ona, İslâm kültüründe bir ibadet içeriği kazandırıldığını gösterir.<br />
<br />
Abdest ve gusül, hükmî temizlik kademesidir. Üçüncü kademede ise kişinin uzuvlarını gıybet, yalan, haram yemek, mala hıyanet etmek gibi günahlardan, kalbini haset, kibir, gösteriş, hırs ve benzeri kötü huy ve hastalıklardan, hatta benlik ve bilincini Allah'ın gayrısından (mâsivâ) temizlemesi gelir. Müslümanın kademe kademe arınması ve temizlenmesi, Allah'ın huzuruna böyle bir safiyet ve arılıkla çıkması öğütlenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TEMİZLİKLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER</span></span><br />
<br />
Maddî temizlik İslâm dininin fevkalâde önem atfettiği bir konudur. Kur'ân-ı Kerîm'de çevrenin ve ibadet yerinin temizliğinden söz edilir, Allah'ın temizlik konusunda titizlik gösterenleri sevdiği bildirilir (el-Bakara 2/125; et- Tevbe 9/108; el-Hac 22/26). Hz. Peygamber de "Temizlik imanın yarısıdır" (Müslim, “Tahâret”, 1), "Allah temizdir, temizliği sever" (Tirmizî, “Edeb”, 41), "Namazın anahtarı temizliktir" (Ebû Dâvûd, “Salât”, 73; Tirmizî, “Tahâret”, 3) buyurmuş; değişik vesilelerle beden ve çevre temizliğini emretmiş veya tavsiye etmiş, bu konuda davranışlarıyla ashabına ve bütün Müslümanlara örnek olmuştur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">DİNİMİZDE TEMİZLİĞİN ÖNEMİ</span></span><br />
<br />
İslâm dini, beden ve elbise temizliğini emrettiği gibi, kalp ve gönül temizliğini de emretmiştir. Beden ve elbise temizliği, görünen kir ve pisliklerin temizlenmesi anlamına gelir ve buna "maddî" (dış) temizlik denir. Dinimizin, üzerinde daha önem ve titizlikle durduğu temizlik ise kalp ve gönül (iç) temizliğidir.<br />
<br />
Kalbin temizliği, dünyevî ilişkiler boyutunda, insanın hemcinslerine karşı kötülük, kin ve haset gibi olumsuz duygulara kalbinde yer vermemesi, aksine iyilik ve hoşgörüyü ilke edinmesi anlamına geldiği gibi, tasavvufî boyutta, kalbin mâsivâdan arınması anlamına gelir ki her iki boyutuyla kalbin temizlenmesi, "gerçek" bir temizliktir. Bununla birlikte kalpten giderilen şey duyularla algılanır bir kir olmadığı için bu temizlik, maddî olmayan anlamında "mânevî" temizlik olarak nitelendirilmiştir.<br />
<br />
İslâm dini gerek maddî, gerekse mânevî temizliği önemle ve ısrarla emrettiğinden, bu iki tür temizlik için en genel anlamda "dinî temizlik" nitelemesini yapmak da mümkündür. Üçüncü bir temizlik çeşidi ise, özellikle namaz ibadeti için öngörülen ve fıkıh kitaplarında "hadesten tahâret" olarak isimlendirilen "ibadet amaçlı temizlik"tir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span> İslam İlmihali 1, TDV Yayınları<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İslam'da Temizlik Nedir, Çeşitleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
İslam'da temizlik nedir? İslam'da temizlik ile ilgili ayet ve hadisler nelerdir? İslam'da temizlik neden önemlidir? İslam'da temizlik ve çeşitleri.<br />
<br />
İslâm'da temizlik, insanın günahlardan, haramlardan uzak durması ve yaşadığı yeri, bedenini, elbisesini temiz tutması anlamına gelir.<br />
<br />
İslâm'da temizlik ile ibadet amaçlı temizlik birbirini tamamlar ve birlikte bir anlam ifade eder. Bu sebeple İslâm bilginleri temizliği maddî temizlik, hükmî temizlik ve mânevî temizlik şeklinde üç safhalı bir faaliyet olarak görmüşlerdir. Beden, elbise ve çevre temizliği şeklinde ifade edilebilecek olan maddî temizliğin de, genelde ibadete hazırlık ve ön şart olarak, kimi durumda ibadet olarak değerlendirilmiş olması, ona, İslâm kültüründe bir ibadet içeriği kazandırıldığını gösterir.<br />
<br />
Abdest ve gusül, hükmî temizlik kademesidir. Üçüncü kademede ise kişinin uzuvlarını gıybet, yalan, haram yemek, mala hıyanet etmek gibi günahlardan, kalbini haset, kibir, gösteriş, hırs ve benzeri kötü huy ve hastalıklardan, hatta benlik ve bilincini Allah'ın gayrısından (mâsivâ) temizlemesi gelir. Müslümanın kademe kademe arınması ve temizlenmesi, Allah'ın huzuruna böyle bir safiyet ve arılıkla çıkması öğütlenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TEMİZLİKLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER</span></span><br />
<br />
Maddî temizlik İslâm dininin fevkalâde önem atfettiği bir konudur. Kur'ân-ı Kerîm'de çevrenin ve ibadet yerinin temizliğinden söz edilir, Allah'ın temizlik konusunda titizlik gösterenleri sevdiği bildirilir (el-Bakara 2/125; et- Tevbe 9/108; el-Hac 22/26). Hz. Peygamber de "Temizlik imanın yarısıdır" (Müslim, “Tahâret”, 1), "Allah temizdir, temizliği sever" (Tirmizî, “Edeb”, 41), "Namazın anahtarı temizliktir" (Ebû Dâvûd, “Salât”, 73; Tirmizî, “Tahâret”, 3) buyurmuş; değişik vesilelerle beden ve çevre temizliğini emretmiş veya tavsiye etmiş, bu konuda davranışlarıyla ashabına ve bütün Müslümanlara örnek olmuştur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">DİNİMİZDE TEMİZLİĞİN ÖNEMİ</span></span><br />
<br />
İslâm dini, beden ve elbise temizliğini emrettiği gibi, kalp ve gönül temizliğini de emretmiştir. Beden ve elbise temizliği, görünen kir ve pisliklerin temizlenmesi anlamına gelir ve buna "maddî" (dış) temizlik denir. Dinimizin, üzerinde daha önem ve titizlikle durduğu temizlik ise kalp ve gönül (iç) temizliğidir.<br />
<br />
Kalbin temizliği, dünyevî ilişkiler boyutunda, insanın hemcinslerine karşı kötülük, kin ve haset gibi olumsuz duygulara kalbinde yer vermemesi, aksine iyilik ve hoşgörüyü ilke edinmesi anlamına geldiği gibi, tasavvufî boyutta, kalbin mâsivâdan arınması anlamına gelir ki her iki boyutuyla kalbin temizlenmesi, "gerçek" bir temizliktir. Bununla birlikte kalpten giderilen şey duyularla algılanır bir kir olmadığı için bu temizlik, maddî olmayan anlamında "mânevî" temizlik olarak nitelendirilmiştir.<br />
<br />
İslâm dini gerek maddî, gerekse mânevî temizliği önemle ve ısrarla emrettiğinden, bu iki tür temizlik için en genel anlamda "dinî temizlik" nitelemesini yapmak da mümkündür. Üçüncü bir temizlik çeşidi ise, özellikle namaz ibadeti için öngörülen ve fıkıh kitaplarında "hadesten tahâret" olarak isimlendirilen "ibadet amaçlı temizlik"tir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span> İslam İlmihali 1, TDV Yayınları<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>