<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Raşit Tunca Board - Islam Tasavvufu Hakkında Bilgiler]]></title>
		<link>https://rashid-tunca.com/</link>
		<description><![CDATA[Raşit Tunca Board - https://rashid-tunca.com]]></description>
		<pubDate>Sat, 02 May 2026 10:08:40 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Râbıta Nedir? Râbıta Nasıl Yapılır? Kaç Türlü Râbıta Vardır?]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=21789</link>
			<pubDate>Sun, 16 Jul 2023 18:03:24 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=21789</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Râbıta Nedir? Râbıta Nasıl Yapılır? Kaç Türlü Râbıta Vardır?</span></span><br />
<br />
Râbıtanın lügatteki mânâsı, bağ, alâka ve vuslat demektir. Aslında kâinâtta râbıtasız hiçbir mahlûk yoktur.<br />
<br />
Râbıta, maddî-mânevî istiâne ve istiğâseyi (yardım dilemeyi) mümkün kılar. Diğer bir târif ile râbıta, muhabbetten ibârettir. Gönülde muhabbetin tâzelik ve zindeliğini dâimâ muhâfaza ettirmektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Üç türlü râbıta vardır:</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1- TABİÎ RÂBITA</span><br />
<br />
Kişinin yakınlarına duyduğu bir muhabbettir. Bir annenin evlâdına olan muhabbeti gibi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3- BAYAĞI (SÜFLİ) RÂBITA</span><br />
<br />
Menedilen şeytânî ve nefsânî temâyüllere bağlanmadır. Bir kumarbazın zihin ve kalbinin devamlı kumarla meşgul olup âilesini ve çoluk çocuğunu dahî unutması gibi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3- ULVÎ RÂBITA (TASAVVUFÎ RÂBITA)</span><br />
<br />
Mukaddes mefhumlara ve ulvî duygularla insanı Allâh’a yönlendiren vesîle ve vâsıtalara râbıtadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MÜRŞİDE DUYULAN HÜRMET VE MUHABBET</span></span><br />
<br />
Tasavvufî eğitim metodlarından biri olan râbıta, her tarîkatte adı ve tatbik şekli az çok farklı olmakla berâber, umûmiyetle mürîdin mürşidini gözünün önünde canlandırması ve onun hâl ve tavırlarını hatırlayarak, ulvî duygularla hemhâl olması demektir. Mürşide duyulan hürmet ve muhabbetin bu sûretle dâimâ tâze tutulması, müride mânevî bir zindelik kazandırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">'HÂL'LER SİRÂYET EDER</span></span><br />
<br />
İnsan, tesire açık bir varlıktır. Bazı hastalıklarda olduğu gibi insanoğlunun “hâl”lerinde de sirâyet özelliği vardır. Ruhlar arasındaki mânevî alışveriş, hayatın inkâr edilemeyecek gerçeklerinden biridir. Husûsiyle faal ve müessir şahsiyetlerdeki kuvvetli rûhî temâyüller, onların yakınında bulunanlara istîdatları nisbetinde -az veya çok- intikâl eder. Bu intikâl, sirâyet eden “hâl”in müsbet veya menfî olmasına da bağlı değildir. Her hâlükârda intikâl vâkî olur. Yeter ki arada muhabbet ve ünsiyet bağları bulunsun.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RÂBITA, MUHABBETİN TEZÂHÜRÜDÜR</span></span><br />
<br />
Meselâ, aşırı derecede merhametli, ferâgat sâhibi ve fedâkâr insanların hâlleri, içinde bulundukları cemaate tesir eder. Muhabbetin bir tezâhürü olan râbıta, böyle ahlâkî meziyetlere dâir rûhî alışverişi çoğaltmak, sür’atlendirmek ve bunları daha ziyâde ahlâka inkılâb ettirmek içindir. Bu sebeple akl-ı selîm sâhibi her mü’min, takvâ sâhibi sâlih kimselere muhabbet duyarak ve onlarla ünsiyet kurarak, bu güzel hâl in’ikâsını âzamî dereceye çıkarmaya gayret etmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"SÂDIKLARLA BERABER OLUN" EMRİ</span></span><br />
<br />
Ne hikmettir ki, temiz ve güzel bir elbiseye çamur sıçramasından bîzâr olan akıl, şâyet vahyin nûruyla aydınlanmamışsa, günahlarla kararmış kalplerdeki çirkin huyların rûhunu istîlâsından, çoğu kez azıcık bir teessür bile duymaz. Çünkü nefsânî ve şeytanî telkinlerin bir çeşit mânevî narkozuna mâruz bulunduğundan, bu rûhî sıkıntıyı fark edemez. Bu sebeple gönül gözünü açmak ve ebedî kâr ile ziyânı iyi hesâb etmek îcâb eder. Zira müsbet tesirlerin yanısıra, menfî şekilde de gerçekleşebilen ve bir nevî “şahsiyet transferi” demek olan bu sirâyetler karşısında insan, tercihinde muhayyer bırakılmıştır. Ancak, Allah Teâlâ, bu tercihin doğru olanını da Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle haber vermiştir:<br />
<br />
“Ey îmân edenler! Allah’tan korkun ve sâdıklarla berâber olun!..” (et-Tevbe, 119)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"ÜZÜM ÜZÜME BAKA BAKA KARARIR"</span></span><br />
<br />
Dikkat edilecek olursa Cenâb-ı Hak, bu âyet-i kerîmede kullarına, “Sâdık olun!” buyurmamış, takvânın muhâfazası için “sâdıklarla berâber olmayı” emretmiştir. Çünkü sâdık olma yolunda atılacak ilk adım, sâdıklarla berâber olmak, yâni onlarla muhabbetli bir ünsiyet içinde bulunmaktır. Sâdık olmak, bu durumun tabiî bir netîcesidir. Nitekim “Üzüm üzüme baka baka kararır.” sözü de, bu hakîkatin bir ifâdesidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"SÂDIKLARLA BERABER OLUN" NE DEMEKTİR?</span></span><br />
<br />
Hâce Ubeydullah Ahrâr Hazretleri bu âyetin tefsiri hakkında buyururlar ki:<br />
<br />
“Âyet-i kerîmede geçen «sâdıklarla beraber olunuz!» ifadesi, sâdıklarla devamlı olarak beraberliği ifâde eder. «Keynûnet=oluş» mutlak olarak zikredildiğinden, hakîkî ve hükmî iki tarafa da şâmildir. Hakîkî oluş, sâdıkların meclisinde kalp huzûruyla bulunmaktan ibâret olduğu gibi, hükmî oluş da, onları gıyâblarında tahayyül ve taklit etmekten ibârettir.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">NEFSİ USLANDIRMAK İÇİN...</span></span><br />
<br />
Sâlih ve sâdıklarla berâberlik, nefsi uslandırmakta radyasyon gibi -görülmesi imkânsız, fakat netîcesi mutlak- bir müessirdir. Sâlih insanların muhîtinde bulunmak, onların hâl ve tavrını müşâhede etmek ve hattâ onların nûrânî çehrelerine bakmak bile bu kabildendir. Bundan dolayıdır ki mâneviyat büyüklerinin huzûrlarında bulunabilmek büyük bir nîmettir. Çünkü hâller, sirâyet eder. Nasıl ki gül bahçesinde bulunan insanın üzerine gül kokuları sinerse, sâlihler meclisi de ruhlardaki mânevî alışverişin pazarı gibidir. Zira muhabbet, iki gönül arasında bir cereyan hattıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">FENÂ Fİ'Ş-ŞEYH NE DEMEKTİR?</span></span><br />
<br />
Mürşid huzûrunda iken gösterilen edep ve muhabbeti, onun gıyâbında da göstermeye ve onun ahlâkıyla ahlâklanmaya “fenâ fi’ş-şeyh” tabir edilir. Beşer idrâkinin mücerredi görmesi veya hissetmesi, onu bir eşyâya veya şekle nisbet etmeden kolay kolay gerçekleşmez. İlim âlimde, aşk âşıkta ve sanat da sanatkârda sergilenir. Mücerredi sergisiz takdîm, imkânsızdır.<br />
<br />
Râbıta ile mürşidin kalbindeki mânevî husûsiyetler sâlike intikal eder. Nasıl fizikî beraberlikte mürşid-i kâmilin yanında edeben ulvî duygular ile bulunulur ise, o hâli mânevî beraberlikte de, yâni gıyâblarında da devâm ettirmek, râbıtanın hakîkatine erişmektir. Çünkü her zaman Allah dostları ile fizikî beraberlik mümkün olmayabilir.<br />
<br />
Esasen hâllerdeki sirâyet, muhabbet ve ünsiyet nisbetinde gerçekleşir. Kâmil bir mü’min olabilmek için sâdık ve sâlihlerle beraber olmak, yâni onları sevmek ve onlara yakın bulunmaya çalışmak, bu temâyülün kuvvetlenip arzu edilen netîceyi hâsıl etmesi için şarttır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">LEYLÂ'DAN MEVLÂ'YA ULAŞMA GAYRETİ</span></span><br />
<br />
Sâlik, mürşidine aşk ve muhabbetle bağlandığı anda, “aşk-ı mecâzî” başlamış olur. Çünkü kalp, Allâh’a mahsus bulunduğundan hakîkî mâşûk, Allah’tan gayrısı olamaz. Diğer sevilenler ve onlarla yaşanan hâller, bir saraya çıkışta merdiven basamakları mesâbesindedir. Bunlar, kalbin muhabbetullâha hazırlanması yönündeki alıştırmalar hükmündedir. Tâbir câizse “Leylâ”dan “Mevlâ”ya ulaşma gayretidir. Bu gayretlerde en feyyâz merhale, gerçek bir mürşid-i kâmile mülâkî olmak ve onunla ünsiyet ve muhabbetin mânevî heyecanını yaşamaktır. Bunun en verimli tezâhürü ise râbıtadır. Muhabbetin böyle sıradan ve basit alâkalarla kıyaslanamayacak derecede bir şiddete ulaşması, “râbıta”nın ta kendisidir.<br />
<br />
Bâyezîd-i Bistâmî’ye mürâcaat eden bir derviş:<br />
<br />
“–Beni Allâh’a yaklaştıracak bir amel tavsiye et.” deyince Bâyezîd -kuddise sirruh-, ona şu nasîhatte bulunmuştur:<br />
<br />
“–Allâh’ın velî kullarını sev! Sev ki, onlar da seni sevsinler. Onların gönlüne girmeye çalış! Çünkü Allâh, o âriflerin kalplerine her gün 360 defâ nazar eder. Onlardan birinin kalbinde senin adını görürse, seni bağışlar!..”<br />
<br />
İşte bu sebeple tasavvufî terbiyede sâlikin mensub olduğu yere ve sâdıklara âit muhabbetini tâze ve zinde tutabilmesi maksadıyla “râbıta”, dâimî bir temrin hâlinde kâideleştirilmiştir.<br />
<br />
Râbıta, muhabbetin şiddetiyle, kalbî duyuş ve hissedişte yüksek bir mânevî hat meydana getirir. Bu hattın iki ucundaki şahsiyetlerde “aynîleşme” istikâmetinde bir rûhî alışveriş başlar. Rûhî aynîleşme, âdeta fizikteki birleşik kaplar misâli gibidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ASHÂB-I KEHF'İN KÖPEĞİ VE HAZRET-İ LÛT'UN KARISI</span></span><br />
<br />
Şeyh Sâdî-i Şîrâzî, hâllerdeki sirâyet husûsiyetini şöyle ifâde eder:<br />
<br />
“Ashâb-ı Kehf’in köpeği sâdıklarla berâber olduğu için büyük bir şeref kazandı. Öyle ki, Kur’ân-ı Kerîm’e ve târihe geçti. Lût Peygamber’in karısı ise fâsıklarla berâber olduğu için küfre dûçâr oldu.”<br />
<br />
Yine Şeyh Sâdî, sâlih ve sâdıklarla ünsiyet netîcesinde meydana gelen “aynîleşme”yi “Gülistan” adlı eserinde temsîlî bir şekilde şöyle hikâye eder:<br />
<br />
“Bir kişi hamama gider. Hamamda dostlarından biri kendisine temizlenmesi için güzel kokulu bir kil verir. Kilden, rûhu okşayan enfes bir râyiha yayılır. Adam kile sorar:<br />
<br />
“–A mübârek! Senin güzel kokunla mest oldum. Haydi söyle, sen misk misin, anber misin?”<br />
<br />
Kil ona cevâben şöyle der:<br />
<br />
“–Ben misk de anber de değilim. Alelâde bir toprağım. Lâkin, bir gül fidanının altında bulunuyor ve gül goncalarından süzülen şebnemlerle her gün ıslanıyordum. İşte hissettiğiniz, gönüllere ferahlık veren bu râyiha, o güllere âittir.”<br />
<br />
İşte bu misâldeki mânânın da işâret ettiği üzere, samîmiyet, teslîmiyet ve tevâzû ile, gönüllerini Hak dostlarının önüne serenler, tâlibi oldukları güzelliğin akislerine bir tecellîgâh hâline gelirler. Tıpkı gökteki ayın, kendine âit bir ziyâsı olmamasına rağmen, güneşe dönük olan yüzünün aldığı nûr huzmelerini aksettirmek sûretiyle güneşin bir husûsiyetinden hisse alması gibi böyleleri de beşeriyetin zulümât ile kararmış gecelerine -âdeta- parlak birer kandil olurlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RÂBITA'NIN NETİCESİ</span></span><br />
<br />
Cenâb-ı Hak’ta fânî olmuş bir mürşid-i kâmilin kalbi, esmâ-i ilâhiyyenin tecellîlerine mazhariyetle feyizlenmiştir. Bu itibarla mürşidin kalbi, âdeta ışık huzmelerini bir noktaya teksîf etmiş olan mercek gibidir. Bu tecellîlerin bereketiyle bütün menfîlikleri yakıp kül eder. Mürîd, râbıta ile bu bereketten istifâdeye çalışır. Kalpten nefsânî bencil duygular gider, onun yerine örnek şahsın hâlleri intikâl eder. Kalbi işgâl eden dünyevî her şey, kalbin dışına çıkarılarak lâyık olduğu mevkide tutulur.<br />
<br />
Tasavvufî eğitimde kuru kuruya bir fiilî berâberlik makbul değildir. Zira kimileri, bir mürşid-i kâmilin dizi dibinde bulunurlar da gafletlerinden dolayı bir hisse kapamazlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KALBÎ BERABERLİĞE DEVAM EDİLMELİ</span></span><br />
<br />
Öte yandan uzak diyarlardaki nice mürîdler, mürşidlerine duydukları engin hürmet, hasret, muhabbet ve bağlılıkları vesîlesiyle müstesnâ nasiplere, güzel hâllere, ilhamlara ve mânevî duyuşlara nâil olabilirler. Büyüklerin buyurduğu; “Yemen’deki yanımda, yanımdaki Yemen’de.” sözü de esâsen bunu ifâde eder. Bu sebeple mühim olan, nerede olursa olsun, kalbî berâberlik duygusunu yitirmemektir.<br />
<br />
Mânen dirâyetli insanların, etrâfındakileri kendi hâliyle hâllendirme istîdâdı her ne kadar âzamî derecede olsa bile, bu tek başına yeterli değildir. Zira tasavvuftaki hâl intikâli, öyle bir mânevî akıştır ki, o akışın, sür’at ve tesirinden âzamî istifâdenin hâsıl olması, mürşid-i kâmilin dirâyeti kadar, müridin istîdâdına ve muhabbetinin seviyesine de bağlıdır. Onun içindir ki her mürîd -sırf mürîd olması sebebiyle- aynı merhaleye ulaşamaz.<br />
<br />
Fark, müridden mürîde değişen istîdat ve kalbî muhabbetteki seviyeden doğar. Bir misâl ile söylemek gerekirse, bir kimsenin su almak gâyesiyle kabını, küçük bir göle ya da uçsuz bucaksız bir okyanusa daldırması arasında fark yoktur. Her iki hâlde de ancak kabının hacmi kadar su elde eder. Bu sebeple mürîdin de istîdatlı ve bu istîdâdını kullanma gayreti içinde olması îcâb eder.<br />
<br />
Yûnus Emre Hazretleri ne güzel söyler:<br />
<br />
Çeşmelerden bardağın Doldurmadan kor isen Bin yıl anda durursa Kendi dolası değil<br />
<br />
Hâllerdeki sirâyet özelliği, müsbette olduğu gibi menfîde de geçerlidir. Nitekim Firavun’un Hâmân ve emsâli süflî adamları da onunla ihtilâtları sebebiyle zamanla Firavunlaşmışlardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KİŞİ SEVDİĞİ İLE BERABERDİR</span></span><br />
<br />
Nitekim hadîs-i şerîflerde şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
“Kişi sevdiği ile berâberdir.” (Buhârî, Edeb, 96)<br />
<br />
“Herhangi bir topluluğa benzemeye çalışan, onlardandır.” (Ebû Dâvûd, Libâs, 4/4031)<br />
<br />
Netice olarak şunu iyi anlamak gerekir ki râbıta, en kısa ve öz bir ifadeyle muhabbeti taze tutma hadisesidir. Daha öteye gitmek ve farklı mülâhazalarla herhangi bir beşere kudsiyet atfetmek, hatâdır, hududu aşmaktır ve -Allah muhafaza buyursun- şirke kapı aralamaktır. Çok kimselerin ayaklarının kaydığı nokta burasıdır. Râbıta edilen şahıs, yâni mürşid-i kâmil, Allah ile kul arasında üçüncü bir şahıs değildir. Çünkü İslâm’da ruhbanlık yoktur. Mürşid ancak, mürîdin kendisine örnek alması için ihsân edilmiş numûne-i imtisâl bir şahsiyettir. Nasıl ki, seyahat esnâsında bindiğimiz bir araç, gâye değil vâsıta ise, bir mürşid-i kâmil de, mürîde kalbî eğitimi tâlîm edip onun iç dünyasını Allah Rasûlü’nün ahlâkı ile tezyîn eden bir Allah dostudur. Kudsiyyet, Allâh’a mahsustur. Her türlü güç ve kudret O’na aittir. Kul hangi mertebede olursa olsun, âcizdir ve Hakk’a muhtaçtır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Râbıta-i Mevt Nedir?</span></span><br />
<br />
Beşer idrâkinin mücerredi görmesi veya hissetmesi, onu bir eşyâya veya şekle nisbet etmeden kolay kolay gerçekleşmez. İlim âlimde, aşk âşıkta ve sanat da sanatkârda sergilenir. Mücerredi sergisiz takdîm, imkânsızdır.<br />
<br />
Usta-çırak, hoca-talebe v.s. gibi bütün münâsebetler, yine râbıta ile alâkalıdır. Râbıta ile mürşid, kalbindeki mânevî husûsiyetleri sâlike ilkâ eder.<br />
<br />
Nasıl fizikî beraberlikte mürşid-i kâmilin yanında edeben ulvî duygular ile bulunulur ise, o hâli mânevî beraberlikte de, yâni gıyâblarında da devâm ettirmek, râbıtanın hakîkatine erişmektir. Çünkü, her zaman Allâh dostları ile fizikî beraberlik mümkün olmayabilir.<br />
<br />
Râbıta, Allâh dostlarının silsilesi ile Hazret-i Peygamber’den feyz akışını sağlar. Muttasılan elektriğe kapılan insanlar gibi en sondaki de istîdâdına göre aynı akımı alır. Râbıta netîcesinde mânevî yardım gelir. Buna da istiâne ve istiğâse denir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RÂBITA-İ MEVT</span></span><br />
<br />
Ta­sav­vuf­ta ölüm ile râ­bı­ta kur­maya “te­fek­kür-i mevt” de de­nir. Ölü­mü te­fek­kür et­me­nin in­san hâl ve ta­vır­la­rı üze­rin­de bü­yük bir te­si­ri var­dır. Haz­ret-i Pey­gam­ber -sal­lâllâ­hu aley­hi ve sel­lem- bir hadîs-i şerîflerinde:<br />
<br />
“Bü­tün zevk­le­ri kö­kün­den yok eden ölümü çok­ça ha­tır­la­yı­nız!” (Tir­mi­zî, Zühd, 4) bu­yu­rmuşlardır.<br />
<br />
“Ölüm, (size) nasîhatçi olarak yeter!” (Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, II, 77)<br />
<br />
İbn-i Ömer -radıyallâhu anhümâ- anlatıyor:<br />
<br />
“Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile birlikte idim. Ensar’dan bir zât gelerek Efendimiz’e selâm verdi. Sonra da:<br />
<br />
«–Ey Allâh’ın Rasûlü! Mü’minlerin hangisi daha faziletlidir?» diye sordu.<br />
<br />
Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
«–Ahlâken en üstün olanıdır!» buyurdular.<br />
<br />
O zât bu sefer de:<br />
<br />
«–Mü’minlerin en akıllıları kimlerdir?» diye sordu.<br />
<br />
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
«–Ölümü en çok hatırlayandır ve ölümden sonrası için hazırlığını en iyi yapandır. İşte bunlar en akıllı kimselerdir.» buyurdular.” (İbn-i Mâce, Zühd, 31/4259)<br />
<br />
Ger­çek­ten te­fek­kür-i mevt, in­sa­nı huzur­suz eden nef­sâ­nî dün­yâ sev­gi­si­ni azal­tır. Çün­kü dün­yâ­nın ge­çi­ci servet, mer­te­be, mev­kî ve nef­sâ­nî gü­zel­lik­le­ri­ni aşı­rı de­re­ce­de sev­mek ve on­la­ra gö­nül bağ­la­mak, gaf­let gi­bi mâ­ne­vî has­ta­lık­la­rın ba­şı­dır. Kal­bi­mi­zin bu gi­bi bağ­lı­lık­lar­dan ko­run­ma­sı için kab­ri dü­şün­mek, is­tik­bâl­de ba­şı­mız­dan ge­çe­cek ölüm ah­vâ­li­ni te­fek­kür et­mek; biz­le­ri sa­mî­mî bir tev­be ve ibâ­det­le hu­şûa sev­ke­de­rek dün­ye­vî ih­ti­ras­lar­dan, boş he­vâ ve he­ves­ler­den ko­rur. De­vâm et­ti­ği­miz zi­kir ve râ­bı­ta­la­rı­mız, -inşâallâh- âhi­ret kur­tu­luş ve sa­âde­ti­ne vesî­le olur. [1]<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ölüm rabıtası nasıl alınır?</span></span><br />
<br />
ölümü düşünmek; öldüğünüzü, başınızda ağlayanları, yıkanıp kefene sarındığınızı, toprağa gömüldüğünüzü vs. zihninizde canlandırmak. böylece nefs ölüme ölümden önce alıştırılır ve terbiye edilir. bildiğim kadarıyla naksibendi tarikatine girmek için yapılması gerekenlerden biridir.<br />
<br />
Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:<br />
  "De ki; Şüphesiz kendisinden kaçtığınız ölüm muhakkak sizi bulacaktır. Sonra da görülen ve görülmeyen (her şeyi) bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma; 8 )<br />
<br />
  Yine, Allah-u Zülcelal şöyle buyurmuştur:<br />
  "İnsanların hesaba çekilecekleri gün yaklaştı. Hal böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çevirmekteler. Rabb'lerinden kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse, onlar bunu hep alaya alarak, kalpleri oyuna eğlenceye dalarak dinlemişlerdir." (Enbiya; 1-3)<br />
<br />
  Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:<br />
  "Lezzetleri gideren (ölümü) çokça hatırlayın." (Tirmizi; Kıyamet:26, Nesai; Zühd:31, Ahmed b. Hanbel:2/293)<br />
<br />
  Hz. Peygamber Efendimiz (S.A.V) diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:<br />
  "Ademoğlunun ölüm hakkında bildiğini eğer hayvanlar bilmiş olsalardı, (onun dehşetinden vücutları eriyeceği için) semiz bir et yiyemezdiniz." (Feyzü’1-Kadir,5/315)<br />
<br />
  Hz. Aişe (R. Anha), Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e: "Ya Rasulallah! Şehitlerle haşrolacak birisi var mı?" diye sorunca, Efendimiz şöyle buyurdular:<br />
  "Evet, kim günde yirmi defa ölümü hatırlarsa, o şehitlerle haşrolacaktır." (Zebidi,İthafu’s-Se'ade, 14/16)<br />
<br />
  İmam-ı Gazali bu hadis-i şerifin açıklamasında şöyle buyurmuştur:<br />
  "Bu fazilete erişmenin sebebi şudur: Şüphesiz ölümü düşünmek, bir aldanma yeri olan dünyadan kalbi çekmeyi ve ahirete hazırlanmayı gerektirir. Ölümden gafil olmak ise dünyevi şehvetlere dalmaya sevkeder."<br />
<br />
  Şeyh Fethullah Verkanisî (K.S) şöyle buyurmuştur:<br />
  "Nakşibendi Tarikatının temeli ve esası, Zâtî muhabbet olduğundan, ölüm râbıtasına büyük önem verilmiştir. Mürid, bu ölüm râbıtası ile kalbini masivadan kurtarır. Şu halde salik, korkuya kapılmak için râbıta etmez, tam aksine râbıta ile kendisini korkudan kurtarır. Kalbine bu râbıta vasıtasıyla, Allah-u Zülcelal'in sevgisini ve Zâtî muhabbetini celbeder.<br />
<br />
  Başlangıçta ölüm korkusu olursa, muhabbetin celb edilmesine engel olur. Mürid, ölüm râbıtası ile nefsini korkutmayarak, önce ölüm râbıtası ile yola girmiş olur. Yani ölüm râbıtasında, müridin en önemli görevi ölümden korkmayı, Zâtî muhabbete çevirmektir. Bunun üzerine, korku geliyorsa, şeyhinin ruhaniyetinin beraberinde olduğuna inanmakla, mürid korkuyu izale eder."<br />
<br />
  Seyda-i Tahi (K.S): "Eğer ben ebrarın ameliyle emrolunsaydım, şüphesiz ölümden bahsetmeyi kendime adet edinirdim." buyurmuştur.<br />
<br />
  Mürid, iki muhasebeye devam etmekle, gaflet diyarının vermiş olduğu uykudan uyanır: <br />
<br />
1-Günahları terk etmek ve emirleri yerine getirmek için ölüm ve mürşid râbıtası yapmalıdır. Ruh bununla uyanır ve nefsi esir eder. <br />
2-Beşeri gafletinden dolayı, müntesipten herhangi bir günah sadır olduğu takdirde, derhal tevbe etmelidir. Her an kendisinden bir günahın sadır olup olmadığını kontrol etmelidir. Küçük ve büyük bir günah işlenilmiş ise tevbe-istiğfarla yapmamaya azmetmeli ve istikamete yönelmelidir. Zamanı hayırla geçmiş ise Allah'a hamdetmelidir. İstikametin daha kâmil mertebesine çalışmalıdır.<br />
  Böylelikle ateş kıvılcımı, büyük bir odun parçasına girip, her tarafını ateş yaptığı gibi, cezbenin kıvılcımı da kalbe isabet eder. Zikir onu üfürür, râbıta alevlendirir, madde halinde bir enerjiye dönüşür ki tüm maddeler orada kemmiyetleşir. O enerji ile göz, maddenin ötesini görür, kulak da öteden sesler duyar. Sarayın içindeki hazineler de müşahede edilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Ölmeden önce ölünüz!" hadis-i şerifi nasıl anlaşılmalıdır?</span></span><br />
<br />
    "Ölüm gelip çatmadan evvel, şehvanî ve nefsanî hislerinizi terk etmek suretiyle bir nevi ölünüz." (el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 2:29; İbn-i Hâcer el-Askalânî: "Senedli, vesikalı bir hadis değil derim" demiş, Ali el-Karî ise: "Mânâsı doğrudur" demiştir.)<br />
<br />
İnsan, kendisinin âciz ve zelil, dünyanın aldatıcı ve fâni; âhiretin ise çok yakın olduğunu, tam olarak, ancak ölünce anlar. Bu söz ile ölmeden önce uyanmamız, hayatımıza çeki düzen vermemiz ihtar ediliyor.<br />
<br />
Ölmeden önce ölmeyi başarmak, seçkin insanlara mahsus. Bizlere düşen, elden geldiğince onlara benzemeye gayret etmek... Bu emri dinleyen insan, dünyayı misafirhane, vücudunu ise emanet bilir. Ruhunu ve kalbini onlarda boğmaz. Bu hâl ile hallenen insan, ölmeden evvel ölmüş demektir.<br />
<br />
İnsan ölümle birlikte hayatının hesabını da vermeye başlar. Öyle ise; ömür muhasebesini dünyada yapan insan, ölmeden evvel ölmüş demektir. Dünya hayatının bitimiyle yeni bir hayata geçilir. O hâlde, bu dünyada iken âhiretine hazırlanan insan ölmeden evvel ölmüş demektir.<br />
<br />
Ölümle insanın elinden, diğer azaları gibi, gözü ve dili de alınır. O artık okuma, anlatma nimetlerinden mahrumdur. Bunu düşünerek, orada yarayacakları burada öğrenen ve orada konuşulacakları burada dinleyen insan, ölmeden evvel ölmüş demektir.<br />
<br />
Ölümle birlikte mahlûkatın sevgisi de biter, korkusu da. Ölü için, yaşayanlar tarafından övülmekle yerilmek eşit olduğu gibi, yazla kış arasında da fark yoktur. İnsanların teveccühlerine ve yermelerine dünyada ehemmiyet vermeyen, “varlığa sevinmeyip, yokluğa üzülmeyen” insan da ölmeden evvel ölmüş demektir.<br />
<br />
Ve en önemlisi, ölümle insan Hakka rücu eder, Rabbine döner. Ölmeden evvel ölenler, Hakka bu dünyada rücu ederler; hayatlarını ilâhî emirler dairesinde geçirirler; Allah'ın rahmetine dünyada iltica eder, gazabından da yine dünyada korkarlar. İşte bu bahtiyar insanlar âhirette de Hakka rücu ederler; ama bu rücu onlar için Allah'a vâsıl olma ve lütfuna erme şeklinde tezahür eder.<br />
<br />
Ölümle, cüzi iradenin hükmü son bulur. Öyle ise, ölmeden evvel ölenler, nefsî arzularını hayatta iken terk etmeyi başarıp, Allah'ın küllî iradesine tâbi olurlar. Nefis hesabına bir şey talep etmezler. Bütün arzuları helâl dairesinde olur. Böylece ölmeden evvel ölmenin zevkine ererler.<br />
<br />
Ölmeden evvel ölmek; gerçekten, bu dünyada büyük bir lütuf, büyük bir saadet. Bilindiği gibi, insan, yerde iken gök gürültüsünden ürker, şimşekten korkar, yıldırımdan kaçar... Ama uçakla bulutları yarıp onların üstüne çıktı mı, artık güneşi bulmuş ve önceki korkularından kurtulmuştur.<br />
<br />
Ölmeden evvel ölmenin sırrına erenler de ölümü hayatta iken geçmiş, mahşere bu dünyada çıkmış, hesaplarını burada vermiş ve itaatkâr bir kul olarak Hakka rücu etmişlerdir. Artık onları benlik duygusu boğamaz, çünkü ölünün benliği olmaz. Tabiat onları kendine celp edemez, zira ölünün tabiatla bir alışverişi kalmamıştır.<br />
<br />
İrfân ehli; “Ölmeden evvel ölünüz.” buyurmuşlardır. Buradaki “ölünüz” ifadesiyle kastedilen nedir? “Ölmeden evvel ölünüz.” ne demek?<br />
<br />
Hak dostları, dünyayı âdeta âhiret penceresinden seyrederler. Kendilerine “yarın öleceksin” denilse bile, gündelik programlarında herhangi bir değişiklik yapma ihtiyacı duymayacak derecede son nefese hazırlık şuuruyla yaşarlar. Yani ölüm meleğine “hoş geldin” diyebilecek keyfiyette bir kulluk gayreti içinde olurlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ÖLMEDEN EVVEL ÖLÜNÜZ NE DEMEK?</span></span><br />
<br />
Yunus Emre Hazretleri buyurur:<br />
<br />
Kişi Hakk’ı bilmek gerek<br />
Hak haberin almak gerek<br />
Zinde iken ölmek gerek<br />
Varıp anda ölmez ola.<br />
<br />
İrfân ehli; “Ölmeden evvel ölünüz.” buyurmuşlardır. Buradaki “ölünüz” ifadesiyle kastedilen;<br />
<br />
–Ecel gelip gayr-i irâdî olarak dünyaya vedâ etmeden evvel, nefsin meşrû olmayan isteklerini, süflî arzularını, tükenmek bilmeyen hırslarını, bugün kendi irâdemizle terk etmemizdir.<br />
<br />
–Son nefes gelip çatmadan evvel, tevbe ve istiğfâr ile hâlimizi ıslah etmemizdir.<br />
<br />
–İlâhî mîzanda hesaba çekilmeden evvel, bugün kendimizi hesaba çekmemizdir.<br />
<br />
Cenâb-ı Hakk’ın murâdı üzere, ölümün bizlere nerede, ne zaman ve ne şekilde geleceği meçhuldür. Onun için gönüllerin “ölmeden evvel ölmek” sırrının tefekküründe derinleşmesi ve her an Rabbine kavuşmaya hazır hâlde bulunmaya gayret göstermesi zarûrîdir. Aksi takdirde son nefes: “Eyvah, nereye böyle!” feryatlarıyla dolu bir hüsrana dönüşür. Âyet-i kerîmede buyrulduğu üzere:<br />
<br />
“Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de: «İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir!..» denir.” (Kāf, 19)<br />
<br />
Necip Fâzıl’ın şu mısrâları, bu ilâhî hakîkatten gâfil şekilde ziyan edilen bir ömrü, ne kadar veciz bir sûrette hulâsa eder:<br />
<br />
Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum;<br />
Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum…<br />
<br />
İşte bu gaflet ve nedâmete dûçâr olmamak için Hak dostları, dünyayı âdeta âhiret penceresinden seyrederler. Kendilerine “yarın öleceksin” denilse bile, gündelik programlarında herhangi bir değişiklik yapma ihtiyacı duymayacak derecede son nefese hazırlık şuuruyla yaşarlar. Yani ölüm meleğine “hoş geldin” diyebilecek keyfiyette bir kulluk gayreti içinde olurlar.<br />
<br />
Son nefesi bu huzurla verebilmek için, bir Arap şâir şu tavsiyede bulunur:<br />
<br />
أَنْتَ الَّذِى وَلَدَتْكَ اُمُّكَ بَاكِياً<br />
<br />
وَالنَّاسُ حَوْلَكَ يَضْحَكُونَ سُرُورًا<br />
<br />
فَاعْمَلْ لِيَوْمٍ تَكُونُ فِيهِ اِذَا بَكَوْا<br />
<br />
فىِ يَوْمِ مَوْتِكَ ضَاحِكاً مَسْرُورًا<br />
<br />
Sen ki annenden doğup geldiğin gün dünyaya,<br />
Ağlıyordun; bütün âlem gülüyordu bir yanda,<br />
Şimdi öyle bir ömür sür ki, ölürken gülesin;<br />
Çağlasın gözyaşı hâlinde cihân arkanda…<br />
<br />
Hazret-i Ali -radıyallâhu anh-’ın da güzel bir nasihati vardır:<br />
<br />
“Öyle bir hayat yaşa ki; insanlar yaşarken seni özlesinler, vefâtından sonra da sana hasret kalsınlar!..”<br />
<br />
Şeyh Sâdî -rahmetullâhi aleyh-’in şu sözleri de mü’minlerden âdeta bir hüsn-i hâl kağıdı alarak ebediyete irtihâl edebilme saâdetinin ne kadar veciz bir telkînidir:<br />
<br />
“Öyle fazîletli bir hayat yaşa ki, vefat ettiğin zaman insanlar; «Bir güneş battı, bir yıldız kaydı!» diye seni rahmet ve hasret ile yâd etsinler.”<br />
<br />
Cenâb-ı Hak cümlemizi, şu fânî gök kubbede hoş bir sadâ bırakarak yüz aklığıyla, müsterih bir vicdanla, selîm bir kalp ile huzûruna varabilen bahtiyar kullarından eylesin. Âmîn!..<br />
<br />
Ölmeden önce ölün<br />
<br />
* Resulullah efendimiz, Ölmeden önce ölün buyuruyor. Ölmeden önce ölmek ne demektir? Dünyada inanılan şeyler öldükten sonra görülecek. İnsan ölüp hakikatleri görünce nasıl olacak ise, neleri yapmış olmayı isteyecek ise şimdiden onları yapması ölmeden evvel ölmek demektir.<br />
<br />
* Dünyada rahatlık yoktur, istirahat ahirettedir.<br />
<br />
* Doğru namaz kurtarıcıdır. Doğru namaz, doğru gusle, doğru abdeste, doğru itikada yani ehl-i sünnet itikadına bağlıdır. Bunlar tam olmadan namaz tam olmaz. Her şeyden önce oturup bunları öğrenmeli, eksiği varsa tamamlamalı. Mesul olduklarına da öğretmeli. Her müminin asli vazifesi ateşten korunmaktır. Kendi korunmayan, kendisi yanan, başkasını yanmaktan nasıl kurtarır. Gelişigüzel ibadet, gelişigüzel hizmet olmaz. Yap da nasıl yaparsan yap, din cahillerinin sözüdür.<br />
<br />
* Fitne çıkarmak düşman edinmektir.<br />
* Anne, babası hayatta olup da Cenneti kazanamayana şaşılır.<br />
<br />
* Müminin günah işlemesi unutkanlığa sebep olur. Çoluk-çocuk, aile ve emri altındakiler de günah işlerse bu da unutkanlığa sebep olur.<br />
<br />
* Alıcı değil sürekli verici olun.<br />
<br />
* Anne karnındaki çocuk doğmak içindir, anne karnında yaşamak için değil. Dünyaya gelen çocuk, yani insan da ölmek için yaratılmıştır, kalıcı değil!<br />
<br />
* Meşgaleniz, asıl maksadı unutturmasın! Asıl maksat, zengin olmak, şan şöhret sahibi olmak değil, ahireti kazanmaktır. Her an son nefes endişesi ile yaşamalıyız. Korkusuz, endişesiz yaşamak tehlikelidir. Gerçi suyun aktığı yönden gideceği yer belli olur. Ancak, milyonda bir de olsa tersi olabilir. Bunun için korkmak lazım.<br />
<br />
* İnsanın gönlü ne isterse, ne tarafa meylederse, Allahü teâlâ onu verir. Onun için hep iyi şeyler isteyelim, ahiretimize yarar şeyler isteyelim. Abdullah-i Dehlevi hazretleri, Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerine, benden bir şey iste ama tek şey deyince, o da, dinim için dünyalık istiyorum demiş. Bu çok önemli.<br />
<br />
* İnsanlara yardım etmek, çok iyidir, çok sevaptır. İnsanlara esas iyilik de, onların ahiretine yönelik iyiliktir. Onları yanmaktan kurtarmaktır. Dünyada pişmanlık iyidir. Çünkü, telafisi mümkündür. Ahirette pişmanlığın çaresi yoktur, telafisi mümkün değildir.<br />
<br />
* Biri, Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerinin yanında, komşusu bir şarapçıdan bahsederken ucba kapılarak, çok şükür biz onun gibi değiliz, der. Bunun üzerine, Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri, biz çok şarapçı gördük ki, sonunda tevbe edip, imanla gitti. Nice şeyhler gördük ki, sonunda sapıtıp imansız gitti, der. Bunun için, hadis-i şerifte, İbadet yap, arkasından tevbe et, buyurulmuştur.<br />
<br />
* Bir nimet geldiği zaman hemen şükrü yapılmalıdır. Üzüntü sıkıntı geldiği zaman istigfar etmeli, bela, musibet geldiği zaman La havle ... çekilmelidir. La havle 99 derde devadır. En hafifi sıkıntıdır. Sıkıntının ilacı istigfar, belanın ilacı da La havle... dir.<br />
<br />
* Her iyiliğin anahtarı, her kötülüğün ilacı, doğru kılınan beş vakit namazdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynaklar</span></span><br />
<br />
Islam ve ihsan<br />
Dinimiz islam<br />
internet</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Râbıta Nedir? Râbıta Nasıl Yapılır? Kaç Türlü Râbıta Vardır?</span></span><br />
<br />
Râbıtanın lügatteki mânâsı, bağ, alâka ve vuslat demektir. Aslında kâinâtta râbıtasız hiçbir mahlûk yoktur.<br />
<br />
Râbıta, maddî-mânevî istiâne ve istiğâseyi (yardım dilemeyi) mümkün kılar. Diğer bir târif ile râbıta, muhabbetten ibârettir. Gönülde muhabbetin tâzelik ve zindeliğini dâimâ muhâfaza ettirmektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Üç türlü râbıta vardır:</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1- TABİÎ RÂBITA</span><br />
<br />
Kişinin yakınlarına duyduğu bir muhabbettir. Bir annenin evlâdına olan muhabbeti gibi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3- BAYAĞI (SÜFLİ) RÂBITA</span><br />
<br />
Menedilen şeytânî ve nefsânî temâyüllere bağlanmadır. Bir kumarbazın zihin ve kalbinin devamlı kumarla meşgul olup âilesini ve çoluk çocuğunu dahî unutması gibi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3- ULVÎ RÂBITA (TASAVVUFÎ RÂBITA)</span><br />
<br />
Mukaddes mefhumlara ve ulvî duygularla insanı Allâh’a yönlendiren vesîle ve vâsıtalara râbıtadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MÜRŞİDE DUYULAN HÜRMET VE MUHABBET</span></span><br />
<br />
Tasavvufî eğitim metodlarından biri olan râbıta, her tarîkatte adı ve tatbik şekli az çok farklı olmakla berâber, umûmiyetle mürîdin mürşidini gözünün önünde canlandırması ve onun hâl ve tavırlarını hatırlayarak, ulvî duygularla hemhâl olması demektir. Mürşide duyulan hürmet ve muhabbetin bu sûretle dâimâ tâze tutulması, müride mânevî bir zindelik kazandırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">'HÂL'LER SİRÂYET EDER</span></span><br />
<br />
İnsan, tesire açık bir varlıktır. Bazı hastalıklarda olduğu gibi insanoğlunun “hâl”lerinde de sirâyet özelliği vardır. Ruhlar arasındaki mânevî alışveriş, hayatın inkâr edilemeyecek gerçeklerinden biridir. Husûsiyle faal ve müessir şahsiyetlerdeki kuvvetli rûhî temâyüller, onların yakınında bulunanlara istîdatları nisbetinde -az veya çok- intikâl eder. Bu intikâl, sirâyet eden “hâl”in müsbet veya menfî olmasına da bağlı değildir. Her hâlükârda intikâl vâkî olur. Yeter ki arada muhabbet ve ünsiyet bağları bulunsun.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RÂBITA, MUHABBETİN TEZÂHÜRÜDÜR</span></span><br />
<br />
Meselâ, aşırı derecede merhametli, ferâgat sâhibi ve fedâkâr insanların hâlleri, içinde bulundukları cemaate tesir eder. Muhabbetin bir tezâhürü olan râbıta, böyle ahlâkî meziyetlere dâir rûhî alışverişi çoğaltmak, sür’atlendirmek ve bunları daha ziyâde ahlâka inkılâb ettirmek içindir. Bu sebeple akl-ı selîm sâhibi her mü’min, takvâ sâhibi sâlih kimselere muhabbet duyarak ve onlarla ünsiyet kurarak, bu güzel hâl in’ikâsını âzamî dereceye çıkarmaya gayret etmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"SÂDIKLARLA BERABER OLUN" EMRİ</span></span><br />
<br />
Ne hikmettir ki, temiz ve güzel bir elbiseye çamur sıçramasından bîzâr olan akıl, şâyet vahyin nûruyla aydınlanmamışsa, günahlarla kararmış kalplerdeki çirkin huyların rûhunu istîlâsından, çoğu kez azıcık bir teessür bile duymaz. Çünkü nefsânî ve şeytanî telkinlerin bir çeşit mânevî narkozuna mâruz bulunduğundan, bu rûhî sıkıntıyı fark edemez. Bu sebeple gönül gözünü açmak ve ebedî kâr ile ziyânı iyi hesâb etmek îcâb eder. Zira müsbet tesirlerin yanısıra, menfî şekilde de gerçekleşebilen ve bir nevî “şahsiyet transferi” demek olan bu sirâyetler karşısında insan, tercihinde muhayyer bırakılmıştır. Ancak, Allah Teâlâ, bu tercihin doğru olanını da Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle haber vermiştir:<br />
<br />
“Ey îmân edenler! Allah’tan korkun ve sâdıklarla berâber olun!..” (et-Tevbe, 119)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"ÜZÜM ÜZÜME BAKA BAKA KARARIR"</span></span><br />
<br />
Dikkat edilecek olursa Cenâb-ı Hak, bu âyet-i kerîmede kullarına, “Sâdık olun!” buyurmamış, takvânın muhâfazası için “sâdıklarla berâber olmayı” emretmiştir. Çünkü sâdık olma yolunda atılacak ilk adım, sâdıklarla berâber olmak, yâni onlarla muhabbetli bir ünsiyet içinde bulunmaktır. Sâdık olmak, bu durumun tabiî bir netîcesidir. Nitekim “Üzüm üzüme baka baka kararır.” sözü de, bu hakîkatin bir ifâdesidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"SÂDIKLARLA BERABER OLUN" NE DEMEKTİR?</span></span><br />
<br />
Hâce Ubeydullah Ahrâr Hazretleri bu âyetin tefsiri hakkında buyururlar ki:<br />
<br />
“Âyet-i kerîmede geçen «sâdıklarla beraber olunuz!» ifadesi, sâdıklarla devamlı olarak beraberliği ifâde eder. «Keynûnet=oluş» mutlak olarak zikredildiğinden, hakîkî ve hükmî iki tarafa da şâmildir. Hakîkî oluş, sâdıkların meclisinde kalp huzûruyla bulunmaktan ibâret olduğu gibi, hükmî oluş da, onları gıyâblarında tahayyül ve taklit etmekten ibârettir.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">NEFSİ USLANDIRMAK İÇİN...</span></span><br />
<br />
Sâlih ve sâdıklarla berâberlik, nefsi uslandırmakta radyasyon gibi -görülmesi imkânsız, fakat netîcesi mutlak- bir müessirdir. Sâlih insanların muhîtinde bulunmak, onların hâl ve tavrını müşâhede etmek ve hattâ onların nûrânî çehrelerine bakmak bile bu kabildendir. Bundan dolayıdır ki mâneviyat büyüklerinin huzûrlarında bulunabilmek büyük bir nîmettir. Çünkü hâller, sirâyet eder. Nasıl ki gül bahçesinde bulunan insanın üzerine gül kokuları sinerse, sâlihler meclisi de ruhlardaki mânevî alışverişin pazarı gibidir. Zira muhabbet, iki gönül arasında bir cereyan hattıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">FENÂ Fİ'Ş-ŞEYH NE DEMEKTİR?</span></span><br />
<br />
Mürşid huzûrunda iken gösterilen edep ve muhabbeti, onun gıyâbında da göstermeye ve onun ahlâkıyla ahlâklanmaya “fenâ fi’ş-şeyh” tabir edilir. Beşer idrâkinin mücerredi görmesi veya hissetmesi, onu bir eşyâya veya şekle nisbet etmeden kolay kolay gerçekleşmez. İlim âlimde, aşk âşıkta ve sanat da sanatkârda sergilenir. Mücerredi sergisiz takdîm, imkânsızdır.<br />
<br />
Râbıta ile mürşidin kalbindeki mânevî husûsiyetler sâlike intikal eder. Nasıl fizikî beraberlikte mürşid-i kâmilin yanında edeben ulvî duygular ile bulunulur ise, o hâli mânevî beraberlikte de, yâni gıyâblarında da devâm ettirmek, râbıtanın hakîkatine erişmektir. Çünkü her zaman Allah dostları ile fizikî beraberlik mümkün olmayabilir.<br />
<br />
Esasen hâllerdeki sirâyet, muhabbet ve ünsiyet nisbetinde gerçekleşir. Kâmil bir mü’min olabilmek için sâdık ve sâlihlerle beraber olmak, yâni onları sevmek ve onlara yakın bulunmaya çalışmak, bu temâyülün kuvvetlenip arzu edilen netîceyi hâsıl etmesi için şarttır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">LEYLÂ'DAN MEVLÂ'YA ULAŞMA GAYRETİ</span></span><br />
<br />
Sâlik, mürşidine aşk ve muhabbetle bağlandığı anda, “aşk-ı mecâzî” başlamış olur. Çünkü kalp, Allâh’a mahsus bulunduğundan hakîkî mâşûk, Allah’tan gayrısı olamaz. Diğer sevilenler ve onlarla yaşanan hâller, bir saraya çıkışta merdiven basamakları mesâbesindedir. Bunlar, kalbin muhabbetullâha hazırlanması yönündeki alıştırmalar hükmündedir. Tâbir câizse “Leylâ”dan “Mevlâ”ya ulaşma gayretidir. Bu gayretlerde en feyyâz merhale, gerçek bir mürşid-i kâmile mülâkî olmak ve onunla ünsiyet ve muhabbetin mânevî heyecanını yaşamaktır. Bunun en verimli tezâhürü ise râbıtadır. Muhabbetin böyle sıradan ve basit alâkalarla kıyaslanamayacak derecede bir şiddete ulaşması, “râbıta”nın ta kendisidir.<br />
<br />
Bâyezîd-i Bistâmî’ye mürâcaat eden bir derviş:<br />
<br />
“–Beni Allâh’a yaklaştıracak bir amel tavsiye et.” deyince Bâyezîd -kuddise sirruh-, ona şu nasîhatte bulunmuştur:<br />
<br />
“–Allâh’ın velî kullarını sev! Sev ki, onlar da seni sevsinler. Onların gönlüne girmeye çalış! Çünkü Allâh, o âriflerin kalplerine her gün 360 defâ nazar eder. Onlardan birinin kalbinde senin adını görürse, seni bağışlar!..”<br />
<br />
İşte bu sebeple tasavvufî terbiyede sâlikin mensub olduğu yere ve sâdıklara âit muhabbetini tâze ve zinde tutabilmesi maksadıyla “râbıta”, dâimî bir temrin hâlinde kâideleştirilmiştir.<br />
<br />
Râbıta, muhabbetin şiddetiyle, kalbî duyuş ve hissedişte yüksek bir mânevî hat meydana getirir. Bu hattın iki ucundaki şahsiyetlerde “aynîleşme” istikâmetinde bir rûhî alışveriş başlar. Rûhî aynîleşme, âdeta fizikteki birleşik kaplar misâli gibidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ASHÂB-I KEHF'İN KÖPEĞİ VE HAZRET-İ LÛT'UN KARISI</span></span><br />
<br />
Şeyh Sâdî-i Şîrâzî, hâllerdeki sirâyet husûsiyetini şöyle ifâde eder:<br />
<br />
“Ashâb-ı Kehf’in köpeği sâdıklarla berâber olduğu için büyük bir şeref kazandı. Öyle ki, Kur’ân-ı Kerîm’e ve târihe geçti. Lût Peygamber’in karısı ise fâsıklarla berâber olduğu için küfre dûçâr oldu.”<br />
<br />
Yine Şeyh Sâdî, sâlih ve sâdıklarla ünsiyet netîcesinde meydana gelen “aynîleşme”yi “Gülistan” adlı eserinde temsîlî bir şekilde şöyle hikâye eder:<br />
<br />
“Bir kişi hamama gider. Hamamda dostlarından biri kendisine temizlenmesi için güzel kokulu bir kil verir. Kilden, rûhu okşayan enfes bir râyiha yayılır. Adam kile sorar:<br />
<br />
“–A mübârek! Senin güzel kokunla mest oldum. Haydi söyle, sen misk misin, anber misin?”<br />
<br />
Kil ona cevâben şöyle der:<br />
<br />
“–Ben misk de anber de değilim. Alelâde bir toprağım. Lâkin, bir gül fidanının altında bulunuyor ve gül goncalarından süzülen şebnemlerle her gün ıslanıyordum. İşte hissettiğiniz, gönüllere ferahlık veren bu râyiha, o güllere âittir.”<br />
<br />
İşte bu misâldeki mânânın da işâret ettiği üzere, samîmiyet, teslîmiyet ve tevâzû ile, gönüllerini Hak dostlarının önüne serenler, tâlibi oldukları güzelliğin akislerine bir tecellîgâh hâline gelirler. Tıpkı gökteki ayın, kendine âit bir ziyâsı olmamasına rağmen, güneşe dönük olan yüzünün aldığı nûr huzmelerini aksettirmek sûretiyle güneşin bir husûsiyetinden hisse alması gibi böyleleri de beşeriyetin zulümât ile kararmış gecelerine -âdeta- parlak birer kandil olurlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RÂBITA'NIN NETİCESİ</span></span><br />
<br />
Cenâb-ı Hak’ta fânî olmuş bir mürşid-i kâmilin kalbi, esmâ-i ilâhiyyenin tecellîlerine mazhariyetle feyizlenmiştir. Bu itibarla mürşidin kalbi, âdeta ışık huzmelerini bir noktaya teksîf etmiş olan mercek gibidir. Bu tecellîlerin bereketiyle bütün menfîlikleri yakıp kül eder. Mürîd, râbıta ile bu bereketten istifâdeye çalışır. Kalpten nefsânî bencil duygular gider, onun yerine örnek şahsın hâlleri intikâl eder. Kalbi işgâl eden dünyevî her şey, kalbin dışına çıkarılarak lâyık olduğu mevkide tutulur.<br />
<br />
Tasavvufî eğitimde kuru kuruya bir fiilî berâberlik makbul değildir. Zira kimileri, bir mürşid-i kâmilin dizi dibinde bulunurlar da gafletlerinden dolayı bir hisse kapamazlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KALBÎ BERABERLİĞE DEVAM EDİLMELİ</span></span><br />
<br />
Öte yandan uzak diyarlardaki nice mürîdler, mürşidlerine duydukları engin hürmet, hasret, muhabbet ve bağlılıkları vesîlesiyle müstesnâ nasiplere, güzel hâllere, ilhamlara ve mânevî duyuşlara nâil olabilirler. Büyüklerin buyurduğu; “Yemen’deki yanımda, yanımdaki Yemen’de.” sözü de esâsen bunu ifâde eder. Bu sebeple mühim olan, nerede olursa olsun, kalbî berâberlik duygusunu yitirmemektir.<br />
<br />
Mânen dirâyetli insanların, etrâfındakileri kendi hâliyle hâllendirme istîdâdı her ne kadar âzamî derecede olsa bile, bu tek başına yeterli değildir. Zira tasavvuftaki hâl intikâli, öyle bir mânevî akıştır ki, o akışın, sür’at ve tesirinden âzamî istifâdenin hâsıl olması, mürşid-i kâmilin dirâyeti kadar, müridin istîdâdına ve muhabbetinin seviyesine de bağlıdır. Onun içindir ki her mürîd -sırf mürîd olması sebebiyle- aynı merhaleye ulaşamaz.<br />
<br />
Fark, müridden mürîde değişen istîdat ve kalbî muhabbetteki seviyeden doğar. Bir misâl ile söylemek gerekirse, bir kimsenin su almak gâyesiyle kabını, küçük bir göle ya da uçsuz bucaksız bir okyanusa daldırması arasında fark yoktur. Her iki hâlde de ancak kabının hacmi kadar su elde eder. Bu sebeple mürîdin de istîdatlı ve bu istîdâdını kullanma gayreti içinde olması îcâb eder.<br />
<br />
Yûnus Emre Hazretleri ne güzel söyler:<br />
<br />
Çeşmelerden bardağın Doldurmadan kor isen Bin yıl anda durursa Kendi dolası değil<br />
<br />
Hâllerdeki sirâyet özelliği, müsbette olduğu gibi menfîde de geçerlidir. Nitekim Firavun’un Hâmân ve emsâli süflî adamları da onunla ihtilâtları sebebiyle zamanla Firavunlaşmışlardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KİŞİ SEVDİĞİ İLE BERABERDİR</span></span><br />
<br />
Nitekim hadîs-i şerîflerde şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
“Kişi sevdiği ile berâberdir.” (Buhârî, Edeb, 96)<br />
<br />
“Herhangi bir topluluğa benzemeye çalışan, onlardandır.” (Ebû Dâvûd, Libâs, 4/4031)<br />
<br />
Netice olarak şunu iyi anlamak gerekir ki râbıta, en kısa ve öz bir ifadeyle muhabbeti taze tutma hadisesidir. Daha öteye gitmek ve farklı mülâhazalarla herhangi bir beşere kudsiyet atfetmek, hatâdır, hududu aşmaktır ve -Allah muhafaza buyursun- şirke kapı aralamaktır. Çok kimselerin ayaklarının kaydığı nokta burasıdır. Râbıta edilen şahıs, yâni mürşid-i kâmil, Allah ile kul arasında üçüncü bir şahıs değildir. Çünkü İslâm’da ruhbanlık yoktur. Mürşid ancak, mürîdin kendisine örnek alması için ihsân edilmiş numûne-i imtisâl bir şahsiyettir. Nasıl ki, seyahat esnâsında bindiğimiz bir araç, gâye değil vâsıta ise, bir mürşid-i kâmil de, mürîde kalbî eğitimi tâlîm edip onun iç dünyasını Allah Rasûlü’nün ahlâkı ile tezyîn eden bir Allah dostudur. Kudsiyyet, Allâh’a mahsustur. Her türlü güç ve kudret O’na aittir. Kul hangi mertebede olursa olsun, âcizdir ve Hakk’a muhtaçtır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Râbıta-i Mevt Nedir?</span></span><br />
<br />
Beşer idrâkinin mücerredi görmesi veya hissetmesi, onu bir eşyâya veya şekle nisbet etmeden kolay kolay gerçekleşmez. İlim âlimde, aşk âşıkta ve sanat da sanatkârda sergilenir. Mücerredi sergisiz takdîm, imkânsızdır.<br />
<br />
Usta-çırak, hoca-talebe v.s. gibi bütün münâsebetler, yine râbıta ile alâkalıdır. Râbıta ile mürşid, kalbindeki mânevî husûsiyetleri sâlike ilkâ eder.<br />
<br />
Nasıl fizikî beraberlikte mürşid-i kâmilin yanında edeben ulvî duygular ile bulunulur ise, o hâli mânevî beraberlikte de, yâni gıyâblarında da devâm ettirmek, râbıtanın hakîkatine erişmektir. Çünkü, her zaman Allâh dostları ile fizikî beraberlik mümkün olmayabilir.<br />
<br />
Râbıta, Allâh dostlarının silsilesi ile Hazret-i Peygamber’den feyz akışını sağlar. Muttasılan elektriğe kapılan insanlar gibi en sondaki de istîdâdına göre aynı akımı alır. Râbıta netîcesinde mânevî yardım gelir. Buna da istiâne ve istiğâse denir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RÂBITA-İ MEVT</span></span><br />
<br />
Ta­sav­vuf­ta ölüm ile râ­bı­ta kur­maya “te­fek­kür-i mevt” de de­nir. Ölü­mü te­fek­kür et­me­nin in­san hâl ve ta­vır­la­rı üze­rin­de bü­yük bir te­si­ri var­dır. Haz­ret-i Pey­gam­ber -sal­lâllâ­hu aley­hi ve sel­lem- bir hadîs-i şerîflerinde:<br />
<br />
“Bü­tün zevk­le­ri kö­kün­den yok eden ölümü çok­ça ha­tır­la­yı­nız!” (Tir­mi­zî, Zühd, 4) bu­yu­rmuşlardır.<br />
<br />
“Ölüm, (size) nasîhatçi olarak yeter!” (Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, II, 77)<br />
<br />
İbn-i Ömer -radıyallâhu anhümâ- anlatıyor:<br />
<br />
“Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile birlikte idim. Ensar’dan bir zât gelerek Efendimiz’e selâm verdi. Sonra da:<br />
<br />
«–Ey Allâh’ın Rasûlü! Mü’minlerin hangisi daha faziletlidir?» diye sordu.<br />
<br />
Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
«–Ahlâken en üstün olanıdır!» buyurdular.<br />
<br />
O zât bu sefer de:<br />
<br />
«–Mü’minlerin en akıllıları kimlerdir?» diye sordu.<br />
<br />
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
«–Ölümü en çok hatırlayandır ve ölümden sonrası için hazırlığını en iyi yapandır. İşte bunlar en akıllı kimselerdir.» buyurdular.” (İbn-i Mâce, Zühd, 31/4259)<br />
<br />
Ger­çek­ten te­fek­kür-i mevt, in­sa­nı huzur­suz eden nef­sâ­nî dün­yâ sev­gi­si­ni azal­tır. Çün­kü dün­yâ­nın ge­çi­ci servet, mer­te­be, mev­kî ve nef­sâ­nî gü­zel­lik­le­ri­ni aşı­rı de­re­ce­de sev­mek ve on­la­ra gö­nül bağ­la­mak, gaf­let gi­bi mâ­ne­vî has­ta­lık­la­rın ba­şı­dır. Kal­bi­mi­zin bu gi­bi bağ­lı­lık­lar­dan ko­run­ma­sı için kab­ri dü­şün­mek, is­tik­bâl­de ba­şı­mız­dan ge­çe­cek ölüm ah­vâ­li­ni te­fek­kür et­mek; biz­le­ri sa­mî­mî bir tev­be ve ibâ­det­le hu­şûa sev­ke­de­rek dün­ye­vî ih­ti­ras­lar­dan, boş he­vâ ve he­ves­ler­den ko­rur. De­vâm et­ti­ği­miz zi­kir ve râ­bı­ta­la­rı­mız, -inşâallâh- âhi­ret kur­tu­luş ve sa­âde­ti­ne vesî­le olur. [1]<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ölüm rabıtası nasıl alınır?</span></span><br />
<br />
ölümü düşünmek; öldüğünüzü, başınızda ağlayanları, yıkanıp kefene sarındığınızı, toprağa gömüldüğünüzü vs. zihninizde canlandırmak. böylece nefs ölüme ölümden önce alıştırılır ve terbiye edilir. bildiğim kadarıyla naksibendi tarikatine girmek için yapılması gerekenlerden biridir.<br />
<br />
Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:<br />
  "De ki; Şüphesiz kendisinden kaçtığınız ölüm muhakkak sizi bulacaktır. Sonra da görülen ve görülmeyen (her şeyi) bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma; 8 )<br />
<br />
  Yine, Allah-u Zülcelal şöyle buyurmuştur:<br />
  "İnsanların hesaba çekilecekleri gün yaklaştı. Hal böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çevirmekteler. Rabb'lerinden kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse, onlar bunu hep alaya alarak, kalpleri oyuna eğlenceye dalarak dinlemişlerdir." (Enbiya; 1-3)<br />
<br />
  Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:<br />
  "Lezzetleri gideren (ölümü) çokça hatırlayın." (Tirmizi; Kıyamet:26, Nesai; Zühd:31, Ahmed b. Hanbel:2/293)<br />
<br />
  Hz. Peygamber Efendimiz (S.A.V) diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:<br />
  "Ademoğlunun ölüm hakkında bildiğini eğer hayvanlar bilmiş olsalardı, (onun dehşetinden vücutları eriyeceği için) semiz bir et yiyemezdiniz." (Feyzü’1-Kadir,5/315)<br />
<br />
  Hz. Aişe (R. Anha), Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e: "Ya Rasulallah! Şehitlerle haşrolacak birisi var mı?" diye sorunca, Efendimiz şöyle buyurdular:<br />
  "Evet, kim günde yirmi defa ölümü hatırlarsa, o şehitlerle haşrolacaktır." (Zebidi,İthafu’s-Se'ade, 14/16)<br />
<br />
  İmam-ı Gazali bu hadis-i şerifin açıklamasında şöyle buyurmuştur:<br />
  "Bu fazilete erişmenin sebebi şudur: Şüphesiz ölümü düşünmek, bir aldanma yeri olan dünyadan kalbi çekmeyi ve ahirete hazırlanmayı gerektirir. Ölümden gafil olmak ise dünyevi şehvetlere dalmaya sevkeder."<br />
<br />
  Şeyh Fethullah Verkanisî (K.S) şöyle buyurmuştur:<br />
  "Nakşibendi Tarikatının temeli ve esası, Zâtî muhabbet olduğundan, ölüm râbıtasına büyük önem verilmiştir. Mürid, bu ölüm râbıtası ile kalbini masivadan kurtarır. Şu halde salik, korkuya kapılmak için râbıta etmez, tam aksine râbıta ile kendisini korkudan kurtarır. Kalbine bu râbıta vasıtasıyla, Allah-u Zülcelal'in sevgisini ve Zâtî muhabbetini celbeder.<br />
<br />
  Başlangıçta ölüm korkusu olursa, muhabbetin celb edilmesine engel olur. Mürid, ölüm râbıtası ile nefsini korkutmayarak, önce ölüm râbıtası ile yola girmiş olur. Yani ölüm râbıtasında, müridin en önemli görevi ölümden korkmayı, Zâtî muhabbete çevirmektir. Bunun üzerine, korku geliyorsa, şeyhinin ruhaniyetinin beraberinde olduğuna inanmakla, mürid korkuyu izale eder."<br />
<br />
  Seyda-i Tahi (K.S): "Eğer ben ebrarın ameliyle emrolunsaydım, şüphesiz ölümden bahsetmeyi kendime adet edinirdim." buyurmuştur.<br />
<br />
  Mürid, iki muhasebeye devam etmekle, gaflet diyarının vermiş olduğu uykudan uyanır: <br />
<br />
1-Günahları terk etmek ve emirleri yerine getirmek için ölüm ve mürşid râbıtası yapmalıdır. Ruh bununla uyanır ve nefsi esir eder. <br />
2-Beşeri gafletinden dolayı, müntesipten herhangi bir günah sadır olduğu takdirde, derhal tevbe etmelidir. Her an kendisinden bir günahın sadır olup olmadığını kontrol etmelidir. Küçük ve büyük bir günah işlenilmiş ise tevbe-istiğfarla yapmamaya azmetmeli ve istikamete yönelmelidir. Zamanı hayırla geçmiş ise Allah'a hamdetmelidir. İstikametin daha kâmil mertebesine çalışmalıdır.<br />
  Böylelikle ateş kıvılcımı, büyük bir odun parçasına girip, her tarafını ateş yaptığı gibi, cezbenin kıvılcımı da kalbe isabet eder. Zikir onu üfürür, râbıta alevlendirir, madde halinde bir enerjiye dönüşür ki tüm maddeler orada kemmiyetleşir. O enerji ile göz, maddenin ötesini görür, kulak da öteden sesler duyar. Sarayın içindeki hazineler de müşahede edilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Ölmeden önce ölünüz!" hadis-i şerifi nasıl anlaşılmalıdır?</span></span><br />
<br />
    "Ölüm gelip çatmadan evvel, şehvanî ve nefsanî hislerinizi terk etmek suretiyle bir nevi ölünüz." (el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 2:29; İbn-i Hâcer el-Askalânî: "Senedli, vesikalı bir hadis değil derim" demiş, Ali el-Karî ise: "Mânâsı doğrudur" demiştir.)<br />
<br />
İnsan, kendisinin âciz ve zelil, dünyanın aldatıcı ve fâni; âhiretin ise çok yakın olduğunu, tam olarak, ancak ölünce anlar. Bu söz ile ölmeden önce uyanmamız, hayatımıza çeki düzen vermemiz ihtar ediliyor.<br />
<br />
Ölmeden önce ölmeyi başarmak, seçkin insanlara mahsus. Bizlere düşen, elden geldiğince onlara benzemeye gayret etmek... Bu emri dinleyen insan, dünyayı misafirhane, vücudunu ise emanet bilir. Ruhunu ve kalbini onlarda boğmaz. Bu hâl ile hallenen insan, ölmeden evvel ölmüş demektir.<br />
<br />
İnsan ölümle birlikte hayatının hesabını da vermeye başlar. Öyle ise; ömür muhasebesini dünyada yapan insan, ölmeden evvel ölmüş demektir. Dünya hayatının bitimiyle yeni bir hayata geçilir. O hâlde, bu dünyada iken âhiretine hazırlanan insan ölmeden evvel ölmüş demektir.<br />
<br />
Ölümle insanın elinden, diğer azaları gibi, gözü ve dili de alınır. O artık okuma, anlatma nimetlerinden mahrumdur. Bunu düşünerek, orada yarayacakları burada öğrenen ve orada konuşulacakları burada dinleyen insan, ölmeden evvel ölmüş demektir.<br />
<br />
Ölümle birlikte mahlûkatın sevgisi de biter, korkusu da. Ölü için, yaşayanlar tarafından övülmekle yerilmek eşit olduğu gibi, yazla kış arasında da fark yoktur. İnsanların teveccühlerine ve yermelerine dünyada ehemmiyet vermeyen, “varlığa sevinmeyip, yokluğa üzülmeyen” insan da ölmeden evvel ölmüş demektir.<br />
<br />
Ve en önemlisi, ölümle insan Hakka rücu eder, Rabbine döner. Ölmeden evvel ölenler, Hakka bu dünyada rücu ederler; hayatlarını ilâhî emirler dairesinde geçirirler; Allah'ın rahmetine dünyada iltica eder, gazabından da yine dünyada korkarlar. İşte bu bahtiyar insanlar âhirette de Hakka rücu ederler; ama bu rücu onlar için Allah'a vâsıl olma ve lütfuna erme şeklinde tezahür eder.<br />
<br />
Ölümle, cüzi iradenin hükmü son bulur. Öyle ise, ölmeden evvel ölenler, nefsî arzularını hayatta iken terk etmeyi başarıp, Allah'ın küllî iradesine tâbi olurlar. Nefis hesabına bir şey talep etmezler. Bütün arzuları helâl dairesinde olur. Böylece ölmeden evvel ölmenin zevkine ererler.<br />
<br />
Ölmeden evvel ölmek; gerçekten, bu dünyada büyük bir lütuf, büyük bir saadet. Bilindiği gibi, insan, yerde iken gök gürültüsünden ürker, şimşekten korkar, yıldırımdan kaçar... Ama uçakla bulutları yarıp onların üstüne çıktı mı, artık güneşi bulmuş ve önceki korkularından kurtulmuştur.<br />
<br />
Ölmeden evvel ölmenin sırrına erenler de ölümü hayatta iken geçmiş, mahşere bu dünyada çıkmış, hesaplarını burada vermiş ve itaatkâr bir kul olarak Hakka rücu etmişlerdir. Artık onları benlik duygusu boğamaz, çünkü ölünün benliği olmaz. Tabiat onları kendine celp edemez, zira ölünün tabiatla bir alışverişi kalmamıştır.<br />
<br />
İrfân ehli; “Ölmeden evvel ölünüz.” buyurmuşlardır. Buradaki “ölünüz” ifadesiyle kastedilen nedir? “Ölmeden evvel ölünüz.” ne demek?<br />
<br />
Hak dostları, dünyayı âdeta âhiret penceresinden seyrederler. Kendilerine “yarın öleceksin” denilse bile, gündelik programlarında herhangi bir değişiklik yapma ihtiyacı duymayacak derecede son nefese hazırlık şuuruyla yaşarlar. Yani ölüm meleğine “hoş geldin” diyebilecek keyfiyette bir kulluk gayreti içinde olurlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ÖLMEDEN EVVEL ÖLÜNÜZ NE DEMEK?</span></span><br />
<br />
Yunus Emre Hazretleri buyurur:<br />
<br />
Kişi Hakk’ı bilmek gerek<br />
Hak haberin almak gerek<br />
Zinde iken ölmek gerek<br />
Varıp anda ölmez ola.<br />
<br />
İrfân ehli; “Ölmeden evvel ölünüz.” buyurmuşlardır. Buradaki “ölünüz” ifadesiyle kastedilen;<br />
<br />
–Ecel gelip gayr-i irâdî olarak dünyaya vedâ etmeden evvel, nefsin meşrû olmayan isteklerini, süflî arzularını, tükenmek bilmeyen hırslarını, bugün kendi irâdemizle terk etmemizdir.<br />
<br />
–Son nefes gelip çatmadan evvel, tevbe ve istiğfâr ile hâlimizi ıslah etmemizdir.<br />
<br />
–İlâhî mîzanda hesaba çekilmeden evvel, bugün kendimizi hesaba çekmemizdir.<br />
<br />
Cenâb-ı Hakk’ın murâdı üzere, ölümün bizlere nerede, ne zaman ve ne şekilde geleceği meçhuldür. Onun için gönüllerin “ölmeden evvel ölmek” sırrının tefekküründe derinleşmesi ve her an Rabbine kavuşmaya hazır hâlde bulunmaya gayret göstermesi zarûrîdir. Aksi takdirde son nefes: “Eyvah, nereye böyle!” feryatlarıyla dolu bir hüsrana dönüşür. Âyet-i kerîmede buyrulduğu üzere:<br />
<br />
“Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de: «İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir!..» denir.” (Kāf, 19)<br />
<br />
Necip Fâzıl’ın şu mısrâları, bu ilâhî hakîkatten gâfil şekilde ziyan edilen bir ömrü, ne kadar veciz bir sûrette hulâsa eder:<br />
<br />
Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum;<br />
Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum…<br />
<br />
İşte bu gaflet ve nedâmete dûçâr olmamak için Hak dostları, dünyayı âdeta âhiret penceresinden seyrederler. Kendilerine “yarın öleceksin” denilse bile, gündelik programlarında herhangi bir değişiklik yapma ihtiyacı duymayacak derecede son nefese hazırlık şuuruyla yaşarlar. Yani ölüm meleğine “hoş geldin” diyebilecek keyfiyette bir kulluk gayreti içinde olurlar.<br />
<br />
Son nefesi bu huzurla verebilmek için, bir Arap şâir şu tavsiyede bulunur:<br />
<br />
أَنْتَ الَّذِى وَلَدَتْكَ اُمُّكَ بَاكِياً<br />
<br />
وَالنَّاسُ حَوْلَكَ يَضْحَكُونَ سُرُورًا<br />
<br />
فَاعْمَلْ لِيَوْمٍ تَكُونُ فِيهِ اِذَا بَكَوْا<br />
<br />
فىِ يَوْمِ مَوْتِكَ ضَاحِكاً مَسْرُورًا<br />
<br />
Sen ki annenden doğup geldiğin gün dünyaya,<br />
Ağlıyordun; bütün âlem gülüyordu bir yanda,<br />
Şimdi öyle bir ömür sür ki, ölürken gülesin;<br />
Çağlasın gözyaşı hâlinde cihân arkanda…<br />
<br />
Hazret-i Ali -radıyallâhu anh-’ın da güzel bir nasihati vardır:<br />
<br />
“Öyle bir hayat yaşa ki; insanlar yaşarken seni özlesinler, vefâtından sonra da sana hasret kalsınlar!..”<br />
<br />
Şeyh Sâdî -rahmetullâhi aleyh-’in şu sözleri de mü’minlerden âdeta bir hüsn-i hâl kağıdı alarak ebediyete irtihâl edebilme saâdetinin ne kadar veciz bir telkînidir:<br />
<br />
“Öyle fazîletli bir hayat yaşa ki, vefat ettiğin zaman insanlar; «Bir güneş battı, bir yıldız kaydı!» diye seni rahmet ve hasret ile yâd etsinler.”<br />
<br />
Cenâb-ı Hak cümlemizi, şu fânî gök kubbede hoş bir sadâ bırakarak yüz aklığıyla, müsterih bir vicdanla, selîm bir kalp ile huzûruna varabilen bahtiyar kullarından eylesin. Âmîn!..<br />
<br />
Ölmeden önce ölün<br />
<br />
* Resulullah efendimiz, Ölmeden önce ölün buyuruyor. Ölmeden önce ölmek ne demektir? Dünyada inanılan şeyler öldükten sonra görülecek. İnsan ölüp hakikatleri görünce nasıl olacak ise, neleri yapmış olmayı isteyecek ise şimdiden onları yapması ölmeden evvel ölmek demektir.<br />
<br />
* Dünyada rahatlık yoktur, istirahat ahirettedir.<br />
<br />
* Doğru namaz kurtarıcıdır. Doğru namaz, doğru gusle, doğru abdeste, doğru itikada yani ehl-i sünnet itikadına bağlıdır. Bunlar tam olmadan namaz tam olmaz. Her şeyden önce oturup bunları öğrenmeli, eksiği varsa tamamlamalı. Mesul olduklarına da öğretmeli. Her müminin asli vazifesi ateşten korunmaktır. Kendi korunmayan, kendisi yanan, başkasını yanmaktan nasıl kurtarır. Gelişigüzel ibadet, gelişigüzel hizmet olmaz. Yap da nasıl yaparsan yap, din cahillerinin sözüdür.<br />
<br />
* Fitne çıkarmak düşman edinmektir.<br />
* Anne, babası hayatta olup da Cenneti kazanamayana şaşılır.<br />
<br />
* Müminin günah işlemesi unutkanlığa sebep olur. Çoluk-çocuk, aile ve emri altındakiler de günah işlerse bu da unutkanlığa sebep olur.<br />
<br />
* Alıcı değil sürekli verici olun.<br />
<br />
* Anne karnındaki çocuk doğmak içindir, anne karnında yaşamak için değil. Dünyaya gelen çocuk, yani insan da ölmek için yaratılmıştır, kalıcı değil!<br />
<br />
* Meşgaleniz, asıl maksadı unutturmasın! Asıl maksat, zengin olmak, şan şöhret sahibi olmak değil, ahireti kazanmaktır. Her an son nefes endişesi ile yaşamalıyız. Korkusuz, endişesiz yaşamak tehlikelidir. Gerçi suyun aktığı yönden gideceği yer belli olur. Ancak, milyonda bir de olsa tersi olabilir. Bunun için korkmak lazım.<br />
<br />
* İnsanın gönlü ne isterse, ne tarafa meylederse, Allahü teâlâ onu verir. Onun için hep iyi şeyler isteyelim, ahiretimize yarar şeyler isteyelim. Abdullah-i Dehlevi hazretleri, Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerine, benden bir şey iste ama tek şey deyince, o da, dinim için dünyalık istiyorum demiş. Bu çok önemli.<br />
<br />
* İnsanlara yardım etmek, çok iyidir, çok sevaptır. İnsanlara esas iyilik de, onların ahiretine yönelik iyiliktir. Onları yanmaktan kurtarmaktır. Dünyada pişmanlık iyidir. Çünkü, telafisi mümkündür. Ahirette pişmanlığın çaresi yoktur, telafisi mümkün değildir.<br />
<br />
* Biri, Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerinin yanında, komşusu bir şarapçıdan bahsederken ucba kapılarak, çok şükür biz onun gibi değiliz, der. Bunun üzerine, Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri, biz çok şarapçı gördük ki, sonunda tevbe edip, imanla gitti. Nice şeyhler gördük ki, sonunda sapıtıp imansız gitti, der. Bunun için, hadis-i şerifte, İbadet yap, arkasından tevbe et, buyurulmuştur.<br />
<br />
* Bir nimet geldiği zaman hemen şükrü yapılmalıdır. Üzüntü sıkıntı geldiği zaman istigfar etmeli, bela, musibet geldiği zaman La havle ... çekilmelidir. La havle 99 derde devadır. En hafifi sıkıntıdır. Sıkıntının ilacı istigfar, belanın ilacı da La havle... dir.<br />
<br />
* Her iyiliğin anahtarı, her kötülüğün ilacı, doğru kılınan beş vakit namazdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynaklar</span></span><br />
<br />
Islam ve ihsan<br />
Dinimiz islam<br />
internet</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hal kaal (söz) ile anlatılmaz ancak yaşanır ne demektir- Kimler Hal ehlidir]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=21308</link>
			<pubDate>Sun, 11 Jun 2023 05:35:19 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=21308</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hal kaal (söz) ile anlatılmaz ancak yaşanır ne demektir- Kimler Hal ehlidir</span></span><br />
<br />
Hal söz ile anlatılmaz<br />
<br />
Tasavvuf ehlinin bu kelimesi yani hal kaal ile anlatılmaz diye bir söz vardır<br />
<br />
"Kaal" demek, Arapça "söz" demektir, hal ancak yaşanır, söz ile anlatılmaz.<br />
<br />
Şimdi bu meselenin derinine inersek<br />
<br />
Hazreti Muhammed Mustafa mirac ederken mescidi haram'dan mescidi aksa'ya Burak denilen bir<br />
binek ile götürülmüş, bu kuran'da da ayet ile sabittir, peygamberimizin dilinden hadis ile de sabittir,<br />
ve peygamberimiz bu burağı yani bineği tarif ederken diyor ki "hızı öyleydi ki, bir anda ufukta<br />
gördüğü yere adımını atıyordu."<br />
Tarif etmek için elinde o günkü malzeme, bunu tarif etmek için, binek olaraktan örnek verebileceği deve var, at var,<br />
afedersiniz bir de eşşek var, ve bunların hız sisteminde yürümeleri adım atamalarıyla tarif ediliyor.<br />
<br />
Fakat o bir at değil, peygamberimiz sadece onu tarif etmek için elinde malzeme o olduğu için hız tarifini adım<br />
şeklinde tarif etmiş, ve o gün onu anlattığı kimseler nice, yani ne kadar anlamışlar, çünkü elde malzeme yok, bugün<br />
biz mesela 500 beygir gücünde bir Ferrari arabaya bindiğimizde, mesela saniyenin üçte birinde 100<br />
km hız sınırına ulaşabiliyor, yani 30 saniye yada salisede ya da 20 salisede 100 km hız yapabilen arabalar<br />
var, ve bu ne demek olur öyle, yoksa bile, yani saniyenin dakikanın üçte birinde, 30 saniyede, yahut bir<br />
dakikada denemez, bir dakikada olmaz herhalde, 30 saniyede 100 km hıza ulaşabilen yani 30 salise içinde<br />
100 km hızı alabilen arabalar var, ve böyle bir arabaya bindiğimiz zaman yaşadığımız hal işte, mesela<br />
gözümüzün gördüğü en uzak noktada yolun kenarında bir ağaç var, biz ufka baktık arabadaki camdan,<br />
ve o ağacı gördük, ve araba çalıştı, bir anda o arabanın hızı ağacın yanına vardı, o ağaca varınca, gözümüz<br />
ileriki ufku gördü, gözümüzün görebildiği en uzak nokta,.. yol düzgün olunca düz yolda gidince ancak bu hıza ulaşabiliriz, yahut ta  bu havadan gidince mümkün ve o günlerde ancak olabilecek bir şey uçan araba, çünkü o günün arabisten ülkesinde henüz asfalt keşfi olmamış ve yine uçak keşfolmamış ve, yol yok, benzinlik yok, ve o gün için şartlar elverişli değil, o gün öyle bir Burak, ancak ufo<br />
şeklinde ya da uçak şeklinde, bir bineğe bindirilmiş olabilir Hz Muhammed. Ya da uçan araba şeklinde bir burak diye tarif<br />
ettiği için, aşağı inen bir şey olduğu için, yani uçan araba, ya da ufo, uçan arabaya da ufo şeklinde, işte<br />
öyle bir bineğe bindirilmiş ve onun hızı da bir anda ufuktaki en uzak noktayı bir anda katedebiliyordu, ve adımını öyle atıyordu diye tarif etmiş peygamber efendimiz. malzeme olarak da deveyi attı ya da  eşeği misal göstermiş ve Burak (Ragabe kükünden mastar ragabe binek) diye tarif etmiş, yani binek diye tarif etmiş.<br />
<br />
Bu uçak da olabilir, uçan araba da olabilir, sadece araba dersek olmaz,  çünkü arabaya yol, yerde bir yol olması lazım, asfalt,<br />
düzgün asfalt olması lazım ki, bir de düz bir yol olması lazım ki, o hızı alabilsin, öyle olunca o gün o günün Cumhuriyeti arabistan'da yol yok asfalt yok öyle bir hıza ulaşması arabanın mümkün değil, öyle olunca ancak ve ancak uçan araba ya da ufo ile gitmiş olabilir diye yorum getiriyoruz biz bugün. Baktığımızda uçak denen binek, gözünün gördüğü noktayı bir anda alıyor, evet bunu ancak işte bugün biz arabaya uçağa bindiğimizde anlayabiliriz, o hal, dil ile söz ile anlatılması mümkün olmayan bir şey.<br />
<br />
O yüzden hal ehli, işte O'na  gösterilen mucize ve kerametleri tam manası ile anlatamaz, çünkü elinde anlatacak malzeme yoktur o gün, o yüzden, ancak o hali, "hal ehli" yani, o hali ancak yaşayan kimse anlayabilir.<br />
<br />
Yine mesela başka bir örnekle örneklendirmirsek :  Sana yüzmeyi söz olaraktan tarif etsek, işte ayaklarını<br />
çırpaacaksın, kollarını çırpacacaksın kafanı da yukardan tutacaksın, birde suyun üstünde durmaya<br />
çalışacaksın,  ve  birde ileri gitmeye çalışacaksın diye, 50 kere tarif etsek sana, sen bunu yani yüzmeyi, ancak, suyun<br />
içine atlayıp, yüzmeyi denediğin zaman, ve yüzmeyi başardığın zaman, yüzmek nedir anlamış olursun, yoksa<br />
50 kere 100 kere sana yüzmeyi tarif etmek senin yüzmeyi gerçek manasıyla anlamana ve<br />
öğrenmene yetmez.<br />
<br />
Yine başka bir örnek : Arabaya binmesini sana tarif etmemiz, sana teori olaraktan öğretilen şeyler bile,<br />
arabaya şoförlük yani trafik kurallardır sadece,  sarıda beklemek, kırmızıda durmak, yeşil de geçmek, sarı da<br />
bekleyen, eğer kimse gelmiyorsa geçmek ,.. ve levhaları tanımak,.. fren gaz nerededir<br />
onları tanımak, direksiyonun nasıl kullanıldığı nasıl tutulacak  olduğu onları tanıman sadece teorik bilgilerdir, bunları sana<br />
anlatmakla sen arabaya binmesini öğrenmiş olmazsın, teori ayrı şeydir praktik ayrı şeydir, o yüzden 2 <br />
imtihan yapılır teori ve praktik, praktik ancak arabanın üstüne oturup, aynı anda 2 ayağını farklı işlem, yine ellerin ve<br />
kolların farklı işlem, gözlerin aynı anda farklı işlem, ve beynin bunları işlem yaparakdan aynı<br />
fonksiyonu, farklı sinyallerden gelen farklı bilgilere göre tek bir işlemi, yani araba sürme işlemini<br />
yapması, ve buna alışması dır arabayı sürebilmesdir, bunlara da beynin alışması belli bir süre ister, buna "zur Gewohnheit werden" deniyor almancada, alışabildin mi, yani alışabilmen de belli bir süre ve zaman alıyor işte, hani acemi şoför, çarpa riski, frene basınca<br />
durduramaz, freni nerede olduğunu bilemez, ilk arabaya binen kimse nereye basacağını bilemez,<br />
direksiyonu tam çeviremez ve kazalara sebep olur, o yüzden yanında bir şoför ile yardımcı şoför ile<br />
öğretilir, işte arabaya binmesini öğrenmek, ancak senin arabaya binip, direksiyona geçip, sürmeyi<br />
denediğin zaman, ve sana tarif edilenleri yapıp ve uyguladığın zaman ve başardığın zaman<br />
diyebileceğin bir işlem olduğu gibi, bu ancak işte sözle değil, hem sözle hem hal ile yani tatbik ederekten<br />
öğrenebileceği bir şey, yaşayaraktan öğrenebileceğin bir şey dir, o yüzden hal, kaal ile yani<br />
söz ile tarif edilebilecek bir şey değildir.<br />
<br />
Tasavvuftaki bu meselede işte, sana belli bir mucize ve keramet gösterirler bu mucize ve kerametler bellki 10 sene sonra keşfolacak bir icadın sana önceden gösterilmesi  ve öğretilmesdir, ve senin bu icatlar mucit tarafından önce onu yapacak  olan  mucide, o icadın keşfi için ışık tutacak bilgilerdir. seni dinlediği izlediği  zaman onun ufkunda yeni bilgiler oluşacak ve belli bir kimseler ve bazı grublar bu<br />
icat üzerine çalışacak ve  belkide takriben 10 sene sonra o icat bulunacak ve kullanıma geçecek, o yüzden sana verilen bu<br />
keramet ve hal, o icadı daha 10 sene önce senin kullanman sayesinde, maneviyatta gizli olaraktan sana bu kermaet vari <br />
verilen bu icadı kullanmayı tatbik etmen sayesinden sana belli haller yaşatılır, ve sen den bunu, o günkü<br />
malzeme ile anlatman istenir, işte aynı peygamberimizin burağı tarif etmesi gibi, sen o günkü<br />
malzemelerle bunu insanlara anlatmaya çalışırsın, o sadece işte ileriye bir ışık tutmaktır. Yoksa o hal<br />
ancak yaşanır, ve söz ile anlatılabilir bir durum değildir, yani tarif etmesi zordur bir manada, yani tarif<br />
etmesi anlatması zordur, çünkü malzeme azdır.<br />
evet bu makalemizde anlatmak istediğimizde bu idi selamun aleyküm ve rahmetullah<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir</span></span><br />
<br />
Şifremiz ilçesi 11 Haziran 2023</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hal kaal (söz) ile anlatılmaz ancak yaşanır ne demektir- Kimler Hal ehlidir</span></span><br />
<br />
Hal söz ile anlatılmaz<br />
<br />
Tasavvuf ehlinin bu kelimesi yani hal kaal ile anlatılmaz diye bir söz vardır<br />
<br />
"Kaal" demek, Arapça "söz" demektir, hal ancak yaşanır, söz ile anlatılmaz.<br />
<br />
Şimdi bu meselenin derinine inersek<br />
<br />
Hazreti Muhammed Mustafa mirac ederken mescidi haram'dan mescidi aksa'ya Burak denilen bir<br />
binek ile götürülmüş, bu kuran'da da ayet ile sabittir, peygamberimizin dilinden hadis ile de sabittir,<br />
ve peygamberimiz bu burağı yani bineği tarif ederken diyor ki "hızı öyleydi ki, bir anda ufukta<br />
gördüğü yere adımını atıyordu."<br />
Tarif etmek için elinde o günkü malzeme, bunu tarif etmek için, binek olaraktan örnek verebileceği deve var, at var,<br />
afedersiniz bir de eşşek var, ve bunların hız sisteminde yürümeleri adım atamalarıyla tarif ediliyor.<br />
<br />
Fakat o bir at değil, peygamberimiz sadece onu tarif etmek için elinde malzeme o olduğu için hız tarifini adım<br />
şeklinde tarif etmiş, ve o gün onu anlattığı kimseler nice, yani ne kadar anlamışlar, çünkü elde malzeme yok, bugün<br />
biz mesela 500 beygir gücünde bir Ferrari arabaya bindiğimizde, mesela saniyenin üçte birinde 100<br />
km hız sınırına ulaşabiliyor, yani 30 saniye yada salisede ya da 20 salisede 100 km hız yapabilen arabalar<br />
var, ve bu ne demek olur öyle, yoksa bile, yani saniyenin dakikanın üçte birinde, 30 saniyede, yahut bir<br />
dakikada denemez, bir dakikada olmaz herhalde, 30 saniyede 100 km hıza ulaşabilen yani 30 salise içinde<br />
100 km hızı alabilen arabalar var, ve böyle bir arabaya bindiğimiz zaman yaşadığımız hal işte, mesela<br />
gözümüzün gördüğü en uzak noktada yolun kenarında bir ağaç var, biz ufka baktık arabadaki camdan,<br />
ve o ağacı gördük, ve araba çalıştı, bir anda o arabanın hızı ağacın yanına vardı, o ağaca varınca, gözümüz<br />
ileriki ufku gördü, gözümüzün görebildiği en uzak nokta,.. yol düzgün olunca düz yolda gidince ancak bu hıza ulaşabiliriz, yahut ta  bu havadan gidince mümkün ve o günlerde ancak olabilecek bir şey uçan araba, çünkü o günün arabisten ülkesinde henüz asfalt keşfi olmamış ve yine uçak keşfolmamış ve, yol yok, benzinlik yok, ve o gün için şartlar elverişli değil, o gün öyle bir Burak, ancak ufo<br />
şeklinde ya da uçak şeklinde, bir bineğe bindirilmiş olabilir Hz Muhammed. Ya da uçan araba şeklinde bir burak diye tarif<br />
ettiği için, aşağı inen bir şey olduğu için, yani uçan araba, ya da ufo, uçan arabaya da ufo şeklinde, işte<br />
öyle bir bineğe bindirilmiş ve onun hızı da bir anda ufuktaki en uzak noktayı bir anda katedebiliyordu, ve adımını öyle atıyordu diye tarif etmiş peygamber efendimiz. malzeme olarak da deveyi attı ya da  eşeği misal göstermiş ve Burak (Ragabe kükünden mastar ragabe binek) diye tarif etmiş, yani binek diye tarif etmiş.<br />
<br />
Bu uçak da olabilir, uçan araba da olabilir, sadece araba dersek olmaz,  çünkü arabaya yol, yerde bir yol olması lazım, asfalt,<br />
düzgün asfalt olması lazım ki, bir de düz bir yol olması lazım ki, o hızı alabilsin, öyle olunca o gün o günün Cumhuriyeti arabistan'da yol yok asfalt yok öyle bir hıza ulaşması arabanın mümkün değil, öyle olunca ancak ve ancak uçan araba ya da ufo ile gitmiş olabilir diye yorum getiriyoruz biz bugün. Baktığımızda uçak denen binek, gözünün gördüğü noktayı bir anda alıyor, evet bunu ancak işte bugün biz arabaya uçağa bindiğimizde anlayabiliriz, o hal, dil ile söz ile anlatılması mümkün olmayan bir şey.<br />
<br />
O yüzden hal ehli, işte O'na  gösterilen mucize ve kerametleri tam manası ile anlatamaz, çünkü elinde anlatacak malzeme yoktur o gün, o yüzden, ancak o hali, "hal ehli" yani, o hali ancak yaşayan kimse anlayabilir.<br />
<br />
Yine mesela başka bir örnekle örneklendirmirsek :  Sana yüzmeyi söz olaraktan tarif etsek, işte ayaklarını<br />
çırpaacaksın, kollarını çırpacacaksın kafanı da yukardan tutacaksın, birde suyun üstünde durmaya<br />
çalışacaksın,  ve  birde ileri gitmeye çalışacaksın diye, 50 kere tarif etsek sana, sen bunu yani yüzmeyi, ancak, suyun<br />
içine atlayıp, yüzmeyi denediğin zaman, ve yüzmeyi başardığın zaman, yüzmek nedir anlamış olursun, yoksa<br />
50 kere 100 kere sana yüzmeyi tarif etmek senin yüzmeyi gerçek manasıyla anlamana ve<br />
öğrenmene yetmez.<br />
<br />
Yine başka bir örnek : Arabaya binmesini sana tarif etmemiz, sana teori olaraktan öğretilen şeyler bile,<br />
arabaya şoförlük yani trafik kurallardır sadece,  sarıda beklemek, kırmızıda durmak, yeşil de geçmek, sarı da<br />
bekleyen, eğer kimse gelmiyorsa geçmek ,.. ve levhaları tanımak,.. fren gaz nerededir<br />
onları tanımak, direksiyonun nasıl kullanıldığı nasıl tutulacak  olduğu onları tanıman sadece teorik bilgilerdir, bunları sana<br />
anlatmakla sen arabaya binmesini öğrenmiş olmazsın, teori ayrı şeydir praktik ayrı şeydir, o yüzden 2 <br />
imtihan yapılır teori ve praktik, praktik ancak arabanın üstüne oturup, aynı anda 2 ayağını farklı işlem, yine ellerin ve<br />
kolların farklı işlem, gözlerin aynı anda farklı işlem, ve beynin bunları işlem yaparakdan aynı<br />
fonksiyonu, farklı sinyallerden gelen farklı bilgilere göre tek bir işlemi, yani araba sürme işlemini<br />
yapması, ve buna alışması dır arabayı sürebilmesdir, bunlara da beynin alışması belli bir süre ister, buna "zur Gewohnheit werden" deniyor almancada, alışabildin mi, yani alışabilmen de belli bir süre ve zaman alıyor işte, hani acemi şoför, çarpa riski, frene basınca<br />
durduramaz, freni nerede olduğunu bilemez, ilk arabaya binen kimse nereye basacağını bilemez,<br />
direksiyonu tam çeviremez ve kazalara sebep olur, o yüzden yanında bir şoför ile yardımcı şoför ile<br />
öğretilir, işte arabaya binmesini öğrenmek, ancak senin arabaya binip, direksiyona geçip, sürmeyi<br />
denediğin zaman, ve sana tarif edilenleri yapıp ve uyguladığın zaman ve başardığın zaman<br />
diyebileceğin bir işlem olduğu gibi, bu ancak işte sözle değil, hem sözle hem hal ile yani tatbik ederekten<br />
öğrenebileceği bir şey, yaşayaraktan öğrenebileceğin bir şey dir, o yüzden hal, kaal ile yani<br />
söz ile tarif edilebilecek bir şey değildir.<br />
<br />
Tasavvuftaki bu meselede işte, sana belli bir mucize ve keramet gösterirler bu mucize ve kerametler bellki 10 sene sonra keşfolacak bir icadın sana önceden gösterilmesi  ve öğretilmesdir, ve senin bu icatlar mucit tarafından önce onu yapacak  olan  mucide, o icadın keşfi için ışık tutacak bilgilerdir. seni dinlediği izlediği  zaman onun ufkunda yeni bilgiler oluşacak ve belli bir kimseler ve bazı grublar bu<br />
icat üzerine çalışacak ve  belkide takriben 10 sene sonra o icat bulunacak ve kullanıma geçecek, o yüzden sana verilen bu<br />
keramet ve hal, o icadı daha 10 sene önce senin kullanman sayesinde, maneviyatta gizli olaraktan sana bu kermaet vari <br />
verilen bu icadı kullanmayı tatbik etmen sayesinden sana belli haller yaşatılır, ve sen den bunu, o günkü<br />
malzeme ile anlatman istenir, işte aynı peygamberimizin burağı tarif etmesi gibi, sen o günkü<br />
malzemelerle bunu insanlara anlatmaya çalışırsın, o sadece işte ileriye bir ışık tutmaktır. Yoksa o hal<br />
ancak yaşanır, ve söz ile anlatılabilir bir durum değildir, yani tarif etmesi zordur bir manada, yani tarif<br />
etmesi anlatması zordur, çünkü malzeme azdır.<br />
evet bu makalemizde anlatmak istediğimizde bu idi selamun aleyküm ve rahmetullah<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir</span></span><br />
<br />
Şifremiz ilçesi 11 Haziran 2023</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İlim ve Amellerin Faziletleri]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=20269</link>
			<pubDate>Sat, 01 Apr 2023 09:04:17 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=20269</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlim ve Amellerin Faziletleri: </span></span><br />
<br />
İlim ve Amellerin Fazileti: İlim, insanların manevi derecelerinin yükselmesine sebep olduğu gibi, göklerin ve yerin Rabbı olan Yüce Allah’ın sevgisini kazanmaya da vesile olur. Efendimizin (sav) “Alim mümin” alim olmayan müminden yedi yüz derece daha faziletlidir. Her derecenin arası, arz ile sema arası kadardır” buyurmaktadır. İlim sahipleri, insanlara peygamberlerin getirdiği ahkama göre yol gösterir. Bu yüzden halk. Daima alimlere muhtaçtır. Nitekim cennete, ehl-i cennete “Bir şeyler isteyin” denildiğinde onlar ne isteyeceklerini yine alimlerden öğreneceklerdir. <br />
Muaz b. Cebel (ra) derki: İlim öğrenin zira Allah rızası için ilim öğrenmek nimet, ilim talep etmek saadet, ders okumak tesbih, ilim mubahsesi cihat, bilmeyene öğretmek sadakadır. Hasılı ilim imam, amel de ona tabi olan cemaat gibidir. <br />
Öğrenilmesi farz olan ilim, Hakk’ı arayan kimseyi, Allah Teala’ya yaklaştırandır. İlimlerin en yükseği marifetullah (Hak bilgisi)’dir. Tam ve külli yakınlığı sağlayan ilim, süfiyyenin ilmidir. Tasavvuf yolunda kurtuluş arayanların evvela ilim öğrenip sonra sufilik yoluna girmeleri gerekir. <br />
İlim iki çeşittir. Biri ilim-i ubudiyet, diğeri ilm-i rububiyettir. Kişi ilm-i ubudiyeti, yani sağlam inanç ve salih amel için gerekli olan din bilgisini öğrendikten sonra ilm-i rububiyet, yani tarikat tahsiline yönelir. <br />
Zikir yolunu tutmak sevaba nail olmaya vesile olduğu gibi, nefs perdelerin kalkmasına da müessir olur. <br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amellerin Fazileti: </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namazın Faziletleri: </span></span><br />
<br />
Temizliğin altı derecesi vardır. <br />
Namaz kılacak kimsenin azalarını, elbiselerini ve bulunduğu yeri her türlü pislikten temizlemesi Kötü huy ve sıfatlardan temizlenmek <br />
Nefis kötü ahlaktan uzak tutmak <br />
Kalbi kötü isteklerin kederlerinden arıtmak <br />
Ruhu cehalet ve ayıplarından kurtarmak Sırrı masivadan uzaklaştırmak. Bu temizlik mertebesi nebilerin, kamil velilerin ve onların yolunda giden Salihlerin temizliğidir. Farz namazların fazileti hususunda Efendimizin (sav) şöyle buyurur: <br />
“Allah Teala’nın insanlara farz kıldığı şeylerden kendi katında tevhidden sonra en sevimli olanı namazdır. Eğer Allah Teala katında namazdan daha efdal bir ibadet olsaydı, melekler onunla ibadet ederlerdi. Halbuki meleklerin kimisi rükuda, kimisi secdede, kimisi kuû ddadır.” <br />
Teravih namazı; sünnet olup yirmi rekattır. <br />
Ramazan ayında yatsı namazını müteakip kılınır. Efendimiz (sav) “Allah Teala size Ramazan gecesi namazın sünnet kılmıştır.” Buyurarak sünnet ve Allah rızasının sebep olduğunu belirtmiştir. <br />
Teheccüd namazı, geceleyin bir miktar uyuduktan sonra kılınır. Uyumadan kılınan namaz teheccüd olmaz. Teheccüdün en güzel şekli önce iki rekat tahiyyetül-vudü kılınır. Bu iki rekatın ikisinde Fatiha’dan sonra Nisa suresinin 64. Ayeti ikincisinde yine Nisa suresinin 110. Ayeti okunur. <br />
Sonra ilkinde Ayetel kürsü ikincisinde <br />
Amenerrasulü okunan iki rekat namaz daha kılınır. Sonra da ikişer rekat olmak üzere on iki rekata tamamlanır. Teheccüd sekiz rekat kılınabileceği gibi yirmi, otuz, kırk, elli, rekata kadar kılınabilir. <br />
Teheccüd namazını adab ve erkana riayet ederek kılana Allah Teala beşi dünyada, dördü ahirette olmak üzere dokuz ikramda bulunacaktır. Dünyadakiler, afetlerden korumak, kıldığı namazın eserinin yüzde görülme, salih kulların muhabbetine nail olmak, sadır olması ve iffet duygusudur. Ahirettekiler ise yüz aklığı, hesap kolaylığı, sıratı rahat geçmek, kitabının sağ elden verilmesi gibidir. <br />
İşrak namazı, iki rekattır. Güneş iki mızrak yükseldikten sonra kılınır. Efendimizin (sav) “Bir kimse” sabah namazını cemaatle kıldıktan sonra oturup güneş doğuncaya kadar zikir ile meşgul olsa, güneş doğuncaya kadar iki rekat namaz kılsa bir nafile hac ve umre sevabına nail olur.” Buyuruyor. <br />
Güneş doğarken, müstehab olan zikrullahtır. Çünkü bu değerli vakitte zikrullaha devam etmenin nefislerde büyük bir tesiri vardır. <br />
Kuşluk namazı iki veya dört rekattan on iki rekata kadar kılınabilir. Kuşluk vaktinde dört rekat ile Allah Tealaya hatırlayan kişinin o günün akşamına kadar mekruhlardan uzaklaştıracağı rivayet edilir. <br />
Evvabin namazı, altı rekattır. Akşamla yatsı arasında kılınır. Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur. “ Bir kimse akşam namazından sonra hiç konuşmadan altı rekat namaz kılarsa, o namaz on iki yıllık ibadete denk olur.” <br />
Bu namazların haricinde Tesbih, istihare, Tevbe, Hacet, Regaib, Berat Gecesi, istika, yolcu, Küsuf namazları da anlatılmıştır.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orucun Faziletleri:</span></span> <br />
<br />
Bakara suresinin 183. Ayetinin Allah Teala “sizden öncekilere farz kıldığı gibi oruç size de farz kılındı” buyuruyor. Ramazan ayı orucunun tutulması farzdır. Bu ayda bir tesbih diğer aylarda olan bin tesbihten daha faziletlidir, hayırlıdır. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki, “oruç tutan kimsenin iki sevinci vardır. Bir sevinmesi iftar vaktindedir. Bir sevinci de Rabbına kavuştuğu zamandır.” <br />
Şevval ayında altı sonuç tutmak sevaptır. Zilhicceden dokuz gün, zilkadenin son günü ile birlikte oruç tutmak müstehabdır. Ramazan orucundan sonra Aşure günü orucunu diğer günlerde tutulan oruçların hiçbiri tercih edilmemiştir. Pazartesi ve Perşembe oruçlarda müstehabdır. Çünkü ameller Allah Teala’ya Pazartesi ve Perşembe günleri arz olunur. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zekatın Faziletleri: </span></span><br />
<br />
Efendimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır. “Zekatı verilen mal helak olmaz. Zekat vermeyen kavminden Allah yağmuru alır. Mallarınızı zekatla koruyan, hastalıklarınızı sadaka ile tedavi edin” Müslüman’a yakışan çok mükafat olmak için bol bol sadaka vermektedir. Sadaka verirken minnet ve eziyetle verilmemesi gerekir. Yoksa dileyiciye güzele “Allah versin” diyerek göndermek, yaptığı iyiliği boşa çıkarmaktan daha iyidir. Emr-i bi’l maruf sadakadır. Nehyi anil-münker sadakadır. Zar hangi şeyi Allah rızası için sarf edersen elbette onunla memur olursun. Yani Allah onun ecir ve sevabını sona ihsan eyler. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Haccın Faziletleri: </span></span><br />
<br />
Hz. Peygamber (sav) “ Bir kimse cima ve fısktan hazar ederek Kabe’yi ziyaret etse anasından doğduğu zamanki gibi günahından tertemiz olur” buyurmuştur. <br />
Hacc’da esas olan kişinin kalbindeki niyetini riyadan halis kılması, ticaret ve emsali dini ve dünyevi maksatlardan temizlenmesi tertemiz mal ile yola çakmasıdır. Yine hacıya yakışan ve gerekli olan Allah’ın hukuku ile mahlukatın haklarına riayettir. <br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aile Hukukuna Aid Faziletler: </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nikahın Faziletleri: </span></span><br />
<br />
Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor, “Nikah benim sünnetimdir, fıtrat ve sünnetimi seven ona sahip çıksın, iyi sarılsın” <br />
Allah için evlenen ve Allah için müminleri evlendiren Allah Teala’nın dostluğuna hak kazanır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Evlenmenin Afetleri: </span></span><br />
Kadınların istekleri bitip tükenmek bilmediğinden onlara helal kazanç götürmek zordur. <br />
Kadınların kötü huylarına tahammül ve eziyetlerine sabır çok güçtür. <br />
Çoluk çocuk ile meşguliyet insan dünya peşinde sevk ederek Allah Telaya’yı unutturabilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Evlenmenin Faydaları: </span></span><br />
<br />
Allah’ın vaadine güvenerek zengin olmak. <br />
Evlat ve zürriyet çoğalır. <br />
Nikah, şerefe delalet eder. <br />
Evlilik sayesinde kadınların güçlük ve sıkıntılara tahammül ederek zamanla güzel huy sahibi olmasına sağlar. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Evlenilecek kadında aranan şartlar:</span></span><br />
 <br />
Dindarlık ve namusluluk. <br />
Güzel huyluluk. <br />
Fizik, yüz ve soy güzelliği. <br />
Kadın gezmeye düşkün olmamalı. <br />
Kadın kanaatkar olmalıdır. <br />
Evlatlarına şefkatli olmalı. <br />
Kadının mehiri az olmalıdır. Evlenilecek kadın nikah düşen yakın akrabalarından olmamalıdır. <br />
Kadın kısır olmamalıdır. <br />
Evlenilecek kadının kız olması tercih edilmelidir. <br />
Karı-Kocanın Hak ve Vazifeleri <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Erkeğin Kadın Üzerindeki Hakları: </span></span><br />
<br />
Kadın kocasının günah olmayan bütün emirlerine riayet etmelidir. <br />
Kadının kocasının hakkın, kendisinden ve bütün akrabalarından haklarına takdim etmelidir. Kadın kocasının izni olmasan asla evden çıkmamalıdır. <br />
Kadın kocasının izni olmadan evinden hiç bir şey vermemelidir. <br />
Kadın, evin halini düzeltip, ıslah etmeye ihtimam göstermelidir. <br />
Kadın, kocasının namusunu ve sırrını muhafazadan sorumlu, din işlerinde ona yardımcı olmakla yükümlüdür. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kadının Kocası Üzerindeki Hakları: </span></span><br />
<br />
Erkek hanımına yediğinden yedirmeli giydiğinden giydirmelidir. <br />
Hanımını her bakımdan iyi idare etmeli, kırıp incitmemelidir. <br />
Erkek hanımına zulmetmemelidir. <br />
Fesada sebebiyet verecek şekilde gevşek ve aşarı olacak şekilde kıskanç davranmamalıdır. Erkek hanımına karşı su-i zandan kaçınmalıdır. Erkek, Allah Teala kendisine bol rızık verdiği zaman hanımına bol bol vermeli, fakat israfa girmemelidir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ana-Baba- Evladın Hak ve Vazifeleri: </span></span><br />
<br />
Doğumdan sonra kulağına ezan okuma adab-ı veladetlendir. <br />
Çocuk doğduğu zaman ağzı hurma gibi tatlı bir şeyle açılmalıdır. <br />
Doğan yavrunun yedinci günde başı tıraş edilir. <br />
Yedinci günde akika kurbanı kesilir. <br />
Yedinci günde sünnet ettirmek. <br />
Çoğu anasının emzirmesinde adabdır. <br />
Evlat, kız-erkek, her ne olursa olsun ihsan-ı ilahi add olunmalıdır. <br />
Meme emen çocuğun ağlamasıyla darlanmamalıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Evladın Ana-Baba Üzerindeki Hakları: </span></span><br />
<br />
Çocuğu güzel bir ad koymak. <br />
Helal ve temiz bir rızkla beslemek. Kitab-ı Kerim-i öğretmek. <br />
Altı yaşına varınca edep öğretmek. <br />
On altı yaşına gelince evlendirmek. <br />
Evlada kötü muameleden sakınmak. <br />
Evladın Ana-Babaya Karşı Vazifeleri: <br />
Ana-babaya eza ve cefa etmemek. <br />
Onlara iyilik ve şükranla muamele edip güzel sözlerle gönüllerini almak. <br />
Mübah olan her meselede ana-babaya itaatkar olmak. <br />
Ana-babaya ölümlerine kadar iyi bakmak yeterli değildir. <br />
Ölümlerinden sonra çocuğunun iyi halinden dolayı kabirde ferahtır. <br />
Dirilerin ölülere hediyesi dua ve istiğfardır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Akraba Hukukuna Dair Faziletler: </span></span><br />
<br />
Sıla-i rahim, ömrü uzatır, rızkı arttır, rızkı artırır. Efendimiz (sav) “Sıla-i rahmi terketme sıla yap, sana zulmedeni bağışla, sana kötülük yapana bile iyilik yap” buyurmaktadır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Köle ve Hayvanların Hakları: </span></span><br />
<br />
Aç bırakmamak. <br />
Bilindiği hayvanın yüzüne vurmamak. <br />
Hayvana azab ve işkence etmemek. <br />
Kendisine eziyet vermeyen karınca ve hüd hüd kuşunu öldürmemek. <br />
Akrep, yılan, fare, alaca, karga ve kuduz köpek gibi zararlıların dışında hayvanat öldürmemek. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Amme Hukukuna Dair Faziletler: </span></span><br />
<br />
Amme hukuku denilince insanların ırz ve namuslarına dil uzatmaktan sakınmalı ve dedikodu, kovuculuk, yalan ve benzeri dil ile işlenen günahlardan çekinmek akla gelir. <br />
Gıybet, müminin duyunca hoşlanmayacağı sözleri ortasından söylemektir. İstir dini ister dünyevi ne olursa olsun gıybet yapılmamalıdır. Bir Müslüman’ın şerefine dil uzatmak en büyük günahlardan biridir. Gıybete şu dört yerde başka çare kalmadığı zaman izin verilmiştir. <br />
Zalimin zulmünü padişaha şikayet etmek. Hak sahibinin hakkın almak için yardım isteğini kişiye olayı yada kişiyi anlatması. <br />
Fetva almak için yardım isteği kişiye olayı da kişiyi anlatması. <br />
Açıktan günah işleyen fasıkı, fısıktan korunmak amacıyla söylemek. <br />
Kovuculuk, açıklanması, istenmeyen sırların açıklanmasıdır. <br />
Efendimiz (sav) “ Korucu cennet giremez” buyurmuştur. Akıllı olana yakışan gördüklerini söylemektir. Bir fayda sağlamak veya günah önlemek siz konusu ise caizdir. Mesela birinin tasallut ederken gördüğün kimse hakkında şahitli yapma mecburiyetin vardır. <br />
Doğruluk mutlaka hayra götürür. Efendimiz (sav)’e “Mümin yalancı olabilirim:” diye sorulunca “Hayır asla olamaz! Buyurmuşlardır. Çünkü yalan uyduranlar Allah’ın ayetlerine inanmayanlardır. Yalan bütün kötülüklerin temeli, günahların esasıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yalan Ancak Bir Kaç Yerde Mübahtır: </span></span><br />
<br />
Dargınların arasını bulmak için. <br />
Harpte düşmana hile yapmak için. <br />
Erkeklerin hanımına ve kadının kocasına muhabbet ve yuva saadeti için söylediği yalan sözler. <br />
Müminin yalan vaadden kaçınması gereklidir. Çünkü yalan vaad münafıklık alametidir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefsin Islah Yolları: </span></span><br />
<br />
Kul, nefsin azgınlık ve taşkınlığından kurtularak itiminan makamına erince nefs insana güzel bir binit olur. En büyük cihad ile mücadeledir. Nefsin kötü ahlakı pek çoktur. Bunların başlıcaları, kibir, vebriya, öfke, hased, mal sevgisi ve makam tutkusudur. <br />
Tevazu ile kul nefsini kibir ve ucbün çirkinliğinden uzak tutmalıdır. Efendimiz (sav); “Dünyada böbürlenip büyüklük taslayanlar, kıyamet gününde küçük karınca suretinde yaratılacak ve halk onların üzerine basarak çiğneyecektir.” Buyurmaktadır. <br />
Yusuf b. Esbat tevazu şu güzel sözleri açıklıyor, “Evinden çıktıktan sonra karşılaştığın herkesi kendine üstün görmektir.” <br />
Küçük şirk sayılan riyanın nefisten uzaklaştırılması ancak yapılan her şeyin Allah rızası için olduğunu bilmekle mümkündür. Kişi bir amele yöneldiği zaman aklında sadece Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır. <br />
Efendimiz (sav) yumuşak huyluluğu da şu sözlerle açıklıyor, <br />
“ Sizin en hayırlınız öfkelendiği zaman kendine hakim olandır. En yumuşak başlı olanınızda elinde intikam alma imkanı olduğu halde insanların kusurlarını bağışlayandır. <br />
Hased, Allah’ın kullarına ihsandan memnun olmamak manasına gelir. Bu ise insanı günahla götürebilir. Bir kimse dünyaya aid bir şey için hassal ediyorsa bu tutumu ona hiç bir şey kazandırmaz. İbn Şirin derki: “ Hased ettiğim kimse Cennet ehliyse onun ehl-i cennet olduğunu kıskanmayayım da dünyalığını mı kıskanayım? Zira dünya cennet nazaran çok hafiftir. Eğer hased ettiğim kimse cehennemlik ise, onu cehenneme götüren dünyasını niye kıskanayım? <br />
Müminlerde olması gerekli olan güzel huylardan biride isar’dır Yani kendine verilmesi gerekin ihsanın başkasını arzu etmektir. Nitekim Allah Teala bu konuda Haşr suresinde “ Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile, kardeşlerini kendilerinden önce tutarlar” buyurmaktadır. <br />
Nefsin kötü huylarından olan hırs kişiyi hasrete götürür. Bunu önüne geçmek amacıyla müminlerin kanaatkar olması gereklidir. Kanaat konusunda <br />
aslolan iktisatlı, tutumlu olmaktır. İktisat, harcamada tutumlu, vermede minnetsiz davranmaktadır. <br />
Bilmek gerekir ki, makam sevgisi ve şöhret tutkusu, nefse en çekici gelen özelliklerdendir. Bu sebeple sıdk makamına ermiş kimselerden en son çıkan nefsani duygu, “makam sevgisi” veya “baş olması” arzusundadır. Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur. “Siz baş olmaya çok meraklısınız, fakat bu duygu, kıyamet gününde size pişmanlık sebebi olacaktır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sülük, Ma’rifet ve Tevhidin Fazileti: </span></span><br />
<br />
Sülük’ün niteliği: Bu alemde gerçek maksat, biricik gaye Allah Teala Hazretleridir. Bu yüce gayeye götürülen yollar, yaratıkların nefesleri sayısıncadır. Bu yolların en sağlam, en zor, en yüce ve en doğru olan, riyasat, mücahede ve şiddet yoludur. Kalp temizliği batın tasfiyesi, zikir ve tevhid ile olur. Allah Teala ile aramızda bulunan perdelerin en kalını şüphesiz nefs perdesidir. <br />
Nefsin Arzularına Karşı Koyabilmek İçin Gerekli Bazı Hususlar Vardır: <br />
Gönlünün ısındığı bir kamil şeyhe bağlanmak. <br />
Tevbe ve inabeden sonra Hak’a yönelmek. <br />
Sünnet uymaya ihtimam göstermek. <br />
Ehl-i dünyaya yaltaklanmamak. <br />
Aç kalmak (ve az yemek). <br />
Sükut (ve az konuşmak). <br />
Zikri ilahi ile meşgul olmak. <br />
Halvete devam. <br />
Vakıasını başkasına söylememek. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ma’rifet’i İlahiyyenin Fazileti:</span> </span><br />
<br />
Marifet ve ilm-i ilahi, yani, Cenabı Hakk’ı iyice tanımak faziletlerin en yücesidir. Nitekim rivayet olunduğuna göre Resulullah (sav) “ En fazileti amel nedir? Sonuncusu “Allah’ı bilmek ve tanımaktır.” Buyuruyor. Ayrıca yine bu konu ile alakalı olarak “Bilerek yapılan az amel, bilinmeden yapılan çok amelden daha hayırlı ve faydalıdır.” Buyurmaktadır. <br />
Tevhid-i İlahinin Fazileti: Tevhid hakkında pek çok söz söylenmiştir. Fakat tevhidin hakikati dil ile beyan olunamaz. Çünkü tevhid hakikatinin yörüngesi, tatmak ve yaşamaktır, on ancak vicdan ile anlaşılabilir. <br />
Ebül Abbas es-Seyyari derki: “ Tevhid; kalbin Hakk’tan başka bir şey hatırlamamasıdır.” <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MİFTHU’S-SALAT VE MİRKATÜN-NECAT </span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Namaz Anahtarı ve Kurtuluş Merdiveni) Namazın Sırları ve Adabı: </span></span><br />
<br />
Namazı kılacak kişi yemek ve içmekle ilgili ihtiyaçlarını görmüş, kalbi huzur ve teveccühünü bozabilecek düşünceleri zihinden çıkarmış olmalıdır. Bedeninin ve kalbini tevbe ile temizlemelidir. Burada temizlenmesi gerekli olan en önemli şey kalptir. Çünkü kalp nazargah-ı ilahi’dir. <br />
Bedenen kıbleye, batınen ise Cenab-ı Hakk’ın huzur-u ilahisine yönelmeli ve son namaz imiş gibi kılmak gerekir. <br />
Niyetten sonra tekbir alınır ve namaza durulur. Burada mümin bir miraçtadır. Bunu hiçbir an unutmamalı ve Allah’ın huzuruna yakışır şekilde namaz eda eylemelidir. <br />
Tekbirden sonra sağ ele elin üzerine konularak bağlanır. Yeni ise insanın iki denizinin kavuştuğu yer olan göbeğin biraz aşağısındadır. Göbeğin üst kısmı (kalp ve daha yukarısı) semavi sırlar hazinesi, alt kısmı ise nefsini orduların karargahı ve arzın sırları deposudur. Eller bu şekilde bağlanınca nefsini duygu ve güçlerin yukarı çıkması önlenmiş olur. Nefsle mücadele ve ihtilaf ortadan kalkınca ellerin birleştirilmesi ihtiyacı ortadan kalkan ve eller yana salıverilir. Bu konuda görüş ayrıcalığı çıkmaktadır. <br />
Bu durum namaz kılan kişinin ahvalinin farklığından kaynaklanır. <br />
Namaz kılana yakışan, padişahlar padişahı Allah’ın huzurunda zelil bir kulun oluşu gibi huşu ve hudu halinde bulunmaktadır. Ruküdan doğrulunca belini ve sırtını dümdüz yapmak gereklidir. Yoksa Allah Teala nazar buyurmaz. <br />
Secdeye giderken dizler, eller sonra alan ve burun sırasıyla yere konur. Dirsekler yere yapıştırılmaz. Secdede sünnet ve farzlara riayetle özen gösterilmelidir. Çünkü kulun Cenab-ı Hakk’ın en yakın olduğu an secde anıdır. Secdeden kalkınca sol ayak üzerine oturulur ve sağ ayak parmakları kıbleyi gösterecek şekilde dikilir. Eller açılıp kapanmaya zorlanmadan uyluklar üzerine konur. <br />
Teşehhüdde et-Tahiyyat okunurken Mirac’ın sırrı düşünülmelidir. Çünkü namaz Mi’raç çıkmak için sağ ve solda bulunan meleklerle, Müslüman ins ve cinlere selam verilmelidir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Namazın Faziletleri:</span></span> <br />
<br />
İkindi namazı çok önemlidir. Bu namazı kılana büyük mutluluk vardır. İyiliklerin kötülükleri giderdiği gibi namazda dünya karanlıklarını giderir. Beş vakit namaz Cenab-Hakk’a açılan baş huzur kapısıdır. <br />
Nefsin namazı insanı kötü huylardan, kalbin namazı gaflet ve gereksiz uğraştan, sırrın namazı da masivaya iltifattan alıkor. <br />
Namaz lugatta dua demektir. Çünkü tam anlamıyla Allah’a yönelince bütün organları sanki dil kesilir ve Allah Telalaya zahirin ve batınen dua eder. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cuma ve Cemaatin Faziletleri: </span></span><br />
<br />
Allah Teala buyuruyor ki. <br />
“ Cuma günü namaza çağrıldığında hemen Allah’ın zikrine koşunuz. Alış verişi terkediniz. Eğer bilseniz bu sizin için daha hayırlıdır. (Cuma-9) <br />
Cuma namazını terk etmek kalbin nurlanıp inkişaf etmesine sebep olur. <br />
Cuma namazında gerekli olan adabdan birinin de sessizce hutbe dinlemek olduğu bilinmelidir. Çünkü Allah Resulü (sav) “imam minbere çıktığında zaman namaz kılmak da, konuşmak da caiz değildir.” buyurmuşlardır. <br />
Günlerin en hayırlı olan Cuma günüdür. <br />
Cemaatle namaz, sünnet-i müekkededir. Cemaatle kılının namazın yirmiyedi kat sevabı olduğu unutulmamalıdır. <br />
Saf bağlayıp namaz kılan mü’minler, nefs gibi haramilere şeytan misli hırsızlara karşı mücadele etmek için birbirlerine destek olarak kenetlenmiş binalar gibidir. Namaza duran cemaatin zahirleri şartlarını taşı(Zeker) bir araya gelirse batınlarıda onlara uyar. Takva ve iyilik hususunda birbirlerine karşılıklı olarak yardımcı olurlar. Birbirlerine nur ve bereket sirayet eder. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tenbih </span></span><br />
<br />
Namaz, kalbi ve kalple ilgili amelleri, cehri ve hafi zikri toplayan ve kulu yüksek derecelere ulaştıran bir ibadettir. <br />
Ammelilerin bir ruhu, bir cesedi vardır. İnsanoğlu dünyada bulunduğu sürece onun amellerinden yüz çevirmesi azgınlık ve isyanın ta kendisidir. Ameller haller ile tezkiye görür. Haller (ahval) ammelileri gelişir. <br />
Dinin ikamesi için gayret göster., lakin (ölüm) gelinceye kadar Rabbına kulluğuna devam et.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak :</span></span><br />
<br />
CAMİ’UL FAZAİL <br />
VE KAMİLİR-REZAİL <br />
Aziz Mahmut Hüdayi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlim ve Amellerin Faziletleri: </span></span><br />
<br />
İlim ve Amellerin Fazileti: İlim, insanların manevi derecelerinin yükselmesine sebep olduğu gibi, göklerin ve yerin Rabbı olan Yüce Allah’ın sevgisini kazanmaya da vesile olur. Efendimizin (sav) “Alim mümin” alim olmayan müminden yedi yüz derece daha faziletlidir. Her derecenin arası, arz ile sema arası kadardır” buyurmaktadır. İlim sahipleri, insanlara peygamberlerin getirdiği ahkama göre yol gösterir. Bu yüzden halk. Daima alimlere muhtaçtır. Nitekim cennete, ehl-i cennete “Bir şeyler isteyin” denildiğinde onlar ne isteyeceklerini yine alimlerden öğreneceklerdir. <br />
Muaz b. Cebel (ra) derki: İlim öğrenin zira Allah rızası için ilim öğrenmek nimet, ilim talep etmek saadet, ders okumak tesbih, ilim mubahsesi cihat, bilmeyene öğretmek sadakadır. Hasılı ilim imam, amel de ona tabi olan cemaat gibidir. <br />
Öğrenilmesi farz olan ilim, Hakk’ı arayan kimseyi, Allah Teala’ya yaklaştırandır. İlimlerin en yükseği marifetullah (Hak bilgisi)’dir. Tam ve külli yakınlığı sağlayan ilim, süfiyyenin ilmidir. Tasavvuf yolunda kurtuluş arayanların evvela ilim öğrenip sonra sufilik yoluna girmeleri gerekir. <br />
İlim iki çeşittir. Biri ilim-i ubudiyet, diğeri ilm-i rububiyettir. Kişi ilm-i ubudiyeti, yani sağlam inanç ve salih amel için gerekli olan din bilgisini öğrendikten sonra ilm-i rububiyet, yani tarikat tahsiline yönelir. <br />
Zikir yolunu tutmak sevaba nail olmaya vesile olduğu gibi, nefs perdelerin kalkmasına da müessir olur. <br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amellerin Fazileti: </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namazın Faziletleri: </span></span><br />
<br />
Temizliğin altı derecesi vardır. <br />
Namaz kılacak kimsenin azalarını, elbiselerini ve bulunduğu yeri her türlü pislikten temizlemesi Kötü huy ve sıfatlardan temizlenmek <br />
Nefis kötü ahlaktan uzak tutmak <br />
Kalbi kötü isteklerin kederlerinden arıtmak <br />
Ruhu cehalet ve ayıplarından kurtarmak Sırrı masivadan uzaklaştırmak. Bu temizlik mertebesi nebilerin, kamil velilerin ve onların yolunda giden Salihlerin temizliğidir. Farz namazların fazileti hususunda Efendimizin (sav) şöyle buyurur: <br />
“Allah Teala’nın insanlara farz kıldığı şeylerden kendi katında tevhidden sonra en sevimli olanı namazdır. Eğer Allah Teala katında namazdan daha efdal bir ibadet olsaydı, melekler onunla ibadet ederlerdi. Halbuki meleklerin kimisi rükuda, kimisi secdede, kimisi kuû ddadır.” <br />
Teravih namazı; sünnet olup yirmi rekattır. <br />
Ramazan ayında yatsı namazını müteakip kılınır. Efendimiz (sav) “Allah Teala size Ramazan gecesi namazın sünnet kılmıştır.” Buyurarak sünnet ve Allah rızasının sebep olduğunu belirtmiştir. <br />
Teheccüd namazı, geceleyin bir miktar uyuduktan sonra kılınır. Uyumadan kılınan namaz teheccüd olmaz. Teheccüdün en güzel şekli önce iki rekat tahiyyetül-vudü kılınır. Bu iki rekatın ikisinde Fatiha’dan sonra Nisa suresinin 64. Ayeti ikincisinde yine Nisa suresinin 110. Ayeti okunur. <br />
Sonra ilkinde Ayetel kürsü ikincisinde <br />
Amenerrasulü okunan iki rekat namaz daha kılınır. Sonra da ikişer rekat olmak üzere on iki rekata tamamlanır. Teheccüd sekiz rekat kılınabileceği gibi yirmi, otuz, kırk, elli, rekata kadar kılınabilir. <br />
Teheccüd namazını adab ve erkana riayet ederek kılana Allah Teala beşi dünyada, dördü ahirette olmak üzere dokuz ikramda bulunacaktır. Dünyadakiler, afetlerden korumak, kıldığı namazın eserinin yüzde görülme, salih kulların muhabbetine nail olmak, sadır olması ve iffet duygusudur. Ahirettekiler ise yüz aklığı, hesap kolaylığı, sıratı rahat geçmek, kitabının sağ elden verilmesi gibidir. <br />
İşrak namazı, iki rekattır. Güneş iki mızrak yükseldikten sonra kılınır. Efendimizin (sav) “Bir kimse” sabah namazını cemaatle kıldıktan sonra oturup güneş doğuncaya kadar zikir ile meşgul olsa, güneş doğuncaya kadar iki rekat namaz kılsa bir nafile hac ve umre sevabına nail olur.” Buyuruyor. <br />
Güneş doğarken, müstehab olan zikrullahtır. Çünkü bu değerli vakitte zikrullaha devam etmenin nefislerde büyük bir tesiri vardır. <br />
Kuşluk namazı iki veya dört rekattan on iki rekata kadar kılınabilir. Kuşluk vaktinde dört rekat ile Allah Tealaya hatırlayan kişinin o günün akşamına kadar mekruhlardan uzaklaştıracağı rivayet edilir. <br />
Evvabin namazı, altı rekattır. Akşamla yatsı arasında kılınır. Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur. “ Bir kimse akşam namazından sonra hiç konuşmadan altı rekat namaz kılarsa, o namaz on iki yıllık ibadete denk olur.” <br />
Bu namazların haricinde Tesbih, istihare, Tevbe, Hacet, Regaib, Berat Gecesi, istika, yolcu, Küsuf namazları da anlatılmıştır.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orucun Faziletleri:</span></span> <br />
<br />
Bakara suresinin 183. Ayetinin Allah Teala “sizden öncekilere farz kıldığı gibi oruç size de farz kılındı” buyuruyor. Ramazan ayı orucunun tutulması farzdır. Bu ayda bir tesbih diğer aylarda olan bin tesbihten daha faziletlidir, hayırlıdır. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki, “oruç tutan kimsenin iki sevinci vardır. Bir sevinmesi iftar vaktindedir. Bir sevinci de Rabbına kavuştuğu zamandır.” <br />
Şevval ayında altı sonuç tutmak sevaptır. Zilhicceden dokuz gün, zilkadenin son günü ile birlikte oruç tutmak müstehabdır. Ramazan orucundan sonra Aşure günü orucunu diğer günlerde tutulan oruçların hiçbiri tercih edilmemiştir. Pazartesi ve Perşembe oruçlarda müstehabdır. Çünkü ameller Allah Teala’ya Pazartesi ve Perşembe günleri arz olunur. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zekatın Faziletleri: </span></span><br />
<br />
Efendimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır. “Zekatı verilen mal helak olmaz. Zekat vermeyen kavminden Allah yağmuru alır. Mallarınızı zekatla koruyan, hastalıklarınızı sadaka ile tedavi edin” Müslüman’a yakışan çok mükafat olmak için bol bol sadaka vermektedir. Sadaka verirken minnet ve eziyetle verilmemesi gerekir. Yoksa dileyiciye güzele “Allah versin” diyerek göndermek, yaptığı iyiliği boşa çıkarmaktan daha iyidir. Emr-i bi’l maruf sadakadır. Nehyi anil-münker sadakadır. Zar hangi şeyi Allah rızası için sarf edersen elbette onunla memur olursun. Yani Allah onun ecir ve sevabını sona ihsan eyler. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Haccın Faziletleri: </span></span><br />
<br />
Hz. Peygamber (sav) “ Bir kimse cima ve fısktan hazar ederek Kabe’yi ziyaret etse anasından doğduğu zamanki gibi günahından tertemiz olur” buyurmuştur. <br />
Hacc’da esas olan kişinin kalbindeki niyetini riyadan halis kılması, ticaret ve emsali dini ve dünyevi maksatlardan temizlenmesi tertemiz mal ile yola çakmasıdır. Yine hacıya yakışan ve gerekli olan Allah’ın hukuku ile mahlukatın haklarına riayettir. <br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aile Hukukuna Aid Faziletler: </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nikahın Faziletleri: </span></span><br />
<br />
Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor, “Nikah benim sünnetimdir, fıtrat ve sünnetimi seven ona sahip çıksın, iyi sarılsın” <br />
Allah için evlenen ve Allah için müminleri evlendiren Allah Teala’nın dostluğuna hak kazanır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Evlenmenin Afetleri: </span></span><br />
Kadınların istekleri bitip tükenmek bilmediğinden onlara helal kazanç götürmek zordur. <br />
Kadınların kötü huylarına tahammül ve eziyetlerine sabır çok güçtür. <br />
Çoluk çocuk ile meşguliyet insan dünya peşinde sevk ederek Allah Telaya’yı unutturabilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Evlenmenin Faydaları: </span></span><br />
<br />
Allah’ın vaadine güvenerek zengin olmak. <br />
Evlat ve zürriyet çoğalır. <br />
Nikah, şerefe delalet eder. <br />
Evlilik sayesinde kadınların güçlük ve sıkıntılara tahammül ederek zamanla güzel huy sahibi olmasına sağlar. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Evlenilecek kadında aranan şartlar:</span></span><br />
 <br />
Dindarlık ve namusluluk. <br />
Güzel huyluluk. <br />
Fizik, yüz ve soy güzelliği. <br />
Kadın gezmeye düşkün olmamalı. <br />
Kadın kanaatkar olmalıdır. <br />
Evlatlarına şefkatli olmalı. <br />
Kadının mehiri az olmalıdır. Evlenilecek kadın nikah düşen yakın akrabalarından olmamalıdır. <br />
Kadın kısır olmamalıdır. <br />
Evlenilecek kadının kız olması tercih edilmelidir. <br />
Karı-Kocanın Hak ve Vazifeleri <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Erkeğin Kadın Üzerindeki Hakları: </span></span><br />
<br />
Kadın kocasının günah olmayan bütün emirlerine riayet etmelidir. <br />
Kadının kocasının hakkın, kendisinden ve bütün akrabalarından haklarına takdim etmelidir. Kadın kocasının izni olmasan asla evden çıkmamalıdır. <br />
Kadın kocasının izni olmadan evinden hiç bir şey vermemelidir. <br />
Kadın, evin halini düzeltip, ıslah etmeye ihtimam göstermelidir. <br />
Kadın, kocasının namusunu ve sırrını muhafazadan sorumlu, din işlerinde ona yardımcı olmakla yükümlüdür. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kadının Kocası Üzerindeki Hakları: </span></span><br />
<br />
Erkek hanımına yediğinden yedirmeli giydiğinden giydirmelidir. <br />
Hanımını her bakımdan iyi idare etmeli, kırıp incitmemelidir. <br />
Erkek hanımına zulmetmemelidir. <br />
Fesada sebebiyet verecek şekilde gevşek ve aşarı olacak şekilde kıskanç davranmamalıdır. Erkek hanımına karşı su-i zandan kaçınmalıdır. Erkek, Allah Teala kendisine bol rızık verdiği zaman hanımına bol bol vermeli, fakat israfa girmemelidir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ana-Baba- Evladın Hak ve Vazifeleri: </span></span><br />
<br />
Doğumdan sonra kulağına ezan okuma adab-ı veladetlendir. <br />
Çocuk doğduğu zaman ağzı hurma gibi tatlı bir şeyle açılmalıdır. <br />
Doğan yavrunun yedinci günde başı tıraş edilir. <br />
Yedinci günde akika kurbanı kesilir. <br />
Yedinci günde sünnet ettirmek. <br />
Çoğu anasının emzirmesinde adabdır. <br />
Evlat, kız-erkek, her ne olursa olsun ihsan-ı ilahi add olunmalıdır. <br />
Meme emen çocuğun ağlamasıyla darlanmamalıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Evladın Ana-Baba Üzerindeki Hakları: </span></span><br />
<br />
Çocuğu güzel bir ad koymak. <br />
Helal ve temiz bir rızkla beslemek. Kitab-ı Kerim-i öğretmek. <br />
Altı yaşına varınca edep öğretmek. <br />
On altı yaşına gelince evlendirmek. <br />
Evlada kötü muameleden sakınmak. <br />
Evladın Ana-Babaya Karşı Vazifeleri: <br />
Ana-babaya eza ve cefa etmemek. <br />
Onlara iyilik ve şükranla muamele edip güzel sözlerle gönüllerini almak. <br />
Mübah olan her meselede ana-babaya itaatkar olmak. <br />
Ana-babaya ölümlerine kadar iyi bakmak yeterli değildir. <br />
Ölümlerinden sonra çocuğunun iyi halinden dolayı kabirde ferahtır. <br />
Dirilerin ölülere hediyesi dua ve istiğfardır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Akraba Hukukuna Dair Faziletler: </span></span><br />
<br />
Sıla-i rahim, ömrü uzatır, rızkı arttır, rızkı artırır. Efendimiz (sav) “Sıla-i rahmi terketme sıla yap, sana zulmedeni bağışla, sana kötülük yapana bile iyilik yap” buyurmaktadır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Köle ve Hayvanların Hakları: </span></span><br />
<br />
Aç bırakmamak. <br />
Bilindiği hayvanın yüzüne vurmamak. <br />
Hayvana azab ve işkence etmemek. <br />
Kendisine eziyet vermeyen karınca ve hüd hüd kuşunu öldürmemek. <br />
Akrep, yılan, fare, alaca, karga ve kuduz köpek gibi zararlıların dışında hayvanat öldürmemek. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Amme Hukukuna Dair Faziletler: </span></span><br />
<br />
Amme hukuku denilince insanların ırz ve namuslarına dil uzatmaktan sakınmalı ve dedikodu, kovuculuk, yalan ve benzeri dil ile işlenen günahlardan çekinmek akla gelir. <br />
Gıybet, müminin duyunca hoşlanmayacağı sözleri ortasından söylemektir. İstir dini ister dünyevi ne olursa olsun gıybet yapılmamalıdır. Bir Müslüman’ın şerefine dil uzatmak en büyük günahlardan biridir. Gıybete şu dört yerde başka çare kalmadığı zaman izin verilmiştir. <br />
Zalimin zulmünü padişaha şikayet etmek. Hak sahibinin hakkın almak için yardım isteğini kişiye olayı yada kişiyi anlatması. <br />
Fetva almak için yardım isteği kişiye olayı da kişiyi anlatması. <br />
Açıktan günah işleyen fasıkı, fısıktan korunmak amacıyla söylemek. <br />
Kovuculuk, açıklanması, istenmeyen sırların açıklanmasıdır. <br />
Efendimiz (sav) “ Korucu cennet giremez” buyurmuştur. Akıllı olana yakışan gördüklerini söylemektir. Bir fayda sağlamak veya günah önlemek siz konusu ise caizdir. Mesela birinin tasallut ederken gördüğün kimse hakkında şahitli yapma mecburiyetin vardır. <br />
Doğruluk mutlaka hayra götürür. Efendimiz (sav)’e “Mümin yalancı olabilirim:” diye sorulunca “Hayır asla olamaz! Buyurmuşlardır. Çünkü yalan uyduranlar Allah’ın ayetlerine inanmayanlardır. Yalan bütün kötülüklerin temeli, günahların esasıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yalan Ancak Bir Kaç Yerde Mübahtır: </span></span><br />
<br />
Dargınların arasını bulmak için. <br />
Harpte düşmana hile yapmak için. <br />
Erkeklerin hanımına ve kadının kocasına muhabbet ve yuva saadeti için söylediği yalan sözler. <br />
Müminin yalan vaadden kaçınması gereklidir. Çünkü yalan vaad münafıklık alametidir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefsin Islah Yolları: </span></span><br />
<br />
Kul, nefsin azgınlık ve taşkınlığından kurtularak itiminan makamına erince nefs insana güzel bir binit olur. En büyük cihad ile mücadeledir. Nefsin kötü ahlakı pek çoktur. Bunların başlıcaları, kibir, vebriya, öfke, hased, mal sevgisi ve makam tutkusudur. <br />
Tevazu ile kul nefsini kibir ve ucbün çirkinliğinden uzak tutmalıdır. Efendimiz (sav); “Dünyada böbürlenip büyüklük taslayanlar, kıyamet gününde küçük karınca suretinde yaratılacak ve halk onların üzerine basarak çiğneyecektir.” Buyurmaktadır. <br />
Yusuf b. Esbat tevazu şu güzel sözleri açıklıyor, “Evinden çıktıktan sonra karşılaştığın herkesi kendine üstün görmektir.” <br />
Küçük şirk sayılan riyanın nefisten uzaklaştırılması ancak yapılan her şeyin Allah rızası için olduğunu bilmekle mümkündür. Kişi bir amele yöneldiği zaman aklında sadece Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır. <br />
Efendimiz (sav) yumuşak huyluluğu da şu sözlerle açıklıyor, <br />
“ Sizin en hayırlınız öfkelendiği zaman kendine hakim olandır. En yumuşak başlı olanınızda elinde intikam alma imkanı olduğu halde insanların kusurlarını bağışlayandır. <br />
Hased, Allah’ın kullarına ihsandan memnun olmamak manasına gelir. Bu ise insanı günahla götürebilir. Bir kimse dünyaya aid bir şey için hassal ediyorsa bu tutumu ona hiç bir şey kazandırmaz. İbn Şirin derki: “ Hased ettiğim kimse Cennet ehliyse onun ehl-i cennet olduğunu kıskanmayayım da dünyalığını mı kıskanayım? Zira dünya cennet nazaran çok hafiftir. Eğer hased ettiğim kimse cehennemlik ise, onu cehenneme götüren dünyasını niye kıskanayım? <br />
Müminlerde olması gerekli olan güzel huylardan biride isar’dır Yani kendine verilmesi gerekin ihsanın başkasını arzu etmektir. Nitekim Allah Teala bu konuda Haşr suresinde “ Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile, kardeşlerini kendilerinden önce tutarlar” buyurmaktadır. <br />
Nefsin kötü huylarından olan hırs kişiyi hasrete götürür. Bunu önüne geçmek amacıyla müminlerin kanaatkar olması gereklidir. Kanaat konusunda <br />
aslolan iktisatlı, tutumlu olmaktır. İktisat, harcamada tutumlu, vermede minnetsiz davranmaktadır. <br />
Bilmek gerekir ki, makam sevgisi ve şöhret tutkusu, nefse en çekici gelen özelliklerdendir. Bu sebeple sıdk makamına ermiş kimselerden en son çıkan nefsani duygu, “makam sevgisi” veya “baş olması” arzusundadır. Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur. “Siz baş olmaya çok meraklısınız, fakat bu duygu, kıyamet gününde size pişmanlık sebebi olacaktır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sülük, Ma’rifet ve Tevhidin Fazileti: </span></span><br />
<br />
Sülük’ün niteliği: Bu alemde gerçek maksat, biricik gaye Allah Teala Hazretleridir. Bu yüce gayeye götürülen yollar, yaratıkların nefesleri sayısıncadır. Bu yolların en sağlam, en zor, en yüce ve en doğru olan, riyasat, mücahede ve şiddet yoludur. Kalp temizliği batın tasfiyesi, zikir ve tevhid ile olur. Allah Teala ile aramızda bulunan perdelerin en kalını şüphesiz nefs perdesidir. <br />
Nefsin Arzularına Karşı Koyabilmek İçin Gerekli Bazı Hususlar Vardır: <br />
Gönlünün ısındığı bir kamil şeyhe bağlanmak. <br />
Tevbe ve inabeden sonra Hak’a yönelmek. <br />
Sünnet uymaya ihtimam göstermek. <br />
Ehl-i dünyaya yaltaklanmamak. <br />
Aç kalmak (ve az yemek). <br />
Sükut (ve az konuşmak). <br />
Zikri ilahi ile meşgul olmak. <br />
Halvete devam. <br />
Vakıasını başkasına söylememek. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ma’rifet’i İlahiyyenin Fazileti:</span> </span><br />
<br />
Marifet ve ilm-i ilahi, yani, Cenabı Hakk’ı iyice tanımak faziletlerin en yücesidir. Nitekim rivayet olunduğuna göre Resulullah (sav) “ En fazileti amel nedir? Sonuncusu “Allah’ı bilmek ve tanımaktır.” Buyuruyor. Ayrıca yine bu konu ile alakalı olarak “Bilerek yapılan az amel, bilinmeden yapılan çok amelden daha hayırlı ve faydalıdır.” Buyurmaktadır. <br />
Tevhid-i İlahinin Fazileti: Tevhid hakkında pek çok söz söylenmiştir. Fakat tevhidin hakikati dil ile beyan olunamaz. Çünkü tevhid hakikatinin yörüngesi, tatmak ve yaşamaktır, on ancak vicdan ile anlaşılabilir. <br />
Ebül Abbas es-Seyyari derki: “ Tevhid; kalbin Hakk’tan başka bir şey hatırlamamasıdır.” <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MİFTHU’S-SALAT VE MİRKATÜN-NECAT </span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Namaz Anahtarı ve Kurtuluş Merdiveni) Namazın Sırları ve Adabı: </span></span><br />
<br />
Namazı kılacak kişi yemek ve içmekle ilgili ihtiyaçlarını görmüş, kalbi huzur ve teveccühünü bozabilecek düşünceleri zihinden çıkarmış olmalıdır. Bedeninin ve kalbini tevbe ile temizlemelidir. Burada temizlenmesi gerekli olan en önemli şey kalptir. Çünkü kalp nazargah-ı ilahi’dir. <br />
Bedenen kıbleye, batınen ise Cenab-ı Hakk’ın huzur-u ilahisine yönelmeli ve son namaz imiş gibi kılmak gerekir. <br />
Niyetten sonra tekbir alınır ve namaza durulur. Burada mümin bir miraçtadır. Bunu hiçbir an unutmamalı ve Allah’ın huzuruna yakışır şekilde namaz eda eylemelidir. <br />
Tekbirden sonra sağ ele elin üzerine konularak bağlanır. Yeni ise insanın iki denizinin kavuştuğu yer olan göbeğin biraz aşağısındadır. Göbeğin üst kısmı (kalp ve daha yukarısı) semavi sırlar hazinesi, alt kısmı ise nefsini orduların karargahı ve arzın sırları deposudur. Eller bu şekilde bağlanınca nefsini duygu ve güçlerin yukarı çıkması önlenmiş olur. Nefsle mücadele ve ihtilaf ortadan kalkınca ellerin birleştirilmesi ihtiyacı ortadan kalkan ve eller yana salıverilir. Bu konuda görüş ayrıcalığı çıkmaktadır. <br />
Bu durum namaz kılan kişinin ahvalinin farklığından kaynaklanır. <br />
Namaz kılana yakışan, padişahlar padişahı Allah’ın huzurunda zelil bir kulun oluşu gibi huşu ve hudu halinde bulunmaktadır. Ruküdan doğrulunca belini ve sırtını dümdüz yapmak gereklidir. Yoksa Allah Teala nazar buyurmaz. <br />
Secdeye giderken dizler, eller sonra alan ve burun sırasıyla yere konur. Dirsekler yere yapıştırılmaz. Secdede sünnet ve farzlara riayetle özen gösterilmelidir. Çünkü kulun Cenab-ı Hakk’ın en yakın olduğu an secde anıdır. Secdeden kalkınca sol ayak üzerine oturulur ve sağ ayak parmakları kıbleyi gösterecek şekilde dikilir. Eller açılıp kapanmaya zorlanmadan uyluklar üzerine konur. <br />
Teşehhüdde et-Tahiyyat okunurken Mirac’ın sırrı düşünülmelidir. Çünkü namaz Mi’raç çıkmak için sağ ve solda bulunan meleklerle, Müslüman ins ve cinlere selam verilmelidir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Namazın Faziletleri:</span></span> <br />
<br />
İkindi namazı çok önemlidir. Bu namazı kılana büyük mutluluk vardır. İyiliklerin kötülükleri giderdiği gibi namazda dünya karanlıklarını giderir. Beş vakit namaz Cenab-Hakk’a açılan baş huzur kapısıdır. <br />
Nefsin namazı insanı kötü huylardan, kalbin namazı gaflet ve gereksiz uğraştan, sırrın namazı da masivaya iltifattan alıkor. <br />
Namaz lugatta dua demektir. Çünkü tam anlamıyla Allah’a yönelince bütün organları sanki dil kesilir ve Allah Telalaya zahirin ve batınen dua eder. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cuma ve Cemaatin Faziletleri: </span></span><br />
<br />
Allah Teala buyuruyor ki. <br />
“ Cuma günü namaza çağrıldığında hemen Allah’ın zikrine koşunuz. Alış verişi terkediniz. Eğer bilseniz bu sizin için daha hayırlıdır. (Cuma-9) <br />
Cuma namazını terk etmek kalbin nurlanıp inkişaf etmesine sebep olur. <br />
Cuma namazında gerekli olan adabdan birinin de sessizce hutbe dinlemek olduğu bilinmelidir. Çünkü Allah Resulü (sav) “imam minbere çıktığında zaman namaz kılmak da, konuşmak da caiz değildir.” buyurmuşlardır. <br />
Günlerin en hayırlı olan Cuma günüdür. <br />
Cemaatle namaz, sünnet-i müekkededir. Cemaatle kılının namazın yirmiyedi kat sevabı olduğu unutulmamalıdır. <br />
Saf bağlayıp namaz kılan mü’minler, nefs gibi haramilere şeytan misli hırsızlara karşı mücadele etmek için birbirlerine destek olarak kenetlenmiş binalar gibidir. Namaza duran cemaatin zahirleri şartlarını taşı(Zeker) bir araya gelirse batınlarıda onlara uyar. Takva ve iyilik hususunda birbirlerine karşılıklı olarak yardımcı olurlar. Birbirlerine nur ve bereket sirayet eder. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tenbih </span></span><br />
<br />
Namaz, kalbi ve kalple ilgili amelleri, cehri ve hafi zikri toplayan ve kulu yüksek derecelere ulaştıran bir ibadettir. <br />
Ammelilerin bir ruhu, bir cesedi vardır. İnsanoğlu dünyada bulunduğu sürece onun amellerinden yüz çevirmesi azgınlık ve isyanın ta kendisidir. Ameller haller ile tezkiye görür. Haller (ahval) ammelileri gelişir. <br />
Dinin ikamesi için gayret göster., lakin (ölüm) gelinceye kadar Rabbına kulluğuna devam et.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak :</span></span><br />
<br />
CAMİ’UL FAZAİL <br />
VE KAMİLİR-REZAİL <br />
Aziz Mahmut Hüdayi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şehâbeddin es-Sühreverdî’nin şeriata uygun olan sûfîliğin esaslarını açıkladığı Dersl]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=20253</link>
			<pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:09 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=20253</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şehâbeddin es-Sühreverdî’nin şeriata uygun olan sûfîliğin esaslarını açıkladığı Derslerinin yer aldığı Kitap “Avârifü’l-Maârif”</span></span><br />
<br />
Avarif-ül Me´arif <br />
Şihabuddin Sühreverdi <br />
Hazretleri<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SÜHREVERDİ´NİN HAYATI VE ESERLERİ </span></span><br />
1.Hayatı: <br />
" Devrin siyasi ve kültürel durumu <br />
Müellifin yaşadığı çağ Abbasi hilafetinin yıkılışına tekaddüm eder. <br />
Bu dönem aynı zamanda İslam dünyasında medreselerin ve tekkelerin kurulup yaygınlaşmaya başladığı dönemdir. <br />
İbn-i Arabi, N. Kübra, A. Geylani, Razi gibi büyük kametler bu dönemde boy gösterir. " Müellifin adı ve nesebi <br />
Adı Ömer bin Muhammed Künyeleri Ebu Hafs, <br />
Ebu Abdullah, Ebu Nasr, Ebul Kasım Nesebi Ebubekir (ra)' e dayanır. Sühreverdi 6 aylık çocukken babası kadılık makamında bir iftira sonucu idam edilir. <br />
Lakabları, Şihabuddin, Şeyh-ül İslam, Şeyh-uş <br />
Şuyuh, <br />
" Memleketi ve doğumu <br />
Doğum yeri Irak-I Acem bölgesinin kuzey batı köşesinde Cibal eyaleti, Zencan'a bağlı küçük bir kasaba olan Sühreverdi 16 yaşına kadar burada, geri kalan ömrünü Bağdat'ta geçirdi. Doğum tarihi <br />
H. 539 Şabanın ilk gecesi (27 Ocak 1145) <br />
" Yetişmesi ve hocaları <br />
1.Abdulkahir Es-Sühreverdi (d.488) Sühreverdi'nin amcasıdır. <br />
Ebulkasım b. Fadlan (ö. 565) <br />
Ebul Muzaffer Hibetullah eş Şibli (ö. 563) <br />
Ebul Feth ibn-ul Batti (ö.564) <br />
Ma'mer bin El Fahir (ö.564) <br />
Ebu Zür'a el Makdisi (ö.566) <br />
Ebul Fütuh et Tai (ö. 555) <br />
A. Kadir Geylani (ö. 561) <br />
Bir ara uzlete çekildi. Daha sonraları irşad ve vaazlara başladı. Zamanın halifesi (Nasır) kendisine ciddi hürmet gösterdi. Halife tarafından muhtelif yerlere (Harezm, Konya vs.) elçilik vazifesi ile gidip gelmiştir. Hayatının sonlarına doğru gözlerini kaybetti. 26 Kasım 1234'te vefat etti. Bahauddin veled, İbnu Farid, İbni Arabi'lerle mülakatı olmuştur. Münziri, Hafız Zeynettin gibi kimseler kendisinden icazet almışlardır. <br />
" Halife ve müridleri <br />
1. Ebu Cafer Muhammed bin Ömer es Sühreverdi <br />
( ö.655) <br />
2. Bahauddin Zekeriyya el Multani (ö. 661) <br />
3. Necmuddin Alibuzguş eş Şirazi (ö.678) <br />
4. Kemaleddin İsfahani (ö.635) <br />
5. İzzeddin b. Abdüsselam (ö.660) <br />
6. Sadi-i Şirazi (ö.691) <br />
2. Eserleri: <br />
1. Avarif-ül Mea'rif <br />
En meşhur eseridir. 63. Bölümden meydana gelir. <br />
Muhtelif konuları bakımından Kuşeyri Risalesi, Kut-ul Kulup ve İhya ile ciddi benzerlik gösterir. <br />
Yıllarca tekkelerde hassaten okutulmuştur. <br />
2. Nuğbet-ül Beyan Fi tefsir-ül Kur'an <br />
3. Reşf-ul Nesayih-il İmaniye ve Keşf-ul Fadayih-il <br />
Yunaniye <br />
4. İrşad-ül Müridin ve Mecd-ad Talibin <br />
5. İ'lamül hüda Akidetü Erbaa'tü-t Tüka <br />
6. Er-Rahik-ul Mahtum <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MÜELLİFİN ÖNSÖZÜ </span></span><br />
Allah (cc) kalp temizliğine ermiş olanlara kendini tanımaya bahşeder. Onlar zikirle hoş ve derin nefes alırlar. Dünyayı ve menfaatini hor görür geceleri kaim, gündüzleri saimdirler. Dünyevi lezzetlere bedel Kur'an'dan tad alırlar. Kur'an ve sünnete bağlılıklarından ötürü. Onlara taraf-ı ilahiden halkı irşad, Hakk'a davet vazifesi verilmiştir. <br />
Bir kavmin sayısını arttıran onlardan olur. <br />
İlmi Tasavvuf, saf gönüllere, ihlaslı kalplere inen Rabbani bir hak vergisidir. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TASAVVUF İLMİNİN MENŞEİ </span></span><br />
Tasavvuf hali, zevki ve keşfi bir ilimdir. <br />
İnsan tabiatının devamlı değişen istekleri cehaletin, gafletin, bir çeşitidir. Sufilerin kalpleri ise Allah ile doludur. <br />
Her ilmin kendi sahasında temel dinamikleri belirlenip usulleri tayin edilmiştir. Tasavvuf da bu tasniften nasibini almıştır. <br />
Allah gökten su indirdi, demek nurları taksim etti, dereler onunla dolup taştı ayeti ise Allah Teala'nın ezelde taksim ettiği nur kalplerde dolup taştı manasına gelir. Fıkıh, dünyada tam manasıyla züht hayatı yaşayan tasavvuf aliminin ilmidir. Birinci dereceden ilim, istikamet ve hidayet kaynağı Peygamberimiz (SAV) dir. <br />
Aşağıda olan her şey mütevazi olur. Din insanın kendisini Rabbine adaması onun karşısında varlık iddia etmemesidir. <br />
İlim pınarlarının suyu kalbe ulaşınca kalp gözleri tam manasıyla açılır. Kişi hakkı batıldan ayırdeder. <br />
İbn-i Abbas: En iyi ibadet dini anlamaktır. Efendimiz (SAV)'in ilim ve marifeti, bütün varlıların isimleri kendisine öğretilen Hz. Adem (AS)'den intikal etmiştir. <br />
Gerçek sufi mukarrebdir. <br />
Ebrar, mukarrebin haliyle hallenmedikçe "mutasavvuf", hal kendilerinde tahakkuk ederse "sufi" olur. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SUFİLERİN DUYDUKLARINI ANLAMALARI</span></span> <br />
İşitmenin hayırlı oluşunun alameti, kişinin Hakk'tan duyduğunu bütün özellik ve vasıflarıyla anlayarak işitmesi ve dinlemesidir. Sufi anlatılan ve ilham edilene kulak verir. <br />
Şibli: "Kur'an'ın nasihatleri kalbi Allah ile beraber olan ve göz açıp kapayıncaya kadar da olsa O <br />
(cc)'ndan gafil olmayanlar içindir." <br />
Anlayış makamı, sohbet ve konuşma yeridir. O da kalbin işitmesinden ibarettir. Müşahade makamı ise kalbin basiretli olmasıdır. Anlayış, ilham ve semain tabi neticesidir. <br />
Kalbin ölümü nefsin şehvetlere dalmasındandır. Allah Teala'ya kulak vermeye mani olan her şey nefisden kaynaklanır. <br />
Anahatlar umumi bir bakışla idrak edilir. Tefarruat ise insan yaratılışının kifayetsizliği sebebiyle tamamiyle idrak edilemez. <br />
Tohum eken hakime benzer, tohum ise doğru söze benzer. <br />
Heva ve hevesten tad almak asalak bir dikenin gelişmekte olan bir bitkiye mani olması gibidir. Sufinin kalbi ilahi sevginin bütün lezzetleriyle konakladığı yerdir. Saf sevgi ruhu huzur-u ilahiye ulaştıran bir bağdır. <br />
Rasulullah (SAV) kainat yaratılmadan önce makam-ı istikrara en yakın kişi olmuş, temkin sohbetine katılmış bulunduğundan bütün hal ve davranışlarında ilahi n urlar apaçık görülmüştür. <br />
Fehimden ilme, ilimden amale ulaşılır. <br />
Ayetler, ilahi hususiyet ve vasıflar taşır. Okunması ve dinlenilmesiyle ilahi tecelliler yenilenir ve kişi Allah'ın azamet ve cemalinin aksettiği bir ayna olur. <br />
Cafer-i Sadık "Allah kullarına kelamı ile tecelli eder, fakat onlar bunu idrak edemezler." Duydukları ve dinledikleri Allah katından olunca, duyduğu gördüğü, gördüğü duyduğu olur. Sonu evvelki haline döner. Evveli sonu olur. <br />
Konuşana sözünü bitirinceye kadar mühlet vermek, dinlerken sağa sola bakmamak ve hatibin yüzüne bakmak iyi dinleme adabındandır. <br />
Rasulullah (SAV)'tan gelen haberleri, salihlerin hayatını, ahiret ahvalini dinlemek, ilim öğrenmek isteyene gereklidir. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TASAVVUF İLMİNİN FAZİLETİ </span></span><br />
Ulema, ümmetin yol göstericisi, delili, dinin direğidir. <br />
Süfyan b. Uyeyne "İnsanların en cahili bildiği halde yapmayan ve en faziletlisi ise Allah'tan en çok korkandır." <br />
" İlmi ile amil olmayan alimin ilmi bereketiyle amele dönmesi umulur. İlim hem farz hem de fazilettir. Kitap ve Sünnete istinat etmelidir. <br />
Farz ilim, ihlas ilmidir. Tehlikeli davranışları incelikleriyle bilmektir. Vakit ilmidir. Helali bilmeye yarayan ilimdir. Alış-veriş, nikah ve talak ilmidir. Cahili olduğu ilmi elde etme ilmidir. İlmi tevhidi öğrenmek, yerine getirilmesi farz olan şeyleri amel etmeyi bilecek kadar öğrenmek, emir ve nehy ilmini öğrenmek farz olan ilimdir denilmiştir. <br />
Ebu Ali el Cüzcani: Allah'tan istikamet üzere olmayı isteyenlerden ol, keramet sahibi olmayı isteyenlerden değil. <br />
Kırık kalpli ve amelinden ötürü kendini sorumlu tutmak, nefsini itham etmek, keramet ve keşiften üstün tutulmalıdır. <br />
Yakin bir defa hasıl oldumu yeni harikuladeliklerle yakin artmaz. Bulunduğu makam istiğna makamı olduğundan ilahi kudretin harikuladelikler vasıtasıyla bilinmesine ihtiyacı olmadığı gibi, bunda ilahi bir hikmet de yoktur. <br />
Eğer kişi marifet yolunda ilerlerken keramet ve harikuladeliklere rastlarsa bu caiz ve güzeldir, rastlamazsa bu mühim olmadığı gibi eksiklik de değildir. <br />
Bütün ilimlerin tahsili esnasında dünya muhabbeti ve takvanın hakikatlerinden uzak kalmak tahsile mani olmaz hatta bazen bu ilmi elde etmeye (çünkü ilimle uğraşmak çok zordur) yardımcı olur. Ehl-i tasavvufun ilmi, dünya ile elde edilmez, heva ve hevesten kaçınmadıkça bu ilmin hakikatlerine ulaşılmaz. Takva medresesi dışında da öğrenilemez. <br />
Sufiler, muhabbetin her çeşidine vakıftırlar. Muhabbet-i Zati'den muhabbet-i sıfatı, kalbi muhabbetten ruhi muhabbetin farkını bilirler. Saf bir takva ve zühdde kemal, ilimde üstün olmakla elde edilir. <br />
Kalp aynası cilalanmış kimse, Levh-i Mahfuz'dan bazı bilgilere sahip olabilir. Külli ilimleri ihata eden, cüz'i ilimlere dönmeye onlarla uğraşmaya ihtiyacı yoktur. <br />
Yaşanmayıp çok ilim elde etme düşüncesi şeytanın bir aldatmacasıdır. <br />
İlm-ül verase ilm-ül diraseden geçer. Hakka'l yakin derecesi ilimleri vicdanidir. Müşahade makamından üstündür. <br />
Sahabe yakin ilmini kendileri hallederken, fetva ilmini tabiine havale ediyordu. Mufassal bilgi, kalp temizliği, üstün seciye ve kabiliyetle elde edilir. <br />
Mücmel bilgi ilmin aslıdır. <br />
Allah (cc) kuluna hayır murad ettimi onu taate muvaffak kılar. <br />
Salih amel, salih amele götürür. Alim ve zahid sufi kendini kimseden üstün görmez. Tercih edildiğinde aleyhinde bir fitne olmasından korkar. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SUFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLER</span></span>İ <br />
En mühim şey, her türlü kin ve düşmanlıktan arınma. Kin adavete saik dünya sevgisi, makam ve mevki tutkusu. <br />
Kötü sıfatlar değiştikçe perdeler kalkar, sünnete muvafakat mümkün olur. Resulullah (sav)' a intiba eden ilahi muhabbetten en çok nasib dar olandır. Resulullah (sav)'intiba etmekle elde edilen başarıların en şereflisi Allah (cc)'a sığınma ve ilticadır. Bunda ruhi bit istiğrak ve dua makamına yakın olma gizlidir. <br />
" Murad" ilahi yardıma mazhar olmuş, şuhum aleminin kötülüklerinden korunmuş demektir. Tasavvuf nefsin tabii arzularına sed çekme, açlık ve dünyayı terkle elde edilir. Mutabakat yolu dışındaki bir hareket mahrumiyet, sünnete ittiba ise hikmetli konuşmayı netice verir. <br />
Sehl b. Abdullah: Kitap ve sünnetin kabul etmediği bütün vecd halleri batıldır. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TASAVVUFUN MAHİYETİ </span></span><br />
Tasavvufun mahiyeti "fakr" oluşturur. Fakrın sıfatı; yokluk anında sükunet ve rıza, varlıkta dağıtma ve isar. <br />
Fakir, Allah' a arzedilecek haceti olmayandır. Fakir, hiçbir şeye malik olmayan, hiç bir şeyin de kendisine malik olmadığıdır. <br />
Fakir, kulluk vazifesiyle meşguldür. Rabb'isinin hacetini bildiğini bilir. <br />
Tasavvuf, fakr ve zühdü cem eden bir isimdir. <br />
Tasavvuf edeptir, güzel oydur. <br />
Sadık müridin izn-i ilahiye olan bağlılığı sağlamlaşmadıkça zenginliğe dalıvermesine izin verilmez. <br />
Tasavvuf iyi geçinme, alınana üzülmeme, altınla toprağı bir görmedir. <br />
Tasavvuf, kendinde ölüp Hakk'la dirilmedir. Sufi toprak gibidir, ona her şey atılır, ama ondan sadece güzel ve hoş şeyler çıkar. Tasavvuf çiledir, sıkıntıdır, ıstıraptır. <br />
6. BÖLÜM <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SUFİ KELİMESİNİN KÖKÜ </span></span><br />
Sufiler yün giyerler yün (suf) e izafeten "sufi" denir. <br />
Huzur-u ilahide ön safta bulunduklarından "saff"a izafeten <br />
Safevi kelimesinden türemiştir. Eshab-ı suffe'ye izafeten. <br />
Horasanlılar yerleştikleri mağaraya izafeten "Şikufiyye", Şamlılar ise "Cuiyye" ile adlandırılırlar. <br />
Tercihe şayan ise "suf" ( yün) e nisbet edilenidir. Sufi, H.200'üncü yıla kadar kullanılan bir kelime değildir. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MUTASAVVIFLAR VE ONLARA BENZEYENLER </span></span><br />
Kişi sevdiği ile beraberdir. <br />
Müteşebbihin sufilere olan sevgisi, sufilerin ruhlarının kendisini anladığı gibi kendi ruhunun da onları anlaması ve yakınlaşmasından kaynaklanır. <br />
Sufiyye yolunun basamakları; iman, ilm, zevk. Sufinin telvini (halden hale geçmek) kalbini bulma, mutasavvıfınki kalp mertebesinden nefis mertebesine düşerek, nefsini görmekle gerçekleşir. <br />
Müteşebbihin telvini yoktur. <br />
Sufinin şarabı saf ve halis, mutasavvıfınki biraz karışık, müteşebbihin şarabı ise daha katkılıdır. <br />
İbn- i Ata: "Cenab-ı Hakk'ı dünyevi endişe veya menfaatı nedeniyle seven zalim, ahiret için seven muktesid, iradesini Cenab-ı Hakk'm iradesine terkeden sabıktır. <br />
Cüneyd: "Marifete ihtiyacı olanla karşılaştığın zaman ona ilimle değil, rıfk ve hilmle yanaş." Sufilerle veya müteşebbihlerle beraber olan şaki olmaz. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MELAMETİLİK VE MELAMETİLER </span></span><br />
Melameti, halis, sadık kimselerdir ki amellerine başkalarının vakıf olmasını istemezler. Amelinin ortaya çıkmasından, günahının ortaya çıkmasından korktuğu gibi korkar. <br />
Sufi ise ihlasından dolayı kendi ihlasını da unutmuştur. <br />
Osman el Mağribi: "Melameti; halkı aradan çıkaran, fakat nefsine karşı bunda muvaffak olamayan kimsedir. Bu "muhlis"tir. Sufi ise kalbinden ve amelinden halkı çıkarıp nefsini de bertaraf eden kimsedir ki bu da "muhlas"tır." Arif gerektiğinde amelini maslaha için izhar eder. Melameti, mutasavvıftan ileri, sufiden geri bir mertebededir. <br />
Melamatiyye Usulüne Göre Zikir: <br />
1. Dil ile <br />
2. Kalp ile <br />
3. Sır ile <br />
4. Ruh ile <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SUFİ OLMADIKLARI HALDE SUFİ GÖRÜNENLER</span></span> <br />
Fitneye tutulmuş çarpık kimselerin zannettiği şeyler melametilerde yoktur. <br />
"Kalenderiyye", kalp temizliğinin verdiği sarhoşlukla şer'i hudutları bozan, bir arda oturma ve birlikte olma konusundaki her türlü kayıtları ve adabı ortadan kaldıran gruptur. <br />
Allah ile beraber olduğuna inandıkları kalplerinin güzelliği ve temizliği ile yetinirler. <br />
Kimisi ibahilerin yolunu tutarak içlerinin Allah'a ulaştığını iddia ederek, bunun da ulaşılması gereken hedef olduğunu savunmuşlardır. Şeriatın reddettiği her şey zındıkadan başka bir şey değildir. <br />
Aldatılmış olan bu tür kimseler, şeriatın kulluğun gerektirdiği bir hak ve vecibe, hakikatin da kulluk görevinin inceliklerine vakıf olmak, demek olduğunu bilemediler. <br />
Hz. Ömer (ra): "Kendisini töhmet altında bırakacak duruma sokan kimse, bu yüzden hakkında da kötü düşünen kimseleri kınamasın." <br />
Allah(cc) her hangi bir şeye hululdan münezzeh olduğu gibi, kendisine de her hangi bir şeyin hululünden münezzehtir. <br />
Hakikat derecesine ermiş bazı muhakkiklerin, sohbetlerinde duydukları gibi konuşmaya ve yanlış anlamaya sebep olacak sözler söylemeye cesaret etmelerinin sebebi, uzun muamele ve mücahade neticesinde zahiri ve batıni olarak bu sözlerin kendilerine gelmesi, sufiye topluluğunun esasları olan takvada sadakat, dünyaya karşı gösterilen zühd ve kemal gibi prensiplere sımsıkı sarılmalarıdır. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ŞEYHLİK MAKAMI </span></span><br />
Şeyh, Allah'ı kullarına gerçek manada sevdiren, kullarını da Allah(cc)'a sevdiren ve yaklaştıran kimsedir. <br />
Şeyh, ittiba-i Resul(sav)'u şart koşar ve oraya götürür. <br />
Tezkiy-i nefis yoluyla Cenab-ı Hakk'ı bildirir ve sevdirir. <br />
Şeyhin üzerinde Cenab-ı Hakk' m verdiği bir vakar vardır. <br />
Şeyhlik yolundaki salik nefsini iradesiyle iyiliğe sevkeder. <br />
Kalbin biri nefse diğeri ruha bakan iki yüzü vardır. Şeyh, kendi nefsini daha önce nasıl düzeltmiş ise müridini de öylece düzeltir. <br />
Hz. İsa: "İkinci doğumu gerçekleştiremeyen kimse, semanın melekutuna yükselemez." <br />
Akıl, mülk aleminde tasarrufa sahip olduğu için matematik ilminin delillerine vakıf olabilir. Fakat, melekut alemine yükselemez. Şeyhlik konusunda salih salikin durumu 1-Mücerred Salik: Cenab-ı Hakk'ın kendisine lutfettiği kadar nasibini alır. Nefse ait bazı sıfatlardan dolayı şeyhliğe erişemezler. <br />
2. Mücerred Meczup: Farzların dışında belli bir amelleri ve seyr-i sulukları olmadığı halde Allah (cc)'m kendilerine lutfettiği kadar, ruhi huzur ve sükuna erişilen hallerden nasibini alabilirler. Şeyhlik makamına layık olamazlar. <br />
1. Salik-i Meczub: Diğer ikisine nazaran daha açık, lutf-u ilahiye daha mazhar, daima avlar ama avlanmaz. Bazı sıfatlardan dolayı şeyhlik makamına ulaşamazlar. <br />
2. Meczub-u Salik: Mutlak şeyhlik makamına en layık olanlar ; "Perde-i gayb kalksa yakinim ziyadeleşmeyecek." diyebilenler. Halin etkisinden kurtulmuş, hal ona değil o hale galiptir. Bedenler ve kalıplar Hakka yaklaştırılmış ruhların uzanıp kısalarak secde eden gölgeleri gibidir. Asılları şehadet aleminde kesif, gölgeleri latiftir. Gayıp aleminde ise asıllara latif, gölgeleri kesiftir. <br />
Şeyhlik makamına eren; <br />
Hakkal yakine ulaşmış bir arif , <br />
Maddi - manevi, nurani ve zulmani perdelerden sıyrılmış, <br />
Hakk tarafından sevilen, nazarı deva, sözü şifa, <br />
Sukutu Allah'la <br />
Lutf-u kahrı bir gören kimsedir.<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HADİMLER VE ONLARA BENZEYENLER </span></span><br />
Cenab-ı Hakk: Davut (as) 'a " Ey Davut bana talip olan ve beni isteyen birini gördüğün zaman onun hizmetçisi ol" diye vahyetmiştir. <br />
Şeyh her konuda Cenab-ı Hakk'ın muradını, hadim ise niyetini bilir. Hadim her işini Allah için, Şeyh ise Allah ile birlikte, O' ondan gafil olmaksızın yapar. <br />
Hizmet, kişinin Allah ile beraber olabilme halini düzeltmek ve devamlı yaptığı nafileler hariç sair nafilelerden daha hayırlıdır. <br />
Yapılan hizmet ne olursa hepsi de kendi arzuları ile başkalarına hizmeti tercih ettiği ve sufiler grubuna benzemeye çalıştığı için onların bereketine nail olur. <br />
" Onlar kendileriyle bulunanların şaki olmadığı bir topluluktur" <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SUFİLER GÖRE HIRKANIN HÜKMÜ </span></span><br />
Hırka giymek, Şeyh ile mürit ile arasında bir bağlantı kurmak, müridin nefsi ile kendi arasında şeyhin hakemliğini kabul etmesi ve şeyhine ait elbise ile talibin nefsinde şeyhin iradesinin hakimiyet tesis etmesi demektir. <br />
Kendiliğinden yetişen ağaç, yapraklansa da meyve vermez, meyve verse de bakımlı meyve gibi olmaz. Hırka giymek sünnet-i Peygamberi'de açıkça yoktur. Kabulü maslahata dayanır. <br />
*Batını yönü ile şeyhine itiraz eden bir müridin feyz alıp, felaha ermesi pek nadirdir. Şeyh, hırkanın şartlarını yerine getireceğine ve edebine riayet edeceğine dair müritten söz alır. Mürit, şeyhe bir emanettir, heva ve hevesle tasarruf edilmez. Müridin şeyhin sohbetinden izinsiz ayrılması uygun değildir. Müridin süt emme zamanı şeyhin sohbet vakitleridir. <br />
Hırka <br />
1.Müritlik hırkası Sadece gerçek müridlere giydirilir. <br />
2.Teberrük hırkası Mürid olmayıp onlara benzemeye çalışanlara giydirilir. <br />
Hz. Yusuf (as)'un gömleği Hz. Yakup (as)'un gözlerini nasıl açmışsa şeyhin giydirdiği hırka da müridde aynı tesirleri yapar. <br />
Teberrük hırkası giydirilene şeriatın sınırlarına sıkı sıkıya bağlı kalması tavsiye edilir. Bu haldeki kimse müridlik hırkası giyme seviyesine yükselebilir. Hırka konusunda yapılan tercihler (renk, cins) dinden ve hakikatten bir şey değildir. <br />
Hırka giydirme ve giydirmemede bir beis yoktur. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RİBAT (TEKKELER)'DE YAŞAYAN </span></span><br />
DERVİŞLER <br />
Ribat ve tekkelerde yaşayan dervişler "ne ticaret ne de alışverişin kendilerini Allah'm zikrinden alıkoymadığı" kimselerdir. <br />
Ribatın aslı, atların bağlandığı yer idi. Sonraları ardından gelecek tehlikelere karşı, içindekileri korumak için hudut boylarındaki tekkelere "ribat" denilmiştir. Salih bir müslüman vesilesiyle çevresindeki nice kimseler ıslah olur. Ribat; bir ibadetin ardından diğerini gözlemektir. Ribat, nefisle savaştır. <br />
*Masivayla ilişkiyi kesen, bütün organlara hakkını tam veren, kefalet-i ilahi ile yetinen... kimse hakiki murabıttır. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">14.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SUFFE ASHABI VE RİBATLARDAKİ DERVİŞLER </span></span><br />
Çokça temizlenmeyi severler. Ribat onların evi ve ikametgahıdır. Ribatlardaki dervişlerin içlerinden kin sökülüp atılmıştır. Zahidler halveti, sufiler halvet de- encümeni tercih ederler. <br />
* Cemaat evlerindeki kaidelerle gençler üzerindeki nefsin hakimiyeti daraltılır. Gözlerin ona çevrilmesi, üzerimde davranışlarını kontrol eden bakışların çoğalması ile gençler cemaat içinde murakabe altına alınır ve terbiye edilirler. Hizmet, başkalarına karşı davranmanın ve hizmet etmenin lezzetini almış, muamelenin tadına varmış, ribatlara ilk defa giren, acemi ve mübtedilerin yapacağı iştir. Kalp kazanma bereketine ve abidlere yardım sevabına böylece nail olur. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">15.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MURABITLAR VE SUFİLERİN ÖZELLİKLERİ </span></span><br />
Mevzii ve arizi bir takım kusurların varlığı, işin ruhuna zarar vermez. Mü'min seven ve sevilen, iyi geçinen ve iyi geçinilen insandır. Zıddında hayır yoktur. Karşılıklı murakabe altındadırlar. Tefrika nefsin zuhuruyla ortaya çıkar. <br />
Ruveym: "Sufiler aralarında anlaştıkları ve kınamayı kaldırdıkları vakit helak olurlar." Nefis, kalple karşılaştığında ondan kötülük ve şer def'olur. <br />
Şikayet eden de şikayet edilen de şeyh tarafından tekdir edilir. <br />
Dervişler kusurlarından dolayı istiğfar ederler, kusurda ala ısrar etmezler. <br />
Af ve özür dilendiğinde kabul edip reddetmezler. Af diledikten sonra kardeşlerine bir şey takdim etmek sünnettendir. <br />
Sufi yapılan bir iltifattan dolayı kalbine bir gurur gelirse, kendini bundan alıkor. <br />
Ribatlardaki dervişlerin dünyevi tasa ve meşgaleye düşmemeleri için ihtiyaçları giderilir. Şeyh, vaktini bütünüyle Hakk'a veremeyen dervişlerin ribatlardan yedirilip içirilmelerini uygun görebilir. <br />
Sufiler ve şeyhler, gençleri başı boşluktan korumak için onları istihdam ederler. Hakiki derviş ve mürid döner dolaşır gene ribata gelir. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">16.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SEFR VE İKAMET ADABI</span></span> <br />
A. Başlangıçta sefer edip nihayette ikameti tercih edenler <br />
1. Sefer vesilesiyle ilim öğrenmek için. İlm kastıyla evinden çıkan Allah yolundadır. Ona cennetin yolu kolaylaştırılır. <br />
2. Şeyh aramak ve sadık ihvan bulmak için. Sadık ve salih kimselerle görüşme inkişafa vesiledir. Nazarı ve vakarı fayda sağlamayanın sözü de tesir ve fayda sağlamaz. Sözün nuraniliği kalp nuraniyeti kadardır. Kalp nuraniyeti de istikametin ve ubudiyyetin hakkıyla ifasıyla gerçekleşir. <br />
3. Alışkanlık ve hoşa giden şeylerden uzaklaşmak için <br />
Eğer kişi doğduğu yerden başka bir yerde ölürse, kendisine cennetten doğduğu yerle izinin bulunduğu yer arası mesafe ölçülür. <br />
4. Nefsin ince tuzak ve hilelerini ortaya çıkarmak için <br />
1. Eskiye ait ibretli eserleri görmek için. <br />
2. Hüsn-ü teveccühten sıyrılmak ve unutulmak için. Hüsn-ü teveccüh ayakların kaydığı bir makamdır. Eğer teveccüh nefsin müdahalesi olmaksızın geliyorsa bunda mahzur yoktur, bilakis sıhhat-ı hale işarettir. <br />
B-Başlangıçta ikameti tercih edip, nihayette sefere yönelenler. <br />
C. Devamlı ikameti tercih edenler. Bunlar Hakk'ın terbiye ve murakabesinde yetişirler. <br />
A. Devamlı seferde olmayı tercih edenler. Tanınmaktan sakınırlar. İkametin tevekküle mani olduğuna kanidirler. <br />
" Bazen nefsin coşkunluğu ve heyecanı kalp hareketine karıştırılır. Bu ise felakete götürür. Sefere çıkmadan istihare namazı kılmak adabtandır. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">17.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SEFERİN FARZLARI VE FAZİLETLERİ </span></span><br />
Sefere karar veren sufinin; <br />
Teyemmümün, <br />
Namazın kasr ve cem durumunu, <br />
Mest üzerine mesh ahkamını bilmesi gerekir. <br />
Sefer adabı: <br />
1. Yoldaş ve arkadaş edinilmeli. <br />
Tek başına yolculuk uygun değildir. <br />
Üç kişi olunduğunda biri imam tayin edilir. Tasallut ve cah düşüncesiyle riyasete talip olma heva ve hevesten kaynaklanır <br />
2. Sefere niyetlenen sufi arkadaşlarına veda eder ve onlara duada bulunur. <br />
3. Uğranılan yerlerde en azından iki rekat namaz kılar. <br />
4. Binite bindiğinde mesnun olan duayı okur. <br />
5. Yolculuğa sabah erkenden ve Perşembe günü çıkmak iyi olur. <br />
6. Konak yerine uğrandığında dua etmek <br />
7. Temizlik malzemelerini yanında bulundurmak 8. Sefere çıkmadan evvel iki rekat namaz kılmak. Bu kaidelere bağlı kalanlar reddolunmaz. Kabul etmeyenlerin görüşü de büsbütün atılmaz. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">18. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SEFERDEN DÖNME ADABI </span></span><br />
İkamet edilecek yerin ölü ve dirilerine selam vermek. <br />
Kardeş edindiği kimseyi ziyaret edenin yolu asan olur. <br />
Mescidlerden birine girince iki rekat namaz kılmak.<br />
Tekkeye girince hususi ve maslahata dayalı bazı sebeplerden dolayı selam vermek bazen terkedilir. <br />
Seferden dönene hoş amedide bulunmak. <br />
Sefer dönüşü geridekilere hediye getirmek. Seferden dönen kimsenin istirahatı için hazırlık yapmak. <br />
Gelir gelmez konuşmaya dalmama, sorulmadıkça konuşmama <br />
Ziyaret ettiklerinin yanından izinsiz ayrılmama <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">19. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ESBABA TEVESSÜL VE SUFİLER </span></span><br />
Aslolan kimseden bir şey istememektir. Yakin durumuna göre esbaba tevessül farklılık gösterir. <br />
Tevekkülde vesvese maruz kimseler, esbaba kafi miktarda tevessül edebilirler. <br />
Gerçek miskin insanlardan bir şey istemeyendir. Sufiler Hz. İbrahim (as) vari Allah (cc)'dan bir şey istemekten haya ederler. O (as) "Allah (cc) beni biliyor mu ?" demişti. <br />
Bazen rızka meyil Cenab-ı Hakk'ın verdiği bir intibah, bazen de bir günahın cezasıdır. Rızık bazan hikmet yollu, bazen de kudret - Hz. Meryem'e olduğu gibi- yollu gelir. Rızık ve borç konusunda daim sabır hazinesine müracaat edilmelidir. Bütün bu tevekkül ve esbab dairesinde bir şey gelmiyorsa zaruret miktarı istenilebilir. Veren el alan elden üstündür. <br />
Kendine verilen mala emanet nazarıyla bakan fakrı lisanıyla, kendi malı gibi seyre dalan, fahr lisanıyla ve hayalperestlerin diliyle konuşur. Gerçek fakir indirileni değil, asıl indirenin yakınlığını taleb eder. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">20.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FETH-İ MANEVİ VE İHSAN-I İLAHİ </span></span><br />
Sufi Allah ile meşguliyetin kemaline ererek takvada kemal sahibi olunca, hali onu esbaba tevessülü terke mecbur edebilir. <br />
Bunun mebdeinde bir kapı açılır ki, gerek kendinin gerekse şeriatın günah saydığı şeye duçar olursa yaptığının cezası olarak telakki eder. "Günaha düştüğümü çocuğumun kötü ahlakından anlıyorum." sözü meşhurdur. <br />
Allah (cc), bahşedeceği idrakle onu tevhide ve Hakk'la meşgul olmaya muvaffak kılar. Allah(cc)'m tecelliyat-ı ef'alinden kendisine münkeşif olan hadiseleri tarassut ve mülahazaya devamla kul, tecelliyat-ı ef'alden tecelliyat-ı zata yükselir. <br />
Tecelli-i ef'al; rıza ve teslimiyeti doğurur. <br />
Tecelli-i sıfat; heybet ve üns kazandırır. <br />
Tecelli-i zat ; fena ve beka duygularını bahşeder. <br />
Fena, terk-i ihtiyar ve fiil-i ilahiye vukufun adıdır. Cenab-ı Hakk'ın zatının bizzat tecellisi ancak ahirette olacaktır. <br />
Resulullah (sav), ashabını tedricen ve nefsin tedbirinden, fiil-i ilahiyi müşahade ve Hakk'ın hüsn-ü tedbirine yönelmeye hazırladı. Cenab-ı Hakk'ın kendisine sevkettiği rızkı kabul hususunda ilm-i ilahiye vakıf olan kul, korktuğundan emindir. <br />
Feth-i ilahinin farkında olan da vardır olmayan da. <br />
Mükaşefeye mazhar olanlar ; <br />
Allah'tan ilm sunularak, <br />
Ef'alden tecrid ile ilim sunularak, <br />
Her ikisi de olmaksızın mükaşefeye ulaştılar. Rızık alırken de verirken de işaret beklenir. Nefis endişesi kalkarsa işaret beklenmez. Dervişlerin bazısına musallat olan sıkıntılar, kalplerin Allah ile meşguliyetini, kulluk hukukuna riayetini kemale erdirmek içindir. <br />
Kul, Allah(cc) ile olan meşguliyetinden hali olduğu ölçüde dünya sevgisine müptela olur. <br />
Zühd, ehlinin son adımı, tevekkül ehlinin ilk adımı mesabesindedir. <br />
Feth-i ilahiye mazhar olana, hikmet veya kudret elinden merzuk olması müsavidir. <br />
İhtiyacından ve zaruret miktarından fazlasını isteyenin sufilikle alakası yoktur.<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">21. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SUFİLERE GÖRE EVLİLİK VE BEKARLIK </span></span><br />
Sufi'lere göre her ikisinin de bir gaye ve zamanı vardır. Herhangi bir halin (evlilik-bekarlık) ihtiyar edilmesi, Allah (cc) içindir. <br />
Nefsin isyanından emin olundukça, bekarlık tercih edilir. Nefis, ilimle dizginlenir. <br />
Evlenme adına şehevi bir acelecilik, erkeklerin manevi yolda gerilemesi demektir. Sadık mürid buluğa ermedikçe evlenmez. Buluğu ise 'Rical' olmasıdır. <br />
Evlilik ve bekarlık hakkındaki haberlerin farklılık göstermesi, muhatabın farklılığındandır. Fazileti muhataba göre değişir. <br />
Evli sufiye yardım edilmelidir. <br />
Mücerred yaşamak, dervişini işini kolaylaştırır. 'Bizim arkadaşlarımızdan evlenip de manevi derecesini muhafaza edeni görmedim. S. ed Darani Evlenmek, azimetten, ruhsata düşmektir. <br />
Sıkıntıya sabır, refaha sabırdan daha kolaydır. <br />
Oruç tutulmalı, nefis, ibadete alıştırılmalı. <br />
Müridin evliliği düşünmemesi, hüsn-ü edebdendir. <br />
Kadın ve şehvet akla gelince tevbe edilmelidir. Kalbi namaz ve ibadetten meşgul olacak derecede evlenme düşüncesi arız olunca, şeyhe müşkil arzedilir ve duası talep edilir. <br />
Bazen keşfen, yakazaten veya bir zatın işareti ile evlilik telkin, bekarlık men'edilir. Evliliğe basiretle gidilir; gözü kapalı gidilmez. <br />
Tezkiye olmuş nefisler, nasibi olan hazlara eriştiğinde kalblerin inşirahı artar. <br />
Süfyan b. Uyeyne; 'Çok kadınla evlenmek, dünya sevgisinden değildir. Çünkü Hz. Ali (ra) <br />
Peygamber Efendimiz (sav)'in Ashab'ının en zahidi olduğu halde, dört hanımla evli idi, on yedi kariyesi vardı'. <br />
Evlilik nedeniyle hanımdan gelen iki fitne vardır: 1-Maişet derdi <br />
2-Kadınla ihtilat ve mübaşerette ifrat, hizmetten uzaklık. <br />
Evliler için büyük bir gizli fitne de, fuhuş cemal lütfunda sükunet bulması ve neticede ruhta bir donukluk hasıl olur ki, bunun farkedilmesi çok zordur. <br />
Ariflerin gönlüne zina düşüncesinin arız olması, onu işleyenin durumuna düşmeleri demektir.<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">22.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SUFİLER'İN SEMAI </span></span><br />
'Sözü dinleyip, en güzeline uyanları müjdele! Onlar Allah (cc)'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Onlar, akıl ve basiret sahibidirler' (Zümer Suresi, Ayet: <br />
18) <br />
Bütün sema'ın harareti, yolu, duygusunun burudeti üzerine gelince, gözlerinden yaşlar boşanır. Bazen bu vecdden de ürperti ve titremeyle zahir olur. <br />
Beyne ve ruha da etkisi vardır. <br />
Ehl-i batıl, heva sahiplerinden de bütün haller nakledilir. <br />
Kalb incelendiğinde duaya yönelinmelidir. Allah korkusundan, derisi ürperince Cenab-ı Hak Cehennemi haram kılar. <br />
Semaın ihtilaflı olanı, name ile söylenen şiirlerin dinlenmesidir. <br />
Sema, nefse hitabı, eş ve cariyelerin şöylesi eğlenceli ve Hakk'a davet itibariyle haram, şüpheli ve helal pozisyonu sözkonusudur. Bunların helal ve şüpheli hallerine de acz-u müsamaha gösterilmesi uygun değildir. <br />
Sema yapanın diri bir kalb ve ölü bir nefisle sema yapması gerekir. Aksi halde sema helal değildir <br />
(Abdurrahman es-Sülemi) <br />
Nefsini rahatlatmak için, hal iddiasından uzak olarak sema yapanın raks ve semaı faydalı da değildir, zararlı da... <br />
Şeyh ve manevi liderlerin raksetmeleri hiç yakışık almaz. <br />
SEMA'I İNKAR EDENLER <br />
1-Sünnet-i Seniyye ve Asar'dan habersizdir. <br />
2-Kendisinin iyi amellerine aldanmıştır. <br />
3-Soğuk tabiatlı, zevkten nasibi yoktur. <br />
Haram olan, mücerred değil, fitne endişesidir. Taat, zahiri sıfatların sırrı, vecd batıni sıfatların özüdür. Zahiri sıfatlar hareket ve sükunet, batıni sıfatlar ahval ve ahlak şeklindedir. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">23.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SEMA'A KARŞI ÇIKANLAR </span></span><br />
Sema, temkin ehli ariflerden başkası için sahih olmadığı gibi, mübtedi müridlere de mübah değildir. <br />
Şarkıyla çokça meşgul olan, sefih sayılır. Sefihin de şehadeti muteber değildir. (İmam Şafi'i). Şarkı kalbe nifak tohumu eker. (Abdullah b. <br />
Mes'ud) <br />
Şarkı zinanın büyüğüdür (F. b. İyaz) Sema, eğer bir oğlanın sesini dinleyerek yapılıyorsa, ona fitne karıştığından, dindar kimselerin bunu reddi gerekir. Tasavvufun tamamı ciddiyet'dir. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">24.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SEMA'A İHTİYAÇ DUYMAYANLAR </span></span><br />
Vecd, kaybettiğini hissetmektir. <br />
Ehl-i batın, nefsinin hevasını bulduğunda vecde ulaşır. Ehl-i Hak ise, kalbinin muradına erdiğinde vecd duyar. <br />
Nefsin perdeleri, arızi ve zulmani hicaplar, kalbin perdeleri ise semavi ve nurani hicaplardır. Vecd bazen manaların anlaşılmasından, bazen de sadece musıki ve namelerin tesiriyle olur. Vecd kaynağı Hak Teala olan, bir varidatdır. Allah'ın zatını murat eden O'nun (cc) indinden gelenle yetinmez. Mekan-ı kurba erişmiş olan kimseyi nezd-i ilahiden gelen bir varidat meşgul etmez ve harekete geçirmez. Varidat kulun Allah (cc)'a uzaklığını gösterir. Halbuki kurb makamındaki kimse aradığını bulmuştur. <br />
Varidat güçlü ve kamil olanı değiştirmez. Hz. <br />
Ebubekir (ra)'in sözüne telmihen. <br />
'Allahım! Beni gözü yaşlı olmakla merzuk kıl'. (H. Şerif) <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">25. BÖLÜM <br />
SEMA ADABI </span></span><br />
Sıdk, ciddiyet, halis niyet, vakar ve semadan önce istihare, bereket ve istifade için dua. <br />
Sema meclisinde vecde davetiye çıkarmaktan korkmalıdır. <br />
1- Vecd gelmeden, vecd gösterisinde bulunulursa: <br />
2- Allah'a yalan isnadı <br />
3- Halkı aldatma <br />
4- Salah düşüncesinin bozulmasına sebep olur. <br />
5- Halkı batıl yola zorlama. <br />
En güzeli, vecd anında hırka yırtmamaktır. Hırkayı parçalayıp dağıtmak Sufilere göre ahdi yenilemektir. <br />
Hırka hususunda söz hakkı, şeyhindir. <br />
Sema'a ehil olmayanın katılması mekruhtur. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">26.BÖLÜM <br />
HALVET, ÇİLE VEYA ERBAİN </span></span><br />
Erbain, sair zamanlarda hak, ters düşen arzuların bastırılması için yapılır. <br />
Kırk gün ihlasla amel eden kimsenin kalbinden diline doğru hikmet pınarları akseder, ilm-i ledünne açılan kapı, buradadır. <br />
Kul, insanlardan ayrılıp, Allah-u Teala'ya yönelmesi sayesinde mesafeler kat'ederek nefis madeninden ilim cevherini çıkarır. <br />
Erbain'de muvaffak olmanın şartı, şartları ihlasla yerine getirmektir. <br />
Halvette nefsin arzularından uzaklaşma vardır. Peygamber Efendimiz (sav) de nübüvvet öncesi halvet yaşamıştı. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">27. BÖLÜM <br />
HALVETTE VAKİ OLABİLECEKLER </span></span><br />
Halvet, dinin selameti, nefis ahvalinin yok olması, amelin Allah için yapılması içindir. Keşf ve Fetih mülahazasıyla yapılan halvet fitneye düşme demektir. Taleb edilecek istikamettir; keramet değildir. <br />
Dinin esaslarına uygun halvet, kalbi nurlandırır, dünya rağbetini keser, zikrin tadına erdirir, namaz, tilavet vs. ibadetlerin ihlasla yapılmasını sağlar. Bazen zihne hayaller düşer ki, bunları vehametle karıştırmamak lazımdır. <br />
Zikre, hususiyle 'La ilahe illallah' mülazemet esastır. <br />
Kalbe yermeşen kelime-i tevhid, kalbe yerleşince nefsin itirazlarını önler. Zikir nurunun kalbe bir cevher halinde yerleşmesi, halvetten gaye budur. Bazı hayaller asılsız bazen de mevhibe-i ilahi olarak belirir ki, onlar da hakikatle irtibatlıdır. Hakikatler misal elbisesinden sıyrılarak, özel bir haber ve keşif halini alır. <br />
Mükaşefelerin hepsi yakin duygusunu takviye içindir. Asıl kayine ulaşan kimsenin bunlara ihtiyacı yoktur. Her ne olursa olsun, takva ve zühdün hakkı verilmeli, asla aldanılmamalıdır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">28. BÖLÜM <br />
HALVETE NASIL GİRİLİR </span></span><br />
Dünyada tecerrüd, halvete girip, gusül, iki rekat namaz, gözyaşı tevbe, ahlak-ı zemimeden arınma, cemaatle kılınacak namazlara sadece devam. Halka halveti belli etmeme, daim zikr-i İlahi ile meşgul olma, hayale başka şeylerin girmesine izin verilmemelidir. <br />
Daim abdestli bulunmaya çalışılmalıdır. Uykuya karşı mücadele etmelidir. <br />
Azık, tuz ve ekmektir. Çok zor durumda katık da alınabilir. <br />
Kıllet-i Taam, Kıllet-i menam, Kıllet-i kelam, uzlet ani'l enam esastır. Yeme, tedricen azaltılabilir. <br />
Açlığın sınırı; ekmek-katık ayırt edilemeyecek seviyeye gelmesi. <br />
Belli bir dönemden sonra Allah (cc) yemeği unutturur. Unutmasa bile, kalbin nur ile dolması, ruhun çekici kabiliyetini güçlendirir. Ruh, onu kendi merkezine ve alem-i ruhanideki yerine doğru çıkmaya başlar. Bu sayede salik, nefsani şehvet duygularından nefret eder. Lüzumsuz, konuşma gibi, şeyler nefsi uyarıcı etki yapar. <br />
Fakat Cenab-ı Hakk'ın mevahib-i İlahiyesi buna münhasır değildir. <br />
Erbain için tercih edilen zaman: Zi'l-Ka'de, Zi'lHicce'nin ilk on günüdür. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">29. BÖLÜM <br />
SUFİYYENİN AHLAK ANLAYIŞI </span></span><br />
Ahlakta model Peygamber Efendimiz (sav)'dir. O (sav)'nun ahlakıyla ahlaklanmak esastır. Rasulullah (sav)'dan Şeytani sıfat sökülüp alınmıştır. <br />
Bazı sıfatların bulunması ise Allah (cc)'ın Nebi'sini (sav) özel rahmeti ile terbiye etmesi ve ümmetine örnek almasına vesiledir. <br />
Tasavvuf halka iyi muamele, Hakk'a sadakattir. İyi geçim, sabır, cömertlik, ülfet, nasihat ve şefkat hukuk-u azimdendir. Allah (cc)'ın ahlakıyla ahlaklanmak hedeftir. <br />
Güzel ahlak, insanı Cennet'e götürür. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">30. BÖLÜM <br />
SUFİLERİN AHLAKI </span></span><br />
1-Tevazu: <br />
Her davete icabet, hediye kabulü, selam verme, selam alma. <br />
Kendinde bir değer görmeme, hakkı her kimden olursa olsun kabul etme, herkesi kendinden hayırlı görme. <br />
Böbürlenerek yürümeme, insanın yaratılığı şeye bakması. <br />
Zillet ve meskenete düşmek, uygun değildir. <br />
2-İnsanlara yumuşak davranmak: <br />
Halkın arasına karışıp ezalarına sabır, uzletten daha hayırlıdır. Öfkeyi yutma, aff-u safv memduhdur. Yumuşaklık hayırdan nasipdarlık demektir. <br />
3-İsar: <br />
Kendileri muhtaç iken başkalarını kendilerine tercih edenler. <br />
Kendisini mülkün emanetçisi görenin isarı en sağlıklı isardır. <br />
Huzeyfetü'l-Adevi'nin Yermük'teki su hadisesi, Ebu Talha ve misafiri Sa'd b. Rebi ve Abdurrahman b. Avf kardeşliği. Cömertlik, buhl'la kazanılır <br />
4-Afv ve Müsamaha: <br />
İhsan sana kötülük yapana iyilik yapmandır. İnsan, güneş, rüzgar ve yağmur gibi umumidir. <br />
5-Güler Yüzlülük ve Tatlı Dillilik: Güler yüzlülük, tebessüm, sadakadır. <br />
mü'minin kalbinin aydınlığı yüzüne vurur. Sevinç ve neşe Allah için ve O'ndan (cc) ötürüdür. <br />
6-Şakalaşma ve Yumuşak Muamele Sufiyye ahlakındandır. <br />
Rasulullah (sav) latife ve şaka yapardı. <br />
Mübtedilerin çokça şakalaşmaları uygun olmaz. <br />
İşin içine nefs karışabilir. <br />
İnsanları rahatlatmak için şaka yapılsa da, halvette ciddiyyet esastır. <br />
Mizah bast ve recadan ileri gelir, <br />
7-Yapmacık Davranışları Terketmek: Tekellüf, nefsin arzusu üzere insanlara gösteriş olsun diye yapılan yapmacık hareketlerdir. İkram ederken dahi tekellüften uzak peygamberane ahlaktır. <br />
ziyaretçiye elde olanı, davetliye elden geleni ikram etmek esastır. <br />
8-Mal Biriktirmeyi Terketmek: <br />
Rasulullah (sav) ertesi gün için evde bir şey bırakmaz ve bıraktırmazlar. <br />
Sufilerin Cenab-ı Hakk'ın hazinelerini deniz gibi (tükenmez) bilir. <br />
Allah (cc) kuşlar gibi tevekkül içinde olmak <br />
9-Aza Kanaat Etmek: <br />
Kanaat rızadan kaynaklanır. Şerefi artırır. Fitnelerden korur. O, tükenmez hazinedir. Az malın şükrü daha kolaydır. <br />
10-Münakaşa ve Cedelden Uzaklaşmak Hakkı söylemenin dışında cedel ve münakaşadan uzaklaşma. <br />
Nefisten gelen öfkeye kalbi hilm gösterme <br />
Öfke anında nefsi itham etme, pozisyon değiştirme. Öfke ve normal halde hükmetmek ancak nefsini dizginleyebileceklerin işidir. <br />
11-İnsanları sevmek ve onlarla iyi geçinmek: <br />
Mümine merhamet, kardeşlik. <br />
Geçinemeyen ve geçinilemeyende hayır yoktur. <br />
İyi kimselerle ülfet ve ünsiyyet kalbe inşirah verir. Sevgi ile itaat, korkarak itaatten daha faziletlidir. Allah (cc)'ın sevdikleriyle beraberlik O'nun (cc) sevgisine götürür. <br />
12-İyilik Yapana Teşekkür ve Dua: <br />
Sufinin hakkın varlığını kabulü, hakkın vücudunu perdelemez, O (cc) her şeyi açık seçik görür. <br />
Nimete hamd, nimetden daha değerlidir. Sufinin teşekkürü, teşekkülün kemalinden, inancın nimeti Allah (cc)'dan görmelerindendir. <br />
13-Makamı Müslümanlara Hizmet İçin Kullanmak: <br />
Makamı hizmet için isteyenler, ölmeden evvel ölenler içindir. Nefsin hilelerinden emin olmayanın fitnesinden korkulur. <br />
Bilgisizlikle insanlara zarar vermemek. <br />
İnsanların cehaletine sabretmek <br />
İnsanların elindekilerine talip olmamalı, kendi elindekini onlar için harcamak. Riyasete liyakat için gerekli şartlardır. (Sehl b. Abdullah)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">31. BÖLÜM <br />
TASAVVUFTA EDEB </span></span><br />
Ebed, zahir ve batın terbiyesidir. <br />
İnsan edebe (ahlaki değişikliğe) ehil yaratılmıştır. Edebin menbaı, iyi seciyedir. Kimse halindeki seciye mümarese ve riyazetle fiile çıkarılarak edeb ve terbiye kazanılır. <br />
Bazen mümarese ve riyazete ihtiyaç duyulmaz. İlim edeble anlaşılır <br />
İbadetteki edeb, hizmetten daha yücedir. Taat Cennet'e, taatteki edeb, Rıza-yı Bari'ye ulaştırır. <br />
Zahiri su-i edeb, zahiri ceza, batıni dolanı da batıni cezayı mucib olur. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">32. BÖLÜM <br />
HUZUR-U İLAHİ'DE EDEB</span></span> <br />
Bu edeb, Rasulullah (sav)'dan alınır. <br />
Sevinçteki ifrat veya bastın halinin aşırısı, varidatın çoğalmasına mani olur. <br />
Her kabz halinde bir ceza sözkonusudur. Kabz bast halindeki ifrattandır. <br />
Bastın itidali mesalih-i ilahiyyeyi nefse kaydırmamaktır. <br />
Göz, basiretle istikamete erer. <br />
Sultandan küçük şeyler istenmez. Kurb nedeniyle haşmet perdesi müstesna. <br />
Arif için edeb, mübtedi için tevbe mesabesindedir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">33. BÖLÜM <br />
TAHARET ADABI </span></span><br />
İstinca, Kıble'ye yönelmeme, <br />
Pisliği izale ve kullanılacak taş ve suyun temiz olması istibra, idrar kalmaması için yapılan temizlik hareketi istinca, öksürme gibi hareketlerle iyice temizlenme. <br />
Temizlikte Şeytan vesvesesine fırsat verecek aşırılıktan sakınılmalıdır. <br />
Def-i hacet halinde istitar (nazar-ı nas'dan gizlenme) <br />
İdrar serpintilerinden ictinab edilmelidir. <br />
Gusledilen banyoya bevletmemek. <br />
Duaları yerli yerince okumak <br />
Girişte sol ayak, çıkınca sağ ayak <br />
İsm-i İlahi bulunan şeyleri yanından bulundurmamak <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">34. BÖLÜM <br />
ABDEST ADABI </span></span><br />
Abdestden önce -adabıyla- misvaklanmak Abdest dualarını okumak <br />
Farzlarını noksansız yapmak, tertibe riayet etmek Sünnetlerine riayet etmek. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">35. BÖLÜM <br />
HAVASS'IN ABDEST ADABI </span></span><br />
Uzuvlarını huzur-u kalb ile yıkamak <br />
Daim abdestli bulunmak <br />
Suyu israf etmemek, i'tidal sınırına vakıf olmak Zahiri temizliğe kafi miktarda önem verip, asıl batına yönelmek. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">36. BÖLÜM NAMAZIN FAZİLETLERİ </span></span><br />
Namaz, felaha götürür. <br />
Namaz kılan, ateşte ısınan ve eğrilikleri düzeltilen ağız gibidir. <br />
Namaz, kul ile Rabb'i arasında kavuşma vesilesidir. <br />
Namaz, Allah'ı hatırlatır. <br />
Namaz kılan bütün azalarıyla dua halindedir. Namaz kılan ehl-i semanın bütün hallerini cem'etmiştir. <br />
Namazda sürat ve acele, felah kapılarını kapatır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">37. BÖLÜM <br />
NAMAZIN KEYFİYYETİ VE ADABI </span></span><br />
Abdest, vakit girmeden alınmalıdır. <br />
Sünnet, insanı farza hazırlar, berekete vesile olur. <br />
Sünnet-farz arası tevbe edilir. <br />
İlk tekbirler ruhi ve bedeni tam konsantrasyona girilmelidir. <br />
Kıyam, rüku', secde hallerinde okunması farz, vacip ve mendub olan dualar okunur. Gözler secdede açık bulundurulur. Zira onlar da secde ederler. Namazda Mirac sırrı vardır. İmam, sultanın kapısında duran elçiye benzer. Temsil ettiklerini unutmaz ve onlara tercüman olur. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">38. BÖLÜM <br />
NAMAZIN ADABI VE SIRLARI </span></span><br />
Kalbi dünyevi şeyle meşgul etmeme. Maddimanevi. <br />
Namazda istikamet üzere olma, namaz hırsızlığına girmeme, kişiye namazda yazılacak ecir, kalb huzurudur. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">39. BÖLÜM <br />
ORUCUN FAZİLETİ VE TESİRİ </span></span><br />
Oruç, sabrın yarısıdır. Şehveti kırar. Oruç, Allah (cc)'a doğru seyahattir. Hikmeti doğurur. <br />
Melekut kapıları oruçla çalınır. <br />
Mide doldurulan en şerli kaptır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">40. BÖLÜM <br />
ORUÇLA İLGİLİ MUHTELİF GÖRÜŞLER </span></span><br />
Kalb selameti oruçta görülüyorsa, oruca devam edilir. ara-sıra oruç bırakılır. Bayram ve teşrik günleri hariç, savm-dehr tutulabilir. Oruç tutma sıra ve keyfiyeti kalbin ve nefsin durumlarına göre farklı değerlendirilmiştir. Kimileri orucun bozulmasını mübah ve iyi görürken kimileri çirkin görmüştür. <br />
Eyyam-ı beyz, Şaban'ın ilk 15'i Zi'l-Hicce ve <br />
Muharrem ayının ilk 10 gününde oruç müstehabdır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">41. BÖLÜM <br />
ORUCUN ADABI </span></span><br />
Zahir ve batın bütünlüğü selameti. <br />
Yemeğin normal zamanlarda daha az yenmesi <br />
Oruçla nefis zarurete alıştırılırsa diğer zaruretlere geçilir. <br />
Sahur yapmak, iftara acele etmek. İftarın namazdan önce olması sünnetdir. <br />
Gıybet gibi ma'nevi arazlardan ictinab. Sufiler orucun da alışkanlık haline gelmesinden hoşlanmazlar. <br />
Oruçsuz bir cemaatin sohbetine katılanın da oruçsuz olması adabdandır. Belli bir programı olanların ise oruca devamlılığı uygun olanıdır. Orucun bozulmasındaki ve bozulmamasındaki efdaliyet niyetleri sadakate bağlıdır. Yediklerinizi zikirle eritiniz (H. Şerif) Mümkün mertebe gizlenmek. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">42. BÖLÜM <br />
YEMENİN FAYDA VE ZARARLARI </span></span><br />
Niyetle adet ibadete döner. <br />
Sufi vaktini Allah'a vermiştir. <br />
Sufi adet olan şeylere ancak zaruret miktarı rağbet eder. Vukuf rutubeti (su) hararet-i nefis, (toprak) serinlik (ruh) hususiyeti vardır. Dengeli olmaları esastır. <br />
Yiyecekler helal olmalıdır. <br />
Yemekten önce eller yıkanır besmele çekilir, Mün'im olan Allah hatırlanır. <br />
Kalbin bozulması lokmadan geçer. <br />
Nimetin değerini takdir, şükür sayılır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">43. BÖLÜM <br />
YEME-İÇME ADABI </span></span><br />
1-Tuzla başlayıp, tuzla bitirmek 2-Topluca yemek, bereket olur. <br />
3-Yer sofrasında yemek <br />
4-Lokmaları küçük küçük almak ve iyice çiğnemek, yaslanmadan yemek 5-Önce yaş ve ilim bakımından üstün olan kimsenin başlaması, <br />
6-Sağ el ile yemek <br />
7-Kendi önünden ve yemeğin kenarından yemek <br />
8-Kusur aramamak <br />
9-Yere düşen lokmayı alıp yemek 10-Parmaklarını yalamak. <br />
11-Yemek kabını iyice sıyırmak <br />
12-Yemeğin içine üflememek <br />
13-Sofrada sirke ve yeşillik cinsinden şeyler bulundurmak. <br />
14-Yemekte suskun durmamak <br />
15-Et ve ekmeği bıçakla kesmemek. 16-Sofradakiler ellerini çekmedikçe yemeğe devam etmek. <br />
17-Ekmek konulunca başka bir şey beklememek 18-İyice acıkmadan yememek, iyice doymadan da kalkmak. <br />
19-Hizmet edene en azından yemekten birkaç lokma yedirmek. 20-Kalkınca hamdetmek. <br />
21-Dişleri ve elleri temizlemek, dişlerdeki kırıntıları yutmak. <br />
22-Elinin ıslağı ile gözleri meshetmek 23-Yapmacık davranışlardan sakınmak. Şüpheli yiyeceklerde istiğfar. <br />
24-Bir topluluğun yanına tam yemek vaktinde gitmemek. <br />
25-İkramda tekellüften sakınmak. İkram etme niyeti müstesna... <br />
26-Konulan yemeği küçümsememek 27-Davete icabet etmek. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">44. BÖLÜM <br />
SUFİLERİN GİYİNME ADABI </span></span><br />
Elbisenin helal ve temiz olması esastır. Sıcak ve soğuktan korumak. <br />
Giyilen elbise, bulunan mevki ve makamla tenasüb içinde olmalıdır. <br />
Nefsine galip gelen, hırstan uzak, hüsn-ü niyyet sahibi kimselerin güzel ve yumuşak elbise giymelerinde bir beis yoktur. <br />
Kibre sebep olacak, nefsin heva ve hevesini teşci edecek giysilerden sakınılmalıdır. Şüpheli şeyleri terk etmek. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">45. BÖLÜM <br />
GECELERİ İHYA ETMENİN FAZİLETİ </span></span><br />
Kalb ve nefis birbiriyle mücadele ettiği sırada, şartlarına riayet ederek, dengeli bir şekilde uymak. Salih ise, müridlerin kalblerinin sükun bulmasına sebep olur. <br />
Ruh, kalb ve üns, uykunun yerini tuttuğunda az uyku zarar vermez. <br />
Gece elde edilen nimetler, gündüze yayılır. Bu durumda kalb ilahi nurlarla dolar. <br />
Geceleri namaz kılanın yüzü, gündüzleri ak olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">46. BÖLÜM <br />
GECELEYİN KALKIŞ VE UYKU ADABI </span></span><br />
Akşam namazını evrad-u ezkarlar beklemek, gece kalkışı akşam ile yatsı arasını ibadet ve zikirle geçirmek. <br />
Yatsıdan sonra konuşmamak. Abdest tazelemek. Nefis derin haz almaya çalışır. Hakkı verilir ama hazzı verilmez. <br />
Alışkanlıkları değiştirmek de gece kalkmayı kolaylaştırır. Midenin yemekle dolu olmaması. Yeniler yiyecekler tilavet zikir ve istiğfarla eritilmelidir. <br />
İhtiyaten vitir uykudan önce kılınmalıdır. Taze abdestle sadık rüya zahir ve batının temizliğinden geçer. <br />
Rüyada Hak Teala ile konuşanlar olur ki, emir ve nehy alırlar. Bu zahiri emir ve nehy gibidir. Kendileri hakkında gafletten kurtulmak için abdeste azami dikkat gerekir. Mesela, gece yatarken mesnun olan dura ve sureler okunur. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">47. BÖLÜM <br />
GECE NAMAZI VE ADABI </span></span><br />
Akşam ezanıyla ikameti arasında iki rekat namaz ve farz namazdan sonra da iki rek'at namaz kılınır. Akşam ile yatsı arası ibadet gündüzün günahlarını siler. Yatsıdan sonra da dört veya iki rekat nafile kılar. Eve girince dört rek'at daha kılar. <br />
Uyanacağından emin olmayanın vitir namazını yatmadan kılmalıdır. Gece kalkınca gönlü sadece Allah (cc)'a vermeli. <br />
Daima Allah (cc)'a iltica edilmelidir. Su ile temizlenip, Kur'an okunduğu zaman iki temizleyici bir araya gelir (zahiri ve batıni). Böylece Şeytan'ın vesveseleri, te'sir ve aldatmalar zail olur. <br />
12 rek'at teheccüd namazı kılınır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">48. BÖLÜM <br />
GECEYİ BÖLÜMLERE AYIRMAK </span></span><br />
Gecenin tamamını ihya edemeyenler üçte birini, üçte ikisini, veya altıda birini ihya etmeleri müstehabdır. <br />
Gece ibadeti şuurlu yapılmalı. Uyku gibi sıkıntı veren şeyler giderilmeli. <br />
Tan yerinin ağarması (uykuyla geçirilerek) gece ibadetine tercih edilmemeli. <br />
Kurb makamına erenler artan bir şevkle gece ibadetine müdavimlerdir. <br />
Gündüz işlenen günah, kusur, gece ibadetine mani olur. Dünyevi işle çok fazla iştigal. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">49. BÖLÜM <br />
GÜNDÜZÜN ADABI </span></span><br />
Tan yeri ağarmadan abdestli olarak sabah namazı beklenir. <br />
Gündüzün iki ucunda ve gecenin bir kısmında kılınan namaz, günahlara keffaretdir. Sabah namazı, sünnetinden sonra tevbe istiğfar getirilip, dua edilir. <br />
Efendimiz (sav)'e salat-u selam getirilir. <br />
Sabah namazından sonra münacaat yapılır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">50. BÖLÜM <br />
GÜNLÜK İBADETLERİN VAKİTLERİNE GÖRE DAĞILIMI</span></span> <br />
Sabah namazından sonra yerinden kalkmadan Kıble'ye yönelik olarak oturup, evrad-u ezkar okunur. Kerahet vaktinde uyumamalıdır. Güneş iki mızrak boyu yükselince iki rekat namaz kılınır. <br />
İşe gidecek bir kimse evden çıkmadan önce iki rekat namaz kılar; eve döndüğünde de iki rek'at kılar. <br />
Sabahla öğle arası iki veya on iki rekat kuşluk namazı kılar. <br />
Dışarıda hizmeti olmayan taat, tilavet, zikir ve münacaatla meşgul olur. <br />
Kuşluk sonrası namazdan sonra biraz uyumak iyidir. Gece kalkmaya yardımcı olur. Kalbi saflaştırır. Zeval vaktine bir saat kala kalkar. <br />
Tilavet ve zikirle meşgul olur. <br />
İbadet-ü ta'ate çoluk-çocukla meşguliyetten aşırı bir gevşeklik hasıl olur. İbadete olan isteksizlik giderilmedikçe namaza durulmaz. Bu da halk içinde Hakk'la olmaktan geçer. <br />
Ruhu daim hak huzurunda bulunanlara ise halkla beraber olması zorluk vermez, bilakis ibadet gibi olur. <br />
Öğle ile ikindi arası ibadet ve tilavetle geçirilir. <br />
Ağzın tadı değiştiğinde misvak kullanılır. Hevanın, dünyanın ve nefsin galebesiyle ibadetten geri kalan kalbiyle bunun ezikliğini yaşar. İkindiden sonra nafile ibadet vakti bittiğinden tilavet ve zikirle meşgul olur veya sohbet dinler. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">51. BÖLÜM <br />
MÜRİD-MÜRŞİD MÜNASEBETLERİ</span></span> <br />
Mürid, mürşidin önünde bulunmaz. Ondan önce işe ve söze başlamaz. Şeyh konuşurken ses tonuna dikkat eder. <br />
Mürid gerek malında, gerek şahsında şahsi tercihte bulunmaz. <br />
halinde ve hareketlerinde açıklanması gereken bir şey hisseden mürid, bunu şeyhinden sorarak çözümler. <br />
Mürşid, müridin problemlerinin halline çalışır ve onları giderir. <br />
Rasulullah (sav) için Cibril (as) bir vahy emini olduğu gibi, mürşid de mürid için ilham eminidir. Mürşid konuşurken, şaibeli, parlak, nefse hoş gelen söz ve davranışlardan uzaktır. <br />
Mürid, şeyhinin makamından daha üstün bir makam aramaz. <br />
Şeyh için arzu edilen şey, müride daha yüksek dereceler kazandırır. Tam teslimiyetle mürid gıyabi huzur edebine nail olur. <br />
Yüksek sesle konuşmak vakarın gitmesine sebeptir. Kalbde hürmet ve vakar olduğu zaman dil, ma la ya'niyyat ve garabetten kurtulur. <br />
Şeyhe (büyüğe) temsil ettiği makam muktezasıyla hitab edilir. <br />
Yabancılık nisbetinde zahire alaka artar. Şeyh yeni gelenlere önceki müridlere nisbeten daha fazla alaka gösterebilir. <br />
Ebu Mansur el-Mağribi: <br />
Şeyhe hizmet, ihvan ve akranla da arkadaşlık edilir. Şeyhde görülen beğenilmedik hareket, şeyhin ilim ve hikmet yönüyle bir mazeretinin bulunduğunu bilmesi ve ona teslim olması, müridin edebindendir. <br />
Şeyhin yanında nafile namaza durmamak da adabdandır. <br />
Kendine gelen tecelli, mesbibe, keramet gibi şeyleri şeyhinden gizlemeli. <br />
Kendi terbiye ve eğitimine layık olduğuna inanmadığı şeyhin sohbetine girmemesi edebdendir. <br />
Karşılıklı sevgi ve ülfet hal ve feyz in'ikasına en büyük vesiledir. <br />
Rüya ve halleri şeyhinden habersiz tek başına yorumlamamalı. <br />
Her türlü hacetini arzetmek için acele etmemesi şeyhin hazır hale gelmesini beklemesi adabdandır. Huzura varırken hususi görüşmelerde şeyhe hediye (sadaka) takdim edilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">52. BÖLÜM <br />
ŞEYHİN RİAYET EDECEĞİ ADAB </span></span><br />
1-Sufiler arasından sivrilip, ortaya atılmamak, insanları celb için lütuf, merhamet, güzel konuşma gösterisinde bulunmamak. <br />
Kalbini Hakk'a nazır tutmaksızın, O'ndan (cc) yardım istememeksizin müridlere tek bir kelime etmez. Dili kalbe, kalbi Allah'a bağlar. Ebu'n-Necib es-Sühreverdi: Dervişler, sözü ve sohbeti algılamaya hazır bulunmadığı sürece onlarla konuşmaz. <br />
Müridin değişen halini görüp ona göre hareket eder. Umuma karşı konuşurken konuları genel boyutlarıyla ele alır. <br />
2-Halkla beraber bulunduktan sonra kendini tefekkür zikir ve ibadete vereceği bir halvethanesi olmalı. Celveti halvetin himayesine alır. Fetret devrinde (beş vakit) halkı irşadı ile faydalandıran şeyh, fazilet kazanır. <br />
3-Kendinden irşad isteyenlere güzel davranması, hürmet ve saygıya layık şeylere karşı görevini yaparak mütevazi davranması. <br />
'İlk defa gelmiş müride, rıfk ve mülayemetle davran, ilimle değil'. <br />
4-Müridleri sever, hastalık ve sıhhat halinde haklarını yerine getirir. <br />
'Onların irade ve sadakatlerine güvenerek onları asla terketmez'. <br />
5-nefis terbiyesinde müride yardımcı olmak, sadakatlerine güven nisbetinde ruhsat sınırlarına kadar yapılanlara müsaade eder. <br />
6-Müridlerinden kendisine gelecek, herhangi bir menfaat ya da hizmete müridin lehine olacağına inandığı müstesna, tenezzül etmez. <br />
7-Müridden sadır olacak kusuru şahsını hedef alarak söylemez. Umuma konuşur, 'Kızım sana söylüyorum; gelinim sen anla' kabilinden. 8-Müridin keşf ve varidat gibi şeylerini korur, onu başkalarına anlatmaz. Müridin hal ve keşfini küçümsemez. Bunlara takılıp kalınmayacağını da izah eder. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">53. BÖLÜM <br />
SOHBET VE TESİRLERİ </span></span><br />
Cinsiyet ve birtakım asgari müşterekler sohbete sebeptir. Sohbete yakınlık duyan kişi, muhatabı Şeriat terazisine vurmalıdır. <br />
Sadık ve samimi bir mürid, fasidlerle birarada bulunmaktan çok, salih ve iyi kimselerle bulunmakla bozulur. <br />
Süleyman el-Havvas'a İbrahim b. Edhem gelir. Onu karşılamayacak mısın? denildiğinde 'İbrahim b. Edhem'i karşılamaktansa, yırtıcı arslanlarla karşılaşmayı tercih ederim. Çünkü ben onu gördüğümde ona karşı en güzel sözleri söylerim. Nefsimin en güzel hallerini ona arzederim. Bu ise fitnenin ta kendisidir'. der. <br />
Halvette toplumdan maddi bir ayrılış, uzlette ise manevi ve şuuri bir ayrılış vardır. Halvet asıl ve daimi, ihtilat ise geçici ve arızidir. Ehli ile sohbet batıni gözleri açar, eşyanın hakikatına erdirir. <br />
Arkadaşının işini önemseme samimi dostluğu gösterir. <br />
Kaynaşan ve kaynaşılan insan Allah'a sevimli ve yakındır. <br />
Uzleti tercih ülfet etme ve edilme özelliğini gidermez. <br />
Bizim anlattığımız dostluk hemcinse karşı duyulan temayülden gelen ülfet ve ünsiyet değil, Allah için Allah'la ve Allah'dan olanıdır. <br />
Allah için sevenler imanın tadına ererler. Allah'la sohbet edenlerle sohbet insanı, sohbet-i ilahi'ye götürür. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">54. BÖLÜM <br />
SOHBET VE KARDEŞLİĞİN SORUMLULUKLARI </span></span><br />
Takva ve hayırda yardımlaşmana <br />
Arkadaşına af dileme, dua etme, birliktelik için bereket niyazı. <br />
Allah için birbirini sevenler ve O'nun (cc) için ayrılanlar Arş-ı Ala'da gölgelenecekler. <br />
'Biri, diğerini dünyevi menfaat sebebiyle terk eden, <br />
Allah yolunda kardeş olamaz'. (Cüneyd elBağdadi) <br />
Kardeş incitilmez, aşırı şaka yapılmaz, yerine getirilemeyecek söz verilmez. <br />
Bir ayrılık vuku bulsa da arkadaşı iyilikle anmak. <br />
Mümkün oldukça hüsn-ü zan etmek. <br />
Sadır olacak nefi bir harekete doğrudan kınamada bulunmaz, yanlışı gidermede en iyi yolu tercih eder. <br />
Kişi, dostunun dini üzeredir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">55. BÖLÜM <br />
SOHBET VE KARDEŞLİĞİN ADABI </span></span><br />
1-Kardeşinin hatasını görmezlikten gelmek. <br />
Nasihat uluorta herkesin ortasında yapılmaz. 2-Kardeşlerine hizmet etmek, sıkıntılarına katlanmak. <br />
3-Elindeki mal ve mülkü kendine ait görmemek. 4-Fazilet ve üstünlüğünü bildiği kişiye değer vermek. <br />
5-Gereksiz dünya işleriyle fazla ilgilenen kimselerin sohbetinden uzak durmak. <br />
6-Kardeşinin işine, kendi işinden daha çok önem vermek. <br />
7-Yumuşak muamele etmek. <br />
8-Söylediklerini, dikkatlice söylemek 9-Kardeşliğin devamı için bütün gücünü kullanmak. <br />
10-Küçüklere şefkat ve sevgi ile muamele etmek. 11-Bir yere çağırıldığında, 'Nereye?', 'Niçin?' gibi sorular sormamak. 12-Kardeşlerine yük olmama. <br />
13-Açık ve samimi davranmak, mudarat etmek, müdahane etmemek. <br />
14-Beraberlikte inkıbaz ve inbisat arası orta yolu tercih etmek. <br />
15-Ayıp ve kusurlarını örtmek. <br />
16-Kardeşinin ayıpları için istiğfarda bulunmak. 17-Kardeşlerini kendisiyle mudarat etmeye mecbur bırakmamak. <br />
*Bütün kötülükler nefisten, onun tezkiye edilmeyişinden kaynaklanır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">56. BÖLÜM <br />
KENDİLERİNİ TANIMA KONUSUNDA <br />
SUFİLERİN GÖRÜŞLERİ </span></span><br />
Akıl ve nakil sahipleri ruh konusunda ihtilafa düştükleri kadar hiç bir konuda ihtilaf etmediler. Sadıkların bu konudaki konuşmalarını Allah'ın(cc) Kelamı ve ayetlerinin tevili olarak değerlendirmek daha doğrudur. <br />
Ruh konusunda konuşulanların bir kısmı ruhun Kıdemine, diğer bir kısmı da hududuna kildir. Akıl, ruhla bir varlık ve kişilik kazanır. Onunla eşya üzerine hüccet getirebilir. Eğer ruh olmasaydı akıl dumura uğrar, hiçbir şeyin leh ve aleyhinde bir delil getiremezdi. Ancak o, yaratıkların en latifi, cevherlerin safi ve parlağıdır. Gayblar onunla sezilebilir. Hakikat ehlinin keşfi onunladır. Ruh bilinmesi güç, hatta imkansız gibi şeyleri bilebilir. Ruhlara göre dünya ve ahiret arasında fark yoktur. Ruhlar, berzahta dolaşan, dünya ahvali ve melekleri gören, insanların durumları ile ilgili semada yapılan konuşmaları duyan ruhlar, Arşın altındaki ruhlar, cennetlerde uçan ruhları, dilediği ve gücü yettiği kadar, hayatı boyunca, Allah'a doğru koşan ruhlar vardır. <br />
İnsanlardan biri ölüp de ruhlar alemine gelince tanıdıkları ile konuşur ve haber sorarlar. Ruh, bedende bir araç, sıfat ve vasıf değil, cevher, zat ve ayndır. Ruh ilimle gıdalanır. <br />
Ruh, yeşil ve taze çubuğun içinde bulunan su gibi, kesif bedenle iç içe girmiş, latif bir cisimdir. <br />
(Cüveyni) <br />
Bazı kelamcılar, ruhun araz olduğu fikrini tercih etmiştir. <br />
Ruhun, bedenden ayrılırken, ondan bütünüyle ayrılması mümkün değildir. <br />
Beden ruhtan ayrılırken ölümü hissettiği gibi, ruh da cesetten ayrılırken ölümü hisseder. <br />
Ulvi ve semavi olan ruh-u insani, emir aleminden, beşeri olan ruh-u hayvani de halk alemindendir. Aklın yeri dimağ, diyen de, kalp diyen de olmuştur. Nefsin şekillenmesi, ruh-u insaninin Ruh-u hayvani üzerinde galebesi ve böylece hayvani ruhun diğer hayvanlardaki ruh-u hayvani cinsinden ayrılmasıdır. <br />
Ruh, kendisi ile hayata ve canlılığa kavuşulan güzel bir bahar rüzgarı, nefis, şehvetlerin ve kötülüklerin kendisinden kaynaklandığı sıcak ve kavurucu bir rüzgar. <br />
Kötü fiil ve ahlaklar hüsn-ü riyazetle giderilebilir veya değiştirilebilir. <br />
Aç gözlülük ve ihtirastan tama' ve hırs meydana gelir. <br />
Bir kul, yaratılışında mevcud olan hayvani insiyakları ilim ve adl ile eğitip yönlendirmedikçe insanlık derecesine erişemez <br />
Kalp sekine ile dolduğu zaman nefse itminan verir. <br />
Çünkü sekine imanı artıran bir haldir. <br />
Nefis cibilli vasıflardan sıyrıldığı ve tabi hareketlerinden kurtulduğu zaman, itminan makamına yönelmeye başlar. <br />
Nefis tabii halinde, pişmanlık duymaksızın ve kendine kıymaksızın durusa ilim ve marifetin nuru onu etkilemez. <br />
Sufiler, "Sır, müşahede mahalli, kalp, kalp de marifet mahallidir." demişlerdir. <br />
Bir kısmı sırrın, ruhtan aşağıda olduğuna işaret etmiş, diğer bir kısmı da ruhtan daha latif ve üstün olduğu fikrini benimsemiştir. Akıl, ruhun dili ve tercümanıdır. <br />
Amellere eşit ve aynı olsa da akıllar farklı değer arzeder. <br />
Akıl nazari ilimlerden değildir. <br />
Akıl, ilimlerin hepsi değilse de, zaruri ilimlerden biridir. <br />
Akıl, kendisi ile ilimlerin idrak edilebildiği bir sıfattır. <br />
Aklın nuru, ruhtan feyz alır ilimler de aklın nuru ile öğretilebilir. <br />
Akıl, akl-ı meaş ve akl-ı mead olarak iki kısımdır. Akla, cehalete mani olduğu için mani, engel anlamında akıl adı verilmiştir. <br />
Basiret aklın içine aldığı bütün ilimleri kuşatır. Aklı şeriat nuru ile aydınlanan ve basiretle takviye edilen kimse, basiret erbabının ve yalnızca mücerret akla dayanmayan akıl sahiplerinin mükaşefesine mahsus olan ve kainatın batınını ifade eden melekut alemini kavrayabilir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">57. BÖLÜM <br />
KALBE GELEN HAVATIRIN BİLİNMESİ </span></span><br />
Meleğin ve şeytanın insanın üzerinde yönlendiren etkisi vardır. <br />
Havatırı tefrike aid arzı ve istek, müridin himmeti. talebi, iradesi ve Cenab-ı Hakk'ın takdir ve ettiği nasib kadardır. <br />
Havatır Allah (cc)'ın kuluna gönderdiği elçilerdir. Kalp lekelendiği zaman şeytan onu arzu ederek ona doğru yaklaşır. <br />
Kalbin saffeti, zikir ve murakebe ile muhafaza altına alınmıştır. Zikrin kendine ait bir nuru vardır. Zikrin kapısı takva ile açılır. Kul organlarını ilahi yasaklardan korumadıkça takvaya eremez. Takva önce yasaklardan, sonra da lüzümsuz meşgalelerden alıkor, hatta nefsin vesveselerinden bile alıkor. <br />
Nefsin söyledikleri genel olarak telakki edilmeli. Nefsin hak ve hazları ancak üzere iki ihtiyacı vardır. <br />
Nefis, vesvese ile eşyayı gerçeğe ve hakikate aykırı bir şekilde, sahibine ters yüz ederek göstermeye böylece kişiyi eğri tarafa çekmeye çalışır. İnsanların bir kısmına havatırın yönü konusunda, haz tarafını bırakarak hak tarafını yapması dışında başkası caiz değildir. <br />
Havatır hakkında şüpheye düşen insanlardan bir kısmı da Allah (cc)'tan kendilerine verilen güçlü ilmin tesiriyle, haz tarafına meyleden havatırı ve onun gereğini yapma yoluna gider. <br />
Uruç eden kişi, bu halini muhafaza ederek normal durumuna iner. Fakat hali aynı şekilde devam etmez. İnişi ile birlikte nefsin istek ve ihtiyaçları menziline tekrar girer. <br />
Bütün fiiller, kendilerinden önce bulunan havatırdan doğar. <br />
Yediği içtiği haram olan kimse ilham ile vesveseyi birbirinden ayırdedemez. <br />
Havatır konusunda şüpheye sevkeden sebepler: <br />
1- Yakin zayıflığı <br />
2- Nefsin sıfatlarını tanımadaki ilim azlığı <br />
3- Heva ve hevese uyma <br />
4- Dünya, makam, mevki ve hubb-u cah sevgisi. <br />
Cüneyd: <br />
"Hakk'tan gelen havatırın birincisi diğerinden daha kuvvetlidir." <br />
Allah'ın hatırı bazen meleklerden bazen de nefisten gelir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">58. BÖLÜM <br />
HAL, SABİT VE KALICI DEĞİLDİR</span></span> <br />
Bir şey önce "hal" olarak başlar, bilahere makam haline gelir. <br />
"Muhasebe hali"nefsin vatanı, yerleşme yeri ve makamı haline gelir. Bunun devamlı hale gelmesi ve muhasebenin kulda yerleşik duruma yükselmesi halinde, muhasebe halinden, muhasebe makamına yükselmiş olur. <br />
Bütün hallerin en yücesi, Hakka'l yakin halidir. <br />
Mevhibe-i İlahidir. <br />
Makamlar kesbi, haller vehbidir. <br />
Haller, Cenab-ı Hakk'ın gönülde uyandırdığı şeyler, makamlar ise bunların yollarıdır. Haller devamlı olmaz ve peşpeşe gelmezse hal değil, tevih ve besadih adını alır. Bu hallerin başlangıcıdır. Devam ederse hal olur. <br />
Kul, makamlara yükselmeye, hallerin artması ve fazlalaşması ile devam eder. <br />
Kul, gerçek tevbeye erişinceye kadar, hal olan tevbe ile tekrar tevbe etmeye devam eder. Tevbenin başında meydana gelen zecr ve meş hali üç şekilde tezahür eder: 1- İlim yoluyla mez <br />
2- Akıl yoluyla mez <br />
3- İman yoluyla mez <br />
Rıza hali de kul, rıza makamında mutmain oluncaya kadar gidip gelmesine devam eder. <br />
Tevbe, bütün mekanların aslı ve özü bütün hallerin anahtarıdır. Makamların ilkidir. <br />
Kulda zecr ve mez'in hal olarak bakınması tevbenin anahtarı ve başlangıcıdır. Mezi ve Zecirden sonra"intibah" hali hissedilir. <br />
İntibah kişiye hayra götüren hallerin başında gelir. <br />
Yakaza; Hakk'tan korkan kimselerin kalbine Allah (cc) tarafından ihsan edilen ve onları tevbe etmeye yönlendiren ilahi bir ikazdır. <br />
Gerçek bir muhasebe ancak sahih ve sağlam bir tevbeden sonra olur. <br />
Murakabe menfi hatıraları keser. <br />
İnabe tevbenin ikinci derecesidir. İnabe, Allah' (cc) tan yine Allah' (cc) a dönüştür. <br />
Tevbe, mücahedeyle, mücahede ise sabırla olur. Sehl b. Abdullah: "Nimetlere sabır, bela ve musibetler sabırdan daha zordur." <br />
Sabrın hakikatı, nefsin itminana ermesinden, onun itminana ermesi, keskiye edilmesinden nefsin tezkiyesi de ancak tevbe ile olur. <br />
Ömer b. Abdulaziz"Kaza ve kaderin şahsıma takdir ettiği şeyler dışında asla sevincim olmadı." Havf tevbeye yönelişten hasıl olur. Tevbede istikamet havf ve recanın mutedil olmasına vesiledir. <br />
Tevbe makamı bütün makamları toplar. <br />
Hz. Ali(ra): " Zühd, mümin olsun kafir olsun dünyayı yiyen kimseye aldırmamandır." Fakirde zaruri bir katlanma, zahidde ve iradi bir katlanma ve terkediş vardır. <br />
Sehl b. Abdullah: "Gerçek ubudiyyet, şahsi tedbir ve ihtiyar terk edildiğinde elde edilir." <br />
Yaptığını Hakk'la yapan, düşündüğünü Hakk'la düşünen ve O'nun emirlerine yasaklarına aykırı, ufacık bir şeye yönelmeyen kimsenin durumu "beka" makamındır. <br />
Tevbe: Tevbede tevbe etmektir. <br />
Şahsi düşünceler ve duyguların varlığı silkinmesi gereken günahtır. <br />
Gönlüne doğan kötülükten zevk almayı hor ve hakir görmekten bir an bile gafil olan kişinin selamette olmayacağından ve bu zevkin kalbe işlemesinden korkulur. <br />
Heva ve hevese duyulan sevk, Cenab-ı Hakk'a karşı hissedilen sevginin yokluğundan veya azlığındandır. <br />
Vera: Dinin aslı veradır(Hadisi Şerif) Hz. Ömer:" Takva ve vera'i elinde bulunduran, dünyalığı elinde bulunduranlara karşı boyun eğmesi layık değildir." <br />
Vera zühdün başlangıcıdır. <br />
Vera şüpheli şeylerden çekinmedir. Allah' (cc) tan bir an olsun gafil olmamadır. el-Havvas:"Vera, korkunun, korku marifetin, marifette Allah' (cc) a yakın olmanın delilidir," Zühd: Cüneyd:" Zühd, elde olmayanın gönülde de olmamasıdır." <br />
Zühd, elde olandan el etek çekme, elde olanı da dağıtmaktır." <br />
Zühd, nefsin hazlarını terk etmektir. <br />
Şibli:"Zühd, gaflettir, dünya değersiz bir metadır, değersiz bir şeye karşı zahid olma ise gaflettir. Zühd içinde zühd, zühd sırasıyla şahsi irade ve ihtiyarından çıkmaktır. <br />
Hakiki zahid, dünyayı alırsa, yine Allah' (cc) la ve O'nun müsadesi ile alır. <br />
Sabır: Sabır, sabırda sabretmektir. <br />
Sabır nefsi olgunlaştırır. <br />
Ancak sabredenlere, mükafatlar hesapsız olarak ödenecektir. <br />
Şibli:"Sabrın en güç olanı Allah' (cc) ta(Sabr- fillah) sabreder. Bir defa sabreder. Sabır Allah' (cc) ta(Billah) ve Allah (cc) için (lillah) sabreden ve asla sabırsızlık göstermeyen kişidir. Fakat az da olsa şikayet onda vuku bulur. <br />
Sabbar(Sabur)'un sabrı, yalnız Allah' (cc) ta Allah (cc) için ve yalnız Allah' (cc) la olan kişidir. Sabırda izzet ve güzellik vardır. <br />
Fakr: Fakr, sana ait hiçbir şeyin bulunmamasıdır. Kettani"Allan' (cc) a fakr gerçekleşince Allah (cc) ile gına hali gerçekleşmiş olur." <br />
Fakr, ihtiyaçların kalpte belirmesi ve Allah' (cc) ın dışında ki şeylere karşı muhtaçlığın yok olmasıdır. <br />
Fakr, Allah' (cc) dan başka hiçbir sebebe istinad etmemektir. <br />
Fakr, tevhid menzillerinin ilkidir. <br />
Şükür: Şükür, Mü'mini görerek nimetin farkına varmamaktır. <br />
Şükür de Allah'ın bir nimetidir. Ona da ayrıca şükür gerekir. <br />
Şükür, Allah' (cc) ın verdiği nimetlerle O'na isyan etmemektir. <br />
Şükrün hakikatı: Kulun, dinine zarar verenler dışında kendisi hakkında takdir edilen her şeyi, nimet olarak bilmesidir. <br />
Havf: Hikmetin başı Allah (cc) korkusudur. Gerçek havf sahibi azaba sebep olan korktuğu şeyleri terketmektir. <br />
Zunnur el-Mısri"Allah' (cc) ı gerçek manada seven kişi, havf kalbini sulamadıkça muhabbet kadehinden içemez." <br />
Reca: Hardal tanesi ağırlığında imana sahip olanın kurtulacağı müjdesi verilmiştir. <br />
Recanın alameti, güzelce itaat ve ibadet etmektir. <br />
Reca, helal tecellileri cemal gözü ile görmektir. <br />
Havf ve reva bir kuşun iki kanadı gibidir. Reca, Cenab-ı Hakk'ın keremini görerek rahata ermektir. <br />
Tevekkül: Her işini Allah' (cc) a havale etmek. <br />
Tevekkülün yalnızca görünen bir tarafı vardır. <br />
Tevekkül imanın neticesidir. <br />
Zünnun: "Tevekkül nefsin tedbiri terk etmesi ve Cenab-ı Hakk'a karşı her türlü güç ve kuvvetten soyutlanmasıdır. <br />
Tevekkül Allah' (cc) a sımsıkı sarılmaktır. <br />
Tevekkül Allah' (cc) ı bilme nisbetinde olur. Masivadan bir şeyler umarak bakmak cehalet ve marifet kıtlığından kaynaklanır. <br />
Rıza: Rıza, takdir edilenleri kalbin sükunetle karşılanmasıdır. <br />
Musibet ve belalara, nimet ve lütuflara sevinildiği gibi sevinmektir. <br />
Rıza, kalplere vasıl olan ilmin sağlam ve sahih olmasıdır. <br />
Rıza kalbin inşirahından, kalbin inşirahı da yakin nurundan meydana gelir. <br />
Seven, sevgiliden gelen her şeyi kendisinin muradı ve tercihi olarak görür. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">59.BÖLÜM <br />
HALLERLE İLGİLİ BAZI AÇIKLAMALAR </span></span><br />
Muhabbet: Allah ve Resulullah sevgisini herşeyden üstün tutulan hakkın ve imanın zevkine varmış demektir. <br />
Allah ve Resulü iman hükmü ile sevilirken, çoluk çocuk da fıtratın hükmü ile sevilebilir. Ruhun muhabbeti, kalbin muhabbeti, nefsin muhabbeti, aklın muhabbeti gibi muhabbetin değişik saikleri vardır. <br />
Genel anlamda sevgi emirleri yerine getirmek olarak özel anlamda: Ruhun Cenab- Hakk'ı yakinen bilmesinden doğan zat sevgisidir. <br />
Gerçek manada sevenler, sevdiğine ve sevdiğinin de sevdiğine ulaşmak gönülle olur. <br />
El- Ruzbari:" Bütün varlığından sıyrılmadıkça sevginin sınırına yaklaşamazsın." <br />
Cüneyd:"Muhabbet, muhibbin, kendi sıfatları yerine mahbub olan Allah' (cc) ın sıfatlarına bürünmektir. <br />
Şevk: Seven kişide meydana gelen şevk, şahsi gayreti ile değildir. <br />
Tevbe istikrara kavuşunca zühd, muhabbet istikrara kavuşunca şevk meydana gelir. <br />
Şevk muhabbetin meyvesidir. <br />
Muhitlerin dünyada bekledikleri şevk, ölümden sonrası için, bekledikleri şevkten farklıdır. Nice sadık muhibler yaşamaktan zevk alırlar. Mücahededen hasıl olan şevk bu'd ve gaybubet halinde hasıl olan şevkten daha şiddetlidir. <br />
Üns: Cüneyd:"Üns, heybetin varlığı ile beraber yüksek haya duygusunun birlikte bulunmasıdır." Zünnun "Üns, sevginin sevgilisine karşı iç huzuru duymasıdır." el-Vasit:"Kainattan kalben ve manen bütünüyle uzaklaşmayan kimse ünsibillah haline eremez." Allah' (cc) a olan tazım ve heybetin artması ünsün de artması demektir. <br />
Ünsün hakikatı"Cenab-ı Hakk'ın azametini öğrenmenin ağırlığı ile beşeri varlığın bir kenara sürülüp atılması, fetih meydanlarında ruhun serbestçe yayılmasıdır. <br />
Zati üns feradan sonra gelir, zat tecellilerinin mütaalasından sonra hasıl olan beka ve temkin makamın da meydana gelir. <br />
Nefsi mutmainnenin hudu ünsten, huşu de heybettendir. <br />
Kurb: Kulun Rabbisine en yakın hali secde anıdır. Nefsin ibadet ve taatla ifa etmesi ile ruhun kurbiyetle olan nasibi gittikçe artar. <br />
Cüneyd:"Cenab-ı Hakk, kulların kalbini kendisine ne kadar yakın görürse, o nisbette onların kalbine yaklaşır." <br />
Sehl:" Kurbiyet makamlarının en aşağı derecesi hayadır." <br />
Haya: Haya sahibi, organlarına ve düşüncelerine hakım olmalıdır. Hz. Osman(ra):"Evde karanlıkta guslederken bile Allah' (cc) tan utancımdan büzülür de öyle yıkanırım." <br />
Haya, Cenab-ı Hakk'ın celal tecellilerinin azameti karşısında ruhun teslimiyeti ve başını önüne eğmesidir. <br />
Vuslak(İttisal) Nuri:"İttisal, kalplerin mükaşefe, sırların müşahede makamına ermesidir." <br />
Vuslak, kulun, Halık'ından başkasını görmemesi ve içinde yaratıcıdan başkasına ait bir duygu bulunmamasıdır. <br />
Vasıl, Allah'ın vuslata erdirdiği kişidir. Muttasıl ise, kendi şahsi gayret ve çalışması ile vuslata eren kişidir. <br />
Vasıl olan, Allah' (cc) dan alıkoyacak hiçbir şey yoktur. <br />
Zunnur:"Dönen, gittiği yönden dönmedikçe Hakk'a rücü etmiş sayılmaz. Her şeyden kesilip O' (cc) na yönelmeyen vuslata eremez. <br />
Vuslak yolunun basamakları ebedi ahiret hayatında bile asla katedilemez. <br />
Kabz Ve Bast: Şeyhler, kabz ve bastın alametlerine işaret etmişlerdir. <br />
Kabz ve bastın kendilerine ait muayyen mevsimi vardır. Bunların vakti, havvasa ait muhabbet makamında bulunan kimselerde. kabz ve bast hali görülmez. Bu durumda birinin ancak havf ve recası vardır. Bazen kabz ve bast haline benzer duygular hisseder ve buna da gerçek kabz ve bast zanneder. Halbuki öyle değildir, kendisine arz olan bir sıkıntı halidir, ancak o kabz zanneder. Veya nefsani bir rahatlama ve tabii bir neş'edir. Fakat o bunu bast zanneder. <br />
Kişide nefs-i emmareye aid sıfatlar bulunduğu sürece bu tür rahatlık ve ferahlık ortaya çıkar. el-Vasıt:"Cenab-ı Hakk, sana ait olan şeylerden dolayı seni kabzeder. Kendisine ait şeylerden de seni bast eder." <br />
Kabz ve bast nefs-i levvameden kaynaklanır. <br />
Fena ve beka makamına erdiği zaman kabz ve bast yoktur. <br />
Kabz, bazen bast konusunda aşırı gitmenin neticesinde vaki olabilir. <br />
Avama ait muhabbetin ilk devresinde bulunan kimse, kabz ile himmi bast ile de neşatı karıştırır. Bazen, kabz ve basta benzer haller meydana gelebilir; amma bu nefsin tabii sıfatlarından değil, mutmainne halinden doğar. <br />
Fena ve Beka: Fena; bütün hallerden sıyrılmak, hiçbir şeye karşı haz duymamaktır. <br />
Beka; kulun kendisine ait olan şeylerde fani ve Allah (cc) için olan şeylerle baki olmasıdır. Cüneyd:"Fena, beşeri ve nefsani vasıfların bütünüyle susturulması, tüm varlığın Cenab-ı Hakk'la meşgul olmasıdır." <br />
Fena, Allah' (cc) ın emirlerinin kul üzerinde tam bir hakimiyet kurmasıdır. <br />
Fena, bazen Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarını, bazen de zat tecellilerini azametini müşahade etmekle meydana gelir. <br />
Beka makamına erişen kişiye, Hakk, halktan, halk da Hakk'tan engelleyemez. Fena halinde bulunan kimse ise Hakk ile halktan perdelenmiştir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">60. BÖLÜM <br />
HALLERE DAİR BAZI TASAVVUFİ <br />
ISTILAHLAR </span></span><br />
Cem' ve Fark'Tefrika <br />
Cem' asıl, fark ise Fer'idir. <br />
Cem': Sahabinin Allah' (cc) tan başka hiçbir şeyi müşahade edemediği vuslattır. <br />
Tefrika ise dilediğini açık seçik görmektir. Cüneyd:"Kurbiyetin vecd ile bulunması cem', kulun beşeri özellikleri ile kaybolması da tefrikadır. <br />
Cem' ile tevhidin her türlü beşeri sıfatlardan tecridine, fark ile de şahsi gayretle elde edilene işaret edilmiştir. <br />
Kul amellerine kesb nazarıyla bakacak ve nefsine bir şeyler izafe edecek olursa tefrikada, herşeyi Hakk'a izafe edecek olursa cem'dir. <br />
Tefrika ubudiyyet, cem' ise tevhiddir. <br />
Cem' fena ile tahakkuk ederse "Cem'ul cem" adını alır. <br />
Hakk'ın fiillerini görmek tefrika, sıfatlarını görmek cem' zatını görmek de cem'ul cemdir. <br />
Tecelli ve İstikrar: İstikrar, kalbe ait sıfatların güçlü olması ve kemali sebebiyle nefsani sıfatların ortadan kalkmasıdır. <br />
Tecelli ise, Cenab-ı Hakk'ın bazen fiilleri, bazen sıfatları, bazen de zati ile olur. <br />
Tecelli, beşeri perdelerin kaldırılması, Cenab-ı Hakk'ın zat tecellilerinde, kula göre bir televvun ve değişikliğin olmamasıdır. <br />
İstikrar ise, beşeri kişiliğinin seninle gaybı müşahade arasında bir engel olmasıdır. Denilmiştir. <br />
Tecrid ve Tefrid: Tecrid: yaptığı şeylerde kulun bütün gaye ve garazlardan sıyrılması <br />
Telfid ise; kulun kendisine gelen şeylerde nefsini görmemesi, Allah' (cc) tan bilmesi <br />
Vecd, Tevaccud, Vucud: <br />
Vecd: Allah' (cc) tan kulun batınına gelen ve ona ferah veya hüzün kazandıran bir haldir. Tevaccud: Zikir veya fikirle vecdi elde etmeğe çalışmaktır. <br />
Vücud: Vecdin vicdan boşluğuna ulaşarak ferahlığının genişlenmesi ve yayılmasıdır. <br />
Galebe: Vecdin birbiri andından sürekli gelmesidir <br />
Muvamere: Sekr, hal saltanatını kulu istila etmesi sahu ise, kulun yeniden sözleri ve işlerini düzene koymaya yönelmesidir. <br />
Kimin üzerinde halin cereyanından bir eser varsa, onda sekr den bir eser var demektir. Bütün duygular yerli yerine dönünce de sahu hali meydana gelir. <br />
Mahu ve Isbat: <br />
Mahu: Nefse ve nefsin kaynağına fena nazar ile bakarak amellerin kalıp ve şekillerini imha etmek. Isbat; Hakk'ın o kimse için bahşettiği vücud ile amellerin resimlerini isbat etmek. <br />
İlmel Yakin: Nazar ve delel tariki ile <br />
Aynel yakin: Keşf ve ilham yoluyla <br />
Hakkel yakin: Beşeri vasıflardan sıyrılmanın gerçekleşmesi ve vuslat isteyen kimsenin bu dereceye erişmesi ile elde edilir. <br />
İlmel yakin tefrika hali, ayne'l yakin yolun cem' hali, hakka'l yakin de cem'ul cem halidir. <br />
Vakt: <br />
Vat, kula hakim olan şeydir. <br />
Vakitle, kulun irade ve gayreti dışında üzerine hücum eden haller kastedilir. <br />
Gaybet-Şühud: <br />
Şühud: Bir an murakebe, bir an da müşahade vasfı ile birlikte olmaktır. <br />
Murakebe ve müşahede halini kaybedip huzur dairesinden çıkınca gaybet halindedir. Kulun Hakk'la eşyadan kaybolması kasdedilir. <br />
Zevk-Şürb-Reyy: <br />
Zevk iman, şurb ilim, reyy de haldir. Zevk bevadih erbabı, şurb, tevali, levaih ve levami erbabı, reyy de hal erbabı içindir. <br />
Muhadara: Telvin erbabı <br />
Muşahade: Temkin erbabı <br />
Mükaşefe: Kul telvin ve temkin arasında istikrar kazanıncaya kadar her ikisinin arasında bulunan kimseler içindir. <br />
Tevarik-Bevadih-Levami: Bütün bunlarla ifade edilmek istenen şey, halin başlangıcı ile ilk ondaki görüntülerdir. <br />
Temkin ve Telvin: <br />
Telvin, erbab-ı kulub içindir. Kalpler değişik sıfatlara yönelir. Kalp erbabına bu sıfatların sayısınca telvinler zahirdir. <br />
Temkin erbabı ise; hallerin olumsuz etkilerden kurtularak kalp perdelerini yırtmış ve ruhları Cenab-ı Hakk'ın tecellilerinde bir değişme söz konusu olmadığı için, telvin ortadan kalkmıştır. Telvin sahibinde, nefsin sıfatları ortaya çıktığı zaman onda bazı şeyler eksilebilir. <br />
Nefes: <br />
Müntehi, hal kendisinde sağlamca yerleştiği için nefes sahibidir. Huzur ve gaybet halleri gelip geçici değildir. Vecd halleri nefesleri ile birlikte istikrar kazanmıştır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">61. BÖLÜM <br />
BİDAYET VE NİHAYETLE İLGİLİ AÇIKLAMA </span></span>Niyet amellerin başlangıcıdır. Başlangıçta bir mürid için en önemli şey onun sufiyyi yoluna girip, onlar gibi giyinmesi, Allah (cc) için onların meclisinde bulunmuştur. <br />
Mürid, sufiler yoluna Allah (cc) için girmelidir. Bidayeti sağlam olan kimsenin nihayeti de kamil ve tam olur. Seyr-u süluk sırasında manevi terakkiyi engelleyen alaka ve maniler, başlangıcın bozuk olmasındandır. <br />
Mübtedi müridin ilk yapacağı kötü davranışlarından uzaklaşmasıdır. <br />
Mürid sıdk ve ihlasa sarılırsa marifet sahibi kişiler seviyesine erer. <br />
Sülukun başındaki müridlere arız olan afetlerin hepsi nazarlarının mahlukata yönelik olmasındandır. <br />
Doğruluk iyiliğe götürür. <br />
Mürid için en faydalı şey nefsini tanımasıdır. Yemesi, içmesi ve giyinmesi(herşeyi) Allah (cc) için olmalıdır. <br />
Bidayetinde, dost, tanıdık ve arkadaşlarından ayrılmak suretiyle işini sağlam yapmayan ve yalnızlığa sımsıkı sarılmayan kişinin bidayeti istikrarlı olmaz. <br />
Sadakatın azlığı, ihtilat ve başkaları ile haşır neşir olmanın çokluğundandır. <br />
Çoğu zaman sırf insanlara bakması bile ona zarar verebilir. <br />
Zaruret sınırını aşan kimsenin kalbinin yönelişleri birbirine çağrışım yapar ve kalp tek tek çözülerek dağılmağa başlar. <br />
Mübtedini, dünyaya değer veren kimselerin hiçbirini tanımaması gerekir. <br />
Mürid cuma gününe özel bir önem verir. Mübtedinin dünyaya değer veren kimselerin hiçbirini tanımaması gerekir. <br />
Mürid cuma gününe özel bir önem verir. Mübtedinin Kur'an tilaveti ve hıfzından nasibi olmalıdır. <br />
Kalp ile dilin birlikte bulunmadığı, buna bütün gücüyle önem vermediği tilavet, namaz ve zikir gibi her amel eksiktir. <br />
Kul, Allah' (cc) a muhtaç olma ve O' (cc) na sığınma miktarınca belaları tanır. <br />
Cüneyd:"Sadık, bin sene Allah' (cc) a yönelse de, bir an O'ndan yön çevirse kaybettiği kazandığından çok olurdu." <br />
Mübtedi: Sadık, müntehi sıddıktır. <br />
Müntehilerin heva ve hevesleri ölmüş, ruhları heva nefislerinden kurtulmuştur. <br />
Müntehiler kendilerine nimetler çoğaldıkça ubudiyetlerini çoğaltan kimselerdir. Dünyalıkları çoğaldıkça kurbiyetleri artar. Mevki ve makamları yükseldikçe, tevazu ve alçak gönüllülükleri artar. Müntehi, avamdan bir mü'min gibi namaz, oruç ve her türlü hayırla, hatta yoldan insanlara eziyet veren bir şeyin kaldırılmasıyla Allah' (cc) a yaklaşır. <br />
Müridde nihai makamlar istikrar bulunca o, ahz ve terk ile mukayyed değildir. Çünkü o, her iki halde de sağlam bir ihtiyar ve tercih gücüne sahiptir. <br />
İstikamet ve istikrar kazanan herkes Resulullah<br />
(SAV)'ın haline benzer <br />
Resulullah'(SAV) ın sözleri ruhsat erbabı, fiilleri ise azimet erbabı içindir. <br />
Cüneyd:"Nihayet, tekrar başlangıca dönmektir." <br />
Bu yazı ilim2000.tripod.com adlı internet sitesinden alınarak düzenlenmiştir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şehâbeddin es-Sühreverdî’nin şeriata uygun olan sûfîliğin esaslarını açıkladığı Derslerinin yer aldığı Kitap “Avârifü’l-Maârif”</span></span><br />
<br />
Avarif-ül Me´arif <br />
Şihabuddin Sühreverdi <br />
Hazretleri<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SÜHREVERDİ´NİN HAYATI VE ESERLERİ </span></span><br />
1.Hayatı: <br />
" Devrin siyasi ve kültürel durumu <br />
Müellifin yaşadığı çağ Abbasi hilafetinin yıkılışına tekaddüm eder. <br />
Bu dönem aynı zamanda İslam dünyasında medreselerin ve tekkelerin kurulup yaygınlaşmaya başladığı dönemdir. <br />
İbn-i Arabi, N. Kübra, A. Geylani, Razi gibi büyük kametler bu dönemde boy gösterir. " Müellifin adı ve nesebi <br />
Adı Ömer bin Muhammed Künyeleri Ebu Hafs, <br />
Ebu Abdullah, Ebu Nasr, Ebul Kasım Nesebi Ebubekir (ra)' e dayanır. Sühreverdi 6 aylık çocukken babası kadılık makamında bir iftira sonucu idam edilir. <br />
Lakabları, Şihabuddin, Şeyh-ül İslam, Şeyh-uş <br />
Şuyuh, <br />
" Memleketi ve doğumu <br />
Doğum yeri Irak-I Acem bölgesinin kuzey batı köşesinde Cibal eyaleti, Zencan'a bağlı küçük bir kasaba olan Sühreverdi 16 yaşına kadar burada, geri kalan ömrünü Bağdat'ta geçirdi. Doğum tarihi <br />
H. 539 Şabanın ilk gecesi (27 Ocak 1145) <br />
" Yetişmesi ve hocaları <br />
1.Abdulkahir Es-Sühreverdi (d.488) Sühreverdi'nin amcasıdır. <br />
Ebulkasım b. Fadlan (ö. 565) <br />
Ebul Muzaffer Hibetullah eş Şibli (ö. 563) <br />
Ebul Feth ibn-ul Batti (ö.564) <br />
Ma'mer bin El Fahir (ö.564) <br />
Ebu Zür'a el Makdisi (ö.566) <br />
Ebul Fütuh et Tai (ö. 555) <br />
A. Kadir Geylani (ö. 561) <br />
Bir ara uzlete çekildi. Daha sonraları irşad ve vaazlara başladı. Zamanın halifesi (Nasır) kendisine ciddi hürmet gösterdi. Halife tarafından muhtelif yerlere (Harezm, Konya vs.) elçilik vazifesi ile gidip gelmiştir. Hayatının sonlarına doğru gözlerini kaybetti. 26 Kasım 1234'te vefat etti. Bahauddin veled, İbnu Farid, İbni Arabi'lerle mülakatı olmuştur. Münziri, Hafız Zeynettin gibi kimseler kendisinden icazet almışlardır. <br />
" Halife ve müridleri <br />
1. Ebu Cafer Muhammed bin Ömer es Sühreverdi <br />
( ö.655) <br />
2. Bahauddin Zekeriyya el Multani (ö. 661) <br />
3. Necmuddin Alibuzguş eş Şirazi (ö.678) <br />
4. Kemaleddin İsfahani (ö.635) <br />
5. İzzeddin b. Abdüsselam (ö.660) <br />
6. Sadi-i Şirazi (ö.691) <br />
2. Eserleri: <br />
1. Avarif-ül Mea'rif <br />
En meşhur eseridir. 63. Bölümden meydana gelir. <br />
Muhtelif konuları bakımından Kuşeyri Risalesi, Kut-ul Kulup ve İhya ile ciddi benzerlik gösterir. <br />
Yıllarca tekkelerde hassaten okutulmuştur. <br />
2. Nuğbet-ül Beyan Fi tefsir-ül Kur'an <br />
3. Reşf-ul Nesayih-il İmaniye ve Keşf-ul Fadayih-il <br />
Yunaniye <br />
4. İrşad-ül Müridin ve Mecd-ad Talibin <br />
5. İ'lamül hüda Akidetü Erbaa'tü-t Tüka <br />
6. Er-Rahik-ul Mahtum <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MÜELLİFİN ÖNSÖZÜ </span></span><br />
Allah (cc) kalp temizliğine ermiş olanlara kendini tanımaya bahşeder. Onlar zikirle hoş ve derin nefes alırlar. Dünyayı ve menfaatini hor görür geceleri kaim, gündüzleri saimdirler. Dünyevi lezzetlere bedel Kur'an'dan tad alırlar. Kur'an ve sünnete bağlılıklarından ötürü. Onlara taraf-ı ilahiden halkı irşad, Hakk'a davet vazifesi verilmiştir. <br />
Bir kavmin sayısını arttıran onlardan olur. <br />
İlmi Tasavvuf, saf gönüllere, ihlaslı kalplere inen Rabbani bir hak vergisidir. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TASAVVUF İLMİNİN MENŞEİ </span></span><br />
Tasavvuf hali, zevki ve keşfi bir ilimdir. <br />
İnsan tabiatının devamlı değişen istekleri cehaletin, gafletin, bir çeşitidir. Sufilerin kalpleri ise Allah ile doludur. <br />
Her ilmin kendi sahasında temel dinamikleri belirlenip usulleri tayin edilmiştir. Tasavvuf da bu tasniften nasibini almıştır. <br />
Allah gökten su indirdi, demek nurları taksim etti, dereler onunla dolup taştı ayeti ise Allah Teala'nın ezelde taksim ettiği nur kalplerde dolup taştı manasına gelir. Fıkıh, dünyada tam manasıyla züht hayatı yaşayan tasavvuf aliminin ilmidir. Birinci dereceden ilim, istikamet ve hidayet kaynağı Peygamberimiz (SAV) dir. <br />
Aşağıda olan her şey mütevazi olur. Din insanın kendisini Rabbine adaması onun karşısında varlık iddia etmemesidir. <br />
İlim pınarlarının suyu kalbe ulaşınca kalp gözleri tam manasıyla açılır. Kişi hakkı batıldan ayırdeder. <br />
İbn-i Abbas: En iyi ibadet dini anlamaktır. Efendimiz (SAV)'in ilim ve marifeti, bütün varlıların isimleri kendisine öğretilen Hz. Adem (AS)'den intikal etmiştir. <br />
Gerçek sufi mukarrebdir. <br />
Ebrar, mukarrebin haliyle hallenmedikçe "mutasavvuf", hal kendilerinde tahakkuk ederse "sufi" olur. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SUFİLERİN DUYDUKLARINI ANLAMALARI</span></span> <br />
İşitmenin hayırlı oluşunun alameti, kişinin Hakk'tan duyduğunu bütün özellik ve vasıflarıyla anlayarak işitmesi ve dinlemesidir. Sufi anlatılan ve ilham edilene kulak verir. <br />
Şibli: "Kur'an'ın nasihatleri kalbi Allah ile beraber olan ve göz açıp kapayıncaya kadar da olsa O <br />
(cc)'ndan gafil olmayanlar içindir." <br />
Anlayış makamı, sohbet ve konuşma yeridir. O da kalbin işitmesinden ibarettir. Müşahade makamı ise kalbin basiretli olmasıdır. Anlayış, ilham ve semain tabi neticesidir. <br />
Kalbin ölümü nefsin şehvetlere dalmasındandır. Allah Teala'ya kulak vermeye mani olan her şey nefisden kaynaklanır. <br />
Anahatlar umumi bir bakışla idrak edilir. Tefarruat ise insan yaratılışının kifayetsizliği sebebiyle tamamiyle idrak edilemez. <br />
Tohum eken hakime benzer, tohum ise doğru söze benzer. <br />
Heva ve hevesten tad almak asalak bir dikenin gelişmekte olan bir bitkiye mani olması gibidir. Sufinin kalbi ilahi sevginin bütün lezzetleriyle konakladığı yerdir. Saf sevgi ruhu huzur-u ilahiye ulaştıran bir bağdır. <br />
Rasulullah (SAV) kainat yaratılmadan önce makam-ı istikrara en yakın kişi olmuş, temkin sohbetine katılmış bulunduğundan bütün hal ve davranışlarında ilahi n urlar apaçık görülmüştür. <br />
Fehimden ilme, ilimden amale ulaşılır. <br />
Ayetler, ilahi hususiyet ve vasıflar taşır. Okunması ve dinlenilmesiyle ilahi tecelliler yenilenir ve kişi Allah'ın azamet ve cemalinin aksettiği bir ayna olur. <br />
Cafer-i Sadık "Allah kullarına kelamı ile tecelli eder, fakat onlar bunu idrak edemezler." Duydukları ve dinledikleri Allah katından olunca, duyduğu gördüğü, gördüğü duyduğu olur. Sonu evvelki haline döner. Evveli sonu olur. <br />
Konuşana sözünü bitirinceye kadar mühlet vermek, dinlerken sağa sola bakmamak ve hatibin yüzüne bakmak iyi dinleme adabındandır. <br />
Rasulullah (SAV)'tan gelen haberleri, salihlerin hayatını, ahiret ahvalini dinlemek, ilim öğrenmek isteyene gereklidir. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TASAVVUF İLMİNİN FAZİLETİ </span></span><br />
Ulema, ümmetin yol göstericisi, delili, dinin direğidir. <br />
Süfyan b. Uyeyne "İnsanların en cahili bildiği halde yapmayan ve en faziletlisi ise Allah'tan en çok korkandır." <br />
" İlmi ile amil olmayan alimin ilmi bereketiyle amele dönmesi umulur. İlim hem farz hem de fazilettir. Kitap ve Sünnete istinat etmelidir. <br />
Farz ilim, ihlas ilmidir. Tehlikeli davranışları incelikleriyle bilmektir. Vakit ilmidir. Helali bilmeye yarayan ilimdir. Alış-veriş, nikah ve talak ilmidir. Cahili olduğu ilmi elde etme ilmidir. İlmi tevhidi öğrenmek, yerine getirilmesi farz olan şeyleri amel etmeyi bilecek kadar öğrenmek, emir ve nehy ilmini öğrenmek farz olan ilimdir denilmiştir. <br />
Ebu Ali el Cüzcani: Allah'tan istikamet üzere olmayı isteyenlerden ol, keramet sahibi olmayı isteyenlerden değil. <br />
Kırık kalpli ve amelinden ötürü kendini sorumlu tutmak, nefsini itham etmek, keramet ve keşiften üstün tutulmalıdır. <br />
Yakin bir defa hasıl oldumu yeni harikuladeliklerle yakin artmaz. Bulunduğu makam istiğna makamı olduğundan ilahi kudretin harikuladelikler vasıtasıyla bilinmesine ihtiyacı olmadığı gibi, bunda ilahi bir hikmet de yoktur. <br />
Eğer kişi marifet yolunda ilerlerken keramet ve harikuladeliklere rastlarsa bu caiz ve güzeldir, rastlamazsa bu mühim olmadığı gibi eksiklik de değildir. <br />
Bütün ilimlerin tahsili esnasında dünya muhabbeti ve takvanın hakikatlerinden uzak kalmak tahsile mani olmaz hatta bazen bu ilmi elde etmeye (çünkü ilimle uğraşmak çok zordur) yardımcı olur. Ehl-i tasavvufun ilmi, dünya ile elde edilmez, heva ve hevesten kaçınmadıkça bu ilmin hakikatlerine ulaşılmaz. Takva medresesi dışında da öğrenilemez. <br />
Sufiler, muhabbetin her çeşidine vakıftırlar. Muhabbet-i Zati'den muhabbet-i sıfatı, kalbi muhabbetten ruhi muhabbetin farkını bilirler. Saf bir takva ve zühdde kemal, ilimde üstün olmakla elde edilir. <br />
Kalp aynası cilalanmış kimse, Levh-i Mahfuz'dan bazı bilgilere sahip olabilir. Külli ilimleri ihata eden, cüz'i ilimlere dönmeye onlarla uğraşmaya ihtiyacı yoktur. <br />
Yaşanmayıp çok ilim elde etme düşüncesi şeytanın bir aldatmacasıdır. <br />
İlm-ül verase ilm-ül diraseden geçer. Hakka'l yakin derecesi ilimleri vicdanidir. Müşahade makamından üstündür. <br />
Sahabe yakin ilmini kendileri hallederken, fetva ilmini tabiine havale ediyordu. Mufassal bilgi, kalp temizliği, üstün seciye ve kabiliyetle elde edilir. <br />
Mücmel bilgi ilmin aslıdır. <br />
Allah (cc) kuluna hayır murad ettimi onu taate muvaffak kılar. <br />
Salih amel, salih amele götürür. Alim ve zahid sufi kendini kimseden üstün görmez. Tercih edildiğinde aleyhinde bir fitne olmasından korkar. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SUFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLER</span></span>İ <br />
En mühim şey, her türlü kin ve düşmanlıktan arınma. Kin adavete saik dünya sevgisi, makam ve mevki tutkusu. <br />
Kötü sıfatlar değiştikçe perdeler kalkar, sünnete muvafakat mümkün olur. Resulullah (sav)' a intiba eden ilahi muhabbetten en çok nasib dar olandır. Resulullah (sav)'intiba etmekle elde edilen başarıların en şereflisi Allah (cc)'a sığınma ve ilticadır. Bunda ruhi bit istiğrak ve dua makamına yakın olma gizlidir. <br />
" Murad" ilahi yardıma mazhar olmuş, şuhum aleminin kötülüklerinden korunmuş demektir. Tasavvuf nefsin tabii arzularına sed çekme, açlık ve dünyayı terkle elde edilir. Mutabakat yolu dışındaki bir hareket mahrumiyet, sünnete ittiba ise hikmetli konuşmayı netice verir. <br />
Sehl b. Abdullah: Kitap ve sünnetin kabul etmediği bütün vecd halleri batıldır. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TASAVVUFUN MAHİYETİ </span></span><br />
Tasavvufun mahiyeti "fakr" oluşturur. Fakrın sıfatı; yokluk anında sükunet ve rıza, varlıkta dağıtma ve isar. <br />
Fakir, Allah' a arzedilecek haceti olmayandır. Fakir, hiçbir şeye malik olmayan, hiç bir şeyin de kendisine malik olmadığıdır. <br />
Fakir, kulluk vazifesiyle meşguldür. Rabb'isinin hacetini bildiğini bilir. <br />
Tasavvuf, fakr ve zühdü cem eden bir isimdir. <br />
Tasavvuf edeptir, güzel oydur. <br />
Sadık müridin izn-i ilahiye olan bağlılığı sağlamlaşmadıkça zenginliğe dalıvermesine izin verilmez. <br />
Tasavvuf iyi geçinme, alınana üzülmeme, altınla toprağı bir görmedir. <br />
Tasavvuf, kendinde ölüp Hakk'la dirilmedir. Sufi toprak gibidir, ona her şey atılır, ama ondan sadece güzel ve hoş şeyler çıkar. Tasavvuf çiledir, sıkıntıdır, ıstıraptır. <br />
6. BÖLÜM <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SUFİ KELİMESİNİN KÖKÜ </span></span><br />
Sufiler yün giyerler yün (suf) e izafeten "sufi" denir. <br />
Huzur-u ilahide ön safta bulunduklarından "saff"a izafeten <br />
Safevi kelimesinden türemiştir. Eshab-ı suffe'ye izafeten. <br />
Horasanlılar yerleştikleri mağaraya izafeten "Şikufiyye", Şamlılar ise "Cuiyye" ile adlandırılırlar. <br />
Tercihe şayan ise "suf" ( yün) e nisbet edilenidir. Sufi, H.200'üncü yıla kadar kullanılan bir kelime değildir. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MUTASAVVIFLAR VE ONLARA BENZEYENLER </span></span><br />
Kişi sevdiği ile beraberdir. <br />
Müteşebbihin sufilere olan sevgisi, sufilerin ruhlarının kendisini anladığı gibi kendi ruhunun da onları anlaması ve yakınlaşmasından kaynaklanır. <br />
Sufiyye yolunun basamakları; iman, ilm, zevk. Sufinin telvini (halden hale geçmek) kalbini bulma, mutasavvıfınki kalp mertebesinden nefis mertebesine düşerek, nefsini görmekle gerçekleşir. <br />
Müteşebbihin telvini yoktur. <br />
Sufinin şarabı saf ve halis, mutasavvıfınki biraz karışık, müteşebbihin şarabı ise daha katkılıdır. <br />
İbn- i Ata: "Cenab-ı Hakk'ı dünyevi endişe veya menfaatı nedeniyle seven zalim, ahiret için seven muktesid, iradesini Cenab-ı Hakk'm iradesine terkeden sabıktır. <br />
Cüneyd: "Marifete ihtiyacı olanla karşılaştığın zaman ona ilimle değil, rıfk ve hilmle yanaş." Sufilerle veya müteşebbihlerle beraber olan şaki olmaz. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MELAMETİLİK VE MELAMETİLER </span></span><br />
Melameti, halis, sadık kimselerdir ki amellerine başkalarının vakıf olmasını istemezler. Amelinin ortaya çıkmasından, günahının ortaya çıkmasından korktuğu gibi korkar. <br />
Sufi ise ihlasından dolayı kendi ihlasını da unutmuştur. <br />
Osman el Mağribi: "Melameti; halkı aradan çıkaran, fakat nefsine karşı bunda muvaffak olamayan kimsedir. Bu "muhlis"tir. Sufi ise kalbinden ve amelinden halkı çıkarıp nefsini de bertaraf eden kimsedir ki bu da "muhlas"tır." Arif gerektiğinde amelini maslaha için izhar eder. Melameti, mutasavvıftan ileri, sufiden geri bir mertebededir. <br />
Melamatiyye Usulüne Göre Zikir: <br />
1. Dil ile <br />
2. Kalp ile <br />
3. Sır ile <br />
4. Ruh ile <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SUFİ OLMADIKLARI HALDE SUFİ GÖRÜNENLER</span></span> <br />
Fitneye tutulmuş çarpık kimselerin zannettiği şeyler melametilerde yoktur. <br />
"Kalenderiyye", kalp temizliğinin verdiği sarhoşlukla şer'i hudutları bozan, bir arda oturma ve birlikte olma konusundaki her türlü kayıtları ve adabı ortadan kaldıran gruptur. <br />
Allah ile beraber olduğuna inandıkları kalplerinin güzelliği ve temizliği ile yetinirler. <br />
Kimisi ibahilerin yolunu tutarak içlerinin Allah'a ulaştığını iddia ederek, bunun da ulaşılması gereken hedef olduğunu savunmuşlardır. Şeriatın reddettiği her şey zındıkadan başka bir şey değildir. <br />
Aldatılmış olan bu tür kimseler, şeriatın kulluğun gerektirdiği bir hak ve vecibe, hakikatin da kulluk görevinin inceliklerine vakıf olmak, demek olduğunu bilemediler. <br />
Hz. Ömer (ra): "Kendisini töhmet altında bırakacak duruma sokan kimse, bu yüzden hakkında da kötü düşünen kimseleri kınamasın." <br />
Allah(cc) her hangi bir şeye hululdan münezzeh olduğu gibi, kendisine de her hangi bir şeyin hululünden münezzehtir. <br />
Hakikat derecesine ermiş bazı muhakkiklerin, sohbetlerinde duydukları gibi konuşmaya ve yanlış anlamaya sebep olacak sözler söylemeye cesaret etmelerinin sebebi, uzun muamele ve mücahade neticesinde zahiri ve batıni olarak bu sözlerin kendilerine gelmesi, sufiye topluluğunun esasları olan takvada sadakat, dünyaya karşı gösterilen zühd ve kemal gibi prensiplere sımsıkı sarılmalarıdır. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ŞEYHLİK MAKAMI </span></span><br />
Şeyh, Allah'ı kullarına gerçek manada sevdiren, kullarını da Allah(cc)'a sevdiren ve yaklaştıran kimsedir. <br />
Şeyh, ittiba-i Resul(sav)'u şart koşar ve oraya götürür. <br />
Tezkiy-i nefis yoluyla Cenab-ı Hakk'ı bildirir ve sevdirir. <br />
Şeyhin üzerinde Cenab-ı Hakk' m verdiği bir vakar vardır. <br />
Şeyhlik yolundaki salik nefsini iradesiyle iyiliğe sevkeder. <br />
Kalbin biri nefse diğeri ruha bakan iki yüzü vardır. Şeyh, kendi nefsini daha önce nasıl düzeltmiş ise müridini de öylece düzeltir. <br />
Hz. İsa: "İkinci doğumu gerçekleştiremeyen kimse, semanın melekutuna yükselemez." <br />
Akıl, mülk aleminde tasarrufa sahip olduğu için matematik ilminin delillerine vakıf olabilir. Fakat, melekut alemine yükselemez. Şeyhlik konusunda salih salikin durumu 1-Mücerred Salik: Cenab-ı Hakk'ın kendisine lutfettiği kadar nasibini alır. Nefse ait bazı sıfatlardan dolayı şeyhliğe erişemezler. <br />
2. Mücerred Meczup: Farzların dışında belli bir amelleri ve seyr-i sulukları olmadığı halde Allah (cc)'m kendilerine lutfettiği kadar, ruhi huzur ve sükuna erişilen hallerden nasibini alabilirler. Şeyhlik makamına layık olamazlar. <br />
1. Salik-i Meczub: Diğer ikisine nazaran daha açık, lutf-u ilahiye daha mazhar, daima avlar ama avlanmaz. Bazı sıfatlardan dolayı şeyhlik makamına ulaşamazlar. <br />
2. Meczub-u Salik: Mutlak şeyhlik makamına en layık olanlar ; "Perde-i gayb kalksa yakinim ziyadeleşmeyecek." diyebilenler. Halin etkisinden kurtulmuş, hal ona değil o hale galiptir. Bedenler ve kalıplar Hakka yaklaştırılmış ruhların uzanıp kısalarak secde eden gölgeleri gibidir. Asılları şehadet aleminde kesif, gölgeleri latiftir. Gayıp aleminde ise asıllara latif, gölgeleri kesiftir. <br />
Şeyhlik makamına eren; <br />
Hakkal yakine ulaşmış bir arif , <br />
Maddi - manevi, nurani ve zulmani perdelerden sıyrılmış, <br />
Hakk tarafından sevilen, nazarı deva, sözü şifa, <br />
Sukutu Allah'la <br />
Lutf-u kahrı bir gören kimsedir.<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HADİMLER VE ONLARA BENZEYENLER </span></span><br />
Cenab-ı Hakk: Davut (as) 'a " Ey Davut bana talip olan ve beni isteyen birini gördüğün zaman onun hizmetçisi ol" diye vahyetmiştir. <br />
Şeyh her konuda Cenab-ı Hakk'ın muradını, hadim ise niyetini bilir. Hadim her işini Allah için, Şeyh ise Allah ile birlikte, O' ondan gafil olmaksızın yapar. <br />
Hizmet, kişinin Allah ile beraber olabilme halini düzeltmek ve devamlı yaptığı nafileler hariç sair nafilelerden daha hayırlıdır. <br />
Yapılan hizmet ne olursa hepsi de kendi arzuları ile başkalarına hizmeti tercih ettiği ve sufiler grubuna benzemeye çalıştığı için onların bereketine nail olur. <br />
" Onlar kendileriyle bulunanların şaki olmadığı bir topluluktur" <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SUFİLER GÖRE HIRKANIN HÜKMÜ </span></span><br />
Hırka giymek, Şeyh ile mürit ile arasında bir bağlantı kurmak, müridin nefsi ile kendi arasında şeyhin hakemliğini kabul etmesi ve şeyhine ait elbise ile talibin nefsinde şeyhin iradesinin hakimiyet tesis etmesi demektir. <br />
Kendiliğinden yetişen ağaç, yapraklansa da meyve vermez, meyve verse de bakımlı meyve gibi olmaz. Hırka giymek sünnet-i Peygamberi'de açıkça yoktur. Kabulü maslahata dayanır. <br />
*Batını yönü ile şeyhine itiraz eden bir müridin feyz alıp, felaha ermesi pek nadirdir. Şeyh, hırkanın şartlarını yerine getireceğine ve edebine riayet edeceğine dair müritten söz alır. Mürit, şeyhe bir emanettir, heva ve hevesle tasarruf edilmez. Müridin şeyhin sohbetinden izinsiz ayrılması uygun değildir. Müridin süt emme zamanı şeyhin sohbet vakitleridir. <br />
Hırka <br />
1.Müritlik hırkası Sadece gerçek müridlere giydirilir. <br />
2.Teberrük hırkası Mürid olmayıp onlara benzemeye çalışanlara giydirilir. <br />
Hz. Yusuf (as)'un gömleği Hz. Yakup (as)'un gözlerini nasıl açmışsa şeyhin giydirdiği hırka da müridde aynı tesirleri yapar. <br />
Teberrük hırkası giydirilene şeriatın sınırlarına sıkı sıkıya bağlı kalması tavsiye edilir. Bu haldeki kimse müridlik hırkası giyme seviyesine yükselebilir. Hırka konusunda yapılan tercihler (renk, cins) dinden ve hakikatten bir şey değildir. <br />
Hırka giydirme ve giydirmemede bir beis yoktur. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RİBAT (TEKKELER)'DE YAŞAYAN </span></span><br />
DERVİŞLER <br />
Ribat ve tekkelerde yaşayan dervişler "ne ticaret ne de alışverişin kendilerini Allah'm zikrinden alıkoymadığı" kimselerdir. <br />
Ribatın aslı, atların bağlandığı yer idi. Sonraları ardından gelecek tehlikelere karşı, içindekileri korumak için hudut boylarındaki tekkelere "ribat" denilmiştir. Salih bir müslüman vesilesiyle çevresindeki nice kimseler ıslah olur. Ribat; bir ibadetin ardından diğerini gözlemektir. Ribat, nefisle savaştır. <br />
*Masivayla ilişkiyi kesen, bütün organlara hakkını tam veren, kefalet-i ilahi ile yetinen... kimse hakiki murabıttır. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">14.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SUFFE ASHABI VE RİBATLARDAKİ DERVİŞLER </span></span><br />
Çokça temizlenmeyi severler. Ribat onların evi ve ikametgahıdır. Ribatlardaki dervişlerin içlerinden kin sökülüp atılmıştır. Zahidler halveti, sufiler halvet de- encümeni tercih ederler. <br />
* Cemaat evlerindeki kaidelerle gençler üzerindeki nefsin hakimiyeti daraltılır. Gözlerin ona çevrilmesi, üzerimde davranışlarını kontrol eden bakışların çoğalması ile gençler cemaat içinde murakabe altına alınır ve terbiye edilirler. Hizmet, başkalarına karşı davranmanın ve hizmet etmenin lezzetini almış, muamelenin tadına varmış, ribatlara ilk defa giren, acemi ve mübtedilerin yapacağı iştir. Kalp kazanma bereketine ve abidlere yardım sevabına böylece nail olur. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">15.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MURABITLAR VE SUFİLERİN ÖZELLİKLERİ </span></span><br />
Mevzii ve arizi bir takım kusurların varlığı, işin ruhuna zarar vermez. Mü'min seven ve sevilen, iyi geçinen ve iyi geçinilen insandır. Zıddında hayır yoktur. Karşılıklı murakabe altındadırlar. Tefrika nefsin zuhuruyla ortaya çıkar. <br />
Ruveym: "Sufiler aralarında anlaştıkları ve kınamayı kaldırdıkları vakit helak olurlar." Nefis, kalple karşılaştığında ondan kötülük ve şer def'olur. <br />
Şikayet eden de şikayet edilen de şeyh tarafından tekdir edilir. <br />
Dervişler kusurlarından dolayı istiğfar ederler, kusurda ala ısrar etmezler. <br />
Af ve özür dilendiğinde kabul edip reddetmezler. Af diledikten sonra kardeşlerine bir şey takdim etmek sünnettendir. <br />
Sufi yapılan bir iltifattan dolayı kalbine bir gurur gelirse, kendini bundan alıkor. <br />
Ribatlardaki dervişlerin dünyevi tasa ve meşgaleye düşmemeleri için ihtiyaçları giderilir. Şeyh, vaktini bütünüyle Hakk'a veremeyen dervişlerin ribatlardan yedirilip içirilmelerini uygun görebilir. <br />
Sufiler ve şeyhler, gençleri başı boşluktan korumak için onları istihdam ederler. Hakiki derviş ve mürid döner dolaşır gene ribata gelir. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">16.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SEFR VE İKAMET ADABI</span></span> <br />
A. Başlangıçta sefer edip nihayette ikameti tercih edenler <br />
1. Sefer vesilesiyle ilim öğrenmek için. İlm kastıyla evinden çıkan Allah yolundadır. Ona cennetin yolu kolaylaştırılır. <br />
2. Şeyh aramak ve sadık ihvan bulmak için. Sadık ve salih kimselerle görüşme inkişafa vesiledir. Nazarı ve vakarı fayda sağlamayanın sözü de tesir ve fayda sağlamaz. Sözün nuraniliği kalp nuraniyeti kadardır. Kalp nuraniyeti de istikametin ve ubudiyyetin hakkıyla ifasıyla gerçekleşir. <br />
3. Alışkanlık ve hoşa giden şeylerden uzaklaşmak için <br />
Eğer kişi doğduğu yerden başka bir yerde ölürse, kendisine cennetten doğduğu yerle izinin bulunduğu yer arası mesafe ölçülür. <br />
4. Nefsin ince tuzak ve hilelerini ortaya çıkarmak için <br />
1. Eskiye ait ibretli eserleri görmek için. <br />
2. Hüsn-ü teveccühten sıyrılmak ve unutulmak için. Hüsn-ü teveccüh ayakların kaydığı bir makamdır. Eğer teveccüh nefsin müdahalesi olmaksızın geliyorsa bunda mahzur yoktur, bilakis sıhhat-ı hale işarettir. <br />
B-Başlangıçta ikameti tercih edip, nihayette sefere yönelenler. <br />
C. Devamlı ikameti tercih edenler. Bunlar Hakk'ın terbiye ve murakabesinde yetişirler. <br />
A. Devamlı seferde olmayı tercih edenler. Tanınmaktan sakınırlar. İkametin tevekküle mani olduğuna kanidirler. <br />
" Bazen nefsin coşkunluğu ve heyecanı kalp hareketine karıştırılır. Bu ise felakete götürür. Sefere çıkmadan istihare namazı kılmak adabtandır. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">17.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SEFERİN FARZLARI VE FAZİLETLERİ </span></span><br />
Sefere karar veren sufinin; <br />
Teyemmümün, <br />
Namazın kasr ve cem durumunu, <br />
Mest üzerine mesh ahkamını bilmesi gerekir. <br />
Sefer adabı: <br />
1. Yoldaş ve arkadaş edinilmeli. <br />
Tek başına yolculuk uygun değildir. <br />
Üç kişi olunduğunda biri imam tayin edilir. Tasallut ve cah düşüncesiyle riyasete talip olma heva ve hevesten kaynaklanır <br />
2. Sefere niyetlenen sufi arkadaşlarına veda eder ve onlara duada bulunur. <br />
3. Uğranılan yerlerde en azından iki rekat namaz kılar. <br />
4. Binite bindiğinde mesnun olan duayı okur. <br />
5. Yolculuğa sabah erkenden ve Perşembe günü çıkmak iyi olur. <br />
6. Konak yerine uğrandığında dua etmek <br />
7. Temizlik malzemelerini yanında bulundurmak 8. Sefere çıkmadan evvel iki rekat namaz kılmak. Bu kaidelere bağlı kalanlar reddolunmaz. Kabul etmeyenlerin görüşü de büsbütün atılmaz. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">18. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SEFERDEN DÖNME ADABI </span></span><br />
İkamet edilecek yerin ölü ve dirilerine selam vermek. <br />
Kardeş edindiği kimseyi ziyaret edenin yolu asan olur. <br />
Mescidlerden birine girince iki rekat namaz kılmak.<br />
Tekkeye girince hususi ve maslahata dayalı bazı sebeplerden dolayı selam vermek bazen terkedilir. <br />
Seferden dönene hoş amedide bulunmak. <br />
Sefer dönüşü geridekilere hediye getirmek. Seferden dönen kimsenin istirahatı için hazırlık yapmak. <br />
Gelir gelmez konuşmaya dalmama, sorulmadıkça konuşmama <br />
Ziyaret ettiklerinin yanından izinsiz ayrılmama <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">19. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ESBABA TEVESSÜL VE SUFİLER </span></span><br />
Aslolan kimseden bir şey istememektir. Yakin durumuna göre esbaba tevessül farklılık gösterir. <br />
Tevekkülde vesvese maruz kimseler, esbaba kafi miktarda tevessül edebilirler. <br />
Gerçek miskin insanlardan bir şey istemeyendir. Sufiler Hz. İbrahim (as) vari Allah (cc)'dan bir şey istemekten haya ederler. O (as) "Allah (cc) beni biliyor mu ?" demişti. <br />
Bazen rızka meyil Cenab-ı Hakk'ın verdiği bir intibah, bazen de bir günahın cezasıdır. Rızık bazan hikmet yollu, bazen de kudret - Hz. Meryem'e olduğu gibi- yollu gelir. Rızık ve borç konusunda daim sabır hazinesine müracaat edilmelidir. Bütün bu tevekkül ve esbab dairesinde bir şey gelmiyorsa zaruret miktarı istenilebilir. Veren el alan elden üstündür. <br />
Kendine verilen mala emanet nazarıyla bakan fakrı lisanıyla, kendi malı gibi seyre dalan, fahr lisanıyla ve hayalperestlerin diliyle konuşur. Gerçek fakir indirileni değil, asıl indirenin yakınlığını taleb eder. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">20.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FETH-İ MANEVİ VE İHSAN-I İLAHİ </span></span><br />
Sufi Allah ile meşguliyetin kemaline ererek takvada kemal sahibi olunca, hali onu esbaba tevessülü terke mecbur edebilir. <br />
Bunun mebdeinde bir kapı açılır ki, gerek kendinin gerekse şeriatın günah saydığı şeye duçar olursa yaptığının cezası olarak telakki eder. "Günaha düştüğümü çocuğumun kötü ahlakından anlıyorum." sözü meşhurdur. <br />
Allah (cc), bahşedeceği idrakle onu tevhide ve Hakk'la meşgul olmaya muvaffak kılar. Allah(cc)'m tecelliyat-ı ef'alinden kendisine münkeşif olan hadiseleri tarassut ve mülahazaya devamla kul, tecelliyat-ı ef'alden tecelliyat-ı zata yükselir. <br />
Tecelli-i ef'al; rıza ve teslimiyeti doğurur. <br />
Tecelli-i sıfat; heybet ve üns kazandırır. <br />
Tecelli-i zat ; fena ve beka duygularını bahşeder. <br />
Fena, terk-i ihtiyar ve fiil-i ilahiye vukufun adıdır. Cenab-ı Hakk'ın zatının bizzat tecellisi ancak ahirette olacaktır. <br />
Resulullah (sav), ashabını tedricen ve nefsin tedbirinden, fiil-i ilahiyi müşahade ve Hakk'ın hüsn-ü tedbirine yönelmeye hazırladı. Cenab-ı Hakk'ın kendisine sevkettiği rızkı kabul hususunda ilm-i ilahiye vakıf olan kul, korktuğundan emindir. <br />
Feth-i ilahinin farkında olan da vardır olmayan da. <br />
Mükaşefeye mazhar olanlar ; <br />
Allah'tan ilm sunularak, <br />
Ef'alden tecrid ile ilim sunularak, <br />
Her ikisi de olmaksızın mükaşefeye ulaştılar. Rızık alırken de verirken de işaret beklenir. Nefis endişesi kalkarsa işaret beklenmez. Dervişlerin bazısına musallat olan sıkıntılar, kalplerin Allah ile meşguliyetini, kulluk hukukuna riayetini kemale erdirmek içindir. <br />
Kul, Allah(cc) ile olan meşguliyetinden hali olduğu ölçüde dünya sevgisine müptela olur. <br />
Zühd, ehlinin son adımı, tevekkül ehlinin ilk adımı mesabesindedir. <br />
Feth-i ilahiye mazhar olana, hikmet veya kudret elinden merzuk olması müsavidir. <br />
İhtiyacından ve zaruret miktarından fazlasını isteyenin sufilikle alakası yoktur.<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">21. BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SUFİLERE GÖRE EVLİLİK VE BEKARLIK </span></span><br />
Sufi'lere göre her ikisinin de bir gaye ve zamanı vardır. Herhangi bir halin (evlilik-bekarlık) ihtiyar edilmesi, Allah (cc) içindir. <br />
Nefsin isyanından emin olundukça, bekarlık tercih edilir. Nefis, ilimle dizginlenir. <br />
Evlenme adına şehevi bir acelecilik, erkeklerin manevi yolda gerilemesi demektir. Sadık mürid buluğa ermedikçe evlenmez. Buluğu ise 'Rical' olmasıdır. <br />
Evlilik ve bekarlık hakkındaki haberlerin farklılık göstermesi, muhatabın farklılığındandır. Fazileti muhataba göre değişir. <br />
Evli sufiye yardım edilmelidir. <br />
Mücerred yaşamak, dervişini işini kolaylaştırır. 'Bizim arkadaşlarımızdan evlenip de manevi derecesini muhafaza edeni görmedim. S. ed Darani Evlenmek, azimetten, ruhsata düşmektir. <br />
Sıkıntıya sabır, refaha sabırdan daha kolaydır. <br />
Oruç tutulmalı, nefis, ibadete alıştırılmalı. <br />
Müridin evliliği düşünmemesi, hüsn-ü edebdendir. <br />
Kadın ve şehvet akla gelince tevbe edilmelidir. Kalbi namaz ve ibadetten meşgul olacak derecede evlenme düşüncesi arız olunca, şeyhe müşkil arzedilir ve duası talep edilir. <br />
Bazen keşfen, yakazaten veya bir zatın işareti ile evlilik telkin, bekarlık men'edilir. Evliliğe basiretle gidilir; gözü kapalı gidilmez. <br />
Tezkiye olmuş nefisler, nasibi olan hazlara eriştiğinde kalblerin inşirahı artar. <br />
Süfyan b. Uyeyne; 'Çok kadınla evlenmek, dünya sevgisinden değildir. Çünkü Hz. Ali (ra) <br />
Peygamber Efendimiz (sav)'in Ashab'ının en zahidi olduğu halde, dört hanımla evli idi, on yedi kariyesi vardı'. <br />
Evlilik nedeniyle hanımdan gelen iki fitne vardır: 1-Maişet derdi <br />
2-Kadınla ihtilat ve mübaşerette ifrat, hizmetten uzaklık. <br />
Evliler için büyük bir gizli fitne de, fuhuş cemal lütfunda sükunet bulması ve neticede ruhta bir donukluk hasıl olur ki, bunun farkedilmesi çok zordur. <br />
Ariflerin gönlüne zina düşüncesinin arız olması, onu işleyenin durumuna düşmeleri demektir.<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">22.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SUFİLER'İN SEMAI </span></span><br />
'Sözü dinleyip, en güzeline uyanları müjdele! Onlar Allah (cc)'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Onlar, akıl ve basiret sahibidirler' (Zümer Suresi, Ayet: <br />
18) <br />
Bütün sema'ın harareti, yolu, duygusunun burudeti üzerine gelince, gözlerinden yaşlar boşanır. Bazen bu vecdden de ürperti ve titremeyle zahir olur. <br />
Beyne ve ruha da etkisi vardır. <br />
Ehl-i batıl, heva sahiplerinden de bütün haller nakledilir. <br />
Kalb incelendiğinde duaya yönelinmelidir. Allah korkusundan, derisi ürperince Cenab-ı Hak Cehennemi haram kılar. <br />
Semaın ihtilaflı olanı, name ile söylenen şiirlerin dinlenmesidir. <br />
Sema, nefse hitabı, eş ve cariyelerin şöylesi eğlenceli ve Hakk'a davet itibariyle haram, şüpheli ve helal pozisyonu sözkonusudur. Bunların helal ve şüpheli hallerine de acz-u müsamaha gösterilmesi uygun değildir. <br />
Sema yapanın diri bir kalb ve ölü bir nefisle sema yapması gerekir. Aksi halde sema helal değildir <br />
(Abdurrahman es-Sülemi) <br />
Nefsini rahatlatmak için, hal iddiasından uzak olarak sema yapanın raks ve semaı faydalı da değildir, zararlı da... <br />
Şeyh ve manevi liderlerin raksetmeleri hiç yakışık almaz. <br />
SEMA'I İNKAR EDENLER <br />
1-Sünnet-i Seniyye ve Asar'dan habersizdir. <br />
2-Kendisinin iyi amellerine aldanmıştır. <br />
3-Soğuk tabiatlı, zevkten nasibi yoktur. <br />
Haram olan, mücerred değil, fitne endişesidir. Taat, zahiri sıfatların sırrı, vecd batıni sıfatların özüdür. Zahiri sıfatlar hareket ve sükunet, batıni sıfatlar ahval ve ahlak şeklindedir. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">23.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SEMA'A KARŞI ÇIKANLAR </span></span><br />
Sema, temkin ehli ariflerden başkası için sahih olmadığı gibi, mübtedi müridlere de mübah değildir. <br />
Şarkıyla çokça meşgul olan, sefih sayılır. Sefihin de şehadeti muteber değildir. (İmam Şafi'i). Şarkı kalbe nifak tohumu eker. (Abdullah b. <br />
Mes'ud) <br />
Şarkı zinanın büyüğüdür (F. b. İyaz) Sema, eğer bir oğlanın sesini dinleyerek yapılıyorsa, ona fitne karıştığından, dindar kimselerin bunu reddi gerekir. Tasavvufun tamamı ciddiyet'dir. <br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">24.BÖLÜM </span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SEMA'A İHTİYAÇ DUYMAYANLAR </span></span><br />
Vecd, kaybettiğini hissetmektir. <br />
Ehl-i batın, nefsinin hevasını bulduğunda vecde ulaşır. Ehl-i Hak ise, kalbinin muradına erdiğinde vecd duyar. <br />
Nefsin perdeleri, arızi ve zulmani hicaplar, kalbin perdeleri ise semavi ve nurani hicaplardır. Vecd bazen manaların anlaşılmasından, bazen de sadece musıki ve namelerin tesiriyle olur. Vecd kaynağı Hak Teala olan, bir varidatdır. Allah'ın zatını murat eden O'nun (cc) indinden gelenle yetinmez. Mekan-ı kurba erişmiş olan kimseyi nezd-i ilahiden gelen bir varidat meşgul etmez ve harekete geçirmez. Varidat kulun Allah (cc)'a uzaklığını gösterir. Halbuki kurb makamındaki kimse aradığını bulmuştur. <br />
Varidat güçlü ve kamil olanı değiştirmez. Hz. <br />
Ebubekir (ra)'in sözüne telmihen. <br />
'Allahım! Beni gözü yaşlı olmakla merzuk kıl'. (H. Şerif) <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">25. BÖLÜM <br />
SEMA ADABI </span></span><br />
Sıdk, ciddiyet, halis niyet, vakar ve semadan önce istihare, bereket ve istifade için dua. <br />
Sema meclisinde vecde davetiye çıkarmaktan korkmalıdır. <br />
1- Vecd gelmeden, vecd gösterisinde bulunulursa: <br />
2- Allah'a yalan isnadı <br />
3- Halkı aldatma <br />
4- Salah düşüncesinin bozulmasına sebep olur. <br />
5- Halkı batıl yola zorlama. <br />
En güzeli, vecd anında hırka yırtmamaktır. Hırkayı parçalayıp dağıtmak Sufilere göre ahdi yenilemektir. <br />
Hırka hususunda söz hakkı, şeyhindir. <br />
Sema'a ehil olmayanın katılması mekruhtur. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">26.BÖLÜM <br />
HALVET, ÇİLE VEYA ERBAİN </span></span><br />
Erbain, sair zamanlarda hak, ters düşen arzuların bastırılması için yapılır. <br />
Kırk gün ihlasla amel eden kimsenin kalbinden diline doğru hikmet pınarları akseder, ilm-i ledünne açılan kapı, buradadır. <br />
Kul, insanlardan ayrılıp, Allah-u Teala'ya yönelmesi sayesinde mesafeler kat'ederek nefis madeninden ilim cevherini çıkarır. <br />
Erbain'de muvaffak olmanın şartı, şartları ihlasla yerine getirmektir. <br />
Halvette nefsin arzularından uzaklaşma vardır. Peygamber Efendimiz (sav) de nübüvvet öncesi halvet yaşamıştı. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">27. BÖLÜM <br />
HALVETTE VAKİ OLABİLECEKLER </span></span><br />
Halvet, dinin selameti, nefis ahvalinin yok olması, amelin Allah için yapılması içindir. Keşf ve Fetih mülahazasıyla yapılan halvet fitneye düşme demektir. Taleb edilecek istikamettir; keramet değildir. <br />
Dinin esaslarına uygun halvet, kalbi nurlandırır, dünya rağbetini keser, zikrin tadına erdirir, namaz, tilavet vs. ibadetlerin ihlasla yapılmasını sağlar. Bazen zihne hayaller düşer ki, bunları vehametle karıştırmamak lazımdır. <br />
Zikre, hususiyle 'La ilahe illallah' mülazemet esastır. <br />
Kalbe yermeşen kelime-i tevhid, kalbe yerleşince nefsin itirazlarını önler. Zikir nurunun kalbe bir cevher halinde yerleşmesi, halvetten gaye budur. Bazı hayaller asılsız bazen de mevhibe-i ilahi olarak belirir ki, onlar da hakikatle irtibatlıdır. Hakikatler misal elbisesinden sıyrılarak, özel bir haber ve keşif halini alır. <br />
Mükaşefelerin hepsi yakin duygusunu takviye içindir. Asıl kayine ulaşan kimsenin bunlara ihtiyacı yoktur. Her ne olursa olsun, takva ve zühdün hakkı verilmeli, asla aldanılmamalıdır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">28. BÖLÜM <br />
HALVETE NASIL GİRİLİR </span></span><br />
Dünyada tecerrüd, halvete girip, gusül, iki rekat namaz, gözyaşı tevbe, ahlak-ı zemimeden arınma, cemaatle kılınacak namazlara sadece devam. Halka halveti belli etmeme, daim zikr-i İlahi ile meşgul olma, hayale başka şeylerin girmesine izin verilmemelidir. <br />
Daim abdestli bulunmaya çalışılmalıdır. Uykuya karşı mücadele etmelidir. <br />
Azık, tuz ve ekmektir. Çok zor durumda katık da alınabilir. <br />
Kıllet-i Taam, Kıllet-i menam, Kıllet-i kelam, uzlet ani'l enam esastır. Yeme, tedricen azaltılabilir. <br />
Açlığın sınırı; ekmek-katık ayırt edilemeyecek seviyeye gelmesi. <br />
Belli bir dönemden sonra Allah (cc) yemeği unutturur. Unutmasa bile, kalbin nur ile dolması, ruhun çekici kabiliyetini güçlendirir. Ruh, onu kendi merkezine ve alem-i ruhanideki yerine doğru çıkmaya başlar. Bu sayede salik, nefsani şehvet duygularından nefret eder. Lüzumsuz, konuşma gibi, şeyler nefsi uyarıcı etki yapar. <br />
Fakat Cenab-ı Hakk'ın mevahib-i İlahiyesi buna münhasır değildir. <br />
Erbain için tercih edilen zaman: Zi'l-Ka'de, Zi'lHicce'nin ilk on günüdür. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">29. BÖLÜM <br />
SUFİYYENİN AHLAK ANLAYIŞI </span></span><br />
Ahlakta model Peygamber Efendimiz (sav)'dir. O (sav)'nun ahlakıyla ahlaklanmak esastır. Rasulullah (sav)'dan Şeytani sıfat sökülüp alınmıştır. <br />
Bazı sıfatların bulunması ise Allah (cc)'ın Nebi'sini (sav) özel rahmeti ile terbiye etmesi ve ümmetine örnek almasına vesiledir. <br />
Tasavvuf halka iyi muamele, Hakk'a sadakattir. İyi geçim, sabır, cömertlik, ülfet, nasihat ve şefkat hukuk-u azimdendir. Allah (cc)'ın ahlakıyla ahlaklanmak hedeftir. <br />
Güzel ahlak, insanı Cennet'e götürür. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">30. BÖLÜM <br />
SUFİLERİN AHLAKI </span></span><br />
1-Tevazu: <br />
Her davete icabet, hediye kabulü, selam verme, selam alma. <br />
Kendinde bir değer görmeme, hakkı her kimden olursa olsun kabul etme, herkesi kendinden hayırlı görme. <br />
Böbürlenerek yürümeme, insanın yaratılığı şeye bakması. <br />
Zillet ve meskenete düşmek, uygun değildir. <br />
2-İnsanlara yumuşak davranmak: <br />
Halkın arasına karışıp ezalarına sabır, uzletten daha hayırlıdır. Öfkeyi yutma, aff-u safv memduhdur. Yumuşaklık hayırdan nasipdarlık demektir. <br />
3-İsar: <br />
Kendileri muhtaç iken başkalarını kendilerine tercih edenler. <br />
Kendisini mülkün emanetçisi görenin isarı en sağlıklı isardır. <br />
Huzeyfetü'l-Adevi'nin Yermük'teki su hadisesi, Ebu Talha ve misafiri Sa'd b. Rebi ve Abdurrahman b. Avf kardeşliği. Cömertlik, buhl'la kazanılır <br />
4-Afv ve Müsamaha: <br />
İhsan sana kötülük yapana iyilik yapmandır. İnsan, güneş, rüzgar ve yağmur gibi umumidir. <br />
5-Güler Yüzlülük ve Tatlı Dillilik: Güler yüzlülük, tebessüm, sadakadır. <br />
mü'minin kalbinin aydınlığı yüzüne vurur. Sevinç ve neşe Allah için ve O'ndan (cc) ötürüdür. <br />
6-Şakalaşma ve Yumuşak Muamele Sufiyye ahlakındandır. <br />
Rasulullah (sav) latife ve şaka yapardı. <br />
Mübtedilerin çokça şakalaşmaları uygun olmaz. <br />
İşin içine nefs karışabilir. <br />
İnsanları rahatlatmak için şaka yapılsa da, halvette ciddiyyet esastır. <br />
Mizah bast ve recadan ileri gelir, <br />
7-Yapmacık Davranışları Terketmek: Tekellüf, nefsin arzusu üzere insanlara gösteriş olsun diye yapılan yapmacık hareketlerdir. İkram ederken dahi tekellüften uzak peygamberane ahlaktır. <br />
ziyaretçiye elde olanı, davetliye elden geleni ikram etmek esastır. <br />
8-Mal Biriktirmeyi Terketmek: <br />
Rasulullah (sav) ertesi gün için evde bir şey bırakmaz ve bıraktırmazlar. <br />
Sufilerin Cenab-ı Hakk'ın hazinelerini deniz gibi (tükenmez) bilir. <br />
Allah (cc) kuşlar gibi tevekkül içinde olmak <br />
9-Aza Kanaat Etmek: <br />
Kanaat rızadan kaynaklanır. Şerefi artırır. Fitnelerden korur. O, tükenmez hazinedir. Az malın şükrü daha kolaydır. <br />
10-Münakaşa ve Cedelden Uzaklaşmak Hakkı söylemenin dışında cedel ve münakaşadan uzaklaşma. <br />
Nefisten gelen öfkeye kalbi hilm gösterme <br />
Öfke anında nefsi itham etme, pozisyon değiştirme. Öfke ve normal halde hükmetmek ancak nefsini dizginleyebileceklerin işidir. <br />
11-İnsanları sevmek ve onlarla iyi geçinmek: <br />
Mümine merhamet, kardeşlik. <br />
Geçinemeyen ve geçinilemeyende hayır yoktur. <br />
İyi kimselerle ülfet ve ünsiyyet kalbe inşirah verir. Sevgi ile itaat, korkarak itaatten daha faziletlidir. Allah (cc)'ın sevdikleriyle beraberlik O'nun (cc) sevgisine götürür. <br />
12-İyilik Yapana Teşekkür ve Dua: <br />
Sufinin hakkın varlığını kabulü, hakkın vücudunu perdelemez, O (cc) her şeyi açık seçik görür. <br />
Nimete hamd, nimetden daha değerlidir. Sufinin teşekkürü, teşekkülün kemalinden, inancın nimeti Allah (cc)'dan görmelerindendir. <br />
13-Makamı Müslümanlara Hizmet İçin Kullanmak: <br />
Makamı hizmet için isteyenler, ölmeden evvel ölenler içindir. Nefsin hilelerinden emin olmayanın fitnesinden korkulur. <br />
Bilgisizlikle insanlara zarar vermemek. <br />
İnsanların cehaletine sabretmek <br />
İnsanların elindekilerine talip olmamalı, kendi elindekini onlar için harcamak. Riyasete liyakat için gerekli şartlardır. (Sehl b. Abdullah)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">31. BÖLÜM <br />
TASAVVUFTA EDEB </span></span><br />
Ebed, zahir ve batın terbiyesidir. <br />
İnsan edebe (ahlaki değişikliğe) ehil yaratılmıştır. Edebin menbaı, iyi seciyedir. Kimse halindeki seciye mümarese ve riyazetle fiile çıkarılarak edeb ve terbiye kazanılır. <br />
Bazen mümarese ve riyazete ihtiyaç duyulmaz. İlim edeble anlaşılır <br />
İbadetteki edeb, hizmetten daha yücedir. Taat Cennet'e, taatteki edeb, Rıza-yı Bari'ye ulaştırır. <br />
Zahiri su-i edeb, zahiri ceza, batıni dolanı da batıni cezayı mucib olur. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">32. BÖLÜM <br />
HUZUR-U İLAHİ'DE EDEB</span></span> <br />
Bu edeb, Rasulullah (sav)'dan alınır. <br />
Sevinçteki ifrat veya bastın halinin aşırısı, varidatın çoğalmasına mani olur. <br />
Her kabz halinde bir ceza sözkonusudur. Kabz bast halindeki ifrattandır. <br />
Bastın itidali mesalih-i ilahiyyeyi nefse kaydırmamaktır. <br />
Göz, basiretle istikamete erer. <br />
Sultandan küçük şeyler istenmez. Kurb nedeniyle haşmet perdesi müstesna. <br />
Arif için edeb, mübtedi için tevbe mesabesindedir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">33. BÖLÜM <br />
TAHARET ADABI </span></span><br />
İstinca, Kıble'ye yönelmeme, <br />
Pisliği izale ve kullanılacak taş ve suyun temiz olması istibra, idrar kalmaması için yapılan temizlik hareketi istinca, öksürme gibi hareketlerle iyice temizlenme. <br />
Temizlikte Şeytan vesvesesine fırsat verecek aşırılıktan sakınılmalıdır. <br />
Def-i hacet halinde istitar (nazar-ı nas'dan gizlenme) <br />
İdrar serpintilerinden ictinab edilmelidir. <br />
Gusledilen banyoya bevletmemek. <br />
Duaları yerli yerince okumak <br />
Girişte sol ayak, çıkınca sağ ayak <br />
İsm-i İlahi bulunan şeyleri yanından bulundurmamak <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">34. BÖLÜM <br />
ABDEST ADABI </span></span><br />
Abdestden önce -adabıyla- misvaklanmak Abdest dualarını okumak <br />
Farzlarını noksansız yapmak, tertibe riayet etmek Sünnetlerine riayet etmek. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">35. BÖLÜM <br />
HAVASS'IN ABDEST ADABI </span></span><br />
Uzuvlarını huzur-u kalb ile yıkamak <br />
Daim abdestli bulunmak <br />
Suyu israf etmemek, i'tidal sınırına vakıf olmak Zahiri temizliğe kafi miktarda önem verip, asıl batına yönelmek. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">36. BÖLÜM NAMAZIN FAZİLETLERİ </span></span><br />
Namaz, felaha götürür. <br />
Namaz kılan, ateşte ısınan ve eğrilikleri düzeltilen ağız gibidir. <br />
Namaz, kul ile Rabb'i arasında kavuşma vesilesidir. <br />
Namaz, Allah'ı hatırlatır. <br />
Namaz kılan bütün azalarıyla dua halindedir. Namaz kılan ehl-i semanın bütün hallerini cem'etmiştir. <br />
Namazda sürat ve acele, felah kapılarını kapatır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">37. BÖLÜM <br />
NAMAZIN KEYFİYYETİ VE ADABI </span></span><br />
Abdest, vakit girmeden alınmalıdır. <br />
Sünnet, insanı farza hazırlar, berekete vesile olur. <br />
Sünnet-farz arası tevbe edilir. <br />
İlk tekbirler ruhi ve bedeni tam konsantrasyona girilmelidir. <br />
Kıyam, rüku', secde hallerinde okunması farz, vacip ve mendub olan dualar okunur. Gözler secdede açık bulundurulur. Zira onlar da secde ederler. Namazda Mirac sırrı vardır. İmam, sultanın kapısında duran elçiye benzer. Temsil ettiklerini unutmaz ve onlara tercüman olur. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">38. BÖLÜM <br />
NAMAZIN ADABI VE SIRLARI </span></span><br />
Kalbi dünyevi şeyle meşgul etmeme. Maddimanevi. <br />
Namazda istikamet üzere olma, namaz hırsızlığına girmeme, kişiye namazda yazılacak ecir, kalb huzurudur. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">39. BÖLÜM <br />
ORUCUN FAZİLETİ VE TESİRİ </span></span><br />
Oruç, sabrın yarısıdır. Şehveti kırar. Oruç, Allah (cc)'a doğru seyahattir. Hikmeti doğurur. <br />
Melekut kapıları oruçla çalınır. <br />
Mide doldurulan en şerli kaptır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">40. BÖLÜM <br />
ORUÇLA İLGİLİ MUHTELİF GÖRÜŞLER </span></span><br />
Kalb selameti oruçta görülüyorsa, oruca devam edilir. ara-sıra oruç bırakılır. Bayram ve teşrik günleri hariç, savm-dehr tutulabilir. Oruç tutma sıra ve keyfiyeti kalbin ve nefsin durumlarına göre farklı değerlendirilmiştir. Kimileri orucun bozulmasını mübah ve iyi görürken kimileri çirkin görmüştür. <br />
Eyyam-ı beyz, Şaban'ın ilk 15'i Zi'l-Hicce ve <br />
Muharrem ayının ilk 10 gününde oruç müstehabdır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">41. BÖLÜM <br />
ORUCUN ADABI </span></span><br />
Zahir ve batın bütünlüğü selameti. <br />
Yemeğin normal zamanlarda daha az yenmesi <br />
Oruçla nefis zarurete alıştırılırsa diğer zaruretlere geçilir. <br />
Sahur yapmak, iftara acele etmek. İftarın namazdan önce olması sünnetdir. <br />
Gıybet gibi ma'nevi arazlardan ictinab. Sufiler orucun da alışkanlık haline gelmesinden hoşlanmazlar. <br />
Oruçsuz bir cemaatin sohbetine katılanın da oruçsuz olması adabdandır. Belli bir programı olanların ise oruca devamlılığı uygun olanıdır. Orucun bozulmasındaki ve bozulmamasındaki efdaliyet niyetleri sadakate bağlıdır. Yediklerinizi zikirle eritiniz (H. Şerif) Mümkün mertebe gizlenmek. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">42. BÖLÜM <br />
YEMENİN FAYDA VE ZARARLARI </span></span><br />
Niyetle adet ibadete döner. <br />
Sufi vaktini Allah'a vermiştir. <br />
Sufi adet olan şeylere ancak zaruret miktarı rağbet eder. Vukuf rutubeti (su) hararet-i nefis, (toprak) serinlik (ruh) hususiyeti vardır. Dengeli olmaları esastır. <br />
Yiyecekler helal olmalıdır. <br />
Yemekten önce eller yıkanır besmele çekilir, Mün'im olan Allah hatırlanır. <br />
Kalbin bozulması lokmadan geçer. <br />
Nimetin değerini takdir, şükür sayılır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">43. BÖLÜM <br />
YEME-İÇME ADABI </span></span><br />
1-Tuzla başlayıp, tuzla bitirmek 2-Topluca yemek, bereket olur. <br />
3-Yer sofrasında yemek <br />
4-Lokmaları küçük küçük almak ve iyice çiğnemek, yaslanmadan yemek 5-Önce yaş ve ilim bakımından üstün olan kimsenin başlaması, <br />
6-Sağ el ile yemek <br />
7-Kendi önünden ve yemeğin kenarından yemek <br />
8-Kusur aramamak <br />
9-Yere düşen lokmayı alıp yemek 10-Parmaklarını yalamak. <br />
11-Yemek kabını iyice sıyırmak <br />
12-Yemeğin içine üflememek <br />
13-Sofrada sirke ve yeşillik cinsinden şeyler bulundurmak. <br />
14-Yemekte suskun durmamak <br />
15-Et ve ekmeği bıçakla kesmemek. 16-Sofradakiler ellerini çekmedikçe yemeğe devam etmek. <br />
17-Ekmek konulunca başka bir şey beklememek 18-İyice acıkmadan yememek, iyice doymadan da kalkmak. <br />
19-Hizmet edene en azından yemekten birkaç lokma yedirmek. 20-Kalkınca hamdetmek. <br />
21-Dişleri ve elleri temizlemek, dişlerdeki kırıntıları yutmak. <br />
22-Elinin ıslağı ile gözleri meshetmek 23-Yapmacık davranışlardan sakınmak. Şüpheli yiyeceklerde istiğfar. <br />
24-Bir topluluğun yanına tam yemek vaktinde gitmemek. <br />
25-İkramda tekellüften sakınmak. İkram etme niyeti müstesna... <br />
26-Konulan yemeği küçümsememek 27-Davete icabet etmek. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">44. BÖLÜM <br />
SUFİLERİN GİYİNME ADABI </span></span><br />
Elbisenin helal ve temiz olması esastır. Sıcak ve soğuktan korumak. <br />
Giyilen elbise, bulunan mevki ve makamla tenasüb içinde olmalıdır. <br />
Nefsine galip gelen, hırstan uzak, hüsn-ü niyyet sahibi kimselerin güzel ve yumuşak elbise giymelerinde bir beis yoktur. <br />
Kibre sebep olacak, nefsin heva ve hevesini teşci edecek giysilerden sakınılmalıdır. Şüpheli şeyleri terk etmek. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">45. BÖLÜM <br />
GECELERİ İHYA ETMENİN FAZİLETİ </span></span><br />
Kalb ve nefis birbiriyle mücadele ettiği sırada, şartlarına riayet ederek, dengeli bir şekilde uymak. Salih ise, müridlerin kalblerinin sükun bulmasına sebep olur. <br />
Ruh, kalb ve üns, uykunun yerini tuttuğunda az uyku zarar vermez. <br />
Gece elde edilen nimetler, gündüze yayılır. Bu durumda kalb ilahi nurlarla dolar. <br />
Geceleri namaz kılanın yüzü, gündüzleri ak olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">46. BÖLÜM <br />
GECELEYİN KALKIŞ VE UYKU ADABI </span></span><br />
Akşam namazını evrad-u ezkarlar beklemek, gece kalkışı akşam ile yatsı arasını ibadet ve zikirle geçirmek. <br />
Yatsıdan sonra konuşmamak. Abdest tazelemek. Nefis derin haz almaya çalışır. Hakkı verilir ama hazzı verilmez. <br />
Alışkanlıkları değiştirmek de gece kalkmayı kolaylaştırır. Midenin yemekle dolu olmaması. Yeniler yiyecekler tilavet zikir ve istiğfarla eritilmelidir. <br />
İhtiyaten vitir uykudan önce kılınmalıdır. Taze abdestle sadık rüya zahir ve batının temizliğinden geçer. <br />
Rüyada Hak Teala ile konuşanlar olur ki, emir ve nehy alırlar. Bu zahiri emir ve nehy gibidir. Kendileri hakkında gafletten kurtulmak için abdeste azami dikkat gerekir. Mesela, gece yatarken mesnun olan dura ve sureler okunur. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">47. BÖLÜM <br />
GECE NAMAZI VE ADABI </span></span><br />
Akşam ezanıyla ikameti arasında iki rekat namaz ve farz namazdan sonra da iki rek'at namaz kılınır. Akşam ile yatsı arası ibadet gündüzün günahlarını siler. Yatsıdan sonra da dört veya iki rekat nafile kılar. Eve girince dört rek'at daha kılar. <br />
Uyanacağından emin olmayanın vitir namazını yatmadan kılmalıdır. Gece kalkınca gönlü sadece Allah (cc)'a vermeli. <br />
Daima Allah (cc)'a iltica edilmelidir. Su ile temizlenip, Kur'an okunduğu zaman iki temizleyici bir araya gelir (zahiri ve batıni). Böylece Şeytan'ın vesveseleri, te'sir ve aldatmalar zail olur. <br />
12 rek'at teheccüd namazı kılınır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">48. BÖLÜM <br />
GECEYİ BÖLÜMLERE AYIRMAK </span></span><br />
Gecenin tamamını ihya edemeyenler üçte birini, üçte ikisini, veya altıda birini ihya etmeleri müstehabdır. <br />
Gece ibadeti şuurlu yapılmalı. Uyku gibi sıkıntı veren şeyler giderilmeli. <br />
Tan yerinin ağarması (uykuyla geçirilerek) gece ibadetine tercih edilmemeli. <br />
Kurb makamına erenler artan bir şevkle gece ibadetine müdavimlerdir. <br />
Gündüz işlenen günah, kusur, gece ibadetine mani olur. Dünyevi işle çok fazla iştigal. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">49. BÖLÜM <br />
GÜNDÜZÜN ADABI </span></span><br />
Tan yeri ağarmadan abdestli olarak sabah namazı beklenir. <br />
Gündüzün iki ucunda ve gecenin bir kısmında kılınan namaz, günahlara keffaretdir. Sabah namazı, sünnetinden sonra tevbe istiğfar getirilip, dua edilir. <br />
Efendimiz (sav)'e salat-u selam getirilir. <br />
Sabah namazından sonra münacaat yapılır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">50. BÖLÜM <br />
GÜNLÜK İBADETLERİN VAKİTLERİNE GÖRE DAĞILIMI</span></span> <br />
Sabah namazından sonra yerinden kalkmadan Kıble'ye yönelik olarak oturup, evrad-u ezkar okunur. Kerahet vaktinde uyumamalıdır. Güneş iki mızrak boyu yükselince iki rekat namaz kılınır. <br />
İşe gidecek bir kimse evden çıkmadan önce iki rekat namaz kılar; eve döndüğünde de iki rek'at kılar. <br />
Sabahla öğle arası iki veya on iki rekat kuşluk namazı kılar. <br />
Dışarıda hizmeti olmayan taat, tilavet, zikir ve münacaatla meşgul olur. <br />
Kuşluk sonrası namazdan sonra biraz uyumak iyidir. Gece kalkmaya yardımcı olur. Kalbi saflaştırır. Zeval vaktine bir saat kala kalkar. <br />
Tilavet ve zikirle meşgul olur. <br />
İbadet-ü ta'ate çoluk-çocukla meşguliyetten aşırı bir gevşeklik hasıl olur. İbadete olan isteksizlik giderilmedikçe namaza durulmaz. Bu da halk içinde Hakk'la olmaktan geçer. <br />
Ruhu daim hak huzurunda bulunanlara ise halkla beraber olması zorluk vermez, bilakis ibadet gibi olur. <br />
Öğle ile ikindi arası ibadet ve tilavetle geçirilir. <br />
Ağzın tadı değiştiğinde misvak kullanılır. Hevanın, dünyanın ve nefsin galebesiyle ibadetten geri kalan kalbiyle bunun ezikliğini yaşar. İkindiden sonra nafile ibadet vakti bittiğinden tilavet ve zikirle meşgul olur veya sohbet dinler. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">51. BÖLÜM <br />
MÜRİD-MÜRŞİD MÜNASEBETLERİ</span></span> <br />
Mürid, mürşidin önünde bulunmaz. Ondan önce işe ve söze başlamaz. Şeyh konuşurken ses tonuna dikkat eder. <br />
Mürid gerek malında, gerek şahsında şahsi tercihte bulunmaz. <br />
halinde ve hareketlerinde açıklanması gereken bir şey hisseden mürid, bunu şeyhinden sorarak çözümler. <br />
Mürşid, müridin problemlerinin halline çalışır ve onları giderir. <br />
Rasulullah (sav) için Cibril (as) bir vahy emini olduğu gibi, mürşid de mürid için ilham eminidir. Mürşid konuşurken, şaibeli, parlak, nefse hoş gelen söz ve davranışlardan uzaktır. <br />
Mürid, şeyhinin makamından daha üstün bir makam aramaz. <br />
Şeyh için arzu edilen şey, müride daha yüksek dereceler kazandırır. Tam teslimiyetle mürid gıyabi huzur edebine nail olur. <br />
Yüksek sesle konuşmak vakarın gitmesine sebeptir. Kalbde hürmet ve vakar olduğu zaman dil, ma la ya'niyyat ve garabetten kurtulur. <br />
Şeyhe (büyüğe) temsil ettiği makam muktezasıyla hitab edilir. <br />
Yabancılık nisbetinde zahire alaka artar. Şeyh yeni gelenlere önceki müridlere nisbeten daha fazla alaka gösterebilir. <br />
Ebu Mansur el-Mağribi: <br />
Şeyhe hizmet, ihvan ve akranla da arkadaşlık edilir. Şeyhde görülen beğenilmedik hareket, şeyhin ilim ve hikmet yönüyle bir mazeretinin bulunduğunu bilmesi ve ona teslim olması, müridin edebindendir. <br />
Şeyhin yanında nafile namaza durmamak da adabdandır. <br />
Kendine gelen tecelli, mesbibe, keramet gibi şeyleri şeyhinden gizlemeli. <br />
Kendi terbiye ve eğitimine layık olduğuna inanmadığı şeyhin sohbetine girmemesi edebdendir. <br />
Karşılıklı sevgi ve ülfet hal ve feyz in'ikasına en büyük vesiledir. <br />
Rüya ve halleri şeyhinden habersiz tek başına yorumlamamalı. <br />
Her türlü hacetini arzetmek için acele etmemesi şeyhin hazır hale gelmesini beklemesi adabdandır. Huzura varırken hususi görüşmelerde şeyhe hediye (sadaka) takdim edilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">52. BÖLÜM <br />
ŞEYHİN RİAYET EDECEĞİ ADAB </span></span><br />
1-Sufiler arasından sivrilip, ortaya atılmamak, insanları celb için lütuf, merhamet, güzel konuşma gösterisinde bulunmamak. <br />
Kalbini Hakk'a nazır tutmaksızın, O'ndan (cc) yardım istememeksizin müridlere tek bir kelime etmez. Dili kalbe, kalbi Allah'a bağlar. Ebu'n-Necib es-Sühreverdi: Dervişler, sözü ve sohbeti algılamaya hazır bulunmadığı sürece onlarla konuşmaz. <br />
Müridin değişen halini görüp ona göre hareket eder. Umuma karşı konuşurken konuları genel boyutlarıyla ele alır. <br />
2-Halkla beraber bulunduktan sonra kendini tefekkür zikir ve ibadete vereceği bir halvethanesi olmalı. Celveti halvetin himayesine alır. Fetret devrinde (beş vakit) halkı irşadı ile faydalandıran şeyh, fazilet kazanır. <br />
3-Kendinden irşad isteyenlere güzel davranması, hürmet ve saygıya layık şeylere karşı görevini yaparak mütevazi davranması. <br />
'İlk defa gelmiş müride, rıfk ve mülayemetle davran, ilimle değil'. <br />
4-Müridleri sever, hastalık ve sıhhat halinde haklarını yerine getirir. <br />
'Onların irade ve sadakatlerine güvenerek onları asla terketmez'. <br />
5-nefis terbiyesinde müride yardımcı olmak, sadakatlerine güven nisbetinde ruhsat sınırlarına kadar yapılanlara müsaade eder. <br />
6-Müridlerinden kendisine gelecek, herhangi bir menfaat ya da hizmete müridin lehine olacağına inandığı müstesna, tenezzül etmez. <br />
7-Müridden sadır olacak kusuru şahsını hedef alarak söylemez. Umuma konuşur, 'Kızım sana söylüyorum; gelinim sen anla' kabilinden. 8-Müridin keşf ve varidat gibi şeylerini korur, onu başkalarına anlatmaz. Müridin hal ve keşfini küçümsemez. Bunlara takılıp kalınmayacağını da izah eder. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">53. BÖLÜM <br />
SOHBET VE TESİRLERİ </span></span><br />
Cinsiyet ve birtakım asgari müşterekler sohbete sebeptir. Sohbete yakınlık duyan kişi, muhatabı Şeriat terazisine vurmalıdır. <br />
Sadık ve samimi bir mürid, fasidlerle birarada bulunmaktan çok, salih ve iyi kimselerle bulunmakla bozulur. <br />
Süleyman el-Havvas'a İbrahim b. Edhem gelir. Onu karşılamayacak mısın? denildiğinde 'İbrahim b. Edhem'i karşılamaktansa, yırtıcı arslanlarla karşılaşmayı tercih ederim. Çünkü ben onu gördüğümde ona karşı en güzel sözleri söylerim. Nefsimin en güzel hallerini ona arzederim. Bu ise fitnenin ta kendisidir'. der. <br />
Halvette toplumdan maddi bir ayrılış, uzlette ise manevi ve şuuri bir ayrılış vardır. Halvet asıl ve daimi, ihtilat ise geçici ve arızidir. Ehli ile sohbet batıni gözleri açar, eşyanın hakikatına erdirir. <br />
Arkadaşının işini önemseme samimi dostluğu gösterir. <br />
Kaynaşan ve kaynaşılan insan Allah'a sevimli ve yakındır. <br />
Uzleti tercih ülfet etme ve edilme özelliğini gidermez. <br />
Bizim anlattığımız dostluk hemcinse karşı duyulan temayülden gelen ülfet ve ünsiyet değil, Allah için Allah'la ve Allah'dan olanıdır. <br />
Allah için sevenler imanın tadına ererler. Allah'la sohbet edenlerle sohbet insanı, sohbet-i ilahi'ye götürür. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">54. BÖLÜM <br />
SOHBET VE KARDEŞLİĞİN SORUMLULUKLARI </span></span><br />
Takva ve hayırda yardımlaşmana <br />
Arkadaşına af dileme, dua etme, birliktelik için bereket niyazı. <br />
Allah için birbirini sevenler ve O'nun (cc) için ayrılanlar Arş-ı Ala'da gölgelenecekler. <br />
'Biri, diğerini dünyevi menfaat sebebiyle terk eden, <br />
Allah yolunda kardeş olamaz'. (Cüneyd elBağdadi) <br />
Kardeş incitilmez, aşırı şaka yapılmaz, yerine getirilemeyecek söz verilmez. <br />
Bir ayrılık vuku bulsa da arkadaşı iyilikle anmak. <br />
Mümkün oldukça hüsn-ü zan etmek. <br />
Sadır olacak nefi bir harekete doğrudan kınamada bulunmaz, yanlışı gidermede en iyi yolu tercih eder. <br />
Kişi, dostunun dini üzeredir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">55. BÖLÜM <br />
SOHBET VE KARDEŞLİĞİN ADABI </span></span><br />
1-Kardeşinin hatasını görmezlikten gelmek. <br />
Nasihat uluorta herkesin ortasında yapılmaz. 2-Kardeşlerine hizmet etmek, sıkıntılarına katlanmak. <br />
3-Elindeki mal ve mülkü kendine ait görmemek. 4-Fazilet ve üstünlüğünü bildiği kişiye değer vermek. <br />
5-Gereksiz dünya işleriyle fazla ilgilenen kimselerin sohbetinden uzak durmak. <br />
6-Kardeşinin işine, kendi işinden daha çok önem vermek. <br />
7-Yumuşak muamele etmek. <br />
8-Söylediklerini, dikkatlice söylemek 9-Kardeşliğin devamı için bütün gücünü kullanmak. <br />
10-Küçüklere şefkat ve sevgi ile muamele etmek. 11-Bir yere çağırıldığında, 'Nereye?', 'Niçin?' gibi sorular sormamak. 12-Kardeşlerine yük olmama. <br />
13-Açık ve samimi davranmak, mudarat etmek, müdahane etmemek. <br />
14-Beraberlikte inkıbaz ve inbisat arası orta yolu tercih etmek. <br />
15-Ayıp ve kusurlarını örtmek. <br />
16-Kardeşinin ayıpları için istiğfarda bulunmak. 17-Kardeşlerini kendisiyle mudarat etmeye mecbur bırakmamak. <br />
*Bütün kötülükler nefisten, onun tezkiye edilmeyişinden kaynaklanır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">56. BÖLÜM <br />
KENDİLERİNİ TANIMA KONUSUNDA <br />
SUFİLERİN GÖRÜŞLERİ </span></span><br />
Akıl ve nakil sahipleri ruh konusunda ihtilafa düştükleri kadar hiç bir konuda ihtilaf etmediler. Sadıkların bu konudaki konuşmalarını Allah'ın(cc) Kelamı ve ayetlerinin tevili olarak değerlendirmek daha doğrudur. <br />
Ruh konusunda konuşulanların bir kısmı ruhun Kıdemine, diğer bir kısmı da hududuna kildir. Akıl, ruhla bir varlık ve kişilik kazanır. Onunla eşya üzerine hüccet getirebilir. Eğer ruh olmasaydı akıl dumura uğrar, hiçbir şeyin leh ve aleyhinde bir delil getiremezdi. Ancak o, yaratıkların en latifi, cevherlerin safi ve parlağıdır. Gayblar onunla sezilebilir. Hakikat ehlinin keşfi onunladır. Ruh bilinmesi güç, hatta imkansız gibi şeyleri bilebilir. Ruhlara göre dünya ve ahiret arasında fark yoktur. Ruhlar, berzahta dolaşan, dünya ahvali ve melekleri gören, insanların durumları ile ilgili semada yapılan konuşmaları duyan ruhlar, Arşın altındaki ruhlar, cennetlerde uçan ruhları, dilediği ve gücü yettiği kadar, hayatı boyunca, Allah'a doğru koşan ruhlar vardır. <br />
İnsanlardan biri ölüp de ruhlar alemine gelince tanıdıkları ile konuşur ve haber sorarlar. Ruh, bedende bir araç, sıfat ve vasıf değil, cevher, zat ve ayndır. Ruh ilimle gıdalanır. <br />
Ruh, yeşil ve taze çubuğun içinde bulunan su gibi, kesif bedenle iç içe girmiş, latif bir cisimdir. <br />
(Cüveyni) <br />
Bazı kelamcılar, ruhun araz olduğu fikrini tercih etmiştir. <br />
Ruhun, bedenden ayrılırken, ondan bütünüyle ayrılması mümkün değildir. <br />
Beden ruhtan ayrılırken ölümü hissettiği gibi, ruh da cesetten ayrılırken ölümü hisseder. <br />
Ulvi ve semavi olan ruh-u insani, emir aleminden, beşeri olan ruh-u hayvani de halk alemindendir. Aklın yeri dimağ, diyen de, kalp diyen de olmuştur. Nefsin şekillenmesi, ruh-u insaninin Ruh-u hayvani üzerinde galebesi ve böylece hayvani ruhun diğer hayvanlardaki ruh-u hayvani cinsinden ayrılmasıdır. <br />
Ruh, kendisi ile hayata ve canlılığa kavuşulan güzel bir bahar rüzgarı, nefis, şehvetlerin ve kötülüklerin kendisinden kaynaklandığı sıcak ve kavurucu bir rüzgar. <br />
Kötü fiil ve ahlaklar hüsn-ü riyazetle giderilebilir veya değiştirilebilir. <br />
Aç gözlülük ve ihtirastan tama' ve hırs meydana gelir. <br />
Bir kul, yaratılışında mevcud olan hayvani insiyakları ilim ve adl ile eğitip yönlendirmedikçe insanlık derecesine erişemez <br />
Kalp sekine ile dolduğu zaman nefse itminan verir. <br />
Çünkü sekine imanı artıran bir haldir. <br />
Nefis cibilli vasıflardan sıyrıldığı ve tabi hareketlerinden kurtulduğu zaman, itminan makamına yönelmeye başlar. <br />
Nefis tabii halinde, pişmanlık duymaksızın ve kendine kıymaksızın durusa ilim ve marifetin nuru onu etkilemez. <br />
Sufiler, "Sır, müşahede mahalli, kalp, kalp de marifet mahallidir." demişlerdir. <br />
Bir kısmı sırrın, ruhtan aşağıda olduğuna işaret etmiş, diğer bir kısmı da ruhtan daha latif ve üstün olduğu fikrini benimsemiştir. Akıl, ruhun dili ve tercümanıdır. <br />
Amellere eşit ve aynı olsa da akıllar farklı değer arzeder. <br />
Akıl nazari ilimlerden değildir. <br />
Akıl, ilimlerin hepsi değilse de, zaruri ilimlerden biridir. <br />
Akıl, kendisi ile ilimlerin idrak edilebildiği bir sıfattır. <br />
Aklın nuru, ruhtan feyz alır ilimler de aklın nuru ile öğretilebilir. <br />
Akıl, akl-ı meaş ve akl-ı mead olarak iki kısımdır. Akla, cehalete mani olduğu için mani, engel anlamında akıl adı verilmiştir. <br />
Basiret aklın içine aldığı bütün ilimleri kuşatır. Aklı şeriat nuru ile aydınlanan ve basiretle takviye edilen kimse, basiret erbabının ve yalnızca mücerret akla dayanmayan akıl sahiplerinin mükaşefesine mahsus olan ve kainatın batınını ifade eden melekut alemini kavrayabilir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">57. BÖLÜM <br />
KALBE GELEN HAVATIRIN BİLİNMESİ </span></span><br />
Meleğin ve şeytanın insanın üzerinde yönlendiren etkisi vardır. <br />
Havatırı tefrike aid arzı ve istek, müridin himmeti. talebi, iradesi ve Cenab-ı Hakk'ın takdir ve ettiği nasib kadardır. <br />
Havatır Allah (cc)'ın kuluna gönderdiği elçilerdir. Kalp lekelendiği zaman şeytan onu arzu ederek ona doğru yaklaşır. <br />
Kalbin saffeti, zikir ve murakebe ile muhafaza altına alınmıştır. Zikrin kendine ait bir nuru vardır. Zikrin kapısı takva ile açılır. Kul organlarını ilahi yasaklardan korumadıkça takvaya eremez. Takva önce yasaklardan, sonra da lüzümsuz meşgalelerden alıkor, hatta nefsin vesveselerinden bile alıkor. <br />
Nefsin söyledikleri genel olarak telakki edilmeli. Nefsin hak ve hazları ancak üzere iki ihtiyacı vardır. <br />
Nefis, vesvese ile eşyayı gerçeğe ve hakikate aykırı bir şekilde, sahibine ters yüz ederek göstermeye böylece kişiyi eğri tarafa çekmeye çalışır. İnsanların bir kısmına havatırın yönü konusunda, haz tarafını bırakarak hak tarafını yapması dışında başkası caiz değildir. <br />
Havatır hakkında şüpheye düşen insanlardan bir kısmı da Allah (cc)'tan kendilerine verilen güçlü ilmin tesiriyle, haz tarafına meyleden havatırı ve onun gereğini yapma yoluna gider. <br />
Uruç eden kişi, bu halini muhafaza ederek normal durumuna iner. Fakat hali aynı şekilde devam etmez. İnişi ile birlikte nefsin istek ve ihtiyaçları menziline tekrar girer. <br />
Bütün fiiller, kendilerinden önce bulunan havatırdan doğar. <br />
Yediği içtiği haram olan kimse ilham ile vesveseyi birbirinden ayırdedemez. <br />
Havatır konusunda şüpheye sevkeden sebepler: <br />
1- Yakin zayıflığı <br />
2- Nefsin sıfatlarını tanımadaki ilim azlığı <br />
3- Heva ve hevese uyma <br />
4- Dünya, makam, mevki ve hubb-u cah sevgisi. <br />
Cüneyd: <br />
"Hakk'tan gelen havatırın birincisi diğerinden daha kuvvetlidir." <br />
Allah'ın hatırı bazen meleklerden bazen de nefisten gelir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">58. BÖLÜM <br />
HAL, SABİT VE KALICI DEĞİLDİR</span></span> <br />
Bir şey önce "hal" olarak başlar, bilahere makam haline gelir. <br />
"Muhasebe hali"nefsin vatanı, yerleşme yeri ve makamı haline gelir. Bunun devamlı hale gelmesi ve muhasebenin kulda yerleşik duruma yükselmesi halinde, muhasebe halinden, muhasebe makamına yükselmiş olur. <br />
Bütün hallerin en yücesi, Hakka'l yakin halidir. <br />
Mevhibe-i İlahidir. <br />
Makamlar kesbi, haller vehbidir. <br />
Haller, Cenab-ı Hakk'ın gönülde uyandırdığı şeyler, makamlar ise bunların yollarıdır. Haller devamlı olmaz ve peşpeşe gelmezse hal değil, tevih ve besadih adını alır. Bu hallerin başlangıcıdır. Devam ederse hal olur. <br />
Kul, makamlara yükselmeye, hallerin artması ve fazlalaşması ile devam eder. <br />
Kul, gerçek tevbeye erişinceye kadar, hal olan tevbe ile tekrar tevbe etmeye devam eder. Tevbenin başında meydana gelen zecr ve meş hali üç şekilde tezahür eder: 1- İlim yoluyla mez <br />
2- Akıl yoluyla mez <br />
3- İman yoluyla mez <br />
Rıza hali de kul, rıza makamında mutmain oluncaya kadar gidip gelmesine devam eder. <br />
Tevbe, bütün mekanların aslı ve özü bütün hallerin anahtarıdır. Makamların ilkidir. <br />
Kulda zecr ve mez'in hal olarak bakınması tevbenin anahtarı ve başlangıcıdır. Mezi ve Zecirden sonra"intibah" hali hissedilir. <br />
İntibah kişiye hayra götüren hallerin başında gelir. <br />
Yakaza; Hakk'tan korkan kimselerin kalbine Allah (cc) tarafından ihsan edilen ve onları tevbe etmeye yönlendiren ilahi bir ikazdır. <br />
Gerçek bir muhasebe ancak sahih ve sağlam bir tevbeden sonra olur. <br />
Murakabe menfi hatıraları keser. <br />
İnabe tevbenin ikinci derecesidir. İnabe, Allah' (cc) tan yine Allah' (cc) a dönüştür. <br />
Tevbe, mücahedeyle, mücahede ise sabırla olur. Sehl b. Abdullah: "Nimetlere sabır, bela ve musibetler sabırdan daha zordur." <br />
Sabrın hakikatı, nefsin itminana ermesinden, onun itminana ermesi, keskiye edilmesinden nefsin tezkiyesi de ancak tevbe ile olur. <br />
Ömer b. Abdulaziz"Kaza ve kaderin şahsıma takdir ettiği şeyler dışında asla sevincim olmadı." Havf tevbeye yönelişten hasıl olur. Tevbede istikamet havf ve recanın mutedil olmasına vesiledir. <br />
Tevbe makamı bütün makamları toplar. <br />
Hz. Ali(ra): " Zühd, mümin olsun kafir olsun dünyayı yiyen kimseye aldırmamandır." Fakirde zaruri bir katlanma, zahidde ve iradi bir katlanma ve terkediş vardır. <br />
Sehl b. Abdullah: "Gerçek ubudiyyet, şahsi tedbir ve ihtiyar terk edildiğinde elde edilir." <br />
Yaptığını Hakk'la yapan, düşündüğünü Hakk'la düşünen ve O'nun emirlerine yasaklarına aykırı, ufacık bir şeye yönelmeyen kimsenin durumu "beka" makamındır. <br />
Tevbe: Tevbede tevbe etmektir. <br />
Şahsi düşünceler ve duyguların varlığı silkinmesi gereken günahtır. <br />
Gönlüne doğan kötülükten zevk almayı hor ve hakir görmekten bir an bile gafil olan kişinin selamette olmayacağından ve bu zevkin kalbe işlemesinden korkulur. <br />
Heva ve hevese duyulan sevk, Cenab-ı Hakk'a karşı hissedilen sevginin yokluğundan veya azlığındandır. <br />
Vera: Dinin aslı veradır(Hadisi Şerif) Hz. Ömer:" Takva ve vera'i elinde bulunduran, dünyalığı elinde bulunduranlara karşı boyun eğmesi layık değildir." <br />
Vera zühdün başlangıcıdır. <br />
Vera şüpheli şeylerden çekinmedir. Allah' (cc) tan bir an olsun gafil olmamadır. el-Havvas:"Vera, korkunun, korku marifetin, marifette Allah' (cc) a yakın olmanın delilidir," Zühd: Cüneyd:" Zühd, elde olmayanın gönülde de olmamasıdır." <br />
Zühd, elde olandan el etek çekme, elde olanı da dağıtmaktır." <br />
Zühd, nefsin hazlarını terk etmektir. <br />
Şibli:"Zühd, gaflettir, dünya değersiz bir metadır, değersiz bir şeye karşı zahid olma ise gaflettir. Zühd içinde zühd, zühd sırasıyla şahsi irade ve ihtiyarından çıkmaktır. <br />
Hakiki zahid, dünyayı alırsa, yine Allah' (cc) la ve O'nun müsadesi ile alır. <br />
Sabır: Sabır, sabırda sabretmektir. <br />
Sabır nefsi olgunlaştırır. <br />
Ancak sabredenlere, mükafatlar hesapsız olarak ödenecektir. <br />
Şibli:"Sabrın en güç olanı Allah' (cc) ta(Sabr- fillah) sabreder. Bir defa sabreder. Sabır Allah' (cc) ta(Billah) ve Allah (cc) için (lillah) sabreden ve asla sabırsızlık göstermeyen kişidir. Fakat az da olsa şikayet onda vuku bulur. <br />
Sabbar(Sabur)'un sabrı, yalnız Allah' (cc) ta Allah (cc) için ve yalnız Allah' (cc) la olan kişidir. Sabırda izzet ve güzellik vardır. <br />
Fakr: Fakr, sana ait hiçbir şeyin bulunmamasıdır. Kettani"Allan' (cc) a fakr gerçekleşince Allah (cc) ile gına hali gerçekleşmiş olur." <br />
Fakr, ihtiyaçların kalpte belirmesi ve Allah' (cc) ın dışında ki şeylere karşı muhtaçlığın yok olmasıdır. <br />
Fakr, Allah' (cc) dan başka hiçbir sebebe istinad etmemektir. <br />
Fakr, tevhid menzillerinin ilkidir. <br />
Şükür: Şükür, Mü'mini görerek nimetin farkına varmamaktır. <br />
Şükür de Allah'ın bir nimetidir. Ona da ayrıca şükür gerekir. <br />
Şükür, Allah' (cc) ın verdiği nimetlerle O'na isyan etmemektir. <br />
Şükrün hakikatı: Kulun, dinine zarar verenler dışında kendisi hakkında takdir edilen her şeyi, nimet olarak bilmesidir. <br />
Havf: Hikmetin başı Allah (cc) korkusudur. Gerçek havf sahibi azaba sebep olan korktuğu şeyleri terketmektir. <br />
Zunnur el-Mısri"Allah' (cc) ı gerçek manada seven kişi, havf kalbini sulamadıkça muhabbet kadehinden içemez." <br />
Reca: Hardal tanesi ağırlığında imana sahip olanın kurtulacağı müjdesi verilmiştir. <br />
Recanın alameti, güzelce itaat ve ibadet etmektir. <br />
Reca, helal tecellileri cemal gözü ile görmektir. <br />
Havf ve reva bir kuşun iki kanadı gibidir. Reca, Cenab-ı Hakk'ın keremini görerek rahata ermektir. <br />
Tevekkül: Her işini Allah' (cc) a havale etmek. <br />
Tevekkülün yalnızca görünen bir tarafı vardır. <br />
Tevekkül imanın neticesidir. <br />
Zünnun: "Tevekkül nefsin tedbiri terk etmesi ve Cenab-ı Hakk'a karşı her türlü güç ve kuvvetten soyutlanmasıdır. <br />
Tevekkül Allah' (cc) a sımsıkı sarılmaktır. <br />
Tevekkül Allah' (cc) ı bilme nisbetinde olur. Masivadan bir şeyler umarak bakmak cehalet ve marifet kıtlığından kaynaklanır. <br />
Rıza: Rıza, takdir edilenleri kalbin sükunetle karşılanmasıdır. <br />
Musibet ve belalara, nimet ve lütuflara sevinildiği gibi sevinmektir. <br />
Rıza, kalplere vasıl olan ilmin sağlam ve sahih olmasıdır. <br />
Rıza kalbin inşirahından, kalbin inşirahı da yakin nurundan meydana gelir. <br />
Seven, sevgiliden gelen her şeyi kendisinin muradı ve tercihi olarak görür. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">59.BÖLÜM <br />
HALLERLE İLGİLİ BAZI AÇIKLAMALAR </span></span><br />
Muhabbet: Allah ve Resulullah sevgisini herşeyden üstün tutulan hakkın ve imanın zevkine varmış demektir. <br />
Allah ve Resulü iman hükmü ile sevilirken, çoluk çocuk da fıtratın hükmü ile sevilebilir. Ruhun muhabbeti, kalbin muhabbeti, nefsin muhabbeti, aklın muhabbeti gibi muhabbetin değişik saikleri vardır. <br />
Genel anlamda sevgi emirleri yerine getirmek olarak özel anlamda: Ruhun Cenab- Hakk'ı yakinen bilmesinden doğan zat sevgisidir. <br />
Gerçek manada sevenler, sevdiğine ve sevdiğinin de sevdiğine ulaşmak gönülle olur. <br />
El- Ruzbari:" Bütün varlığından sıyrılmadıkça sevginin sınırına yaklaşamazsın." <br />
Cüneyd:"Muhabbet, muhibbin, kendi sıfatları yerine mahbub olan Allah' (cc) ın sıfatlarına bürünmektir. <br />
Şevk: Seven kişide meydana gelen şevk, şahsi gayreti ile değildir. <br />
Tevbe istikrara kavuşunca zühd, muhabbet istikrara kavuşunca şevk meydana gelir. <br />
Şevk muhabbetin meyvesidir. <br />
Muhitlerin dünyada bekledikleri şevk, ölümden sonrası için, bekledikleri şevkten farklıdır. Nice sadık muhibler yaşamaktan zevk alırlar. Mücahededen hasıl olan şevk bu'd ve gaybubet halinde hasıl olan şevkten daha şiddetlidir. <br />
Üns: Cüneyd:"Üns, heybetin varlığı ile beraber yüksek haya duygusunun birlikte bulunmasıdır." Zünnun "Üns, sevginin sevgilisine karşı iç huzuru duymasıdır." el-Vasit:"Kainattan kalben ve manen bütünüyle uzaklaşmayan kimse ünsibillah haline eremez." Allah' (cc) a olan tazım ve heybetin artması ünsün de artması demektir. <br />
Ünsün hakikatı"Cenab-ı Hakk'ın azametini öğrenmenin ağırlığı ile beşeri varlığın bir kenara sürülüp atılması, fetih meydanlarında ruhun serbestçe yayılmasıdır. <br />
Zati üns feradan sonra gelir, zat tecellilerinin mütaalasından sonra hasıl olan beka ve temkin makamın da meydana gelir. <br />
Nefsi mutmainnenin hudu ünsten, huşu de heybettendir. <br />
Kurb: Kulun Rabbisine en yakın hali secde anıdır. Nefsin ibadet ve taatla ifa etmesi ile ruhun kurbiyetle olan nasibi gittikçe artar. <br />
Cüneyd:"Cenab-ı Hakk, kulların kalbini kendisine ne kadar yakın görürse, o nisbette onların kalbine yaklaşır." <br />
Sehl:" Kurbiyet makamlarının en aşağı derecesi hayadır." <br />
Haya: Haya sahibi, organlarına ve düşüncelerine hakım olmalıdır. Hz. Osman(ra):"Evde karanlıkta guslederken bile Allah' (cc) tan utancımdan büzülür de öyle yıkanırım." <br />
Haya, Cenab-ı Hakk'ın celal tecellilerinin azameti karşısında ruhun teslimiyeti ve başını önüne eğmesidir. <br />
Vuslak(İttisal) Nuri:"İttisal, kalplerin mükaşefe, sırların müşahede makamına ermesidir." <br />
Vuslak, kulun, Halık'ından başkasını görmemesi ve içinde yaratıcıdan başkasına ait bir duygu bulunmamasıdır. <br />
Vasıl, Allah'ın vuslata erdirdiği kişidir. Muttasıl ise, kendi şahsi gayret ve çalışması ile vuslata eren kişidir. <br />
Vasıl olan, Allah' (cc) dan alıkoyacak hiçbir şey yoktur. <br />
Zunnur:"Dönen, gittiği yönden dönmedikçe Hakk'a rücü etmiş sayılmaz. Her şeyden kesilip O' (cc) na yönelmeyen vuslata eremez. <br />
Vuslak yolunun basamakları ebedi ahiret hayatında bile asla katedilemez. <br />
Kabz Ve Bast: Şeyhler, kabz ve bastın alametlerine işaret etmişlerdir. <br />
Kabz ve bastın kendilerine ait muayyen mevsimi vardır. Bunların vakti, havvasa ait muhabbet makamında bulunan kimselerde. kabz ve bast hali görülmez. Bu durumda birinin ancak havf ve recası vardır. Bazen kabz ve bast haline benzer duygular hisseder ve buna da gerçek kabz ve bast zanneder. Halbuki öyle değildir, kendisine arz olan bir sıkıntı halidir, ancak o kabz zanneder. Veya nefsani bir rahatlama ve tabii bir neş'edir. Fakat o bunu bast zanneder. <br />
Kişide nefs-i emmareye aid sıfatlar bulunduğu sürece bu tür rahatlık ve ferahlık ortaya çıkar. el-Vasıt:"Cenab-ı Hakk, sana ait olan şeylerden dolayı seni kabzeder. Kendisine ait şeylerden de seni bast eder." <br />
Kabz ve bast nefs-i levvameden kaynaklanır. <br />
Fena ve beka makamına erdiği zaman kabz ve bast yoktur. <br />
Kabz, bazen bast konusunda aşırı gitmenin neticesinde vaki olabilir. <br />
Avama ait muhabbetin ilk devresinde bulunan kimse, kabz ile himmi bast ile de neşatı karıştırır. Bazen, kabz ve basta benzer haller meydana gelebilir; amma bu nefsin tabii sıfatlarından değil, mutmainne halinden doğar. <br />
Fena ve Beka: Fena; bütün hallerden sıyrılmak, hiçbir şeye karşı haz duymamaktır. <br />
Beka; kulun kendisine ait olan şeylerde fani ve Allah (cc) için olan şeylerle baki olmasıdır. Cüneyd:"Fena, beşeri ve nefsani vasıfların bütünüyle susturulması, tüm varlığın Cenab-ı Hakk'la meşgul olmasıdır." <br />
Fena, Allah' (cc) ın emirlerinin kul üzerinde tam bir hakimiyet kurmasıdır. <br />
Fena, bazen Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarını, bazen de zat tecellilerini azametini müşahade etmekle meydana gelir. <br />
Beka makamına erişen kişiye, Hakk, halktan, halk da Hakk'tan engelleyemez. Fena halinde bulunan kimse ise Hakk ile halktan perdelenmiştir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">60. BÖLÜM <br />
HALLERE DAİR BAZI TASAVVUFİ <br />
ISTILAHLAR </span></span><br />
Cem' ve Fark'Tefrika <br />
Cem' asıl, fark ise Fer'idir. <br />
Cem': Sahabinin Allah' (cc) tan başka hiçbir şeyi müşahade edemediği vuslattır. <br />
Tefrika ise dilediğini açık seçik görmektir. Cüneyd:"Kurbiyetin vecd ile bulunması cem', kulun beşeri özellikleri ile kaybolması da tefrikadır. <br />
Cem' ile tevhidin her türlü beşeri sıfatlardan tecridine, fark ile de şahsi gayretle elde edilene işaret edilmiştir. <br />
Kul amellerine kesb nazarıyla bakacak ve nefsine bir şeyler izafe edecek olursa tefrikada, herşeyi Hakk'a izafe edecek olursa cem'dir. <br />
Tefrika ubudiyyet, cem' ise tevhiddir. <br />
Cem' fena ile tahakkuk ederse "Cem'ul cem" adını alır. <br />
Hakk'ın fiillerini görmek tefrika, sıfatlarını görmek cem' zatını görmek de cem'ul cemdir. <br />
Tecelli ve İstikrar: İstikrar, kalbe ait sıfatların güçlü olması ve kemali sebebiyle nefsani sıfatların ortadan kalkmasıdır. <br />
Tecelli ise, Cenab-ı Hakk'ın bazen fiilleri, bazen sıfatları, bazen de zati ile olur. <br />
Tecelli, beşeri perdelerin kaldırılması, Cenab-ı Hakk'ın zat tecellilerinde, kula göre bir televvun ve değişikliğin olmamasıdır. <br />
İstikrar ise, beşeri kişiliğinin seninle gaybı müşahade arasında bir engel olmasıdır. Denilmiştir. <br />
Tecrid ve Tefrid: Tecrid: yaptığı şeylerde kulun bütün gaye ve garazlardan sıyrılması <br />
Telfid ise; kulun kendisine gelen şeylerde nefsini görmemesi, Allah' (cc) tan bilmesi <br />
Vecd, Tevaccud, Vucud: <br />
Vecd: Allah' (cc) tan kulun batınına gelen ve ona ferah veya hüzün kazandıran bir haldir. Tevaccud: Zikir veya fikirle vecdi elde etmeğe çalışmaktır. <br />
Vücud: Vecdin vicdan boşluğuna ulaşarak ferahlığının genişlenmesi ve yayılmasıdır. <br />
Galebe: Vecdin birbiri andından sürekli gelmesidir <br />
Muvamere: Sekr, hal saltanatını kulu istila etmesi sahu ise, kulun yeniden sözleri ve işlerini düzene koymaya yönelmesidir. <br />
Kimin üzerinde halin cereyanından bir eser varsa, onda sekr den bir eser var demektir. Bütün duygular yerli yerine dönünce de sahu hali meydana gelir. <br />
Mahu ve Isbat: <br />
Mahu: Nefse ve nefsin kaynağına fena nazar ile bakarak amellerin kalıp ve şekillerini imha etmek. Isbat; Hakk'ın o kimse için bahşettiği vücud ile amellerin resimlerini isbat etmek. <br />
İlmel Yakin: Nazar ve delel tariki ile <br />
Aynel yakin: Keşf ve ilham yoluyla <br />
Hakkel yakin: Beşeri vasıflardan sıyrılmanın gerçekleşmesi ve vuslat isteyen kimsenin bu dereceye erişmesi ile elde edilir. <br />
İlmel yakin tefrika hali, ayne'l yakin yolun cem' hali, hakka'l yakin de cem'ul cem halidir. <br />
Vakt: <br />
Vat, kula hakim olan şeydir. <br />
Vakitle, kulun irade ve gayreti dışında üzerine hücum eden haller kastedilir. <br />
Gaybet-Şühud: <br />
Şühud: Bir an murakebe, bir an da müşahade vasfı ile birlikte olmaktır. <br />
Murakebe ve müşahede halini kaybedip huzur dairesinden çıkınca gaybet halindedir. Kulun Hakk'la eşyadan kaybolması kasdedilir. <br />
Zevk-Şürb-Reyy: <br />
Zevk iman, şurb ilim, reyy de haldir. Zevk bevadih erbabı, şurb, tevali, levaih ve levami erbabı, reyy de hal erbabı içindir. <br />
Muhadara: Telvin erbabı <br />
Muşahade: Temkin erbabı <br />
Mükaşefe: Kul telvin ve temkin arasında istikrar kazanıncaya kadar her ikisinin arasında bulunan kimseler içindir. <br />
Tevarik-Bevadih-Levami: Bütün bunlarla ifade edilmek istenen şey, halin başlangıcı ile ilk ondaki görüntülerdir. <br />
Temkin ve Telvin: <br />
Telvin, erbab-ı kulub içindir. Kalpler değişik sıfatlara yönelir. Kalp erbabına bu sıfatların sayısınca telvinler zahirdir. <br />
Temkin erbabı ise; hallerin olumsuz etkilerden kurtularak kalp perdelerini yırtmış ve ruhları Cenab-ı Hakk'ın tecellilerinde bir değişme söz konusu olmadığı için, telvin ortadan kalkmıştır. Telvin sahibinde, nefsin sıfatları ortaya çıktığı zaman onda bazı şeyler eksilebilir. <br />
Nefes: <br />
Müntehi, hal kendisinde sağlamca yerleştiği için nefes sahibidir. Huzur ve gaybet halleri gelip geçici değildir. Vecd halleri nefesleri ile birlikte istikrar kazanmıştır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">61. BÖLÜM <br />
BİDAYET VE NİHAYETLE İLGİLİ AÇIKLAMA </span></span>Niyet amellerin başlangıcıdır. Başlangıçta bir mürid için en önemli şey onun sufiyyi yoluna girip, onlar gibi giyinmesi, Allah (cc) için onların meclisinde bulunmuştur. <br />
Mürid, sufiler yoluna Allah (cc) için girmelidir. Bidayeti sağlam olan kimsenin nihayeti de kamil ve tam olur. Seyr-u süluk sırasında manevi terakkiyi engelleyen alaka ve maniler, başlangıcın bozuk olmasındandır. <br />
Mübtedi müridin ilk yapacağı kötü davranışlarından uzaklaşmasıdır. <br />
Mürid sıdk ve ihlasa sarılırsa marifet sahibi kişiler seviyesine erer. <br />
Sülukun başındaki müridlere arız olan afetlerin hepsi nazarlarının mahlukata yönelik olmasındandır. <br />
Doğruluk iyiliğe götürür. <br />
Mürid için en faydalı şey nefsini tanımasıdır. Yemesi, içmesi ve giyinmesi(herşeyi) Allah (cc) için olmalıdır. <br />
Bidayetinde, dost, tanıdık ve arkadaşlarından ayrılmak suretiyle işini sağlam yapmayan ve yalnızlığa sımsıkı sarılmayan kişinin bidayeti istikrarlı olmaz. <br />
Sadakatın azlığı, ihtilat ve başkaları ile haşır neşir olmanın çokluğundandır. <br />
Çoğu zaman sırf insanlara bakması bile ona zarar verebilir. <br />
Zaruret sınırını aşan kimsenin kalbinin yönelişleri birbirine çağrışım yapar ve kalp tek tek çözülerek dağılmağa başlar. <br />
Mübtedini, dünyaya değer veren kimselerin hiçbirini tanımaması gerekir. <br />
Mürid cuma gününe özel bir önem verir. Mübtedinin dünyaya değer veren kimselerin hiçbirini tanımaması gerekir. <br />
Mürid cuma gününe özel bir önem verir. Mübtedinin Kur'an tilaveti ve hıfzından nasibi olmalıdır. <br />
Kalp ile dilin birlikte bulunmadığı, buna bütün gücüyle önem vermediği tilavet, namaz ve zikir gibi her amel eksiktir. <br />
Kul, Allah' (cc) a muhtaç olma ve O' (cc) na sığınma miktarınca belaları tanır. <br />
Cüneyd:"Sadık, bin sene Allah' (cc) a yönelse de, bir an O'ndan yön çevirse kaybettiği kazandığından çok olurdu." <br />
Mübtedi: Sadık, müntehi sıddıktır. <br />
Müntehilerin heva ve hevesleri ölmüş, ruhları heva nefislerinden kurtulmuştur. <br />
Müntehiler kendilerine nimetler çoğaldıkça ubudiyetlerini çoğaltan kimselerdir. Dünyalıkları çoğaldıkça kurbiyetleri artar. Mevki ve makamları yükseldikçe, tevazu ve alçak gönüllülükleri artar. Müntehi, avamdan bir mü'min gibi namaz, oruç ve her türlü hayırla, hatta yoldan insanlara eziyet veren bir şeyin kaldırılmasıyla Allah' (cc) a yaklaşır. <br />
Müridde nihai makamlar istikrar bulunca o, ahz ve terk ile mukayyed değildir. Çünkü o, her iki halde de sağlam bir ihtiyar ve tercih gücüne sahiptir. <br />
İstikamet ve istikrar kazanan herkes Resulullah<br />
(SAV)'ın haline benzer <br />
Resulullah'(SAV) ın sözleri ruhsat erbabı, fiilleri ise azimet erbabı içindir. <br />
Cüneyd:"Nihayet, tekrar başlangıca dönmektir." <br />
Bu yazı ilim2000.tripod.com adlı internet sitesinden alınarak düzenlenmiştir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şazeli Tarikatı Hakkında Bilgiler]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=19799</link>
			<pubDate>Sat, 11 Feb 2023 14:19:39 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=19799</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şazeli Tarikatı Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, tarikat usullerinden bahsettiği Câmiu'l-usûl adlı eserinde Şazeli tarikatının beş esasının olduğunu kaydetmiştir:<br />
<br />
"1- Gizli ve açık, zâhiren ve bâtınen her işte ittika üzere olmak,<br />
<br />
2- Sözde ve harekette sünnet-i seniyyeye uymak,<br />
<br />
3- Saadet ve musibet anında insanlardan uzak durmak (bir şey beklememek),<br />
<br />
4- Büyük-küçük her işte Allah'a teslim olmak (O'nun rızasını aramak ve istemek),<br />
<br />
5- Neşeli ve kederli zamanlarda daima Allah'a dönmek (O'na sığınmak).<br />
<br />
Takvanın gerçeği, dürüstlük ve Allah'tan korkmakla olur.<br />
<br />
Sünnetin gerçeği, güzel ahlak ve yasaklardan korunmakla olur.<br />
<br />
Batıldan yüz çevirmenin gerçeği, sabır ve Allah Teala'ya güvenmekle olur.<br />
<br />
Allah'tan gelene razı olmanın gerçeği, kanaat ve teslimiyetle olur.<br />
<br />
Allah'a dönüşün gerçeği, bulunduğu hale şükretmek, yönünü ondan ayırmamakla olur." (s. 86)<br />
<br />
Şazeliyye tarikatı, silsile itibariyle "Cüneydî" olmakla beraber, ruhani eğitime ağırlık veren bir tarikattır. Nitekim Şeyh Şazeli müridlerine Allah için fânî varlıktan feragati, her saat, her yer ve her şartta zikri tavsiye eder, riyazat ve halvete, âyin ve toplu zikre fazlaca rağbet göstermezdi. Tarikat mensuplarına kendi hayatları içinde tarikatın ruhunu ve vazifelerini yerine getirmelerini telkin ederdi.<br />
<br />
Riyazat ve çile ile müridlerini nefsani terbiyeye tâbi tutan tarikatlardan farklı olarak Şazeliler, gayet temiz giyinirler, dünya nimetlerinden istifadeden geri kalmazlar, iş ve meşgaleleri arasında nafile ibadet, dua, zikir ve evrad ile tevhide erilebileceğine inanırlardı. Tarikatın esası da tedbir ve tevessüle güvenmeden takdir ve tevekküle yönelmek, çevremizde olan her iş ve oluşta Cenab-ı Hakk'ı müşahade etmektir.<br />
<br />
Şeyh Şazeli, bizzat kendisi ve halefleri, Gazzali'nin İhyau Ulumiddin, Ebu Talib el-Mekki'nin Kûtü'l-kulub ve Haris el-Muhasibi'nin er-Riaye li-hukukillah gibi tasavvufi eserlerin öğrettiği ahlaki olgunluğu gerçekleştirmeye çalışmışlardır.<br />
<br />
Pekçok tarikattan hilafet alan Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Câmiu'l-usûl'de tarikatlar içerisinde Şazeliyye'nin yerini şöyle açıklamıştır: "Ey ebediyet yolunun yolcusu! İyi bil ki her velinin hayatında ve ölümünde kendine mahsus özelliği ve himmet edişi vardır. Mesela; hakikati kalbe nakşetmesi, tevhid denizinde yüzmesi, fena ve istiğrak (kendinden geçme) sırrına ermesi, ölümünden sonra da bu sırların yüce himmetle saliklerinde (kendine uyanlarda) aynen devam etmesi Bahaüddin Şâh-ı Nakşbend  (ks) hazretlerine mahsus bir özelliktir. Kuvvetli bir tasarruf ve isteyene her türlü imdad etme himmeti Abdülkadir Geylani (ks) hazretlerine mahsustur. İlim ve vâridât kuvveti ile Ebu'l-Hasan eş-Şâzelî (ks) hazretlerine; fütüvvetle ve harikulade hallerle Ahmed er-Rifâî (ks) hazretleri; merhamet ve atîfette Ahmed el-Bedevî (ks) hazretleri; cömertlik ve kerem olarak Ahmed Düsûkî (ks) hazretleri; irfan ve kemâlâtı ile Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbnü'l-Arabî (ks) hazretleri; aşk ve muhabbet ile Mevlânâ Celâleddin-i Rumi (ks) hazretleri; letafet ve mahfiyeti ile İmam Şihabüddin es-Sühreverdi; (ks) hazretleri; riyazat ve tahassürü ile Şeyh Hızır Yahya (ks) hazretleri; vecd ve cezbeleri ile Necmüddin-i Kübra (ks) hazretlerinin tasarruf ve himmetleri hayatlarında ve öldükten sonra ayne devam etmiştir. Bu hasletler her ne kadar her veli için hususi görüntüler arzetseler de, her haslet bir makamın ifadesi ve o makamdaki velinin tasarrufudur.Her grup kendilerine ikram edilen ilahi hallerle saadete erer. Lütuflar ise velilerin değeri ve kabiliyeti nispetinde olur." (s. 49) <br />
<br />
Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde aynı husus şöyle belirtilmiştir:<br />
"Mutasavvıflar, bazı velîlerin diğer velîlere göre esmâ-i hüsnâdan birinin tecellisinden daha fazla pay aldıklarını, bundan dolayı her velînin kendine has bir yönü bulunduğunu savunurlar. Meselâ; hakikatleri gönüllere nakşetmede Bahâeddin Nakşibend, başı darda olanların yardımına koşmada Abdülkadir-i Geylânî (ks), İLÂHÎ TECELLİLERDEN FEYZ ALMADA EBÜ'L-HASAN eş-ŞÂZELÎ (ks), olağan üstü hal göstermede Ahmed er-Rifâî (ks), şefkat ve merhamette Ahmed el-Bedevî (ks), cömertlikte İbrâhim ed-Desûkı (ks), mârifette İbnü’l-Arabî (ks), mahviyette Sühreverdî (ks), cezbe ve istiğrakta Necmeddîn-i Kübrâ (ks), aşk ve muhabbette de Mevlânâ (ks) temayüz etmişlerdir. Aynı şekilde dört büyük halifeden her biri diğerlerinden ayrı bir özelliğe sahiptir. Doğruluk Hz.Ebû Bekir’in, adalet Hz.Ömer’in, hayâ Hz.Osman’ın, kerem de Hz.Ali’nin (r.anhüm) ayırıcı özellikleridir. Aynı durum peygamberler için de söz konusudur. Hz.Adem “safiyyullah”, Hz.Nuh “neciyyullah”, Hz.İbrâhim “halîlullah”, Hz.Mûsâ “kelîmullah”, Hz.Îsâ “rûhullah”, Hz.Muhammed (a.s.) de “habîbullah”tır." (cilt: 1, s. 7)<br />
<br />
Şâzeliyye öncelikle İskenderiye, Kahire, Tunus gibi şehir ortamlarında teşekkül etmiş, sonraki dönemlerde Mısır'ın yanı sıra Mağrib bölgesinin kırsal alanlarında yayılma imkanı bulmuş, geniş halk tabakasının ve şeyhlerin uygulamalarına bağlı olarak ulema üzerimnde de etkili olmuştur. Zaman içinde Suriye başta olmak üzere Arap dünyasında, Hint alt kıtasında, Malezya ve Endonezya'da, Afrika'da, Anadolu ve Balkanlarda, Amerika'da ve birçok Avrupa ülkesinde yayılmıştır.<br />
<br />
Şazelîyye, ayrıca mensupları arasında bulunan değerli müelliflerle tasavvuf kültürüne önemli katkılarda bulunmuştur.<br />
<br />
Günümüzde özellikle Alaviyye koluna mensup şeylerce Cezayir'den Malezya'ya, Hindistan'dan Güney Afrika'ya kadar açılmış zaviyeler faaliyetlerini sürdürmekte, müridler her yıl dünyanın farklı ülkelerinde ihtifal toplantılarında bir araya gelmektedir.<br />
<br />
Ancak Şazeliyye Osmanlı Devleti'nin Türklerle meskûn olan yörelerinde (Anadolu, İstanbul ve Rumeli'de) önemli bir varlık gösterememiştir.<br />
<br />
Şazeliyye, Ortadoğu ve Kuzey Afrika kökenli diğer "kıyami" tarikatlar gibi, nispeten geç bir tarihte, ancak 18. yy'ın son çereğinde istanbul'da kök salabilmiştir.<br />
<br />
"İslâm’a da‘vet faaliyetinde önemli payı olan bir kesim de sûfîlerdir. Nitekim Anadolu ve Balkanlar’ın İslâmlaşmasında en büyük şeref bu kesime aittir.<br />
Özellikle Ahmed Yesevî, Abdülkādir-i Geylânî, EBÜ'L-HASAN eş-ŞÂZELÎ, EBÜ'L-ABBAS el-MÜRSÎ, İBN ATÂULLAH el-İSKENDERÎ, Seyyid Ahmed et-Ticânî, Seyyid Muhammed b. Ali es-Senûsî gibi ünlü sûfîler gerek cezbedici dinî-ahlâkî şahsiyet ve yaşayışlarıyla, gerekse vaaz ve irşadlarıyla güçlü ve etkili birer da‘vetçi olarak kendi ülkelerinde faaliyet göstermişler, onların müntesipleri de aynı faaliyetleri devam ettirmişlerdir."<br />
<br />
Şazeliyye 100'ün üzerindeki alt koluyla İslam dünyasında en yaygın tarikatlardan biridir.<br />
Bu kollardan en meşhurları şunlardır:<br />
Vefaiyye:<br />
Kurucusu Muhammed Vefa b. Muhammed el-Mağribî, ö. 765/1364<br />
Yâfiiyye:<br />
Kurucusu Abdullah b. Es'ad el-Yâfiî, ö. 768/1367<br />
Cezûliyye:<br />
Kurucusu Muhammed b. Süleyman el-Cezûlî, ö. 870/1465<br />
Arûsiyye:<br />
Kurucusu Ebü'l-Abbas Ahmed b. Muhammed b. Arûs el-Hevvârî, ö.868/1463<br />
Zerrûkıyye:<br />
Kurucusu Ahmed ez-Zerrûk, ö.899/1493<br />
Meymûniyye:<br />
Kurucusu Ali b. Meymûn el-İdrisî, ö. 917/1511<br />
Râşidiyye:<br />
Kurucusu Ahmed b. Yûsuf er-Râşidî, ö. 927/1521<br />
Îseviyye:<br />
Kurucusu Muhammed b. Îsâ el-Meknesî el-Mağribî, ö. 930/1524<br />
Bekkiyye:<br />
Kurucusu Ömer b. Seyyid Ahmed el-Bekkî et-Tûnisî, ö. 960/1552<br />
Bekriyye:<br />
Kurucusu Ebü'l-Mekârim el-Bekrî, ö. 994/1586<br />
Nâsıriyye:<br />
Kurucusu Muhammed b. Muhammed b. Ahmed b. Nâsır ed-Derî, ö. 1085/1674<br />
Hızıriyye:<br />
Kurucusu Abdülazizn ed-Debbâğ, ö. 1132/1720<br />
Beyyûmiyye:<br />
Kurucusu Ali Nureddin b. Hicazi el-Beyyûmî, ö. 1183/1769<br />
Derkaviyye:<br />
Kurucusu Ebû Hâmid Mevlây el-Arabî b. Ahmed ed-Derkavî, ö.1239/1823<br />
Medeniyye:<br />
Kurucusu Muhammed Hasan b. Hamza Zâfir el-Medenî, ö.1263/1847<br />
Yeşrutiyye:<br />
Kurucusu Seyyid Ali Nûreddin b. Yeşrutî et-Tûnisî, ö.1316/1899<br />
Alaviyye:<br />
Kurucusu Ahmed el-Alavî, ö.1934<br />
Şazeliyye'nin birçok kolu bugün yaşamamakta veya kendi arasından çıkan bir kolun içinde devam etmektedir.<br />
<br />
<br />
Bedeviyye, Seyyid Ahmed el-Bedevî (ö. 675/1276) kuddise sırruh tarafından kurulan ve daha çok Mısır’da yaygın olan bir tarikattır.<br />
"Ahmediyye" olarak da bilinen bu tarikatın temelinde Hz.Bedevî’nin fikirleri bulunmakla birlikte, âdâb ve erkânının büyük bir kısmı daha sonraki asırlarda teşekkül etmiştir.<br />
Genellikle müstakil bir tarikat olarak değerlendirilen Bedeviyye, Ahmed el-Bedevî’nin mürşidlerinden Şeyh el-Berrî’nin silsilesinin Ahmed er-Rifâî’ye ulaşması sebebiyle Rifâiyye’nin, kendisinin Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî ile görüşmesi sebebiyle de Şâzeliyye’nin bir kolu olarak da ele alınmıştır.<br />
İthâfü’l-asfiyâ (s. 167) ve İkdü’l-cevher’de (s. 20) bu tarikatı Şâzeliyye’nin büyük bir kolu olarak gösteren Zebîdî, Harîrîzâde’nin iktibas ettiği Ref'u’n-nikāb adlı risâlesinde de Bedevî-Şâzelî münasebetleri üzerinde durmuştur (Tibyân, I, 48b).<br />
<br />
<br />
Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Câmiu'l-usûl (Veliler ve Tarikatlarda Usul adı ile tercüme edildi), trc. Rahmi Serin, İstanbul, Pamuk Yayınları, s. 86, 49<br />
<br />
Hasan Kamil Yılmaz, Anahatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, İstanbul, Ensar Neşriyat, 3. baskı, 1998, s. 249-250<br />
<br />
Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi, İstanbul, Dergah Yayınları, 5. baskı, 1999, s. 300<br />
<br />
İrfan Gündüz, Gümüşhanevi Ahmed Ziyaüddin: Hayatı, Eserleri, Tarikat Anlayışı ve Halidiyye Tarikatı, İstanbul: Seha Neşriyat, 1984, s. 62-63<br />
<br />
Raşit Küçük, “Abâdile” maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, cilt: 1, s. 7<br />
<br />
Şâzeliyye mârifet kavramına güçlü vurgu yapan bir tasavvuf yoludur.<br />
Mârifetullah konusu gerek Şeyh Şâzelî'nin hizb, dua ve vecizelerinde gerekse sonraki Şâzelî şeyhlerinin eserlerinde önemli bir yer tutar.<br />
Şâzelî'nin halifesi Ebü'l-Abbas el-Mürsî ashabın amelleriyle seçkinleştiğini, kendi zamanının ehline bunu mârifetle gerçekleştirme imkanının verildiğini söyler.<br />
Mârifet sahibi olmak Şâzelî yolu dervişlerinin temel amacıdır. Ahmed ez-Zerrûk, "İhsan Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etmendir. Sen O'nu görmesen de O seni görüyor" anlamındaki meşhur hadisin ilk kısmının marifet mertebesi olduğunu, Şâzelî ve takipçilerinin bu ilk kısma, Gazzâlî ve takipçilerinin hadisin ikinci kısmına vurgu yaptığını söyler.<br />
<br />
Şâzeliyye mârifet kavramına güçlü vurgu yapan bir tasavvuf yoludur.<br />
Mârifetullah konusu gerek Şeyh Şâzelî'nin hizb, dua ve vecizelerinde gerekse sonraki Şâzelî şeyhlerinin eserlerinde önemli bir yer tutar.<br />
Şâzelî'nin halifesi Ebü'l-Abbas el-Mürsî ashabın amelleriyle seçkinleştiğini, kendi zamanının ehline bunu mârifetle gerçekleştirme imkanının verildiğini söyler.<br />
Mârifet sahibi olmak Şâzelî yolu dervişlerinin temel amacıdır. Ahmed ez-Zerrûk, "İhsan Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etmendir. Sen O'nu görmesen de O seni görüyor" anlamındaki meşhur hadisin ilk kısmının marifet mertebesi olduğunu, Şâzelî ve takipçilerinin bu ilk kısma, Gazzâlî ve takipçilerinin hadisin ikinci kısmına vurgu yaptığını söyler.<br />
<br />
Şâzeliyye'nin önemli esaslarından biri de tevekkül anlayışıdır. Şeyh Şâzelî kendisine rüyada Allah'ın huzurunda hiçbir tercihte bulunmaması, seçim yapacaksa Rasulullah'a uyarak Allah'a kulluğu seçmesinin, eğer mutlaka bir şeyi seçmesi gerekiyorsa seçmeyi ve herşeyi Allah'ın seçimine, ihtiyar ve iradesine bırakmasının söylendiğini anlatır.<br />
Şâzeliyye'nin Mürsîden sonraki üçüncü mürşidi İbn Ataullah el-İskenderî et-Tenvîr fî ıskâti't-tedbîr adlı eserini yalnız bu konuya ayırmıştır.<br />
<br />
Şâzeliyye kerametler ve olağanüstü haller konusunda mutedil bir yol izlemiştir. Keşif, vârit gibi hususlarda dinin temel kaynaklarının esas alınması gerektiğini bizzat Ebü'l-Hasan eş-Şâzelî söylemiş, hakikat cihetinden bir vârit aldığında bunu ancak iki âdil şahide (Kur'an ve Sünnet'e) sahip olduğunda kabul edeceğini belirtmiştir.<br />
Tarikatın Îseviyye gibi bazı kollarında ateş, yılan ve akreplerle yapılan gösteriler başka kollarda benimsenmemiştir.<br />
<br />
Dünya nimetlerinden sıkı sıkıya kaçınan bir zühd anlayışı yerine Şâzeliyye'de dünya nimetlerini bağışlayana şükür ifade eden bir tutum sergilenmektedir.<br />
İbn Atâullah el-İskenderî, şeyhi Mürsî'nin şükreden bir zengini, sabreden bir fakire tercih ettiğini, bunun İbn Atâ ve Hakîm et-Tirmizî'nin yolu olduğunu, Mürsî'nin şükrün cennetliklerin sıfatı olduğunu, sabrın ise böyle olmadığını söylediğini aktarır (Letâifü'l-minen, Beyrut 2005, s. 147).<br />
İbn Atâullah el-İskenderî de şükürle birlikte olması durumunda güzel giymenin ve yiyip içmenin sûfiye bir zararı dokunmayacağı görüşündedir.<br />
Şâzelî yolunun ruhbanlık ile arpa ve kepek yeme olmadığını, hidayette yakîne ulaşma ve sabır yolu olduğunu söylemiş, Ebü'l-Abbas el-Mürsî seyrü süluk usulünün, müridi dünyadan kopararak ve dünyevî herhangi bir şeyle meşguliyetine izin vermeyerek tarikata yönelmesini sağlamak yerine, onun dünyevi meşguliyete devam ederek tarikatta yol almasını, ilâhî ihsanların nurlarıyla karşılaşınca kalbinin kendiliğinden dünyadan kopmasını temin etmek olduğuna işaret eder (Letâifü'l-minen, Beyrut 2005, s. 145).<br />
Şâzelîyye şeyhleri, mensuplarına gündelik işlerinden geri kalmamalarını tavsiye etmişler, Şâzelî de ziraat yaparak geçimini sağlamıştır.<br />
<br />
Kollar arasında az çok farklılık görülmekle birlikte Şâzeliyye'de intisap uygulaması şöyledir:<br />
Tâlip biattan önce tövbe ve tecdîd-i iman eder.<br />
Müridle şeyh dizleri birbirine değecek biçimde karşılıklı oturur.<br />
İki elleriyle birbirlerinin ellerini tutarlar.<br />
Birbirlerine doğru eğilirler.<br />
Şeyh, Fetih sûresinin 10. âyetini ve Salâtü't-tefrîciyye'yi okur.<br />
Biattan sonra eller açılarak, hazır bulunanlarla birlikte dua edilir.<br />
Tarikatın bazı kollarında bu törenin ardından mürid kendisine öğretilen bu törene has bazı lafızlarla bir müddet zikreder, daha sonra şeyh virde devam etmesi hususunda ve başka konularda tavsiyelerde bulunur.<br />
Şâzeliyye tarikatında zikir cehrî olup kuudî (oturarak) ve kıyâmî (ayakta) olarak yapılır.<br />
Hafta bir, perşembe veya cuma gübü gerçekleştirilen ve çoğunlukla "meclis" adı verilen âyinlerde halka şeklinde veya karşılıklı saf şeklinde oturulur.<br />
Şâzelî meşayihinden birine ait divandan okunan ve "semâ" diye adlandırılan kaside ve şügullerin genellikle tevhid ve salavat içeren nakarat kısımlarına bütün müridler katılır.<br />
Âyinlerde dinî musikiye yer verilmesi konusunda Şâzeliyye tarihi içinde farklı görüşler ve uygulamalar ortaya çıkmıştır. Şeyh Şâzelî ya da Ahmed ez-Zerrûk gibi önemli bir Şâzelî şeyhi kendi zamanındaki uygulamaları değerlendirirken musiki hakkında olumsuz bir tutum takınmakla birlikte zaman içinde tarikatın birçok kolunda semâ, âyinin esasını teşkil ederek hale gelmiştir.<br />
Bazı kollarda ise meclislere Şâzelî'nin Hizbü'l-kebîr'i ve evrâd-ı şerîfesi okunarak başlanır, kıyamî zikirle devam edilir.<br />
Zikrin sonunda şeyh sohbet yapar. Birçok kolda sohbete "müzakere" adı verilir. Şeyhin hazır bulunmadığı meclislerde onun talimatı doğrultusunda bir metin okunur.<br />
Şazelîliğin İstanbul'da yayılmaya başladığı dönemde (18. yy'ın sonları) bu şehre özgü tekke musikisi, beste ve icra olarak en üst düzeye ulaşmış bulunuyordu.<br />
<br />
Çok farklı bir kültür çevresinden gelen Şazelîliğin musikisinde ise, söz konusu tarikat aslında Berberî kökenli olmasına rağmen, Mısır'da çok yayıldığından bu ülkenin musikisi ağır basmaktaydı. Nitekim İstanbul'da faaliyet gösteren üç Şazelî tekkesinde de bu tarz musikinin icra edildiği bilinmektedir.<br />
<br />
Şazelî ayininde en çarpıcı özellik, şeyhin özel bir biçimde avuçlarını birbirine vurarak zikri idare etmesidir. Zikir halkasının ortasında bulunan şeyh başını arkaya atarak kollarını dümdüz ileriye uzatıp el çırpar. Bütün zikir sesini bastıracak kadar fazla ses çıkaran bu el çırpma özel bir maharet ister.<br />
<br />
Şazelî zikir ayini, kıyami (ayakta yapılan) zikir usulündedir. Ancak, Kadirî, Rıfaî, Sa'dî gibi diğer kıyami tarikatların ayinlerinde olduğu şekilde saf halinde değil, iç içe çemberler halinde zikir halkaları oluşturularak ayakta durulur. Zikir sırasında vurmalı sazlar kullanılır ve "Şazelî şuulleri" denilen, özel tarzda bestelenmiş, Arapça güfteli ilahiler okunur. Alibeyköy'deki Şazelî Tekkesi şeyhi Tahsin Efendi, İstanbul'da bu türün en önemli icracısıydı. Saraçhanebaşı'ndaki Haydarhane Tekkesi şeyhi Hafız Ahmed Efendi, Kasımpaşalı Şeyh Cemal Efendi gibi musikişinaslara da Şazelî şuullerini öğretmişti. Ertuğrul Tekkesi şeyhleri olan üç kardeş Hamza Zafir (ö. 1903), Muhammed Zafir (ö. 1904) ve Beşir Zafir (ö. 1909) efendilerin meşihatlarında, Yahya Efendi Tekkesi zâkirbaşısı hattat Hacı Nuri Efendi bu tekkede zâkirlik eder, Şazelî şuulleri okurdu.<br />
<br />
"Vird" kelimesinin çoğuluna "evrad" denilir.<br />
Evrad, Allah'a yaklaşmak için belirli zamanlarda ve beli miktarda yapılan ibadet, dua ve zikirdir.<br />
Her tarikatın kendine has evradı vardır. Bunların uzunluğu, tekrar etme adeti farklıdır. Hatta bu farklılıklar, aynı tarikatın kolları için bile söz konusu olabilir. Buna karşılık bir tarikatın müridlerine verilen ve yedi günlük evradı ihtiva eden evrad kitapları, diğer bazı tarikat pirlerinin dua ve hizblerini de içerebilir. (Kara, s. 79)<br />
<br />
Şazeliyye'de vird sabah ve akşam namazlarının ardından okunur.<br />
Kollara göre Vâkıa suresi ya da Mülk sûresinin veya Salâtü'l-Meşîşiyye'nin okunmasıyla başlayan vird,<br />
100 estağfirullah<br />
100 salavât,<br />
100 tevhid<br />
ve bazı kollarda 100 defa "elhamdülillah ve'ş-şükrü lillah"<br />
tesbihiyle sürer.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hizb ul-Bahr in - Transliteration</span></span><br />
<br />
Arabic Text, Transliteration and English Translation<br />
یَا اللّٰهُ یَاعَلِيُّ یَاعَظِیمُ یَاحَلِیمُ یَاعَلِیمُ، أَنْتَ رَبِّي وَعِلْمُكَ حَسْبِي، فَنِعْمَ الرَّبُّ رَبِّي وَنِعْمَ الْحَسْبُ حَسْبِي، تَنْصُرُ مَنْ تَشَآءُ وَأَنْتَ الْعَزِیزُ الرَّحِیمُ<br />
Yā Allāhu Yā ʿAliyyu Yā ʿAẓīmu Yā Ḥalīmu Ya ʿAlīm, Anta Rabbī wa ʿilmuka ḥasbī, fa niʿma r-Rabbu Rabbī wa niʿma l-ḥasbu ḥasbī, tanṣuru man tashā'u wa Anta l-ʿAzīzu r-Raḥīm.<br />
1. O Allah, O High, O Great, O Clement, O All-Knowing; You are my Lord and Your knowledge is my sufficiency; how perfect, then, is my Lord, how perfect my sufficiency! You give victory to whom You will, and You are the Almighty, the Merciful.<br />
نَسْأَلُكَ الْعِصْمَةَ فِي الْحَرَكَاتِ وَالسَّكَنَاتِ وَالْكَلِمَاتِ وَالْإِرَادَاتِ وَالْخَطَرَاتِ مِنَ الشُّكُوكِ وَالظُّنُونِ وَالْأَوْهَامِ السَّآتِرَةِ لِلْقُلُوبِ عَنْ مُطَالَعَةِ الْغُیُوبِ<br />
Nas'āluka l-ʿiṣmata fi l-ḥarakati wa s-sakanāti wa l-kalimāti wa l-irādāti wa l-khaṭarāti mina sh-shukūki wa ẓ-ẓunūni wa l-awhāmi s-sātirati li-l-qulūbi ʿan muṭālaʿati l-ghuyūb.<br />
2. We ask Your protection in movements and rests, in words and desires and thoughts; from the doubts, suppositions, and fancies that veil hearts from beholding things unseen.<br />
فَقَدِ ﴿ٱبْتُلِيَ الْمُؤمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالًا شَدِیدًا، وَإِذْ یَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِینَ فِي قُلُوبِهِمْ مَّرَضٌ مَّا وَعَدَنَا اللهُ وَرَسُولُهُ إِلَّا غُرُورًا﴾<br />
Fa-qadi-btuliya l-mu'minūna wa zulzilū zilzālan shadīdan, wa idh yaqūlu l-munāfiqūna wa lladhīna fī qulūbihim maraḍun ma waʿadana Llāhu wa Rasūluhu illā ghurūrā.<br />
3. For the believers have been tried, and mightily shaken and lo, the hypocrites and those with sickness in their hearts say: Allah and His Messenger have promised us nothing but delusion. [33:11-12].<br />
فَثَبِّتْنَا وَانْصُرْنَا وَسَخِّرْ لَنَا ھذَا الْبَحْرَ كَمَا سَخَّرْتَ الْبَحْرَ لِمُوْسَى، وَسَخَّرْتَ النَّارَ لِإِبْرَاهِیمَ، وَسَخَّرْتَ الْجِبَالَ وَالْحَدِیدَ لِدَاوُدَ، وَسَخَّرْتَ الرِّیحَ وَالشَّیَاطِینَ وَالْجِنَّ لِسُلَیْمَانَ<br />
Fa thabbitnā wa-nṣurnā wa sakhkhir lanā hadha l-baḥra kamā sakhkharta l-baḥra li-Mūsā, wa sakhkharta n-nāra li-Ibrāhīma, wa sakhkharta l-jibāla wa l-ḥadīda li-Dāwūda, wa sakhkharta r-rīḥa wa sh-shayāṭīna wa l-jinna li-Sulaymān.<br />
4. So make us steadfast, give us victory, and subject to us this sea, as You subjected the sea to Moses, the fire to Abraham, the mountains and Iron to David, the wind and demons and jinn to Solomon.<br />
وَسَخِّرْ لَنَا كُلَّ بَحْرٍ هُوَ لَكَ فِي الْأَرْضِ وَالسَّمَآءِ وَالْمُلْكِ وَالْمَلَكُوتِ، وَبَحْرَ الدُّنْیَا وَبَحْرَ الْآخِرَةِ، وَسَخِّرْ لَنَا كُلَّ شَيْءٍ، يَا مَنْ بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ<br />
Wa sakhkhir lanā kulla baḥrin huwa laka fi l-arḍi wa s-samā'i wa l-mulki wa l-malakūti, wa baḥra d-dunyā wa baḥra l-ākhirati, wa sakhkhir lanā kulla shay'in, ya man bi yadihi malakūtu kulli shay'.<br />
5. Subject to us every sea You possess, in the earth and the sky, the kingdom and the dominion, the sea of this life and the sea of the life to come. Subject to us everything, O You in whose hand is dominion of everything.<br />
﴿كٓهٰيٰعٓصٓ﴾ (٣)<br />
Kāf Hā Yā ʿAyn Sād, (x3).<br />
6. Kāf Hā Yā ʿAyn Sād. (Three times)<br />
[19:1]<br />
اُنْصُرْنَا فَاِنَّكَ خَیْرُ النَّاصِرِینَ، وَافْتَحْ لَنَا فَإِنَّكَ خَيْرُ الْفَاتِحِينَ، وَاغْفِرْ لَنَا فَإِنَّكَ خَیْرُ الْغَافِرِینَ، وَارْحَمْنَا فَاِنَّكَ خَیْرُ الرَّاحِمِینَ، وَارْزُقْنَا فَاِنَّكَ خَیْرُ الرَّازِقِینَ، وَاهْدِنَا وَنَجِّنَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِینَ<br />
Unṣurnā fa innaka khayru n-Nāṣirīna, wa-ftaḥ lanā fa innaka khayru l-Fātiḥīna, wa-ghfir lanā fa innaka khayru l-Ghāfirīna, wa-rḥamnā fa innaka khayru r-Rāḥimīna, wa-rzuqnā fa innaka khayru r-Rāziqīna, wa-hdinā wa najjinā mina l-qawmi ẓ-ẓālimīn.<br />
7. Give us victory, for You are the best who give victory. Clear our vision, for You are the best who clear visions. Forgive us, for You are the best of forgivers. Have mercy on us, for You are the best of the merciful. Give us sustenance, for You are the best of providers. Guide us, and save us from the wrongdoing folk.<br />
وَهَبْ لَنَا رِیحًا طَیِّبَةً كَمَا هِيَ فِي عِلْمِكَ، وَانْشُرْهَا عَلَيْنَا مِنْ خَزَآئِنِ رَحْمَتِكَ، واحْمِلْنَا بِهَا حَمْلَ الْكَرَامَةِ مَعَ السَّلَامَةِ وَالْعَافِیَّةِ فِي الدِّینِ وَالدُّنْیَا وَالْآخِرَةِ، إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِیرٌ<br />
Wa hab lanā rīḥan ṭayyibatan kamā hiya fī ʿilmika, wa-nshurhā ʿalaynā min khazā'ini raḥmatika, wa-ḥmilnā bihā ḥamla l-karāmati maʿa s-salāmati wa l-ʿāfiyati fi d-dīni wa d-dunyā wa l-ākhirati, innaka ʿalā kulli shay'in Qadīr.<br />
8. Give us a goodly wind, as may be in Your knowledge; loose it upon us from the storehouses of Your mercy; and carry us upon it in honour, with safety and wellbeing in our religion, in our life in this world, and in the world to come. Truly, You have power over all things.<br />
اللَّهُمَّ یَسِّرْ لَنَا أُمُورَنَا مَعَ الرَّاحَةِ لِقُلُوبِنَا وَأَبْدَانِنَا وَالسَّلَامَةِ وَالْعَافِيَةِ فِي دِينِنَا وَدُنيَانَا، وَكُنْ لَنَا صَاحِبًا فِي سَفَرِنَا وَخَلِیفَةً فِي أَهْلِنَا، وَاطْمِسْ عَلَىٰ وُجُوهِ أَعْدَآئِنَا وَامْسَخْهُمْ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمْ فَلَا یَسْتَطِیعُونَ الْمُضِيَّ وَلَا الْمَجِيءَ إِلَیْنَا<br />
Allāhumma yassir lanā umūrana maʿa r-rāḥati li qulūbinā wa abdāninā wa s-salāmati wa l-ʿāfiyati fī dīninā wa dunyānā, wa kun lanā Ṣāḥiban fī safarinā wa khalīfatan fī ahlinā, wa-ṭmis ʿalā wujūhi aʿdā'inā wa-msakhhum ʿalā makānatihim falā yastaṭīʿūna l-muḍiyya wa la l-majī'a ilaynā.<br />
9. O Allah, give us ease in our affairs, with peace for our hearts and bodies, and safety and wellbeing in our worldly life and our religion. Be our companion in our travels, and keep watch over our families in our stead. Blot out the faces of our enemies, and fix them where they stand, so they can neither move nor reach us.<br />
﴿وَلَوْ نَشَآءُ لَطَمَسْنَا عَلَىٰ أَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَأَنَّىٰ يُبْصِرُونَ، وَلَوْ نَشَآءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ﴾<br />
Wa law nashā'u la-ṭamasnā ʿalā aʿyunihim fa-stbaqū ṣ-ṣirāṭa fa-annā yubṣirūna, wa law nashā'u la masakhnāhum ʿalā makānatihim fama-staṭāʿū muḍiyyan wa lā yarjiʿūn.<br />
10. Had We willed, We would have blotted out their eyes; and they would race to the path, but how should they see? Or had We willed, We would have fixed them where they stood, so they neither could go forward, nor return.<br />
[36:66-67]<br />
﴿يٰسٓ، وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ، إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ، عَلَىٰ صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ، تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ، لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَّآ أُنْذِرَ اٰبَآؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ، لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَىٰ أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ، إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُمْ مُّقْمَحُونَ، وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ﴾<br />
Yā Sīn, wa l-Qur'āni l-Ḥakīmi, innaka la-mina l-mursalīna, ʿalā ṣirāṭin mustaqīm, tanzīla l-ʿAzīzi r-Raḥīmi, li-tundhira qawman mā undhira ābā'uhum fa-hum ghāfilūna, la-qad ḥaqqa l-qawlu ʿalā aktharihim fa-hum lā yu'minūna, innā jaʿalnā fī aʿnāqihim aghlālan fa-hiya ila l-adhqāni fa-hum muqmaḥūna, wa jaʿalnā min bayni aydīhim saddan wa min khalfihim saddan fa-aghshaynāhum fa-hum lā yubṣirūn.<br />
11. Yā Sīn. By the Wise Qur’an, truly you are of the messengers, upon a straight path. This is a revelation of the Almighty, the Merciful; that you might warn a people whose forefathers were not warned, so they heed not. Already has sentence been passed against most of them, so they believe not. Verily We have placed shackles on their necks, even up to the chins, so they bend not. And We have placed a barrier before them, and a barrier behind them, and enshrouded them, so that they see not.<br />
[36:1-9]<br />
شَاهَتِ الْوُجُوهُ (٣)<br />
Shāhati l-wujūh. (x3)<br />
12. Disfigured be those faces! (Three times)<br />
﴿وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَیُّومِ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْمًا﴾<br />
Wa ʿanati l-wujūhu li-l-Ḥayyi l-Qayyūmi wa qad khāba man ḥamala ẓulmā.<br />
13. And faces shall be humbled before the Eternal Living, the All-Sustaining; while whoever bears wrongdoing shall have failed.<br />
[20:111]<br />
طٰسٓ، حٰمٓ، عٓسٓقٓ<br />
Ṭā Sīn, Hā Mīm, ʿAyn Sīn Qāf.<br />
14. Ṭā Sīn, Hā Mīm, ʿAyn Sīn Qāf.<br />
﴿مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ، بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَّا يَبْغِيَانِ﴾<br />
Maraja l-baḥrayni yaltaqiyāni, baynahumā barzakhun lā yabghiyān.<br />
15. He has loosed the two seas; they come together, but between them is a barrier they do not cross. [55:19-20]<br />
حٰمٓ (٧)<br />
Hā Mīm (x7)<br />
16. Hā Mīm. (Seven times)<br />
حُمَّ الْأَمْرُ وَجَآءَ النَّصْرُ فَعَلَیْنَا لَا يُنْصَرُونَ<br />
Ḥumma l-amru, wajā'a n-naṣru fa ʿalaynā lā yunṣarūn.<br />
17. The matter is done, the victory come. Against us they shall not be helped.<br />
﴿حٰمٓ، تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ، غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدِيدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ إِلَيْهِ الْمَصِيرُ﴾<br />
Hā Mīm, tanzīlu l-Kitābi mina Llāhi l-ʿAzīzi l-ʿAlīmi, Ghāfiri dh-dhanbi wa qābili t-tawbi shadīdi l-ʿiqābi dhi ṭ-ṭawli lā ilāha illa Huwa ilayhi l-maṣīr.<br />
18. Ha Mim. The revelation of the Book from Allah, the Almighty, the All-Knowing: Forgiver of Sins, Accepter of Repentance, Terrible in Punishment, Infinite in Bounty: no god is there but He; unto Him is the final becoming.<br />
[40:1-3]<br />
بِسْمِ اللهِ بَابُنَا<br />
Bismi Llāhi bābunā.<br />
19. Bismi Llāh is our door.<br />
تَبَارَكَ حِیطَانُنَا<br />
Tabāraka ḥīṭānunā.<br />
20. Tabāraka our walls.<br />
يٰسٓ سَقْفُنَا<br />
Yā Sīn saqfunā.<br />
21. Yā Sīn our roof.<br />
كٓهٰیٰعٓصٓ كِفَایَتُنَا<br />
Kāf Hā Yā ʿAyn Sād kifāyatunā.<br />
22. Kāf Hā Yā ʿAyn Sād our sufficiency.<br />
حٰمٓ عٓسٓقٓ حِمَایَتُنَا<br />
Hā Mīm ʿAyn Sīn Qāf ḥimāyatunā.<br />
23. Hā Mīm ʿAyn Sīn Qāf our protection.<br />
﴿فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ﴾ (٣)<br />
Fa-sayakfīkahumu Llāhu wa Huwa s-Samīʿu l-ʿAlīm. (x3)<br />
24. Allah will suffice you against them, and He is the All-Hearing, the All-Knowing. (Three times)<br />
[2:137]<br />
سِتْرُ الْعَرْشِ مَسْبُولٌ عَلَیْنَا، وعَيْنُ اللهِ نَاظِرَةٌ إِلَیْنَا، بِحَوْلِ اللهِ لَا یُقْدَرُ عَلَیْنَا<br />
Sitru l-ʿArshi masbūlun ʿalayna, wa ʿaynu Llāhi nāẓiratun ilaynā, bi-ḥawli Llāhi lā yuqdaru ʿalaynā.<br />
25. The veil of the Throne has been dropped over us; the eye of Allah is gazing upon us; by the power of Allah none shall overcome us.<br />
﴿وَاللهُ مِن وَرَآئِهِم مُّحِيطٌ، بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَّجِيدٌ، فِي لَوْحٍ مَّحْفُوظٍ﴾<br />
Wa Llāhu min warā'ihim muḥīṭun, bal Huwa Qur'ānun Majīdun, fī lawḥin Maḥfūẓ.<br />
26. And Allah encompasses them from behind: Nay, it is a noble recitation, in a guarded tablet.<br />
[85:20-22]<br />
﴿فَاللهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ﴾ (٣)<br />
Fa-Llāhu khayrun Hāfiẓan wa Huwa Arḥamu r-Rāḥimīn. (x3).<br />
27. For Allah is best as protector, and He is the Most Merciful of the merciful. (Three times)<br />
[12:64]<br />
﴿إِنَّ وَلِيِّيَ اللهُ الَّذِي نَزَّلَ الْكِتَابَ وَهُوَ يَتَوَلَّى الصَّالِحِينَ﴾ (٣)<br />
Inna waliyyiya Llāhu lladhī nazzala l-Kitāba wa Huwa yatawalla ṣ-ṣāliḥīn. (x3).<br />
28. Verily, Allah is my Patron, He who revealed down the Book; and He looks after the righteous. (Three times)<br />
[7:196]<br />
﴿حَسْبِيَ اللهُ لَا إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ﴾ (٣)<br />
Ḥasbiya Llāhu lā ilāha illā Huwa ʿalayhi tawakkaltu wa Huwa Rabbu l-ʿArshi l-ʿAẓīm. (x3)<br />
29. Allah is my Sufficiency, there is no god but He; on Him I rely, and He is Lord of the Mighty Throne. (Three times)<br />
[9 :129]<br />
بِسْمِ اللهِ الَّذِي لَا یَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَآءِ وَهُوَ السَّمِیعُ الْعَلِيمُ (٣)<br />
Bismi Llāhi lladhī lā yaḍurru maʿa-smihi shay'un fi l-arḍi wa lā fi s-samā'i wa Huwa s-Samīʿu l-ʿAlīm. (x3).<br />
30. In the name of Allah, against whose Name nothing can cause harm in the earth nor the sky; and He is the All-Hearing, the All-Knowing.<br />
أَعُوذُ بكَلِمَاتِ اللهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ (٣)<br />
Aʿūdhu bi kalimāti Llāhi t-tāmmāti min sharri mā khalaq. (x3).<br />
31. I seek refuge in the Perfect Words of Allah from the evil of that which He has created. (Three times)<br />
وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِیمِ (٣)<br />
Wa lā ḥawla wa lā quwwata illā bi-Llāhi l-ʿAliyyi l-ʿAẓīm. (x3)<br />
32. There is no power, and no strength, save by Allah, the High, the Great. (Three times)<br />
وَصَلَّى اللهُ عَلَىٰ سَیِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَىٰ آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلَّمَ<br />
Wa ṣalla Llāhu ʿalā Sayyidinā Muḥammadin wa ʿalā ālihi wa ṣaḥbihi wa ṣallam.<br />
33. And may Allah bless our master Muhammad and his family and his companions and grant them peace.<br />
<br />
<br />
<br />
Audhubillahiminash-shaytanir rajeem.<br />
Bismillahir rahmanir raheem.<br />
Ya Allahu, Ya 'Aliyyu, Ya 'Adheemu, Ya Haleemu, Ya 'Aleem.<br />
Anta rabbi, wa 'ilmuka hasbi, fa ni'mar-rabbu rabbi, wa ni'mal hasbu hasbi,<br />
tan-suru man tashaa-u wa antal 'azeezur raheem.<br />
Nas-alukal 'ismata fil harakati was-sakanati wal kalimati wal iradati wal<br />
khatarati minash-shukuki wa-dhununi wal awhamis-satirati lil qulubi 'an<br />
mutala'atil ghuyub.<br />
Faqadib tuliyal mu'minoona wa zulzilu zilzalan shadeeda.<br />
Wa idh "yaqulul munafiquna wal-ladheena fi qulubihim maradun ma<br />
wa'adanallahu wa rasuluhu illa ghurura."<br />
Fa thibbitna wan-surna wa sakh-khir lana hadhal bahr, kama sakh-khartal<br />
bahra li Musa, wa sakh-khartan nara li Ibrahim. Wa sakh-khartal jibaala wal<br />
hadeeda li Dawud. Wa sakh-khartar reeha wash-shayatina wal jinna li<br />
Sulayman. Wa sakh-khir lana kulla bahrin huwa laka fil ardi was-samaa-i wal<br />
mulki wal malakut. Wa bahrad-dunya, wa bahral akhira. Wa sakh-khir lana<br />
kulla shay-in ya man bi yadihi malakutu kulli shay.<br />
"Kaf ha ya 'ain sad.<br />
Kaf ha ya 'ain sad.<br />
Kaf ha ya 'ain sad."<br />
Unsurna fi-innaka khayrun-nasireen.<br />
Waf-tah lana fi-innaka khayrul fatiheen.<br />
Wagh-fir lana fi-innaka khayrul ghafireen.<br />
War-hamna fi-innaka khayrur-rahimeen.<br />
War-zuqna fi-innaka khayrur-raziqeen.<br />
Wahdina wanajjina minal qawmidh-dhalimeen.<br />
Wa hab lana reehan tayyibatan kama hiya fi 'ilmik.<br />
Wan-shurha 'alayna min khazaaini rahmatik.<br />
Wahmilna biha hamlal karamati ma'assalamati wal 'afiyati fid-deeni wad-dunya<br />
wal akhira. Innaka 'ala kulli shayin qadeer.<br />
Allahumma yassir lana umurana ma'arrahati li qulubina wa abdanina<br />
was-salamati wal 'afiyati fi dunyana wa deenina. Wa kul-lana sahiban fi<br />
safarina wa khaleefatan fi ahlina. Wat-mis 'ala wujuhi a'daaina. Wam-sakh<br />
hum 'ala makanatihim fala yasta-ti'unal mudiyya walal majiyya ilayna.<br />
"Wa law nashaa-u latamasna 'ala a'yunihim fas-tabaqus-sirata fa-anna<br />
yubsiroon. Wa law nashaa-u lamasakh nahum 'ala makanatihim famas-tata'u<br />
mudiyyaw-wa la yarji'oon."<br />
"Ya seen. Wal Qur'aanil hakeem. Innaka laminal mursaleen. 'Ala<br />
siratim-mustaqeem. Tanzeelal 'azeezir-raheem. Li tunzira qawmam-ma undhira<br />
aabaa-uhum fahum ghafiloon. Laqad haqqal qawlu 'ala ak-tharihim fahum la<br />
yu'minoon. Inna ja'alna fi a'naqihim aghlalan fa hiya ilal adhqani fahum<br />
muqmahoon. Wa ja'alna mim-bayni aydihim saddaw-wa min khalfihim saddan<br />
fa-agh shaynahum fahum la yubsiroon."<br />
Shaahatil wujooh.<br />
Shaahatil wujooh.<br />
Shaahatil wujooh.<br />
"Wa 'anatil wujoohu lil hayyil qayyumi wa qad khaba man hamaladhulma."<br />
"Ta seen. Ha meem. 'Ain seen qaaf."<br />
"Marajal bahrayni yaltaqiyaan. Baynahuma barzakhul-la yabghiyan."<br />
"Ha meem. Ha meem. Ha meem. Ha meem. Ha meem. Ha meem. Ha meem."<br />
Hummal amru wa ja-an-nasru fa'alayna la yunsaroon.<br />
"Ha meem. Tanzeelul kitabi minallahil 'azeezil 'aleem. Ghafiridh-dhambi wa<br />
qabilit-tawbi shadeedil 'iqabi dhit-tawli la ilaha illa huwa ilayhil<br />
maseer."<br />
Bismillahi, baabuna. Tabaraka, hitanuna. Ya seen, saqfuna.<br />
Kaf Ha Ya 'Ain Sad, kifayatuna. Ha Meem 'Ain Seen Qaaf, himayatuna.<br />
"Fasayakfikahumullahu wa huwas-sami'ul 'aleem.<br />
Fasayakfikahumullahu wa huwas-sami'ul 'aleem.<br />
Fasayakfikahumullahu wa huwas-sami'ul 'aleem."<br />
Sitrul 'arshi masbulun 'alayna, wa 'ainullahi nadhiratun ilayna, bi<br />
hawlillahi la yuqdaru 'alayna. Wallahu miw-waraaihim muheet. Bal huwa<br />
Qura'anum-majeed. Fi lawhim-mahfoodh.<br />
"Fallahu khayrun hafidhaw-wa huwa arhamur-rahimeen.<br />
Fallahu khayrun hafidhaw-wa huwa arhamur-rahimeen.<br />
Fallahu khayrun hafidhaw-wa huwa arhamur-rahimeen."<br />
"Inna waliy-yiyallahul-ladhee nazzalal kitaba wa huwa yatawallas-saliheen."<br />
"Inna waliy-yiyallahul-ladhee nazzalal kitaba wa huwa yatawallas-saliheen."<br />
"Inna waliy-yiyallahul-ladhee nazzalal kitaba wa huwayatawallas-saliheen."<br />
"Hasbiyallahu la ilaha illa huwa 'alayhi tawakkaltu wa huwa rabbul 'arshil<br />
'adheem<br />
Hasbiyallahu la ilaha illa huwa 'alayhi tawakkaltu wa huwa rabbul 'arshil<br />
'adheem."<br />
"Hasbiyallahu la ilaha illa huwa 'alayhi tawakkaltu wa huwa rabbul 'arshil<br />
'adheem."<br />
Bismillahil ladhee la yadurru ma'asmihi shayun fil ardi wa la fis-samaa-i wa<br />
huwas-sami'ul 'aleem.<br />
Bismillahil ladhee la yadurru ma'asmihi shayun fil ardi wa la fis-samaa-i wa<br />
huwas-sami'ul 'aleem.<br />
Bismillahil ladhee la yadurru ma'asmihi shayun fil ardi wa la fis-samaa-i wa<br />
huwas-sami'ul 'aleem.<br />
Audhu bi kalimatillahit-taammati min sharri ma khalaq.<br />
Audhu bi kalimatillahit-taammati min sharri ma khalaq.<br />
Audhu bi kalimatillahit-taammati min sharri ma khalaq.<br />
Wa la hawla wa la quwwata illa billahil 'aliyyil 'adheem.<br />
Wa la hawla wa la quwwata illa billahil 'aliyyil 'adheem.<br />
Wa la hawla wa la quwwata illa billahil 'aliyyil 'adheem.<br />
Wa sallallahu 'ala sayyidina Muhammadiw-wa 'ala aalihi wa sahbihi wa sallim.<br />
<br />
<br />
<br />
Bir tarikata mensup olsun veya olmasın bütün Müslümanlarca çok geniş kabul gören ve sık sık okunan Salât-ı Meşîşiyye adlı salavât-ı şerif, Şazeli tarikatının pîri Ebu'l-Hasan eş-Şazeli'nin (ö.1258) mürşidi Şeyh Abdüsselam b. Meşîş'e (ö.1228) aittir.<br />
<br />
Bu salavat başka tarikatların şeyhlerince kendi dervişlerine günlük görev olarak verilmiş ve tarikat mensubu olmayanlarca da "sevab için" okunagelmiştir.<br />
<br />
İstanbul'da Ramazan ve kandil gecelerinde, sünnet, nişan, düğün, doğum gibi günlük vesilelerle ve bazı tarikatlarda hilafet törenlerinde topluca Salat-ı Meşişiyye ve Delail-i hayrat okunmuştur.<br />
<br />
<br />
Hür Mahmut Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (19. Yüzyıl), İstanbul: İnsan yay. 2. bs. 2004, s. 610<br />
<br />
İbn Meşîş, daha çok salavâtıyla tanınır. Bu salavât gerek ifadesindeki berraklık ve gerekse taşıdığı manalar açısından, hemen bütün İslâm dünyasında tanınan ve okunan bir klasiktir.<br />
<br />
Hüseyin Vassâf (1872-1929) bu salavât için “kalîlü’l-lafz, kesîrü’l-ma’nâ bir salavât-ı şerifedir, hakâyık-ı tevhîdi câmi’ bir hazîne-i tevhîddir” der. (Sefine-i Evliya, c. 3, s. 20) Yani sözce az ama anlamca çok, üstelik tevhidin hakikatlerini içeren başlı başlına bir hazinedir.<br />
<br />
Salavâtı şerh edenlerin de ittifakla vurguladıkları husus, İbn Meşîş salavâtının insanı hayrete sevk eden bir üslubu bulunduğu, bu üslubun beşerî, yani mülk âlemine ait cüz’î manaların değil, eşyanın hakikatine, yani melekût âlemine ait küllî manaların bir ifadesi olduğudur.<br />
<br />
Tasavvuf kültüründe ilham mahsulü sayılan ve bundan kuşku duyulmayan İbn Meşîş salavâtının, insanın hakikate ehil olması yolunda mühim bir seviyeye işaret ettiği, insanı ruhen geliştirdiği ve insanın manevî yükselişine her yönden katkı sağladığı kabul edilir. Çünkü salavât câmi’dir, yani tasavvufun amaç edindiklerini kapsar ve insanın hakikat uğruna ifade edebileceklerini en güzel şekilde dile getirir.<br />
<br />
Salavâtı şerh edenlerden Harrûbî, herkesin Hz. Peygamber’e hitap edişi ve ona kulak verişinin Hz. Peygamber’e has kılınmış hususlara marifeti ve yakınlığı nisbetinde olduğunu söyler: Öyleyse İbn Meşîş’in Hz. Peygamber’e hitabı, salavâttaki ibarelerin ihtiva ettiği yüce hakikatlerden ötürü onu marifette makamının yüksekliğinin, ona muhabbette doğruluk ve samimiyetinin, ona kavuşma ve yakınlıktaki yetkinliğinin bir ifadesi sayılır. Harrûbî diyor; “Ömrüme yemin olsun ki bu salavât Hz. Peygamber’in sahip bulunduğu ve ifadesi kabil olmayan hakikatlerin incelikli bir anlatımıdır, hayret verici sırlar ve garip manalar bu salavâtta dile gelmişlerdir.”<br />
<br />
Salavâtın her gün sabah ve akşam namazlarından sonra birer defa yada her gün akşam ve yatsı namazlarından sonra üçer defa okunması, üzerinde tefekkür edilmesi, bir hacet varsa salavât okunurken hatıra getirilmesi önemli görülmüştür. Bununla birlikte manevî eğitimin veya kişinin bulunduğu mertebenin şartlarına göre okunma biçimleri de vardır. (Bkz. Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, s. 63)<br />
<br />
Salavâtın şarihlerinden Lâlezârî, bu salavâtın ahlakî güzelliklere erişmek için büyük bir vesile olduğunu, feyiz ve bereketlere erdirdiğini özellikle vurgular.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">الصلاة المشيشية</span></span><br />
لسيدي عبد السلام بن مشيش رحمه الله تعالى<br />
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ مِنْهُ انْشَقَّتِ الأَسْرَارُ وَانْفَلَقَتِ الأَنْوَارُ وَفِيْهِ ارْتَقَتِ الحَقَائِقُ وَتَنَزَّلَتْ عُلُومُ آدَمَ فَأعْجَزَ الخَلائِقِ، وَلَهُ تَضَآءَلَتِ الفُهُومُ فلَمْ يُدْرِكْهُ مِنَّا سَابِقٌ ولا لاحِقٌ، فرِيَاضُ المَلَكُوتِ بِزَهْرِ جَمَـالِهِ مُونِقَة، وَحِيَاضُ الجَبَروْتِ بِفَيْضِ أَنْوَارِه مُتَدَفِقَة، وَلا شَيءَ إلا وَهُوَ بِهِ مَنُوطٌ، إذْ لَوْلا الوَاسِطَةُ لَذَهَبَ كَما قيلَ المَوْسُوطُ، صَلَوةً تَلِيقُ بِكَ مِنْكَ إِلَيْهِ كَمَا هُوَ أَهْلُهُ، اَللَّهُمَّ إنَّهُ سِرُّكَ الجامِعُ الدَّآلُّ عَلَيْكَ، وَحِجابُكَ الأَعْظَمُ القَآئِمُ لَكَ بَيْنَ يَدَيْكَ، اَلّلهُمَّ أَلحِقْني بِنَسَبِهِ، وَحَقِّقْني بِحَسَبِهِ وَعَرِّفني إيَّاهُ مَعْرِفَةً أَسْلَمُ بِهَا مِنْ مَوَارِدِ الجَهلِ وَأَكْرَعُ بَهَا مِنْ مَوَارِدِ الفَضْلِ، وَاحْمِلْني عَلَىْ سَبيلِهِ إلى حَضْرَتِهِ حَمْلاً مَحْفُوفَاً بنُصْرَتِكَ وَاقْذِفْ بي عَلَى البَاطِلِ فَأَدْمَغَهُ، وَزُجَّ بِي فيِ بِحارِ الأَحَدِيَّةِ وَانْشُلْني مِنْ أَوْحَالِ التَّوْحِيدِ وَأَغْرِقْني فيِ عَيْنِ بَحْرِ الوَحْدَةِ حَتَّى لاَ أرَى وَلا أسْمَعَ وَلا أَجِدَ وَلاَ أُحِسَّ إِلاَّ بِها وَاجْعَلِ الحِجَابَ الأعْظَمَ حَيَاةَ رُوحِي ورُوحَهُ سِرَّ حَقِيقَتي وَحَقيقَتَهُ جَامِعَ عَوَالمي بِتَحقيقِ الحَقِّ الأوَّلِ يَاأَوَّلُ يَاآخِرُ يَاظَاهِرُ يَاباطِنُ،  اِسْمَعْ نِدَآئي بِمَا سَمِعْتَ بِهِ نِدآءَ عَبْدِكَ زَكَرِيَّا، وَانْصُرْني بِكَ لَكَ، وَأَيِّدْني بِكَ لَكَ، وَاجْمَعْ بَيْنِي وَبَيْنَكَ وَحُلْ بَينيْ وَبَيْنَ غَيْرِكَ، { اَللَّه ● اَللَّه ● اَللَّه } ، (إنَّ الذيْ فَرَضَ عَلَيْكَ القُرآنَ لَرادُّكَ إلَى مَعَادٍ) -ثلاثا-(رَبَّنا آتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَداً)– ثلاثاً<br />
<br />
<br />
أعوذ بالله من الشيطان الرجيم<br />
<br />
بسم الله الرحمن الرحيم<br />
<br />
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ مِنْهُ انْشَقَّتِ الأسْرَارُ، وَانْفَلَقَتِ الأنْوَارُ، وَفِيهِ ارْتَقَتِ الْحَقَائِقُ، وَتَنَزَّلَتْ عُلُومُ آدَمَ فَأعْجَزَ الْخَلاَئِقِ، وَلَهُ تَضَاءَلَتِ الْفُهُومُ فَلَمْ يُدْرِكْهُ مِنَّا سَابِقٌ وَلاَ لاَحِقٌ، فَرِيَاضُ الْمَلَكُوتِ بِزَهْرِ جَمَالِهِ مُونِقَةٌ، وَحِيَاضُ الْجَبَرُوتِ بِفَيْضِ أنْوَارِهِ مُتَدَفِّقَةٌ، وَلاَ شَيْءَ إِلاً وَهُوَ بِهِ مَنُوطٌ، إِذ لَوْلاَ الْوَاسِطَةُ لَذَهَبَ - كَمَا قِيلَ - الْمَوْسُوطُ، صَلاَةً تَلِيقُ بِكَ مِنْكَ إِلَيْهِ كَمَا هُوَ أهْلُهُ .<br />
<br />
اللَّهُمَّ إِنَّهُ سِرُّكَ الْجَامِعُ الدَّالُ عَلَيْكَ، وَحِجَابُكَ الأعْظَمُ الْقَائِمُ لَكَ بَيْنَ يَدَيْكَ.<br />
<br />
اللَّهُمَّ ألْحِقْنِي بِنَسَبِهِ، وَحَقِّقْنِي بِحَسَبِهِ، وَعَرِّفْنِي إِيَّاهُ مَعْرِفَةً أسْلَمُ بِهَا مِنْ مَوَارِدِ الْجَهْلِ، وَأكْرَعُ بِهَا مِنْ مَوَارِدِ الْفَضْلِ، وَاحْمِلْنِي عَلَى سَبِيلِهِ إِلَى حَضْرَتِكَ، حَمْلاً مَحْفُوفاً بِنُصْرَتِكَ.<br />
<br />
وَاقْذِفْ بِيَ عَلَى الْبَاطِلِ فَأدْمَغَهُ، وَزُجَّ بِي فِي بِحَارِ الأحَدِيَّةِ، وَانْشُلْنِي مِنْ أوْحَالِ التِّوْحِيد، وَأغْرِقْنِي فِي عَيْنِ بَحْرِ الْوَحْدَةِ حَتَّى لاَ أرَى وَلاَ أسْمَعَ وَلاَ أجِدَ وَلاَ أُحِسَّ إِلاً بِهَا، وَاجْعَلِ الْحِجَابَ الأعْظَمَ حَيَاةَ رُوحِي، وَرُوحِهِ سِرَّ حَقِيقَتِي، وَحَقِيقَتِهِ جَامِعَ عَوَالِمِي، بِتَحْقِيقِ الْحَقِّ الأوَّلِ ..<br />
<br />
يَا أوَّلُ يَا آخِرُ .. يَا ظَاهِرُ يَا بَاطِنُ.. اسْمَعْ نِدَائِي بِمَا سَمِعْتَ نِدَاءَ عَبْدِكَ زَكَرِيَّا ..<br />
<br />
وَانْصُرْنِي بك لَكَ<br />
<br />
وَأيِّدْنِي بِكَ لَكَ<br />
<br />
وَاجْمَعْ بَيْنِي وَبَيْنَكَ<br />
<br />
وَحُلْ بَيْنِي وَبَيْنَ غَيْرِكَ<br />
<br />
(الله، الله، الله)<br />
<br />
(إِنَّ الَّذِي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لَرَادُّكَ إِلَى مَعَادِ)<br />
<br />
(رَبَّنَا آتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وهيئ لَنَا مِنْ أمْرِنَا رَشَدا)(ثلاثاً).<br />
<br />
(إِنَّ الله وَمَلاَئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيماً).<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Salat-ı Meşişiyye (Latin harfleriyle okunuşu)</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm, Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm.<br />
<br />
Allahümme salli alâ men minhü’n-şekkati’l-esraru, ve’l-felekati’l-envâru, ve fîhi’r-tekati’l-hakâiku, ve tenezzelet ulûmü âdeme fea’ceze’l-halâıka, ve lehü tezâeleti’l-fühûmü felem yudrikhü minnâ sâbikun velâ lâhikun, feriyâzu’l-melekûti bi-zehri cemâlihi mûnikatün, ve hıyâzu’l-ceberûti bi-feyzi envârihi mütedeffikatün, vela şey’e illâ vehüve bihi menûtun, iz levle’l-vâsitatü lezehebe kemâ kîle’l-mevsûtu, salâten telîku bike minke ileyhi kemâ hüve ehlühü.<br />
<br />
Allahümme innehü sirruke’l-câmiu’d-dâllu aleyke, ve hicâbüke’l-a’zemu’l-kaaimu leke beyne yedeyke. Allahümme’l-hıknî bi-nesebihi, ve hakkıknî bi-hasebihi ve arrifnî iyyâhü ma’rifeten eslemü bihâ min mevâridi’l-cehli, ve ekrau bihâ min mevâridi’l-fazli, vahmilnî alâ sebîlihi ilâ hazretike, hamlen mahfûfen binusretike vakzif bî ale’l-bâtıli fe’edmeguhu, ve zücce bî fî bihâri’l-ehadiyyeti, venşulnî min evhâli’d-tevhîdi, ve ağriknî fî ayni bahri’l-vahdeti, hatta lâ erâ velâ esmea velâ ecide velâ uhisse illâ bihâ, vec’ali’l-hicâbe’l-a’zeme hayâte rûhî, ve rûhahü sirra hakîkatî, ve hakîkatehü câmia avâlimî, bi-tahkîkı’l-hakkı’l-evveli.<br />
<br />
Yâ Evvelü, Yâ Âhiru, Yâ Zâhiru, Yâ Bâtınü.<br />
<br />
İsme’ nidâî bimâ semi’te bihi nidâe abdike Zekeriyyâ,<br />
<br />
vensurnî bike leke,<br />
<br />
ve eyyidnî bike leke,<br />
<br />
vecma’ beynî ve beynike,<br />
<br />
ve hul beynî ve beyne gayrike.<br />
<br />
Allâh, Allâh, Allâh.<br />
<br />
İnnellezî feraza aleyke’l-Kur’âne lerâdduke ilâ meâdin.<br />
<br />
“Rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi’ lenâ min emrinâ reşedâ.” (3 kere okunacak)<br />
<br />
“İnnallâhe ve melâiketehü yüsallûne ale’n-nebiyyi yâ eyyühellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ.”<br />
<br />
<br />
Çok geniş kitlelere yayılmış olan Delâilü'l-Hayrât isimli evrad, Şazeliyye'nin Cezûlî Kolu'nu kuran Fazlı Ebu Abdullah Muhammed b. Süleyman el-Cezûlî (ö.1465) tarafından biraraya getirilmiştir.<br />
<br />
Halk arasında Delail-i Şerif olarak bilinen bu salavat-ı şerif mecmuası, bir tarikata mensup olsun-olmasın bütün Müslümanlarca yaygın bir şekilde okunmuştur.<br />
<br />
1, 2, 7 günlük periyotşarla Delail okuma halk arasında, özellikle de çocuklarını büyütmüş büyükanneler arasında yaygınlığını korumuştur.<br />
<br />
İstanbul'da Ramazan ve kandil gecelerinde, sünnet, nişan, düğün, doğum gibi günlük vesilelerle ve bazı tarikatlarda hilafet törenlerinde topluca Salat-ı Meşişiyye ve Delail-i hayrat okunmuştur.<br />
<br />
Kasîdetü'l-Bürde, Mısırlı âlim ve Şazelî tarikatı müntesibi Muhammed b. Saîd el-Busîrî (ö. 695/1296) tarafından Hz. Peygamber (sas) için yazılmıştır.<br />
Kasîde-i Bürde’nin muhtevasında, sevgiliye özlem, nefisten şikayet, Asıl adı, el-Kevâkibü’d-dürriyye fî medhi hayri’l-beriyye'dir. Kafiye harfi "mim" olduğu için el-Kasîdetü'l-mîmiyye, şairin tutulduğu hastalıktan kurtulmasına vesile olduğu için de Kasîdetü'l-bürde diye meşhur olmuştur. Ancak Ka'b b. Züheyr'in kasidesi de aynı adla anıldığın bu durum bazen karışıklığa sebep olmaktadır.<br />
Kaside şöhretini, taşıdığı sanat değerinden ziyade, şairin hayatının bir döneminde geçirdiği felçten kurtulmasına vesile olduğuna dair rivayete borçludur. Rivayete göre, felç geçirdiğinde bir akşam, kendisine şifa vermesi için Allah'a dua eden şair rüyasında Hz. Peygamber'i görür. Resul-i Ekrem ondan kendisi için yazdığı bu kasideyi okunmasını ister. Bûsîrî bu kasideyi okurken Resulullah onu sonuna kadar dinler. Bitince de hırkasını (bürde) çıkarıp şairin üstüne örter ve eliyle vücudunun felçi kısımlarını sıvazlar. Busiri uykudan uyanınca vücudunda felçten eser kalmadığıı farkeder. Bu rüya hadisesinin halk arasında yayılmasından sonra kaside Kasîdetü'l-bürde olarak üne kavuşmuştur.<br />
Kasîde-i Bürde’nin muhtevasında, sevgiliye özlem, nefisten şikayet, Hz. Peygamber’e övgü, onun doğumu, mu’cizeleri, Kur’ân’ın fazileti, mirac mucizesi, cihadın önemi, günahlardan pişmanlık ve ümit, dua ve niyaz vardır.<br />
Kasîdetü'l-Bürde en eski nüshalarında 160 beyit iken, sonrakilerden 165 beyte kadar ulaşmaktadır.<br />
Bütün İslâm coğrafyasında tanınmış olan kasîde, başta Şazelî olmak üzere Nakşibendî, Kadirî ve Halvetî gibi tarikatlar tarafından benimsenmiş ve tekkelerde ilâhî ve evrad olarak okunmuştur.<br />
Dini toplantılarda, mübarek gün ve gecelerde, sünnet, düğün, bayram ve cenaze merasimlerinde de okunagelmiştir.<br />
İslam dünyasında Kasidetü'l-bürde kadar meşhur olan ve çok okunan, üzerine şerh, hâşiye, tahmîs, tesdîs, tesbî', taştîr ve nazîreler yazılan bir başka kaside yoktur. Bir araştırmaya göre toplam sayıları 330'u bulmaktadır.<br />
Kasîde’nin 140. beyitten itibaren hastalara (özellikle felçlilere) şifa maksadıyla yedi gün süreyle okunması okunması adet olmuştur.<br />
Türk dinî mûsikîmizin Arapça sözlü şuğullerinden olan Kasîdetü'l-Bürde’nin bir okunuşu, Recep Uslu tarafından derlenerek notaya alınmıştır.<br />
<br />
İmam Muhammed b. Said el-BÛSÎRÎ (ö.695/1296), Hz. Peygamber'e (sas) yazdığı kasidelerle üne kavuşmuş sufi şairdir. Şâzelî tarikatının kurucusu Ebu'l-Hasan eş-Şâzelî'ye intisap etmiştir. Şeyhinin vefatından sonra onun yerine geçen Ebu'l-Abbas el-Mürsî'nin, İbn Ataullah el-İskenderî ile birlikte en gözde müridiydi.<br />
<br />
"Kasidetü'l-Bürde" ve "Kasidetü'l-hemziyye"nin yanı sıra el-Kasidetü'l-mudariyye fi's-salâti alâ hayri'l-beriyye adlı kasidesi de meşhurdur ve hemen hemen bütün evrad mecmualarında yer almaktadır.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şâzelî Şeyhler</span></span><br />
<br />
    SİLSİLE<br />
    Abdüsselâm bin Meşîş<br />
    Ebü'l-Hasan Şâzelî<br />
    Ebü'l-Abbas Mürsî<br />
    İbn Ataullah İskenderî<br />
    Şeyh Muhammed Vefa<br />
    Şeyh Ahmed Zerruk<br />
    Şeyh Yusuf Fâsî<br />
    Şeyh Muhammed Bûzîdî<br />
    Şeyh Derkavî<br />
    Şeyh Ahmed Alavî<br />
    Şeyh Muhammed b. Yellis<br />
    Şeyh Muhammed Hâşimî<br />
    Şeyh Abdülkadir İsa<br />
    Şeyh Sadeddin Murad<br />
    Şeyh Hasan Arslan Aynî<br />
    Şazeli Şeyhleri (Diğer)<br />
    Şeyh Muhammed Zâfir<br />
    MEŞHUR ŞÂZELÎLER<br />
    Şâzeliyye'den Etkilenenler<br />
    OSMANLI'DA Şâzelî Şeyhleri<br />
<br />
Geniş bilgi için bkz. Mahmut Kaya, "Busiri, Muhammed b. Said", Diyanet İslam Aansiklopedisi, cilt: 6, s. 468-470</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şazeli Tarikatı Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, tarikat usullerinden bahsettiği Câmiu'l-usûl adlı eserinde Şazeli tarikatının beş esasının olduğunu kaydetmiştir:<br />
<br />
"1- Gizli ve açık, zâhiren ve bâtınen her işte ittika üzere olmak,<br />
<br />
2- Sözde ve harekette sünnet-i seniyyeye uymak,<br />
<br />
3- Saadet ve musibet anında insanlardan uzak durmak (bir şey beklememek),<br />
<br />
4- Büyük-küçük her işte Allah'a teslim olmak (O'nun rızasını aramak ve istemek),<br />
<br />
5- Neşeli ve kederli zamanlarda daima Allah'a dönmek (O'na sığınmak).<br />
<br />
Takvanın gerçeği, dürüstlük ve Allah'tan korkmakla olur.<br />
<br />
Sünnetin gerçeği, güzel ahlak ve yasaklardan korunmakla olur.<br />
<br />
Batıldan yüz çevirmenin gerçeği, sabır ve Allah Teala'ya güvenmekle olur.<br />
<br />
Allah'tan gelene razı olmanın gerçeği, kanaat ve teslimiyetle olur.<br />
<br />
Allah'a dönüşün gerçeği, bulunduğu hale şükretmek, yönünü ondan ayırmamakla olur." (s. 86)<br />
<br />
Şazeliyye tarikatı, silsile itibariyle "Cüneydî" olmakla beraber, ruhani eğitime ağırlık veren bir tarikattır. Nitekim Şeyh Şazeli müridlerine Allah için fânî varlıktan feragati, her saat, her yer ve her şartta zikri tavsiye eder, riyazat ve halvete, âyin ve toplu zikre fazlaca rağbet göstermezdi. Tarikat mensuplarına kendi hayatları içinde tarikatın ruhunu ve vazifelerini yerine getirmelerini telkin ederdi.<br />
<br />
Riyazat ve çile ile müridlerini nefsani terbiyeye tâbi tutan tarikatlardan farklı olarak Şazeliler, gayet temiz giyinirler, dünya nimetlerinden istifadeden geri kalmazlar, iş ve meşgaleleri arasında nafile ibadet, dua, zikir ve evrad ile tevhide erilebileceğine inanırlardı. Tarikatın esası da tedbir ve tevessüle güvenmeden takdir ve tevekküle yönelmek, çevremizde olan her iş ve oluşta Cenab-ı Hakk'ı müşahade etmektir.<br />
<br />
Şeyh Şazeli, bizzat kendisi ve halefleri, Gazzali'nin İhyau Ulumiddin, Ebu Talib el-Mekki'nin Kûtü'l-kulub ve Haris el-Muhasibi'nin er-Riaye li-hukukillah gibi tasavvufi eserlerin öğrettiği ahlaki olgunluğu gerçekleştirmeye çalışmışlardır.<br />
<br />
Pekçok tarikattan hilafet alan Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Câmiu'l-usûl'de tarikatlar içerisinde Şazeliyye'nin yerini şöyle açıklamıştır: "Ey ebediyet yolunun yolcusu! İyi bil ki her velinin hayatında ve ölümünde kendine mahsus özelliği ve himmet edişi vardır. Mesela; hakikati kalbe nakşetmesi, tevhid denizinde yüzmesi, fena ve istiğrak (kendinden geçme) sırrına ermesi, ölümünden sonra da bu sırların yüce himmetle saliklerinde (kendine uyanlarda) aynen devam etmesi Bahaüddin Şâh-ı Nakşbend  (ks) hazretlerine mahsus bir özelliktir. Kuvvetli bir tasarruf ve isteyene her türlü imdad etme himmeti Abdülkadir Geylani (ks) hazretlerine mahsustur. İlim ve vâridât kuvveti ile Ebu'l-Hasan eş-Şâzelî (ks) hazretlerine; fütüvvetle ve harikulade hallerle Ahmed er-Rifâî (ks) hazretleri; merhamet ve atîfette Ahmed el-Bedevî (ks) hazretleri; cömertlik ve kerem olarak Ahmed Düsûkî (ks) hazretleri; irfan ve kemâlâtı ile Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbnü'l-Arabî (ks) hazretleri; aşk ve muhabbet ile Mevlânâ Celâleddin-i Rumi (ks) hazretleri; letafet ve mahfiyeti ile İmam Şihabüddin es-Sühreverdi; (ks) hazretleri; riyazat ve tahassürü ile Şeyh Hızır Yahya (ks) hazretleri; vecd ve cezbeleri ile Necmüddin-i Kübra (ks) hazretlerinin tasarruf ve himmetleri hayatlarında ve öldükten sonra ayne devam etmiştir. Bu hasletler her ne kadar her veli için hususi görüntüler arzetseler de, her haslet bir makamın ifadesi ve o makamdaki velinin tasarrufudur.Her grup kendilerine ikram edilen ilahi hallerle saadete erer. Lütuflar ise velilerin değeri ve kabiliyeti nispetinde olur." (s. 49) <br />
<br />
Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde aynı husus şöyle belirtilmiştir:<br />
"Mutasavvıflar, bazı velîlerin diğer velîlere göre esmâ-i hüsnâdan birinin tecellisinden daha fazla pay aldıklarını, bundan dolayı her velînin kendine has bir yönü bulunduğunu savunurlar. Meselâ; hakikatleri gönüllere nakşetmede Bahâeddin Nakşibend, başı darda olanların yardımına koşmada Abdülkadir-i Geylânî (ks), İLÂHÎ TECELLİLERDEN FEYZ ALMADA EBÜ'L-HASAN eş-ŞÂZELÎ (ks), olağan üstü hal göstermede Ahmed er-Rifâî (ks), şefkat ve merhamette Ahmed el-Bedevî (ks), cömertlikte İbrâhim ed-Desûkı (ks), mârifette İbnü’l-Arabî (ks), mahviyette Sühreverdî (ks), cezbe ve istiğrakta Necmeddîn-i Kübrâ (ks), aşk ve muhabbette de Mevlânâ (ks) temayüz etmişlerdir. Aynı şekilde dört büyük halifeden her biri diğerlerinden ayrı bir özelliğe sahiptir. Doğruluk Hz.Ebû Bekir’in, adalet Hz.Ömer’in, hayâ Hz.Osman’ın, kerem de Hz.Ali’nin (r.anhüm) ayırıcı özellikleridir. Aynı durum peygamberler için de söz konusudur. Hz.Adem “safiyyullah”, Hz.Nuh “neciyyullah”, Hz.İbrâhim “halîlullah”, Hz.Mûsâ “kelîmullah”, Hz.Îsâ “rûhullah”, Hz.Muhammed (a.s.) de “habîbullah”tır." (cilt: 1, s. 7)<br />
<br />
Şâzeliyye öncelikle İskenderiye, Kahire, Tunus gibi şehir ortamlarında teşekkül etmiş, sonraki dönemlerde Mısır'ın yanı sıra Mağrib bölgesinin kırsal alanlarında yayılma imkanı bulmuş, geniş halk tabakasının ve şeyhlerin uygulamalarına bağlı olarak ulema üzerimnde de etkili olmuştur. Zaman içinde Suriye başta olmak üzere Arap dünyasında, Hint alt kıtasında, Malezya ve Endonezya'da, Afrika'da, Anadolu ve Balkanlarda, Amerika'da ve birçok Avrupa ülkesinde yayılmıştır.<br />
<br />
Şazelîyye, ayrıca mensupları arasında bulunan değerli müelliflerle tasavvuf kültürüne önemli katkılarda bulunmuştur.<br />
<br />
Günümüzde özellikle Alaviyye koluna mensup şeylerce Cezayir'den Malezya'ya, Hindistan'dan Güney Afrika'ya kadar açılmış zaviyeler faaliyetlerini sürdürmekte, müridler her yıl dünyanın farklı ülkelerinde ihtifal toplantılarında bir araya gelmektedir.<br />
<br />
Ancak Şazeliyye Osmanlı Devleti'nin Türklerle meskûn olan yörelerinde (Anadolu, İstanbul ve Rumeli'de) önemli bir varlık gösterememiştir.<br />
<br />
Şazeliyye, Ortadoğu ve Kuzey Afrika kökenli diğer "kıyami" tarikatlar gibi, nispeten geç bir tarihte, ancak 18. yy'ın son çereğinde istanbul'da kök salabilmiştir.<br />
<br />
"İslâm’a da‘vet faaliyetinde önemli payı olan bir kesim de sûfîlerdir. Nitekim Anadolu ve Balkanlar’ın İslâmlaşmasında en büyük şeref bu kesime aittir.<br />
Özellikle Ahmed Yesevî, Abdülkādir-i Geylânî, EBÜ'L-HASAN eş-ŞÂZELÎ, EBÜ'L-ABBAS el-MÜRSÎ, İBN ATÂULLAH el-İSKENDERÎ, Seyyid Ahmed et-Ticânî, Seyyid Muhammed b. Ali es-Senûsî gibi ünlü sûfîler gerek cezbedici dinî-ahlâkî şahsiyet ve yaşayışlarıyla, gerekse vaaz ve irşadlarıyla güçlü ve etkili birer da‘vetçi olarak kendi ülkelerinde faaliyet göstermişler, onların müntesipleri de aynı faaliyetleri devam ettirmişlerdir."<br />
<br />
Şazeliyye 100'ün üzerindeki alt koluyla İslam dünyasında en yaygın tarikatlardan biridir.<br />
Bu kollardan en meşhurları şunlardır:<br />
Vefaiyye:<br />
Kurucusu Muhammed Vefa b. Muhammed el-Mağribî, ö. 765/1364<br />
Yâfiiyye:<br />
Kurucusu Abdullah b. Es'ad el-Yâfiî, ö. 768/1367<br />
Cezûliyye:<br />
Kurucusu Muhammed b. Süleyman el-Cezûlî, ö. 870/1465<br />
Arûsiyye:<br />
Kurucusu Ebü'l-Abbas Ahmed b. Muhammed b. Arûs el-Hevvârî, ö.868/1463<br />
Zerrûkıyye:<br />
Kurucusu Ahmed ez-Zerrûk, ö.899/1493<br />
Meymûniyye:<br />
Kurucusu Ali b. Meymûn el-İdrisî, ö. 917/1511<br />
Râşidiyye:<br />
Kurucusu Ahmed b. Yûsuf er-Râşidî, ö. 927/1521<br />
Îseviyye:<br />
Kurucusu Muhammed b. Îsâ el-Meknesî el-Mağribî, ö. 930/1524<br />
Bekkiyye:<br />
Kurucusu Ömer b. Seyyid Ahmed el-Bekkî et-Tûnisî, ö. 960/1552<br />
Bekriyye:<br />
Kurucusu Ebü'l-Mekârim el-Bekrî, ö. 994/1586<br />
Nâsıriyye:<br />
Kurucusu Muhammed b. Muhammed b. Ahmed b. Nâsır ed-Derî, ö. 1085/1674<br />
Hızıriyye:<br />
Kurucusu Abdülazizn ed-Debbâğ, ö. 1132/1720<br />
Beyyûmiyye:<br />
Kurucusu Ali Nureddin b. Hicazi el-Beyyûmî, ö. 1183/1769<br />
Derkaviyye:<br />
Kurucusu Ebû Hâmid Mevlây el-Arabî b. Ahmed ed-Derkavî, ö.1239/1823<br />
Medeniyye:<br />
Kurucusu Muhammed Hasan b. Hamza Zâfir el-Medenî, ö.1263/1847<br />
Yeşrutiyye:<br />
Kurucusu Seyyid Ali Nûreddin b. Yeşrutî et-Tûnisî, ö.1316/1899<br />
Alaviyye:<br />
Kurucusu Ahmed el-Alavî, ö.1934<br />
Şazeliyye'nin birçok kolu bugün yaşamamakta veya kendi arasından çıkan bir kolun içinde devam etmektedir.<br />
<br />
<br />
Bedeviyye, Seyyid Ahmed el-Bedevî (ö. 675/1276) kuddise sırruh tarafından kurulan ve daha çok Mısır’da yaygın olan bir tarikattır.<br />
"Ahmediyye" olarak da bilinen bu tarikatın temelinde Hz.Bedevî’nin fikirleri bulunmakla birlikte, âdâb ve erkânının büyük bir kısmı daha sonraki asırlarda teşekkül etmiştir.<br />
Genellikle müstakil bir tarikat olarak değerlendirilen Bedeviyye, Ahmed el-Bedevî’nin mürşidlerinden Şeyh el-Berrî’nin silsilesinin Ahmed er-Rifâî’ye ulaşması sebebiyle Rifâiyye’nin, kendisinin Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî ile görüşmesi sebebiyle de Şâzeliyye’nin bir kolu olarak da ele alınmıştır.<br />
İthâfü’l-asfiyâ (s. 167) ve İkdü’l-cevher’de (s. 20) bu tarikatı Şâzeliyye’nin büyük bir kolu olarak gösteren Zebîdî, Harîrîzâde’nin iktibas ettiği Ref'u’n-nikāb adlı risâlesinde de Bedevî-Şâzelî münasebetleri üzerinde durmuştur (Tibyân, I, 48b).<br />
<br />
<br />
Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Câmiu'l-usûl (Veliler ve Tarikatlarda Usul adı ile tercüme edildi), trc. Rahmi Serin, İstanbul, Pamuk Yayınları, s. 86, 49<br />
<br />
Hasan Kamil Yılmaz, Anahatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, İstanbul, Ensar Neşriyat, 3. baskı, 1998, s. 249-250<br />
<br />
Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi, İstanbul, Dergah Yayınları, 5. baskı, 1999, s. 300<br />
<br />
İrfan Gündüz, Gümüşhanevi Ahmed Ziyaüddin: Hayatı, Eserleri, Tarikat Anlayışı ve Halidiyye Tarikatı, İstanbul: Seha Neşriyat, 1984, s. 62-63<br />
<br />
Raşit Küçük, “Abâdile” maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, cilt: 1, s. 7<br />
<br />
Şâzeliyye mârifet kavramına güçlü vurgu yapan bir tasavvuf yoludur.<br />
Mârifetullah konusu gerek Şeyh Şâzelî'nin hizb, dua ve vecizelerinde gerekse sonraki Şâzelî şeyhlerinin eserlerinde önemli bir yer tutar.<br />
Şâzelî'nin halifesi Ebü'l-Abbas el-Mürsî ashabın amelleriyle seçkinleştiğini, kendi zamanının ehline bunu mârifetle gerçekleştirme imkanının verildiğini söyler.<br />
Mârifet sahibi olmak Şâzelî yolu dervişlerinin temel amacıdır. Ahmed ez-Zerrûk, "İhsan Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etmendir. Sen O'nu görmesen de O seni görüyor" anlamındaki meşhur hadisin ilk kısmının marifet mertebesi olduğunu, Şâzelî ve takipçilerinin bu ilk kısma, Gazzâlî ve takipçilerinin hadisin ikinci kısmına vurgu yaptığını söyler.<br />
<br />
Şâzeliyye mârifet kavramına güçlü vurgu yapan bir tasavvuf yoludur.<br />
Mârifetullah konusu gerek Şeyh Şâzelî'nin hizb, dua ve vecizelerinde gerekse sonraki Şâzelî şeyhlerinin eserlerinde önemli bir yer tutar.<br />
Şâzelî'nin halifesi Ebü'l-Abbas el-Mürsî ashabın amelleriyle seçkinleştiğini, kendi zamanının ehline bunu mârifetle gerçekleştirme imkanının verildiğini söyler.<br />
Mârifet sahibi olmak Şâzelî yolu dervişlerinin temel amacıdır. Ahmed ez-Zerrûk, "İhsan Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etmendir. Sen O'nu görmesen de O seni görüyor" anlamındaki meşhur hadisin ilk kısmının marifet mertebesi olduğunu, Şâzelî ve takipçilerinin bu ilk kısma, Gazzâlî ve takipçilerinin hadisin ikinci kısmına vurgu yaptığını söyler.<br />
<br />
Şâzeliyye'nin önemli esaslarından biri de tevekkül anlayışıdır. Şeyh Şâzelî kendisine rüyada Allah'ın huzurunda hiçbir tercihte bulunmaması, seçim yapacaksa Rasulullah'a uyarak Allah'a kulluğu seçmesinin, eğer mutlaka bir şeyi seçmesi gerekiyorsa seçmeyi ve herşeyi Allah'ın seçimine, ihtiyar ve iradesine bırakmasının söylendiğini anlatır.<br />
Şâzeliyye'nin Mürsîden sonraki üçüncü mürşidi İbn Ataullah el-İskenderî et-Tenvîr fî ıskâti't-tedbîr adlı eserini yalnız bu konuya ayırmıştır.<br />
<br />
Şâzeliyye kerametler ve olağanüstü haller konusunda mutedil bir yol izlemiştir. Keşif, vârit gibi hususlarda dinin temel kaynaklarının esas alınması gerektiğini bizzat Ebü'l-Hasan eş-Şâzelî söylemiş, hakikat cihetinden bir vârit aldığında bunu ancak iki âdil şahide (Kur'an ve Sünnet'e) sahip olduğunda kabul edeceğini belirtmiştir.<br />
Tarikatın Îseviyye gibi bazı kollarında ateş, yılan ve akreplerle yapılan gösteriler başka kollarda benimsenmemiştir.<br />
<br />
Dünya nimetlerinden sıkı sıkıya kaçınan bir zühd anlayışı yerine Şâzeliyye'de dünya nimetlerini bağışlayana şükür ifade eden bir tutum sergilenmektedir.<br />
İbn Atâullah el-İskenderî, şeyhi Mürsî'nin şükreden bir zengini, sabreden bir fakire tercih ettiğini, bunun İbn Atâ ve Hakîm et-Tirmizî'nin yolu olduğunu, Mürsî'nin şükrün cennetliklerin sıfatı olduğunu, sabrın ise böyle olmadığını söylediğini aktarır (Letâifü'l-minen, Beyrut 2005, s. 147).<br />
İbn Atâullah el-İskenderî de şükürle birlikte olması durumunda güzel giymenin ve yiyip içmenin sûfiye bir zararı dokunmayacağı görüşündedir.<br />
Şâzelî yolunun ruhbanlık ile arpa ve kepek yeme olmadığını, hidayette yakîne ulaşma ve sabır yolu olduğunu söylemiş, Ebü'l-Abbas el-Mürsî seyrü süluk usulünün, müridi dünyadan kopararak ve dünyevî herhangi bir şeyle meşguliyetine izin vermeyerek tarikata yönelmesini sağlamak yerine, onun dünyevi meşguliyete devam ederek tarikatta yol almasını, ilâhî ihsanların nurlarıyla karşılaşınca kalbinin kendiliğinden dünyadan kopmasını temin etmek olduğuna işaret eder (Letâifü'l-minen, Beyrut 2005, s. 145).<br />
Şâzelîyye şeyhleri, mensuplarına gündelik işlerinden geri kalmamalarını tavsiye etmişler, Şâzelî de ziraat yaparak geçimini sağlamıştır.<br />
<br />
Kollar arasında az çok farklılık görülmekle birlikte Şâzeliyye'de intisap uygulaması şöyledir:<br />
Tâlip biattan önce tövbe ve tecdîd-i iman eder.<br />
Müridle şeyh dizleri birbirine değecek biçimde karşılıklı oturur.<br />
İki elleriyle birbirlerinin ellerini tutarlar.<br />
Birbirlerine doğru eğilirler.<br />
Şeyh, Fetih sûresinin 10. âyetini ve Salâtü't-tefrîciyye'yi okur.<br />
Biattan sonra eller açılarak, hazır bulunanlarla birlikte dua edilir.<br />
Tarikatın bazı kollarında bu törenin ardından mürid kendisine öğretilen bu törene has bazı lafızlarla bir müddet zikreder, daha sonra şeyh virde devam etmesi hususunda ve başka konularda tavsiyelerde bulunur.<br />
Şâzeliyye tarikatında zikir cehrî olup kuudî (oturarak) ve kıyâmî (ayakta) olarak yapılır.<br />
Hafta bir, perşembe veya cuma gübü gerçekleştirilen ve çoğunlukla "meclis" adı verilen âyinlerde halka şeklinde veya karşılıklı saf şeklinde oturulur.<br />
Şâzelî meşayihinden birine ait divandan okunan ve "semâ" diye adlandırılan kaside ve şügullerin genellikle tevhid ve salavat içeren nakarat kısımlarına bütün müridler katılır.<br />
Âyinlerde dinî musikiye yer verilmesi konusunda Şâzeliyye tarihi içinde farklı görüşler ve uygulamalar ortaya çıkmıştır. Şeyh Şâzelî ya da Ahmed ez-Zerrûk gibi önemli bir Şâzelî şeyhi kendi zamanındaki uygulamaları değerlendirirken musiki hakkında olumsuz bir tutum takınmakla birlikte zaman içinde tarikatın birçok kolunda semâ, âyinin esasını teşkil ederek hale gelmiştir.<br />
Bazı kollarda ise meclislere Şâzelî'nin Hizbü'l-kebîr'i ve evrâd-ı şerîfesi okunarak başlanır, kıyamî zikirle devam edilir.<br />
Zikrin sonunda şeyh sohbet yapar. Birçok kolda sohbete "müzakere" adı verilir. Şeyhin hazır bulunmadığı meclislerde onun talimatı doğrultusunda bir metin okunur.<br />
Şazelîliğin İstanbul'da yayılmaya başladığı dönemde (18. yy'ın sonları) bu şehre özgü tekke musikisi, beste ve icra olarak en üst düzeye ulaşmış bulunuyordu.<br />
<br />
Çok farklı bir kültür çevresinden gelen Şazelîliğin musikisinde ise, söz konusu tarikat aslında Berberî kökenli olmasına rağmen, Mısır'da çok yayıldığından bu ülkenin musikisi ağır basmaktaydı. Nitekim İstanbul'da faaliyet gösteren üç Şazelî tekkesinde de bu tarz musikinin icra edildiği bilinmektedir.<br />
<br />
Şazelî ayininde en çarpıcı özellik, şeyhin özel bir biçimde avuçlarını birbirine vurarak zikri idare etmesidir. Zikir halkasının ortasında bulunan şeyh başını arkaya atarak kollarını dümdüz ileriye uzatıp el çırpar. Bütün zikir sesini bastıracak kadar fazla ses çıkaran bu el çırpma özel bir maharet ister.<br />
<br />
Şazelî zikir ayini, kıyami (ayakta yapılan) zikir usulündedir. Ancak, Kadirî, Rıfaî, Sa'dî gibi diğer kıyami tarikatların ayinlerinde olduğu şekilde saf halinde değil, iç içe çemberler halinde zikir halkaları oluşturularak ayakta durulur. Zikir sırasında vurmalı sazlar kullanılır ve "Şazelî şuulleri" denilen, özel tarzda bestelenmiş, Arapça güfteli ilahiler okunur. Alibeyköy'deki Şazelî Tekkesi şeyhi Tahsin Efendi, İstanbul'da bu türün en önemli icracısıydı. Saraçhanebaşı'ndaki Haydarhane Tekkesi şeyhi Hafız Ahmed Efendi, Kasımpaşalı Şeyh Cemal Efendi gibi musikişinaslara da Şazelî şuullerini öğretmişti. Ertuğrul Tekkesi şeyhleri olan üç kardeş Hamza Zafir (ö. 1903), Muhammed Zafir (ö. 1904) ve Beşir Zafir (ö. 1909) efendilerin meşihatlarında, Yahya Efendi Tekkesi zâkirbaşısı hattat Hacı Nuri Efendi bu tekkede zâkirlik eder, Şazelî şuulleri okurdu.<br />
<br />
"Vird" kelimesinin çoğuluna "evrad" denilir.<br />
Evrad, Allah'a yaklaşmak için belirli zamanlarda ve beli miktarda yapılan ibadet, dua ve zikirdir.<br />
Her tarikatın kendine has evradı vardır. Bunların uzunluğu, tekrar etme adeti farklıdır. Hatta bu farklılıklar, aynı tarikatın kolları için bile söz konusu olabilir. Buna karşılık bir tarikatın müridlerine verilen ve yedi günlük evradı ihtiva eden evrad kitapları, diğer bazı tarikat pirlerinin dua ve hizblerini de içerebilir. (Kara, s. 79)<br />
<br />
Şazeliyye'de vird sabah ve akşam namazlarının ardından okunur.<br />
Kollara göre Vâkıa suresi ya da Mülk sûresinin veya Salâtü'l-Meşîşiyye'nin okunmasıyla başlayan vird,<br />
100 estağfirullah<br />
100 salavât,<br />
100 tevhid<br />
ve bazı kollarda 100 defa "elhamdülillah ve'ş-şükrü lillah"<br />
tesbihiyle sürer.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hizb ul-Bahr in - Transliteration</span></span><br />
<br />
Arabic Text, Transliteration and English Translation<br />
یَا اللّٰهُ یَاعَلِيُّ یَاعَظِیمُ یَاحَلِیمُ یَاعَلِیمُ، أَنْتَ رَبِّي وَعِلْمُكَ حَسْبِي، فَنِعْمَ الرَّبُّ رَبِّي وَنِعْمَ الْحَسْبُ حَسْبِي، تَنْصُرُ مَنْ تَشَآءُ وَأَنْتَ الْعَزِیزُ الرَّحِیمُ<br />
Yā Allāhu Yā ʿAliyyu Yā ʿAẓīmu Yā Ḥalīmu Ya ʿAlīm, Anta Rabbī wa ʿilmuka ḥasbī, fa niʿma r-Rabbu Rabbī wa niʿma l-ḥasbu ḥasbī, tanṣuru man tashā'u wa Anta l-ʿAzīzu r-Raḥīm.<br />
1. O Allah, O High, O Great, O Clement, O All-Knowing; You are my Lord and Your knowledge is my sufficiency; how perfect, then, is my Lord, how perfect my sufficiency! You give victory to whom You will, and You are the Almighty, the Merciful.<br />
نَسْأَلُكَ الْعِصْمَةَ فِي الْحَرَكَاتِ وَالسَّكَنَاتِ وَالْكَلِمَاتِ وَالْإِرَادَاتِ وَالْخَطَرَاتِ مِنَ الشُّكُوكِ وَالظُّنُونِ وَالْأَوْهَامِ السَّآتِرَةِ لِلْقُلُوبِ عَنْ مُطَالَعَةِ الْغُیُوبِ<br />
Nas'āluka l-ʿiṣmata fi l-ḥarakati wa s-sakanāti wa l-kalimāti wa l-irādāti wa l-khaṭarāti mina sh-shukūki wa ẓ-ẓunūni wa l-awhāmi s-sātirati li-l-qulūbi ʿan muṭālaʿati l-ghuyūb.<br />
2. We ask Your protection in movements and rests, in words and desires and thoughts; from the doubts, suppositions, and fancies that veil hearts from beholding things unseen.<br />
فَقَدِ ﴿ٱبْتُلِيَ الْمُؤمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالًا شَدِیدًا، وَإِذْ یَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِینَ فِي قُلُوبِهِمْ مَّرَضٌ مَّا وَعَدَنَا اللهُ وَرَسُولُهُ إِلَّا غُرُورًا﴾<br />
Fa-qadi-btuliya l-mu'minūna wa zulzilū zilzālan shadīdan, wa idh yaqūlu l-munāfiqūna wa lladhīna fī qulūbihim maraḍun ma waʿadana Llāhu wa Rasūluhu illā ghurūrā.<br />
3. For the believers have been tried, and mightily shaken and lo, the hypocrites and those with sickness in their hearts say: Allah and His Messenger have promised us nothing but delusion. [33:11-12].<br />
فَثَبِّتْنَا وَانْصُرْنَا وَسَخِّرْ لَنَا ھذَا الْبَحْرَ كَمَا سَخَّرْتَ الْبَحْرَ لِمُوْسَى، وَسَخَّرْتَ النَّارَ لِإِبْرَاهِیمَ، وَسَخَّرْتَ الْجِبَالَ وَالْحَدِیدَ لِدَاوُدَ، وَسَخَّرْتَ الرِّیحَ وَالشَّیَاطِینَ وَالْجِنَّ لِسُلَیْمَانَ<br />
Fa thabbitnā wa-nṣurnā wa sakhkhir lanā hadha l-baḥra kamā sakhkharta l-baḥra li-Mūsā, wa sakhkharta n-nāra li-Ibrāhīma, wa sakhkharta l-jibāla wa l-ḥadīda li-Dāwūda, wa sakhkharta r-rīḥa wa sh-shayāṭīna wa l-jinna li-Sulaymān.<br />
4. So make us steadfast, give us victory, and subject to us this sea, as You subjected the sea to Moses, the fire to Abraham, the mountains and Iron to David, the wind and demons and jinn to Solomon.<br />
وَسَخِّرْ لَنَا كُلَّ بَحْرٍ هُوَ لَكَ فِي الْأَرْضِ وَالسَّمَآءِ وَالْمُلْكِ وَالْمَلَكُوتِ، وَبَحْرَ الدُّنْیَا وَبَحْرَ الْآخِرَةِ، وَسَخِّرْ لَنَا كُلَّ شَيْءٍ، يَا مَنْ بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ<br />
Wa sakhkhir lanā kulla baḥrin huwa laka fi l-arḍi wa s-samā'i wa l-mulki wa l-malakūti, wa baḥra d-dunyā wa baḥra l-ākhirati, wa sakhkhir lanā kulla shay'in, ya man bi yadihi malakūtu kulli shay'.<br />
5. Subject to us every sea You possess, in the earth and the sky, the kingdom and the dominion, the sea of this life and the sea of the life to come. Subject to us everything, O You in whose hand is dominion of everything.<br />
﴿كٓهٰيٰعٓصٓ﴾ (٣)<br />
Kāf Hā Yā ʿAyn Sād, (x3).<br />
6. Kāf Hā Yā ʿAyn Sād. (Three times)<br />
[19:1]<br />
اُنْصُرْنَا فَاِنَّكَ خَیْرُ النَّاصِرِینَ، وَافْتَحْ لَنَا فَإِنَّكَ خَيْرُ الْفَاتِحِينَ، وَاغْفِرْ لَنَا فَإِنَّكَ خَیْرُ الْغَافِرِینَ، وَارْحَمْنَا فَاِنَّكَ خَیْرُ الرَّاحِمِینَ، وَارْزُقْنَا فَاِنَّكَ خَیْرُ الرَّازِقِینَ، وَاهْدِنَا وَنَجِّنَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِینَ<br />
Unṣurnā fa innaka khayru n-Nāṣirīna, wa-ftaḥ lanā fa innaka khayru l-Fātiḥīna, wa-ghfir lanā fa innaka khayru l-Ghāfirīna, wa-rḥamnā fa innaka khayru r-Rāḥimīna, wa-rzuqnā fa innaka khayru r-Rāziqīna, wa-hdinā wa najjinā mina l-qawmi ẓ-ẓālimīn.<br />
7. Give us victory, for You are the best who give victory. Clear our vision, for You are the best who clear visions. Forgive us, for You are the best of forgivers. Have mercy on us, for You are the best of the merciful. Give us sustenance, for You are the best of providers. Guide us, and save us from the wrongdoing folk.<br />
وَهَبْ لَنَا رِیحًا طَیِّبَةً كَمَا هِيَ فِي عِلْمِكَ، وَانْشُرْهَا عَلَيْنَا مِنْ خَزَآئِنِ رَحْمَتِكَ، واحْمِلْنَا بِهَا حَمْلَ الْكَرَامَةِ مَعَ السَّلَامَةِ وَالْعَافِیَّةِ فِي الدِّینِ وَالدُّنْیَا وَالْآخِرَةِ، إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِیرٌ<br />
Wa hab lanā rīḥan ṭayyibatan kamā hiya fī ʿilmika, wa-nshurhā ʿalaynā min khazā'ini raḥmatika, wa-ḥmilnā bihā ḥamla l-karāmati maʿa s-salāmati wa l-ʿāfiyati fi d-dīni wa d-dunyā wa l-ākhirati, innaka ʿalā kulli shay'in Qadīr.<br />
8. Give us a goodly wind, as may be in Your knowledge; loose it upon us from the storehouses of Your mercy; and carry us upon it in honour, with safety and wellbeing in our religion, in our life in this world, and in the world to come. Truly, You have power over all things.<br />
اللَّهُمَّ یَسِّرْ لَنَا أُمُورَنَا مَعَ الرَّاحَةِ لِقُلُوبِنَا وَأَبْدَانِنَا وَالسَّلَامَةِ وَالْعَافِيَةِ فِي دِينِنَا وَدُنيَانَا، وَكُنْ لَنَا صَاحِبًا فِي سَفَرِنَا وَخَلِیفَةً فِي أَهْلِنَا، وَاطْمِسْ عَلَىٰ وُجُوهِ أَعْدَآئِنَا وَامْسَخْهُمْ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمْ فَلَا یَسْتَطِیعُونَ الْمُضِيَّ وَلَا الْمَجِيءَ إِلَیْنَا<br />
Allāhumma yassir lanā umūrana maʿa r-rāḥati li qulūbinā wa abdāninā wa s-salāmati wa l-ʿāfiyati fī dīninā wa dunyānā, wa kun lanā Ṣāḥiban fī safarinā wa khalīfatan fī ahlinā, wa-ṭmis ʿalā wujūhi aʿdā'inā wa-msakhhum ʿalā makānatihim falā yastaṭīʿūna l-muḍiyya wa la l-majī'a ilaynā.<br />
9. O Allah, give us ease in our affairs, with peace for our hearts and bodies, and safety and wellbeing in our worldly life and our religion. Be our companion in our travels, and keep watch over our families in our stead. Blot out the faces of our enemies, and fix them where they stand, so they can neither move nor reach us.<br />
﴿وَلَوْ نَشَآءُ لَطَمَسْنَا عَلَىٰ أَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَأَنَّىٰ يُبْصِرُونَ، وَلَوْ نَشَآءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ﴾<br />
Wa law nashā'u la-ṭamasnā ʿalā aʿyunihim fa-stbaqū ṣ-ṣirāṭa fa-annā yubṣirūna, wa law nashā'u la masakhnāhum ʿalā makānatihim fama-staṭāʿū muḍiyyan wa lā yarjiʿūn.<br />
10. Had We willed, We would have blotted out their eyes; and they would race to the path, but how should they see? Or had We willed, We would have fixed them where they stood, so they neither could go forward, nor return.<br />
[36:66-67]<br />
﴿يٰسٓ، وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ، إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ، عَلَىٰ صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ، تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ، لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَّآ أُنْذِرَ اٰبَآؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ، لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَىٰ أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ، إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُمْ مُّقْمَحُونَ، وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ﴾<br />
Yā Sīn, wa l-Qur'āni l-Ḥakīmi, innaka la-mina l-mursalīna, ʿalā ṣirāṭin mustaqīm, tanzīla l-ʿAzīzi r-Raḥīmi, li-tundhira qawman mā undhira ābā'uhum fa-hum ghāfilūna, la-qad ḥaqqa l-qawlu ʿalā aktharihim fa-hum lā yu'minūna, innā jaʿalnā fī aʿnāqihim aghlālan fa-hiya ila l-adhqāni fa-hum muqmaḥūna, wa jaʿalnā min bayni aydīhim saddan wa min khalfihim saddan fa-aghshaynāhum fa-hum lā yubṣirūn.<br />
11. Yā Sīn. By the Wise Qur’an, truly you are of the messengers, upon a straight path. This is a revelation of the Almighty, the Merciful; that you might warn a people whose forefathers were not warned, so they heed not. Already has sentence been passed against most of them, so they believe not. Verily We have placed shackles on their necks, even up to the chins, so they bend not. And We have placed a barrier before them, and a barrier behind them, and enshrouded them, so that they see not.<br />
[36:1-9]<br />
شَاهَتِ الْوُجُوهُ (٣)<br />
Shāhati l-wujūh. (x3)<br />
12. Disfigured be those faces! (Three times)<br />
﴿وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَیُّومِ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْمًا﴾<br />
Wa ʿanati l-wujūhu li-l-Ḥayyi l-Qayyūmi wa qad khāba man ḥamala ẓulmā.<br />
13. And faces shall be humbled before the Eternal Living, the All-Sustaining; while whoever bears wrongdoing shall have failed.<br />
[20:111]<br />
طٰسٓ، حٰمٓ، عٓسٓقٓ<br />
Ṭā Sīn, Hā Mīm, ʿAyn Sīn Qāf.<br />
14. Ṭā Sīn, Hā Mīm, ʿAyn Sīn Qāf.<br />
﴿مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ، بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَّا يَبْغِيَانِ﴾<br />
Maraja l-baḥrayni yaltaqiyāni, baynahumā barzakhun lā yabghiyān.<br />
15. He has loosed the two seas; they come together, but between them is a barrier they do not cross. [55:19-20]<br />
حٰمٓ (٧)<br />
Hā Mīm (x7)<br />
16. Hā Mīm. (Seven times)<br />
حُمَّ الْأَمْرُ وَجَآءَ النَّصْرُ فَعَلَیْنَا لَا يُنْصَرُونَ<br />
Ḥumma l-amru, wajā'a n-naṣru fa ʿalaynā lā yunṣarūn.<br />
17. The matter is done, the victory come. Against us they shall not be helped.<br />
﴿حٰمٓ، تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ، غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدِيدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ إِلَيْهِ الْمَصِيرُ﴾<br />
Hā Mīm, tanzīlu l-Kitābi mina Llāhi l-ʿAzīzi l-ʿAlīmi, Ghāfiri dh-dhanbi wa qābili t-tawbi shadīdi l-ʿiqābi dhi ṭ-ṭawli lā ilāha illa Huwa ilayhi l-maṣīr.<br />
18. Ha Mim. The revelation of the Book from Allah, the Almighty, the All-Knowing: Forgiver of Sins, Accepter of Repentance, Terrible in Punishment, Infinite in Bounty: no god is there but He; unto Him is the final becoming.<br />
[40:1-3]<br />
بِسْمِ اللهِ بَابُنَا<br />
Bismi Llāhi bābunā.<br />
19. Bismi Llāh is our door.<br />
تَبَارَكَ حِیطَانُنَا<br />
Tabāraka ḥīṭānunā.<br />
20. Tabāraka our walls.<br />
يٰسٓ سَقْفُنَا<br />
Yā Sīn saqfunā.<br />
21. Yā Sīn our roof.<br />
كٓهٰیٰعٓصٓ كِفَایَتُنَا<br />
Kāf Hā Yā ʿAyn Sād kifāyatunā.<br />
22. Kāf Hā Yā ʿAyn Sād our sufficiency.<br />
حٰمٓ عٓسٓقٓ حِمَایَتُنَا<br />
Hā Mīm ʿAyn Sīn Qāf ḥimāyatunā.<br />
23. Hā Mīm ʿAyn Sīn Qāf our protection.<br />
﴿فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ﴾ (٣)<br />
Fa-sayakfīkahumu Llāhu wa Huwa s-Samīʿu l-ʿAlīm. (x3)<br />
24. Allah will suffice you against them, and He is the All-Hearing, the All-Knowing. (Three times)<br />
[2:137]<br />
سِتْرُ الْعَرْشِ مَسْبُولٌ عَلَیْنَا، وعَيْنُ اللهِ نَاظِرَةٌ إِلَیْنَا، بِحَوْلِ اللهِ لَا یُقْدَرُ عَلَیْنَا<br />
Sitru l-ʿArshi masbūlun ʿalayna, wa ʿaynu Llāhi nāẓiratun ilaynā, bi-ḥawli Llāhi lā yuqdaru ʿalaynā.<br />
25. The veil of the Throne has been dropped over us; the eye of Allah is gazing upon us; by the power of Allah none shall overcome us.<br />
﴿وَاللهُ مِن وَرَآئِهِم مُّحِيطٌ، بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَّجِيدٌ، فِي لَوْحٍ مَّحْفُوظٍ﴾<br />
Wa Llāhu min warā'ihim muḥīṭun, bal Huwa Qur'ānun Majīdun, fī lawḥin Maḥfūẓ.<br />
26. And Allah encompasses them from behind: Nay, it is a noble recitation, in a guarded tablet.<br />
[85:20-22]<br />
﴿فَاللهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ﴾ (٣)<br />
Fa-Llāhu khayrun Hāfiẓan wa Huwa Arḥamu r-Rāḥimīn. (x3).<br />
27. For Allah is best as protector, and He is the Most Merciful of the merciful. (Three times)<br />
[12:64]<br />
﴿إِنَّ وَلِيِّيَ اللهُ الَّذِي نَزَّلَ الْكِتَابَ وَهُوَ يَتَوَلَّى الصَّالِحِينَ﴾ (٣)<br />
Inna waliyyiya Llāhu lladhī nazzala l-Kitāba wa Huwa yatawalla ṣ-ṣāliḥīn. (x3).<br />
28. Verily, Allah is my Patron, He who revealed down the Book; and He looks after the righteous. (Three times)<br />
[7:196]<br />
﴿حَسْبِيَ اللهُ لَا إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ﴾ (٣)<br />
Ḥasbiya Llāhu lā ilāha illā Huwa ʿalayhi tawakkaltu wa Huwa Rabbu l-ʿArshi l-ʿAẓīm. (x3)<br />
29. Allah is my Sufficiency, there is no god but He; on Him I rely, and He is Lord of the Mighty Throne. (Three times)<br />
[9 :129]<br />
بِسْمِ اللهِ الَّذِي لَا یَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَآءِ وَهُوَ السَّمِیعُ الْعَلِيمُ (٣)<br />
Bismi Llāhi lladhī lā yaḍurru maʿa-smihi shay'un fi l-arḍi wa lā fi s-samā'i wa Huwa s-Samīʿu l-ʿAlīm. (x3).<br />
30. In the name of Allah, against whose Name nothing can cause harm in the earth nor the sky; and He is the All-Hearing, the All-Knowing.<br />
أَعُوذُ بكَلِمَاتِ اللهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ (٣)<br />
Aʿūdhu bi kalimāti Llāhi t-tāmmāti min sharri mā khalaq. (x3).<br />
31. I seek refuge in the Perfect Words of Allah from the evil of that which He has created. (Three times)<br />
وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِیمِ (٣)<br />
Wa lā ḥawla wa lā quwwata illā bi-Llāhi l-ʿAliyyi l-ʿAẓīm. (x3)<br />
32. There is no power, and no strength, save by Allah, the High, the Great. (Three times)<br />
وَصَلَّى اللهُ عَلَىٰ سَیِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَىٰ آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلَّمَ<br />
Wa ṣalla Llāhu ʿalā Sayyidinā Muḥammadin wa ʿalā ālihi wa ṣaḥbihi wa ṣallam.<br />
33. And may Allah bless our master Muhammad and his family and his companions and grant them peace.<br />
<br />
<br />
<br />
Audhubillahiminash-shaytanir rajeem.<br />
Bismillahir rahmanir raheem.<br />
Ya Allahu, Ya 'Aliyyu, Ya 'Adheemu, Ya Haleemu, Ya 'Aleem.<br />
Anta rabbi, wa 'ilmuka hasbi, fa ni'mar-rabbu rabbi, wa ni'mal hasbu hasbi,<br />
tan-suru man tashaa-u wa antal 'azeezur raheem.<br />
Nas-alukal 'ismata fil harakati was-sakanati wal kalimati wal iradati wal<br />
khatarati minash-shukuki wa-dhununi wal awhamis-satirati lil qulubi 'an<br />
mutala'atil ghuyub.<br />
Faqadib tuliyal mu'minoona wa zulzilu zilzalan shadeeda.<br />
Wa idh "yaqulul munafiquna wal-ladheena fi qulubihim maradun ma<br />
wa'adanallahu wa rasuluhu illa ghurura."<br />
Fa thibbitna wan-surna wa sakh-khir lana hadhal bahr, kama sakh-khartal<br />
bahra li Musa, wa sakh-khartan nara li Ibrahim. Wa sakh-khartal jibaala wal<br />
hadeeda li Dawud. Wa sakh-khartar reeha wash-shayatina wal jinna li<br />
Sulayman. Wa sakh-khir lana kulla bahrin huwa laka fil ardi was-samaa-i wal<br />
mulki wal malakut. Wa bahrad-dunya, wa bahral akhira. Wa sakh-khir lana<br />
kulla shay-in ya man bi yadihi malakutu kulli shay.<br />
"Kaf ha ya 'ain sad.<br />
Kaf ha ya 'ain sad.<br />
Kaf ha ya 'ain sad."<br />
Unsurna fi-innaka khayrun-nasireen.<br />
Waf-tah lana fi-innaka khayrul fatiheen.<br />
Wagh-fir lana fi-innaka khayrul ghafireen.<br />
War-hamna fi-innaka khayrur-rahimeen.<br />
War-zuqna fi-innaka khayrur-raziqeen.<br />
Wahdina wanajjina minal qawmidh-dhalimeen.<br />
Wa hab lana reehan tayyibatan kama hiya fi 'ilmik.<br />
Wan-shurha 'alayna min khazaaini rahmatik.<br />
Wahmilna biha hamlal karamati ma'assalamati wal 'afiyati fid-deeni wad-dunya<br />
wal akhira. Innaka 'ala kulli shayin qadeer.<br />
Allahumma yassir lana umurana ma'arrahati li qulubina wa abdanina<br />
was-salamati wal 'afiyati fi dunyana wa deenina. Wa kul-lana sahiban fi<br />
safarina wa khaleefatan fi ahlina. Wat-mis 'ala wujuhi a'daaina. Wam-sakh<br />
hum 'ala makanatihim fala yasta-ti'unal mudiyya walal majiyya ilayna.<br />
"Wa law nashaa-u latamasna 'ala a'yunihim fas-tabaqus-sirata fa-anna<br />
yubsiroon. Wa law nashaa-u lamasakh nahum 'ala makanatihim famas-tata'u<br />
mudiyyaw-wa la yarji'oon."<br />
"Ya seen. Wal Qur'aanil hakeem. Innaka laminal mursaleen. 'Ala<br />
siratim-mustaqeem. Tanzeelal 'azeezir-raheem. Li tunzira qawmam-ma undhira<br />
aabaa-uhum fahum ghafiloon. Laqad haqqal qawlu 'ala ak-tharihim fahum la<br />
yu'minoon. Inna ja'alna fi a'naqihim aghlalan fa hiya ilal adhqani fahum<br />
muqmahoon. Wa ja'alna mim-bayni aydihim saddaw-wa min khalfihim saddan<br />
fa-agh shaynahum fahum la yubsiroon."<br />
Shaahatil wujooh.<br />
Shaahatil wujooh.<br />
Shaahatil wujooh.<br />
"Wa 'anatil wujoohu lil hayyil qayyumi wa qad khaba man hamaladhulma."<br />
"Ta seen. Ha meem. 'Ain seen qaaf."<br />
"Marajal bahrayni yaltaqiyaan. Baynahuma barzakhul-la yabghiyan."<br />
"Ha meem. Ha meem. Ha meem. Ha meem. Ha meem. Ha meem. Ha meem."<br />
Hummal amru wa ja-an-nasru fa'alayna la yunsaroon.<br />
"Ha meem. Tanzeelul kitabi minallahil 'azeezil 'aleem. Ghafiridh-dhambi wa<br />
qabilit-tawbi shadeedil 'iqabi dhit-tawli la ilaha illa huwa ilayhil<br />
maseer."<br />
Bismillahi, baabuna. Tabaraka, hitanuna. Ya seen, saqfuna.<br />
Kaf Ha Ya 'Ain Sad, kifayatuna. Ha Meem 'Ain Seen Qaaf, himayatuna.<br />
"Fasayakfikahumullahu wa huwas-sami'ul 'aleem.<br />
Fasayakfikahumullahu wa huwas-sami'ul 'aleem.<br />
Fasayakfikahumullahu wa huwas-sami'ul 'aleem."<br />
Sitrul 'arshi masbulun 'alayna, wa 'ainullahi nadhiratun ilayna, bi<br />
hawlillahi la yuqdaru 'alayna. Wallahu miw-waraaihim muheet. Bal huwa<br />
Qura'anum-majeed. Fi lawhim-mahfoodh.<br />
"Fallahu khayrun hafidhaw-wa huwa arhamur-rahimeen.<br />
Fallahu khayrun hafidhaw-wa huwa arhamur-rahimeen.<br />
Fallahu khayrun hafidhaw-wa huwa arhamur-rahimeen."<br />
"Inna waliy-yiyallahul-ladhee nazzalal kitaba wa huwa yatawallas-saliheen."<br />
"Inna waliy-yiyallahul-ladhee nazzalal kitaba wa huwa yatawallas-saliheen."<br />
"Inna waliy-yiyallahul-ladhee nazzalal kitaba wa huwayatawallas-saliheen."<br />
"Hasbiyallahu la ilaha illa huwa 'alayhi tawakkaltu wa huwa rabbul 'arshil<br />
'adheem<br />
Hasbiyallahu la ilaha illa huwa 'alayhi tawakkaltu wa huwa rabbul 'arshil<br />
'adheem."<br />
"Hasbiyallahu la ilaha illa huwa 'alayhi tawakkaltu wa huwa rabbul 'arshil<br />
'adheem."<br />
Bismillahil ladhee la yadurru ma'asmihi shayun fil ardi wa la fis-samaa-i wa<br />
huwas-sami'ul 'aleem.<br />
Bismillahil ladhee la yadurru ma'asmihi shayun fil ardi wa la fis-samaa-i wa<br />
huwas-sami'ul 'aleem.<br />
Bismillahil ladhee la yadurru ma'asmihi shayun fil ardi wa la fis-samaa-i wa<br />
huwas-sami'ul 'aleem.<br />
Audhu bi kalimatillahit-taammati min sharri ma khalaq.<br />
Audhu bi kalimatillahit-taammati min sharri ma khalaq.<br />
Audhu bi kalimatillahit-taammati min sharri ma khalaq.<br />
Wa la hawla wa la quwwata illa billahil 'aliyyil 'adheem.<br />
Wa la hawla wa la quwwata illa billahil 'aliyyil 'adheem.<br />
Wa la hawla wa la quwwata illa billahil 'aliyyil 'adheem.<br />
Wa sallallahu 'ala sayyidina Muhammadiw-wa 'ala aalihi wa sahbihi wa sallim.<br />
<br />
<br />
<br />
Bir tarikata mensup olsun veya olmasın bütün Müslümanlarca çok geniş kabul gören ve sık sık okunan Salât-ı Meşîşiyye adlı salavât-ı şerif, Şazeli tarikatının pîri Ebu'l-Hasan eş-Şazeli'nin (ö.1258) mürşidi Şeyh Abdüsselam b. Meşîş'e (ö.1228) aittir.<br />
<br />
Bu salavat başka tarikatların şeyhlerince kendi dervişlerine günlük görev olarak verilmiş ve tarikat mensubu olmayanlarca da "sevab için" okunagelmiştir.<br />
<br />
İstanbul'da Ramazan ve kandil gecelerinde, sünnet, nişan, düğün, doğum gibi günlük vesilelerle ve bazı tarikatlarda hilafet törenlerinde topluca Salat-ı Meşişiyye ve Delail-i hayrat okunmuştur.<br />
<br />
<br />
Hür Mahmut Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (19. Yüzyıl), İstanbul: İnsan yay. 2. bs. 2004, s. 610<br />
<br />
İbn Meşîş, daha çok salavâtıyla tanınır. Bu salavât gerek ifadesindeki berraklık ve gerekse taşıdığı manalar açısından, hemen bütün İslâm dünyasında tanınan ve okunan bir klasiktir.<br />
<br />
Hüseyin Vassâf (1872-1929) bu salavât için “kalîlü’l-lafz, kesîrü’l-ma’nâ bir salavât-ı şerifedir, hakâyık-ı tevhîdi câmi’ bir hazîne-i tevhîddir” der. (Sefine-i Evliya, c. 3, s. 20) Yani sözce az ama anlamca çok, üstelik tevhidin hakikatlerini içeren başlı başlına bir hazinedir.<br />
<br />
Salavâtı şerh edenlerin de ittifakla vurguladıkları husus, İbn Meşîş salavâtının insanı hayrete sevk eden bir üslubu bulunduğu, bu üslubun beşerî, yani mülk âlemine ait cüz’î manaların değil, eşyanın hakikatine, yani melekût âlemine ait küllî manaların bir ifadesi olduğudur.<br />
<br />
Tasavvuf kültüründe ilham mahsulü sayılan ve bundan kuşku duyulmayan İbn Meşîş salavâtının, insanın hakikate ehil olması yolunda mühim bir seviyeye işaret ettiği, insanı ruhen geliştirdiği ve insanın manevî yükselişine her yönden katkı sağladığı kabul edilir. Çünkü salavât câmi’dir, yani tasavvufun amaç edindiklerini kapsar ve insanın hakikat uğruna ifade edebileceklerini en güzel şekilde dile getirir.<br />
<br />
Salavâtı şerh edenlerden Harrûbî, herkesin Hz. Peygamber’e hitap edişi ve ona kulak verişinin Hz. Peygamber’e has kılınmış hususlara marifeti ve yakınlığı nisbetinde olduğunu söyler: Öyleyse İbn Meşîş’in Hz. Peygamber’e hitabı, salavâttaki ibarelerin ihtiva ettiği yüce hakikatlerden ötürü onu marifette makamının yüksekliğinin, ona muhabbette doğruluk ve samimiyetinin, ona kavuşma ve yakınlıktaki yetkinliğinin bir ifadesi sayılır. Harrûbî diyor; “Ömrüme yemin olsun ki bu salavât Hz. Peygamber’in sahip bulunduğu ve ifadesi kabil olmayan hakikatlerin incelikli bir anlatımıdır, hayret verici sırlar ve garip manalar bu salavâtta dile gelmişlerdir.”<br />
<br />
Salavâtın her gün sabah ve akşam namazlarından sonra birer defa yada her gün akşam ve yatsı namazlarından sonra üçer defa okunması, üzerinde tefekkür edilmesi, bir hacet varsa salavât okunurken hatıra getirilmesi önemli görülmüştür. Bununla birlikte manevî eğitimin veya kişinin bulunduğu mertebenin şartlarına göre okunma biçimleri de vardır. (Bkz. Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, s. 63)<br />
<br />
Salavâtın şarihlerinden Lâlezârî, bu salavâtın ahlakî güzelliklere erişmek için büyük bir vesile olduğunu, feyiz ve bereketlere erdirdiğini özellikle vurgular.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">الصلاة المشيشية</span></span><br />
لسيدي عبد السلام بن مشيش رحمه الله تعالى<br />
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ مِنْهُ انْشَقَّتِ الأَسْرَارُ وَانْفَلَقَتِ الأَنْوَارُ وَفِيْهِ ارْتَقَتِ الحَقَائِقُ وَتَنَزَّلَتْ عُلُومُ آدَمَ فَأعْجَزَ الخَلائِقِ، وَلَهُ تَضَآءَلَتِ الفُهُومُ فلَمْ يُدْرِكْهُ مِنَّا سَابِقٌ ولا لاحِقٌ، فرِيَاضُ المَلَكُوتِ بِزَهْرِ جَمَـالِهِ مُونِقَة، وَحِيَاضُ الجَبَروْتِ بِفَيْضِ أَنْوَارِه مُتَدَفِقَة، وَلا شَيءَ إلا وَهُوَ بِهِ مَنُوطٌ، إذْ لَوْلا الوَاسِطَةُ لَذَهَبَ كَما قيلَ المَوْسُوطُ، صَلَوةً تَلِيقُ بِكَ مِنْكَ إِلَيْهِ كَمَا هُوَ أَهْلُهُ، اَللَّهُمَّ إنَّهُ سِرُّكَ الجامِعُ الدَّآلُّ عَلَيْكَ، وَحِجابُكَ الأَعْظَمُ القَآئِمُ لَكَ بَيْنَ يَدَيْكَ، اَلّلهُمَّ أَلحِقْني بِنَسَبِهِ، وَحَقِّقْني بِحَسَبِهِ وَعَرِّفني إيَّاهُ مَعْرِفَةً أَسْلَمُ بِهَا مِنْ مَوَارِدِ الجَهلِ وَأَكْرَعُ بَهَا مِنْ مَوَارِدِ الفَضْلِ، وَاحْمِلْني عَلَىْ سَبيلِهِ إلى حَضْرَتِهِ حَمْلاً مَحْفُوفَاً بنُصْرَتِكَ وَاقْذِفْ بي عَلَى البَاطِلِ فَأَدْمَغَهُ، وَزُجَّ بِي فيِ بِحارِ الأَحَدِيَّةِ وَانْشُلْني مِنْ أَوْحَالِ التَّوْحِيدِ وَأَغْرِقْني فيِ عَيْنِ بَحْرِ الوَحْدَةِ حَتَّى لاَ أرَى وَلا أسْمَعَ وَلا أَجِدَ وَلاَ أُحِسَّ إِلاَّ بِها وَاجْعَلِ الحِجَابَ الأعْظَمَ حَيَاةَ رُوحِي ورُوحَهُ سِرَّ حَقِيقَتي وَحَقيقَتَهُ جَامِعَ عَوَالمي بِتَحقيقِ الحَقِّ الأوَّلِ يَاأَوَّلُ يَاآخِرُ يَاظَاهِرُ يَاباطِنُ،  اِسْمَعْ نِدَآئي بِمَا سَمِعْتَ بِهِ نِدآءَ عَبْدِكَ زَكَرِيَّا، وَانْصُرْني بِكَ لَكَ، وَأَيِّدْني بِكَ لَكَ، وَاجْمَعْ بَيْنِي وَبَيْنَكَ وَحُلْ بَينيْ وَبَيْنَ غَيْرِكَ، { اَللَّه ● اَللَّه ● اَللَّه } ، (إنَّ الذيْ فَرَضَ عَلَيْكَ القُرآنَ لَرادُّكَ إلَى مَعَادٍ) -ثلاثا-(رَبَّنا آتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَداً)– ثلاثاً<br />
<br />
<br />
أعوذ بالله من الشيطان الرجيم<br />
<br />
بسم الله الرحمن الرحيم<br />
<br />
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ مِنْهُ انْشَقَّتِ الأسْرَارُ، وَانْفَلَقَتِ الأنْوَارُ، وَفِيهِ ارْتَقَتِ الْحَقَائِقُ، وَتَنَزَّلَتْ عُلُومُ آدَمَ فَأعْجَزَ الْخَلاَئِقِ، وَلَهُ تَضَاءَلَتِ الْفُهُومُ فَلَمْ يُدْرِكْهُ مِنَّا سَابِقٌ وَلاَ لاَحِقٌ، فَرِيَاضُ الْمَلَكُوتِ بِزَهْرِ جَمَالِهِ مُونِقَةٌ، وَحِيَاضُ الْجَبَرُوتِ بِفَيْضِ أنْوَارِهِ مُتَدَفِّقَةٌ، وَلاَ شَيْءَ إِلاً وَهُوَ بِهِ مَنُوطٌ، إِذ لَوْلاَ الْوَاسِطَةُ لَذَهَبَ - كَمَا قِيلَ - الْمَوْسُوطُ، صَلاَةً تَلِيقُ بِكَ مِنْكَ إِلَيْهِ كَمَا هُوَ أهْلُهُ .<br />
<br />
اللَّهُمَّ إِنَّهُ سِرُّكَ الْجَامِعُ الدَّالُ عَلَيْكَ، وَحِجَابُكَ الأعْظَمُ الْقَائِمُ لَكَ بَيْنَ يَدَيْكَ.<br />
<br />
اللَّهُمَّ ألْحِقْنِي بِنَسَبِهِ، وَحَقِّقْنِي بِحَسَبِهِ، وَعَرِّفْنِي إِيَّاهُ مَعْرِفَةً أسْلَمُ بِهَا مِنْ مَوَارِدِ الْجَهْلِ، وَأكْرَعُ بِهَا مِنْ مَوَارِدِ الْفَضْلِ، وَاحْمِلْنِي عَلَى سَبِيلِهِ إِلَى حَضْرَتِكَ، حَمْلاً مَحْفُوفاً بِنُصْرَتِكَ.<br />
<br />
وَاقْذِفْ بِيَ عَلَى الْبَاطِلِ فَأدْمَغَهُ، وَزُجَّ بِي فِي بِحَارِ الأحَدِيَّةِ، وَانْشُلْنِي مِنْ أوْحَالِ التِّوْحِيد، وَأغْرِقْنِي فِي عَيْنِ بَحْرِ الْوَحْدَةِ حَتَّى لاَ أرَى وَلاَ أسْمَعَ وَلاَ أجِدَ وَلاَ أُحِسَّ إِلاً بِهَا، وَاجْعَلِ الْحِجَابَ الأعْظَمَ حَيَاةَ رُوحِي، وَرُوحِهِ سِرَّ حَقِيقَتِي، وَحَقِيقَتِهِ جَامِعَ عَوَالِمِي، بِتَحْقِيقِ الْحَقِّ الأوَّلِ ..<br />
<br />
يَا أوَّلُ يَا آخِرُ .. يَا ظَاهِرُ يَا بَاطِنُ.. اسْمَعْ نِدَائِي بِمَا سَمِعْتَ نِدَاءَ عَبْدِكَ زَكَرِيَّا ..<br />
<br />
وَانْصُرْنِي بك لَكَ<br />
<br />
وَأيِّدْنِي بِكَ لَكَ<br />
<br />
وَاجْمَعْ بَيْنِي وَبَيْنَكَ<br />
<br />
وَحُلْ بَيْنِي وَبَيْنَ غَيْرِكَ<br />
<br />
(الله، الله، الله)<br />
<br />
(إِنَّ الَّذِي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لَرَادُّكَ إِلَى مَعَادِ)<br />
<br />
(رَبَّنَا آتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وهيئ لَنَا مِنْ أمْرِنَا رَشَدا)(ثلاثاً).<br />
<br />
(إِنَّ الله وَمَلاَئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيماً).<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Salat-ı Meşişiyye (Latin harfleriyle okunuşu)</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm, Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm.<br />
<br />
Allahümme salli alâ men minhü’n-şekkati’l-esraru, ve’l-felekati’l-envâru, ve fîhi’r-tekati’l-hakâiku, ve tenezzelet ulûmü âdeme fea’ceze’l-halâıka, ve lehü tezâeleti’l-fühûmü felem yudrikhü minnâ sâbikun velâ lâhikun, feriyâzu’l-melekûti bi-zehri cemâlihi mûnikatün, ve hıyâzu’l-ceberûti bi-feyzi envârihi mütedeffikatün, vela şey’e illâ vehüve bihi menûtun, iz levle’l-vâsitatü lezehebe kemâ kîle’l-mevsûtu, salâten telîku bike minke ileyhi kemâ hüve ehlühü.<br />
<br />
Allahümme innehü sirruke’l-câmiu’d-dâllu aleyke, ve hicâbüke’l-a’zemu’l-kaaimu leke beyne yedeyke. Allahümme’l-hıknî bi-nesebihi, ve hakkıknî bi-hasebihi ve arrifnî iyyâhü ma’rifeten eslemü bihâ min mevâridi’l-cehli, ve ekrau bihâ min mevâridi’l-fazli, vahmilnî alâ sebîlihi ilâ hazretike, hamlen mahfûfen binusretike vakzif bî ale’l-bâtıli fe’edmeguhu, ve zücce bî fî bihâri’l-ehadiyyeti, venşulnî min evhâli’d-tevhîdi, ve ağriknî fî ayni bahri’l-vahdeti, hatta lâ erâ velâ esmea velâ ecide velâ uhisse illâ bihâ, vec’ali’l-hicâbe’l-a’zeme hayâte rûhî, ve rûhahü sirra hakîkatî, ve hakîkatehü câmia avâlimî, bi-tahkîkı’l-hakkı’l-evveli.<br />
<br />
Yâ Evvelü, Yâ Âhiru, Yâ Zâhiru, Yâ Bâtınü.<br />
<br />
İsme’ nidâî bimâ semi’te bihi nidâe abdike Zekeriyyâ,<br />
<br />
vensurnî bike leke,<br />
<br />
ve eyyidnî bike leke,<br />
<br />
vecma’ beynî ve beynike,<br />
<br />
ve hul beynî ve beyne gayrike.<br />
<br />
Allâh, Allâh, Allâh.<br />
<br />
İnnellezî feraza aleyke’l-Kur’âne lerâdduke ilâ meâdin.<br />
<br />
“Rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi’ lenâ min emrinâ reşedâ.” (3 kere okunacak)<br />
<br />
“İnnallâhe ve melâiketehü yüsallûne ale’n-nebiyyi yâ eyyühellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ.”<br />
<br />
<br />
Çok geniş kitlelere yayılmış olan Delâilü'l-Hayrât isimli evrad, Şazeliyye'nin Cezûlî Kolu'nu kuran Fazlı Ebu Abdullah Muhammed b. Süleyman el-Cezûlî (ö.1465) tarafından biraraya getirilmiştir.<br />
<br />
Halk arasında Delail-i Şerif olarak bilinen bu salavat-ı şerif mecmuası, bir tarikata mensup olsun-olmasın bütün Müslümanlarca yaygın bir şekilde okunmuştur.<br />
<br />
1, 2, 7 günlük periyotşarla Delail okuma halk arasında, özellikle de çocuklarını büyütmüş büyükanneler arasında yaygınlığını korumuştur.<br />
<br />
İstanbul'da Ramazan ve kandil gecelerinde, sünnet, nişan, düğün, doğum gibi günlük vesilelerle ve bazı tarikatlarda hilafet törenlerinde topluca Salat-ı Meşişiyye ve Delail-i hayrat okunmuştur.<br />
<br />
Kasîdetü'l-Bürde, Mısırlı âlim ve Şazelî tarikatı müntesibi Muhammed b. Saîd el-Busîrî (ö. 695/1296) tarafından Hz. Peygamber (sas) için yazılmıştır.<br />
Kasîde-i Bürde’nin muhtevasında, sevgiliye özlem, nefisten şikayet, Asıl adı, el-Kevâkibü’d-dürriyye fî medhi hayri’l-beriyye'dir. Kafiye harfi "mim" olduğu için el-Kasîdetü'l-mîmiyye, şairin tutulduğu hastalıktan kurtulmasına vesile olduğu için de Kasîdetü'l-bürde diye meşhur olmuştur. Ancak Ka'b b. Züheyr'in kasidesi de aynı adla anıldığın bu durum bazen karışıklığa sebep olmaktadır.<br />
Kaside şöhretini, taşıdığı sanat değerinden ziyade, şairin hayatının bir döneminde geçirdiği felçten kurtulmasına vesile olduğuna dair rivayete borçludur. Rivayete göre, felç geçirdiğinde bir akşam, kendisine şifa vermesi için Allah'a dua eden şair rüyasında Hz. Peygamber'i görür. Resul-i Ekrem ondan kendisi için yazdığı bu kasideyi okunmasını ister. Bûsîrî bu kasideyi okurken Resulullah onu sonuna kadar dinler. Bitince de hırkasını (bürde) çıkarıp şairin üstüne örter ve eliyle vücudunun felçi kısımlarını sıvazlar. Busiri uykudan uyanınca vücudunda felçten eser kalmadığıı farkeder. Bu rüya hadisesinin halk arasında yayılmasından sonra kaside Kasîdetü'l-bürde olarak üne kavuşmuştur.<br />
Kasîde-i Bürde’nin muhtevasında, sevgiliye özlem, nefisten şikayet, Hz. Peygamber’e övgü, onun doğumu, mu’cizeleri, Kur’ân’ın fazileti, mirac mucizesi, cihadın önemi, günahlardan pişmanlık ve ümit, dua ve niyaz vardır.<br />
Kasîdetü'l-Bürde en eski nüshalarında 160 beyit iken, sonrakilerden 165 beyte kadar ulaşmaktadır.<br />
Bütün İslâm coğrafyasında tanınmış olan kasîde, başta Şazelî olmak üzere Nakşibendî, Kadirî ve Halvetî gibi tarikatlar tarafından benimsenmiş ve tekkelerde ilâhî ve evrad olarak okunmuştur.<br />
Dini toplantılarda, mübarek gün ve gecelerde, sünnet, düğün, bayram ve cenaze merasimlerinde de okunagelmiştir.<br />
İslam dünyasında Kasidetü'l-bürde kadar meşhur olan ve çok okunan, üzerine şerh, hâşiye, tahmîs, tesdîs, tesbî', taştîr ve nazîreler yazılan bir başka kaside yoktur. Bir araştırmaya göre toplam sayıları 330'u bulmaktadır.<br />
Kasîde’nin 140. beyitten itibaren hastalara (özellikle felçlilere) şifa maksadıyla yedi gün süreyle okunması okunması adet olmuştur.<br />
Türk dinî mûsikîmizin Arapça sözlü şuğullerinden olan Kasîdetü'l-Bürde’nin bir okunuşu, Recep Uslu tarafından derlenerek notaya alınmıştır.<br />
<br />
İmam Muhammed b. Said el-BÛSÎRÎ (ö.695/1296), Hz. Peygamber'e (sas) yazdığı kasidelerle üne kavuşmuş sufi şairdir. Şâzelî tarikatının kurucusu Ebu'l-Hasan eş-Şâzelî'ye intisap etmiştir. Şeyhinin vefatından sonra onun yerine geçen Ebu'l-Abbas el-Mürsî'nin, İbn Ataullah el-İskenderî ile birlikte en gözde müridiydi.<br />
<br />
"Kasidetü'l-Bürde" ve "Kasidetü'l-hemziyye"nin yanı sıra el-Kasidetü'l-mudariyye fi's-salâti alâ hayri'l-beriyye adlı kasidesi de meşhurdur ve hemen hemen bütün evrad mecmualarında yer almaktadır.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şâzelî Şeyhler</span></span><br />
<br />
    SİLSİLE<br />
    Abdüsselâm bin Meşîş<br />
    Ebü'l-Hasan Şâzelî<br />
    Ebü'l-Abbas Mürsî<br />
    İbn Ataullah İskenderî<br />
    Şeyh Muhammed Vefa<br />
    Şeyh Ahmed Zerruk<br />
    Şeyh Yusuf Fâsî<br />
    Şeyh Muhammed Bûzîdî<br />
    Şeyh Derkavî<br />
    Şeyh Ahmed Alavî<br />
    Şeyh Muhammed b. Yellis<br />
    Şeyh Muhammed Hâşimî<br />
    Şeyh Abdülkadir İsa<br />
    Şeyh Sadeddin Murad<br />
    Şeyh Hasan Arslan Aynî<br />
    Şazeli Şeyhleri (Diğer)<br />
    Şeyh Muhammed Zâfir<br />
    MEŞHUR ŞÂZELÎLER<br />
    Şâzeliyye'den Etkilenenler<br />
    OSMANLI'DA Şâzelî Şeyhleri<br />
<br />
Geniş bilgi için bkz. Mahmut Kaya, "Busiri, Muhammed b. Said", Diyanet İslam Aansiklopedisi, cilt: 6, s. 468-470</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İrşad Ne Demek? - İrşad Etmek Ne Demektir? - İrşad Olmak Ne Demektir?]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=19794</link>
			<pubDate>Fri, 10 Feb 2023 20:08:24 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=19794</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İrşad Ne Demek? - İrşad Etmek Ne Demektir? - İrşad Olmak Ne Demektir?</span></span><br />
<br />
Sözlükte "doğru yolu bulup kararlılıkla benimsemek" anlamındaki rüşd kökünden masdar olan irşâd "doğru yolu göstermek" demektir. Burada sözü edilen yolun maddî mânada olması mümkün görülmekle birlikte daha çok aklî-mânevî alanı ilgilendirdiği kabul edilir. Dolayısıyla irşad din terminolojisinde hidayet ile eş anlamlı olarak kullanılmıştır. Ancak hidayeti gerçekleştirme işi genellikle Allah'a nisbet edildiği halde irşad kula da izâfe edilebilmektedir. "Allah'ın, kulunun fiilini kendi rızâsına uygun şekilde yaratması" diye tanımlanabilen tevfîk ile (et-Taʿrîfât, "tevfîḳ" md.) irşad arasında anlam yakınlığı bulunmaktadır. Fakat irşad, hem mümin hem de kâfire yönelik olduğu halde tevfîk sadece müminler için söz konusudur. İrşad kavramıyla anlam yakınlığı bulunan kelimelerden biri de da'vettir. "İnsanları İslâm dinini benimsemeye ve müslümanları dinî görevlerini yerine getirmeye çağırma" anlamındaki davet daha çok bu iki anlamın birincisinde, irşad ise ikincisinde yaygınlık kazanmıştır. Bunlara ayrıca teblîğ, tezkîr, tebşîr, inzâr ve emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker kavramlarını da ilâve etmek mümkündür.<br />
<br />
İrşad kelimesi Kur'ân-ı Kerîm'de yer almamakla birlikte rüşd kökü ve ondan türeyen kelimeler on dokuz âyette geçmektedir (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, "rşd" md.). "Hidayet, doğruluk, isabet, hayır, fayda, reşid olma" mânalarına gelen bu kelimeler mutlak olarak veya insana nisbet edilerek kullanılmış, bir âyette mürşid ismi dolaylı biçimde Allah'a izâfe edilmiştir (el-Kehf 18/17). Diğer bir âyette doğru yolu bulabileceklerin nitelikleri Allah'ı kendilerine yakın bilip O'na yönelmek, davetine icâbet edip inanmak şeklinde ifade edilmiştir (el-Bakara 2/186). Doğru yolu bulmuş olanların zikredildiği bir âyette ise bu nitelikler, "Allah size imanı sevdirmiş, onu gönüllerinize sindirmiş, küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir" (el-Hucurât 49/7) cümleleriyle belirtilmiştir. Rüşd kavramı hadislerde "maddî ve mânevî alandaki doğru yolu bulmak, bu yolu göstermek" anlamında kullanılmıştır (Wensinck, el-Muʿcem, "rşd" md.). Hz. Peygamber, müslüman olması sırasında Husayn'e bütün davranışlarında doğru olanı bulma yeteneğini kendisine ihsan etmesi için Allah'a dua etmesini tavsiye etmiş (Müsned, IV, 217, 444; Tirmizî, "Daʿavât", 69), kendisi de Hucurât sûresinde doğru yolu bulmuş olanlar için zikredilen vasıfları lutfetmesini Cenâb-ı Hak'tan talep etmiştir (Müsned, III, 424). Reşîd (râşid) (bütün işleri isabetli ve hedefe ulaşıcı) kelimesi esmâ-i hüsnâdan biri olarak Allah'a nisbet edilmiştir (İbn Mâce, "Duʿâʾ", 10; Tirmizî, "Daʿavât", 82).<br />
<br />
Daha ziyade içe yönelik bir faaliyet olarak müslümanların dinî görevlerini yerine getirmesine katkıda bulunma çerçevesinde düşünülen irşadın gerekliliği açıktır. İnsan, dünya hayatında doğru yoldan ayrılmaması, dolayısıyla ebediyet âleminin mutluluğunu elde edebilmesi için bazı imkânlara sahip olmakla birlikte bir takım engellerle de karşılaşmaktadır. Onun sahip bulunduğu imkânlar selim yaratılış, akıl ve sosyal tecrübe türünden şeylerdir. Engeller ise bu imkânların yozlaşması veya yetersiz kalmasından başka yine insan fıtratından ve hariçten gelen yanıltıcı ve saptırıcı faktörlerin etkin güç kazanmasıdır. Kur'ân-ı Kerîm, insanın iyiyi kötüden ayırt etme yeteneğine ve aklî kapasitesine vurgu yapmakla birlikte (er-Rûm 30/30; ayrıca bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, "ʿaḳl" md.) bunların yetersiz kalması veya yanlış kullanılması sebebiyle sosyal gözlem ve tecrübelerin de yanıltıcı olabileceğine işaret etmektedir. "Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan seni Allah yolundan saptırırlar" (el-En'âm 6/116) meâlindeki âyetle, bir toplumun fıtrî meziyetlerini değiştirmedikçe Allah'ın onların iyi durumlarını değiştirmeyeceğini beyan eden âyet (er-Ra'd 13/11) bu sosyolojik realiteyi haber vermektedir. Önleyici tedbirler alınmadığı takdirde toplumda meydana gelecek bozulmalar Kur'an'da "zulüm" diye nitelendirilmiş ve bunun sonucunda ortaya çıkacak olan fitnenin sadece kötülere değil toplumun bütün fertlerine yönelik olacağı ifade edilmiştir (el-Enfâl 8/25).<br />
<br />
Din, isabetli yolu bulması için kişiye verilen imkânları destekleyen güçlü bir faktördür. Din insana selim fıtratının özelliklerini hatırlatmakta, aklına vahiy ile ışık tutmakta ve sosyal tecrübesinin sağlıklı yürümesine katkıda bulunmaktadır. Bu sebeple irşad faaliyetleri, müslümanlar arasında mânevî yardımlaşma ve dayanışmayı sağlayan vasıtaların başında yer almaktadır. Aslında müslümanların irşad görevi kendilerine, diğer din mensuplarına ve bütün insanlara karşı sorumluluk yüklemektedir (el-Bakara 2/143; Âl-i İmrân 3/104, 110). Hz. Peygamber, bir toplumu oluşturan insanları aynı gemiye binmiş olan yolculara benzetmektedir. Geminin alt katında bulunanlar su ihtiyaçlarını karşılamak üzere delik açmaya kalkışır, üst kattakiler de onlara engel olmazsa hep beraber boğulacak, üsttekiler uyarı görevlerini yerine getirdikleri takdirde yine hep beraber selâmete ereceklerdir (Buhârî, "Şeriket", 6, "Şehâdât", 30). Hayber Kalesi'nin kuşatılması sırasında Hz. Ali'nin, "Hayber yahudileriyle bizim gibi müslüman oluncaya kadar savaşmalıyız" şeklindeki önerisi üzerine Resûl-i Ekrem'in verdiği cevap irşadın İslâm'daki önemini belirtmesi açısından dikkat çekicidir: "Acele etme yâ Ali! Hayber toprağına sükûnetle gir, sonra onları İslâm'a davet et. Şunu bil ki tek bir kişinin senin irşadınla müslüman olması en değerli ganimet olan kızıl develerin sana verilmesinden hayırlıdır" (Buhârî, "Cihâd", 102; Müslim, "Feżâʾilü'ṣ-ṣaḥâbe", 34).<br />
<br />
Nahl sûresinin 125. âyeti irşad için takip edilecek yöntemlere ışık tutmaktadır. Bunlar hikmet, güzel öğüt, iyi niyet ve samimiyete dayalı inandırıcı tartışmadır. Hikmet, her toplumda sayıları fazla olmayan âlim ve düşünürlere hitap eden kesin delillerden oluşur. Güzel öğüt, psikolojik faktörlerin kullanılması başta olmak üzere çeşitli vesilelerle ikna etmeyi amaçlayan bir irşad yolu olup kalabalık kitlelere yöneliktir. Duruma en elverişli tartışma yöntemi ise iyi niyetli olmayan grupları hedeflemektedir. Buradaki amaç da onları susturup kalabalık halk kitlelerine verecekleri zararı asgariye indirmektir. Aslında cedel yöntemiyle de bazı insanların gerçeği anlayıp benimsemesi mümkündür. İlmî faaliyet, halka yönelik çalışma ve İslâm'ı hedef alan eleştirileri cevaplandırmak şeklinde de ifade edilebilecek olan bu üç yöntemden başka ayrıca fiilî irşad yöntemi de önemlidir. Kur'ân-ı Kerîm'de, İsrâiloğulları âlimlerinin ilâhî mesajı okuyup gerçeği bildikleri halde kendilerini unutarak sadece diğer insanlara erdemli olmayı emretmeleri eleştirilmiş, böyle davrananların akıllarını kullanmadıkları ifade edilmiştir (el-Bakara 2/44). İslâmiyet'in, doğuşundan itibaren insanların gönlünde yer etmesi, yayılması ve evrensel bir din haline gelmesinin önemli âmillerinden biri, başta Peygamber olmak üzere mensuplarının dinin gereklerini yerine getirmesi, sözleriyle fiillerinin birbirine uymasıdır. Özellikle büyük halk kitleleri, nazarî bilgilerden çok, örnek müslüman tiplerinden etkilenerek İslâm dinini benimsemiştir. Resûl-i Ekrem'in teheccüt namazlarında tekrarladığı dua ve niyaz ifadeleri arasında yer alan, "Allahım! Bütün peygamberler haktır, Muhammed de haktır" cümlesi (Buhârî, "Teheccüd", 1, "Daʿavât", 10), ayrıca hayatının sıkıntılı ve rahat dönemlerinde sözleriyle fiilleri arasında hiçbir farklılığın bulunmaması konunun önemli kanıtlarından birini teşkil etmektedir.<br />
<br />
Emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker ilkesi açısından düşünüldüğü takdirde irşadın bütün müslümanlara yönelik bir görev olduğu anlaşılır. İnsanın bilgisi, yetenek ve yetkisi arttıkça sorumluluğu da artar ve bu sorumluluk sade müslüman ferde kadar ulaşır. "Ey Peygamber! Biz seni gerçeğin bir temsilcisi, bir müjdeci ve uyarıcı, herkesi Allah'ın izniyle O'na çağıran ve ışık saçan bir kandil konumunda gönderdik" meâlindeki âyet (el-Ahzâb 33/45-46), hem Resûl-i Ekrem'in irşad hiyerarşisinin başında yer aldığını bildirmekte hem de mürşidin önemli niteliklerini anlatmaktadır. Âyette sıralanan beş niteliğin ilki ilâhî gerçeklerin yanında sosyal realiteye vâkıf olmayı içermekte, ikinci ve üçüncü nitelikler, özendirme ve uyarma yöntemlerini yerine göre kullanmaya işaret etmektedir. Hz. Peygamber'in ferdî ve içtimaî konularda daima kolay olanı tercih ettiği bilinmektedir (Buhârî, "Menâḳıb", 27; "Edeb", 80; Müslim, "Feżâʾil", 77-78). Ayrıca O, "Elinizden geldikçe kolaylaştırın, güçleştirmeyin; müjdeleyici olun, nefret ettirici sözler söylemeyin ve bu tür davranışlardan kaçının" (Buhârî, "ʿİlim", 11, "Edeb", 80; Müslim, "Cihâd", 8) sözleriyle de bunu bir ilke haline getirmiştir. Dördüncü nitelik olarak zikredilen davet mürşidin sürekli olarak gayret göstermesini, muhatapları için rahmet ve hidayet talep etmesini gerektirir. Nitekim Hz. Peygamber müşriklere beddua etmesi istendiği en sıkıntılı zamanlarında bile, "Ben lânet edici değil, davet edici ve rahmet dileyici olarak görevlendirildim" demiştir (Kādî İyâz, I, 221). "Işık saçan kandil" olma niteliği mürşidin anlattığı mesajın gereklerini yerine getirmesi, misyonuna uygun bir hayat yaşaması ve fiilî temsil konumunu daima koruması şeklinde anlaşılmalıdır. Mürşid için önemli olan diğer bir vasıf da onun sabırlı olmasıdır. İrşad faaliyetlerinde göğüs gerilmesi gereken başlıca iki güçlükten söz etmek mümkündür. Bunlardan biri mürşidin beşerî arzularının direnişi, diğeri ise dıştan gelecek tepkilerdir. Kur'ân-ı Kerîm'de, irşad görevinin yerine getirilmesi sırasında ortaya çıkacak güçlüklere karşı sabır ve namazı (veya dua) vasıta kılarak Allah'tan yardım istenmesi tavsiye edilmiştir (el-Bakara 2/45, 153; Lokmân 31/17). Resûl-i Ekrem de insanların arasına girip eziyetlerine katlanan müslümanın onlarla bir arada bulunmayan, dolayısıyla eziyetlerine mâruz kalmayan müslümandan daha hayırlı olduğunu bildirmiştir (İbn Mâce, "Fiten", 23; Tirmizî, "Ṣıfatü'l-ḳıyâme", 55).<br />
<br />
İrşadla ilgili olarak kaleme alınan eserler genellikle tasavvufî mahiyette veya mev'iza türündedir. Alay müftüsü Muhammed Şâkir'in İrşâdü'l-gāfilîn (İstanbul 1326) ve Süleyman Uludağ'ın İslâm'da İrşad (İstanbul, ts.) adlı eserleri bunlar arasında sayılabilir<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker ne demektir?</span></span><br />
<br />
Arapça'da "bilmek, tanımak, düşünerek kavramak" anlamındaki 'irfân kökünden gelen ma'rûf sözlükte "bilinen, tanınan, benimsenen şey" mânasına gelir. "Bir şeyi bilmemek, bir şey zor ve sıkıntılı olmak" gibi anlamlar taşıyan nükr veya nekâret kökünden gelen münker ise tasvip edilmeyen, yadırganan, sıkıntı duyulan şey" demektir. Ma'rûf kelimesi Câhiliye döneminde "iyilik, ikram, gönül okşayıcı söz ve davranış" anlamında yaygın olarak kullanılmaktaydı. Nitekim Züheyr b. Ebû Sülmâ'nın Muʿallaḳa'sında "iyi söz, cömertlik, ihsan" ve genel olarak "iyi davranış" mânasında birkaç yerde geçmektedir (bk. Zevzenî, s. 107, 119, 120). Tarafe'nin Muʿallaḳa'sında münker ile aynı kökten gelen bir kelime "yadırgama, birinin varlığından huzursuz olma" anlamında kullanılmıştır (a.e., s. 82). Hem ma'rûf hem de münkerin eski anlamlarıyla ilgili dikkate değer bir örnek Ebû Temmâm'ın el-Ḥamâse'sinde geçmektedir (s. 161). Burada, Câhiliye dönemi şairlerinden Musâfi' b. Huzeyfe'nin, yokluğundan derin üzüntü duyduğu Benî Amr kabilesini methederken, "Onlar dostlara fayda, düşmanlara zarar veren bir topluluktu; iyilik de (ma'rûf) kötülük de (münker) onlardandı" der. Eski Arap edebiyatında ma'ruf yerine 'urf, münker yerine nükr kelimeleri de kullanılmıştır (meselâ bk. Ebû Temmâm, s. 165).<br />
<br />
Kur'an'da ve hadislerde diğer birçok terim gibi ma'rûf ve münkerin de kısmen eski anlamlarını korumakla birlikte kapsamlarının genişlediği görülmektedir. Bu kaynaklarda iyi ve doğru olarak kabul edilen inanç, düşünce ve davranışlara tek kelimeyle işaret edilmek istendiğinde en çok ma'rûf kelimesi; yanlış, İslâm dinine yabancı, müslüman toplum tarafından yadırganan inanç, düşünce ve davranışlar için de -bazan fahşâ ile birlikte- münker kelimesi kullanılmaktadır (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, "ʿarf", "nkr" md.leri; Wensinck, el-Muʿcem, "ʿarf", "nkr" md.leri).<br />
<br />
Genellikle dil âlimleri, ma'rûf ve münkerin Câhiliye döneminden beri devam eden din dışı anlamlarına dikkat çekmişlerdir. Meselâ İbn Manzûr'un ma'rûf için yaptığı değişik tariflerden biri şöyledir: "Ma'ruf münkerin zıddı olup insanın faydalı bulduğu, hoşlandığı, memnun olduğu şeydir." Böylece münkerin de "insanın vicdanını rahatsız eden şey" olduğu anlaşılmaktadır. Her iki kavram İslâm kültüründe eski anlamlarının yanında yoğun bir dinî muhteva da kazanmış, bu sebeple tariflerde çoğunlukla bu ikilik yani din dışı ve dinî anlamlar göz önünde tutulmuştur. Râgıb el-İsfahânî, "Ma'rûf, akıl ve şeriatın iyi olarak nitelendirdiği fiilleri ifade eden bir isimdir; münker de yine aklın ve şeriatın benimsemediği, yadırgadığı şeydir" der (el-Müfredât, "ʿarf" md.). İbn Manzûr ise urf gibi ma'rûfun da iyi ve güzel fiiller için kullanıldığını ifade etmiştir. Bu açıklamalar, ma'rufla urfün birbirinin yerine kullanıldığı eski uygulamanın devam ettiğini göstermektedir. İbn Manzûr, ma'rûf kelimesinin hadislerde de sık sık geçtiğini hatırlattıktan sonra bu kavramın Allah'a itaat sayılan, O'na yakınlaşmayı sağlayan, insanlar için iyilik olarak kabul edilen ve şeriatça değer verilen (mendup) bütün güzel tutum ve davranışları ifade ettiğini söyler; ayrıca bu kavramın genellikle insanlar arasında iyi bilinen, tanınan, benimsenen, görüldüğünde yadırganmayan tutum ve davranışları da içerdiğini belirtir. Bu şekilde ma'rûfun ve dolayısıyla münkerin eski din dışı anlamlarıyla İslâm kültüründe kazandığı yeni anlamları ortaya koyar.<br />
<br />
İslâm dini inançta, zihniyette, gelenek ve göreneklerde esaslı değişiklik ve yenilikler yaptığı için özellikle ma'ruf ve münkerin tariflerini veren dinî eserlerde şeriata uygunluk ölçüsü ön plana çıkarılmıştır. Câhiliye döneminde bir eylemin ma'rûf veya münker sayılmasının temel ölçüsü bu eylemin kabile geleneklerine uygun düşüp düşmeme keyfiyetiydi. Gelenek ve göreneklerin dinî ölçülerle uyuşması şartıyla bu ilişki İslâmî dönemde de devam ettirilmiş (Taberî, VII, 163); daha çok edep, hikmet ve ahlâk literatüründe olmak üzere İslâm dininin getirdiği hayat tarzına, görgü kurallarına uygun olan söz ve davranışlar ma'rûf, uygun olmayanlar da münker sayılmıştır. Ancak bilhassa kelâm tartışmalarının başlamasıyla ma'rûf ve münkerin tesbitinde gelenek ve göreneklerden ziyade akıl ve şeriat ölçüleri üzerinde durulduğu görülür. Nitekim Mu'tezile ulemâsının çoğunluğu, hüsün ve kubuh anlayışlarının bir sonucu olarak aklın iyi saydığı fiilleri ma'rûf, kötü saydığını da münker kabul ederken Selefîler ve Eş'arîler akıl yerine nakli esas almışlar ve genellikle ma'rûfu "şeriatın iyi saydığı söz ve fiil", münkeri de "şeriatın vukuunu sakıncalı gördüğü şey" diye tarif etmişlerdir (Gazzâlî, II, 414; et-Taʿrîfât, "maʿrûf" md.). Bu tariflerin, ma'rûf ve münkerin uzun tarihî geçmişe dayalı çok yönlü anlamlarını daralttığı görülmektedir. İḥyâʾ şârihi Murtazâ ez-Zebîdî bunun farkına varmış olmalı ki, "Ma'rûf aklın kabul ettiği, şeriatın benimsediği ve temiz tabiatlı insanların uygun gördüğü şeydir" diyerek oldukça kapsamlı bir tanım ortaya koyar (İtḥâfü's-sâde, VII, 3). Bedreddin el-Aynî de, "Her iyilik (ma'rûf) sadakadır" anlamındaki hadisi şerhederken ma'rûfu Zebîdî'ninkine benzer şekilde tarif etmiştir (ʿUmdetü'l-ḳārî, XVIII, 150-151). Fahreddin er-Râzî ise ma'rûfu kısaca "alışılıp benimsenmiş gelenek" diye tanımlar (Mefâtîḥu'l-ġayb, V, 55); aynı müfessir "güzel söz"ün değerinden bahseden âyeti (el-Bakara 2/263) yorumlarken buradaki "kavlün ma'rûfün" ibaresini "vicdanın ürküntü ve tiksinti duymadan kabul ettiği, insanlara sevinç ve huzur veren, onları rahatsız etmeyen söz" şeklinde açıklar (a.g.e., VII, 49).<br />
<br />
Ma'rûfun eski Arap edebiyatında "cömertlik ve ikram" anlamındaki kullanımı da İslâmî dönemde devam etmiştir. "Size ma'rûf getirene karşılık veriniz" (Nesâî, "Edeb", 108, "Zekât", 72; Müsned, II, 68) meâlindeki hadiste ma'rûf "ikram" mânasına gelmektedir. Bir mağarada mahsur kalan üç kişinin hikâyesini anlatan uzun hadiste bu kişilerden birinin kurtulmaları için Allah'a dua edip vaktiyle yaptığı bir iyiliği anarken, "Bana bir kadın gelmiş ve benden -aç kalan çocuklarını doyurmak için- ma'rûf istemişti" dediği nakledilir (Müsned, IV, 274). Burada ma'rûf "yiyecek yardımı" anlamında kullanılmıştır. İbn Kuteybe'nin ʿUyûnü'l-aḫbâr'ı, İslâm ahlâkı alanındaki dikkate değer eserlerden biri olan İbn Hibbân el-Büstî'nin Ravżatü'l-ʿuḳalâʾ ve nüzhetü'l-fuḍalâʾ, İbn Abdülberr'in Behcetü'l-mecâlis ve ünsü'l-mücâlis, Mâverdî'nin Edebü'd-dünyâ ve'd-dîn, Hüseyin b. Abdüssamed el-Hârisî'nin Nûrü'l-ḥaḳīḳa'sı gibi ahlâk ve edep kitaplarında ma'rûf kelimesinin genel olarak iyilik anlamı yanında özellikle cömertlik ve ikram mânasında kullanıldığını gösteren birçok örnek vardır.<br />
<br />
Kur'ân-ı Kerîm'de ma'rûf ve münker kelimeleri dokuz âyette "ma'rûfu emretme, münkeri nehyetme" anlamına gelen ifade kalıplarıyla geçmektedir. Bu âyetlerde hangi davranışların ma'rûf, hangilerinin münker olduğu belirtilip bir tahsis yoluna gidilmemesi, ma'rûfun dinin yapılmasını gerekli gördüğü (vâcip) veya tavsiyeye şayan bulduğu (mendup), münkerin de bunların zıddı olan söz ve davranışların tamamını kapsadığını göstermektedir (Kādî Abdülcebbâr, s. 745; İbn Teymiyye, II, 209-211). İslâmî kaynaklar iyiliğin hâkim kılınması ve yaygınlaştırılması, kötülüğün önlenmesi, bu şekilde faziletli bir toplumun oluşturulması ve yaşatılması için gösterilen faaliyeti, Kur'an ve hadislerdeki kullanıma uygun olarak emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker şeklinde formülleştirmişler, kitap, sünnet ve icmâa dayanarak bu faaliyetin farz olduğunda birleşmişlerdir. Sünnî ve Mu'tezilî âlimler, İmâmiyye Şîası'nın bu hükmü imamın zuhuruna bağladığını belirtmişler, ancak bu görüşü konuyla ilgili icmâı ortadan kaldıracak değerde bulmamışlardır (Kādî Abdülcebbâr, s. 741; Cüveynî, s. 368). İslâm toplumunda ortak şuurun meydana gelmesini sağlayan bu ilke bir bakıma İslâm'ın temel dinamiğidir. Bunun ihmali değerler sisteminin zayıflamasına, giderek nihilizme ve anarşizme yol açarak din ve devlet hayatında telâfisi zor birtakım felâketlere sebep olur. Nitekim Gazzâlî, Allah'ın peygamberleri, "dinde kutb-i a'zam" diye nitelendirdiği bu prensibin tahakkuku için gönderdiğini belirterek bunun ihmal edilmesi halinde peygamberlik müessesesinin anlamını kaybedeceğini, dinin ortadan kalkacağını, fesat ve anarşinin yayılacağını, ülkelerin harap olacağını söyler (İḥyâʾ, II, 391). Aynı görüşler İbn Teymiyye tarafından da tekrar edilmiştir (el-İstiḳāme, II, 199, 211). Ayrıca İbn Teymiyye'ye göre emir ve nehiy insan varlığının temel kanunlarıdır. İnsan tek başına yaşasa bile kendi nefsi için emirler ve yasaklar koyar; insanların yaşamak zorunda oldukları içtimaî hayat için de emirler ve yasaklar vazgeçilemez ihtiyaçlardır. Böylece İbn Teymiyye'nin antropolojik bakımdan insanı bir ödev varlığı olarak görmesi ilgi çekicidir (a.g.e., II, 292-294).<br />
<br />
Teorik olarak cihad da emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münkerin bir parçası sayılmakla birlikte (a.g.e., II, 208-209) uygulamada cihadın İslâm dinini gayri müslimler arasında yayma, müslümanları dış saldırılardan koruma ve bunun için gerektiğinde silâha başvurma faaliyeti için kullanılmasına karşılık emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker içe dönük bir hareket, yani İslâm ümmetinin Kur'an ve Sünnet hükümlerine uygun, faziletli, sulh ve sükûnun hâkim olduğu bir hayat tarzını amaçlayan temel ilkelerden biridir.<br />
<br />
Hâricîler ile Ebû Ca'fer et-Tûsî, Muhakkık el-Hillî gibi bazı İmâmîler dışında İslâm âlimleri emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münkerin farz-ı kifâye olduğunda ittifak etmişlerdir. Bununla ilgili uygulamalar, biri devletin sorumluluğunda resmî, diğeri müslüman fertlerin şahsî sorumluluklarına bırakılan gayri resmî olmak üzere iki şekilde gelişmiştir. Emir ve nehiy faaliyetlerinin ilk şekli "hisbe" veya "ihtisap" adı altında kurumlaşmış, kaynaklarda bununla ilgili hükümler ayrıntılı olarak tesbit edilmiştir (bk. HİSBE). İslâm âlimleri siyasî iktidarların iyiliği yaptırma, kötülüğü engelleme işlerinde yetersiz kalabileceğini, hatta bazan bizzat yöneticilerin kötülük ve haksızlığa yol açabileceklerini, ilkenin ise toplumun selâmeti için konulduğunu, Kur'an ve Sünnet'te müslümanlardan, herhangi bir resmî veya gayri resmî ayırımına gidilmeden iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışma ödevini yerine getirmelerinin istendiğini dikkate alarak fertlerin emir ve nehiy sorumluluklarının devam ettiğini düşünmüşlerdir. Buna göre iyi veya kötü olduğu açıkça bilinen hususlarda her müslüman bu görevini yapabilir. Ağırlıklı görüşe göre âlimlerin ihtilâf halinde bulunduğu meseleler emir ve nehiy konusu olmaz (Nevevî, II, 23). Özellikle ictihad alanına giren konularda emir ve nehiy yetkili kimselerce yapılmalıdır. Zemahşerî, "İçinizden hayıra çağıran, ma'rûfu emreden ve münkeri nehyeden bir topluluk bulunsun" (Âl-i İmrân 3/104) meâlindeki âyeti açıklarken bu görevi ancak ma'rûf ve münker ile bu husustaki emir ve nehyin metotları hakkında bilgi sahibi olanların yerine getirebileceğini, aksi halde iyiliğin kötülük veya kötülüğün iyilik zannedilmesi gibi hatalara düşülebileceğini hatırlatır (el-Keşşâf, I, 452). Bu görüş Ehl-i sünnet âlimlerince de benimsenmiştir (meselâ bk. Ebû Ya'lâ, s. 194-195; Cüveynî, s. 368-369; Gazzâlî, II, 409, 413; Fahreddin er-Râzî, VIII, 164). Ayrıca hiç kimse başka birinin gizli hallerini araştırma, kötü de olsa mahremiyetine vâkıf olup aleniyete dökme hakkına sahip değildir.<br />
<br />
İslâm âlimleri, emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker görevini yerine getirirken bilgilendirme, öğüt ve sözlü uyandan başlayıp duruma göre gittikçe sertleşen çeşitli yöntemler uygulanması gerektiğini belirtmişlerdir (Kādî Abdülcebbâr, s. 744-745; Gazzâlî, II, 420-425). Ancak zor kullanmanın, daha özel olarak silâhlı mücadelenin câiz olup olmadığı hususunda görüş ayrılığı vardır. Bilhassa bu son meseleyle ilgili tartışmalar, I. (VII.) yüzyıldan itibaren gelişen siyasî şartların etkisiyle, zulüm ve haksızlık yapan devlet adamlarını münkerden uzaklaştırıp ma'rûfa yöneltmek için silâha başvurulup vurulmayacağı noktasında yoğunlaşmıştır. Hâricîler silâh kullanmayı kötülüğe sapan herkese karşı gerekli görmüşlerdir. Ancak İbâzîler halka karşı silâh kullanılamayacağını belirtmişler, zalim devlet başkanlarının ise silâhlı veya silâhsız yollardan hangisi mümkünse o yolla mutlaka engellenmesini ve hal'ini zaruri görmüşlerdir (Eş'arî, s. 125). Hâricîler isyan hareketlerini de bu temel anlayışlarına dayandırmışlardır. Hasan-ı Basrî, emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münkeri daha çok ahlâkî bir prensip olarak değerlendirdiği için silâhlı isyan fikrini reddetmiş, bizzat kendisi de halife ve diğer yöneticilerin haksız uygulamalarını zaman zaman ağır ifadelerle eleştirerek onları adalet ve hakkaniyete çağırmakla yetinmiştir. Aynı şekilde Ebû Hanîfe'ye nisbet edilen el-Fıḳhü'l-ebsaṭ'taki bilgilere göre, İmâm-ı Âzam da İslâm ümmetinin başında bulunan ve ümmetin birliğini temsil eden devlet başkanına karşı -zalim dahi olsa- isyan ederek emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker adına silâhlı mücadeleye girişen ve böylece cemaatin birliğini tehlikeye sokanların "ıslah ettiklerinden ziyade ifsat ettiklerini" belirtmiş, bu sebeple Hâricîler'i şiddetle tenkit etmiştir. Benzer bir itham daha önce Hasan-ı Basrî tarafından da yapılmıştır (bk. Watt, s. 96-97). Mu'tezile ve Zeydiyye ile Mürcie'nin çoğunluğu da Hâricîler gibi, zalimleri bertaraf etmek için mümkün olduğu takdirde güç kullanmanın gerekli (vâcip) olduğunu savunmuşlardır. Ancak Mu'tezile'den Ebû Bekir el-Esam ve taraftarları, sadece âdil bir imamın etrafında toplanıp zalimlerin (ehlü'l-bağy) bertaraf edilmesini gerekli görmüşlerdir (Eş'arî, s. 451). İmâmiyye Şîası da prensip olarak silâhlı mücadeleyi kabul etmekle birlikte "mestûr imam" ortaya çıkıncaya kadar bu görevin askıda bulunduğunu savunurlar (İbn Hazm, V, 19).<br />
<br />
"Ehl-i hadîs" olarak da anılan Selefiyye İslâm ümmetini halife etrafında birleştirmek, sosyal barışı korumak, toplumun fitne ve fesat hareketlerine kapılarak parçalanmasını önlemek düşüncesiyle, insanların öldürülmesi ve aile fertlerinin esir alınması halinde bile siyasî otoriteye karşı silâhlı mücadeleye girişmeyi doğru bulmamışlardır. Onlara göre imam bazan âdil olur, bazan da olmaz; fâsık da olsa ümmetin onu uzaklaştırma yetkisi yoktur (Eş'arî, s. 451-452). Ünlü Zahirî âlimi İbn Hazm, fazla teslimiyetçi bulduğu bu görüşü çeşitli yönlerden eleştirerek reddetmiştir (el-Faṣl, V, 19-28). İbn Hazm bütün uyarılara rağmen zulüm ve haksızlığa devam eden, kötülüklerinin karşılığı olan cezanın kendisine uygulanmasına rıza göstermeyen devlet başkanının görevden uzaklaştırılarak yerine başkasının getirilmesi gerektiğini, zira şeriatın hükümlerinden herhangi birini ihmal etmenin câiz olmadığını belirtir (a.g.e., V, 28). Ancak Ehl-i sünnet âlimleri genellikle Selefiyye'nin görüşlerini benimsemişlerdir. Bu hususta Sünnîler içinde en radikal tavır takınanlardan biri olan Gazzâlî bile her ne kadar, "Zalim yönetici yönetimden çekilmelidir; çünkü o esasen mâzüldür veya azledilmesi gereklidir" derse de yöneticinin güçlü olması, azlinin zorlaşması, değiştirilmesinin umumi ve karşı konulmaz bir fitneye yol açması durumunda yerinde bırakılması ve kendisine bağlı kalınmasının vacip olduğunu ifade eder. Gazzâlî, bu şartlar altında mevcut yönetimi tamamen geçersiz sayarak yıkmaya kalkışmanın kamu menfaatlerini ortadan kaldıracağını belirtir ve böyle bir sonucu kâr sağlamayı düşünürken sermayeyi de kaybetmeye benzetir (İḥyâʾ, II, 179). Emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münkerin tanıtma (iyilik ve kötülük hakkında muhatabı bilgilendirme), nasihat, sert bir üslûpla uyarma, darb ve cezalandırma suretiyle güç kullanarak hakka yöneltme şeklinde sıraladığı metotlarından ilk ikisinin yöneticilere uygulanabileceğini söyleyen Gazzâlî, vatandaşın devlet adamlarına karşı güç kullanma yetkisinin bulunmadığını belirtir. Ancak eğer kötülük ve fitneye yol açmayacaksa sert üslûpla uyarma yoluna da başvurmak gerekir. Emir ve nehyin zararı yalnız bunu yapana dokunmakla sınırlı kalıyorsa devlet adamlarını sert ifadelerle uyarmak menduptur. Gazzâlî, selefin bu yönde uyanlar yaptıklarına ilişkin pek çok örnek aktardıktan sonra (a.g.e., II, 438-455) kendi döneminde, menfaat kaygıları âlimlerin dilini bağladığı için, bunların haksızlık karşısında suskun kaldıklarından veya konuşsalar bile sözleriyle halleri arasında çelişki bulunduğu için etkili olamadıklarından yakınır. Nihayet yönetimde ve toplumda görülen bozuklukları ulemâya, ulemânın bozulmasını da servet ve makam tutkusuna bağlar. Benzer bir teşhis İbn Teymiyye'de de görülür (el-İstiḳāme, II, 295).<br />
<br />
Selefleri gibi İbn Teymiyye de silâhlı mücadele konusuna olumsuz bakmış, hatta Gazzâlî'ye göre daha ılımlı bir tavır takınmıştır. Zira emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker bir ıslah faaliyetidir. Eğer bu faaliyet ıslah yerine fitneye ve fesada yol açacaksa bundan kaçınmak gerekir. Nitekim Allah, iyilere başka insanları zorla hidayete kavuşturma görevi yüklememiştir (bk. el-Mâide 5/105). İbn Teymiyye bu şekilde emir ve nehyi bir ıslah ve eğitim faaliyeti olarak gördüğü için. Ebû Ya'lâ'nın el-Muʿtemed'inde (s. 196) geçen bir hadise atıfta bulunarak bu faaliyeti yapacak kişilerde özellikle ilim, rıfk ve sabır gibi üç niteliğin bulunmasının gerekli olduğunu söyler. İbn Teymiyye Hâricîler, Mu'tezile ve Şîa'yı, bu metotları dikkate almadan emir ve nehiy konularında aşırı sertliğe yönelmekle suçlarken Ehl-i sünnet ve'l-cemaat'in, Hz. Peygamber'in bu husustaki tâlimatı uyarınca müslümanların birlik ve bütünlüğüne öncelik verdiğini, devlet başkanlarına karşı gelmekten, fitne savaşlarına katılmaktan kaçınmayı ilke edindiğini belirtir (el-İstiḳāme, II, 210, 215-216, 233).<br />
<br />
Mu'tezile ulemâsının, emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münkeri mezhebin beş temel prensibinden (usûl-i hamse) biri kabul etmesine rağmen Ehl-i sünnet ve İmâmiyye âlimleri kadar bu mesele üzerinde durmadıkları anlaşılmaktadır. Meselâ bu mezhebin önde gelen âlimlerinden Kādî Abdülcebbâr Şerḥu'l-Uṣûli'l-ḫamse adlı 800 sayfalık kitabında bu konuya, çoğu tekrar mahiyetinde olmak üzere sadece on dört sayfa ayırmıştır. Bununla birlikte Mu'tezile ulemâsı bu prensibe bilhassa uygulamada büyük önem vermiş; yabancı din ve kültür çevrelerinden İslâm'a yöneltilen fikrî saldırılara bu prensip uyarınca başarıyla karşı koydukları gibi kendi görüşlerinin İslâm ümmeti arasında gelişip güçlenmesi yolundaki çabalarını da buna bağlamışlardır. Ancak bu çabalarını zaman zaman farklı fikirde olanlara karşı zulüm ve haksızlık noktalarına kadar götürmüşlerdir, bu ise onların sonunu hazırlamıştır.<br />
<br />
Ehl-i sünnet ve bazı Mu'tezile âlimleri İmâmiyye Şîası'nın, mestûr imam zuhur edinceye kadar emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münkerin uygulanmaması gerektiği görüşünde olduklarını bildirirlerse de en azından geç dönem İmâmiyye'si için bu bilgi doğru görünmemektedir. Zira birçok İmâmiyye kaynağında emir ve nehiy konulan sistemli bir şekilde yer almış, özellikle nasihat ve sözlü uyarılarla bu görevin yerine getirileceği ifade edilmiş, hatta aşırıya kaçmamak şartıyla fiilî tedbire başvurmayı câiz görenler de olmuştur. Ancak bu âlimler imam ortaya çıkıncaya kadar zalimlere karşı silâhlı mücadele ve isyanı reddetmişler, bu yetkinin imama veya onun nasbettiği kişiye ait olduğunu kabul etmişlerdir (EIr., I, 995).<br />
<br />
İslâmî kaynaklarda emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münkere geniş yer verilmesi ve bu ilkenin daha çok hükmü ve uygulanmasıyla ilgili olarak yapılan tartışmalar, konunun İslâm toplum hayatı açısından büyük önem taşıdığını göstermektedir. Kaynakların incelenmesinden çıkan sonuca göre emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker fert ve toplum hayatına din, akıl ve maşerî vicdan tarafından benimsenen inançların, değerlerin ve yasama tarzının hâkim kılınması; dinin, aklın ve sağduyunun reddettiği her türlü kötülüğün önlenmesi yolunda ferdî ve toplu gayretleri, siyasî ve sivil önlemleri ifade etmektedir. Konuyla ilgili çok sayıdaki âyet ve hadis yanında bilhassa, "Kim bir kötülük görürse eliyle, buna gücü yetmezse diliyle onu önlesin; buna da gücü yetmezse kalbiyle kötülüğe öfke duysun; bu ise imanın en zayıf derecesidir" (Müslim, "Îmân", 78; Ebû Dâvûd, "Ṣalât", 232) meâlindeki hadis, İslâm'ın ortaya koyduğu dünya görüşü ve değer yargılarına aykırı tutum ve davranışlara karşı fiilî tedbirler almayı, sözlü uyarı ve psikolojik direniş şeklinde tepkiler göstermeyi gerekli kılmıştır. İslâm bilginleri bu tür nasların ferdî, sosyal ve evrensel planda önemini dikkate alarak davet ve cihad şeklindeki dışa dönük faaliyetler yanında içe dönük ıslâh çalışmalarının gerekliliğini de ısrarla belirtmişlerdir. Zaman zaman bu ilkenin ihmal edildiği şeklindeki yakınmalara rağmen (meselâ bk. Gazzâlî, II, 255; el-Makdisî, I, 157; Nevevî, II, 24; İbn Teymiyye, II, 295) devletin hisbe teşkilâtının sürdürdüğü resmî faaliyetlerden başka vaaz, irşad, nasihat gibi çalışmalar da her dönemde etkili bir şekilde yürütülmüş; özellikle dinî gayret ve hamiyeti güçlü kişiler şartların elverdiği ölçüde ferdî, ailevî ve içtimaî seviyede iyiliğin gelişip güçlenmesi, kötülüğün önlenmesi yolunda çaba harcamışlardır. Fertlerin dinî ve ahlâkî hayatın gelişmesine, kamu düzeninin sağlanmasına katkıda bulunmayı bir müslümanlık ve vatandaşlık borcu şeklinde telakki etmeleri İslâm toplumunun bir karakteristiği olarak görünmektedir. Bu telakkinin, özellikle XIX. yüzyıldan itibaren Batı'ya has anlamıyla gelişen ferdiyetçi ve liberalist düşünce ve anlayışların tesiri altında bir ölçüde zayıfladığı görülürse de geleneksel İslâm toplum yapısı bu husustaki etkisini hâlâ sürdürmektedir. Ayrıca İslâm dünyasının hemen her tarafında İslâmî kimliğe dönüş yolundaki ciddi çabalar da emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker kapsamı içinde değerlendirilebilecek olan önemli faaliyetlerin canlanmasına yol açmıştır. Vaaz ve irşad gibi geleneksel ıslâh faaliyetleri yanında basın yayın, konferans, seminer gibi modern usul ve araçlarla yürütülen çalışmalar bu yöndeki önemli gelişmelere örnek gösterilebilir.<br />
<br />
Kur'ân-ı Kerîm'den başlamak üzere bütün İslâmî kaynaklarda çocuklar, kadınlar, yaşlılar, sakatlar, kimsesizler, çalışanlar gibi kesimlerin haklarıyla dinî değerler, çevre, canlı ve cansız tabiat, halk sağlığı ve genel olarak insan hakları, ilim ve kültür, adalet, hürriyet, toplumsal barış gibi değerlerin ve ideallerin korunup geliştirilmesine özel önem verilmiş, bunlara yönelik her türlü zararlı ve yıkıcı eğilimlerin etkisiz kılınması ve genel olarak İslâm'ın fitne ve fesat saydığı kötülüklerin bertaraf edilmesi istenmiştir. Bütün bu hedeflere ulaşmak maksadıyla kurulan dernek, vakıf vb. teşkilâtların İslâmî ölçülere uygun çalışmalarının da toplum için farz-ı kifâye sayılmış olan emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker içinde değerlendirilmesi gerekir. Bu tür faaliyetlerin kurum planında arttırılarak sürdürülmesi hem İslâm'ın ruhuna hem de modern hayatın gerçeklerine uygun görünmektedir.<br />
<br />
Bu arada Ehl-i sünnet'in toplumda yeni haksızlıklara, fitne ve fesada yol açılmasını önlemek düşüncesiyle, emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker faaliyetlerinde yaptırımlı fiilî müdahaleleri sadece resmî kurumlara bıraktığı, fertlerin ve dolayısıyla sivil örgütlerin yetkisini ise eğitme, aydınlatma ve uyarma gibi barışçı teşebbüsler ve iyiliğe ortam hazırlamakla sınırladığı gözden uzak tutulmamalıdır. Ayrıca bu tür faaliyetlerin ehliyetli kimseler tarafından ve sadece ma'rûf veya münker olduğu hususunda İslâm bilginlerince görüş birliği sağlanmış olan konularda sürdürülmesi gerekmektedir.<br />
<br />
Hicretle birlikte Allah Rasûlü, Medine'de yeni bir toplumun temellerini atmıştı. Bir yandan sevgi ve kardeşliğe dayalı bu toplumun bağlarını güçlendirmeye gayret ederken bir yandan da onu daha da geliştirmeye çalışıyordu. Bu amaç doğrultusunda İslâm toplumunun lideri olarak ashâbına, insanlar arası ilişkileri pekiştirecek davranışları öğütlerken, toplumsal birliği zedeleyecek söz ve fiilleri yasaklıyordu.<br />
<br />
Onlardan da aynı hassasiyeti bekliyor, birbirlerini görüp gözetmelerini istiyor; herkesin din kardeşini iyi ve güzel olana teşvik edip, kötü ve çirkin olan şeylerden uzaklaştırmasını istiyordu. Böylece kendi kendisini sürekli gözden geçirerek yenileyen, güçlü bir toplum olmalarını arzuluyordu. Bir gün onlara İsrâiloğulları'nı helâke sürükleyen sebeplerden birinin de “emir bi'l-ma'rûf ve nehiy ani'l-münker” görevini terk etmeleri olduğunu anlattı.<br />
<br />
Öyle ki onlardan bir adam kötülük yapan birini gördüğünde ona önce, “Allah'tan kork ve bu yaptığından vazgeç. Çünkü bu sana helâl değildir.” diyor fakat ertesi gün yaptığı kötülükten vazgeçmediğini görse de bu durum onunla olan ilişkilerini devam ettirmesine engel olmuyordu. Bu vurdumduymazlıkları sebebiyle Allah Teâlâ onları birbirine benzetti. Kötülükleri çoğaldığı, isyan ettikleri ve Allah'ın koyduğu sınırları aştıkları için peygamberleri tarafından da lânetlendiler. Onların bu hâlleri inananlara bir ibret olarak Kur'an'da yerini almıştı. Bu âyetleri uzun uzun okuyan Allah Rasûlü, İsrâiloğulları'nın kendi sonlarını nasıl kendilerinin hazırladığını ortaya koyduktan sonra oturduğu yerden doğrularak tüm dikkatleri üzerine topladı ve ashâbına şu hayatî mesajı verdi: <br />
<br />
 كَلاَّ وَاللَّهِ لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ وَلَتَأْخُذُنَّ عَلَى يَدَىِ الظَّالِمِ وَلَتَأْطُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ أَطْرًا وَلَتَقْصُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ قَصْرًا <br />
<br />
“Dikkat edin. Allah'a yemin olsun ki, siz (ya) iyiliği emreder/teşvik eder kötülükten menedersiniz/uzaklaştırırsınız, zalimin elinden tutup onu hakka döndürürsünüz ve onu hak üzere tutarsınız (ya da sizin sonunuz da onlar gibi olur).”1<br />
<br />
Mekke döneminden itibaren Kur'an âyetlerinde yer alan “emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker” ileriki dönemlerde de hem Kur'an hem de Hz. Peygamber tarafından ısrarla üzerinde durulan bir kaide olmuş, dinin temel prensiplerinden biri kabul edilmiştir. “Ma'rûf” kelimesi, sözlükte “bilinen, tanınan” anlamına gelmekte olup insanlar tarafından iyi kabul edilen, benimsenen şeyleri ifade etmektedir. Eski Arap toplumunda “iyilik, ikram, cömertlik” gibi anlamları içeren bu sözcük2 Kur'ân-ı Kerîm ve hadislerde de aynı anlamı korumuş,3 bazen de aynı mânâda kullanılan “Urf” sözcüğüyle ifade edilmiştir.4 <br />
<br />
Bununla birlikte İslâm dininde ma'rûf kelimesinin kapsamı oldukça genişlemiş, Allah'a itaati ve yakınlaşmayı sağlayan, aklın ve dinin güzel kabul ettiği, insanlar tarafından yadırganmayan her türlü söz ve davranış ma'rûf olarak anılmıştır.5 Keza aklı selimin veya İslâm'ın çirkin gördüğü, dinen yasaklanan her şeye, ma'rûf kelimesinin zıttı olan “bilinmeyen, sıkıntı veren, hoş görülmeyen” anlamındaki “münker” ismi verilmiştir.6 <br />
<br />
Hz. Peygamber ile sahâbeden Harmele b. Abdullah arasında geçen diyalog bu tanımın haklılığını ortaya koymaktadır. İlmini artırmak üzere Allah Rasûlü'ne gelerek, “Bana ne yapmamı emredersin?” diye soran Harmele'ye Rasûlullah, <br />
<br />
اِئْتِ الْمَعْرُوفَ وَ اجْتَنِبِ الْمُنْكَرَ<br />
<br />
“Ma'rûfu yap ve münkerden sakın.” buyurmuştur. Muhtemelen daha açık bir emir bekleyen Harmele'nin sorusunu tekrarlaması üzerine Hz. Peygamber de cevabını yinelemiş ve yaptığı fiiller hakkında insanların nasıl tepkiler verdiğine dikkat etmesini, onların tasvip ettiği şeyleri yapmaya devam ederek, hoş görmediklerinden kaçınmasını söylemiştir.2<br />
<br />
Ma'rûf ve münker kelimelerine yüklenen bu geniş anlamlar doğrultusunda “iyiliği tavsiye/teşvik etme ve kötülükten sakındırma/uzaklaştırma” şeklinde tercüme edilen “emir bi'l-ma'rûf ve nehiy ani'l-münker” de çok geniş bir kapsamda düşünülmüştür.<br />
<br />
Kur'ân-ı Kerîm'de dokuz defa tekrarlanan bu ifadenin herhangi bir söz veya fiille kayıtlanmaması bu fikri desteklemektedir. Dolayısıyla en genel anlamda, “Allah Teâlâ'nın rızasına ve insanların hayrına uygun olan her türlü şeyi teşvik edip, O'nun razı olmayacağı her türlü söz ve fiilden sakındırmak/uzaklaştırmak” olarak anlaşıldığında, insanlığa bir “uyarıcı” olarak gönderilen9 Hz. Peygamber'in ashâbına söylediği bütün sözlerin, emir ve nehiylerin, tavsiye ve ikazların tamamını “emir bi'l-ma'rûf ve nehiy ani'l-münker” çerçevesinde değerlendirmek mümkündür.<br />
<br />
Zira Allah Rasûlü'ne, hangi ameli işlemesi gerektiği konusunda danışan Harmele, onun ısrarla ma'rûfu yapıp münkerden kaçınmayı tavsiye etmesi üzerine düşündüğünde, aslında bu ikisinin hiçbir şeyi dışarıda bırakmadığını, bir anlamda dinin tamamını kapsadığını fark etmiştir.10<br />
<br />
Yüce Allah, Kur'ân-ı Kerîm'de Müslümanlara hitaben, <br />
<br />
كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ <br />
<br />
“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder/teşvik eder, kötülükten alıkoyar/uzaklaştırırsınız ve Allah'a inanırsınız...”3 buyurmuş, başka âyetlerde de iyiliği teşvik ederek kötülükten sakındırmayı müminlerin başlıca özellikleri arasında zikretmiştir.12 <br />
<br />
İnananlara “iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırma” erdemini aşılamaya gayret eden Allah Resûlü de bu vasfın imanla olan sıkı ilişkisini vurgulamıştır. <br />
<br />
مَنْ رَأَى مُنْكَرًا فَاسْتَطَاعَ أَنْ يُغَيِّرَهُ بِيَدِهِ فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ <br />
<br />
“Bir kötülük gören kişi, eli ile değiştirmeye gücü yetiyorsa onu eli ile değiştirsin. Buna gücü yetmez ise dili ile değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbi ile (o kötülüğe) tavır koysun (onu hoş görmesin). Ve bu da imanın asgarî gereğidir”4 buyurmuş, yapılan kötülükten rahatsızlık duymayan kişinin kalbinde ise zerre kadar imanın bulunmadığını ifade etmiştir.14 <br />
<br />
Allah'a inanan bir mümin kötülüğe asla razı olmaz, bir kötülük gördüğünde onu gücü nispetinde ortadan kaldırmaya çalışır, önlemeye güç yetiremediği olaylar karşısında da gönlü huzursuz olur, hiçbir şey olmamış gibi rahat davranamaz.<br />
<br />
Zira Hz. Peygamber'in bildirdiği üzere, işlenen bir kötülüğü gördüğü hâlde engelleyemeyen ancak bu duruma kalben razı olmayan kişi orada bulunmamış gibi kabul edilir. Buna karşılık, kötü bir işin yapıldığından haberdar olup bundan memnuniyet duyan kişi ise, orada bulunanlar gibi sorumlu tutulacaktır.15 Müminlerin bu bilinçle yaşamalarını isteyen Allah Resûlü, <br />
<br />
لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا وَيَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ<br />
<br />
“Küçüğümüze merhamet etmeyip büyüğümüze saygı göstermeyen ve iyiliği emredip/teşvik edip kötülükten sakındırmayan bizden değildir.”5 buyurmuş, boş vakitlerinde yol kenarlarında oturup sohbet edenlere dahi buralarda oturdukları müddetçe iyiliği tavsiye edip kötülükten uzaklaştırma görevini yerine getirmelerini öğütlemiştir.17 <br />
<br />
Müminin bu görevi yerine getirmesi ona sadaka sevabı kazandırır,18 iyiliğe çağırdığı kimsenin bu çağrıya kulak vermesi hâlinde ise mükâfatı daha da artar. Zira Peygamberimizin ifadesiyle, <br />
<br />
 إِنَّ الدَّالَّ عَلَى الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ <br />
<br />
“Hayra vesile olan kişi onu yapmış gibidir.”6<br />
<br />
Her fırsatta anne babaya,20 komşulara,21 bütün insanlara22 hatta hayvanlara23 ve bitkilere24kısacası bütün mahlûkâta iyi davranmayı tavsiye eden Peygamber Efendimiz, Allah Teâlâ'nın müminlere her işte iyiliği emrettiğini bildirmiştir.25 Kötü olan her şeyden ashâbını sakındırırken, Allah Teâlâ nezdinde “iyi” olan her şeye karşı onları teşvik etmiştir. Bu terbiyeyle yetişen ashâb da bu konuda oldukça titiz davranmış, emir bi'l-ma'rûf ve nehiy ani'l-münker ilkesini hayatlarına en güzel şekilde tatbik etmeye gayret etmişlerdir.<br />
<br />
Özellikle Rasûlullah'ın vefatından sonra ondan aldıkları dinî bilgiyi muhafaza etmeye özen göstermişler, Kur'an ve sünnete aykırı olan her şeyi bid'at kabul ederek dışlamışlar, bunun topluma sirayet etmesine engel olmaya çalışmışlardır.26 Hataları izale edip doğruları hâkim kılmak adına yöneticileri uyarmaktan, eleştirmekten çekinmemişlerdir.27 <br />
<br />
Zira Allah Resûlü, haksızlık yapan bir yöneticiye doğruyu söylemenin ehemmiyetine vurgu yaparak, <br />
<br />
أَفْضَلُ الْجِهَادِ كَلِمَةُ عَدْلٍ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ <br />
<br />
“En üstün/iyi cihad, zalim yöneticinin karşısında hakkı dile getirmektir.”7 buyurmuştur.<br />
<br />
Sahâbeden Hişâm b. Hakîm gibi bazı kimseler, emir bi'l-ma'rûf ve nehiy ani'l-münker görevini yerine getirmedeki hassasiyetleriyle tanınmışlardır. Öyle ki ashâbın önde gelenlerinden Hz. Ömer'e kötü bir fiilin işlendiği haber verildiğinde, “Ben ve Hişâm yaşadığı müddetçe böyle bir şey olamaz.” dediği nakledilmiş ve bu güzide sahâbînin insanları iyi ve güzel olana teşvik etmek ve onlara nasihatte bulunmak için diyar diyar gezdiği bildirilmiştir.29<br />
<br />
Toplum içerisinde iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırma görevini kimlerin üstleneceği, ne zaman ve ne şekilde yapacağı çok iyi bir şekilde belirlenmek durumundadır. Müslümanları iyiliğe teşvik edip kötülükten sakındırmayı tavsiye eden âyetlere bakıldığında bu hususun aslında bütün Müslümanlar için özel bir sosyal ve ahlâkî görev olduğu görülür.30 <br />
<br />
Dolayısıyla, <br />
<br />
وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ <br />
<br />
“Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velîleridir. Onlar iyiliği emreder/teşvik edip, kötülükten alıkoyarlar/sakınıdırırlar.”8 âyetinde açıkça ifade edildiği üzere, Müslüman olan herkesin bu görevi yerine getirmesi gerekir.<br />
<br />
Buna göre mümin bir kimse, şartların uygun olması hâlinde kötülüğü bizzat ortadan kaldırmakla yükümlüdür. Fiilen bunu yapmanın mümkün olmadığı durumlarda ise müminin, kötülük yaptığını gördüğü kişiyi sözlü olarak uyarması, bu yaptığının yanlış olduğunu bildirmesi beklenir.<br />
<br />
Tıpkı Rasûlullah'ın vefatından sonra Emevî halifesi Mervân'a ikazda bulunan bir şahıs gibi. Bir bayram günü Mervân, minberi namaz kılınacak yere taşımış, hutbeyi de bayram namazından önce okumuştu. Bunun üzerine bir zât, Mervân'a Hz. Peygamber zamanında minberin namaz kılınan yere çıkarılmadığını, hutbenin de namazdan sonra okunduğunu hatırlatarak onu uyarmıştı.32 Ne fiilî ne de sözlü müdahaleye gücü yetmeyen kişi ise en azından, işlenen kötülüğe kalben razı olmamalı ve hoşnutsuzluğunu tavırlarıyla ifade etmelidir.<br />
<br />
İyiliği emreden/teşvik eden ve kötülükten meneden/sakındıran kişi, toplumda “iyi” olarak kabul edilen, çevresine “güven” veren, saygın bir insan olmalıdır. Toplum tarafından benimsenmeyen bir kişinin başkalarına etki edebilmesi mümkün değildir. Başkasına iyilikleri telkin edip kötülüklerden uzaklaşmasını öğütleyen kişi, öncelikle özeleştiri yapmalı, kendisinde bu söylediklerine muhalif bir özellik olup olmadığını gözden geçirmeli, başkalarından önce kendini düzeltmelidir.<br />
<br />
Nitekim nübüvvet öncesi dönemde üstün ahlâkıyla tanınan ve herkes tarafından “el-Emîn” diye anılan Allah Rasûlü'nün bu hâli, İslâm'ın yayılmasında önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca inananlara Allah Teâlâ'nın emir ve nehiylerini açıklayan Rasûlullah'ın, öğrettiği her şeyi öncelikle kendi hayatında uygulayarak bunları içselleştirmesi, âdeta Kur'an'ın canlı bir temsilî olması,33 kendisine olan inancın ve samimiyetin artmasını sağlamıştır. Canlarından çok sevdikleri bu insana sonsuz güven duyan müminler onun söz, fiil ve takrirlerini adım adım takip etmişler, sünnetine sarılarak onu en güzel şekilde korumaya gayret etmişlerdir.<br />
<br />
Allah'ın Rasûlü, inananlara da aynı tavır içinde olmalarını salık vermiş, kişinin kendisini olduğu kadar çevresindekileri de kötülük yapmaktan alıkoymasını sadaka olarak nitelendirmiştir.34 Buna karşılık iyiliğe teşvik etme ve kötülükten sakındırma noktasında, söyledikleriyle muhalif bir yaşantı örneği sunan insanın kıyamet günündeki acıklı hâlini şu şekilde tasvir etmiştir: <br />
<br />
يُؤْتَى بِالرَّجُلِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُلْقَى فِى النَّارِ فَتَنْدَلِقُ أَقْتَابُ بَطْنِهِ فَيَدُورُ بِهَا كَمَا يَدُورُ الْحِمَارُ بِالرَّحَى فَيَجْتَمِعُ إِلَيْهِ أَهْلُ النَّارِ فَيَقُولُونَ يَا فُلاَنُ مَا لَكَ أَلَمْ تَكُنْ تَأْمُرُ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَى عَنِ الْمُنْكَرِ فَيَقُولُ بَلَى قَدْ كُنْتُ آمُرُ بِالْمَعْرُوفِ وَلاَ آتِيهِ وَأَنْهَى عَنِ الْمُنْكَرِ وَآتِيهِ <br />
<br />
“Kıyamet günü bir adam getirilip, cehenneme atılacaktır. Bağırsakları dışarı dökülen bu adam, eşeğin değirmen taşının etrafında döndüğü gibi cehennemde, bağırsaklarının etrafından dönecektir. Cehennemdekiler etrafına toplanıp, 'Sen iyiliği tavsiye edip, kötülüklerden insanları uzaklaştırmaz mıydın (bu ne hâl)?' diye soracaklardır. Bunun üzerine o adam, 'Evet. İyiliği emrederdim, ancak kendim yapmazdım; kötülüklerden insanları sakındırırdım, ancak onları kendim yapardım.'”9<br />
<br />
Yüce Rabbimiz iyiliği tavsiye edecek, kötülüğü önlemeye çalışacak kimsenin önce söylediklerini kendi hayatında yaşamasını istemiş, kendi hayatında uygulamadığı ve ileride de yapmayacağı şeyleri başkalarının yapmasını talep edenleri Kur'an'ın farklı âyet-i celîlelerinde kınamıştır: <br />
<br />
اَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ اَفَلَا تَعْقِلُونَ<br />
<br />
“(Ey bilginler!) Sizler Kitab'ı (Tevrat'ı) okuduğunuz (gerçekleri bildiğiniz) hâlde insanlara iyiliği söyleyip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?”10<br />
<br />
يَا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ ﴿2﴾ كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللّٰهِ اَنْ تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ ﴿3﴾<br />
<br />
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.”11<br />
<br />
İyiliği tavsiye edip kötülükten uzaklaştırmaya çalışmada üslûp çok önemlidir. Bu görevi yerine getiren kişiler müjdeleyici ve kolaylaştırıcı olmalı, nefret ettirici ve zorlaştırıcı olmamalı,38 insanları hikmetle ve güzel öğütle iyiliğe çağırmalı39 ve onlara yumuşak, hoşgörülü ve merhametli davranmalıdır.<br />
<br />
Nitekim cahil bir bedevînin mescidin içinde idrarını yapması üzerine, ashâb hiddetlenerek ona doğru yürümüş, ancak Şefkat Peygamberi onlara, <br />
<br />
دَعُوهُ وَهَرِيقُوا عَلَى بَوْلِهِ سَجْلاً مِنْ مَاءٍ ، أَوْ ذَنُوبًا مِنْ مَاءٍ ، فَإِنَّمَا بُعِثْتُمْ مُيَسِّرِينَ ، وَلَمْ تُبْعَثُوا مُعَسِّرِينَ<br />
<br />
“Onu bırakın, işini görsün. Sonra idrarının üzerine bir kova su döküp onu temizleyin, çünkü siz zorluk çıkarmak için değil kolaylık göstermek için gönderildiniz.”12 buyurmuştur. <br />
<br />
Kur'ân-ı Kerîm'de Rasûlullah'a hitaben, <br />
<br />
وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ<br />
<br />
“...Sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi...”13 diyen Allah Teâlâ, insanları iyiliğe davet etmede yumuşak huyluluğun önemini ifade etmiştir.<br />
<br />
Hz. Peygamber de İslâm dinini yaymak üzere gönderdiği elçilere daima kolaylaştırıcı ve müjdeleyici olmalarını tavsiye etmiştir.42 Zira dilimizde ifade edildiği üzere, “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” Aynı şekilde iyiliği emredip kötülükten sakındıracak kişi bıktırıcı olmamaya da dikkat etmeli, muhatabın uygun zamanını kollamalıdır.<br />
<br />
Nitekim güzide sahâbî Abdullah b. Mes'ûd, her perşembe günü halka öğüt veriyor, iyiliği tavsiye ediyor, kötülükten sakındırıyor, halka vaaz ve nasihatte bulunuyordu. Kendisini dinleyen birinin bu nasihatleri her gün dinlemek istediğini söylemesi üzerine o, şöyle cevap vermişti:<br />
<br />
أَمَا إِنَّهُ يَمْنَعُنِى مِنْ ذَلِكَ أَنِّى أَكْرَهُ أَنْ أُمِلَّكُمْ ، وَإِنِّى أَتَخَوَّلُكُمْ بِالْمَوْعِظَةِ كَمَا كَانَ النَّبِىُّ صلى الله عليه وسلم يَتَخَوَّلُنَا بِهَا ، مَخَافَةَ السَّآمَةِ عَلَيْنَا .<br />
<br />
“Size bıkkınlık vermek istemeyişim beni bundan alıkoyuyor. Rasûlullah bize bıkkınlık vereceği endişesiyle öğüt verme konusunda nasıl bizim durumumuzu kolluyor idiyse, ben de sizin uygun zamanınızı gözetiyorum.”14<br />
<br />
Emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker görevini yerine getirmede herkesin bilgisi, gücü ve yetkisi nispetinde hareket etmekle yükümlü olduğu unutulmamalıdır. Kişi, yetkisini aşan konularda, olaylara bizzat müdahale etmek yerine daha yetkili bir mercie başvurarak sorumluluğunu yerine getirmiş olur.<br />
<br />
Nitekim iyiliği emredip kötülükleri izale etmesiyle meşhur Hişâm b. Hakîm, Şam bölgesinde cizye ödemeyen çiftçilere eziyet edildiğini gördüğünde bizzat müdahalede bulunmamış, durumu vali Umeyr b. Sa'd'a bildirerek onların serbest bırakılmalarını sağlamıştır.44 <br />
<br />
Mervân'ı sözlü olarak uyaran zâtın üzerine düşeni yaptığını söyleyen Ebû Saîd el-Hudrî'nin bu kanaati de söz konusu şahsın içinde bulunduğu durumu fiilen düzeltmekle sorumlu olmadığını ifade etmektedir.45 <br />
<br />
İnsanların yetkileri dışında hareket ederek kendi ictihadlarına göre iyi ya da kötü gördükleri davranışlar hususunda başkalarına yaptırım uygulamaları, bunu yaparken sorumluluklarını aşan bir tavır içine girmeleri, özellikle şiddete başvurmaları toplumu büyük bir karmaşaya sürükler. İslâm tarihinde asıl amacı “ıslah etmek” olan emir bi'l-ma'rûf adına, çeşitli fırkaların birbirleriyle şiddetli mücadelelere giriştiği ve sonuçta daha büyük fitnelere yol açmak suretiyle topluma zarar verdiği bilinen bir husustur.46 <br />
<br />
Bu nedenle, <br />
<br />
وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاُولٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ <br />
<br />
“Sizden, hayra çağıran, iyiliği teşvik edip kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”15 âyetinde ifade edildiği üzere, İslâm dininde bu görevi üstlenen özel bir topluluğun olması öngörülmüştür. Bu amaçla İslâm tarihinde “hisbe” adı verilen bir teşkilat oluşturulmuştur. Kamu hukukuna dair meselelerle ilgilenen bu kurum emir bi'l-ma'rûf ve nehiy ani'l-münkeri yerine getirmede birtakım özel yetkilerle donatılmış, yetkisini aşan durumlarda ise olayları mahkemeye havale etmiştir.48<br />
<br />
Her kötülük kalpte bir kara nokta oluşturur. Eğer bir insan yaptığı kötülüğü anlar, pişman olur, tevbe ederse kalbindeki kara nokta gider. Ama bunun farkına varmaz, işlediği kötülüklere devam eder, pişmanlık duymazsa kalpteki kara lekeler çoğalır ve zamanla kalbi istila eder. Artık o kalbin sahibi boğazına kadar günah bataklığına batmış, hem dünyasını hem de âhiretini karartmıştır.<br />
<br />
İşte toplum da böyledir. İşlenen bir kötülük uygun bir şekilde önlenirse toplumda meydana getireceği tahribat en az zararla atlatılmış olur. Aksi takdirde durgun suya atılan taşın meydana getirdiği dalgalanmalar gibi o kötülük aileden mahalleye, mahalleden beldeye, beldeden bölgeye ve nihayetinde tüm ülkeye yayılır. Ondan, masum olan olmayan, suçlu olan olmayan herkes zarar görür.<br />
<br />
Allah Resûlü bunu bir gemide yaşayan iki grup insana benzetir. Kura sonucu bu iki gruptan biri geminin alt katına, diğeri ise üst kata yerleştirilmiştir. Alt kattakiler su ihtiyaçlarını gidermek için üst kata çıkmak zorunda kaldıklarından geminin alt tarafına bir delik açmaya karar verirler. Böylece üst kattakileri rahatsız etmeden ihtiyaçlarını giderebileceklerini düşünürler. Rasûlullah der ki, <br />
<br />
فَإِنْ يَتْرُكُوهُمْ وَمَا أَرَادُوا هَلَكُوا جَمِيعًا ، وَإِنْ أَخَذُوا عَلَى أَيْدِيهِمْ نَجَوْا وَنَجَوْا جَمِيعًا <br />
<br />
“Eğer üsttekiler, alttakileri, yapacakları bu işten vazgeçirmezlerse hepsi birden helâk olur. Fakat onlara engel olurlarsa hepsi birden kurtulur.”16<br />
<br />
Aynı şekilde toplumda bilgi ve yetki bakımından üstün olanlar diğer insanların hatalarını düzeltme gayretinde olmazsa giderek bozulan çevrede kendilerinin de felâkete uğraması kaçınılmazdır.<br />
<br />
Nitekim Yüce Allah, kendi sınırlarını ihlâl ettikleri için gazabını hak eden İsrâiloğulları hakkında, <br />
<br />
لَوْلَا يَنْهٰيهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ عَنْ قَوْلِهِمُ الْاِثْمَ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَ<br />
<br />
“Din adamları ve âlimleri onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten menetselerdi ya!”17 buyurmakta, <br />
<br />
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً<br />
<br />
“Öyle bir azaptan sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz.”18 diyerek Müslümanları da bu konuda uyarmaktadır.<br />
<br />
Allah Rasûlü de <br />
<br />
وَالَّذِى نَفْسِى بِيَدِهِ لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ أَوْ لَيُوشِكَنَّ اللَّهُ أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عِقَابًا مِنْهُ ثُمَّ تَدْعُونَهُ فَلاَ يُسْتَجَابُ لَكُمْ <br />
<br />
“Bu canı bu tende tutan Allah'a yemin ederim ki ya iyiliği teşvik edip kötülükten sakındırırsınız/uzaklaştırırsınız ya da Allah size bir ceza gönderir de O'na dua edersiniz ama O, duanıza karşılık vermez.”19 buyurarak iyiliği tavsiye etme gayreti ve kötülüğü önleme bilincinden yoksun olan insanların dualarının bile Allah katında makbul olmayacağını haber vermiştir.53 <br />
<br />
Bu görevin, herkesin kendi yaptığından sorumlu olduğunu,54 bireylerin herkesten önce kendilerini düzeltmeleri gerektiğini bildiren55 âyetlerle çeliştiği düşünülmemelidir. Nitekim Hz. Peygamber'in vefatından sonra bazı kimseler, <br />
<br />
يَا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْ<br />
<br />
“Ey iman edenler! Siz kendinize bakınız, siz hidayet yolunda olduğunuzda sapıtan size zarar veremez.”20 âyetini herkesin kendinden sorumlu olduğu, dolayısıyla emir bi'l-ma'rûf ve nehiy ani'l-münkerin terk edilmesi gerektiği şeklinde yorumlamışlardı. Böyle bir anlayışın İslâm'la bağdaşmadığını çok iyi bilen Hz. Ebû Bekir, “Ey insanlar! Siz bu âyeti yanlış anlıyorsunuz.” diyerek duruma müdahale etmiştir.57 <br />
<br />
Cerîr b. Abdullah'ın Rasûlullah'tan naklettiği şu hadis konuya açıklık getirmiştir: <br />
<br />
مَا مِنْ قَوْمٍ يُعْمَلُ فِيهِمْ بِالْمَعَاصِي هُمْ أَعَزُّ مِنْهُمْ وَأَمْنَعُ لَا يُغَيِّرُونَ إِلَّا عَمَّهُمْ اللَّهُ تَعَالَى بِعِقَابِهِ<br />
<br />
“Aralarında günahlar işlenip durduğu hâlde bu günahları işleyenlerden daha güçlü ve onları engellemeye muktedir iken bunu yapmayan topluluğun hepsine birden Allah azap verir.”21<br />
<br />
İslâmiyet hak, adalet, iyilik duygularıyla inşa ettiği mümin gönülleri, her ne olursa olsun haktan yana olmak idealiyle olgunlaştırdığı ruhları, günlük hayatın içerisinde cereyan eden her türlü hadiseye karşı hak duygusuyla bakma, haktan yana tavır alma, iyilikleri yayma, kötülüklerden sakındırma sorumluluğuna çağırmaktadır. Bunun içindir ki Allah Rasûlü, yaşadığı toplumun haksızlık üzerine kurulu düzenine tahammül edememiş, iyilik adına her ne varsa bizzat yaşamış ve yaşadığı topluma anlatmış, içinde bulunduğu bütün kötülüklerden de toplumunu kurtarmaya çalışmıştır.<br />
<br />
Günümüz Müslümanları da yaşadıkları topluma ve sosyal problemlere karşı kayıtsız kalmamalı, “Adam, aldırma da geç git!” dememelidir. Çünkü Müslüman, “komşusu açken tok yatamayacak”59 kadar çevresine duyarlı olmayı telkin eden, dünyanın her hangi bir köşesinde bir Müslüman'ın çektiği sıkıntıyı her hangi bir organındaki sancı kadar yakından hissetmeyi60 öğütleyen bir dinin temsilcisidir.<br />
<br />
Dolayısıyla bulunduğu mevki, sahip olduğu imkânlar, bilgi ve becerisi, kendisine tanınan yetkiler nispetinde mutlaka çevresindekilere iyiliği tavsiye etmekle ve gördüğü kötülükleri engellemekle yükümlüdür. Bir yazar bir fiilin kötülüğü hakkında kalemini konuşturarak, bir bilim adamı da yapılan kötülüğün zararlarını ortaya koyarak halkı aydınlatabilir.<br />
<br />
Kendi kendini denetleyen, düzelten ve yenileyen, diri bir toplum olabilmek, ancak herkesin bu bilinçle, üzerine düşeni en güzel şekilde yapmasıyla mümkündür. Kendi kendisine yeten, birbirine kenetlenmiş, güçlü bir toplumun iç karışıklıklardan korunmakla kalmayıp, dış müdahalelere de geçit vermeyeceği aşikârdır.<br />
<br />
İyiliği yayma ve kötülüğü önleme gayreti, gücü nispetinde her müminin bigâne kalamayacağı bir görev ise de öncelikle yetkisi ve bilgisi olan kimselerin sırtında ağır bir sorumluluktur. İnanan insan kendisini böyle bir vazifeden azade görürse bilmelidir ki üzerinde yaşadığı geminin batması hâlinde kendisi de boğulmaktan kurtulamayacaktır. Herkes bilgisi, becerisi, kabiliyeti nispetinde bu dinî vecibeye gönül vermeli, elini taşın altına koymalıdır.<br />
<br />
1 Ebû Dâvûd, Melâhim, 17.<br />
<br />
2 Beyhakî, Şuabü’l-îmân, VII, 501.<br />
<br />
3 Âl-i İmrân, 3/110.<br />
<br />
4 Ebû Dâvûd, Salât, 239-242.<br />
<br />
5 Tirmizî, Birr, 15<br />
<br />
6 Tirmizî, İlim, 14.<br />
<br />
7 Ebû Dâvûd, Melâhim, 17.<br />
<br />
8 Tevbe, 9/71.<br />
<br />
9 Müslim, Zühd, 51.<br />
<br />
10 Bakara, 2/44.<br />
<br />
11 Saff, 61/2-3.<br />
<br />
12 Buhârî, Vudû’, 58.<br />
<br />
13 Âl-i İmrân, 3/159.<br />
<br />
14 Buhârî, İlim, 12.<br />
<br />
15 Âl-i İmrân, 3/104.<br />
<br />
16 Buhârî, Şirket, 6.<br />
<br />
17 Mâide, 5/63.<br />
<br />
18 Enfâl, 8/25.<br />
<br />
19 Tirmizî, Fiten, 9.<br />
<br />
20 Mâide, 5/105.<br />
<br />
21 İbn Hanbel, IV, 366.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak : </span></span><br />
<br />
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi<br />
insanveislam</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İrşad Ne Demek? - İrşad Etmek Ne Demektir? - İrşad Olmak Ne Demektir?</span></span><br />
<br />
Sözlükte "doğru yolu bulup kararlılıkla benimsemek" anlamındaki rüşd kökünden masdar olan irşâd "doğru yolu göstermek" demektir. Burada sözü edilen yolun maddî mânada olması mümkün görülmekle birlikte daha çok aklî-mânevî alanı ilgilendirdiği kabul edilir. Dolayısıyla irşad din terminolojisinde hidayet ile eş anlamlı olarak kullanılmıştır. Ancak hidayeti gerçekleştirme işi genellikle Allah'a nisbet edildiği halde irşad kula da izâfe edilebilmektedir. "Allah'ın, kulunun fiilini kendi rızâsına uygun şekilde yaratması" diye tanımlanabilen tevfîk ile (et-Taʿrîfât, "tevfîḳ" md.) irşad arasında anlam yakınlığı bulunmaktadır. Fakat irşad, hem mümin hem de kâfire yönelik olduğu halde tevfîk sadece müminler için söz konusudur. İrşad kavramıyla anlam yakınlığı bulunan kelimelerden biri de da'vettir. "İnsanları İslâm dinini benimsemeye ve müslümanları dinî görevlerini yerine getirmeye çağırma" anlamındaki davet daha çok bu iki anlamın birincisinde, irşad ise ikincisinde yaygınlık kazanmıştır. Bunlara ayrıca teblîğ, tezkîr, tebşîr, inzâr ve emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker kavramlarını da ilâve etmek mümkündür.<br />
<br />
İrşad kelimesi Kur'ân-ı Kerîm'de yer almamakla birlikte rüşd kökü ve ondan türeyen kelimeler on dokuz âyette geçmektedir (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, "rşd" md.). "Hidayet, doğruluk, isabet, hayır, fayda, reşid olma" mânalarına gelen bu kelimeler mutlak olarak veya insana nisbet edilerek kullanılmış, bir âyette mürşid ismi dolaylı biçimde Allah'a izâfe edilmiştir (el-Kehf 18/17). Diğer bir âyette doğru yolu bulabileceklerin nitelikleri Allah'ı kendilerine yakın bilip O'na yönelmek, davetine icâbet edip inanmak şeklinde ifade edilmiştir (el-Bakara 2/186). Doğru yolu bulmuş olanların zikredildiği bir âyette ise bu nitelikler, "Allah size imanı sevdirmiş, onu gönüllerinize sindirmiş, küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir" (el-Hucurât 49/7) cümleleriyle belirtilmiştir. Rüşd kavramı hadislerde "maddî ve mânevî alandaki doğru yolu bulmak, bu yolu göstermek" anlamında kullanılmıştır (Wensinck, el-Muʿcem, "rşd" md.). Hz. Peygamber, müslüman olması sırasında Husayn'e bütün davranışlarında doğru olanı bulma yeteneğini kendisine ihsan etmesi için Allah'a dua etmesini tavsiye etmiş (Müsned, IV, 217, 444; Tirmizî, "Daʿavât", 69), kendisi de Hucurât sûresinde doğru yolu bulmuş olanlar için zikredilen vasıfları lutfetmesini Cenâb-ı Hak'tan talep etmiştir (Müsned, III, 424). Reşîd (râşid) (bütün işleri isabetli ve hedefe ulaşıcı) kelimesi esmâ-i hüsnâdan biri olarak Allah'a nisbet edilmiştir (İbn Mâce, "Duʿâʾ", 10; Tirmizî, "Daʿavât", 82).<br />
<br />
Daha ziyade içe yönelik bir faaliyet olarak müslümanların dinî görevlerini yerine getirmesine katkıda bulunma çerçevesinde düşünülen irşadın gerekliliği açıktır. İnsan, dünya hayatında doğru yoldan ayrılmaması, dolayısıyla ebediyet âleminin mutluluğunu elde edebilmesi için bazı imkânlara sahip olmakla birlikte bir takım engellerle de karşılaşmaktadır. Onun sahip bulunduğu imkânlar selim yaratılış, akıl ve sosyal tecrübe türünden şeylerdir. Engeller ise bu imkânların yozlaşması veya yetersiz kalmasından başka yine insan fıtratından ve hariçten gelen yanıltıcı ve saptırıcı faktörlerin etkin güç kazanmasıdır. Kur'ân-ı Kerîm, insanın iyiyi kötüden ayırt etme yeteneğine ve aklî kapasitesine vurgu yapmakla birlikte (er-Rûm 30/30; ayrıca bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, "ʿaḳl" md.) bunların yetersiz kalması veya yanlış kullanılması sebebiyle sosyal gözlem ve tecrübelerin de yanıltıcı olabileceğine işaret etmektedir. "Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan seni Allah yolundan saptırırlar" (el-En'âm 6/116) meâlindeki âyetle, bir toplumun fıtrî meziyetlerini değiştirmedikçe Allah'ın onların iyi durumlarını değiştirmeyeceğini beyan eden âyet (er-Ra'd 13/11) bu sosyolojik realiteyi haber vermektedir. Önleyici tedbirler alınmadığı takdirde toplumda meydana gelecek bozulmalar Kur'an'da "zulüm" diye nitelendirilmiş ve bunun sonucunda ortaya çıkacak olan fitnenin sadece kötülere değil toplumun bütün fertlerine yönelik olacağı ifade edilmiştir (el-Enfâl 8/25).<br />
<br />
Din, isabetli yolu bulması için kişiye verilen imkânları destekleyen güçlü bir faktördür. Din insana selim fıtratının özelliklerini hatırlatmakta, aklına vahiy ile ışık tutmakta ve sosyal tecrübesinin sağlıklı yürümesine katkıda bulunmaktadır. Bu sebeple irşad faaliyetleri, müslümanlar arasında mânevî yardımlaşma ve dayanışmayı sağlayan vasıtaların başında yer almaktadır. Aslında müslümanların irşad görevi kendilerine, diğer din mensuplarına ve bütün insanlara karşı sorumluluk yüklemektedir (el-Bakara 2/143; Âl-i İmrân 3/104, 110). Hz. Peygamber, bir toplumu oluşturan insanları aynı gemiye binmiş olan yolculara benzetmektedir. Geminin alt katında bulunanlar su ihtiyaçlarını karşılamak üzere delik açmaya kalkışır, üst kattakiler de onlara engel olmazsa hep beraber boğulacak, üsttekiler uyarı görevlerini yerine getirdikleri takdirde yine hep beraber selâmete ereceklerdir (Buhârî, "Şeriket", 6, "Şehâdât", 30). Hayber Kalesi'nin kuşatılması sırasında Hz. Ali'nin, "Hayber yahudileriyle bizim gibi müslüman oluncaya kadar savaşmalıyız" şeklindeki önerisi üzerine Resûl-i Ekrem'in verdiği cevap irşadın İslâm'daki önemini belirtmesi açısından dikkat çekicidir: "Acele etme yâ Ali! Hayber toprağına sükûnetle gir, sonra onları İslâm'a davet et. Şunu bil ki tek bir kişinin senin irşadınla müslüman olması en değerli ganimet olan kızıl develerin sana verilmesinden hayırlıdır" (Buhârî, "Cihâd", 102; Müslim, "Feżâʾilü'ṣ-ṣaḥâbe", 34).<br />
<br />
Nahl sûresinin 125. âyeti irşad için takip edilecek yöntemlere ışık tutmaktadır. Bunlar hikmet, güzel öğüt, iyi niyet ve samimiyete dayalı inandırıcı tartışmadır. Hikmet, her toplumda sayıları fazla olmayan âlim ve düşünürlere hitap eden kesin delillerden oluşur. Güzel öğüt, psikolojik faktörlerin kullanılması başta olmak üzere çeşitli vesilelerle ikna etmeyi amaçlayan bir irşad yolu olup kalabalık kitlelere yöneliktir. Duruma en elverişli tartışma yöntemi ise iyi niyetli olmayan grupları hedeflemektedir. Buradaki amaç da onları susturup kalabalık halk kitlelerine verecekleri zararı asgariye indirmektir. Aslında cedel yöntemiyle de bazı insanların gerçeği anlayıp benimsemesi mümkündür. İlmî faaliyet, halka yönelik çalışma ve İslâm'ı hedef alan eleştirileri cevaplandırmak şeklinde de ifade edilebilecek olan bu üç yöntemden başka ayrıca fiilî irşad yöntemi de önemlidir. Kur'ân-ı Kerîm'de, İsrâiloğulları âlimlerinin ilâhî mesajı okuyup gerçeği bildikleri halde kendilerini unutarak sadece diğer insanlara erdemli olmayı emretmeleri eleştirilmiş, böyle davrananların akıllarını kullanmadıkları ifade edilmiştir (el-Bakara 2/44). İslâmiyet'in, doğuşundan itibaren insanların gönlünde yer etmesi, yayılması ve evrensel bir din haline gelmesinin önemli âmillerinden biri, başta Peygamber olmak üzere mensuplarının dinin gereklerini yerine getirmesi, sözleriyle fiillerinin birbirine uymasıdır. Özellikle büyük halk kitleleri, nazarî bilgilerden çok, örnek müslüman tiplerinden etkilenerek İslâm dinini benimsemiştir. Resûl-i Ekrem'in teheccüt namazlarında tekrarladığı dua ve niyaz ifadeleri arasında yer alan, "Allahım! Bütün peygamberler haktır, Muhammed de haktır" cümlesi (Buhârî, "Teheccüd", 1, "Daʿavât", 10), ayrıca hayatının sıkıntılı ve rahat dönemlerinde sözleriyle fiilleri arasında hiçbir farklılığın bulunmaması konunun önemli kanıtlarından birini teşkil etmektedir.<br />
<br />
Emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker ilkesi açısından düşünüldüğü takdirde irşadın bütün müslümanlara yönelik bir görev olduğu anlaşılır. İnsanın bilgisi, yetenek ve yetkisi arttıkça sorumluluğu da artar ve bu sorumluluk sade müslüman ferde kadar ulaşır. "Ey Peygamber! Biz seni gerçeğin bir temsilcisi, bir müjdeci ve uyarıcı, herkesi Allah'ın izniyle O'na çağıran ve ışık saçan bir kandil konumunda gönderdik" meâlindeki âyet (el-Ahzâb 33/45-46), hem Resûl-i Ekrem'in irşad hiyerarşisinin başında yer aldığını bildirmekte hem de mürşidin önemli niteliklerini anlatmaktadır. Âyette sıralanan beş niteliğin ilki ilâhî gerçeklerin yanında sosyal realiteye vâkıf olmayı içermekte, ikinci ve üçüncü nitelikler, özendirme ve uyarma yöntemlerini yerine göre kullanmaya işaret etmektedir. Hz. Peygamber'in ferdî ve içtimaî konularda daima kolay olanı tercih ettiği bilinmektedir (Buhârî, "Menâḳıb", 27; "Edeb", 80; Müslim, "Feżâʾil", 77-78). Ayrıca O, "Elinizden geldikçe kolaylaştırın, güçleştirmeyin; müjdeleyici olun, nefret ettirici sözler söylemeyin ve bu tür davranışlardan kaçının" (Buhârî, "ʿİlim", 11, "Edeb", 80; Müslim, "Cihâd", 8) sözleriyle de bunu bir ilke haline getirmiştir. Dördüncü nitelik olarak zikredilen davet mürşidin sürekli olarak gayret göstermesini, muhatapları için rahmet ve hidayet talep etmesini gerektirir. Nitekim Hz. Peygamber müşriklere beddua etmesi istendiği en sıkıntılı zamanlarında bile, "Ben lânet edici değil, davet edici ve rahmet dileyici olarak görevlendirildim" demiştir (Kādî İyâz, I, 221). "Işık saçan kandil" olma niteliği mürşidin anlattığı mesajın gereklerini yerine getirmesi, misyonuna uygun bir hayat yaşaması ve fiilî temsil konumunu daima koruması şeklinde anlaşılmalıdır. Mürşid için önemli olan diğer bir vasıf da onun sabırlı olmasıdır. İrşad faaliyetlerinde göğüs gerilmesi gereken başlıca iki güçlükten söz etmek mümkündür. Bunlardan biri mürşidin beşerî arzularının direnişi, diğeri ise dıştan gelecek tepkilerdir. Kur'ân-ı Kerîm'de, irşad görevinin yerine getirilmesi sırasında ortaya çıkacak güçlüklere karşı sabır ve namazı (veya dua) vasıta kılarak Allah'tan yardım istenmesi tavsiye edilmiştir (el-Bakara 2/45, 153; Lokmân 31/17). Resûl-i Ekrem de insanların arasına girip eziyetlerine katlanan müslümanın onlarla bir arada bulunmayan, dolayısıyla eziyetlerine mâruz kalmayan müslümandan daha hayırlı olduğunu bildirmiştir (İbn Mâce, "Fiten", 23; Tirmizî, "Ṣıfatü'l-ḳıyâme", 55).<br />
<br />
İrşadla ilgili olarak kaleme alınan eserler genellikle tasavvufî mahiyette veya mev'iza türündedir. Alay müftüsü Muhammed Şâkir'in İrşâdü'l-gāfilîn (İstanbul 1326) ve Süleyman Uludağ'ın İslâm'da İrşad (İstanbul, ts.) adlı eserleri bunlar arasında sayılabilir<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker ne demektir?</span></span><br />
<br />
Arapça'da "bilmek, tanımak, düşünerek kavramak" anlamındaki 'irfân kökünden gelen ma'rûf sözlükte "bilinen, tanınan, benimsenen şey" mânasına gelir. "Bir şeyi bilmemek, bir şey zor ve sıkıntılı olmak" gibi anlamlar taşıyan nükr veya nekâret kökünden gelen münker ise tasvip edilmeyen, yadırganan, sıkıntı duyulan şey" demektir. Ma'rûf kelimesi Câhiliye döneminde "iyilik, ikram, gönül okşayıcı söz ve davranış" anlamında yaygın olarak kullanılmaktaydı. Nitekim Züheyr b. Ebû Sülmâ'nın Muʿallaḳa'sında "iyi söz, cömertlik, ihsan" ve genel olarak "iyi davranış" mânasında birkaç yerde geçmektedir (bk. Zevzenî, s. 107, 119, 120). Tarafe'nin Muʿallaḳa'sında münker ile aynı kökten gelen bir kelime "yadırgama, birinin varlığından huzursuz olma" anlamında kullanılmıştır (a.e., s. 82). Hem ma'rûf hem de münkerin eski anlamlarıyla ilgili dikkate değer bir örnek Ebû Temmâm'ın el-Ḥamâse'sinde geçmektedir (s. 161). Burada, Câhiliye dönemi şairlerinden Musâfi' b. Huzeyfe'nin, yokluğundan derin üzüntü duyduğu Benî Amr kabilesini methederken, "Onlar dostlara fayda, düşmanlara zarar veren bir topluluktu; iyilik de (ma'rûf) kötülük de (münker) onlardandı" der. Eski Arap edebiyatında ma'ruf yerine 'urf, münker yerine nükr kelimeleri de kullanılmıştır (meselâ bk. Ebû Temmâm, s. 165).<br />
<br />
Kur'an'da ve hadislerde diğer birçok terim gibi ma'rûf ve münkerin de kısmen eski anlamlarını korumakla birlikte kapsamlarının genişlediği görülmektedir. Bu kaynaklarda iyi ve doğru olarak kabul edilen inanç, düşünce ve davranışlara tek kelimeyle işaret edilmek istendiğinde en çok ma'rûf kelimesi; yanlış, İslâm dinine yabancı, müslüman toplum tarafından yadırganan inanç, düşünce ve davranışlar için de -bazan fahşâ ile birlikte- münker kelimesi kullanılmaktadır (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, "ʿarf", "nkr" md.leri; Wensinck, el-Muʿcem, "ʿarf", "nkr" md.leri).<br />
<br />
Genellikle dil âlimleri, ma'rûf ve münkerin Câhiliye döneminden beri devam eden din dışı anlamlarına dikkat çekmişlerdir. Meselâ İbn Manzûr'un ma'rûf için yaptığı değişik tariflerden biri şöyledir: "Ma'ruf münkerin zıddı olup insanın faydalı bulduğu, hoşlandığı, memnun olduğu şeydir." Böylece münkerin de "insanın vicdanını rahatsız eden şey" olduğu anlaşılmaktadır. Her iki kavram İslâm kültüründe eski anlamlarının yanında yoğun bir dinî muhteva da kazanmış, bu sebeple tariflerde çoğunlukla bu ikilik yani din dışı ve dinî anlamlar göz önünde tutulmuştur. Râgıb el-İsfahânî, "Ma'rûf, akıl ve şeriatın iyi olarak nitelendirdiği fiilleri ifade eden bir isimdir; münker de yine aklın ve şeriatın benimsemediği, yadırgadığı şeydir" der (el-Müfredât, "ʿarf" md.). İbn Manzûr ise urf gibi ma'rûfun da iyi ve güzel fiiller için kullanıldığını ifade etmiştir. Bu açıklamalar, ma'rufla urfün birbirinin yerine kullanıldığı eski uygulamanın devam ettiğini göstermektedir. İbn Manzûr, ma'rûf kelimesinin hadislerde de sık sık geçtiğini hatırlattıktan sonra bu kavramın Allah'a itaat sayılan, O'na yakınlaşmayı sağlayan, insanlar için iyilik olarak kabul edilen ve şeriatça değer verilen (mendup) bütün güzel tutum ve davranışları ifade ettiğini söyler; ayrıca bu kavramın genellikle insanlar arasında iyi bilinen, tanınan, benimsenen, görüldüğünde yadırganmayan tutum ve davranışları da içerdiğini belirtir. Bu şekilde ma'rûfun ve dolayısıyla münkerin eski din dışı anlamlarıyla İslâm kültüründe kazandığı yeni anlamları ortaya koyar.<br />
<br />
İslâm dini inançta, zihniyette, gelenek ve göreneklerde esaslı değişiklik ve yenilikler yaptığı için özellikle ma'ruf ve münkerin tariflerini veren dinî eserlerde şeriata uygunluk ölçüsü ön plana çıkarılmıştır. Câhiliye döneminde bir eylemin ma'rûf veya münker sayılmasının temel ölçüsü bu eylemin kabile geleneklerine uygun düşüp düşmeme keyfiyetiydi. Gelenek ve göreneklerin dinî ölçülerle uyuşması şartıyla bu ilişki İslâmî dönemde de devam ettirilmiş (Taberî, VII, 163); daha çok edep, hikmet ve ahlâk literatüründe olmak üzere İslâm dininin getirdiği hayat tarzına, görgü kurallarına uygun olan söz ve davranışlar ma'rûf, uygun olmayanlar da münker sayılmıştır. Ancak bilhassa kelâm tartışmalarının başlamasıyla ma'rûf ve münkerin tesbitinde gelenek ve göreneklerden ziyade akıl ve şeriat ölçüleri üzerinde durulduğu görülür. Nitekim Mu'tezile ulemâsının çoğunluğu, hüsün ve kubuh anlayışlarının bir sonucu olarak aklın iyi saydığı fiilleri ma'rûf, kötü saydığını da münker kabul ederken Selefîler ve Eş'arîler akıl yerine nakli esas almışlar ve genellikle ma'rûfu "şeriatın iyi saydığı söz ve fiil", münkeri de "şeriatın vukuunu sakıncalı gördüğü şey" diye tarif etmişlerdir (Gazzâlî, II, 414; et-Taʿrîfât, "maʿrûf" md.). Bu tariflerin, ma'rûf ve münkerin uzun tarihî geçmişe dayalı çok yönlü anlamlarını daralttığı görülmektedir. İḥyâʾ şârihi Murtazâ ez-Zebîdî bunun farkına varmış olmalı ki, "Ma'rûf aklın kabul ettiği, şeriatın benimsediği ve temiz tabiatlı insanların uygun gördüğü şeydir" diyerek oldukça kapsamlı bir tanım ortaya koyar (İtḥâfü's-sâde, VII, 3). Bedreddin el-Aynî de, "Her iyilik (ma'rûf) sadakadır" anlamındaki hadisi şerhederken ma'rûfu Zebîdî'ninkine benzer şekilde tarif etmiştir (ʿUmdetü'l-ḳārî, XVIII, 150-151). Fahreddin er-Râzî ise ma'rûfu kısaca "alışılıp benimsenmiş gelenek" diye tanımlar (Mefâtîḥu'l-ġayb, V, 55); aynı müfessir "güzel söz"ün değerinden bahseden âyeti (el-Bakara 2/263) yorumlarken buradaki "kavlün ma'rûfün" ibaresini "vicdanın ürküntü ve tiksinti duymadan kabul ettiği, insanlara sevinç ve huzur veren, onları rahatsız etmeyen söz" şeklinde açıklar (a.g.e., VII, 49).<br />
<br />
Ma'rûfun eski Arap edebiyatında "cömertlik ve ikram" anlamındaki kullanımı da İslâmî dönemde devam etmiştir. "Size ma'rûf getirene karşılık veriniz" (Nesâî, "Edeb", 108, "Zekât", 72; Müsned, II, 68) meâlindeki hadiste ma'rûf "ikram" mânasına gelmektedir. Bir mağarada mahsur kalan üç kişinin hikâyesini anlatan uzun hadiste bu kişilerden birinin kurtulmaları için Allah'a dua edip vaktiyle yaptığı bir iyiliği anarken, "Bana bir kadın gelmiş ve benden -aç kalan çocuklarını doyurmak için- ma'rûf istemişti" dediği nakledilir (Müsned, IV, 274). Burada ma'rûf "yiyecek yardımı" anlamında kullanılmıştır. İbn Kuteybe'nin ʿUyûnü'l-aḫbâr'ı, İslâm ahlâkı alanındaki dikkate değer eserlerden biri olan İbn Hibbân el-Büstî'nin Ravżatü'l-ʿuḳalâʾ ve nüzhetü'l-fuḍalâʾ, İbn Abdülberr'in Behcetü'l-mecâlis ve ünsü'l-mücâlis, Mâverdî'nin Edebü'd-dünyâ ve'd-dîn, Hüseyin b. Abdüssamed el-Hârisî'nin Nûrü'l-ḥaḳīḳa'sı gibi ahlâk ve edep kitaplarında ma'rûf kelimesinin genel olarak iyilik anlamı yanında özellikle cömertlik ve ikram mânasında kullanıldığını gösteren birçok örnek vardır.<br />
<br />
Kur'ân-ı Kerîm'de ma'rûf ve münker kelimeleri dokuz âyette "ma'rûfu emretme, münkeri nehyetme" anlamına gelen ifade kalıplarıyla geçmektedir. Bu âyetlerde hangi davranışların ma'rûf, hangilerinin münker olduğu belirtilip bir tahsis yoluna gidilmemesi, ma'rûfun dinin yapılmasını gerekli gördüğü (vâcip) veya tavsiyeye şayan bulduğu (mendup), münkerin de bunların zıddı olan söz ve davranışların tamamını kapsadığını göstermektedir (Kādî Abdülcebbâr, s. 745; İbn Teymiyye, II, 209-211). İslâmî kaynaklar iyiliğin hâkim kılınması ve yaygınlaştırılması, kötülüğün önlenmesi, bu şekilde faziletli bir toplumun oluşturulması ve yaşatılması için gösterilen faaliyeti, Kur'an ve hadislerdeki kullanıma uygun olarak emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker şeklinde formülleştirmişler, kitap, sünnet ve icmâa dayanarak bu faaliyetin farz olduğunda birleşmişlerdir. Sünnî ve Mu'tezilî âlimler, İmâmiyye Şîası'nın bu hükmü imamın zuhuruna bağladığını belirtmişler, ancak bu görüşü konuyla ilgili icmâı ortadan kaldıracak değerde bulmamışlardır (Kādî Abdülcebbâr, s. 741; Cüveynî, s. 368). İslâm toplumunda ortak şuurun meydana gelmesini sağlayan bu ilke bir bakıma İslâm'ın temel dinamiğidir. Bunun ihmali değerler sisteminin zayıflamasına, giderek nihilizme ve anarşizme yol açarak din ve devlet hayatında telâfisi zor birtakım felâketlere sebep olur. Nitekim Gazzâlî, Allah'ın peygamberleri, "dinde kutb-i a'zam" diye nitelendirdiği bu prensibin tahakkuku için gönderdiğini belirterek bunun ihmal edilmesi halinde peygamberlik müessesesinin anlamını kaybedeceğini, dinin ortadan kalkacağını, fesat ve anarşinin yayılacağını, ülkelerin harap olacağını söyler (İḥyâʾ, II, 391). Aynı görüşler İbn Teymiyye tarafından da tekrar edilmiştir (el-İstiḳāme, II, 199, 211). Ayrıca İbn Teymiyye'ye göre emir ve nehiy insan varlığının temel kanunlarıdır. İnsan tek başına yaşasa bile kendi nefsi için emirler ve yasaklar koyar; insanların yaşamak zorunda oldukları içtimaî hayat için de emirler ve yasaklar vazgeçilemez ihtiyaçlardır. Böylece İbn Teymiyye'nin antropolojik bakımdan insanı bir ödev varlığı olarak görmesi ilgi çekicidir (a.g.e., II, 292-294).<br />
<br />
Teorik olarak cihad da emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münkerin bir parçası sayılmakla birlikte (a.g.e., II, 208-209) uygulamada cihadın İslâm dinini gayri müslimler arasında yayma, müslümanları dış saldırılardan koruma ve bunun için gerektiğinde silâha başvurma faaliyeti için kullanılmasına karşılık emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker içe dönük bir hareket, yani İslâm ümmetinin Kur'an ve Sünnet hükümlerine uygun, faziletli, sulh ve sükûnun hâkim olduğu bir hayat tarzını amaçlayan temel ilkelerden biridir.<br />
<br />
Hâricîler ile Ebû Ca'fer et-Tûsî, Muhakkık el-Hillî gibi bazı İmâmîler dışında İslâm âlimleri emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münkerin farz-ı kifâye olduğunda ittifak etmişlerdir. Bununla ilgili uygulamalar, biri devletin sorumluluğunda resmî, diğeri müslüman fertlerin şahsî sorumluluklarına bırakılan gayri resmî olmak üzere iki şekilde gelişmiştir. Emir ve nehiy faaliyetlerinin ilk şekli "hisbe" veya "ihtisap" adı altında kurumlaşmış, kaynaklarda bununla ilgili hükümler ayrıntılı olarak tesbit edilmiştir (bk. HİSBE). İslâm âlimleri siyasî iktidarların iyiliği yaptırma, kötülüğü engelleme işlerinde yetersiz kalabileceğini, hatta bazan bizzat yöneticilerin kötülük ve haksızlığa yol açabileceklerini, ilkenin ise toplumun selâmeti için konulduğunu, Kur'an ve Sünnet'te müslümanlardan, herhangi bir resmî veya gayri resmî ayırımına gidilmeden iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışma ödevini yerine getirmelerinin istendiğini dikkate alarak fertlerin emir ve nehiy sorumluluklarının devam ettiğini düşünmüşlerdir. Buna göre iyi veya kötü olduğu açıkça bilinen hususlarda her müslüman bu görevini yapabilir. Ağırlıklı görüşe göre âlimlerin ihtilâf halinde bulunduğu meseleler emir ve nehiy konusu olmaz (Nevevî, II, 23). Özellikle ictihad alanına giren konularda emir ve nehiy yetkili kimselerce yapılmalıdır. Zemahşerî, "İçinizden hayıra çağıran, ma'rûfu emreden ve münkeri nehyeden bir topluluk bulunsun" (Âl-i İmrân 3/104) meâlindeki âyeti açıklarken bu görevi ancak ma'rûf ve münker ile bu husustaki emir ve nehyin metotları hakkında bilgi sahibi olanların yerine getirebileceğini, aksi halde iyiliğin kötülük veya kötülüğün iyilik zannedilmesi gibi hatalara düşülebileceğini hatırlatır (el-Keşşâf, I, 452). Bu görüş Ehl-i sünnet âlimlerince de benimsenmiştir (meselâ bk. Ebû Ya'lâ, s. 194-195; Cüveynî, s. 368-369; Gazzâlî, II, 409, 413; Fahreddin er-Râzî, VIII, 164). Ayrıca hiç kimse başka birinin gizli hallerini araştırma, kötü de olsa mahremiyetine vâkıf olup aleniyete dökme hakkına sahip değildir.<br />
<br />
İslâm âlimleri, emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker görevini yerine getirirken bilgilendirme, öğüt ve sözlü uyandan başlayıp duruma göre gittikçe sertleşen çeşitli yöntemler uygulanması gerektiğini belirtmişlerdir (Kādî Abdülcebbâr, s. 744-745; Gazzâlî, II, 420-425). Ancak zor kullanmanın, daha özel olarak silâhlı mücadelenin câiz olup olmadığı hususunda görüş ayrılığı vardır. Bilhassa bu son meseleyle ilgili tartışmalar, I. (VII.) yüzyıldan itibaren gelişen siyasî şartların etkisiyle, zulüm ve haksızlık yapan devlet adamlarını münkerden uzaklaştırıp ma'rûfa yöneltmek için silâha başvurulup vurulmayacağı noktasında yoğunlaşmıştır. Hâricîler silâh kullanmayı kötülüğe sapan herkese karşı gerekli görmüşlerdir. Ancak İbâzîler halka karşı silâh kullanılamayacağını belirtmişler, zalim devlet başkanlarının ise silâhlı veya silâhsız yollardan hangisi mümkünse o yolla mutlaka engellenmesini ve hal'ini zaruri görmüşlerdir (Eş'arî, s. 125). Hâricîler isyan hareketlerini de bu temel anlayışlarına dayandırmışlardır. Hasan-ı Basrî, emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münkeri daha çok ahlâkî bir prensip olarak değerlendirdiği için silâhlı isyan fikrini reddetmiş, bizzat kendisi de halife ve diğer yöneticilerin haksız uygulamalarını zaman zaman ağır ifadelerle eleştirerek onları adalet ve hakkaniyete çağırmakla yetinmiştir. Aynı şekilde Ebû Hanîfe'ye nisbet edilen el-Fıḳhü'l-ebsaṭ'taki bilgilere göre, İmâm-ı Âzam da İslâm ümmetinin başında bulunan ve ümmetin birliğini temsil eden devlet başkanına karşı -zalim dahi olsa- isyan ederek emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker adına silâhlı mücadeleye girişen ve böylece cemaatin birliğini tehlikeye sokanların "ıslah ettiklerinden ziyade ifsat ettiklerini" belirtmiş, bu sebeple Hâricîler'i şiddetle tenkit etmiştir. Benzer bir itham daha önce Hasan-ı Basrî tarafından da yapılmıştır (bk. Watt, s. 96-97). Mu'tezile ve Zeydiyye ile Mürcie'nin çoğunluğu da Hâricîler gibi, zalimleri bertaraf etmek için mümkün olduğu takdirde güç kullanmanın gerekli (vâcip) olduğunu savunmuşlardır. Ancak Mu'tezile'den Ebû Bekir el-Esam ve taraftarları, sadece âdil bir imamın etrafında toplanıp zalimlerin (ehlü'l-bağy) bertaraf edilmesini gerekli görmüşlerdir (Eş'arî, s. 451). İmâmiyye Şîası da prensip olarak silâhlı mücadeleyi kabul etmekle birlikte "mestûr imam" ortaya çıkıncaya kadar bu görevin askıda bulunduğunu savunurlar (İbn Hazm, V, 19).<br />
<br />
"Ehl-i hadîs" olarak da anılan Selefiyye İslâm ümmetini halife etrafında birleştirmek, sosyal barışı korumak, toplumun fitne ve fesat hareketlerine kapılarak parçalanmasını önlemek düşüncesiyle, insanların öldürülmesi ve aile fertlerinin esir alınması halinde bile siyasî otoriteye karşı silâhlı mücadeleye girişmeyi doğru bulmamışlardır. Onlara göre imam bazan âdil olur, bazan da olmaz; fâsık da olsa ümmetin onu uzaklaştırma yetkisi yoktur (Eş'arî, s. 451-452). Ünlü Zahirî âlimi İbn Hazm, fazla teslimiyetçi bulduğu bu görüşü çeşitli yönlerden eleştirerek reddetmiştir (el-Faṣl, V, 19-28). İbn Hazm bütün uyarılara rağmen zulüm ve haksızlığa devam eden, kötülüklerinin karşılığı olan cezanın kendisine uygulanmasına rıza göstermeyen devlet başkanının görevden uzaklaştırılarak yerine başkasının getirilmesi gerektiğini, zira şeriatın hükümlerinden herhangi birini ihmal etmenin câiz olmadığını belirtir (a.g.e., V, 28). Ancak Ehl-i sünnet âlimleri genellikle Selefiyye'nin görüşlerini benimsemişlerdir. Bu hususta Sünnîler içinde en radikal tavır takınanlardan biri olan Gazzâlî bile her ne kadar, "Zalim yönetici yönetimden çekilmelidir; çünkü o esasen mâzüldür veya azledilmesi gereklidir" derse de yöneticinin güçlü olması, azlinin zorlaşması, değiştirilmesinin umumi ve karşı konulmaz bir fitneye yol açması durumunda yerinde bırakılması ve kendisine bağlı kalınmasının vacip olduğunu ifade eder. Gazzâlî, bu şartlar altında mevcut yönetimi tamamen geçersiz sayarak yıkmaya kalkışmanın kamu menfaatlerini ortadan kaldıracağını belirtir ve böyle bir sonucu kâr sağlamayı düşünürken sermayeyi de kaybetmeye benzetir (İḥyâʾ, II, 179). Emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münkerin tanıtma (iyilik ve kötülük hakkında muhatabı bilgilendirme), nasihat, sert bir üslûpla uyarma, darb ve cezalandırma suretiyle güç kullanarak hakka yöneltme şeklinde sıraladığı metotlarından ilk ikisinin yöneticilere uygulanabileceğini söyleyen Gazzâlî, vatandaşın devlet adamlarına karşı güç kullanma yetkisinin bulunmadığını belirtir. Ancak eğer kötülük ve fitneye yol açmayacaksa sert üslûpla uyarma yoluna da başvurmak gerekir. Emir ve nehyin zararı yalnız bunu yapana dokunmakla sınırlı kalıyorsa devlet adamlarını sert ifadelerle uyarmak menduptur. Gazzâlî, selefin bu yönde uyanlar yaptıklarına ilişkin pek çok örnek aktardıktan sonra (a.g.e., II, 438-455) kendi döneminde, menfaat kaygıları âlimlerin dilini bağladığı için, bunların haksızlık karşısında suskun kaldıklarından veya konuşsalar bile sözleriyle halleri arasında çelişki bulunduğu için etkili olamadıklarından yakınır. Nihayet yönetimde ve toplumda görülen bozuklukları ulemâya, ulemânın bozulmasını da servet ve makam tutkusuna bağlar. Benzer bir teşhis İbn Teymiyye'de de görülür (el-İstiḳāme, II, 295).<br />
<br />
Selefleri gibi İbn Teymiyye de silâhlı mücadele konusuna olumsuz bakmış, hatta Gazzâlî'ye göre daha ılımlı bir tavır takınmıştır. Zira emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker bir ıslah faaliyetidir. Eğer bu faaliyet ıslah yerine fitneye ve fesada yol açacaksa bundan kaçınmak gerekir. Nitekim Allah, iyilere başka insanları zorla hidayete kavuşturma görevi yüklememiştir (bk. el-Mâide 5/105). İbn Teymiyye bu şekilde emir ve nehyi bir ıslah ve eğitim faaliyeti olarak gördüğü için. Ebû Ya'lâ'nın el-Muʿtemed'inde (s. 196) geçen bir hadise atıfta bulunarak bu faaliyeti yapacak kişilerde özellikle ilim, rıfk ve sabır gibi üç niteliğin bulunmasının gerekli olduğunu söyler. İbn Teymiyye Hâricîler, Mu'tezile ve Şîa'yı, bu metotları dikkate almadan emir ve nehiy konularında aşırı sertliğe yönelmekle suçlarken Ehl-i sünnet ve'l-cemaat'in, Hz. Peygamber'in bu husustaki tâlimatı uyarınca müslümanların birlik ve bütünlüğüne öncelik verdiğini, devlet başkanlarına karşı gelmekten, fitne savaşlarına katılmaktan kaçınmayı ilke edindiğini belirtir (el-İstiḳāme, II, 210, 215-216, 233).<br />
<br />
Mu'tezile ulemâsının, emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münkeri mezhebin beş temel prensibinden (usûl-i hamse) biri kabul etmesine rağmen Ehl-i sünnet ve İmâmiyye âlimleri kadar bu mesele üzerinde durmadıkları anlaşılmaktadır. Meselâ bu mezhebin önde gelen âlimlerinden Kādî Abdülcebbâr Şerḥu'l-Uṣûli'l-ḫamse adlı 800 sayfalık kitabında bu konuya, çoğu tekrar mahiyetinde olmak üzere sadece on dört sayfa ayırmıştır. Bununla birlikte Mu'tezile ulemâsı bu prensibe bilhassa uygulamada büyük önem vermiş; yabancı din ve kültür çevrelerinden İslâm'a yöneltilen fikrî saldırılara bu prensip uyarınca başarıyla karşı koydukları gibi kendi görüşlerinin İslâm ümmeti arasında gelişip güçlenmesi yolundaki çabalarını da buna bağlamışlardır. Ancak bu çabalarını zaman zaman farklı fikirde olanlara karşı zulüm ve haksızlık noktalarına kadar götürmüşlerdir, bu ise onların sonunu hazırlamıştır.<br />
<br />
Ehl-i sünnet ve bazı Mu'tezile âlimleri İmâmiyye Şîası'nın, mestûr imam zuhur edinceye kadar emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münkerin uygulanmaması gerektiği görüşünde olduklarını bildirirlerse de en azından geç dönem İmâmiyye'si için bu bilgi doğru görünmemektedir. Zira birçok İmâmiyye kaynağında emir ve nehiy konulan sistemli bir şekilde yer almış, özellikle nasihat ve sözlü uyarılarla bu görevin yerine getirileceği ifade edilmiş, hatta aşırıya kaçmamak şartıyla fiilî tedbire başvurmayı câiz görenler de olmuştur. Ancak bu âlimler imam ortaya çıkıncaya kadar zalimlere karşı silâhlı mücadele ve isyanı reddetmişler, bu yetkinin imama veya onun nasbettiği kişiye ait olduğunu kabul etmişlerdir (EIr., I, 995).<br />
<br />
İslâmî kaynaklarda emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münkere geniş yer verilmesi ve bu ilkenin daha çok hükmü ve uygulanmasıyla ilgili olarak yapılan tartışmalar, konunun İslâm toplum hayatı açısından büyük önem taşıdığını göstermektedir. Kaynakların incelenmesinden çıkan sonuca göre emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker fert ve toplum hayatına din, akıl ve maşerî vicdan tarafından benimsenen inançların, değerlerin ve yasama tarzının hâkim kılınması; dinin, aklın ve sağduyunun reddettiği her türlü kötülüğün önlenmesi yolunda ferdî ve toplu gayretleri, siyasî ve sivil önlemleri ifade etmektedir. Konuyla ilgili çok sayıdaki âyet ve hadis yanında bilhassa, "Kim bir kötülük görürse eliyle, buna gücü yetmezse diliyle onu önlesin; buna da gücü yetmezse kalbiyle kötülüğe öfke duysun; bu ise imanın en zayıf derecesidir" (Müslim, "Îmân", 78; Ebû Dâvûd, "Ṣalât", 232) meâlindeki hadis, İslâm'ın ortaya koyduğu dünya görüşü ve değer yargılarına aykırı tutum ve davranışlara karşı fiilî tedbirler almayı, sözlü uyarı ve psikolojik direniş şeklinde tepkiler göstermeyi gerekli kılmıştır. İslâm bilginleri bu tür nasların ferdî, sosyal ve evrensel planda önemini dikkate alarak davet ve cihad şeklindeki dışa dönük faaliyetler yanında içe dönük ıslâh çalışmalarının gerekliliğini de ısrarla belirtmişlerdir. Zaman zaman bu ilkenin ihmal edildiği şeklindeki yakınmalara rağmen (meselâ bk. Gazzâlî, II, 255; el-Makdisî, I, 157; Nevevî, II, 24; İbn Teymiyye, II, 295) devletin hisbe teşkilâtının sürdürdüğü resmî faaliyetlerden başka vaaz, irşad, nasihat gibi çalışmalar da her dönemde etkili bir şekilde yürütülmüş; özellikle dinî gayret ve hamiyeti güçlü kişiler şartların elverdiği ölçüde ferdî, ailevî ve içtimaî seviyede iyiliğin gelişip güçlenmesi, kötülüğün önlenmesi yolunda çaba harcamışlardır. Fertlerin dinî ve ahlâkî hayatın gelişmesine, kamu düzeninin sağlanmasına katkıda bulunmayı bir müslümanlık ve vatandaşlık borcu şeklinde telakki etmeleri İslâm toplumunun bir karakteristiği olarak görünmektedir. Bu telakkinin, özellikle XIX. yüzyıldan itibaren Batı'ya has anlamıyla gelişen ferdiyetçi ve liberalist düşünce ve anlayışların tesiri altında bir ölçüde zayıfladığı görülürse de geleneksel İslâm toplum yapısı bu husustaki etkisini hâlâ sürdürmektedir. Ayrıca İslâm dünyasının hemen her tarafında İslâmî kimliğe dönüş yolundaki ciddi çabalar da emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker kapsamı içinde değerlendirilebilecek olan önemli faaliyetlerin canlanmasına yol açmıştır. Vaaz ve irşad gibi geleneksel ıslâh faaliyetleri yanında basın yayın, konferans, seminer gibi modern usul ve araçlarla yürütülen çalışmalar bu yöndeki önemli gelişmelere örnek gösterilebilir.<br />
<br />
Kur'ân-ı Kerîm'den başlamak üzere bütün İslâmî kaynaklarda çocuklar, kadınlar, yaşlılar, sakatlar, kimsesizler, çalışanlar gibi kesimlerin haklarıyla dinî değerler, çevre, canlı ve cansız tabiat, halk sağlığı ve genel olarak insan hakları, ilim ve kültür, adalet, hürriyet, toplumsal barış gibi değerlerin ve ideallerin korunup geliştirilmesine özel önem verilmiş, bunlara yönelik her türlü zararlı ve yıkıcı eğilimlerin etkisiz kılınması ve genel olarak İslâm'ın fitne ve fesat saydığı kötülüklerin bertaraf edilmesi istenmiştir. Bütün bu hedeflere ulaşmak maksadıyla kurulan dernek, vakıf vb. teşkilâtların İslâmî ölçülere uygun çalışmalarının da toplum için farz-ı kifâye sayılmış olan emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker içinde değerlendirilmesi gerekir. Bu tür faaliyetlerin kurum planında arttırılarak sürdürülmesi hem İslâm'ın ruhuna hem de modern hayatın gerçeklerine uygun görünmektedir.<br />
<br />
Bu arada Ehl-i sünnet'in toplumda yeni haksızlıklara, fitne ve fesada yol açılmasını önlemek düşüncesiyle, emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker faaliyetlerinde yaptırımlı fiilî müdahaleleri sadece resmî kurumlara bıraktığı, fertlerin ve dolayısıyla sivil örgütlerin yetkisini ise eğitme, aydınlatma ve uyarma gibi barışçı teşebbüsler ve iyiliğe ortam hazırlamakla sınırladığı gözden uzak tutulmamalıdır. Ayrıca bu tür faaliyetlerin ehliyetli kimseler tarafından ve sadece ma'rûf veya münker olduğu hususunda İslâm bilginlerince görüş birliği sağlanmış olan konularda sürdürülmesi gerekmektedir.<br />
<br />
Hicretle birlikte Allah Rasûlü, Medine'de yeni bir toplumun temellerini atmıştı. Bir yandan sevgi ve kardeşliğe dayalı bu toplumun bağlarını güçlendirmeye gayret ederken bir yandan da onu daha da geliştirmeye çalışıyordu. Bu amaç doğrultusunda İslâm toplumunun lideri olarak ashâbına, insanlar arası ilişkileri pekiştirecek davranışları öğütlerken, toplumsal birliği zedeleyecek söz ve fiilleri yasaklıyordu.<br />
<br />
Onlardan da aynı hassasiyeti bekliyor, birbirlerini görüp gözetmelerini istiyor; herkesin din kardeşini iyi ve güzel olana teşvik edip, kötü ve çirkin olan şeylerden uzaklaştırmasını istiyordu. Böylece kendi kendisini sürekli gözden geçirerek yenileyen, güçlü bir toplum olmalarını arzuluyordu. Bir gün onlara İsrâiloğulları'nı helâke sürükleyen sebeplerden birinin de “emir bi'l-ma'rûf ve nehiy ani'l-münker” görevini terk etmeleri olduğunu anlattı.<br />
<br />
Öyle ki onlardan bir adam kötülük yapan birini gördüğünde ona önce, “Allah'tan kork ve bu yaptığından vazgeç. Çünkü bu sana helâl değildir.” diyor fakat ertesi gün yaptığı kötülükten vazgeçmediğini görse de bu durum onunla olan ilişkilerini devam ettirmesine engel olmuyordu. Bu vurdumduymazlıkları sebebiyle Allah Teâlâ onları birbirine benzetti. Kötülükleri çoğaldığı, isyan ettikleri ve Allah'ın koyduğu sınırları aştıkları için peygamberleri tarafından da lânetlendiler. Onların bu hâlleri inananlara bir ibret olarak Kur'an'da yerini almıştı. Bu âyetleri uzun uzun okuyan Allah Rasûlü, İsrâiloğulları'nın kendi sonlarını nasıl kendilerinin hazırladığını ortaya koyduktan sonra oturduğu yerden doğrularak tüm dikkatleri üzerine topladı ve ashâbına şu hayatî mesajı verdi: <br />
<br />
 كَلاَّ وَاللَّهِ لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ وَلَتَأْخُذُنَّ عَلَى يَدَىِ الظَّالِمِ وَلَتَأْطُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ أَطْرًا وَلَتَقْصُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ قَصْرًا <br />
<br />
“Dikkat edin. Allah'a yemin olsun ki, siz (ya) iyiliği emreder/teşvik eder kötülükten menedersiniz/uzaklaştırırsınız, zalimin elinden tutup onu hakka döndürürsünüz ve onu hak üzere tutarsınız (ya da sizin sonunuz da onlar gibi olur).”1<br />
<br />
Mekke döneminden itibaren Kur'an âyetlerinde yer alan “emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker” ileriki dönemlerde de hem Kur'an hem de Hz. Peygamber tarafından ısrarla üzerinde durulan bir kaide olmuş, dinin temel prensiplerinden biri kabul edilmiştir. “Ma'rûf” kelimesi, sözlükte “bilinen, tanınan” anlamına gelmekte olup insanlar tarafından iyi kabul edilen, benimsenen şeyleri ifade etmektedir. Eski Arap toplumunda “iyilik, ikram, cömertlik” gibi anlamları içeren bu sözcük2 Kur'ân-ı Kerîm ve hadislerde de aynı anlamı korumuş,3 bazen de aynı mânâda kullanılan “Urf” sözcüğüyle ifade edilmiştir.4 <br />
<br />
Bununla birlikte İslâm dininde ma'rûf kelimesinin kapsamı oldukça genişlemiş, Allah'a itaati ve yakınlaşmayı sağlayan, aklın ve dinin güzel kabul ettiği, insanlar tarafından yadırganmayan her türlü söz ve davranış ma'rûf olarak anılmıştır.5 Keza aklı selimin veya İslâm'ın çirkin gördüğü, dinen yasaklanan her şeye, ma'rûf kelimesinin zıttı olan “bilinmeyen, sıkıntı veren, hoş görülmeyen” anlamındaki “münker” ismi verilmiştir.6 <br />
<br />
Hz. Peygamber ile sahâbeden Harmele b. Abdullah arasında geçen diyalog bu tanımın haklılığını ortaya koymaktadır. İlmini artırmak üzere Allah Rasûlü'ne gelerek, “Bana ne yapmamı emredersin?” diye soran Harmele'ye Rasûlullah, <br />
<br />
اِئْتِ الْمَعْرُوفَ وَ اجْتَنِبِ الْمُنْكَرَ<br />
<br />
“Ma'rûfu yap ve münkerden sakın.” buyurmuştur. Muhtemelen daha açık bir emir bekleyen Harmele'nin sorusunu tekrarlaması üzerine Hz. Peygamber de cevabını yinelemiş ve yaptığı fiiller hakkında insanların nasıl tepkiler verdiğine dikkat etmesini, onların tasvip ettiği şeyleri yapmaya devam ederek, hoş görmediklerinden kaçınmasını söylemiştir.2<br />
<br />
Ma'rûf ve münker kelimelerine yüklenen bu geniş anlamlar doğrultusunda “iyiliği tavsiye/teşvik etme ve kötülükten sakındırma/uzaklaştırma” şeklinde tercüme edilen “emir bi'l-ma'rûf ve nehiy ani'l-münker” de çok geniş bir kapsamda düşünülmüştür.<br />
<br />
Kur'ân-ı Kerîm'de dokuz defa tekrarlanan bu ifadenin herhangi bir söz veya fiille kayıtlanmaması bu fikri desteklemektedir. Dolayısıyla en genel anlamda, “Allah Teâlâ'nın rızasına ve insanların hayrına uygun olan her türlü şeyi teşvik edip, O'nun razı olmayacağı her türlü söz ve fiilden sakındırmak/uzaklaştırmak” olarak anlaşıldığında, insanlığa bir “uyarıcı” olarak gönderilen9 Hz. Peygamber'in ashâbına söylediği bütün sözlerin, emir ve nehiylerin, tavsiye ve ikazların tamamını “emir bi'l-ma'rûf ve nehiy ani'l-münker” çerçevesinde değerlendirmek mümkündür.<br />
<br />
Zira Allah Rasûlü'ne, hangi ameli işlemesi gerektiği konusunda danışan Harmele, onun ısrarla ma'rûfu yapıp münkerden kaçınmayı tavsiye etmesi üzerine düşündüğünde, aslında bu ikisinin hiçbir şeyi dışarıda bırakmadığını, bir anlamda dinin tamamını kapsadığını fark etmiştir.10<br />
<br />
Yüce Allah, Kur'ân-ı Kerîm'de Müslümanlara hitaben, <br />
<br />
كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ <br />
<br />
“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder/teşvik eder, kötülükten alıkoyar/uzaklaştırırsınız ve Allah'a inanırsınız...”3 buyurmuş, başka âyetlerde de iyiliği teşvik ederek kötülükten sakındırmayı müminlerin başlıca özellikleri arasında zikretmiştir.12 <br />
<br />
İnananlara “iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırma” erdemini aşılamaya gayret eden Allah Resûlü de bu vasfın imanla olan sıkı ilişkisini vurgulamıştır. <br />
<br />
مَنْ رَأَى مُنْكَرًا فَاسْتَطَاعَ أَنْ يُغَيِّرَهُ بِيَدِهِ فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ <br />
<br />
“Bir kötülük gören kişi, eli ile değiştirmeye gücü yetiyorsa onu eli ile değiştirsin. Buna gücü yetmez ise dili ile değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbi ile (o kötülüğe) tavır koysun (onu hoş görmesin). Ve bu da imanın asgarî gereğidir”4 buyurmuş, yapılan kötülükten rahatsızlık duymayan kişinin kalbinde ise zerre kadar imanın bulunmadığını ifade etmiştir.14 <br />
<br />
Allah'a inanan bir mümin kötülüğe asla razı olmaz, bir kötülük gördüğünde onu gücü nispetinde ortadan kaldırmaya çalışır, önlemeye güç yetiremediği olaylar karşısında da gönlü huzursuz olur, hiçbir şey olmamış gibi rahat davranamaz.<br />
<br />
Zira Hz. Peygamber'in bildirdiği üzere, işlenen bir kötülüğü gördüğü hâlde engelleyemeyen ancak bu duruma kalben razı olmayan kişi orada bulunmamış gibi kabul edilir. Buna karşılık, kötü bir işin yapıldığından haberdar olup bundan memnuniyet duyan kişi ise, orada bulunanlar gibi sorumlu tutulacaktır.15 Müminlerin bu bilinçle yaşamalarını isteyen Allah Resûlü, <br />
<br />
لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا وَيَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ<br />
<br />
“Küçüğümüze merhamet etmeyip büyüğümüze saygı göstermeyen ve iyiliği emredip/teşvik edip kötülükten sakındırmayan bizden değildir.”5 buyurmuş, boş vakitlerinde yol kenarlarında oturup sohbet edenlere dahi buralarda oturdukları müddetçe iyiliği tavsiye edip kötülükten uzaklaştırma görevini yerine getirmelerini öğütlemiştir.17 <br />
<br />
Müminin bu görevi yerine getirmesi ona sadaka sevabı kazandırır,18 iyiliğe çağırdığı kimsenin bu çağrıya kulak vermesi hâlinde ise mükâfatı daha da artar. Zira Peygamberimizin ifadesiyle, <br />
<br />
 إِنَّ الدَّالَّ عَلَى الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ <br />
<br />
“Hayra vesile olan kişi onu yapmış gibidir.”6<br />
<br />
Her fırsatta anne babaya,20 komşulara,21 bütün insanlara22 hatta hayvanlara23 ve bitkilere24kısacası bütün mahlûkâta iyi davranmayı tavsiye eden Peygamber Efendimiz, Allah Teâlâ'nın müminlere her işte iyiliği emrettiğini bildirmiştir.25 Kötü olan her şeyden ashâbını sakındırırken, Allah Teâlâ nezdinde “iyi” olan her şeye karşı onları teşvik etmiştir. Bu terbiyeyle yetişen ashâb da bu konuda oldukça titiz davranmış, emir bi'l-ma'rûf ve nehiy ani'l-münker ilkesini hayatlarına en güzel şekilde tatbik etmeye gayret etmişlerdir.<br />
<br />
Özellikle Rasûlullah'ın vefatından sonra ondan aldıkları dinî bilgiyi muhafaza etmeye özen göstermişler, Kur'an ve sünnete aykırı olan her şeyi bid'at kabul ederek dışlamışlar, bunun topluma sirayet etmesine engel olmaya çalışmışlardır.26 Hataları izale edip doğruları hâkim kılmak adına yöneticileri uyarmaktan, eleştirmekten çekinmemişlerdir.27 <br />
<br />
Zira Allah Resûlü, haksızlık yapan bir yöneticiye doğruyu söylemenin ehemmiyetine vurgu yaparak, <br />
<br />
أَفْضَلُ الْجِهَادِ كَلِمَةُ عَدْلٍ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ <br />
<br />
“En üstün/iyi cihad, zalim yöneticinin karşısında hakkı dile getirmektir.”7 buyurmuştur.<br />
<br />
Sahâbeden Hişâm b. Hakîm gibi bazı kimseler, emir bi'l-ma'rûf ve nehiy ani'l-münker görevini yerine getirmedeki hassasiyetleriyle tanınmışlardır. Öyle ki ashâbın önde gelenlerinden Hz. Ömer'e kötü bir fiilin işlendiği haber verildiğinde, “Ben ve Hişâm yaşadığı müddetçe böyle bir şey olamaz.” dediği nakledilmiş ve bu güzide sahâbînin insanları iyi ve güzel olana teşvik etmek ve onlara nasihatte bulunmak için diyar diyar gezdiği bildirilmiştir.29<br />
<br />
Toplum içerisinde iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırma görevini kimlerin üstleneceği, ne zaman ve ne şekilde yapacağı çok iyi bir şekilde belirlenmek durumundadır. Müslümanları iyiliğe teşvik edip kötülükten sakındırmayı tavsiye eden âyetlere bakıldığında bu hususun aslında bütün Müslümanlar için özel bir sosyal ve ahlâkî görev olduğu görülür.30 <br />
<br />
Dolayısıyla, <br />
<br />
وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ <br />
<br />
“Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velîleridir. Onlar iyiliği emreder/teşvik edip, kötülükten alıkoyarlar/sakınıdırırlar.”8 âyetinde açıkça ifade edildiği üzere, Müslüman olan herkesin bu görevi yerine getirmesi gerekir.<br />
<br />
Buna göre mümin bir kimse, şartların uygun olması hâlinde kötülüğü bizzat ortadan kaldırmakla yükümlüdür. Fiilen bunu yapmanın mümkün olmadığı durumlarda ise müminin, kötülük yaptığını gördüğü kişiyi sözlü olarak uyarması, bu yaptığının yanlış olduğunu bildirmesi beklenir.<br />
<br />
Tıpkı Rasûlullah'ın vefatından sonra Emevî halifesi Mervân'a ikazda bulunan bir şahıs gibi. Bir bayram günü Mervân, minberi namaz kılınacak yere taşımış, hutbeyi de bayram namazından önce okumuştu. Bunun üzerine bir zât, Mervân'a Hz. Peygamber zamanında minberin namaz kılınan yere çıkarılmadığını, hutbenin de namazdan sonra okunduğunu hatırlatarak onu uyarmıştı.32 Ne fiilî ne de sözlü müdahaleye gücü yetmeyen kişi ise en azından, işlenen kötülüğe kalben razı olmamalı ve hoşnutsuzluğunu tavırlarıyla ifade etmelidir.<br />
<br />
İyiliği emreden/teşvik eden ve kötülükten meneden/sakındıran kişi, toplumda “iyi” olarak kabul edilen, çevresine “güven” veren, saygın bir insan olmalıdır. Toplum tarafından benimsenmeyen bir kişinin başkalarına etki edebilmesi mümkün değildir. Başkasına iyilikleri telkin edip kötülüklerden uzaklaşmasını öğütleyen kişi, öncelikle özeleştiri yapmalı, kendisinde bu söylediklerine muhalif bir özellik olup olmadığını gözden geçirmeli, başkalarından önce kendini düzeltmelidir.<br />
<br />
Nitekim nübüvvet öncesi dönemde üstün ahlâkıyla tanınan ve herkes tarafından “el-Emîn” diye anılan Allah Rasûlü'nün bu hâli, İslâm'ın yayılmasında önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca inananlara Allah Teâlâ'nın emir ve nehiylerini açıklayan Rasûlullah'ın, öğrettiği her şeyi öncelikle kendi hayatında uygulayarak bunları içselleştirmesi, âdeta Kur'an'ın canlı bir temsilî olması,33 kendisine olan inancın ve samimiyetin artmasını sağlamıştır. Canlarından çok sevdikleri bu insana sonsuz güven duyan müminler onun söz, fiil ve takrirlerini adım adım takip etmişler, sünnetine sarılarak onu en güzel şekilde korumaya gayret etmişlerdir.<br />
<br />
Allah'ın Rasûlü, inananlara da aynı tavır içinde olmalarını salık vermiş, kişinin kendisini olduğu kadar çevresindekileri de kötülük yapmaktan alıkoymasını sadaka olarak nitelendirmiştir.34 Buna karşılık iyiliğe teşvik etme ve kötülükten sakındırma noktasında, söyledikleriyle muhalif bir yaşantı örneği sunan insanın kıyamet günündeki acıklı hâlini şu şekilde tasvir etmiştir: <br />
<br />
يُؤْتَى بِالرَّجُلِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُلْقَى فِى النَّارِ فَتَنْدَلِقُ أَقْتَابُ بَطْنِهِ فَيَدُورُ بِهَا كَمَا يَدُورُ الْحِمَارُ بِالرَّحَى فَيَجْتَمِعُ إِلَيْهِ أَهْلُ النَّارِ فَيَقُولُونَ يَا فُلاَنُ مَا لَكَ أَلَمْ تَكُنْ تَأْمُرُ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَى عَنِ الْمُنْكَرِ فَيَقُولُ بَلَى قَدْ كُنْتُ آمُرُ بِالْمَعْرُوفِ وَلاَ آتِيهِ وَأَنْهَى عَنِ الْمُنْكَرِ وَآتِيهِ <br />
<br />
“Kıyamet günü bir adam getirilip, cehenneme atılacaktır. Bağırsakları dışarı dökülen bu adam, eşeğin değirmen taşının etrafında döndüğü gibi cehennemde, bağırsaklarının etrafından dönecektir. Cehennemdekiler etrafına toplanıp, 'Sen iyiliği tavsiye edip, kötülüklerden insanları uzaklaştırmaz mıydın (bu ne hâl)?' diye soracaklardır. Bunun üzerine o adam, 'Evet. İyiliği emrederdim, ancak kendim yapmazdım; kötülüklerden insanları sakındırırdım, ancak onları kendim yapardım.'”9<br />
<br />
Yüce Rabbimiz iyiliği tavsiye edecek, kötülüğü önlemeye çalışacak kimsenin önce söylediklerini kendi hayatında yaşamasını istemiş, kendi hayatında uygulamadığı ve ileride de yapmayacağı şeyleri başkalarının yapmasını talep edenleri Kur'an'ın farklı âyet-i celîlelerinde kınamıştır: <br />
<br />
اَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ اَفَلَا تَعْقِلُونَ<br />
<br />
“(Ey bilginler!) Sizler Kitab'ı (Tevrat'ı) okuduğunuz (gerçekleri bildiğiniz) hâlde insanlara iyiliği söyleyip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?”10<br />
<br />
يَا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ ﴿2﴾ كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللّٰهِ اَنْ تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ ﴿3﴾<br />
<br />
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.”11<br />
<br />
İyiliği tavsiye edip kötülükten uzaklaştırmaya çalışmada üslûp çok önemlidir. Bu görevi yerine getiren kişiler müjdeleyici ve kolaylaştırıcı olmalı, nefret ettirici ve zorlaştırıcı olmamalı,38 insanları hikmetle ve güzel öğütle iyiliğe çağırmalı39 ve onlara yumuşak, hoşgörülü ve merhametli davranmalıdır.<br />
<br />
Nitekim cahil bir bedevînin mescidin içinde idrarını yapması üzerine, ashâb hiddetlenerek ona doğru yürümüş, ancak Şefkat Peygamberi onlara, <br />
<br />
دَعُوهُ وَهَرِيقُوا عَلَى بَوْلِهِ سَجْلاً مِنْ مَاءٍ ، أَوْ ذَنُوبًا مِنْ مَاءٍ ، فَإِنَّمَا بُعِثْتُمْ مُيَسِّرِينَ ، وَلَمْ تُبْعَثُوا مُعَسِّرِينَ<br />
<br />
“Onu bırakın, işini görsün. Sonra idrarının üzerine bir kova su döküp onu temizleyin, çünkü siz zorluk çıkarmak için değil kolaylık göstermek için gönderildiniz.”12 buyurmuştur. <br />
<br />
Kur'ân-ı Kerîm'de Rasûlullah'a hitaben, <br />
<br />
وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ<br />
<br />
“...Sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi...”13 diyen Allah Teâlâ, insanları iyiliğe davet etmede yumuşak huyluluğun önemini ifade etmiştir.<br />
<br />
Hz. Peygamber de İslâm dinini yaymak üzere gönderdiği elçilere daima kolaylaştırıcı ve müjdeleyici olmalarını tavsiye etmiştir.42 Zira dilimizde ifade edildiği üzere, “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” Aynı şekilde iyiliği emredip kötülükten sakındıracak kişi bıktırıcı olmamaya da dikkat etmeli, muhatabın uygun zamanını kollamalıdır.<br />
<br />
Nitekim güzide sahâbî Abdullah b. Mes'ûd, her perşembe günü halka öğüt veriyor, iyiliği tavsiye ediyor, kötülükten sakındırıyor, halka vaaz ve nasihatte bulunuyordu. Kendisini dinleyen birinin bu nasihatleri her gün dinlemek istediğini söylemesi üzerine o, şöyle cevap vermişti:<br />
<br />
أَمَا إِنَّهُ يَمْنَعُنِى مِنْ ذَلِكَ أَنِّى أَكْرَهُ أَنْ أُمِلَّكُمْ ، وَإِنِّى أَتَخَوَّلُكُمْ بِالْمَوْعِظَةِ كَمَا كَانَ النَّبِىُّ صلى الله عليه وسلم يَتَخَوَّلُنَا بِهَا ، مَخَافَةَ السَّآمَةِ عَلَيْنَا .<br />
<br />
“Size bıkkınlık vermek istemeyişim beni bundan alıkoyuyor. Rasûlullah bize bıkkınlık vereceği endişesiyle öğüt verme konusunda nasıl bizim durumumuzu kolluyor idiyse, ben de sizin uygun zamanınızı gözetiyorum.”14<br />
<br />
Emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker görevini yerine getirmede herkesin bilgisi, gücü ve yetkisi nispetinde hareket etmekle yükümlü olduğu unutulmamalıdır. Kişi, yetkisini aşan konularda, olaylara bizzat müdahale etmek yerine daha yetkili bir mercie başvurarak sorumluluğunu yerine getirmiş olur.<br />
<br />
Nitekim iyiliği emredip kötülükleri izale etmesiyle meşhur Hişâm b. Hakîm, Şam bölgesinde cizye ödemeyen çiftçilere eziyet edildiğini gördüğünde bizzat müdahalede bulunmamış, durumu vali Umeyr b. Sa'd'a bildirerek onların serbest bırakılmalarını sağlamıştır.44 <br />
<br />
Mervân'ı sözlü olarak uyaran zâtın üzerine düşeni yaptığını söyleyen Ebû Saîd el-Hudrî'nin bu kanaati de söz konusu şahsın içinde bulunduğu durumu fiilen düzeltmekle sorumlu olmadığını ifade etmektedir.45 <br />
<br />
İnsanların yetkileri dışında hareket ederek kendi ictihadlarına göre iyi ya da kötü gördükleri davranışlar hususunda başkalarına yaptırım uygulamaları, bunu yaparken sorumluluklarını aşan bir tavır içine girmeleri, özellikle şiddete başvurmaları toplumu büyük bir karmaşaya sürükler. İslâm tarihinde asıl amacı “ıslah etmek” olan emir bi'l-ma'rûf adına, çeşitli fırkaların birbirleriyle şiddetli mücadelelere giriştiği ve sonuçta daha büyük fitnelere yol açmak suretiyle topluma zarar verdiği bilinen bir husustur.46 <br />
<br />
Bu nedenle, <br />
<br />
وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاُولٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ <br />
<br />
“Sizden, hayra çağıran, iyiliği teşvik edip kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”15 âyetinde ifade edildiği üzere, İslâm dininde bu görevi üstlenen özel bir topluluğun olması öngörülmüştür. Bu amaçla İslâm tarihinde “hisbe” adı verilen bir teşkilat oluşturulmuştur. Kamu hukukuna dair meselelerle ilgilenen bu kurum emir bi'l-ma'rûf ve nehiy ani'l-münkeri yerine getirmede birtakım özel yetkilerle donatılmış, yetkisini aşan durumlarda ise olayları mahkemeye havale etmiştir.48<br />
<br />
Her kötülük kalpte bir kara nokta oluşturur. Eğer bir insan yaptığı kötülüğü anlar, pişman olur, tevbe ederse kalbindeki kara nokta gider. Ama bunun farkına varmaz, işlediği kötülüklere devam eder, pişmanlık duymazsa kalpteki kara lekeler çoğalır ve zamanla kalbi istila eder. Artık o kalbin sahibi boğazına kadar günah bataklığına batmış, hem dünyasını hem de âhiretini karartmıştır.<br />
<br />
İşte toplum da böyledir. İşlenen bir kötülük uygun bir şekilde önlenirse toplumda meydana getireceği tahribat en az zararla atlatılmış olur. Aksi takdirde durgun suya atılan taşın meydana getirdiği dalgalanmalar gibi o kötülük aileden mahalleye, mahalleden beldeye, beldeden bölgeye ve nihayetinde tüm ülkeye yayılır. Ondan, masum olan olmayan, suçlu olan olmayan herkes zarar görür.<br />
<br />
Allah Resûlü bunu bir gemide yaşayan iki grup insana benzetir. Kura sonucu bu iki gruptan biri geminin alt katına, diğeri ise üst kata yerleştirilmiştir. Alt kattakiler su ihtiyaçlarını gidermek için üst kata çıkmak zorunda kaldıklarından geminin alt tarafına bir delik açmaya karar verirler. Böylece üst kattakileri rahatsız etmeden ihtiyaçlarını giderebileceklerini düşünürler. Rasûlullah der ki, <br />
<br />
فَإِنْ يَتْرُكُوهُمْ وَمَا أَرَادُوا هَلَكُوا جَمِيعًا ، وَإِنْ أَخَذُوا عَلَى أَيْدِيهِمْ نَجَوْا وَنَجَوْا جَمِيعًا <br />
<br />
“Eğer üsttekiler, alttakileri, yapacakları bu işten vazgeçirmezlerse hepsi birden helâk olur. Fakat onlara engel olurlarsa hepsi birden kurtulur.”16<br />
<br />
Aynı şekilde toplumda bilgi ve yetki bakımından üstün olanlar diğer insanların hatalarını düzeltme gayretinde olmazsa giderek bozulan çevrede kendilerinin de felâkete uğraması kaçınılmazdır.<br />
<br />
Nitekim Yüce Allah, kendi sınırlarını ihlâl ettikleri için gazabını hak eden İsrâiloğulları hakkında, <br />
<br />
لَوْلَا يَنْهٰيهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ عَنْ قَوْلِهِمُ الْاِثْمَ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَ<br />
<br />
“Din adamları ve âlimleri onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten menetselerdi ya!”17 buyurmakta, <br />
<br />
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً<br />
<br />
“Öyle bir azaptan sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz.”18 diyerek Müslümanları da bu konuda uyarmaktadır.<br />
<br />
Allah Rasûlü de <br />
<br />
وَالَّذِى نَفْسِى بِيَدِهِ لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ أَوْ لَيُوشِكَنَّ اللَّهُ أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عِقَابًا مِنْهُ ثُمَّ تَدْعُونَهُ فَلاَ يُسْتَجَابُ لَكُمْ <br />
<br />
“Bu canı bu tende tutan Allah'a yemin ederim ki ya iyiliği teşvik edip kötülükten sakındırırsınız/uzaklaştırırsınız ya da Allah size bir ceza gönderir de O'na dua edersiniz ama O, duanıza karşılık vermez.”19 buyurarak iyiliği tavsiye etme gayreti ve kötülüğü önleme bilincinden yoksun olan insanların dualarının bile Allah katında makbul olmayacağını haber vermiştir.53 <br />
<br />
Bu görevin, herkesin kendi yaptığından sorumlu olduğunu,54 bireylerin herkesten önce kendilerini düzeltmeleri gerektiğini bildiren55 âyetlerle çeliştiği düşünülmemelidir. Nitekim Hz. Peygamber'in vefatından sonra bazı kimseler, <br />
<br />
يَا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْ<br />
<br />
“Ey iman edenler! Siz kendinize bakınız, siz hidayet yolunda olduğunuzda sapıtan size zarar veremez.”20 âyetini herkesin kendinden sorumlu olduğu, dolayısıyla emir bi'l-ma'rûf ve nehiy ani'l-münkerin terk edilmesi gerektiği şeklinde yorumlamışlardı. Böyle bir anlayışın İslâm'la bağdaşmadığını çok iyi bilen Hz. Ebû Bekir, “Ey insanlar! Siz bu âyeti yanlış anlıyorsunuz.” diyerek duruma müdahale etmiştir.57 <br />
<br />
Cerîr b. Abdullah'ın Rasûlullah'tan naklettiği şu hadis konuya açıklık getirmiştir: <br />
<br />
مَا مِنْ قَوْمٍ يُعْمَلُ فِيهِمْ بِالْمَعَاصِي هُمْ أَعَزُّ مِنْهُمْ وَأَمْنَعُ لَا يُغَيِّرُونَ إِلَّا عَمَّهُمْ اللَّهُ تَعَالَى بِعِقَابِهِ<br />
<br />
“Aralarında günahlar işlenip durduğu hâlde bu günahları işleyenlerden daha güçlü ve onları engellemeye muktedir iken bunu yapmayan topluluğun hepsine birden Allah azap verir.”21<br />
<br />
İslâmiyet hak, adalet, iyilik duygularıyla inşa ettiği mümin gönülleri, her ne olursa olsun haktan yana olmak idealiyle olgunlaştırdığı ruhları, günlük hayatın içerisinde cereyan eden her türlü hadiseye karşı hak duygusuyla bakma, haktan yana tavır alma, iyilikleri yayma, kötülüklerden sakındırma sorumluluğuna çağırmaktadır. Bunun içindir ki Allah Rasûlü, yaşadığı toplumun haksızlık üzerine kurulu düzenine tahammül edememiş, iyilik adına her ne varsa bizzat yaşamış ve yaşadığı topluma anlatmış, içinde bulunduğu bütün kötülüklerden de toplumunu kurtarmaya çalışmıştır.<br />
<br />
Günümüz Müslümanları da yaşadıkları topluma ve sosyal problemlere karşı kayıtsız kalmamalı, “Adam, aldırma da geç git!” dememelidir. Çünkü Müslüman, “komşusu açken tok yatamayacak”59 kadar çevresine duyarlı olmayı telkin eden, dünyanın her hangi bir köşesinde bir Müslüman'ın çektiği sıkıntıyı her hangi bir organındaki sancı kadar yakından hissetmeyi60 öğütleyen bir dinin temsilcisidir.<br />
<br />
Dolayısıyla bulunduğu mevki, sahip olduğu imkânlar, bilgi ve becerisi, kendisine tanınan yetkiler nispetinde mutlaka çevresindekilere iyiliği tavsiye etmekle ve gördüğü kötülükleri engellemekle yükümlüdür. Bir yazar bir fiilin kötülüğü hakkında kalemini konuşturarak, bir bilim adamı da yapılan kötülüğün zararlarını ortaya koyarak halkı aydınlatabilir.<br />
<br />
Kendi kendini denetleyen, düzelten ve yenileyen, diri bir toplum olabilmek, ancak herkesin bu bilinçle, üzerine düşeni en güzel şekilde yapmasıyla mümkündür. Kendi kendisine yeten, birbirine kenetlenmiş, güçlü bir toplumun iç karışıklıklardan korunmakla kalmayıp, dış müdahalelere de geçit vermeyeceği aşikârdır.<br />
<br />
İyiliği yayma ve kötülüğü önleme gayreti, gücü nispetinde her müminin bigâne kalamayacağı bir görev ise de öncelikle yetkisi ve bilgisi olan kimselerin sırtında ağır bir sorumluluktur. İnanan insan kendisini böyle bir vazifeden azade görürse bilmelidir ki üzerinde yaşadığı geminin batması hâlinde kendisi de boğulmaktan kurtulamayacaktır. Herkes bilgisi, becerisi, kabiliyeti nispetinde bu dinî vecibeye gönül vermeli, elini taşın altına koymalıdır.<br />
<br />
1 Ebû Dâvûd, Melâhim, 17.<br />
<br />
2 Beyhakî, Şuabü’l-îmân, VII, 501.<br />
<br />
3 Âl-i İmrân, 3/110.<br />
<br />
4 Ebû Dâvûd, Salât, 239-242.<br />
<br />
5 Tirmizî, Birr, 15<br />
<br />
6 Tirmizî, İlim, 14.<br />
<br />
7 Ebû Dâvûd, Melâhim, 17.<br />
<br />
8 Tevbe, 9/71.<br />
<br />
9 Müslim, Zühd, 51.<br />
<br />
10 Bakara, 2/44.<br />
<br />
11 Saff, 61/2-3.<br />
<br />
12 Buhârî, Vudû’, 58.<br />
<br />
13 Âl-i İmrân, 3/159.<br />
<br />
14 Buhârî, İlim, 12.<br />
<br />
15 Âl-i İmrân, 3/104.<br />
<br />
16 Buhârî, Şirket, 6.<br />
<br />
17 Mâide, 5/63.<br />
<br />
18 Enfâl, 8/25.<br />
<br />
19 Tirmizî, Fiten, 9.<br />
<br />
20 Mâide, 5/105.<br />
<br />
21 İbn Hanbel, IV, 366.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak : </span></span><br />
<br />
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi<br />
insanveislam</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufdaki Vecd Hali (istiğrak) Nedir?]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=18736</link>
			<pubDate>Tue, 15 Nov 2022 06:03:37 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=18736</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tasavvufdaki Vecd Hali (istiğrak) Nedir?</span></span><br />
<br />
 Vecd,Vecit ya da Ekstaz, kimi sözlüklerde Vecd Ruhun Dünyevi Gerçeklikten Kendinden Geçme ve Coşkunluk Hali olarak tanımlanmakta olup, kişinin bilinci ve hafızası yerinde olmakla birlikte kendisine (dünyevi-fiziksel varlığına, duyumlara) ilişkin hiçbir algılamasının olmadığı ve kişinin tümüyle kendisi haricindeki bir nesne ya da varlıkla (hayal, ruh, vs.) ilgi kurduğu nadir şuur hallerinden biridir.Parapsikoloji’de Değişik Şuur Hallerinden biri olarak ele alınan vecd, spiritüalist sözlüklerde Ruh ile beden ilişkisinin belirli bir dereceye kadar gevşediği, dış dünya ile bağların kesildiği özel bir hal, bir degajman hali olarak tanımlanır.Vecd hali sırasında kişide bedensel hareketsizlikle birlikte, solunum ve dolaşımın yavaşlaması gözlemlenir. Mistikler, özellikle Sufiler,duyumsal uyaranlarla uyarılmamanın söz konusu olduğu vecd sırasında yaşadıklarını benliğin yok olması, şaşkınlık, sevinç, aşk, mutluluk gibi sözcüklerle ifade etmeye çalışmışlarsa da, yaşadıkları deneyimin sözlerle ifade edilemeyeceğini, ancak bizzat yaşanılarak anlaşılabileceğini bildirmişlerdir. Vecd halindeki kişilerin kimi zaman rüyet denilen vizyonlar gördükleri de belirtilir.<br />
<br />
 İlim amele, amel de kişiyi manevî zevk ve irfana taşır. Bir  elma ağacı yere dikilir, bu amelle sulanır, neticesi olarak meyve verir. İşte insan o meyveyi yerken aldığı lezzet, bu manevî hallere benzetilebilir.Vecd, kelime anlamıyla “bulmak” demek olup, kişinin yaptığı amelin neticesinde ruhunda manevî bir coşku bulmasıdır. Bir anlamda da hâlin galebesiyle kendinden geçme derecesine varmak şeklinde vuku bulan bir dalış ve heyecandır.<br />
<br />
Vecdin başlangıcı “tevâcüd”, ortası mevâcid, sonu ise “vecd” ve “vucûd”dur. Tevâcüd; “ağlayamıyorsanız ağlamaya çalışın” kelamıyla işaret edilen, manevî haleti celbetme yoludur.<br />
<br />
Vecd, bu manevî hallerin neticesinde bir nevi erimek o hallerin kemâlini yaşamaktır. Vucûd ise yok olmak anlamında, bu hallerin derûnunda meydana getirdiği hali kontrol altına almak, yani geldiğini bile hissetmemektir. Vecd’in çoğulu “mevâcid”dir. Vecde gelene de “vâcid” denir, Vecdin basit şekli “tevâcüd”, en mükemmel şekli ise “vucûd”dur. Derviş; Allah’ı temâşa etmek arzusuyla tutuşarak kendinden geçer. Onun bu hali “vecd”dir. Vecdin sonunda aradığını bulması ise “vucûd” tabiriyle ifade edilmektedir. Bunlarla yakından ilgili bulunan “tevâcüd” tabiri ise, insanın kendisini zorlayarak (zikir veya diğer hareketlerle) vecdi araması demektir. Tevâcüd; içten olmayıp dış vasıtalarla sağlandığı için bir çeşit gösteri mahiyetindedir. Bu yüzden kibir ve gurur verdiği (çünkü başkaları görmektedir) söylenerek pek hoş görülmez.Bu bağlamda kişi vecd halinde sayha atabilir, gayri ihtiyari bağırabilir. Bir nevi tazyikle boşalan suyun kovadaki sarsıntı etkisiyle kovanın titremesi ve ses çıkarması gibidir.Kalb; feyz-i İlâhi ile dolup taştığında bunun etkisi azaları etkisi altına alır ve kişi derin bir ruhanî hal neticesinde sayha atabilir, “Allah” diye bağırabilir. Fakat bu hali yaşamayan kişilerin göstermelik olarak vecd izhar etmesi doğru değildir. Bunlar amaç değil, araç hallerdir.<br />
<br />
 Pir Seyyid Abdulkâdir-i Geylânî (k.s) vaaz ederken bir kimse “Allah” diye bağırır. Geylânî Hz.leri (k.s) o kişiye dönerek buyurdu ki: “Bunu ne için söyledin. Neden bağırdın? Yarın kıyamet günü bu yaptığının hesabını vereceksin!” (Fethu’r-Rabbânî-Geylâni Hz.lerinin vaazları)<br />
Yani Gavsu’l-Azam (k.s) Hz.leri o kişinin bunu manevî bir halle yapmadığına vakıf olmuş ve onu gösterişten men etmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VECD NEDİR ?</span></span><br />
<br />
Vecd,Vecit ya da Ekstaz, kimi sözlüklerde Vecd Ruhun Dünyevi Gerçeklikten Kendinden Geçme ve Coşkunluk Hali olarak tanımlanmakta olup, kişinin bilinci ve hafızası yerinde olmakla birlikte kendisine (dünyevi-fiziksel varlığına, duyumlara) ilişkin hiçbir algılamasının olmadığı ve kişinin tümüyle kendisi haricindeki bir nesne ya da varlıkla (hayal, ruh, vs.) ilgi kurduğu nadir şuur hallerinden biridir.Parapsikoloji’de Değişik Şuur Hallerinden biri olarak ele alınan vecd, spiritüalist sözlüklerde Ruh ile beden ilişkisinin belirli bir dereceye kadar gevşediği, dış dünya ile bağların kesildiği özel bir hal, bir degajman hali olarak tanımlanır.Vecd hali sırasında kişide bedensel hareketsizlikle birlikte, solunum ve dolaşımın yavaşlaması gözlemlenir. Mistikler, özellikle Sufiler,duyumsal uyaranlarla uyarılmamanın söz konusu olduğu vecd sırasında yaşadıklarını benliğin yok olması, şaşkınlık, sevinç, aşk, mutluluk gibi sözcüklerle ifade etmeye çalışmışlarsa da, yaşadıkları deneyimin sözlerle ifade edilemeyeceğini, ancak bizzat yaşanılarak anlaşılabileceğini bildirmişlerdir. Vecd halindeki kişilerin kimi zaman rüyet denilen vizyonlar gördükleri de belirtilir.<br />
<br />
İlim amele, amel de kişiyi manevî zevk ve irfana taşır. Bir  elma ağacı yere dikilir, bu amelle sulanır, neticesi olarak meyve verir. İşte insan o meyveyi yerken aldığı lezzet, bu manevî hallere benzetilebilir.Vecd, kelime anlamıyla “bulmak” demek olup, kişinin yaptığı amelin neticesinde ruhunda manevî bir coşku bulmasıdır. Bir anlamda da hâlin galebesiyle kendinden geçme derecesine varmak şeklinde vuku bulan bir dalış ve heyecandır.<br />
<br />
Vecdin başlangıcı “tevâcüd”, ortası mevâcid, sonu ise “vecd” ve “vucûd”dur. Tevâcüd; “ağlayamıyorsanız ağlamaya çalışın” kelamıyla işaret edilen, manevî haleti celbetme yoludur.<br />
<br />
Vecd, bu manevî hallerin neticesinde bir nevi erimek o hallerin kemâlini yaşamaktır. Vucûd ise yok olmak anlamında, bu hallerin derûnunda meydana getirdiği hali kontrol altına almak, yani geldiğini bile hissetmemektir. Vecd’in çoğulu “mevâcid”dir. Vecde gelene de “vâcid” denir, Vecdin basit şekli “tevâcüd”, en mükemmel şekli ise “vucûd”dur. Derviş; Allah’ı temâşa etmek arzusuyla tutuşarak kendinden geçer. Onun bu hali “vecd”dir. Vecdin sonunda aradığını bulması ise “vucûd” tabiriyle ifade edilmektedir. Bunlarla yakından ilgili bulunan “tevâcüd” tabiri ise, insanın kendisini zorlayarak (zikir veya diğer hareketlerle) vecdi araması demektir. Tevâcüd; içten olmayıp dış vasıtalarla sağlandığı için bir çeşit gösteri mahiyetindedir. Bu yüzden kibir ve gurur verdiği (çünkü başkaları görmektedir) söylenerek pek hoş görülmez.Bu bağlamda kişi vecd halinde sayha atabilir, gayri ihtiyari bağırabilir. Bir nevi tazyikle boşalan suyun kovadaki sarsıntı etkisiyle kovanın titremesi ve ses çıkarması gibidir.Kalb; feyz-i İlâhi ile dolup taştığında bunun etkisi azaları etkisi altına alır ve kişi derin bir ruhanî hal neticesinde sayha atabilir, “Allah” diye bağırabilir. Fakat bu hali yaşamayan kişilerin göstermelik olarak vecd izhar etmesi doğru değildir. Bunlar amaç değil, araç hallerdir.<br />
<br />
Pir Seyyid Abdulkâdir-i Geylânî (k.s) vaaz ederken bir kimse “Allah” diye bağırır. Geylânî Hz.leri (k.s) o kişiye dönerek buyurdu ki: “Bunu ne için söyledin. Neden bağırdın? Yarın kıyamet günü bu yaptığının hesabını vereceksin!” (Fethu’r-Rabbânî-Geylâni Hz.lerinin vaazları)<br />
Yani Gavsu’l-Azam (k.s) Hz.leri o kişinin bunu manevî bir halle yapmadığına vakıf olmuş ve onu gösterişten men etmiştir.<br />
<br />
" Zikrullah anında çok şiddetli sallanmak, kişideki unsurların sıkışmasına sebep olur ve gayri ihtiyari titremeler olursa da buna itibar edilmez. Zikir; tam bir huzur ve huşu ile hazin hazin, ağır ağır, kalbe sindire sindire, buğday başaklarının rüzgârda hafif hafif sallanışı, ağaç yapraklarının ahenkle salınışı gibi yapılır. Darbeli olarak şiddet göstermek, aşırı derecede öne arkaya sallanmak kişide manevî huzuru bozar. Âhenk de sağlanamaz. " <br />
- Hacı Mustafa Hayri Öğüt (k.s) Hz.leri<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tasavvufi Hallerden Vecd</span></span><br />
<br />
    Tasavvuf yolu, insanın derûnunda pek çok manevi haller meydana gelmesine sebeb olan bir yoldur. Bu manevi hallerden biri de vecddir. İlim amele, amelde kişiyi manevi zevk ve irfana taşır. Bir elma ağacı yere dikilir, bu amelle sulanır, neticesi olarak meyve verir. İşte insan o meyveyi yerken aldığı lezzet bu manevi hallere benzetilebilir. Vecd, kelime anlamıyla "bulmak" demek olup, kişinin yaptığı amelin neticesinde ruhunda manevi bir coşku bulmasıdır. Bir anlamdada hâlin galebesiyle kendinden geçme derecesine varmak şeklinde vuku bulan bir dalış ve heyecandır.<br />
<br />
Vecdin başlangıcı “Tevâcud”, ortası mevâcid, sonu ise “vecd” ve “vucûd”dur. Tevacüd; “ağlayamıyorsanız ağlamaya çalışın” kelamıyla işaret edilen, manevi haleti celbetme yoludur.<br />
Vecd, bu manevi hallerin neticesinde bir nevi erimek o hallerin kemâlini yaşamaktır. Vucûd ise yok olmak anlamında, bu hallerin derûnunda meydana getirdiği hali kontrol altına almak, yani geldiğini bile hissetmemektir. Vecd’in çoğulu “mevâcid”dir. Vecde gelene de “vâcid” denir, Vecdin basit şekli “tevâcüd”, en mükemmel şekli ise “vucûd”dur. Derviş; Allah’ı temâşa etmek arzusuyla tutuşarak kendinden geçer. Onu bu hali “vecd”dir. Vecdin sonunda aradığını bulması ise “vucûd” tabiriyle ifade edilmektedir. Bunlarla yakından ilgili bulunan “tevâcud” tabiri ise, insanın kendisini zorlayarak (zikir veya diğer hareketlerle) vecdi araması demektir. Tevâcud; içten olmayıp dış vasıtalarla sağlandığı için bir çeşit gösteri mahiyetindedir. Bu yüzden onunki, kibir ve gurur verdiği (çünkü başkaları görmektedir) söylenerek pek hoş görülmez.<br />
<br />
Bu bağlamda kişi vecd halinde sayha atabilir, gayri ihtiyari bağırabilir. Bir nevi tazyikle boşalan suyun kovadaki sarsıntı etkisiyle kovanın titremesi ve ses çıkarması gibidir. Kalb; feyz-i İlâhi ile dolup taştığında bunun etkisi azaları etkisi altına alır ve kişi derin bir ruhani hal neticesinde sayha atabilir, “Allah” diye bağırabilir. Fakat bu hali yaşamayan kişilerin göstermelik olarak vecd izhar etmesi doğru değildir. Bunlar amaç değil, araç hallerdir.<br />
<br />
Pir Seyyid Abdulkadir-i Geylâni (k.s) vaaz ederken bir kimse “Allah” diye bağırır. Geylâni Hz.leri (k.s) o kişiye dönerek buyurdu ki: “Bunu ne için söyledin. Neden bağırdın? Yarın kıyamet günü bu yaptığının hesabını vereceksin!” (Fethu’r-Rabbânî-Geylâni Hz.lerinin vaazları)<br />
<br />
Yani Gavsu’l-Azam (k.s) Hz.leri o kişinin bunu manevi bir halle yapmadığına vakıf olmuş ve onu gösterişten men etmiştir. Zülcenâheyn Efendimiz bu durumu:<br />
<br />
Aşk, vecd ve de istiğrak<br />
<br />
<br />
İner hep sağnak sağnak<br />
Hakk bir tecelli etse<br />
Olur mu hiç bağırmamak…<br />
<br />
Mısralarında ifade etmiştir. Tabii burada dikkat edilecek nokta, sayhanın ancak Hakkânî bir tecelli neticesi olmasının güzel olduğudur.<br />
<br />
Sohbet ve zikrullah meclislerinde sayha atmanın şartını tasavvuf büyükleri şu şarta bağlamışlardır: Sayha atan kişi, o anda ne kendisinden ne çevresinden, yanındakinden habersiz hale gelmeli.” <br />
H. Mustafa Hayri Öğüt (k.s) Hz.leri de “Aşka gelerek sayha atmak caiz, ama “bana cezbeli derviş desinler” diye sayha atmak doğru değildir” buyurmuşlardır. Zikrullah anında çok şiddetli sallanmak, kişideki unsurların sıkışmasına sebep olur ve gayri ihtiyari titremeler olursa da buna itibar edilmez. Zikir; tam bir huzur ve huşu ile hazin hazin, ağır ağır, kalbe sindire sindire, buğday başaklarının rüzgarda hafif hafif sallanışı, ağaç yapraklarının ahenkle salınışı gibi yapılır. Darbeli olarak şiddet göstermek, aşırı derecede öne arkaya sallanmak kişide manevi huzuru bozar. Âhenk de sağlanamaz. Usûlüne uygun yapılan zikrullahta, gelen manevi hale itibar edilir, bu hal içinde kalp coşar, ruh o amelin nurunda erir ve bir sayha vuku bulursa bu haktır, gerçektir. Bu; zikrin kalbe eriştiğine,sardığına işarettir.<br />
 Vecd, karşılaşma, yüz yüze gelme, buluşmadır. Kalbin karşılaştığı hüzün ve neşe gibi şeylerin hepsi birer vecddir. Vecd, Hakk’tan gelen mükâşefeler tecellilerdir. Vecd, daha çok, kendinden geçme ve istiğrak manasında kullanılmaktadır. Bu anlamdaki vecd bir sır olup, tarifi mümkün değildir; ancak yaşamakla öğrenilir.<br />
<br />
Amaç hiçbir zaman vecd veya başka bir hal değildir. Haller gelir geçer, asıl olan istikamettir.<br />
<br />
Ama bunlar manevi zevklerdir ki, yapılan işlerin lezzet alarak yapılmasıdır. Bir nevi insanın ağzının tadıdır. Amaç elmayı yemektir ama lezzet alarak yemekte ayrıca bir nimettir.<br />
<br />
Nâr-ı uşşakı hoş gör <br />
<br />
Atma taş ey zahidâ<br />
Bir tecelli olsa kalbe<br />
İhtiyar elden gider…<br />
Parlatırsa zikr-i Hakk<br />
<br />
<br />
Âşıkların dilhanesin<br />
Âh çeker, sayha vurur<br />
Nâm u vakar elden gider…<br />
Cezbe-i Rahman gelirde<br />
<br />
<br />
Gaşyederse aklını<br />
Sanki bir mecnûn olur<br />
Her ne var elden gider…<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Editör Karoglandan</span></span><br />
<br />
"Hal, kaal ile (Söz ile) anlatılamaz, Yaşamak Lazımdır"<br />
Manevi Derinleşme  ve Allah'ı bulma veya Allah ile Buluşma manasını taşır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar :</span></span><br />
<br />
Konu internetten ALINTIDIR<br />
tasavvufmektebim<br />
muridan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tasavvufdaki Vecd Hali (istiğrak) Nedir?</span></span><br />
<br />
 Vecd,Vecit ya da Ekstaz, kimi sözlüklerde Vecd Ruhun Dünyevi Gerçeklikten Kendinden Geçme ve Coşkunluk Hali olarak tanımlanmakta olup, kişinin bilinci ve hafızası yerinde olmakla birlikte kendisine (dünyevi-fiziksel varlığına, duyumlara) ilişkin hiçbir algılamasının olmadığı ve kişinin tümüyle kendisi haricindeki bir nesne ya da varlıkla (hayal, ruh, vs.) ilgi kurduğu nadir şuur hallerinden biridir.Parapsikoloji’de Değişik Şuur Hallerinden biri olarak ele alınan vecd, spiritüalist sözlüklerde Ruh ile beden ilişkisinin belirli bir dereceye kadar gevşediği, dış dünya ile bağların kesildiği özel bir hal, bir degajman hali olarak tanımlanır.Vecd hali sırasında kişide bedensel hareketsizlikle birlikte, solunum ve dolaşımın yavaşlaması gözlemlenir. Mistikler, özellikle Sufiler,duyumsal uyaranlarla uyarılmamanın söz konusu olduğu vecd sırasında yaşadıklarını benliğin yok olması, şaşkınlık, sevinç, aşk, mutluluk gibi sözcüklerle ifade etmeye çalışmışlarsa da, yaşadıkları deneyimin sözlerle ifade edilemeyeceğini, ancak bizzat yaşanılarak anlaşılabileceğini bildirmişlerdir. Vecd halindeki kişilerin kimi zaman rüyet denilen vizyonlar gördükleri de belirtilir.<br />
<br />
 İlim amele, amel de kişiyi manevî zevk ve irfana taşır. Bir  elma ağacı yere dikilir, bu amelle sulanır, neticesi olarak meyve verir. İşte insan o meyveyi yerken aldığı lezzet, bu manevî hallere benzetilebilir.Vecd, kelime anlamıyla “bulmak” demek olup, kişinin yaptığı amelin neticesinde ruhunda manevî bir coşku bulmasıdır. Bir anlamda da hâlin galebesiyle kendinden geçme derecesine varmak şeklinde vuku bulan bir dalış ve heyecandır.<br />
<br />
Vecdin başlangıcı “tevâcüd”, ortası mevâcid, sonu ise “vecd” ve “vucûd”dur. Tevâcüd; “ağlayamıyorsanız ağlamaya çalışın” kelamıyla işaret edilen, manevî haleti celbetme yoludur.<br />
<br />
Vecd, bu manevî hallerin neticesinde bir nevi erimek o hallerin kemâlini yaşamaktır. Vucûd ise yok olmak anlamında, bu hallerin derûnunda meydana getirdiği hali kontrol altına almak, yani geldiğini bile hissetmemektir. Vecd’in çoğulu “mevâcid”dir. Vecde gelene de “vâcid” denir, Vecdin basit şekli “tevâcüd”, en mükemmel şekli ise “vucûd”dur. Derviş; Allah’ı temâşa etmek arzusuyla tutuşarak kendinden geçer. Onun bu hali “vecd”dir. Vecdin sonunda aradığını bulması ise “vucûd” tabiriyle ifade edilmektedir. Bunlarla yakından ilgili bulunan “tevâcüd” tabiri ise, insanın kendisini zorlayarak (zikir veya diğer hareketlerle) vecdi araması demektir. Tevâcüd; içten olmayıp dış vasıtalarla sağlandığı için bir çeşit gösteri mahiyetindedir. Bu yüzden kibir ve gurur verdiği (çünkü başkaları görmektedir) söylenerek pek hoş görülmez.Bu bağlamda kişi vecd halinde sayha atabilir, gayri ihtiyari bağırabilir. Bir nevi tazyikle boşalan suyun kovadaki sarsıntı etkisiyle kovanın titremesi ve ses çıkarması gibidir.Kalb; feyz-i İlâhi ile dolup taştığında bunun etkisi azaları etkisi altına alır ve kişi derin bir ruhanî hal neticesinde sayha atabilir, “Allah” diye bağırabilir. Fakat bu hali yaşamayan kişilerin göstermelik olarak vecd izhar etmesi doğru değildir. Bunlar amaç değil, araç hallerdir.<br />
<br />
 Pir Seyyid Abdulkâdir-i Geylânî (k.s) vaaz ederken bir kimse “Allah” diye bağırır. Geylânî Hz.leri (k.s) o kişiye dönerek buyurdu ki: “Bunu ne için söyledin. Neden bağırdın? Yarın kıyamet günü bu yaptığının hesabını vereceksin!” (Fethu’r-Rabbânî-Geylâni Hz.lerinin vaazları)<br />
Yani Gavsu’l-Azam (k.s) Hz.leri o kişinin bunu manevî bir halle yapmadığına vakıf olmuş ve onu gösterişten men etmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VECD NEDİR ?</span></span><br />
<br />
Vecd,Vecit ya da Ekstaz, kimi sözlüklerde Vecd Ruhun Dünyevi Gerçeklikten Kendinden Geçme ve Coşkunluk Hali olarak tanımlanmakta olup, kişinin bilinci ve hafızası yerinde olmakla birlikte kendisine (dünyevi-fiziksel varlığına, duyumlara) ilişkin hiçbir algılamasının olmadığı ve kişinin tümüyle kendisi haricindeki bir nesne ya da varlıkla (hayal, ruh, vs.) ilgi kurduğu nadir şuur hallerinden biridir.Parapsikoloji’de Değişik Şuur Hallerinden biri olarak ele alınan vecd, spiritüalist sözlüklerde Ruh ile beden ilişkisinin belirli bir dereceye kadar gevşediği, dış dünya ile bağların kesildiği özel bir hal, bir degajman hali olarak tanımlanır.Vecd hali sırasında kişide bedensel hareketsizlikle birlikte, solunum ve dolaşımın yavaşlaması gözlemlenir. Mistikler, özellikle Sufiler,duyumsal uyaranlarla uyarılmamanın söz konusu olduğu vecd sırasında yaşadıklarını benliğin yok olması, şaşkınlık, sevinç, aşk, mutluluk gibi sözcüklerle ifade etmeye çalışmışlarsa da, yaşadıkları deneyimin sözlerle ifade edilemeyeceğini, ancak bizzat yaşanılarak anlaşılabileceğini bildirmişlerdir. Vecd halindeki kişilerin kimi zaman rüyet denilen vizyonlar gördükleri de belirtilir.<br />
<br />
İlim amele, amel de kişiyi manevî zevk ve irfana taşır. Bir  elma ağacı yere dikilir, bu amelle sulanır, neticesi olarak meyve verir. İşte insan o meyveyi yerken aldığı lezzet, bu manevî hallere benzetilebilir.Vecd, kelime anlamıyla “bulmak” demek olup, kişinin yaptığı amelin neticesinde ruhunda manevî bir coşku bulmasıdır. Bir anlamda da hâlin galebesiyle kendinden geçme derecesine varmak şeklinde vuku bulan bir dalış ve heyecandır.<br />
<br />
Vecdin başlangıcı “tevâcüd”, ortası mevâcid, sonu ise “vecd” ve “vucûd”dur. Tevâcüd; “ağlayamıyorsanız ağlamaya çalışın” kelamıyla işaret edilen, manevî haleti celbetme yoludur.<br />
<br />
Vecd, bu manevî hallerin neticesinde bir nevi erimek o hallerin kemâlini yaşamaktır. Vucûd ise yok olmak anlamında, bu hallerin derûnunda meydana getirdiği hali kontrol altına almak, yani geldiğini bile hissetmemektir. Vecd’in çoğulu “mevâcid”dir. Vecde gelene de “vâcid” denir, Vecdin basit şekli “tevâcüd”, en mükemmel şekli ise “vucûd”dur. Derviş; Allah’ı temâşa etmek arzusuyla tutuşarak kendinden geçer. Onun bu hali “vecd”dir. Vecdin sonunda aradığını bulması ise “vucûd” tabiriyle ifade edilmektedir. Bunlarla yakından ilgili bulunan “tevâcüd” tabiri ise, insanın kendisini zorlayarak (zikir veya diğer hareketlerle) vecdi araması demektir. Tevâcüd; içten olmayıp dış vasıtalarla sağlandığı için bir çeşit gösteri mahiyetindedir. Bu yüzden kibir ve gurur verdiği (çünkü başkaları görmektedir) söylenerek pek hoş görülmez.Bu bağlamda kişi vecd halinde sayha atabilir, gayri ihtiyari bağırabilir. Bir nevi tazyikle boşalan suyun kovadaki sarsıntı etkisiyle kovanın titremesi ve ses çıkarması gibidir.Kalb; feyz-i İlâhi ile dolup taştığında bunun etkisi azaları etkisi altına alır ve kişi derin bir ruhanî hal neticesinde sayha atabilir, “Allah” diye bağırabilir. Fakat bu hali yaşamayan kişilerin göstermelik olarak vecd izhar etmesi doğru değildir. Bunlar amaç değil, araç hallerdir.<br />
<br />
Pir Seyyid Abdulkâdir-i Geylânî (k.s) vaaz ederken bir kimse “Allah” diye bağırır. Geylânî Hz.leri (k.s) o kişiye dönerek buyurdu ki: “Bunu ne için söyledin. Neden bağırdın? Yarın kıyamet günü bu yaptığının hesabını vereceksin!” (Fethu’r-Rabbânî-Geylâni Hz.lerinin vaazları)<br />
Yani Gavsu’l-Azam (k.s) Hz.leri o kişinin bunu manevî bir halle yapmadığına vakıf olmuş ve onu gösterişten men etmiştir.<br />
<br />
" Zikrullah anında çok şiddetli sallanmak, kişideki unsurların sıkışmasına sebep olur ve gayri ihtiyari titremeler olursa da buna itibar edilmez. Zikir; tam bir huzur ve huşu ile hazin hazin, ağır ağır, kalbe sindire sindire, buğday başaklarının rüzgârda hafif hafif sallanışı, ağaç yapraklarının ahenkle salınışı gibi yapılır. Darbeli olarak şiddet göstermek, aşırı derecede öne arkaya sallanmak kişide manevî huzuru bozar. Âhenk de sağlanamaz. " <br />
- Hacı Mustafa Hayri Öğüt (k.s) Hz.leri<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tasavvufi Hallerden Vecd</span></span><br />
<br />
    Tasavvuf yolu, insanın derûnunda pek çok manevi haller meydana gelmesine sebeb olan bir yoldur. Bu manevi hallerden biri de vecddir. İlim amele, amelde kişiyi manevi zevk ve irfana taşır. Bir elma ağacı yere dikilir, bu amelle sulanır, neticesi olarak meyve verir. İşte insan o meyveyi yerken aldığı lezzet bu manevi hallere benzetilebilir. Vecd, kelime anlamıyla "bulmak" demek olup, kişinin yaptığı amelin neticesinde ruhunda manevi bir coşku bulmasıdır. Bir anlamdada hâlin galebesiyle kendinden geçme derecesine varmak şeklinde vuku bulan bir dalış ve heyecandır.<br />
<br />
Vecdin başlangıcı “Tevâcud”, ortası mevâcid, sonu ise “vecd” ve “vucûd”dur. Tevacüd; “ağlayamıyorsanız ağlamaya çalışın” kelamıyla işaret edilen, manevi haleti celbetme yoludur.<br />
Vecd, bu manevi hallerin neticesinde bir nevi erimek o hallerin kemâlini yaşamaktır. Vucûd ise yok olmak anlamında, bu hallerin derûnunda meydana getirdiği hali kontrol altına almak, yani geldiğini bile hissetmemektir. Vecd’in çoğulu “mevâcid”dir. Vecde gelene de “vâcid” denir, Vecdin basit şekli “tevâcüd”, en mükemmel şekli ise “vucûd”dur. Derviş; Allah’ı temâşa etmek arzusuyla tutuşarak kendinden geçer. Onu bu hali “vecd”dir. Vecdin sonunda aradığını bulması ise “vucûd” tabiriyle ifade edilmektedir. Bunlarla yakından ilgili bulunan “tevâcud” tabiri ise, insanın kendisini zorlayarak (zikir veya diğer hareketlerle) vecdi araması demektir. Tevâcud; içten olmayıp dış vasıtalarla sağlandığı için bir çeşit gösteri mahiyetindedir. Bu yüzden onunki, kibir ve gurur verdiği (çünkü başkaları görmektedir) söylenerek pek hoş görülmez.<br />
<br />
Bu bağlamda kişi vecd halinde sayha atabilir, gayri ihtiyari bağırabilir. Bir nevi tazyikle boşalan suyun kovadaki sarsıntı etkisiyle kovanın titremesi ve ses çıkarması gibidir. Kalb; feyz-i İlâhi ile dolup taştığında bunun etkisi azaları etkisi altına alır ve kişi derin bir ruhani hal neticesinde sayha atabilir, “Allah” diye bağırabilir. Fakat bu hali yaşamayan kişilerin göstermelik olarak vecd izhar etmesi doğru değildir. Bunlar amaç değil, araç hallerdir.<br />
<br />
Pir Seyyid Abdulkadir-i Geylâni (k.s) vaaz ederken bir kimse “Allah” diye bağırır. Geylâni Hz.leri (k.s) o kişiye dönerek buyurdu ki: “Bunu ne için söyledin. Neden bağırdın? Yarın kıyamet günü bu yaptığının hesabını vereceksin!” (Fethu’r-Rabbânî-Geylâni Hz.lerinin vaazları)<br />
<br />
Yani Gavsu’l-Azam (k.s) Hz.leri o kişinin bunu manevi bir halle yapmadığına vakıf olmuş ve onu gösterişten men etmiştir. Zülcenâheyn Efendimiz bu durumu:<br />
<br />
Aşk, vecd ve de istiğrak<br />
<br />
<br />
İner hep sağnak sağnak<br />
Hakk bir tecelli etse<br />
Olur mu hiç bağırmamak…<br />
<br />
Mısralarında ifade etmiştir. Tabii burada dikkat edilecek nokta, sayhanın ancak Hakkânî bir tecelli neticesi olmasının güzel olduğudur.<br />
<br />
Sohbet ve zikrullah meclislerinde sayha atmanın şartını tasavvuf büyükleri şu şarta bağlamışlardır: Sayha atan kişi, o anda ne kendisinden ne çevresinden, yanındakinden habersiz hale gelmeli.” <br />
H. Mustafa Hayri Öğüt (k.s) Hz.leri de “Aşka gelerek sayha atmak caiz, ama “bana cezbeli derviş desinler” diye sayha atmak doğru değildir” buyurmuşlardır. Zikrullah anında çok şiddetli sallanmak, kişideki unsurların sıkışmasına sebep olur ve gayri ihtiyari titremeler olursa da buna itibar edilmez. Zikir; tam bir huzur ve huşu ile hazin hazin, ağır ağır, kalbe sindire sindire, buğday başaklarının rüzgarda hafif hafif sallanışı, ağaç yapraklarının ahenkle salınışı gibi yapılır. Darbeli olarak şiddet göstermek, aşırı derecede öne arkaya sallanmak kişide manevi huzuru bozar. Âhenk de sağlanamaz. Usûlüne uygun yapılan zikrullahta, gelen manevi hale itibar edilir, bu hal içinde kalp coşar, ruh o amelin nurunda erir ve bir sayha vuku bulursa bu haktır, gerçektir. Bu; zikrin kalbe eriştiğine,sardığına işarettir.<br />
 Vecd, karşılaşma, yüz yüze gelme, buluşmadır. Kalbin karşılaştığı hüzün ve neşe gibi şeylerin hepsi birer vecddir. Vecd, Hakk’tan gelen mükâşefeler tecellilerdir. Vecd, daha çok, kendinden geçme ve istiğrak manasında kullanılmaktadır. Bu anlamdaki vecd bir sır olup, tarifi mümkün değildir; ancak yaşamakla öğrenilir.<br />
<br />
Amaç hiçbir zaman vecd veya başka bir hal değildir. Haller gelir geçer, asıl olan istikamettir.<br />
<br />
Ama bunlar manevi zevklerdir ki, yapılan işlerin lezzet alarak yapılmasıdır. Bir nevi insanın ağzının tadıdır. Amaç elmayı yemektir ama lezzet alarak yemekte ayrıca bir nimettir.<br />
<br />
Nâr-ı uşşakı hoş gör <br />
<br />
Atma taş ey zahidâ<br />
Bir tecelli olsa kalbe<br />
İhtiyar elden gider…<br />
Parlatırsa zikr-i Hakk<br />
<br />
<br />
Âşıkların dilhanesin<br />
Âh çeker, sayha vurur<br />
Nâm u vakar elden gider…<br />
Cezbe-i Rahman gelirde<br />
<br />
<br />
Gaşyederse aklını<br />
Sanki bir mecnûn olur<br />
Her ne var elden gider…<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Editör Karoglandan</span></span><br />
<br />
"Hal, kaal ile (Söz ile) anlatılamaz, Yaşamak Lazımdır"<br />
Manevi Derinleşme  ve Allah'ı bulma veya Allah ile Buluşma manasını taşır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar :</span></span><br />
<br />
Konu internetten ALINTIDIR<br />
tasavvufmektebim<br />
muridan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvuf  Yolunda Hak Tarikatlar Nelerdir ve Kurcuları Kimlerdir?]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=16261</link>
			<pubDate>Sun, 10 Jul 2022 09:56:58 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=16261</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tasavvuf  Yolunda Hak Tarikatlar Nelerdir ve Kurcuları Kimlerdir?</span><br />
<br />
Büyük mutasavvıflara göre tarikat tektir, o da “Tarikatı Muhammediyedir. Sünnî daire içerisinde gelişen çeşitli tarikatlar aslında bu tek olan Tarikatı Muhammediyenin şubeleridir. Esasta usulde ayrılık gayrlılık yoktur. Teferruata ait birtakım inceliklerde, meşrepte çeşitlilik vardır. Tarikatların sayısı konusunda da değişik görüşler vardır. Ne kadar insan varsa o kadar yol vardır düşüncesinden hareket edenler tarikat sayısını belli bir rakamda dondurmazlar, öte yönden 12 temel büyük tarikat vardır. Diğerleri bunlardan çıkmış kollarıdır görüşü yaygındır. Bunlara göre 12 temel tarikat ve kurucuları ise şunlardır: <br />
<br />
1. Kadiriyye Tarikatı, Abdül Kadir Geylâni (H.470-561/M.1077- 1161) <br />
<br />
2. Yeseviyye Tarikatı, Ahmet Yesevi<br />
( 562 H./ 1166 M.) <br />
<br />
3. Rifaiyye Tarikatı, Ahmet er–Rifaî (H 512-578/ 1036 M) <br />
<br />
4. Kubreviyye Tarikatı, Necmûddin el Kübra (H.540- 618/M.1145-1226) <br />
<br />
5. Medyeniyye Tarikatı, Ebu’l Medyen b. Huseyn (H.527-594/ M.1126-1197) <br />
<br />
6. Desükiyye Tarikatı, İbrahim ed Desûki (H.676/M.1288.) <br />
<br />
7. Bedeviyye Tarikatı, Şeyh Ahmet Bedevi (H.596-675/M.1200- 1276) <br />
<br />
8. Şazeliyye Tarikatı, Ebul Hasan Takuyiddin Ali b.Abdullah eş Şazeli (H.656/M.1258) <br />
<br />
9. Ekberiyye Tarikatı, Muhyiddin İbnül Arabi (H.560- 638/M.1165-1240 <br />
<br />
10. Mevleviyye Tarikatı, Mevlânâ Celalûddinî Rumi<br />
(H.604- 672/ M.1207-1273) <br />
<br />
11. Sa’diyye Tarikatı, Sa’duddin Muhammed el Cebbârî<br />
(H.792/M. 1387) <br />
<br />
12. Nakşibendiyye, Muhammed Bahauddin Nakşibendi<br />
(H.718–792/M.1318–1389)<br />
<br />
Dunya’daki Tasavvuf akımları ve kabul edilmiş büyük alimleri<br />
<br />
Abbâsiyye: Ebû’l-Abbas Ahmed b. Muhammed b. Abdirrahman b. <br />
Ebibekr el-Ensârî el-Belensî el-Endelüsî (633/1235-6). Medyeniyye’nin koludur. <br />
<br />
Âdiliyye: Bedreddin Muhammed b. Ömer b. Ahmed el-Âdilî el-Abbâsî (970/1562). <br />
<br />
Afîfiyye: Abdülvehhâb b. Abdissamed el-Afifi el-Merzûkî (1180/ <br />
1766-7). Şâzeliyye’nin koludur. <br />
<br />
Ahmediyye: Ebû’l-Ferhad Ahmed b. Ali b. İbrahim el- Hüseynî el-Bedevî (675/1276). Şâzeliyye’nin koludur. “Bedevlyye” de denir. <br />
<br />
Ahmediyye: Manisa civan Göl Marmarası nahiyesinden Ahmed Şemseddin Efendi (910/1504- <br />
5). Halvetiyye’nin koludur. Ahmediyye: Bkz. “Müceddidiyye”. <br />
<br />
Ahmediyye: Bkz. “Rıfâiyye”. <br />
<br />
Ahrâriyye: Ubeydullah b. Mahmud b. Şihâbiddin el-Hüseynî et-Taşkendî el-Ahrâr 895/1490). <br />
Nakşibendiyye’nin koludur. <br />
<br />
Amûdiyye: Ebû İsa Sa’id b. İsa el-Ammâlî el-Sıddîkî. Medyeniyye’nin koludur. <br />
<br />
Assâliyye: Ebu’l-Abbas b. Ali el-Harîrî el-Assâlî eş-Şâfiî (1048/ 1142). <br />
<br />
Assâliyye: Ahmed b. Ali el-Harîrî el-Assâlî eş-Şâfiî (1048/1639). Cemâliyye-i Halvetiyye’nin koludur. <br />
<br />
Aşûriyye: Seyyid Sâlih Aşûr el-Mağribî et-Tunusî (7./13. asır). Desûkiyye’nin koludur. <br />
<br />
Ayderûsiyye: Ebûbekr el-Ayderûs (909/1503). Kübreviyye’in koludur. <br />
<br />
Aziziyye: İzzeddin Abdülaziz b. Ahmed ed-Dirini ed-Demiri eş Şâfiî er-Rıfâî <br />
(694-1295). <br />
<br />
Rıfâiyye’nin koludur. <br />
<br />
Bahâiyye: Bkz. “Nakşibendiyye”. <br />
<br />
Bahşiyye: Muhammed b. Muhammed b. Ahmed el-Bahşi el Halebi, (1098/1687). Cemâliye’nin koludur. <br />
<br />
Batâ’ihiyye: Bkz, “Rıfâiye”.” <br />
<br />
Bayramiyye: Hacı Bayram Veli (833/1496), Ankara’da Safeviyye’nin koludur. <br />
<br />
Bedeviyye: Bkz. “Ahmediyye”. <br />
<br />
Bedriyye: Ebû Ömer Bedreddin Muhammed b. Mekkî (1044/1634). <br />
<br />
Bekriyye: Ebû’l-Mekârim Muhammed el-Bekrî (944/1586). Vefâiy-ye’nin koludur. <br />
<br />
Bekriyye: Şemseddin Mustafa el-Bekrî (1162/1749). Karabaşiyye’nin koludur. <br />
<br />
Bektaşiyye: Hacı Bektaş Velî (738/1337-8), Yeseviyye’nin koludur. <br />
<br />
Beyâniyye: Ebû’l-Beyan Muhamed b. Mahfûz ed-Dımeşkî (551/1156). <br />
<br />
Beyyûmiyye: Ali Nureddin b. Şeyhi’I-Hicaz el-Beyyûmî. (1182/1768-9). Halebiyye’nin koludur. <br />
<br />
Bistâmiyye: Bâyezid Bistâmi (261 /874). “Tayfûriyye” de denir. <br />
<br />
Buhûriyye: Muhammed el-Buhari er-Rûmî (1039/1629-30). Ramazâ-niyye’nin koludur. <br />
<br />
Burhâniyye: Bkz. “Desûkiyye”. <br />
Buzurgân: Bkz. “Nakşibendiyye”. <br />
<br />
Câhidiyye: Câhidî AhmedEfendi (1070/1659-60). Cemâliye’nin koludur. <br />
<br />
Cebertiyye: Şerefuddin Ebû’l-Ma’rûf İsmail b. İbrahim b. Abdisselam el-Cebertî el-Kureşî el- Haşimi el-Yemenî ez-Zebidî (806/1403). Ekberiyye’nin koludur. <br />
<br />
Cehriyye: Çin ve Türkistan’da Yeseviyye’den çıkan ve cehrî zikri tercih eden tarikatlere verilen isim. <br />
<br />
Celvetiyye: Aziz Mahmut Hüdâî (1038/1628), Üsküdar’da. Safeviyye’nin koludur. <br />
<br />
Cemâliyye: Muhammed Hamîdüddin el-Cemalî el-Bekrî, Çelebi Halife Aksarayî (899/1493) Halvetiyye’nin koludur. <br />
<br />
Cemâliyye: Cemaleddin Efendi (1164/1750-1), Edirneli. Uşşâkiyye’nin koludur. <br />
<br />
Cerrâhiyye: Nureddin Mehmed Cerrahi, b. Abdillah er-Rumî (1084/ 1672). İstanbul’da. Ramazâniyye’nin koludur. <br />
<br />
Cihangiriyye: Hasan Burhanedin Efendi (1074/1663-4), Cihangirli. Ramazâniyye’nin koludur. <br />
<br />
Cüneydiyye: Ebû’l-Kasım Cüneyd b. Muhammed el-Harrâz el-Bağdadî (298/910-11). <br />
<br />
Çerkeşiyye: Hacı Mustafa Efendi (1229/1813-4), Çankırı’nın Çerkeş kazasından, Nasûhiyye’nin koludur. <br />
<br />
Çeştiyye: Ebû Abdillah el-Çeştî (355/966). <br />
<br />
Çeştiyye: Muîneddin Muhammed Acmirî (633/1236). Hindistan’da. <br />
<br />
Derdiriyye: Ebû’l-Berakât Şihabeddin Ahmed b. Ahmed ed Derdîrî el-Adevî (1201/1786-7). Hefneviyye’nin koludur. <br />
<br />
Desûkiye: Burhaneddin İbrahim b. Ebi’1-Mecd ed, Desûkî (686/ 1287). Şâzeliye’nin koludur. Burhâniyye de denir. <br />
<br />
Derbiyye: Ebû’l-Hasan Ali b. Hıdır ed-Deybi el-Hazrecî (719/1319). <br />
<br />
Dussukiyye: Bkz. (Desûkiyye:” <br />
<br />
Dücâniyye: Seyyid Ahmed ed-Dücânî (987/1579) Meymûniyye’nin koludur. <br />
<br />
Ebberiyye: Ebû Reşid Kutbuddin el-Behberî (573/1177). <br />
<br />
Edhemiyye: Ebû İshak İbrahim b. Edhem el-Belhî (161/778 veya 166/683). <br />
<br />
Ehdeliyye: Seyyid Ebû’l-Hasan Ali b. Ömer el-Ehdeli (1164/1750-1). Kadiriyye’nin koludur. <br />
<br />
Ekberiyye: Muhyiddin İbnü’l-Arabi el-Endelüsî (638/1240). “Muhyi-viyye” de denir. <br />
<br />
Ensâriyye: bkz. “Hereviyye”. <br />
<br />
Erdebiliyye: Bkz. “Safeviyye”. <br />
<br />
Esediyye: Ebû Muhammed Abdullah b. Ali el-Esedi (7./13. asır). Kadiriyye’nin koludur. <br />
<br />
Eşrefiyye: Abdullah b. Eşref b. Muhmmed er-Rûmî (874/1469). Eşre-foğlu. Kadiriyye’nin koludur. <br />
<br />
Fazliyye: Seyid Cemaleddin Muhammed b. Fazlilah el-Hindî el-Ber-hemburî (1029/1619-20). <br />
<br />
Feyziyye: Feyzüddin Hüseyin el-Semmânî (1309/1891-2). Semmâniy-ye’nin koludur. “Hülvetiyye”de <br />
denir. <br />
<br />
Firdevsiyye: Rükneddin el-Firdevsî (724/1323-4). Kübreviyye’nin Hindistan koludur. <br />
<br />
Garîbiyye: Muhammed Garîbullah el-Hindî (731/1331) Kadiriyye’nin koludur. <br />
<br />
Gavsiyye: Hamideddin Muhammed b. Hatirüddin el-Hüseynî, Gav-su’1-Hidi (932/1526).Şettariye’nin Hindistan kolu. <br />
<br />
Gavsiyye: Ebû’l- Gays Sa’id b. Süleyman b. Cemil (7./13. asır). Kadiriyye’nin koludur. <br />
<br />
Gâziyye: Ebû’l-Kasım Ahmed el-Gilâlî (932/1526). Şâzeliyye’nin Faskoludur. <br />
<br />
Gazzâliyye: Ebû Hâmid Zeynüddin Muhammed b. Muhamed et-Tûsiel- <br />
Gazzâli (505/1111).Cüneydiyye’nin koludur. <br />
<br />
Gülşeniye: İbrahim Gülşeni (940/1533). Rûşeniyye’nin koludur. <br />
<br />
Haccâciyye: Ebû’l-Haccâc Yusuf b. Abdirrahman el-Kureşi el-Mehdeviel-Mağribi (642/1244-5). <br />
<br />
Hâcegâniyye: Hâce Abdülhalik el-Gücdüvani (617/1220). <br />
<br />
Hafifiyye: Ebû Abdillah Muhammed b. Hafi f ez-Zebbî eş-Şirazi(371/982). <br />
<br />
Hafiyye: Nakşibendiyye’nin Çin ve Türkistan’daki adı. <br />
<br />
Halebiye: Ahmed b. İbrahim el-Ahmedi el-Halebi eş-Şâfii (10./16.asır). Ahmediyye’nin koludur. <br />
<br />
Hâlidiyye: Ebû’1-Baha Ziyâedin Hâlid b. Ahmed b. Hüseyin el-Osmani el-Şehrizori (124/1826-7). Nakşibendiyye’nin koludur. <br />
<br />
Hâlisiyye: Ziyaeddin Abdurrahman et-Tabibani el-Kerkükî (1276/1858-9). Kadiriyye’nin koludur. <br />
<br />
Halvetiyye: Ebû Abdillah Siracedin Ömer b. Ekmeliddin Gilani el-Halveti (750/ 1349-50). <br />
Horasan ve Türkiye’de. Sühreverdiyye’nin koludur. Rûşeniyye, Cemâliyye, Ahmediyye <br />
ve Şemsiyye diye dört ana kola ve otuz kadar kollara ayrılmıştır. <br />
<br />
Hamzaviyye: Bkz. “Melâmiyye”. <br />
<br />
Harfiyye: Ebû’l-Hasan Ali b. Ahmed en-Necib el-Herefi el-Meresi (63/1239). <br />
<br />
Harîriyye: Ali b. Ebi’l-Hasan b. Mansur el-Basri el-Hariri (645/ 1247,8).Rıfâiyye’nin koludur. <br />
<br />
Harrâziyye: Ebû Sa’id Ahmed b. İsa El-Harrazi el-Bağdadî (286/899). <br />
<br />
Hayâtiyye: Mehmed Hayâti Efendi. Ramazaniyye’nin koludur. <br />
<br />
Hefneviyye: Şemsedin Muhammed b. Salim b. Ahmed eş, Şafii el-Mısrî el-Hefni (1181/1767-8). Cemâliye’nin Mısır koludur. <br />
<br />
Hemedâniyye: Ali-i Hemedânî (787/1385). Kübreviyye’nin koludur. <br />
<br />
Hereviyye: Abdullah el-Ensari el-Hervi (481/1088). Ensariyye de denir. <br />
<br />
Hevvâriyye: Ebû Bekr b. Hevvâr el-Hevvârî el-Betâyihî (760/1358). <br />
<br />
Hilâliyye: Muhammed Hilal el-Hemedânî (1147)1734). Kadiriye’nin koludur. <br />
<br />
Hudâiyye: Bkz. “Celvetiyye”. <br />
<br />
Hulvetiyye: Bkz. “Feyziyye”. <br />
<br />
İbrâhimiyye: İbrahim Efendi, Kuşadalı (1264/1849).Çerkeşiyye’ninkoludur. <br />
<br />
İdrîsiyye: Ahmed b. İdris el-Fasi (125/ 1836-7). <br />
<br />
İkaaniyye: Kemal el-İkaani (974/1566-7). Yeseviyye’nin koludur. <br />
<br />
İlmiyye: Ebû Muhammed Mevlay Abdullah eş-Şerif b. İbrahim el-İlmî(12./18. asır). <br />
<br />
Şâzeliyye’nin koludur. <br />
<br />
İshâkiyye: Ebû İshak İbrahim b. Şehriyar el-Kazeruni (426/1035). Hafiyye’nin koludur. <br />
<br />
Kadiriyye: Abdulkadir el-Gîlânî (561/1166). Cüneydiyye’nin koludur.Yemen, Somali, Irak, <br />
Hindistan, Anadollu, Mağrib ve Sudan’da yayılmıştır. <br />
<br />
Kalenderiyye: Cemâleddin Sâvî (630/1232). Daha önce var ise de bu <br />
zat tarafından bir tarik haline getirilmiştir. Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar uzanmıştır. <br />
<br />
Karabişiyye: Ali Aladdin Karabaş Veli (1097/1686). Şa’baniyye’nin koludur. <br />
<br />
Kâsâniyye: Şemsedin Ahmed el-Kâsâni (949/1542-3). Ahrariyye’nin <br />
koludur. Kassâriyye: Bkz.: “Melâmetiyye”. <br />
<br />
Katnâniyye: Hasan el-Katnani (747/1346). Rıfâiyye’nin koludur. <br />
<br />
Keyâliye: <br />
İsmail er-Rıfâi, el-Keyyâl (7./13. asır). Rıfâiyye’nin koludur. <br />
<br />
Koneviyye: Sadreddin-i Konevi er-Rûmî (672/1273). <br />
<br />
Kuşeyriyye: Ebû’l-Kasım Abdülkerim Kuşeyri (465/1072). <br />
<br />
Kübreviyye: Necmedin Kübra (618/1221). Cüneydiyye’nin koludur.”Zehebiyye” de denir. <br />
<br />
Kümeyliyye: Kümeyi b. Ziyad (82/701). <br />
<br />
Mazhariyye: Şah Şemseddin Habibulah Cân-ı Cânân’-ı Mezherî ed-Dıhlevî (1195/1781). Müceddidiyye’nin koludur. <br />
<br />
Medâriyye: Bedîüddin Şah Medar (840/1438). Hindistan’da yayılmıştır. <br />
<br />
Medyeniyye: Ebû’l-Medyen Şuayb b. Hüseyin el-Mağribi el-Ensari(873/1468-9). <br />
<br />
Mehdeviyye: Ebû Muhammed b. Abdilaziz b. Ebibekr el-Kureşi el-Mehdevi (621/1224). <br />
<br />
Melâmetiye: Ebû Salih Hamdun Kassar (271/884-5). <br />
<br />
Melâmiyye: Bosnalı Şeyh Hamza Bâli (969/1561-2). Türkiye’de Bayramiyye’nin kolu olarak kurulmuştur. “Hamzaviyye” de denir <br />
<br />
Meşîşiyye: Meşiş el-Hasani el-İdrisi (624/(1226). Medyeniyye’nin koludur. <br />
<br />
Mevleviyye: Mevlânâ Celâleddin Rûmi (672/1273). Oğlu Sultan Veled(721/1312-3) tarafından <br />
kurulmuştur. <br />
<br />
Meymûniyye: Ebû’l-Hasan Ali b. Meymun el-Mağribî el-Fâsî el-İdrisî(917/1511-2). <br />
Medyeniyye’nin koludur. <br />
<br />
Mısiryye: Bkz. “Niyaziyye”. <br />
<br />
Muhâsibiyye: Ebû Abdillah Hâris b. Esedi’l-Muhâsibi (243/857-8). <br />
<br />
Murâdiyye: Muhammed Murad b. Ali el-Hanefui el-Buhari el Keşmiri(1132/1719-20). <br />
<br />
Muslihiyye: Muslihiddin Mustafa, Tekirdağlı (1099/1688). <br />
Sinaniyye’nin koludur. <br />
<br />
Müceddidiyye: Bedreddin Ebû’l-Abbas Ahmed b. Abdilehad el-Faruki Kabuli-i Sirhindi, <br />
İmam Rabbani, Müceddid-i Elfi Sâni(1034/1624). Ahrâriyye’nin koludur. <br />
<br />
Nakşibendiye: Bahaeddin Nakşibend (791/1389), Türkistanda “Bahâiyye” de denir. <br />
<br />
Nasuhiyye: Nasûhi Muhammed el-Halveti (1130/1718) Karabaşiy-ye’nin koludur. <br />
<br />
Neveviyye: Muhyiddin Ebû Zekeriyya Yahya b. Şemseddin en Nevevi (670/1270-1). <br />
<br />
Şâzeliyye’nin koludur. <br />
<br />
Niyâziyye: Niyâzi Muhammed Mısrî (1105/1694). Ahmediyye’nin koludur, “Mısriyye’de denir. <br />
<br />
Nurbahşiyye: Muhammed Nurbahş el-Buhârî (869/1465). Kübreviy-ye’nin Horasan koludur. <br />
<br />
Nuriye: Ebû’l-Hasan Ahmed b. Muhammed en-Nûrî (295/907-8). <br />
<br />
Nûriyye: Nuridin Abdurrahman el-İsferaini (639/1241-2). Kübreviy-ye’nin koludur. <br />
<br />
Nusîsiyye: Muhammed en-Nusûs (1058/1648). <br />
<br />
Ramazâniyye: Karahisarlı Şeyh Ramazan (1025/1616). Ahmediyye’nin koludur. <br />
<br />
Raşidi : Raşit Tunca (2018)<br />
<br />
Râşidiyye: Ahmed b. Yusuf er-Râşidi (927/1521). Zerrûkiyye’nin koludur. <br />
<br />
Reslâniyye: Reslan b. Ya’kub el-Ca’beri (695/1296). Ukeyliyye’nin koludur. <br />
<br />
Rıfâiyye: Seyyid Ahmed er-Rıfâi (578/1182). Merkezi olan Basra’dan Suriye ve İstanbul’a yayılmıştır. “Ahmediye” ve “Beta’ihiyye”de denir. <br />
<br />
Rûmiyye: İsmail Rûmi b. Ali et-Tusi (0153/1643). <br />
<br />
Rüşeniyye: Dede Ömer Rûşenî (892/1487). Halvetiyye’nin koludur. <br />
<br />
Rükniyye: Rükneddin Alâuddevle Ahmed b. Muhammed es-Simnânî(736/1336). <br />
Kübreviyye’nin koludur. <br />
<br />
Sâbiriyye: Alâaddin Ali Ahmed Sâbir el-Kelbîrî (609/1291). Çiştiyye’nin koludur. <br />
<br />
Sa’diyye: Sa’deddin Muhammed el-Cibâvî (736/1335). Rıfâiyye’nin koludur. <br />
<br />
Safeviyye: Safiyyüdin el-Erdebili (735/1334). Sühreverdiyye’nin koludur. <br />
<br />
Sa’ûdiyye: Ebû Sa’üd b. Ebi’l-Aşâyir el-Vâsıti el-Bâirini (644/ 1246).Rıfâiyye’nin koludur. <br />
<br />
Sâviyye: Ahmed b. Muhammedel-Maliki es-Savi (1241/1825-6). Derdiriyye’nin koludur. <br />
<br />
Sayyadiyye: İzzeddin Ahmed es-Sayyad (670/1271-2). <br />
<br />
Sehliyye: Ebû Muhammed Sehl b. Abdilah et-Tüsteri (283/ 896). <br />
<br />
Selâhiyye: Abdullah Selâhaddin er-Rûmi Efendi, Balıkesirli <br />
(1196/1783). <br />
Ahmediyye’nin koludur. <br />
<br />
Semmâniyye: Ebû Abdülkerim Muhammed el-Medeni es-Semmani(1189/1775). Şâzeliyye’nin <br />
Mısır koludur. <br />
<br />
Senûniyye: Muhammed b. Ali el-Haseni el-İdrisi (1276/1859). Büyük Sahra’da mücâhidler <br />
tarikati. Kadriyye’nin koludur. <br />
<br />
Seyyâriyye: Ebû’l-Abbas Kasım el-Mehdi es-Seyyâr (342/953). <br />
<br />
Sezâiyye: Hasan Sezâi Efendi, Edirneli (1151/1738). Gülşeniyye’nin koludur. <br />
<br />
Sinâniyye: İbrahim Ümmi Sinan el-Halveti (976/1568-9). <br />
Ahmediyye’nin koludur. Sûfiyye: Ebû Hâşim Sofi el-Kûfî (155/772). <br />
<br />
Suûdiyye: Ebû’s-Suûd b. Şa’ban et-(:::) (644/1246). <br />
<br />
Suhreverdiyye: Abdülkâhir Es-Sühreverdi (563/1168) ve Ömer es-Sühreverdi (632/1234). <br />
Kadiriyye’nin koludur. <br />
<br />
Sünbüliyye: Zeyneddin Yusuf Sünbül Sinan Efendi (936/1529 30). <br />
Cemâliye’nin koludur. <br />
<br />
Şa’baniyye: Şeyh Şa’ban-ıVeli, Kastamonulu (976-1568). Cemaliyye’nin koludur. Şa’raniyye: Abdülvahhab eş-Şa’rani (973-1565). <br />
<br />
Şattariyye: Abdullah eş-Şattar (818/1415). Hindistan, Sumatra ve Cava’da. <br />
<br />
Şâzeliyye: Ali b. Abdillah Ebû’l-Hasan el-Mağribi eş-Şâzeli (564/1256).Medyeniyye’nin koludur. <br />
Mağrib, Mısır, İstanbul, Romanya, Nube ve Komor adalarında yayılmıştır. <br />
<br />
Şemsiyye: Şeyh Şemseddin-i Sivasi (1006/1597-8) Halvetiyye’nin koludur. <br />
<br />
Şernubiyye: Şihabeddin’Ebû’l-Abbas Ahmed eş-Şernubi el Maliki el-Burhani (994/1586). <br />
<br />
Burhaniyye: (Desûkiyye)nin koludur. <br />
<br />
Şeybâniyye: Ebû Muhammed Yunus b. Yusuf eş, Şeybani (619/1222). “Yunusiyye”de denir. <br />
<br />
Şinnâviyye: Ebû Abdillah Muhammed eş-Şinnâvi (1028/1619). Ahme-diyye’nin koludur. <br />
<br />
Tâciyye: Taceddin Zekeriyya el-Naşibendi el-Hindi (1050/1640). Ahrâriyye’nin koludur. Tayfûriyye: Bkz. “Bistâmiyye”. <br />
<br />
Tâziyye: Ebû Sâlim İbrahim et-Tâzi (1205/1709). Medyeniyye’nin koludur. <br />
<br />
Ticâniyye: Şihabedin Ahmed et-Ticani (1227/1812). Halvetiyye’nin Cezayir, Fas koludur. <br />
<br />
Uceliye: Ebû’l-Abbas Ahmed b. Musa b. Ucayl ez-Zuvali el-Yemeni <br />
(690/1291). Kadiriyye’nin koludur. <br />
<br />
Ukaliyye: Ukayl el-Manici b. Şihabidin Ahmed el-Batayihi (540/1145).Harraziyye’in koludur. <br />
<br />
Uşşakiyye: Hasan Hüsameddin-i Uşşaki (1001/1592-3). Ahmediyye’nin koludur. <br />
<br />
Üveysiyye:Veysel Karani. <br />
<br />
Vefâiyye: Ebû’l-Hasan Ali b. Muhammed Vefa el-Ensari el-Haseni el-Kureşi (807/1404-5). <br />
<br />
Şazeliyye’nin koludur. <br />
Vefâiyye: Ebû’1-Vefa Muhammed el-Mağribi el-İskenderi, Mısırlı(765/1364). Yâfi’iyye: Arifüddin Abdullah el-Yafii (768/1367). Kadiriyye’nin koludur. Yeseviyye: Ahmed Yesevi (562/1166). <br />
Yûnisiyye: Bkz. “Şeybâniyye”. <br />
Zahidiyye: Tâciddin İbrahim ez-Zâhid el-Gilânî (690/1291). Ekberiy-ye’nin koludur. Zeyniyye: Zeyneddin Hâfi (838/1434-5). Sühreverdiyye’nin Bursa’da-ki koludur. Zıl’iyye: Safiyüddin Ahmed b. Ömer Zıl’i (1071/1660). <br />
Zühriyye: Ahmed Zührî, Kayserili (1157/1744). Muslihiye’nin koludur.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tasavvuf  Yolunda Hak Tarikatlar Nelerdir ve Kurcuları Kimlerdir?</span><br />
<br />
Büyük mutasavvıflara göre tarikat tektir, o da “Tarikatı Muhammediyedir. Sünnî daire içerisinde gelişen çeşitli tarikatlar aslında bu tek olan Tarikatı Muhammediyenin şubeleridir. Esasta usulde ayrılık gayrlılık yoktur. Teferruata ait birtakım inceliklerde, meşrepte çeşitlilik vardır. Tarikatların sayısı konusunda da değişik görüşler vardır. Ne kadar insan varsa o kadar yol vardır düşüncesinden hareket edenler tarikat sayısını belli bir rakamda dondurmazlar, öte yönden 12 temel büyük tarikat vardır. Diğerleri bunlardan çıkmış kollarıdır görüşü yaygındır. Bunlara göre 12 temel tarikat ve kurucuları ise şunlardır: <br />
<br />
1. Kadiriyye Tarikatı, Abdül Kadir Geylâni (H.470-561/M.1077- 1161) <br />
<br />
2. Yeseviyye Tarikatı, Ahmet Yesevi<br />
( 562 H./ 1166 M.) <br />
<br />
3. Rifaiyye Tarikatı, Ahmet er–Rifaî (H 512-578/ 1036 M) <br />
<br />
4. Kubreviyye Tarikatı, Necmûddin el Kübra (H.540- 618/M.1145-1226) <br />
<br />
5. Medyeniyye Tarikatı, Ebu’l Medyen b. Huseyn (H.527-594/ M.1126-1197) <br />
<br />
6. Desükiyye Tarikatı, İbrahim ed Desûki (H.676/M.1288.) <br />
<br />
7. Bedeviyye Tarikatı, Şeyh Ahmet Bedevi (H.596-675/M.1200- 1276) <br />
<br />
8. Şazeliyye Tarikatı, Ebul Hasan Takuyiddin Ali b.Abdullah eş Şazeli (H.656/M.1258) <br />
<br />
9. Ekberiyye Tarikatı, Muhyiddin İbnül Arabi (H.560- 638/M.1165-1240 <br />
<br />
10. Mevleviyye Tarikatı, Mevlânâ Celalûddinî Rumi<br />
(H.604- 672/ M.1207-1273) <br />
<br />
11. Sa’diyye Tarikatı, Sa’duddin Muhammed el Cebbârî<br />
(H.792/M. 1387) <br />
<br />
12. Nakşibendiyye, Muhammed Bahauddin Nakşibendi<br />
(H.718–792/M.1318–1389)<br />
<br />
Dunya’daki Tasavvuf akımları ve kabul edilmiş büyük alimleri<br />
<br />
Abbâsiyye: Ebû’l-Abbas Ahmed b. Muhammed b. Abdirrahman b. <br />
Ebibekr el-Ensârî el-Belensî el-Endelüsî (633/1235-6). Medyeniyye’nin koludur. <br />
<br />
Âdiliyye: Bedreddin Muhammed b. Ömer b. Ahmed el-Âdilî el-Abbâsî (970/1562). <br />
<br />
Afîfiyye: Abdülvehhâb b. Abdissamed el-Afifi el-Merzûkî (1180/ <br />
1766-7). Şâzeliyye’nin koludur. <br />
<br />
Ahmediyye: Ebû’l-Ferhad Ahmed b. Ali b. İbrahim el- Hüseynî el-Bedevî (675/1276). Şâzeliyye’nin koludur. “Bedevlyye” de denir. <br />
<br />
Ahmediyye: Manisa civan Göl Marmarası nahiyesinden Ahmed Şemseddin Efendi (910/1504- <br />
5). Halvetiyye’nin koludur. Ahmediyye: Bkz. “Müceddidiyye”. <br />
<br />
Ahmediyye: Bkz. “Rıfâiyye”. <br />
<br />
Ahrâriyye: Ubeydullah b. Mahmud b. Şihâbiddin el-Hüseynî et-Taşkendî el-Ahrâr 895/1490). <br />
Nakşibendiyye’nin koludur. <br />
<br />
Amûdiyye: Ebû İsa Sa’id b. İsa el-Ammâlî el-Sıddîkî. Medyeniyye’nin koludur. <br />
<br />
Assâliyye: Ebu’l-Abbas b. Ali el-Harîrî el-Assâlî eş-Şâfiî (1048/ 1142). <br />
<br />
Assâliyye: Ahmed b. Ali el-Harîrî el-Assâlî eş-Şâfiî (1048/1639). Cemâliyye-i Halvetiyye’nin koludur. <br />
<br />
Aşûriyye: Seyyid Sâlih Aşûr el-Mağribî et-Tunusî (7./13. asır). Desûkiyye’nin koludur. <br />
<br />
Ayderûsiyye: Ebûbekr el-Ayderûs (909/1503). Kübreviyye’in koludur. <br />
<br />
Aziziyye: İzzeddin Abdülaziz b. Ahmed ed-Dirini ed-Demiri eş Şâfiî er-Rıfâî <br />
(694-1295). <br />
<br />
Rıfâiyye’nin koludur. <br />
<br />
Bahâiyye: Bkz. “Nakşibendiyye”. <br />
<br />
Bahşiyye: Muhammed b. Muhammed b. Ahmed el-Bahşi el Halebi, (1098/1687). Cemâliye’nin koludur. <br />
<br />
Batâ’ihiyye: Bkz, “Rıfâiye”.” <br />
<br />
Bayramiyye: Hacı Bayram Veli (833/1496), Ankara’da Safeviyye’nin koludur. <br />
<br />
Bedeviyye: Bkz. “Ahmediyye”. <br />
<br />
Bedriyye: Ebû Ömer Bedreddin Muhammed b. Mekkî (1044/1634). <br />
<br />
Bekriyye: Ebû’l-Mekârim Muhammed el-Bekrî (944/1586). Vefâiy-ye’nin koludur. <br />
<br />
Bekriyye: Şemseddin Mustafa el-Bekrî (1162/1749). Karabaşiyye’nin koludur. <br />
<br />
Bektaşiyye: Hacı Bektaş Velî (738/1337-8), Yeseviyye’nin koludur. <br />
<br />
Beyâniyye: Ebû’l-Beyan Muhamed b. Mahfûz ed-Dımeşkî (551/1156). <br />
<br />
Beyyûmiyye: Ali Nureddin b. Şeyhi’I-Hicaz el-Beyyûmî. (1182/1768-9). Halebiyye’nin koludur. <br />
<br />
Bistâmiyye: Bâyezid Bistâmi (261 /874). “Tayfûriyye” de denir. <br />
<br />
Buhûriyye: Muhammed el-Buhari er-Rûmî (1039/1629-30). Ramazâ-niyye’nin koludur. <br />
<br />
Burhâniyye: Bkz. “Desûkiyye”. <br />
Buzurgân: Bkz. “Nakşibendiyye”. <br />
<br />
Câhidiyye: Câhidî AhmedEfendi (1070/1659-60). Cemâliye’nin koludur. <br />
<br />
Cebertiyye: Şerefuddin Ebû’l-Ma’rûf İsmail b. İbrahim b. Abdisselam el-Cebertî el-Kureşî el- Haşimi el-Yemenî ez-Zebidî (806/1403). Ekberiyye’nin koludur. <br />
<br />
Cehriyye: Çin ve Türkistan’da Yeseviyye’den çıkan ve cehrî zikri tercih eden tarikatlere verilen isim. <br />
<br />
Celvetiyye: Aziz Mahmut Hüdâî (1038/1628), Üsküdar’da. Safeviyye’nin koludur. <br />
<br />
Cemâliyye: Muhammed Hamîdüddin el-Cemalî el-Bekrî, Çelebi Halife Aksarayî (899/1493) Halvetiyye’nin koludur. <br />
<br />
Cemâliyye: Cemaleddin Efendi (1164/1750-1), Edirneli. Uşşâkiyye’nin koludur. <br />
<br />
Cerrâhiyye: Nureddin Mehmed Cerrahi, b. Abdillah er-Rumî (1084/ 1672). İstanbul’da. Ramazâniyye’nin koludur. <br />
<br />
Cihangiriyye: Hasan Burhanedin Efendi (1074/1663-4), Cihangirli. Ramazâniyye’nin koludur. <br />
<br />
Cüneydiyye: Ebû’l-Kasım Cüneyd b. Muhammed el-Harrâz el-Bağdadî (298/910-11). <br />
<br />
Çerkeşiyye: Hacı Mustafa Efendi (1229/1813-4), Çankırı’nın Çerkeş kazasından, Nasûhiyye’nin koludur. <br />
<br />
Çeştiyye: Ebû Abdillah el-Çeştî (355/966). <br />
<br />
Çeştiyye: Muîneddin Muhammed Acmirî (633/1236). Hindistan’da. <br />
<br />
Derdiriyye: Ebû’l-Berakât Şihabeddin Ahmed b. Ahmed ed Derdîrî el-Adevî (1201/1786-7). Hefneviyye’nin koludur. <br />
<br />
Desûkiye: Burhaneddin İbrahim b. Ebi’1-Mecd ed, Desûkî (686/ 1287). Şâzeliye’nin koludur. Burhâniyye de denir. <br />
<br />
Derbiyye: Ebû’l-Hasan Ali b. Hıdır ed-Deybi el-Hazrecî (719/1319). <br />
<br />
Dussukiyye: Bkz. (Desûkiyye:” <br />
<br />
Dücâniyye: Seyyid Ahmed ed-Dücânî (987/1579) Meymûniyye’nin koludur. <br />
<br />
Ebberiyye: Ebû Reşid Kutbuddin el-Behberî (573/1177). <br />
<br />
Edhemiyye: Ebû İshak İbrahim b. Edhem el-Belhî (161/778 veya 166/683). <br />
<br />
Ehdeliyye: Seyyid Ebû’l-Hasan Ali b. Ömer el-Ehdeli (1164/1750-1). Kadiriyye’nin koludur. <br />
<br />
Ekberiyye: Muhyiddin İbnü’l-Arabi el-Endelüsî (638/1240). “Muhyi-viyye” de denir. <br />
<br />
Ensâriyye: bkz. “Hereviyye”. <br />
<br />
Erdebiliyye: Bkz. “Safeviyye”. <br />
<br />
Esediyye: Ebû Muhammed Abdullah b. Ali el-Esedi (7./13. asır). Kadiriyye’nin koludur. <br />
<br />
Eşrefiyye: Abdullah b. Eşref b. Muhmmed er-Rûmî (874/1469). Eşre-foğlu. Kadiriyye’nin koludur. <br />
<br />
Fazliyye: Seyid Cemaleddin Muhammed b. Fazlilah el-Hindî el-Ber-hemburî (1029/1619-20). <br />
<br />
Feyziyye: Feyzüddin Hüseyin el-Semmânî (1309/1891-2). Semmâniy-ye’nin koludur. “Hülvetiyye”de <br />
denir. <br />
<br />
Firdevsiyye: Rükneddin el-Firdevsî (724/1323-4). Kübreviyye’nin Hindistan koludur. <br />
<br />
Garîbiyye: Muhammed Garîbullah el-Hindî (731/1331) Kadiriyye’nin koludur. <br />
<br />
Gavsiyye: Hamideddin Muhammed b. Hatirüddin el-Hüseynî, Gav-su’1-Hidi (932/1526).Şettariye’nin Hindistan kolu. <br />
<br />
Gavsiyye: Ebû’l- Gays Sa’id b. Süleyman b. Cemil (7./13. asır). Kadiriyye’nin koludur. <br />
<br />
Gâziyye: Ebû’l-Kasım Ahmed el-Gilâlî (932/1526). Şâzeliyye’nin Faskoludur. <br />
<br />
Gazzâliyye: Ebû Hâmid Zeynüddin Muhammed b. Muhamed et-Tûsiel- <br />
Gazzâli (505/1111).Cüneydiyye’nin koludur. <br />
<br />
Gülşeniye: İbrahim Gülşeni (940/1533). Rûşeniyye’nin koludur. <br />
<br />
Haccâciyye: Ebû’l-Haccâc Yusuf b. Abdirrahman el-Kureşi el-Mehdeviel-Mağribi (642/1244-5). <br />
<br />
Hâcegâniyye: Hâce Abdülhalik el-Gücdüvani (617/1220). <br />
<br />
Hafifiyye: Ebû Abdillah Muhammed b. Hafi f ez-Zebbî eş-Şirazi(371/982). <br />
<br />
Hafiyye: Nakşibendiyye’nin Çin ve Türkistan’daki adı. <br />
<br />
Halebiye: Ahmed b. İbrahim el-Ahmedi el-Halebi eş-Şâfii (10./16.asır). Ahmediyye’nin koludur. <br />
<br />
Hâlidiyye: Ebû’1-Baha Ziyâedin Hâlid b. Ahmed b. Hüseyin el-Osmani el-Şehrizori (124/1826-7). Nakşibendiyye’nin koludur. <br />
<br />
Hâlisiyye: Ziyaeddin Abdurrahman et-Tabibani el-Kerkükî (1276/1858-9). Kadiriyye’nin koludur. <br />
<br />
Halvetiyye: Ebû Abdillah Siracedin Ömer b. Ekmeliddin Gilani el-Halveti (750/ 1349-50). <br />
Horasan ve Türkiye’de. Sühreverdiyye’nin koludur. Rûşeniyye, Cemâliyye, Ahmediyye <br />
ve Şemsiyye diye dört ana kola ve otuz kadar kollara ayrılmıştır. <br />
<br />
Hamzaviyye: Bkz. “Melâmiyye”. <br />
<br />
Harfiyye: Ebû’l-Hasan Ali b. Ahmed en-Necib el-Herefi el-Meresi (63/1239). <br />
<br />
Harîriyye: Ali b. Ebi’l-Hasan b. Mansur el-Basri el-Hariri (645/ 1247,8).Rıfâiyye’nin koludur. <br />
<br />
Harrâziyye: Ebû Sa’id Ahmed b. İsa El-Harrazi el-Bağdadî (286/899). <br />
<br />
Hayâtiyye: Mehmed Hayâti Efendi. Ramazaniyye’nin koludur. <br />
<br />
Hefneviyye: Şemsedin Muhammed b. Salim b. Ahmed eş, Şafii el-Mısrî el-Hefni (1181/1767-8). Cemâliye’nin Mısır koludur. <br />
<br />
Hemedâniyye: Ali-i Hemedânî (787/1385). Kübreviyye’nin koludur. <br />
<br />
Hereviyye: Abdullah el-Ensari el-Hervi (481/1088). Ensariyye de denir. <br />
<br />
Hevvâriyye: Ebû Bekr b. Hevvâr el-Hevvârî el-Betâyihî (760/1358). <br />
<br />
Hilâliyye: Muhammed Hilal el-Hemedânî (1147)1734). Kadiriye’nin koludur. <br />
<br />
Hudâiyye: Bkz. “Celvetiyye”. <br />
<br />
Hulvetiyye: Bkz. “Feyziyye”. <br />
<br />
İbrâhimiyye: İbrahim Efendi, Kuşadalı (1264/1849).Çerkeşiyye’ninkoludur. <br />
<br />
İdrîsiyye: Ahmed b. İdris el-Fasi (125/ 1836-7). <br />
<br />
İkaaniyye: Kemal el-İkaani (974/1566-7). Yeseviyye’nin koludur. <br />
<br />
İlmiyye: Ebû Muhammed Mevlay Abdullah eş-Şerif b. İbrahim el-İlmî(12./18. asır). <br />
<br />
Şâzeliyye’nin koludur. <br />
<br />
İshâkiyye: Ebû İshak İbrahim b. Şehriyar el-Kazeruni (426/1035). Hafiyye’nin koludur. <br />
<br />
Kadiriyye: Abdulkadir el-Gîlânî (561/1166). Cüneydiyye’nin koludur.Yemen, Somali, Irak, <br />
Hindistan, Anadollu, Mağrib ve Sudan’da yayılmıştır. <br />
<br />
Kalenderiyye: Cemâleddin Sâvî (630/1232). Daha önce var ise de bu <br />
zat tarafından bir tarik haline getirilmiştir. Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar uzanmıştır. <br />
<br />
Karabişiyye: Ali Aladdin Karabaş Veli (1097/1686). Şa’baniyye’nin koludur. <br />
<br />
Kâsâniyye: Şemsedin Ahmed el-Kâsâni (949/1542-3). Ahrariyye’nin <br />
koludur. Kassâriyye: Bkz.: “Melâmetiyye”. <br />
<br />
Katnâniyye: Hasan el-Katnani (747/1346). Rıfâiyye’nin koludur. <br />
<br />
Keyâliye: <br />
İsmail er-Rıfâi, el-Keyyâl (7./13. asır). Rıfâiyye’nin koludur. <br />
<br />
Koneviyye: Sadreddin-i Konevi er-Rûmî (672/1273). <br />
<br />
Kuşeyriyye: Ebû’l-Kasım Abdülkerim Kuşeyri (465/1072). <br />
<br />
Kübreviyye: Necmedin Kübra (618/1221). Cüneydiyye’nin koludur.”Zehebiyye” de denir. <br />
<br />
Kümeyliyye: Kümeyi b. Ziyad (82/701). <br />
<br />
Mazhariyye: Şah Şemseddin Habibulah Cân-ı Cânân’-ı Mezherî ed-Dıhlevî (1195/1781). Müceddidiyye’nin koludur. <br />
<br />
Medâriyye: Bedîüddin Şah Medar (840/1438). Hindistan’da yayılmıştır. <br />
<br />
Medyeniyye: Ebû’l-Medyen Şuayb b. Hüseyin el-Mağribi el-Ensari(873/1468-9). <br />
<br />
Mehdeviyye: Ebû Muhammed b. Abdilaziz b. Ebibekr el-Kureşi el-Mehdevi (621/1224). <br />
<br />
Melâmetiye: Ebû Salih Hamdun Kassar (271/884-5). <br />
<br />
Melâmiyye: Bosnalı Şeyh Hamza Bâli (969/1561-2). Türkiye’de Bayramiyye’nin kolu olarak kurulmuştur. “Hamzaviyye” de denir <br />
<br />
Meşîşiyye: Meşiş el-Hasani el-İdrisi (624/(1226). Medyeniyye’nin koludur. <br />
<br />
Mevleviyye: Mevlânâ Celâleddin Rûmi (672/1273). Oğlu Sultan Veled(721/1312-3) tarafından <br />
kurulmuştur. <br />
<br />
Meymûniyye: Ebû’l-Hasan Ali b. Meymun el-Mağribî el-Fâsî el-İdrisî(917/1511-2). <br />
Medyeniyye’nin koludur. <br />
<br />
Mısiryye: Bkz. “Niyaziyye”. <br />
<br />
Muhâsibiyye: Ebû Abdillah Hâris b. Esedi’l-Muhâsibi (243/857-8). <br />
<br />
Murâdiyye: Muhammed Murad b. Ali el-Hanefui el-Buhari el Keşmiri(1132/1719-20). <br />
<br />
Muslihiyye: Muslihiddin Mustafa, Tekirdağlı (1099/1688). <br />
Sinaniyye’nin koludur. <br />
<br />
Müceddidiyye: Bedreddin Ebû’l-Abbas Ahmed b. Abdilehad el-Faruki Kabuli-i Sirhindi, <br />
İmam Rabbani, Müceddid-i Elfi Sâni(1034/1624). Ahrâriyye’nin koludur. <br />
<br />
Nakşibendiye: Bahaeddin Nakşibend (791/1389), Türkistanda “Bahâiyye” de denir. <br />
<br />
Nasuhiyye: Nasûhi Muhammed el-Halveti (1130/1718) Karabaşiy-ye’nin koludur. <br />
<br />
Neveviyye: Muhyiddin Ebû Zekeriyya Yahya b. Şemseddin en Nevevi (670/1270-1). <br />
<br />
Şâzeliyye’nin koludur. <br />
<br />
Niyâziyye: Niyâzi Muhammed Mısrî (1105/1694). Ahmediyye’nin koludur, “Mısriyye’de denir. <br />
<br />
Nurbahşiyye: Muhammed Nurbahş el-Buhârî (869/1465). Kübreviy-ye’nin Horasan koludur. <br />
<br />
Nuriye: Ebû’l-Hasan Ahmed b. Muhammed en-Nûrî (295/907-8). <br />
<br />
Nûriyye: Nuridin Abdurrahman el-İsferaini (639/1241-2). Kübreviy-ye’nin koludur. <br />
<br />
Nusîsiyye: Muhammed en-Nusûs (1058/1648). <br />
<br />
Ramazâniyye: Karahisarlı Şeyh Ramazan (1025/1616). Ahmediyye’nin koludur. <br />
<br />
Raşidi : Raşit Tunca (2018)<br />
<br />
Râşidiyye: Ahmed b. Yusuf er-Râşidi (927/1521). Zerrûkiyye’nin koludur. <br />
<br />
Reslâniyye: Reslan b. Ya’kub el-Ca’beri (695/1296). Ukeyliyye’nin koludur. <br />
<br />
Rıfâiyye: Seyyid Ahmed er-Rıfâi (578/1182). Merkezi olan Basra’dan Suriye ve İstanbul’a yayılmıştır. “Ahmediye” ve “Beta’ihiyye”de denir. <br />
<br />
Rûmiyye: İsmail Rûmi b. Ali et-Tusi (0153/1643). <br />
<br />
Rüşeniyye: Dede Ömer Rûşenî (892/1487). Halvetiyye’nin koludur. <br />
<br />
Rükniyye: Rükneddin Alâuddevle Ahmed b. Muhammed es-Simnânî(736/1336). <br />
Kübreviyye’nin koludur. <br />
<br />
Sâbiriyye: Alâaddin Ali Ahmed Sâbir el-Kelbîrî (609/1291). Çiştiyye’nin koludur. <br />
<br />
Sa’diyye: Sa’deddin Muhammed el-Cibâvî (736/1335). Rıfâiyye’nin koludur. <br />
<br />
Safeviyye: Safiyyüdin el-Erdebili (735/1334). Sühreverdiyye’nin koludur. <br />
<br />
Sa’ûdiyye: Ebû Sa’üd b. Ebi’l-Aşâyir el-Vâsıti el-Bâirini (644/ 1246).Rıfâiyye’nin koludur. <br />
<br />
Sâviyye: Ahmed b. Muhammedel-Maliki es-Savi (1241/1825-6). Derdiriyye’nin koludur. <br />
<br />
Sayyadiyye: İzzeddin Ahmed es-Sayyad (670/1271-2). <br />
<br />
Sehliyye: Ebû Muhammed Sehl b. Abdilah et-Tüsteri (283/ 896). <br />
<br />
Selâhiyye: Abdullah Selâhaddin er-Rûmi Efendi, Balıkesirli <br />
(1196/1783). <br />
Ahmediyye’nin koludur. <br />
<br />
Semmâniyye: Ebû Abdülkerim Muhammed el-Medeni es-Semmani(1189/1775). Şâzeliyye’nin <br />
Mısır koludur. <br />
<br />
Senûniyye: Muhammed b. Ali el-Haseni el-İdrisi (1276/1859). Büyük Sahra’da mücâhidler <br />
tarikati. Kadriyye’nin koludur. <br />
<br />
Seyyâriyye: Ebû’l-Abbas Kasım el-Mehdi es-Seyyâr (342/953). <br />
<br />
Sezâiyye: Hasan Sezâi Efendi, Edirneli (1151/1738). Gülşeniyye’nin koludur. <br />
<br />
Sinâniyye: İbrahim Ümmi Sinan el-Halveti (976/1568-9). <br />
Ahmediyye’nin koludur. Sûfiyye: Ebû Hâşim Sofi el-Kûfî (155/772). <br />
<br />
Suûdiyye: Ebû’s-Suûd b. Şa’ban et-(:::) (644/1246). <br />
<br />
Suhreverdiyye: Abdülkâhir Es-Sühreverdi (563/1168) ve Ömer es-Sühreverdi (632/1234). <br />
Kadiriyye’nin koludur. <br />
<br />
Sünbüliyye: Zeyneddin Yusuf Sünbül Sinan Efendi (936/1529 30). <br />
Cemâliye’nin koludur. <br />
<br />
Şa’baniyye: Şeyh Şa’ban-ıVeli, Kastamonulu (976-1568). Cemaliyye’nin koludur. Şa’raniyye: Abdülvahhab eş-Şa’rani (973-1565). <br />
<br />
Şattariyye: Abdullah eş-Şattar (818/1415). Hindistan, Sumatra ve Cava’da. <br />
<br />
Şâzeliyye: Ali b. Abdillah Ebû’l-Hasan el-Mağribi eş-Şâzeli (564/1256).Medyeniyye’nin koludur. <br />
Mağrib, Mısır, İstanbul, Romanya, Nube ve Komor adalarında yayılmıştır. <br />
<br />
Şemsiyye: Şeyh Şemseddin-i Sivasi (1006/1597-8) Halvetiyye’nin koludur. <br />
<br />
Şernubiyye: Şihabeddin’Ebû’l-Abbas Ahmed eş-Şernubi el Maliki el-Burhani (994/1586). <br />
<br />
Burhaniyye: (Desûkiyye)nin koludur. <br />
<br />
Şeybâniyye: Ebû Muhammed Yunus b. Yusuf eş, Şeybani (619/1222). “Yunusiyye”de denir. <br />
<br />
Şinnâviyye: Ebû Abdillah Muhammed eş-Şinnâvi (1028/1619). Ahme-diyye’nin koludur. <br />
<br />
Tâciyye: Taceddin Zekeriyya el-Naşibendi el-Hindi (1050/1640). Ahrâriyye’nin koludur. Tayfûriyye: Bkz. “Bistâmiyye”. <br />
<br />
Tâziyye: Ebû Sâlim İbrahim et-Tâzi (1205/1709). Medyeniyye’nin koludur. <br />
<br />
Ticâniyye: Şihabedin Ahmed et-Ticani (1227/1812). Halvetiyye’nin Cezayir, Fas koludur. <br />
<br />
Uceliye: Ebû’l-Abbas Ahmed b. Musa b. Ucayl ez-Zuvali el-Yemeni <br />
(690/1291). Kadiriyye’nin koludur. <br />
<br />
Ukaliyye: Ukayl el-Manici b. Şihabidin Ahmed el-Batayihi (540/1145).Harraziyye’in koludur. <br />
<br />
Uşşakiyye: Hasan Hüsameddin-i Uşşaki (1001/1592-3). Ahmediyye’nin koludur. <br />
<br />
Üveysiyye:Veysel Karani. <br />
<br />
Vefâiyye: Ebû’l-Hasan Ali b. Muhammed Vefa el-Ensari el-Haseni el-Kureşi (807/1404-5). <br />
<br />
Şazeliyye’nin koludur. <br />
Vefâiyye: Ebû’1-Vefa Muhammed el-Mağribi el-İskenderi, Mısırlı(765/1364). Yâfi’iyye: Arifüddin Abdullah el-Yafii (768/1367). Kadiriyye’nin koludur. Yeseviyye: Ahmed Yesevi (562/1166). <br />
Yûnisiyye: Bkz. “Şeybâniyye”. <br />
Zahidiyye: Tâciddin İbrahim ez-Zâhid el-Gilânî (690/1291). Ekberiy-ye’nin koludur. Zeyniyye: Zeyneddin Hâfi (838/1434-5). Sühreverdiyye’nin Bursa’da-ki koludur. Zıl’iyye: Safiyüddin Ahmed b. Ömer Zıl’i (1071/1660). <br />
Zühriyye: Ahmed Zührî, Kayserili (1157/1744). Muslihiye’nin koludur.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bedeviyye Tarikatı Hakkında]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=15553</link>
			<pubDate>Sun, 26 Jun 2022 14:24:02 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=15553</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bedeviyye Tarikatı Hakkında</span><br />
<br />
Bedeviyye nedir ?<br />
<br />
Ahmediyye olarak da bilinen bu tarikatın temelinde Bedevî'nin fikirleri bulunmakla birlikte âdâb ve erkânının büyük bir kısmı daha sonraki asırlarda teşekkül etmiştir.<br />
<br />
Genellikle müstakil bir tarikat olarak değerlendirilen Bedeviyye, Ahmed el-Bedevî'nin mürşidlerinden Şeyh el-Berrî'nin silsilesinin Ahmed er-Rifâî'ye ulaşması sebebiyle Rifâiyye'nin, kendisinin Ebü'l-Hasan eş-Şâzelî ile görüşmesi sebebiyle de Şâzeliyye'nin bir kolu olarak da ele alınmıştır. İtḥâfü'l-aṣfiyâʾ (s. 167) ve ʿİḳdü'l-cevher'de (s. 20) bu tarikatı Şâzeliyye'nin büyük bir kolu olarak gösteren Zebîdî, Harîrîzâde'nin iktibas ettiği Refʿu'n-niḳāb adlı risâlesinde de Bedevî-Şâzelî münasebetleri üzerinde durmuştur (Tibyân, I, vr. 48b).<br />
<br />
Tarikatın silsilesi şöyledir: Ahmed el-Bedevî, Abdülcelîl, Hüseyin b. Ali, Abdülcelîl b. Abdurrahman, Abdülmecîd el-Mağribî, Ali b. Hasan, Abdürrezzâk el-Endelüsî, Abdülkuddûs el-Mağribî, Muhammed b. Yûsuf el-Fâsî, Ahmed-i Tebrîzî, Ma'rûf-i Kerhî, Dâvûd et-Tâî, Habîb el-Acemî, Hasan-ı Basrî, Hz. Ali. Tarikat pîrinden sonra Tanta'daki merkez dergâhta postnişin olan sûfîler ise şunlardır: Abdülâl b. Fakīh, Abdurrahman Ali Nûreddin, Şemseddin Muhammed, Şehâbeddin Ahmed, Muhammed Abdurrahman, Abdülkerîm b. Ali, Sâlim, İbrâhim el-Esmer, Muhammed el-Ebyaz, Abdülkerîm, Abdülmecîd, Abdül'âl b. Sâlim, Abdülkerîm. Bedevî'nin ilk halifesi Abdül'âl'in (ö. 733/1332), tarikatın kuruluş ve teşekkülünde önemli hizmetleri olmakla birlikte hayatı hakkında bilgi yoktur. Aynı aileye mensup olan bu şeyhlerden Sâlim ve İbrâhim el-Esmer gibi bazıları çeşitli sebeplerle şeyhlikten azledilmişlerdir. Bu sebeplerin başında cehrî zikir tartışmaları, mevlid törenleri ve beşik şeyhliği (Tibyân, I, vr. 50b) gibi ulemâ ile meşâyihin farklı baktıkları konular gelmektedir.<br />
<br />
Tarikat pîrinin Veṣâyâ'sında (Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 1397) özellikle üzerinde durduğu şu konular tarikatın esasları haline gelmiştir: Kur'an ve Sünnet'e bağlı kalmak, kalbî zikre devam etmek, teheccüd namazı kılmak, sıkıntılara karşı sabır ve tahammül göstermek, sözünde durmak, kötülüklere iyilikle karşılık vermek, gariplere ve misafirlere ilgi göstermek, mütevazi olmak, şeyhlere hürmet etmek, dervişliğin âdâbına dikkat etmek. Ahmed el-Bedevî'ye göre zikirde esas olan kalbî zikirdir. Buna rağmen Bedeviyye'nin zikri tarihî seyir içinde cehrî, kıyâmî-kuûdî olarak icra edilir hale gelmiştir. Bedevî dervişleri âyin sırasında heyecanları artınca birbirlerine sarılarak zikre devam ederler. Buna "Bedevî topu" adı verilir.<br />
<br />
Tarikata giriş merasimi şeyh ile mürid arasında cereyan eden soru ve cevaplarla başlar. "Arzu ve isteğin nedir?" sorusuna mürid adayı, "Âriflerin yoluna girmek için bana rehber olmanızı istiyorum" diye cevap verir. Şeyh, "Ben size sadece iyi şeyleri emrediyor ve kötü şeylerden sakınmanızı istiyorum" dedikten sonra adayın şu ifadeleri tekrarlamasını ve mânalarını her zaman düşünmesini söyler: "Allah benimle beraberdir, Allah bana bakmaktadır, Allah bana şahittir." Namaz ve zikirden sonra biat merasimi başlar. Bu sırada şeyh müridin baş parmağını elinin içine alır ve Feth sûresinin 10-18. âyetlerini okur.<br />
<br />
Tarikatın hizb ve evrâdı şöyledir: Eûzü besmele, Fâtiha sûresi (bir defa), Kevser sûresi (on defa), İhlâs sûresi (on defa), Muavvizeteyn (bir defa), "ve ilâhüküm ilâhün vâhid" (el-Bakara 2/163), Âyetü'l-kürsî, "Lillâhi mâ fi's-semâvâti..." (el-Bakara 2/284-286), "Yâ erhame'r-râhimîn..." (krş. el-A'râf 7/151; Yûsuf 12/64), "İnnemâ yürîdüllāhü li-yüzhibe anküm..." (el-Ahzâb 33/33), "İnnallāhe ve melâiketehû yüsallûne..." (el-Ahzâb 33/56). Evrâd, salli ve bârik dualarından sonra uzunca bir salavât-ı şerife ile son bulur. Tesbih şekli ise şöyledir: Sübhânellah, el-hamdü lillâh, Allāhü ekber (otuz üçer defa), kelime-i tevhid (bir defa), istiğfar (100 defa), salâtüselâm (100 defa). Bu tesbihler her farz namazdan sonra günde beş defa, bu mümkün olmazsa sabah ve yatsı namazlarından sonra, o da mümkün olmazsa günde bir defa okunur. Bedeviyye'de haftanın günlerine göre de evrâd ve ezkâr vardır. Pazar: Salât ve selâm (elli veya 100 defa), el-hamdü lillâh, Allāhü ekber (en az 100 defa). Pazartesi: Sübbûh, kuddûs (en az 100 defa). Salı: Sübhâne'l-kadîr, el-muktedir. Çarşamba: Sübhâne zi'l-mülki ve'l-melekût. Perşembe: Sübhānellâhi ve bi-hamdihî (1000 defa). Cuma: Sübhâne zi'l-izzi ve'l-ceberût (100 ilâ 1000 defa). Cumartesi: Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm (100 defa).<br />
<br />
Bedevî hırkası ile tarikatın alem ve sancağı kırmızıdır. Bir gün Abdül'âl bu sancağı taşıyan insanda bulunması gereken şartları mürşidine sorduğunda şu karşılığı almıştı: Yalan söylememek, fuhuştan uzak durmak, haramlardan yüz çevirmek, iffetli olmak, Allah'tan korkmak, Kur'an'ın emirlerine boyun eğmek, zikre yapışmak, tefekküre devam etmek. Bedevî dervişlerinin kullandığı tac da iki terekli olup lenger kısmına kırmızı sarık sarılır.<br />
<br />
Bedeviyye'nin Mısır'da bugün mevcut olan kolları şunlardır: Hamûdiyye, Kinâsiyye, Zâhidiyye, Enbâbiyye, Münâviyye, Selâmiyye, Fergāliyye, Sâibiyye, Merâzıkıyye, Şinnâviyye, Halebiyye, Sütûhiyye, Beyyûmiyye.<br />
<br />
Bedeviyye'nin Mısır kültüründeki yeri, Bektaşîliğin Anadolu ve Rumeli'deki tesirine benzetilebilir. Ahmed el-Bedevî'nin tarikat silsilesinin Hz. Ali'ye ulaşması, Hüseynî olması, nûr-ı Muhammedî'den bahseden ilk sûfî kabul edilmesi gibi sebeplerle Bedeviyye zaman içinde Alevîmeşrep bir tasavvufî mektep hüviyetini kazanmıştır. Gerçekte Ahmed el-Bedevî'nin fikir ve görüşleriyle bu meşrep arasında bağlantı kurmak mümkün olmamakla birlikte yine de o "Fâtımî casusu" olmakla suçlanmıştır. Ahmed el-Bedevî'nin etrafında oluşan kültürün halk üzerindeki hâkimiyeti asırlar içinde tarikatın yaygınlığı ile birlikte tekkenin de çok zengin malî kaynaklara sahip olmasını sağlamıştır. Devlet yöneticilerinin, özellikle el-Melikü'z-Zâhir Baybars ve Sultan Kayıtbay'ın Bedevîler'e ve Tanta'daki Bedevî Tekkesi'ne ilgi göstermeleri, tarikat mensuplarının siyasî hayatla olan münasebetleri konusunda bilgi vermektedir. Zilhicce ayının son haftasında Ahmed el-Bedevî için düzenlenen mevlid törenleri yüzyıllardan beri devam etmektedir. Bir panayır şenliği gibi kutlanan bu haftada Mısır'ın çeşitli bölgelerinden ve diğer ülkelerden gelen 100.000'lerce insan aynı dinî ve mistik havayı teneffüs etmektedir. Zekî Mübârek'in ifadesiyle, birçok Mısırlı sadece bu törenler sebebiyle Kahire ve Kuzey Mısır'ı görebilme fırsatını elde edebilmektedir. Ulemâ-meşâyih tartışmaları bazı dönemlerde bu törenlerin yasaklanmasına sebep olmuştur. Mısır'daki Bedeviyye kültürü sadece tasavvuf tarihi araştırıcılarına değil ediplere de bolca malzeme verebilecek bir zenginliğe sahiptir. Abdülhakîm Kāsım'ın Eyyâmü'l-insân adlı romanının esas malzemesi bu kültürdür.<br />
<br />
Bedeviyye Mısır dışında pek yaygınlık kazanmamıştır. Hatta Kuzeybatı Afrika'da yaygın olan tarikatlar arasında bile görünmemektedir (L. Rinn, s. 551-552). Aziz Mahmud Hüdâyî'nin Vâḳıʿât adlı eserinde Bedevî ile Hacı Bektâş-ı Velî arasında vuku bulan kerametlerden bahsetmesi de dikkat çekicidir. Evliya Çelebi Bursa'da bir Bedevî tekkesinin varlığından bahseder. Kocamustafapaşa Bedevî Tekkesi'nin ilk şeyhinin 1739'da vefat ettiği, Kasımpaşa Uzunyol'daki Arapzâde Bedevî Tekkesi'nin 1828'de yapıldığı dikkate alınırsa bu tarikatın Osmanlı topraklarındaki tarihçesi daha kolay anlaşılmış olur.<br />
<br />
Ahmed el-Bedevî'nin dua ve hizipleriyle tarikatın âdâb ve erkânını konu alan eser ve menâkıbnâmelerin en meşhurları şunlardır: 1. Abdüssamed b. Abdullah el-Mısrî, el-Cevâhirü's-seniyye fi'nnisbe ve'l-kerâmâti'l-Aḥmediyye (Mısır 1288). 2. Nûreddin b. İbrâhim el-Halebî, en-Naṣîḥatü'l-ʿaleviyye fî beyâni ḥüsni'ṭ-ṭarîḳati'l-Aḥmediyye (Ezher Ktp., nr. 1540). 3. Zebîdî, Refʿu'n-niḳāb (Tibyân, I, vr. 47a-52b). 4. Hasan Râşid el-Meşhedî, en-Nefeḥâtü'l-Aḥmediyye ve'l-cevâhirü'ṣ-Ṣamedâniyye (Mısır 1321). Bunların dışında bazı kaynaklarda şu eserler de zikredilmektedir: Muhammed b. Selâme, el-Maḳāṣıdü'l-Muḥammediyye fi'l-menâḳıbi'l-Aḥmediyye; Ali b. Muhammed Adevî el-Mâlikî, Şerḥu ṣalavâti Seyyid Aḥmed el-Bedevî; Mustafa b. Kemâleddin el-Bekrî, el-Feyzü'l-eḥadi'r-rûmî ʿalâ ṣalavâti Seyyid Aḥmed el-Bedevî; Harîrîzâde, Fevâʾiḥu ezhâri'l-ḥaḳāʾiḳ ve levâʾiḥu envâri'ṭ-ṭarâʾiḳ.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kaynak:</span> Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bedeviyye Tarikatı Hakkında</span><br />
<br />
Bedeviyye nedir ?<br />
<br />
Ahmediyye olarak da bilinen bu tarikatın temelinde Bedevî'nin fikirleri bulunmakla birlikte âdâb ve erkânının büyük bir kısmı daha sonraki asırlarda teşekkül etmiştir.<br />
<br />
Genellikle müstakil bir tarikat olarak değerlendirilen Bedeviyye, Ahmed el-Bedevî'nin mürşidlerinden Şeyh el-Berrî'nin silsilesinin Ahmed er-Rifâî'ye ulaşması sebebiyle Rifâiyye'nin, kendisinin Ebü'l-Hasan eş-Şâzelî ile görüşmesi sebebiyle de Şâzeliyye'nin bir kolu olarak da ele alınmıştır. İtḥâfü'l-aṣfiyâʾ (s. 167) ve ʿİḳdü'l-cevher'de (s. 20) bu tarikatı Şâzeliyye'nin büyük bir kolu olarak gösteren Zebîdî, Harîrîzâde'nin iktibas ettiği Refʿu'n-niḳāb adlı risâlesinde de Bedevî-Şâzelî münasebetleri üzerinde durmuştur (Tibyân, I, vr. 48b).<br />
<br />
Tarikatın silsilesi şöyledir: Ahmed el-Bedevî, Abdülcelîl, Hüseyin b. Ali, Abdülcelîl b. Abdurrahman, Abdülmecîd el-Mağribî, Ali b. Hasan, Abdürrezzâk el-Endelüsî, Abdülkuddûs el-Mağribî, Muhammed b. Yûsuf el-Fâsî, Ahmed-i Tebrîzî, Ma'rûf-i Kerhî, Dâvûd et-Tâî, Habîb el-Acemî, Hasan-ı Basrî, Hz. Ali. Tarikat pîrinden sonra Tanta'daki merkez dergâhta postnişin olan sûfîler ise şunlardır: Abdülâl b. Fakīh, Abdurrahman Ali Nûreddin, Şemseddin Muhammed, Şehâbeddin Ahmed, Muhammed Abdurrahman, Abdülkerîm b. Ali, Sâlim, İbrâhim el-Esmer, Muhammed el-Ebyaz, Abdülkerîm, Abdülmecîd, Abdül'âl b. Sâlim, Abdülkerîm. Bedevî'nin ilk halifesi Abdül'âl'in (ö. 733/1332), tarikatın kuruluş ve teşekkülünde önemli hizmetleri olmakla birlikte hayatı hakkında bilgi yoktur. Aynı aileye mensup olan bu şeyhlerden Sâlim ve İbrâhim el-Esmer gibi bazıları çeşitli sebeplerle şeyhlikten azledilmişlerdir. Bu sebeplerin başında cehrî zikir tartışmaları, mevlid törenleri ve beşik şeyhliği (Tibyân, I, vr. 50b) gibi ulemâ ile meşâyihin farklı baktıkları konular gelmektedir.<br />
<br />
Tarikat pîrinin Veṣâyâ'sında (Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 1397) özellikle üzerinde durduğu şu konular tarikatın esasları haline gelmiştir: Kur'an ve Sünnet'e bağlı kalmak, kalbî zikre devam etmek, teheccüd namazı kılmak, sıkıntılara karşı sabır ve tahammül göstermek, sözünde durmak, kötülüklere iyilikle karşılık vermek, gariplere ve misafirlere ilgi göstermek, mütevazi olmak, şeyhlere hürmet etmek, dervişliğin âdâbına dikkat etmek. Ahmed el-Bedevî'ye göre zikirde esas olan kalbî zikirdir. Buna rağmen Bedeviyye'nin zikri tarihî seyir içinde cehrî, kıyâmî-kuûdî olarak icra edilir hale gelmiştir. Bedevî dervişleri âyin sırasında heyecanları artınca birbirlerine sarılarak zikre devam ederler. Buna "Bedevî topu" adı verilir.<br />
<br />
Tarikata giriş merasimi şeyh ile mürid arasında cereyan eden soru ve cevaplarla başlar. "Arzu ve isteğin nedir?" sorusuna mürid adayı, "Âriflerin yoluna girmek için bana rehber olmanızı istiyorum" diye cevap verir. Şeyh, "Ben size sadece iyi şeyleri emrediyor ve kötü şeylerden sakınmanızı istiyorum" dedikten sonra adayın şu ifadeleri tekrarlamasını ve mânalarını her zaman düşünmesini söyler: "Allah benimle beraberdir, Allah bana bakmaktadır, Allah bana şahittir." Namaz ve zikirden sonra biat merasimi başlar. Bu sırada şeyh müridin baş parmağını elinin içine alır ve Feth sûresinin 10-18. âyetlerini okur.<br />
<br />
Tarikatın hizb ve evrâdı şöyledir: Eûzü besmele, Fâtiha sûresi (bir defa), Kevser sûresi (on defa), İhlâs sûresi (on defa), Muavvizeteyn (bir defa), "ve ilâhüküm ilâhün vâhid" (el-Bakara 2/163), Âyetü'l-kürsî, "Lillâhi mâ fi's-semâvâti..." (el-Bakara 2/284-286), "Yâ erhame'r-râhimîn..." (krş. el-A'râf 7/151; Yûsuf 12/64), "İnnemâ yürîdüllāhü li-yüzhibe anküm..." (el-Ahzâb 33/33), "İnnallāhe ve melâiketehû yüsallûne..." (el-Ahzâb 33/56). Evrâd, salli ve bârik dualarından sonra uzunca bir salavât-ı şerife ile son bulur. Tesbih şekli ise şöyledir: Sübhânellah, el-hamdü lillâh, Allāhü ekber (otuz üçer defa), kelime-i tevhid (bir defa), istiğfar (100 defa), salâtüselâm (100 defa). Bu tesbihler her farz namazdan sonra günde beş defa, bu mümkün olmazsa sabah ve yatsı namazlarından sonra, o da mümkün olmazsa günde bir defa okunur. Bedeviyye'de haftanın günlerine göre de evrâd ve ezkâr vardır. Pazar: Salât ve selâm (elli veya 100 defa), el-hamdü lillâh, Allāhü ekber (en az 100 defa). Pazartesi: Sübbûh, kuddûs (en az 100 defa). Salı: Sübhâne'l-kadîr, el-muktedir. Çarşamba: Sübhâne zi'l-mülki ve'l-melekût. Perşembe: Sübhānellâhi ve bi-hamdihî (1000 defa). Cuma: Sübhâne zi'l-izzi ve'l-ceberût (100 ilâ 1000 defa). Cumartesi: Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm (100 defa).<br />
<br />
Bedevî hırkası ile tarikatın alem ve sancağı kırmızıdır. Bir gün Abdül'âl bu sancağı taşıyan insanda bulunması gereken şartları mürşidine sorduğunda şu karşılığı almıştı: Yalan söylememek, fuhuştan uzak durmak, haramlardan yüz çevirmek, iffetli olmak, Allah'tan korkmak, Kur'an'ın emirlerine boyun eğmek, zikre yapışmak, tefekküre devam etmek. Bedevî dervişlerinin kullandığı tac da iki terekli olup lenger kısmına kırmızı sarık sarılır.<br />
<br />
Bedeviyye'nin Mısır'da bugün mevcut olan kolları şunlardır: Hamûdiyye, Kinâsiyye, Zâhidiyye, Enbâbiyye, Münâviyye, Selâmiyye, Fergāliyye, Sâibiyye, Merâzıkıyye, Şinnâviyye, Halebiyye, Sütûhiyye, Beyyûmiyye.<br />
<br />
Bedeviyye'nin Mısır kültüründeki yeri, Bektaşîliğin Anadolu ve Rumeli'deki tesirine benzetilebilir. Ahmed el-Bedevî'nin tarikat silsilesinin Hz. Ali'ye ulaşması, Hüseynî olması, nûr-ı Muhammedî'den bahseden ilk sûfî kabul edilmesi gibi sebeplerle Bedeviyye zaman içinde Alevîmeşrep bir tasavvufî mektep hüviyetini kazanmıştır. Gerçekte Ahmed el-Bedevî'nin fikir ve görüşleriyle bu meşrep arasında bağlantı kurmak mümkün olmamakla birlikte yine de o "Fâtımî casusu" olmakla suçlanmıştır. Ahmed el-Bedevî'nin etrafında oluşan kültürün halk üzerindeki hâkimiyeti asırlar içinde tarikatın yaygınlığı ile birlikte tekkenin de çok zengin malî kaynaklara sahip olmasını sağlamıştır. Devlet yöneticilerinin, özellikle el-Melikü'z-Zâhir Baybars ve Sultan Kayıtbay'ın Bedevîler'e ve Tanta'daki Bedevî Tekkesi'ne ilgi göstermeleri, tarikat mensuplarının siyasî hayatla olan münasebetleri konusunda bilgi vermektedir. Zilhicce ayının son haftasında Ahmed el-Bedevî için düzenlenen mevlid törenleri yüzyıllardan beri devam etmektedir. Bir panayır şenliği gibi kutlanan bu haftada Mısır'ın çeşitli bölgelerinden ve diğer ülkelerden gelen 100.000'lerce insan aynı dinî ve mistik havayı teneffüs etmektedir. Zekî Mübârek'in ifadesiyle, birçok Mısırlı sadece bu törenler sebebiyle Kahire ve Kuzey Mısır'ı görebilme fırsatını elde edebilmektedir. Ulemâ-meşâyih tartışmaları bazı dönemlerde bu törenlerin yasaklanmasına sebep olmuştur. Mısır'daki Bedeviyye kültürü sadece tasavvuf tarihi araştırıcılarına değil ediplere de bolca malzeme verebilecek bir zenginliğe sahiptir. Abdülhakîm Kāsım'ın Eyyâmü'l-insân adlı romanının esas malzemesi bu kültürdür.<br />
<br />
Bedeviyye Mısır dışında pek yaygınlık kazanmamıştır. Hatta Kuzeybatı Afrika'da yaygın olan tarikatlar arasında bile görünmemektedir (L. Rinn, s. 551-552). Aziz Mahmud Hüdâyî'nin Vâḳıʿât adlı eserinde Bedevî ile Hacı Bektâş-ı Velî arasında vuku bulan kerametlerden bahsetmesi de dikkat çekicidir. Evliya Çelebi Bursa'da bir Bedevî tekkesinin varlığından bahseder. Kocamustafapaşa Bedevî Tekkesi'nin ilk şeyhinin 1739'da vefat ettiği, Kasımpaşa Uzunyol'daki Arapzâde Bedevî Tekkesi'nin 1828'de yapıldığı dikkate alınırsa bu tarikatın Osmanlı topraklarındaki tarihçesi daha kolay anlaşılmış olur.<br />
<br />
Ahmed el-Bedevî'nin dua ve hizipleriyle tarikatın âdâb ve erkânını konu alan eser ve menâkıbnâmelerin en meşhurları şunlardır: 1. Abdüssamed b. Abdullah el-Mısrî, el-Cevâhirü's-seniyye fi'nnisbe ve'l-kerâmâti'l-Aḥmediyye (Mısır 1288). 2. Nûreddin b. İbrâhim el-Halebî, en-Naṣîḥatü'l-ʿaleviyye fî beyâni ḥüsni'ṭ-ṭarîḳati'l-Aḥmediyye (Ezher Ktp., nr. 1540). 3. Zebîdî, Refʿu'n-niḳāb (Tibyân, I, vr. 47a-52b). 4. Hasan Râşid el-Meşhedî, en-Nefeḥâtü'l-Aḥmediyye ve'l-cevâhirü'ṣ-Ṣamedâniyye (Mısır 1321). Bunların dışında bazı kaynaklarda şu eserler de zikredilmektedir: Muhammed b. Selâme, el-Maḳāṣıdü'l-Muḥammediyye fi'l-menâḳıbi'l-Aḥmediyye; Ali b. Muhammed Adevî el-Mâlikî, Şerḥu ṣalavâti Seyyid Aḥmed el-Bedevî; Mustafa b. Kemâleddin el-Bekrî, el-Feyzü'l-eḥadi'r-rûmî ʿalâ ṣalavâti Seyyid Aḥmed el-Bedevî; Harîrîzâde, Fevâʾiḥu ezhâri'l-ḥaḳāʾiḳ ve levâʾiḥu envâri'ṭ-ṭarâʾiḳ.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kaynak:</span> Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Divan-ı Kebir´den Seçmeler - I]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10258</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 01:31:24 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10258</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Divan-ı Kebir´den Seçmeler - I</span><br />
<br />
Bu güldestesini,çocuk yasta bana farsca ve arapca ögreten<br />
Mevlana´dan Sa´diden, Hafızdan beyitler ezberleten merhum ve magfur babam Yıldızeli müftüsü Mehmet Tevfik Balcı´nın aziz ruhuna ithaf ediyorum.<br />
ÖNSÖZ<br />
Hazreti Mevlana´nın Asıklar Dîvanı diye adlandırdıgı bu mübarek kitabı doksan bir yasında oldugum halde bastan sonuna kadar gözden geçirerek Hak asıkları için hazırlamak gücünü ve askını bana veren Cenab-ı Hakka hamd ü senalar. Aziz Peygamber Efendimize salatü selamlar, ve Hz. Mevlana´nın bu aciz kula olan himmetinin eksilmemesini niyaz ederim. "Büyük Dîvan" anlamına gelen Divan-ı Kebîr Hz. Mevlana´nın heyecanla, gönül coskunluguyla söyledigi<br />
ilahî ask siirlerini toplayan kitabın adıdır.<br />
Beyit sayısı altı ciltlik Mesnevî beyitlerinin toplamının iki mislidir. Çünkü altı ciltlik Mesnevî beyitlerinin toplamı yirmibes bin otuz birdir. Halbuki Dîvan-ı Kebîr´in rubaî beyitlerini de dahil edersek, beyit sayısı elli bine yaklasmaktadır.<br />
Bu mübarek dîvanı Tahran Üniversitesi profesörlerinden Firüzanfer merhum büyük ebadda yedi cilt halinde bastırmıstır.<br />
Bendeniz pek güvenilir olan bu dîvanı esas tutarak, aldıgım her gazelin altına Farsça bilenlerin dogru okumaları için her gazelin veznini yazdıgım gibi, gazelin hangi ciltten alındıgını ve numarasını da kaydettim.<br />
Not:"Biz bu eseri internete attıgımızda bu farsca beyitleri koyma imkanımız olmadı sayet görmek isteyen olursa eser Ötüken yayınlarında 4 çilt olarak "hazırlıyan Sefik Can" basılmıstır. Buradan bakabilirler .<br />
Bilindigi gibi dîvan îslamî edebiyat´ta sairlerin yazdıkları kendi siirlerini alfabe sırasıyla bir araya getirdikleri kitabın adıdır. Dîvanlar sairlerin adlarıyla birlikte söylenirdi, mesela Dîvan-ı Bakî, Dîvan-ı Fuzulî, Dîvan-ı Hafız diye adlandınlır ve her gazelin son beytinde muhakkak sairin adı geçerdi. Bu gelenege uyularak, neden Mevlana´nın siirlerini toplayan dîvana<br />
"Dîvan-ı Mevlana", yahut "Dîvan-ı Celaleddin" denmemistir de Dîvan-ı Kebîr, Dîvan-ı Sems-i Tebrizî denmistir. Elli bine yakın beyti ihtiva eden çok büyük ebadda bir kitap oldugu için Divan-ı Kebîr denmekle beraber asıl onun dîvanına Dîvan-ı Sems-i Tebrîzî denmistir.<br />
Mevlana gazellerinin sonlarında, kendi adı yerine hep Sems-i Tebrîzî adını kullanmıstır. Nadir olarak bazı gazellerinde, Selahaddîn-i Zerkubî adını anmıs bazan da "Hamus" lakabını kullanmıstır.<br />
Bu hal Yunan filozoflarından Eflatun´un durumuna benzer, Sokrates´in hiç eseri olmadıgı halde, talebesi Eflatun bütün eserlerinde, hep Sokrates´i konusturmustur. Kendini Sokrates´in ismi altında gizlemistir. Mevlana da gönül verdiği Tebrizli Sems´i öne almıs, kendini onun adı altında gizlemistir.<br />
Bazıları bu hali anlamazlar da, Divan-ı Sems-i Tebrîzî kitabında bulunan siirleri Sems´in yazdıgını zannederler. Hz. Sems´in siiri yoktur, onun sadece Makalat adlı bir kitabı vardır.<br />
Zaten Mevlana Sems´le bulusmamıs olsaydı, o coskun, heyecanlı siirleri ihtiva eden Divan-ı Kebîr de meydana gelmezdi. Nitekim Hz. Mevlana "Tebrizli Sems bana 9skender gibi, taç, taht, saltanat, verdi de ben mana ordusunun baskumandanı oldum." demistir. Dîvan-ı Kebîr, III/1590)<br />
Mevlana ile Sems´in birbirlerine karsı duydukları ilahî sevgiden burada uzun uzun bahs edecek degilim, bu konuda fazla bilgi almak isteyenler Ötüken Nesriyat´ın yayınladıgı Mevlana kitabına bakabilirler.<br />
Ben burada su kadarını söyleyebilirim ki, Sems Mevlana´da kendini gördü. Mevlana da Sems´de kendini gördü, onlar birbirlerine ayna oldular. Birbirlerinin hakikatını gördüler ve birbirlerine asık oldular. Yanlıs anlasılmasın, ne Sems Hak´tır, ne de Mevlana; her ikisi de birer kuldur, ancak arif bir sairin dedigi gibi, "Allah adamları hasa Hak degillerdir ama Hak´tan da ayrı degillerdir." Onun için Mevlana kendi siirlerinde hep Sems´i yad etmistir. Bu yüzdendir ki kitabının<br />
adına "Sems Dîvanı" denmistir.<br />
Mevlana, Sems mahlasını kullanmıstır amma, aslında Sems yoktur, Hak vardır. Çünkü Sems-i Tebrîzî bir bahanedir,asıl Allah sevgisi vardır. Yahya Kemal merhumun bir siirinde aba var, post var, meydanda er yok, Horasan erlerinden bir haber yok, der. Diyar-ı Rum´a gelmis evliyadan;<br />
evet İslam diyarlarının en mamur bölgeleri, Semerkand´lardan, Buhara´lardan, Horasan´dan velîler gelmez olmus;gelmez olmus amma îslam ülkeleri yine bos degil. Baba Kemal Hocendî ne güzel söylemis, "Hak asıkları, erenler gittiler,<br />
ask sehri bos kaldı diye düsünme, dünya Sems-i Tebrîzîlerle doludur amma, Mevlana gibi bir kisi nerede ki hakikatı görsün."<br />
DÎVAN-I KEBÎR TERCÜMELERÎ<br />
Dîvan-ı Kebîr´in tamamı Abdulbaki Gölpınarlı merhum tarafından yedi cilt halinde Türkçeye tercüme edilmis ve Kültür Bakanlıgı´nca yayınlanmıstır. Ayrıca Dîvan-ı Kebîr´den dilimize seçmeler de yapılmıstır.<br />
Midhat Baharî merhumun 1927 senesinde eski harflerle çıkmıs bir Destegül´ü oldugu gibi, yine Midhat Baharî hazretleri, 9ran edîblerinden Hidayet Han´ın Dîvan-ı Sems´ül-Hakayık adlı kitabını üç cilt halinde dilimize tercüme etmistir.<br />
Bu tercüme Kültür Bakanlıgı tarafından yayınlanmıstır,. Ne yazık ki bu üç ciltlik tercümede, Mevlana´ya ait olmayan bir çok siirler vardır. Bu siirler bir takım Siî ve îsmailiye mezhebinde olan sairlerin siirleridir. Ne yazık ki bu siirlerin bir ayıklama yapılmadan dilimize çevrilmesi yurdumuzda, Mevlana´nın yanlıs tanınmasına sebep olmaktadır. Ayrıca<br />
Abdülbaki Gölpınarlı´nın Dîvan-ı Kebîr´den seçtigi, nesir halinde tercüme ettigi ve Güldeste adını verdiği siir kitabı, 1955 yılında Remzi kitabevi tarafından yayınlandı.<br />
Ayrıca Erzurumlu 9brahim Hakkı Hazretleri de, Dîvan-ı Kebîr´den kırk, elli kadar siiri dilimize manzum olarak çevirmis, bunların bir kısmı, Marifetndme´de, bir kısmı dadivanında bulunmaktadır. Bu siirler, Sefik Can tarafından derlenmis, bugünün Türkçesine çevrilerek Divaan-ı Kebîr´deki siirlerle beraber, bir kitap haline getirilmistir, fakat bu<br />
kitap henüz yayınlanmamıstır.<br />
Abdülkadir Gölpınarlı merhumun seçtigi, manzum olarak dilimize çevirdigi siirler de 1980 senesinde Gözlem yayınevince yayınlandı, bu kitabın adı Bugünün Diliyle Mevlana´dır.<br />
Dîvan-ı Kebîr´den yabancı dillere de tercümeler yapılmıstır. Prof. Dr. Annemaria Schimmel tarafından Almanca´ya manzum olarak elli altı gazel tercüme ve nesr edilmistir.<br />
Reynold A. Nicholson´un Dîvan-ı Sems-i Tebrizi´den seçme siirlerini de unutmamalıyız.<br />
Dîvan-ı Kebîr´den, Rusça ve Japonca´ya kadar bir çok dünya dillerine seçme ve tercüme yapılmıstır.<br />
Mevlana Dîvan-ı Kebir´deki siirlerini islamî edebiyattaki nazım sekillerinden olan gazel seklinde söylemistir. Bilindigi gibi gazel, konu olarak lirik ask siirlerini ele alır. Gazellerde sekil itibarıyla birinci beyitteki mısralar kendi aralarında kafiyeli olup, gazelin diger beyitlerinin ikinci mısraları, birinci beyitle aynı kafiyededir ve her gazelin bütün beyitleri aynı<br />
vezinle yazılır ve her beyit konu itibarıyla küçük bir siir parçasıdır. Nasıl rubaîler dört mısrada aynı konuyu islerlerse, her gazelin her beyiti ayrı ayrı konuları tasıyabilir.<br />
Bu beyitler sadece vezin ve kafiye bakımından bir araya gelmislerdir. Eger bütün beyitler aynı konuyu islerlerse o gazele "yek avaz" adı verilir ve çok makbul sayılır. Mevlana bu gelenege uyarak gazellerinin bazılarında her beyitte ayn bir konuyu islemistir, ama Mevlana çogu zaman mesela on bes beyitlik bir gazelinde bile aynı konuyu terennüm etmistir.<br />
Bu yüzden biz Mevlana´nın gazellerini okurken, her beyiti ayrıca bir konuyu isleyen küçük bir siir parçası sayabiliriz.<br />
Gazeller tercüme edilirken, beyitlerden en fazla dikkat çekeni o gazele baslık olarak alınmistır. Metinlerde bu baslık yoktur. Bu sebeple biz herhangi bir gazeli okurken aynı gazelde çesitli konulara deginilmesine sasmamalıyız.<br />
Her beyiti ayrıca dikkatle okumak, manalarının derinligine varmak ve düsünmekle onun zevkine varılır.<br />
Hak sairlerinin çogu zaman yazdıkları siirlerde mey (sarap) ve sevgiliden bahs etmekte olduklarını herkes bilir.<br />
Bunlara akıl erdiremeyen bazı kisilerin yanlıs fikirlere sapmamaları için, bu mecazî deyimlerin açıklanması gerekmektedir.<br />
Hz. Mevlana da büyük bir Hak asıgı oldugu için siirlerinde kendisinden ewel gelen Hak asıkları gibi bu konulara çogu zaman deginmistir. Nitekim büyük Hak asıklanndan, Esad Erbilî hazretleri de dîvanının önsözünde bu konuya temas etmislerdir. (Dîvan-ı Esad, Erkam yayınları, s. 7)<br />
Ariflere göre mey (sarap) gam ve kederden eser bırakmayan Allah sevgisidir. Buna Mansur sarabı, ask sarabı, Hak sarabı da denir. Bu manevî sarap insanı kendinden alır baska alemlere götürür. Meyhane tabirine gelince, Hak asıklarına mahsus ibadet yerleridir. Nitekim Seyhülislam Yahya Efendi su beytinde bu konuya deginmistir: "Mescidde riya pîseler etsün ko riyayı / Meyhaneye gel ne riya var ne müraî" Yani gösteris için camide namaz kılanları bırak, onlar gösteris için namaz kılsınlar; sen hakikat meyhanesine gel, orada ne riya var ne de riyakar. Pîr-i mugan ise, mürsid´i göstermektedir.<br />
iranlı Hafız bir beytinde söyle der: Eger pîr-i mugan (mürsid) sana seccadeni sarap küpüne daldır derse, tereddüt etmeden seccadeni sarap küpüne daldır;<br />
Çünkü onun bir bildigi vardır. 0 bir hakikat yolcusudur, sakî ise Hak yoluna düsenlere yol gösteren halifeleri temsil etmektedir. Bu siirleri insanlar kendi kabiliyetine ve sezisine göre anlar, bazıları da anlayamaz, yanlıs yorumlar.<br />
Eski devirlerde yahüt günümüzde bu konuları geregi gibi anlayamayan kisiler bulunmaktadır.<br />
Bunun gibi bazı velîleri bile yanlıs anlamıslardır. Büyük Hak sairlerinden Niyazî-i Mısrî hazretleri, su kıt´ada bu hakikatı ne güzel anlatmıslardır.<br />
Cemali zahir olsa tez celali yakalar anı Görürsün birgül açılsa yanında har olur peyda Bu sırdandır ki bir kamil zuhür etse bu alemde Kimi ikrar eder anı, kimi inkar olur peyda yani Hakk´ın cemali ortaya çıksa, celali hemen onu yakalar.<br />
Görmez misin herhangi bir yerde gül açılsa, hemen onun yanında bir diken meydana gelir.<br />
Bu sebepledir ki bu alemde bir insan-ı kamil zuhür etse, kimi onu kabul eder, kimi de red eder. Nasıl ki Muhiddin-i Arabî hazretlerini sevenler ona Seyh-i Ekber (en büyük Seyh) adını vermislerdir. Sevmeyenler, onu inkar edenler de Seyh-i Ekfer (Kafirlerin seyhi) demislerdir. Hz. Mevlana ise bir siirinde, "Ben sunu bunu bilmem, ben ilahî ask kaderiyle<br />
mest olmusum." der.<br />
Gerçekten de bu kainatı yaratan, akıl almaz güçte olan o büyük varlıga hayran olup kalmak varken, ben suna inanıyorum, sen suna inanıyorsun diye birbirimizle niçin çekisiyoruz<br />
Nitekim, Neyzen Tevfik de Cenab-ı Hakk´a hitaben:<br />
"Degil binlerce, yüzbinlerce, milyonlarca insanlar, senin hep gölgeni sevmis, özünden bîhaber gitmis." demistir.<br />
îngiliz fizik alimlerinden Sir Jones Jeano, Prof. Salih Murat´ın tercüme ettigi, Etrafımızdaki Kainat adlı eserin ikinci sayfasında söyle demektedir:<br />
"Bizim dünyamız diger yıldızlara nazaran en küçük bir yıldızdır. Kainat pek büyüktür. Çünkü ısıgı bize elli milyon senede gelen yıldız var. Bunların her biri, bos bir okyanusta giden bir gemi gibi yolculuk yaparlar. Bizler kumlar sayısınca çok olan bu yıldızlar arasında, bir kum tanesinin mikroskopik parçası üzerinde oturarak etrafımızı, uzay ve<br />
zamanla çevrilen kainatın maksat ve mahiyetini kesfe çalısıyoruz."<br />
Bizim bu kainatı yaratan, büyük yaratıcının yaratma gücü karsısında sunu bunu düsünecegimiz yerde, bu kainatı yaratan büyük yaratıcının yaratma gücü, essizligi karsısında hayran olmaktan ve sasırıp kalmaktan baska çaremiz yoktur. 0 ne büyük yaratıcıdır, 0 ne kudretlidir. 0 ne güzeldir. Su söyleymis, bu böyleymis diyecegimiz ve birbirimizle çekisecegimiz yerde, ask içinde yalnız onun hayranı olalım.<br />
HZ.MEVLANA´NIN ŞİİRLERÎNDEKÎ COSKUNLUK<br />
Bir Dîvan-ı Kebîr beytinde, Hz. Mevlana söyle söyler. "Ben sözü askla söylüyorum. Çünkü dersi asktan alıyorum.<br />
Ben canımı onun önüne koyuyorum, ona armagan ediyorum, çünkü o pek azını kabul eder, her seyi kabul etmez."Hallac-ı Mansur ve Bayezid-i Bistamî gibi bazı velîler ilahî ask ile costukları zamanlar, bazen öyle sözler söylerler ki, bu sözler sekil üzerinde kalan ve dinin hakikatına erisemeyen, dini taklidden tahkike götüremeyen bazı kisiler tarafından seriata aykırı görülmüstür. Ve bu yüzden "Ben Hakk´ım" diyen Hallac-ı Mansur asıldıgı gibi, kendinde Hakk´ı<br />
bulan Seyyid Nesîmî´nin de derisi yüzülmüstür.<br />
Bu sözlerin derinliklerine inemeyenler, ifade etdikleri manayı anlamayanlar bu gibi sözleri begenmezler. Nitekim Mevlana bir siirinde "Biz sevgili ile beraber oturmusuz da sevgili nerede deyip durmaktayız." (Dîvan-ı Kebîr, I/ 442)<br />
sözünü seriata aykırı bulurlar da, Kur´an´da "Siz nerede olursanız olunuz biz sizinle beraberiz." (Süre: 57 / ayet: 4) "Biz size sah damarınızdan daha yakınız." (Süre: 50 / ayet:16) ayetlerinin sırrına akıl erdirmek istemezler. Bu bir sezis ve anlayıs meselesidir.<br />
Nitekim Hz. Mevlana bir siirinde "Ene´1-Hak dedigi ve gerçege isaret ettigi için halk anlamadı da Hallac´ı dar agacına çekti. Hallac sag olsaydı sırlarımın azametinden ötürü o beni dar agacına çekerdi." demistir (Dîvan-ı Kebîr, III/1459).<br />
Mevlana bazen siirlerindeki coskunlugun farkına varır da, sözünden tövbe etmek ister, söyle der: "Her gazelin arkasından gönlüm söze, lafa tövbe ediyor; bir daha böyle sözler söylerniyecegim diyor amma, Allah´ın dilegi gönlümün yolunu kesiyor, gönlün tövbesini bozuyor." (Dî-van-ı Kebîr, IV/1822)<br />
Hz. Mevlana bir baska beytinde de söyle buyuruyor:<br />
"Beni yokluktan var eden, beni yaratan her an beni söyletmededir. Sonunda beni söyleten kerem buyurdu, bütün söyledigim sözler 0 oldu." (Divan-ı Kebîr, IV/ 1809) Bir baska beytinde de "Bazen ona av derim, bazen bahar derim,bazen ona sarap adını takarım, bazen de mahmurlugum derim." (Dîvan-ı Kebîr, IV/ 1837)<br />
Hz. 9kbal de bir siirinde "Bir müslüman asık degilse kafirdir." demistir. Hz. Mevlana da "Ben askı olmayan kisinin insanlıgını inkar ederim." (Dîvan-ı Kebîr, 111/1610) buyur-mustur.<br />
Bu siirleri diger sairlerin siirleri ile mukayese etmeyiniz;bu siirler ask ile, kendinden geçmis bir velînin gönlünden gelen sesleridir.<br />
Bu sesler bazen insanı sasırtır, bazen hiç bir siirde duyulmayan manevî zevkler verir.<br />
Sayın okuyucularım, okudugunuz herhangi bir siirin zevkine varmadınızsa onu geçin, baska bir siiri okuyun. Bazen bir siirde bir iki beyit pek hosunuza gider. 0 gazelin numarasını yazın, baska zaman tekrar okuyunuz. Hatta hosunuza giden beyitleri dostlarınıza da okuyun. 0 siirin beraber zevkine varın, müsterek duygu sizi o siirin derinliklerine indirecek, o zaman satırlar arasında Hz. Mevlana´nın mübarek kalbinin heyecanla, ilahî askla çarptıgını duyacaksınız.<br />
Sayın okuyucularım, Dîvan-ı Kebîr´den siirler seçerken, sadece kendi begendiklerimle kalmadım, Nicolson´un seçtiklerine, sayın Schimmel´in seçip Almancaya tercüme ettiklerine, Abdülbaki Gölpınarlı merhumun ve Mithat Baharî hazretlerinin Güldeste´lerine de baktım. En çok begenilen siirleri isaretledim.<br />
Dört cilde böldügümüz bu güldestede, her cildin sonunda o cilde aldıgımız siirlerin Firüzanfer yayınındaki ilk mısraları ile cilt ve sayfa numaralarını ayrıca bir cetvel halinde belirttik ki, arastırıcılar için kolaylık olsun! Bu siirleri hissetmek, duymak saadetine ererseniz, bu siirleri seçerek tercüme eden Sefik Can´ı, bu aciz kulu, hayırla yadetmenizi,<br />
hatalarını hos görmenizi ve ruhuna Fatiha okumak lütfunda bulunmanızı niyaz ederim.<br />
Ey tanıdıgım ve tanımadıgım sevgili okuyucularım! Ey hikmet ve hakikati seven dostlar! Ey Hakk asıkları! Sizi büyük veli Hz. Mevlana´nın Divan-ı Kebîr´inden yaptıgımız seçmelerle basbasa bırakıyor, ben artık aradan çekiliyorum.<br />
Cümlenizi hürmetle, sevgiyle selamlar, size saglıklar, esenlikler manevî ve rühanî zevkler, neseler temennî ederim.<br />
5. 11. 1999<br />
Em. Ögretmen Albay Sefik Can<br />
Hasta yatagımda söyledigim bu önsözü yazan, bazı arastırmalarımda bana yardımcı olan, Mevlana asıkı Nur Artıran<br />
Hanımefendi´ye tesekkürlerimi arz ederim.<br />
Not: Bizde bu eserleri internete kazandırmada bize izin veren Eseri hazırlıyan sayın Sefik Can beyefendiye,ona yardım eden kardeslerimize ve bize yardım eden kardeslerimizede Teşekkür ederim.Bu görevde bizi kullanan Cenab-ı Hakk´ka na mütanahi sükürler ederiz.<br />
Divanı Kebirin mukaddemesi:<br />
Bize dogru yolu bulduran, bizi bu nimetle re kavusturan Allah´a hamd olsun. Eger Cenab-ı Hakk, bize dogru yolu göstermeseydi, biz, bu yolu bulamazdık. Allah´ın rahmeti, peygamberi ve peygamberlerin en büyügü, efendisi Muhammed(s.a.v.)´e ve onun kerem sahibi olan ve keremlere mazhar bulunan soyuna, sopuna olsun. Bundan sonra sunu iyi biliniz ki, bu Dîvan-ı Kebîr´de bulunan sözler rühanî sırlardır. Hakk´a gönül verenler için Nüh´un gemisidir. Kutsal<br />
nefeslerdir. Ruha hos gelen esintilerdir. Rabbanî ilhamlardır. Seher vaktindeki feyzlerin gönül gözünü açan kesfleridir.<br />
Noksanlardan münezzeh olan Allah´tan gelen varidattır. Esi bulunmaz isaretlerdir. Sasılacak ibarelerdir. Bahr-ı ehadiyetin nürlandır. Gayb denizinin iri incileridir. Bu Dîvan Asıklar Dîva-nı´dır. Manevî zevklerin kaynaklarıdır.<br />
Gönüllerin ısıgıdır. Asıklara, ariflere makbul olan gerçek sözlerdir. Huzur ehlinin anahtandır. Gayb alemindeki hür kisilerin makamlandır. Kalb sahiplerinin kalplerinin kalbidir. Gönül bahçelerinin çiçegidir. Bu Dîvan´daki sözler, has kulların meclislerine feyizler ve manevî zevkler getiren akar sulardır. Velîleri anan ve andıran haberlerdir. Olgunlasmıs<br />
kisilere sa´adet kimyasıdır. Yakîne erismis kardeslerin hutbesidir. Allah´ı seven, kötülüklerden sakınan erlerin boyunlarına gerdanlıktır. Bu sözler, münafıklara Hakk´ın Zülfikar´ıdır. Büyük ve hayırlı kisilerin rühlarına iksirdir. Hakk yolunda sefere çıkanlara bir yolculuk armaganıdır. Ceberut kuslannın dilidir. Meleküt alemindeki meleklerin tesbîhleridir.<br />
(Divan-ı Kebîr, c. I, sahife 2)<br />
.<br />
I. GAZELLER<br />
1. Hakk´tan sayılamayacak kadar lütuflar, ihsanlar;<br />
senden ise sayılamayacak kadar çok hatalar, kusurlar.<br />
Müstefilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefilün<br />
(c. I, 3)<br />
•.Ey gönül, isledigin suçlara, kusurlara karsılık, Hakk´tan özür dilemek için neler düsünüyorsun O´ndan sayılamayacak kadar lutuflar, iyilikler, ihsanlar, vefalar gelmede, senden de bunca hatalar, kusurlar, cefalar görünmede...<br />
• O´nun tarafından, bunca keremler, senden ise, manasız aykın isler; O´ndan pek çok nimetler, senden ise sayılamayacak kadar çok hatalar suçlar, günahlar...<br />
• Senden bunca haset, bunca kötü düsünce, bunca dedikodu. O´ndan ise bunca ihsan, bunca lütuf, bunca iyilikler.<br />
• Yaptıgın kötülüklerden, isledigin günahlardan pisman olup da, candan Allah dedigin zaman, seni belalardan kurtarmak için senin imdadına yetisen, sana o duyguyu veren, kendini hissettiren O´dur.<br />
• iŞledigin günah yüzünden korkuyorsun, kurtulmaya çareler arıyorsun. Bir daha islememeye karar veriyorsun, iste o anda bu duygularla için karıstıgı, kendinden utandıgın, kendini ayıpladıgın, vicdanın sızladıgı zamandüsünmüyor musun Bu duyguları sana veren, bu pismanlıga seni düsüren, senin içindedir. Sana çok yakındır. O´nu sen ne diye<br />
kendinde, kendi içinde göremiyor, hissedemiyorsun<br />
• 0, seni bazen yaratılısına, kötü tabiatına bırakır, seni gümüs, altın, kadın sevdasına düsürür. Bazen de canına Hz. Mustafa´yı hayal etmenin nürunu verir de içini aydınlatır.<br />
• Seni bazen bu tarafa çeker, iyi adamlara katar, bazen de o tarafa çeker, seni kötülere ulastırır. Kurtulus gemisini korkunç dalgalarla hırpalar, onu kırar, parçalar.<br />
• Ey zavallı insan, bu düsüslerden, bu hallerden sakın ye´se kapılma; gizli gizli o kadar çok dua et, geceleri, o kadar çok agla, inle ki; sonunda yedi kat gökten kulagına kurtulus sesleri gelsin.<br />
2. Keske uyuyabilseydim de, rüyada yüzünü gösterseydin.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün<br />
(c. I, 3)<br />
• Sevgilim, belki vefa ve merhametin cosar da, kapıyı açarsın; "Orada, ne bekliyorsun kalk, içeri gir!" diye seslenirsin ümidiyle ben senin kapında oturmus bekliyorum.<br />
• Ey pek güzel olan yüzünde her zaman yüzlerce lütuf, yüzlerce merhamet nuru parlayan sevgili! Canım, kapında senden gelen misk kokularına, anber kokularına gark olmustur.<br />
• Biz mest olmusuz; basımız dönmede, baskalarının yaptıkları islerle bizim ilgimiz yok. Dünya alt üst olsa, yakılsa, yıkılsa umurumuzda degil. Yeter ki senin askını kaybetmeyelim. Yeter ki senin askın ebedî olsun!<br />
• 9çimizde senin askın el çırpmada, yüzlerce baska alemler yaratmada, göklerden de dısarda, ötelerde yepyeni yüzlerce asırlar meydana gelmede.<br />
• Bugün biz senin misafiriniz. Güler yüzünüzün mesti oldugumuz için seni bırakıp baska yere gidemiyoruz. Sen öyle essiz bir güzelsin ki, Allah´a yemin ederim ki yüzünün güzelligini düsününce, hayal edince, su gönlüm beni bırakıp gidiyor.<br />
• Kurtulmam için, gönlü uyanık bir can bulursam, onun etegine yapısacagım, himmet isteyecegim. Kekse uyuyabilseydim de rüyada yüzünü gösterseydin.<br />
• Bütün canlar, can denizinden geldikleri, can denizini tanıdıkları, bildikleri için oraya dogru sel gibi akıp gidiyorlar da, baska tanıdıklardan, baska sevgililerden yüz çevirmislerdir.<br />
• Can denizine dogru kosan seller de çesit çesit. Bir sel var yüksek daglardan kaynagını alarak, hayran hayran basını taslara çarparak, köpürerek, aglayarak, heyecanla feryat ederek, aslı olan can denizine dogru kosuyor, kosuyor.<br />
Bir sel de var ki yolunu kaybetmis, birincisi; "Allah´a hamd olsun!" demede, ikin-cisi; "La havle" okumada.<br />
• Ey günes gibi dogup, müflislere, yoksul kisilere sevgi sarabı sunan lütfeden. Bir ihsanda bulun, o saraptan bize de sun! Biz de yoksuluz, biz de sasırdık, yolumuzu kaybettik.<br />
• Nasıl olmussa gül, ansızın seni görmüs, çasırıp kalmıs da elbisesini yitirmis.Çeng senin çenginin sesini duymus,feryada baslamıs, utanıp basını önüne egmis.<br />
Nıyazi-i Mısrî hazretlerinin su siiri bu hakîkati belirtiyor:<br />
"Huda davet eder elhamdülillah<br />
Bu can dosta gider elhamdülillah<br />
Hakîkat sehrine çün rıhlet oldu<br />
Gönül durmaz iver elhamdülillah."<br />
" La havle vela kuvvete illa billah"; Allah´tan baska kimsede güç, kuvvet yoktur, anlamın;ı gelen bır hadîsten alınan<br />
"La havle". Mü´minler, sasırdıkları, darda kaldıklan zaman "La havle" derler.<br />
• Zühre yıldızının burcunda en tali´li olan kimdir Ney´dir. Çünkü ney, dudagını senin dudagına koymus, senden name ögreniyor.<br />
• Çeng, sensiz kalınca fenalasıyor, hasta, kötü bir varlık oluyor. Ney de sen olmayınca hüzünlerle doluyor, inlemeye, aglamaya baslıyor. Çengi kucagına al, onu iyilestir! Ney´i de öp, oksa. Def de sana yalvarıyor. "Ne olur " diyor, "Beni eline al! Yüzüme vur, vur, vur da senin vuruslarınla yüzüm degerlensin, ahenk yolunda meclise parlaklık gelsin."<br />
• Bu parça parça olah canı al, onun her parçasına ask sarabı içir, onu güzelce sarhos et de dün gece elden kaçan fırsat simdi yeniden gelsin!<br />
• Ey yüce padisah; dogrusu bizim için bundan sonra ayık olmak ayıptır, yazıktır! Allah´ın sana yemin ederim ki,<br />
artık bundan sonra ben ayık olarak senin büyüklügünü, gücünü, kuvvetini anlatamam, senden bahsedemem, ancak senin ask sarabınla mest ohınca dilim çözülür.<br />
3. Gülün geçirdigi safhalar, basından geçen maceralar.<br />
Miistef´ilün, Müstef´ilün, Miistef´ilün, Müstef´iliin<br />
(c.I, 13)<br />
• Ey bir yerde duramayan, dinlenme nedir bilmeyen rüzgarımız! Güle bizden haber götür de de; "Gül bahçesinden kaçıp sekerle dost olan gül, nasıl oldu da yurdundan, anandan, babandan, kardeslerinden arkadaslarından ve sana gönül veren, senin için feryat edip duran bülbülden ayrıldın geldin, sekere karıstın, ´gülbeseker´ tatlısı oldun "<br />
• Ey gül´. Neden sekere karıstın Aslında sen, kendin sekersin, seker gibi tatlısın, hossun. Seker oldugun için, herkesten çok sen, sekere layıksın ama, neden gül bahçesine karsı vefasızlıkta bulundun Seker de, gül de hos, fakat vefalı olmak her ikisinden de hos, her ikisinden de tatlı.<br />
• Ey gül, madem ki bahçeden ayrıldın gittin, sana bir iki sözüm var: 0 güzel yanagını sekerin yanagına koy da sekerden tat al, seker gibi ol, sekere de bahçeden alıp götürdügün hos kokunu ver! 0 da gül gibi olsun. Ayrılıgı göze aldın ama, bu ayrılıkta kazancın da var: Sen sekerin içine girdigin için gül olarak oradan oraya götürülmekten, yolculugun cefasından, solup pörsümekten, yerlere atılmaktan, çignenmekten kurtuldun.<br />
• Simdi ´gülbeseker´ tatlısı oldun ya, seni yiyenlere gönül gıdasısın, göz nurusun. Bu yüzden artık gülden gönlünü çek; o nerede, bu nerede<br />
• Sen bahçede dikenle beraber oturuyorsun. Akıl gibi cana yakın idin, insana karıstın. Sekerle beraber iken simdi insanla beraber oldun. Nur oldun. Haydi simdi de su günahlarla kirlenmis yeryüzünden gökyüzüne yüksel menzil menzil, konak konak ta onunla manen bulusma yerine kadar yürü!... *<br />
• Ey gül! Sen simdi dünyaya yukarıdan bakıyorsun da, dünyadaki acaip halleri gördügün için dünyaya gülüyorsun.<br />
0 yüzden elbiselerini yırtıyorsun. Ey kızıl kaftanlı, güçlü, kuvvetli yigit er, ben senin hayranınım!<br />
• Güller "Kim manen Hakk´a ulusmak için merdiven isterse, belanın, ızdırabın bir merdiven oldugunu bilsin de,basına gelenlerden sikayet etmesin! Belalardan korkmasın, canını belalara atsın!" diye naralar atarak, uçusup saçılarak gökyüzünden gül bahçelerine yagmada...<br />
• Kendine gel de, su kaptan, gülsuyu çıkaran ustanın testisinden bir yolunu bulup ter gibi sız, o hapsedilmis kaptan, bir rüh gibi kaç, kurtul.<br />
• Ne de tali´liymissiniz, ne de bahtınız yarmıs! Benziniz gül gibi kıpkırmızı. Biz de sizin gibiydik, rüh olduk,kurtulduk. Haydi siz de rüh olun, bu kirli yeryüzünden kurtulun.<br />
• Gülbesekerden maksadımız, Hakk´ın lütfuyla bizim varlıgımızdır. Varlıgımız sanki demir kırıntısı, Hakk´ın lütfu ise mıknatıs!..<br />
• Akıl da aynadır. Demirden ayna yapan aynacı, onu parlatmak, ayna haline getirmek için ona çok eziyet etmededir de, bu yüzden olacak, ayna bizi istemiyor, bize gelmiyor, hep biz onu elimize alıyor, ona bakıyoruz. 0 bize sunları söylüyor ama, kulaklanmız gaflet pamügu ile tıkalı oldugu için duyamıyoruz: "Ey insanlar, ben sizi sizsiz isterim."<br />
4. Ben çok eskiden sana gönül vermistim, simdi gel de sana canımı vereyim.<br />
Müstef´ilün, Müstefilün, Müstefilün, Müstefilün<br />
(c. I, 16)<br />
• Ey Yusuf, gözleri görmeyen Yakup´a gel. Ey gözlerde gizlenmis olan îsa, sen de su gök kubbenin üstünden hir görün...<br />
• Ayrılıktan ötürü gündüz karardı, gece gibi oldu. Gönlüm yay gibi idi, inceldi ok gibi oldu. Dertli Yakup ihtiyarladı, ey genç Yüsuf artık gel!<br />
• Ey îmran oglu Müsa! Senin Hakk´a yalvarman için, ne Tur-ı Sîna´lar var! îsrail ogulları buzagıya tapıyorlar. Artık Tur-ı Sîna´dan dön!... Bizi kurtarmaya gel!<br />
• Benzim safran gibi sarardı. Boynum büküldü, çene düstü. Beden mezarında sıkıstım kaldım. Ey rühu darlıktan kurtaran, rahata kavusturan! Gel, beni benden, beni bedenden kurtar!<br />
• Hz. Muhammed´i gözleyen gözüm, gamınla sana müstakım diyor. "Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik." ayetinin sırrı, gel de o dagınık saçlar arasından yüzünü göster!" Enbiy Suresi 21/107. ayete isaret var."<br />
• Sen, öyle büyüksün, öyle büyük bir nür kaynagısın ki, su günes senin nuruna karsı sanki aksam kızıllıgı, ey bütün dünya padisahlarını geride bırakan,, azîz varlık, ey Hakk ile gören göz, ey her seyi bilen gönül! Gel! • Dünyada mevcut bütün canlar, sana karsı canlıktan çıkıyorlar, beden oluyorlar. Halbuki sen, cansın, canlar canısın, cansız beden ne ise yarar Ben çok eskiden, sana gönül vermistim. Gel, ey sevgili gel de simdi sana canımı da vereyim!<br />
• Ey-sevgili, ilacım de sensin, çarem de sensin. Yüz parça olmus gönlünnün nuru da sensin, çaresiz gönlümde, senden baska ne varsa hepsi yok oldu, beni kimsesiz bırakma! Gel!<br />
5. Ömür kervanının kalkmak üzere oldugunu haber veren çanlarının seslerini duymuyor musun<br />
Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün<br />
(c. 1, 17)<br />
• Gökyüzünden cana; "Haydi geri dön!" diye bir ses geldi. Can da; "Ey beni çagıran yüce varlık, merhaba,geliyorum." diye cevap verdi.<br />
• Ses duydum; "Basüstüne, her an yüzlerce can sana feda olsun. Bir kere daha çagır da; (...... ) makamına kadar uçayım.<br />
(...... )Bu beyitte Insan Süresi, 76/1. ayete isaret var. Bu ayeti tefsir edenler, insanın maddî varlıgının çesitli merhalelerden geçerek nihayet bir damla meni halinde ana rahmine düstügünü ve ınsanın henüz kendisinin atılacak bir seyi olmadıgına ve kemalin yoklukta olduguna etmekte.<br />
• Ey bizim essiz misafirimiz, bizim canımızın sabrını da, kararını´ da aldın. Seni nerede arayayım Nerde bulayım Seslenen "0, candan da, rnekandan da dısarıdadır, 0, çok üstün bir yerdedir." dedi.<br />
• Su zindanda bulunanların, ayaklarına baglanmıs olan agır zincirleri çözeyim, gökyüzüne de bir merdiven koyayım, koyayım da can, yücelere çıksın.<br />
• Sen cana, canlar katan bir güzelsin. Sonra yabancı da degilsin, bizim sehrimizdensin. Öyle oldugu halde neden kendini garip sayıyorsun, yabancıymıs gibi davranıyorsun Bu hal, dostluga yakısır mı<br />
• Avareligi, bir bir serbet gibi içmissin de kendi evinin yolunu bile unutmussun. Çok kötü huylu olan, Kabil´li büyücü kadın, sana çok büyüler yapmıs, bu yüzden nereden geldigini, nereli oldugunu hatırlıyamıyorsun.<br />
• Birini takip derek gelen, konup göçen kervanlar, hep o tarafa kosup gidiyorlar. Senin basın nasıl oluyor da dönmüyor Yüregin kabarmıyor Neden hiç bir korku ve heyecanın yok<br />
• Kervan basının kervanın kalkmak üzere oldugunu haber veren çanlarının ´seslerini duyuyor musun 0 tarafta nice yol arkadaslarımız, nice dostlarımız var. Hep bizi bekliyorlar.<br />
"Bu beyit Sirazlı hafız ın su beytini hatırlatıyor:<br />
Sevgiliye giden yolun menzilinde ,kondugu yerlerde nasıl istirahat edeyim,nasıl zevki sefaya dalayım ki,Can;Yürekleri bagladınızmı diye feryat edip durmada."<br />
• Bir çok insanlar, orada bizi bekliyorlar, hepsi de bizim sarhosumuz, hepsi de bize dalıp kendilerinden geçmisler.<br />
"Ey zavallı! Padisahın bekliyor. Haydi padisahın yanına gel." diye kulagımıza bagırıyorlar.<br />
6. Dügünümüz dünyaya kutlu olsun!<br />
Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefiliin<br />
(c.I, 31)<br />
• Bizim dügünümüz dünyaya kutlu olsun. Allah, bu dügünü, bu evlenmeyi bize uygun olarak tertipledi. Esler birbirine çok uygun düstü. Bu dügün sebebiyle,<br />
• Mevlamızın lütfuyla kalpler ferahladı. însanlar çift oldu, evlendi. Kederler, gamlar gönüllerden çıkıp gitti.<br />
• Ey sehrimizi süsleyen güzel! Allah´ın adıyla güzel bir gelin olarak gidiyorsun. Sen de bir güzele damat olmadasın.<br />
• Köyümüzden ne de hos gitmedesin. Bize ne de hos salına salına gelmedesin; deremize ne de hos çaglaya çaglaya akmadasın! Ey ırmagımız, ey bizi arayan dost!<br />
• Cihan padisahının, bizim o canlara can katan padisahımızın devletinde oynayın, raks edin, ey arifler, ey süfîler, sema edin!<br />
• Halkın bir kısmı denizler gibi cosmada, dalgalar gibi secdeye kapanmada. Bir kısmı da kıhçlar gibi savasmada,bütün cüz´lerimizin kanmı içmede. Sus, sus ki bu gece o güzel yüzlü, ugurlu sahımızın mutfagı açılmıstır. Ne de sasılacak sey ki, helvamız (helva gibi tatlı olan sevgili) helva pisiriyor.<br />
Bu siiri Hz.Mevlana oglu Sultan Veled´in dügününde söylemistir.<br />
7. Bu hos koku, Yüsuf´un gömleginin kokusudur,<br />
yahut da Mustafa(s.a.v.)´in hırkasının kokusudur.<br />
Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müıtef´ilün<br />
(c.1, 12)<br />
• Ey bahçeleri güldüren, çimenleri gebe bırakan asıkların ilkbaharı, bizim sevgilimizden haberin var mı<br />
• Ey asıkların feryadına kosan hos kokulu rüzgar. Ey candan da mekandan da temiz olan aziz varlık, sen neredeydin Nerede kaldın, seni görecegimiz geldi<br />
• Ey Rum diyannın da, Habes diyarının da fitnesi olan rüzgar, sasırdım kaldım, bu pek hos, bu pek güzel koku, ya Yüsufun gömleginin kokusudur, yahut da Mustafa (s.a.v.)´in hırkasının kokusudur.<br />
• Ey dogruluk ırmagı, sen bizim sevgilimizin arkından akıyorsun, sen getirdıgın hos kokularia gönüllerin Tur-ı Sîna´sı oluyor, canlara can katıyorsun..<br />
• Ey sözü, konusması, bütün davranısları, halleri hos olan sevgili! Ey "ay"ların, yıl´ların kendine kul oldukları güzel,senin "ay"ın da hos, "yıl"ın da hos.<br />
8. Gül de senin lütfunla çorak yerler yesersin, mezarlar bahçe haline gelsin!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstefilün<br />
(c.I, 29)<br />
• Ey perdenin arkasından ısıgı, nüru görünen sevgili, senin ısıgın, sıcaklıgın bize yaz mevsimi oldu, bizim de yaz mevsimi gibi gönlümüz sıcak, gel bizi al, gül bahçemize kadar, çek götür!<br />
• Gel, gel de senin lütfunla çorak yerler yesersin, mezarlar bahçe haline gelsin. Koruklar tatlılassın, üzüm olsun,ekmegimiz pissin.<br />
• Ey can giinesi, ey gönül günesi, ey güzelligi ile günesi bile utandıran güzel,gel, gel de bizim zavallı halimizi gör,su balçık beden, canı nasıl tutmus bırakmıyor<br />
• Yüzünün sevdası ile dikenlikler, nice defalar gül bahçesi haline geldi de güzel yaratma gücüne olan imanımızı artırdı.<br />
• Ey ebedî ask! Su gönlümüzde kendini gösterip, canımızı balçık zindanından kurtararak, tek olan, esi olmayan Allah´a yönelttin.<br />
• Ey nurlar saçan sabahımız! Gamlı ve kederli oldugumuz zamanlarda gönlümüzdeki gam dumanlarını dagıt, bize sevk ver, nese lutfet. Tali´imizin karanlık gecesinde; bir gündüz, görülmemis, isitilmemis, sasılacak bir gündüz meydana getir.<br />
• Nerede o gözler ki onu izlesin; nerede hakîkatleri duyacak kulak, burhanlar düsünecek akıl<br />
• "Cüz´ler külle gidiyor. Reyhan reyhana, gül güle kavusuyor, her sey bizim dikenligimizin hapishanesinden kurtuluyor." diye can diyarından davul sesleri gelmege basladı.<br />
9. Ey söylenmemis, gönülde kalmıs gam, ey uyusmus akıl defolun gidin!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c.1, 36)<br />
• Hoca gel, hoca gel, hoca bir kere daha gel! Ey hileci ay, gelmem deme, gel!<br />
• Senden ayrı düsmüs asıgın halini gör. Kötülüklerle dolu olan dünyaya bak, ey hapishaneci padisah, mahmur susamısı görmemezlikten gelme!<br />
• El de ayak da sensin, her var olanın varlıgına sebep de yine sensin! Sarhos bülbül de sensin, haydi gül bahçesine gel!<br />
• Kulak da sensin, göz de sensin, her seyin seçilmisi de sensin, sen kuyudan çıkarılarak satılmıs Yüsufsun, kölelerin satıldıgı pazara gel!<br />
• Gözde gizlenmissin görünmezsin, halbuki sen herkese can verirsin, bir kere de güle, oynaya gönülsüz ve sarıksız olarak gel!<br />
• Günün aydınlıgı sensin, gamı yakan yandıran sevinç sensin, gecelerin aydınlıgı, ay ısıgı sensin, ey tatlılıklar, sekerler yagdıran bulut gel!<br />
• Ey yepyeni dünyanın bayragı! Her akıl ve fıkir sana rehin olarak verilmistir, bazen geliyorsun, bazen gelmiyorsun, böyle yapma; bir daha dönmemek üzere tamamıyla gel!<br />
• Ey perisan kabuslarla dolu olan gece git! Bir daha gelme! Ey söylenmemis, gönülde gömülü kalmıs gam, ey uyusmus akıl, defolun gidin, sizi istemiyorum! Ey uyanık baht, ey devlet gel, gel!<br />
• Ey Nuh´un nefesi! Ey ruhun hevesi gel! Ey yaralanmıs merhemi gel! Ey hastanın saglıgı gel!<br />
10. Gölge bazen nürun yanında olur, bazen de onda yok olur.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c.1,41)<br />
• Ey yüzünün nüru ile cihanı aydınlatan sevgili, dün gece bizim aramızda yoktun. Bu yüzden biz karanlıkta kaldık.<br />
Yüzünün nüru dün gece neredeydi<br />
• Gönlümüze bak da sasır kal! Çünkü gönül, senin güzel yüzünü siper ederken heyecandan eriyip yok oldugu halde, seni siper etmeye doyamadı. Bırak gönül senin ugrunda erisin yok olsun. Ama ey ay yüzlü güzel! Senin ömrün uzadıkça uzasın!..<br />
• Dün gece, nürlar saçan ay yüzün nereye dogmustu Otagın nereye kurulmustu Adamların, ordun nerede konaklamıstı Sen degil, senin güzelligin nerede elbisesini çıkarır, nerede soyunursa devlet oradadır. Mutluluk oradadır.<br />
• Dün gece nerede bulundunsa bulundun, o hususta bir sey bilmiyorum ama, bugün sunu biliyorum ki; bugün de benden ayrı kalırsan, sabrım, kararım tükenir de; "La havle" mescidi de gönlüm gibi gamlarla yıkılır gider.<br />
• Dün gece seher vaktine kadar inleyerek, feryatlar ederek döndüm, dolastım. Sabah oldu da gözümü bile yummadım.<br />
• Ey aziz varlık! Sen bir nürun gölgesisin. Biz de cümle cihan senin gölgeniz. Nürun gölgeden ayrı düstügünü kim gördü<br />
• Gölge, bazen nürun yanında olur. Bazen de onda yok olur, gider. Yanıbasında ise, onunla beraberdir. Onunla bir sıradadır. Onda yok olmussa, onunla bulusmustur, ona kavusmustur.<br />
• Onunla bulusup yok olunca, Allah´ın nüru onu alsın, Allah´a çeksin götürsün diye o gölge sasılacak kadar sıkı bir sekilde istek elini nüra atmıstır.<br />
• Gölge iki nürun ayrılıklarını, sonra birbirleriyle bulusmalarını durmadan anlatsam, sen de bana bu hususta daha çok yardımda bulunsan bu konu yine bitmez, tükenmez.<br />
• Nur, sebebi yaratandır. Ne kadar sebep varsa hepsi de onun gölgesidir.Allah, sebepsizligi her seye sebep kılmıstır.<br />
• Sebebi yaratan ile sebep birbirinin aynasıdır. Kim ayna gibi tertertıiz degilse, aynayı ve aynadakini göremez.<br />
I. GAZELLER<br />
1. Hakk´tan sayılamayacak kadar lütuflar, ihsanlar;<br />
senden ise sayılamayacak kadar çok hatalar, kusurlar.<br />
Müstefilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefilün<br />
(c. I, 3)<br />
•.Ey gönül, isledigin suçlara, kusurlara karsılık, Hakk´tan özür dilemek için neler düsünüyorsun O´ndan sayılamayacak kadar lutuflar, iyilikler, ihsanlar, vefalar gelmede, senden de bunca hatalar, kusurlar, cefalar görünmede...<br />
• O´nun tarafından, bunca keremler, senden ise, manasız aykın isler; O´ndan pek çok nimetler, senden ise sayılamayacak kadar çok hatalar suçlar, günahlar...<br />
• Senden bunca haset, bunca kötü düsünce, bunca dedikodu. O´ndan ise bunca ihsan, bunca lütuf, bunca iyilikler.<br />
• Yaptıgın kötülüklerden, isledigin günahlardan pisman olup da, candan Allah dedigin zaman, seni belalardan kurtarmak için senin imdadına yetisen, sana o duyguyu veren, kendini hissettiren O´dur.<br />
• İşledigin günah yüzünden korkuyorsun, kurtulmaya çareler arıyorsun. Bir daha islememeye karar veriyorsun, iste o anda bu duygularla için karıstıgı, kendinden utandıgın, kendini ayıpladıgın, vicdanın sızladıgı zamandüsünmüyor musun Bu duyguları sana veren, bu pismanlıga seni düsüren, senin içindedir. Sana çok yakındır. O´nu sen ne diye<br />
kendinde, kendi içinde göremiyor, hissedemiyorsun<br />
• 0, seni bazen yaratılısına, kötü tabiatına bırakır, seni gümüs, altın, kadın sevdasına düsürür. Bazen de canına Hz. Mustafa´yı hayal etmenin nürunu verir de içini aydınlatır.<br />
• Seni bazen bu tarafa çeker, iyi adamlara katar, bazen de o tarafa çeker, seni kötülere ulastırır. Kurtulus gemisini korkunç dalgalarla hırpalar, onu kırar, parçalar.<br />
• Ey zavallı insan, bu düsüslerden, bu hallerden sakın ye´se kapılma; gizli gizli o kadar çok dua et, geceleri, o kadar çok agla, inle ki; sonunda yedi kat gökten kulagına kurtulus sesleri gelsin.<br />
2. Keske uyuyabilseydim de, rüyada yüzünü gösterseydin.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün<br />
(c. I, 3)<br />
• Sevgilim, belki vefa ve merhametin cosar da, kapıyı açarsın; "Orada, ne bekliyorsun kalk, içeri gir!" diye seslenirsin ümidiyle ben senin kapında oturmus bekliyorum.<br />
• Ey pek güzel olan yüzünde her zaman yüzlerce lütuf, yüzlerce merhamet nuru parlayan sevgili! Canım, kapında senden gelen misk kokularına, anber kokularına gark olmustur.<br />
• Biz mest olmusuz; basımız dönmede, baskalarının yaptıkları islerle bizim ilgimiz yok. Dünya alt üst olsa, yakılsa, yıkılsa umurumuzda degil. Yeter ki senin askını kaybetmeyelim. Yeter ki senin askın ebedî olsun!<br />
• 9çimizde senin askın el çırpmada, yüzlerce baska alemler yaratmada, göklerden de dısarda, ötelerde yepyeni yüzlerce asırlar meydana gelmede.<br />
• Bugün biz senin misafiriniz. Güler yüzünüzün mesti oldugumuz için seni bırakıp baska yere gidemiyoruz. Sen öyle essiz bir güzelsin ki, Allah´a yemin ederim ki yüzünün güzelligini düsününce, hayal edince, su gönlüm beni bırakıp gidiyor.<br />
• Kurtulmam için, gönlü uyanık bir can bulursam, onun etegine yapısacagım, himmet isteyecegim. Kekse uyuyabilseydim de rüyada yüzünü gösterseydin.<br />
• Bütün canlar, can denizinden geldikleri, can denizini tanıdıkları, bildikleri için oraya dogru sel gibi akıp gidiyorlar da, baska tanıdıklardan, baska sevgililerden yüz çevirmislerdir.<br />
• Can denizine dogru kosan seller de çesit çesit. Bir sel var yüksek daglardan kaynagını alarak, hayran hayran basını taslara çarparak, köpürerek, aglayarak, heyecanla feryat ederek, aslı olan can denizine dogru kosuyor, kosuyor.<br />
Bir sel de var ki yolunu kaybetmis, birincisi; "Allah´a hamd olsun!" demede, ikin-cisi; "La havle" okumada.<br />
• Ey günes gibi dogup, müflislere, yoksul kisilere sevgi sarabı sunan lütfeden. Bir ihsanda bulun, o saraptan bize de sun! Biz de yoksuluz, biz de sasırdık, yolumuzu kaybettik.<br />
• Nasıl olmussa gül, ansızın seni görmüs, çasırıp kalmıs da elbisesini yitirmis.Çeng senin çenginin sesini duymus,feryada baslamıs, utanıp basını önüne egmis.<br />
Nıyazi-i Mısrî hazretlerinin su siiri bu hakîkati belirtiyor:<br />
"Huda davet eder elhamdülillah<br />
Bu can dosta gider elhamdülillah<br />
Hakîkat sehrine çün rıhlet oldu<br />
Gönül durmaz iver elhamdülillah."<br />
" La havle vela kuvvete illa billah"; Allah´tan baska kimsede güç, kuvvet yoktur, anlamın;ı gelen bır hadîsten alınan<br />
"La havle". Mü´minler, sasırdıkları, darda kaldıklan zaman "La havle" derler.<br />
• Zühre yıldızının burcunda en tali´li olan kimdir Ney´dir. Çünkü ney, dudagını senin dudagına koymus, senden name ögreniyor.<br />
• Çeng, sensiz kalınca fenalasıyor, hasta, kötü bir varlık oluyor. Ney de sen olmayınca hüzünlerle doluyor, inlemeye, aglamaya baslıyor. Çengi kucagına al, onu iyilestir! Ney´i de öp, oksa. Def de sana yalvarıyor. "Ne olur "<br />
diyor, "Beni eline al! Yüzüme vur, vur, vur da senin vuruslarınla yüzüm degerlensin, ahenk yolunda meclise parlaklık gelsin."<br />
• Bu parça parça olah canı al, onun her parçasına ask sarabı içir, onu güzelce sarhos et de dün gece elden kaçan fırsat simdi yeniden gelsin !<br />
• Ey yüce padisah; dogrusu bizim için bundan sonra ayık olmak ayıptır, yazıktır! Allah´ın sana yemin ederim ki, artık bundan sonra ben ayık olarak senin büyüklügünü, gücünü, kuvvetini anlatamam, senden bahsedemem, ancak senin ask sarabınla mest ohınca dilim çözülür.<br />
3. Gülün geçirdigi safhalar, basından geçen maceralar.<br />
Miistef´ilün, Müstef´ilün, Miistef´ilün, Müstef´iliin<br />
(c.I, 13)<br />
• Ey bir yerde duramayan, dinlenme nedir bilmeyen rüzgarımız! Güle bizden haber götür de de; "Gül bahçesinden kaçıp sekerle dost olan gül, nasıl oldu da yurdundan, anandan, babandan, kardeslerinden arkadaslarından ve sana gönül veren, senin için feryat edip duran bülbülden ayrıldın geldin, sekere karıstın, ´gülbeseker´ tatlısı oldun "<br />
• Ey gül´. Neden sekere karıstın Aslında sen, kendin sekersin, seker gibi tatlısın, hossun. Seker oldugun için,herkesten çok sen, sekere layıksın ama, neden gül bahçesine karsı vefasızlıkta bulundun Seker de, gül de hos, fakat vefalı olmak her ikisinden de hos, her ikisinden de tatlı.<br />
• Ey gül, madem ki bahçeden ayrıldın gittin, sana bir iki sözüm var: 0 güzel yanagını sekerin yanagına koy da sekerden tat al, seker gibi ol, sekere de bahçeden alıp götürdügün hos kokunu ver! 0 da gül gibi olsun. Ayrılıgı göze aldın ama, bu ayrılıkta kazancın da var: Sen sekerin içine girdigin için gül olarak oradan oraya götürülmekten, yolculugun cefasından, solup pörsümekten, yerlere atılmaktan, çignenmekten kurtuldun.<br />
• Simdi ´gülbeseker´ tatlısı oldun ya, seni yiyenlere gönül gıdasısın, göz nurusun. Bu yüzden artık gülden gönlünü çek; o nerede, bu nerede<br />
• Sen bahçede dikenle beraber oturuyorsun. Akıl gibi cana yakın idin, insana karıstın. Sekerle beraber iken simdi insanla beraber oldun. Nur oldun. Haydi simdi de su günahlarla kirlenmis yeryüzünden gökyüzüne yüksel menzil menzil,konak konak ta onunla manen bulusma yerine kadar yürü!... *<br />
• Ey gül! Sen simdi dünyaya yukarıdan bakıyorsun da, dünyadaki acaip halleri gördügün için dünyaya gülüyorsun.<br />
0 yüzden elbiselerini yırtıyorsun. Ey kızıl kaftanlı, güçlü, kuvvetli yigit er, ben senin hayranınım!<br />
• Güller "Kim manen Hakk´a ulusmak için merdiven isterse, belanın, ızdırabın bir merdiven oldugunu bilsin de,basına gelenlerden sikayet etmesin! Belalardan korkmasın, canını belalara atsın!" diye naralar atarak, uçusup saçılarak gökyüzünden gül bahçelerine yagmada...<br />
• Kendine gel de, su kaptan, gülsuyu çıkaran ustanın testisinden bir yolunu bulup ter gibi sız, o hapsedilmis kaptan, bir rüh gibi kaç, kurtul.<br />
• Ne de tali´liymissiniz, ne de bahtınız yarmıs! Benziniz gül gibi kıpkırmızı. Biz de sizin gibiydik, rüh olduk,kurtulduk. Haydi siz de rüh olun, bu kirli yeryüzünden kurtulun.<br />
• Gülbesekerden maksadımız, Hakk´ın lütfuyla bizim varlıgımızdır. Varlıgımız sanki demir kırıntısı, Hakk´ın lütfu ise mıknatıs!..<br />
• Akıl da aynadır. Demirden ayna yapan aynacı, onu parlatmak, ayna haline getirmek için ona çok eziyet etmededir de, bu yüzden olacak, ayna bizi istemiyor, bize gelmiyor, hep biz onu elimize alıyor, ona bakıyoruz. 0 bize sunları söylüyor ama, kulaklanmız gaflet pamügu ile tıkalı oldugu için duyamıyoruz: "Ey insanlar, ben sizi sizsiz isterim."<br />
4. Ben çok eskiden sana gönül vermistim, simdi gel de sana canımı vereyim.<br />
Müstef´ilün, Müstefilün, Müstefilün, Müstefilün<br />
(c. I, 16)<br />
• Ey Yusuf, gözleri görmeyen Yakup´a gel. Ey gözlerde gizlenmis olan îsa, sen de su gök kubbenin üstünden hir görün...<br />
• Ayrılıktan ötürü gündüz karardı, gece gibi oldu. Gönlüm yay gibi idi, inceldi ok gibi oldu. Dertli Yakup ihtiyarladı, ey genç Yüsuf artık gel!<br />
• Ey îmran oglu Müsa! Senin Hakk´a yalvarman için, ne Tur-ı Sîna´lar var! îsrail ogulları buzagıya tapıyorlar. Artık Tur-ı Sîna´dan dön!... Bizi kurtarmaya gel!<br />
• Benzim safran gibi sarardı. Boynum büküldü, çene düstü. Beden mezarında sıkıstım kaldım. Ey rühu darlıktan kurtaran, rahata kavusturan! Gel, beni benden, beni bedenden kurtar!<br />
• Hz. Muhammed´i gözleyen gözüm, gamınla sana müstakım diyor. "Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik." ayetinin sırrı, gel de o dagınık saçlar arasından yüzünü göster!" Enbiy Suresi 21/107. ayete isaret var."<br />
• Sen, öyle büyüksün, öyle büyük bir nür kaynagısın ki, su günes senin nuruna karsı sanki aksam kızıllıgı, ey bütün dünya padisahlarını geride bırakan,, azîz varlık, ey Hakk ile gören göz, ey her seyi bilen gönül! Gel! • Dünyada mevcut bütün canlar, sana karsı canlıktan çıkıyorlar, beden oluyorlar. Halbuki sen, cansın, canlar<br />
canısın, cansız beden ne ise yarar Ben çok eskiden, sana gönül vermistim. Gel, ey sevgili gel de simdi sana canımı da vereyim!<br />
• Ey-sevgili, ilacım de sensin, çarem de sensin. Yüz parça olmus gönlünnün nuru da sensin, çaresiz gönlümde, senden baska ne varsa hepsi yok oldu, beni kimsesiz bırakma! Gel!<br />
5. Ömür kervanının kalkmak üzere oldugunu haber veren çanlarının seslerini duymuyor musun<br />
Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün<br />
(c. 1, 17)<br />
• Gökyüzünden cana; "Haydi geri dön!" diye bir ses geldi. Can da; "Ey beni çagıran yüce varlık, merhaba,geliyorum." diye cevap verdi.<br />
• Ses duydum; "Basüstüne, her an yüzlerce can sana feda olsun. Bir kere daha çagır da; (...... ) makamına kadar uçayım.<br />
(...... )Bu beyitte Insan Süresi, 76/1. ayete isaret var. Bu ayeti tefsir edenler, insanın maddî varlıgının çesitli merhalelerden geçerek nihayet bir damla meni halinde ana rahmine düstügünü ve ınsanın henüz kendisinin atılacak bir seyi olmadıgına ve kemalin yoklukta olduguna etmekte.<br />
• Ey bizim essiz misafirimiz, bizim canımızın sabrını da, kararını´ da aldın. Seni nerede arayayım Nerde bulayım<br />
Seslenen "0, candan da, rnekandan da dısarıdadır, 0, çok üstün bir yerdedir." dedi.<br />
• Su zindanda bulunanların, ayaklarına baglanmıs olan agır zincirleri çözeyim, gökyüzüne de bir merdiven koyayım,koyayım da can, yücelere çıksın.<br />
• Sen cana, canlar katan bir güzelsin. Sonra yabancı da degilsin, bizim sehrimizdensin. Öyle oldugu halde neden kendini garip sayıyorsun, yabancıymıs gibi davranıyorsun Bu hal, dostluga yakısır mı<br />
• Avareligi, bir bir serbet gibi içmissin de kendi evinin yolunu bile unutmussun. Çok kötü huylu olan, Kabil´li büyücü kadın, sana çok büyüler yapmıs, bu yüzden nereden geldigini, nereli oldugunu hatırlıyamıyorsun.<br />
• Birini takip derek gelen, konup göçen kervanlar, hep o tarafa kosup gidiyorlar. Senin basın nasıl oluyor da dönmüyor Yüregin kabarmıyor Neden hiç bir korku ve heyecanın yok<br />
• Kervan basının kervanın kalkmak üzere oldugunu haber veren çanlarının ´seslerini duyuyor musun 0 tarafta nice yol arkadaslarımız, nice dostlarımız var. Hep bizi bekliyorlar.<br />
"Bu beyit Sirazlı hafız ın su beytini hatırlatıyor:<br />
Sevgiliye giden yolun menzilinde ,kondugu yerlerde nasıl istirahat edeyim,nasıl zevki sefaya dalayım ki,Can;Yürekleri bagladınızmı diye feryat edip durmada."<br />
• Bir çok insanlar, orada bizi bekliyorlar, hepsi de bizim sarhosumuz, hepsi de bize dalıp kendilerinden geçmisler. "Ey zavallı! Padisahın bekliyor. Haydi padisahın yanına gel." diye kulagımıza bagırıyorlar.<br />
6. Dügünümüz dünyaya kutlu olsun!<br />
Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefiliin<br />
(c.I, 31)<br />
• Bizim dügünümüz dünyaya kutlu olsun. Allah, bu dügünü, bu evlenmeyi bize uygun olarak tertipledi. Esler birbirine çok uygun düstü. Bu dügün sebebiyle,<br />
• Mevlamızın lütfuyla kalpler ferahladı. însanlar çift oldu, evlendi. Kederler, gamlar gönüllerden çıkıp gitti.<br />
• Ey sehrimizi süsleyen güzel! Allah´ın adıyla güzel bir gelin olarak gidiyorsun. Sen de bir güzele damat olmadasın.<br />
• Köyümüzden ne de hos gitmedesin. Bize ne de hos salına salına gelmedesin; deremize ne de hos çaglaya çaglaya akmadasın! Ey ırmagımız, ey bizi arayan dost!<br />
• Cihan padisahının, bizim o canlara can katan padisahımızın devletinde oynayın, raks edin, ey arifler, ey süfîler,sema edin!<br />
• Halkın bir kısmı denizler gibi cosmada, dalgalar gibi secdeye kapanmada. Bir kısmı da kıhçlar gibi savasmada,bütün cüz´lerimizin kanmı içmede. Sus, sus ki bu gece o güzel yüzlü, ugurlu sahımızın mutfagı açılmıstır. Ne de sasılacak sey ki, helvamız (helva gibi tatlı olan sevgili) helva pisiriyor.<br />
Bu siiri Hz.Mevlana oglu Sultan Veled´in dügününde söylemistir.<br />
7. Bu hos koku, Yüsuf´un gömleginin kokusudur,<br />
yahut da Mustafa(s.a.v.)´in hırkasının kokusudur.<br />
Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müıtef´ilün<br />
(c.1, 12)<br />
• Ey bahçeleri güldüren, çimenleri gebe bırakan asıkların ilkbaharı, bizim sevgilimizden haberin var mı<br />
• Ey asıkların feryadına kosan hos kokulu rüzgar. Ey candan da mekandan da temiz olan aziz varlık, sen neredeydin Nerede kaldın, seni görecegimiz geldi<br />
• Ey Rum diyannın da, Habes diyarının da fitnesi olan rüzgar, sasırdım kaldım, bu pek hos, bu pek güzel koku, ya Yüsufun gömleginin kokusudur, yahut da Mustafa (s.a.v.)´in hırkasının kokusudur.<br />
• Ey dogruluk ırmagı, sen bizim sevgilimizin arkından akıyorsun, sen getirdıgın hos kokularia gönüllerin Tur-ı Sîna´sı oluyor, canlara can katıyorsun..<br />
• Ey sözü, konusması, bütün davranısları, halleri hos olan sevgili! Ey "ay"ların, yıl´ların kendine kul oldukları güzel,senin "ay"ın da hos, "yıl"ın da hos.<br />
8. Gül de senin lütfunla çorak yerler yesersin, mezarlar bahçe haline gelsin!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstefilün<br />
(c.I, 29)<br />
• Ey perdenin arkasından ısıgı, nüru görünen sevgili, senin ısıgın, sıcaklıgın bize yaz mevsimi oldu, bizim de yaz mevsimi gibi gönlümüz sıcak, gel bizi al, gül bahçemize kadar, çek götür!<br />
• Gel, gel de senin lütfunla çorak yerler yesersin, mezarlar bahçe haline gelsin. Koruklar tatlılassın, üzüm olsun, ekmegimiz pissin.<br />
• Ey can giinesi, ey gönül günesi, ey güzelligi ile günesi bile utandıran güzel,gel, gel de bizim zavallı halimizi gör,su balçık beden, canı nasıl tutmus bırakmıyor<br />
• Yüzünün sevdası ile dikenlikler, nice defalar gül bahçesi haline geldi de güzel yaratma gücüne olan imanımızı artırdı.<br />
• Ey ebedî ask! Su gönlümüzde kendini gösterip, canımızı balçık zindanından kurtararak, tek olan, esi olmayan Allah´a yönelttin.<br />
• Ey nurlar saçan sabahımız! Gamlı ve kederli oldugumuz zamanlarda gönlümüzdeki gam dumanlarını dagıt, bize sevk ver, nese lutfet. Tali´imizin karanlık gecesinde; bir gündüz, görülmemis, isitilmemis, sasılacak bir gündüz meydana getir.<br />
• Nerede o gözler ki onu izlesin; nerede hakîkatleri duyacak kulak, burhanlar düsünecek akıl<br />
• "Cüz´ler külle gidiyor. Reyhan reyhana, gül güle kavusuyor, her sey bizim dikenligimizin hapishanesinden kurtuluyor." diye can diyarından davul sesleri gelmege basladı.<br />
9. Ey söylenmemis, gönülde kalmıs gam, ey uyusmus akıl defolun gidin!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c.1, 36)<br />
• Hoca gel, hoca gel, hoca bir kere daha gel! Ey hileci ay, gelmem deme, gel!<br />
• Senden ayrı düsmüs asıgın halini gör. Kötülüklerle dolu olan dünyaya bak, ey hapishaneci padisah, mahmur susamısı görmemezlikten gelme!<br />
• El de ayak da sensin, her var olanın varlıgına sebep de yine sensin! Sarhos bülbül de sensin, haydi gül bahçesine gel!<br />
• Kulak da sensin, göz de sensin, her seyin seçilmisi de sensin, sen kuyudan çıkarılarak satılmıs Yüsufsun, kölelerin satıldıgı pazara gel!<br />
• Gözde gizlenmissin görünmezsin, halbuki sen herkese can verirsin, bir kere de güle, oynaya gönülsüz ve sarıksız olarak gel!<br />
• Günün aydınlıgı sensin, gamı yakan yandıran sevinç sensin, gecelerin aydınlıgı, ay ısıgı sensin, ey tatlılıklar,sekerler yagdıran bulut gel!<br />
• Ey yepyeni dünyanın bayragı! Her akıl ve fıkir sana rehin olarak verilmistir, bazen geliyorsun, bazen gelmiyorsun,böyle yapma; bir daha dönmemek üzere tamamıyla gel!<br />
• Ey perisan kabuslarla dolu olan gece git! Bir daha gelme! Ey söylenmemis, gönülde gömülü kalmıs gam, ey uyusmus akıl, defolun gidin, sizi istemiyorum! Ey uyanık baht, ey devlet gel, gel!<br />
• Ey Nuh´un nefesi! Ey ruhun hevesi gel! Ey yaralanmıs merhemi gel! Ey hastanın saglıgı gel!<br />
10. Gölge bazen nürun yanında olur, bazen de onda yok olur.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c.1,41)<br />
• Ey yüzünün nüru ile cihanı aydınlatan sevgili, dün gece bizim aramızda yoktun. Bu yüzden biz karanlıkta kaldık.<br />
Yüzünün nüru dün gece neredeydi<br />
• Gönlümüze bak da sasır kal! Çünkü gönül, senin güzel yüzünü siper ederken heyecandan eriyip yok oldugu halde,seni siper etmeye doyamadı. Bırak gönül senin ugrunda erisin yok olsun. Ama ey ay yüzlü güzel! Senin ömrün uzadıkça uzasın!..<br />
• Dün gece, nürlar saçan ay yüzün nereye dogmustu Otagın nereye kurulmustu Adamların, ordun nerede konaklamıstı Sen degil, senin güzelligin nerede elbisesini çıkarır, nerede soyunursa devlet oradadır. Mutluluk oradadır.<br />
• Dün gece nerede bulundunsa bulundun, o hususta bir sey bilmiyorum ama, bugün sunu biliyorum ki; bugün de benden ayrı kalırsan, sabrım, kararım tükenir de; "La havle" mescidi de gönlüm gibi gamlarla yıkılır gider.<br />
• Dün gece seher vaktine kadar inleyerek, feryatlar ederek döndüm, dolastım. Sabah oldu da gözümü bile yummadım.<br />
• Ey aziz varlık! Sen bir nürun gölgesisin. Biz de cümle cihan senin gölgeniz. Nürun gölgeden ayrı düstügünü kim gördü<br />
• Gölge, bazen nürun yanında olur. Bazen de onda yok olur, gider. Yanıbasında ise, onunla beraberdir. Onunla bir sıradadır. Onda yok olmussa, onunla bulusmustur, ona kavusmustur.<br />
• Onunla bulusup yok olunca, Allah´ın nüru onu alsın, Allah´a çeksin götürsün diye o gölge sasılacak kadar sıkı bir sekilde istek elini nüra atmıstır.<br />
• Gölge iki nürun ayrılıklarını, sonra birbirleriyle bulusmalarını durmadan anlatsam, sen de bana bu hususta daha çok yardımda bulunsan bu konu yine bitmez, tükenmez.<br />
• Nur, sebebi yaratandır. Ne kadar sebep varsa hepsi de onun gölgesidir.Allah, sebepsizligi her seye sebep kılmıstır.<br />
• Sebebi yaratan ile sebep birbirinin aynasıdır. Kim ayna gibi tertertıiz degilse, aynayı ve aynadakini göremez.<br />
11. Basını ayak altına alınca, yıldızların üstüne ayak basarsın.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün<br />
(c.I, 19)<br />
• Bugün sevgiliyi gördüm, her ise, her güce tat veren, yapmasını kolaylastıran o güzeli gördüm. 0, o kadar güzel, o kadar nürluydu ki adeta Mustafa (s.a.v.)´in rühu gibi göklere yükseliyordu.<br />
"Fussilet Suresi´nin 41/11. ayetine isaret var: "Sonra duman halinde bulunan göge yükseldi ve ona, yeryüzüne ´9steyerek varlıga gelin!´ dedi. ´lsteyerek geldik.´ dediler."<br />
• Günes, Hz. Mustafa´nın yüzünü gördü de utandı. Gök de gönül gibi yarıl-mıstı, parçalanmıstı. Suyun ve kara topragın üstüne onun parıltısı vurmustu da, bu yüzden su ile toprak, atesten de daha fazla parlamıstı.<br />
• "Göklere çıkmak istiyorum, lütfen bana merdiveni gösteriniz!" diye niyazda bulundum. Buyurdu ki: "Senin basın merdivendir. Basını ayak altına al, basına bas da yüksel!<br />
Ayagını basının üstıine koymak demek, aklını ayak altına alıp, gönül yolu ile, ask yolu ile Hakk´a yönelmektir. Mevlana bir Mesnevî beytinde;<br />
"Mademki gökyüzünün damlanna çıktın, oralarda geziyorsun, artık merdiven aramak mana-sızdır, soguktur." Diye buyurur Mevlana. Dîvan-ı baska bir beytinde de;<br />
"Göklerin yolu, Içtedir, gönüldedir, sen ask kanadını aç, ask kanadı kuvvetli olursa merdiven arama derdi kalmaz." Diye buyurur.<br />
• Ayagını basının üstüne koyunca yıldızların üstüne ayak basarsın, nefsanî ar-zularını, sehveti yendigin zaman havada yürürsün; haydi adımını at, ayagını havanın üstüne koy da yüksel!..<br />
• Sehvetini ayak altına aldıgın, nefsanî isteklerini yendigin zaman göklerde havalarda sana yüzlerce yol belirir ve sen seher vaktinde yapılan dua gibi göklere yükselirsin."<br />
12. Kendinden, kendi varlıgından kurtulmus bir canda zevk içinde zevk vardır.<br />
Müfte´ilün, Mefa-îlün, Müfte´ilün, Mefa-îliin<br />
(c.I, 46)<br />
• Dün, sevgilim kederli, gamlı dostunu oksadı. Acılar çeken, sitemler tatmıs olan cana, tatlı sözteri ile kendi tadından tat verdi.<br />
• Akla, akıl üstünlügü verdi, hos ögütleri ile kulaga küpe taktı, tadı tatlılıgı costurdu. Gözlere nOr bagısladı.<br />
• Bana; "Ey benim yüzümden zayıflayan, hasta düsen, perisan olan dost, ey benden ürken, korkan kisi, ben kerem sahibiyim, ben kendi satın aldıgım ku-lumu satmam." dedi.<br />
• Dikkatle bak da gör: Sevgili ne yardımlarda bulunuyor Bize nasıl ferahlıklar veriyor Yüsuf, güzelligi ugrunda ellerini kesenleri arıyor.<br />
• Ona; "Beni aciz, zavallı sanma!" dedim. "Kanlı göz yaslarıma da bakma, ey sevgili senin haberin yok, ben seni altınla<br />
islenmis atlas bir elbise gibi giymisim, seninle beraberim, beni kimsesiz sanma!"<br />
• Kim de dünya sevgisini bırakıp Hakk´a yönelmek istegi varsa, o nefsini yendigi için sasılacak bir kisidir.<br />
Kendinden, kendi varlıgından kurtulmus bir canda, zevk içinde, zevk vardır.<br />
• Allah askına sus, yersiz sözler söyleyerek, susma huyunu öldürme! Bu kasî-deyi uzatma, kısa kes; çünkü asîde geliyor.<br />
"Kasîde, 9slamî edebiyatta bir nazım seklidir. Kafıye kurulusu gazel gibidir. Övgü siirleri oldugu için, beyit sayıları gazellerden fazladır. Asîde, nisasta, yag ve balla yapılan bir çesit tatlıdır. Dogu Anadolu yemeklerinden "hasuta" belki de "asîde" adlı Selçuklu yemeginden alınmıstır. Çünkü hasuta da nisasta, tereyagı ve sekerle yapılmaktadır. Midelerine<br />
düskün olanlar "Lokmasız sohbette yoktur faide / Rabbena ünzül aleyna Ma´ide"<br />
13. Ask, insanı yok eder, var eder, gönülsüz bırakır.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c.1, 39)<br />
• Ne yazık ki, hakîkat sarayının Sadrazamı, beni meclisine kabul etmiyor, beni can mahremi yapmıyor, beni sırlarına mahrem etmiyor.<br />
• Onu gördügüm an rengim uçtu, gücüm, kuvvetim kalmadı, perisan oldum, o durumu anlamadı da; "Rengin nerede Gücün, kuvvetin nerede " diye sordu.<br />
• Ben kerem ırmagına daldım, ben seher vaktinin kuluyum, kölesiyim. Öyle umuyorum ki, bu lütuflarla, feyizlerle dolu seher vaktinde, o güzel kokulu gül gelir, beni alır, mana gül bahçesine götürür.<br />
• Irmaga dalan kisiye, elbisesi yük olur. Benim su sarıgım ile hırkam bana yük oluyor, agır geliyor. Mal, mülk,mutluluga ulasmak sebepleri, hepsi de o tatlı edalı ay yüzlüdendir. Sevgili bana yakınlık gösterir, vefalı olursa, mal da odur, mülk de odur.<br />
• Dükkanım çalısma yerim, senin olsun, san´atım, hünerim, bilgiler, yıgın, yıgın kitaplar hep senin olsun, arslan da senin olsun, orman da senin olsun . Tatar ülkesinin ceylanı bana yeter.<br />
• Ask insanı yok eder, var eder. Gönülsüz bırakır, elsiz, ayaksız9 bir hale so- i kar. Ask meyhanesinin sakîsi, sarap sunar, mest eder, insanı kendinden alır.<br />
" Mevlevî sairlerinin en büyüklerinden olan Seyh Galip merhum da bir siirinde söyle yazmıstı:<br />
"Derd ü mihnettir, beladır adı ask, Bir marazdır, ibtiladır adı ask,<br />
Andadır raz-ı adem, sırr-ı vücüd,<br />
Hiçtir, yoktur, bekadır, adı ask."<br />
14. Delilik zincirini sakın ayagımdan çözme!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´iliin, Müfte´ilün<br />
(c.I, 40)<br />
• Dilin halkası bir zincir oldu, ayagıma geçti. Sakın, bu zinciri çözme, yalvarırım sana, artık akıl kervanın önünü ben vuramayacagım, sen vur!<br />
• Ben senin mestinim, seninle neseliyim, seninle hos bir haldeyim. Ben senin iyiliklerinin, lütuflarının altında kalmısım eziliyorum, sanki lütfundan gebe kalmısım, gebe eger yükünü tasımazsa, bunu suç sayma!<br />
• Hiç gökyüzü, kendi basından dönme sevdasını çıkarabilir mi Yeryüzü de teninden titremeyi hiç giderebilir mi<br />
• 0 padisah mukadderat kalemi ile rakamlar yazıp duruyor. Göniil, onun elinde bir kalem. Hoca sen de bir an için olsun hayattan sikayeti bırak, kadere boyun eg de, müslümanlıgını yenile!<br />
• Padisah, kader geregi seni imtihan için cefa eder. Sıkıntılar verir. Sen o cefayı padisahın elinde bir kabarcık gibi bil! Padisahın elini tutan kisi o kabarcıgı öper.<br />
• Dünya, cihanın gizli hükümlerini ihtiva eden bir kitap gibidir. Senin canın da o kitabın bas yazısı. Düsün de bu meseleyi iyi anla!<br />
"Kainatta çesitli varlıklar yasıyor; karalarda, denizlerde yasayan sayılamayacak kadar çok olan bu varlıkların adlannı, cinslerini ihtiva eden bir kitap yazılsa; yani: Kitab-ı Kainat kaleme alınsa, bu kainat kitabının fihristinde ilk numaraya insanın adı yazılacaktır. Sonra diger hayvanlar, balıklar, kuslar, böcekler gelecektir. Neden o kitabın basyazısı insan ile baslayacaktır; insan, bütün yaratılmıs mahlükların en basında yer alacaktır Çiinkü insan bütiın mahlükların en<br />
sereflisidir, sonra insan da ilahî emanet vardır. 9nsan; "Rühumdan ona üfürdüm!" sırrına mazhar olmus, üstün ve bir mahluktur."<br />
• Daima neseli ol; arada sırada gelen cefalarla yüzünü eksit ama, gönlünü hos tut, suyu döndür, baska tarafa aksın. Sen de sus artık, esegin boynundaki o oyalayıcı çıngıragı çöz!<br />
15. Melekler, gökyüzü pencerelerinden baslarını çıkarsınlar,<br />
yeryüzüne egilip seni siper etsinler.<br />
(c,1,47)<br />
• Ey sevgili, sen gökteki aya benziyorsun ama, sen neredesin, ay nerede Senin yüzündeki güzellik, nür, ayın yüzünde bulunabilir mi<br />
• Herkes ay ısıgını seviyor, ayı seviyor. Ay ise senin askının esiri olmus, senin elinden feryat ediyor. Senin elinden "Ey Allah´ım!" diye yalvarıyor.<br />
• Parlak yüzüne karsı, günes de, ay da secde ediyor. Çünkü senin güzelligin ayla, günesle maceraya girisiyor. ;• Ay dün gece sana secde etmeye geldi. Fakat seni sevenlerin kıskançlıgı ayın önüne çıktı; "Def ol, git, gelme!" diye<br />
naralar atmaya basladı.<br />
• Haydi kalk sevgilim, hos bir eda ile salına salına yürü de, melekler bile gökyüzü pencerelerinden baslarını çıkarsınlar, yeryüzüne egilip seni seyre dalsınlar. ¦<br />
• Senin parlak yüzünden, simsekler çakmaya baslayınca, gönüller, gözlerini korumak için elleri ile yüzlerini kaparlar.<br />
• Her ne kadar gönül bahçesi zevk ve safa elde ettiyse de, kıs gibi olan bu ayrılık yüzünden hepsini kaybetti.<br />
• Can bahçesi, sonbahara benzeyen ayrılık gamı ile, hazan gibi sarardı, soldu. Senin baharın ne zaman gelecek de, beni yesertecek, hayata kavusturacak<br />
• Dün, gönlüm, senin oturdugun mahallenin basında yorgun, perisan, uyuya kalmıstı. Hayalin oradan geçti de,gönlümü o halde gördü de...<br />
• Dedi ki: "Nasılsın Bu agır hayat sartlarının sana yükledigi yükün altından nasıl çıkacaksın Öyle acılar çekmis, öyle zayıflasmıssın ki, bedenin artık gözle görünmez olmus."<br />
• Böyle söyledi, sonra geçti, gitti. Fakat o güzel dudaklardan çıkan bu sözün tesiri onun tadından, bu yaralı gönlüm,iyi oldu saglık buldu, ya Rabbî, onun sevabını sen ver!<br />
16. Yıldızlar bile senin nürunu görüp kendilerinden utanırlar.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. 1, 50)<br />
• Ey vefasız güzel, neden böyle yapıyorsun Beni perisan ediyorsun Neden vüzüme bakmıyorsun Neden beni görünce yüzünü eksitiyorsun<br />
• Neden yalnız sana ayrılan, sana baglanıp kalan, senin vefalı dostun olan gönlümü, her an mızrakla yaralıyorsun<br />
• Senin cevherin kuyumcuda müsterilerce pek begenildi. Yani asaletine, rühî güzelligine, Hakk asıkları hayran oldular. Öyle oldugu halde neden bizim canımızı da, cihanımızı da alıp götürüyorsun Neden bize acımıyorsun<br />
• Sen Hızır´ın çesmesisin, sen bir kevsersin, ab-ı hayattan bile hossun. Senin ayrılık atesinle yanıp duran ancak benim, neden beni sevmiyorsun<br />
• Senin sevgin can gibi gizlidir. Sevgi mührünün de eseri, izi yoktur. Böyle oldugu halde, neden gönlüme mühürünü bastın; izler, nakıslar bıraktın Neden kendini bana böyle sevdirdin<br />
• Dedi ki: "Ben canın canıyım, canı görmeye heves etme! can görülmez." Öyle oldugu halde neden senin güzel yüzün, canın sekline girdi, can oldu Hani can görünmez diyordun, neden böyle oldu, neden<br />
• Ey bütün maddî varlıgından kurtulup, sadece bastan ayaga nür olan azîz varlık, yıldızlar bile seni görüp<br />
kendilerinden utanıyorlar. Peki böyle iken ne diye süphe bulutları ile örtünüp, gönüllere, maddî ve manevî güzel´ikle iki<br />
yüzlü olarak görünüyorsun<br />
17. (Na´t) Peygamberimiz, Efendimize hitap!<br />
Mefa´îliin. Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îlün<br />
(c. I. 55)<br />
• Mübarek bedenin kadir gecesidir. însanlar onun yüzünden serefler, devletler elde ederler. Ruhun da ayın on dördü<br />
gibi parlaktır. Onun yüzünden karanlıklar yok olur, gider.<br />
• Yoksa sen, Hakk´ın takvîmi misin Herkesin tali´leri orada yazılıdır. Yoksa sen, magfiret deryası, bagıslama denizi<br />
misin ki, herkesin günahlarını orada yıkar, temizlersin.<br />
• Yoksa sen, Levh-i Mahfüz musun ki, ilham sahibi olanlar, gayb dersini senden alırlar, ögrenirler Yoksa sen<br />
rahmet hazinesi misin ki, Hakk´a yakın olanlar, oradan elbiseler giyerler<br />
• Yoksa sen, neliksiz, niteliksiz rüh musun ki, bunların hepsinden, herseyden dısardasın Bu sırda, künhünü<br />
anlayısta, düsüncelerde, te´emmüllerde, kuruntularda sarsılır, perisan olur.<br />
• Sen, güzelliginin nüru kuyuya akseden ay gibi acaib bir Yüsufsun. îste akseden bir nümn sevdası ile, nice<br />
Yakuplar, milletlerin tuzaklarına, kuyularına düsmüslerdir.<br />
• Saskınlıktan kurtulunca da, onun sıfatlarına bürünürler. Ilahî sıfatlar hayret hududunu geçince onu, kim<br />
anlayabilir Artık sus, derin manalı sözler de, ibretler de kırık, dökük söylendi.<br />
18. Bütün güzellerin, güzellikleri onun güzellik denizinden bir damla.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îlün, Mefa´îliin<br />
(c. I, 54)<br />
• Ey gönül, bu hos devlet yurdundan, bu mana aleminden bir an bile olsa çıkma. Bir an can sarabını iç, bir lahza da<br />
sekerler çigne, rühanî zevkler al!<br />
• Ruhanî tasavvurlar, vicdana dokunmayan, pismanlıgı olmayan zevkler, anlatılmaz güzellikler, bütün bu manevî<br />
haller, neseler, nefısle yapılan gizli savastan basarılı çıkmak, erenlerin gizli meclislerinde bulunmaktan, yahut da daha<br />
gizli olan sırrın da sırrından gelmede...<br />
• Dünyada görülen ve insanı büyüleyen bütün güzelliklerin güzellikleri, onun güzellik denizinden birer damla, fakat<br />
susuzluk hastalıgına tutulmus bir kisi, bir damla ile kanar mı<br />
"9bn Farız hazretlerinin Kasîde-i Ta´iyye´sinin 242 numaralı beyti de hakîkati ifade etmektedir.<br />
"Her yakısıklı gencin ve güzel kadının güzelligi, muvakkat bir zaman için hep O´nun güzelliginden verilmistir."<br />
• Ey gönül, dünya zindanlarının en daracıgı olan beden zindanından, genis ınana meydanlarına çıkmak için bir yol<br />
var, var ama, senin ayagın derin bir uykuya dalmıs da sen kendini ayaksız sanıyor, bu yüzden zindandan çıkmıyorsun.<br />
• Su yeryüzünde aradıgın rızıklardan baska, göklerde ne gizli manevî rızıklar var. Ekmek hazırlayan fırıncının<br />
fırınından baska yerlerde ne ekmekler pisebilmektedir. Haberin yok.<br />
•9ki gözünü de kapamıssın; "Aydın gün nerede " diyorsun. Halbuki, günü aydınlatan günes gözüne düsüyor da,<br />
sana; "Aç kapıyı!" diyor; "Ben buradayım."<br />
• Seni, bu tarafa da çekerler, öte tarafa da çekerler. Ey bulanmıs, tortulanmıs su, su tortudan su bulanıklıktan<br />
kurtul da, göklere, yücelere yönel!...<br />
Baudlaire (Bodler)´in Kötülük Çiçekleri adlı kitabındaki Elevation (=Yükselis) siirinin su kıtası Mevlana´nın bu beytini<br />
terennüm ediyor:<br />
"Bu zehir duygulardan yüksel çok uzaklara<br />
Yukarı havalarda git temizle kendini<br />
Ve berk-i semaların o temiz atesini<br />
Allah iksiri gibi içiver kana kana"<br />
• Sen kendi gönlünde halvete çekilmissin, düsüncelere dalmıssın, içine daldıgın, elbise gibi sırtına giydigin her<br />
düsünce rengi ile, sekli ile senin yüzünden belli olur. Onu gizleyemezsin.<br />
• Her agacın gönlü, hangi tohumdan, hangi taneden su içerse, o içtigi su, agacın dalında, yapragında kendini<br />
gösterir.<br />
• Elma tohumundan su içmisse, ondan elma yapragı biter; hurmadan su içmisse hurma verir.<br />
• Nasıl hekim hastaların betinden benzinden hastalıgını antarsa, gönül gözü açık olan da, yüzünün, gözünün<br />
renginden senin dinini, inancını anlar.<br />
• Dininin halini, sevgini, kini, renginden anlar. Fakat gizler, söylemez, seni rezil etmez.<br />
19. Gül kendi güzelligi ile, bir güzellik bagıslayanın bulunduguna sahitlik eder.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îliin<br />
(c.I, 57)<br />
• Ey müslümanlar, ey rnüslümanlar, güzelligi, yarım bir dikeni bile cennet bahçesine çeviren bir sevgili hakkında ne<br />
demeli Ne söylemeli<br />
• Onun askı, bir diyara bir an için olsun gelse, orayı serefelendirse, mekanları mekansızlık alemine çevrir, yerleri<br />
bastan basa paha biçilmez madenlerle doldurur.<br />
• Allah´ım bu nasıl nürdur ki, her hüriye güzellik bagıslar, lütfederse, ates bile isterse tabiatini terkeder. Ab-ı hayat<br />
olur.<br />
• îlkbaharı kıskançlıgından «ötürü kırar, geçirirse ne çıkar 0 lütfu tutar da sıkarsa binlerce ilkbahar meydana<br />
getirir.<br />
• Onun yüzü günestir. Dünya ise o günesin yüzüne bir perdedir. Fakat nakıs, resim; nakıstan, resimden baska ne<br />
görebilir<br />
• Gül, ilkbahara o güzellikleri vereni tanımasa bilmese bile, kendi güzelligi ile bir güzellik bagıslayanın bulunduguna<br />
sahitlik eder. Der ki: "Benim rengime, kokuma, güzelligime bakınız, elbette bunları bana veren biri var. îste bana bu<br />
güzellikleri lütfeden, size de o güzellikleri vermistir."<br />
"Hz. Mevlana Mesnevî´mn VI. cildinin 2700 numaralı beytinde söyle buyurur: "Allah kendisine kullukta bulunan<br />
güllere ne vefalı davranır, onlara ne güzel renkler verir, ne hos kokular bagıslar." Bir ruba´îsinde ise söyle buyurur: "Ey<br />
gönül, sen gül bahçesinin güzelligine mi hayran oldun da gülüyorsun Veya ask bülbüllerinin ötüsleri mi seni<br />
güldürüyor : Yahut gizli sevgilinin yanagındaki gül gibi mi açılıyor ve gülüyorsun Galiba sende ona benzer bir sey var.<br />
Bu yüzden neseleniyor, bu yüzden gülüyorsun<br />
•Eger gülün bundan haberi olsaydı, rengi daima kırmızı ve ter ü taze kalırdı. Cünkü, aklı basında olan bir kisinin<br />
yasayısına bir afet gelmez.<br />
• Sen aklını basına al da, öyle bir güzel bul ki, isi gücü bu olsun, ölümsüzlük yönünden olsun. Yoksa gül gibi<br />
solacak, sonunda can verecek, ölüp gidecek bir güzele neden can vermeli, gönül vermeli<br />
• Tebrizli Semseddin yüzünden kanlar dökmeye karar verdim. Benim elimde Zülfikara benzeyen bir ask kılıcı var.<br />
20. Onunla gizli gizli konus, bütün sırlarını, dileklerini çekinmeden söyle!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îliin<br />
(c.I, 58)<br />
• 0 padisah geldi, o padisah geldi. Eyvanı (terası) süsleyen, o Kenan güzeli-nin güzelligine hayran olarak<br />
bileklerinizi bile kesin!<br />
• Canın canının canı gelince, canın adını anlarnak yersizdir. 0 padisahın önünde can, kurban edilmekten baska bir<br />
ise yaramaz.<br />
• Ben asksız kalınca yolumu kaybetmistim, sasırıp kalmıstım. Birden bire ask karsıma çıkıverdi. Sevinçten kendimi<br />
dag gibi hissettim, sonra onun güzelligi ile eridim. Ask padisahının atı için bir saman çöpü oldum.<br />
• 9ster Türk olsun, ister Tacik, her kul ona bendedir. Hem de canın bedene yakın oldugu gibi ona yakındır. Yakındır<br />
ama, beden canı asla göremez.<br />
• Haydi dostlar, baht geldi, tali´ geldi, devlet geldi. Elinde ne varsa dagıtıp duruyor, herkese mutluluklar bagıslıyor.<br />
Sanki seytanı azletmek, kovmak için bir Süleyman geldi, tahta oturdu. Ondan yararlanın!<br />
• Ne duruyorsun Haydi sıçra, yerinden kalk, elin, ayagın yok degil ya! Süleyman´ın sarayının yolunu bilmiyorsan,<br />
hüdhüdü bul, yolu ondan sor!<br />
• Orada, onunla gizli konus, bütün sırlarını, dileklerini çekinmeden söyle;Süleyman bütün dilekleri kabul eder. 0<br />
kusların bile dillerini bilir.<br />
• Ey kul! Söz rüzgar gibidir. Gönlü dagıtır, perisan eder, fakat Sems; "Dagınık seyleri, topla!" diye buyuruyor, bunu<br />
da bil !.<br />
21. Bahar mevsimi gül bahçesine canları davet etti.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îliin, Mefa´îlün<br />
(c. I, 62)<br />
• Bahar geldi, bahar geldi, Hakk asıkı ile mest olanlara, ötelerden, güzeller peygamberinden selamlar getirdi.<br />
• Süsen sakîden, ask sarabı ile mest olanların kerametlerine dair bir seyler duymustu. Onlan selviye söyledi. Selvi<br />
bunları duyunca mest olan asıklara saygı gösterdi. Ayaga kalktı ve adından ötürü bir daha oturmadı.<br />
• Lalenin asıklara kadeh sundugunu gördü de bahçe onca Hakk asıklanna çiçekler saçtı, sonra mezeler ikram etti.<br />
• Sonra nisan bulutunun aglayısından, kıs mevsiminin soguk, dondurucu nefesinden bir çok masallar söyledi.<br />
Hilelere bas vurdu. Sonunda bahçe asıkları kandırdı.<br />
• Ayrılık sogugu, asıkları nezle ettigi için, bahçe gönül buhurdarında öd agacı ile üzerlik yaktı. Etrafa güzel kokular<br />
yaydı.<br />
• Sonra sakîye seslendi: Ey sakî, dedi. Gülleri asla solmayan, ölmezligin gül bahçesine gel, daha sonra hakîkat<br />
madeninin damına çık. Çünkü görünmez gizlilik asıkları evlerinden de çıkardı.<br />
• Ey sakî, bahar mevsimi güzellere çok degerli paha biçilmez elbiseler giydirdi. Bahçeye gir de onlan seyret!<br />
• Bahar mevsimi bu gül bahçesine canları davet etti. Bizi de essiz sevgilinin güzel yüzü çagırdı. Sen simdi dikkatle<br />
bak da gör: Asıklara bahçe bu devletlerden, bu armaganlardan, hangisini getirdi<br />
22. Sana Firavun´a yakısan debdebe, yücelik gerekse; askı geri ver!<br />
Mefa´îlün, Mefa-îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. I, 59)<br />
• Sen, hor görülmekten sikayet ediyorsun, aglayıp duruyorsun, sızlanıyorsun, hor görülüsteki lütufları, ihsanları<br />
göremiyorsun. Ya Hakk´tan yardımlar, ihsanlar isteme, yahut az sikayette bulun!<br />
• Sana, Firavun´a yakısan debdebe, yücelik gerekse, sana yakısmayan askı ver, Fıravun gibi vilayetler al, malını,<br />
mülkünü artır, ihtisamlı bir hayat sür!<br />
• 0 can ne mutlu candır ki, sonunda bahta, mutluluga erismek için daha önceden hor görülmeyi, asagı görülmeyi<br />
alır da öper, basına kor.<br />
• Pek büyük olan, kıyısı kenarı bulunmayan o hiddet denizinden binlerce kol ayrılır, her tarafa rahmet ırmakları<br />
akar. 0 ırmaklar, merhameti sonsuz olan Allah´ın iyi, kötü bütün kullarının can bahçelerine ulasır, her canı suya<br />
kavusturur. 0 hiç kimseyi mahrum bırakmaz.<br />
" Ey gönül, sen o dereye bakma! 0 dere ile yetinme; için daralır, o derelerin önune çıktıkları kaynaga, sonra hep<br />
orada birleseçekleri asla, vahdet deryasına bak!<br />
• Bir domuz misk içinde, bir insan da pislik içinde dogsa, her biri rızık bakımından da aslına gider, her bakımdan da<br />
aslına varır.<br />
• Hakk kapısının uyuz köpegi bile dünyadaki bütün arslanlardan iyidir, degerlidir. Çünkü o Hakk´ın askını söyler ve o<br />
kapıyı gözetme ve bekçilik yapma usullerini bilir.<br />
23. Ben ilahî tecellî ile yerinden kopmus,<br />
parçalanmıs bir dag gibiyim.<br />
• Bu nefisten, heva ve hevesden kurtuldum. Bunların dirisi de bela, ölüsü de bela. Halbuki ben, ister diri olayım,<br />
ister ölüp gideyim, yerim, yurdum Allah´ın lütfundan baska bir yer degildir.<br />
• Ey susmak! Benim özüm sensin, sevdigimin perdesi de sensin. Susmanın en degersiz lütfu, insandan korkunun<br />
da, recanın da yok olup gitmesidir. însan kaderin getirdiklerine karsı susarsa, sikayet etmezse, onda ne korku kalır, ne<br />
de reca...<br />
• Beni kederlerle, belalarla yıkmadıkça, harap etmedikçe Allah, bendeki gizli hazîneyi hiç bana verir mi Beni<br />
coskun bir sele kaptırmadıkça, nasıl olur da beni çeker, ihsan denizine götürür<br />
• Ben aynayım, ben aynayım. Ben gevezelik eden, söz söyleyip duran kisi degilim. Ben sustugum için siz benim<br />
gönül feryadımı duyamazsınız. Ancak kulaklarınız göz kesilirse benim perisan halimi görür, anlarsınız.<br />
•Rüzgarda el sallayıp duran agaç gibi el sallamaktayım. Gökyüzünde dönüp dolasan ay gibi çarh etmedeyim.<br />
Yeryüzünde yasadıgım için çarhım, yeryüzü kokuyor, yeryüzü rengindeyim ama ben topraktan yaratılmıs olsam da,<br />
bende ilahî em´anet bulundugu için benim çarhım, gökyüzünün çarhından daha temiz, daha hos....<br />
•Ey söyleyen arif, söyle, söyle de hakîkati söyledigin için sana dua edeyim. Cünkü her seherde dua vakti gelince<br />
güzellesirim, hos, neseli bir hal alırım. Adeta mest olurum.<br />
• Ben abamı, hırkamı senden esirgemem, padisahtan ne gelirse, padisah ne lütfederse yarısının yarısı benimdir.<br />
• Hakîkat kadehi, sonsuzluk kadehi, bana padisahın kendi eliyle sunulmaktadır. 0 sarabın bir yudumunu içen dilenci<br />
günes çesmesi kesilir de nüra susamıs olanlara nür suları ikram eder.<br />
• Benim bogazım hasta, konusamayacagım, ben sustum. Ey güzel sözler söyleyen arif! Sen söyle! Çünkü sen<br />
Davud seslisin, bense ilahî tecellî ile yerinden kopmus, parçalanmıs bir dag gibiyim.<br />
24. Sen benim canımsın, ben cansız nasıl yasanm<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c.1, 69)<br />
• Ne olur, sevgilim yarın gelse de elimi tutsa, yahut pencereden bakısını uzatsa, ayın ondördü gibi parlak olan<br />
yüzünü bana gösterse...<br />
• O canıma canlar katan sevgili, kapıdan içeri girse de, insafsız ayrılıgın bagladıgı ellmi. ayagımı çözse, beni<br />
kurtarsa<br />
• Ona derim ki: "Ey benim canım, ey benim hayatım, senin canına yemin ederim ki, sensiz hayat pek tatsızdır, pek<br />
manasızdır. Sensiz isret hosuma gitmiyor. Beni sevindirmiyor, sarap bile sen olmayınca beni mest etmiyor.<br />
• Nazlanır da; "Git, benden ne istiyorsun Senin sevdan bana bulasır da ben de sevdalanırsam diye senden<br />
korkuyorum." derse,<br />
• Ben de kılıcı, kefeni alır önüne korum. Yere kurbanlık koyun gibi yatar, boynumu uzatırım da, derim ki: "Eger seni<br />
rahatsız ediyorsam, basını agrıtıyorsam, kılıcı al, hiç acımadan için rahat olarak boynumu kes gitsin..."<br />
• Sevgilim, sen çok iyi bilirsin ki, ben sensiz yasamak istemiyorum, ölüyü dirilten Allah´a yemin ederim ki, ölüm<br />
bana ayrılıktan daha tatlıdır, daha hostur.<br />
• Benim seni nasıl sevdigime inanmıyor musun ki, benden yüz çevirdin Sana her zaman "Düsmanların sözleri<br />
asılsızdır, iftiradır." demiyor muydum<br />
• Sen benim canımsın, ben cansız nasıl yasarım Sen benim gözümsün, ben gözsüz nasıl görebilirim<br />
25.Gerisin geriye git, bizi de beraber götür!<br />
Mef´ülü, Mefa´îliin, Mef´ulü, Mefa´îliin<br />
(c.I, 85)<br />
• Ey sevgili; Allah rızası için olsun, bana acı da, altın gibi sararmıs olan yüzüme bir bak! Bizi, senden ayrı bırakma,<br />
nereye gidersen bizi de beraber götür!<br />
• Eger tenezzül eder de gelir, gönlümüze girersen, etegini topla, içeri öyle gir ki, etegin gönül kanına da degmesin,<br />
kirlenmesin.<br />
• Ey sevgili, senin güzelligini görmeyen, ay yüzlülerin körlüklerine ragmen bir dog da, ayın yüzüne siyah bulutlarla<br />
bir perde çek, böylece ay görünmez olsun, senden baska gökte ay kalmasın.<br />
• Sevgili; "Sizlere selamlar olsun!" deyince, bu ses bütün alemi tuttu. Neseden gönül secdeye kapandı, can da<br />
beline gayret kemerini kusandı.<br />
• Mum gibi her gece yanardım, seher vakti gelince söndürülürdüm. Fakat gevgili, bu gece senin askınla öyle<br />
kendimden geçtim ki, gece ile gündüzü fark edemiyorum.<br />
26. Üzüm sarabı îsa ümmetinindir,<br />
Mansur sarabı da Muhammed ümmetine mahsustur.<br />
Mefulii, Mefa´îlün, Mef´ulii, Mefa´îlün<br />
(c.I, 81)<br />
• Ey can sakîsi! Kadehi, yıllanmıs eski sarapla doldur da bize sun!... 0 sarap gönlün yolunu keser, insanı fanî<br />
güzellere gönül vermekten kurtarır, din yoluna düsürür, Hakk´a kılavuzluk eder.<br />
• 0 sarap herkesin bildigi üzüm sarabı da degildir. 0 sarap gönülden kaynagını alır, gelir ruhla karısır, cosar<br />
köpürür. Can sarabı olur. Her seyde Hakk´ın kudretini gören, Hakk´ın sanatını müsahede eden asıkın gözü sarapla<br />
mahmurlasır.<br />
• Herkesin bildigi üzüm sarabı 9sa ümmetinindir. Mansur sarabı da Muhammed ümmetine mahsustur. Bu sarabın<br />
kadehi yoktur. Kadehsiz içilir.<br />
• Üzürn sarabından mahzenlerde küpler dolusu vardır. Bu saraptan da küpler olusu var. Var ama bu küpü<br />
kırmadıkça, yani bedene ait nefsanî duyguları dürmedikçe, Mansur sarabını tadamazsın.<br />
• Üzüm sarabının bir damlası bile seni senden alır, bütün islerini altına döndürür benim su altına benzeyen kadehe,<br />
canım feda olsun...<br />
• Mansur sarabı üzüm sarabı gibi herkese her zaman sunulmaz. Mansur sarabı ançak ,yatagını, yastıgını devsirip<br />
kaldıran, gecesini uyku ile öldürmeyen Hakk asıkına seher vaktinde sunulur.<br />
27. Sen yaralara merhemsin, dertlere dermansın.<br />
Mefulü, Mefa´îliin, Mef´ülü, Mefa-îliin<br />
(c.I, 87)<br />
• Ey sevgili, basın hakkı için, bizi böyle perisan bir halde bırakma! Ey salına salına yürüyün selvi, bize o boyu, posu,<br />
o edayı göster!<br />
• Zulümlerle, haksızlıklarla, günahlarla gizlenmis olan su yeryüzünü, güzel ve parlak yüzünle neselendir, sevindir,<br />
su gök kubbeye baska bir günes göster!<br />
• Canları yol bilir, yol gösterir bir hale getir. Madenleri altınlarla doldur. Bir zelzele ile, uyuyan denizi uyandır, onu<br />
aska düsür, costur, köpürt!<br />
• Sen öyle yüce bir varlıksın ki, günes bile senin devletinin, ikbalinin gölgesine sıgınır, devlet kusunun gölgesi ne<br />
ise yarar<br />
• Sen hem Allah´ın rahmetisin, hem yaralara merhemsin, hem dertlere dermansın; bir hekim olarak su ask<br />
hastasına bir ilaç ver!<br />
• Sen ask bahçesinin bülbülüsün, hayırlı temiz kisilere ilahî ask sarabı sunarsın, sen canların canı oldugun için<br />
bassızsın, ayaksızsın.<br />
• Ya Rabbi, sende neler var! Ne kudret var! Ne güç var! Sen lütfunla bır bahar gibisin, granit taslarını, kayaları bile<br />
ise güce sokarsın...<br />
• Bazen bir nür parlatırsın, gözleri kamastırırsın, bazen de, yüzlerce tufanın söndüremedigi, yatıstıramadıgı bir fitne<br />
koparırsın, insanları perisan edersın; hikmetinden sual olunmaz.<br />
28. Ben göklere bile ask atesi attım, onları tutusturdum.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´Olü, Mefa-îlün<br />
(c.I, 89)<br />
• Herkese rezil olmak istemiyorsan, benim su ögüdümü dinle: "Ben insan seklinde bir afyon küpü gibiyim, sakın<br />
benim agzımı açma!<br />
• 9stersen beni ateslere at, ates bana ne yapabilir Ben degil gönüllere, göklere bile ask atesi attım, onları<br />
tutusturdum, yaktım, yandırdım. Oralarda yüzlerce kavga, yüzlerce gürültü çıkardım.<br />
• Gökyüzü tamamıyla bas, yeryüzü de tamamıyla ayak olsa, ben ne gökyüzüne bas korum, ne de yeryüzüne ayak<br />
basarım. Çünkü ben bunların her ikisinden de degilim; ben baska bir yerdenim, baska bir alemdenim.<br />
• Ey bizim efendimizin, sahibimizin gönüldeki saf sarabından bize saraplar sunan sakî! Bize bir kadeh daha sun! Bu<br />
lütuflara nail oldugumuz için sükretmek bize daha çok yakısır.<br />
29. Senin sevgini idrak hususunda bizler çocuklar gibiyiz.<br />
Ey can gel de bizi çocukluktan kurtar.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü. Mefa´îlün<br />
(c.1, 88)<br />
•Ey ay yüzlü sevgili; hos geldin, sefalar getirdin! Ey cana neseler veren gül varlık, neselerle gel, dünya hayatının<br />
bize getirdigi üzüntülerden, kederlerden bizi kurtar. Sen zaten hep böyle idin, neseler getirirdin, neseler bagıslardın,<br />
Dilerim sag oldukça hep böyle ol!<br />
• Ey her nesenin süreti, sekle, bedene bürünmüs hali; sen bastan basa nesesin, gönlürnüzde bir yadsın, bu yüzden<br />
seni yad ettigimiz zamanlar, gönlümüz nese ile dolar, içimiz rahatlar. Sen, yalnız, nesenin sureti degil, aynı zamanda,<br />
Allaha duyulan askında suretisin. Hakk´ın güzelligi sende tecellî ettigi ,için seni seven dolayısıyla Hakk´ı sevmis olur. Bu<br />
yüzden daima, gönlümüzde ol gönlümüzde yasa!<br />
• Ey can; senin sevgini idrak hususunda bizler çocuklar gibiyiz." Ey cangel de bizi çocukluktan kurtar! Çocuk<br />
oldugumuz için dadıya muhtacız, onun sevgisi ile, onun ihtimamıyla yasıyoruz. Gel de bizi dadıya, ona buna muhtaç<br />
olmaktan kurtar! Bizi olgunluga ulastır da, seni idrak edelim, yalnız seninle senin askın ile yasayalım.<br />
"Su hadîse isaret var: "Seni sanına layık bir sekilde tam bir irfan ile idrak edemedik, bilemedik."<br />
• Biz kendimizi tamamıyla dünya islerine verdik. Bir çok isteklere, emellere düstük. Hep dünya için çalısıyoruz;<br />
servet, söhret, yüksek mevki hırsıyla didinip duruyoruz. Bu yüzden de kederden, sıkıntıdan kurtulamıyoruz. Gamlardan,<br />
kederlerden kurtulmak için ese, dosta sarıldık. Eglencelere kapıldık. Ey def! Sen bizim su halimize candan, gönülden<br />
feryat et! Ey ney sen de agla, inle!<br />
• Ey gönül! Sen güzelsin, o Hüsrev´in yüzünden büsbütün güzelles, eger hos bir Hüsrev´sen, o güzel Sirin´in<br />
Hüsrev´iysen gerçek aska düs de Ferhat ol!<br />
" Ferhat dagları delerek su yolları yapmakta mahir bir mühendis, aynı zamanda, bir hükümdarın yegeni olan Sirin<br />
adlı güzel bir kıza gönül vermis meshur asıktır. Sirin´e, Ferhat´tan baska, bir hükümdarın oglu olan Hüsrev-i Perviz de<br />
asık olmustur. Bu kızı elde etmek için Ferhat akıl almaz gayret sarf etmis, dagları delmis, kayaları oymus. Ferhat ile<br />
Sirin dogu edebiyatında Leyla ile Mecnun gibi meshur olmus, bir çok sairler bunların ask hikayelerini anlatan kitaplar<br />
yazmıslardır. Faruk Nafiz merhum da Çoban Çesmesi adlı siirinde bu konuya temas etmistir:"<br />
"Gönlünü Sirin´in askı sarınca<br />
Yol almıs hayatın ufuklarınca<br />
0 hızla dagları Ferhat yarınca<br />
Baslamıs akmaya çoban çesmesi." ,<br />
Mutasavvıflar bu hikayeden baska manalar çıkarmıslardır. Onlara göre, Ferhat Hakk asıgıdır, sevgilisi ugruna deldigi<br />
daglar, benlik, enaniyet dagıdır.<br />
30. Ask geldi, benim elimi bagladı, düsüncelerim dagıldı.<br />
Mef´ulii, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c,I, 82)<br />
• Sevgili süslendi, güzellesti, onun her zaman böyle olmasını isterim. Allah´ın inayeti ile, onun bazı sapkınlıkları,<br />
sapık görüsleri gitti. Kafirligi iman haline geldi, onun hep böyle olmasını dilerim.<br />
• Gönlümü inciten, yüzüme karsı kapıyı kapayan sevgili, dostların gamı ile gamlanmaya basladı. Onun hep böyle<br />
olmasını dilerim.<br />
• Eskiden kendini çok seviyordu. Yalnız kendini düsünüyordu. Sarabı bile yalnız basına içiyordu. Yalnız basına zevk<br />
ediyordu. Halbuki simdi, kapısını herkese açmıs, evini misafırlerle dolduruyor. Onun her zaman böyle olmasını<br />
diliyorum.<br />
• Gece, geçip gitti, sabah sarabının içilme zamanı geldi. Gam defolup gitti, neseler, feyizler yüz gösterdi. Mutluluk<br />
günesi dogdu. Parıl parıl parlamaya basladı. Ben bütün zamanların böyle olmasını dilerim.<br />
• Mahzun olanların, gönülleri kırılanların devleti, manevî kuvveti ve ask ile deli olanların himmeti yüzünden, bizi<br />
dünyaya baglayan zincir zorlanmaya basladı. Bunların hep böyle olmasını dilerim.<br />
• Su esen rüzgara, su ask rüzgarına dikkat et! 0 gitti sirin dudakları oksadı, onların büyüsü ile neye uydu, onunla<br />
feryat etmeye, onunla beraber inlemeye basladı.<br />
• 0 ay dogdu da, iki dünyayı da gül bahçesine çevirdi. Bütün bedenler, can oldu, daima böyle olmasını dilerim.<br />
• Onun kahrı, tamamıyla rahmet kesildi. Zehri bastan basa, sirine döndü bulutu sükürler yagdırmaya basladı.<br />
Daima böyle olmasını dilerim.<br />
• Sus ki, ben mest oldum. Ask geldi, benim elimi bagladı. Düsüncelerim dagıldı,<br />
31. Biz senin güzelliginin sundugu sarapla mest olmusuz.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü,<br />
(c. I. 90)<br />
• Senin yüzünden gamlara düstügümüz, çok acılar çektigimiz için biz çok mutluyuz. Biz hem senin askının<br />
mahremiyiz, en yakın dostuyuz, hem de senin..<br />
• Biz hem senin yüzünü hayranlıkla seyrediyoruz. Hem de güzelliginin sundugu sarapla mest olmusuz. Hem de seni<br />
daha iyi görüp neselenmek için evinin damına çıkmısız.<br />
• Sen, her derde derman olan, her zorlugu yenen Süleyman´ın canısın. Senin yüzünden dev de, peri de deli oldular,<br />
daga düstüler. Ey sevgili, sen, hem de canların huzur evisin.<br />
• Ey sevgili, bütün canlar, senin güzel yüzüne dalmıslar da kendilerinden geçmisler, gönüller de senin nefesinle<br />
nurlanmıslardır.<br />
• Ben senin askınla mest olmusum. Sanki basım senin güzelliginin sarabıyla dolmus. Sevgili, ben senin güzelliginin<br />
yüzünden çok sadım, çok neseliyim, çok mutluyum.<br />
• Ey dost, Ka´be´nin yanında kaynayıp duran zemzem suyuna, senin zemzem suyun karısmıs da o yüzden<br />
tatlılasmıs, o yüzden hacılar onu paylasamıyorlar, hep ona dogru kosuyorlar, kaplarını dolduruyorlar.<br />
32. Asıklar meclisinin tek bir mumu baska meclisin yüzlerce mumuna deger.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün.<br />
(c.I, 74)<br />
•Sen hakîkati istiyorsan bile bize uymak, bizimle beraber onu arayıp durmak zorundasın. Saz çalarak türkü<br />
söylemeyi bilmesen bile bizimle beraber çalıp söylemeye mecbursun.<br />
• Sen Karun gibi dünyanın en zengin adamı olsan, asık olunca iflas ederek elinde ´hiçbir seyin kalmaz. Padisah bile<br />
olsan, bizimle beraber olunca senin de kul olrnan gerekir.<br />
• Bu asıklar meclisinin tek bir mumu, baska meclisin yüzlerce mumuna deger, yüzlerce mum yerine geçer. Sen<br />
ister ölü ol, ister diri, bizimle beraber olunca baska türlü bir dirilik elde edersin.<br />
• Sen bizimle beraber olunca, hakîkati görürsün. Yalnız dudaklarınla degil gül gibi bütün bedeninle gülmege<br />
baslarsın. 0 zaman ayaklarındaki dünyaya ait istek bagları çözülür, hayrete kavusursun ve her sey sana apaçık<br />
gösterilir.<br />
• Bir an dervis ol! Dervislik hırkasına bürün de gönülleri diri olan velileri gör´ 0 zaman üstündeki atlas elbiseleri<br />
atarsın da bizimle beraber hırka giyersin.<br />
• Tohum yere düsünce, toprakta canlanır, biter, boy atar, bir fidan olur. Bu remzi, bu ince sözü anlarsan, sen de<br />
bize uyarsın, sen de gururu, benligi bırakır, bizimle beraber yerlere düser, topraklara karısırsın.<br />
• Tebrizli Sems, gönül goncasının kulagına dedi ki: "Nefsanî isteklerden kurtulur da, gönül gözün açılarsa; sen de<br />
bizimle beraber görülecek seyleri gorursun.<br />
Hz. Mevlana bu yedi beyitlik gazelinde Hakk yolcularını birlige davet etmektedir.<br />
33. Ben yalnız agzımla degil, gül gibi bütün bedenimle gülüyorum.<br />
Mefulü, Mefa´îliin, Mef´ulii, Mefa´îlün,<br />
(c. I, 84)<br />
* Yalnız dudaklarımla, agzımla degil, gül gibi bütün bedenimle gülüyorum.çünkü, ben, beni bıraktım, benden<br />
vazgeçtim; onunla, yani Padisahlar Padisahı ile halvetteyim.<br />
• 0, bir seher vakti elinde mesale olarak geldi. Gönlümü atese verdi. Sonra onu aldı, göklere yükseldi. Ey ask atesi<br />
ile tutusturdugu gönlü alıp götüren azîz varlık; canı da al göge ulastır. Gönlü yalnız bırakma!<br />
• Kızgınlıga kapılıp, hasede düsüp de su garip canı, gönüle yabancı etme, onu burada bırakıp da yalnız gönlü<br />
götürme!<br />
• Ona Padisaha yakısır bir sekilde kibarca haber gönder, niyazda bulun; "Ey Padisahım!" diye yalvar. "Vakit<br />
geçirmeden umümî bir davet yap; herkesi çagır! Gönlü yanına aldın. 0, ne zamana kadar seninle olacak da, can<br />
yapayalnız su kirli yeryüzünde sürünüp duracak Bu hal, padisahlıga yakısır mı Bunu da yanına al!"<br />
• Dün gece yaptıgın gibi, bu gece de gelmezsen, bu gece de yalvarıslarıma kulak asmaz, dudagını yumar bir sey<br />
söylemezsen, canı alıp götürmezsen;yalnız feryat etmem, yüzlerce gürültüler koparırım, kargasalıklar çıkarırım.<br />
34. Böyle güzel bir bag gönüllerde bile düzenlenmemistir.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa-îlün, Fe´uliiıı<br />
(c.I, 92)<br />
• Ne güzel bag, ne güzel bag, böyle bir bag gönüllerde bile düzenlenmemistir. Orada dolasan dilberde de ne güzel<br />
boy, ne güzel yüz var. Allah onu kutlasın, yüceltsin.<br />
• Ne güzel ısık, ne güzel nur, ne güzel ser, ne güzel bela, ne güzel cevher, ne güzel güvenilecek, dayanılacak dost!<br />
• Ne güzel mülk, ne güzel mal, ne güzel hal, ne güzel konusma, tecellî gönüllerinde uçup duran ne kutlu kanat!<br />
• Dünya nimetlerine aldırmayan, onları elinin tersi ile arkasına atan can, bilsen ne kadar ilerilerdedir, ne kadar<br />
degerlidir! Onu takdir etmeyenin alkıslamayanın boynunu vur!<br />
• 9ster yeryüzünün cüz´leri ol, ister Ruh-ı Emîn, yani Cebrail ol, Allah´ın büyüklügünü, kudretini görünce , (=Celali<br />
yücedir) de!<br />
• Sen, hem bezsin, hem bezi suya çırpansın, hem üzümsün, hem de üzümü sıkansın Çırp,sık,süz,ama elini<br />
bulastırma, yani pek derinlere inme!<br />
• Sus, sus, fazla ileri gitme, sözden anlamayanların toplantı yerinde böyle açık söyleme, "Allah"tan "kul"dan söz açma!<br />
35. Bu dünyada gördügümüz güzellikler, güzel eserler canları Hakk´a götürürler.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe-ulün<br />
(c.I, 97)<br />
• "Mısır´a gittim, seker satın aldım" diyorsun. Diyorsun ama, açıkça söylemiyorsun. Sen, Mısır´da seker satın<br />
almadın, altın kemerli Yusuf´u aldın.<br />
• Sehirde böyle bir güzeli kim görmüstür Böyle "ay" gibi bir güzeli kim bagrına basmıstır.<br />
• Geceleri herkes uykuda iken yıldız sayanlara, yani uyumayan Hakk asıklarına, ay, ısıkları ile öpücükler gönderir,<br />
onları oksar, sever.<br />
• Su dünyada gördügümüz güzellikler, güzel eserler, hassas duygulu insanların canlarını, gönüllerini alırlar, o<br />
eserleri yaratana götürürler. Sanki, Allah yarattıgı eserlerini hamal eder, canları, gönülleri onlara yükler, kendine dogru<br />
çeker.<br />
• Bu dünyada süphe ile neye baktımsa onu bulamadım, göremedim, çünkü güzellere hayran olma duygusu, bu<br />
yücelik, bu tali ancak Hakk´la görenerde, Hakkın görüsüne sahip olanlarda vardır.<br />
• Seher vakti gelininin yani mürîdin, gözüne sürme çekip görüsünü artırmak için günesin gönlüne yani mürsidin<br />
gönlüne padisahlara mahsus atesi koymak gerekmektedir.<br />
• Ey dost, günese benzeyen, güzel nurlu yiizün baska bir yerde olmadıgı için, gölge gibi akılsızca senin pesine<br />
düsmüsüz, kosup duruyoruz.<br />
• Zavallı akıl, gönül kıran bir insafsızı bulur da, onu bagrına basar. Ruh da yol kesen eskıyayı bulur, onu kendine<br />
dost sanarak, alır, gönül evine getirir.<br />
• Göz, güzellerin dudaklarına la´ller, dislerine inciler armagan eder. Yüz ise gümüs renkli bedenlere sahip güzeller<br />
karsısında sararır, solar, sanki onlara altınlar basar, altınlar hediye eder.<br />
36. Senin askın, çorak topragı bile gül bahçesi haline getirir.<br />
Mefulü, Mefa´îliin, Mefulil, Mefa´îllin,<br />
(c.I, 78)<br />
• Ey saki; kadehi Hakk asıgının sarabı ile doldur! Yanmıs, kavrulmus gönüllere Rabbanî sarap sun!<br />
• 9lahî askla kendinden geçmis kisilerin meclisinde ekmekten az bahset Sunu iyi bil ki, ilahî ask suyuna dalmıs<br />
kisiler, sudan baska bir seyle uzlasamazlar.<br />
• Ey can! Senin nezaketinden, inceliginden, onun tatlı olan hitabından beden utandı da yere serildi, yıkıldı, harap<br />
oldu. Surada gömülü bulunan defineyi bul çıkar da bu harabeyi süsle, güzellestir!<br />
• Senin askın, çorak topragı gül bahçesi haline getirir. Dalgan, buluta benzeyen gözü, inciler saçar bir hale kor.<br />
• Sarabımızı çogalt, bize çokça sun! Uykumuzu da tut, bagla, artık bize gelmesin Cünkü, uykuya dalan kisinin,<br />
gecenin güzelliginden, feyzinden hiç haberi olur mu<br />
• Manen gökyüzüne yükselip, Allah´ın misafiri olanlar, meleklerle aynı kadehten, ıçerler, yeryüzünde yasayan<br />
insanlardan, iyilikler yapan, insanlara yararlı olan sevap kazanan fazîletli kisilere de sarap gökyüzünden verilir.<br />
• Onun sevdigi gerçek kulunun dudagı, onun taslarına, ibriklerine dokunur,onun kaplarından içer, o sarap ancak<br />
takva küpünde -çekinip sakınma küpünde- bulunur. Baska küplerde onu arama, bulamazsın.<br />
• 9lahî sarapla mest olmus, kendilerinden geçmis Allah´ın has kullarının halini, ayık adam ne bilsin Ebu Cehil,<br />
sahabenin hallerini nereden anlayacak<br />
37. Sen esege binmissin de, ondan bundan;"Esek nerede " diye soruyorsun.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Pe´ulün<br />
(c.1, 100)<br />
• Ey dünyaya yeniden can veren güzel, gel, gel de, dünya islerini çok iyi bilen ve kendini tamamıyla dünyaya veren<br />
aklı avare kıl, onu içten, güçten et!<br />
• Ben, bir ok gibiyim, atmadıkça uçmam. Gel de yayını kur, beni bir daha at!<br />
• Herkesten sakladıgım ayıplarım, günahlarım, senin askın yüzünden yine meydana çıktı. Damdan, yani ötelerden,<br />
gökyüzünden baska bir kurtulus merdiveni gönder de, onunla günahlarla gizlenmis su yeryüzünden kurtulayım.<br />
Yukarılara çıkayım, arınayım.<br />
• Bana; "Dam, yani öteler hangi taraftadır " diye soruyorlar. Öteler, canların bulundugu tarafta, canı getirdikleri<br />
yerdedir.<br />
• Öteler, bedenimiz her gece uykuya dalınca, rühların gittigi taraftadır. Sabah olunca, yine o taraftan gelir.<br />
Bedenimize girerek bizi uyandırırlar.<br />
• Bahar mevsimi bile, zamanı gelince yeryüzüne ötelerden kalkar gelir Sabah da günesle beraber ötelerden<br />
gökyüzüne ısık gönderir.<br />
• Sen, zaman zaman bir seyler ararsın, kurtulus yolları düsünüyorsun, onu içinde hissedersin fakat bulamazsın,<br />
ondan bir nisan, bir iz bulamazsın Çünkü o, nisansızdır, izsizdir. Iste senin gönlüne bu duygular da hep ötelerden<br />
gelmektedir.<br />
" Molla Camî hazretlerinin Türkçe´ye manzum olarak tercüme edilen su kıt´ası, anlasılması anlatılması zor olan bu<br />
beyti açıklamaktadır:<br />
"Ben bilmez idim gizli ayan hep sen imissin,<br />
Canlarda ve tenlerde nihayet hep sen imissin, .<br />
Alemde nisan isteridim ben sana senden,<br />
Gördüm ki bu alemde nisan hep sen imissin."<br />
• Zavallısın, bos yere neyi arıyorsun Sanki sen esege binmissin de, sundan bundan; "Esek nerede " diye<br />
soruyorsun.<br />
38. Gel, aklı sarhos edelim, uyutalım.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´ülün<br />
(c.I. 101)<br />
• Gel sevgilim gel; seninle, sevdayı da deliligi de yakıp yandıralım. îçki yerine her an kan dalgası içelim.<br />
• Hayır kan dalgasını bırakalım da, cehennem alevlerini içelim. Mest olalım, kendimizden geçelim, kendimizden<br />
kurtulalım, yücelere çıkalım, gökkubbe-sini delip yırtalım, ötelere gidelim.<br />
• Zevali olmayan sem´e, can ısıgına gökyüzü yarar mı Sem´-i can gökyüzüne ne yapsın 0 gökyüzüne çıkabilir mi<br />
Su iki basasagı gelmis kandil gibi solgun ısıklar saçan günes ile ay onun ne isine yarar.<br />
"Bu beyitler bize Seyh Galip hazretlerinin;<br />
"Giydikleri afilab-ı numuz / 9çtikleri sule-i cihan-suz." beyti ile; "Bir sulesi var ki. çem´-i canın / Fanüsuna sıgmaz<br />
asumanın" beyitlerini hatırlatmıyormu<br />
•Hırsızın elini kesmek adet degil midir Gel sevgilim, biz de seninle Allah´ın hir lutfu olarak basımıza gelen gamı<br />
çalan o gam hırsızının elini keselim. Cünkü o, bizim pek zavallı olan hiç gücü kalmamıs, yüzlerce defa zayıf düsmüs<br />
bulunan aklımızı da çaldı.<br />
• Hıısızın elinden kurtardıgımız akıl basımıza bela olmasın diye, ancak padisahların içtigi saf sarabı onun kadehine<br />
dökelim de, o hünerli aklı sarhos edelim uyutalım.<br />
• Onu uykuda bile rahat bırakmayalım. 0 hırsız, sarhos olur olmaz onu sopa çekelim, dayak atalım. Çünkü o çok<br />
hileler bilir, çok büyüler yapar ve bizi hak yolundan alıkor.<br />
• Gerçi o pek kurnazdır, cin fikirlidir. Hilecilerin ustasıdır. Ama o, zamanımız insanlaıının hilelerini ne bilecek<br />
Çünkü, zamanımızda, insan sekline giımis seytanlar aramızda dolasmaktadır.<br />
• Dayak attıgıınız aklı kendi haline bırakmayalım, bu defa onu baska türlü bir sarapla öyle sarhoç edelim ki, öyle<br />
kendinden geçirelim ki, kendine gelince, bulundugu yere nereden, hangi yoldan geldigini biiemezsin.<br />
39. Biz dünyada senden baska güzel göremiyoruz.<br />
Mefülü. Mefa´îlün, Fc-ulün<br />
(c. I. 114)<br />
•Sevgili, gönlümde yalnız sen varsın, senden baskası benim için keıpiç gibi, taç gibidir, kaya gibidir.<br />
• Dünyada her asık, kendine bir güzel seçmistir. Ona gönül vermistir. Ama biz zaten dünyada senden baska bir<br />
güzel göremiyoruz.<br />
• Ey can; eger senden baska bir ay yüzlü olsaydı, onu gözümüz görmezdi Senden baskasını da biz kıskanmayız.<br />
• Ey insanlar; tek ondan, onun güzelliginden bahsetmeyin de, ondan baska dünyadaki bütün güzeller sizin olsun<br />
gözüm yok.<br />
• Güzeller güzelini, pek büyük ve essiz varlıgı manen hisseden kisi gelip geçici güzelligi bulunan, fanî olan güzellere<br />
nasıl olur da gönül verir<br />
• Allah´ın lütfunu ümit eden kisi, o lütuftan baska hiçbir seye gönül baglamaz<br />
40. Seni görmedigimiz halde, nasıl oluyor da seni seviyoruz<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´uliin<br />
(c.l, 115)<br />
• Ey can! Ey bütün canlann, can olusuna sebep olan, ey canlara kanat verip, onları ötelere uçuran azîz varlık!<br />
• Seninle beraber olunca ziyandan korkulur mu Ey bütün ziyanları kara döndüren sevgili!<br />
• Ey elimize çalısma anahtarı veren ve onunla bütün dünya kapılarını açtıran dost!<br />
• Sen bizim aramızda, bizim gönlümüzde degilsen, o çalısma gücünü bize vermiyorsan, biz ne sebeple dünya<br />
islerine kendimizi vermisiz, didinip duruyoruz<br />
• Nisanı, izi olmayan, kadehsiz sunulan sarabı içmemis olsaydık, bu nisanlar, belirtiler, bu duygular, bu sezisler<br />
nereden gelecekti<br />
• Allah´ım, sen bizim vehmimizin, süphelerimizin dısındasın, ama, bu süpheleri, bu vehimleri veren kimdir<br />
•Sen dünyamızdan gizliysen, gözümüze görünmüyorsan, etrafımızda gördügümüz güzellerin güzelliklerin, güzel<br />
eserlerin yaratıcısı oldugun için sana karsı duydugumuz hayranlık duygusunu kimin yüzünden hissediyoruz<br />
görmedigirniz halde neden seni seviyoruz Ey yok gibi görünen azîz varlık!. biz birer gölge varlıgız, biz yokuz; var olan,<br />
eserleri ile kendini hissettiren ebedî ve sonsuz varlık sensin!<br />
41. Ölüm buraya yol bulup gelemez!<br />
Mef´ulii, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c.I, 118)<br />
• Ay yüzlü sevgili, burada bize vefalı oldu, cefa etmedi. Bu yüzden ben burayı bırakıp asla baska yere gidemem.<br />
• Can, hayatın ne oldugunu, yasamanın zevkini burada tattı.<br />
• Ayagımız balçıga burada saplanıp kaldı. Ayagımızı buradan nasıl kurtarabilıriz<br />
• Yemin ederim ki, biz buraya gönül verdik, Allah´ım buradan kimseyi sürüp çıkarma<br />
•Ölüm buraya yol bulup gelemez. Asıl ölüm, buradan ayrı düsmektir.<br />
• Sen günes gibi buradan dogdun, burada, sen bizi aydınlattın, nürlara gark ettin. ben burayı nasıl bırakır giderim.<br />
• Can, burada neseli, sad, mutlu, ter ü taze bir hale gelir. Ölümsüzlügü can, burada bulur.<br />
•Bir kerre daha örtüyü kaldır, güzelligini bize göster! Bir kere daha burada dog.<br />
• Zevalsizlik sarabı buradadır; ey sakî, o sarabı kadehlerimize burada dök!<br />
• Burada akan su çesme, ab-ı hayat çesmesidir. Ey sakî su kabını burada doldur!<br />
• Gönüller burada kol kanat buldu, ötelere yükseldi. Akıl da havalandı.<br />
42. Sevgilinin yüzü.<br />
Mefulü, Mefa´iliin, Fe´uliin<br />
(c.I, 122)<br />
• Gül bahçesine benzeyen, güzel yüzünü gördüm. însanı büyüleyen o yüz, nurun kaynagı, nurun nüru gibi parlaktı.<br />
• 0 yüz, can kıblesi idi, canların secde ettikleri yerdi. 0 yüze bakınca insan, kendini emniyette hissediyor. îfade<br />
edilmez manevî zevkler, safalar dııyuyordu.<br />
• Bu hali görünce gönül costu da; "0 yüze canımı vereyim, o yüze canını kurban olsun, onun ugrunda varlıgımı,<br />
benligimi feda edeyim." dedi.<br />
• Can da heyecana kapıldı, sema´a, dönmege basladı. 0 hem dönüyor, hem de durmadan ellerini çırpıyordu.<br />
• Akıl ise, oraya geldi. Bu durumu görünce; "Ben bu tali´i, bu yüce mutlu´ lugu nasıl anlatayım; nasıl öveyim Bu<br />
güzellikler karsısında ben aciz kalıyorum, bir sey söyleyemeyecegim, susacagım." dedi.<br />
• Sevgilinin yüzünün gül bahçesinden gelen koku, ihtiyarlıktan beli ikiye bükülmüs her boyu, selvi boylu yapıyordu.<br />
•Ask çok güçlüdür, her seyi degistirir, Ermeni´yi bile Türk yapıverir.<br />
• Ey can; sen güzelligin tesiri ile, canlar canına ulastın, ey beden; sen de eridin, yok oldun, bedenlikten çıktın can<br />
oldun...bütün güzelleri, güzellikleri yaratan büyük yaratıcıyı, o essiz, benzersiz, tek olan azîz varlıgı bulmak istiyorsan<br />
gönül evine gir, gönülde oturmayı adet edin; çünkü o göklere, yerlere sıgmadı, geldi gönle girdi.<br />
• Güzellerden, güzelliklerden duyulan manevî zevki, gönülde ara, dısarıda arama. Sunu bil ki, o lezzetli ölümsüzlük<br />
sarabını da, ancak gönül evinde inzivaya çekilmis kisiye sunarlar.<br />
• Sus, susma zevkine var, susma hünerini elde et, edebiyat yapma, hünerlerle dolu lafları bırak!<br />
• Bırak da, imanını, inancını gönlünde sakla! Çünkü gönül, aynı zamanda iman yurdudur.<br />
43. Ey insan, talihlisin, Allah seni çok seviyor, baskalarna vermedigini sana vermis.<br />
Mef´ulii, Mefa´ilün, Pe´uliin<br />
(c.I, 120)<br />
• Ne zamana kadar, imansızlıga dogru geri gideceksin Küfre varma, ileriye gel artık, dine, imana gel.<br />
• Sen zehri sifalı bir serbet gibi gör; bu yüzden zehre sarıl! Sonunda sen, nereden geldigini düsün de aslının aslına<br />
gel!<br />
• Maddî varlıgınla, bedeninle yeryüzüne baglısın, burada dünyaya geldin dogdun. Burada yiyor, içiyor, dolasıyorsun.<br />
Fakat sen, yeryüzünde yasıyorsun, ama mana bakımından gökyüzünde yasayanlardansın. Gerçek inancın incilerinin<br />
dizildigi iplik gibisin. Bütün güzellikler, hosluklar, üstünlükler sende mevcuttur.<br />
• Hakk´ın nür mahzeni sana verilmis, sana emanet edilmistir. Sen, ne oldugunu nereden geldigini düsün de, aslının<br />
aslına gel!<br />
• Kendinden, kendi maddî variıgından, bedene ait nefsanî arzulardan kurtulmadan, kendini, kendi gerçek varlıgını<br />
bulamazsın. Bu yüzden kendinden geçersen, kendi maddî varlıgından kurtulmus olursun.<br />
• 0 zaman yeryüzünde senin için kurulmus olan, sehvet, hiddet, söhret gibi binlerce tuzaktan sıçramıs, kurtulmus<br />
olursun. Aklını basına al da nereden geldigini düsün, aslının aslına gel!<br />
• Sen, padisahlar padisahının halîfesi Hz. Adem soyundan geldin. Günahlarla, kötülüklerle, zulümle dolu su kirli<br />
dünyada gözünü açtın.<br />
• Sen nereden geldigini, nereye gidecegini düsünmüyorsun da, su dünya hayatından memnün, pek neseli<br />
görünüyorsun. Yazıklar olsun sana! Aklını basına al da, su alçak dünyaya gönül verme, aslının aslına gel!<br />
• Sen, her ne kadar bu dünyanın zübdesi, özü, tılsımıysan da, sen içyüzünle çok kıymetli paha biçilmez bir<br />
madensin.<br />
• Mezarda toprakla dolacak olan su iki bas gözünü kapa; gizli olan gönül gözünü aç, hakîkati gör de aslının aslına<br />
gel!<br />
• Celal sahibinin kulusun, çok talihlisin. Allah, seni çok seviyor, sana iltimas etmis, baskalarına vermedigini sana<br />
vermis.<br />
• Dünya malına tapıyorsun, çok zengin olmanın yollarını arıyorsun. Sehvet ve söhret pesinde kosuyorsun. Yüksek<br />
mevkîlere çıkmak, bas olmak, ona buna hükmetmek istiyorsun. Istedigini elde edemedigin zaman, yahut elde ettıgini<br />
kaybedince üzülüyorsun, harap oluyorsun. Bu hal, bu didinme, bu sızlanrna bu inleme, bu gözyasları ne vakte kadar<br />
sürecek îçine düstügün acıklı halı anla da, aslının aslına gel!<br />
• Sen, sert, kaba kayalar arasında bir la´lsin. Ama biz seni anlayamıyoruz. Senin degerini bilemiyoruz. Ne zamana<br />
kadar bizi yanıltacaksın<br />
• Ey dost; gizleniyor sandıgın senin gözüne apaçık görünmede ama sen idrak edemiyorsun. Aklını basına al da<br />
hakîkati gör ve aslının aslına gel!<br />
• 9ste Tebrizli Sems, o hakîkat padisahı karsısında sana ölümsüzlük sarabıyla dolu bir kadeh sunuyor.<br />
•Sübhanallah, ne de saf sarap, hiç tereddüt etmeden o sarabı al, iç de aslının aslınagel!<br />
"Bu siirin aslı gazel deyil de murabba-ı mükerrere; dördüncü mısraları tekrarlanan 8 dörtlükten ibaret nazım sekli"<br />
Fuzulinin "Perîsan halin oldum sormadın hal-i perîsanım" mısrasıyla" baslayan murabba seklinde Fuzulî´nin<br />
murabbaında tekrarlanan dördüncü mısra;" Gözüm canım, efendim, sevdigim, devletlü sultanım."<br />
44. Ey zamanenin Nuh´u! Su demir atmıs tabiat gemisini yürüt de, ezilenleri kurtar!<br />
Mef´ulü, Mefa´iliin, Fe´Olün<br />
(c.I, 129)<br />
• Senin gönlünü kazanmak isteyenin gönlünü kırma, artık cefa yolunda yürümekten vazgeç!<br />
• Ey gonül, beni fazla üzerek zayıflatma, bana acı! Ben ask kurbanı olmak istiyorurn. Serîatte zayıf hayvanı kurban<br />
etmek istemezler<br />
.•Ben" senın mahmürunum. 0 cevher gibi parlayan saf sarab kadehini bana ver<br />
•Bana bir nasiihatta bulun, o mahmür bir nergis gibi olan gözlerini savasa deyil barısa çagır, savasla bir sey elde<br />
edilemez.<br />
•Büyüçü hintliler gibi bakısları ile insanları büyüleyen gözlerine emir ver,..büyücülügü pek ileri götürmesinler.<br />
• Asık altı kapılı, yani altı yönlü dünya hapishanesine düstü. Bu hapishanenin kapısını kır da asıkı kurtar!<br />
• Ey ask, kardesincesine yakına gel, bize candan gönülden yaklas! Yabancılar gibi uzaktan selamı bırak!<br />
• Ey can sakîsi! Hakk kapısında sarap sunarken haksızlık yapma, kardeslilkhakkını gözet!<br />
• Ey zamanenin Nuh´u, su demir atmıs tabiat gemisini artık yürüt, yürüt de su haksızlıklaıla dolu, zulümle dolu<br />
dünyada ezilen, huzursuz olan Hakk asıklarını, imanlı kisileri, hadiselerin tufanında bogulmaktan kurtar!<br />
• Ey Hz. Mustafa´nın varisi olan velî, imanlarını kaybetmis olanları, imana getirmek için o büyük kevser kadehini<br />
döndür!<br />
• Senin Sur´un ne zaman üfürüleceginden haberin vardır. Haydi zamanı geldi. Paygamberlik dudagını aç, Sür´u<br />
üfür! Üfür de ölmüs kalmıs gönülleri dirilt!<br />
45. 0 sarabı sun da sakî, sen bizi degil canımızı mest et!<br />
Mef´ulii, Mefa´iliin, Fe´ülün<br />
(c.I, 124)<br />
• Sakî, üzümden yapılmayan, insanı anlatılamaz bir sekilde mest eden "imkansızlık sarabı"nı, nisansız, izsiz olan,<br />
ne oldugu bir türlü bilinemeyenin adın´ dan bir nisan olarak, onun adı ile anılan "ilahî çarabı";<br />
• Birbiri üstüne çokça sun! Çünkü sen, o sarapla canımıza can katıyorsun O sarabla, sen, bizi degil canımızı mest<br />
et, mest et de canımız, kendini tamamıyla bizden kurtarsın, ötelere gitsin<br />
• Ey saki; her saki o ilahî sarabı sunamaz, sen, gel de sakilere, hakîkatevhanesinde sakilik nasıl olurmus göster!<br />
• Ey Hakk asıgı, gel, o saraptan iç de tasın gönlünden, kaynak gibi cos! bedenin de canın da testilerini kır! Çünkü o<br />
sarabın kadehe de testiye de ihtiyacı yoktur. 0 sarap kadehsiz sunulmaktadır.<br />
• Sarap asıklarına nese ver, zevk ver, midelerine düskün olanları, ekmek isteyenleri de, sarap içmedikleri için<br />
hasrete düsür, ekmeksiz bırak!<br />
• Ekmek, beden hapishanesinin yıkılan yerlerini tamir eder. Çünkü o, beden mimarıdır. Halbüki sarap, can<br />
bahçelerine yagan ilahî bir yagmurdur. 0 can bitirir. Can yetistirir.<br />
• Ben, bedenleri besleyen yeryüzü sofrasının üstünü örttüm. Ey saki, sen gökyüzü sofrası kur! Gök sarabı küpünün<br />
kapagını aç, Hakk asıklarına durmadan birbiri üstüne sarap sun!<br />
• Ey Hakk asıgı, sen de, insanlann ayıplarını gören iki gözü kapa da, öteki alemi (=gayb alemi) gören gönül<br />
gözlerini aç!<br />
• Gönül gözlerini aç da ne mescit kalsın, ne de puthane. Bunu da tanımayalım, onu da tanımayalım. Yalnız O´nu<br />
arayalım, yalnız O´nu tanıyalım.<br />
• Artık sus! 0 susma dünyası, bu dünyayı seslerle doldurur. Ama o sesleri duyan kulak nerede<br />
46. Günes de, günes gibi binlercesi de sana hasret çekmektedir.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´üliin<br />
(c.I, 125)<br />
• Dedın ki:"Sen bizim üstümüze bir dost seçtin!" Aman bu sözü bir daha söyleme, böyle bir sey asla olamaz,<br />
• Sen, bizim muhtaç oldugumuz seyi gör! Delil getirmeye kalkısma, verecegini yarına bırakma, hemen pesin ver!<br />
•Ey hurma agacı; beni bırak da senin gölgende bir güzelce uyuyayım.<br />
• Ey asık, helvanın içinde bal ile seker nasıl birbirleri ile birlesirse, sen de gönlümde, gönlüm ile öyle birlestin.<br />
• Elim, günese erismese bile, sen benim günesimsin. Hiç olmazsa bana, uzaklardan olsun görün!<br />
• Günes de, günes gibi binlercesi de sana hasret çekmede, seni istemede!<br />
47. Benlik dikenlerini gönlün ayagından çıkar da içindeki gül bahçelerini seyret!<br />
Fa´ilatün, Pa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 132)<br />
• Askın gül bahçeleri kan perdeleri arasında oldugu için, ölümü göze almayan, oraya varamaz. Bu sebepledir ki, ne<br />
olduguna akıl erdirilemeyenin askı-nın güzelligi ile, asıkların çok isleri vardır. Gerçekten de Hakk´ın askının güzelligini<br />
kim kolayca görebilir Bu yüzden Hakk asıklarının çok imtihanlar vermeleri gerekmektedir.<br />
• Akıl der ki: "Varlık aleminin altı tarafı da manilerle, engellerle çevrilmistir´ bu engelleri asarak dısan çıkmaya yol<br />
yoktur!" Ask akla der ki: "Sen aldanırsın. Yol vardır, ben, defalarca o yolu astım, dısarı çıktım."<br />
• Akıl bir pazar gördü de, orada pazarlıga, alıs verise giristi. Halbuki ask, akıl pazarlannın ötesinde de nice pazarlar gördü.<br />
• Nice gizli Mansurlar askın canına güvendiler de kürsüleri, minberleri bıraktılar, dar agacına çıktılar. ;<br />
• Mansur sarabı içen asıkların, iç alemlerinde inkarlar vardır. Gönülleri kararmıs akıllıların ise, iç alemlerinde inkarlar vardır.<br />
• Akıl diyor ki; "Yokluga ayak atma ki, orada dikenler vardır." Ask ise "Dikenler orada degil, dikenler sende, senin<br />
içindedir!" diyor.<br />
• Kendine gel, sus da varlık, benlik dikenlerini gönlün ayagından çıkar;içindeki gül bahçelerini seyret!<br />
• Ey Tebrizli Sems! Sen, harf bulutu altında gizlenmis bir günessin. Senin günesin dogunca, sözler yok olur, dagılır,<br />
gider.<br />
48. Meyve zamanında bahçeye gel de, yüzlerce Hallac´ı daragacında asılı gör!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. 1, 133)<br />
• Senin askının gamzesi, bakısı taç, taht sahibi bir padisaha bile bir arpa kadar deger vermez. Bir ihtiyaç sahibini,<br />
aska susamıs birini görünce onu gönlüne alır.<br />
• Asık, sevgilinin ayakları altına atlaslar, agır ipekli kumaslar dösemek için cigerinin kanı ile atlas yaygılar, ipek<br />
kumaslar dokur.<br />
• Ask, güzellik padisahının damına çıkılacak bir merdivendir. Sen gel de Miraç hikayesini asıgın yüzünden oku!<br />
"Mirac hikayesi, Elmalılı Merhumun tefsirinin 3151. sayfasında geçen su beyti hatırlattı: Renk aleminden mücerret<br />
olan Mi´rac hikayesini, ben bî-dile, yani vecde müstagrak olmus b ayılmıs olan bana sorma. Katre derya oldu. Bilmem ki,<br />
peygamber ne oldu Ancak bu makam tefekkür edilirken hulul ve imtihan saibelerinden sakınmak tenzihinden asla<br />
gaflet etmemek gerek."<br />
• Meyve, nasıl agaçta biter, olgunlasırsa, asık da asılma ile, ölümle yasar. 0nun ıçın meyve zamanında bahçeye gel<br />
de yüzlerce Hallac´ı daragacında asılmıs gör<br />
"Muhakkak ki, ölümde hayat vardır." Hallacde böyle söylemisti."<br />
• Ask, gönül sehrini her zaman yagma eder durur da asık onun için dagınık, sözler söyler.<br />
49. Siz yoksanız, içtigim sarabın nesesi de, zevki de olmasın!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 138)<br />
• Siz olmadıktan sonra yüzümüze altın dalgası vurulsun, sararıp solalım. Siz olmadıktan sonra gönül denizinin<br />
dibinde inci de olmasın.<br />
• Nese bahçesinde yetisen agaçların dalları çok kuvvetli, yesil yapraklarla süslenmis, ter ü taze. Fakat siz<br />
olmazsanız, dallar kurusun, yesermesin.<br />
• Gönül devlet kusu, size gölge düsürecegi yerde geldi, gölgenize sıgındı, orada karar kıldı. Fakat siz olmazsanız, o,<br />
atesler içine düssün, yansın.<br />
• Elest sarabını içtikten sonra, yüz binlerce can, kendinden geçti, feda olu. gitti. Akıl diyor ki: Siz yoksanız basımda<br />
o sarabın nesesi de, zevki de olmasın<br />
• Güzel yüzünü hemen görmem için, gözümde nurdan yüz tane kanat var´ Siz olmazsanız, iki gözümde de yüz degil<br />
tek bir kanat bile olmasın<br />
50. Canımızın gül bahçesi, sizsiz gül bitirmesin!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilSt<br />
(c.1, 140)<br />
• Siz bulunmadıkça dünyada derdimize derman bulunmasın. Siz olmazsanız .ölüm gelsin, bizi bulsun. Sizsiz hayatı<br />
ben ne yapayım Sizsiz can da olmasın,istemem.<br />
• Açıkların gönülleri; sizden baska hiç kimse aydınlanmasın, nurlanmasın. Canımız1gül bahçesi, sizsiz gül bitmesin,<br />
bitmis olan gülleri de sizsiz gülmesin kokmasın.<br />
• Akıl görünmez gizli bir padisahtır, Gökyüzü de, sanki onun çadırıdır. Siz olmayınca bu padisahın tacı da olmasın,<br />
tahtı da, çadırı da!<br />
• Askı, asıklara sarap dagıtırken gördüm de ona dedim ki: "Sevgili olmadıktan sonra sarap ne ise yarar Canımız<br />
sarabı da, sakiyi de görmesin."<br />
• Sevgilim, ölü canlara :siz Hz. îsa´nın nefesi gibisiniz. îstediginiz zaman onları diriltebilirsiniz. Fakat siz yoksanız<br />
hiçbir sey olmasın. Ne saltanat olsun, ne Mısır olsun, ne de Yusuf-ı Kenan...<br />
• Biz bugün Semseddin´in askı ile pek hosuz, yüzümü altın gibi sararttım, dedim ki: "Sevgili olmadıktan sonra<br />
dünyada altın madenleri de olmasın."<br />
51. Bir gül bahçesine benzeyen yüzün ebedî olarak ter ü taze kalsın.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilat<br />
(c. I, 139)<br />
• Ey bızim canımıza rahat ve huzur veren sevgili; bedenin hastalık görmesin,bütün hastalıklar senden uzak olsun.<br />
Ey bizim gören gözümüz, kem göz de senden uzak olsun.<br />
• Ey ay yüzlü sevgili senin sıhhatin, yalnız bedeninin sıhhati degildir. Canın cihanın da sıhhatidir. Sen, hasta<br />
olursan, can da, cihan da hasta olur. Ey ayüzlüm. bedenin sıhhatte olsun<br />
• Ey bedeni cana benzeyen, can gibi olan sevgili, bedenin afiyette olsun.iyilik gölgen basımızdan eksik olmasın.<br />
• Bir gül bahcesine benzeyen yüzün ebedî olarak ter ü taze kalsın. Çünkü orası gönlün dolastıgı yerdir. Bizim<br />
çayırımızdır, bizim ovamızdır.<br />
• Hastalık, senin güzel bedenine gelmesin de bizim canımıza gelsin; gelsin de bizim canımız senin hastalıgınla<br />
akıllansın.<br />
52. Sen gelince, bedenimin her zerresi neselenir.<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.1, 141)<br />
• Bütün dostların tas gibi degersizdir de, sen neden mercan gibisin Gök hepsine karsı beden gibidir de, seninle<br />
canlanır, hayat bulur; bu neden böyle oluyor<br />
• Sen geldigin zaman bedenimin her zerresi neselenir, heyecana kapılır, el çırpmaya baslar. Fakat sen gidince de<br />
hepsi aglamaya, feryat etmeye baslar;, bu neden böyle oluyor<br />
• Hayalin gönlüme gelince, bedenimin her zerresinin dudagı güler, fakat sana düsman olanlara karsı da her zerrem<br />
dis olur, her zerrem dis bilemege baslar. Sevgilim bu neden böyle oluyor<br />
• Senin kasın, gözün, senin yüzün ve yüzünde benin olmayınca, bu akıl ümmî olur, okumayı yazmayı unutur,<br />
bilmez olur. Fakat senin güzel yüzünün hatlarını görünce, yazıları okumaya baslar. Bu neden böyle oluyor<br />
• Bedenim, canıma; "Onun askını bırak, onun pesinde kosma!" der durur. Can da bedene der ki: "Ab-ı hayat<br />
kaynagından çekinmek akıl karı mıdır " Bu neden böyle oluyor<br />
• Senin yüzünde peygamberin güzelligi, Allah´ın güzelligi var. Böyle olunca, can nasıl olur da sana iman etmez<br />
53. Dün gece bir yıldızla sana haber gönderdim.<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat ft<br />
(c.I, 143)<br />
• Dün gece bir yıldızla sana haber gönderdim. "Benden o ay yüzlü sevgiliye selamlar götür!" dedim.<br />
• Secde ettim de, dedim ki: "Bu secde, gögsü günes gibi parlayan o güzele, harareti ile tasları bile altına döndüren<br />
o sevgiliyedir."<br />
• Gögsümü açtım ona, yaralarımı gösterdim. "Hiç acımayan, kan dökmekten zevk alan o sevgiliye durumumu anlat,<br />
benden haber ver!" dedim.<br />
• Uyusun diye çocugu besikte nasıl sallarlarsa, ben de gönül çocugum aglamasın, sussun diye yerimde<br />
duramıyorum. Saga, sola kosuyorum.<br />
• Ey her an benim gibi, çaresiz kalmıs, yüzlerce kisinin imdadına yetisen, çareler bulan sevgili, su gönül çocuguna<br />
süt ver de bizi saga sola kosmaktan kurtar!<br />
• Allah´ım; aglayıp duran, sızlanan, zaman zaman feryat eden bu gönlün yeri, ötelerde, vuslat sehrinde idi. Bu<br />
zavallı gönlü daha ne kadar zamanellerde aglatacak, inleteceksin<br />
54. Anaların rahimlerinde bulunan çocuklar bile senin lütfunla oynarlar.<br />
Müstef´iliin, Fe´ülün, Müstef´ilün,<br />
(c. 1186)<br />
• Ey subası; o akan rahmet çesmesini, ilahî çesmeyi aç, aç da gönül bahçeleri uyansın, ask çiçekleri gözlerini açsın.<br />
´<br />
• Zaten senin pek güzel olan kara gözlerinin derin karanlıgında ab-ı hayat gizlenmistir. Bu sebepledir ki, senin göz<br />
bebeklerini gören gözler, oradan ab-ı hayat içtikleri için canlanmakta, büyümekte; adeta birer nür denizi kesilmektedir.<br />
• Senin lutfun, ihsanın olmasa kimsecikler oynamaz. Dünyada görünen bütün varlıklar, insanlar, hayvanlar,<br />
balıklar, kuslar, böcekler, gözümüzün gördügü bütün zerreler senin lütfunla, senin askınla oynayıp durmaktalar. Hatta<br />
anaların rahimlerinde bulunan çocuklar bile, senin lütfunla oynarlar, saga sola dönerler.<br />
• Rahimde oynamak da nedir ki Yoklukta oynamak da bir sey mi Çocuk, yokluktan bu hale gelinceye kadar<br />
geçirdigi merhalelerde ne oyunlar oynadı. Mezarlardaki kemikler bile senin nürunla oynar dururlar.<br />
• Dostlar bizi, dünya perdelerinde karagözler gibi çok oynattılar. Bu dünyada, çesitli merhalelerde oynayıp<br />
durdunuz. Simdi vakit geçirmeden, o hakîkat cihanında, öteki dünyadaki oyuna, oynamaya hazırlanın.<br />
• Canlar, su etten, kemikten yaratılmıs bedenleri ile, kaba saba kalıplar içinde böyle oynarlarsa, o agır beden<br />
yükünü attıklan zaman nasıl oynarlar, onların oyunlarını o zaman seyret!<br />
• Dogmadan önce, daha ana rahminde iken, o daracık yerde canlandıgımıza, can bagıslandıgına sükretmek için,<br />
rahimlerin kara kilitlerinde çok tepındik oynadık.<br />
• Hepimiz, bütün insanlar, oynaya oynaya su bedava olan sayısız dünya nimetlerine sükretmek için Hakk´ın<br />
dergahından gelmis süfîleriz. Hakk asıklarıyız.<br />
• Bize ikram edilen çesit çesit nimetlere yalnız sükretmek degil, can versen yerindedir. Zaten su bol bol definelere<br />
karsı süfînin canının ne kıymeti var<br />
• Bütün canlılara, insanlara, hayvanlara, kuslara, balıklara ikram edilen bu umümî dünya sofrasında ikram edilen<br />
nimetlerin kondugu büyük kabın kapagı göktür. Bu sofranın ihtisamından, ikram edilen çesitli yemeklerin nefıs<br />
olusundan, tatlarından, kokularından, renklerinden, güzel olusundan rıasıl bahsedeyim Bu dilin harcı mı Dilim<br />
dönmüyor, konusamıyorum.<br />
• Biz Hakk yoluna düsmüs süfîleriz. Biz padisahlar padisahının nimetlerini yiyenlerdeniz. Ya Rabbi! Bu kaseyi, bu sofrayı<br />
ebedî kıl, kı.yamete kadar yasat.<br />
"Bu beytin aslı mevlevîlerde yemekten sonra dua edilirken "gülbank"çekilirken okunur.<br />
•Padisahlar padisahının kasesindeki nimetleri elde etmek için bos kaseden baska birsey getiremedin. Biz yoksul<br />
kisileriz. Amelimiz yok, ibadetimiz yok Dilenciler gibi bos kaselerimizi o nimetlere uzatmaktan baska hünerimiz, karımız<br />
yok. Zaten her ham kisi de bu kaseyi, bu ekmegi elde edemez.<br />
• 0 nimetlere dolu jase ile bos bulasık, kirli bir kase arasında bir sinege, ev sahibine usanç veren o mahluka göre<br />
ne fark vardır<br />
• Fakat insan olan kisi, yemedigi, tatmadıgı halde o nimetleri görüp bazı kere dilini ısırır, susar; bazı kere de agzını<br />
açar. Onları bütün canlılara vereni metheder, över.<br />
55. Hakk´ı arastırma yolları.<br />
Miistef´ilün, Fe´üliin, Müstef´ilün, Fe´ülün<br />
(c.I, 194)<br />
•Bütün süretlerin, sekillerin, bütün güzelliklerin aslı, yaratıcısı olan güzeller güzelını manen bulmak istiyorum.<br />
Gördügümüz görünüslerde, güzelliklerde akıslarımızın kıblesi olan o sevgiliyi bulmak, onunla manen beraber olmak için<br />
bir çare düsündüm.<br />
• Bu düsüncemi herkesten gizledim. Çünkü; "Duvarın kulagı vardır" derler. daha yavas söylemek gerek Aklıma;<br />
"Sen dama çık!" dedim. "Uzaklara bak, yolları gözetle onun ne tarafta oldugunu anlamaya çalıs!" Gönle de; "Kapıyı<br />
arkasından sürmele kimse haberim olmadan içeri girmesin, ben seninle bas basa kalmak istiyorum." dedim.<br />
• Hakk´a karsı duydugum sevgiyi çekemeyenler, pusuya yatmıslar, hep beni gözetliyorlar. Bir sey duyunca,<br />
birbirlerine söyleyecekler, dedikodu yapacaklar.<br />
• Bu sırrı herkesten gizledigim gibi, bedenimin zerrelerinden de gizliyorum Bedenimin zerreleri gizlidir, kendilerini<br />
göstermez ama, onlar birbirlerine düçmandır. Onlara sır söylemek olmaz. Ona dair bir sey mi söylemek istiyor. sun<br />
Kuyunun dibine in, orada söyle, sonra o aradıgın gizli sevgili ile tek basına bulusma zamanı olarak herkesin uykuda<br />
oldugu seher vaktini seç!<br />
" Hz. Mevlana (k.s.) Dîvan-ı Kebîr´in bir baska beyitinde söyle buyurur:<br />
"Gönül kapısında otur, bekle, çünkü o kendini gözleyen sevgili, ya gece yarısı yahut seher vaktinde gelir." (Dîvan-ı<br />
Kebîr, c. II, 595)<br />
• Ey can; sır çalmasından korktugun düsmanın kendisi degil, hayali gönlüme ugramıstı da...<br />
• Su gönlümden gizli sözler duymustu. Ne duyduysa gitti, düsmanlara okudu. Onların hepsini bir bir, teker teker,<br />
iyi kötü ne varsa onlara söyledi.<br />
• Iste o günden beri biz düsmanlara dost olarak hakîkat yoluna düstük ve birbirimize söz verdik; "Sırrı gizleyelim,<br />
basımızı önümüze egerek kimseye bir sey söylemeyelim." dedik.<br />
• Bizler de insanız, ask madeninin üstündeki kayalardan da asagı degiliz ya! Külünk vurulmadan, yara almadan, ter<br />
dökmeden, maden, altınını hiç gösterir mi<br />
• Deniz bile kesesinin agzını büzmüs, baglamıs, yüzünü eksitmis, suratını asmıs oturuyor. "Ben inciyi ne vakit<br />
görmüstüm, benim inciden haberim bile yok!" diyor.<br />
56. Bu dünya gurbetinde nasılsınız<br />
Mef´ulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 203)<br />
•Neseli bahar! Bizim sevgilimiz geldi. Güllerle, çiçeklerle, sekerlerle, daha yüzlerce armagan ile ötelerden çıkageldi.<br />
•Getirdigi armaganlarla kucagımızı dolduran sevgili bize diyor ki: "Bu dünya gurbetinde nasılsınız Ne haldesiniz<br />
Ezel aleminden bu fanî aleme gelmek için yollara düstünüz; yolculuk nasıl geçti Bir çok menziller aldınız, zahmetlere<br />
katlandınız. Haydi kalkın, mutlu oldugumuz diyarımıza beraber geri dönelim."<br />
• Bizim susuzlugumuz tulumla, küple, testiyle, kadehlerle giderilemez. Bizi güzelliginizin, askınızın ırmagına dogru çekin, götürün.<br />
• Bizi çesmelerin basında oturan, güzelligi ile aklımızı basımızdan alan, mest eden, gönlü kararsız kılan o peri yüzlüye dogru çekin götürün. Götürün de sarhos aklımız kendine gelsin, kararsız gönlümüz rahat etsin, huzura kavusun.<br />
"Fuzili merhumun oglu oldugu sanılan bir sairimizin su müstezadı Mevlana´nın bu beytine uygun düsüyor:<br />
"Her dem perinin menzili virane gerektir,<br />
Ya çesmeler üstü.<br />
Gönlüm gibi virane, gözüm gibi bulanma<br />
Gel ey peri peyker!"<br />
(Daima periler ya, yıkık yerlerde yahutta cesmeler basında bulunurmus, ey peri gibi güzel Ah gönlüm gibi harabî,<br />
gözüm gibi çesmeyi nerede bulabilirsin )<br />
• Ay bizim gibi onun sevdasına kapıldı da, eridi görünmez oldu. Günes de bize onun yüzünün parlaklıgından bir<br />
hatıra, bir yadigar olarak kaldı. Kalbine onun atesi düstügü için bir yerde duramamakta, göklerde dolasıp durmada,onun yüzünün nüru ile karanlık gecelerimizi gündüzlere çevirmektedir.<br />
• Sen çok sarhossun, tamamıyla kendinden geçmissin. Ama, gevseklik etme, yıne de iç! Çünkü bizim sarabımız,bizim mahmurlugumuz her seye deger. 0 sarap baska türlü bir saraptır. verdiği mahmurluk da baska türlü bir mahmurluktur.<br />
• Günes gibi parıl parıl parlayan, atesle dopdolu olan kadehi hemen eline al! 0 ay yüzlünün yüzüne bakarak,güzelligine hayran olarak iç, bir daha iç!<br />
"Ahmet Hasim merhumun;"Ates doludur, tutma yanarsın, Karsında su gülgün piyale!"hatıra geldi.<br />
57. Gönül, sözlerle dopdolu, fakat söylemege imkan yok!<br />
Mefulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 198)<br />
• Ey ask süfîleri, hırkalarınızı yırtınız! Güller bile seher vakti esen rüzgar saba rüzgarının tatlılıgına dayanamazlar da yüzlerce elbiseler yırtarlar.<br />
• Çünkü gül, sevgiliden ayrıldıgı için dikene baglanıp kalmamak tali´sizligine ugradı. Hem sevgiliden ayrı düsmek,hem dikenin acılarına katlanmak, bu ilti dert yüzünden gülün sabrı, kararı kalmadı.<br />
• Gayb aleminden biri göründü, yüz gösterdi. Bizi davet etti, sonra çekilip gitti. 0 görünür görünmez yolumuz kısaldı. "Ayagın bile yoksa, ayaksız olarak yürü git!" dedi.<br />
• Ben de sustum, sonra kendim gülün arkasına düstüm. "Benden reyhana, laleye selam söyleyin, onlara saygılarımı arz edin!" dedi.<br />
• Gönül sözlerle dopdolu, fakat söylemeye imkan yok. Ey sufîlerin canları, siz dudaklarınızı açın da, basımızdan geçenleri siz söyleyin! ""<br />
• Onun henüz belirip meydana çıkmadıgını, kendini göstermedigini siz söyleyin. Çünkü, geçmis zamandan bahsetmek süfîlerin huyu degildir. "<br />
58. Zor durumdayım, saçların gibi perisan bir haldeyim.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 156)<br />
•Ey gönlümün hevesleri, ey dilegim, istegim, gel, gel, gel.<br />
• Zor durumdayım, saçların gibi dagılmıs perisan bir haldeyim. Ey benim zor islerimi kolaylastıran, ey benim<br />
dagınıklıgımı düzelten, gel, gel, gel!<br />
• Yoldan menzilden, konak yerinden hiç bahsetme, hiç bahsetme! Ey benim yolum, menzilim, gel, gel. gel!<br />
• Yerden bir avuç toprak alıvermistin, bir avuç toprak alıvermistin, ben o topragın içindeyim, gel, gel, gel!<br />
• 9yilikten kötülügü ayırırım. Aralarındaki farkı bilirim, bilirim. Ben senin güzelligini ne anlamısım, ne de bilmisim.<br />
Ben bundan gafilim, gel, gel, gel!<br />
• Aklım, senin askınla yanıp yakılmasın! Aklımı tutusturma, hiçbir sey bilmiyorurn. Ben zaten akıllı degilim, ne olur<br />
aklım, gel, gel, gel!<br />
• Ey mana padisahı Salahaddin, hem ortadasın, apaçık görülüyorsun, hem de gizlisin. Ey benim sasılacak seyim,<br />
aslım, gel, gel, gel!<br />
59. Onun günes gibi ısık saçan yüzü, baska güzellerin güzelligini söndürür.<br />
Fa´ilat, Fa´ilatün, Fa-ilat, Fa´ilatiin<br />
(c.I, 163)<br />
•Ey dostlar, gidiniz, kaçmaya hazırlanan sevgilimi çekiniz, bana getiriniz!<br />
• Tatlı teranelerle, parlak bahanelerle, o güzel ay yüzlü dilberi bizim eve dogru çekin, getirin!<br />
• Eyer 0 gelmez de baska zaman gelirim derse inanmayın, çünkü, onun bütün vaatleri hiledir, vaatlerle sizi aldatır!<br />
• O nun güzel konusması sıcak nefesi çok tesirlidir. Büyü ile üfürerek suyu bile dugümler, havayı da baglar.<br />
• Sevgili kendi istegi ile neseli olarak, kutlulukla eve gelirse, onun karsısına otur da onda onun yüzünde Hakk´ın<br />
güzelligini, büyüklügünü, sanatını, yaratma gücünü müsahede et, gör!<br />
• Onun güzel yüzü parıldayınca, artık baska güzellerin güzelligi kalır mı O nun günes gibi ısık saçan yüzü, baska<br />
güzellerin güzelligini söndürür.<br />
60. Hakka dönüs yolu.<br />
Mefulii, Fa´ilat,Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 200)<br />
• "Sütür" kelimesinin Türkçe´de karsılıgı "deve"dir. Onun arkasında kosup duran yavrusunun adı da ne olabilir Ona<br />
da "deve yavrusu" derler.<br />
• Bizler de kaza ve kaderin ogullarıyız. Herkesin anası kaza ve kaderdırHepimiz çocuklar gibi kaza ve kaderin<br />
pesinde kosup duruyoruz.<br />
• Ondan süt emmekteyiz. Onun arkasında uçmadayız. 0 ister doguya, isterse batıya kossun, isterse göge<br />
yükselsin; biz hep onun pesindeyiz, onunla beraeriz<br />
• Yolculuk davulu çalınıyor. Haydi, Hakk´ın inayetine, lütfuna güvenerek,O nun bizi koruyacagına emin olarak yola<br />
çıkalım.<br />
• Sehirde de, çölde de, o ay yüzlünün, o güzelin yol arkadasıyız. Canlar, o ay yüzlü sevgiliye kul olsun, köle olsun.0<br />
can padisahının ruhları çekip götürdügü yolun sonunda, son konagında neler var neler Sehir de orada, ev bark da<br />
orada. Cenab-ı Hakk´ın "Gel!",, ruhları çagırdıgı yer de orada, dünyada sürgün edildigimiz yer de orada<br />
.• Biz ona yöneldikten, orası bize kıble olduktan sonra yol kısalır, çöl kaybolur her tarafımız yesilliklerle, selvilerle,<br />
baglarla, bahçelerle dolar.<br />
• Yolumuzu kesmek isteyen dag bile saygı ile egilir, yerlere serilir, bize yol verir. "Ey hakîkat madenine, ask<br />
diyarına dogru yol alanlar, merhaba! Hos geldiniz!" der.<br />
• Yolumuzun kılavuzu, öncüsü o olunca, yol üstündeki taslar, ayaklanmız incinmesin diye ipek gibi yumusak bir<br />
hale gelir.<br />
• Bedenin hakîkat yolunda topal olusundan, gönlün de hızlı gidisindendir ki, Allah sırrı bedenden zuhür etmez de,<br />
onun vefası, mürüvveti hep gönülden belirir.<br />
• 0 beden nerededir ki, can ile aynı renge bulanmıstır Can padisahına su kesilmistir, toprak olmustur, balçık<br />
olmustur da cana gönlünde yer vermistir.<br />
• Canlar bile böyle bir bedeni görünce sasırıp kalırlar da; "Su kara topraga bak!" derler. "Bizi bile geçti. Padisah<br />
oldu, veli kesildi ve herkes kendine uydu.<br />
• Bız bu balçıktan yaratılmıs varlıktan bunu hiç ummuyorduk, kusurlarını görüp onu çekistirip duruyorduk. Ey onda<br />
bunda kusur arayan kisi. Hiçbir insanı hor görme, hangi millette, hangi dinde olursa olsun, insanda, onun bir emaneti<br />
vardır. însan onun aynasıdır.<br />
• Susuz topraklar, bizim yüzümüzden yesersin. Çimenler bizim yüzümüzden bitsin biz su gibi gülün içinde,<br />
reyhanın içinde gizlenerek yola düstük, akıp gidiyoruz.<br />
• Toprak elsiz ayaksızdır Çok ıstırap çekmistir. Ayak altında çignenmektedir bütün bunlara karsılık hiç sikayet<br />
etmez; susar oturur. Susuzluktan cigeri kavruldugu içindir ki, çaylar, dereler, ırmaklar ona acırlar da, hıç durmadan<br />
kosa kosa akar giderler.<br />
•Bostanlar bıtkileri, çiçekleri bagırlarına basmıslardır. Onlara dadılık etmedeleronlara durmadan su vermedeler,<br />
onların yavrularına, bitki çocuklarına sefkatle bakmadalar.<br />
• Iste bizi bu çekisler "can sehrinden" çekti, aldı, yüz binlerce menziller konaklara ugratarak bu alem-i fenaya, yani<br />
dünyaya getirdi.<br />
• Biz bu dünyada yasamaya basladıgımızdan beri yine can sehrinden gizli açık elçiler gelmede; "Gel, yakınlarına<br />
dön, yakınlarına ulas!" diye bizi çagırmakta.<br />
• "Bu fanî dünyada yeni dostlar edindiniz, bizi bıraktmız, bizi unuttunuz. Bu dünya nimetleri ile oyalanıyorsunuz.<br />
Belki de durumunuzdan memnunsunuz Ama, biz sizsiz edemiyoruz. Halimiz hos degil." diye elçiler can sehrinden böyle<br />
haberler getirmedeler.<br />
• Ey hoca! Senin bu dünyadaki mahzunlugun, kederin, sebebini bir türlü bulamadıgın iç sıkıntıların, senden evvel<br />
giden, seni özleyen dostlarının akrabalarının ah edislerindendir. Hiç düsünmüyor musun Bu dünyada kirme candan<br />
baglandınsa, kimi dost edindinse seni bırakıp gitti.<br />
• Üzülme, sus; sikayet de etme! Onların himmetleri, sevgileri seninledir, Senin belalardan, felaketlerden kurtulman<br />
da onların himmetlerinden, onların tesirlerindendir<br />
61. Kokulu bahar rüzgan gelir, benim yüzümü, gözümü, saçlarmı oksar.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatiin, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c.I, 219)<br />
• Sevgilim gelse de kapıdan içeri girse, beni kucaklasa, bagrına bassa Allah için ne hos olur, ne de hos! ,<br />
• Onun, sarhos nergis gibi olan, iki gözünden çok mahmurum. Sarap sunsalar da bu mahmurlugumu giderseler,<br />
Allah için ne hos olur, ne de hos!<br />
• Belalara, felaketlere ugramıs, çok ıstırap çekmis, çok gözyası dökmüs olan can, Allah´a hulüs ile, istiyak ile;<br />
"Senden baska kimsem yok" Allah için ne hos olur, ne de hos!<br />
• Bulusma gecesi gelince, gecem gündüz olur. Artık, geceyi, gündüzü saymaz olurum. Allah için ne hos olur, ne de<br />
hos!<br />
• Gül yüzlü sevgilimin vuslatı ile gül gibi açılır, saçılırım. Kokulu bahar rüzgarı kosa kosa gelir, benim yüzümü,<br />
gözümü, saçlarımı oksar. Allah için ne hos olur nede hos.<br />
•Harap ve mest olarak kendimden geçsem de, ne eksem, ne biçsem her seyden vazgeçsem, Allah için ne hos olur,<br />
ne de hos.!<br />
62. Sen ayrılık nedir görmedin, Allah sana ayrılıgı göstermesin.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c.I, 222)<br />
•Gıdelım denizin kenarında bir ev tutalım. Çünkü deniz cömert huyludur.insanlara yüz yıllardan beri inciler dagıtır<br />
durur.<br />
•Birisi ile sohbet etmek canı onun rengine boyar. Yani insan konustugu, arkadas edindigi kisinin huyunu benimser.<br />
Yıldızlar, gökyüzü ile konusup görüstükleri için güzellestiler; nürlu, güzel bir yüze sahip oldular.<br />
•Bedende canla düsüp kalktıgı. konusup görüstügü için güzel yüzlü, hos huylu deyilmi zavalı beden, candan ayrı<br />
düsünce ne hale gelir; konusamaz yiyemez içemez olur fena halde kokmaya baslar<br />
• El de bedende bulundukça hünerlidir. Bedenden ayrılınca bir et parçası yele duser, hiçbir sey yapamaz olur.,<br />
• Ey el, hünerlerin nerede Sen çesitli hünerli isler yapan, yazan, çizen, tutan kaldıran el degil misin El senin<br />
soruna cevap verir de der ki: "Hayır, bu zaman ayrılık zamanı, ayrılık zamanında ben bir hiçim, ama, bulusma<br />
zamanında her seyim."<br />
• Sen, ayrılık nedir, görmedin. Allah sana ayrılıgı göstermesin. Bu bir duadı ama, bundan daha iyi dua da olamaz.<br />
( Hz. Mevlana bir Mesnevî beytinde söyle buyurur:<br />
Kıvılcım gibi çakıp yakan, yakıp yandıran aynlıgı kıyamete kadar anlatsam, onun dehset ve siddetinin ancak yüz<br />
binde birini anlatabilirim." (Mesnevî, c. III, 3695) Ayrılık acısını Hz. Mevlana kadar kim görmüstür Mesnevî ayrılıklardan<br />
sikayetle baslamadı mı Dîvan-ı Kebîr´in bir baska yerinde Hz. Mevlana ayrılıktan bahsederken buyurur ki:<br />
"Dünyada ayrılıktan daha acı bir sey yoktur, bana ne yaparsan yap, razıyım, sikayet etmem fakat beni ayrılıga<br />
düsürme." (Dîvan-ı Kebîr: No: 2020). Bir türküde de; "Ölüm Allah´ın emri ayrılık olmasaydı!" denilmistir.<br />
• Küllî nefisten cüz´î nefsimiz ayrıldı. "înin" emriyle ötelerden, yücelerde yeryüzüne indirildi, sürüldü.<br />
"Cenab-ı Hakk, Hz. Adem ile Havva validemize cennetten çıkıp yeryüzüne inmeleri münasebeti ile "9nin" diye hitap<br />
etmisti. (Bakara Suresi, 2/36)<br />
• Cennetten kovulan insan, bedenden kopan kesik bir ele döndü. îsinden gücünden oldu. Küçük bir et parçası gibi<br />
kediye lokma haline geldi. Bu, insan için ne felakettir Ne asagıdır Cenneti kaybetmek ne büyük talihsizliktir<br />
• Hz. Adem cennette iken öyle güçlüydü ki, onun elinde bütün aslanların pençeleri kırılmıstı. Dünyaya sürülünce,<br />
bedenden kopmus bir el haline geldi, Kaza ve kader onu kedilerin pençelerine düsürdü. Simdi, kediler o et parçasını o<br />
tarafa bu tarafa çekip duruyorlar.<br />
• Fakat Allah darda kalanlara, belalara ugrayanlara acıyanların en çok acıyanıdır. Bu sebepledir ki, ayrılık belasına<br />
ugramıs, bedenden kopmus elin bir damarı oynuyorsa, o, tekrar kavusma ve bulusma ümidiyle oynar. Çünkü, netice<br />
binlerce kesik el, tekrar kavusma ve bulusma saadetine ermislerdir.<br />
Daima müsamahayı, hosgörürlügü savunan Hz. Mevlana ümitsizligi de hos görmez Kur´an´ın; "Ancak kafirler<br />
ümitsiz olur." (Yusuf Süresi, 12/87) görüsüne uyarak en buhranlı zamanda bir kurtulus yolu arar. Dikkat edilirse bu<br />
beyitlerde Mevlana, cennetten, seytanın yüzünden, dünyaya indirilen, sürülen Hz. Adem´in kurtulacagına, cenneti tekrar<br />
bulacagı isaret etmektedir. Hz. Mevlana´nın bu görüsü kendinden dört asır sonra gelen ingiliz sairi Milton´da (1608-<br />
1674) da görülmektedir. Milton Kaybedilmis Cennet adlı eserinde,seytanın yüzünden dünyaya sürülen Adem´in acıklı,<br />
perîsan halinden bahseder. Dört sene sonrayazdıgı yeniden bulunan Cennet adlı eserinde ise, Adem´in kaybettigi<br />
Cennetin Hz. 9sanın yardımı ileyeniden kazanılmasının mümkün olacagını müjdelemektedir. 9slam mutasavvıfları da<br />
"Ölmeden evvel ölünüz." sırına mazhar olan ve tam Muhammedî yola düsenHz.Muhammedin güzel ahlakını benimseyen,<br />
talihli kulların, daha dünyada iken kaybettikleri cenneti bulacaklarını haber vermektedir. Faruk Nafiz merhum da "Hamd<br />
ü sena adlı siirinde bu konuya temas eder;<br />
"En güzel vuslatı tattırmak için cennette<br />
Bize gündüz, gece zehir ettigi hicrana sükür der.<br />
• Birbirnden ayrı düsmüs parçaları hos bir sekilde birlestirmek, o padisahlar padısahı için zor degildir. Bu nasıl olur<br />
deme, bu ise sasma! Çünkü, baksana,parça parça dumanlar onun eli ile birlesmis, gökyüzü haline gelmistir.<br />
63. Bu dünyada gördügün bahardan baska gizli bir bahar daha var!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c.1,211)<br />
• Bahar geldi, menekse kalktı, süsenin yanına vardı. La´l rengi elbiseler giyen gül sevdalandı da kaftanını yırttı.<br />
• Yine yesiller giyinen güzellerimiz, ötelerden, o görünmez alemden sarhos ve neseli bir halde salına salına<br />
çıkageldiler.<br />
•Sünbül, yasemine; "Merhaba, seni saygı ile selamlarım!" dedi. Yasemin de;Ey nazık dost, ben de seni candan<br />
selamlarım!" cevabını verdi.<br />
• Gonca baslarını örten kadınlar gibi yüzünü gizlemisti. Ama rüzgar dayanamadı; "Güzel yüzünü gizleme!" diyerek<br />
onun bas örtüsünü çekti, aldı.<br />
• Eksi suratlı kıs geçti, gitti. 0 zevki, neseyi kaçıran soguklar öldürüldü. çevik ayaklı yasemin! Senin ömrün uzun<br />
olsun!<br />
• Çapkın nergis sahralara daldı da çimenlere göz kırptı. Çimenler onun gönlünden geçeni anladılar da; "Ferman<br />
senindir, ne istersen yap!" dediler.<br />
• Karanfil de sögüt agacına; "Sana ümit bagladım." dedi. Sögüt de; "Ben pınar eviyim, benimle yalnız kalmak<br />
istiyorsan, buyur içeri!" diye onu içerive davet etti.<br />
• Elma, turunça; "Neden canın sıkılıyor " dedi. 0 da; "Rengim ve güzelligim yüzünden kem gözden korkuyordum.<br />
Kendimi göstermek istemiyorum." diye cevap verdi.<br />
• Üveyk kusu; "Kü, kü, o sevgili nerede, nerede, onu arıyorum " diyerek bahçeye geldi. Güzel sesli asık bülbül de;<br />
"Görmüyor musun; aradıgın burada!" diye gülü gösterdi.<br />
• Ey dost, su dünyada gördügün çiçekli, güzel kokulu bahardan baska gizli bir bahar daha var. 0 bahar dilberi ay<br />
yüzlüdür; bu gördügün bahardan daha güzeldir, daha hostur. 0, temiz insanlann gönüllerinde gizlenmistir.<br />
64. Zindanda Yüsuf gibi bir arkadas bulan kisi zindandan çıkmak ister mi<br />
Fe´ilat, Fa´ilatün, Fe´ilat, Fa´ilatün<br />
(c.1, 164)<br />
• Bedenim, beni ötelerden, ruh aleminden alıp kendi zindanına çekince, Hakk kapısına yakın olanlardan ayrıldım,<br />
yapayalnız, garip olarak kaldım.<br />
• Beden zindanında ay yüzlü birisi bana yakınlık gösterdi. Benimle dost oldu fakat o, güzelligi ile beni büyüledi.<br />
Aklıma, fikrime binlerce sevda saldı.<br />
• Herkes hapisten, beladan kurtulus yolunu arar, ben aramam. Neden dısarıya çıkayım Benim dısarıda ne isim<br />
var Sevgilinin hayali burada, ben zindanda sevgili ile beraberim.<br />
• Zindan kösesinden baska yerde, onunla yalnız kalamam. Balın gönlu atesten baska bir seyle, mumdan ayrılamaz,<br />
saf bir hale gelemez.<br />
. Dostu Yüsuf gibi güzel olan kisi, zindandan kaçar mı Zindanda durup dururken Allah´ın lütfu ile bag, bahçe sahibi olan<br />
bir de Yüsuf bulan kisi hiç zindandan çıkmak ister mi<br />
65. Ahirete yolculuk=Hayat Yolu.<br />
Mef´ulü, I, Fa´ilat, Mefa´îlü, Pa´ilat<br />
(c.I, 201)<br />
• Gece, geçti gitti. Biz maceramızı, basımızdan geçenleri tamamıyla anlatamadık, yarıda kaldı. Fakat onları<br />
tamamlamak zorundayız.<br />
• Allah´a yemin ederim ki, Hz. Adem´den su bulundugumuz zamana kadar, bu uzun hayat yolu kısalmamıstır.<br />
Kıyamete kadar da kısalmayacaktır.<br />
• Fakat bıze bazen tamamlandı tamamlanacak gibi görünür. Yaya olarak bir yola düsmüs giderken karsılastıgın bir<br />
Türk´e; "Ben filan yere gidiyorum. orası uzak mı " diye sorsan "îste burada!" diye parmagı ile isaret eder.<br />
• Madem yasıyoruz hak yolunda yürümak çalısmak, ugrasmak zorundayız. durmak olmaz durmak ölümdür Durum<br />
böyle iken seni "gel çadıra girmisafir ol" diye yol almaktan alıkoyarlar aslında sana iyilik yapmıyorlar<br />
Namık Kemal merhum, bir beytinde;<br />
"Ikdam-ı tahammül gerek erbab-ı hayata,<br />
Mevte yarasır var ise rahat döseginde"<br />
(Yasayan insanlara sıkıntılara katlanmak, çalısmak gerekir, rahat dösegi ancak ölüye yarasır!) diye bu konuya<br />
temas etmistir<br />
• Senden canını bile esirgemeyen mürüvvet sahibi seni yoldan alıkoydu mu. seni belalara ugrattı demektir.<br />
• Seni, misafir etmek isteyen cömert Türk hakkında yanlıs düsüncelere sapma, onu suçlu bulma; Hintli gibi<br />
inatlasma, sen yol almaya bak!<br />
• Gidecegin yerde, ahirette, seni bekleyenler var. Dostlarının, yakınlarınin seni seven akrabalarının kulakları kiriste.<br />
"Ne zaman gelecek " diye beklesip duruyorlar.<br />
Sair Esref merhumun su beyti ne güzeldir:<br />
"Düsünsek biz, ölümden kokmamak lazım gelir, zira<br />
Yerin altında, üstünden daha çok akrabamız var."<br />
• Ey vefalı dost, ey kerem sahibi! Seni sevenleri, seni bekleyenleri üzme Onların gönüllerine özlem atesi düsürme!<br />
Onlar istiyak içinde seni beklerken sen bu dünyada güzel yemekler yiyerek, hos sular içerek, zevk pesinde kosarak,<br />
nasıl yasayabilirsin Yemekler nasıl bogazından geçiyor<br />
• Onların bekleyisleri yüzündendir ki, sen burada bal yesen, zehir gibi gelir Bir vefa sahibi ile dost olsan sana cefa<br />
eder, seni akrep gibi sokar.<br />
• Sus da yol almaya bak. Sunu iyi bil ki, bu dünyada gördügün akan su, sen bu dünyanın garibi oldugun için<br />
degirmen gibi basını döndürüyor.<br />
66. Gönül bugday tanesi gibidir. Biz de degirmen gibiyiz.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, FS´ilat<br />
(c.I, 181)<br />
• Gönül, bugday tanesi gibidir, biz de degirmen gibiyiz. Degirmen hiç niçin döndügünü bilir mi<br />
• Beden de degirmen tası gibi, düsüncelerimiz de onu döndüren suya benzer Tas der ki: "Bu dönme isini su bilir."<br />
• Su da;"Bu isi ancak degirmenci bilir." der. Çünkü bu suyu degirmene akıtan odur.<br />
•Deyrmencide der ki: "Ey ekmek yiyen kisi, su degirmen dönmeseydi kim ekmekçi olurdu "<br />
• Macera bu, hikaye uzar gider. Sus, sen bu isi Hakk´a sor da cevabını gönlünde ara!<br />
67. Eger 0, güzelliklerin arkasında gizlenmeseydi, peygamberler gelir miydi<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c.I, 235)<br />
• 0 güzel beni gördü de, halimi hatırımı sormadı. Acaba neden böyle davrandı Nedense yüzünü eksitti, pencerenin<br />
önünden geçip gitti<br />
• Sebep neydi Ben ona ne yapmısım Benden ne kötülük görmüstü ki, bana karsı böyle soguk ve kırgın<br />
görünüyordu<br />
•Onun gül gibi olan yüzünü, üzgün ve solgun görünce neden bu zavallı gonlümde binlerce diken bitti<br />
•O güzel dudaklarını açıp gülmeye baslayınca, gönlüm açılır, ferahlar; içimde tarif edilmez bir nese duyarım. Neden<br />
bütün bu haller, onun dudaklarına baglı neden baska dudaklarda bu tesir yok<br />
•Öfkelenip kaslarını çatınca, içim sıkılır, gönlüm dertle dügümlenir, perisan olır neden böyle olur, anlayamıyorum<br />
•Canımın ona ne baglılıgı var ki Onun neselenmesini, gülmesini bir an bile görmesem perisan oluyorum; neden<br />
böyle oluyor<br />
• Benden yüz çevirdigi zaman, dünya kararır. Bende ne gün kalır, ne akıl neden böyle oluyor, anlayamıyorum!<br />
• Belki de o, Allah´ın lütfunun ta kendisidir de, biz yanlıs gördük, yanlıs söyledik. Bütün bu soguk davranıslar ve<br />
üzüntülü haller, bütün (feryatlanmalar, bu küçük görülmeler, bu hakaretler bize ondan geliyor) Allah´tan geliyor da biz<br />
anlayamıyoruz. Zaten eger Allah´ın ona bu lütfı olmasaydı, bu essiz, benzersiz güzelligi, bu edaları ona kim verirdi<br />
• Allah´ın lütfu, güzelligi sekilsiz olarak yüz gösterseydi, eger o yarattıgı bütün güzelliklerin, güzel gözlerin<br />
arkasında gizlenmeseydi, onun güzelligine tahammül edebilir miydik Bu sebepledir ki, peygamberler bize<br />
perdecilık;ederler miydi; bize ötelerden bahs ederler miydi<br />
68. Biz ask susuzlarıyız, istek testilerimizi aldık, sana geldik, bize su ver!<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatiin, Failat<br />
(c.1, 180)<br />
• Ey sevgili, sen ab-ı hayatsın, sen manalar denizisin; biz susamıslar sana geldik, bize su ver!<br />
• Biz istek testilerini aldık, sana geldik, ey ikinci Hızır, bize su ver, testilerimizi doldur!<br />
• Ey can deryası, bizim balık gibi olan canlarımız seni istiyor. Denizden ayrı düsen balık yasayabilir mi Bize acı, bizi<br />
suya kandır!<br />
• Biz, ayrılık yollarına düstük, çok sıkıntılara katlandık, sonunda sana kavustuk, yol armaganı olarak sana<br />
zavallılıgımızı, acizligimizi getirdik, biz susuzuz bize su ver!<br />
• Ask yolunda zavallı akıl, süphelere, vesveselere düstü. Sen süphelerden vesveselerden de üstünsün, bize su ver,<br />
bizi kurtar!<br />
• Aklı yarım olan, senin askınla ne yapar Seni geregi gibi sevmemiz için o a klı da bizden al! Çünkü sen, akıllıların<br />
deliligisin, bize su ver! Bizim ask susuzlugumuzu gider.<br />
69. Allah´ı seven, O´na candan baglanan yok olmaz.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstefilün, Fe´ulii<br />
(c.I, 185)<br />
• Uzun zamandan beri, yukarılardan topragımıza damla damla öyle bir sarap döktü ki, topragımızın her zerresi<br />
feryat etmege basladı.<br />
• Gögsümüz yarıldı, açıldı, oraya îlahî nür doldu. Gönül de dile geldi. Asktan bahsetmeye basladı. Hakk´ın mana<br />
kadehi ile asıklarına sunulan sarap, tortularından ayrıldı, sise içinde saf bir hale geldi.<br />
• Hakîkat çiçekleri açıldı, kem gözler görmez oldu. Gayret aska geldi de bana; "Agzını yalama da sarap içmege<br />
basla!" dedi.<br />
• Ey can, görünür görünmez canımı da, gönlümü de kaptın, aldın. Senin askına karsı, benim canımın da, gönlümün<br />
de degeri yoktu. Ama, sen onları kapıp aldıgın için, simdi onlar da kirlendi.<br />
•Sen oyle mübarek bir varlıksın ki, bulutun yesillikler yagdırır, cevrin, ıstırabın hayat bagıslar. Sarabının tortusu bile<br />
hostur.<br />
•Sana nasıl Ay diyebilirim ki, ay hastalıga tutulmus, sapsarı olmus, zayıflanmıs , tüllenmis; selvi desem, bu<br />
benzetis boyuna uygun düser, yerindedir amma<br />
•Selvide atese dayanamaz, yanar. Ay da son üç gece görünmez olur. Canların canından baska hiçbir seyin aslı yok<br />
• Dediler ki´ bütün dostların öldü, gitti, yok oldu. Hayır Allah´ı seven, ona candan baglanan yok olmaz.<br />
70. Sarap, bizim kederli ve gamlı huyumuzu aldı, bize kendi huyunu verdi.<br />
Müstef´ilün, Pe´ulün, Müstef´ilün Fe´ülün<br />
(c.I, 193)<br />
• Sevgili, su arastırmalarımızı hos gör! Biz ask kullarıyız, ask müritleriyiz, Bizden kaçınma! Asktan anlıyorsan, bizi<br />
saçımızdan tut, yanına çek, al!<br />
• Bize kadehsiz olarak, lale renkli sarabı sun; sun da, gül, bizim kızarmıs yüzümüzü görsün, secdeye kapansın.<br />
• Bugün bizim gözümüzü mahmür ve mest bir hale getir! Bugün köyümüzü de çiçeklerle, güllerle öyle hos, öyle<br />
güzel bir hale getir ki, cennet bile onu kıskansın.<br />
• Bize sundugun sarapla, bugün öyle mutluyuz, gönlümüz öyle zenginlestı ki, deta altın ve gümüs madeni olduk.<br />
Altına düsman olan var mıdır Nerededir Dostumuz da, düsmanımız da mutlulugu ancak bizde bulurlar.<br />
• Huyumuzun nasıl oldugunu bilmiyorsan, onu sarabın letafetinden sor! Sa´ rap, gamlı kederli huyumuzu aldı, bize<br />
kendi huyunu verdi.<br />
• Biz aska öyle susamısız ki, denizi bizim içimize döksen yine kanmayız, yine dolmayız. Çünkü, sen su kabını<br />
basımıza tersine, bas asagı koydun.<br />
• Yeter sus artık! Su dedikodumuzu duyarlarsa, bu sözlerimizi isitirlerse, dünya, dünya halkına, dünyada<br />
yasayanlara acı gelmeye baslar.<br />
71. Ey ölüler arasında yasayan diri! Ölülerin kokusu seni rahatsız etmiyor mu<br />
Mef´ülü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 197)<br />
• Allah, kuluna; "Ey kulum!" diye buyuruyor; "Dön, yine kapımıza gel, kulagından gaflet pamugunu çıkar da göklerden<br />
gelen; ´Haydi, artık orada durmayın gelin.´ sesini duy!"<br />
• Ey zavallı, ne zamana kadar, dünya dikenliginde yalınayak kosup duracaksın Biz, öteki alemde, gül bahçelerinin<br />
kapılarını senin için açtık.<br />
• Canı ben yarattım ama, ona bir de dert verdim. Derdini veren, elbette onun dermanını da verir.<br />
• Sana kapılarını açtıgım gül bahçesi, öyle bir bahçedir ki, oradaki agaçların dalları da, yaprakları da canlıdır.<br />
Birbirleri ile konusur dururlar. Sunu iyi bil ki, her sey canlıdır. Canı olmayan bahçe, insanın hosuna gitmez, insanın<br />
canına can katmaz.<br />
"Yunus Emre hazretlerinin meshur ilahisi hatıra geliyor:<br />
"Sol cennetinırmakları<br />
Akar Allah deyü deyu,<br />
Çıkmıs 9slam bülbülleri,<br />
Öter Allah deyü deyü."<br />
• Ey ölüler arasında yasayan diri oglu diri! Ölülerin kokusu ile nasılsın Ne haldesin Su yasayan ölüler, su pis<br />
kokular, senin içini sıkmıyor mu Seni igrendirmiyor mu<br />
"Mutasavvıflara göre, hakk asıkı olmıyanlar, yarattıgı eserlere bakarak onun yaratma gücünü onun büyüklügünü,<br />
hissetmiyen ona gönül vermeyen insanlar, bir ölü gibi yasar.<br />
Allah´a inanmıyan kisiler birer canlı cenazedir, dolasırlar, yerler, içerler, nesil bırakırlar, fakat onlar aslında yasayan<br />
ölülerdir.<br />
• Sen gaflet içinde yasayan, karıncalar gibi kaynasıp duran insan kalabalıgının hepsini ölü sanma! Bu dünya da,<br />
öteki dünya da insana hayat veren ebedî ve ezelî dirilerle dopdolu. Fakat, onları görecek göz nerede Sen sımdı, üç bes<br />
günlük bir hayata kanaat ederek, ebedî hayatı reddetme, bizden ayrılma!<br />
•Zerreler sayısınca diri canların her biri, Allah´ın yarattıgı su sonsuz olan gokyuzunde günesler gibi parlamada,<br />
dönüp durmada, ama, onları görecek goz nerede<br />
•Eskiden onlar da bizim gibi hakilatı göremeyen birer yarasaydı. Ama yaratanın lutfuyla, o yarasalar, birer günes<br />
oldular.<br />
73. Boy atan, mi´rac eden agaçlar, sanki bahçelerde göklere merdiven koymuslardır.<br />
Müstef´ilün, Fe-ulün, Müstefiliin, Fe´ulün<br />
(c.I, 196)<br />
• Güzel kokular yayan saçlarını dök, süfîlerin canlarını oynatmaya basla!<br />
• Günes de, ay da, yıldızlar da, gökyüzünde ilahî ask ile dönmekte; adeti oynamaktadırlar. Üzerinde yasadıgımız<br />
dünya da dönmekte, oynamaktadır.Biz bunların ortasındayız. Haydi, su ortadakileri de oynat!<br />
• Lütfedip su çalıp çagırısın yok mu, en asagı bir nagmesi, gökyüzü sufîsini döndürüp oynatmaya baslatır.<br />
• Kosa kosa sarkılar söyleyerek, güzel kokular yayarak gelen, ilkbahar rüzgarı soguk havaları kovar, dünyayı<br />
neselendirir, güldürür.<br />
• Onun getirdigi sevgi havası ile bir çok yılanlar birbirine yar olur. Gül dikenle barısır, dost olur. Allah´ın lütfu, ihsanı<br />
bahçeyi güllerle, çiçeklerle süsler ihtisamlı bir padisah haline getirir.<br />
• Her an bahçeden, elçi gibi bir hos koku gelir de; "Ne duruyorsunuz, ılkbahar geldi, dostları bahçeye çagırın!" diye<br />
seslenir.<br />
• Bahçe, içten içe yürür gider, yol alır da sana der ki: "Sen de, içten içe yol al Sen de içine in, in de canına can<br />
gelsin!<br />
• Zamanı gelince, gonca açılır, selvi agacına süsenin sırrını söyler. Lale de sögüt agacı ile erguvana müjdeli haberler<br />
verir.<br />
• Her fidanın sırrı dipten bas verir, yücelir. Göklere dogru yükselen, boy mi´rac eden agaçlar, sanki bahçelerde<br />
göklere merdivenler koymustur Duygulu insanları mi´raca davet etmektedirler.<br />
•Kuslar ve bülbüller dallara konmuslar da bekçilik ederler. Bu bekçilerin ,maası da Allah´ın gizli hazinesinden verilir.<br />
•Su yapraklar dillere, meyveler de gönüllere benzerler. Gönüller yüz gösterince diller çözülür de, ask hakkında<br />
anlamlı sözler söylerler.<br />
74. Sen, kokuya, renge takılıp kalmıssın, onların esiri olmussun.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatiin, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c.I, 165)<br />
• Seher vakti içtigin sarap, sana tesir etmediyse, ben sana baska türlü bir sarap vereyim; onu iç. Benim sarabım<br />
gerçekten de acayip bir saraptır. Bir kıyamet gibidir. însanı diriltir.<br />
•Daha ilk kadehi içer içmez, nereleri gezersin Neler görürsün Neler..îkıncı kadehten Allah´a sıgınırız. Üçüncü<br />
kadehi içince ne olacagını söyleyemem.<br />
• Ne gam kalır, ne is güç kalır. Herkes yerlere yıkılır, ondan sonra da sizi alırlar, nereye çeker götürürler, Allah bilir!<br />
•Sen kokuya, renge takılıp kalmıssın. Onların esiri olmussun; tasa, tastaki resme benziyorsun Su tasın kalbinden,<br />
kaynak suyu gibi kayna da, fıskırarak çık.<br />
•Hele ey kerem sahibi saki! 0 kırmızı sarabı sun da öyle bir hale geleyim ki,cekinmeden korkmadan senden, senin<br />
güzelliginden bahsedeyim.<br />
•O büyük kadehi bana, kendi kuluna sun da, onun mahmurluguyla nasıl basımı, yukarılara daldırmısım, seyret!<br />
•Ötelerden beni bir lrmak edib akıttıgın yere bakıyorum. Zaten, o ırmak, denizden akıp gelmisti. Simdi de geldigi<br />
yere; denize dogru akıyor.<br />
75. Aklını basına al da sen can ile arkadas ol!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îliin, Fa´ilün<br />
(c.I, 288)<br />
• Dostu dosta götüreni, melekleri gökyüzünden yeryüzüne indireni getir!<br />
• Her gece, Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi Mi´raca çıkmak için ask buragına eger vuranı getir!<br />
• Aklını basına al da, sen canla arkadas ol, onunla düs kalk, onun huzurunda otur! Çünkü her oturusta, biraz daha<br />
onun huylannı, sıfatlarını elde edersin.<br />
• Sakisi rüh olan sonsuzluk ask sarabını alır çekersin, çekince de kendinden geçersin, öyle bir hal alırsın ki,<br />
• Hakk yolu yolcusuna; "Git de canla oynama huyunu pervaneden ögren!" dersin. Çünkü o, seni din mumunun<br />
atesine çagırmaktadır.<br />
" Seyh Sa´di hazretlerinin su kıt´ası hatıra geldi:<br />
"Ey bülbül askı pervaneden ögren! Yandı, can verdi de sesi çıkmadı. Benlik pesınde bu sahte asıklar, Allah´ı istemekten<br />
habersizdirler. Çünkü ona kasusup haberi olanlardan da bir haber gelmedi."<br />
• Allah´ın vahyi geldi. Can kulagınızı açın da onu duyun. Çünkü mana kulagı açık olan kisiye, Allah hakîkati gören<br />
göz ihsan eder.<br />
•Dostun gönle gelen hayali sana bulusma müjdesini verir. 0 hayal, o zan seni alır: yakîne, tam inanca çeker<br />
götürür.<br />
•Sen düstügün süphe kuyusunda Yüsuf gibisin. Dostun hayali de sanki bir iptir sen o ipe sıkıca tutunup çıkarsan<br />
kendini yücelerde, göklerin üstünde bulursun.<br />
•Bulusma günü aklın basında kalabilirse sana der ki; "Ben, sana nefsanî arzularını ayak altına al!" dememis<br />
miydim îste dedigim gibi oldu; nefsi terk ettin de dostu buldun.<br />
• Eger sen, insan gibi yasarsan, dogru bir kisi olursan, can bulusma evine girer. Eger egri bir kisiysen, seni<br />
atlaslara, giyinmeye, kusanmaya çeker götürür.<br />
• Dünya hayatında basına gelen belalara, cefa dikenlerine katlan! Çünkü çektigin acılar, sıkıntılar seni dikenlerden<br />
alır da güllere kavusturur. Reyhanların, yaseminlerin bulundugu bahçeye çeker götürür.<br />
•Dost ugruna düsmanların lanetini, hakaretini, küfürlerini serbet gibi iç! Çünkü bu lanetler, hakaretler, küfürler,<br />
seni lütuflara, senalara, aferinlere manevî derecelere ulastırır.<br />
"Esref oglu Rümî hazretleri de söyle buyurmus:<br />
"Esrefoglu Rumî yari sevenlerin budur karı,<br />
0l dost için aguları seker gibi yutmak gerek."<br />
76. Deniz kenarına git de, denize;<br />
"Ey deniz, cosma, dalgalanma!" de, deniz seni dinler mi<br />
Mefa´îlün, Fa´ilatiin, Mefa´îliin, Fa´ilün<br />
(c.I, 227)<br />
• Temiz canına yemin ederim ki; ben sabredemiyorum. Sensiz yapamıyorum. Ey azîz dost, ey cömertlik, ihsan ve<br />
vefa madeni, artık gel!<br />
• Sabrın yeri mi var Sabır nedir ki: Sabır Kaf dagı da olsa, ayrılık günesi ile erir yok olur gider.<br />
• 9ster bana inan, ister inanma da; "îs böyle degil!" de! Vefanın tertemiz üzerine yemin ederim ki: "Ben senin<br />
askında vefalıyım."<br />
• Eger sana karsı duydugum derin sevgi hakkında çok konustumsa, sözüm uzayıp gittiyse beni kınamayın; belki<br />
halimi anlarsınız, insafa gelirsiniz, acırsınız diye söylenip duruyorum.<br />
• Benim içimde sevgi tenceresini kaynatan bir harlı ates var ki; o ates, gökyüzüne düsse, gökyüzünün tavanını bile<br />
yakar, delik desik eder, çökertir.<br />
• Gökyüzü tavanına, yüzyıllardan beri, günesten ve onun atesinden bir zarar gelmemistir, günes onu<br />
karartmamıstır. Ama, gök benim atesime dayanamaz.<br />
• Dertli varlıgımdan öyle bir kan ırmagı akmaktadır ki, onun nereden nereye aktıgından benim bile haberim yok.<br />
• Irmaga; "Ey ırmak akma!" mı diyeyim Onunla nasıl basa çıkılır Haydi, sen deniz kenarına git de, denize; "Ey<br />
deniz, cosma, dalgalanma, köpürme!" de;deniz seni dinler mi<br />
77. Dilerim, sevgilinin bana verdiği gamın biri, bin olsun!<br />
Fe´ilat, Fa´ilatün, Fe´ilat, Fa´ilatiin<br />
(c. 1, 166)<br />
• 0 bir çimendir. Kıyamete kadar onun gülleri açılsın, solmasın. 0 bır essiz güzeldir. îki dünya da onun yüzüne feda<br />
olsun.<br />
• Güzellerin emîri, sabahleyin erkenden salına salına ava çıkıyor. Onun bakıslarının oklarına gönlümüz av olsun.<br />
• Her an, onun güzel gözlerinden, benim iki gözüme bilsen ne haberler geliyor Gözlerim, onun haberleri ile<br />
aydınlatılsın, mahmurlastıkça mahmurlassın."<br />
•Ben Onu görünce zahitlik kapısını kırdım. Günah islemeye karar verdim. 0 bana inkisarda bulundu da; "Git!" dedi.<br />
Dilerim zamanın kararsızlıkla geçsin:<br />
•Onun duası kabul edildi. Ben bir sevgiliye düstüm, simdi bende ne karar kaldı. ne gönül! Sevgili, bizim kanımıza<br />
susamıs, Allah yardımcısı olsun.<br />
•Bizim bedenimiz, aya benziyor, ask yüzünden eriyor, tükeniyor. Gönlümüzde sanki zührenin çengi, teli kopsun da<br />
takılmasın.<br />
•Sen ayın eriyisine, tükenisine bakma, darılma. Sen sevgilinin bize verdiği gamın tatlılıgına bak! Dilerim bana<br />
verdiği gamın biri, bin olsun!<br />
78. Ask benden dogmadı, ask beni dogurdu. Ben askın çocuguyum.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îliin, Fa´ilün<br />
(c.I, 220)<br />
•Seher vakti herkes uykuda iken, mutluluk geldi, beni üç defa öptü. Allahın lutfuna ve inayetine erdim. Bu seher<br />
vakti kutlu olsun, mübarek olsun.<br />
•Ey gönül hatırındamı Dün gece rüyada ne görmüstün Ne görmüstün ki, , bu seher vakti mutluluk geldi. bana bir<br />
kapı açtı.<br />
•Yoksa rüyada sunumu görmüstün: Ay göklerden yeryüzüne inmis gelmis, yücelere, gökyüzünün üstüne çıkarıp<br />
bırakmıs.<br />
• Gönlü, onun yolunda, onun ayaklarının altına harap, perîsan bir halde yıkılmıs gördüm. îste su an basıma bu<br />
mutluluk geldi.<br />
• "Ben çok mutluyum, ben çok mutluyum!" diye sarkı söylemekteyirn.<br />
• Ask ile gönlümün arasında çok hadiseler var. Çok isler var. Simdi azar onların hepsi de hatırıma geldi.<br />
• Zahirde ask benden dogmus görünüyorsa da, sen buna inanma, isin hakati söyle ki: Ask benden dogmadı, ask<br />
beni dogurdu. Ben askın çocuguyum.<br />
• Ey sıfatları açıkta olan, görünen, zatı can gibi gizli olan Allah´ım! Senin zatına yemin ederim ki, benim bütün<br />
dilegim, arzum, bütün istegim, ancak sensin, ben seni seviyorum, seni istiyorum, baskasını degil!<br />
• Senden daima, bana gizli iltifatlar, gizli öpücükler gelmede, fakat ben, et ve kemikten bir yıgın olan su beden<br />
perdesinin ötesindeyim. Beni kim öpüyor kendini bana kim öptürüyor Bu halleri göremiyorum, bilemiyorum.<br />
• Allah´ım, bana acımaktan vazgeçme, yoksa, yokluga düserim de; "Aman bana yardım edin, fena haldeyim!" diye<br />
feryada baslarım.<br />
• Fakat, sevgilim, bana lütuflarda bulunmasa, öpücük vermese de, bana hakaret etse de, sevse de sikayetçi<br />
degilim. Ben yine memnunum, yine hosum, mutluyum. Efendim ile benim aramda hadiseler var. Beni öper de, söver de,<br />
kim ne karısır .. Kime ne<br />
79. Çevrene uy!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatiln, Fe´ilatiin, Fe´ilün ,]<br />
•Topallaya topallaya yürü! Çünkü bu yolda yürüyenlerin hepsi de topal.Ayagına bir bez sar da egri bügrü, basını<br />
titrete titrete, ayagını sürüye sürüye yol al<br />
•Ay yüzlü gibi güzel birisiysen, yüzüne safran sür, sarart. Güzellıgını sakla!Sayet güzel yüzünü gösterirsen, seni<br />
çekemeyenler çok olur, sopa yersin, paralanırsın.<br />
•Ffendi sen bir çirkin kisi görürsen, aynanı koltugunun altında sakla! Yoksa Aynanın adını kötüye çıkarırsın.<br />
•Aklın basında oldukça uzlas, dost ol, iyi geçinmeye bak! Ama sarhos oldunmu ne olursa olsun, çünkü herkes senin<br />
uygunsuz halini sarhosluga verir.<br />
• 0 söyledigin sözleri bir kere daha söyle, ben onları unuttum. Ey ay yüzlü sevgili, Allah seni selamete ulastırsın!<br />
• Allah seni selamete ulastırsın, bütün günlerin hos geçsin. Ey nefesi ölüleri dirilten, Allah seni selamete ulastırsın!<br />
• Biz, senin güzelliginden bir sey dilenmek için çok uzaklardan gelmisiz. Ay nurlu yüzünden nurlar saçar,<br />
cömertliklerde bulunur. Onun adeti böyledir. Sen de, bir ay yüzlüsün; yüzünün nurundan Allah rızası için bize de ver.<br />
" Mevlana, Dîvan-ı Kebîrinm baska bir yerinde de söyle der:<br />
Biz sufiler senin mahallene geldik, sana geldik, Allah rızası için yüzünün güzelliginden bize azıcık bir sey ver<br />
sususuz senin ırmagından baska bir yerde tatlı su yok. Bidonları da, testilerimizi de beraber getirdik." (Dîvan-ı,Kebir:<br />
2230)<br />
• Sevgilim, gökteki ay benim duamı duydu da, senin ay yüzüne karsı ellerini açtı. Senden nür istiyor. Bana da; "El<br />
aç, nür iste!" demeye basladı.<br />
• Ey Allah´ım, günes de, ay da, gökler de, manalar da, akıllar da bize göre yücedir, degerlidir, zengindir. Fakat,<br />
senin karsısında hepsi de fakir ve yoksuldurlar.<br />
80. Bulusma günü için kendine çekidüzen ver!<br />
Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c.I, 246)<br />
• Bu dünyada yaptıgımız islerden ötürü, gönlümüzde yüzlerce davul çalınıyor, kıyametler kopuyor. Yarın, yani<br />
ölünce davulların gümbürtülerini duyacagız.<br />
• Bugün gaflet, kulagımıza pamuk dolmus, onu tıkamıs; göze de, hakîkati göstertermeyen kıl kesilmistir. Bu<br />
yüzden, biz, sevda vesvesesine kapılmıs ve yarının gamı ile, endisesi ile çırpınıp duruyoruz.<br />
• Hallac-ı Mansur gibi, safa ehli gibi, sen de, hakîkati duyurmayan gaflet muguna ask atesi düsür, onu yak da,<br />
sagırlıktan kurtul.<br />
• Ask ile bulusma zamanı yakınlastı, bu sebeple kendine çekidüzen ver,bulusma günü için güzelles!<br />
• Bizim ölümüz, her ne kadar sana matem olursa da, aslında, hakla bulusma vakti oldugu için, bizim en neseli, en<br />
mutlu zamanımızdır.<br />
• Çünkü bu dünya, bizim zindanımızdır. Zindanın harap olusu, yıkılısı, zindandakileri sevindirir. Yani bizim<br />
bedenimiz, ruhumuz için bir zindan kesilmistir. Ölüm, bedeni yıkınca, topraga düsürünce, ruh zindandan kurtulaçak,<br />
Hakk´a kavusacaktır.<br />
• Aklını basına al da, fanî olan bu dünya zindanında kimsede vefa arama!bu dünyanın vefası bile vefasızdır!<br />
81. Ey vefalı kisi, bizden, benden vazgeç!<br />
Fa´iiatiin, Fa´ilatün, Fa´ilün<br />
(c.I, 251)<br />
•Ey vefalı kisi, gel, gel, daha yakına gel! Beni, benligi, bizi, bizligi bırak! Çabuk, vakit geçirmeden gel!<br />
•Gel daha yakın gel! Biz´den, ben´den vazgeç, gel, gel. Sen´lik ve biz´lik yok oluncaya kadar gel. Ne "sen" kalasın,<br />
ne de "biz" kalalım!<br />
• Kibri ve kendini begenmeyi bırak da, yere göge sıgmayan o büyükler büyügüne gönlünde yer ver!<br />
• Cenab-ı Hakk, ezel aleminde "Ben sizin Rabbiniz degil miyim" diye buyurdu. Sen de ona; "Evet, Rabbimiz<br />
sensin!" diye cevap verdin.<br />
• Evet sözün sükrü nedir Yani o emri nasıl yerine getireceksin Bu dünyada, sikayet etmeden, Hakk´tan gelen<br />
belalara, ıstıraplara sabretmektir. Ses çıkarmamaktır.<br />
"burada 7 ci araf suresinin 172. ayetine isaret var. Arapça "Evet" kelimesi, ses olarakıstırap sesini verdiği için<br />
Mevlana eski edebiyatta sık sık yapılan "tevriye sanatını hatırlatmaktadır.<br />
• Bela´nın bir sırrı da; ben fakr, yokluk dergahının kapısmı çalıyorum demektir.<br />
• Sen, kendinden kurtul, benliginden temizlen, toprak ol, ayak altına seril de topragından otlar bitsin. Ot gibi benligi<br />
üstünden atar, kurursan hos bir sekilde ask atesine yanarsın.<br />
• Senin yanısınla meydana gelen kül, toprak, kimya gibi dertlere deva olur.<br />
• Illetlerle, nefsanî arzularla dolu olan hayvanî rühunu ona ver de sonsuz olan, hos olan insanî rühu elde et!<br />
82. Garip olan rüh, mekansızlık aleminin özlemini çeker.<br />
Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefil, Müstef´ilün<br />
(c. I, 26)<br />
•Her an gökyüzünden gönüllere gizli olarak söyle vahiyler gelmede: "Ne zamana kadar, tortu gibi yeryüzünde<br />
çöküp kalacaksınız Göge yükselin, göge yükselin!"<br />
• Ancak tembel olanlar, agır canlılar sarap tortusu gibi dibe çökerler. Tortudan kendini kurtaran, arınan, temizlenen<br />
ise küpün üstüne çıkar.<br />
• Hemen balçıgı, çamuru karıstırma! Suyunıı bulandırma da arınsın. Tortun aydınlansın ve derdine derman<br />
bulunsun.<br />
•9nsanda su´le gibi bir can var. Fakat onun dumanı, nurıından daha fazla. Duman haddini asınca, fazla olunca,<br />
gönül evinde bulunan Hakk ısıgını göstermez olur.<br />
• Eser, gönül evindeki dumanı azaltırsan yani günah kiılerinden arınırsan, senin nürun ile her iki dünya da, bu<br />
dünya da, öteki dünya da aydınlanır.<br />
• Bulanık bir suya bakarsan, orada ne ay görebilirsin, ne de gök! Hava kararınca günes de gizlenir, ay da!<br />
• Güney rüzgarı esince, havayı tertemiz eder. Bu yüzdendir ki, sabahın erken saatlerinde seher yeli eser. Adeta<br />
dünyayı cilalar, parlatır.<br />
• Alıp verdigimiz nefes de gönüldeki sıkıntıyı, derdi temizler, arıtır, adeta insanın içini cilalar. însan bir an bile nefes<br />
alıp veremezse, varlıgına yokluk gelir çatar.<br />
•Bu dünyada garip olan rüh, mekansızlık aleminin özlemini çeker. Hayvan nefis ise bilmem ki, ne diye su dünya<br />
otlagında otlar durur Geldigi yeri unuturda dünya nimetleri için çırpınır durur.<br />
83. Allah´ım canı yarattın ama ona cefalar verdin!<br />
Müstef´´ilüıı. Müstef´ilün. Müstef´´ilün. Mıistef´´ilün<br />
(c,1,28)<br />
• Ey bedenimizin padisahı; ey bize acı(Zeker), bizi neselendiren, güldüren aziz varlık! Ey gözlerimize görüs kabiliyeti<br />
veren, ey can gözümüze tutya çeken, parlatan Rabbimiz!<br />
• Canı parlattın ama ona cefalar verdin, onu deliye, divaneye çevirdin. Bazen onu yalnızlıga asık ettin. Bazen, bir<br />
güzel yüzlünün pesinde kostuıdun, üryan düsürdün.<br />
• Bazen top olduk, çögeninin egri ucuna uyduk, onun önünde bası dönmüs bir top gibi kah neseye, eglence yerine,<br />
kah belaya, cefaya, derde, ıstıraba dogru yuvarlandık durduk.<br />
• Bazen gaflet uykusuna daldırırsın, bazen sebeplere dogıu sürersin, bazen de yoklıık çölünde bizi süründürürsün.<br />
• Bazen yüksek mevkî, altın taç sevdasına düsürürsün. Bazen de tutar basına topraklar saçarsın. Bazen kendini<br />
kayzer, padisah sanır, bazen de yoksullar gıbi yamalı hırkalara bürünür.<br />
• Kah diken olur, kah gül! Bazen sirke olur, bazen sarap; kah davulcu olur. davul çalar, kah davul olur, tokmaklar<br />
yer.<br />
• Bazen acaip bir agaç gibi elma verir, bazen kabak yetistirir. Bazen zehir verir bazen sükür; bazen dert verir,<br />
bazen derman.<br />
• Hayat ne acaip bir ırmaktır ki, bazen su olur, bazen kan; bazen la´l renkli sarap kesilir, bazen süt; bazen de<br />
sifalar veren bal.<br />
• Bazen çesitli renklerden sıyrılır. Hz. îsa´nın küpüne girer, bir renge bürünür böylece bazen "Allah´ın boyası"<br />
meydana çıkar. "Allah diledigini vapar<br />
"Hz. 9sa´nın bir küpü varmıs. oraya atılan kumaslar çesilli renklerde de olsa tek renk olarak çıkarmıs. Bu "Allah<br />
boyası"dır. Allah´ın takdirine uymayı ifade eder. Bu beytte 2. Bakara suresinin138 çi ayetine isaret edilmektedir"<br />
.<br />
84. Benim canım mana helvası istiyor.<br />
MefS´îlün, Mefa´îliin, Fe´ulün<br />
(c. I, 106)<br />
• Canım mana helvası istiyor, helva! Helva vadini yarına bırakma!<br />
• Bu mana helvası ne de güzel, sıcak, hos; onun kokusu her an yücelerden ötelerden geliyor.<br />
• Sen bu mana helvasını agızla yiyemezsin, bu sebeple, incir gibi agzını kapa da, o nefis hos kokulu, sıcak helvayı<br />
gönülden ye; ona dudaklarını, elini degdirme.<br />
• Bu helva, dünyada yapılan helvalardan degildir. 0 taraftandır. Onu görünmez el pisirmistir. 0 eldendir. 0 helva, o<br />
görünmez alemde süt içti, hurma yedi de tatlılastı. Bu yüzden o, ötelerin helvası oldu.<br />
• Biz hepimiz Akl-ı Küll´ün ogullarıyız. Bu sebepten de ötelerden "Ey babasının canı!" diye sesler gelip durmadadır.<br />
"Akl-ı Küll", Allah´ın kudretinden, Akl-ı Evvel´den yani ulühiyyet mertebesinden evvel ortaya çıkan akıl<br />
mertebesidir. "Ars-ı Azam", "Cebrail" Hz. Muhammed´in nüru gıbı, Aklı Küll´ün, Akl-ı Evvel´den sonra gelen bir mertebe<br />
oldugunu bilmek gerek. Çünkü, "Allah´ın ilk yarattıgı sey akıldır." hadîsi ile Akl-ı Evvel´e isaret vardır. Arifler, bütün bu<br />
meıtebeleri, Kur´aıı ve hadîslerden yararlanarak, biz aciz insanlara Cenab-ı Hakk´a dair bilgiler vermeye çalısmaktadırlar.<br />
Sinasi merhumun dedigi gibi:<br />
"Akıl biliyor ki, var bir Allah,<br />
Mahiyeti anlasılmıyor, ah!"<br />
85. Dudagını her öpüse verme onu kirletme.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlii, Fe´ülün<br />
(c.1, 96)<br />
• Sevgilinin dudagından anlatılamaz zevkler duyarak mest olmak istiyorsan, dudagını her öpüse verme, kirlenme,<br />
her yemege onu bulastırma!<br />
• Bövle yap da senin dudagından baskasının kokusu gelmesin; o dudaklar yalnız ve yalnız ask kesilsin. Lekesiz;<br />
hiçbir dudaga dokunmamıs, tertemiz kalsın da essiz bir hale gelsin.<br />
• Sunu iyi bil ve ibret gözü ile bak da gör ki: kadîm olan, evveline evvel olmayan Allah´ın nürundan baska ne varsa<br />
hepsi de bir mezbelede, yani pislik dolu bir yerde bulunan kokmus pislikten ibarettir.<br />
• Sen, manen kirlenip pislik olunca, kutsallıgın, takdîsin üstünlügünü, manevî tadını ne bilirsin Aklını basına al!<br />
Pislik olmaktan kurtul, temizlen de kutluluk, yücelik tarafına git!<br />
• Hz. Musa, Firavun´un nimetinden elini çekti. Agzını yıkadı da Allah ona nürlu el ve kerem denizini bagısladı.<br />
• Kendine gel, gözünü kapa ki, o göz, pek kıskançtır. Aklını basına al, madeni bos tut ki, senin için hazırlanmıs bir<br />
mana yemegi var!<br />
86. Gaflet pamugunu kulagından çıkar, ask gözünü aç!<br />
(Bu gazel bir yazma nüshadan alındı.)<br />
• Varlık, benlik karanlıklanndan bir adım bile dısarı atsan, kendini kurtarsan yokluk ab-ı hayatını içer, yüzlerce Hızır<br />
gibi sonsuzluga kavusursun.<br />
• Adım adım yürü, manevî pisliklerini, günahlarını üstünden at, ve asıkcasına bir hamle yap da mekansızhk alemine<br />
gel!<br />
• Eger sen benlikden kurtulur, benligini yok edersen, benliksiz olursan ona kavusursun; o zaman sen bir dertken<br />
deva olursun da, bütün yaralara merhem kesilirsin.<br />
• Kamıs, sekerle dolu olursa, ses vermez; eger sen kamıs degil isen; içini kötü duygulardan, benlikden temizlemis,<br />
bosaltmıs isen, dudagını, ney çalanın du-agına korsun. Manevî sekerler çignersin.<br />
• Her iki dünyadan gönlünü çekmis, kurtarmıssan, bu cihanın isteklerinden vazgeçmissen, kendi benligini de,<br />
varlıgını da yok etmissindir.<br />
• Her iki dünyada da yönelecek kıbleyi arıyorsan, sana söyleyeyim, haber vereyim Semseddin´in varlıgı, Safa ile<br />
Merve arasında bulunan bir kıbledir.<br />
87. Nürlu gözlere kul köle ol!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe-lün<br />
(c.I, 217)<br />
• Sen ne iyi bahtlı, ne talihli kisisin ki, Allah; "Gel gel mutlulukla, gir içeri senin için kurtulus kapısı açıldı." diye<br />
seslenir.<br />
• Güzel renklerle, hos kokularla açılıp saçılan gül neden gülüyor Söyleyeyim: "Bahar mevsimi yüzünden onun<br />
duası kabul edildi de onun için gü lüyor.<br />
• Gül, mana Yusufunun kokusunu aldı da, o yüzden gömleginin yakasını yırttı, agzını açdı gülmeye; "Hey hey<br />
müjdemi isterim, müjdemi isterim!" demeye basladı.<br />
• Herkes; bütün alem biliyor ki: Kainatın yaradılısının manası odur. 0 halde adlar manadan baska nereye gidebilir<br />
Bütün adlar, onundur.<br />
• Cenab-ı Hakk; "Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi istedim." diye buyurdugu için ad mananın mazharı oldu. Onun<br />
için kalp gözleri açık olan arifler, mana üzerinde dururlar da, adlara önem vermezler. Gölgeyi degil, gölge düsüreni<br />
düsünürler.<br />
"Davud (a.s.): "Ya Rabbî insanlan ne için yarattın " diye Cenab-ı Hakk´a niyazda bulundu. Bunun Bunun üzerine<br />
Cenab-ı Hakk buyurdu ki: "Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi sevdim, istedim, beni bilmeleri için insanları yarattım." Bu<br />
bir kudsî hadîsdir. Sufîler bu hadîs iizerinde Çok dururlar. Bu konuda Bursalı Ismail Hakkı hazretlerinin Gizli Hazine diye<br />
küçük bir kitabı da vardır.<br />
• Asası olmasa da, eli parıl parıl parlamasa da Harun irfanı ile Kelîm´i yani Hz. Müsa´yı tanıdı, bildi.<br />
• "Allah göklerin ve yerlerin nürudur." diye buyurdu. Kendisine nür adını taktı. Gözü de nurdan yarattı. Bu sebeple<br />
nurlu gözlere, kul ol, köle ol!<br />
"Allah göklerin ve yeryüzünün nürudur." (Nür Suresi, 24/35.)<br />
88. Sevdaya doymus asık var mıdır<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. 1, 64)<br />
• Sen, bu sevdaya doymus hiçbir asık gördün mü îçinde bulundugu, yüzüp durdugu denize doymus balık gördün<br />
mü<br />
• Sen hiç bir nakıs, hiç bir resinti gördün mü ki kendisini nakseden kisiden yahut ressamdan kaçsın Sen hiç bir<br />
Varlık gördün mü ki gönlünü verdiği Azra´dan uzaklassın<br />
"Varnık ve Azra, Leyla ve Mecnun gibi birbirini seven asıktır."<br />
• Asık ayrılıga düserse manası olmayan bir ada döner. Fakat aslında manada bir sevgili gibi adlara takılıp kalmaz.<br />
• Sevgilim bu dünyada sensiz yasamak, ıstırab çekmektir, azaba düsmektir., Bu yüzden dilerim ki canım bir an bile<br />
sensiz kalmasın. Senin tatlı canına yemin ederim ki, sensiz can bize iskencedir, beladır.<br />
• Senin güzel hayalin öyle bir sultandır ki, Hz. Süleyman´ın Mescid-i Aksa´ya gelisi gibi salına salına gönüle gelir.<br />
" Mescid-i Aksa, Kudüs´te Hz. Süleyman´ın yaptırdıgı meshur mabettir.<br />
• Asıgın gönlünde binlerce mes´ale yanar. Bütün mescit apaydın olur.1 Rıdvanla, hürilerle dolu bir cennet halini alır.<br />
" Rıdvan, cennet kapıcısı olan güzel melek."<br />
89. Basan için çalısmak, ugrasmak gerek.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´îlün<br />
(c.1, 214)<br />
• Eger agaç hareket etseydi, yani bir yerden baska bir yere gidebilseydi, ne testere eziyetini çeker, ne de çesitli<br />
islerde, çesitli yerlerde kesilir, biçilir, cefalar çeker, yaralanır, berelenirdi.<br />
• Eger günes ve ay, dönüp durmasalardı, sagır kayalar gibi oldukları yerde durabilselerdi, ne günes ısıklar saçarak<br />
dünyayı aydınlatır, ne de ay ısıgı geceleri hos bir sekilde nurlar saçardı.<br />
• Fırat, Dicle ve Ceyhun nehirleri akıp durmasalardı; deniz gibi bir yert takılıp hareketsiz kalsalardı, kokarlar ve<br />
acırlardı.<br />
• Deniz suyu yolculuga çıktı. Önce buhar halinde havaya yükseldi, orada bulut oldu. Acılıktan kurtuldu, helvaya<br />
döndü.<br />
• Bak da gör, Yusuf (a.s.) babasının kucagından ayrıldı. Yolculuga çıktı. Ta Mısır´a kadar gitti de orada essiz bir<br />
makama ulastı.<br />
, Sunu da gör ki: Ahmed (s.a.v.) Mekke´yi bıraktı, Medine´ye hicret etti;sonra ordu çekti, gelip Mekke´yi zabtetti.<br />
• Hz. Muhammed mi´rac gecesi Burak´a bindi, yola çıktı. Hakk´a manen yaklastı, yakınlastı, aralarında iki yay kadar<br />
bir yakınlık kaldı, hatta daha da yakına vardı, makamını buldu.<br />
• Usanmasaydın, bıkmasaydın dünyadaki misafirleri, yola düsmüs yolculuga çıkmıs erleri birer birer, ikiser ikiser,<br />
üçer üçer sayardım.<br />
• Birazını gösterdim, birkaçını saydım. Geri kalanını sen bil, sen ögren. Kendi huyundan, Hakk´ın huyuna ulas!<br />
"Bu siirde Mevlana miskince bir yerde oturup kalmamayı; çalısıp çabalamayı, ugrasıp bir kelıme ile, dinamik olmayı<br />
tavsiye buyuruyor"<br />
90. Ne ekmek ver, ne huzur ver, ne de uyku;ben yalnız seni istiyorum<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c.1, 33)<br />
• Ey saki ask sarabını fazlasıyla sun da, korku da kaybolsun, rica ve ümit de. Düsüncenin de boynunu vur! Onunla<br />
hiç bir ilgimiz kalmasın, zaten o nerede, biz neredeyiz<br />
•Ey asıkın susuzluguna bizim gibi yüzbinlerce insanın feda oldugu üstün varlık, bana ne su ver, ne ekmek ver, ne<br />
huzur ver, ne uyku ver! Ben yalnız seni istiyorum.<br />
•Bu gün senin misafirinim´ senln askınla perisan olmusum. Bu haber bütün sehre yayıldı her yer bu haberle doldu.<br />
Bugün mana sarabının içildigi gün;haydi geliniz.<br />
•Demir kırıntıları mıknatısa dogru nasıl kosarlarsa, dünyanın bütün hayalleri, onun hayaline dogru kosmaga basladı.<br />
• Dünya Tur dagına döndü. Her zerresi tecelliye mazhar olarak aydınlatmaya, basladı. Rüh da Hz. Müsa gibi tecellî<br />
karsısında aklını kaybetti, kendinden* geçti.<br />
• Kalbine ask atesi düsen her varlık, aslına kavusmak için çırpınmada, dönüp durmaktadır. Aslının aslı ile bulusmak<br />
için yokluk da apasikar el çırpmadadır.<br />
• Her ot yesermis, güzel, hos bir halde gülümsüyor. Her zerre; "Sabır sıkıntı´nın anahtarıdır!" "Sükür de Allah´tan<br />
razı olmanın anahtarıdır!" diye naralan atmaktadır.<br />
91. Gönül sıfatı elde ettinse, gönül gibi ayaksız bassız gel!<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatun, Fa´ilün<br />
(c. I, 188)<br />
• Eger sen, öd agacıysan buhurdana gel; seni damdan atarlarsa, kapıdan düs içeriye gir!<br />
• Madem ki sen bir Yüsufsun, kuyuya atılmaktan, zindana sokulmaktan kurtulamazsın. Sen kahır zehrini seker say!<br />
• "Allahuekber" diyorsun, bu bir adettir, bu bir resmî söyleyisdir. Gönülder söyleyis degildir. Eger sen "Ekber"<br />
dedigin o büyükler büyügünün kuluysan bu büyüklere yakısır sekilde gel! Kendine çeki düzen ver!<br />
• Köpekler de nasıl içer kızıl sarabı Arslansan kızıl sarap gibi gel!<br />
• Ne diye altın arıyorsun Kendi bakırını altın et! Altın olmuyorsa gel o gümüs bedenliye!<br />
• Zenginlerin gözleri kupkuru. Fakirlerin ise nemli. Ey asık! Sen kupkuru degil, nemli de degil; iki sekle de bürünme<br />
de öyle gel!<br />
• Melek sıfatlarına mahremsen, melek gibi erkeklikden de, disilikten de mü nezzeh ol da öyle gel!<br />
• Yolculukta gönül sıfatını elde ettinse, gönül gibi ayaksız gel, bassız gel!<br />
92. Burada gizli birisi var, kendini yalnız sanma!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´uliin<br />
(c.1, 188)<br />
• Burada gizli birisi var. Kendini yalnız sanma! Onun kulagı pek hassastır, keskindir. Sakın kötü sözler söyleme!<br />
• 0 peri senin gönlünün çesmesine baglamp kalmıstır. Senin bütün düsüncelerin, hayaline gelen her suret, her sekil<br />
hep o perinin eseridir; o periden gelmektedir.<br />
• Nerede çesme varsa orası perilerin oturdugu yerdir, perilerin konagıdır. Oraya dikkatle, ihtiyatla gitmek gerek.<br />
• Senin bedeninde bulunan bes duygu çesmesi akıp durdukça, bil ki; gönlünde gizlenen o peri bu bes çesmeyi<br />
ayırmıstır, akıtmıstır.<br />
• Vehmetmek, tasavvurda bulunmak gibi bes tane de iç duygun varya, bil kı; her bes çesme de, meraya dogru,<br />
yararlı olacagı yerlere dogru kosup durmadadır.<br />
"Eskılere göre insanı haricî muhitinden haberdar eden bes duygu vardır ki onlar da; görme, isitrne, koklama,<br />
tatma, bilhassa elle sıcagı sogugu, serti yumusagı anlama duygularıdır. bunlardan baska ayrıca bes tane de iç duygusu,<br />
batinî duygu vardır: Hayal, düsünce, vehme yani olanı, olmayanı anlayıs, zihinde hıfzedis ve ınüsterek duygu. Insan bu<br />
sonuncu duygu ile iç ve dıs duygularını düzenler. (9brahim Hakkı Hazretleri: Maıifetııame, Bulak basımı 1251, s. 204-<br />
205.)<br />
• Her çesmenin yüksekte bulunan iki su sarnıcı vardır. Elli tane de sulara yol veren su yolcusu bulunmaktadır.<br />
Gönlünü paslardan temizlersen, cilalarsan bütün bunlar, sana yüzlerini gösterirler.<br />
• Çesme basında edebe riayet etmezsen, sana perilerden zarar gelir. Çünkü Du çesıt periler, çok hassastır, serttir,<br />
pervasızdır.<br />
93. Bize Hakk yolunda "biz"siz olarak bir yolculuk nasib oldu.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c.I, 128)<br />
• Bize Hakk yolunda "biz"siz olarak bir yolculuk nasip oldu. 0 yolculukta "biz"siz oldugumuz için gönliimüze bir<br />
ferahlık geldi.<br />
• Daima bizden gizlenen o gerçek sevgili, o ay yüzlü güzeller güzeli, orada "biz"siz olarak yanagını yanagımıza<br />
koydu.<br />
• Biz o dostun gamı ile can verdik de onun gamı, bizi, bizden kurtardı, "biz"siz olarak dogurdu.<br />
• Biz her zaman aralıksız sarap içmeden mest olanlardanız. Biz daima "biz"siz olarak neçelenir, manevî zevkler<br />
duyarız.<br />
• Siz sakın bizi yad etmeyin, buna lüzüm yok. Çünkü biz "biz"siz oldugumuzdan kendimiz rüzgar kesilmisiz de her<br />
yerde eser dururuz.<br />
• Biz "biz"siz kalıyoruz da, her zaman sevinç içindeyiz, mutluyuz. Bu sebeple daima "biz"siz olalım, "biz"siz kalalım<br />
diyoruz.<br />
• Kapıların hepsi de yüzümüze kapanmıstı. Biz, bizden kurtulunca, kapıların hepsi de açıldı.<br />
94. Ey dertli zamanımda canımın rahatı olan Allahım!<br />
Müfte´ilıin, Fa´ilat, Müfte´iliin, Fa´ilat<br />
(c.I, 207)<br />
• Ey dertli zamanımda canımın rahatı! Ey yoksulluk açlıgında rühumun hazinesi olan Allahım!<br />
•Vehmin elde edemedigi, anlayısın ve aklın eremedigi güzellikler senden canına ulastıgı için sen benim kıblem<br />
oldun.<br />
• Rabbim! Senin keremin ve lutfun sebebi ile ben aleme nazla bakarım.<br />
• Fanî olan devlet, zenginlik, varlık hiç beni aldatabilir mi<br />
• Allahım! Bitmez, tükenmez cömertliginle bana hesapsız mülkler versen, ne kadar gizli hazinelerin varsa onları<br />
önüme koysan, ben candan secde ederek vüzümü yerlere korum da derim ki:<br />
• "Ey Allahım! Benim için senin askın bütün bunların hepsinden daha degerlidir."<br />
95. Onun ask nagmelerinden yeryüzü cosmus köpürmüstü.<br />
Fa´ilatün, Pa´ilatiin, Fa´ilatiin, Fa´ilat<br />
(c.I, 131)<br />
• Onunla manen bulusmanın özlemi atesi ile yandıgım zaman, ben de Hz.Musa gibi, Tur Dagına gittim. Ne mutlu<br />
bana, ne mutlu!<br />
• Orada esi, benzeri olmayan bir padisah, bir sultanlar sultanı, rühları besleyen, pek latif, cana canlar katan bir<br />
güzeller güzeli gördüm.<br />
• Tur Dagı da, sahra da, çöl de onun yüzünün nüruyla parıl parıl parlamadaydı. Onun güzelligi her tarafı ebedî<br />
cennete çevirmisti.<br />
• Onun ask nagmesinden yeryüzü cosmus köpürmüstü. Gök de ona kavusma sevdasına kapılmıs dönüp duruyordu.<br />
•Akıl almaz yaratma gücüne sahip olan o padisahlar padisahı, yokluga söyler "aktı "Kün" ol verdi de yokluk<br />
canlandı, varlıga kavustu.<br />
• Lütf ve ihsan gölgeleri üstünlük günesi ile birlesince bütün birbirine olan unsurlar bir araya geldiler, birbirleri ile<br />
barıstılar.<br />
• Böylece, askının olgunlugu, merhameti birbirine düsman olan zıtların dost olarak birlesmelerini sagladı.<br />
• Fakat 0, yarattıklarının varlıkları yok olunca da, bir tanesi yüz tane oldıı. Orada var olan bana yok göründü, yok<br />
olan da var.<br />
• Cana benziyen dünyanın ötesinde, onun sevdasına kapılmıs, vefalı varlıkları gördüm; hepsi de tertemizdi, hepsi<br />
de safa içinde idiler.<br />
•Her fidanın sırrı topragın içinden bas kaldınr, yücelere boy atar. Mirac edenler, manen Hakk´ı bulanlar, duygulu ve<br />
imanlı kisiler yerlerde sürüklenmesinler, göklere çıksınlar diye bahçelere merdivenler kurmuslardır.<br />
• Kuslar ve bülbüller dallara konmuslar, bekçilik ederler. Bahçeye kimlerin gelip gittigini gözetlerler. Çünkü bu<br />
bekçilerin maasları Allah´ın hazinesinden verilmektedir.<br />
• Su agaçların yaprakları dillere, dallarda sallanıp duran meyveleri de gönüllere benzerler. Gönüller yüz gösterince<br />
diller çözülür, sözler degerlenir.<br />
96. Kosa kosa gelen bahar rüzgarı dünyayı güldürüyor.<br />
Müstef´ilün, Pe´Olün, Müstef´ilün, Fe´ülün (c.I, 196)<br />
Sevgili bu gece uyuma!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilatiin (c.I, 258)<br />
• Anberler saçan saçlarını çöz, harekete getir! Süfîlerin canlarını raksa sok!<br />
• Kosa kosa sarkılar söyleyerek gelen bahar rüzgarı dünyayı güldürür, körpe otları ayaga kaldırır. ,<br />
• Ötelerden gelen bir haberci gibi her an bagdan latif bir koku duyulur "Haydi dostlar uyanın!" diye sesler gelir.<br />
• Bahçe içten içe kendi sırrını, kendinde bulunan gizli kuvveti sürükler yürür, gider, yol alır da sana der ki: "Ey<br />
insan! Sen de içten içe yol al. Sen sende gizli bulunanı bul, ona dogru yol al da canına can gelsin.<br />
• Bahar rüzgarının oksaması ile gonca uyanır, açılır ve selviye süsenin sırrını söyler. Lale de bos durmaz, sögüt<br />
agacı ile erguvana güzel günlerin müjdesıni verir.<br />
• Ey ay yüzlü güzel! Bir gece olsun Allah askıyla uyumazsan, geceyi ibadetle ıhya edersen, sana sonsuzluk hazinesi<br />
yüzünü gösterir.<br />
• Görünmez bir günes, gayb aleminin günesi geceleyin dogar da seni nürlandırır, ısıtır tutiya yani manevî sürme<br />
gözlerindeki gaflet tozunu siler, gözlerini açar.<br />
• Aklını basına al da bu gece inat et, basını yastıga koyma, yatma da saadetin, anevî mutlulugun sana ne<br />
ihsanlarda, lütuflarda bulunacagını gör!<br />
•Allah gündüzü çalısıp kazanman, rızkını elde etmen için sana ihsan etti. Geceyi de ask için, sevismek için yarattı.<br />
Senin sevismeni, sevgili ile bulusmanı kötü göz görmesin diye de geceyi karanlıklarla perdeledi.<br />
• Halk gece olunca uykuya dalar uyur. Asıklar ise bütün gece Allah´a" yalvarırlar, dua ederler, adeta onunla<br />
söylesirler.<br />
• Cenab-ı Hakk bir geçe Davud(a.s.)´a söyle buyurdu: "Kim bizi sevdigini söyler, asıklık davasına girisir, sonra tutar<br />
bütün gece uyursa, onun sözü de yalandır, davası da yalandır!" Asık olanın gözüne uyku girer mi<br />
• Çünkü asık gönlünün derdini, çektigi acıları sevgilisine söylemek için yalnızlık ister, geceyi bekler, gecenin<br />
karanlıgında gizlenir.<br />
• Aska susamıs olan asık uyusa bile pek az uyur. Susuz kisi derin uykuya dalabilir mi<br />
• 0 azıcık uyusa da rüyasında ya su görür, ya ırmak kenarında dolasır, ya testî görür, yahut da saka (=sucu).<br />
• Ona bütün gece ötelerden; Allah´dan ses gelir durur. Ey zavallı! Kalk da, geceyi bir ganîmet, Allah´ın bir lutfu<br />
olarak gör ve fırsattan yararlan!<br />
97. Seni seven dostların sana yaptıklan iyilikler sana Hakk´ın bir iltifatıdır.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´Oliin<br />
(c.I, 123)<br />
• 0 güzel padisahı, o güzellerin gözünü, çeragmı gördüm.<br />
• 0 gönül dostunu, derdimi dert edinen o canı, o cana canlar katan cihanı gördüm.<br />
• Akla akıl vereni, safaya safa bagıslayan aziz varlıgı gördüm.<br />
• Beni büyüleyen o güzeller güzelini gördügüm için bedenimin her zerresi sevinmis, neselenmis, "Allah´a sükürler<br />
olsun." diyordu. Bu görüsün verdiği manevi zevk ve heyecan anlatılamaz ki!<br />
• Hz. Musa da ansızın agaçtan gelen o nüru görünce sevinmisti de;<br />
• "Artık onu arastırmadan kurtuldum. Allah bana lütfetti de aradıgımı buldum." dedi.<br />
• Hz. Musa agaçtan gelen o göz kamastırıcı nuru görünce, Cenab-ı Hakk; "Ya Müsa, yolculugu bırak ve elindeki<br />
asayı at!"diye buyurdu.<br />
"Gazelde geçen Hz. Musa(a.s.)´ın kıssasında Taha Süresi, 20/10-27. ayetlere isaret vardır.<br />
• Musa yalnız asayı atmadı. Gönlünde bulunan dünyaya ait bütün istekleri de attı. Akrabasını, sevdiklerini, en yakın<br />
dostlannı da gönlünden çıkarıp attı.<br />
• Sonra Müsa´ya; "Ayagına giydigin nalınları da çıkar at!" emri geldi. Böylece ayagından çıkardıgı bir çift nalınla<br />
beraber birçok güzellikleri, zevkleri olan dünya ile ahireti de, dolayısıyla yalnız dünyadaki süsleri, hoslukları degil,<br />
ahirette vadedilen zevkleri de gönlünden çıkardı. Çünkü;<br />
"Yunus Emre hazretleri:<br />
"Cennet cennet dedikleri birkaç evle birkaç huri îsteyene ver anları bana seni gerek seni!"diye buyurrnustu. Alman<br />
mütefekkiri Pichte (1762-1819) de: "Bu dünyada ve öteki dünyada "hedefleri, istekleri zevk olan insanlar çok bayagı<br />
insanlardır." diye yazmıstır.<br />
• Gonül evine Cenab-ı Hakk´dan baskası sıgamaz. Bu hususta peygamberlerin çök hassas davrandıklarını,<br />
kıskançlıklarını ancak gönül bilir.<br />
• Hz. Müsa nüra dogru yaklasırken, Cenab-ı Hakk; "Ya Müsa! Elinde ne var " diye buyurdu. Müsa da; "Yolculukta<br />
isimize yarayan asadır." diye cevap verdi.<br />
• Cenab-ı Hakk buyurdu ki: "Ey Musa! Elindeki asayı at da Allah´ın sasılacak islerinigör!"<br />
• Müsa asayı atınca, asa büyük bir yılan, bir ejderha oldu. Müsa da ejderhayı görünce korktu kaçtı.<br />
• Cenab-ı Hakk; "Korkma! 0 yılanı eline al da onu tekrar asa haline getireyim." diye buyurdu.<br />
• "Dayandıgın, yardımına güvendigin asayı yılan yaparak, sana düsman haline sokmustum. Simdi onu tut da tekrar<br />
asa haline gelsin, düsmanına karsı sana bir yardımcı olsun.<br />
• Böylece seni seven, sıkıntılı zamanlarında sana yardım eden, iyilik seven vefalı dostların iyiliklerinin benim sana<br />
olan gizli bir lütfumdan ibaret oldugunu ve baskasından sana vefa gelmeyecegini bilmeni, anlamanı istedim."<br />
• Ele, ayaga bir dert verince, elin ayagın senin için bir yılan olur.<br />
• Ey el! Bizden baskasının yardımını isteme! Ey ayak! En son gidilecek yerden baska yeri isteme!<br />
• Bizim sana verdigimiz zahmetlerden, sıkıntılardan kaçma, nereye gidersen git, her yerde bir zahmet, bir sıkıntı,<br />
bir dert vardır. Vardır ama o dert, o zah-met seni bir dermana ulastırır.<br />
• Bu dünyada hiçbir kimse yoktur ki, bir dertten kaçsın da; "Kurtuldum!" derken daha beterine ugramasın.<br />
• Seni avlamak için bir tuzak kurmuslardır. Oradaki yeme kapılma, yemden kaç; korku oradadır. Korkuyu sen akla<br />
bırak! Çünkü sevgi korku bilmez.<br />
• Sems-i Tebrizî lütuf buyurdu, fakat gidince lütfu da aldı beraberinde götürdü.<br />
98. Ben canımın minneti altında kalmak istemiyorum.<br />
Çünkü ben artık canla degil askla diriyim.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilım, Mefa´îlün<br />
(c.I, 51)<br />
• Babacıgım, kendini üzüntüye kaptırmıs, hayattan bezmis, usanmıssan sevgilimizin yanına gel! Onun güzelligini<br />
gör de can baharı seni canlandırsın, sana gençlik versin!<br />
• Seher vakti esen rüzgar bana sevgilimin selamının kokusu ile beraber baharımın, bagımın, bahçemin, güllerimin,<br />
meyvelerimin kokusunu da getirdi.<br />
• Güzelligin, güzel yüzün verdiği mestlik acaip anlasılamaz, anlatılamaz bir mestlik. Varlık, ama görülmemis bir<br />
varlık. Sanki devlet, ikbal, güç, kuvvet;"Ne duruyorsunuz, haydi geliniz!" diye feryad edip durmada...<br />
Seyh Sadi hazretleri bir siirinde: Sarabın verdiği mestlik, sarhosluk gece yarısına kadar süer, ama güzel yüzlü bir<br />
sakînin verdiği<br />
kıyamete kadar sürer, demistir.<br />
• Ben canımın minneti altında kalmak istemiyorum. Çünkü ben artık canla degil, ask ile diriyim. Beni ask yasatıyor.<br />
Sevgilimin de yanında bulundugum için pek mutluyum, pek hosum.<br />
• Padisahlar padisahının yüzünü gördügüm için kabıma sıgamıyorum, pek mes´udum. Burası da pek güzel, pek hos;<br />
ben artık bu saraydan baska bir yere gidemem.<br />
• Gönlümüz nese arıyor, manevî zevkler pesinde kosuyor. Aklımız ise bos yere düsüncelere daldıgı için yıkılmıs,<br />
kendinden geçmis, harab olmus bir halde; can sarabının kadehi de elimizde. Allah´ım bu hal ne hos bir hal!<br />
• Ask pesinde kostugumuz için akıl bize darıldı da gitmek istiyorsa gitsin, biz hiç üzülmeyiz. Sen ona de ki: "Ey akıl!<br />
Artık burada durma git!" Gündüz oldu ise varsın olsun. Ey gecesiz, gündüzsüz güzel! Sen gel! Baska sey ıstemiyoruz.<br />
99. Senin güzel yüzünü görünce gül de, gül bahçesi de gülmege basladı.<br />
Mefülü, MefS´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. I, 86)<br />
• Senin güzel yüzünü görünce gül de, gül bahçesi de neselendi, gülmege basladı. Ne olur, bizi de güldür, bizi de<br />
neselendir! Seninle sütle seker gibi kaynasalım.<br />
• Gökyüzü sana asık olmus, kul olmustur da onun için kararsız bir halde dönüp, durmadadır. Kalpleri ölü gibi olan<br />
insanlar da senin güzelligin ile dirildiler. Ey canımın canı, ey sevgili varlık! Sen ne kadar da güzelsin, ne kadar da<br />
hossun. Senin esin, benzerin olamaz; sen çok yasa, var ol!..<br />
• Senin güzellik denizin birdenbire dalgalanır, cosarsa su zavallı dünya incilerle dolar. Gökyüzü ise cennet haline<br />
gelir.<br />
• Sen güzel yüzünü ne tarafa çevirirsen önünde güller biter. Dilerim ki ayagını bastıgın topraklar altın olsun!..<br />
• însanlık hali öfkeye kapılır da acı sözler söylersen, kötü laflar edersen söyle; çekinme! Çünkü senin cefan, safadır.<br />
Cevrin tamamıyla tatlıdır,tamamıyla tattır.<br />
• Ya Rabbî! Sen sevgilime çok uyanık bir gönül ver, uzun saglıklı bir ömür ihsan et; yücelikler lütf et, yüzlerce yıl<br />
yasasın. Ona övünülecek nazlar ver de biz de o nazlarla övünelim.<br />
100. însanı büyüleyen güzel yüzünü gösterince mihnet ordusu, keder ordusu bozguna ugrar.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c.I, 167)<br />
• Askınla perisan ettigin, hasta ettigin zavallının hatırını senden baska kirn rar Ey Hz. îsa gibi hastalara sifa veren,<br />
ölüleri dirilten sevgili; hasta hatırını sormak için gel!<br />
• Gel de "Nasılsın " diye bu hastanın basına elini koy! Onun suçunu aklına getirme, kinini unut!..<br />
• Zaten o kaza ve kaderin cilvesine ugramıs, bela günesi onun basına kılıç vurmus. Sen gel de onun basına ihsan<br />
gölgesi, rıza gölgesi düsür!<br />
• 0 suçludur, kusurludur. Yüzlerce mihnete, yüzlerce eziyete layıktır ama, sana layık olan, sana yakısan sey,<br />
bagıslamaktır, keremde bulunmaktır, lütufta bulunmaktır.<br />
• Ask zevkini vererek, sevmeyi ögrenerek lütuflarda, ihsanlarda bulundugun, yüzlerce manevî sütle, sekerle<br />
besledigin su gönüle, bunca lutuflardan, tatlılıklardan sonra, her nefesde her an cefa zehrini tattırma!<br />
• Ask hastalarına deva sensin, sifa sensin! Çünkü o insanı büyüleyen güzel yüzünü gösterince mihnet ordusu, keder<br />
ordusu bozguna ugrar, kaçar, gider.<br />
• Bütün alem, bütün insanlar bir beden gibidir. Herkesin, herseyin bası da, canı da sensin. Bassız olan kisi, bası<br />
gövdesinden ayrılan kimse, nasıl olur da diri kalır<br />
"Sadî hazretlerinin su beyitleri de ibretle okunmaga deger:<br />
Ademogulları aynı vücudun uzuvları gibidir. Çünkü insanların hepsi aynı cevherden yaradıslardır. Hepsi de ilahî<br />
emaneti tasımaktadırlar. Zaman bir uzva bir dert verirse öbür uzuvlar rahatsız olurlar. Eger sen baska insanların<br />
denlerinden üzülmezsen, sana insan demek yakısmaz.<br />
101. Ey bülbül! Senin sıcak ve sevgi ile dolu olan nefesin bahçe gelinlerinin gıdasıdır<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilün<br />
(c. I, tercî´ 8)<br />
• Ey sarhos bülbül! Allah askına güllerle dolup tasan gül bahçesini gör de, güzel sesini onların hepsine<br />
duyurabilmen için yüksek bir agaç dalını kendine minber edin! Oraya çıkıp ötmege basla!<br />
• Baharın su birkaç gününü ganîmet say! Çünkü güller vefasızdır. Az bir zaman için açarlar, gülerler, etrafa hos<br />
kokular yayarlar. Sonra çabucak çeker giderler.<br />
" Yine Seyh Sadî güllerin ömürlerinin az olduklannı anlatmak için su güzel beyti söylemis:<br />
"9stedim ki gülün .ve lalenin karsısında sarap içeyim. Sürahiden kadehe sarabı dökünceye kadar bahar geçti gitti"<br />
• Nasıl güllerin kokusu peri kızlarının gıdası ise, ey asık bülbül! Senin sıcak sevgi ile dolu nefesin de bahçe<br />
gelinlerinin gıdasıdır. îste bahar mevsimi geldi. Sen de ötmege baslayarak dostlarını yemege çagır!<br />
• Ey gül bahçesinde dolasan sevgili! Senin rühunla benim rühum arasında bir geçmis bir macera vardı. Biz seninle<br />
orada tanısmıstık.<br />
• Bugünkü görüsmemiz, sevismemiz o eski tanısma yüzündendir. Sen onu unuttun, ama bu bir gerçek.<br />
• Aklımızı basımıza alalım da yüzümüzden, bedenimizden ayrılmadan, toprak altına gömülmeden evvel birbirimizin<br />
yüzlerini görelim. Doya doya birbirimizi seyredelim, bu fırsatı kaçırmayalım.<br />
102. Hacdan dönen hacılara hitap!<br />
Meffllü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 199)<br />
« Ey evini, barkını, çolugunu, çocugunu, yasadıgı sehri bırakıp kervanlarla uzun bir yolculugu göze alan hacı! Allah<br />
evinin yolculugundan hos geldin!<br />
• Kabeyi ziyaret etmek, Hz. Mustafa(s.a.v.)´in türbesine yüz sürmek için gündüzleri yarı aç, yarı susuz yollar astın.<br />
Geceleri bile kararın yoktu.<br />
• Hakk´ın kıblegahına yüzünü, gögsünü sürdün, Allah evine girdin. "Giren eman bulur, kurtulur." sırrına erdin.<br />
"Allah evine giren kurtulur, eman bulur." Al-i îmran Süresi, 3/97.<br />
• Bu tehlikelerle dolu hac yolunda nasıldınız; ne haldeydiniz Bu yol tehlikelerle dolu bir yoldur. Allah bu yolda<br />
herkesi, her çesit tehlikeden korusun.<br />
• Sizler o mübarek yerlere kavusmak mutluluguna erdiniz. Orada hacıların "Lebbeyk!" sesleri ta arsa ulasmada,<br />
gökyüzü ugultularla dolmada.<br />
• Ey Merve´yi gören! Ey Safa tepesine çıkan hacı! Ne mutlu sana! Günahlarla, dedikodularla kirlenmis olan bu fanî<br />
dudaklanmla nasıl olur da senin gözlerini öpebilirim Bu sebeble ben canımla, rühumla senin gözlerini öper, ayagına<br />
basımı korum.<br />
Merve ve Safa Mekke´de Kabe´ye pek yakın olan iki küçük tepeye verilen ad. Hacılar ; Kabe´yi tavaf ettikten sonra<br />
bu iki tepe arasında hızlı olarak yedi defa gider, gelir. Buna say adı verilir. Mevlana´nın bu beyti Kamus sahibi Asım<br />
Efendi merhflmun su beyitlerini hatıra getirdi;<br />
"Ey sarban zimamı çek semt-i kuy-i yare<br />
Bî-çare dilde zîra yer kalmadı karara<br />
Azurde-pay olursa, cemmazın eylerim fers<br />
Dîbace vü cebînim sevk ile rehgüzara."<br />
(Ey deveci, sevgilinin köyüne dogru devenin yulannı çek! Çünkü zavallı gönlüme sabretmeye, beklemeye yer<br />
kalmadı. Eger hac yolunda devenin ayagı incinirse sevine sevine yüzümü devenin ayak basacagı yere döserim."<br />
• Sen orada Allah´a misafir oldun. Allah misafırin azîz bir varlık oldugunu, agırlanması gerektigini vadetmistir; "Hele<br />
birisi bize (yani Allah´a) misafir olursa elbette o daha iyi bir sekilde agırlanacaktır." diye buyurmustur.<br />
• Benim canım hacıları mes´urü´l-harama, Mina´ya kadar götüren devenin ayaklarına toprak olsun!<br />
"Mes´urü´l-haram hac vazifelerinin bir kısmının yapıldıgı yerlere verilen ad. Mina´da, Arafat hacılann kurban<br />
kestikleri yer.<br />
• Hacı hacdan dönüp gelmis ama gönlü orada kalmıs; can,´ Kabe´nin halkasını tutmus, beden ise burada dertlere<br />
düsmüs, perisan bir halde.<br />
103. Çarsafa asık olma! Renkli bir lese canım deme!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 298)<br />
• Güzellik perdesi, giizellik maskesi arkasında gizlenmis çirkinlerden sikayetçiyim. Onlar güzel ay yüzlü görünürler<br />
ama iç yüzleri ile saman atesidir. Fakat görünüste ay ısıgı gibi parlar dururlar.<br />
• Deccal´in, kötü kisinin kuruntusü, savası içindedir. Abdalın, velînin rengi ise dısındadır. Onlar oldukları gibi<br />
görünürler. Hırsızların tuzakları içlerindedir. Padisahların remizleri, örtülü niyetleri sözlerindedir.<br />
" Deccal kıyamet alameti olarak ahir zamanda ortaya çıkacagı haber verilen bir kisinin " Deccal çok yalan söyleyen,<br />
batılı hak olarak göstermege çalısan, ahlaksız bir kisi olar." ortaya çıkacak.<br />
• Çarsafa asık olma! Yani ruhların çarsafı gibi olan güzel fakat fanî bedenlere gönül verme! Onları güzel yaratanı<br />
düsün! Onu sev, balçıga esek sürme de, esek gibi balçıga saplanıp kalma! Yani balçıktan yaratılmıs olan bedene takılıp<br />
kalma!<br />
• Köpege bile ekmek verirsen, önce koklar sonra yer! Sen köpek degilsin ya! Sen arslansın. Ekmek için bu kadar<br />
ugrasman, didinmen, kahrolmana degermi<br />
• Sen parlak, ay yüzlü birisini görünce ona canım diyorsun. Halbuki o gölge bir varlıktır. Gezip dolastıgı, yeyip içtigi<br />
için canlı sanılan renkli bir lestır. Renkli bir lese canım denir mi Can nerede; renk nerede Sen o lesi bırak da can ara!<br />
Can bul!<br />
• Sonbahar bagları, bahçeleri yagma etti. Onları meyvesiz, yapraksız perisan bir hale getirdi. Bu hale üzülme!<br />
Çünkü bahar padisahı geldi, kapıda. o çıplak dallan giydirecek, onlara yesil renkli elbiseler armagan edecektir.<br />
• Yapraklara mektuplar, kitaplar gibi yesil yazılar yazıldı. 0 yazıların ne ol dugunu, ne demek istediklerini kitabın<br />
aslını okuyanlardan sor, ögren!<br />
" Sadî hazretleri bir beytinde:<br />
"Agaçların yesil yaprakları gönül gözleri açık olan kisiler için Allah´ın kudretini, büyüklügünü, yaratma gücünü anlatan<br />
bjrer defter gibidir"<br />
104. Ben ask kervanı içinde sonsuzluga dogru gece gündüz yol almadayım.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilün<br />
(c.1, 302)<br />
•Senin sevgine kapılmısım da gece gündüz kararsız kalmısım. Basımı ayaklarına koymusum, sana secde etmisim.<br />
Gece gündüz ben basımı secdeden kaldırmam.<br />
• Ben geceyi gündüzü kendi haline bırakır mıyım Onları da kendim gibi deli divane ederim. Onları da aska<br />
düsürürüm.<br />
• Asıkların canları da, gönülleri de kendilerini terk etti, koyup gitti. Simdi onlar birer gölge varlık gibi cansız<br />
gönülsüz ortada kaldılar. Ben de onun askı ugruna canımı da veriyorum, gönlümü de. Ben yok olmak istiyorum.<br />
• Ben gönlümün içinde gizleneni buluncaya kadar gece gündüz bir an bile basımı kasımaya vakit bulamayacagım.<br />
• Senın askın mutriblige, çalgı çalmaya baslayalı belki beni eline alır çalarsın ümidi ıle ben gece gündüz sekilden<br />
sekile giriyorum. Bazen çeng oluyorum, bazen saz oluyorum.<br />
• Mızrabı güzel ellerinle sen vurdugun için feryadım, figanım gece gündüz göklere yükselmede, gök ehlini, melekleri<br />
aglatmadadır.<br />
• Ey asıklar kervanının yularını çeken! Ben baska yerde degilim, sizin elinizdeyim. Ben gece gündüz bu katarın<br />
içinde sonsuzluga dogru yol almadayım.<br />
• Ey sevgilim! Ey canımın canı! Ben kendinden habersiz mest bir deve gibi gece gündüz senin ask yükünü<br />
çekmedeyim. Senin yükünün altında ezilmekten pek mutluyum. Yalvarırım sana, bana daha çok yük yükle!<br />
• Ey gecenin de gündüzün de canı olan sevgili, benim de canımı aldın; beni cansız bıraktın. Tekrar canlanmak için<br />
gece gündüz hep seni bekliyorum, hep seni bekliyorum.<br />
" Asık Ömer merhüm su beyti söylemis:<br />
"Vermem sana çek benden elin, ey melekü´1-mevt!<br />
Cananıma nezr eyledigim cana dokunma ey Azrail!"<br />
(Benim canımı alma, benden elini çek. Çünkü ben canımı cananıma nezreyledim.)<br />
105. Uykuya seslenis<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefnlü, Mefa´îlün<br />
(c.I, 291)<br />
• Ey uyku! Senin canının hakkı için bu gece bize zahmet verme! Bu gece bize ugrama! Bizi çagırma! Allah askına bu<br />
gece bizden çok uzaklara git!<br />
• Ey uyku! Sen hangi toplantıya, hangi meclise gidersen o meclis dagılır, viran olur. Bu gece sakın bu meclise uçup<br />
gelme, bu meclisi perisan etme!<br />
• Biz bu gece bu mecliste O´nun yüzlere akseden güzelligi ile beslenmekteyiz. Ey göz! Bu gece güzel yüzlerde O´nun<br />
güzelligini hayranlıkla seyre dalmıssın da uykusuz kaldıgın için hiç üzülmüyorsun, gam yemiyorsun.<br />
• "Karanlıgı ile gelip bizi örten geceye yemin ederim ki Hasa ey uyku, git git de bu gece uyumayanların, geceyi<br />
ibadetle geçirenlerin Hakk askı ile dolu gönüllerinden yüzlerce armaganlar elde et!<br />
" Leyl Süresi, 92/1."<br />
• Halk uykuya daldı ise, herkes uyudu ise ne gam; varsın uyusun. Allah´ıma harndolsun ki ey gönül dün gece de<br />
uyumadın ama bu gece sen dün geceden de betersin, dün geceden de daha uykusuzsun.<br />
.« Ben ay ile aynı huydayım. Uyumuyorum, sabaha kadar söz söylüyorum. Ey özlem duyanlara yakın olan dost! Bu<br />
gece gönül gözün açık, beni gör! Beni dinle!<br />
• Ay benim sahidim oldu. Yıldızlar benim ordumdur. Ey ay! Sen bu gece yıldızların yagdırdıgı oklara karsı siper ol!<br />
106. Gece gelince gayb aleminin günesi dogar.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 258)<br />
•Ey ay yüzlü sevgili! Bir gece olsun uyumazsan, gönlünü tamamıyla candan O´ na verirsen, sana ölümsüzlük<br />
hazinesi görünür.<br />
•Aksam olup da dünyayı aydınlatan günes battıktan sonra gece gelince gayb nurunun günesi dogar da gönülleri<br />
aydınlatır, gözleri nürlandırır. Bedenleri manen ısıtır.<br />
sevgıli bu gece kendini zorla da, uyumak için yastıga basını koyma! Yatma da saadetin lutuflarını ihsanlarını gör!<br />
• Bütiin manevî güzelliklerin, ihsanların kendilerini gösterdikleri zaman gece vaktidir. Uyuyan bu güzellikleri<br />
göremez. Aklını basına al! Sen de bu gece uyuma!<br />
• 9mran oglu Müsa Allah´ın nürunu geceleyin gördü. Geceleyin o agaca dogru gitti de "Gel!" sesini duymadı mı ´<br />
• Hz. Musa geceleyin on yıllık yoldan daha fazla yol aldı da bastan basa nurlara gark olmus bir agaç gördü.<br />
• Hz. Ahmed (s.a.v.) de Mi´rac´a geceleyin çıkmadı mı Burak o büyük peygamberi geceleyin göklerin ötesine<br />
götürmedi mi<br />
• 9nsanlar gündüz rızk pesinde kosarlar, didinir dururlar. Gece ise sevgili ile bulusma zamanıdır, ask zamanıdır. Bu<br />
yüzdendir ki asıgı kem gözden korumak ve sevgili ile bulusmasını gizlemek için, gece, karanlıgı ile her tarafı kaplar,<br />
perdeler gerer.<br />
• Gece gelince insanlar dinlenmek için yataklarına girerler, kendilerini uykunun kucagına bırakırlar, uyurlar. Fakat<br />
asıklar gece uyumazlar. Cenab-ı Hakk´la onların isleri vardır. Onlar manen Hak´la bulusurlar, konusurlar.<br />
• Cenab-ı Hakk Davud(a.s.)´a buyurdu ki: "Ey Davud! Bizi sevdigini iddia eden kisi;<br />
• Yataga girip bütün gece uyursa, onun sevgi iddiası yalandır."<br />
• Asık olan gece uyur mu Buna imkan var mı Hem asık olmak, hem de uyumak hiç görülmemistir.<br />
• Çünkü asık içinin yanısını, derdini söylemek için sevgili ile yapayalnız kalmayı ister.<br />
• Bütün geceler Cenab-ı Hakk´dan söyle hitaplar, sesler gelip durmada. "Ey kulum! Herkes uykuya daldı, kalk!<br />
Seninle manen bulusalım. Bu fırsatı kaçırma! Bu fırsat her zaman ele geçmez.<br />
• Öldügün zaman bu can bedenden ayrılınca, bu gecelere çok hasret çekersin, özlem duyarsın."<br />
107. 0, öyle üstün bir varlıktır ki, çürümüs gitmis ölüye bile can verir.<br />
Müfte´iliin, Müfte´iliin, Fa´ilat<br />
(c.1, 259)<br />
•0 büyük padisaha, essiz, tatlı varlıga, o çok güzel inci tanesine yakın olmaya çalıs! O´nu gönlüne al, gönlüne<br />
yerlestir!<br />
• 0 esi benzeri olmayan, nürlu yüzlü, deniz gönüllü sevgiliye git!<br />
• 0, öyle güçlü, öyle üstün bir varlıktır ki, çürümüs gitmis ölüye bile can verir. Kendisine yabancı olanları bile<br />
gönlünü sevgiye düsürür.<br />
• Her dikenin etegini güllerle doldurur. Deli, divane olmus kisiye akıl, fikir ihsan eder.<br />
• Iki günlük çocugun aklına bile; akıllı, fikirli, yaslı kisilerin gönüllerine bile getirmedikleri düsünceleri bagıslar.<br />
• Ben onun askı ile kendimden geçmisim, mestim; aklım, fikrim dagılıp gitmis. Yoksa O´nun büyüklügü, O´nun<br />
üstünlügü, O´nun yaratma gücü, san´atı hakkında çok güzel seyler söylerdim.<br />
108. Sen Allah´ın varlıgı önünde bir yoktan ibaretsin.<br />
Müfte´iliin, Miifte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 260)<br />
•Sayısız yıldızları bagrına basmıs olan gökyiizü, hudutsuz ve çok büyük oldugu halde Allah´ın kudreti etrafinda bir<br />
degirmen tası gibi döner durur.<br />
• Ey can! Sen de böyle bir Kabe´nin etrafında dön! Ey dilenci; sen de nimetli lerle dolup tasan böyle bir sofranın<br />
etrafında dolas!<br />
• Kainatı yoktan yaratan Allah´ın askı ile mest oldun! Artık elin ayagın biı ise yaramaz. Bu yüzden sen onun ask<br />
meydanında elsiz, ayaksız top gibi yuvarlan!<br />
• Etten, kemikten bir yıgın, bir gölge varlık olan bedenin degil de gönlün;dönen dolasan bir kisi, dünyanın canı olur;<br />
gönüller kapan bir güzel haline gelir.<br />
• Bastan basa gönül kesilen, gerçekten asık olan kisi pervane olur da ask mumlarının etrafında döner durur.<br />
• Çünkü onun maddî varlıgı, bedeni balçıktan yaratılmıstır ama, gönlü atestendir, alevdendir. Her cins kendi cinsine<br />
meyleder.<br />
• Her yıldız gögün etrafında döner. Çünkü cins cinsi ile anlasır, onunla safa bulur, huzura kavusur.<br />
• Mıknatıs nasıl demiri çekerse, benlikten kurtulan, yok olan kisi de yokluga kapılır, yoklugun çevresinde döner,<br />
dolasır.<br />
• Ey zavallı insan! Senin varlıgın Hakk´ın varlıgı önünde yoktur. Yoktan ibarettir. Sen var gibi görünen bir yoksun.<br />
îste bu hakîkati anlarsan sasılıktan kurtulursun.<br />
109. Bizim gönül kuslanmızın dilinden anlayacak bir kulak bulunsaydı<br />
Fe´ülün, Fe´Olün, Fe´ul (c.I, 239)<br />
• Ask ovamızın ucu bucagı yok! Gönlümüzün, canımızın da durup dinleinmesi imkansız!<br />
• Dünyada sayılamayacak kadar sekiller, süretler belirdi. Acaba bunların içinde hangisi bizim<br />
• Ask yolunda yürürken bizim meydanımıza dogru yuvarlana yuvarlana gelen bir kesik bas görürsen, o bas ask<br />
sehidinin bası oldugu için...<br />
• Sen sırlarımızı, askımızın sırlarını ondan sor! Çünkü gizli gönül sırlarını, gönül maceralarını ancak ondan<br />
duyabilirsin.<br />
• Ne olurdu bizim gönül kuslarımızın dilinden anlayacak bir kulak bulunsaydı!<br />
• Ne söyleyeyim, ne bileyim Bu hikaye çok uzundur. Ne anlatılabilir, ne de sonu gelir; buna imkan yok.<br />
• Nasıl anlatabilirim ki, her an perisanlıgım daha da artıyor, daha da fazla perisan oluyorum.<br />
110. Gönle yabancı olan, gönlün dilinden anlamayan, bu kafir bedene ne oldu<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Pa´ilat (c. I, 256)<br />
• Her seyi sen lütfedersin. Sıraya da, kadehe de, meyhaneye de zevki nes´eyi sen verirsin.<br />
• Nergis gibi mahmur olan, gözleri mest edersin. Sonra o inci tanesi gibi olan güzeli onun önüne çeker, getirirsin.<br />
• Senın büyüklügünden, senin gücünden baska kim su deli divane gönle sabır Yerebilir; kararlı kılar, karar bagıslar<br />
•Ey sakî! Gönle yabancı olan, gönlün dilinden anlamayan, su kafir bedeni Mansur sarabı ile mest et de yola getir!<br />
•Arslan gibi güçlü kuvvetli olan saraba ne oldu ki. böyle bir seytanî, kafir bedeni yola getiremiyor, ondan korkuyor<br />
• Aklı basında olan yüzlerce gönlü mest ederek yola getirdigi halde, bu seytan beden karsısında sarabın gönlüne<br />
neden korku düstü<br />
111. Dünyada kaza ve kader tarafından yaralanmayan kimse yoktur!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 178)<br />
• Sen hiç aklına kaza ve kaderi getirmiyordun. Bunlardan gaflette idin. Fakat ne yazık ki kaza ve kader<br />
silahlanndan yaralandın.<br />
• Sonunda böyle ansızın ne oldu Basına ne geldi îste kaza ve kaderin isi hep böyledir.<br />
• Sen dünyada daima gülen, kaza ve kader dikeninden yaralanmayan, aglamayan bir gül gördün mü<br />
• Dünyada kaza ve kaderin eline düsmeyen, onun mahbusu olmayan, kaza ve kader tarafından yaralanmayan<br />
daima parlayan bir baht yoktur!<br />
" Seyh Sadî hazretlerinin su beyti Mevlana hazretlerinin beytinin açıklanması gibi:<br />
"Bu dünyada herkes kendi durumuna göre bir mihnete tutulmustur. Hiç kimseye dört bası mur olma, mutluluk<br />
beratı verilmemistir."<br />
• Hiç kimse hırsızlamaca bir günlük zevki tatmamıstır ki sonunda kaza ve kader onu kaza daragacına asmasın.<br />
• Kaza ve kaderin oyunlarına karsı hiç kimsenin hilesi fayda etmez.<br />
• Haberleri olmadan dostlar basımıza gelecek kaza ve kadere hizmet ederler Kaza ve kadere canlarını feda ederler.<br />
• Ceviz kınldı; can gibi olan içi gitti, kaza ve kaderin ambarında helvalara karıstı.<br />
112. Ey ayagıma batan gam dikenlerini çıkaran, beni zorluklardan,<br />
sıkıntılardan kurtaran aziz varlık!<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. I, 177)<br />
• Ey benim gönlümde sırlardan bahseden! Ey yarattıgı kullarına sahip çıkan! Onlara isler, vazifeler hazırlayan!<br />
• Ey hayali ile dertli gönüllere dert ortagı olan! Onları neselendiren! Ey güzelligi ile gül bahçelerini güzellestiren,<br />
renklendiren! Gülleri güldüren, onlara kokular veren, çesitli renkler bagıslayan!<br />
• Ey nes´eler dagıtan cömert el! Ey defalarca bu miskinin elinden tutan merhametli varlık!<br />
• Ey eli inci denizine benzeyen aziz varlık! Ey ayagıma batan gam dikenlerini çıkaran! Beni zorluklardan,<br />
sıkıntılardan kurtaran!<br />
• îki dünyada sana karsı nedir O´nun hadsiz, hesapsız, sonsuz ambarlarından düsmüs bir tek bugday tanesi.<br />
• Dünyayı besleyip, yetistiren lütuf günesi, her zerreye, her seye lütuflarda bulunmustur. Yalnız kuslara,<br />
kelebeklere, balıklara güzel renkler bagıslamamıs. yılanlara bile süslü gömlekler giydirmistir.<br />
113. Asıklar ve akıllılar!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 172)<br />
• Asıkların arasına, akıllı biri gelmesin. Bilhassa bizim gönül verdigimiz o güzelin asıklarından uzak dursun!<br />
• Akıllılar, asıklardan uzak olsun. Külhan kokusu, seher vaktinde esen sabah rüzgarından uzaklara gitsin.<br />
• Eger aramıza akıllı bir kisi gelmek isterse, onu bırakmayın, ona yol vermeyin. Ama bir asık gelirse, ona hos<br />
geldin, safalar getirdin deyin, yüzlerce merhabalar edin!<br />
• Asıklar meclisi, bagıslayıs meclisidir. Pek tutumlu olan akla uyup, askta cimrilik etmek vebale girmektir.<br />
• Aklın nürundan ask utanır. Genç yasta ihtiyar olmak kötü bir haldir.<br />
• Ey asık! Vakit geçirmeden asıklar evine dön gel! Çünkü asksız ömür geçirmek, ömrü heba etmek, bos yere<br />
harcamaktır.<br />
114. Sen bu dünyada pek garibsin, pek garibsin, söyle sen nerelisin<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatiin, Fa´ilat<br />
(c.I, 170)<br />
• Ey anlayıslı, hos arif! Ey kamil insan! Sen hemen bizi bırakıp gidem Sen bugün aksama kadar bizimsin bizim!<br />
• Bugün aksam karanlıgı basıncaya kadar mana sofrasında isretimiz var, nesemiz var, zevkimiz var. Ey tertemiz<br />
kalbli Hakk asıkları! Ey dostlar! Buyurun sofraya, buyurun!<br />
• Ey her sema´ın canının canı! Sen ay yüzlüsün, ay yüzlüsün, ay yüzlü!<br />
• Ömür vefasız; durmadan geçip gitmede. Sen, sen de bir ömürsün. Ancak bizi bırakıp giden vefasız ömür degilsin.<br />
Sen vefalı ömürsün, vefalı ömürsün!<br />
• Sen bu dünyada pek garipsin, pek garipsin, pek garip! Söyle sen nerelisin Nerelisin, nereli<br />
"Niyazî-i Mısrî hazretlerinin<br />
"Ey garib bülbül diyarın kandedir<br />
Bir haber ver gülzarın kandedir<br />
Sen bu ilde kimseye yar olmadın<br />
Var senin elbette yarin kandedir "siiri hatıra geldi<br />
• Sen kiminle berabersin En yakın dostun kimdir Anladım, anladım. Sen Allah´la berabersin, Allah´la berabersin,<br />
Allah´la beraber!<br />
Hz.Mevlana bir Mesnevî beytinde aynen söyle buyunır:<br />
" Sonunda sunu bildin ,sunu anladın ki; Biz sadece su görünen bedenden ibaret degiliz. bedenin ötesinde Allah ile<br />
beraber yasıyoruz."<br />
• Ey büyük ve essiz ressamın yaptıgı resimlerin en güzeli, ey seçilmis resim´ Sen seni yapandan nasıl ayrı kalırsın,<br />
nasıl ayrı kalırsın, nasıl ayrı!<br />
• Anladım, anladım. Herkese yabancısın. Hiç kimse ile dost olamuyorsun.Yalnız onun verdiği dertle arkadassın,<br />
O´nun verdiği gamla dostsun! O´nun gamı ile dostsun! O´nun gamı ile dost!<br />
115. Can mana helvası yedigi zaman göklere, ötelere; arsa yükselir.<br />
Mefa´îlün, Fa´ilat, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. I, 225)<br />
• Allah süfîler için mana helvası hazırlatmıs, süfîler de halka halinde sofraya oturmuslar.<br />
• O kazandan alınan bir lokma helva ile binlerce kisiye gökyüzünde sofralar kurulur.<br />
• Padisahlar padisahından Hakk asıklarına helva ikram ediliyor. diye göklere bir gürültü düser, doguya da, batıya da<br />
tatlı sıcak bir ugultu yayılır.<br />
• "Melekler gökyüzünde helva pisirdiler." diye mutfaktan elçiler gelir.<br />
• Beden helva yiyince abdesthaneye gider. Fakat can helva yedigi zaman göklere, ötelere gider, arsa yükselir.<br />
• Ey can! Sen rnana helvası pisirilen gönül kazanının çevresinde basını ayak yapda, gece gibi dön dolas, dolas da<br />
agzın helva ile dolsun.<br />
116. 0 kapısından kovarsa, beni tertemiz hale sokar, manevî kirlerden arındırır.<br />
Müfte´ilün, Müfte´iliin, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c.I, 266)<br />
• Birden bire esip gelen riizgar uykumu dagıttı. Onun ılıklıgı geçen zamanın güzelligini hatırlattı.<br />
• Ey bakısları içime isleyen, ruhumu hedef alan ceylan! Ey tatlı sözleri gön-´ serefler veren, beni yücelten ay yüzlü<br />
sevgili!<br />
• 0 esi bulunmaz dilber, beni özleyislere düsürdü. Bana anlatılmaz zevkler verdi. Beni güldürdü, sevindirdi,<br />
cömertlikleri ile beni fakirin fakiri yaptı. 0 ihsan sahibi, 0 üstün varlık yaptıgı iyiliklerle beni minnet altında bıraktı, beni<br />
tesekküre mecbur etti.<br />
• Kapısından kovarsa, beni tertemiz bir hale sokar. Manevî kirliliklerden arındırır. Kendini bana göstermek lütfunda<br />
bulunursa heyecandan yok olurum. Benden uzaklasırsa beni ihtiyarlatır, kocaltır. Bunlara ragmen bulusacagımız güne<br />
kadar Allah ona saglık ihsan etsin!<br />
• Bana ikramda bulundu. Bayramının kurbanı olmam için beni ok yagmuruna tuttu. Aslında benim derdim de,<br />
hastalıgım da o oklardadır. llacım da, sifam da o oklardadır.<br />
• Ey karanlık geceleri aydınlatan, nürlandıran ay! Ey basların tacı! Sen dogudan dogup göründün de gecem kusluk<br />
vaktine döndü, ısıgı ile göz kamastırıyor.<br />
• Senin dogusun azab içinde olan rühum için bir kurtulus, bir murada eris oldu. Nürların uykuları, sersemlikleri<br />
dagıttı. Ey dostlar! Bu mutlu zamandan yararlanmak için gevsek davranmayın, acele edin!<br />
• Ey gözüm! Onu gördügün zaman kamasır da göz kapaklarını kaparsan haline sükret! Ona bakabilsen onu<br />
darıltırsın da kaçar, görünmez olur.<br />
• Ey asık! Sen bu ask derdinden kurtulma, eziyetler çek, agla, sızlan, kıvran dur! Gökte yanarak kayan yıldızlar gibi<br />
sen de ask semasında yok ol, sön!<br />
• Ey gören fakat görünmeyen! Gözden uyku kaçtı. Geceleyin yola düsmek için gönlüm esirlikten kurtuldu. Haydi bu<br />
kederlerle, gamlarla dolu olan bu alemi bırakın da, bu alemin ötesine dogru yola düsün!<br />
117. Hz. Adem bir yılan yüzünden cennetten kurtuldu.<br />
Sen bu dünyada insan seklinde yılanlarla yasıyorsun!<br />
Mefa´îliin, Fe´ilatiin, Mefa´îliin, Fe´ilün<br />
( 215)<br />
• Ben nereden geldim, bu cihanın gamı, nes´esi nereden geldi Ben nerede- Yagmur ve oluk düsüncesi nerede,<br />
yani aklımın bu dünyaya ait islere tıkılıp kalması nerede Bunlarla benim ne ilgim vardır<br />
• Niçin ben asıl alemime; kendi dünyama dönmeyeyim Burada benim ne isim var var Gönül nerelidir<br />
Neredendir Su toprak seyrine dalmak neredendir,nedir; düsünmüyor musun<br />
•Sen dört kanatlı bir kussun! îstersen ta göklere kadar uçar gidersin. Sen nereden geldin Bunu hiç aklına<br />
getirmiyor musun Ötelere gitmek, göklere diven kurmak, göklere yücelmek elinde iken sen evin damına çıkmak için<br />
merdiven telasına kapılmıssın.<br />
•Gökyüzünden binlerce naralar geliyor. Susuyorsun. Bu sesler bu feryatlar nerden geliyor diye aramıyorsun<br />
Kulagındaki gaflet pamugu bu sesleri sana duyurmuyor.<br />
•Hz. Adem bir yılan yüzünden cennetten kovuldu. Sen bu dünyada insan seklinde yılanlar, akrepler içinde<br />
kalmıssın, onlarla beraber yasıyorsun. Sana kurtulus nerede Aman nerede<br />
• Ömrünün, yasayısının ölümle sona erecegini sanma! Bedenin ölür ama,sende bulunan gerçek ben, ilahî emanet<br />
ölmez. Çünkü sen Hakk´ın sıfatlarında yaratılmıssın. Allah´a ne son vardır, ne de sınır.<br />
• Ecel, kafesi kırar ama kusu incitmez. Ecel nerede, ebedî kusun kanadı nerede<br />
18. Sen yüzünü gösterince cansız sandıgımız varhklar canlanır!<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 171)<br />
• 0 gül renkli yüzünü gösterince, cansız sandıgınız varlıklar canlanırlar. Taslar, kayalar bile neselenirler de,<br />
dönmege, oynamaya baslarlar.<br />
• Hakk asıklarının hatırı için bir kere daha örtüden basını çıkar, yüzünü göster!<br />
• Göster de benligi sasırsın, yolunu kaybetsin. Aklı basında olan kisi de, hünerini, marifetini kırsın, döksün!<br />
• Senin güzel hayalin ayna gibi suya aksedince, su gevher olsun, ates de yakma adetini terk etsin!<br />
• Senin güzelligin olduktan sonra "ay"a yüz çevirmem, onu istemem! Salkım gibi gökyüzünden sarkıp duran iki üç<br />
hafıf kandil benim ne isime yarar!<br />
• Senin güzel nürlu yüzün varken kirlerle, paslarla dolu olan gökyüzüne ben nasıl ayna diyebilirim!<br />
• Bir nefes ettin, üfürdün de, kötülüklerle dolu sıkıntılı ruhlara daracık gelen su köhne dünyayı güzellestirdin,<br />
yeniden meydana getirdin, bize sevdirdin.<br />
119. Senin nürunda ben zaman zaman Mustafa(s.a.v.)´in nurunu görüyorum.<br />
Müstefilün, Fe´ülün, Müstefilün, Fe´ulün<br />
(c.I, 190)<br />
• Ebedîlik sarabını getiriyorsun ama, sen olmadıktan sonra, o benim ne isime yarar Onun bir kadehi bile sensiz<br />
bogazımdan geçmez.<br />
• Çalgıcı, elinden kadehi bırak da feryada figana basla! Sevgili, essiz olan o baha biçilmez güzellige, bir baha biç! 0<br />
güzelligin degeri nedir<br />
• Gönlüne afet kesilen o güzele, seni baglayan ask zincirine,büyüleyen o gözlere, o büyücüye bir daha biç!<br />
• Tekrar gel; o kadehi bir daha sun, sun da isimiz tam olsun; isler yolunda in. Eski vefana yeniden dön, tekrar<br />
vefalı ol! Bu defa baska türlü bir vefa göster!<br />
• Mayası bozuk seytan bile senin lütfunla meleklesir. Temizlik, dogruluk diyarına senin bayragın çekilmistir.<br />
•Ey essiz varlık! Seçilmis güzel! Senin nürun göklere ulastı, gökleri geçti.sein nürunda ben zaman zaman<br />
Mustafa(s.a.v.)´in nürunu görüyorum.<br />
• Ask yolu baglanınca elimdeki kazancım, varım, yogum bir "ah"tan ibaret oldu. Kehribara benzeyen aska karsı dag<br />
bile bir saman çöpüne döndü.<br />
120. Kader terzisi!<br />
Mefa´îliin, Fe´ilatiin, Mefa´îlün, Fa´iliin<br />
(c.1, 216)<br />
• Yann olsun da, ben uzun kaftanımı giyerek ve yanıma da binlerce arsın "sevda" alarak asıklar terzisinin dükkanına<br />
gideyim.<br />
• O öyle bir usta terzidir ki, yaptıgı elbise ile seni senden ayırır, baska bir kısı ıpar. Oraya Yezid olarak girersin,<br />
Zeyd olarak çıkarsın.<br />
• Sen birisine tam manasıyla gönül verdin de ona baglandın mı, o görünmez makasıyla "înin oradan!" emriyle o<br />
dostlugu keser, seni ondan ayırır.<br />
"Bakara SOresi. 2/38."<br />
• Deli gönlün halden hale girisi gibi, onun degismesine yani bir araya getirisine, sökülüsüne, dagılısına, perisan<br />
edilisine sastım kaldım. 0 diledigını saglamlastırr, diledigini söker atar.<br />
• Gönül toprakla dolu tahta bir kap, bir teneke. 0 da gönlün mühendisı. 0 topraga ne sekiller verir! Neler çizer! Ne<br />
rakamlar döker! Ne hakîkatler yazar.ne adlar kaydeder!<br />
• Seni sayı gibi alır, bir baskasına çarpar. Bu çarpıstan ne sonuçlar meydana gelir!<br />
• Çarpmayı gördün ya, simdi de pay edisi seyret! Denize bak nasıl dalgalar bagıslamada!<br />
121. Ben onun güverciniyim, beni kovsa bile evinin damının çevresinde uçarım.<br />
Mefa´îliin, Fe´ilatün, Mefa´îliin, Fe´ilün<br />
(c.I, 226)<br />
• Sevgili beni bırakıp gitti. Ondan armagan olarak bana "ah"lar ve sapsarı olmus bir yüz, yaslarla dolu iki göz kaldı.<br />
• Cenab-ı Hakk da beni can aleminden sürüp çıkardı, dünyaya sürgün etti. Ama ona; "Neden beni o alemden bu<br />
aleme sürdün " diyebilir miyim Haddime mi düsmüs.<br />
• Ezelde Cenab-ı Hakk: "Ben sizin Rabbiniz degil miyim " diye sordugu zaman biz, "Evet!" demedik mi îlahî aska<br />
düserek bu Evet!" dememize ask sahit oldugu içindir ki askta yüz binlerce bela vardır.<br />
• Basa gelen bela inci gibidir. înci elde etmek seni sevindirir, kuvvetlendirir. daha da tez canlı eder. Hele onun<br />
denizden gelen, o denizin bulunmaz incisi, essız incisi olursa, ne hale gelirsin, onu sen düsün!<br />
• Ben onun güverciniyim. Beni kovsa bile evinin damının çevresinden baska nereye uçabilirim<br />
• O ´nun gölgesine sıgındım da dünyaları aydınlatan günes oldum. Devlet kusunun gölgesi kimin basına düserse, o<br />
padisah olur.<br />
• Yeter artık, sözü bırak da duaya basla! Hz. îsa bile dördüncü kat göge dua ile uçtu.<br />
122. Yamalı hırka giymekle insan dervis olmaz!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefiliin<br />
(c. I, 15)<br />
•Ey bizim canımızı tatlılastıran, bize bizi sevdiren, kendinde olanı, kendini neni kendinden geçir, kendine yabancı<br />
kıl! Kendinden geçeni kendine ! Su dervise, su yoksula da bir sey ver!<br />
•Asıkları sereflendir! Ufukları nürunla aydınlat! Herkesin ilaç sandıgı tiryakı, nefsanî arzuları zehir haline getir! Su<br />
dervise de bir sey ver!<br />
• Ay gibi nurlu ve güzel yüzünle, tesirli gözlerinle seni sevenlere bakmak lutfunda bulun! Bizi kendine yol arkadası<br />
edin! Su dervise de bir sey ver!<br />
•Dervisligin nisanesi, belirtisi nedir Herkese elinden geldigi kadar iyiliklerde bulunan, yardımcı olan, etrafa inciler<br />
saçan cömert kisi; tatlı dilli olup kimseyi incitmeyen, degerli sözler söyleyen seçkin insan dervistir. Yoksa herkesi<br />
aldatmak için yüz parçadan dikilmis yamalı hırka giyen kisi dervis dir. Sen su dervise, yoksula birseyler ver<br />
Seyh Sadî Hazretleri:<br />
"Tarikat, dervislik insanlara hizmet etmekten, yararlı olmaktan baska bir sey degil. Tesbih çekmekle, namaz<br />
kılmakla, hırka giymekle insan dervis olmaz." diye buyurmustur<br />
•Ey aziz varlık! Acılar seninle tatlılasır. Küfür senin yüzünden din olur, dikende; nesrin, agustos gülü haline gelir.<br />
Sen bu dervise bir seyler ver!63<br />
Eski sairlerden birisi:<br />
"Senin güzel yüzünü yüz yasındaki rahip görürse; "Ben Allah´a inanırdım!" der. Saçını, zünnarını atese atar."<br />
demistir.<br />
• Ey benim canım, sevgilim, küfrüm, imanım, padisahlarımın padisahı! Su dervise, yoksula bir sey ver!<br />
• Fanî olan bedene, maddî güzellige gönül verdiği için bir türlü huzur bulamayan, hüzünler içinde kalan kisi!<br />
Bedenle ugrasıp durma, bedene bakma! Su dervise, yoksula bir sey ver!<br />
• Ey benim mum gibi nürlar saçan, karanlıgı aydınlatan sevgilim! Ben bugün birsey yapacagım. Senin alevinin<br />
etrafında pervane gibi dolasacagım ve senin ask atesine canımı verecegim. Sen su dervise, su yoksula bir sey ver!<br />
123. Askın içi, özü anlatılacak, açıklanacak bir sey degildir!<br />
Fa´ilatiin, pa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 264)<br />
• Öyle bir sevgilim var ki, sevgisi içimi yakıyor, kavuruyor. îstiyorum o, benim yiizümü ayakları altına alsın,<br />
gözlerimin üstünde yürüsün! Baska bir yerde yürümesin!<br />
• 0 benim her seyimdir. 0 benim ekmegimdir, suyumdur, havamdır. Ama bütün bunlar da onunla beraber<br />
bulundugumuz günün içinde gizlenmistir. Bu yüzdendir ki rızkım, gıdam onunla bulundugum gündür. Asıl benim günüm<br />
de o gündür. 0 gün ne hostur! Onun gıdası da ne hostur!<br />
• 0 bizi yok edip giderse ne olur Allah´a yemin ederim ki, onun beni yok etmesine razıyım. Allah diledigini yapar!<br />
• Onun dikeni güllere sermayedir. Hakîkati bizden gizleyen perdeleri açmakta lütuflar, ihsanlar sahibidir.<br />
• Her ne söylediysen, ne duyduysan, onların hepsi de kabuk gibidir, manasız sözlerdir. Çünkü askın içi, özü<br />
açıklanacak, anlatılacak bir sey degildir!<br />
• Hakîkati hisseden, tecellîlere mazhar olan özlü kisi deriye, kabuga bakarmı<br />
124. Onun can alısı, bedenimin bütün zerrelerini mest eder.<br />
Fe´ilatiin, Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilün<br />
(c. I, 263)<br />
•Sevgili seker gibi tatlı bir gülüsle, canımı alırsa ben ask sehidi olurum da, Allah benim gönlümü ebedî olarak ona<br />
kavusturur.<br />
•Canımı o alırsa üzülmek söyle dursun, iste o zaman neselenirim. Iste o zaman canım gülmege baslar. Onun can<br />
alısı bedenimin bütün zerrelerini mest . Her tarafım manevî bir zevk içinde, mutlu bir halde ölümü karsılar.<br />
•Ölüm haberi ile bedenimde bulunan her zerrenin özü, onun lütfu ile mest olurda; "Sevgilim ne kadar da güzel, ne<br />
kadar da üstün bir varlıktır!" diye oynamaya baslarlar.<br />
•9çinde bulundukları o mutlu güne seslenirler de; "Ey gün, sen ne hos bır ömrün uzun olsun!" derler. Benim bu<br />
ölüm günüm, sevgili ile bulusma günüdür. Eglence günüdür, sarap içme günüdür. Çesitli nimetleri yeme günü,<br />
sikayetlerden kurtulup, Allah´dan razı olma günüdür.<br />
•Allah küpe benzeyen bedenimi ask sarabı ile yogurdu. Rabbim bana lütuf da bulundu. Benim hakkımda ne de<br />
güzel bir takdirde bulunmus; takdiri ne güzel çıktı!<br />
•Ben öyle tesirli bir ask sarabı içtim ki, dünya küpüne sıgamıyorum. Dokuz gök bile benim köpügüme, benim<br />
coskunluguma dayanamaz.<br />
125. Ask sarabı!<br />
Mefülü, Fa´liin, Mef´Olü, Fa´lün<br />
(c.I, 265)<br />
• Herkesin istedigi, can da derman da onda olan ask sarabının özlemini ne zamana kadar çekecegiz Ey sakî! Kalk,<br />
özlemini çektigimiz o sarabdan bize sun!<br />
• 0 sarapta sevginin, sevgilinin sırrı vardır. Sevgilinin nazı vardır. Sesi vardır. Ey sakî! Kalk o saraptan bize sun!<br />
• Ask yolunda Allah bizi korur. Bizim sakîmiz, gölge bir varlık olan insan degildir. Bizim sakîmiz saadet, kutluluktur.<br />
Saadet hanımla bulusmak ne kadar da hostur; ne kadar da güzeldir! Onun verdiği sarap mideye gitmez. Haydi ey<br />
sakîmiz, ey kutlulugumuz; o saraptan sun!<br />
• Ben her ne kadar sevgilinin yanında isen de, sevgili beni kucaklıyorsa da kararım yok. Ona kavustugum halde<br />
huzursuzum. Onu kaybederim diye içimde bir korku var. Ne olursa olsun, haydi kalk ey kutlulugumuz bize açk sarabı<br />
sun!<br />
Sirazlı Hafız merhum<br />
"Bir bülbül gagasına güzel renkli bir gül yapragı almıs, o vuslat nimetine eristigi halde yine hazin hazin, tatlı tatlı<br />
feryada koyulmustu. Ona dedim ki: ´Vaslına eristigin halde bu deryada, bıı figana sebeb ne ´ Dedi ki: ´Sevgilinin cilvesî<br />
bizi bu ise düsürdü. bu hale getirdi.´ Seyyid Nesîmî de: "Vasl erisince canıma, hüzün ve melal içindeyim" demisti. Rabi´a<br />
Hatun namına yazılan bir siirde; "Ben ta senin yanında dahi hasretim sana demisti.<br />
• Bize sarap sunan mutluluk diyor ki: "Ben size üzüm sarabı degil de, ask sarabı sundugum için pek memnunum,<br />
pek hosum. Fırsatı kaçırmayın, bu saraptan bol bol için!" diyorsa da biz dünya islerine dalmısız, birbirimizle çekisip<br />
duruyoruz. Ama ey mutluluk! Sen yine bize o saraptan sun!<br />
126. Rüzgar asık olmasaydı böyle esip durmazdı.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün. Fe´ilatiin, Fe´ilün<br />
(c. 7, tercî´ 4)<br />
• Ne yazık ki gece geldi. Hepimiz ayrı düstük. Ne mutlu o kisiye ki gece i herkes uykuda iken Allah ona dosttur,<br />
arkadastır.<br />
• Geceleyin hepsi uyudular. Hepsi de cansız birer varlık gibi yerlere serildi yataklara düstüler. Ey bizim dostumuz!<br />
Ey cihanın padisahı! Aman sen uyuma.<br />
• Bu beden topragını kaldırıp gezdiren, oradan oraya götüren ruh rüzgarıdır.9nsan uykuya dalınca o ruh rüzgarı<br />
toprak bedenden muvakkat bir zamançekilince, beden düsüp yere serilir<br />
•Fakat rüh rüzgarı geceleyin bu toprak bedenden büsbütün el çekmez. Eli üstündedir. Çünkü o toprak bedenle<br />
sevismektedir. Ayrı ayrı yerden oldukları halde, birisi topraktan, birisi rüh aleminden geldikleri halde, Allah muakkat bir<br />
zaman için onlan birbirine dost kılmıstır.<br />
•Rüzgar sebatsızdır. Bir yerde durmaz. Bu sebeple onun vefası yoktur. ene karsı duydugu ask, onu vefasız hale<br />
sokmustur. Rüzgar asık olmalı, böyle esip durmazdı. Bir yerde karar kılardı.<br />
Mevlana bir Mesnevî beytinde söyle buyurur:<br />
"Çihanın bütün zerreleri o ezelî hüküm dolayısı ile çift çift; her çift birbirine asıktır. Gökyüzü yeryüzüne; ´Merhaba!´<br />
der. ´Seninle ben kehribarla saman çöpü gibiyiz, birbirimizi viyoruz.´" Mesnevî, c. III, nr. 4401; Divan-ı Kebîr´m baska<br />
bir yerinde:<br />
"Dünyanın her cüzü, her sey asıktır. Her sey sevgili ile bulusmak için çırpınır durur."Divan-ı Kebîr, c. VI, nr. 2674.) diye<br />
buyunır.<br />
127. Dilenciden bir sey dilenmek akıl karı degildir.<br />
Mefulü, Fa´ilStü, Mefa´îlii, FS´ilat<br />
(c. 7, tereî´ 7)<br />
• "Ne duruyorsunuz Nevrüz geldi, bahar geldi." diye asıklık, gençlik, mestlik, bir de sevgilimiz, bizi çagırıyor.<br />
• Dünyanın gözü simdiye kadar böyle güzel bir bahar görmedi. Daglardan, ovalardan hayat fıskırıyor, kimya bitiyor.<br />
• Her agaç iyi bahtlı bir huri kızını kucaklamıs, bagrına basmıs, onunla sevisiyor, onu kimseye göstermek istemiyor.<br />
Eger sen onun mahremi isen, eger sende onu görecek göz varsa, kaçamak olarak gizlice o hüri kızını seyret!<br />
• Çiçekler tas tas can sarabı içmede. Onlara dikkatle bak; onlar seni de çagırıyorlar. "Miskinligi üstünden at, gel can<br />
sarabı iç de canlan!" diyorlar.<br />
• Sarabın nasıl içildigini görmedinse, bilmiyorsan, hiç olmazsa sarhos olmus çiçeklerin hafif hafif sallanıslannı<br />
seyret! Ey çiçekler! Ey güzel varlıklar; can aleminden gelip bahar mevsiminde topraktan bas kaldıran peri kızları, var<br />
olun, yasayın, merhaba, merhaba ey can sarabı, merhaba.<br />
• Süsen, goncaya; "Niçin derin uykuya dalmıssın Haydi kalk, gözünü aç, etrafına bir bak.. bak da kurulmus<br />
muhtesem içki sofrasını, yanan mumları, içilen sarapları, fitne koparan güzelleri gör!" der.<br />
• Reyhanlar, laleler sarap kadehlerini ellerine almıslar, içip duruyorlar. Bu ikramlar, bu lütuflar, bu bagıslar, bu<br />
ziyafetler, bu saraplar kimden Kim veriyor bunları, bu kadar masrafa kim giriyor Bütün bunlar Allah´tan baska kimden<br />
olabilir<br />
• Dikkatle etrafına bakarsan görürsün ki Allah ganîdir, yani çok zengindir. Herkes ona nazaran fakir, herkes kederli,<br />
dertli, herkesin suratı asık. Hayat sartları herkesi perisan etmis, didinmeler, çırpınmalar, çekismeler, bos yere kavgalar<br />
hayatı zehir etmis; zengin ve neseli gördügün insanların yüzleri gülüyor ama hırslarından içleri kan aglıyor.<br />
• Dilenciden birsey dilenmek akıl karı degildir. Dünya bir dilencidir. Sen de asıl padisahı unutuyor, dünyadan bir<br />
seyler istiyorsun. Zavallı dünya! 0 da yüksek bir sarap içmis de mest olmus bir yerde duramıyor, dönüp duruyor.<br />
• Bülbül gülün kulagına egildi de birseyler söyledi. Gizlice ona; "Sükret, Allahıın lütfu, ihsanı asla bizden<br />
eksilmesin." dedi.<br />
128. Askının atesi benim bütün sabrımı, kararımı yaktı.<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. 7, tereî´ 5)<br />
•Gönlümün derdinden neler çektigimi gördün ya, gel ey güzel sevgilim! gel, tez gel, tez gel!<br />
•Sermayem, kazancım giderse gitsin, korkmuyorum. Yeter ki sen kal, sen le! Çünkü sen benim ömrümsün,<br />
hayatımsın. Her kazancın sermayesi sin. Gel, gel, sensiz ben ne yaparım<br />
• Canımın canı! Ey gönlümün dostu! Senin yüzünü görmeden evvelce ben sabırlı bir kisiydim. Senin askının atesi<br />
benim bütün sabrımı, kararımı yaktı. sevgili gel! Sensiz ben yasayamam, gel!<br />
•Benden ayrılmak ve uzaklara gitmekle düsmanı sevindirmek istiyorsan, bana karsı olan soguk davranıslarında<br />
düsman sevindi, için rahat etsin! Artık dara gitmeye gerek yok. Bos yere beni üzme, gel!<br />
•Sen her ne kadar hissiz, tas yürekli isen de bu davranısların bana karsıdır. iki cihanın da çok degerli bir incisisin.<br />
Tasın içinden fıskırıp çıkan rahmet suyu gibi gel!<br />
•Canın ve gönlün iniltilerine senden baska mahrem yoktur. Benim gönlüm dag gibidir. Haydi sen bu daga bir Davud<br />
(a.s.) gibi, bunu seslendir.<br />
•Ey Tebrizli Sems! Ayrılık ezelden gelen bir kaza ve kaderdir. "Alın yazımız böyleymis!" deme! Sen öyle bir hükmü<br />
istiyorsan, o oldu demektir. Haydi bir kaza ve kader olarak gel!<br />
129-Sevgili geldi, hiç bir su ile sönmeyecek ask atesini gönlümüze düsürdü.<br />
Mef´ulü, FS´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. I, 310)<br />
• Felegin, gökyüzünün, rüyada bile görmedigi o ay yüzlü sevgili yine geldi. Hiç bir su ile sönmeyecek ask atesini<br />
yine gönlümüze düsürdü.<br />
• Sen benim bir beden evime bak, bir de canıma bak! Beden ask sarabıyla mest olmus. Can ise o saraba<br />
dayanamamıs, yıkılmıs, yerlere serilmis.<br />
• Sarap evinin, meyhanenin sahibi gönlümle dost olunca, kanım ask sarabı oldu; damarlarımda dolasmaga basladı.<br />
Cigerim de ask atesinde kebap oldu.<br />
• Gözüm onun güzel hayali ile dolunca ona bu lütfu verdiği için; "Ey kadeh, sen ne tesirlisin, ne güzelsin Ey sarap<br />
var ol, aferin sana!" diye sesler geliyor.<br />
• Gönül ask denizini görünce beni yalnız bırakarak birden bire içten fırladı, kendini o denize attı ve bana: "Haydi,<br />
elinden geliyorsa ara da beni bul bakalım!" diye seslendi.<br />
• Dogunun günesi ve Tebrîz sehrinin kendisi ile iftihar ettigi Semseddin´in yüzünün parlak günesinin ardısıra<br />
bulutlar gibi asık gönüller kosusup duruyor.<br />
130. Yıldızlar bana; "Bu gece çok aydınlık, çok parlak!" diye seslendiler.<br />
Müstef´ilün, Fe´uliin, Müstef´ilün,<br />
(c.I, 305)<br />
• Bir yaz gecesi oturmus ay ısıgında düsüncelere dalmıstım. Birden bire yıldızlar bana; "Bu gece çok aydınlık, çok<br />
parlak!" diye seslendiler. Bu sesi yunca yıldızlara; "Haberiniz yok mu " dedim. "Biz bu gece o ay yüzlü sevgili ile<br />
beraberiz!"<br />
• Herkese seslenmek, herkesi çagırmak için yüksek dama çık; "Bu gece herhangi bir gece degildir. Bu gece mana<br />
güllerinin devsirilecegi bir gecedir. Bu ce kadehsiz mana sarabının içilecegi bir gecedir. Geliniz fırsatı kaçırmayın!" diye<br />
Hakk dostlarını çagır!<br />
• Bu gece sevgilimiz gönül gibi bizimle beraberdir. Bizim kucagımızdadır.Elini sevgi ile boynumuza atmıstır<br />
"Bu beyitler yanlıs anlasılmamalı. Tamamıyla manevî manalar ifade etmektedir. Cenab-ı Hakk; "Nerde olursanız,<br />
ben sizinle beraberim!" (Hadîd Suresi, 57/4) diye buyuruyor. Hasa Allah maddî bir varlık mıdır ki bizim yanımızda<br />
bulunsun Bütün bunlar Allah´ı manen hisetmemizi, O´nun bize pek yakın oldugunu anlatmak içindir.<br />
• Asıklar meclisinde sabaha kadar sarap kadehi dönmede, ihsanlar, iyilikler ilmede, bu gece sabaha kadar gül<br />
süsenle halvete girmisler, yalnız baslarına kalmıslardır.<br />
• Ben bu mehtaplı gecede çok cömert olacagım. Vuslat sarabını herkese; halkın ileri gelenlerine de, geride<br />
kalanlarına da, bilginlerine de, bilgisizlerine de bol bol sunacagım.<br />
•Sen bu gece gönlün elindeki korku baglarını çöz! Çöz de, gitsin basını askın ayagına koysun! Çünkü kem gözüm<br />
korkusundan aglayıp duran o zavallı bu gece emniyettedir.<br />
131. Senin güzel yüzünün nürundan her mescitte benim günesten bir mihrabım var!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. 1, 295)<br />
• Ey güzel yüzü yüzlerce "ay"a bedel olan sevgili! "Gece oldu, vakit geçti." deme, acele etme!<br />
• Ey can Kabesi! Senin yüzünün nürundan her mescitte benim günesten bir mihrabım var.<br />
• Yanlıs söyledim. Ben öyle bir nüra yönelmisim ki, bizim mescidimizde günes kapının dısında bulunur ve kapıcılık<br />
eder.<br />
• Dünya nimetlerinin sarhoslugu ile kendimize hayatı zehir ettik ve binlerce kuyuya düstük. Ancak onun askı bizi<br />
çengel gibi tutar, dısarıya çeker, çıkarır.<br />
• Senin yüzünden can meclisi öyle nurlu, öyle parlaktır ki, dostların canı gözlerdeki nür, orada yanan çerag,<br />
aydınlıgı hep can meclisinden, senin nürundan alırlar.<br />
• Gönül bahçesi o devlet selvisinin yüzünden güler, kanımız, o unnab dalının yüzünden cosar, kaynar!<br />
• Ey sevgili! Sen ferahlık içinde ferahlıksın. Allah´ın makbul kulları için açtıgı kapıların anahtarı sensin.<br />
132. Gözler hırsla, göz çukurlannda cıva gibi kararsız hale gelmis!<br />
Fe´ilatiin, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c.I, 315)<br />
• Gözler uykudan açılmıyor. Kendini zorla! Gözünü aç da içinde bulundugun insanlara, topluluga ibretle bak!<br />
• Bak da gör, insanlar dünya nimetlerine nasıl dalmıslar, huzuru, mutlulugu kaybetmisler, gözler hırsla göz<br />
çukurlarında cıva gibi kararsız bir gelmis.<br />
• Gece uzadı, halk bu mehtaplı gecede yıldızlar gibi ay ısıgına düstü.<br />
•Bütün düsünceler, yapraklar gibi döküldü. Bütün sebeplerin üstüne tozkondu.<br />
•Akıl sasırdı kaldı, bir köseye çekildi de diyor ki: "Haydi, akıl eger senin aklınsa beni bul bakalım, ben neredeyim "<br />
133. Bu dünyada basa gelen bela lokmalarını yiyip sindirmeyen ilahî aska ulasamaz.<br />
Mef´fllü, Fa´ilat, Mefa´îlii, Fa´ilat<br />
(c.I, 309)<br />
•Ask benim gönlümü yıktıgı, harap ettigi için bu gönül harabesine günesin rahatca, engelsiz vurması gerek.<br />
• Padisah bana dua etmis, kendi duasını da kendisi kabul etmis. Bu haberi yunca utandım, ayakta duramadım,<br />
yerlere yıkıldım.<br />
•Beni huzura kavusturmak için çok defalar yüzünü gösterdi. Ben "O´nun zünü gördüm." dedim ama aslında o<br />
gördügüm yüz degildi. Yüzünün gül bir örtüsü idi.<br />
•O´nun yüzündeki örtünün nüru bile bütün alemi yakıp yandırıyor.<br />
•Ya Rabbi! 0 padisah yüzündeki örtüyü kaldırsa da, yüzünü örtüsüz olarak gösterse alemin hali nice olur<br />
•Ask benim yanımdan geçti, ben de onun ardına düstüm. Kosmaya basladım. Geri döndü, beni görünce kızdı.<br />
Kartal gibi üstüme saldırırdı. Beni bir lokma edip yutuverdi.<br />
•0 beni yutunca, ben zamaneden de geçtim, dünyadan da kurtuldum. Artık ; bir emelim, arzum kalmadı. Sanki çok<br />
tatlı bir denize daldım. Azabdan da kurrtuldum, elemden de.<br />
• Bu dünyada basa gelen bela lokmalarını yiyip sindirmeyen, îlahî ask sarabının lezzetini tatmamıs kisidir.<br />
• Bu gerçegi bildikleri, bu gerçege güvendikleri için, peygamberler baslarına gelen belalardan sikayet söyle dursun,<br />
onları serbet gibi içtiler. Çünkü su, hiç bir zaman atesten korkmaz.<br />
134. Dünyada gördügün güzellerin gül gibi olan yanaklarındaki renkler de o bahçedendir.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´uliin<br />
(c.I, 294)<br />
• Artık kamil insanlar görünmez oldular. Dünyada akan mana ırmagının suyu kesildi. Ey ilkbahar! Göklerden,<br />
ötelerden su gönder de su degirmen dönsün, yani insanlar yeniden manevî hayatı yasasınlar.<br />
• Yeryüzü ile gökyüzü kova ile testiye benzerler. Fakat insanların rühlarının susuzlugunu kovadaki, testideki su<br />
gideremez. Çünkü onların isine yarayacak su yeryüzünden de dısardadır, gökyüzünden de. 0 su ötelerdedir.<br />
• Ey insanoglu! Günahlarla, cinayetlerle dolu su dünyadan kurtulmak için acele, yeryüzıinden de, gökyüzünden de<br />
dısarı çık; çık da ötelerde mekansızlık alemindeki suyu gör!<br />
• Senin can balıgın kirlenmis olan su havuzdan kurtulur da, ucu bucagı bulunmayan berrak, tatlı mekansızlık<br />
denizine kendini atar, kana kana su içer. Susuzluktan kurtulur.<br />
• Sen o mekansızlık aleminde öyle bir denize dalarsın ki oradaki balıklar Hızır kesilmislerdir. Orada balık da<br />
ölümsüzdür, su da!..<br />
• Gözlere nür oralardan gelir; mana damlarının oluklarından akan su da o denizdendir.<br />
•Dünyada gördügün güzellerin gül gibi olan yanaklarındaki renkler de, kokular da o bahçedendir. Bütün gül<br />
bahçeleri de o dolaptan akan su ile sulanır.<br />
135. Madem ki askın yok, git bol bol uyu!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c.I, 314)<br />
•Madem ki askın yok, asık degilsin, sana uyumak yarasır; git bol bol uyu. O´nun askı ve gamı bizim nasibimizdir.<br />
•Biz sevgilimizin gam günesinin tesiri ile zerre zerre olduk. Çünkü biz onn gelen gamı da seviyoruz. Madem ki senin<br />
gönlünde böyle bir duyguyle bir heves uyanmamıstır, git bol bol uyu!<br />
•Onu bulmak, ona kavusmak ümidi ile köpürerek, aglayarak basını tastan tasa çalan, daglardan denize dogru<br />
kosan sular gibi biz de kosup duruyoruz,ou arıyoruz. Sende ise "Sevgili nerede Onu nasıl bulurum " arayısı, üzüntüsü<br />
yok. Sen git bol bol uyu!<br />
•Ask yolu yetmis iki milletin inancının dısındadır. Madem ki senin askın,inancın taklitten, gösteristen ibarettir, sen<br />
git uyu!.<br />
•Bizler askın eline düstük, kendimizden kurtulduk. Bakalım ask bize ne yapacak Sen ise kendindesin, kendi<br />
elindesin, kendine tapıyorsun. Senin için uyumak gerekir, git bol bol uyu!<br />
136. Uyku geldi, bütün insanları kaptı uyuttu. Ama ben uyumadım. Seni düsündüm.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Pe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c.1, 300)<br />
• Bütün gece güzel yüzünü seyrederek, tatlı sözlerini dinleyerek lütuflara nail oldum.<br />
• Her ne kadar gönlüm pervane gibi senin güzelliginin mumunda yandı, yakıldı ise de, ben bütün gece güzel<br />
yüzünün mumu etrafında pervane gibi uçup durdum.<br />
• Gece kıskançlıgından ötürü aya benzeyen yüzünü bana göstermemek için karanlıgı ile bir çadır kurdu. Fakat ben<br />
ayın bulutları yırttıgı gibi gecenin karanlık çadırını yırttım, güzel yüzünü seyre daldım.<br />
• Gönlüm arı kovanı gibi ugultularla dolu idi. Ben de, ey bal madeni, bütün gece senden bal aldım.<br />
• Gece tuzagı olan uyku geldi, bütün insanları kaptı, uyuttu. Ama ben uyumadım. Kusun küçük yüregi gibi bütün<br />
gece uykunun tuzagında çırpındım, durdum.<br />
• Bütün canlar güvercinler gibi onun hükmündedir. Iste ben de bütün gece hükmünün tuzagında onu aradım, onu<br />
istedim.<br />
137. Ey güzellerin padisahı! Sakın bu gece uyuma!<br />
Mef´ulil, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îliin<br />
(c.I, 293)<br />
• Ey can! Ben bu gece senin misafirinim. Yalvarırım sana sakın uyuma! Ey canımın ve gönlümün misafiri olan güzel!<br />
Sen de sakın bu gece uyuma!<br />
• Senın ayın ondördü gibi nürlu, parlak güzel yüzün gelince, bu gece bize kadir gecesi oldu. Ey bütün dünya<br />
güzellerinin padisahı! Sakın bu gece uyuma!<br />
•Ey yüzlerce bahçenin servisi! Mest olanların gönüllerinin huzuru, rahatı gönlümüde, canımı da aldın götürdün.<br />
Sakın bu gece uyuma!<br />
•Ey gülen hos bag! Sensiz benim için iki dünya da zindan gibidir. Her sey senindir. Sen çok üstün bir güzelsin.<br />
Sakın bu gece uyuma!<br />
138. Rebab ask kaynagıdır.<br />
Mefa´îliin, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Pa´îlün<br />
(c.I, 313)<br />
•Rebab ask kaynagıdır. Arkadasların dostudur, en yakınıdır. Araplar da faydalı oldugu için buluta rebab adını<br />
vermislerdir.<br />
•Bulut nasıl gülü, gül bahçesini sularsa, rebab da gönüller gıdasıdır, ruhlar sakisidir..<br />
•Atese üflendigi zaman alevleri artar, yükselir. Yere üflenirse tozlardan baska bir sey kalkmaz.<br />
•Rebab dogan kusu için bir çagrıdır. "Padisahın yanına gel! Koluna kon!"diye doganı çagırır durur. Fakat davul<br />
çalmakla karga kalkıp padisahın yanına gelmez. Yani rebab sesi asıklar için Hakk´a bir çagrıdır.<br />
•Esek nerede Hz. îsa´nın îlahî askından bahsetmek nerede Darda kalanlara kapılar açan Allah, ona bu kapıyı<br />
açmamıstır.<br />
•Ask, kavusma, bulusma saadeti olup Hakk´la aramızdaki perdeleri kaldırarak gönül evinin içine girmek için bir can<br />
elbisesi gibidir. "Ademogullarını üstün kıldık." gerdanlıgıdır.<br />
"9sra suresi, 17/70. ayete isaret edilmektedir: "Ademogullannı bütün varlıklara üstün kıldık."<br />
•Sehvet pesinde kosanlara, bedenlere gönül verenlere asktan pek söz açma! Çünkü onlar, korku ve ümit arasında<br />
yasamakta, sevap ve günah hesabıyla ugrasmaktadırlar.<br />
139. Rebab inleyerek, gözyasları dökerek neler söylüyor<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün. Fa´ilün<br />
(c.I, 304)<br />
• Hiç biliyor musun: Rebab ne söylüyor, gözyasları dökerek, içi yanarak neler anlatıyor<br />
• Diyor ki: "Ben etinden ayrılmıs, uzaklara düsmüs bir deriyim. Ayrılık acısı beni azab içinde bıraktı. Nasıl<br />
aglamıyayım, nasıl feryat etmeyeyim "<br />
• Rebabda bulunan deri bunları söylerken, önde bulunan tahta da dile gelmis diyor ki: "Ben yem yesil bir dal idim.<br />
Beni acımadan balta ile kestiler, bıçkı ile biçtiler. Rebab yaptılar."<br />
• Ey Hakk asıkları! Ey mana padisahları! Bizler ayrılık garipleriyiz. Biz sonunda dönüp dolasıp huzuruna varacagımız<br />
Allah´a yalvarmada, yakarmada, feryat etmekteyiz. Ne olur bu feryadımızı duyun anlayın!<br />
• Önce Hakk´tan aynldık da bu dünyaya geldik. Fakat biz halden hale, sekilden sekile girerek, döne dolasa yine ona<br />
gidiyoruz.<br />
• Ey misafir! Hiç bir menzile, hiç bir duraga gönül verme ki ondan ayrıldıgın zaman, onu kaybettigin vakit için<br />
yanmasın! Gönlün yaralanrnasın!<br />
• Çünkü babanın tohumundan gençlik çagına gelinceye kadar çok menziller astın, çok sekillere girdin!<br />
• Rebabın bu feryadı ister Türk olsun, ister Rum olsun, ister Arap olsun, asık ise onun dilincedir, onun dilidir.<br />
• Bu ses altı yönden de dısarı çıkmıs, göklere yükselmistir. Yönden kaç; ay ısıgından çık kurtul!<br />
140. Yanını yere koyup uyuma! Sevgili yanındadır.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c.I, 307)<br />
•Bütün dostların isi bu gece altın gibi halis ve parlaktır. Hak asıklarını çekemeyen hasetçilerin canları ise bu gece<br />
kördür, sagırdır. Onlar hakîkati göremezler, hakîkati bildiren sözleri isitemezler.<br />
•Allah´ın güzellik deryası dalgalanınca, bu gece sevgilinin ayak bastıgı topraktan anber kokuları yayılmaktadır.<br />
•Biz daima ezelî sevgili ile hosuz, o bizden razı, biz de ondan razıyız. Fakat Allahın lütfu ile bu gece o da baska<br />
türlüdür, biz de baska türlüyüz.<br />
•Ey gönül! Bu gece uyuma! Varacagın menzile dogru yürü. Çünkü gizli sili hep bizi gözetlemektedir.<br />
•Yanını yere koyup uyuma ki, sevgili senin yanı basındadır. Sevgi sırrını da sakla ki, bu gece yüzünden o sır çok<br />
hostur, çok latiftir.<br />
•Elinden tutacak olan geldi. Bu gece elinden tuttu. Bu sebeple bu gece devlet saadet dalı yemyesil olarak<br />
oynamaya basladı.<br />
•Allah´a yemin ederim ki, bu gece uyku, bana haramdır. Çünkü su kusu olan can, kevsere kavustu, kevseri buldu.<br />
141. Bu gece Hakk da uyanıktır, bizler de uyanıgız.<br />
Mefa´îliin, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c.I, 269)<br />
• Ey bizi evine mihman eden, misafir eden sevgili! Bu gece uyuma! Çünkü sen rühsun, bizse bu gece hastalarız.<br />
• Sırların, gizli seylerin gözünden uykuyu defet gitsin! Gitsin de bu gece bütün gizlilikler ortaya çıksın.<br />
• Ayrılık yüzünden parlaklıgını kaybetmis, paslanmıs gökyüzünün pasını gideresin! Onu cilalayasın diye Allah sana<br />
bu gece bir cila verdi.<br />
• Allah´a hamdolsun ki, su anda herkes uykuda. Ben ise uyanıgım. Benim bu gece yaratıcı ile isim, gücüm var.<br />
• Bu ne sereftir, bu ne uyanık bahttır ki bu gece Hakk da uyanıktır, bizler de uyanıgız.<br />
• Hiç bir geceye benzemeyen bu gece, gözlerim seher vaktine kadar uyanık kalmaz da uykuya dalarsa, ben bu<br />
gözlerden bîzar olurum, usanırım.<br />
• Sustum, dudaklarımı kapadım. Ama bu gece, ben sözsüz, sessiz, sadasız konusuyorum.<br />
142. Gecenin hakîkatini gören uyumak istemez.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 316)<br />
• Biz gece ile savasa girisince, onu alt üst ederiz, onun denizinden toz koparırız.<br />
• Gecenin hakîkatini görebilen,istemez. Uykudan kaçar.<br />
•Bir çok nurlu gönüller, nürlu yüzler, tertemiz canlar geceyi ihya ederler, uyumazlar, ibadet ederler, Allah´a<br />
yalvarırlar yakarırlar.<br />
•Gece gayb dilberinin mana güzelinin yüzünün tülüdür, duvagıdır. Gündüz nasıl olur da geceye es olabilir<br />
•Senin nazarında gece, simsiyah bir tencere gibidir. Çünkü sen onda pisirilen gece helvasından tatmadın, gecenin<br />
hakîkatinin ne oldugunu anlamadın!<br />
•Gündüz kazanç ve kar zamanıdır. Fakat gece sevdasının bambaska bir zevki varrdır.<br />
•Gece geldi, alıs veristen, kazançtan beni alıkoydu, elimi bagladı, birsey yapamaz oldum. Seher vaktine kadar<br />
gecenin de ayagı baglı kaldı.<br />
143. Bir gece de sevgilinin hatırı için uyuma!<br />
Mefa´îlün, Pe´ilatün, Meta´îliin, Fe´ilün<br />
(c.1, 312)<br />
•Senin canın hakkı için hayırh isler yapmaktan vazgeçme, uyuma! Gaflete dalma! Bir geceyi ömründen azalmıs bil,<br />
eksik say, uyanık kal, uyuma!<br />
•Kendi heva ve hevesine uydun, rahatını düsündün, binlerce gece uyudun. ne olur bir gececik de sevgilinin hatırı<br />
için uyuma!<br />
•Esi benzeri olmayan, geceleri hiç uyumayan o lutf sahibi, o güzeller güzelı vgiliye uy! Gönlünü ona ver! Onu kendi<br />
gönlünde bul da, sen de uyanık kal, ııyuma!<br />
•Sabaha kadar uyanık kaldıgın; "Ya Rabbî, ya Rabbî!" diye feryat ettigin o hastalık gecesini hatırla, o geceden kork<br />
da uyuma!<br />
•Cenab-ı Hakk; "Dostlar, geceleri uyumazlar." diye buyurdu. Bu ayeti duyup, hatanı anlayarak utandınsa artık<br />
uyuma!<br />
"Zariyat Suresi, 51/17-18. ayetlerinden iktibas var."<br />
• 9sitmissindir. Allah dostları isteklerine, muratlarına geceleyin kavusurlar, dostlarının muratlarını veren padisahlar<br />
padisahının askına, sen de bu gece uyuma!<br />
• Binlerce defa sana; "Sus!" dedim. Sözden fayda yok. Birini getir ki, binine bedel olsun, uyuma!<br />
144. Dedim, dedi.<br />
Müstef´ilün, Fe´ülün, Müstef´ilün, Fe´Olün<br />
(c.I, 436)<br />
• Sevgıli dedi ki: "Kapımı çalan kimdir " Dedim ki: "Ben degersiz köleniz!" dedi kı: "Burada senin ne isin var "<br />
Dedim ki: "Ey ay yüzlüm sana selam etmek hatırınızı sormak isterim."<br />
• Dedı kı: "Ne zamana kadar kapımın önünde duracaksın " Dedim ki: "Sen "içeıi çagınncaya kadar." Dedi ki: " Daha<br />
ne vakte kadar cosacaksın, söylenip duracaksın " Dedim ki: "Kıyamet kopuncaya kadar."<br />
• O zaman ben ona kars1 duydugum sevgiden bahsettim. îçim yanarak ask davasına giristim de yeminler ettim.<br />
Ask yüzünden malımı,,mülkümü kaybettim adım kötüye çıktı diye sızlandım.<br />
• Sevgili dedi ki: "Bu dava için hakim sahit ister." Dedim ki: "Benim sahidim göz yaslarım, yüzümün sarılıgı da<br />
davamın dogrulugunu, seni ne kadar çok sevdigimi isbat eder.<br />
•Dedikii: "Senin sahidin, uygun bir sahit degil. Çünkü o yasları döken göz edebli, terbiyeli olsalardı, güzellere güzel<br />
bakarlardı; kötü bakıp da kirlenmezlerdi." Dedim ki: "Adaletiniz üstüne yemin ederim ki gözlerim de, yüzümde güvenilir,<br />
suçsuz, temiz kisilerdir."<br />
• Dediki "Yol arkadasın kimdi Seni kim benim evime getirdi " Dedim ki: padisahım, yol arkadasım, senin güzel<br />
hayalin idi." "Peki!" dedi. "Ben seni cagırmadım ki, seni buraya kim çagırdı " Dedim ki: "Senin hos kokun, kadehinizin<br />
kokusu."<br />
• Dedi ki: "Açık söyle, maksadın nedir " Dedim ki: "Sana daima vefalı olmak, dostluk etmek isterim." Dedi ki:<br />
"Benden ne istersin " Dedim ki: "Herkese, herseye gösterdigin lutfu, iyiligi isterim."<br />
• Dedi ki: "Buraya gelirken gördügün ve çok begendigin yer neresidir "dedim ki: "Kayser´in köskü!" Dedi ki: "Orada<br />
ne gördün " Dedim ki:bînlerce kerem, yüzlerce lütuf!"<br />
• Dedi ki: "Yol nasıldı Tenha mı idi " Dedim ki: "Yolda, yol kesenin korkusu vardı." Dedi ki: "Yol kesen kimdi "<br />
Dedim ki: "Bu çıkısmanız, bu kaynamanız, bu ayıplamanız."<br />
• Dedi ki: "Sence en emin yer neresidir " Dedim ki: "Zahitlik ve takva yeri!" Dedi ki: "Zahitlik dedigin nedir "<br />
Dedim ki: "Selamet esenlik yolu!<br />
•Dedi ki: "Nerede afet var, bela var, ıstırap var " Dedim ki: "Senin askının mahallesinde." Dedi ki: "Sen orada ne<br />
halde idin Nasıldın " Dedim ki: sikayet etmeden sana baglılıkta, vefada, dogrulukta idim "<br />
• Ben askı çok denedim. Fakat bu denemelerimden bir faydam olmadı. Kim denenmis seyi tekrar denerse pisman<br />
olur.<br />
• Sonunda sevgili dedi ki: "Artık sus! Eger ben askın nüktelerini, inceliklerini söylersem, kendinden geçersin de ne<br />
aklın kalır, ne fikrin."<br />
45. Sözünün tatlılıgını istedikleri için agzından çıkan harfler, kelimeler oynarlar<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Miistef´iliin, Fe´uliin<br />
(c.I, 437)<br />
• Senden gelen her cefayı, her cevri canıma minnet bilirim. Senin suçunu da, kendi suçumu da yüklenirim,<br />
boynuma alırım.<br />
• Ey ay yüzlü güzel! Senden gelen yüzlerce cefa, yüzlerce cevr, kıymetli kumaslardan yapılmıs elbiseler gibi cana<br />
safa, çesme sifadır.<br />
• Sevgilim su dünyada bulunan herkesin, herseyin senden bir nasibi vardır. Benim nasibim de sana karsı duydugum<br />
asktır. Askını bana layık gördügün ve lütfettigin için ne de iyi bir lütufta bulundun. Çok yasa; varol!<br />
• Sundugun sarabın lezzetinden benden önce kadeh mest olmada. Kadehin-deki lezzet yüzünden de, sarap<br />
kendinden geçmede, cosup köpürmektedir.<br />
• Yüzünün güzelliginin farkına vardı. "Ruh"un senin önünde secdeye kapandı. Sözünün tatlılıgını isittikleri için<br />
agzından çıkan harfler, kelimeler oynamaya basladılar.<br />
• Asık fazla sarhos olunca, onu çekistirirler, ayıplarlar, kınarlar. Zaten sarabın mezesi kınanmadan baska bir sey<br />
olamaz ki.<br />
146. Onun gönlüne düsen dermanı olmayan dert, kimin derdidir<br />
FS´ilatün, Pa´ilStün,<br />
(c.I, 428)<br />
•Canın ayagını baglayan, çaresiz bırakan meydan acaba kimin meydanıdır ki min meydanı olacak; askın, askın...<br />
Bize bir hal oldu. Elden çıktık. Bu kimin hikayesi Kimin destanı Askın askın...<br />
•Ask özel kadehler dolastırmada. Acaba askın dolastırdıgı bu özel kadehler kimin askına dolasıp duruyor Bunu<br />
kimse bilmez. Ancak ask bilir.<br />
•llkbahar geldi. Daga da, ovaya da can verdi. Ey Allah´ım! Ey Allah´ım bu canı kim verdi Bu can kimin canı<br />
•Bu ne güzel ne hos bir bahçedir. Bu bahçeyi gördü de cennet bile mest oldu. Bu bahçedeki menekseler, süsenler,<br />
reyhanlar kimin Bunlara bu renklri, bu kokuları, bu güzellikleri kim verdi<br />
•Bu bahçenin güzelligini gördü de gül dalı bülbülden daha fazla dile geldi. selvi; "Bu bahçe ne güzel bir bahçe;<br />
acaba kimin " diye sallanrnaga, oynamaga basladı.<br />
•Yasemin; "Van gülüne söylemez misin " diyor. Böyle essiz bir nergis kimin nergis bahçesinde yetismistir<br />
•Yasemin diyor ki: "Ben bu soruyu sorunca Van gülü güldü de; ´Bunu bana sorma! Ben kendimde degilim. Kimin<br />
nergis bahçesinde yetistigini ben ; bilmiyordum.´"<br />
•Bu bahar mevsiminde yeryüzü çesit çesit renklerde hos kokulu güllerle, Yaseminlerle, nergislerle, sebboylarla<br />
süslenmisken, gökyüzünde de günes altın bir top gibi durmadan kosmada. Sasılacak sey! Acaba onu böyle kim<br />
dolastırıyor Kimin çevgeninin kıvrık yeri onu böyle asırlardan beri kosturuyor<br />
•Ay da asıklar gibi onun pesine takılmıs, onun peyki olmus, solgun ısıklar saçarak, zayıf bir halde eriyerek dönüp<br />
duruyor. Acaba o kime tutulmus imin hayranı Günese mi yoksa günesi altın bir top gibi kosturup duranamı<br />
•Gökyüzündeki bulut da gamlara, tasalara batmıs, düsüncelere dalmıs, atesli bir sır! Acaba o kimin için böyle<br />
aglayıp duruyor<br />
•Mavi renkli elbiseler giyinmis, gönlü aydın gökyüzü, acaba kime gönlünü aptırmıs ki gece gündüz durup<br />
dinlenmeden mest bir halde dönüp duruyor<br />
•Onun böyle dinlenmeden, içine ates düsmüs gibi dönüp durdugunu gören dert, ona acımıs, onun derdini soruyor.<br />
Diyor ki: "Onun gönlüne düsen dermanı olmayan dert, acaba kimin derdidir "<br />
147. Dünya hayatında ızdıraptan ve gamdan kaçtıkça sen ham kalırsın.<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Pa´ilat<br />
(c.I, 389)<br />
• Senin gönlün bende olmadıktan, benimle beraber bulunmadıktan sonra seninle beraber oturmusuz, bir arada<br />
düsüp kalkmısız, bunun bir faydası yok. Benimle oturup kalkıyorsun ama gönlün benimle degil. Madem ki böylesin,<br />
bunun hiç bir faydası yök!<br />
Hz. Mevlana bir ruba´îsinde: "Sen benim gönlümde oldukça, Yemen´de de olsan benim yanımdasın. Eger sen benim<br />
gönlümde degilsen, yanımda da olsan Yemen´de sayılırsın!diye buyurmustu.<br />
• Agzın baglı, bunun için süsuzluktan yanıyor. Sen bir ırmagın içine dalmıssın, suyun içindesin. Ama su<br />
içemiyorsun. Irmagın sana hiç bir faydası yoktur.<br />
• Bedende can olmadıkça seklin, maddî varlıgın ne ise yarar Ekmek, yemek olmadıktan sonra sahan ve sininin<br />
sana bir faydası yoktur.<br />
• Yeryüzü göge kadar miskle anberle dolu olsa, koku alamayan kisiye bunların ne faydası var<br />
• Dünya hayatında atesten, yani ızdıraptan ve gamdan kaçtıkça hamur gibi eksi kalırsın. Hamsın. Binlerce dost<br />
bulsan, binlerce güzel bulsan bunların sana hiç bir faydası yoktur!<br />
"Meshur Fransız sairlerinden Alfred de Musset (1810-1857) de bir siirinde: "9nsan bir çıraktır Izdırap, bela onun<br />
ustasıdır, hocasıdır. Onu yetistirir, gerçek insan yapar." demistir.<br />
148.Sen sus da harfsiz dilsiz o söylesin!<br />
Müstef´ilün, Fe´üliin, Müstef´ilün, Fe´uliin<br />
(c.I, 440)<br />
• Bugün sehrimiz, güzeller padisahı aramızda oldugu için, pek canlıdır; pek parlaktır. Zamanımızın en üstün, en<br />
büyük insanı bir sehre gelirse, o sehir gülmez mi Bayram etmez mi<br />
• 0 güzellik günesi yeryüzünde parlayınca, yeryüzüne nürunu yayınca, toprak yeryüzü, gökyüzünden daha fazla<br />
aydınlanır, daha iyi olur.<br />
• Merhametli sevgili gönül kapısını çalınca, o daha içeri girmeden, can onun los kokusundan gelenin kim oldugunu<br />
anladı.<br />
• Sunu iyi bil ki, sıkıntılı oldugun zamanlarda senin elini tutup çeken, seni yaratandır. Sana can yoldası olan o<br />
büyük padisahtır.<br />
• 0 öyle mübarek bir günestir, aydır ki tutulmaz. 0 insana sersemlik vermeyen bir saraptır, o ziyansız bir kardır.<br />
• Sen sus da, harfsiz, dilsiz o söylesin. Zaten dil olunca bu konusan dillerin ne degeri kalır<br />
149. Allah´ı seven, herhangi bir insana kul olmaz!<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 396)<br />
• Sevgilinin yolunda biz korkaklara is yok! Sevgi yolunda yürüyenlerin hepsi de padisahtır. Orada kullara yer<br />
yoktur. Allah´ı seven herhangi bir insana kul olamaz!<br />
• Bahtım var, talihim var; ben mutlu bir kisiyim diye övünüyor, kendini naza cekiyorsun. Sunu iyi bil ki: "Senin bu<br />
bahtın, talihin, mutlulugun bizim büyüklügümüze karsı bir ayıptır, utanmazlıktır."<br />
• Fakirligin ile övünüyorsan, yamalı hırkayı giy de padisahımızın huzuruna öyle çık! Çünkü bizim padisahımızın<br />
nazarında gösterisli, degerli elbiseler, kesislerin kusagı gibi degersizdir.<br />
• Bizim su ask yolumuzda dogru bir kisi ol! Hileyi, egriligi bir tarafa bırak. Çünkü meydanımız hilekarların at<br />
oynatacakları meydan degildir.<br />
150. Akıl, ask, ma´rifet insanı hakîkatin damına çıkaran birer merdivendir.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilSt<br />
(c.I, 384)<br />
• Asıkların içlerinde bir baska dünya vardır. Ama bizim sevgilimizin askı bir baska zevktir, bir baska candır.<br />
• Gönül gözleri açık olanlar pek çok gizli seyler bilirler. Ama asıkların gönülleri baska bir gizli sey bilir.<br />
• Akıl, ask ve ma´rifet insanı Hakk´ın, hakîkatin damına çıkaran birer merdi-vendir. Fakat hakîkat aleminde Hakk´a<br />
ulasmak için bambaska bir merdiven vardır.<br />
• Mana yolunun güzelleri, bir gönülle ugrasmaktan sasırdılar, aciz kaldılar da onlara "Gönlün bambaska bir sevgilisi<br />
var!" diye vahiy geldi.<br />
• Ey bir sevdaya kapılmıs, kendini kaybetmis gönlü kınamaya, ayıplamaya açılan diller! Dudaklarınızı yumun!<br />
Çünkü gönlün de bir baska dili var!<br />
• Tebrizli Sems muma benzer. Fakat bütün mumlar onun pervanesi olmuslardır. Çünkü onun gönlünün içinde<br />
bambaska bir alem vardır.<br />
151. Daralan gönül gerçek gönül degildir.<br />
Mef´Olü, MefS´ilün, Fe´ulün<br />
(c.1, 365)<br />
• Sunu iyi bil ki zaman sevdanın bir seklinden, naksından ibarettir. Bizim seklimiz zamandan dısardadır. Zamana<br />
uyup kalmaz; hep degisir. Biz ihtiyarlarız ama, zaman ihtiyarlamaz, hep aynıdır.<br />
• Dünya bir ırmak gibidir. Derenin içinde akar gider. Biz bu ırmagın dısındayız. Zaman ırmaktaki su gibi akar gider.<br />
Irmaga düsen bizim gölgelerimizdir.<br />
• Burada pek zor, pek ince; anlasılması müskil bir nükte var! 0 burada degil ama yine de burada! 0 yok gibi olan<br />
bir varlık!<br />
• Ey gönül! Canın yüzünden baska hiç bir yüze gülme! Zaten o olmayınca bütün gülüsler aglayıstır, inleyistir.<br />
• Dünya meselelerine dalıp daralan gönül gerçek gönül degildir! Çünkü gönül pek genistir. Onun ucu bucagı yoktur!<br />
• Aslında gönül gam yemez, gönlün gıdası gam degildir. Gönül bir dudu kusudur. 0 görülmemis acayip sekerler yer<br />
durur.<br />
152.Gül bahçesinde geçen ask sırnnı bir gül bilir, bir de aglayan bülbül!<br />
Mef´ülü, Mefa´iliin, Fe´Olün<br />
(c.1, 367)<br />
• Gönül dün gece geldi de, canın kulagına dedi ki: "Ey adını söyleyemeyecegim, essiz varlık!<br />
• Ey adını açıkça söyleyeni parçalayan, gizlice söyleyeni yakıp yandıran güzel!<br />
• Ey can! Bilinemeyeni, tarif edilemeyeni anlatmaya kalkısan ne özür getirebilir Ne bahane bulabilir "<br />
• Gül bahçesinde geçen sırrı, gizli seyi bir gül bilir bir de hazin hazin aglayan, feryat eden bülbül bilir.<br />
• Sadece bülbüllerin seslerine dalıp o seslerin güzelliginden bahseden kisi seste kalır. Seslerin ötesine geçerek ask<br />
sırrını sezemez, anlayamaz.<br />
• Ey o akıl almaz, essiz varlıgı anlamaya çalısan, sezmege ugrasan! Ey göklere asık olan kisi! Merdivenden<br />
bahsedip duran arifle dost ol, onunla iyi geçin!<br />
• Herkes evden bahseder durur. Fakat; "0 evde bulunan güzel nerede 0 nasıl bulunabilir " diyen yok.<br />
• Bir yaz günü sıcakta bir agacın gölgesine sıgınan herkes gölgeden, gölgeyi dusüren agaçtan bahseder ama, o<br />
gölgeyi düsürten günesten, günesin nürundan kimse bahsetmez.<br />
• Bütün bu zorlukları bilmekle beraber, dilin ona dair, onun hakkında söyledigi birkaç sözle bütün kulaklar da mest<br />
oldu, akıllar da...<br />
• Zavallı dil bir iki kırıntı buldu da ona daldı. Asıl kaynagı, madeni bıraktı.<br />
• Halbuki asıgın canı o kırıntılardan utandı da, pazarı da bıraktı, dükkanı da bıraktı gitti...<br />
• Ask kulagıma egildi de: "Yeter artık, susayım dedi. Çünkü o bana böyle söyledi, böyle ilham etti.<br />
153. Tamamıyla kendinden geç, kendinden kurtul!<br />
Pe´ilatün, Fe´ilatün, (c.I,<br />
• Sen gitmek istiyorsun ama, Allah´a yemin ederim ki ben seni kolay kolay bırakmam. Çünkü senin gibi güzel bir<br />
varlıgın gidisi benim için felaket olur, kıyamet kopmus gibi olur.<br />
• Ask ordusu geldi. Küfür ülkesini ele geçirdi. Ey kalender dost! Sen simdi rnelamet davulunun, yani kafirligi<br />
kınama davulunun sesine kulak ver!<br />
• Dünyaya ait birçok isteklerle dolu olan gönlünü, canını ask askerlerinin önüne at, onlar öldürsünler de sen<br />
gönülden de candan da kurtul! Bedenini ie kendin kaftan gibi yırt! Artık herseyden kurtul! Onların ne eserinden, ne<br />
haberinden, ne de belirtilerinden bahsetme! Tamamıyla kendinden kurtul, tendinden geç!<br />
• Ben simdi kendimden geçtim, kendimdem kurtuldum ve düsüncenin de yolunu kestim. Ben mestim ama ey sakî<br />
sen bana yine o mansur sarabından ver de beni büsbütün mest et, beni büsbütün benlikten, varlıktan kurtar!<br />
• Haydi sıçra, kalk; ayagını varlıgının basına bas, kendini ayak altına al! Haydi ask kanatları ile uç, uç da<br />
nankörlükten de, sükürden de, her türlü kayıtlardan da kurtul!<br />
• Ey ask! Kendini herkesten üstün gören Nefis Firavunu´na Müsa gibi seslen;<br />
"Ey Firavun! Önüme gel, ben senin sarayının kapısını da ele geçirdim, damını da!" de ve onun basını kes!<br />
• Basını kesmeden önce ona de ki: "Ben gayb aleminden ask ordusunu çekerek geldim. Düs önüme ey bası dik<br />
zalim! Sen artık padisahhktan düstün!"<br />
• Sırf asktan baska neye meylettimse tadından, güzelliginden pismanlıktan baska birsey elde edemedim.<br />
Duydugum zevkler pismanlık açlıgına degmedi.<br />
Namık Kemal merhum da vaktiyle:<br />
"Kimi vicdana dokundu, kimi cism ü cana,<br />
Zevk namıyla ne yaptımsa pisman oldum" diye yazmıstır.<br />
• Birsey kaybetmeden madem ki ask havuzunun basına geldin, geri dönme! Bu havuzun içinde ab-ı hayat var.<br />
Kıyısı da tam oturulacak, eglenilecek yer.<br />
• Bu ask havuzunun içine düsünce, bütün varlıgını ona ver! Kendini tamamıyla ona bırak, yüzgeçlik taslayarak<br />
ellerini ayaklarını çırparak oradan çıkmaga ugrasma!<br />
• Kendini tamamıyla ona ver, ona bırak da sus! Sen toplulugun imamı degil-sin! Burada asktan baska hiç bir kimse<br />
imam olamaz!<br />
154. Sen perde arkasında oturmus görünmeyene iman edilir mi diyorsun.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilün<br />
(c.I, 406)<br />
• Daha ne kadar zaman; "Çarem ne; dermanım ne " deyip duracaksın Sana kim çare aratıyor Sen onu ara!<br />
• Daha ne zamana kadar; "Gamdan can veriyorum!" diye sızlanıp duracaksın Can nedir Bunu bilmek, neden gam<br />
yedigini bilmek istemiyor musun<br />
• Eger sen asık oldunsa askın sana delil olarak yeter! Yok asık olmadıysan artık ne diye delil istersin<br />
• Bu kadarcık da aklın yok mu ki; bakıp göresin Padisah yoksa bu gök cubbe otagı ne diye kurulmus<br />
• Su gök duvagın, su gök kubbesinin ötesinde çok güzel, çok güçlü bir yaratıcı yoksa, su parıl parıl parlayan sayısız<br />
yıldızlar kendi kendilerine mi parlamaya basladılar<br />
• Ermislerin gözlerindeki ates gizlilik perdelerini yaktı, yandırdı. Sen ise îerde arkasında oturmus, görünmeyen bir<br />
seye iman edilir mi demedesin.<br />
155. 0 güzel yüzde ilahî nüru görmeyen seytandan da asagıdır.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c.1, 407)<br />
• Nurlarla dolu olan o güzel gözler sevgilinin bakısı ile mest olmus. Gözyüzü bile o gözler yüzünden tir tir<br />
titremededir.<br />
• Bilhassa Hakk´ın huzurunda el baglayıp namaza durdugu zaman, kendisine ihsan edilen nür, meleklerin de,<br />
insanların da kıblesi olmustur.<br />
• 0 güzel varlıgın yüzünde ilahî nörun göz kamastırıcı bir sekilde parladıgı anda, onun ayaklarına basını koymayan,<br />
benlik yüzünden ona secde etmeyen kisinin özü gerçekten de seytandır!<br />
• 0 anda o güzel yüzde ilahî bir nür görmeyen kisi, cansız bir beden gibidir. Seytandan da asagıdır.<br />
• Onun nürlu yüzü, erlerin kıblesidir. Eger sen de er isen onun heybetli yüzüne karsı gönlünü yerlere ser!<br />
• Elini sinenden çek! Ne diye saskın saskın bakıp dumyorsun 0 anda sevinerek oııa canını ver! Zaten isteyen de<br />
odur.<br />
• Aklını basına al da neyin var neyin yoksa hepsini suya at! 0 ask suyundakı atesle onları temizle! Çünkü onun<br />
yüzünün atesi, ab-ı hayatın bile secde ettigi yerdir.<br />
156. Bu zamanda insan çalanlar, altın çalanlardan daha fazla!<br />
Fe´ilatiin, Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilün<br />
(c.I, 409)<br />
• Insanlık yolunun önü de ardı da kanla ıslanmıs. Dikkat et de kayma! Bu zamanda insan çalanlar altın çalanlardan<br />
daha fazla!<br />
"Toplum hayatında çesitli sahalarda basarıya ulasmıs tek tük iyi insan, kamil insan varsa da insanlık düsmanları<br />
onları da çesitli bahanelerle harcıyorlar, yok ediyorlar. Günümüzde üstün insan o kadar çok azaldı ki, Diyojen gibi<br />
güpegündüz fener yakıp insan aramak gerekiyor."<br />
• Hırsızlar akıldan da, haberden de çalıyorlar diye anlatırlarsa da, kendinden haberi olmayandan ne çalınabilir ki<br />
• Bu kötü duruma ragmen ey Hakk yolcusu! Sen kendini bir seyi de yok, düsmanı da yok sanma! Dünya altın<br />
pesinde kosuyor. Ama sen kendin altın madenisin ama kendinden haberin yok!<br />
• Peygamber efendimiz; "însanlar madenlerdir!" diye buyurmustur. Yani insanlar birbirinden farklı birer maden<br />
gibidirler. Kimisi demir, kimisi gümüs, altın, akîk, elmas gibidirler.<br />
• Ey insanoglu! Hazine bulursun ama ömür bulamazsın. Sen ugras da kendini bul, kendindeki gizli hazineyi arastır!<br />
Çünkü bu hazine sana da kalmaz. Senin elinden de geçer gider.<br />
• Kendini bul, bul ama dikkatli ol! Kendini çaldırma! Fakat ne yapabilirsin ki, bu Hakk yolunda çok açıkgöz, çok<br />
becerikli bir hırsız pusu kurmus, seni bekliyor.<br />
• Zavallı ne olacagını düsünmeden çırpın dur! Dünya malı için daha fazla can çekis, daha fazla altın biriktir!<br />
Zenginlikle gönlünü hos tut! Fakat sunu iyi bil ki bütün altınların, gümüslerin, malın, mülkün cehennem yılanıdır.<br />
• Ne olur bir geceyi olsun Allah için yemeden, içmeden geçir! Nefsine uydun yüzlerce geceyi yiyerek içerek<br />
uyuyarak geçirdin.<br />
• Dünya malı için basına gelen dertlerden, elemlerden, acılardan ötürü topragın her zerresinin gönlünden ahlar,<br />
feryatlar yükseliyor. Ama kulagın sagırdır da bu sesleri duyamıyorsun.<br />
157. Güzel bakısların arkasında bulunan nerededir<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilün<br />
(c.I, 412)<br />
• Benim canımı sarapsız mest eden o güzel nerededir Beni tutup canımdan, gönlümden dısarı çıkaran, beni<br />
benden alan o el nerededir<br />
• Yemin etsem ancak onun basına yemin ederim. Benim yeminimi, tevbemi bozduran nerededir<br />
• Seher vaktinde Hakk´a yalvaranların rühları onun askı ile feryat ederler, aglarlar. Bizi yerimizden, yurdumuzdan<br />
edenin gamı acaba nerededir<br />
• "Onun yeri nerededir, yurdu nerededir " diye sasırmayın. 0 canın da canıdır. Gönlümüzde bir yer isteyen var.<br />
Acaba o nerededir 0 bize bizden yakın degil midir<br />
• Güzel bir varlıgın göz ucu ile bakısı bir bahanedir. Onun bir hevesidir. 0 güzel bakısın arkasında bulunan<br />
nerededir Bakısı ile gönlümüzü hasta eden nerededir<br />
" Su Mesnevî beyitlerinde Hz. Mevlana güzel yüzlerdeki perdelerden bahseder. Hasa Allah maddî bir güzel olmaktan<br />
münezzehtir. Mecazî olarak Mevlana bu konuya temas eder:<br />
"Kadının yüzünü, benini, kaslarını, akîk gibi dııdaklarını gördüm ki; sanki Cenab-ı Hakk ince bir tül perde ardından<br />
tecelli etmis gibi idi. Kadındaki o edayı, o nazı, o isveyi, o kırıtısı ,görünce, Allah´ın tül perde ardından tecellisini andıran<br />
güzelligi görünce 9blis yerinde duramadı."<br />
Camî de bir beytinde:<br />
"Kendi hüsnün hublar seklinde peyda eyledik,<br />
Çesm-i asıktan tutup sonra temasa eyledik." demisti.<br />
• Gönlün beyaz perdesini gerdi de, oradan hayaller gösterdi. Perde üstüne böyle bir gönül perdesi geren nerededir<br />
• 9nsanın aklı basında olunca neden, niçin, nasıl sorularını sorması tabiîdir. Mest olup da, bizi nasıldan, niçinden<br />
kurtaran nerededir<br />
158. Her zerre, hersey senin askının mesti degil midir<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c.I, 422)<br />
• Ey yüzü güle, saçları semsir agacının ter ü taze yapraklarına benzeyen sevgili! Ben senin ayrılık gamınla, ayrılık<br />
derdinle gamlandıgım, dertlendigim zaman bu gam, bu dert senden geldigi için çok mutluyum, neseliyim, sevinç<br />
içindeyim.<br />
"Seyyid Nesîmî bir mısra´ında: "Vasl erisince canıma, hüzn ve melal içindeyim."<br />
• Senin gamının nakdinden olmayan nakitler nakit degil topraktır. Senin isteginin, hevesinin rüzgarına kapılmamak,<br />
ona uymamak hevadır, rüzgardır.<br />
• Senin isini ögrenmis olanın isi, istir. Çünkü senin isin gerçekten de yeniden yeniye var etmektir.<br />
• Gögün de, yeryüzünün de senden haberleri vardır, seni bilirler. Bu sebeple gökler de, yeryüzü de senin emrine<br />
bas egmislerdir.<br />
• Her sey, her zerre, her varlık senin askının mesti degil midir Yüzünü göster de iki dünyanın da mestligini gider!<br />
•Günes su dönüsünde tektir, birdir; ama bu gök boslugunda öyle günesler vardır ki, bu gördügümüz günes onların<br />
safında bir erdir.<br />
"Yedi asır önce söylenen bu beyti ibretle tekrar tekrar okuyalım. 0 zamanki insanların görüslerine göre gökyüzünde<br />
dolasan sayısız yıldızlar arasında günes olarak sadece bizim günesimiz biliniyordu.<br />
Bugün onbes milyar ısık yılı uzakta günesler kesf´ediyorlar. Amerika Uzay Teleskop Bilimleri Enstitusü Direktörü R.<br />
Williams´ın ifadesine göre, kainatta 50 milyar galaksi tesbit edilmis. Mevlana ne buyuruyor: "Günes tektir, birdir ama,<br />
öyle günesler vardır ki, bu görıJügümıiz günes onların safında bir erdir."<br />
Bu duruma göre güneslerin sayısını ancak Allah bilir. Devrimizin fizik ve matematik bilginlerinin en büyüklerinden olan<br />
Sir James Jeans´in Ordinaryos Profösör Salih Murad Özdilek tarafından dilimize tercüme edilen Esrarlı Kainat adlı<br />
eserinin ikinci sayfasından bir iki paragraf almadan geçemedim.<br />
"´Yıldızlar arasında dünyamız büyüklügünde yıldız pek az olup çogu yüzbinlerce dünyayı içine alacak büyüklüktedir.<br />
Bunların arasında milyon kere milyonlarca dünyayı içine alabilecek yıldızlara rastlıyoruz. Kainattaki bütün yıldızların<br />
sayısını, yeryüzünün bütün denizlerinin kumsallarındaki kum zerreleri sayısı ile gösterebiliriz.<br />
Bu büyük yıldızlar ve yıldız kalabalıgı uzay içinde kendi yörüngelerinde dolasırlar.<br />
Bunların bir kaçı teskil ettikleri kümeler, gruplar halinde dolastıkları halde çogu yalnız kalmıs seyyahlara benzer. Bu<br />
yıldızların içinde dolastıktan kainat akıl almaz biiyüklüktedir.<br />
Çünkü ısıgı bize elli milyon senede gelebilen yıldız var. 0 kadar ki bir yıldızın digerine yaklasması, tasavvuru güç olan<br />
nadir bir vak´adır. Bunların her biri bos bir okyanusta giden bir gemi gibi yalnız basına yolculuk yaparlar.<br />
Bizler, su dünya üstünde yasayanlar, kumlar sayısınca çok olan bu yıldızlar arasında, bir kum tanesinin mikroskopun<br />
parçası üzerinde oturarak etrafımızı, uzayı ve zamanla çevrilen kainatın maksat ve mahiyetini kesfe çalısıyoruz."<br />
159. Can sarabı.<br />
Fe´ilatiin, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. I, 404)<br />
• Ey seher vaktinde Hakk´ın lütfuna mazhar olarak mana sarabı içen azîz dost! Bana biraz yaklas, kulagına gizli<br />
seyler söylemek istiyorum.<br />
• Kadehsiz olarak içtigin o mana sarabı, üzümden yapılan saraplara benzemîyen baska türlü bir saraptır. Aslında o<br />
can sarabıdır. Ondan bir yudumcuk içince o yudum yalnız aklı, fikri bastan almaz; hileyi, yalanı, dedikodu gibi tü huyları<br />
da alır, götürür.<br />
• Bizi imansızlıga, sapıklıga götüren akıldan, fikirden kurtulunca birçok menziller asarsın, mest olursun. Kendinden,<br />
kendi varlıgından vazgeçersin. Seher vaktinde o can sarabını lutfeden, sana yüzlerce baska akıl, baska fikir verir.<br />
• Sırlara dalınca bu defa canın kendisi sakîlik eder. Canın sundugu sarabı içince de öyle cosup köpürürsün ki, senin<br />
heyheylerinden gökyüzüne gürültüler düser, feryatlar yayılır.<br />
• Aslında sen cosup hay huy etmesen bile senin duydugun manevî zevkten, neseden, coskunluktan mezarlarda<br />
bulunan bütün ölüler ve, cansız sandıgımız bütün varlıklar cosarlar, oynamaga baslarlar.<br />
• Dünya hayatında didinip dururken seni çekemeyenlerin, düsmanlarının kötülügü yüzünden yüzlerce keder, dert,<br />
bela kuyularına düsmüstün; zulümleri, günahları örtenin keremi ile içtigin can sarabı seni her sıkıntıdan kurtarır.<br />
160. Dünya islerine ait herseyden haberi olanların, onun varlıgından haberleri yoktur.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fa´lün<br />
(c.I, 423)<br />
• Acaba su anda onun saçları mı darmadagın oldu da etrafa misk ve anber kokulan yayıldı.<br />
• Acaba seher rüzgarı onun güzel yüzündeki örtüyü kapıp aldıgı için mi gayb aleminden binlerce ay parlamaga<br />
basladı.<br />
• Ondan bir koku almadıgı halde can, niçin neselendi Dünyada hiç bir can var mıdır ki, onun hos kokusundan<br />
neselenmemis olsun<br />
• Bütün dünyanın gül bahçelerinde bulunan çesitlı renklerde güzel kokulu sayısız güller Rahman´ın nefesi ile açılmıs<br />
gülmektedirler. Fakat her insan, her an onların neden açıldıklannı, neden güldüklerini anlayamaz, bu hadisenin zevkine<br />
varamaz.<br />
Hz. Mevlana bir rubaisinde söyle buyuruyor.:<br />
"Ey gül! Sen gül bahçesinin güzelligine hayran oldun da onun için mi gülüyorsun Veya ask bülbüllerinin ötüsleri mi<br />
seni güldürüyor Ya hod gizli sevgilinin yanagındaki gül gibi mı açılıyor ve gülüyorsun Galiba sende ona benzer bir sey<br />
var. Bu yüzden neseleniyor, gülüyorsun."<br />
•Hakk´ın lütfu ile bütün bedeni bastan basa can kesilen güzele asık nasıl olur da ebedî olarak gönül vermez<br />
• Her halde gönül seher vaktinde onu manen görmüs olacak ki, o görüs yüzünden bugün mest bir haldedir.<br />
• Eger beden agacına onun hos rüzgan esmiyorsa, ondaki yüzlerce yaprak yüzlerce dal, neden oynayıp duruyor<br />
• Onun yolunda ölenlere eger ebedî hayat verilmeseydi, can bagıslamak asıga kolay olur muydu<br />
• Dünya islerine ait herseyden haberi olanların, bir çok kesiflerde, icatlarda bulunanların gönül gözleri perdeli<br />
oldugu için onun varlıgından haberleri yoktur. Çünkü onun varlıgı onlara perde olmustur.<br />
Aziz Hüdayi hazretleri:<br />
"Zuhüru perde olmustur zuhüra<br />
Gözü olan delil ister mi nura " diye yazmıstır.<br />
161. Senin gibi bir güzelin bulundugunu sanıyorsan aldanıyorsun.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 403)<br />
• Dünyada senin gibi bir güzelin bulundugunu sanıyorsan aldanıyorsun. Senin gibi güzel yoktur. Sensiz bir yerde<br />
karar kılacagımı, duracagımı sanıyorsan buna imkan yoktur!<br />
• Gökyüzü iyi kötü isler için dönüp duruyor diye düsünme. Gökyüzünün senin ayagını bastıgın topraga hizmet<br />
etmekten baska bir vazifesi var mı Hayır yoktur.<br />
• Yıllar geldi geçti de biz hala senin kapının dısında bir halka gibi asılı kaldık. Ama yine de içeri girmeden kapının<br />
dısında halka olup kalmak ayıp mıdır Hayır degildir.<br />
• Biz düsünce kapısında her hayalden korkmaktayız. Ey ev sahibi! Burada bir hayal var mıdır Yoktur!<br />
• Ey padisahın kapısında gizli seyleri gözleyip anlayan gönlüm! Seyh Selahaddin´den baska gönüllerdekini bilen,<br />
anlayan var mıdır Yoktur!<br />
162. Bizim ders gördügümüz dershane asktır.<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatiin, Fa´ilat<br />
(c.I, 424)<br />
• Gönül alıcı, iyiliklerle gönüller kazanıcı olmak, benlige kapılmamak, gönülsüz olmak bizim insanlık sırlarımızdır.<br />
Hakk dostumuz oldukça bizim isimiz istir.<br />
• Eski mallar satanların yani eskiden gelmis bilginlerin ask hakkındaki görüslerinin nöbeti geçti. Biz ask hakkında<br />
yeni görüslere sahibiz. Bu ask pazarı simdi bizim pazanmızdır.<br />
• Çürümüs çimenleri, kurumus dalları atarak, yemyesil çiçekli yeni bir dünya meydana getiren ilkbahar gül<br />
bahçesinin canıdır. Fakat bizi, bizim gönüller kazanmadaki basarımızı, askımızı görünce kendi zavallılıgını anladı da<br />
feryada, figana basladı.<br />
• Akıl bu iklimin padisahıdır ama ask yolunu kestigi, ask kervanını yagma ettigi için bir hırsız gibi bizim<br />
daragacımıza asılmıstır.<br />
• Eflatunlar, Calinoslar askı anlatmak için akla dayandıklarından bize karsı yokluga düsmüsler, illetlere ugramıslar,<br />
hasta olup gitmislerdir.<br />
• Biz askı bulmak için kendimizi de terk edelim, yakınlarımızı da. Zaten bize yakın olanlar, bildiklerimiz,<br />
tanıdıklanmız simdi bize hep yabancı oldular.<br />
• Egoist olmak, kendine tapmak kötü bir huydur, hosa gitmez bir haldir. Bu hale düsünce insanlıgımızı kaybeder de<br />
imanımız bile inkar kesilir.<br />
• Kendimde olmaksızın söyledigim her gazel, her siir hostur, güzeldir. Çünkü bu ses benim gönül çengimden, gönül<br />
sazımdan çıkan seslerdir.<br />
• Bizim ders gördügümüz yer, asktır. Bize manen ders veren de Celal sahibi Allah´tır. Bizler ögrenciyiz. O´nun askı<br />
da, tekrarlayıp durdugumuz bilgidir.<br />
" Bu beyit Firuzanfer rahmetlinin bastırdıgı Divan-ı Kebîr´de. yok. Ben bir yazma nüshadan bu beyti aldım. Ayrıca<br />
bu beyte Abdülbaki Gölpınarlı merhum Güldestesi´nin 248. sayfasında ve Firuzanfer´in Dıvan´ının 429 numaralı gazelinde<br />
de rastladım.<br />
163. Göz önünden kalkıp giden her sey gönüldedir.<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 425)<br />
• Asıkların dostu aramaları kendilerinden, kendiliklerinden degildir. Dünyada onu arayan yine odur. Çünkü, ondan<br />
baskası yoktur. Asık bir bahanedır. Sanki o kendi kendini aramaktadır.<br />
• Bu dünya da öteki dünya da bir mayadır. Hakîkat aleminde küfür de yoktur, din de yoktur, mezheb de yoktur!<br />
" Kafir de mümin de onun çizdigi kader çizgisinde dalalet, sapıklık yahut hidayet yolunda yürümektedir. Dinler bize<br />
göre ayrı ayrıdır. Hakk´a göre dinlerin hakîkati birdir. Onun için<br />
" Zıya Pasa merhüm: "Birdir nazar-ı Hakk´ta mecüsî ile müsülman" demistir. Bu da yanlıs anlasılmasın,<br />
müslümanlık en son din oldugu için evvel gelenleri hükümsüz bırakmıstır. Onlarla esit degildir.<br />
• Ey îsa nefesli kisi! Sen uzaklıktan bahsetme! Ben uzagı düsünmeyenin kuluyum, kölesiyim.<br />
Hz. Mevlana Mesnevî´nm bir beytinde:<br />
"Zıkir ederken sesini yükseltme, o senden uzak degil ki!"-diye buyurur. Kur´an-ı Kerîm´de;<br />
"Biz size sah damarınızdan daha yakınız." (Kaf Suresu 50/66) diye buyrulmuyor mu<br />
• "Sonra giderim." dersen; "Hayır gecikme!" derim. Eger; "Öne giderim." dersen; "Hayır önünde yol yoktur!" derim.<br />
Kayıtlardan kurtul, onu gönlünde bul! Elini aç, kendi etegini tut! Bu yaranın merhemi yine bu yaradan baska degil!<br />
Namık Kemal merhüm da:<br />
"Yine senden gelir bir iste dad lazımsa<br />
Ümidin kes, cihanda gayriden imdad lazımsa." diye yazmıstı.<br />
• Bütün iyi kötü, dervisin cüz´üdür. Böyle olmayan zaten dervis degildir. Bizi bırakıp ötelere giden, sevdiklerimizle<br />
beraber gözönünden kalkıp giden hersey,gönüldedir. Dünyada onların gönül gibi bir yerleri yoktur!<br />
Hz. Mevlana bir Dîvan-ı Kebîr beytinde:<br />
"Ölümden sonra bizim mezarımızı yeryüzünde aramayın, bizim mezarımız arif kisilerin gönlündedir. buyurmustu.<br />
164. Öldükten sonra, güzel huyların, tabutunun önünde yürürler.<br />
Pa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilatatün, Pa´ilat<br />
(c.I, 385)<br />
• Senin ölümden sonra güzel huyların, ay yüzlü güzel kadınlar sekline girerler de tabutunun önünde salına salına<br />
yürür giderler.<br />
• Biri senin elinden tutar, öbürü hatırını sorar, öteki de sana yiyecekler, mezeler getirir, sekerler sunar.<br />
• Bedenini bosayıp da ondan ayrılınca karsında müslüman, inanmıs, sana itaat eden, kötülüklere tövbe etmis<br />
hürileri saf saf olmus görürsün.<br />
• Sayısız hüriler, tabutun önünde yürüyüp giderler. Hayatta gösterdigin sabır bir mülk halinde karsına çıkar. Sükür<br />
ise, neseli neseli yürüyüp giden, sana arkadas olan bir melektir.<br />
• Mezarda tertemiz hüriler sana es olur, dost olurlar. Sana ogullar, kızlar gibi sarılırlar.<br />
165. Zavallı gönlüm, acı tecellîlerden Tür Dagı gibi parça parça oldu!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.1, 401)<br />
• Ey ay dog! Sen dogmadıkça bizler geceleri karanlıklar içinde kalacagız. Çünkü sensiz gözyüzünde tek bir yıldız<br />
bile yok! Güzel hayalin ayagını vurarak, oynayarak, gülerek gelmedikçe bizim derdimize derman yoktur, çare yoktur! ,<br />
• Senin güzel hayalin daga aksetse, dagın üstüne düsse oradan kaynaklar fıskırır, tatlı sular akmaga baslar. Bizim<br />
gönlümüzde bir dagdır, bir kayadır. Ne olur o tatlı, güzel hayalini bizim gönlümüze de düsür, düsür de bizim<br />
gönlümüzden de güzel duygular, hos hayaller, ümitler, neseler dogsun!<br />
• Senin lütfundan ayrı kalmayan, senin ihsanına nail olan bir tastan, sert çakmak tasından kıvılcımlar sıçrar, atesler<br />
çıkar. Öbür tastan su akar. Öteki tas da dilberlerin dudakları renginde la´l olur.<br />
• Ey güzel varlık! Senin lütfunu nice defalar denedim. Hem de bir kere degil, birçok kereler. Benim gibi bir ölüyü<br />
dirilttin, yeniden hayat bagısladın.<br />
• Rahmet bulutu her seher vakti yagmur yagdırıyorsa bu da sendendir. Senin içindir. Sana karsı dayanamayan,<br />
aglayan su gönlüm besikteki bir çocuktan baska birsey degildir.<br />
• Su zavallı gönlüm kader icabı acı tecellîden, gamdan, kederden Tür Dagı gibi yüz parça oldu. Fakat o parçalardan<br />
bir tanesi bile elimde degil...<br />
166. Mutlu insanlar sehri var mıdır<br />
Mefa´îliin, Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îliin<br />
(c.I, 325)<br />
• Ey asıklar! Asıkı az, fakat masuku yani sevilenleri çok olan, mutlu insanlar sehrini kim gördü 0 sehri bir gören<br />
var mı<br />
• Gerçekten erkekleri az, kadınlan çok olan bir sehir varsa biz hemen oraya gidelim. Az oldugumuz için kendimizi<br />
zora çekelim, naz edelim, sonra o güzel kadınlarla sevgi alıs verisinde bulunalım. Bu kaçınılmaz bir fırsattır. Çünkü<br />
asıkların gönülleri pek yanıktır. Onlar sevgililere kavusmakla, güzelleri sevmekle pek mutlu olurlar.<br />
• Böyle bir sehir olamaz. Asıkları mutlu edecek güzelleri çok böyle bir sehir olmasa bile, hiç degilse orada adalet ve<br />
insaf sahibi, asıkına acıyan, kendisini ona teslim eden bir sevgili bulunsun.<br />
• Asıklar bu tarafta kuru öd agacı gibi yanarken, öte tarafta sevgili de az bir zaman dahi olsa ondan ateslensin.<br />
• Allah´ım ihsanın hürmetine parlak nürun hakkı için, nimetlerle, güzelliklerle dolu olan bu dünya sehrinde<br />
kusuruma bakma! Manasız seyler söyledim, çılgınca laflar ettim. Ben yalnız seni seviyorum. Yalnız sana ibadet<br />
ediyorum. Gönlüm sensiz perisandır!<br />
• Sen mest ve perisan olanlann kusuruna bakmazsın. Senin tuttugun, deger verdigin kisi ne mutlu kisidir! Canım<br />
senin sevdigin kisinin mesti olmustur!<br />
• Ey Hak asıkı sus! Kainat gibi mest ol! Dön dur; sunu iyi bil ki,su gökler Allah askı ile mest olmus bir karnil insanın<br />
aynı olmasalardı böyle dönüp dururlar mıydı<br />
167. Sen görüs sahibi ol da dikende gül gör! Dikensiz gülü herkes görür.<br />
Mef´ulü, Mefa´îliin, Mefa´îlün<br />
(c.I, 326)<br />
• Ey halden hale girmekten münezzeh olan! Ey esi ve benzeri olmayan Allah´ım! Ey insanı halden hale sokan!<br />
însana hayret veren! Ey kimini Leyla eden! Kimini Mecnun kılan Rabbim! Ey alete ihtiyacı olmayan büyük san´atkar!<br />
Büyük yaratıcı!<br />
• Ey Leyla ile Mecnun´a yüzlerce ihtiyaçlar veren; sonra "Ey hiç bir seye ihtiyacı olmayan verici, lütfedici Allah´ım!"<br />
diye onları huzurunda feryat ettiren rabbim!<br />
• Senin lütfunla dikenim gül oldu. Cüzlerim de gül haline geldi. Bizim önümüzde de rahmet var, sonumuzda da<br />
rahmet var.<br />
• Sen görüs sahibi ol da dikende gül gör! Dikensiz gülü herkes görür. Basına gelen belanın ilahî bir lütuf oldugunu<br />
anla, cüzde de küllü gör! Zaten ehliyet , sezis de budur.<br />
• Üzüm daha koruk halinde iken onun sarap olacagını düsün, yoklukta varı gör! Ey Yüsuf, padisahlar padisahlıgını,<br />
saltanatı sen kuyuda seyret!<br />
• El çırp da bundan anla ki, her sesin aslı sensin, her ses senden çıkıyor. ayrılık ve bulusma olmasaydı su iki<br />
avucunu biribirine vuramazdın.<br />
• Sus! Bahar geldi, gül geldi, diken geldi. Bu bahar mevsiminde birçok güller, çesit çesit güller, çiçekler, çimenler<br />
topraktan bas kaldırdılar, gayb aleminden sıçrayarak geldiler de, bizi geldikleri yere, ötelere davet ediyorlar.<br />
168. Arslanı kovalayan ceylan!<br />
Müfte´ilün, Mefa´ilün, Müfte´ilün, Mefa´iliin<br />
(c.I, 322)<br />
• Geldim ki kulagından tutup seni çeke çeke kendime getireyim. Seni asık edeyim. Seni kendinden geçireyim, seni<br />
canımın içine, gönlüme alayım.<br />
• Ey gül fidanı! Hos bir bahar rüzgarı gibi yanına geldim. Seni oksayacagım, kucaklayacagım, güllerini etrafa<br />
saçacagım.<br />
• Geldim ki seni, üzüntülerle, gamlarla dolu bu dünyada neselendireyim, cilvelendireyim. Asıkların duaları gibi seni<br />
alıp ötelere, gökyüzünün ta üstüne çıkarayım.<br />
• Duydum ki, güzellerin birisinden bir öpücük almıssın. 0 öpücügü güzellikle bana geri ver, yoksa öpücük yerine<br />
ben de seni alırım.<br />
• Gül de ne oluyor Sen gül degil "küll"sün. "Söyle!" emrini veren de sensin. Baskaları seni bilmesin, ben seni<br />
bilirim. Sen bensin, benden ibaretsin.<br />
" Hz. Mevlana bazı beyitlerde tevhid konusuna temas etmektedir. Bu bizi sasırtmamalı, yanlıs yorumlara<br />
götürülmemelidir. Bütün esya, bütün varlıklar Hakk´ın tecellîsine mazhar olmuslardır. Her seyi o yaratmıstır, her seyde<br />
O´nun kudreti, kuvveti, sanatı, yaratma gücü müsahede edilmektedir. Yılana bile süslü bir gömlek giydirmistir. insan<br />
yarattıklarının arasında en serefli bir varlık oldugu için, en fazla ilahî tecellîye o mazhar olmustur. Insan;<br />
"Rühumdan ona üfürdüm!" sırrına mazhar olmustur. Esrar Dede merhum:<br />
"Ben ben dedigim ben dedigim sensin hep!<br />
Canım dedigim ten dedigim sensin hep!"<br />
diye münacatta bulunmustur. Burada "sensin"den maksat her seyi sen yarattın, hersey senin tecellîne mazhardır.<br />
Her yerde görünen senin nürundur. Allah hasa Allah´lıgını kimseye vermez. Fanî, çürümege, zavallı bir varlık Allah<br />
olamaz; ilahî tecelliye mazhardır,<br />
o kadar. Duvarın üstüne günesin nüru düsmüstür. Duvar; "Ben günesim" diyebilir mi<br />
Mevlana bir ruba´îsinde söyle buyurur:<br />
"Ne ben benim, ne sen sensin, ne de sen bensin!<br />
Hem ben benim, hem sen bensin, hem ben benim ey tutili güzel!<br />
Senin ile öyle bir haldeyim ki anlayamıyorum,<br />
Ben mi sensin Sen mi bensin "<br />
•Sen benim canımsın, rühumsun, bana Fatiha okuyorsun ama, sen bastan fatiha ol da seni gönlüme çagırayım,<br />
içime alayım.<br />
•Ey benim evim! Her ne kadar tuzaktan kaçmıssan da yine benim evimsin. tuzaga geri dön, eger dönmezsen ben<br />
seni alır tuzaga korum.<br />
•Arslan bana dedi ki: "Sen acayip ceylansın! Ben arslan oldugum halde sen arkamda neden kosup duruyorsun<br />
Defol, git! Yoksa seni parçalarım."<br />
•Senı ceylan kılıgına girmis yani ceylan sekline bürünüp gizlenmis arslan yavrusu degil misin Ben de ceylan<br />
süretine bakıyorum da onun için seni bırakıyorum.<br />
•Sen benim bir topumsun. Çomagımın önünde kosup durmadasın. Seni yuvarlayıp kosturan benim ama, sen de<br />
benim arkamdan kosup duruyorsun.<br />
169. Ask hastalıgı.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c.I, 321)<br />
•Neoldu ise, o hoca, gece yarısı birdenbire hastalandı. Sabaha kadar kendini kaybetti. Komsusu oldugumuz için<br />
basını hep duvarımıza vurup duruyordu.<br />
• Gökte yerde onun feryadını duydular, haline acıdılar da onlar da aglamaya ve feryat etmeye basladılar. Hasta<br />
hocanın nefesi sanki atese tapanların ocaklarından geçip geliyormus gibi etrafı yakıp yandıracak kadar atesli idi.<br />
• Hocanın hastalıgı acayip bir hastalık, ne bası agrıyor, ne de sıtması var. Bu derde yeryüzünde çare yok, deva yok!<br />
Çünkü bu dert, gökyüzünden gelmis bir dert!<br />
• Dünyanın en ünlü hekimi Calinos onu muayeneye geldi. Nabzını tuttu. 0;"Elimi bırak!" dedi. "Gönlüme bak;<br />
derdim bildiginiz dertlerden degil! Tıp kitaplarına, kaidelere, usüllere uyacak dert degil! Bu hiç bir derde benzemeyen bir<br />
dert!"<br />
" Fuzulî merhümun su beyti buraya uygun düser:<br />
"Ask derdiyle hosum, el çek ilacımdan tabib!<br />
Kılma derman kim, helakim zehr-i dermanındadır."<br />
• Hastanın ne uykusu var, ne de bir sey yiyor. 0 ask ile besleniyor. Çünkü simdi bu ask hocaya hem dadı, hem<br />
ana...<br />
• Çaresiz kaldım da hastanın derdine deva bulmak için Cenab-ı Hakk´a yal-vardım. "Allah´ım!" dedim, "Merhamet et<br />
de bu hasta bir an için olsun dinlen-sin, huzura kavussun. 0 bu acılan, bu gamları çekmegi hak etmemistir. Çünkü o ne<br />
kimsenin kanını dökmüstür, ne de birisinin malını almıstır."<br />
• Göklerden söyle bir cevap geldi: "0 hasta hoca ile ugrasma, onu kendi ha-line bırak! Çünkü asıkların ugradıkları<br />
belaya çare aramak, dertlerine deva ummak beyhudedir."<br />
Yine Fuzulî merhum Leyla ile Mecnun´unda söyle buyurur:<br />
"Ask derdinin devası kabil-i derman degil<br />
Terk-i can derler bu derdin en güzel dermanına<br />
170. Sen kendinde oldugun, kendini sevdigin zaman sevgiliyi bulamazsın.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îliin<br />
(c.I, 323)<br />
• Sen kendinde oldugun, kendini sevdigin zaman, sevgiliyi bulamazsın. segili diken gibi senin gözüne batar. Fakat<br />
kendinde olmadıgın, kendini begenmedigin zaman sevgili sana çok yakın olur.<br />
• Sen kendinde oldugun zaman, bir sivrisinege bile av olursun. Fakat kendinden geçince öyle güçlü olursun ki fil<br />
bile sana av olur.<br />
•Kendinde olursan gam ve keder bulutları seni kaplar. Karanlıklar içinde kalırsın; kendinden geçersen, senin<br />
kucagına ay dogar da her tarafı aydınlatır<br />
•Kendinde iken sevgili senden kaçar. Yanına gelmez. Kendinden geçince sana sevgilinin ask sarabı sunulur.<br />
•Kendinde oldugun zaman sonbahardaymıssın gibi üsürsün. Fakat kendin den geçince kıs mevsimi bile sana çiçekli<br />
ilkbahar olur.<br />
•Aklını basına al, kendini sevmeyi, kendine asık olmayı bırak da, sevgilinin sevgisine degil, cefasına asık ol! Öyle ol<br />
da sana nazlanan, yüz vermeyen gül, sana aglayıp inleyen bir asık kesilsin.<br />
171. Hakîkatte senin gördügün ben degilim, ben bir hayalden, bir gölge varlıktan ibaretim!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlii, Fe´ülün<br />
(c. 1,331)<br />
•Ordulara, gösterise, hükümdarlık bayragına hevesi olmayan o padisahın yüzünden deli divane oldum. Deli aklını<br />
kaybetmis bir kisi oldugu için adetten de, suçlardan da sorumlu degildir. Artık onun isledigi suçlar amel defterine<br />
yazılmaz.<br />
•Ben o padisahın yüzünden yalnız aklımı kaybetmedim, kendimi de kaybettim. Bu sebepledir ki, sen uzaktan; beni<br />
gezen, yürüyen, giden normal bir kisı arak görüyorsun ama, hakîkatte senin gördügün ben, ben degilim; ben bir<br />
hayalden, bir gölge varlıktan ibaretim! Daha dogrusu ben yogum, yokluktan baska bir sey degilim!<br />
• Ey asık, aklını basına al da beri gel, yok ol! Çünkü yokluk can madenidir. Fakat senin bildigin gamdan, gussadan<br />
baska birsey olmayan su dünya hayatındaki can gibi can degil! 0 baska türlü bir candır.<br />
• Gel ey Hakk asıkı gel de ben bensiz, sen de sensiz olarak su ask ırmagına dalalım da yok olalım! Yokluk<br />
mertebesine ulasalım. Çünkü bu korulukta yani yeryüzünde, dünyada; kandan, zulümden, haksızlıklardan,<br />
kötülüklerden baska birsey yoktur.<br />
• Korkma! Bu ask ırmagı insanı kucaklar, bagrına basar, derinliklerine alır, batırır ama öldürmez. Çünkü o ab-ı<br />
hayattan ibarettir. Allah´ın lutfundan, kereminden baska bir sey degildir.<br />
172. Alemde bir zerre var mıdır ki, senin güzel vasıflarının hayranı olmasın.<br />
MefS´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c.I, 480)<br />
• Sen nasıl bir incisin ki, kimsenin avucunda senin degerini karsılayacak, ödeyecek birsey yoktur, bulunamaz.<br />
Zaten dünyada yasayan her insanın, her varlıgın avucunda senin lütfun, ihsanın olmayan ne vardır<br />
• Her an lütfunun, ihsanının karsılıgı olarak gönlümü, canımı bastıgın topraklara saçmak isterim. Senin ayagının<br />
topragı olmayan cana yazıklar olsun!<br />
• Dünyada görülen çesitli hadiselerin, olayların dalgaları arasında çırpınıp duran kimse, sana bildik, dost degilse;<br />
baska hiçbir bildikle o olayların etkisinden kurtulamaz.<br />
• Allah´ım kader geregi bana verdigin ızdıraplardan, yaralardan kaçmam, onlardan sikayet etmem! Çünkü seni<br />
seviyorum. Senin sevgi atesinle yanmayan gönül soguktur, hamdır.<br />
•Yok olmayan bir gönlün yüzü mekana, fanî dünyaya dönmüstür. Bu yüzdendir ki sen böyle bir gönüle;<br />
"Mekansızlık aleminden git! Burası senin yerin degildir!" diyerek onu o makamdan sürer, çıkarırsın.<br />
•Senin güzel vasıflannın da, senin vasıflarını ögenlerin de hesabı yoktur! Su inatta bir zerre var mıdır ki senin güzel<br />
vasıflarının hayranı olmasın<br />
•Eger senden baskasını ümit edersem, ümitsizlige düseyim. Eger varlıgım senin için degilse, o varlık yıkılsın, harap<br />
olsun.<br />
173. Yarinden ayrı düsen dosta aglayınız!<br />
Mefa´îlün, Fe´Olün, Mefa´îlün, Pe´uliin<br />
(c.I, 329)<br />
•Geliniz, geliniz gül bahçesinde güller açtı. Geliniz, geliniz müjdeler olsun sevgili geldi.<br />
•Bütün canla, cihanla birlikte neseleniniz, oynayınız! Hos kılıcını çeken her tarafı ısıtan günese teslim olun, kendinizi<br />
ona bırakm!<br />
•Kendini güzel sanan çirkine gülünüz, alay ediniz! Ama sevgilisinden ayrı düsen dosta da aglayımz!<br />
•Divane ask delisi, yine zincirinden kurtuldu, zincirini kırdı diye bütün sehri heyecan ve korku kapladı.<br />
•Bu ne gündür Nasıl heyecanlı gündür Bu bir kıyamet günü müdür acaba, herkesin amellerinin defterleri<br />
ufüklardan mı uçusarak geliyor<br />
•Haydi davulları çalınız! Baska hiç bir sey söylemeyiniz! Su anda ne gönlün, de aklın yeri vardır. Hatta can da<br />
kendinden geçmistir.<br />
174. Cihanın her cüz´ü, bu dünyada gördügümüz her seyi<br />
yaratanın kudretinin, yaratma gücünün birer belgesidir.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlii, Mefa´îlii, Fe´uliin<br />
(c.I, 332)<br />
• 9çinden durmadan hep çeng sesleri, müzik sesleri gelen bu ev nasıl bir evdir Kimin evidir Bu evde kim oturur<br />
Bunu siz sahibinden sorunuz.<br />
• Eger bu ev Kabe ise put gibi güzel olan dilberin burada ne isi var Kabe´de put bulunur mu Eger bu ev atese<br />
tapanların mabedi ise, nasıl olur da Allah´ın nüru orada parlayıp durur<br />
• Haberiniz yok, bu evde öyle gizli bir hazine var ki, o hazine dünyaya da, ahirete de sıgmaz. Aslında bu ev de, ev<br />
sahibi de hepsi hepsi birer bahaneden ibarettir. Yalnız o vardır o!<br />
Mevlana bir ruba´îsinde söyle buyurur:<br />
"Bagda binlerce ay yüzlü güzeller, güller misk kokulu menekseler var, dereler içinde akıp giden sular var. Bütün<br />
bunların hepsi birer bahanedir. Aslında yalnız 0 var. Yalnız 0 var!"<br />
• Bu evin sahibi su gökyüzünün sahibidir. Zühre´ye, Ay´a benzer. Aslında bu o ask evidir. Ne ucu vardır; ne de<br />
bucagı!<br />
• Can senin yüzünü ayna gibi içine düsürmüs, gönlüne naksetmistir. Gönül de senin güzel kokulu saçlarına tarak<br />
olmus saçlarına bas asagı dalmıstır.<br />
Bir halk sairi:<br />
"Yapsalar kemigim tarak! Yar zülfünün tellerine!" diye bulunmus.<br />
• Bu evde bulunanların hepsi de sarhos! Bu yüzden kapıdan kimin geldiginden, kimin içeri girdiginden kimsenin<br />
haberi bile yok!<br />
• Bir bakıma da bu ev can evidir. Can nerede ise orada ne asagı vardır, ne yukarı, ne altı yön, ne de orta!..<br />
•Cihanın her cüzü cihanın sahibinden birer nisanedir, birer belgedir. Bizim gibi nürlu olan yüzümüz de o belgeyi<br />
lütfeden, bagıslayan bir belgedir.<br />
175. Kime gül bahçesinin kokusu gelirse, o gül bahçesine gidinceye kadar oturmaz.<br />
Fe´ilatiin, Fe´iiatiin, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. 1,413)<br />
•Ben dostu arastırmadan yorulduın, oturdum, kaldım. Ama bu çırpınıp duran gönül yorulmadı, oturmadı. Herkes<br />
gitti, oturdu, kaldı. Ama bir an için olsun o oturmadı.<br />
•Bir ise kalkan kisi sonunda isini bitirir, oturur. îs, arzusu yerine gelmeyen kisinin isidir.<br />
•Allah´ım; senin yarattıgın taslar, kayalar, daglar, tepeler gibi cansız sandıgımız aslında canlı olan varlıkların<br />
tesbihlerini duyan kisi, noksan sıfatlardan münezzeh olan Hakk´ın hareminin perdesine götürülmedikçe oturamaz.<br />
•Senin perisan saçlarının hos bir sekilde dalgalandıgını gören kisinin gönlünden geçen karısık düsünceler, ebedî<br />
olarak yatısmaz.<br />
•Senin rüyada gülen güzel dudaklarının hayalini gören kisinin uykusu kaçar ama, gülen dudaklarının hayali<br />
kıyamete kadar aklından çıkmaz.<br />
•Kime gül bahçesinin kokusu gelirse o güle oynaya gül bahçesine gidinceye kadar, dinlenmek bilmez; oturamaz.<br />
176. Acaba böyle bir bayramı yıllar boyunca kim görınüstür<br />
Mefa-îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c.I, 341)<br />
• Gel, gel ki, senin gelisin bugün bize bir bayram günü oldu. Bugün nesemiz arttıkça artacak.<br />
• Sevin, el çırp da de ki: "Bugün nese günüdür, zevk günüdür. Zaten güzel bir gün gelisinden, baslangıcından belli<br />
olur.<br />
• Biz bugün çok mutluyuz, bu dünyada bizim sevgilimiz gibi güzel, essiz bir varlık kimdir Böyle bir güzel bulunur<br />
mu îste bugün, benzeri olmayan o sevgili, o dost bizimle beraber oldugu için günümüz bayram günü oldu. Acaba böyle<br />
bir bayramı yüzyıllar boyu kim görmüstür<br />
• O´nun gelmesi ile yeryüzü de, gökyüzü de güzellesti, tatlılastı, sekerlerle doldu. Göklerden sekerler yagıyor,<br />
yerlerden sekerler bitiyor.<br />
• 9nciler saçan o dalganın sesi geldi. Dünya dalgalarla doldu. Fakat bizim dalgalanan, inciler saçan denizimiz<br />
gizlidir, bas gözü ile görülemez.<br />
• Bugün gönlümüzün sultanı Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz tekrar miraçdan tesrif buyurdular. Hz. îsa da<br />
bugünün serefine dördüncü kat gökten yere indi, bize ulastı.<br />
• Onun ayak bastıgı bü sehirde basılmayan her altın, kalptır. Bu mecliste Hakk asıklarına can kadehi ile sunulmayan<br />
her sarap, bozulmustur, pistir.<br />
• Bu meclis öyle hos bir meclistir ki burada baht sakîlik eder. Bu meclisde bulunan Hakk dostları kimlerdir; biliyor<br />
musunuz Cüneyd-i Bagdadî, Bayezîd-i Bestamî.<br />
177. Dünyada hasta olmayan kimse yok, ask hekimi nerede<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´ulün (, 351)<br />
• Dermansız derdin hekimi nerededir Kimdir Sonu olmayan yolda bizleıe arkadaslık edecektir.<br />
Hz. Mevlana´nın bu beyti bendenize, Fuzülî merhumun su ruba´îsini hatırlattı:<br />
"Her dil ki esîr-i gam-ı hicran olmaz!<br />
Sayeste-i zevk-i vasl-ı canan olmaz!<br />
Her dert ki var, var derman-ı velî,<br />
Bî dertlerin derdine derman olmaz!"<br />
•Eger dermansız derdin hekimi akıl ise delilik ne oluyor Yok eger can ise canan ne oluyor<br />
•Ölümsüz olarak dünyayı aydınlatan, fakat ne küfür, ne de iman olmayan ısık nerededir<br />
•Lamekansızlık denizi incilerle dolu. Fakat onların içinde insanlık incisi olan kimdir<br />
•Dünyanın hiç bir cüz´ünde, hiç bir yerinde hasta olmayan kimse yok.Herkes hasta, peki ask hekiminin<br />
muayenehanesi nerede<br />
178. Su dünyada basa gelen bela, gizli bir incidir!<br />
MefS´îlün, Mefa´îlun, Fe´Olün<br />
(c.I, 357)<br />
•O kerem kaynagı bize av oldugu için, bize her an on binlerce armagan var!<br />
•Biz sevgilinin ask damına çıkmak istersek, o bize zorluk çıkarmak söyle dursun, istegimizden memnun kalır da,<br />
bize altından, gümüsten merdivenler lutfeder.<br />
•Bu dünyada basa gelen bela gizli bir inci gibidir. Hatta bizce inci degil bir sinedir, ama yabancılara, Hakk asıgı<br />
olmayanlara, yılan gibi görünür.<br />
• Sen bizi yoksul sanarak karsımızda gümüs hazineni sayıp dökmege kalkısma! Bizim altınımız da, gümüsümüz de<br />
sayısızdır, hesaba gelmez.<br />
• Vezir Pervane, bizim varlıgımızı kabul etmese gam yeme! Padisahın elinde bizde bulunanın yüzlerce misli var.<br />
179. Toprak üstüne o sevgilinin adını yazsak, topragın her parçası hüri olur!<br />
Mef´Olü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c.I, 364)<br />
• Sevgilinin hayali bizimle beraber oldukça, ömrümüz boyunca onun yarattıgı güzellikleri hayranlıkla seyrederiz.<br />
• Dostla bulustugumuz zaman, vallahi evimizin küçük bir odası bize ova gibi genis göriinür.<br />
• Gönlümüzün istedigi olunca, diken bile binlerce hurmadan daha iyidir.<br />
• Onun yüzünün güzelligi aksedince, daglar, ovalar ipek gibi, atlas gibi olurlar.<br />
• Esen rüzgardan onun hos kokusunu sorunca, burnumuza gül kokusu, kulagımıza çeng sesleri, ney sesleri gelir.<br />
• Toprak üstüne o sevgilinin adını yazsak, topragın her parçası bir hüri olur, yeryüzü cennet halini alır.<br />
180. Sevgili sizi sizsiz olarak çagırıyor.<br />
MefS´îlün, MefS´îlün,<br />
(c.I, 343)<br />
• Yol arkadaslarından ayrılmak dogru degildir. Karanlık gecede eline fener aImadan, ısıksız yola düsmek uygun<br />
olmaz!<br />
•Padisahlık saltanatı gördükten sonra dilencilik etmege kalkısmak dogru olmaz!<br />
• Sevgili sizi sizsiz çagırıyor. Bu sebeple size "sizle beraber olmak" uygun düsmez!<br />
"Ben"siz, "sen"siz, "biz"siz, "siz"siz olmak üstün bir merhaledir. Hz. Mevlana Dîvan-ı Kebtr´ın baska bir yerinde<br />
aynen söyle buyurur:<br />
"Gel de ben bensiz sen de sensiz olarak su ask ırmagına dalalım. Yokluk mertebesine ulasalım. Çünkü bu korulukta,<br />
yani yeryüzünde zulümden, haksızlıklardan baska birsey yoktur!" (c. I, nr. 331)<br />
• Madem ki Allah lütfetti, dünyaya gök sofrası geldi. Bundan sonra gıdasız kalmak, yoksulluga düsmek olmaz!<br />
• Canların kurban edildigi bu mutfakta serefsiz insanlar gibi ekmek çalmak,acınacak bir haldir.<br />
• 0 yol kesen hırsa ve tama´a söyle, hile yapmaya kalkısmak, kötü görünüse bürünmek dogru degildir!<br />
• Ayagın olmasa sana kanat verirler. Kanatsız havalanıp uçmak mümkün degildir!<br />
• Kanat bulursan Hakk´ın tuzagına dogru uç! Çünkü onun tuzagından kurtulus akıl kan degildir!<br />
181. însana asktan baska ne akraba vardır, ne de baba!<br />
Mef´ulii, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c.I, 333)<br />
• Kimin gönlünde asktan eser yoksa, onun üstüne bir bulut çek! Çünkü o ay´a düsmandır. Gönül aydınlıgından<br />
kaçar.<br />
"Bir sînede kim nar-ı muhabbet eseri yok;<br />
Zulmette ol nur-ı Huda´dan haberi yok!"<br />
(Bir gönülde ask ve muhabbet atesi yoksa, o kisi karanlıklarda. Allah´ın nürundan haberi yoktur.)<br />
• Ask bahçesinde yetismeyen agaç kupkuru bir agaçtır. Onun ne yapragı vardır, ne de meyvesi. Fakat ask<br />
bahçesinde yetisen meyveli, yapraklı agacın gölgesinde bulunmayan degerli bir kisi de, degerini kaybeder, hor ve hakîr<br />
bir kisi olur.<br />
• Bir kisi çok degerli, essiz bir inci gibi olsa, asktan haberi yoksa ondan uzaklas! Çünkü dünyada insana asktan<br />
baska ne akraba vardır, ne de baba!..<br />
• Asıkların mezhebinde hergün ask derdinden daha beter bir hale gelmeyen kisi, ölüm hastalıgına tutulmustur.<br />
• Kimin yüzünde asktan bir eser, bir nür görürsen, gerçek olarak sunu bil ki, o bildigin, tanıdıgın insanların<br />
cinsinden degildir.<br />
182. Bu mest olus, bu kendinden geçis, bu ask nereden geliyor<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. I, 337)<br />
• Gözünü kapadın, yani "Uyku vakti geldi!" demek istedin. Her kaba giren, her kabın seklini alan kimseye uyku<br />
yoktur.<br />
• Sen de bilirsin ki biz o kadar fazla bekleyemeyiz. Fakat, senin mest olmus gözlerin acele ediyor.<br />
• Sen durmadan bana cefa et, keder ver, gam ver! Senin bütün cefaların lutuftur, zevktir, nesedir! Hata et, senin<br />
hatan dogrudur, sevaptır!<br />
• Sarap sunan sakînin gözü su gibi olan sarabın kılıcı ile nice baslar aldı. birçok insanları mest etti, kendinden<br />
geçirdi.<br />
• Bu ise sasanlardan birisi der ki: "Bu mest olus, bu kendinden geçis sakînin gözlerinin güzelliginden, onun<br />
askından oluyor." Birisi de der ki: "Hayır, bu is sarabın ma´rifeti; sarap içmeseydi mest olmazdı."<br />
• Sarap nedir Sakî nedir Hakk´dan baska birsey yok.! Ne sarap var, ne de sakî! Bu mest olus, bu kendinden<br />
geçis, bu ask hangi kapıdan geliyor; Allah bilir!<br />
183. Kendinle dost olma da, kimle dost olursan ol!<br />
Mefa-îliin, Mefa´îlün, Fe´uliin<br />
(c.I, 342)<br />
• Ben vefasız degilim! Kıyamete kadar benim sevgilim budur. Benim isim gücüm de mest olmaktır,ne harap<br />
olmaktır.<br />
• Bende ne akıl kaldı, ne fikir kaldı, ne de gönül! Bunların hepsi de elden cıktı. Ben ne yapabilirim; hiç! Bütün<br />
bunlar o güzel yüzün isi, onun tesiri.<br />
• Gül sevgilinin yüzünü gördü de; "Ey bülbül!" dedi: "Ne ötüp duruyorsun neyi arıyorsun Beni mi arıyorsun<br />
Galiba sen bir hayale kapıldın Ben de yogum, gül bahçesi de yok. Ancak 0 var. O´nun güzel yüzü var!"<br />
• Güzeller gayb aleminin kuslarının gölgeleri oldukları için sevgilim, sen de gayb alemine git, iste kus buradadır.<br />
• Sevgili dudagını açınca, güzel güzel konusunca bütün canlar: "Her hastanın canına sifa, derdine derman bu hos<br />
sözlerdir." dediler.<br />
• Ask hastaları askın elinden bir kadeh can sarabı içtiler de, hepsi de çok iyi anladılar ki asıl meyhaneci asktır;<br />
baskası degil!<br />
• Yüsufu kardesleri pazarda satıyorlar diye bir haber geldi. îyi ama pazar burada ise Yüsuf nerede<br />
• Alemin malına mülküne bir çarem var. Çalısarak onları elde edebilirim. Fakat ben dinime de gönlüme de çare<br />
bulamıyorum.<br />
• Sen kendinle, kendi nefsinle dost olma da, kiminle dost olursan ol! Aklını basına al da sen kendinden, kendi<br />
nefsinden kaç kurtul! Senin asıl korkunç düsmanın onlardır.<br />
184. Allah´a hamdolsun ki, haçın ve mihrabın hüküm sürdügü su daracık yerden<br />
onun askı ile sıçradık kurtulduk.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´Hlün<br />
(c.I, 355)<br />
• Ey gönül! Bu beden evinde bazen egri hareket ediyorsun, bazen de dogru! Bu davramsların bizi rahatsız ediyor. Ey<br />
gönül; çık dısarı! Bu evi terket! Bu ev, bizim evimizdir.<br />
• Ey gönül! Sen rüzgar gibisin. Bazan sıcak esiyorsun, bazan da soguk. Sen ötelere git, orada ne yaz var, ne de kıs!<br />
• Sen benim gizli kalmamı istiyorsun. Halbuki ben gündüz gibiyim. Gündüz gizlenemez ki, o hep meydandadır.<br />
• Sen su emîrisin. Elbette ırmak senin emrindedir. Ona hükmün geçer. Ama can ırmaga sıgmaz. Çünkü can deniz<br />
gibidir.<br />
•Senin kus gibi kanatların var. Kolu kanadı olan mert kisilerin korkusu olur mu Korkma; kanatlarını aç, göklere,<br />
ötelere yüksel!<br />
•Ey mekansızlık günesi, dog! Hersey, her varlık, zerre zerre Ülker yıldızı gibi .parlamadadır.<br />
•Allah´a hamdolsun ki biz, haçın ve mihrabın hüküm sürdügü su daracık dünyadan onun askı ile sıçradık, kurtulduk.<br />
185. Senin ugruna canımı vereyim de halk, sevgi nasıl olurmus görsün!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´nlün<br />
(c.I, 358)<br />
• 0 hos, o tatlı varlık, o essiz güzel nasıldır Yüzümüzün gözümüzün nuru ne haIdedir<br />
• Acaba o güzellik pazarının meshuru, güzelligi dillere destan olan o sevgili ne haldedir Yüzünün güzelliginden gül<br />
bahçelerine renk ve koku veren varlık nasıldır<br />
• Gönlüm onun askı yüzünden yaslara bürünmüstür. Acaba onun gönlünde bana karsı bir sevgi var mıdır<br />
• Geçenlerde lütfetti de bana: "Sevgilim!" diye seslendi. Acaba o sevgili bu sevdiginden uzak düstügü için ne<br />
haldedir<br />
• Görünüste kendisine gönül veren kullarını oksamada, hatırlarını sormadadır. acaba bu oksayıs, bu sorus gönülden<br />
mi geliyor Yoksa sözde mi kalıyor<br />
• Asıkların hekimine lütfen bir daha sorun! Asıkları hasta eden o nergis göz nasıl olmus ..<br />
• Sevgilim, seni bir kere olsun göreyim de, senin ugruna canımı vereyim, sana kurban olayım da, halk, sevgi nasıl<br />
olurmus görsün!..<br />
• Sana karsı duydugum sevginin anlatılması kelimelere, söze sıgmaz. Böylece söze son yok ama, sadece asktan<br />
bahsedis nasıl olurmus, onu göstermek istedim.<br />
186. Gördügün her zerreden dilsiz, dudaksız haber var, haber var!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c.I, 356)<br />
• Sevgilim! Sen çok güzelsin, güzelligine diyecek yok! Güzelligin anlatılamaz ki! Ben de asıgım, derdim de ask,<br />
hastalıgım da ask.<br />
• Senin güzel yüzünden baska bir yüze asık olmak haramdır, haramdır haram!<br />
• Hersey fanî, hersey gelip geçici. Fakat senin vahdet (=birlik) sofran daimîdir, daimîdir, daimî!<br />
• "Dünyada senden baska birisi var mı " diye göziimü ovusturup bakıyorum. Senden baska kim var Senden baska<br />
kim var Senden baska kim var<br />
• Onu görmeye tahammül edemeyecegin için dünya senin yüzüne örttügün bir perdedir. Bir örtiidür, bir örtüdür, bir<br />
örtüdür!<br />
• Her an askın dilinden bize bir selam var, bir selam var, bir selam var!<br />
• Gördügün her seyden, her zerreden dilsiz, dudaksız haber var, haber var, haber var!<br />
187. Ask ırmagına dalmıssın, gizli bir diken seni yaralıyor.<br />
Mefa´îliin. Mefa´îlıln Mefa-îlün, Mefa´îltin,<br />
(c.I, 347)<br />
• Yasayısın rahatı, huzuru o güzelle beraber bulunmadadır. Ondan ayrı düsersen, o güzel rahatı da, huzuru da alır<br />
götürür. Sen de rahattan ve huzurdan ayrı düsersin.<br />
• Senin sevgin etegimi tutmus da bana diyor ki: "Benim bu sevgim, o sevgilinin sevgisinden; aslmda bu sevgi<br />
benim sevgim degil, gerçek sevgilinin sevgisidir." Sana bu sevgiyi lütfettigi için ona sükret!<br />
• Yeni yeni ateslere düsen, yanan yakılan benim, artık o eski dostlarla ne alıs verîrisim var Gönlüm de sevgilinin<br />
canı gibi kararsız bir halde feryat edip duruyor.<br />
Hafız Sirazî hazretleri söyle buyurur:<br />
"Bilmiyorum benim bu hasta gönlümde kim var Ben susuyorum. 0 feryat edip duruyor."<br />
• Can asktan kendisinin de yaralı oldugunu, gönlüne diken battıgını bilmez de sevdigi halde seni hırpalar, yaralar,<br />
onu hos gör! Çünkü o da bir ask hastasıdır.<br />
• Sen ask ırmagına dalmıssm, orada bulunan, kendisini göstermeyen gizli bir diken seni yaralamaktadır.<br />
• Sen o dikenden kaç, güle git, gül bahçesine git! Gül de, gül bahçesi de Tebrizli Sems´in gönlündedir. Çünkü<br />
Tebrizli Sems bastanbasa bir bahardır.<br />
188. Aslında kendinden, kendi varhgından haber veren de kendisi!<br />
Mefulü, Mefa´îliin, Fe´dlün<br />
(c.I, 369)<br />
• Haberiniz var mı Sizin sehrinizde çok güzel bir dilber var! Akıl da onun yüzünden kararsız, gönül de!...<br />
• Herkese kendi kabiliyetine göre ondan manevî bir nasib var. Her insan ondan ruhanî bir zevk duymada. Her<br />
bahçeye baharı gönderen 0, çiçekleri gülleri açtıran 0, bülbülleri terennüm ettiren O!<br />
• O´nun yüzünden her tarafta bir feryat var! Rüzgar da onun yüzünden esip durmada, O´nun yüzünden her yolda<br />
bir toz bulutu yükseliyor.<br />
• O´ndan her kulakta hos sesler var! Müzik var, ney onun yüzünden inliyor, rebab onun yüzünden aglıyor. Her<br />
gözde ondan, O´nun yarattıklanndan bir ibret var, hayranlık var, saskınlık var!<br />
• Ey hayatlannı kazanmak için ugrasan, didinen insanlar! Biraz da ruhlarınızın ihtiyacı için didinin, ugrasın! Bizim<br />
burada büyük bir isimiz, büyük bir vazifemiz var! Yarattıklarına bakarak yaratıcıyı düsünelim, ötemize geçirerek onu<br />
gönlümüzde arayalım!<br />
• Bir dost benim kimsesiz kalısıma acıdı da, gizlice kulagıma dedi ki: "Haberin yok mu Burada gizlenmis bir güzel<br />
sevgili var! O´nu arasana!"<br />
Mevlana: "Burada gizlenmis birisi var. Kendini yalnız zannetme!" (Dîvdn-ı Kebîr, c. I, nr. 188) diye buyurmustur.<br />
• O´nun bu müjdesinden, bu haber verisinden anlasılıyor ki burada benim gibi zayıf gönüllü bir asık var!<br />
• Aslında o kendisinden elçi olarak gelmis; kendinden, kendisinin varlıgından haber veren de kendisi. 0 padisahın<br />
adeti bu! Hem kendini göstermez, hem kendinden haber verir.<br />
189. Bütün canlar senin sıfatlarına gark olmuslardır.<br />
Mefülü, Mefa´îliin, Fe´uliin<br />
(c.I, 368)<br />
• Seker gibi tatlı sözlerinizden mi bahsedeyim; ab-ı hayat kaynagının hikayesine mi dalayım<br />
• Tatlılıgına, güzelligine güvenme! Sızlanmadan, sikayet etmeden Halil gibi kendini ask atesine at, yan ki o<br />
dertlerden, belalardan seni kurtarsın!<br />
• Aklın yüzlerce kadir gecesi gördü. Yüzlerce bayram gördü. Senin beratın ask ile kesildi. Sen ask ile yasayacaksın.<br />
• Bu hususta zatına yemin edemiyomm da, güzel, latîf gölgene yemin ediyorum.<br />
• Diyorum ki, bütün canlar senin sıfatlarına gark olup gitmislerdir, onlar senin zatına nasıl erisebilirler<br />
• Günahlarından arındırmak için seni ırmak gibi akıttı, secdelere kapandırdı.<br />
• Seni imtihan etmek için, her cihetten bir bela verdi de; seni cihetsizlik yönüne çekmek istedi.<br />
• "Susayım, artık konusmayayım." dedin ama, susamadın, konusmaya devam ettin. Senin bu haline ask bile<br />
gülüyor.<br />
190. Sevgilim, bana yüzünü göster ki, ben gül bahçesi seyretmek istiyorum!<br />
Mefülü, Pa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 441)<br />
• Sevgili bana yüzünü göster ki, ben bag görmek, gül bahçesi seyretmek istiyorum. Dudaklannı aç konus, sözler<br />
söyle, ben bol bol sekerler, ballar istiyorum!<br />
• Ey güzellik günesi! Bir an için olsun bulut altından çık, görün! 0 parıl parıl parlayan, nürlar saçan yüzü görmek<br />
istiyom!<br />
• Sen nazlandın da; "Beni bundan fazla üzme, incitme, bırak git!" dedin. 0;"Bundan fazla üzme, incitme!" demen<br />
yok mu; iste, o sözü istiyorum!<br />
• "Git, padisah evde degil!" dedin, beni kovdun ya; ben kapıcının o nazını, o sert davranısını istiyorum.<br />
• Herkeste onun güzelliginden kırıntılar var. Fakat ben o güzellik madenini, o güzellik hazinesini istiyorom!<br />
• Hz. Yakup misali vah yazıklar olsun, deyip duruyorum. Böylece ben Yüsuf-ı Ken´an´ımın güzel yüzünü istiyomm.<br />
• Allah´a yemin ederim ki, sehir sensiz bana bir hapishane oluyor. Basıbos daglara çıkmak, ovalara düsmek<br />
istiyorum!<br />
• Canım Firavun´dan da usandı, onun zulmünden de... Artık ben îmran oglu Müsa´nın yüzündeki nüru istiyorum!<br />
• Dün, seyh eline bir fener almıs, sehrin etrafında dönüp duruyor; "Seytandan, devden usandım, bıktım. Ben insan<br />
istiyorom, insan!" diyordu.<br />
• Etrafta bulunanlar; "Biz de çok aradık, bulunmuyor!" dediler. Seyh dedi kı: "0 bulunmuyor dediginiz var ya, iste<br />
ben onu istiyorum!"<br />
• Gözlerden gizli, fakat bütün gözler ve görüsler hep onun, hep 0 yaratmıs, hep O´ndan meydana gelmis. tste ben<br />
o olan gizli san´atı müsahede etmek istiyorum!<br />
•Zaten is isten geçti. Her istekten, her tama´dan kurtuldum. Ben artık varlıktan, mekan aleminden ,dört unsurun<br />
ayak izlerini istiyomm! .<br />
•Kulagım iman kıssasını duydu da mest oldu, kendinden geçti. îmanın güzel gözü nerede Ben onu görmek istiyom.<br />
•Rebab diyor ki: "Beklemekten öldüm, güzel rebab çalan Osman´ın elini kucagını, yayını istiyorum!"<br />
•Ben de, bir ask rebabıyım. Askım da rebabın rebabcıya duydugu aska bennziyor. Ben de Rabbinün lütuf yayını,<br />
ihsan mızrabını istiyorum.<br />
191. Ey kervanbası! Develer bastan basa sarhos!<br />
Fa´üatün, Fa´ilatiin, Pa´ilatün, FS´ilat<br />
(c.I, 387)<br />
•Ey kervanbası; develere bak! Katar bastan basa sarhos! Bey de sarhos, hoca sarhos, dost da sarhos, yabancı da<br />
sarhos!<br />
•Ey bahçıvan! Gökgürültüsü sarkıcı oldu, bulut sakîlige giristi. Bahçe de sarhos, ova da sarhos, gonca da sarhos,<br />
diken de sarhos! •<br />
Ey gökyüzü; ne zamana kadar dönüp duracaksın Unsurların dönüsünü seyret! Su da sarhos, rüzgar da sarhos,<br />
toprak da sarhos, ates de sarhos!<br />
•Görünüste hal böyle! Ya iç yüzdeki hal ! Onu hiç sorma! Rüh da sarhos,akıl da sarhos, vehim de sarhos, sırlar da<br />
sarhos!<br />
•Yürü, zorbalıgı bırak! Toprak ol da topragı gör! Her seyi halk eden Allah´ın lutfu ile varlıkların hepsi de zerre zerre,<br />
her zerresi de sarhos!<br />
•Kıs mevsiminde bagda bahçede sarhos kalmadı!" dememek için bir müddet sarhos bir halde hileci gözden<br />
gizlenmisti. Bahar yaklasınca;<br />
• 0 agaçların kökleri gizlice sarap içmege koyuldular. Bir iki gün sabret bir uyansınlar, sarhos bir halde kalksınlar da<br />
onları seyret!<br />
• Sana birisi çarparsa, birisi ile kavgaya baslarsan sakın sarhosların hallerinden, gidisinden, çarpısından incinme!<br />
Böyle bir çalgıcı bulundukça, sarhos nasıl olur da düzgün yürüyebilir<br />
192. Ask defterde, kitap sayfalarında yazılı degildir. Ask, kendinde kendini bulmaktır.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, FS´ilat<br />
(c.I, 395)<br />
• Ask üstünlükte, bilgide, defterde, kitap sayfalannda degildir! Halk dedikoduya düsmüstür. 0 yol da asıkların yolu<br />
degildir!<br />
• Ask öyle bir nür agacıdır ki, dalları ezelde, gökleri de ebeddedir. Bu agaç ne arsa dayanır, ne de yeryüzüne! Bu<br />
agacın gövdesi de yoktur!<br />
• Biz aklı isten güçten attık. Hevesi de bir iyice dövdük. Çünkü bu ululuk su akla, su huylara layık degildir!<br />
• Sende fanî güzellere karsı bir istiyak, bir özlem var ya... Bil ki bu istiyak senin için bir puttur. Sen kendinde<br />
kendini bulur da kendin sevgili olursan, sende özlem kalmaz.<br />
193. îsteyen hep O´dur, biz gölgeler gibiyiz.<br />
Mef´Olü, Fa´ilat, Mefa´îlü,<br />
(c.I, 442)<br />
•Asıklara dostu arastırmak farzdır. Asıkların coskun akan bir sel gibi yüzleri, baslarını yerlere sürerek, taslara<br />
vurarak dostun deresine vanncaya kadar kosması gerektir.<br />
•Zaten dileyen, isteyen hep O´dur. Bizler gölgeler gibiyiz. Bizlerin konusup güsmemiz, dedikodularımız hep dosta<br />
aittir. Fakat hakîkatte kendi kendinden bahseden, konusan hep O´dur.<br />
•Bazen akar su gibi, dostun deresine dogru çaglar, gideriz. Bazen de durgun gibi dostun testisinde haps olur kalırız.<br />
•Bazen atesin üstündeki güveç toprak tencere gibi kaynar dururuz, cosarız. ise birseyler düsünerek fazla<br />
tasmayalım diye kepçe ile basımıza vurur. dostun huyu böyledir.<br />
•Ne sasılacak seydir ki; nazla, isve ile seni eritir, zayıflatır, kıla döndürür de, yine sen, dostun bir kılına iki dünyayı<br />
bile vermezsin.<br />
•Dostla oturmusuz. Onunla bir aradayız da dosta; "Ey dost! Dost nerede " diyee soruyoruz. Dostun<br />
mahallesindeyiz de gafletimizden; "Dost nerede dost nerede " deyip duruyoruz.<br />
•Kötü, hos olmayan kuruntular, uygunsuz düsünceler bizim gevsek tabiatımızdan meydana gelmededir. Bu, dostun<br />
huyu degildir.<br />
194. Rüh ve beden.<br />
Mefülü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 454)<br />
• Ruh geldi bedene girdi. Beden ruh tarafına gitmedi. Gerçekten de, okun uçup gittigi yere yay gitmez.<br />
• Rüh bedenden uçup gitmek için çeviklesti. Sıçradı gitti. Su hantal bedense topraga, yere uzandı. Gökyüziine<br />
yükselmedi.<br />
• Rüh balçıktan yapılmıs evde, bedenin ev sahipligini yaptı. Fakat bedeni, evi sevdi. Eve öyle bir baglandı kaldı ki,<br />
ev sahibi ile beraber çıkıp gidemedi.<br />
• Beden yeryüzünde öyle yapayalnız kaldı ki, bu hiç umulmazdı. Halbuki ruh süphenin bile gidemedigi bir yere gitti,<br />
ulastı.<br />
• Dünya dünya olalı her seyin sonunun ayrılık oldugunu gör! Su dünyada dünyaya gelip de gitmeyen kisiyi kim<br />
gördü<br />
• Bir gün ölüm gelir çatar, bogazını sıkar da sasırır kalırsın. "Sanki habercı gelmedi. Sanki ölümün gelecegini sana<br />
söylemedi" dersin.<br />
195. Her an sagdan soldan ilahî askın sesi geliyor.<br />
Müfte´ilün, FS´iIat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 463)<br />
• Her an sagdan soldan ilahî askın sesi geliyor. Biz göklere yükseliyoruz. bizi kim seyretmek ister<br />
• Vaktiyle biz göklerde idik, meleklerle dostluk. Biz tezce yine oraya diyoruz. Zaten orası bizim sehrimizdir.<br />
• Aslında biz, gökten de yüceyiz, melekten de üstünüz. Bizim konak yerimiz, kibriya (ululuk yeri) iken, ne diye biz<br />
göklerden de meleklerden de ileri geçrniyelim<br />
• Tertemiz ilahî inci nerede Toprak alemi nerede Ne maksatla o yüce menzilden asagı indiniz Denginizi baglayın,<br />
yükünüzü yükleyin! Burası nasıl bir yerdir<br />
• Genç talih, bizim yarimiz. Sevgiliye can vermek de isimiz, gücümüz. Bizim kafilemizin bası, yol göstereni Hz.<br />
Muhammed Mustafa´dır.<br />
• O´nun mübarek ay yüzünü görmeye, ay dayanamadı da ikiye bölündü. Ay ondan nür dilenen, onun niyazkar, adî<br />
bir kölesi iken, o talihe kavustu.<br />
• Sabah rüzgarının bu güzel kokusu onun mübarek saçlarının büklümünden geliyor. Bu hayalin parıltısı, kusluk<br />
günesine benzeyen cemalindendir.<br />
• Sen bizim gönlümüze bak da, her an ayın ikiye bölünmesini seyret! gözünü onun bakısından ayırıyor da, ne diye<br />
öte yana bakıyorsun<br />
• Halk su kusları gibi can denizinden dogmuslardır. 0 denizden dogup gelen kus, burada nasıl yerlesir Nasıl konak<br />
tutar<br />
• Aslında biz hepimiz can denizinin içindeyiz ve Hakk´ın huzurundayız. öyle olmasa, gönül denizinden birbiri ardınca<br />
dalgalar gelir miydi Biz, bu manevî zevkleri duyabilir miydik<br />
• Elest dalgası, "Ben sizin Rabbiniz degil miyim " nidası geldi. Su beden misi rüh için hazırlandı. Derken zamanı<br />
gelip de gemi kırılıp parçalanınca, artık bulusma, sevgiliye kavusma çagı gelir.<br />
• Bulusma, kavusma çagı nedir Hasr olma, ölümsüzlüge erme çagıdır. Hakk´ın lütuf ve ihsan çagı, safa içinde safa<br />
çagıdır.<br />
• Bu gördügünüz insan, bu resim, bu sekil kimdir Bu padisah, bu bey kimdir Bu ihtiyar akıl nedir Bütün bunlar<br />
birinin, gizli sevgilinin yüz örtüleridir.<br />
• Örtüleri açmanın, sevgiliyi bulmanın çaresi bu çesit cosuslar, köpürüsler, heyecanlardır. Bu tatlı duyguların, bu<br />
mana suyunun çesmesi sizin basınızın ve gönül gözünüzün içindedir.<br />
• Size göre, basınızda hiç böyle bir sey yok! Fakat aslında sizin iki basınız vardır. Birisi yerden gelen görünen su<br />
toprak bası, birisi de gökten gelen ve görünmeyen tertemiz manevî bas!<br />
• Senin su görünen basın, öbür gizli basından meydana gelmis. Bunu bilesin, anlayasın diye nice tertemiz baslar,<br />
topragın ayagına dökülüp saçılmıs, topraga karısmıstır.<br />
• Asıl olan bas, gizli, görünmüyor da ona uyan bas ortada... Bil ki, su dünyanın ötesinde, sonsuz, sonu gelmeyen<br />
bir alem vardır.<br />
196. 0 söze gelmeyeni, kelimelerle açıklamaya<br />
imkan olmayanı anlatmaya çalısmayayım.<br />
Fe´ilStün, MefS´ilün, Fe´ilat<br />
(c.I, 501)<br />
• Sevgilim, içeriye gel! Sensiz zevkin tadı yok! Acaba dünyada seni görüp de, güzelligine hayran olmayan, sana kul<br />
köle olmayan bir kimse var mıdır<br />
• Ey hem canımıza, hem de bedenimize can veren aziz varlık! Sen can gibi pek gizlisin ama aslında gizli de<br />
degilsin.<br />
• Sen nereye el koysan orası candır. Fakat cana el koymak kolay degildir.<br />
• 9badetlerle, iyiliklerle, bedende tertemiz, lekesiz, saf bir hale gelen can, sevgiliye ayna tutan olmus, hatta kendisi<br />
sevgiliye ayna olmustur.<br />
• Ben pek fazla mest oldum. Korkuyorıım, sözlerime dolasacak meydan Kalrnayacak.<br />
• En iyisi sen elini agzıma koy da, o söze gelmeyeni. kelimelerle açıklamaya imkan olmayanı anlatmaya<br />
çalısmıyayım.<br />
197. Uyku bu gece askın pençesine düstü de hayli acılar çekti.<br />
Fe´ilatiin, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c.1, 500)<br />
• Bu gece uyku gönlümü yaralı, perisan, harap görünce gözden de bastan da kaçtı, gitti.<br />
• Zavallı uyku, bu gece askın pençesine düstü de hayli acılar çekti, ızdıraplar duydu. Sonunda dayanamadı, kaçtı<br />
gitti.<br />
• Ask timsah gibi agzını açınca uyku balık gibi suya daldı, kaçtı gitti.<br />
• Uyku düsmanını böyle insafsız, merhametsiz görünce acele acele kaçtı gitti.<br />
• Bizim ay yüzlü sevgilimiz de karanlık gecede gönlümüze dogunca, uyku, günesin önünden kaçan gölge gibi kaçtı<br />
gitti.<br />
• Ask uykuya bir soru sordu. Fakat uyku bu ince soruya cevap veremedi.aciz kaldı da kaçtı gitti.<br />
• Uyku kendisine soru soran askı hapsetmek istedi. Altı yönden de kapıları kapattı. Fakat Allah aska acıdı da, kapı<br />
açtı, onu kurtardı.<br />
198. 0, bir köseye çekilmis gizlenmis, dünya ise onun mesti olmus.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.1, 503)<br />
• Kalk, bugün dünya bizim. Can da bizim, cihan da bizim. Sakî de bugün bizim misafirimizdir.<br />
• Hz. Yusuf, gönül Mısır´ımıza padisah oldu. Bu seref bize yetmez mi<br />
• Kalk, cana da, cihana da lutfu ile keremi ile emirler veren büyük padisah bugün bizim emrimizdedir.<br />
• Ay da, zühre yıldızı da bizim nesemizi gördüler de def çalmaya basladılar. Can bülbülü ise, gül bahçemizin<br />
güzelligine hayran olmus, mest olmus, kendini kaybetmis.<br />
• Can ve gönül memleketinin padisahı geldi. Bizim perisan canımızda, perisan gönlümüzde yer aldı.<br />
• Gelip bu can evinin bir kösesinde gizlenen kim Seker kamıslıgımızı ona bagısladıgımızı söyle!<br />
• 0 bir köseye çekilmis, gizlenmis. Dünya ise onun mesti olmus, 0 bizim Hızır ´ımızdır, 0 bizim ab-ı hayatımızdır.<br />
• 0 yemekteki tuz, bedendeki can gibi herseyden, herkesten açıkça görülmede, hissedilmede; böyle oldugu halde<br />
yine de gizli kalmada.<br />
• Görünen o degil, zaten her seyi 0 yarattıgı için, onu kendimizde hissettigimiz zaman herkes, hersey biziz, hersey<br />
bizden ibarettir.<br />
• O´nun varlıgını anlatmak için bundan fazla belge gösterme, burhandan bahsetme. Çünkü bizim delilimiz,<br />
burhanımız süküt alemindedir, o alemden görünür.<br />
199. Aklını basına al da kendi varlıgından kurtul, varlıktan, benlikten beter bir suç yoktur.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c,1,498)<br />
• Ask manevî devletten, Allah´ın lütfundan, yardımından, gönül ferahlıgından yolunda yürümekten baska birsey<br />
degildir.<br />
• Büyük imamlardan Ebu Hanife hazretleri asktan bahsetmedi. Safıî hazretleride askı açıklamadı. Bir rivayette<br />
bulunmadı.<br />
• Din ilmindeki; "Bu caizdir, bu caiz degildir!" münakasasının bir sonu yoktur.. Asıkların ilmine ise bir son yoktur!<br />
• Kimi dertli, kederli, asık suratlı görürsen bil ki, o ask sehrinde dogmamıstır.asık degildir.<br />
• Ezelden haberi olmayan kimse ask yolunda acemidir. Bu yola yeni düsmüstür.<br />
• Aklını basına al da, kendi varlıgından kurtul, yok ol yok! Çünkü senin varlıgından beter bir suç, bir cinayet yoktur!<br />
• Sürücü güdücü olma! Yani yüksek mevkiye, yüksek makama, baskanlıga heves etme! Sürüde, halk arasında kal!<br />
Yüksek mevkide bulunmak bas belasından baska birsey degildir.<br />
200. Ask sehrinde kötü huylu insanların ne isi var<br />
MUfte´ilün, Fa´ilat, MUfte´ilün, Fa´ilSt<br />
(c.I, 470)<br />
• Böyle güzel bir ay yüzlüyü görünce, sasırıp kalmak gerek! Pervanenin neselenmesi için, mum lazım, samdan<br />
lazım!<br />
• Senin gamının hazîn hazîn çaldıgı çengden kulaklarım feryatlarla doldu. Her nefesimin gamının çengi ile "ten ten<br />
ten" demesi gerek!<br />
• Ay yüzlü olan dilbere ulasmak için ne yapmalı Ona asık olan kisinin çok iyi huylu olması, insan olması gerek.<br />
Kötü huyla güzele varılmaz.<br />
• Ey benzeri olmayan güzel! Saçlarını elime ver. Ask kuyusuna düsene ip uzatmak gerektir.<br />
• Ask güzel bir sehirdir. Güzeller sehridir. Fakat bu sehirde yabancıların, huysuz, ahlaksız insanların ne isi var<br />
Böyle bir sehri kötü insanlardan korumak için akıl hisarı, iman burcu lazım!<br />
• Bu gam yükleri altında ezilen gönlün gıdası nedir Temiz kalpli güzel bir sevgili ile bulusmaktır. Yoksul bir devenin<br />
su içmesi, ıslak bir otlaga çökmesi gerek!<br />
201. Gönül zamanenin kötülüklerinden kaçtı, askın koltugunun altına sıgındı<br />
Mefte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 508)<br />
• Gönlümün kusu yine uçmaga basladı. Can dudusu yine seker kamıslıgında... Benim deli divane sarhos devem<br />
yine akıl zincirini kırdı.<br />
• Yıne su ırmakta sular aktı. Irmagın kıyılanndaki çimenler yesermeye basladı.<br />
• Seher rüzgarı yine bahçeye geldi. Gülleri, gül bahçelerini oksamaya basladı.<br />
• Ask bir ayıbımı gördü de beni sattı. Sonra acıdı. Yüregi yandı, yine beni satınaldı.<br />
• Düsmanım, beni dostla beraber görünce haset etti de elini dislemege basladı.<br />
• Gönül zamanenin kötülüklerinden, hilelerinden kaçtı. Askın koltugunun altına sıgındı, orada emeklemeye basladı.<br />
.• Ask, gönlü kendi yanına çagırınca, gönül bütün insanlardan kaçmaga basladı.<br />
202. Asık olmayan kisi, padisah bile olsa, o, ipek bir kefene sanlmıs bir ölüdür.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 504)<br />
• Seni yakından görmek istiyorum. Ne olur, biraz daha yakına gel! Çünkü senin yüzün tamamıyla nürdan ibaret.<br />
Nurdan baska birsey degil. Dünyada senin askınla mahmur olmayan kimdir<br />
• Bu sözü yanlıs söyledim. Canlar canını isterken; "Yakına gel!" denir mi Sen uzakta degilsin, sen benim<br />
canımdasın, canımın içindesin. Kendinde bunana; "Yakına gel!" demek büyük bir hatadır.<br />
• Düsünce, düsünceye perde olur. Bu sebeple, su veya bu sekilde düsünceyi bırak! Zaten o gizli degil ki!..<br />
• Senin ay gibi güzel olan yüzün meydanda iken, herkes tarafından görülürken senin yüzünü göremedigi için<br />
gussaya dalan, derde düsen kisinin özrü kabul olamaz!<br />
• Sunu iyi bil ki, asksız gönüle sahip olan, asık olmayan kisi, padisah bile olsa o, ipek kefene sarılmıs, mezara<br />
gömülmüs bir ölüden baska birsey gildir.<br />
• 9htiyar olsun, genç olsun, ab-ı hayat için kisiye ölüm bir sey yapamaz. Onun ölümü kolay degildir!<br />
203. 9lahî sarap öyle bir saraptır ki, günes bile aydınlıgını ondan alıyor.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Fe´Olün<br />
(c. 1,517)<br />
• Ruhum dostun hevasında göklere dogru yükselir de, arifler meclisinde sevgi sarabının kadehlerinin döndügünü<br />
gördükçe daha neseli olarak ötelere dogru uçmadadır.<br />
• 0 alıp içmek için elini mana sarabına uzatıyor. Tarif edilmez olan o sarap, öyle bir sarap ki, günes bile nurunu,<br />
aydınlıgını ondan alıyor. Günesi bile o aydınlatıyor.<br />
Hz. Mevlana´nın bu beyti, Ibn-i Fariz hazretlerinin "Hamriyye" ismindeki ilahî sarabı öven siirindeki su beytini<br />
hatırlattı:<br />
"9lahî sarap bir günestir, ayın ondördüncü günü, bedir, dolunay da onun kadehidir. 0 sarabı hilal, genç ay dolastırır,<br />
o sarabın karısmasından yıldızlar meydana gelir." Yani günes gibi olan ilahî ask sarabı, dolunay gibi olan ariflerin<br />
gönüllerinden, yıldızlar gibi olan Hakk sunulur.<br />
• Ruh o sarabı içince, daha da ruh oluyor, hafifliyor, yükseliyor. Ötelerden bile ötelere uçmak istiyor.<br />
• Ruh ötelerde rnana ayını bulup da onunla manen beraber olunca, günes utancından gizleniyor, görünmez oluyor.<br />
• Ruh onunla manen bulusunca, tazeleniyor, gençlesiyor, artık ne kimseye bakıyor, ne de birisine bir sey danısıyor.<br />
204. Biz benlikten, senlikten kurtulunca hepimiz bir oluyoruz.<br />
Fe´ilatün, Mefa´iliin, Fe´ilSt<br />
(c.I, 497)<br />
• Çalgı, saz nasıl insanı sarap içmege tesvik ederse, iyilerin yaptıgı isler, iyiliklerde insanı iyilik yapmaya yöneltir.<br />
Marifetname sahibi Erzurumlu îbrahim Hakkı hazretleri: "Musikî zahidin zühdünü, fasıkın fıskını artınr"<br />
buyurmaktadır. Yani müzik zahide manevî zevkleri verir, onu Hakk´a yaklasır.. Zevkine düskün insanı da içmege,<br />
sehevanî zevklere tesvik eder. Bu yüzdendir ki, eyhanelerde müzik oldugu gibi, eski tekkelerde de müsikî vardır.<br />
•Allah, insanı iyilige tesvik için iyilige sükreder, kötülükten de sikayette bulunur. Firavun´dan bahs eder. Hz.<br />
Musa´nın sükrünü anlatır, bunlar hep bahanedir. Bunlar hep bizim halimizi hikayedir.<br />
.• Benlikte olan, benlik güden Firavun cinsindendir. Benlikten yakasını sıyırmıs, temiz, pak, günahlardan kurtulmus<br />
kisi de Hz. Müsa´dandır. Onun cinsindendir.<br />
• Sunu iyi bil ki, gamın, kederin arkasında nese vardır. Nesenin arkasında da gam ve keder pusudadır.<br />
• Ahmed (s.a.v.) toprak olmayı, yani mütevazi yasamayı huy edindi de, o yüzden miraca yükseldi ve göklerin<br />
manevî padisahı oldu.<br />
• Sen de toprak ol da, senden bitkiler yetissin. Toprak olan, gönül hazinesini bulur.<br />
.• Madem ki biz benlikten, senlikten kurtulunca hep bir oluyoruz. Yeter sus ! Sen bu sözleri kime söylüyorsun<br />
205. Tur Dagı seslendi ama, Müsa´nın gönlündeki gizli hazine sessiz kaldı.<br />
Fe´ilatiin, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´iliin,<br />
(c. I, 414)<br />
• Gece gündüz elsiz ve ayaksız gönülle senin hizmetinde bulunmak ne hostur! Senin mana sekerleri ile dolu olan<br />
yurdunda seker yiyen kus ne mutlu kustur. Yani senin manevî nimetlerinden yararlanan Hakk yolcusu ne talihli kisidir.<br />
• Senin manevî bahçende gizlice gülen goncanın basucunda bulunan uzun boylu selvinin gölgesinde bulunmak ne<br />
hostur. Yani kamil bir insandan manen yararlanmak ne güzel seydir.<br />
• Karga gübreye asıksa ona de ki: "0 sevgi ona yarasır, ama gül bahçesinde yesillikler içinde bülbüllerin gülü<br />
sevmeleri ne de hostur." Yani sehvet pesinde kosarak fanî güzellere gönül verenler, kossun dursunlar ama, sonu utanç<br />
olan kirli arzulardan kendilerini kurtararak gerçek sevgiliyi bulanlar ne mutlu kisilerdir.<br />
• 9nsanlar geceleri uykuya dalınca, gündüz kendilerini rahatsız eden düsüncelerden kurtulurlar ama, ibadetle<br />
geçirdikleri gecenin karanlıgında, kusluk vakti günesinin nürunu bulanlar ne mutlu kisilerdir<br />
• Ey puta tapan kisi! Senin ayagın balçıga saplanmıs kalmıs. Su gökkubbenin derinliklerinde ne güzellikler<br />
bulundugunu sen ne bileceksin Ey fanî güzele gönül vererek beden balçıgından, nefsanî arzulardan kurtulamıyan<br />
zavallı! Sen ötelerde mana göklerindeki güzelliklerden nasıl haberdar olabilirsin<br />
• Hz. Musa´ya oldugu gibi, Hakk´ın rahmetinden sana da bir tecellî olursa mana sekerleri yagdıran o manevî<br />
bulusmanın yüzünden Tur Dagı´nın gögsü, yani Hakk asıgının gönlü ne güzel bir hale gelir.<br />
• Dag ses verir ama, madende ses vermeyen, susan altın var. Bazen susmak, bazen de ona cevap verip konusmak<br />
ne hostur. Yani tecellîye mazhar olan Tur Dagı seslendi ama, Müsa´nın gönlündeki gizli hazine sessiz kaldı. Her iki hal de<br />
hostur.<br />
206. Allah kendini, yarattıgı güzel eserlerin arkasında gizlemistir.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün,<br />
(c.I, 477)<br />
• Benim varlıgım sevgilinin elindeki kadehten baska bir sey degildir. Eger dilimle söyledigim bir söze inanmadınsa,<br />
gönülden söyledigimi anlaman için gözüme dikkatle bak!<br />
• Gönlüm kadeh gibi kanlarla dolu. Zayıf düsmüs bedenim ise, hiç bir zaman zayıflamayan, sararıp solmayan, eriyip<br />
gitmeyen, daima güçlü ve kuvvetli olan askın elinde bulunmaktadır.<br />
• Benim varlıgımı bir kadeh gibi elinde tutan, bazen dolduran, bazen bosaltan, o tek olan, esi olmayan sevgilim,<br />
çok kudretlidir. Her an Adem gibi, havva gibi yüz binlerce insanı yaratır. Dünyaya getirir. Yine yüz binlerce insanı<br />
öldürür. Ötelere gönderir. Dünyayı yaptıgı resimlerle, nakıslarla süsler, doldurur. Fakat o büyük yaratıcı, o essiz<br />
san´atkar kendini gizler, göstermez. akla. fikre sıgmaz. Nasıl oldugu tasvir edilemez, anlasılamaz.<br />
• Zerrenin de, ovanın da, katrenin de, deryanın da ne ile nasıl en iyi bir hale gelip düzene girecegini bilir. Bütün<br />
kainatı, koydugu sasmaz degismez kanunlarla saat gibi isletir durur. Her seye her yarattıgına gereken duyguyu,<br />
gereken vasfı, yasama zevkini, yasama gücünü verir. Bütün yarattıklarına yardımda bulunur. Bütün canlı varlıklar onun<br />
açtıgı dünya sofrasına çagırılmıslardır. îyi, kötü herkese rızkını verir, yedirir. Süslü elbiseler, kürkler giydirir. Çesit çesit<br />
renklerle onları süsler. Onun bilgisine de hudut, sınır yoktur.<br />
"Açıklamalı tercüme ettigim bu beyitler Hz. Mevlana´nın Cenab-ı Hakk´ın yaratma gücüne, sanatına, kudretine<br />
hayranlıgını ifade etmektedir. Bizler bugünün insanları ilmin fennin yardımı ile, yeni buluslarla, yenî kesiflerle, büyük<br />
yaratıcının harika eserlerini gözlerimizle seyretmedeyiz. Mevlana´nın zamanında insanlar mikroskopu bilmedikleri gibi,<br />
gök yüzünde 15 milyar ısık yılı uzaklıktaki günesleri de kesf etmemislerdi. Aya ayak basmamıs-lar, Merih (=Mars)<br />
yıldızına uzay aracı göndermemislerdi. Denizlerin derinliklerine inip orada yasayan çesit çesit renklerde, sekillerde<br />
balıkları, deniz yaratıklarını görmemislerdi.<br />
Bu sebeple bizler eski devirlerde gelen insanlardan daha bilgiliyiz daha talihliyiz. Cenab-ı Hakk´ın yaratma gücünü,<br />
sanatını, kudretini, büyüklügünü eskilere göre daha iyi idrak etmemiz gerekirken, ne yazık ki gözlerimizde gaflet perdesi<br />
var. Allah´m kendini gizliyerek sergiledigi saheserler müzesini, sergisini heyecan duymadan, hayran olmadan seyredip<br />
duruyoruz. Mevlana bulundugumuz su zamanda dünyayı sereflendirseydi, acaba büyük yaratıcı neler söylerdi<br />
• Gönlümüzü bazen sıkar, baglar, hayatı zehir eder. Bazen baglarımızı çözer, sıkıntılarımızı giderir, bizi<br />
rahatlandırır, mutlu eder, huzura kavusturur. Eger senin gönlün esek degilse, bu hallerin nereden geldigini, kimin isi<br />
oldugunu anlar, bilir; o isin sahibini, o isleri vereni tanır.<br />
• Esek bile senin gibi üstün bir varlık olmadıgı halde, sahibi, efendisi olan esekcinin baglamasını, çözmesini bilir,<br />
tanır; bir baskası olmadıgını anlar.<br />
• Efendisini görünce esekcesine basını sallar. Kulaklarını oynatır. Sesini bile tanır. Çünkü sahibinin sesi ona yabancı<br />
degildir.<br />
• Çünkü onun elinden yem yemistir, hos sular içmistir. Ne tuhaf, ne sasılacak seydir ki, Allah bu kadarcık olsun<br />
sana bir anlayıs, bir sezis vermedi mi Sana lutuflarda bulunan, seni yediren, içiren, seni zevkler içinde yasatan, seni<br />
yarattıklarının en sereflisi seçerek hiç bir varlıga vermedigini sana veren, sahibini, efendini, seni yaratanı tanımıyorsun,<br />
yazıklar olsun sana!<br />
• Seni yaratan yüzlerce defa sıktı, derde düsürdü. Feryat edip durdun. Nasıl ,olur da onu tanımaz olursun inkara<br />
kalkarsın. Allah sana akıl verdi. Cüz´î irade verdi. Peygamberler vasıtasıyla yol gösterdi. Allah seni kurtarmaya mecbur<br />
degildir.<br />
• Kafirler gibi ancak belaya ugrayınca onu hatırlamadasın, basını egmedesin, teslim olmadasın. Zaten ötelere<br />
mensup olmayan, öteleri düsünmeyen bas, yarım habbeye bile degmez.<br />
207. Hakkı görmeye gücün yetmez. Gözünü aç da onun sıfatlarını gör!<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün. Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.1, 386)<br />
• Madem Hakk´ın zatını görmeye tahammülün yok; gözünü aç da O´nun sıfatlarını gör! Madem yönlere, cihetlere<br />
sıgmayanı göremiyorsun; O´nun yarattıklarındaki nnru seyret!<br />
• Su mavi gök perdesinin altında dolasan hüri gibi güzelleri gör! Yüzleri nurlu kisileri seyret de gözlerin kamassın! 0<br />
nürlu insanların hepsi de; müslüman, inanmıs, yumusak huylu, utangaç, suçsuz.<br />
" Maide Süresi, 5/66. ayetten iktibas var."<br />
• Gördügün güzellerin her biri nazlı, kıvrak, cilveli. Herbiri de Hakk asıgının gönlünü kapar, alır. Her biri Tıraz mumu<br />
gibi, her biri kurtulus sabahı.<br />
" Tıraz, Türkistan´da beyaz tenli güzelleri ile meshur bir sehir adı."<br />
• Her biri dudagını yummus, agzını kapatmıs. Fakat anlatısında bir kılı kırk yarar. Her biri mana sekeri almada, her<br />
biri seker kamısı madeni olmada.<br />
• Eski, yıpranmıs köhne canı ver gitsin! Genis, yeni bir can almaya, kendini yenilemeye bak! Yokluk, yoksulluk<br />
aleminde salınarak yürü de ermislerden zekat al!<br />
• Asıkları sıkıntılı zamanlarında saskın ve perisan sanma! Onların ızdıraplara, acılara tahammülüne, sebatına Cudi<br />
Dagı bile dayanamaz, aciz kalır.<br />
• Bütün zorlukların, bütün sıkıntıların, neselerin, her türlü isin, gücün aslı, temeli asktır. Fakat gönlün ne oldugunu<br />
bilmeyen, saçma, sapan sözlere takılır kalır.<br />
208. Sen askı sarhos ettin ey güzel!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´îlün<br />
(c.I, 427)<br />
• Sonunda gönülde ve canda yurt edindin de, her ikisini deli divaneye çevirdin...<br />
• Bu alemi ateslere yakmak için geldin, sonunda yakmadan dönemedin.<br />
• Ey askı ile dünyayı yakıp, yıkan! Sonunda bu viraneye, bu yıkık yere de kasdettin, yani dünyayı yıkmakla için<br />
rahat etmedi, harabesini bile yıktın, altını üstüne getirdin.<br />
• Ey gönül! Ben seninle ugrasıyordum. Fakat sonunda sen yine o ask masalını hatırladın.<br />
• Askı sarhos ettin, kendinden geçirdin de içeri aldın. Askla bulusunca sonunda aklı gösterdin, bana yabancı ettin.<br />
• Kurtulus çarelerini arayanın lutfu dünyayı aydınlatan bir mum gibiydi. Sen sonunda o mumu da pervane ettin,<br />
atese attın.<br />
• Ben topragın altında kalmıs çaresiz zavallı bir tane idim. Sonunda askınla, o degersiz taneyi inci haline getirdin.<br />
• Bir daneyi, bir tohumu bag, bostan haline getirdin. Sonunda topraktan bir kösk yaptın.<br />
• Kafatasım hem seninle dolu, hern senin yüzünden bosalıyor. Sonunda kafa tasımı sarap kadehi yaptın.<br />
209. Zindanda uyumus kalmıs kimse uyanırsa hos olmaz.<br />
Mefa´îliin, Mefa´îlun,<br />
(c.I, 339)<br />
• Sema Hakk asıkı ile diri olan kisilerin canlarına rahatlık verir, huzur verir. arif olan, canında can bulunan yani<br />
hayvanî ruhu degil de insanî ruhu tasıyan, bunu, bu hakîkati bilir...<br />
• Gül bahçesinde yatıp uyuyan kisi, gül kokusu duymak için uyanmayı arzu eder.<br />
• Fakat zindanda uyumus kalmıs kimse, uyanırsa hos birsey olmaz, ziyana düsmüs olur.<br />
• Sema dügün evinde olur, dügün olan yerde olur. Yas olan yerde sema olmaz. Çünkü yas yeri feryat, figan yeridir.<br />
• Kendinde bulunan cevherden, ilahî emanetten habersiz olan o essiz ay´ı gönül gözü ile göremeyen kisi var ya;<br />
• Öyle kisiye sema da gerekmez, def, yani müsikî de gerekmez. Sema asıklar içindir. Gönüller alan, o essiz,<br />
görünmez sevgiliye manen kavusmak içindir.<br />
• Yüzlerini kıbleye çevirmis kisiler, manen mirac edenler, bu dünyada da, öteki dünyada da sema´dadır.<br />
210. Dünyada asktan baskasına gönül verme!<br />
Mefülü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. r, 455)<br />
• Gerçek aska tutulmamıs, o sevgiyi kendine is edinmemis rühun yok olması daha iyi. Çünkü onun varlıgı ayıptan,<br />
ardan baska birsey degildir.<br />
• Hakîki askla mest ol! Kendinden geç! Çünkü dünyada ne varsa hep asktan ibarettir. Askla mesgul olmaktan baska<br />
dosta layık bir is güç yoktur.<br />
• "Ask nedir " diye sorarlarsa de ki: "Ask dilegi, istegi, yapıp yapmama arzusunu, iradeyi terk etmektir. îhtiyarı<br />
terk etmeyende hayır yoktur, iyi insan degildir."<br />
• Ebedî olarak bakî kalan ancak asktır. Bundan baskasına gönül verme, hepsi egretidir.<br />
• Ne vakte kadar fanî olan, ölü sayılan sevgiliyi kucaklıyacaksın Öyle bir canı kucakla ki, ona son yoktur.<br />
• Baharda dogan sey, güz mevsiminde ölür. Ask gül bahçesine bahardan imdat yoktur. Ask çiçeklerinin ilkbaharın<br />
yardımına ihtiyaçları bulunur mu<br />
• Beden atının üstünde titreyip durma! în asagı! Yaya olarak yürü! Git, yani bedene ait arzulardan kurtul! Beden<br />
atına binmeyenlere Allah manevî kanatlar verir.<br />
• Dünya ile, maddî isteklerle ilgili düsüncelerle kafanı yorma! Gönlün, içine fanî sevgililerin hayali aksetmeyen bir<br />
ayna gibi tertemiz olsun.<br />
211. Sen kendi üstüne titreme de, baskaları senin üstüne titresin!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatiin, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c.I, 479)<br />
• 9çinde sevgiliden baska hiçbir sey bulunmayan su gönlüme yemin ederim senin sevmediklerini ben de sevmem.<br />
• Canımı sana feda edemezsem, o can dertsiz kalmasın, gamdan kurtulmasın,basından bela eksik olmasın!<br />
Gözlerim senin için aglamıyorsa, kararsın; hiç bir sey göremez olsun<br />
• Senden baskasına ümit baglarsam, umdugum gerçeklesmesin, olmasın ve ben hayal kırıklıgından kurtulmayayım.<br />
Eger senin için yasamıyorsam, varlıgım senin degilse, ben bu varlıgı istemiyorum; yıkılsın, gitsin!<br />
• Dünyada hangi güzel, hangi güzellik vardır ki, senin güzelliginden onda bir parıltı bulunmasın. Senin ısıgının<br />
vurusundan ibaret olmasın. Hangi padisah, hangi emîr vardır ki, senin dilencin, yoksulun olmasın<br />
• Gönlümde düsmanlara karsı, düsmanlara ait bir dilek bulunmasın. Çünkü benim gönlümde senin rızanı<br />
kazanmaktan baska bir dilek yoktur.<br />
• Sensiz geçen bir anı bile kaza edemem. Fakat ne çare ki basa gelen senin takdirinden baska birsey degildir.<br />
• Ey gönül! Sevgili ugrunda canınla oyna, canını ver. Sen kendini çok seviyorsun. Onun üstüne titriyorsun. Titreme;<br />
feda et gitsin. Allah sana kafi degil mi<br />
• Sen kendi üstüne titreme de baskaları senin üstüne titresinler. Canının üstüne yemin ederim ki, sana senden<br />
baska bir düsman yoktur.<br />
212. Senden baskasının elinden yedigim helva agzımda mızrak olur, damagıma batar.<br />
Mefa´îliin, Pe´ilatiin, Mefa´îliin, Fa´îlün<br />
(c.I, 478)<br />
• 9nat et, huysuzlan! Güzellerin inadı, huysuzlugu tatlıdır, hostur. Bahaneler uydur! Güzellerin bahaneleri ayindir.<br />
• Senden zaten vefa beklemiyordum. Çünkü vefasız olmak, cevr etmek güzellerin huyudur, adetidir, dinidir.<br />
• Azizlerin tertemiz canlarına yemin ederim ki, senden baskasının elinden yedigim helva agzımda mızrak olur,<br />
damagıma batar.<br />
• Binlerce vaatlerde bulun, söz ver; hiç birinde durma! Sözünde durmasan da sen vadettigin için bu öyle bir serapa<br />
benzer ki, bu serap, yüzlerce tatlı suya deger.<br />
• Senin güzel yüzün bir hazine gibidir. Kötü huyun ise o hazineyi bekleyen yılandır. Hazinen var olsun. Yılan zaten<br />
dısarıdadır.<br />
• Senin aklından geçirip de isledigin her hilenin degeri binlerce incidir, binlerce la´ldir.<br />
• Fıkıh dersi okunan medresede nasıl dısarı atılma, kovulma sebepleri nizamlara, törelere baglanmıs ise, bil ki ask<br />
medresesinin de kanunları vardır.<br />
213. Ask bende meydana geldi, gelisti.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. I, 516)<br />
• Ey mest bir halde vakitsiz kalkan kisi! Belli ki sen sarap içmissin. Hem de ezel sarabı.<br />
• Ask seni kadeh gibi elimizden aldı da bagrına bastı.<br />
• Allah´ın hazinesinin malı olan her inci, her mücevher senin o la´l dudaklarında var mı Var.<br />
• 9stemiyorduk ama, askın gönül bagını kopardı da sıçradı, aleme yayıldı.<br />
• Gece yarısı dilimin ucu ile hafif hafif söyledigim o sır da her tarafa yayıldı.<br />
• Nasıl ki küçük kurt, tahtayı kemirirse de tahta içinde kalır, yine tahta basını gösterir, meydana çıkarsa, ask da<br />
bende meydana geldi, gelisti. Sonra tuttu beni yaraladı.<br />
214. Eger su dünyada aklın aklı olsaydı bizim hayatımızı görür, sasırır kalırdı.<br />
Mefa´îliin, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c.I, 474)<br />
•Asık ay gibidir. Yıldızın arasırida panl parıl parlar, görünür. Sunu iyi bil ki, ılçıktan yaratıldıgı halde tecellî ile mest<br />
olan Hakk asıgı "ay"a bile kılavuz olur, yol gösterir.<br />
•Asıgın etrafında yüz binlerce ham kisi olsa, benim iki gözümü de baglasalar, yine de sana o kalabalık arasında<br />
asıgı bulur, gösteririm.<br />
•Yanıma gel, kulagını bana ver de sana bazı seyler söyleyeyim. Ama söyleyen ben degilim. Peri yüzlü bir güzel<br />
benim agzımdan, dudaklanmdan sana seslenmededir.<br />
•Benim agzımdan konusan güzel peri kızına gönül veren, asık olan varlık da adem´in oglu degildir, Havva´dan da<br />
dogmamıstır.<br />
•Ay yüzlü güzelimi gören günes gibi atesler içinde kalırsa, gök gibi elsiz, aksız dolasır durursa buna sasma!<br />
•Su dünyada eger aklın, aklı basında olsaydı, kalkar gelirdi. Dünya üzerinde ki acayip hayatı, bos yere<br />
birbirlerimizle didisip durmamızı görür de sasırırdı; bu ne biçim hayat derdi<br />
•Akıllı, fikirli adam; gönlün yüzünü gören kisi, halkı çagırmaya layık olan canın kametini duyan kisidir.<br />
•Aklın varsa sus, sır açma. Bizim sevdigimiz peri bizim yanımızda bulunmadıkça bizde akıl, fıkir arama!<br />
215. Senin cefan da seker gibi tatlıdır. Onda yüzbinlerce vefa hazinesi vardır.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îliin<br />
(c.I, 479)<br />
• Bütün alemin haline gül! Çünkü gülmek senin hakkındır. Dünyada dogru görünen hersey, senin selvi boyunun;<br />
egri olan da kaslarının kulu kölesi.<br />
• Devlet, zenginlik senin ayaklarına kapanır, önünde yere bas kor. Insanlar da, periler de senin askının yolunda<br />
bassızdır, ayaksızdır.<br />
• Evvelki gün canım askının tesirine kapıldı da gül bahçesine gitti. Fakat seni orada göremedi. Birazcık oturdu,<br />
sonra kalktı.<br />
• Akar su gibi secdeler ederek gül bahçesinden dısarıya çıktı. "Kendi aslı olan zevalsiz mutluluk ırmagı nerede "<br />
diye aramaya koyuldu.<br />
• Gönül ehli olan uyanık kisi! Gönlümden senin hikayeni duydular da hepsi birden: "Bu da bizim dilberimizin<br />
sarhosu!" diye nara atmaya basladılar.<br />
• Insanlar da, periler de basıma toplandılar; bana: "Senin nefesin seher rüzgarına benziyor, esip geldigin dogudan<br />
bize bilgiler ver. dediler.<br />
• Senin cefan, seker gibi tatlıdır. 0 ne güzel cefadır ki, onda yüzbinlerce vefa hazinesi vardır.<br />
216. Su yorgun, su tenbel bedeni canlandıracak, oynatacak sevgili nerede<br />
Müfte´iliin, Fa´ilat, Müfte´ilün,<br />
(c.I, 471)<br />
•Bedenimiz, tenbel, birseyle mesgulmüs gibi yorgun argın olarak uykudan kalktı. Su yorgun, su bezgin, tenbel<br />
bedeni canlandıracak, oynatacak sevgili nerede<br />
•Bedeni oynatan o güzel varlık, gönül perdesini de yırtar atar. Fakat bütün bunları onun kokusu yayar, onun<br />
kendisini görmekse bambaska, apayrı bir sey.<br />
• 9nsanların oynamaları, hareket etmeleri, kosup durmaları, çalısmaları hep astandır. Bunlar askın oyunudur. Askın<br />
kendisini oynatan, hareket ettiren mevî zevk de ezelden gelmektedir. Onun bu fanî dünya ile ilgisi yoktur. hava gögün<br />
dönüsündendir. Agaçlar da havanın, rüzgarın esmesinden oynar.<br />
• Can sakîsi dün gece kadehimize tortu döktü. Bunun önemi yok! Çünkü elimizin elinde sarap, tortusunu kaybeder;<br />
saf, duru sarap olur.<br />
• Oglum, ask sarabı üzümden yapılmadıgı için ne helaldir, ne de haram! Sen kadehi doldur getir! Bak bakalım<br />
nöbet haramın mıdır Helalin midir<br />
• Ey tertemiz gönül! Sana binlerce selam. Bütün güzeller, sana kul köle olmus.<br />
• Ben aska gelir, heyecana kapılır, sevgilinin önünde secde ederim. 0 zaman gönül bana der ki: "Aklını basına al!<br />
Secdede iken can vermek bütün secdelerin canıdır. Bu mutluluk her kula nasip olmaz."<br />
217. Dostun askının hevesi ile baglar, bahçeler bülbüllerle dolmustur.<br />
Müfte´ilün, Pa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 465)<br />
• Ey toplu halde bulunan dostlar! Meclisimize yine dost geldi. Dost sanki gelen dost degilmis gibi bize yanlıs<br />
görünmede. Gelen odur o!<br />
• Sevgilinin sasılacak islerde bulunmak huyudur. Bazen hosun hosu olur, bizi sevindirir, neselendirir. Bazen de,<br />
bastan basa ates kesilir, bizi yakar, yandırır.<br />
• Vefakardır, vefalı davranır. Nasıl olur da bizi düsünmez olur Sırtını döner Zaten onun sırtı yoktur ki, o mum gibi<br />
bütün yüzdür yüz!<br />
• Yılan gibi gömlegini at da, gömlekten kurtul! Sevgiliye dogru yönel! Yoksa sende öz yok mu Ne zamana kadar<br />
dıs gösteriste kalacak, gömlekle yasayacaksın.<br />
• Bizi ciddiyetle candan dileyen biz demektir. Nitekim ırmagı dileyen, ırmaga dogru kosup duran sel de ırmak<br />
demektir.<br />
• Dostun askının hevesi ile bag bahçe bülbüllerle dolup tasmıstır. Onun gül yanagının kokusundan güller kokularla<br />
dolmustur.<br />
218. Gözün gördügü su alemin ötesinde muhakkak ki baska bir alem var.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(, 462)<br />
• Ben Kenan diyarının Yusufuyum. Ay gibi olan güzel yüzüm buna sahittir. Hiç kimse günesten günesligini isbat<br />
etmek için bir nisan, bir belge istemez.<br />
• Ey selvi boylum! Sana bir nisan, bir delil göstereyim. Selvinin uzun boylu olduguna, kendi dosdogru uzun<br />
boyundan daha çok gerçegi söyleyen bir sahidi yoktur.<br />
• Ey güller, çiçekler! Ey baglar, bahçeler! Sizin sahitleriniz kimlerdir Kim olacak Burunlara gelen güzel kokular,<br />
gözleri oksayan çeçit çesit renkler...<br />
• Ask eger mahremse, mahremliginin sahidi nedir Sudur: "Sevgilinin yüzünden baska hiç bir sey onun gözüne<br />
görünmez."<br />
• Üzerinde yasadıgımız su asagılık dünya çaresiz kalarak kötü yerlere düsen ve para karsılıgında kendilerini azgın<br />
erkeklere satan talihsiz, zavallı kadınlara benzer. Bunun delili su ki, bir erkek belirli zaman o kadının yanındadır. Öbürü<br />
de arkada sıra beklemektedir.<br />
• Görüstügü erkegi yolcu eder, öbürünü bagrına basar. Öpüsünde ne sevgi vardır ne de vefa. 0 zavallı gönlünü<br />
vermeden, vücudunu verir, kendini satar.<br />
• Muhakkak ki, bu dünyadan ötede baska bir dünya var. Onun da delili, nisanı su ki; her gün dünyaya doganlar ve<br />
yeni gelenler var, yine her gün bu dünyada yasama nöbetini savmıs, eskiyen, yıprananların da geçip gitmeleri var.<br />
• Yeni bir gün, yeni bir gece yeniden yeniye baglar, bahçeler, yeni yapılan evler insanları avlamak için yeni aglar,<br />
tuzaklar her an yepyeni bir düsünce, yepyeni bir dogum, yepyeni bir ölüm.<br />
• Gözün gördügü su alemin ötesinde sonsuz bir alem olmasaydı yeniler nereden gelir, eskiler nereye giderdi<br />
• Dünya ırmagın suyu gibidir. Hep aynı gibi görünür. Fakat yeniden yeniye akar gider. Gelir, akar; bu nereden<br />
geliyor<br />
219. Senin mahmur gözlerinin bakısı ile dirilmis ne kadar sehit gördüm.<br />
Mef´ilü, Mefa´ilün, Fe-ilün<br />
(c.I, 379)<br />
• Ey gönlümüzü yagma eden, her seyimizi alıp götüren aziz varlık! Bizim canımızda binlerce can da sana av olsun,<br />
sana feda olsun; al, al hepsini al!<br />
• Zaten senin asıkları öldürmekten baska ne isin var Bilmiyorum ki sana gönül verenleri öldürmekten baska ne ile<br />
ugrasırsın<br />
• Öldür, durma öldür! Elin var olsun! Dünyadakilerin canları sana karsı saçılsın, dökülsün, yok olsun!<br />
• Ben senin mahmur gözlerinin bakısı ile dirilmis ne kadar çok sehit gördüm.<br />
• Ben senin kararı olmayan, sönmeden daima yanıp duran askının atesinde karar edemeyen ne kadar çok asık<br />
gördüm.<br />
• Tenezzül eder de ask sehitlerinin mezarlarını ziyaret edersen, toprak içinde bir tek ölü bile kalmaz, hepsi dirilir.<br />
• Senin kenarı olmayan, kıyısı bulunmayan varlıgının kucagına ulasma ümidi ile can her an senin ayagının bastıgı<br />
topragı öper durur.<br />
220. Nereye gidersen akıl anahtardır! Her kapıyı açar.<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Pe´ulün<br />
(c.I, 380)<br />
• O hocanın kulagı pek keskin ama kendisi pek kavgacı, kendini de agıra satıyor.<br />
• Ben onun gülüsüne baktım da, aldandım. 0 susuyor. Sessiz gördüm de emin oldum, içim rahat etti.<br />
• Dikkat et! Aklını basına al! 0 saman altında su yürütüyor. Saman altında cosup köpüren bir deniz gizli.<br />
• Nereye gidersen git akıl anahtardır! Her kapıyı açar. Fakat burada ne yapalilirsin ki akıl anahtarlıgı bırakmıs, kilit<br />
olmustur.<br />
• O senin yüzüne bakar da güler, bu bir yüz örtüsüdür. Bu gülüse sakın aldanma!<br />
• O nun eline düsen her gönül hiç durmadan çeng gibi cosar, aglar durur.<br />
• Bütün bunlara ragmen rühlar anlar gibi onun etrafında uçusur dururlar.çünkü çok az, çok ender bulunur manevî<br />
bir bal´dır.<br />
• O öyle bir mana arslanıdır ki gam onun heybetinden kör bir fare gibi mezar kovuguna gizlenir.<br />
221. Yokluk bagına gel de cennetleri seyret!<br />
Mef´ulü, Mefa´iliin, Fe´ülün<br />
(c. I, 378)<br />
• Ey ask padisahına yenilen, ona mat olup kalan! Bu hale üzülme! Ona karsılık verme!<br />
• Yokluk bagına gel de, kendi ölümsüz canında cennetleri seyret!<br />
• Eger sen kendi varlıgmdan, benliginden birazcık olsun ileri gidersen bunların ötesinde bu mana göklerini<br />
seyredersin.<br />
• Nurdan çadırı ve bayrakları olan o manalar ve hakîkatler padisahını görürsen, hakîkatler gözüne görününce artık<br />
keramet arama! Çünkü kerametler onun kudretinin varlıgının nisanı, belirtisidir.<br />
• Ayrılıga fazla dayanamadıgı için daglardan köpürerek, aglayarak, feryat ederek, basını tastan tasa çarparak aslına<br />
dogru kosan sel denize kavusunca ne olur Heyhat artık onun varlıgı kalır mı<br />
• Ey Tebrizli Sems, biz artık mat olduk. Bizden sana yüzlerce selam, yüzlerce hizmet!<br />
222. Ask atesi.<br />
Mef´ulü, Mefa´iliin, Fe´ulün<br />
(c.I, 371)<br />
• Felegin kadehi zehirle dolu ama, o zehirli sarap Hakk asıklarına helva gibi gelir.<br />
• Askın yakısından kaçma! Çünkü ask atesinden baska ne varsa hepsi tozdan, dumandan ibarettir!<br />
• Duman ne ise yarar Seni pisinnez, karartır. Seni pisirmede usta olan ancak atesdir!<br />
• Atesi bırakıp da dumanın etrafında dönüp duran pervane dumana bulanır!<br />
•Ask atesinin ne oldugunu bilmedigi için o hamdır, pismemistir. Aleme rüsvay olur.<br />
• Ask yolunda saglık bir ise yaramaz. Çünkü ask hastasının hekimi, Mesîh(Hz. îsa)´dir. Mesîh her an onun<br />
yanındadır, ölse bile onu diriltir.<br />
• Ben gönül darlıgından sikayetçi degilim, durumdan memnunum. Çünkü mül ferah olunca bütün kötü huylar, kirli<br />
hayaller gelir, gönüle yerlesirler, ayı doldururlar.<br />
•Nasıl olur da gönül evi gamla, kederle dolar, daralır Buna imkan var mı çünkü o her gece gönül oksayan sevgili<br />
ile yapayalnız bulunmaktadır.<br />
223. Ask Hakk asıklarının ibadethanesidir.<br />
Mefulü, Mefa´iliin, Fe´uliin<br />
(c.I, 374)<br />
•Birisi bana; "Hakîkate, Hakk´a ulasmak için hangi yoldan gitmeliyim diye sordu. Ona dedim ki: "Bu yol istegi,<br />
arzuyu bırakmak yoludur!"<br />
"Fuzülî merhüm:<br />
"Bütün emelleri gönlünden eylemis ib´ad<br />
Ne verseter ana sakir, ne kılsalar ana sad!" diye yazmıstır.<br />
•Ey Hak asıgı! Sunu iyi bil ki, senin yolun Hakk´ın rızasını aramak yoludur!<br />
•Dostun dilegini, istegini arıyorsan, sana kendi dilegini, kendi istegini aramak haramdır!<br />
•Bütün rühlar ona asıktır. Bu yüzdendir ki ask, Hakk asıklarının ibadethanesidir.<br />
•Onun askı dag basından da asagı degildir. Biz dag basına ulasınca isimiz bitmis demektir.<br />
• 0 hakîkat dagındaki magarada bir ask dostu vardır ki, can onun güzelligi ile kendini bulur.<br />
224. Ask ile asık candan birdirler; aynı canı tasırlar.<br />
Mefülü, Mefa´ilün, Fe´OIUn<br />
(c.I, 375)<br />
• Bir asıgın yol arkadası Allah olursa, artık o yolda tehlike, korku bulunur mu<br />
• Kendisine canın Allah´ı dost olan kisi canın çıkıp gitmesinden, yani ölümden hiç korkar mı<br />
• Hakk asıgı seferdedir, yolculuktadır ama yine de kendisinin ay gibi nürlu güzel yüzünde karar kılmıstır. Yani<br />
kendinden kendine sefer etmededir.<br />
• Hakk yolunda rüzgardan daha hızlı giden kisinin rüzgarı beklemesine lüzum yoktur!<br />
• Ask ile asık candan birdirler. Aynı canı tasırlar. Sakın sen onları iki sanma, ayrı sanma!"<br />
Hz. Mevlana Dîvan-ı Kebtr´in baska bir yerinde aynen söyle buyurur:<br />
"Sevgilim sen ve ben iki ayrı çehre, iki ayrı beden. Fakat bir ruh olarak evin önü açık sofasında oturdugumuz<br />
zaman ne mutlu bir zamandır." Dîvan-ı, c. 5 nr. 2835.<br />
• Ask ile asık bir candan oldukları için, o hem kendisine nimet verendir, hem de verilen nimettir.<br />
225. Her fidanın üstünde sarhos bir bülbül var!<br />
Mef´Olü, Mefa´ilün, Pe´Oliin<br />
(c.[, 382)<br />
• Ey lütfu ile, keremi ile isimizi yoluna koyan aziz varlık! Biz mutluyuz. nerede neseli bir yer varsa orası bizim<br />
yerimizdir.<br />
• Sarap kadehi ve sevgili beraber olunca asıkta keder ve üzüntü bulunur mu<br />
Hayyam da bir ruba´îsinde -Hüseyin Rifat merhumun manzum tercümesi ile söyle der:<br />
"Bir sise içki biraz ekmek ile bir divan,<br />
Yeter artık deli tensita demem ben hık mık!<br />
Bir yıkıklıkta beraberce olursak güzelim,<br />
Padisahlar sarayından da güzeldir, o yıkık!"<br />
• Hersey bizim için bir nese kaynagı olur. Bir nagme tutturan her rüzgar, bizim bir isaretimizi bekler.<br />
• Her akan su bir perde halini almıstır. Perde ötesinde görülmemis, essiz bir güzel var!<br />
• Her bir fidanın üstünde sarhos bir bülbül var! Güzel ötüsleri ile sarap gibi bizi mest etmede, cana canlar<br />
katmadadır.<br />
226. Ey balçık dünyasında isteklere dogru kosan kisi!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 393)<br />
• Ey dostlar! Toplanın! Bir araya gelin! Simdi uyku vakti degildir! Su sırada uyuyan kisi vallahi sohbet<br />
arkadaslarından olamaz!<br />
• Kim deredeki dolap gibi sızlanarak, döne döne yaslar döküp aglamazsa o ask bahçesini göremez. Ask bahçesine<br />
giden yolu kaybeder.<br />
• Ey bu alçak balçık dünyasında emellere kapılan, istekler ırmagına dogru kosan kisi! Bos yere kosuyorsun!<br />
Aradıgın ırmakta su yoktur!<br />
• Ey esi benzeri bulunmayan ay! Sen gönül gögüne dog da geceyi gündüze çevir, çevir de geceleyin yollara düsen<br />
kisi yani geceyi ibadetle geçiren kisi, gönlünde senin aydınlıgmı hissetsin de; "Bu gece ay ısıgı yok!" demesin.<br />
• Bu ibadet gecesinde benim gönlüm onun askı ile cıva gibi titremiyorsa, sevgilinin yerinden de, yurdundan da<br />
(yani manen gönülde bulundugundan) habersiz kalsın.<br />
227. Suyu her zaman akacak bir çesme istiyorum!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilat<br />
(c.I, 394)<br />
• Öyle bir çesme isterim ki suyu, her zaman aksın, herkesin canına can katsın. Öyle bir dilber isterim ki, onun askı<br />
ile ölü biledirilsin de onunla yasamanın zevkine varsın, huzura kavussun.<br />
Merhüm Behçet Kemal Çaglar´ın "tstiyorum!" siirinden birkaç mısra alıyorum:<br />
"Bir çiçek istiyorum, ben bakmasam solacak!<br />
Bir kanat istiyorum beni yerden alacak!<br />
Bir günes istiyorum gece bende kalacak!<br />
Bir zincir istiyorum hırsımı baglayacak!<br />
Bir yangın istiyorum rühumu daglayacak!<br />
Bir ana istiyorum basımda aglayacak<br />
• Ben öyle uçsuz, bucaksız bir mana denizinin koluyum ki, o, deniz uçsuz bucaksızlıgından da çok üstündür. 0<br />
denizin kıyıları ötelerden de ötededir, sonsuzdur. 0, denizin içinde bulunan incilere de, yeryüzünde bulunan taslara da,<br />
lütuflarda, ihsanlarda bulunmaktadır.<br />
• Dünya bahçelerinde görülen güzelliklerde çesit çesit çiçeklerin renklerinde, kokularında onun payı, nasibi vardır.<br />
Tavus kusları, cennet kusları, sülün-ler, papaganlar gibi süslenrnemis, kusanmamıs oldukları halde kargalara bile<br />
lütuflarda, ihsanlarda bulunmustur. Denizlerde yasayan çesitli balıklara, çiçekten çiçege uçan kelebeklere pek hos<br />
renkler bagıslamıstır. Arslanlara, kaplanlara, panterlere, köpeklere, kedilere süslü kürkler lütfetmis; yılanlara bile hos<br />
renkli gömlekler giydirmistir.<br />
• Sekil, süret noksanlasırsa mana azalmaz. Çamurdan yarattıgı insana arslan gibi kuvvet vermemis, kaplana<br />
verdiği kürkü giydirmemis ama, yarattıgı canlıların hiç birisine vermedigini insana vermistir. însana kendinden vasıflar<br />
vermistir. Lutuflarda, ihsanlarda bulunmustur. Bunlar anlatılamaz ki!<br />
• Sen simdi cana dikkat et; kendisi ötelerden gelmis ilahî bir varlık oldugu halde, balçıktan yaratılmıs beden<br />
hapishanesine atılmıs. Pislikler içinde kalmıstır. Fakat onun, yani rühun, canın hapiste olusundan, pislikler içinde<br />
bulunusundan haberi bile yoktur.<br />
228. Beden Hakk´ın günesinin yere serdigi gölgeye benzer!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Pa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 398)<br />
• Görmüyor musun Bütün ebrar, ermis kisiler; "Rableri onların susuzlugunu giderir" sarabıyla mest olmuslar.<br />
Hakk´ın zevali olmayan güzelliginden yedi kat gök de, bes duygu da, dört unsur da hepsi, hepsi mest olmuslar,<br />
kendilerinden geçmislerdir.<br />
"9nsan Suresi 76/21. ayetten iktibas var: "Cennet ehlinin üstlerinde yesil ipekten ince ve kalın giysiler var.<br />
Gümüsten bilezikler takmıslardır. Rableri onlara tertemiz bir içki içirmistir."<br />
• Gayb aleminden beliren, ortaya çıkan su kıyamete bak! Cebbar´ın sarabı ile küp de, testi de, havuz da, cennetteki<br />
Kevser ırmagı da mest olmuslardır.<br />
• Beden Hakk´ın günesinin yere düsürdügü gölgeye benzer. Bu yüzdendir ki o, bir gölge varlık olarak yeryüzünde<br />
sürünmektedir. Halbuki Hakk asıklarının tertemiz canları, kıyılarında ırmaklar akıp duran ask cennetinde mest<br />
olmuslardır.<br />
• Cenab-ı Hakk´ın yaratma gücü, san´atı, güzelligi eserlerinde tecellî ettikçe,iki alem de Hz. Musa gibi zerre zerre<br />
mest olmus, kendinden geçerek bayılmıstır.<br />
• Mest olmus kisilerin isteklerinden ve "Beni göremezsin!" cevabından ötürü Ahmed-i Muhtar (s.a.v.)´in<br />
vücudundaki her kıl sefaat etmek için mest olmustur.<br />
• Ey Mısır´ın Yusufu! Gayb aleminden basını çıkar da su Mısır´a bir bak! Sehir kargasalık içinde. Çarsıda, pazarda<br />
hepsi mest olmuslar.<br />
• Kardesim, eger söyleyebilsem; su sasılacak seyden bahsedebilsem sen de sasırır kalırsın. Ars da mest olur, kürsü<br />
de, gökler de mest olur!<br />
229. Canım, gönlüm rahattır, huzur içindedir. Çünkü canım da, gönlüm de odur!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 464)<br />
• Benim asktan baska isim gücüm yok. Is yerim de odur, isim de odur. Hep söylüyorum, durmadan söylüyorum.<br />
Çünkü sözümü begenen odur.<br />
• Söyleyen bir dudu kusuyum. Çünkü sükür yurdum odur. Durmadan öten bir bülbül oldum. Çünkü gülüm de, gül<br />
bahçem de odur.<br />
• Meleklere dogru kanat çırpmadayım. Çünkü benim kolum, kanadım odur. Basımı göge vurmadayım. Çiinkü basım<br />
da, sarıgım da odur!<br />
• Canım ve gönlüm rahattır, huzur içindedir. Çünkü canım da, gönlüm de<br />
odur! Kervanbasım oldugu için kimse benim kervanımı vuramaz. Kervamm emindir.<br />
• Beden evim neden halkın secde ettikleri yer haline geldi Çünkü gece gündüz benim kapımda da o var,<br />
duvarımda da o var<br />
• Gönlüm onun elinden baskasına el vermez! Çünkü dertli gönlümün gamın hekimi odur!<br />
• Biri bana; "Sus! Senin sözün ne bitmez, tükenmez sözdür." derse, ben de la derim ki: "Azizim! Ben ne yapayım<br />
Benim çok söylemem .de odur! ondan ibarettir."<br />
230. Güzeller güzeli padisah yüzünü açmıs, yarattıgı eserlerde kendini gösteriyor!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.1, 461)<br />
• Güzeller güzeli padisah yüzünü açmıs, yarattıgı eserierde kendinı gösteri-or. Fakat onu görecek göz nerede<br />
Padisahın sarabı güllerle, nesrinlerle opdolu. 0 sarabı güllerin, nesrinlerin kadehinden kim içecek<br />
• Nurlar saçan günesin nüruna karsı durmadan dönüp duran kimdir Yani bizim günesimiz de, gökler de, göklerde<br />
bulunan sayısız yıldızlar da hakîkat günesinin asıgı oldukları için, O´nun etrafında hiç durmadan dönmektedirler.beden<br />
bulutunun ötesinden dogacak ay kimde var Kim kendinde bulunanı bulabilir<br />
• Padisahın yüzünün güzelliginden her an bir güzel mekansızlık aleminden basını çıkarır da der ki: "Kimde nikah<br />
parası var Benimle kim evlenebilir "<br />
• Ask deryasının kıyısında çesitli renklerde güzel su kusları var. Onları avlayarak gönül, onları yakalayacak sahin,<br />
dogan kusu nerede<br />
• 9ste ask burakları surada onun çayırlıgında otlamaktadırlar. Fakat onlara ulasmaya imkan yok! Onlara vurulacak<br />
eyer kimdedir<br />
• Gümüs bedenli ask güzeli geldi, gönül çadırına girdi. Fakat o gümüs renkli bedenli dilbere layık, lekesiz, parlak<br />
altın yüz kimde var<br />
231. Kırmızı bir gül ol da elden ele dolas!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Pa´ilat<br />
(c.I, 510)<br />
• Kara toprak içinden çıkıp geldigi halde, getirdigi hos koku ve güzel renkle biz gafillere Hakk´ın lütfunu, ihsanını,<br />
yaratma gücünü belgeleyen kırmızı bir gül ol da elden ele dolas! Kederli, dertli insanlara, hayatın acılıgını unutturmak<br />
için sarap ol; onları mest et!<br />
• Sevgiliye gitmek için yola çıktım. Kıskançlıgın yolumu kesti; "Git, git, sana yol yok!" dedi. Fakat merhametin;<br />
"Gel, gel, yol açık!" diye seslendi.<br />
• Senin lütfun bir deryadır. Ben de onun içindeki balıgım. Fakat kıskançlıgın orada da karsıma çıktı. Beni olta haline<br />
getirdi. Ben olta oldum!<br />
• Ben senin askının oltasına düstüm. Yaralandım. Fakat gam yemiyorum. Çünkü senin merharnet merhemin<br />
yaralıları arayıp durmada.<br />
• Ey bana nefsimden de yakın olan aziz varlık! Ben senin yanında ancak ha-fif hafif nefes alırım. Yavas yavas<br />
konusurum.<br />
• Yüsuf bir tanedir, kurtlarsa yüzlercedir. Fakat Yakup lutf etti, duası ile Yüsuf kurtuldu.<br />
232. Gönülde binlerce zevk u safa kapısı açıldı.<br />
Mefa´iliin, Fe´ilatiin, Mefa´ilün, Fa´îliin<br />
(c.I, 476)<br />
• Saadet günesinden bana saraplar sunulmaktadır. Bedenimin her zerresi ask meyhanesinin kapısına halka<br />
olmustur.<br />
• Haydi geliniz! Sevgilimizin günes gibi nürlu olan yüzünü seyredin. Orası yüz degil, Firdevs bahçesi(Cennet<br />
bahçesi)dir. Haydi geliniz, onun saçlarının cennet gibi olan gölgesine sıgının!<br />
• Göge de, yere de lütfetti, kerem buyurdu da "Geliniz!" dedi. Yer de, gök de bu davetten mest oldular,<br />
kendilerinden geçtiler.<br />
• Padisahın taht kurdugu yer, varlıktan da, yokluktan da dısardadır. "Vardır, yoktur" davalarının görüldügü yer ise<br />
oradan binlerce yıl uzaktadır.<br />
• Gönülde binlerce zevk u safa kapısı açıldı. Acele et. Çünkü bir isi geciktirmekte zararlar vardır.<br />
233. Süfîlerin sarabı üzümden yapılan sarap degildir.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c.I, 496)<br />
• Sagdan, soldan süfîler geldi. Kapı, kapı, mahalle mahalle; "Sarap nerede var " diye dolasıyorlar.<br />
• Sufînin kapısı gönüldür. Mahallesi de candır. Sufîlerin sarabı da üzümden yapılan sarap degildir. Hakk sarabıdır.<br />
• Sakî köpek agzını açtı da; "Haydi!" dedi. "Bize asık olanlar gelsin!" Bu çesit sarap, üzümden yapılmayan Hakk<br />
sarabı; bu çesit mestlik her mezhebde helaldir.<br />
• Tövbeni boz! Böyle bir mecliste tövbe etmek; "Bir daha hata yapmayacagım!" demek, yüzbinlerce hatadır.<br />
• Sen tövbeni bozunca zahitleri de çagır! Çünkü bugün davet günü, çagrı günüdür!<br />
• Halk seni gözden çıkardı ise ne üzülüp duruyorsun Artık senin yerin yurdun asıkların göz bebekleridir.<br />
234. Gören göz can gözüdür. Can gözü de pek hostur!<br />
Müfte´ilün, Mefte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.1, 509)<br />
• Bir gün dogan kusu kaza dedi ki: "Benim yasamakta oldugum ova pek güzeldir!"<br />
Kaz da; "Gecen hos olsun!" dedi. "Burası bana daha hos, daha güzel geliyor!<br />
• Burada benim içim rahat, basım hos! Ben basımı koyup yatayım. Senin, için rahat basın hos olmadıgı için ovada<br />
yol al, uçmaga devam et!"<br />
• Benim durdugum yer karanlık da olsa Yusuf orada bulundukça orası bana hosdur, güzeldir!<br />
• Dost kuyunun dibinde bulunsa kuyu dibi hostur! Dost yücelerde, daglar basında olursa daglar bası da hostur,<br />
güzeldir!<br />
• Feryat eden bülbülün gül bahçesinde olması, söz söyleyen papaganın seker yemesi de hostur!<br />
• Gökyüzünde bu esi bulunmayan mavi kubbedeki parıltı, meleklerle, ruhların tesbihlerinin oraya akseden hos<br />
parıltısıdır.<br />
• Madem ki Allah sana lütuflarda bulundu, gönlünü hırstan, dünya isteklerınden temizledi, haydi git, sen de bir<br />
gönül elde etmege bak çünkü gönül pek hostur.<br />
• Güzel yüzün aynaya düsen hayalini seyretmek hostur, ama o hayalin sahibi olan diri güzelin kendisini seyretmek<br />
elbette daha hostur!<br />
• Günesin ısıgı los bir yere düsünce orada sayısız zerrelerin elsiz, ayaksız oynadıkları görülür. Onları oynatan günes<br />
degildir. Onları hos bir sekilde oynatan Hakk´ın nürudur.<br />
• Yeter sus artık! Sen de göz gibi gör, fakat söyleme! Bas gözünü arama! Gören göz can gözüdür. Can gözü pek<br />
hostur, pek hos!<br />
235. Öyle bir sarap vardır ki, o sarap varı yok eder, yok´u da var!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, FS´ilat<br />
(c.I, 515)<br />
• Yine mest bir halde hakîkat meyhanesine geldik. Kendimizden geçtik de artık yücelmeyi, alçalmayı düsünmez<br />
olduk.<br />
• Mana sarabı içerek mest olan canların hepsi de hos, hepsi de neseli neseli oynayıp duruyorlar. Ey güzeller siz de<br />
el çırpın, el, el çırpın!<br />
• Yalnız biz degil, meyhane de mest oldu, altüst oldu. Sarap küpü devrildi, sürahi kırıldı, döküldü.<br />
• 9htiyar meyhaneci de bu coskunlugu görünce dama çıktı, damdan asagı atladı.<br />
• Onu öyle bir sarap mest etmisti ki, o sarap varı yok eder, yok´u da var eder.<br />
• Siseyi kırdı. Parçalarını her tarafa saçtı. Bir çok kisilerin ayaklarını yaraladı.<br />
• Su durumda basını ayagından fark eden var mıdır Herkes mest olmus, Elest meyhanesinde yıkılmıs kalmıs.<br />
• Sarabı sevenlerin hepsi de isretteler, içiyorlar. Ey tenperest, nese aleminde "ten tennin" sesini duy!<br />
236. îlkbahar gelince hor görülen, ayak altında ezilen toprak süslenir, güzellesir.<br />
Miifte´iliin, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 514)<br />
• Gönül evini yine güvercinler ele geçirdi. Gönül hosa gitmeyen seslecle doldu. Yani gönül evini nefsanî istekler,<br />
çirkin hayaller doldurdu. însan kendinde bulunanı unuttu, kendi yaratılısını hatırına getirmedi.<br />
• Düsünmedi ki: Ruhlan yaratan büyük ve essiz yaratıcı, balçıktan bir ayna yapmıs, ona bakmıstı.<br />
• Yaratıcı, aynada yüzlerce sekiller görmüstü, yüzlerce süretler görmüstü. Gördügü sekillerin, suretlerin hepsi de<br />
belirsizdi. Ancak kendi manevî sekli, kendi manası kolayca görülüyordu.<br />
• Ruhlar harmanının sonu, kıyısı, kenarı yok! Ancak çok küçük bir karınca o muazzam, o akıl almaz harmandan pek<br />
küçük bir sey alabildi.<br />
• Ey zavallı insan, gurura kapılma! Dünya seninle dolsa, kar gibi her tarafı kaplasan, günesin sıcaklıgı vurunca erir,<br />
yok olur gidersin.<br />
• Ey kar yıgını! Eri, yok ol! Bastan basa toprak ol, toprak ol da bir bak ilkbahar gelince, hor görülen, ayak altında<br />
ezilen o toprak nasıl süslenir, güzellesir!<br />
• Ayak altında çignenen o degersiz toprak, insana balçık olur da sereflenir. Derecesi yücelir. Öyle bir hal alır ki<br />
parlaklıgı ile iki dünyayı da aydınlatır.<br />
237. Sen zamanımızın bir Yusuf´usun!<br />
Mucizen de insanları büyüleyen güzel yüzün!<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatiin, Mefa´ilün, Fa´iliin<br />
(, 485)<br />
• Sevgilim senin güzel, parlak mahmur gözlerine, büklüm büklüm saçlarına emin ederim.<br />
• Senin askının gül bahçesinde ötüp duran akıl bülbüllerinin tuzagı olan ruhanî la´l renkli can goncasına, can<br />
güllerine yemin ederim.<br />
• Canları besleyen, yetistiren güzelligine, yüzünün parlaklıgına yemin ederim. Bahçede bulunan narlar da senin<br />
güzelligine hayran olmuslar da agızları açık kalmıstır.<br />
• Canımın zaman zaman nese ile secde ettigi ve bütün gönüllerin kıblesi olan Hakk´ın cemaline yemin ederim.<br />
• Sen zamanımızın bir Yüsufusun. Senin çok mucizelerin var. Fakat apaçık olan en büyük mucizen, insanlan<br />
büyüleyen güzel yüzündür!<br />
• Eger senin ask bahçende yer bulunsaydı, senin güzelligini hayran hayran seyretmek için her ottan, her yapraktan<br />
birer nergis biterdi.<br />
• Yüzünün parıltısı yüzüne perde oldu. Noksandan münezzeh olan Hakk´ın nuru, günes gibi seni gark etti.<br />
" Aziz Hüdaî hazretlerinden:<br />
"Zuhüru perde olmustur zuhüra,<br />
Gözü olan delil ister mi nura!"<br />
(Günesin ısınları kendine perde oldugu gibi, Hakk´ın zuhuîu kendisine perde olmustur. Gözü olan nüra delil ister<br />
mi )<br />
• Siir perdesinden hangi gazelle seni övmege, sena etmege baslasam, aciz kalırım da gönlüm seni binlerce defa<br />
daha fazla övmege baslar.<br />
• Zaten gönlüm kim oluyor Ben kimim Övmek ne Aslında ben zavallı, seni överek canımı senin güzel kokulu<br />
reyhanlarla dolu gül bahçene çevirmek istiyorum.<br />
238. Ötelerden ezelî hükmü bildiren sesler geliyor.<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´iliiıı<br />
(c.I, 484)<br />
• Üç gün oldu. Sevgilim baskalastı. 0 güzel varlık, o tatlı varlık nasıl oluyor da bana karsı böyle yüzünü eksitiyor<br />
Bu yüzden ben çok mutsuzum.<br />
• Ab-ı hayat kaynagına gittim. Testimi de beraber götürdüm. Fakat gördüm ki, kaynak kanlarla dolu.<br />
" Bir halk sairi söyle söylemis:<br />
"Benim bu nankör talihim Tasa bassam iz olur Haziran´da suya girsem Balta kesmez buz<br />
• Çesit çesit renklerde yüzbinlerce gül açan ask bahçesine gittim. Çiçekler ve meyveler yerine diken var, tas var! 0<br />
güzel bahçe çöle dönmüs.<br />
• Gel sevgilim, gel ki; ben sensiz yasıyamıyorum. Gel, gel de durumu gör! Sen olmadıgın için gözlerim ırmak<br />
kesildi.<br />
• Gönlüm; "Acaba suçum nedir " diye kıvranıp duruyor. Çünkü her sebep bir sonuca baglıdır.<br />
• Ötelerden ezelî hükmü bildiren sesler geliyor. Diyorlar ki: "Bos yere kıvranıp durma! Bu sebep simdi olan bir<br />
sebep degildir. Bu sebep ezelden gelmektedir."<br />
• Allah´ın isine akıl ermez. Bagıslar, suçlandırır, alır, verir. Bu yüzden onun isi terazi ile tartılamaz.<br />
239. Gönül evi!<br />
Mef´ulü, Pa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 443)<br />
• Aziz kardesim "Gönülden gönüle pencere vardır!" derler. Sen sakın bu pencereyi açık, kırık bırakma! îçeriyi<br />
seyretmesinler! îgne deligi kadar bile bir delik olsa, o deligi ört!<br />
• Kim bu gönül penceresinden gafilse, zamanenin en üstün bir bilgini bile olsa o bir ahmaktır, kördür.<br />
• Sana açık oldugu için sen kendi gönlünün penceresinden kendi içine bak, içeriyi seyret! Orası karanlık mıdır;<br />
yoksa aydınlık mıdır Arastır!<br />
• Eger orası aydınlıksa, aydınlıgı yüzüne vuruyorsa, sunu iyi bil ki: "Sen simdiye kadar kendinde bulunandan<br />
habersiz yasadın. Halbuki orada çok degerli bir hazine vardır. Orada la´l madeni, akik madeni bulunmaktadır.<br />
• Aynı zamanda gönül evinde çok degerli, esi bulunmaz bir dost orayı ev edinmistir. Sen de onun yanına otur. 0<br />
çok üstün, benzeri olmayan bir emîrdir. Onun yoluna güller saç! 0 bir selvidir, o bir süsendir!<br />
• Haydi kalk! Akılsızlık etme! Varını yogunu onun yanına tası! En iyisi onun yanında ev tut! Ona kapı bir komsu ol!<br />
Çünkü orası meleklerin gelip dinlendikleri, misafir oldukları bir yerdir. ;<br />
• Gönül evini anlatmak istiyorum ama, korkudan gönlüm tir tir titriyor. Çünkü o görülmemis, essiz varlık benlikten,<br />
bizlikten kurtulmus bir varlıktır. ,<br />
• Agzımda, dudagımda demir halkalar var. Ama dayanamadım. 9ster titre, ister titreme; sana gönülde bulunandan<br />
bahsettim.<br />
240. Sehvete boyun egersen daha çok günahlara, manevî pisliklere gömülürsün.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 400)<br />
• Dikkatle bakarsan görürsün ki, bütün güzel vasıflar, güzel huylar hep gönülden gelmektedir, gönüle aittir. Bütün<br />
kötülüklerin, günahların kaynagı da balçıktan olan bedendendir.<br />
• Nefsine ait arzulara uyarsan, sehvete boyun egersen, beden balçıgı daha da kalınlasır, artar, yüz misli olur. Sen<br />
de daha çok günahlara, manevî pisliklere gömülmüs olursun.<br />
• Nefsanî istekleri terketmek hususundaki tenbel davranısın seni zayıf düsürmektedir. Halbuki sen heveslerini,<br />
nefsanî isteklerini yenebilsen bütün zorlukları asacak, huzura kavusacaksın.<br />
• Kendi kendine bir sart kos da ahdinden dönmemeye ugras! Ahdini bozarsan manevî hastalık gitmez, iyilesme de<br />
yok olur.<br />
• Yaratılısın ezeldeki o agır ahde uyar da, bu uyumayı kendine huy edinirse;kirlenmeme, temiz kalma ahdine<br />
uyarsa, o zaman canın elde ettigi yüz binlerce zevk, içinde dogar, sen mutlu olursun.<br />
• Böylece demir gibi olan gönlün seni bir ayna haline getirir de, o zaman sana her an bir olgunluk yüz gösterir.<br />
• Derken emaneti yüklendigi için can zevk aleminde sana hem çalgıcı olur, hem de sakîlik eder.<br />
• Bundan sonra hakîkate erersin de dünya islerine, insafıların bos yere birbirleri ile ugrasmalarına, çekismelerine<br />
yukardan bakar, onlara acırsın. Gizli olan o hazine belirir, onu kendinde bulursun da, bu bulus ile tanınırsın.<br />
• Bu hale gelince bir çok manevî helvalar, tatlılar yersin, ama tadı damagında bile kalmaz. 0 tatlı yiyince, agzında<br />
iken tat verir. Tıpkı simsek gibi parlar,aydınlanır, söner.<br />
• Bu tabiat kör ve sagır olmasaydı, nasıl olurdu da hakîkate perde olurdu<br />
• Fakat tabiat, eziyetlerin, derdin temelinden bas kaldırmıs, bitmis, yetismistir. Bu yüzden insanı felakete<br />
sürüklemek için onun pesinden kosar, durur.<br />
• Sen su zahitlerin gönül alçaklıgı göstermelerindeki gururu, ibadetlerinden ötürü kendilerini begenmelerini, tevazü<br />
kılıfına giren gururlarını seyret!<br />
241. Her sözü duymamak için kulagma pamuk tıka!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. 1, 402)<br />
• Canlar canları yaratana dogru gitmek arzusundadır. Fakat bu arzu, bu gidıs. bilginlerin, akıllı kisilerin dillerindedir.<br />
Asıkların da gönüllerindedir.<br />
• "Ben batanları sevmem"105 ayeti bilginlerin dillerindedir. "Kalıcı olan iyi seylerdir."106 ayeti ise asıklarm<br />
gönüllerinde yer almıstır.<br />
105- En´am Suresi 6/76. ayetten iktibas edilmistir.<br />
106- Kehf Suresi 18/46. ayetten iktibas edilmistir.<br />
• Gönül gökyüzüne, dil de yeryüzüne benzer. Yeryüzünden göge yükselmek için çok, pek çok menziller geçmek<br />
gerekir.<br />
• Bir bakıma da gönül buluta benzer. însanların sîneleri, gönülleri de damlardır. Dillerimiz de damlardaki oluklardır.<br />
Yagmur suları oluklardan asagı akar.<br />
• Yagmur suyu gönüllerden gögüslere tertemiz olarak yagar. Fakat adamın içi kirli ise, sözlerinde gerçeklik yoktur.<br />
Onun sözleri de içi gibi kirlidir.<br />
• Bu sözler; bulutu, yagmur yagdıran; damı, bulutu çeken; olugu da, suyu akıtan adama göredir.<br />
• Suyu baskalannın oluklarından alan adam hırsızdır. Baskalarının damlarındaki suyu asıran, baskalarının sözünü<br />
kendi sözü gibi nakledendir.<br />
• Asıkların gözyaslarından nergisler biter, güller açar. Nergisleri toplayıp demet yapan kisi sadece bir is basarandır.<br />
• îsterse karanlık olsun, ayak, kendi ayakkabısını tanır. Gönül de zevk yolu ile ulastıgı menzilin hangi menzil<br />
oldugunu anlar.<br />
• Aklını basına al da, maddenin hüküm sürdügü, imansızlıgın arttıgı su tüfanda gönle gir ve kendini Nuh´un<br />
gemisine at! Menzil korkulu, ama ey kardes, senin gönlüne korku girmesin! Allah seni korusun!<br />
• Sana yapılmasını istemedigin seyleri, sen de baskasına yapma! Çünkü su huy dedikleri, tabiat dedikleri sende de<br />
var!<br />
• Her sözü duymamak için kulagına pamuk tıka! Çünkü sen, tertemiz cansın. Kötü sözlerden kirlenmeyesin!..<br />
• Hakk´a yaklasmak istiyorsan ariflerle düs kalk! Hakk´a kavusmayı, Hakk´a kavusmus kisilerden iste!<br />
242. Güzel hayalin, gönüller mahallesinden geçerken gönül;<br />
"Can nerede " diye kapıya kosar.<br />
Mefulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.1, 450)<br />
• Senin yüzünü görmek bize hayattır. Ya Rabbî! 0 güzel yüz, bugün ne kadar da güzel, gönül alıcı bir hale gelmis,<br />
ne kadar da güzellesmis.<br />
• Bugün yüzünde baska bir güzellik var. Bugün çılgın asık ne yaparsa yeridir, dogrudur.<br />
• Dün bana ögüt veren kisi, bugün senin yüzünü gördü de geldi benden özürler diledi.<br />
" Fuzulî merhum bir beytinde söyle söyler:<br />
"Degildim ben sana mail, sen ettin aklımı zail,<br />
Bana ta´n eyleyen gafıl, seni görgeç utanmaz mı "<br />
• Seni bu iki gözle görmem kafi degil! Seni görmek için yüzlerce göz borç almam gerekmektedir. Bu gözleri kimden<br />
borç alabilirim Seni görmege layık göz kimde vardır<br />
• Sana "beser" (=insan) desem, seni insan olarak gördügüm için asktan utanıyorum. Güzelligine hayran olup da<br />
sana hasa "Allah" desem, fanî bir varlıga Allah dedigim için Allah´tan korkarım.<br />
• "Gölge agaçtan ayrıdır" diyen kisinin körlügüne ragmen senin günesinin meydana getirdigi gölgede dolasıp<br />
duruyorum.<br />
• Senin güzel hayalin gönüller mahallesinden geçerken gönül heyecana kapılır da; "Can nerede " diye bagırarak<br />
yalınayak kapıya kosar. Senin hayalin gönlün canı olursa, acaba sen kendin kimin canı olursun; ey sevgili!...<br />
• Yeryüzü senin ay gibi parlak ve güzel olan yüzünden öyle acayip bir nür alır, öyle aydınlanır ki; sanki gökyüzü<br />
olurda orada binlerce zühre yıldızı, binlerce günes parlar.<br />
• Sevgilim, göklerin "0 ay yüzlü güzel vefasızmıs" dememeleri için, ne olur gönül penceresinden basını çıkar da bir<br />
bak! Günes gibi nürlar saç! Her tarafı aydınlat!<br />
243. 0 güzelligi görünce hayranlıktan agzım açık kaldı.<br />
Mefülü, Pa´ilatii, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 449)<br />
• Sevgili; rühun yüzü çok güzeldir, çok parlaktır ama; senin yüzündeki güzellik büsbütün baska güzelliktir.<br />
• Ey yıllarca rühu, ruhun güzelligini, vasıflarını medheden! Bana bir sıfat göster ki, o sıfat, ruhun zatına uygun<br />
olsun.<br />
• Onu hayal etmek gözdeki nüru artırır. Fakat göz onun kendisini görünce nur artıran hayali vuslata karsı pek<br />
sönük, pek zavallı kalır.<br />
• 0 yüzü, o güzelligi görünce hayranlıktan agzım açık kaldı. Her an dilimde, gönlümde; "Allah´ım, sen pek<br />
büyüksün. Allah´ım, sen ne güzeller yaratıyorsun " diye o yüce yaratıcıya sena var!<br />
• Gönlüm senin havanda, senin sevginde yer edinen, oradan bir türlü ayrılmayan bir göz oldu. Oh, o sevgi ne kadar<br />
da hos! 0 sevgi, gözü de, gönlü de beslemede, olgunlastırmadadır.<br />
• Sen artık ne hüriden bahset, ne aydan, ne ruhtan, ne de periden. Çünki bunların hiç biri ona benzemezler 0<br />
büsbütün bambaska bir güzeldir.<br />
• Senin askının yaptıgı is, kölesini oksamaktır. Lütuflarda bulunmaktır. Yoksa 0 aska layık gönül nerede bulunur!<br />
• Bır gece bile olsa senin havana kapılıp, seni hayal ederek uyumayan gönül, karanlık gece içinde nürlu bir gündüz<br />
meydana getirir. Hava onun nüru ile ısıklanır, apaydın olur.<br />
• Muradından, isteginden geçen, sana mürid olur. Istemeden, dilemeden is-tegini bulur, dilegine erisir.<br />
• Bu ask atesine düsüp yanan, yakılan cehennemlik kisi, kevsere düsmüstür. Çünkü ey sevgili, senin askın<br />
kevserdir.<br />
• Ayrılıgının acısı ile içim yanıyor. Elimi çaresizlikten basıma vurup duruyo-rum. Ama sana kavusmak, seninle<br />
bulusmak ümidi ile ayagım yere basmıyor.<br />
244. Rahattan, ızdıraptan, benlikten kurtulmadıkça<br />
vuslata erenlerin yanlanna gidemezsin.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 456)<br />
• Sen hududsuz, sefkatle dolu bir sevgilisin, bizi kucakla! Allah da bilir kı asıgı oksamak, onun gönlünü almak ayıp<br />
degildir.<br />
• Ay yüzünü asıklara gösterdigin geceden beri herkes kararı olmayan gökyüzüne döndü. Hiç kimsede karar ve<br />
huzur kalmadı.<br />
• Üstünlük, lütuf, ihsan denizinin feyzinden baska hiç bir seyde ümidimiz yok! Seni övmeye, seni anlatmaya imkan<br />
yoktur!<br />
• Seni sevmenin zevkine vardık. îhtisamını, büyüklügünü gördük de öyle §a-sırdık kaldık ki, elimiz hiç bir is tutmaz<br />
oldu.<br />
• Bizler yüzlerce tuzaktan kahramanca sıçrayıp kurtulmus kuslar gibiyiz.<br />
•Ama senin tuzagın öyle bir tuzak ki, oradan kurtulmanın, uçup kaçmanın imkanı yok!<br />
• Askının elçisi, sabah sarabı sunan sakî gibi geldi de bize o mahmurluk vermeyen sarabı sundu.<br />
• "Gücüm kuvvetim yok, ayrılık yüzünden perisanım, hastayım." dedim. Acele etme! Simdi hemen özür getirilecek<br />
zaman degil." dedi.<br />
• "Bahaneler icat etmiyorum. Halim yok. Hıçkıra hıçkıra aglamıyorsam, perisan bir halde degilsem özrümü kabul<br />
etme!" dedim.<br />
• Halini unut da ask sarabını içmeye bak. Asıkların ne iradeleri vardır, ne de ihtiyarları ellerindedir.<br />
• Rahattan, ızdıraptan, benlikten kendini hatırlamaktan kurtulmadıkça seni vuslata erenlerin, manen Hakk´ı<br />
bulanların yanına almazlar, oraya varmaya yol vermezler.<br />
245. Sen bir dost ararsan, rahmeti sayıya sıgmayan dostu ara!<br />
Mefulii, Fa´ilatii, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 445)<br />
• Bu çok tuhaf, hiç görülmemis bir ates! Bir an bile sabrı, kararı yok! Nasıl olabilir ki, hem sevgilinin yanında<br />
alevlenmis, hem sevgilinin yanmda yoktur!<br />
• Sekil nasıl ayak diresin Seklin zaten sebatı yok! Mana nasıl onu ele geçir-sin ki apaçık ortada degil!<br />
• Dünya bir av yeri; yaratılmıs olanlann hepsi de av! Avlanan emîrden de bir nisane, bir belgeden baska ortada<br />
birsey görülmüyor. Eseri meydanda, kendisi gizli!<br />
• Her tarafta bir is, bir çalısma var! Her tarafta yükler, denkler var. Her tarafta; "Biz emîriz, biz büyük insanlarız."<br />
diyenler var. Fakat asıl emîrin konagında ne yük var, ne de denk!<br />
• Ey rüh! Elini çek de yüzünün hos rengi görülsün. Çünkü su görünenlerin hepside köpük, sekil, resim!<br />
• Ey iyi bahtlı, hos talihli kisi! Sen dost ararsan rahmeti sayıya sıgmayan dostu ara!<br />
246. Ask yüzünden kınanmak, ayıplanmak bir adettir!<br />
Mef´Olü, Fa´ilat, Mefa´ilü, Fa´ilat<br />
(c.I, 446)<br />
• Sagdan, soldan çekistirmeler, ayıplamalar duyulsa bile gönlünü bir güzele kaptırmıs olan kisi askından dönmez!<br />
• Ask yüzünden kınanmak, ayıplanmak nasıl bir adet ise, asıgın kulagının sagır olması da bir adettir.<br />
• Ask ugrunda iki dünyanın yıkılması, viran olması; aslında mamur olmaktır, yeniden yapılmak, meydana gelmektir.<br />
Ask ugrunda, ask yolunda bütün faydalardan vazgeçmekte fayda vardır!<br />
• Hz. îsa dördüncü kat gökten; "Haydi ey asıklar, elinizi, agzınızı yıkayınız! Gök sofrası kuruluyor. Manevî yemekler<br />
yeme zamanı geldi!" diye bagırıyor.<br />
• Yürü! Yokluk meyhanesinde sevgiliye karsı yok ol! Nerede iki sarhos varsa, orada kavga ve gürültü vardır.<br />
• Sen seytanların bulundugu yere; "Yardım, yardım!" diye gelip giriyorsun. Aklını basına al da yardımı Allah´tan<br />
iste! Buradakilerin hepsi de insan seklinde birer seytan, birer ifrittir.<br />
• 0 kadar çok mana sarabı iç ki, mest olasın da dedikodudan kurtulasın. Sen asık degil misin Ask da bir meyhane<br />
degil mi<br />
247. Sevgili dedi ki: "Zerre zerre bütün dünya bana asıktır."<br />
Mef´fllü, Fa´ilatii, Mefa´îlü, Pa´ilat<br />
(c,I, 448)<br />
• Bugün sevgiliyi görme, onunla bulusma günü! Bugün en büyük günesin dogdugu gün!<br />
• Hüriden, aydan, ruhdan, periden hiç bahs etme! Bunların hiç biri bizim sevgilimize benzemez! Bizim sevgilimiz<br />
bambaska bir sey!<br />
• Kim onun yüzünü görüp harap olmadı ise o insan degildir! Cansız kayadır, mermerdir!<br />
• Onun askından, atesinden haberi olmayan mümin, ask yoluna düsmüs, Hakk asıklarının gözlerinde kafirdir!<br />
• Rühu´l-Kudüs kapının halkasını çaldı. Ay yüzlü sevgilim; "Kapıyı çalan kimdir " diye seslendi. 0 da; "Kapıdaki<br />
senin eski kulun, eski kölen!" diye cevap verdi.<br />
• Sevgili; "Yanında kim var Bu kapıya kiminle geldin " diye sordu. Ruhu´l Kudüs de; "Yanımda senin askın vardı."<br />
Sevgili; "Ask nerede " dedi. 0 da;"Ask gönlümde." dedi.<br />
• Sevgili dedi ki: "Zerre zerre bütün dünya, bana asıktır. Sen yürü git! Getirdigin meta´, mal bizce pek degersiz bir<br />
sey."<br />
248. Gönlündeki gamları sil süpür! Orası tertemiz olsun!<br />
Çünkü gönül dostun hayalinin evidir.<br />
Mef´fllü, Fa´ilatü, Mefa´îlii,<br />
(c.I, 447)<br />
• Ey gül senin çok nazik bir yanagın var! Fakat bu kadar nazik oldugu halde yanagını sevgilinin yanagına sakın<br />
koyma! Onu incitirsin. Çünkü onun yanagı senin yanagından daha naziktir.<br />
• Hatta ey gül, gönlünde bile onun nazik güzel yanagını, kendi yanagına koymayı hayal etme. Çünkü yanagını<br />
yanagına koyunca gönülde oldugu için senin gönlündeki ask sırrım anlar. Gönüller alan dost pek naziktir.<br />
" Gül yanakların hayalen bile incinmeleri bendenize Nedîm´in su beytini hatırlattı:<br />
"Buy-ı gül taktîr olunmus nazın islenmis ucu,<br />
Birisi hoy, birisi destimal olmus sana sevgilim!"<br />
(Gülün kokusu imbikten geçirilmis, nazın ucu islenmis, imbikten geçirilen gül kokusu sana ter olmus. Naz denilen<br />
manevî varlık da sana mendil olmus.)<br />
• Arzu, istek haddi asınca gizlice kimseye belli etmeden ona secde et! Fakat fazla da üstüne düsme. Çünkü o pek<br />
incedir, pek naziktir.<br />
• Eger sen kendinden geçmis isen, zaman kaydından da kurtuldugun için bütün vakitler senindir. Senin vaktindir.<br />
Fakat kendinde isen vaktini bil bekle! Çünkü pek incedir.<br />
• Gönlündeki gamları sil, süpür! Orası tertemiz olsun. Çünkü gönül onun hayalinin evidir. 0 güzelin hayali ise pek<br />
incedir, pek naziktir.<br />
• Günün birinde gülün gölgesi dostun hayaline düstü de, dosta öyle bir is etti ki, gerçekten de bu çok ince bir istir.<br />
" Hz. Mevlana´nın: "Gülün gölgesi dostun hayaline düstü." mısra´ı eski sairlerimizden Nailî-i Kadîm merhumun su<br />
beytini hatırlattı:<br />
"Gül hare düstü, sîne-fikar oldu andelip,<br />
Bir hare baktı bir güle zar oldu andelip."<br />
(Gül dikenin üstüne düstü. Bu yüzden bülbülün gögsü yaralandı. Bülbül bir güle baktı, bir de dikene, feryada<br />
basladı."<br />
249. "Ney"in sesi kendinin degildir.<br />
Ona üfleyenin "ney"den duyulan nagmeleridir.<br />
Mef´dlü, Pa´ilatii, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.1, 444)<br />
• Sakî sarap getir! Günler pek hos, pek güzel! Bugün sarap içmek, sohbet otagı kurmak, gönülde ask atesini<br />
uyandırmak günü! Onu manen bulmak, ona hayran olmak günü.<br />
• Sakî nazik, sarap latif, günler degerli, serefli günler! Meclis gökyüzü gibi aydınlık, sevgili de ay gibi giizel!<br />
• Ney sesini dinle! Aslında o ses ney´in degildir. Ona üfleyenin duygularının ney´den duyulan nagmeleridir. Sen ask<br />
sarabını içmege bak! Gam kendi derdine düsmüs, çırpınıp duruyor.<br />
• Bugün tövbeden baska bozulacak birsey yok! Bugün sevgilinin saçından baska dagınık, perisan bir sey yok!<br />
""Bazı ariflere göre insanın "Ben bu isi bir daha yapmayacagım" diye tövbe etmesi, kendinde bir varlık, bir benlik<br />
duymasının neticesidir. Bu davranıs ( Allah´dan baska fail yoktur.) inancına aykırıdır. Bu sebeple "Tövbeden de tövbe<br />
etmek gerekir" demislerdir. Ama bu demek degildir ki, ne yaparsan yap bu senden degildir, Hakk´tandır. Bu görüs<br />
Cebriye görüsüdür. Islamî degildir. Çünkü insan cüz´î iradesini kullanarak suçu bir daha islememeye tövbe ederek<br />
Hakk´ın yardımı ile kendini iyiye götürebilir. Mevlana "Bugün tövbeden baska bozulacak bir sey yoktur!" demekle bu<br />
inanca isaret buyurmaktadır.<br />
• Bütün dünyanın heves ettigi, askına kapıldıgı o güzel, balçıktan yaratılmıstır. Fakat o, gizli olarak Hakk´ın kudreti,<br />
yaratma gücü, san´atı ile süslenmistir.<br />
• Bugün baska türlü bir gün, bugün nerede bir ölü varsa canlanır, dirilir. Bugün kör bile baska bir göze sahip olur.<br />
• Nice beden vardır ki, toprak esiridir, mezarda çürümege mahkumdur.Fakat gönlü gökyüzünde emîr nice tohum<br />
var ki, toprak altına düsmus, ondan biten agaç yücelmis, boy atmıs.<br />
• Gönlü mücevher, inci hazinesi olan bir varlık nasıl olur da kirli toprakta yasar Sevgilisini bagrına basmıs olan bir<br />
kisinin nasıl olur da gönlü daralır, sıkılır<br />
250. Benim "Asıklık"tan baska bir isim yok!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa-ilat<br />
(c.I, 505)<br />
• Benim asıklıktan baska bir isim yok. Ben asıgım, asıklıgı bir suç saymıyorum. Ve asık oldugum için de<br />
utanmıyorum.<br />
• Sen su ask denizinin içinde ne kadar da degerli bir incisin! Senin yüzünden dalga gibi kararsızım, çırpınıp<br />
duruyorum.<br />
• Ben simdi senin ask denizinin kıyısında oturup duruyorum. Her ne kadar benim gönül denizimin kıyısı yoksa da,<br />
ben ask denizinin kıyısını seviyorum, o kıyının sarhosuyum.<br />
• Senin askının sarabı bana gökyüzünden gelmektedir. Bu sebepledir ki, yeryüzünde üzümleri sıkarak sarap<br />
yapanlara benim minnetim, ihtiyacım yoktur.<br />
• Senin ask sarabın dagın bile sükünetini giderir, onu oynatırken; benim vakarım yoksa, ben yerimde<br />
duramıyorsam beni kınama, ayıplama!<br />
• Sevgilim ben senin oturdugun mahalleden bir türlü vazgeçemiyorum. Ne olur, bana mahallende bir ev tut!<br />
• Sen güzelligin ile, essizligin ile dünyanın kutbusun. Herkes yüzünü sana dogru çevirmis, seni görmek<br />
istemektedir. Benim de senin çevrende dolasmaktan baska bir isim yok!<br />
• Benim akrabam, yakınım, esim, dostum hep asktan dogan kisilerdir. Bunlardan daha güzel yakınlarım, daha ala<br />
soyum, sopum yoktur!<br />
• Iki dünyadan da üstün, iki dünyadan da degerli ne vardır Ask sehri vardır. Benim bundan daha iyi bir sehrim,<br />
daha iyi bir diyanm yoktur!<br />
251. Allah´ım; bedenimizde bir tek damar bile yoktur ki senin emrinle atmasın.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 506)<br />
• Allah´ım; su dünyada senin emrine boyun egmeyen; kul, köle olmayan var mıdır Senin lütuflarını, ihsanlarını,<br />
güzelliklerini görüp de hayran olmayan, mest olmayan var mıdır<br />
• Hersey, herkes senin emrindedir. Bir cimrinin hasisligi senden oldugu gibi,ona buna iyilik eden, kerem sahibinin<br />
cömertligi, ihsanlarda bulunması da sendendir.<br />
• Her ruh senin güzel isimlerinden birinin vasfı ile sana baglıdır. Bedenimizde bir tek damar bile yoktur ki senin<br />
emrinle atmasın.<br />
• îki dünya, iki ele benzer. Sen de onları hareket ettiren ruh gibisin. Onların verdikleri her seyi, gösterdikleri<br />
cömertligi, yaptıkları iyiligi onlar yapmıyor, sen yaptırıyorsun.<br />
• Su varlık dünyasında kimin gözü, senin rüzgarından baska bir rüzgarla sallanan bir gül görmüstür<br />
• Gaflet içinde yasayan zavallı kisi halkın cevr u cefasından, kötü davranıslarından sızlanır durur. Düsünmez ki halk,<br />
Hakk´ın elinde bir sopadan baska bir sey degildir.<br />
• Allah´ım bütün bu sopalar, senin yüzünden, senin emrinle oynar durur. Herbiri de ancak senin verdigin derttir,<br />
senin verdigin dermandır.<br />
• Allah´ım; anlıyorum ki, basımıza, bedenlerimize gelip çatan dertleri, belaları savusturmak, halkın cefalarından<br />
kurtulmak ancak sana yalvarmakla, ancak seni sena etmekle, övmekle mümkündür.<br />
252. Yok ol da su dedidokudan kurtul!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 512)<br />
• Bu ask sehrinde oturdugu halde mest olmayan var mıdır Bu sehirde asık olmayan bir kisi görülmüs müdür<br />
• Sarap bırakmıyor ki akıl durmadan söylensin dursun da, kimsecikler bunun sonu gelmeyecek demesin!<br />
• Can ona baglandı ama topal kaldı. Zaten canın buradan dısarıya sıçrayacak bir yeri de yok ki!..<br />
• Sen simdi sasılacak seyleri seyret! Sen hem var olan, hem de yok olan birini gördün mü<br />
• Padisah tarafından kolu, kanadı kırılmıs olan kus, uçtukça uçar. Su gökkubbenin üstünde artık onun için kırılmak<br />
olamaz.<br />
• Yok ol da su dedikodudan kurtul! Sözden kurtulan kimdir Yok olan kisi!..<br />
253. Öldün; mana gözün açıldı, can alemini seyre basladın.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mef´îlün, Fa´ilün<br />
(c.I, 492)<br />
• Sen beden hapishanesinden kurtuldun, öldün. Mana gözün açıldı. Su anda can alemini seyretmedesin, o alemi<br />
görüyorsun. Çünkü sen dünya hayatını yasarken ölü idin. Ama durumdan haberin yoktu. Simdi tekrar dirildin, elbette<br />
bundan sonra nasıl yasayacagını bilirsin.<br />
• 9dris (a.s.) gibi ölüp tekrar bu aleme gelen, meleküt aleminin müderrisi kesilir. 0 gayb alemindekilerden bile<br />
gizlidir!<br />
"Hz. Nuh´un babasının dedesi olan 9dris(a.s.)´ın Hz. îsa gibi daha yasarken dördüncü kat göge çıkarıldıgından<br />
bahsederler. Tefsîr-i Kebîr sahibi Fahreddin Razî hazretleri: "Biz onu yüce bir makama yükselttik." Meryem Süresi<br />
19/56-57 ayetlerini tefsir ederken, bu yükselmenin bedenle degil, manen oldugunu yazar. Sonra ayete ikinci bir mana<br />
vererek Cenab-ı Hakk´ın onu bedenen dördüncü kat göge çıkardıgından bahseder. Peygamber Efendimizin Buharîde.<br />
bulunan bir hadîslerinde; "Miraca çıkarken dördüncü kat gökte 9dris(a.s.)a rastladıgını ve onunla selamlastıgını haber<br />
verir." 9dris(a.s.)´ın hala sag oldugunu iddia edenler oldugu gibi, Azrail(a.s.)´in onu gökte bulup aldıgından da<br />
bahsedenler vardır.<br />
• Söyle bakalım! Bu dünyadan giderken hangi yoldan gittin 0 taraftan gelirken de hangi gizli yoldan geldin<br />
• 0 yol öyle bir yol ki, bütün canlılar her gece o yola uçup gidiyorlar. Herkes uykuya dalmısken, duygularımız bizi<br />
terkeder giderler. Sehir sehir bütün bedenler bos kafesler gibi. Hiç bir kafeste kus yok!<br />
• Kusun ayagı baglı olursa, uzak yerlere uçamaz. Yeryüzünde döne döne alçaklarda uçar. Çünkü uçusta acemidir.<br />
• Fakat ölümle, beden hapishanesinden kurtulur, ayagındaki bagı koparır atarsa, uçacagı yerleri de görür, her seyin<br />
sırrının ne oldugunu anlar.<br />
254. Seni dosttan uzaklastıran hersey kötüdür.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c,I, 483)<br />
• Seni dosttan uzaklastıran hersey kötüdür. Dosttan baska her nereye yüzünü çevirsen, o sey iyi bile olsa fenadır,<br />
kötüdür.<br />
• Meyve ham oldukça, kabugun içinde kalması iyidir. Fakat olgunlastıktan sonra kabuk artık onun için kötüdür.<br />
Onun meydana çıkmasına engeldir, bir perdedir.<br />
• Kus da, yumurtanın içinde gelisir, kanatlanırsa, yumurta artık onu hapseden, onun dısarı çıkmasına engel bir<br />
perde oldugu için kötüdür. Onu kırmak, parçalamak gerekir.<br />
• Bir insan da güzel huyu ile etrafındakilerle uzlasırsa, halk hakkı tanımazsa, isin hakîkatine vakıf olamazsa, gözü<br />
perdeli ise; o iyi, güzel huy halka kötü görünür.<br />
• însan dostundan pek az bir zaman dahi olsa ayrılsa, o ayrılık zamanı az sayılmaz. Çok uzun bir zaman gibi<br />
görünür. Gözün içinde yarım kıl bile olsa kötüdür, hosa gitmez.<br />
• Sen zavallı! Ötelerden dünyaya sürgün edildin, ayrılıga düstün. Bütün ömrün dostu aramakla geçti gitti. Gaflet<br />
içinde oldugun için onu geregi gibi arayarak bulamadınsa ve ölüm zamanı gelip çatınca onu arayacaksan, bu is kötü bir<br />
istir. Aklını basına al da, yasarken onu bulmaga çalıs!<br />
255. Gam, sevgilinin hayali bulunmayan bir gönüle girer, yerlesir.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 468)<br />
• Ey gam! Bedenimin tüyleri sayısınca beni kaplasan yine de bana agır gelmezsin. Çünkü bu ask meydanı, ask<br />
makamı neselerle, tatlılıklarla dolu. Burada senin bir isin yok. Sen bu meydanı terket, baska meydanlara git.<br />
• Gam, keder bos seylere heves etmis bir gönülde bulunur. Sevgilinin hayali bulunmayan bir gönüle girer, yerlesir.<br />
" Seyh Galip merhüm; "Asıkta keder neyler, gam halk-ı cihanındır." diyordu."<br />
• Ey gam! Sen bastan basa altın olsan, bastan basa seker olsan, agzımı yumarım da ben sana: "Seker yemem."<br />
demek isterim.<br />
• Asıgın gönlünde bir denk varsa, o ancak sevgilinin seker dengidir. Gönülde bir yolculuk düsüncesi varsa, ancak<br />
sevgiliye gitme, ona kavusma düsüncesidir.<br />
• Ey gamdan kurtulmayan, kederden yakasını kurtaramayan! Sen kendi gamınla kederini bırak da onun gamını,<br />
kederini defet gitsin. Sevgiliyi görecek gözün yoksa hiç olmazsa onun kokusunu duy! Neselen!<br />
"Nef´î merhumda;<br />
"Çalıs gamgînleri sad etmeye sad olmak istersen!<br />
Sevindir kalb-i nası gamdan azad olmak istersen!"<br />
(Sen neseli olmak istiyorsan gamlı insanları neselendirmege çalıs, onların gamlarına ortak ol. Gamdan kurtulmak<br />
istersen, insanların gönlünü sevindir!) demisti.<br />
256. Kesret-Vahdet<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 458)<br />
• Bugün, gökyüzü bizim ay yüzlü sevgilimizin güzelligine hayran olmustur. Günes bile onun yüzünün parlaklıgını<br />
görmüs de kıskanmıs, rengi solmustur.<br />
• Varlık sabahında bu mana günesinden baska günes yoktur. Zerre zerre her var olanı, herseyi onun vahdet<br />
(=birlik) günesi aydınlatıyor. 0 günes her yere düsüyor, kral sarayını da, dilencinin kıblesini de o aydınlatıyor.<br />
• Her aksam, her sabah türlü türlü sekillere bürünmede. Bu yüzden herbiri öbüründen baska sanılmaktadır.<br />
• Halil´de lütuf vardı da, bu sebeple ates kendisine su gibi göründü. Nemrut da kahırdan ibaret oldugu için, ona da<br />
su, ates kesildi.<br />
• Yusuf, kardeslerinin gözlerine kurt gibi göründü. Güzel bir kardes oldugu gizli kaldı.<br />
• Bu; onun yüzünü seyrederken, güzelligine hayran olur. Parmaklarını keser. Öbürü; "Bu ne kötü kisidir!" der; onun<br />
canına kasdeder.<br />
257. Ben geldigim yere dönmem için hangi yola düsmeliyim<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ilün<br />
(c.1, 381)<br />
• Burada, bu dünyada yasamak, ham adamın isidir. Ben geldigim yere dönmek istiyorum. Geldigim yer nerede<br />
kaldı Ben oraya geri dönmem için hangi yola düsmeliyim<br />
• Dostun yurdundan bir an bile uzak kalmak, asıklar mezhebinde haramdır, günahtır.<br />
• Bu acayip tuzaga, dünya tuzagına, zümrüt-i ankanın bile ayagı tutulmus kalmıs iken, benim gibi bir serçe bu<br />
tuzaktan nasıl kurtulabilir<br />
• Ey avare gönül yolunu sasırıp bosuna bu tarafa, bu dünyaya gelme! Orada, o mana aleminde otur, orası çok hos<br />
bir yerdir.<br />
• Sana manevî hayat veren, senin bedenini degil de rühunu kuvvetlendirecek canına can katacak mezeyi, yiyecegi<br />
seç; seni mest ederek madde aleminin üzüntülerinden, dertlerinden kurtaran; bozulmamıs, tam kıvamında olan sarabı<br />
iste!<br />
• Bundan baskası bütün kokudur, nakıstır, renktir, savastır, ardır.<br />
• Fazla söyleme sus! Ayakta durma, otur! Çünkü mest olmussun; damın da tam kenarında bulunuyorsun!<br />
258. Hakk´tan gelen gamı, kederi bir lütuf olarak kabul et!<br />
Müstef´ilü, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Miistef´ilün<br />
(c. 1,518)<br />
• Ey gönül! Hakk´tan gelen gamı, kederi bir lütuf olarak bil de, ondan yüz çevirme! Onun içine gir! Çünkü sabır<br />
sıkıntının anahtarıdır. Onun gönülde açtıgı yaraya katılan ki merhemi yüz göstersin! Sunu aklından çıkarma ki sabır,<br />
ızdırabın, acının anahtarıdır.<br />
• Deıtlerin, kederlerin içine öyle bir askla dal ki, sonunda hiç beklemedigin bir zamanda ansızın Hakk´ın kürsüsü ve<br />
ars-ı azamı senin önüne gelsin. Çünkü sabır sıkıntının anahtarıdır.<br />
• Cihanın nüru ile gül de, cihanın dügünü, dernegi ol! Onun mateminden, acılarından kurtul, emniyete ulas! Çünkü<br />
sabır sıkıntının anahtarıdır.<br />
• Kibirden, kinden kurtulur da gönlünü ayna gibi parlak, lekesiz bir hale getirirsen, her an onu gönül aynasında<br />
görürsün. Çünkü sabır sıkıntının anahtarıdır.<br />
• Kibri, kini yok edersen hem benlikten yakanı sıyırırsın, hem de seytanın saçından tutar, boynunu vurursun. Sabır<br />
sıkıntının anahtarıdır.<br />
• 0 zaman bahtın, talihin, devlet, varlık kendiliginden kalkar senin ayagına gelirler. Onların gelisi ile mutlu olursun.<br />
Sabır sıkıntının anahtarıdır.<br />
• Sus! Artık sırları söyleme, söyleme ki: " (=Min ledün) sırrına yabancılar, ham kisiler, nasıl erebilirler Sabır<br />
sıkıntının anahtarıdır.<br />
"Kehf Suresi 18/65. ayette, Hz. Musa´ya, kendisine Allah tarafından bilgi verilmis bir arkadasla karsılasacagı<br />
bildirilmistir. Bu arkadasın Hızır (a.s.)oldugu rivayet edilir."<br />
259. Ben güle kırmızı elbiseleri kimin giydirdigini biliyorum!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. II, 1000)<br />
• îlkbahar gelince gül uykudan uyanır, kırmızı elbiseler giyer. Ben güle o elbiseleri kimin giydirdigini biliyorum.<br />
• Bahar gelince sögütler de uyanır, yaya olarak gelirler, ırmagın kenarında namaz kılacaklarmıs gibi saf haline<br />
girerler. Onlar da bütün varlıklar gibi kadere boyun egmislerdir. Kaza ve kader neyi takdir etmisse ancak onu yaparlar.<br />
• Süsen kılıcını çeker, yasemin sipere girer. Her biri savas tekbirini getirirler.<br />
• îlkbaharda kırmızı elbiseler giyerek süslenen gül, kendini begenir de o aciz bülbüle neler eder, neler eder!<br />
• Bahçe gelinlerinin herbiri, bahçede bulunan bütün çiçekler; "0 vefasız gül bize isaret ediyor!" derler.<br />
• Burada asık bülbül de seslenir, der ki: "Bakın arkadaslar, bassız ve ayaksız gibi olan ben zavallıya gül ne cilveler<br />
yapıyor "<br />
• Bu hali gören çınar aglayarak, inleyerek el kaldırmıstır. Dua etmektedir. Ne dua ettigini ben sana söyleyeyim.<br />
• Goncanın bası ucunda durup ömrün az oldugundan sikayet eden kim Meneksenin sırtını iki büklüm eden kim<br />
Sana anlatayım.<br />
• Sonbahar baglara, bahçelere çok cefalar etti. Ama simdi dikkat et de bak! îlkbahar ne vefalar etmede.<br />
• Sonbaharın yagmalayıp götürdügü her seyi ilkbahar birer birer geri vermede.<br />
• Gülü de, bülbülü de, bahçe güzellerini de hatırlamak, onlardan bahsetmek birer bahanedir. Neden bunu<br />
yapıyorlar Neden güllerden, bülbüllerden, bahçe güzellerinden söz açıyorlar da, onları yaratandan söz açmıyorlar.<br />
"Hz. Mevlana bir ruba´îsinde söyle buyurur:<br />
Bag. gül, bülbül, güzeller hepsi birer bahanedir.<br />
Bunların hepsinden maksat odur "<br />
• Bu hal askın gayretinden, kıskanmasındandır. Yoksa, dil Allah´ın inayetlerini, ihsanlarını, lütuflarını nasıl<br />
anlatabilir<br />
260. Kendini nasıl, niçin, neden dikenliginden kurtarırsan ona kavusursun.<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa-îlün<br />
(c. II, 959)<br />
• Gönlünü dünya gamından ayırabilirsen, beka bagında, ölümsüzlük bagında neselenmene, safa sürmene imkan<br />
vardır.<br />
•Riyazet suyu ile yıkanırsan bütün gönül kirlerinden temizlenirsin.<br />
• Hevesler ve nefsanî istekler menzilinden bir iki adım ilerlersen, seref ululuk haremine konabilirsin.<br />
• Ey gönül! Manalar denizinde bulunan o essiz inciye, deger bakımından paha biçemezsin.<br />
• Himmet eder de, bu toprak duragını (yani dünyayı) kendine mekan edinmezsen yücelerin yücesinde, ötelerin<br />
ötesinde, mana aleminde kendine bir yer edinirsin.<br />
• Yalnız basına oturup basını önüne eger de düsüncelere dalarsan, geçmis zamanlardaki hatalarını, yanlıs<br />
görüslerini anlar da onları düzeltebilirsin.<br />
• Fakat bu yola düsenlerin vasıfları uyuyup kalmak degil, çevik davranarak, acele ederek isleri yoluna koymaktır.<br />
Sense bu cihanın nazenînisin. 0 çevikligi nasıl elde edebilirsin<br />
• Sen ne ecelin elini ayagını baglayabilirsin, ne de dünyanın renginden, kokusundan, nimetlerinden vazgeçer,<br />
kendini kurtarabilirsin.<br />
• Eger sen bu alçak nefisle, benlikle savasabilirsen; gönlün, canın Rüstem´i, kahramanlar kahramanı olursun.<br />
• Eger ask derdine tutulursan, eger yaratıcıya asık olursan, imtihan için onun verdiği belalara sabredersen; o<br />
zaman gönlün huzura kavusur.<br />
• Su anda; nasıl, niçin, neden dikenliginden kendini kurtarabilirsen ona kavusursun. Daha dünyadayken cennette<br />
yasamaga baslarsın.<br />
261. Sürgün olarak geldiginiz bu dünya gurbetinden sefere çıkın!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. II, 945)<br />
• Canlara; "Neden asıl evinize, gerçek yurdunuza dönmek istemiyorsunuz Neden bu dertlerle, kederlerle, acılarla<br />
dolu dünyada kalmak için ayak diriyorsunuz " diye bir ses geldi.<br />
• Balçıktan yaratılmıs bedenlerinizle ayaklarınıza öyle agır zincirler vurulmus ki, çalısıp çabalayarak onları<br />
kırmadan, parçalamadan kurtulmanıza imkan yok!<br />
• "Artık bu gurbetten, bu ayrılıktan bıktık usandık!" deyin! Sürgün olarak geldiginiz bu dünya gurbetinden sefere<br />
çıkın! Evinize, barkınıza geri dönün!<br />
• Kokmus, eksimiz ayranla, çöllerdeki kuyuların acı suları ile neden hayatınızı bos yere harcıyorsunuz<br />
• Allah kanatlarınızı gayretten, çalısıp çabalamadan yaratmıstır. Madem ki canlısınız, yasıyorsunuz; harekete geçin!<br />
Gayret gösterin!<br />
• Tenbellikle, ümidin kolu kanadı pörsür, çürür. Kolunuz kanadınız kırılıp dökülünce, artık ne olursunuz bir düsünün!<br />
• Gayret sarfederek, çalısarak, çabalayarak kurtulmak size zor geliyor. Sanki sıkılıyor da bu sıkıntılı dünyada, bu<br />
kuyu dibinde kalmaktan sıkılmıyorsunuz. Peki öyleyse, kuyu dibinde kalın!<br />
262. Ask bazan dost olur, bazan da bastan basa ayıp kesilir.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. II, 941)<br />
• Mezarda toprak olduktan sonra insan için ya ziyan vardır yahut kar! Bari ölmeden evvel toprak olayım da,<br />
göreyim bakayım neler olacak<br />
• Toprak olmak asıkların isidir. Çünkü açıklara; hayata, dünyaya ait olan baglılıklarını koparmayı Hakk gösterdi.<br />
• Haydi biz de; "Ölmeden evvel ölelim!" emrine uyarak Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi su mel´un nefisle savasa<br />
giriselim!<br />
• Ask bazan tamamıyla toprak kesilir, bazan tamamıyla su olur. Bazan büsbütün ates kesilir. Yakar, yandınr. Bazan<br />
da hep duman!<br />
• Bazan dost olur. Bazan bastan basa ayıp ve ar kesilir.<br />
• Su oturup kalkan halkın gözüne binlerce süret halinde görünür. Fakat senin gözünde ne artar, ne de eksilir.<br />
263. Ask uykumu aldı götürdü. Uyku da askı götürdü.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. II, 919)<br />
• Ask benim uykumu aldı götürdü. Uyku da askı götürdü. Zaten gerçek asık , uyuyamaz. Ask canı da, aklı da yarım<br />
arpaya bile almaya tenezzül etmez.<br />
• Ask kana susamıs siyah bir arslandır! 0 asıkların gönül kanından baska bir sey içmez!<br />
• Ask sevgi ile sana yaklasır, seni tuzaga düsürür. Sen onun tuzagına düsünce o senden uzaklasır. Uzaktan senin<br />
halini, ayrılık atesi ile yanısını seyre baslar.<br />
• 0 çok güçlü, çok kuvvetli bir emîrdir, korku nedir bilmez. îskenceler yapar. Suçsuz oldugun halde seni ezer,<br />
hırpalar durur.<br />
• Askın eline avucuna düsen, bulutlar gibi aglar, gözyasları döker. Fakat onlardan uzak duran da asık suratlı,<br />
duygusuz, soguk bir kisi olur. Kar gibi donar, buz kesilir.<br />
• Ask her an binlerce kadeh sarap içer, sonra o kadehleri kırar, döker. Her an binlerce kat elbise diker, sonra onları<br />
yırtar, atar!<br />
• Ask binlerce gözü aglatır, sonra da aglattıklarını güldürür. Binlerce kisiyi aglatıp inleterek öldürür de hepsini bir<br />
sayar.<br />
• Zümrüd-i anka Kaf dagına dogru hosça uçar gider. Ama ask tuzagını görünce artık uçamaz olur. Gelir, askın<br />
tuzagına düser.<br />
• Askın baglan ile baglanan kisi hile ile yahut isi delilige vurarak, o baglardan kurtulamaz. Onun tuzagına düsmüs<br />
olan hiç bir akıllı aklı fikri ile bir çare bulup halas olamaz.<br />
• Onun yüzünden aklım perisan, darmadagın. Yoksa onun yaptıklarını, tuttugu yolları, ettigi isleri bir bir sayar,<br />
döker, sana gösterirdim.<br />
• Askın arslanları nasıl avladıgını, onlan nasıl yakaladıgını, onlara neler ettigini sana gösterirdim.<br />
264. Ayrı ayrı bedenlerde yasadıkları halde iki can bir olmadıkça<br />
sevenle sevilenin arasında ayrılık vardır.<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Pa´îlün<br />
(c. II, 939)<br />
• Senin huzurunda canın ne degeri vardır Canın sözü mü olur Can sensin, senden baska ne varsa hepsi de beden,<br />
hepsi de bir kuru ad, san!..<br />
• Asık olmak, ask, islerin en iyisi ama, sunu bil ki bizim sevgilimizin yüzü olmaksızın ask haramdır!<br />
• Askın canına andolsun ki, iki can birbirine kavusmadıkça, ayrı ayrı bedenlerde yasadıkları halde iki can bir<br />
olmadıkça, sevenle sevilenin arasında aynlık Yardır. Bulusmanın bir manası yoktur. Bu, düzensiz bir kavusmadır.<br />
• Ayın ısıgı her tarafa yayılır. Doguyu da, batıyı da kaplarsa da nüru pencerenin genisligine göre eve girer.<br />
• Sen git de, kendi varlık kadehine saglamlık vermeye bak. Çünkü o sarap Pek kıvamlıdır, pek eskidir, onun<br />
evveline evvel yoktur.<br />
• 0 benden binlerce can istedi ama ben onun huzuruna bir tanesini götürdüm. Geri nerede diye sordu:<br />
Ben de dedim ki: "Onları bırak, sana borcum olsun, simdilik bir tane getirdim, ilerde onları da getiririm."<br />
•0 meshur ressamın yaptıgı resimler evin içinde bulunuyor ama, o resimleri apanı evin içinde bulamazsın. Ay´ı<br />
görmek için yükseklere dogru bak! Ay yükseklerdedir. Dama dogru bak!<br />
265. Aksam olunca bu duygu yolu kapanır da<br />
gayb aleminin kapısı açılır.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. II, 943)<br />
• Aksam namazı vakti gelip de günes batınca bu his yolu, su duygu yolu kapanır da gayb aleminin kapısı açılır ve<br />
insan ötelerden gelen duygulara asina olur.<br />
• Çoban nasıl sürüsünü önüne katar da güderse, uyku melegi de ruhları önüne katar, gütmege baslar.<br />
• Onları mekansızlık alemine sürer. Ruhanî çayırlıga götürür. Orada onlara ne manevî sehirler, ne manevî bahçeler<br />
seyrettirir.<br />
• Uyku üstünde yasadıgımız su yeryüzünün naksını, süretini insanın gönlünden silince gökyüzünün kapısı açılır. Ruh<br />
orada nice nice süretler, nice nice acayip adamlar görür.<br />
• Sanki can hep orada yasıyormus, orada oturuyormus gibi bu alemi asla hatırlamaz. Bu dünyaya ait derdi, elemi<br />
de kalmaz.<br />
• Burada üstüne titredigi malının, mülkünün derdinden kurtulur da, onlar aklına bile gelmez. Gamı da kalmaz,<br />
kederi de!..<br />
266. Ask sarabının tortusuz olanını ruhlar içti;<br />
sarapla bulasmıs kaseyi de bedene verdi.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. II, 995)<br />
• Sabahleyin senin güzel yüzünü görmek, benim derdimi nasıl yatıstırdı, beni nasıl huzura kavusturdu, bak da gör!<br />
• Senin güzel yüzün asıkların gönüllerine ne çesit bir ates düsürdü Ask sırlarına ne biçim bir haber ulastırdı;<br />
• Lütfetti, kerem buyurdu da tenezzülen beni yanına çagırdı. Canıma kadehsiz bir sarap sundu...<br />
• 0 sarabın safını, tortusuz olanını ruhlar içti. Sarapla bulasmıs kaseyi de bedenlere verdi.<br />
• Sen sarabın saflıgını rühlarda ara! Çünkü bedenlere ancak o "beden" adını taktı.<br />
• Senin gönül tuzagın Tebriz´dedir. Rahmeti daima o tuzakta ara!<br />
267. Gönlümün güvercini yine av avlamak için uçtu.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün. Mefa´îlün,<br />
(c. II, 952)<br />
• Semseddin´den yine ilkbaharın sesleri, ilkbahar sevinçleri, zevkleri, safaları geliyor. Kadehlere dökülen sarabın<br />
çıkardıgı neseli sesler, yesilliklerden baygın nameler geliyor.<br />
• Gönlüm sevinçten, sakînin verdiği neselerden dolup tasıyor. Onun visali kucak açınca, kucaklasmak zamanı<br />
geliyor.<br />
• Gönlümün güvercini yine av avlamak için uçtu. Onun avdan dönüp gelisi ne mutlu andır.<br />
• Davet davulunu çalıp duruyorum. Sevgilim duyarsa gelir de, su sararmıs yüzüm yüzbinlerce defa güzellesir.<br />
• Madem ki güzellik saltanatı geldi. Ay yüzlü sevgilimin yüzüne yerlesti. Bu durup dinlenmeyen gönlüme o yüzden<br />
rahatlık gelecegi umulur.<br />
• Gül bahçesi açılır saçılır da su dikenin kucagına gelir diyorum. Bu hevesle yüregimin çarpıntısı duruyor,<br />
heyecanım yatısıyor.<br />
• Bir gün olup da o kıvılcımlar saçan kadeh, yine elime geçerse artık bana bu mahmurluktan gam yoktur.<br />
268. Dünyaya gönül veren bir zavallı bir hayal yüzünden hayale döner.<br />
Fe´ülün, Fe´ülün, Fe´ulün, Fe´ül<br />
(c. II, 961)<br />
• Dünyayı gördüm; vefası yoktur. Dünya da gökyüzünde bizim gibi yalnızdır. Onun da halden anlar gerçek bir arkadası,<br />
candan bir bildigi, bir dostu yoktur.<br />
"Ömer Hayyam bir ruıba´îsinde: "Feleke etme se´amet isnat / Ki onun talihi senden beter´"<br />
• Sen göklerdeki altın degirmisi olan ısıklar saçan aya bakma! Onun içinde bir hasın bile yoktur.<br />
• Nice ahmak kisi elinde asası olmayan kör gibi kosa kosa gitti. Dünyanın tuzagına düstü.<br />
• 9nsanlar onun nimetlerini kaybedeceklerinden korkarlar, onun üstüne titrerler. Bu hastalık, ilacı olmayan bir<br />
hastalıktır.<br />
• 0 çarsaf ve peçe altında çok güzel bir kadın gibi görünür. Halbuki o, binlerce kocadan arta kalmıs çirkin bir ihtiyar<br />
kadındır.<br />
• Cana canlar katan gerçek sevgiliyi bulamayanlar zavallılıkları yüzünden giderler de, onun yolunda can verirler.<br />
• Dünyaya gönül veren bir zavallı, bir hayal yüzünden hayale döner. Dertten, zahmetten, sıkıntıdan baska birsey<br />
elde edemez!<br />
• Nice padisahlar dünyaya sırtlarını dönerler. îlahî aska yüzlerini tuttular da nice rnemleketler elde ettiler. Ask öyle<br />
bir sultanlıktır ki onun sonu yoktur.<br />
• Bu ask sana bir kötülük mü etti ki, onu inkar ettin: "Onun hiçbir vergisi, hiçbir lütfu, ihsanı yoktur!" dedin.<br />
• Bir bas agrısı ile ondan ayagını çektin. Dünyada sıkıntısı, belası olmayan bir yol var mıdır<br />
• Artık sen sus! Asıklara öyle mana incileri saçılmakta ki, bir tanesine bile deger biçilemez.<br />
269. Seninle bulusmadıktan sonra ömrün sürüp gitmesinde ne fayda vardır<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. II, 936)<br />
• Bana senin akîk renginde olan dudakların gerek; seker ne ise yarar Bana senin yüzün gerek; parlak, nürlu yüzün<br />
varken ayın bana ne faydası olacak<br />
• Senin mahmur gözlerin olmayınca sarap bana zevk vermez, beni mest edemez. Sen benim yol arkadasım<br />
olmazsan ben o yolculugu ne yapayım<br />
• Senin günes gibi nurlu olan yüzün olmayınca günesin ısıgı benim ne isime yarar Gördügüm sen degilsen bana<br />
görüsün, gözün ne faydası vardır<br />
• Seninle bulusmadıktan sonra ömrün sürüp gitmesinde ne kar vardır Sana sıgınmadıktan sonra kalkanın ne<br />
faydası vardır.<br />
• Gecem kıyamet günü gibi uzadı, gitti. Ama gönlüm sana secde etmek istiyor. Seher vaktini beklememe lüzum var<br />
mı<br />
• Ayın bulunmadıgı bir gecede yıldızlar ne yapabilir Kusun bası olmadıktan sonra iki kanadı ne ise yarar<br />
• Sen benim ruhum olmadıkça ben ruhtan ne elde edebilirim Sen bana gönül gözü bagıslamadıkça ben bu bas<br />
gözünü ne yapayım<br />
• Dünya bir agaca benzer. Yapragı, meyvesi senden biter, senden gelir. Yapragı ve meyvesi olmayan bir agaç ne<br />
ise yarar<br />
• Ey gönül; beseriyet halinden, insanlıktan vazgeç de melek ol! Melek huylu olmazsa insanın hayvandan ne farkı<br />
vardır<br />
• Madem ki haber ona mahrem degil! Hiç bir seyden haberin olmasın; mest ol kal! Zaten haber vericisi sen<br />
olmadıktan sonra, haberden ne fayda beklenir<br />
270. Gönlüm senin askının çesmesinden su içince, gark oldu gitti.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. II, 1001)<br />
• Ah o nurlar saçan mumda ne vardı ki gönüle ates düsürdü Gönlü kaptı, gitti.<br />
• Ey gönlüme ates düsüren! Atesin beni yaktı, yandırdı. Ey dost! Çabuk gel, çabuk gel! Ben yanıyorum.<br />
• Gönül sekil olarak mahlük yani yaratılmıs bir varlık degildir. Gönlün yurdundan Hakk´ın cemali yüz göstermistir.<br />
• Onun sekerinden baska bana bir çare yoktur. Bana onun dudagından baska birsey fayda vermez.<br />
• Hatırlar mısın, bir seher vakti su gönlüm senin saçının bir örgüsünü çözmüstü<br />
• Hatırlıyor mu Canım ilk önce seni görmüstü de, senin canından bir söz isitmisti.<br />
• Gönlüm senin askının çesmesinden su içince gark oldu gitti. Beni sel götürdü, sel!gölge varlıga varlık katar<br />
271. Varlık-Yokluk<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlüıı<br />
(c. II, 950)<br />
• Aferin o yokluga ki, bizim varlıgımızı kaptı gitti. Zaten can alemi de o yoklugun askı yüzünden var oldu.<br />
• Yokluk nereye gelip konarsa, varlık kaybolur gider. Bu ne biçim yokluk ki gölge varlıga varlık katar<br />
• Yıllardan beri ben su görünen gölge varlıgımın ötesindeki gerçek varlıgımı ;yokluktan kaptım. Yokluk ise bir<br />
bakısta beni benden aldı. Varlıgımı kaptı, gitti.<br />
• Böylece ben kendimden de kurtuldum, gelecek derdinden de. Ümitten de halas oldum, korkudan da! Olduydu,<br />
olacaktı, vardı, yoktu kaydından da yakamı sıyırdım. Tamamıyla yok oldum!<br />
• Varlık dagı su bizim görünen gölge varlıklarımız, üzerinde yasadıgımız dünya ve bütün kainat mikroskobik<br />
alemden makroskobik aleme kadar hersey, yokluga karsı ancak bir saman çöpü gibidir. Hangi dag vardır ki, yokluk bir<br />
saman çöpü gibi onu kapıp gitmesin<br />
• Varlık nedir Yokluk nedir Saman çöpü ne oluyor Dag dedigin ne Ey bunlara cevap verecek olan söz, kapıdan<br />
dısarı çık! Defol git!<br />
" Hz. Mevlana´nın birçok siirleri gibi, çok derin manaları ihtiva eden bu siiri tam olarak anlayamasak bile, azıcık<br />
olsun anlamak zevkine varmamız için büyük bir velinin su sözü bize yardımcı olabilir: "Allah yok gibi görünen bir varlık,<br />
dünya ve bütün kainat var gibi görünen bir yokluktur!"<br />
272. Ask insana en yakın bir dosttur.<br />
Onun sevgisinde ates bile olsa gam yeme!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(e. II, 994)<br />
• Dostun bela çekeni, cefa çekeni iyidir. Öd agacının ateste bulunması uygundur.<br />
• Cefa kadehi içmek pek güçtür, pek zordur. Fakat dostun elinden gelirse pek hostur!<br />
Eski sairlerimizden birisi:<br />
"Zehr-i gam içmek cana safadır canan elinden,<br />
Minnetle içmem ab-ı hayatı dil tesne olsa nadan elinden."<br />
(Sevgilinin elinden gam zehirini içmek cana hos gelir. Ben susuz bile olsam, nadan elinden minnet edecegi için ab-ı<br />
hayatı içmem.) diye yazmıstır.<br />
• Keremlerle, lutuflarla süslenmis kadehle zehir bile sunulsa iç!<br />
• Ask insana en güzel arkadastır. En iyi dosttur. Onun sevgisinin içine gir;elinde ates bile olsa gam yeme!<br />
• Ates Hz. Halil îbrahim´e karsı sogur. Himmetle sögüt agacı gül olur, yasemin olur.<br />
• Askın çevgeninin kıvrımında sen bir top ol da gökyüzü ayagının altına serilsin.<br />
• Onun çevgeninin vuruslan ile top, gamlar içine düsse, ızdıraplar çekse, vurularak o tarafa bu tarafa horca<br />
yuvarlansa da, top sevgilinin vurusları ile yine de oynar durur. Onun vurulmaktan, savrulmaktan bir sikayeti yoktur!<br />
• Düzensiz, ızdıraplarla dolu iki dünyada da, darmadagın olsa, perisan olsa gam yemez. Çünkü o askın emniyeti<br />
altındadır.<br />
273. "Benim sevgilim gül gibidir" diyorsun;<br />
ömrü az olan, ebedî olmayan gül ne ise yarar<br />
Fe´ilatüi, Fa´lün, Fe´ilatü, Fa´ilün<br />
(c. II, 963)<br />
• Benim gönlüm kim oluyor ki, senin olmasın Bedenim de ne oluyor ki, senin ugrunda yok olup gitmesin<br />
• Cennet içinde olayım, nimetlere kavusayım. Orada seninle beraber olmadıktan sonra bütün nimetler; hersey bana<br />
iskence olur.<br />
• Bir hata yüzünden sen beni azarlamaya baslarsan! Can da, gönül de, hep hata islemeye kalkısırlar. Hatalı islerden<br />
baska hiç birsey yapmazlar.<br />
• Canı bırak! Gökyüzünde hos bir sekilde nürlar saçarak dolasan aydan da vazgeç, Allah´a yemin ederim ki hiçbir<br />
sey Hakk´ın güzelligine benzemez.<br />
• Bütün gün; "Benim sevgilim gül gibidir!" deyip duruyorsun. Ömrü az olan, sonsuza kadar kalmayacak olan gülü<br />
ne yapacaksın<br />
• Ey can! Sevgilinin belasından kaçma! Belalara ugramazsan, ızdırap çekmezsen pismezsin, ham kalırsın.<br />
• 0 ay yüzlü sevgili ile beraber olunca gece ne hos geçer 0 öyle bir aydır ki her tarafı yüzdür. Her tarafı aydınlıktır.<br />
Onun karanlık tarafı yoktur.<br />
• Allah´ın kölesi kulu olan padisah ne de hos bir padisahtır. Dostundan hiç ayrılmayan sevgili ne kadar da hostur,<br />
vefalıdır, güzeldir!<br />
• Ey beden sen sus da gönlüm söylesin! Çünkü gönlün sözünde ne "sen" vardır, ne "biz" vardır!<br />
274. Perde altındaki gizli kuvvetler ask yurdunu ele geçirmeye geldiler.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. II, 999)<br />
• Gönül diyarından can ordusu geldi. Geldi ama, bu can ordusu acaib bir ordu. Hem apaçık ortada görünüyor, hem<br />
de gizli; hiç görünmüyor.<br />
• Can yolundan, perdeleri kaldıranlar, her seyi açıga vuranlar, elbise yırtanlar da geldi. îste o yüzden benim sabır<br />
elbisem yırtıldı.<br />
• Ruh gelinleri üstlerinden çarsafları attılar da, dünya padisahını aramaya basladılar.<br />
• Ruh gelinleri, hos bir akısla kosup gelen sel gibi mekansızlık aleminden (rüh aleminden) gülerek, oynayarak<br />
mekan alemine, bu dünyaya geldiler.<br />
• Gönlün sureti, sekli, kendisi gibi olmayan, gösterise kapılmıs olan bütün sekilleri, suretleri kırdı geçirdi; perde<br />
altındaki gizli kuvvetler, ask yurdunu elde etmeye geldiler.<br />
• Her sey tersine döndü. Açık olan duygular, gizli olarak; gizli olan duygular da açık olarak ortaya çıktılar.<br />
• Bir nisanı, bir izi, bir eseri olanın ne bir izi kaldı, ne de bir eseri. îzi olmayanların ise izi, eseri meydana çıktı geldi.<br />
275. Senin özün pek güzeldir. Ölen deridir, bedendir;öz ölmez!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
. (c. II, 1007)<br />
• Birisi; "Hoca Senaî öldü!"dedi. Böyle bir hocanın ölmesi küçük bir is degildi.<br />
• 0, topraktan yaratılmıs olan bedenini topraga verdi. Ötelerden gelen ruhunu da göge teslim etti.<br />
• Onun "Ay"a benzeyen varlıgı, tozdan, topraktan kurtuldu. Ab-ı hayatı, tozdan, bulanıklıktan ayrıldı.<br />
• Günes ısıgı, bedenden ayrıldı. Günesten ayrılan her sey de dondu, buz kesildi.<br />
• Ecel, beden salkımını sıktıgı için üzümün halis suyu gitti.<br />
• Günes gibi bütün can oldu. Can olan artık ölmüs sayılmaz.<br />
• Senin özün pek güzeldir. Ölen deridir, bedendir. Öz ölmez; onu dost alır götürür.<br />
• Kabugu, deriyi bırak da özü tut! Yahut, Kürt ile Türk´ün hikayesini dinle!<br />
• Kürt, Türk´ün dagarcıgını çalmak için, kıyafetini degistirdi. Sırtına hırka giydi, basını da tıras ettirdi.<br />
276. Hepimiz bir agacın dalları gibiyiz,<br />
senin askın ise onları sallayıp duruyor.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. II, 928)<br />
• Binlerce mukaddes can, senin yüzüne feda olsun! Dünyada hiç bir kimse, senin gibi bir güzel görmemistir. Senin<br />
gibi bir güzel de analardan dogmamıstır.<br />
• Senin gibi bir güzelin sevgi tuzagına düsen asıgın basına binlerce rahmet saçılsın.<br />
• Herkes senin yüzünün güzelliginden, yahut da huyundan, ahlakından bahsedip duruyor. Zaten senin gibi hem<br />
yüzü güzel, hem ahlakı giizel nerede görülnıüstür<br />
• Gönlüm büyü ipligi gibi binlerce dügümle baglanmıstı. Senin güzel gözlerinin büyüsü ile hepsi de çözüldü.<br />
• Askın iki gözü de senin sevgin ile yüceleri görmeye basladı. Sen, talebedeki ! gücü, kuvveti, üstaddaki hüneri,<br />
sanatı seyret!<br />
• Gönül, ask, beden; her üçümüz hep beraber senin huzurunda oturmus kalmısız. Biri yıkık, harap; öbürü mest,<br />
kendinden geçmis, kendini kaybetmis bir halde. Bedenin gönlü ise, senin huzurunda oldugu için neseyle dolu.<br />
• Bunların her üçü de senin emrinde, senin hükmündedirler. Dilersen onları ! güldürürsün, dilersen aglatırsın.<br />
Hepimiz bir agacın dalları gibiyiz. Senin askın ise onları sallayıp duruyor.<br />
• Askının rüzgarıyla bazen sararır solarız. Bazen de yeserir, tazelesiriz. Güç, kuvvet senin. Bütün dilek senin, bizde<br />
bir sey yok!<br />
• Kerpicin, kayanın; baharın tesirinden ne haberi olacak Sen baharı çiçeklere, güllere, sümbüllere sor!<br />
• Rüzgar eser, agacı dısından sallar, oynatır. Gönül agacının ise rüzgarı içeridedir. îçeride eser. 0 rüzgar, dostu<br />
arastırır.<br />
• Saçlarının gölgesinde gönlüm harap, mest, latif, hos ve hür olarak ne de rahat uyumus.<br />
• Kıskançlıgın gönlümü uykudan uyandırdı. Gönül sıçradı, kalktı. Simdi mahmur bir halde feryatlar edecek, eyvahlar<br />
olsun.<br />
• Sen beni mest edince, yanıhrım, kendimi adam yerine kor, emîr sayanm. "Ne diye baskasının buyruguna<br />
uyayım!" diye gurura kapılırım.<br />
• Bir derde düstügüm zaman hep seni düsünürüm, seni anarım, seni duyarım, fakat dert gidince, seninle arama bir<br />
perde gerilir.<br />
• Akıl isin sonunu görmeye baslayınca, ask ona: "Ne olursa olsun geç, onun üzerinde durma!" diye seslenir."<br />
277. Ask yol bulunca, hepimiz kötü huylanmızdan kurtulduk.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´iliin,<br />
(c., 915)<br />
• Gel ki, saraba düskün olanların ask sakîsi geldi. Çaresizlere haber ver; istedikleri çareye kavustular.<br />
• Ask emîri geldi, saraphaneyi açtı. Akîk gibi olan sarabı kayalara bile tesir etti.<br />
• 0 kayalardan binlerce süt, seker çesmesi akmaya basladı da, besikteki çocuklar bile, o çesmelerden gıdalandılar.<br />
• Ask imam olunca, binlerce mescit cemaatle doldu, tastı. Minarelerden;"Namaz uykudan hayırlıdır!" sesleri<br />
gelmeye basladı.<br />
• 0 güzelin yüzünün günesi, yeryüzüne düsüp parlayınca Zühal Yıldızı yedinci kat gökten indi, o parıltıyı seyre geldi.<br />
• Onun tacını gördük de, hepimiz Feridun olduk. Yıldızı dogup parlayınca hepimiz yıldız bilgini kesildik.<br />
• Ask yol bulunca hepimiz soyunduk. Çırılçıplak olduk. Yani kötü huylarımızdan, nefsanî isteklerden kurtulduk. 0 ata<br />
binerek gelince hepimiz yaya kaldık.<br />
278. Yavasça aklın kulagına dedim ki:"înat etme, beni bırak git!"<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. 11,913)<br />
• Gözümün nüru olan kisilerin kulaklarına söyle: "Yine tövbeleri bozma zamanı geldi."<br />
• Gönül alan güzelimin bakısları, güzellik davulunu çalmaya baslayınca, tövbe eden, yemin eden binlerce kisi<br />
tövbelerini, yeminlerini bozarlar.<br />
• Madem ki, sevgili mesttir, haraptır, kendinden geçmistir. Gün de sevinç günüdür. Sen söyle, onlar, rindlikten,<br />
sarhosluktan baska ne yaparlar<br />
• Yavasça aklın kulagına dedim ki: "înat etme, serefini kaybetmeden git! Çünkü su anda Kaf dagı bile olsan, seni<br />
kökünden söker atarım."<br />
• Ey can mutrıbı, sen nese madenisin, haydi tamburu eline al; "Ten ten ten ten" diye oksamaya basla, çünkü sen<br />
olmadıkça, sen, o güzel seslerinle gönülleri uyandırmadıkça, insanlar, tenden, bedenden ibarettir.<br />
• Haydi gel, yüzük tası gibi asıkların halkasında yer al! Çünkü asıklann halkasında bulunmayanlar, çesitli belalarla<br />
imtihan edilmektedirler.<br />
Asıklar da, asık olmayanlardan daha fazla belalarla, musîbetlerle imtihan edilmektedir. Su var ki asık, o belaların<br />
nereden geldigini bildigi için gelen belayı sevmektedir.<br />
Fuzülî;<br />
"Az eyleme inayetini ehl-i dertten, Yani ki çok belalara kıl müptela beni!" diye yalvarmıstı.<br />
Seyh Galip merhum da;<br />
"Asıkta keder neyler; gam halk-ı cihanındır" demisti.<br />
• Asıkların canlarına and olsun ki, asık olmayan herkes mana bakımından ka-dın gibidir. Hem de bak da gör; onlar<br />
ne çesit kadındır Onlar hakkında ne söylenir<br />
Yanlıs anlasılmasın, Mevlana kadını küçük görmez. Fizikî bakımdan erkege göre zayıf olusundan böyle benzetme<br />
yapıyor. Mevlana´nın kadın hakkındaki görüsü için, bkz. Sefık Can, Mevlana,, Sahsiyeti, Fikirleri, Ötüken Nesriyat, tst.<br />
1995, s. 87.<br />
279. Su ne yaparsa yapsın susayan ona yüz kere razıdır.<br />
Mefa´îlun, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 931)<br />
• Ey ay yüzlü sevgili, gönlüme bir bak, gönlümde sen varsın. Bu yüzden gece gündüz gönlüme dikkat etmem, saygı<br />
göstermem lazım.<br />
• Senin gibi gönüllerde rahatlık, huzur veren güzel yüzlü bir sevgilisi olan nesesinden, mutlulugundan dünyalara<br />
sıgmaz!<br />
• Eger gönlümde bir gam varsa, bu senin neselenmen içindir. Eger avucum cömertlikte bulunursa; o cömertlik<br />
benim degil, senin cömertligindir. Çünkü cömertlik duygusunu benim gönlüme sen verdin, bu sebeple veren ben<br />
degilim, veren sensin!<br />
• Benim bedenim; eli, ayagı olan bir süretten, bir gölge varlıktan ibaret oldugu için, ruh olmadıgı için senin güzel<br />
hayalin hakîkati görmede, benden ürkmede, kaçmadadır.<br />
• 0 essiz olan, o süreti görünmeyenin hayali, benim ve benim gibi yüzlercesinin gözlerini süretlerle, sekillerle<br />
doyurur da, onları fani güzellere asık eder.<br />
• Çıplak olan kisi günes ısıgını giyer de der ki: "Altın sırmalarla süslenmis elbise giyen kisi ne mutlu kisidir "<br />
• Bedene günesin ısıgı vuran kisi, yani ilahi nurla aydınlanan asık, devlet kusu gölgesini arar mı<br />
• Sunu iyi bil ki: "Nefıs Firavunu"nu öldüren "Ask Musa"sı, bu gönül sehrindedir. Sen onun asasını görmüyorsun.<br />
Ama, onun asası elindedir.<br />
• Onun derdi, gamı cefa etmez. Eger ederse helal olsun, su ne yaparsa yapsın, susayan ona yüz kere razıdır.<br />
• Can ve gönül, su veren kisiye asık olursa, suyun cevri cefası ona safa gibı gelir.<br />
• Seher vakti esen rüzgar, bahçede birkaç dalı kırarsa ne olur Bagın, bahçenin nesi varsa, o güzelim meyvelerin,<br />
çiçeklerin meydana gelmesine rüzgar sebep olmadı mı<br />
• Yeryüzü tam üç ay agzını kapar, hiçbir sey söylemez, susar; ama ilkbahar gelince, gönlünden neler çıkacagını,<br />
neler bitirecegini bilir.<br />
• Günese arkasını dönen kisi kendi gölgesini imam edinmistir. Kendi gölgesine uymustur. Bu yüzden onun namazı<br />
namaz degildir.<br />
280. Söz gökten inmistir. Söz Allah´ın sanatıdır.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´ÎIün, Fa´ilün,<br />
(c. II, 938)<br />
• Söz, söz söylemeyi bilen, sözün kudretini anlayan kisinin yanında büyüktür. Söz çok degerli bir seydir. Çünkü söz,<br />
gökten inmistir.<br />
• Eger iyi bir söz söylemezsen, bin söz söylesen onlar söz sayılmaz. Fakat iyi ve yerinde söz söylersen, bir tek<br />
sözün binlerce söz kadar degeri vardır.<br />
• Söz perdesini kaldırsan da, söz ortaya çıksa, görünse, o zaman görür ve anlarsın ki, söz, Allah´ın san´atıdır.<br />
• Söz, yüzünü gösterse, herkes ona gıpta eder. Bundan dolayı o, yüzünü gizIer, kendini göstermez. Ne mutlu o<br />
kisiye ki, sözde sır sahibidir. Aklına geleni söylemez, sözün nereye varacagını bilir.<br />
• Arstan yere kadar, zerre zerre her sey konusmaktadır. Yeryüzü de, anlayısta tıpkı arsa benzer.<br />
281. Günes gibi herkese, her seye esirgemeden nurunu saç!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün,<br />
.(c. II, 993)<br />
• Her seyi besleyen, gelistiren ezelî nürdan sana fazlasıyla vermisler.<br />
• Günes gibi her seye, herkese esirgemeden nörunu saç, onlara hosça bak! Çünkü onların hepsi de donmus gibidir.<br />
Hepsi de senin ısıgına, hararetine muhtaçtır. Onları sen canlandıracaksın, sen yetistireceksin.<br />
• Ey ilkbahar! Agaçlar insafsız deli kıstan perîsan olmuslar, solmuslar, sararmıslar onlara bir bak, onlara hayat ver!<br />
• Dudagını aç da, Hz. îsa´nın; "Ölüyü dirilten dua"sını oku, çünkü; varlıklar cefa Deccalı yüzünden ölmüslerdir.<br />
• Bugün herkesin mahmurlugunu gider. Çünkü herkes her seyi senin sarabından içmis kendinden geçmistir, onları<br />
uyandır!<br />
• Kıs mevsiminde agaçlar, bitkiler, baglarda ve bahçelerde bulunan bütün varlıklar, yokluk zehrini içmisler, yok<br />
olmuslardı. Simdi, sen onlara ölümsüz yasayıs panzehirini ver, onları dirilt!<br />
• Seher rüzgarı gibi gece perdelerini yırt, çünkü, hepsi de yüzlerce perde altında gizlenmis kalmıslardı.<br />
282. Gönül, pencereye benzer, beden evi onunla aydınlanır.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat.<br />
(c. II, 898)<br />
• Ben; "Mest gönül nereye gidiyor " diye seslendim. Padisahlar padisahı;"Sus" dedi, "0 bizim yanımıza geliyor."<br />
• Padisahım dedi ki, sen benimle beraber degil misin Senin harfsiz, sözsüz sesini içimde duyuyorum. Öyle oldugu<br />
halde, gönlüm, saskın saskın dısanda nerelere gidiyor<br />
• Dedi ki: "Gönül dedigin bizimdir, bizim balımız mülkümüzdür. Bizim destanımızın "Rüstem"i dir. Allah hakkında<br />
yanlıs hayale kapılanlarla savasmaya gidiyor.<br />
• 0 hangi tarafa gitse, talih de o tarafa gider. Hangi tarafa deme, o istedikçe istedigi tarafa gider.<br />
• Bazen günes gibi feyizli nüru ile yeryüzü hazinesine dolar. Bazen de Hz. Peygamberin duası gibi gökyüzüne<br />
yükselir.<br />
• Bazen bulut memesinden, yeryüzüne lütuf, kerem, ihsan sütünü verir. Bazen de can gül bahçesinde seher rüzgarı<br />
gibi eser, etrafa hos kokular yayar.<br />
• Sen de gönlün izine uy, onun gittigi yerlere git, git de yesilliklerin, çiçeklerin kara topraktan nasıl bittiklerini, vefa<br />
ırmaklarının durmadan nasıl aktıklarını gör!<br />
• Dünyaya sekiller, süretler, nakıslar, güzellikler bagıslayan sadedir, sekilsizdir, süretsizdir. Herkesin eli, ayagı odur<br />
da, kendisi elsiz, ayaksız gitmededir.<br />
• 0 yanlıs bile yapsa, yaptıgı dogrunun dogrusudur. Cefaya dogru gitse, basımıza cefalar yagdırsa, ettikleri vefanın<br />
da vefasıdır.<br />
• Gönül, pencereye benzer. Beden evi onun yüzünden aydınlıga kavusur. Su beden her gün mezara dogru, yokluga<br />
dogru gitmededir. Gönül ise ölümsüzlüge dogru yol almadadır.<br />
• Gönül acaip bir sey! Yapayalnız gidiyor ama, bir taraftan fitneler koparıyor, Padisahların kanlarını döküyor, diger<br />
taraftan barısı seviyor, herkesle anlasıyor,oluyor.<br />
• Sevgilinin canımla, gönlümle bitmez, tükenmez macerası var! Hem de öyle gizli, örtülü degil! îste bak, suracıkta,<br />
sizin önünüzde yürüyen gölge varlıgımda da gizlenmis olan, benim gönlümdür.<br />
283. Hakîkatler günesine anlatıs bir perdedir.<br />
Mefa´îlün, Fa´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 921)<br />
• Denizden buharlasarak meydana gelen sis, denizi göstermedig candan kopup gelen söz de cana perde olur.<br />
• Hikmetten bahsetmeye girismek pek yüce, pek büyük bir isle ugrasmaktır. Fakat hakîkatler günesine anlatıs bir<br />
perdedir.<br />
• Dünya, köpük gibidir. Hakk´ın sıfatları denize benzer, fakat köpük, yani dünya, denizin rengine, güzelligine perde<br />
olmustur.<br />
• Köpügü gidermeye, ortadan kaldırmaya çalıs ki, denizin güzelligini görebilesin. Halbuki sen, denizin köpügüne<br />
takılıp kalıyorsun. Bilmiyorsun, bilmiyorsun ki köpük denizi sana göstermemektedir.<br />
• Dünyada gördügün süretlere, resimlere, muvakkat verilmis olan güzelliklere dalma, onlar hakkında düsünceler<br />
yürütme! Gördügün resimler, süretler zamanla kaybolup giderler.<br />
• Nasıl saçlar, sevgilinin yüzünü, gözünü örterse, güzelligini göstermezse harfler de sözün özünü örter. Bu yüzden<br />
harf kabugunu kırmak gerektir.<br />
• Sen her hayali, perdeyi açan bir sey sanırsın, o hayali gönlünden at gitsin. Çünkü asıl sana perde olan, o hayaldir.<br />
• Su var gibi görünen, aslında yok olan, yokluk diyarı olan dünya Hakk´ın bir eseridir, delilidir. Fakat bu eser de, bu<br />
delil de yaratıcının güzelligini örtmededir.<br />
• Her ne kadar bu varlık, varlık madeni olan Tebrizli Sems´ten bir kırıntı, bir kesinti ise de, o kesinti cana perde<br />
oluyor, asıl madeni göstermiyor.<br />
284. Gül, bana bir kadeh getirdi de, "Sarap içer misin "dedi.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 934)<br />
• Gül bahçesinde, kırmızı gülün bir hayhuyu var! "Geliniz, benim agzımı koklayınız, ne kokuyor " diye söylenip<br />
durmada.<br />
• Zaten bahçede bulunanların hepsi de mest olmus. Fakat gül kadar degil Çünkü onlar sadece birer kadeh içmisler.<br />
Halbuki, gülün elinde sarap testisi var, durmadan içip duruyor.<br />
• Madem ki yıl, sevinç yılı, gün de zevk günüdür. Böyle bir yılda, böyle bir günde askı kendine huy edinen herkes<br />
mutludur.<br />
• Ay yüzlü ebedî bir sakisi olan kisi neden bizim gibi gül bahçesini kendine yurt edinmez Meclisimize gelip; "îçiniz!"<br />
emrini duyan cana, binlerce kutlu can feda olsun.<br />
• Güle; "Kime gülüyorsun " diye sordum. "Iki kumalı çirkine "diye cevap verdi.<br />
• 0 çirkin varlık yani dünya, binlerce kisinin ilkbaharını hazana çevirdi. 0 nun askla ne ilgisi vardır<br />
• Gül bana bir kadeh getirdi de; "Sarap içer misin " dedi. "Elbette içerim, neden içmeyeyim Benim de bogazım<br />
var, agzım var!" dedim.<br />
• Zaten ilahî sarabı içmek için agza, bogaza ihtiyaç yoktur. Zerre zerre her varlıgın sarabı da, mezesi de gizli yoldan<br />
ondan gelmiyor mu<br />
• Diken; "Gülün, lalenin yüzlerce düsmanı var!" diye gayrete düsmüs de, ne fena halde mest olmus, ne sert huylu,<br />
ne de eksi bir suratı var<br />
• Hz. Müsa´nın tecellî duragı olan Tur Dagına bak! 0 sonsuz sarabı o kadar çok içmis ki, agzı yok ama, karnı çarsı<br />
gibi genis.<br />
• Bahar mevsiminde baglara, bahçelere git de; mest olmus agaçları seyret! 0 kadar içmisler ki, içtiklerini hos<br />
kokulu çiçekler halinde dısarı vurmuslar.<br />
285. "Bu güzelligi, bu hos kokuyu,<br />
bu rengi kimden asırdın " diye güle sordum.<br />
Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c,11,927)<br />
• Bundan sonra bülbül, bahçede bizden bahseder. 0 gönüller alan, o benzeri bulunmayan sevgilinin güzelligini<br />
anlatır durur.<br />
• Rüzgar eserken sögüt agacının üstüne düsünce, sögüt agacı bu rüzgarın ondan gelen bir rüzgar oldugunu anlar<br />
da neselenir, oynamaya baslar. Allah bilir, o oynarken havaya neler söyler<br />
• Çınar, çayır çimenin derdinden birazcık olsun anlar da, genis ellerini açar. Onların dertten kurtulmaları, huzura<br />
kavusmaları için, bir hosça duaya baslar.<br />
• "Bu güzelligi, bu hos kokuyu, bu rengi kimden asırdın " diye güle sordum. Utancından yavasça güldü ama,<br />
nereden asırdıgını hiç söyler mi<br />
• Gül, bülbüllerin ötüsünden mest olmus, gülerek kendinden geçmis etrafa hos kokular yayıyor, ama, o benim gibi<br />
içi yanık, harap degil! 0 sarhos halinde size nergisin sırlannı söylüyor.<br />
• Sen, sırları duymak istiyorsan, sarhosların yanına git! Çünkü sarhoslar isin nereye varacagını düsünmeden,<br />
utanmadan, çekinmeden sırları söylerler.<br />
• Sarap, üzümün kızıdır. Kerem ve ihsan suyundandır. Agzını açmıstır. Cömertlikten bahsedip durmada, üzüntüsü,<br />
kederi olanları, acı duyanları, neselendirmektedir.<br />
• Bilhassa üzümün kızı olmayan, ars sarabı olur da kerem sahibi Hakk´tan gelirse, onun cömertligini, onun<br />
keremini, onun lütfunu söylese söylese ancak onu yaratan söyler, baska kimse söyleyemez.<br />
• 0 ars sarabı, arif kisinin gönlünde cosar, köpürür. Onun beden küpünün derinliklerinden dilsiz, dudaksız sana<br />
seslenir, seni içmeye davet eder.<br />
286. Ask hiçbir afetten, felaketten, beladan ders almaz.<br />
Mefa´îlün, Fa´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 937)<br />
• Sevgilim, senin askın beni en yakınlarımdan vazgeçirtti. Zaten senin askın günahtan duygusunu kökünden söker<br />
atar.<br />
• Bu sebeptendir ki, ask, harap olustan, yıkılıstan baska bir sey degildir. Ask, hiç bir afetten, felaketten, beladan<br />
ögüt almaz, ders almaz.<br />
• Bu sebeptendir ki, askta ne malın mülkün; ne söhretin, saygının, yüksek mevkinin; ne evlat ve iyalin yeri vardır.<br />
• Asıgın canı, ask kılıcını çekince, Teşekkür için onun önüne binlerce mukaddes can korlar.<br />
• Hem ask havasına düs, hem de yıkılıp dökülmekten kork, hem nekes ol, sükür dudaklıya gönül ver; buna imkan<br />
yok!<br />
• Ask atesi gelip de, kendinden baska ne varsa yakıp yandırırsa, iste o zaman gönlünde ne varsa, yanınca sevin,<br />
tatlı tatlı gül!<br />
• Bilhassa, ezelden beri devam eden, sayıları, sevilen birisinin askı olunca bu ask!<br />
• "Onu gördüm" diyorsan, Allah için olsun, su iki bas gözünü kapa da, gönül gözünü, can gözünü aç!<br />
• Çünkü bu bas gözü ile bakısı yüzünden, iki dünyada da, senin gibi benim gibi binlercesi durmadan helak olur, kör<br />
olur, gider.<br />
• Gözüme onun yüzünden baska bir sey görünürse, iki gözüm de, kazmalarla, külünklerle oyulsun gitsin.<br />
• Bütün insanların can gözleri bile mat oldu. Aciz kaldı. 0 boyu posu düzgün padisahın ululuguna, güzelligine<br />
ulasmanın imkanı var mı<br />
• Yazık, keske Hz. Ali´nin Hayber Kalesi´nin kapısını çekip kopardıgı gibi senin varlıgını da Allah çekip koparsaydı.<br />
• 0 bahsettigimiz ülkeden binlerce yıl uzakta bulunan yerlerde bile onun bes vakitte çalınan nöbetini nasıl çalıyorlar,<br />
gözlerinle görseydin!<br />
287. Küfür insanhgın yüzünü karartmıstı.<br />
Hz. Muhammed´in nüru imdada yetisti.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. II, 882)<br />
• Küfür, insanlıgın yüzünü karartmıstı. Hz. Muhammed´in nüru imdada yetisti. Sonsuza kadar yasayacak olan<br />
manevî saltanat geldi, ölümsüzlük davulunu çaldılar.<br />
• Yeryüzü manen nürlandı, yesillere büründü. Gökyüzü sevincinden yenini, yakasını yırttı. Ay ikiye bölündü,<br />
tamamıyla rüh oldu.<br />
• Cihan tatlılıkla doldu ve beline mutluluk kemerini bagladı. Kalk, o ay yüzlü tekrar geldi!<br />
• Dünyaya ait düsüncelere dalan bir çok baglarla baglanmıs olan akıl, bir gececik olsun ask padisahına kavustu.<br />
Günah bagları ile baglı nefis, akla; "Benim bahtım karaymıs, ikbal, mutluluk senin kapına geldi." dedi.<br />
• Asıkların gönüllerinden geçenleri bilen sır çavusu geldi, basını ayak yaptı, kalem oldu da kagıdın gönlüne, su hos,<br />
tatlı, müjdeli haberi yazdı:<br />
• "Ey tertemiz gönüller, ne zamana kadar topragın içinde sabredeceksiniz Haydi, mezarlarınızdan sıçrayın, çıkın,<br />
size ilahî yardım geldi."<br />
• Kıyamet davulunu çaldılar, mahser surunu, yeniden dirilme surunu üflediler. Ey ölüler! Vaat edilen yeniden dirilip<br />
kalkma vakti geldi.<br />
• "Kabirdekiler dirildiler çıktılar, gönüllerindekiler açıga çıktı" ayeti bilindi. Sür sesi geldi. Can da maksadına eristi.<br />
Adiyat Suresi, 100/9-10. ayetlere isaret var.<br />
• Dün gece, gökyüzünde parlayıp duran yıldızlardan bir gürültü duyulmustu. Neseli bir ses söyle haykırıyordu;<br />
"Yıldızı pek kuvvetli olanların en kuvvetli olanı kainatı sereflendirdi."<br />
• Kalk, devran bizim devranımızdır. Ask padisahı baskasının degil bizimdir! Madem ki, onun bakısı bizim canımızdır.<br />
Bize müeyyed, sonu olmayan bir ömür geldi ulastı.<br />
• Saki, renk vermeden, laf söylemden, sonu gelmez sarabı döktükçe döktü de Kaf dagı bile deve gibi oynamaya<br />
basladı. Zîra alemde yeni bir yasayıs, yeni bir içki dernegi kuruldu.<br />
• Yine ruh Süleyman´ı bizi sabah sarabı içmeye çagırdı. Belkıs´ın sınandıgı billür dösenmis saray bize de göründü.<br />
"Neml Süresi, 27/44. ayete isaret edilmektedir. Bu ayette, Belkıs´ın Hz. Süleyman´ın hazırlattıgı billur köske girmesi<br />
anlatılır.<br />
• Din cesetçilerinin inadına, rahmet kapısından kovulmus seytanın körlügüne ragmen agrıyan gözlerimize gönül ve<br />
can sürmesi geldi.<br />
• Mahrem olmayanlar anlamasınlar diye dilime kilit vurdum. "Ey çalgıcı, kalk, sonsuz isret vakti geldi!" diye sen<br />
haber ver, sen söyle!<br />
288. Ask benim yüzüme binlerce nükteler yazdı;<br />
eger asıksanız, gönlümün halini yüzümden okuyunuz!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 926)<br />
• Eger bilmiyorsanız, bilin ki; "gerçek sevgili" can Kabe´sidir. Ne tarafa giderseniz gidin, nerede bulunursanız<br />
bulunun, mutlaka ona dönün, yüzünüzü ona çevirin!<br />
• Eger siz, aleme beden iseniz, o candır. Yok eger siz aleme can iseniz, bütün canların canı odur.<br />
• Bu gece; "Feda olacak can kimdir " diye birisi geldi. Bunu duyunca canım yerinden sıçradı, "Bu canı veresiye<br />
degil, pesin olarak alın!" diye haykırdı.<br />
• Ask, benim yüzüme binlerce nükteler yazdı. Eger asık iseniz, gönlümün halini yüzümde görün de okuyun.<br />
• Ötelerden her an asıklara gelen bu kadeh, nasıl bir kadehtir Eger yigit bir insansanız, siz de bu kadehi alın için!<br />
• Canınız sıkıldıysa, hayattan bıkıp usandıysanız, ask bagdır, bahçedir, seyran yeridir. Yorulup yolda kaldıysanız,<br />
onun sevgisi asil kanlı bir Arap atıdır.<br />
• Mihnetlerle, eziyetlerle dopdolu bir kırba (=su kabı) olan onun adı, beden´dir. 0 kırbayı kırın da, her seyden<br />
kurtulun gitsin!<br />
• Kafese konmus bir kus gibiyim. Tebrizli Sems´e olan düsmanlıgınızdan ötürü kafesimi kırın, beni bırakınız!<br />
289. Rüzgar, tozlan havaya kaldırdıgı zaman, o tozlardan bir ses,<br />
bir feryat duyarsan, o tozda benim bir zerrem vardır.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îliin, Fa´îlün,<br />
(c. II, 922)<br />
• Ask, öpmek, kucaklamak hevesine düsünce, ey can, kimde karar kalır, kirnde karar kalır<br />
• Padisah avlanmaya çıkınca, av yeri neselenir, sereflenir, güler. Fakat padisahın kendisi bir güzelin avı olursa, ne<br />
dersin Artık ne olur<br />
• Gönlüm, mahmur gözlerin mesti olunca, benim mahmurlugumu bin kadeh sarap bile gideremez.<br />
• Ölüp toprak oldugum, topragımın da zerre zerre dagılıp gittigi zaman, her zerrem yine o essiz sevgiliye asıktır..<br />
Onun ´askıyla titrer durur.<br />
• Rüzgar, tozları havaya kaldırdıgı zaman, tozlardan bir hayhuy sesi duyarsan bil ki, o tozda benim bir zerrem<br />
vardır; aglayan, feryat eden odur.<br />
• Ah, senin ay yüzlü sevgilinden utandıgın gibi, ben de "ah"tan utanırım. Benim gönlüm "ah" etmekle rahatlar.<br />
• Zamanede sabretmekten daha iyi bir sey yok. Fakat, sana sabretmek pek büyük bir suçtur! Utanılacak bir haldir!<br />
290. Hz. Yüsuf´un kardeslerinin bagıslanması için duası.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 929)<br />
• Kim, o güzel yüzün askından tevbe ederse, dilerim tevbesi kabul edilmesin<br />
Seyh Sadî hazretleri de;<br />
"Senin güzel yüzüne bakmanın hata oldugunu kim söyledi Aksine senin güzel yüzüne bakmamak büyük bir<br />
hatadır!" diye buyurmus.<br />
• Allah´a binlerce hamd, binlerce sükür ki, senin askın bütün dünyaya kanat açtı.<br />
• Senin güzel yüzünün sabahına kavusmak için, ihtiyar dünya, bir ömürdür seher vaktinde evrad okuyor.<br />
• 9sitmistik ki; Hz. Yüsuf tam on yıl, geceleri uyumamıs da, Cenab-ı Hakk´tan kardeslerinin affedilmelerini niyaz<br />
etmis.<br />
• "Allah´ım!" dermis; "Onların günahlarını affetmezsen, bu dua kapısını yüzlerce feryatlarla sarsar yıkarım, su<br />
aleme velveleler salarım.<br />
• Allah´ım; onların günahlarına bakma, düsünmeden isledikleri hata yüzünden çok pisman oldular."<br />
• Geceleri hep ayakta durup yalvardıgı için, tabanları sismis, gözleri yanmaya, agrımaya baslamıstı.<br />
• Derken, Meleküt Alemi´ne bir feryat düsmüs. Melekler feryada baslamıslar. Nihayet lütuf denizi cosmus, zorluklar<br />
çözülmüs.<br />
• 9ste ermislerin, velîlerin, gece gündüz çalısıp çabalaması böyle olur. Halkı belalardan, bozgundan, bunalımdan<br />
onlar kurtarırlar.<br />
• Bitmeyen hazineler bagıslarlar. Gidip gidip gelmeyen dertleri, kökünden giderirler; yırtık, pırtık eski hırkaları<br />
soyarlar, atlas elbiseler giydirirler.<br />
291. Düsünceleri gönlünden at gitsin, çünkü düsünce gönle tuzaktır.<br />
Mefa´îlün, Fa´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 907)<br />
• Sevgilim, su zavallı gönlümü, senin ayrılıgının eline verme, kendini senin ugrunda feda edeni öldürme, bu<br />
davranıs sana yakısmaz!<br />
• Lutfettin, keremlerde bulundun. Layık olmadıgım halde beni begendin, sonra benden uzaklastın. Ey vefalar eden<br />
azîz varlık, bu cefalar sana yakısmıyor!<br />
• Gönül gibi sen tamamıyla yüzden ibaretsin. Gönülde arka yoktur. Arkanı bize dönme, bizden yüz çevirme, bu hal<br />
sana yakısmaz.<br />
• Bulusmamıza dair diller döktüm, yalvardım, yakardım, ricalarda bulundum. Lütfun "Peki!", dedi "Evet!" dedi.<br />
"Peki!", "Evet!" dedikten sonra "Neden "demek sana yakısmaz.<br />
• Sen çok tatlı bir varlıksın, sekerler, ballar madenisin. Sekerler, ballar, tatlı diller; acı sözler söylemez. Bu sebeple<br />
yüzümüze karsı acı sözler söyleme, bu sözler sana yakısmaz!<br />
• Her biri can gibi olan güzel sözleri söyle, bu gece vakti çırag´ı gizleme, bu hal sana yakısmaz.<br />
• Bedeni yıpratıp harap eden gamın ne bedenin içinde, ne de dısında. Gam, öyle bir atestir ki, yeri yoktur.<br />
Nerededir, bu söz sana yakısmaz!<br />
• Gönlümü, neliksiz, niteliksiz, nasıl oldugu bilinmeyen Hakk Alemi´nden;<br />
hayalimi de aynı alemden olan gönlümden; beni de bu iki misafir arasından ayırma, bu davranıs sana yakısmaz!<br />
• Evin kapısını kapama, süfîlere iltifat et; "Haydi içeri geliniz!" de. Yalnız basına oturup turunç yeme, bu sana<br />
yakısmaz!<br />
• Ey gönlüm, düsüncelere karsı uykuya dal! Düsünceleri gönlünden at gitsin! Çünkü düsünce, gönle tuzaktır.<br />
Cenab-ı Hakk´ın huzuruna her seyden ayrılmadan, her seyden kurtulmadan gitme! Bu sana yakısmaz!<br />
292. Su anda sen "beden kabri"nin içindesin, bundan senin haberin yok!<br />
Mefa´îlün, Fa´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 909)<br />
• 0 öyle bir padisahtır ki, topraktan padisahlar yaratır. Bir iki dilencinin hatırı için kendini dilenci yapar.<br />
• Ölünün yanından geçer, ona can verir. Derde bakınca, derdi deva haline getirir.<br />
• Rüzgarı üsütür, dondurur. Sonra onu su haline getirir. Suyu kaynatır, hava.yapar.<br />
, • Dünyaya hor bakma, çünkü fanidir. Sonunda o bu fani dünyayı da "beka", (ebedîlik) haline getirir.<br />
• Gönülde binlerce kilit olsa bile korkma! Sen ask dükkanını arastır, bul! Orada gönüller anahtarı vardır!<br />
• Biri var ki, kalemsiz, fırçasız bu dünya puthanesinde bizim seyretmemiz için binlerce güzel resimler, tablolar<br />
yapıyor.<br />
• Bizim için binlerce Leyla resmi yaptı ve binlerce Mecnun resmi yaptı. Allah´ın kendisi için yaptıgı bu resim ne güzel<br />
bir resimdir!<br />
" Al-i Imran Suresi, 3/27. ayete isaret var.<br />
• Gönlün demir gibi sert bile olsa aglama; kereminin cilası onu parıl parıl parlayan bir ayna haline koyar.<br />
• Dostlardan ayrılıp mezara, toprak altına gittigin zaman yılanlardan, karıncalardan sana güzel yüzlü dostlar yapar.<br />
• Bak su anda sen, yasıyorum sanıyorsun. Aslında, sen beden kabrinin içindesin, o sana bu beden kabrinin içinde,<br />
zaman zaman ne gönüller kapan hayaller yaratıyor. Ne güzel tablolar yaratıyor, ne hos resimler çiziyor.<br />
• 0 bunları nerede yapıyor, yaratıyor "Kimsecikler laf etmesin" diye o is yurdunu gizlemis. 0 büyük yaratıcıyı, o<br />
essiz san´at sahibini bulmak için gögsünü yarsan bile, içeride hiç bir kimseyi bulamazsın.<br />
• Küçük iki yag parçası içinden akıp gelen, su iki nur ırmagına, gözlerine bak da onun asayı ejderha haline<br />
getirmesine sasma!<br />
• Su iki kulagına bak, sözleri içeri çeken kehribar nerede Ne sasılacak bir yaratıcı ki, iki deligi sözleri çekip alan bir<br />
kehribar haline getirmede!<br />
• 9lahî binaya, beden sarayına canı çagırır, onu saray sahibi eder. Sonra o saray da oturanı çekip alınca, o saraydan<br />
yine bir baska saray meydana getirir<br />
• Saray sahibinin bedeni kabre, yer altına alınmıstır. Ama, gönlünü de Allah´a yurt olarak vermistir.<br />
"Bu beyitte; "Allah yere göge sıgmadı, mümin kulunun gönlüne sıgdı." hadîsine isaret var.<br />
293. Benim gözüme hiç bir güzelin güzelligi görünmüyor.<br />
Mefülü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa-ilat<br />
(c. II, 878)<br />
• Günesli havalarda ova ne kadar hostur. Ne kadar hos görünür! Güller açtıgı zaman da gül bahçesi çok güzeldir.<br />
• Gördügümüz su günesten baska bir günes vardır ki, onun fermanı, onun emri, onun hükmü ile bizim bu<br />
günesimiz is görmekte, nurlar saçarak gökleri . dolasıp durmaktadır.<br />
• Sevgili mal verene, altın bagıslayana kendini öptürmez. 0 ask derdi ile sararıp solan gerçek aska yanagını uzatır.<br />
• Kanat çırparak uçusan su dudu kuslarına bak! Kendilerine seker veren bir seker dudaklıya dogru uçup giderler.<br />
• Dünyada herkes bir seker dudaklıyı seçmis ve sevmistir. Bizim de bir seker dudaklımız vardır ki, o da bize<br />
bambaska sekerler verir.<br />
• Bizim de öyle bir seker dudaklımız vardır ki, sekerler ondan seker dilerler.<br />
•Bizim öyle bir padisahlar padisahımız var ki, bize saltanat bagıslar, zaferler verir.<br />
• Eger padisah ogluysan, himmetini yücelt, padisahın sana taç bagıslamasını, kemer kusatmasını yeter bulma!<br />
• Elbiseni çıkar, soyun, kos, ab-ı hayata dal da topraktan yaratılmıs olan varlıgın sana yakutlar, inciler versin!<br />
• Aska dogru kos! Sana gelip geçici olan güzelligi gösterip, sana dert veren, kan aglatan sevgiliden çekin!<br />
• Su dünyada benim gözüme hiçbir güzelin güzelligi görünmüyor. Çünkü, ezel nakkası, can bedenine gayb<br />
aleminden sekiller vermede, onu bir baska çesit süslemededir. Ben o güzellikleri, o süsleri görmek isterim.<br />
• Aklı, kendisine kevser suyundan haber veren kus, nasıl olur da kör kuslarla beraber acı su içer<br />
• 9ki gözümüzü de Hakk kendi güzelligi ile doldurdu. 0 öyle güzeller güzeli ki, "Ay" bile onu güzelligini görse, hemen<br />
ugrunda, canını feda eder.<br />
• Diinya güzelleri bile, onun dilencisinin gözüne toprak gibi görünmede, Allah´ın görüs kabiliyeti verdiği göz, nasıl<br />
olur, nasıl görür; bir düsün!<br />
294. Korku ve Ümit<br />
Mef´ülü, Fa´ilatü, Mefa´îlii, Fa´ilat<br />
(c. II, 876)<br />
• Ne zamana kadar, ümit ve korku arasında çırpınıp duracagım Ne zamana kadar, umarak ve korkarak hırkamı<br />
yırtacagım. Ey saki, sen bana, ümitten de, korkudan da kurtulmam için ask sarabı sun!<br />
• Dıisünceleri, kaygıları yakıp yandıran ates dolu kadehi önüme getir bana sun çünkü, basımda ümidin de korkunun<br />
da getirdigi düsünceler var, üzüntüle rvar.<br />
"Mevlana´nın bu beyiti Ahmet Hasirn´in Piyale´sini hatırlattı: "Ates doludur, tutma yanarsın, / Karsında su gülhan<br />
piyale<br />
•Gamlar, kederler lüfunda bogulmamak için ümit ve korku demirini atmıs i ekliyoruz. Gel, Nuh´un gemisi gibi olan<br />
kadehini yürüt, sun, bizi mest et bizi bizden al da kurtar!<br />
• Kevser suyunun bile asık oldugu bu îlahî sarabı bana sun! 0 sarapla benirn susuzlugumu gider! Çünkü ümide ve<br />
korkuya kapılmısım da kevser hevasına düsmüsüm.<br />
• Halil îbrahim (a.s.) gibi atesin ta içindeyim. Azer gibi ümidlere kapılmısım,korkulara düsmüsüm de ümitlerden,<br />
korkulardan put yontmadayım; o sarabı bana gönder, beni kurtar!<br />
295. Bir gülün askı ile rüzgar gibi her taraftan kaçıyorum.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 900)<br />
• Onun lütuf etegini tut, hem de sımsıkı tut ki, birdenbire kaçmasın! Fakat su tuttugunu ok gibi çekme ki, fırlayıp<br />
kaçmasın!<br />
• 0 ne akıl almaz isler yapar, ne nakıslar, ne san´at eserleri ortaya koyar. Sekillerde, süretlerde görünür, ama<br />
kendisi can yolundan kaçar gider.<br />
• Sen onu göklerde ararsın, ay gibi suyun üstüne düser, orada parıl parıl parlar. Sen onu bulabilmek için suya<br />
girersin. Bu defa o gökyüzüne kaçar.<br />
• Sen onu mekansızlık aleminden ararsın, o izini sana mekan aleminde gösterir. Mekan aleminde aramaya<br />
çalısırsın, o mekansızlık alemine kaçıverir.<br />
• Süphe kusunun bedeninde, tez giden ilham habercisi yoktur. Bu sebeple ondan, dogru haber alınamaz. Sunu iyi<br />
bil ki, yakîni bilen kisi süpheden kaçar.<br />
• Usandıgımdan degil; korkuya kapılır, sundan bundan kaçarım. Çünkü o pek latîf olan sevgilim, sundan bundan<br />
kaçar.<br />
• Bir gülün askı ile rüzgar gibi her taraftan kaçıyorum. Benim gönül verdigim bu gönül, sonbahar rüzgarının<br />
korkusu ile gül bahçesinden kaçan gül degildir.<br />
• Adını söylemeye niyet edince öyle kaçar ki: "Filan kaçıyor!" demeye bile imkan bulamazsın.<br />
• 0 senden öyle kaçar ki, bir kagıda resmini yapsan, resim bile kagıttan uçar gider, hatta gönülde nisanı bile<br />
kalmaz.<br />
296. Ben kavusma gününde simsek, ayrılık gününde de aglayan bulut gibiyim.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 924)<br />
• Kutsal ruhlara benden selam söyleyin. Bizden önce gelip gitmis asıklara benden haber gönderin, haber götürün.<br />
Merhum Yahya Kemal, Veda gazelini yazarken acaba Mevlana´nın bu beytini mi açıkladı:<br />
"Dünyada bu iksîr ile mes´üd olan ervah,<br />
Ukbada da sermest-i müdam olsun erenler<br />
Tekrar mülakî oluruz bezm-i ezelde<br />
Evvel giden ervaha selam olsun erenler"<br />
• Ben vuslat gününde simsek gibiyim. Ayrılık gecesinde ise buluta benzerim. Söyle bakalım, sen bu iki karmakarısık<br />
halden hangisindensin<br />
• 0 günesin önünde ayın, yıldızın, mumun, kandilin adını anarsanız, Allah sizden hosnut olmaz.<br />
• Onun askının matbahını bırakır da su zenginlerin sofrasına giderseniz, çanagınız bos kalsın, aç gözlü bir dilenci<br />
olun.<br />
• Siz gönül atesini nereden alabilirsiniz Ben size yol göstereyim: Salına salına hos bir sekilde yürüyüp giden<br />
padisahlar padisahının atının nalından çıkan simsekten alırsınız.<br />
• Sevgilinin bulundugu yere ölüyü götürseniz dirilir, oraya haram götürseniz helal olur.<br />
• Onun askı, mademki canın ayagından binlerce bagı çözüyor; öyle ise, ne olur iki elimden de tutun, beni oraya<br />
götürün.<br />
• Ben bu gazelleri ask levhasından yazdım. Tebriz´in övündügü Sems´e bunları, bu kuldan bir armagan olarak<br />
götürünüz.<br />
297. însanın degeri ne ile ölçülür; bilir misin<br />
Aradıgı seyle! însan neyi ararsa ona layıktır.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 916)<br />
• Yerden biten, bas kaldıran agaç ve yaprak sunu söylerler: Hocam, ne ekersen ancak onu biçersin.<br />
• Sana sayılı olarak verilen nefeslerden eger son nefesin kaldı ise, asktan baska hiç bir sey ekme! Çünkü insanın<br />
degeri neyle ölçülür, bilir misin Aradıgı seyle. 9nsan neyi ararsa ona layıktır.<br />
• îki elini de kendinden, kendi varlıgından yıka, kendini görmekten, kendini begenmekten kurtul, kurtul da gel ask<br />
sofrasına otur! Çünkü, su, temizlik için,elyüz yıkamak için yaratıldı.<br />
• Sevgilisi kendi evine gelmek lütfunda, tenezzülünde bulunmusken, ev sahibinin evine gelmemesi, bos yere sagda<br />
solda dolasması, o kisinin aptallıgıni gösterir<br />
• 9nsan Hz. îsa olursa, elbette kosa kosa Hz. Meryem´in yanına gelir. Eger insan seklinde esek ise, eseklerin yanına<br />
varır.<br />
• Bir kisinin yol arkadası sakî olursa, o kisi ayık olabilir mi 0 içtikçe semirmez mi; gelismez mi<br />
• Sana gizlice söyleyeyim; Gül neden gülüyor Onun sevgilisi avucunun içindedir. Hep onu koklar durur da, ondan<br />
ötürü gülüp duruyor.<br />
298. Diken Allah´a yalvardı da dikenlikten çıktı, gül oldu!<br />
Mef´ülü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. II,871)<br />
• Neseli bahar geldi. Rahmetler saçmaya basladı. Süs çiçekleri Hz. Ali´nin Zülfikar´ı gibi parıl parıl parlamaya<br />
koyuldu.<br />
• Yeryüzünün her zerresi, gökyüzünden gebe kalmıstı. Dokuz ay doldu da o yüzden hepsi de kararsız bir halde<br />
kıvranıp durmada.<br />
• Nar çiçegi dügümlerle doldu. Kat kat oldu. Dere, rüzgarın yaptıgı ufak dalgalarla zırhlara büründü. Ova<br />
menekselerine kaplandı. Dag, lalelerle süslendi.<br />
• Çiçekler öpüsme zamanı geldi diye dudaklarını açtılar. Gülümsemeye basladılar. Selviler birbirleriyle kucaklasmak<br />
için kollarını açtılar.<br />
• Gökyüzü de yıldızlarla süslenmis bir gül bahçesi gibi. Fakat o, gönül gül bahçesini görünce, yüzünü bulutlarla<br />
örttü ve gönülden çok utandı.<br />
• Diken; "Ey halkın ayıplarını örten Allah" diye yalvarıp duruyordu. Duası kabul edildi de dikenlikten çıktı, gül oldu.<br />
Diken iken gül yanaklı, hos kokulu bir dilber geldi.<br />
•Kıs mevsiminde ölenler tekrar dirildiler. Artık kıyameti inkar edenlere îtibar kalmadı.<br />
• Allah´ın canlar bagıslayan lütfu yardım etti de "Bahçenin Ashab-ı Kehf´i"uykudan uyandılar.<br />
• Ölüyken dirilen agaçlar, otlar, çiçekler! Siz, kıs mevsiminde neredeydiniz .Uykularında, rühların gittigi yerde<br />
degil miydiniz<br />
• Sizler, her gece duyguların uçup gittigi yerde, her gece rüyalarda görülüp seyredilen, varılıp beklenen<br />
yerdeydiniz.<br />
•Ay bile incelmis, erimis, tükenmis, bitkin bir hale gelmisti. Artık ısıgı kalmamıstı. 0 tarafa gitti de bedir haline<br />
geldi, dolunay oldu. Nurlar saçmaya basladı.<br />
• Su görünen bes duygu ile görünmeyen bes duygu, her gece usanmıs, yorulrnus, melül, mahzün bir halde<br />
ayaklarını sürüyerek o aleme giderler de, seher vakti canlanmıs olarak kosa kosa kalkar yine bu aleme gelirler.<br />
299. Zaman terzisi, hayat gömlegini hiç kimsenin boyuna uygun dikmemistir.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. II, 869)<br />
• Saman terzisi insanlara biçip diktigi, giydirdigi hayat gömlegini hiç kim-e, tam o kisinin boyuna uygun olarak biçip<br />
dikmemistir.<br />
"Seyh Sa´dî merhum, bir beyitinde söyle buyurmus:<br />
"Bu dünyada herkesin kendine göre bir derdi, bir mihneti vardır. Hiç kimseye mutlu olmak belgesi verilmemistir."<br />
• Etrafına dikkatle bak da gör; su dünyada binlerce ahmak, nefsanî arzularına uyarak, sehvete kapılarak, etek<br />
dolusu altını yani yaptıgı ibadetlere,iyiliklere karsı kazandıgı sevabı seytana verip karsılıgında vicdan azabı, dert keder<br />
satın almaktadır.<br />
• Ey ölüyü "Benim canım!" diye seven, bagrına basan ahmak! Böylece senin ölüme mahkum, fanî bir güzele<br />
baglanıp kalman, ilahî bir armagan olan ve bedeninde misafir olarak yasayan canı da gönlü de sogutur, üzer.<br />
• Manen Allah ile beraber bulunmaya çalıs da fanî güzelleri, seytan hayallerini seytan nakıslarını bırak. Çünkü ecel<br />
gelince hiç bir murada eıismeden onların hiç birine sahip olmadan, yapayalnız ölür gidersin.<br />
• Rahatça yasaman için yayılıp serpilmis olan su dünya dösegine kurulup ayagını uzatma, çünkü dösek igreltidir.<br />
Onu elinden alırlar, dürer kaldırırlar. Seni de mezara korlar. Bu hali düsün, kork!<br />
• Sus artık, harfi, sözü bırak, gök kııbbesinin üstündeki meleklerin konuçtukları gibi sen de harfsiz, sözsüz konus!<br />
300. Güzel yüzlü güller, dikenlere dogru gitmedeler.<br />
Mefulü, Fa´ilal, Mefa´îlü. Fa-ilat<br />
(c. II, 870)<br />
• Gözüm segiriyor. Acaba sevgili mi geliyor Yüregim hızlı hızlı çarpıyor. Anlıyorum, gönlümü elemden alan<br />
gelmededir.<br />
• Bu hüdhüd kusu, Hz. Süleyman´ın ordusundan, su bülbül de gül bahçesinden uçup gelmedeler.<br />
• Canına karsılık bir kadeh sarap satın al, yok eger müflis isen canını degil, kendini sat gitsin! Çünkü alıcı geliyor.<br />
• 0 bekleyis kulagı, müjdeli haberler alıyor. 0 aglayıp duran göz de sevgilinin yüzüne kavusmada.<br />
• Bagın, bahçenin perisanlıgı geçti gitti. Güzel yüzlü güller dikenlere gitmedeler.<br />
• Asıgın; "Eyvah!" diye söylenmesi, sızlanması bos yere degildir. îste vuslat ordusu yola düsmüs de o "eyvah"lara<br />
çare bulmaya geliyor.<br />
• Çekinme, açıkça söyle! Su fani bedene ait istekler kaçtı gitti, çünkü Hakk´ın sıfatları gelmede.<br />
• Ey bahçenin müflisleri, sonbahar yolunuzu kesmisti, varınızı, yogunuzu almıstı. îlkbahar sultanı ihsanlarda<br />
bulunmak, elinizden çıkanları tekrar bagıslamak için yola düsmüs geliyor.<br />
301. Bedenimizin bütün cüz´leri su ten mezarına defnedilmis ölü gibidir.<br />
Mefulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. II, 862)<br />
• Basîret buragına binerek ask yoluna düsenler yani gönül gözlerini açarak yolculuga çıkanlar, bulutsuz ve tozsuz<br />
olarak, o "Ay" yüzlü güzeli manen görürler.<br />
• Sehvet tohumunu atese atanlar, yani sehevanî isteklerden, nefsanî arzulardan kurtulanlar, asılması çok zor olan<br />
su dünya tuzagından bir hamlede kurtulurlar.<br />
• Su sagır tabiat gürültüsünden geçerler, o tarafa giderler de, mana dostlarının meclisine varırlar, gül bahçelerinde<br />
yer edinirler.<br />
• Yüzsüz, edepsiz, tabiat kullarının ayaklarını baglarlar. Ruh padisahları bu mahallede onlara bas gösterir.<br />
• Bedenimizin bütün cüz´leri, su ten mezarına gömülmüs bir ölü gibidir. ask süru üfürülse de, bu ölü dirilip<br />
mezarından bas kaldırsa...<br />
• Senin sehvetin bakır gibidir. Ermisler ask nüru ile bakır halindeki varlıgını altın haline getirirler.<br />
302. Bir ev göster ki, orada onun çeragı yanmamıs olsun!<br />
Mefülü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. II, 861)<br />
• Bu güzel yüzlü sevgilinin bize yapmadıgı hiçbir iyilik kalmadı. Eger onun keremi size böyle yapmadıysa, bizim<br />
suçumuz ne<br />
• "0 güzel bize cefa etti!" diye söylenip duruyorsun. îki dünyada da cefa etmeyen güzeli kim görmüstür<br />
• 0 seker vermediyse, onun askı seker degil mi Eger o vefa göstermediyse, onun güzelligi tamamıyla vefadır.<br />
• Bir ev göster ki, orada onun çeragı yanmamıs olsun. Bir sofa göster ki, yüzü orasını senlendirmemis olsun.<br />
• Bu göz ile o çerag ayrı ayn iki nurdur. Onun biri ötekine ulasınca, böylece iki nür birlesince, kimse onları<br />
birbirinden ayıramaz.<br />
• Ruh, sevgilinin güzelligini seyre dalıp kendinden geçince dedi ki: "Allah´ın güzelligini, Allah´tan baska kimse<br />
göremedi"<br />
" Molla Camî hazretlerinin bir beytinin tercümesi olan su meshur beyit, bu konuyu açıklar:<br />
"Kendi hüsnün hüblar seklinde peyda eyledin<br />
Çesm-i asıktan dönüp sonra temasa eyledin"<br />
• Bu örneklerin her biri bir anlatıs, mugalata, bir yanıltıstır. Yoksa Hakk´ın (=Kusluk vakti hakkı için) diye<br />
buyurması onun yüzünü kıskanmasından baska bir sey degildir.<br />
303. Gönül, bahar mevsiminde çiçeklerle süslenmis her dalı,<br />
gizli sevgiliden haber getiren bir dost olarak görür de,<br />
sevgili vuslatını arar, sevgiliye gider.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü. Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. 11, 864)<br />
• Bülbüle bak, gül bahçesine gidiyor. Allık da sevgilinin nar çiçegi gibi kırmızı olan yüzüne gitmede.<br />
• Meyve tam olmus da artık kendinden geçmis, Mansür gibi daragacına asılmaya gidiyor.<br />
• Çiçek açılmıs, yapraklanmıs, padisaha çiçekler saçmak için hazırlanmıs. Çünkü padisah da bahar mevsiminde<br />
bagıslarda bulunmaya niyet etmis.<br />
• Lale, gönlü dertle yanmıs rahip gibi kanlı gözyasları dökerek, dagların yolunu tutmus.<br />
• Diken tam dokuz ay gülden ayrı düstügü için agladı, feryat etti. Gül onun vefasını gördü de yola düstü. Dikene<br />
dogru hızlı hızlı gidiyor.<br />
• Nergis bahçede sevgili ile görüsmekten bulusmaktan bahsedildigi için sasırıp kalmıs da bahçenin etrafını<br />
seyrediyor.<br />
• Sanki bahar; " (=Allah alıcıdır) müjdesini duydugu için, gül yola düsmüs alıcıya gidiyor<br />
" Tevbe Süresî, 9/111. ayete 9saret var.<br />
• Gül, gönlünün derinliklerinde Hakk´ın bu müjdesini bütün çiçeklerden daha fazla duydu da, gönlünü de, sarıgını da<br />
attı. Herkesten daha çok kosmada, daha çabuk gitmede.<br />
• Bahar mevsimi gelip de her sey yeniden canlanınca gönül, çiçeklerle süslenmis her dalı gizli sevgiliden haber<br />
getiren bir dost olarak görür de, sevgilinin vuslatını arar, sevgiliye gider.<br />
304. Ben, ask yüzünden öyle bir yere vardım ki, ask bile o yeri bilmez.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. II, 905)<br />
• Ben ask yüzünden öyle bir yere vardım ki, ask bile o yeri bilmez. Akıl ulastıgım o yeri görünce kendinden geçti,<br />
sasırıp kaldı.<br />
• Binlerce zulüm, binlerce sitem geldi, çattı. Fakat akıl, bunların hepsinden de beni kurtardı. Eger akıl, askın ulastıgı<br />
yere baglanıp kalırsa, söyle bakalım, bundan sonra beni kim kurtaracak<br />
• Ey gönül, yoksa sen sarhos musun ki, gönlünü akla verdin, akla baglanıp kaldın! Onun kendisinin bile oturacak,<br />
yerlesecek bir yeri yurdu yok, seni nereye oturtacak<br />
• Aklın meta´ı eserinden baska bir sey degildir. Ask ise, canlar bagıslar. Ask gezmeye çıkınca kendisine bakanlara<br />
canlar bagıslar.<br />
• Binlerce canı, binlerce gönlü, binlerce aklı bir araya getirsen, birbirine baglasan, dost etsen, ask seninle beraber<br />
olmayınca, onların hiçbiri seni sevgilinin penceresine ulastıramazlar.<br />
• Sevgilinin yüzüne ancak onun saçlarının tuzagına düsersen kavusabilirsin. Fakat yine de çalısmayı, çabalamayı<br />
bırakma, çünkü çalısıp çabalama seni yetistirir, olgunlastırır.<br />
• Basının yastıgı, Hakk´ın yardım esigi olan kisinin uykusunun kuluyum, kölesiyim. Çünkü o, hiç de uykuya dalmaz,<br />
uyuyup kalmaz.<br />
• Bir ceylanda arslan yüregi varsa, o binlerce ceylanı arslandan kurtarır.<br />
.<br />
305. Hiçbir can asktan canını kurtaramaz!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa-îlün, Fa´îlün,<br />
(c. 11, 9Î8)<br />
• Yesillikler, bahçelere güzellik, parlaklık verip kara topragın içinden çıkan çiçeklere, güllere çesit çesit renkler, hos<br />
kokular bagıslayan yaratıcıya asık¦ olan kisi de benim gibi bir asıktır.<br />
• Askın canına and olsun ki, yüzlerce burcun, yüzlerce kal´a bedeninin içinde bile olsa yine de hiç bir can, asktan<br />
canını kurtaramaz.<br />
• Arslan bile olsan, ask arslanları avlar. Fil kadar kocaman bir gövden olsa, ask gergedan olur, seni alt eder.<br />
• Ondan kaçıp kurtulmak için derin bir kuyunun dibine insen, ask kova gibi seni tutar, boynuna ipini geçirir, yukarı<br />
çeker alır.<br />
• Sen kıl gibi incelsen, göze görünmemek istesen, ask kılı kırk yarar. Kebap olsan, ask sis olur, seni evire çevire<br />
yakar, yandırır.<br />
• Her ne kadar ask erkegin de kadının da aklını çeler, fıkrini elinden alırsa da, eminlik de asktadır, adalet de<br />
ondandır.<br />
306. Can balıgını denizin bin kere kucaklamasınm ne önemi vardır<br />
Balık suya kanar mı<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 901)<br />
• Ne olur sevgilim gelse, bir an için olsun beni oksasa da, bu yaslı agaç o babar yüzünden yeserse, gülse.<br />
• Sevgilinin güzel hayali yanıma gelse; "Nasılsın " diye hatırımı sorsa da bu zayıf bedenim yeniden can bulsa,<br />
yeniden hayata kavussa ne olur<br />
• Ben onun büyüleyici bakısının oku ile yaralanmıs bir avıyım. Ne olur, bana acı(Zeker) yahut sevgi duyarak gelse de;<br />
"Ey benim yaralı avım!" diye seslense.<br />
• Onun askının kararsızlıgından ötürü, su üstüne düsmüs bos bir kase gibi çırpınıp duruyorum. Ne olur Bir testi<br />
gibi ben de sevgilinin dudaklarına kavussam.<br />
• Döktügüm gözyasları ile, su kara topragın kucagı la´llerle, incilerle doldu. Ne olur sevgili de bir kerecik olsun<br />
vuslat istegi ile kollarını açsa, beni bagrına bassa.<br />
• "Bana neden sikayet ediyorsun " dedi. Ben kollarımı binlerce defa açtım,seni kucakladım. Fakat can balıgını<br />
denizin bin kere kucaklamasının ne önemi vardır Hiç balık suya kanar mı<br />
• Gönlüm bana öfke ile bakarak diyor ki: "Artık sözü kısa kes, sözlerimdeki binlerce nükteden hiç olmazsa birini<br />
dinlesen ne olur "<br />
• Gönül ile ask, Muhammed (s.a.v.) ile Hz. Ebubekir gibi beden magarasının dostları. Magara dostlarının canları bir<br />
oldugu halde adları ayrı olursa ne çıkar<br />
• Tatlı bir narın içindeki taneler bin olmus, bir olmus ne önemi var Nar sıkılınca onlann hepsi bir olur ya, bu<br />
yüzden taneyi saymak ne ise yarar Sayının degeri kalır mı<br />
307. Çok dua ettim çok niyazda bulundum,o kadar ki,<br />
bütün vücudum dua kesildi!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îliin,<br />
,(c. II, 903)<br />
• Sen beni istemesen de, gönlüm seni istiyor. Allah dilerse, sen de bir gün benimle barısırsın.<br />
• Binlerce asıgın var. Hepsi de; "Acaba saadet ve devlet tahtına oturmak kime nasip olacak " diye can ve gönülle<br />
seni aramadalar, seni istemedeler.<br />
• Müflis ve yoksul bir asıgın senin askına tutulmasına halk sasırıp duruyor. "Padisahların bile gıpta ettikleri,<br />
imrendikleri azîz bir varlıgı, bir dilencinin istemekte ne hakkı var " diyorlar.<br />
• Fakat Allah´tan can isteyen bir ölüye sasma, gönlünü suya kaptırmıs olan bir susuza hayret etme.<br />
• Bir körün göz nüru istemesine, bir esirin gözlerinden gurbet gözyasları dökülmesine sasma.<br />
• Çok dua ettim, çok niyazda bulundum. 0 kadar ki, bütün vücudum, dua kesildi. Bu sebeple yüzümü gören benden<br />
dua istiyor.<br />
• Selam verdim, saygı gösterdim, bana; "Nasılsın " dedin. Kimya dileyen nasıl bakır olabilir<br />
• Resim, ressam nasıl isterse öyle olur. Üzüm, ezilmeden sarap olabilir mi<br />
308. Hamamcının güzelliginin tesirleri<br />
Fa´ilün, Fa´ilatün, Fa´ilün, Fa´ilün<br />
(c. II, 809)<br />
• Ne tuhaf hamamcı, halvetten dısarı çıkınca, onun güzelligini gören hamamdaki resimler bir bir ona secdeye<br />
kapanırlar.<br />
" Bu gazelinde Mevlana güzelligin tesirlerini kendine has mübalagalı hos bir ifade ile anlatmaktadır. Kur´an-ı<br />
Kerîm´de Yusuf Suresinin 12/31 ayetinde geçen; Hz. Yusuf´un giizelliginin etkisi ile Mısırlı kadınların ellerini dogramaları<br />
hadisesini hatırlarsak bu beyitleri daha iyi anlamısoluruz.<br />
• Hamamda, duvarlarda bulunan donmus, buz kesilmis resimler, hiç bir seyden haberleri yokken, hepsi de ölüyken,<br />
güzel hamamcının gözlerinin ısıgı onlara vurunca, o cansız resimlerin hepsinin de gözleri bir nergis oldu.<br />
• 0 resimlerin kulakları hamamcının kulakları yüzünden ask hikayeleri duymaya, gözleri onun güzel gözlerinin<br />
tesiriyle görüs sahibi oldu, görmeye basladı.<br />
• Sanki o resimlerin her biri güzellik sarabı içmis, mest olmus gibi neseyle oynamaya koyulmuslardı.<br />
• Daha sasılacak seyler oldu. Resimler dile geldiler. Hamamın içi onların sesleriyle, naralarıyla doldu. Onların<br />
hayhuylarından, onların gürültüsünden mahser yerine döndü.<br />
• Resimler birbirlerini kendi yanlarına çagırmaya basladılar. Bir resim bir kösede kahkaha ile gülüyor. 0 burada<br />
duvardan iniyor, ona dogru gidiyordu.<br />
• Canlanan resimler, insanlar gibi güzel güzel konusurlar, güzelliklerini gösterirler; meshur olurlar, herkes onlardan<br />
bahsetmeye baslar. Böylece, sana ve sevkate kavusurlar. Ama hiç bir resim hamamcıyı bulamaz.<br />
• Hepsi de darmadagın olur. Hepsinin de önünde ve arkasında o vardır. Hepside canlar padisahını bilip tanımadan<br />
onun ordusunun bulundugu yere kadar gelir.<br />
• Cansız resimleri bu hale getiren güzelligin gücü, akıl almaz isler yapar. Gül bahçesine benzeyen her gönül, onun<br />
yüzünün ısıgı ile güllerle dolar. Her fakirin etegi onun cömert avucuyla altınlarla dolar.<br />
• 0 minbere çıkınca, sarap kadehi tasar, meyhane haline gelir. Mezarlardaki ölüler bile mest olurlar. Her agaç<br />
Hannane diregi olur da ayrılıklardan sikayete baslar, aglar, inler.<br />
• 0 güzel varlık, gözden kaybolunca, resimler yine cansızlasır, yine donarlar, buz kesilirler; gözleri görmez olur,<br />
kulakları sagırlasır.<br />
• Fakat o güzel tekrar yüzünü gösterirse, onların gözleri açılır. Baglar, bahçeler kuslarla dolar, çayırlar, çiçekler<br />
yeserir.<br />
• Haydi sen simdi, gül bahçesine git de dostları seyret! Ask masalları dinle! Bu anlatılanların arkasından can gelir.<br />
Görüp seyrettiklerini sana tabir eder,yorumlar.<br />
• Ey dostum, apaçık görünen seyler, nasıl söylenebilir Nasıl anlatılabilir Onu yazmak isteyen kalem, hokkaya<br />
batar, mürekkebe bulanır, ama bunları yazamaz.<br />
309. Senin güzel yüzünü gören, artık gül bahçesine gitmez.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 787)<br />
• Yüzünün yaptıgını, günesin yüzündeki nür bile yapamaz. Askının ettigini mahserdeki karısıklıklar, kıyametler bile<br />
edemez.<br />
• Senin güzel yüzünü gören artık gül bahçesine gitmez. Dudagının tadını bilen de kadehten bahsetmez.<br />
" Nesatî merhum bir beytinde söyle der:<br />
"Baga sensiz bakamam, çesmime ates görünür,<br />
Gül-i handanı degil, serv-i hıramanı bile."<br />
(Sevgilim ben sen olmayınca baga bakamam, Can güller gözüme ates gibi görünür yalnız gül degil selviler bile.)<br />
• Senin büklüm büklüm saçların gelince, misk artık kendi kokusunu agzına almaz, senin nürun görününce, akıl bir<br />
daha yanlıs adım atmaz.<br />
• Yedi kat göge sıgmayan güzelliginin parıltısı, askınla dertli, yaralı gönülden baska bir yere sıgmaz.<br />
• Harap olan gönülde, sonsuzluk hazinesi gömülü oldugu içindir ki, o hazineyi düsünen Hakk asıgının yüzü, altın<br />
gibi sararmaktadır.<br />
• Ben bilmiyorum, sen söyle nedir o sey ki; güzelin bir bakısı ile gönül huzuru elde edilmesin<br />
• Ben o tevbeyi bozduran güzelden bahsetmemek için tevbe etmistim. 0 güzelin saçının büklümünü gören bir daha<br />
tevbe edemez.<br />
• Aska verdigim deger, benim anlayısımın, idrakimin degeridir. Askın degeri bu degildir. Güzelim, incinin degerini<br />
ancak inci biçen bilir.<br />
• Ya Rabbî! Gönül senden bir sabır, bir tahammül elde etmezse ask atesinin nasıl yakıp yandırdıgı hikayesini aralık<br />
vermeden kıyamete kadar söyler.<br />
•Gölge varlıgımızı, bedenimizi toprakla müsavî tutanın, topragımızı yüzlerce Canla bir tutmaya gücü yetmez mi<br />
310. Yalnız dünya isleri için kendinizi harcamayın,<br />
ahireti de düsünün.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatiin,, Fe´ilün<br />
(c. II, 802)<br />
• Mısır´ın Yusuf´u geliyor. Hepiniz ona ikrar veriniz. Onun Mısır ülkesinin padisahı oldugunu kabul ediniz. Yüzlerce<br />
seker kamısı gibi salına salına geliyor. Onu alın götürün!<br />
• Canı aska bırakın da hepiniz rüh olun, sonra asktan renk alın da sadaka olarak gül bahçesine sunun.<br />
• Rindler, dostlar, hepiniz bir renk olarak, ücretlerini alın da çarsıda harcayın.<br />
• Kafirlere, seriat sarabından bir kadeh verin de, onlarda küfürden de imandan da bir eser kalmasın.<br />
• Ask sarabından önce su mest olmus, yanıp yakılmıslara kadehi verin de,, onların gönüllerini hos edin! Sonra da o<br />
uyanık, aklı basında olan hocaya verin.<br />
• Akıl pusudadır. Saga, sola bakmada, kusur aramadadır. Kusur arayan o ihtiyar yankesiciye büyük kadehle sarap<br />
sunun, sunun da kendinden geçsin, kusur aramasın!<br />
• Ates cinsinden olan sehvet, hiddet, söhret gibi duyguları, asıkların atesine atın, yakın! Elinizde ne varsa, onları, o<br />
sırlar fitnesinin dünya sevgisinin basına verin, kurtulun!<br />
• 9lahî ask sarabıyla mest olun, yıkılın kalın da, su dünya isleri için kendinizi bos yere harcamayın! Sevginizi<br />
dünyadan da, ahiretten de alın, sadece ask isine koyulun.<br />
• Delilik atesi, ilahî ask atesi, ayıplanmayı, kendini begenmeyi tutusturup yakınca, ele geçen bu lütfa, bu ihsana<br />
basınızı da verin, sarıgınızı da!<br />
• Evlerinizi bırakın, asıklar topluluguna girin. Elbiselerinizi satın, parasını meyhaneciye verin!<br />
• Dünya malına karsı duyulan asırı istek, asırı özlem, bir örümcek gibi durmadan seni avlamak için ag örmektedir.<br />
Bu sebeple süslü, kıymetli elbiseler giymek arzusunu, bedeni besleyecek nefis gıdaları, bas olmak, yüksek mevkîlere<br />
geçmek hırsını, hepsini ask ugrunda feda edin de kurtulun!<br />
311. Onlar, avuçlarına toprak alsalar altın olur.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 775)<br />
• Aman, aklını basına al, sehirde iki üç yankesici var. Onlar ne yapıp yapıp bir kolayını bulurlar, "ay"ın bile<br />
basından külahını kaparlar.<br />
• Onlar, iki üç rinddir. Gönülleri uyanık, kendileri mesttir. Onlar, öyle kendilerinden geçmislerdir ki, bir kavgayla, bir<br />
patırtıyla gökyüzünü bile döndürürler.<br />
• Onlar, öyle sıkı agızlıdırlar ki, bas vermedikçe sır vermezler. Sakîdirler, asıklara sarap sunarlar ama, sundukları<br />
sarap, üzüm sıkılarak yapılan sarap degildir.<br />
• Onlar, ruhun özledigi, aradıgı gayb alemindeki essiz güzelin dostlarıdır. Onlar, o essiz gayb güzelinin gözleri gibi<br />
dalmıslar, hastalanmıslardır.<br />
• Kendileri bir sekle, bir sürete bürünmüslerdir. Ama, sekillere düsmandırlar. Onlar bu dünyada yasadıkları halde,<br />
iki dünyadan da bezmis, usanmıslardır.<br />
• Günes gibi bütün gün görüs bagıslarlar, insanlara görme kabiliyeti verirler. Ay gibi, yıldızlar gibi bütün gece<br />
gezerler, dolasırlar.<br />
• Avuçlarına toprak alsalar, o toprak altın olur. Gece arpa ekerler, fakat gündüz bugday biçerler.<br />
• Öyle güzellerdir ki, onlar olmadıkça gönül meyve vermez. Öyle baskandırlar ki, ne basları vardır, ne de sarıkları.<br />
• Adam ol da git onların hizmetinde bulun! Çünkü onlar gerçekten adamdırlar. Onlardan baskaları insan sekline<br />
girmis kurtlardır, insan yiyicidirler.<br />
• Her ne kadar agız sözle dolu ise de, yeter, fazla söyleme; çünkü agızdan çıkan harf de, nefes de bizden<br />
degillerdir, bize yabancıdırlar.<br />
312. Biz ask atesi ile yanıp yakılmadaki ma´nevî lezzeti bulmusuz.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatiü,, Fe´ilün<br />
(c. II, 785)<br />
• Biz ne sarap kadehi elinde bulunan varlıklı, tanınmıs kisilerdeniz, ne de sadece bir keçisi olan zavallı<br />
müflislerdeniz.<br />
• Biz ask atesi ile yanıp yakılmadaki manevî lezzeti buldugumuz için ab-ı hayatı bırakmısız da, ates pesinde<br />
kosanlardınız.<br />
• Biz, herhangi bir evin penceresinden içeri "ay" gibi ısıgımızı düsürürsek, o evdeki gece huyluların hepsi de kapının<br />
yolunu tutarlar. Yani biz, hangi gönle manen girersek, o gönüldeki kötülükler, hosa gitmez hayaller kaçar giderler, o<br />
gönül huzura kavusur.<br />
• Felegin sarap kadehlerini kırdıgı ümitsiz kisiler, yüzümüzü görünce yeni bastan zevke, yeni bastan neseye<br />
dalarlar.<br />
• Kapıyı kapayınız, sarap sununuz! Senin askınla benizleri solmus, sararmıs asıkların kırmızı sarabı içme zamanı<br />
geldi.<br />
• Hakk asıkları, bir elleriyle halis iman sarabı içerler, öbür elleri ile de kafirin perçemini tutarlar.<br />
" Bu beyitte, yaslı bir seyh oldugu halde savastan çekinmeyen, Mogollar´la savasa giren ve sehit olan Mevlana´nın<br />
babasının seyhi Necmeddin Kübra hazretleri kastedilmektedir Nefehat mütercimi merhum Lami´î Çelebi, Mevlana´nın bu<br />
beytini manzum olarak söyle tercüme etmis:<br />
"Bir elden nüs idüp îman sarabın Bir elde perçem-i kafır tutarlar." (Nefahatü´l-Üns Tercemesi, s. 480.)<br />
• Nerede bir çark dönüyorsa, onu döndüren su, biziz. Nerede bir buhurdan tütüyorsa, onun içinde yanan öd agacı,<br />
biziz.<br />
• Su mavi perdenin arkasında ay yüzlü bir güzel var. Gök kubbesinde bulunan bütün yıldızlar, onun yüzünün<br />
nürundan nür alırlar, süslenirler.<br />
313. Ask, bazen gökyüzünde kapılar açar.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 822)<br />
• Ask, simdi merhamete geldi. Bize acıyor, bu gün bize, canlar canı can olmadadır.<br />
• Ma´rifet günesinin ısıkları içinde titreyip duran her zerre Gayb Alemi´ni biliyor.<br />
• Ask, kimya yapan, bakırı altın eden bir kimyadır. Hatta su topragı bile manalar hazine haline getiriyor.<br />
• Ask, bazen gökyüzünde kapılar açıyor, bazen aklı merdiven ediyor.<br />
• Bazen sarap gibi nese meclisi kuruyor. Bazen deniz gibi inciler saçıyor.<br />
• Asık; "Lenteranî" (=Beni göremezsin!) sesini duysa bile yine ümitsiz olmaz, dostun askına güvenir.<br />
• Ask görülmemis armaganlar getirmistir. 0 armaganları kabiliyetli kisilere dagıtır, durur.<br />
• Ask, bu agıza ne tattırmıstır ki, lezzetinden dilsizlige özenir de susar<br />
314. 0 padisahlar padisahı ne yaparsa güzel yapar.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. II, 820)<br />
• 0 padisahlar padisahı ne yaparsa güzel yapar. Nasıl ki, incir agacı hep incir verir, baska meyve vermez!<br />
"9brahim Hakkı hazretleri;<br />
Hep isleri faiktir,<br />
Birbirine layıktır,<br />
Neylerse muvafıktır.<br />
Mevla görelim neyler,<br />
Neylerse güzel eyler.<br />
Deme su niçin söyle!<br />
Yerindedir ol öyle!<br />
Bak sonunu seyreyle!<br />
Mevla görelim neyler,<br />
Neylerse güzel eyler."<br />
diye yazmıstır. (Dîvan-ı Ibrahim Hakkı, s. 192.)<br />
• 0, her nerede iki zıddı evlendirmek isterse, onları sütle sekerin birlesmesi gibi çeyizler, evlendirir.<br />
" Yemeklere tat veren tuz, klor ile sodyumdan ibarettir. Bunların her ikisi zehirdir."<br />
• Onun nefesi ile ab-ı hayat kaynagı akar, o talkın verince ölü dirilir.<br />
• Allah, her kuluna tek basına bir dünya bagıslar. îki alemde bunu yapan kimdir<br />
" Her insan tek basına bir dünyadır. Hz. Ali;"Sen kendini küçük bir varlık zannediyorsun, sende büyıik bir alem var."<br />
diye buyurmus. Bugün ilim ispat etti ki, her insanda bulunan hücrelerin sayısı, trilyonları buluyor, dünyanın nüfusu daha<br />
on milyarı bulmadı.<br />
• Kuyu dibinde onun adını ansan, zikretsen, kuyu dibi göklerin en yüksek yeri haline gelir.<br />
• Eger bir kafir, onun askından bahsederse, onun küfrünü, bütün dinin nüru yapar.<br />
• Bütün dikenleri nesrin gülü haline getirmek için, dünyanın dikenini asıkların yoluna koymustur.<br />
• Sen bilmiyor musun Kim onun kusu olursa, pek mutlu olur da altın yumurtalar yumurtlar.<br />
• Artık susayım da, bundan sonra gizli dua edeyim, fakat, padisah "Amin" derse, dua nasıl olur da gizli kalır<br />
315. Hz. Ali ile Hz. Ömer birbirleriyle uzlasınca<br />
rafızînin parmagı agzında kaldı.<br />
Fa´ilatün, Pa´ilatün, Pa´ilat<br />
(c. II, 810)<br />
• Yine süt ile sekeri karıstırdılar. Asıkları da birbirleriyle bir araya getirdiler.<br />
• Gece ile gündüzü ortadan kaldırdılar, günesi, ay ile birbirine karıstırdılar.<br />
• Ma´sukların rengi ile asıkların rengini, altınla gümüsü birbirine karıstırdıkları gibi kanstırdılar.<br />
• Hakk´ın ebedî baharı geldi. Kuru dallarla yas dalları birbirlerine karıstırdılar.<br />
• Hz. Ali ile Hz. Ömer birbirleriyle uzlasınca rafızînin parmagı agzında kaldı.<br />
"Rafızî; Hz. Muhammed´den sonra Hz. Ali´yi halife tanıyıp; Hz. Ebubekir, Hz. Omer ve Hz. Osman´ın halifeligini<br />
kabul etmeyen Siilere Sünnîler tarafından verilen ad. Bu beyitte Hz. Mevlana, Sünnîlerle Alevîlerin beraberce kardes gibi<br />
yasayacaklarına isaret buyuruyor.<br />
• Hem bayram gibi Kadir gecesi belirdi, göründü. Hem de melek ile insanı birbirine kattılar.<br />
• Onlara birbirlerinin dillerini ögrettiler. Bu ikisi de (melek-seytan) birbirinden nefret ettikleri halde, onları birbirine<br />
kattılar, insan bedeninde beraber yasıyorlar.<br />
• Birbirine zıt olanı, hayır ile ser ve kuru ile yas gibi birbirine kattılar.<br />
• Ben agzımı kapadım, geri kalanını, sen söyle, çünkü bu bakısı o bakısla bir-lestirdiler.<br />
"Mithat Beharî merhum;<br />
"´Bu bakıs´la, Hz. Mevlana´nın bakısını; o bakıs´la da Hz. Muhammed´i kast diyor, dogrusunu Allah bilir.<br />
316. însanlar, su var gibi görünen, aslında yok olan dünyadan azar azar gidiyorlar.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 819)<br />
• îlahî ask sarabını seven, mest olmus Hakk asıkları azar azar geliyorlar.<br />
• Gönül alanlar yola düsmüsler, nazlı nazlı geliyorlar. Gül yüzlüler de gül bahçesinden çıkmıslar, geliyorlar.<br />
• Su hem var gibi görünen, hem de aslında yok olan dünyadan insanlar, fani varlıklar azar azar gidiyorlar. Rüh<br />
aleminden de azar azar ebedî olan vaılıklar, ruhlar geliyorlar.<br />
• Hepsinin etekleri altınlarla dolu, tıpkı maden gibi. Eli dar olanlara vermeye geliyorlar.<br />
• Yaralı zayıf, ask yaylagında semirmis, sismanlamıs bir halde geliyorlar.<br />
• Tertemizlerin canları, günes ısıgı gibi cennetlerden yüce olan mana gıü bahçesinden geliyorlar.<br />
317. Gökyüzünü asıkların ahlarının dumanları kurmustur.<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 826)<br />
• Ya Rabbî! Asıklardan hosnut ol, asıkların sonları iyi olsun!<br />
• Asıklar, senin güzel yüzünle bayram etsinler, canları ask atesinde öd a gibi yansın, yakılsın.<br />
• Kim; "Asktan halas olsun, kurtulsun" diye yalvarırsa, dilerim o dua göklere yükselmesin, kabul edilmesin.<br />
• Görmez misin Ay bile asık olmus, içine ask atesi düsmüs de, sessizce, yalnız basına göklerde dolasıp durmada.<br />
0, ask yolunda bir zaman ziyan eder, erir, incelir. Ask yolundaki ziyan, ne mutlu bir ziyandır. Aslında o ziyanın hepsi<br />
kardır. Çünkü, eriyen, zayıflayan "ay", zamanı gelince bedir halinde dolunay olarak karsımıza çıkar.<br />
• Asık olmayanlar, ölümden korkarlar. Ömürlerinin uzaması için yalvarırlar. Mühlet isterler. Asıklar ise; "Hayır,<br />
hayır!" derler. Sevgiliye kavusacakları için "Ey ölüm, çabuk ol, gel!" diye niyazda bulunurlar.<br />
• Aslında gökyüzünü, asıkların "ah"larının dumanları kurmustur. Bu dumanın sahibine; "Aferin, çok yasa!" de!<br />
318. Hakk´ın kahrında lütuflar gizlidir.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 821)<br />
• Bir insanın gülmesi, Cenab-ı Hakk´ın o kula lütfünu, ihsanını anlatmada, hikaye etmektedir. Bir insanın aglaması,<br />
feryat etmesi de Hakk´ın kahrından bir sikayettir.<br />
• Dünyada birbirine zıt olan, aykırı olan bu iki haberin de, hal dilleri ile bir sevgiliden geldiklerini rivayet ederler.<br />
Aziz Hüdaî hazretleri;<br />
"Hostur bana senden gelen, Ya gonca veyahut diken! Lütfun da hos kahrın da hos" diye yazmıstır.<br />
• Hakk´tan gelen lutuf, gaflette olan kisiyi öyle sasırtır ki, o Hakk´ın kahrını düsünmemek cinayetini isler de daima<br />
gülecegini zanneder.<br />
• Ötekine gelen kahır da ona ümitsizlik verir. 0 zavallı ye´se kapılır, bunalıma girer. 0 kahrın arkasındaki lütfu<br />
düsünemez.<br />
" Aslında kahırda ilahî bir lütuf gizlidir. Mevlana Dîvan-ı Kebîr´nin baska bir yerinde:<br />
"Gamdan, kahırdan daha tatlı, daha mübarek bir sey olamaz. Bunun karsılıgı sonsuzdur. diye buyurmustur. (Dîvanı<br />
Kebîr, c. VI, s. 265) Mevlana Mesnevî´de. de bu konuya bir çok , kere temas etmistir. (Bkz. Mevlana, Hayatı, Sahsiyeti,<br />
Fikirleri, Ötüken yay., s. 270) Bır Mesnevî beytinde;<br />
"Paha biçilmez akîk pislik içinde gizlendigi gibi, Hakk´ın kahrı içinde lütuf gizlenmistır. (Mesnevî, c. V, no. 1665) Baska<br />
bir Mesnevî beytinde de;<br />
"Onun hos olmayan tecellîsi canıma hos gelir. Gönlümü inciten, kıran sevgiliye canım" feda olsun." (Mesnevî, c. I,<br />
no. 1771) diye buyurmaktadır.<br />
• Ask, esirgeyen bir sefaatçidir. Ikisini de görür, gözetir, korur.<br />
• Allah´ım, bu askı bize lütfettigin için sana sükürler olsun. Biliyorum ki, senin kahrında bize sonsuz lütuflar var.<br />
• Sükürde kusurumuz olsa bile ask nankörlüge bile bakmaz. Onu bile hos görür.<br />
• Bu ask, ya kevserdir, ya ab-ı hayat; ömre sonsuzluk vermede, insanı ölümsüz etmededir.<br />
• Ask, Allah ile insan arasında bir peygamber gibidir. îkisinin arasında gelir gider, birbirinden haberler getirir<br />
götürür.<br />
• Yeter artık sus, bunu ayet ayet okuma, zaten ayeti de ask tefsir eder.<br />
319. Herkes ayıptan, hatadan kurtulma pesinde;herkes bir hünerin avcısı.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 801)<br />
• Burada bir zevk var, bir isret var; bu fırsatı kaçırmayın! Sizin tali´iniz varmıs; devlet, mutluluk ayagınıza gelmis.<br />
Devletin basını kasıyın; ona saygılı davranın, onu rahat ettirin!<br />
• Bu sütle siz seker gibi karısın, bir gönüllü olun, çünkü her ikiniz de naziksiniz, güzelsiniz, degerlisiniz.<br />
• Tarlalarda kalmıs döküntü basakları, daneleri toplamak adamlık mıdır Böyle yapmayın; siz yüzlerce harmanın,<br />
yüzlerce anbarın sahibisiniz.<br />
• Onun güle, reyhana benzeyen etegine yapısın, siz bu gül bahçesinde beslenmis, onun hos kokuları ile<br />
karısmıssınız.<br />
• Su dünyada, bir çok renk gördünüz, sekil gördünüz, bir çok resimler, bir çok heykeller seyrettiniz. Onların hepsi<br />
de cansız, hepsi de yasamıyor. Peki neden bütün dünya güzellerine ay gibi nurlar saçan sevgilimizi de böyle sanırsınız<br />
• Siz evinin yolunu bilmez degilsiniz, çünkü siz vuslatın oglusunuz! Siz bu pazar yerindensiniz! Kalp ve geçer akçeyi<br />
anlamaz degilsiniz!<br />
• Siz ilk yaratılısınız da melekten dogmus bir melektiniz. Bugün neden böyle dilenci gibi sızlanıp duruyorsunuz<br />
• Herkes ayıptan, hatadan kurtulma pesinde! Herkes bir hünerin avcısı olmustur. Siz can meclisinde bulundugunuz<br />
halde, aklınız basınızda kalmıssa, bastan basa ayıpsınız, bastan basa hatasınız!<br />
320. Asıklar meydanda ama, sevgili meydanda yok!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilfitiin, Fa´ilat<br />
(c. II, 824)<br />
• Asıklar meydanda dolasıyorlar ama, sevgili meydanda yok. Bütün dünyada böyle acaip bir askı kim görmüstür<br />
• Gayb Alemi´nin sevgilisi etegini çekmeden, bize naz etmeden önce, gönül binlerce mihnetlere, binlerce belalara<br />
ugradı, çileler çekti.<br />
• Onun gül bahçesinden bir gül koparmadan önce, gögsüme yüz binlerce diken battı.<br />
• Gönül ondan ancak cefa gördü, fakat yine de ondan vefa umdugu için, onun cefalarından ürkmedi, kaçmadı.<br />
• Gönül ondan gelen elemi keremlerden, cefayı da vefalardan üstün tuttu.<br />
• Sevgilinin dikeni bütün güllerden daha hostur. Kilidi de yüzlerce anahtar¦ dan daha güzeldir.<br />
• Onun cevri, mutluluk topunu, devlet topunu kapmıstır. Onun kahrındaki zehirden seker kamısları bitmistir.<br />
• Onun asıgı reddetmesi, istememesi, baskalarının istememesinden daha iyidir. La´l de, inci de onun tasına<br />
uymustur.<br />
• Tatlı yemekler, yaglı yemekler hosa giderler, sofralarda hos görünürler.t Fakat onlar fazla degil, bir gece senin<br />
içinde kalınca igrenç pislik olurlar¦<br />
" Tarihî su fıkra Hz. Mevlana´nın bu beytini açıkladıgı için sayın okuyucularımdan özür dileyerek almadan<br />
geçemedim. Harun Resid bir gün Behlül-i Dana´ya; "Sen neden yalnız yasamayı tercih ediyorsun. insanlar içine<br />
karısmıyorsun " diye sormus. Behlül-i Dana da; "Müsade eder misiniz, bir danısayım da geleyim." demis ve helaya<br />
girmis azıcık bekledikten sonra gelmis. Harun Resid´e demis ki: "Pislikler bana dediler ki, ´Aklını basına al. sakın<br />
insanların içine girme, bizler çok nefıs yemeklerdik, hos renkli, hos kokulu, tatlı meyvelerdik; insanların içine girdik de<br />
bu hale geldik.´"<br />
• Aklını basına al da, sen tatlıyı da, yaglıyı da askın sofrasından ye, askla gıdalan da gönlünün kanadı çıksın,<br />
uçmaya gücün olsun!<br />
• Bunlan bir tarafı bırak da düsün ki, ana karnındaki çocuk, ab-ı hayatı anasının kanından emmededir.<br />
• Felegin dümdüz ettigi, selvi gibi uzattıgı o boyu, posu, sonunda yine felek, yay gibi büker, iki kat eder.<br />
• Fakat askın verdiği boy pos uzar gider, arsı da geçer.<br />
• Hayır, sus, sırları bilen her yerde hazır ve nazırdır. "Biz ona sah damarından daha yakınız."diye buyurmustur.<br />
"Biz ona yakın olan sah damarından da yakınız." seklindeki Kaf Suresi, 50/16. ayete isaret var.<br />
321. Asksız bedenin bası yoktur.<br />
Fa´ilatün. Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c-. II, 828)<br />
• Askın sırları kime görünürse, artık onun varlıgı kalmaz. 0 sevgili de yok olur.<br />
• Yanan bir mumu günesin önüne koy! Sonra dikkat et, bak; o mum günesin ısıgı içinde nasıl yok oluyor<br />
• Günesin önüne koydugun mumun nüru, hem yoktur, hem de vardır. Eserleri de öyle; hem yoktur, hem de vardır.<br />
• 9ste su beden atesi de, rühun nürunda tıpkı böyledir. Bu ates hem vardır, hem de yoktur.<br />
• Bir ırmak denize dogru akar, çaglayarak aslından ayrı düstügü için sanki aglayarak, basını tastan tasa çarparak<br />
denize kadar gider. Denize dökülünce artık ırmaklıgı kalmaz. Orada yok olur gider.<br />
• Arayanlar oldukça istenilen yoktur. Ama istenilen gelirse artık aramak bir ise yaramaz.<br />
• Asksız beden, kendine bir külah arasa, bos yere aramaktadır. Çünkü, onun bası yoktur. 0 bastan basa sarıktan<br />
ibarettir.<br />
• 0 ansızın bir gül yüzlüyü görse, o zaman o sarık da ona diken kesilir.<br />
• Basında bu sırlar bulunan kisi benim gibi Semseddin´in sevgisine düser.<br />
322. Yalnız fareyi degil, birbirlerine düsman oldukları için kediyi de yakalım!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 813)<br />
• Kedinin uykuya dalması, küçük bir fareyi cesaretlendirdi de, matbahda bulunan bir erzak sandıgını deldi.<br />
• Matbahda çalısan küçük bir asçı çıragı gibi ben de o fareyi atese atacagım.<br />
• Yalnız fareyi degil, birbirlerine düsman olduklan için kediyi de yakalayalım, yüzlerce alevler çıkaran kızgın bir<br />
tandıra atalım, yakalım.<br />
" Hz. Mevlana su üç beyitlik küçük siirinde pek büyük bir konuya temas etmektedir. Dünyada insanlar birbirlerine<br />
düsman olarak yasamasınlar, birbirine düsman olanların yok olmaları daha evladır. Yüksek mevki´, yarıs, servet pesinde<br />
kosanların birbirlerini insafsızca harcamaları insanlık degildir. Firüzanfer baskısı 810 numaralı siirinde de Mevlana, Alevî<br />
ile Sünnî´nin birarada yasamalarından bahsetmistir.<br />
323. Ok yaydan kurtulunca artık biz ona hakim olamayız.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün,<br />
(c. II, 840)<br />
• Sema´dan sonra o heyecanlar, o coskunluklar nereye gitti Ne dersin, sanki hiç bir sey olmamıs, yahut da olanlar<br />
olmus, ama hepsi de yok olup gitmis.<br />
• 9nkar etme; Hz. Müsa´nın asasına bak; o bazen asa, yani elinde sopa, bazen de bir ejderha oldu.<br />
• 9nsanın su bedeni de bir bakımdan ejderhaya benzer. Sanki o ejderha, bir alemi yutmustur da, yuttugunu<br />
gizlemek için dudagını dudagı üstüne koymustur. Sonra tekrar asa haline gelmistir.<br />
• Yumurtaya benzeyen bir gevher deniz oldu. Deniz costu, köpürdü. Köpüklerinden yeryüzü, dumanından da<br />
gökyüzü meydana geldi<br />
Pussilet Suresi, 41/11.isaret var.<br />
• Gerçekten de gizli bir atlı, çok kudretli bir padisah elbisesine bürünmüstür. Her an hamleler yapar, sonra yine<br />
aslına dönüp gider.<br />
• Bizden gizlendi ama, onu yok oldu sanmayasın diye, o bulundugu alemden ayrıldı, bir baska aleme gitti, göze<br />
görünmez oldu.<br />
• Her hal, her davranıs, her hareket beden yayındaki oka benzer. Ok, yaydan kurtulunca, artık biz ona hakim<br />
olamayız. 0 kendi hedefine, kendi istegine dogru uçar, gider.<br />
• Erkek ile kadının birbirlerine olan meylinden, sevgisinden ötürü kan costu, bir katre tohum oldu. 0 tohumdan bir<br />
zerresi havalandı, böylece ötelerden, Gan aleminden gelen insan askerlerine havada bir çadır kurdu.<br />
• Can aleminden insan askerleri gelince, akıl vezir oldu, gönül de padisah oldu, geçti tahta oturdu.<br />
• Bir zaman sonra, gönül ezeldeki vatanını, can sehrini hatırladı. Orasını özledi, oraya geri döndü. Orda da yine<br />
yokluk aleminden varlık alemine geri gitti.<br />
" Mesnevî´nin IV. cildinin 3628 numara ile baslayan beyitleri, bu beyti açıklar gibi; "Bır adam yıllarca bir sehirde<br />
kalır da bir an gözünü kapayıp rüya görmeye baslayınca, kendisini iyi ve kötü seylerle dolu bir sehirde bulur. Kendi sehri<br />
hatırından silinir. Kendi kendine, burası yeni bir sehir, ben buranın yabancısıyım demez. Ne sasılacak seydir ki. ruh da<br />
oturdugu, dogup büyüdügü yerleri hatırlamaz."<br />
• "Manaların gelip gitmesi nasıl oluyor " dersen, uyku zamanındaki haline bak. 0 zaman, müskilini çözer, sana<br />
gerçegi gösterir.<br />
324. Süleyman karıncaların yanına gelse de, karınca Süleyman olsa ne olur<br />
Fe´ilatün, Pe´ilatün, Fe´ilat.<br />
(c. II, 836)<br />
• Ey benim canım, bir gececik uyumazsan ne olur! Bir gececik olsun ayrılık kapısını çalmasan ne olur!<br />
• Dostların gönülleri olsun diye bir gececik sabaha kadar uyumazsan ne olur!<br />
• Etrafa güller saçsan da, senin yüzünden bütün dünyayı güller, reyhanlar doldursa, kaplasa ne olur!<br />
• Senin gönül alıcılıgın ile, can bagıslamanla iki üç cansız canlansa ne olur<br />
• Kadehi agzına kadar doldursan da, mahmurların baslarına döksen ne olur!<br />
• Süleyman (a.s.) karıncaların yanına gelse de, karınca Süleyman olsa ne olur!<br />
• Sus artık, perisanlıgı bırak da derlen toplan, bir konusmasan ne olur!<br />
325. Hiçbir sey olmayan, bir seydir.<br />
Pa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 831)<br />
• Allah´ım, her zaman senin lütfun, kahrının arkasından gelir. Yoksa bu kahrı kimse çekemezdi.<br />
• Mahmurluk vermeden, beni daima askınla mest et. Çünkü ben üzüm suyundan yapılan sarabın verdiği mestligi<br />
istemiyorum.<br />
• Biz bir kamıslıgız, sevgilinin askı ise atestir. Atesin gelip bizi yakmasını bek-! liyorüz.<br />
• Bu kamıslık atesten su içer, yani atesle sulanır, atesle beslenir. Ona ates düstükçe, yandıkça tazelesir, yeserir.<br />
• Biz ebede kadar, sevgiliyle yemyesiliz, ter ü tazeyiz. 0 öyle bir bahardır ki, arkasında kıs yoktur.<br />
• Yok olalım, her seyden geçelim; çünkü yok olmak, var olan seyledir. Hiç yok, yok olur mu<br />
• Hiçbir sey olmayan, bir seydir. Ölmeyen, sonsuza kadar diri kalan kisi varlıktan, benlikten ölen kisidir.<br />
326. Ask yolunun duragı kanla yogrulmustur.<br />
Fa-ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. II, 830)<br />
• Tertemiz, lekesiz rühlar, göklere dogru yükseliyor. Tortulu, kirli olanları da yerin dibine geçiyor.<br />
• Gönül gözünü aç da ruhlara bak; nasıl geldiler, ne oldular, ne çileler çektiler, nasıl gidiyorlar.<br />
• Madem ki, ask yoluna düstün gidiyorsun, etegini topla; çünkü bu yolun topragı kanla yogrulmustur.<br />
• Görmüyor musun Lale, gül renkli etekligiyle gidiyor. Ama topraktan kanlara bulanmıs olarak bitiyor. Bas<br />
kaldırıyor.<br />
• Benim canım, o gönüle dogru kanat çırpıp gitmede; çünkü o, pek güzel, pek neseli, pek ölçülü gidiyor.<br />
• Çünkü o can, Hakk´tan baska hiç bir sey istemedi. Su öbür can, hayvanî can ise asagılara, asagılıklara gitmededir.<br />
327. Bizim ölümümüz, ebedî bir dügündür.<br />
Fa-ilatün, Fa´ilatün. Fa´ilat<br />
(c. II, 833)<br />
• Bizim ölümümüz, ebedî bir dügündür. Onun sırrı nedir "0 tek bir Allah´tır."<br />
• Evlerin pencerelerinden içeri giren günesin ısıgı, her evin içine ayrı ayrı pencereden girdigi için bölünür gibi<br />
görünür. Ama bütün evlerin pencereleri kapanırsa bu bölünme, sayı ortadan kalkar.<br />
• Bir üzüm salkımının üstündeki üzüm taneleri sayılabilir. Fakat o salkım sıkılırsa meydana gelen sırada sayı yoktur.<br />
• Aslında ölüm, Allah´ın nüru ile diri olan kisinin ruhuna, beden zindanından kurtulus yardımıdır.<br />
• Ölüp giden kisiye kötü deme, iyi de deme; çünkü onlar, iyilikten de kötülükten de kurtulmuslardır.<br />
• Gözünü Hakk ugruna harca, herkesi kötü görme, görmedigini de söyleme, söyleme de gözüne bir baska göz, bir<br />
baska görüs verilsin.<br />
• Baskalarında ayıp görmedigin için sana verilen o göz, gözlerin de gözüdür. Hiçbir sey ona gizli kalmaz.<br />
• Bir göz, Allah´ın nuruyla bakarsa, her seyi apaçık görür.<br />
"beyitte su hadîsten iktibas var; "Mü´min, Allah´ın nüruyla görür.<br />
• Her ne kadar bütün nürlar Allah´ın nüru ise de, sen hepsine birden .Hakk´ın nüru deme.<br />
• Bakî olan, sonsuz olan nür Allah´ın nurudur. Fanî olan, geçici olan nür, bedenin sıfatıdır, cismin sıfatıdır.<br />
• Ey Allah´ım, senin lütfunu, ihsanını görmüstür de onun için "göz kusu" senin ask havanda kanat çırpmadadır.<br />
• 0 ötelere, göklerin de göklerine kadar yükselmistir de seni arayıp durmadadır.<br />
• Ya ona cemalinden bir göz ver. Yahut da bu cür´eti, bu ayıbı yüzünden onu kapından kovma.<br />
• Sen, canın gözünü her an aglat, fanî güzellerin boylarının, poslarının, güzel yüzlerinin tuzagından sen onu koru<br />
Allah´ım!<br />
• 0, uykuda senin yüzünden bir uyanıklık gördü. Gerçekten de bu, bir olgunluk rüyasıdır, dogru yolu bulus<br />
görüsüdür.<br />
328. Ey mana padisahı Selahaddin, sen bu süreti, bu bedeni bırakıp gitme de,<br />
insanın gücünü, insanda neler bulundugunu meleklere göster!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün,: Müstef´ilün, Fe´ilün,<br />
(c. II, 852)<br />
• Sekerden, tatlılıktan, lütuftan baska ne gelir Ay da nur bagıslamaktan, karanlık geceyi aydınlatmaktan baska ne<br />
yapabilir<br />
• Gül bahçesinde insanı hayran bırakan güzel renklerden, hos kokulardan baska ne olabilir îlkbaharda kabugunun<br />
altına su yürümüs tazelesmis dalda yapraktan, çiçekten baska ne görülür<br />
• Güzelligi yaratan güzeli manen gören göz ne hale gelir, Allah askına bir bak da anla!<br />
• Biz kendimizi coskunluga, mest olusa, saraba düskünlüge vermisiz. Biz böyle olunca, artık, bizden bundan baska<br />
ne gelir<br />
• Sen de mestsin. Daha da fazla mest ol! Altsız ol, üstsüz ol, kendinden geç, hiçbir seyden haberin olmasın! Zaten<br />
haberden ne çıkar!<br />
• Bizde bir parçacık varlık kaldı. Sakî erce davran, böyle az sarap sunmaktan ne çıkar Sen bize o kırmızı saraptan<br />
bol bol ver!<br />
• Gül gibi gül renkli elbiselerle dısarı çıkalım. Mahmur olalım, deli divane olalım. Yatıp uyumaktan, yiyip içmekten<br />
elimize ne geçer<br />
• Ey mana padisahı Selahaddin, ey kamil insan! Sen bu süreti, bu gölge varlıgı bırakma, bu bedenden kurtulma, bu<br />
alemden gitme de insanın manevî gücünü, insanda neler bulundugunu, insanın elinden ne geldigini meleklere göster!<br />
329. Allah´ım gayb aleminin sakîleri bize mana sarabı sunsunlar!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. 11, 812)<br />
• Sonsuz olan mana saraplarının küpleri cossun, köpürsün. Ezel sarabını içenlere de afiyetler olsun!<br />
• Temiz keskin gözlülerin kulaklarında hep senin ask küpelerin bulunsun!<br />
• Dün gece sakîye; "Aklını basına al!" dedim. Sakîde bana; "Sen aklını basına al da ask sarabını iç, mest ol! Aklın<br />
basından gitsin! Çünkü akıl, ask yoluna düsenlere bir ayak bagıdır." dedi.<br />
• Allah´ım, Gayb Alemi´nin sakîleri mana sarabını sundukça sunsunlar da iki dünyadan da; "îçtikçe için!" sesi<br />
duyulsun.<br />
• Allah´ım sırrı daima örten "akl-ı küll" mest olsun da, ask sırrını örten yer de açılsın, kaldırılsın!<br />
• Her seher vaktinde güzellik günesi, seher gibi örtüsüz bir halde kucaklara düssün!<br />
330. Can kusum, aska dogru uçmazsa kanadı kırılsın.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. II, 827)<br />
• Asıklara, dokuz gök de kul köle olsun! Asıkların devleti, mutlulugu ebedî olarak yasasın!<br />
• Asıkların bagları, bahçeleri hazan görmesin! Daima yemyesil, ter ü taze kalsın! Asıkların günesi batmasın, her<br />
zaman parlasın dursun!<br />
• Ebedî ask sakîsi, kıyamete kadar elinde kadehi bize gelsin!<br />
• Gönül bülbülü, ebedî olarak mest olsun, can tütîsi daima sekerler yesin!<br />
• Can kusum, aska dogru uçmazsa kanadı kopsun, kırılsın!<br />
• Ask, beni aglarken gördü de güldü. Dilerim bütün dünya, bu gülüsler yüzünden gülüslerle dolsun, dünyada<br />
aglayan kimse kalmasın! Bütün insanlar, iyi kötü herkes gülsün, neselensin!<br />
331. Arifler; sende bulunmayan sevgiyi yakalar,<br />
sana getirirler, sen de asık olursun.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 804)<br />
• Ey güzel; senin yüzünün hatlarından, benlerinden bir ferman, bir buyruk getirseler, benim su yaralı ve hasta<br />
gönlüm canlanır.<br />
• Asıklar, senin güzel hayalini rüyalarında görseler, aglayan gözlerinden nice seller meydana gelir, akar.<br />
• 0 ne mutlu gündür, ne hos vakittir ki, sakîler elinden tutup seni bize misafir olarak getirirler.<br />
• Seni gören süfîler, kamere benzeyen kaslarını mihrap sanarak secde ederler. Ariflerse; sende bulunmayan sevgiyi<br />
yakalar, sana getirirler. Sen de asık olursun.<br />
• Senin süh gözlerin insanı sasırtan cilvelere baslayınca, kafirler de müslüman olur, iblis de..<br />
• Puta tapanlar senin günes gibi parlak yüzünü görseler, boyunun endamının güzelligine iman ederler.<br />
• Ötelere, yüceler alemine senden az bir koku gitse, kutsal canlar, su dönen gök kubbenin üstünde oynamaya<br />
buslarlar.<br />
• Senin çenenin çukurundan ab-ı hayat getirdikleri zaman, can da, gönül de, her ikisi de senin sekerler kamıslıgına<br />
feda olsunlar.<br />
332. Herkesi, her güzeli denedim, senden daha hosa gider kimse bulamadım.<br />
Fe´ilatü, Fe´ilatün,<br />
(c. II,770)<br />
• Herkesi, her güzeli denedim, senden daha hosa giden kimse bulamadım. Denize daldım, senin gibi bir inci elde<br />
edemedim.<br />
• Sarap küplerinin agızlarını açtım. Binlerce sarap küpünden tattım. Senin sarabın gibi agza, dudaga hos gelen,<br />
insanın basını döndüren, insanı kendinden geçiren bir sarap bulamadım.<br />
• Sasılacak seydir ki, gönlümde güller, yaseminler biterken; senin gibi latîf bir yasemin gögüslü kucagıma gelmedi.<br />
• Senin pesinde kosma dilegimi, bir iki gün terk ettim. 0 zaman anladım ki, dünyada senden baska ulasamadıgım,<br />
elde edemedigim hiç bir dilek yoktur.<br />
• Sen öyle büyük, öyle essiz bir padisahsın ki, iki üç gün sana kul köle oldum da, öyle sereflendim ki, dünyada<br />
hiçbir padisah kalmadı ki, bana kul köle olmasın.<br />
• Aklım bana dedi ki: "Kalk, misafir gelmedi diye ayagı kırılmıs gibi ne oturuyorsun Kalk gökyüzü misafirlerine<br />
dogru uç git!"<br />
• Bedenimden gönül güvercinim çıktı, senin evinin damına dogru uçtu. Ben, arkasından "Gönül güvercinim gitti,<br />
gelmez!" diye bülbül gibi feryada basladım.<br />
• Sonra gönül güvercinimi yakalamak için doganlar gibi pesinden uçtum. Öyle havalandım, öyle yükseklere vardım<br />
ki, benimle beraber ne devlet kusu, ne de zümrüd-i anka oralara gelebildi.<br />
• Ey perisan beden, ey pisman olmus gönül! Her ikiniz de gidin, ikinizden de kurtulmadıkça, bana baska bir gönül<br />
gelmedi.<br />
333. Mezarımın yanından geçersen, ölmüs beden dirilmez de ne yapar<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat<br />
(c. II, 835)<br />
• Daima gülüp duran gül, gülmez de ne yapar Güzel kokular yayan misk kokan yapragını, yaprak gibi açmaz da ne<br />
yapar<br />
• Gülmekte olan nar, çatlayarak agzını açtıktan sonra derisine sıgmaz da ne yapar<br />
• Karanlık gecelerde göklerde parıl parıl parlayan "ay", güzelliginden nazdan baska ne gösterir, nesini begendirir,<br />
ne edebilir ,<br />
• Günes parlamasa, nürlannı her tarafa saçmasa, su sonsuz, görülmemis gökkubbede ne yapabilir<br />
• Zavallı gölge, günesin nürunu görünce secdeye kapanmaz da ne yapar<br />
• Asık, Sevgilisinin gömleginin güzel kokusunu duyunca, kendi gömlegini yırtmaz da ne yapar<br />
• Sevgilim; bana acır da benim mezarımın yanından geçersen, ölmüs beden dirilmez de ne yapar<br />
334. Akıl, senin mahallenin basından geçince tatlı canından olur.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 803)<br />
• Dünyada candan hos, candan tatlı ne vardır Öyle oldugu halde akıl, senin mahallenin basına gelince, tatlı<br />
canından vazgeçer.<br />
• Sevgilim, senin güzelligin gökyüzü kalesine saldırırsa, gökyüzünde oturanlardan; "Aman aman!.." sesleri duyulur.<br />
• Ey ilkbaharın bile kıskandıgı güzel, sen bir seher vakti, dünya bahçelerinden geç de artık gül bahçelerinden, çayır<br />
çimenlerden sonbahar kalksın gitsin ve bir daha geri gelmesin.<br />
• Göklerin sırtı, su agır yük yüzünden, bükülmüstür. Ey latif ve hafif rühlu dilber! Senin yiizünden agır yükler<br />
hafıfler, duyulmaz olur, geçer gider.<br />
• Ben, senin okun gibiyim. Bana kol kanat lütfet! Yay kurulup ok atılınca, ne de hos uçar gider.<br />
335. Su kainatta bulunan her sey, her zerre bile o sarapla mest olmustur.<br />
Mefulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü,<br />
(c. II, 865)<br />
• Sevgilim sarap getir! Günler durmadan geçip gidiyor. Gamın acılıgı ancak o kadehin verdiği lezzetle gidiyor.<br />
• 0 öyle bir kadeh ki, akıl da rüh da onun arkadasları, onunla düsüp kalkıyorlar. 0 gönül gözü kör olan nefsin<br />
sundugu sarapla kurulan tuzak degildir.<br />
• Sen insanı ates gibi yakıp yandıran ask sarabı ile dolu bir kadehle kapıdan içeri girince, vesvese veren gam<br />
seytanları duman gibi bacaya dogru kaçıyorlar.<br />
• Basına yıkamak için kil sürdünse; yıkama, bırak öylece kos, basın killi oldugu halde kos! Zamanın kıymetini bil,<br />
çünkü zaman gelip geçiyor.<br />
• 0 sarabı ver de, aklı alanı, ayıklıgı gidereni costur! Ham sözler söyleyen kisiyi de pisir, olgunlastır!<br />
• Sen o saraptan günese, aya, gökyüzüne verdigin için onların her biri o sarabın nesesiyle emrine uymuslar,<br />
kendilerinden geçmisler, dönüp duruyorlar.<br />
• Allah´a yemin ederim ki, yalnız insanlar degil, su kainatta bulunan her sey, her zerre bile o sarapla mest olmus,kendinden geçmis. Ama o saraba kanmamıs, yine de sarap sunmanı özlemede.<br />
• 0 sarabın hararetiyle sabrını, kararını, tevbesini kaybeden bu cana, yine o sarapla bir huzur, bir rahatlık lütfet!<br />
• Sarhoslar, o sarabın kokusunu alınca, bir anne yetim kalmıs çocuguna nasıl merhametli davranırsa, öyle merhametli olurlar.<br />
• Bugün toprak, o saraptan kana kana bir yudum içti de günes gibi kerem kadehini doldurdu. îyi kötü herkese, her varlıga sunmada, herkese lütuflarda, ihsanlarda bulunmadadır.<br />
• Hakk yolunda yürüyen kisi, o saraptan içip mest olmamıssa bütün topal insanlardan bile geride kalır. Fakat o,mana sarabından içerek kendinden geçmisse, bir adımda Kabe´ye varır.<br />
• Sus artık, ham adamın yanında saraptan bahsedip durma! Sarabın adını bile agzına alma! Çünkü onun hatırına hemen insanı rezil eden üzüm sarabı gelir.<br />
336. Güzel gözlerin gücü!<br />
Mefulü, Fa-ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. II, 867)<br />
• Bu kadar tatlılık, bu kadar güzellik, bu kadar mestlik; ezel ressamı senin büyüleyici mest gözlerine bu kadar tatlılık, bu kadar güzellik, bu kadar hos renkler, bu kadar nürlu bakıslar lütfetmis.<br />
• Sasılacak sey su ki: Senin güzel gözlerin, her an binlerce göz yaratıyor, çünkü Allah, onlara kendi yaratma gücünden güç vermis, kudretinden kudret vermis.<br />
• Yarattıgın o gözlerin hepsi de gözlerine dalmıs, sasırıp kalmıs, hepsi de senin güzel gözlerine binlerce rahmet olsun demede.<br />
• Gözlerin, padisahlık tahtına geçmis oturmus. Gözlerini gören can "Aman, aman merhamet!" diye feryada baslamıs.<br />
• Mavi gökyüzüne; "Sen dünyada hiç böyle giüel göz gördünmü " diye sordum. And içti, yemin etti de; "Hiç mi hiç böyle göz gördügümü hatırlayamıyorum." dedi.<br />
337. Sen, ikilik kadehini kır, bir ülkede iki padisah olunca fesad çıkar.<br />
Müfte-ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün,<br />
• Rnhlar aynı duygularda, aynı görüslerde birlesince, benim canımla senin canın bir oldu. Bizde bulunan su iki can,ikisi de bir oldu, bir can oldu.<br />
• Tek sayı, bir adedi neden çogaldı Kötü huy yüzünden çogaldı. Bizim basımızda esen çesitli rüzgarlar, çesitli duygular bir rüzgarın atesinden dogdu.<br />
• Önceden birdi, ama dalgalar o birligi çogalttı. Bu ayrılık, o rüzgarın dalgaları çogaltması yüzünden oldu.<br />
• Sen, ikilik kadehini kır! Rüzgara da sarap verip sarhos etme, onu kararsız kılma, azdırma. Bir sehirde iki padisah olunca huzur olmaz, fıtne fesat çogalır.<br />
• Gündüz, geceden üstün, geceden daha güçlü, çünkü onun günes gibi tek bir mumu var. Halbuki, gecenin acizliginden ötürü her tarafta bir çok mumu yanar, yanar ama, yine karanlıktır. Mumların çogalması bir ise yaramaz.<br />
• Gerçi kulların Rabb´inden her nefeste bir rahmet gelir. Gelir ama, vakti gelince Rabb kalır, kullar yok olur gider.<br />
338. Her gecemiz senin sayende Kadir gecesi, her günümüz de bayram oldu.<br />
Mefulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. II, 879)<br />
• Sabah vakti geldi. Bugünkü hayatımızın üzerinde hiç bir yazı bulunmayan bir sayfası açıldı. Bakalım oraya ne yazılacak Gökyüzünde de bir beyazlık, bir kafur rengi belirdi. Bakalım bugün neler olacak<br />
• Ezeli ask sarabını içen, yahut ondan tatmıs olandan baska hiç kimse su görünmeyen bir muammaya benzeyen hayat yolundan bir koku alamaz. Niçin yaratılmıs oldugumuzu anlayamaz.<br />
• "Yeryüzünde yasayan varlıkların en sereflisi olan su insana bir çok meziyetler veren, onu akıllı ve güzel yaratan,ona iyi huylar veren, onun yüzünü agartan kimdir " diye gündüz sasırıp kalmıstır. Gece de; "Ona kan dökmeyi, fesat çıkarmayı, kötü isler islemeyi ögreten, onu huysuz ve çirkin yaratan, onun yüzünü günahlarla karartan kimdir " diye hayret içindedir.<br />
• Yeryüzü de, üstünde olup bitenlerden hayretler içinde kalmıs, bir tarafta otlar, çimenler, çiçekler, güller, agaçlar,meyveler; bir tarafta da çesit çesit renklerde, biçimlerde sayısız hayvanlar yayılıp durmadalar.<br />
• Dünyadaki varlıkların yarısı yiyen, yarısı da yenen; yarısı hırs içinde, fakat tertemiz, öbür yarısı ise pis mi pis<br />
"Dünyadaki varlıklann yarısı yiyen, yarısı da yenendir" görüsüne Hz. Mevlana Mesnevisinin 3cü. cildinin 30 numaralı beytinde de temas etmistir:"Bütün alemi sen, yiyen ve yenilenden ibaret bil!" diye buyurmustu. Ziya Pasa merhum de "Tercî´-ı Bend" adlı meshur siirinin 4. bölümünde su mealdeki beyitlerle aynı konuyu yazmıstır;<br />
"Ceylanlar, arslanların dislerine lokma olur. Kuzuyu kurt parçalar, sineklerin bir suçları olmadıkları halde örümceklere gıda olurlar. Masum bir varlıkken güvercini sahin avlar. Tavsancıl kusu kaplumbagayı yakalar. Zayıf kurbagayı yılan yutar. Tavukları çaylak parçalar. Fareyi kedi kapar. Serçeyi atmaca yakalar. Yerde sürünen yılanı kus<br />
bile yakalar. Denizlerdeki balıklar bazen uçan kuslara lokma olur..."<br />
Bu hadiseler karsısında adaletsizlik düsünmek ahmaklık olur. Yeryüzünde hayatın devam etmesi için bu hadiseler<br />
devam eder. Bir Kurban Bayramı arefesinde mavnalarla kurbanlık koyunların götürüldügünü görerek;<br />
"Din sehit ister, asuman kurban, Yine bak her tarafta kan kan!" diye sızlanan Tevfik Fikret, hataya düsmüstür.<br />
Hikmetinden sual olunmaz, büyük yaratıcı, hayatın sürüp gitmesi için bunu yapmıstır. Mikroplardan baslayıp insanlara kadar her mahlukun birbirini yemesi, hayatın devamı için sarttır. Bitkiler topraktan bitirme gücünü alır yerler,<br />
pisirirler, biterler. Onları hayvanlar otlar. Hayvanları insanlar keser yer. Kasap dükkanlarında çengellere asılı kuzu butlarını alan Jak Russo marazi bir görüsle çengellere asılı çocuk butları olarak görmüstür. Etleri, meyveleri yiyen insanı da mezarda toprak yer, eritir. Bu hal bitkilere, hayvanlara, insanlara münhasır degildir. Cansız sandıgımız varlıklar da birbirini yer. Denizler coskun dalgalarla karaları yerler. Koylar, körfezler meydana getirirler. Karalar, nehirleri vasıtasıyla getirdikleri kumlarla ve taslarla denizi doldururlar., yarımadalar meydana gelir.<br />
• Geceleyin uyumak bir çesit ölümdür. Sabahleyin uyanmak ölümden sonra dirilip yasayısa kavusmaktır. Ey gam,beni öldür! Ben Hz. Hüseyin´im, sen ise Yezid´sin!<br />
• Inci; "Bunu kim alır " diye kendini mezada koydu. Kimsede onu alacak para yoktu. Pey sürdü, yine kendisini kendinden kendisi satın aldı.<br />
• Saki, bugün hepimiz sana misafiriz. Her gecemiz senin sayende "Kadir gecesi", her günümüz "bayram" oldu.<br />
339. Ask, hakîkat deryasından gönle dogru akıp gelen bir ırmaktır.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Failatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 798)<br />
• Sevgilim; seni sevdigim için herkes tarafından ayıplanmam, çekistirilmem, kınanmam, bir ayıp, bir suç degildir.<br />
Zaten asktan haberleri olmayan gönüllerle, ölmüs kisilerle ugrasmak yersizdir.<br />
• Ask can tatlılıgıdır, bütün tattır. Manevî bir zevktir. Bu manevî zevkin duyulusunun bir sekli, bir rengi de yoktur.<br />
Bu zevk anlatılamaz.<br />
• Ask, hakîkat deryasından ayrılmıs, gönle dogru akıp gelen, sonunda gönle dökülen bir ırmak gibidir. Aslında, bu daracık gönül, deryanın ve incinin sıgacagı yer degildir.<br />
• Sen aklını basına al, nefis sahilinden kurtul da, hakîkat deryasının içine dal, böyle bir denizde timsah korkusu yoktur.<br />
• Ask aynası paslanmamıssa, üstünde günah tortuları yoksa, iki dünyanın da sekli orada görülür.<br />
340. Ben, içmeden mest oldum, kendimden geçtim.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. II, 773)<br />
• Seher vakti o güzeller padisahı, sakîler gibi elinde testisi ve kadehiyle odamıza geldi.<br />
• Geldikten sonra, ben onun ne testisini görebildim, ne de kadehinden tattım. Fakat basınıda, beynimde binlerce sarap dalgası costu, kaynadı da, ben içmeden mest oldum, kendimden geçtim.<br />
• Aklım, fikrim günese, aya, yıldızlara benzer. Sayısız kanatlar açtı. Ben göklere yükseldim, ötelere gittim.<br />
• Kutlulukla, neseyle manen onun cemalini, güzel yüzünü gördüm de, o sebeple iki gözüm de dünyayı ve ahireti görmez oldu.<br />
341. Allah´ım, bana acımayana, bana kötülük yapana sen acı!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. 11, 783)<br />
• Ne yazık ki, arkadasların hepsi de yatıp uyudular. Ask sarabı yapacagını yaptı. Hepsi de bitkin bir halde döküldüler.<br />
• 9nsanlar arasındaki bu kadar kavgaya, gürültüye, bu kadar sertlige, kabalıga, uyusamazlıga lüzum var mı Hepsi de aynı yolun yolcusu, aynı kervanın adamları degil mi Hepsinin de yiyecegi aynı yiyecek degil mi<br />
• Ey sakî, çaresiz kaldım da senin etegini tuttum. Kendimde degilim,¦ mahmurum. Gönlümün hakkını sen ver, sen insaf et. Çünkü baskaları hak ; tanımıyor; merhametsiz, insafsız.<br />
•Ey sakî, ben tamir edilmez, onarılmaz bir haldeyim. Çünkü verdigin ask sarabıyla sen beni yıktın, harap ettin.<br />
Zaten burada bulunan arkadasların hepsi de senin sarabınla yıkılıp gitmis.<br />
• Allah´ım, bana acımayana, bana kötülük yapana sen acı, sıfatların hakkı için,merhametlilerin en merhametlisi oldugun için, beni nasıl öldüreceklerini çok iyi bilenlere, sen merhamet et!<br />
Sun´ullah Gaybi merhum söyle yazmıs:<br />
"Seni öldürmeye kasdetse bir can,<br />
Sakın olma sen ona kanlı düsman,<br />
Hayat ve mevt ola yanında yeksan.<br />
Hakîkî süfîlik incinmemektir.<br />
• Allah´ım, beni kendimden al, kendimden geçir! Çünkü o halde, benim için azadlık var, kurtulus var! Ben,varlıklarından kurtulmus, benliklerinden geçmis insanların kuluyum, kölesiyim.<br />
• Ben sustum ama, gönlüm; "Senin ask sarabını isterim. Baska seylerin hepsi de bostur, havadan ibaret!" diye feryat edip duruyor.<br />
342. Bütün dünya, senin baharlarınla süslense,<br />
bütün dünya bahçelerini güller, çiçeklerle doldursa ne olur<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 800)<br />
• Ey benim canım; gönül alçaklıgı göstersen de, bir gece olsun uyumasan olmaz mı Hoyratlıkla ayrılık kapısını çalmasan da, vuslat kapısı daima açık kalsa olmaz mı<br />
• Dostların ateslerle dolu olan gönülleri için bir gece uyumasan, onlara arkadaslık etsen, keremler göstersen de, o karanlık gecenin içinde bir gündüz bulsak ne olur<br />
• Seytanın kirli yüzünün inadına, "Gözü kör olsun!" diye senin güzel yüzünü seyrederek, gözlerimin nurlanmasına müsade etsen olmaz mı<br />
• Bütün dünya senin baharlarınla, senin nevruzunla güllerle süslense, bütün dünya bahçelerini, parklarını çiçekler,reyhanlar kaplasa ne olur<br />
• Gizli olan, karanlıklarda bulunan ab-ı hayatın, bütün sehirleri, dagları, ovaları, çölleri doldursa, her taraf ab-ı hayatla sulansa da, bütün canlı varlıklar ölüm nedir bilmeseler ne olur<br />
• Su kullar, köleler kısın ne giyeceklerini düsünüp duran zayıf fakir insanlar. senin gibi bir padisahtan yeni elbiseler<br />
alsalar, giyinip kusansalar ne olur<br />
343. Biz, canlar verelim de, o can sarabına el uzatalım!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatiln, Fe´ilatiin, Pe´ilün<br />
(c. II, 793)<br />
•Mest olrnus birisi var mı ki, bizi meyhaneye, inci tanesi gibi güzel olan, gül yüzlü sakînin yanına dogru çeksin götürsün.<br />
• Mest olmus birisi var mı ki, bizim dostça kulagımızdan tutsun da, ayakkabıların çıkardıgı kapı yanından alsın,basköseye oturtsun!<br />
• Nal ona derler ki, toprak ona sarılsın, onu öpsün! La´l de ona derler ki, insanı alsın, meyhaneye sarap içmeye götürsün!<br />
• Biz, canlar verelim de, o can sarabına el uzatalım. Aklımız hayallere dalmadan, masallara karısmadan onu içelim.<br />
• Sevgilinin hos kokulu saçlarının dügümlerini neden tarak açıyor diye, gönül dis dis oldu.<br />
" Bir sairimiz; "Yapsalar kemigim tarak / Yar zülfünün tellerine!" diye temennîde bulunmustur.<br />
344. Göklerin yolu senin içindedir. Ask kanadını çırp da uçmaya bak!<br />
Fe´ilatü Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. II, 771)<br />
• Ey asıklar, bos durmayın, su beden yükünü üstünüzden atmaya çalısın! Çünkü, beden ile can kalmayınca,gönlünüz su agır beden yükünden kurtulur da gökyüzüne uçar gider.<br />
• Gönlünüzü, canınızı hikmet suyuyla yıkayın, gönül tozları gitsin de, gözleriniz hasretle su kirli yeryüzüne takılıp kalmasın, göklere çevrilsin.<br />
• Dünyada bulunan her seyin canı ask degil midir Asktan baska ne varsa hepsi de fanî, hepsi de ölür gider.<br />
Dünyada ebedî olarak kalan ancak asktır!<br />
• Ey insanoglu, senin yoklugun doguya, ecelin de batıya benzer. Bu dogu ile batı, baska bir gökte bulunmaktadır.<br />
Çünkü senin simdi gördügün gökyüzü de fanîdir. 0 da gelip geçicidir.<br />
• Göklerin yolu, senin içindedir. Ask kanadını çırp da uçmaya bak! Ask kanadı kuvvetlenince artık merdiven kaygısı,merdiven gamı kalmaz.<br />
• Dünyayı dısından görme, çünkü senin gözünün içinde bir baska dünya var. Bundan senin haberin yok. Sen bu<br />
görünen dünyaya gözünü kapa da, gözünün içindeki dünyayı görmeye çalıs! Sunu iyi bil ki, sen iki gözünü de kapayınca,bu gördügün dünyadan hiçbir sey kalmayacaktır.<br />
• Senin gönlün bir dam gibidir. Hislerin, duyguların, gönül damının oluklarına benzer. Oluklar kalmayınca, sen damdan su içmeye bak.<br />
• Sen bu gazelin tamamını, geri kalanını gönlümden, gönül defterimden oku! Sen benim dilime bakma, çünkü zamanı gelince dil de kalmaz, dudak da kalmaz!<br />
•9nsanın bedeni yaydır. Sözü, nefesi de beden yayının oklarıdır. Ok ile okluk gidince yay bir is yapamaz.<br />
345. Asık ile ma´süku ayırdetmek çok zordur.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. 11, 790)<br />
• Yeryüzünde ask medresesi açıldıgından beri, sevenle sevilenin asık ile masukun arasındaki fark kadar zor bir mesele ortaya çıkmadı.<br />
• Hekimlerin basvurdukları kıyastan baska yollar var ama, meseleyi çözmeye yarayan bu yollar, fıkıh bilgisi bilene de kapalı, hekime de kapalı, yıldızlarla ugrasan müneccime de kapalı.<br />
• 0 sekilde de, bu sekilde de, çesitli zamanlarda nice derin bilginler, nice keskin zekalı kisiler, bu konuyla mesgul oldular, fikirler ortaya attılar. Mübahaselere giristiler, birbirleriyle çelistiler, fakat hakîkate ulasamadılar.<br />
• Asık ile ma´sükun yani sevenle sevilenin arasında bir çok farkların bulundugundan bahsettiler, fakat hepsinin de yolları baglandı. Camiye gittiler, bu bir türlü halledemedikleri meselenin gönüllerine duyurulması için Allah´a yalvardılar.<br />
• însanın fikri mahduttur, sınırlıdır. Halbuki yaratanın ise hududu yok, sonu yok; iste bu yüzdendir ki, düsünceleri mahdut olan insan, hudutsuz olan, sonsuz olan büyük varlıkta yok oldu gitti. Damla denize düstü, yok oldu.<br />
• Hakk´ta yok olus, bir çesit mest olustur. Yok olusun arkasında mutlaka bir kendine gelis vardır. Gölge ne kadar uzarsa uzasın, sonunda günes vardır.<br />
• "Gökler, sag elinde dürülmüstür!" ayetinin sırrı, bu hakîkatin dille anlatılamamasındandır. Çünkü böyle bir nüktenin ispatı, varlıgını yok bilmekle, yok etmekle olur.<br />
" Zümer Suresi, 39/67. "ayete isaret var.<br />
• Bu söz, varlıgın teferruatıdır, yokluga perdedir. Bir sey örtülü oldugu takdirde onu açıkça göstermeye imkan yoktur.<br />
• Sen ne reddedilenden kaçıyorsun, ne kabul edilenden kurtuluyorsun; bırak ; bu isi; bu is ne bahse sıgar, ne de nagmeye<br />
" Abdurrahman Camî (=Molla Camî) hazretleri bir beyitlerinde:<br />
"Kendi hüsnün hüblar seklinde peyda eyledin,<br />
Çesm-i asıktan dönüp sonra temasa eyledin<br />
(AIlah´ım kendi güzelligini güzellere verdin, sonra asıgın gözüne girdin, kendi güzelligini seyrediyorsun.) demistir.<br />
346. Gönül, bu cihandan vazgeçmedikçe baska bir cihana varamaz.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 796) ,.<br />
• Sevgilim, senden kendisinde bir nisane, bir iz bulunmayan gönle yazıklar olsun! Bir can müjdesine kavusmayan beden de yiyen, içen, gezen, dolasan bir ölü gibidir.<br />
• Senin güzel yüzünün nüruyla aydınlanmadan geçen gün, simsiyah karanlık bir gündür. 0 karanlık günde senin matbahından kimseye manevî saraplar, nimetler asla gelmez.<br />
• Yazık o gönle ki, senin askınla ateslere girmez! Altın gibi harcanır gider de, hiç bir zaman hakîkat madenine ulasamaz.<br />
• 9çine ask atesi düsmeyen dertsiz bir adamın asktan bahsetmesi insana hiç tesir etmez. Bu sözler duyulmadan söylenen birer hevestir. Agızdan çıkar, kulaga gelir girer, fakat gönüle yol bulamaz.<br />
• Emanet, gizli olan, görünmeyen sevgiliden gizlice verilmedikçe, Mesih´in nürlarından gönül Meryem´i gebe kalmaz.<br />
• Duygu, uyanık kaldıkça, insan asla rüya göremez. Gönül bu cihandan vazgeçmedikçe baska bir cihana varamaz.<br />
• Ölümden gafil olan, ölecegini düsünmeyen kisi, duygusuzlasmıstır. Hakîkati göremez olmustur da, zavallı bir dilim ekmekle, birazcık tere için gamlara dalmıstır.<br />
• Bir zaman gelecek ki, artık zaman kalmayacak. 0 zamandan önce, sen çalıs, çabala, ibadet et, insanî vazifelerini yap da zaman kaydından kurtul!<br />
• Ekmekle gelisen, devam eden hayat, ancak ekmek ister. Ab-ı hayat kılıgına girmis hayvanların nasîbi degildir.<br />
• Senden selam gelmeyen sabah, ne karanlık bir sabahtır. Senin tatlı sözlerini isitmedigim gün ne acı bir gündür.<br />
347. Beseriyet hali yok oldu da, ilahî sıfat tecelli etti.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa-ilatün<br />
(c. II, 774)<br />
• Gönle, gönlü ferahlandıran, sıkıntıdan kurtaran, ay yüzlü sevgilinin hayali geldi, girdi. Ne yol vardı, ne de açık bir kapı. Acaba o nereden geldi; nasıl oldu da gönle girdi<br />
• Böyle güzel yüzlü, böyle put gibi güzel bir dilberin hayalini görünce, put da, puta tapan da, inanan da hepsi onun önünde secdeye kapandılar.<br />
• Sanki benim demir gibi olan gönlüm ask atesinde bir hosça yandı, kirlerden, paslardan kurtuldu. Tertemiz bir ayna oldu da onun güzel hayalini içine düsürdü.<br />
• Onun güzel hayali gönlüme girince, cevirler, cefalar vefa oldu. Bütün bulanıklıklar gitti. Saflık, arılık, duruluk geldi. Beseriyet hali yok oldu da ilahî sıfat tecellî etti.<br />
• Aklınızı basınıza alınız, fırsatı kaçırmayınız da, bütün su kaplarını, bütün su tulumlarını doldurmaya çalısınız!<br />
Çünkü ab-ı hayat dagıtan geldi.<br />
348. Bahçelerdeki bütün agaçlar namaza durmuslar, kuslar da tesbih çekmedeler.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün,<br />
(c. II, 805)<br />
• Ya Rabbî! Bugün bize gelen bu hos koku, Hakk´ın sırlarının hareminden esip geliyor.<br />
• Keremi, lütfu baglara bahçelere yeni elbiseler giydirdi. Hastalara, sifa yurdundan ilaçlar geliyor.<br />
• Bahçelerdeki bütün agaçlar namaza durmuslar, kuslar da tesbih çekmedeler. Menekseler rukü´a varmıs, iki büklüm olmus.<br />
• Yokluktan varlık alemine gelenlerin hepsi de, neden var olduklarını, niçin yaratıldıklarını bilmiyorlar. Sanki var olustan ötürü mest olmuslar da nereden geldiklerini unutmuslar.<br />
• Bu yolda rühlardan biri, yüzünü arkaya çevirip bakarsa, nereden geldigini görür de diger habersiz rühlardan ayrı gelir.<br />
• 0 ayrı gelen rüh, onun rengini bulmustur da, o yüzden öyle hos bir renk almıstır. Onun kokusunu duymustur da,bu yüzden bu vefasızlar arasında yasadıgı halde ondan vefa kokusu gelmededir.<br />
• 0 rahmanî vefa kokusunu alınca mest olmustur. Zaten hepsi de, her sey de onun mestleridir. 0 yüzü gören güzellesmistir. Çünkü o güzellik, o ay yüzlü den gelmektedir.<br />
• Hayır, söyleyecegim. Ben kimsenin melül olusundan gam yemem. Bana gelen manevî hos zevki, sükür bile kıskanıyor.<br />
• Mest olmayan kisi, insanlardan ürker; "Bundan seher rüzgarının kokusu geliyor." diyeceklerinden ötürü çekinir.<br />
349. Sen samanla karıstırılmıs balçık içinde bir incisin!<br />
Müstefilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ülün,<br />
(c. 11, 844)<br />
• Az bir zaman için olsun kendini düsüncelerden kurtarsan ne olur Balık gibi bizim denizimize dalsan, orada dalgalar yutsan ne olur<br />
• Düsünceleri içinden atar, uykuya dalar da, onlardan kurtulursan Ashab-ı Kehf´ten sayılırsın, kutsal bir nür kesilirsin.<br />
• Sen, bir saman çöpüsün. Bizse, devlet kehribarıyız. Su dünya samanlıgından biraz ayrılarak bize gelsen,kehribara dönsen ne olur<br />
•"Artık bu defa toprak olacagım, ayak altında ezilecegim" diye yüz kere ahdettin. Bir kerecik olsun, ahdinde dursan ne olur<br />
• Sen, samanla karıstırılmıs balçık içinde gizlenmis bir incisin. Ey güzel yüzlü, yüzündeki çamurları yıkasan ne olur<br />
• Sen padisah soyundansın.sen Cebrail´in bile secde ettigi üstün bir varlıksın. ; Babanın mulkünü arasan ne olur<br />
• Ey Hakk´ın velîlerini Hakk´tan ayrı gören kisi, velîlere iyi zan beslesen ne olur<br />
" Arif bir sair söyle söylemis: "Allah adamları, velîler, hasa Allah degildir. Ama Allah´tan da ayrı degillerdir"<br />
• Sen "kül´den ayrılmıs bir "cüz´"sün. Sanki bedenden ayrılmıs bir el gibisin. Hiç olmazsa bundan sonra bizden ayrılmasan ne olur<br />
• Dünya nîmetlerini, malı, mülkü düsünemez hale gelir, adeta bassız kalırsan, hırsı, kibri gönlünden söküp atarsan,iste o zaman insanlık aleminde bas gösterir, görünürsün. Böyle olsan ne olur<br />
• Allah´ın zikrinden bir serbet iç de, düsünceden kurtul! Ey Allah rızasını elde eden kisi, dünya malı için bu kadar fazla didinmesen ne olur<br />
• Yeter artık, sen bir daga benzersin, aklını basına al da, dagda bulunan altın madenini ara bagırmayı bırak; bagırıp<br />
dagı seslendirmesen ne olur<br />
350. Burada kaplan da ceylan da;"Ya Hu, Ya Allah´." diye naralar atıyorlar.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün,<br />
(c. II, 847)<br />
• Bu can bir kadehtir. Fakat kadeh, kendisinin can oldugunu nereden bilecek Tertemiz birisi bu kadehi<br />
doldurmada, o da içine doldurulanı topraktan yaratılmıs insana ulastırmadadır.<br />
• Bu can kadehi, huzur, karar bırakmayan askı ile kendini ise vermis, her seyden alıyor, ferse yani yeryüzüne saçıyor.<br />
• Onun saçtıgı yerden haberi olmuyor, ama ne olurdu keske, aldıgı yerden birkere olsun haberi olsaydı<br />
• Canların saçtıklarından, toprak, madenler gibi parlıyor. Topragın dilleri olsaydı da bize bu konuya ait bir nükte söyleseydi.<br />
• Dilleri olsaydı da o ormandan, o ebedî ormandan, o ormanın bizim canlarımıza neler hazırladıgından bahsetseydi ne olurdu<br />
• Burada kaplan da, ceylan da; "Ya Hu, Ya Allah!" diye naralar atıyorlar. "ah"ın da sıgındıgı bir varlık bizi çekip götürüyor.<br />
• Bir arslan var ki, varlıgımıza, kendi sütünden baska bir sey vermiyor. Bir arslan ki, varlıgımızı varlıktan kurtarıyor,bizi kendimizden halas ediyor<br />
351. Herkesin arayıp durdugu taraf!<br />
Müstef´ilün, Fe´ülü, Müstef´ilün, Fe´ülün,<br />
(c. II, 841)<br />
• Yine devlet günesi, tekrar gökyüzüne geldi. Yine canların arzusu can yolundan göründü.<br />
• Allah´ın lütfuyla yine cennet kapıları açıldı. Her rüh, bogazına kadar kevser havuzuna daldı.<br />
• Padisahların kıblesi olan o padisah geldi. Aydan daha yüce, daha üstün olan, o "ay" yine dogdu.<br />
• Sevdadan basları dönenlerin hepsi de, selam durmak için atlara bindiler. Çünkü o essiz padisah ordunun tam ortasına geldi.<br />
• Herkes, her sey, su kara topragın bütün cüz´leri bile, onun güzelligine hayran oldular da onların hepsinin gözleri kamastı. "Kalkın, mahser zamanı geldi" diye ötelerden, mekansızlık aleminden gelen sesi duydular.<br />
• Keyfiyete sıgmayan o ses, ne içerden, ne dısardan, ne sagdan, ne soldan, ne arkadan, ne de önden geliyordu.<br />
• "Peki", dersin; "0 ses nereden, ne taraftan geliyordu " Herkesin arayıp durdugu taraftan geliyordu. Yine dersin ki:<br />
"Yiizümü o tarafa çevireyim." Sana bu bas nereden geldiyse, yüzünü o tarafa çevir!<br />
• Meyvelere olgunlugun, güzel renklerin, hos kokuların verildigi tarafa, adi taslara mücevher vasfını bagıslayan,ihsan edilen tarafa!<br />
• Gönlümüze düsen bu sevda, bu yanıs, oradan parladı geldi. Bu hüküm, basımıza övünülecek bir taç gibi kondu.<br />
• Canın bu hali anlatmasına izin yoktur. Eger izin çıksaydı da söz söyleseydi, nerede bir kafir varsa, küfürden kurtulurdu.<br />
•Kafir bile bir derde, bir sıkıntıya düserse, o tarafa yönelir. Bu tarafta bir dert görünce, o tarafa inanır.<br />
• Hakk´ın sevgisiyle dertlı ol da, o dert sana kılavuz olsun, alsın seni o tarafa götürsün. 0 tarafa ki, dertli olan, dertten bunalan ancak o tarafı görür.<br />
• 0 yüceler yücesi padisah kapısını sımsıkı kapamıstı. Sonra Hz. Adem´in eski püskü hırkasına bürünerek, bu gün kapıdan dısarı çıktı.<br />
352. Sen, madem ki askın acılarına dayanamıyorsun, git uyu!<br />
Müslef´ilün. Fe´ülün, Müstef´ilün, Fe´ulün.<br />
(c. II, 842)<br />
• Ey asıklar, güzellikte herkesten üstün olan, o ay yüzlü sevgiliden size bir haber var!<br />
• Sizin için o, bir kulun yüzüne bir satır yazı yazmıstır. Burada onu okumak isteyen kim varsa gelsin, o yazıyı okusun.<br />
• Safranla yazılmıs olan bu yazı canın sırrı olup her harfi gönle yeniden bir ates düsürmektedir.<br />
• Biz, bu bucaga sıgmısız, aska düsmüsüz, yamalı hırkaya bürünmüsüz. Biz neredeyiz Halk nerede Fakat o bogazımızdan tutmus, bizi çekiyor.<br />
• Elsiz ayaksız, bir top gibiyiz. Onun bulundugu tarafa yuvarlanıyoruz. Saçlarının çevgeni, bizi otarafa dogru kosturuyor.<br />
• Biz bu tarafa kosunca, çevgeni yakalar, bizi kendi tarafına çeker; söyle bakalım bu sırrı kim bilir<br />
• Ne tarafta olursam olayım, ben mestim. Onun çevgenine asıgım, hükmünü yürütünceye kadar yoklugun içinde ben varım.<br />
• Sen, madem ki, askın acılarına dayanamıyorsun, bezmissin, usanmıssın. Git, uyuyanlara uy, onlarla beraber yere bas koy, yat uyu! Çünkü, üsüyüp donanları uyku alır, onları kurtarır. :<br />
353. Dünyanın vefasızlıgı<br />
Müstefilün, Fe´fliün, Müstefiliin, Fe´ülüıı,<br />
(c. II. 849)<br />
• Degerli, aziz bir varlık oldugun için seni gözlerine aldılar, gözlerinde sana yer verdiler. Fakat dünyanın vefasızlıgını gördün ya, sana gözlerinde yer verenlerin hepsi de gitti. Seni yapayalnız bıraktılar.<br />
• Ey yabancılara degil, kardeslerine emanet edilen Yusuf! Onlar seni sattılar, hem de çok ucuza sattılar. Iste kardesler bile insanlara vefasız davranıyor.<br />
• Bu yüzdendir ki, dünyanın vefasızlıgını görenler, bir an önce öteki dünyanın yoluna düsmeyi uygun buldular da,yasayısı terk edip gittiler.<br />
• Sen görmüyorsun ama, gizliden gizliye senin çok düsmanın var. Kurtulmak için hilelere bas vurdun ama, ise yaramadı. Onlar seni mat ettiler.<br />
• Görünmeyen padisahlar, velîler, senin perisan halini gördüler de, sevgilerinden ötürü lutfettiler, hepsi de sana dua ettiler.<br />
354. Balık, süt emen çocuk gibidir, deniz de süt emziren dadıya benzer.<br />
Müstef´ilün, Fe´ülün, Müstef´ilün,<br />
,(c. 11, 853)<br />
• Denizin balıga hiç ihtiyacı yoktur. Çünkü denize göre balık, degersizdir,çok küçük bir seydir.<br />
• Ey benim canım, sen bazen uçsuz bucaksız denizde balık bulamazsın ama,Hakk´ ın sonsuz mana denizinde pek çok balık vardır.<br />
• Balık süt emen çocuklar gibidir. Deniz ise süt emziren dadıya benzer. Aciz çocuk daima süt için aglar durur.<br />
• Her seyden feragat etmis olan, hiç bir seye ihtiyacı olmayan denizin balıga bir meyli varsa, bir sevgisi olursa, bu hal balık için büyük bir lütuftur, büyük bir keremdir.<br />
• Deniz kendisine meyli oldugunu anlayan balıgın sevincinden ötürü arsın üstüne çıkmıs gibi olur.<br />
• Deniz hiç kimsenin isine önem vermez, aldırmaz, ama o balık bir isarette bulunursa, bir emir verirse, onu dinler ve sözüne uyar.<br />
• Büyük bir inayete mazhar olan o balık sanki bir padisahtır. 0 uçsuz bucaksız deniz de ona vezir olrnustur. Onun emrine bas egmistir.<br />
• Birisi cür´et eder de, ona balık adını takarsa, denizin her damlası onu kahretmek için bir ok haline gelir.<br />
• Daha ne vakte kadar, üstü kapalı rumuzlarla konusacaksın. Rumuzlu konusman insanı sasırtıyor. Daha açık söyle de gönül gözü gerçegi görsün ve anlasın.<br />
• Herkesin kendisine hizmet ettigi Semseddin hem efendidir, hem de çok büyük bir varlıktır. Tebriz sehri onun yüzünden misk ü anber olmustur. !<br />
• Bütün dünyada bulunan dikenler, onun lütuflarını görselerdi, dikenliklerini kaybederler, kimseyi incitmeyen yumusak ipek olurlardı.<br />
• Sundugu manevî sarapların ve yüzünün güzelliginin verdiği mestlik yüzünden, canımın kendisinden haberi olursa,canım çıksın gitsin, ben o canı istemiyorum.<br />
355. Sen bizi askta ara, askta bul!<br />
Müstefilün, Fe´filün, Müstefilün, Fe´ulün,<br />
(c. II, 843)<br />
• Ask yoluna düsenlerin diri olmaları gerek. Ölü asık olabilir mi Diri olan kimdir biliyor musun Asktan dogan kisi!<br />
• Ask yolunda yol kesenler var. Bunlar nefislerine hakim olamayan kadın yol arkadaslarıdır. Kınalı ayaklar, bu yola<br />
yarasmaz. 0 çesit ayaklarla bu ask yolu asılmaz.<br />
• "Nefsini yenen, sehveti ayak altına alan bir kahraman elini uzatsın; ise girissin!" diye savas davulu çalınmaya<br />
basladı. Askın davetiyle koca bir ordu toplandı.<br />
• Nefsine hakim olan kahramanın gürlemesi, lafla degildir. Gönülden gelir. Can, buluttan dogan simsek gibi,bedenden çıkar, fakat bir an bile aynı halde kalamaz.<br />
• Nefsine hakim olan kisinin basını ecel kılıcı asla kesemez. Çünkü bu bas yücelmis, ta arsa kadar ulasmıstır.<br />
• Nefsanî arzulardan temizlenmis gönle, elem, keder, gam, gussa giremez. Dünya gamları onun nesesini artırır.<br />
• Onun asık suratı önünde derya çırpınır durur. Halbüki o ilkbahar bulutları gibidir. 0 aglar, alem onunla güler,tatlılasır. 0 kendini öyle gösterir suratını asar. Onun arslanı, ceylan aramaz. Çünkü onun ceylanı odur. Allah´ı inkar eden<br />
kisi bu hakîkatleri anlamaz da, bu yaylada çok otlar yer, diken geveler.<br />
• Sen bizi askta ara, askta bul! Ask da nerede; bazen ben onu methederim, bazen de o beni metheder.<br />
• Ve hiddet denizinde o sedef gibi açarsa, ben ve biz deryasını bir damla gibi yutar, yok eder.<br />
356. Bir güzelden, basa hos bir mestlik gelir de, artık gönül taç, taht aramaz.<br />
Müstef´ilün, Fe´üliin Müstefilün, Fe´ülün,<br />
(c. II, 848)<br />
• Mahmur gözlerini görünce, gönülde karar kalır mı Ayın on dördü gibi parlak olan nürunu görünce gökteki ayı kim<br />
hesaba katar<br />
• Senin cana canlar katan gül bahçen, can bahçesine gülünce güllerde akıl mı kalır Dikenlerde dikenlik mi kalır<br />
• Senin ask padisahının casusu, bir gönle girince orada asktan baska kimseye yer kalır mı<br />
• 0 zaman ne neseli, ne mutlu zamandır ki, baht yaver olur da, can beden hapsinden kurtulur gelir, senin kucagını oturur. Cansız kalan beden de bir kösede kalır.<br />
• Öyle essiz bir güzelden basa hos bir mestlik gelir de artık gönül taç taht aramaz olur. Ar ve haya da kalmaz.<br />
357. Sensiz ben altın kadehle cennet sarabı içsem zevk duyamam!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ilün,<br />
(c. II, 857)<br />
• "Nasılsın; ne isle mesgulsün " diye sordun sevgilim! Seninle beraber olunca, is güç kalır mı Sen olmayınca da bir is yapmak istesem, Allah´a yemin ederim ki, inlemeye baslarım. Ancak elimde bu kalır.<br />
• Sensiz ben, altın kadehle cennet sarabı içsem zevk duyamam. Bana ancak bas agrısı verir, bende mahmurluk,sersemlik kalır.<br />
• Sen, uçsuz bucaksız bir ırmaksın. Cihan da bir köprü. Uçsuz bucaksız bir ırmagın üstüne köprü kurulabilir mi<br />
kurulsaydı, bu köprüden geçilebilir miydi<br />
• Alemde dört mevsim vardır. Her mevsim de öbürüne zıt! Dört düsmanla ayrı ayrı savasmaya can dayanır mı<br />
Huzur kalır mı<br />
• Ey güzelligin baharı olan sevgili, sen gel, mevsimlerin aslı sensin. Gel de, birbirine zıt olan bütün mevsimler yansın, yok olsun. Senin güzelligin baharın hükmünü yürütsün, dünyada yalnız ilkbahar kalsın.<br />
358. Bir ates sıçradı, gönül evini yaktı.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat.<br />
(c. II, 881)<br />
• Ah bana bir kere daha ask atesi düstü. Bu deli gönül yine yüzünü ovalara dogru çevirdi.<br />
• Ah, ask denizi bir kere daha dalgalandı. Sanki, gönlümden her tarafa kan çesmeleri akmaya basladı.<br />
•Ah bir ates sıçradı, gönül evini sardı. Yanan gönül evinin dumanı gökleri ´kapladı. Benim atesim de o rüzgarla alevlendi.<br />
• Gönül atesi kolay degildir. Hiç kınama! Ya Rabbî! Feryadıma yetis, gönül atesinden feryat, feryat!<br />
• Endise orduları ormanlardan çıktı. Takım takım gönlüme dogru hücuma . Hepsi de benim gamlı olusumdan nese ve sevinç içindeler.<br />
• Ey parlak ve içli gönül, sen bütün gönüllerin emîrisin. Askın yakıcı güçlü atesine karsı sabrı kalkan edindin de muradına erdin.<br />
• Yas olsun, kuru olsun, herkesin gözü birbirinin üstündedir. însanlar birbirlerine bakakalmıslardır. Senin gözün öyle<br />
degildir. Senin gözün Allah´a yönelmistir. Bu yüzden herkesin gözü artık sana baksın.<br />
• Senin elin, Allah´ın elidir. Senin gözün Allah´ın mestidir. Kullarının Rabbi Allah´ın gölgesi, herkesin üzerinde ebediyyen bakî kalsın.<br />
• Halkın iniltisi, feryadı senin sevgindendir. Sizinki kimdendir Neredendir Bütün bunlar asktan dogdu. Acaba ask nedendir<br />
• Ey Hakk´ın ve dinin Sems´i, ey varlık mülkünün sahibi, ask dünya kuruldu kurulalı senin gibi bir padisah göremedi.<br />
359. Ask, insanı kılıç olmadan, daragacına asmadan öldürür.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. II, 872)<br />
• Bu ask, hep akıllı, hep uyanık kisileri öldürür. Hem de kılıç olmadan bas keser. însanı daragacına asmadan öldürür.<br />
• Biz misafirini yiyen bir kimseye misafir olduk. Dostu öldüren birisine dost olduk.<br />
• Ask, Yüsuf gibi görünür, kurtlar gibi parçalar. Mü´min gibi görünür, kafır gibi öldürür.<br />
• Bize sevgi gösterse de, yahut öldürse de acı(Zeker), usulüne göre öldürsün diye ona gönlümüzü verdik.<br />
• Hayır hayır, o bakısıyla bir çok asık öldürür ama, nefesle ölüyü bile diriltir.<br />
• Bırak, varsın seni öldürsün. Ask bir bakıma ab-ı hayat degil midir Acı yüz göstermeye kalkısma. 0, bal gibi tatlılıkla adam öldürür.<br />
• Himmetini yükselt, askın öyle bir himmeti var ki, ancak seçkin padisahları .ve "ahrar"ı öldürür.<br />
• Bir geceye benzer. Sanki biz, yeryüzünün gölgesiyiz. Halbuki o günestir. Geceyi, parıl parıl parlayan gündüz kılıcıyla öldürür.<br />
• Gece zencisi bir hırsız gibi aklımızı aldı götürdü. Sabah polis geldi de, o hırsızı tuttu öldürdü.<br />
• Gece geldi; dogudan batıya kadar bütün alemi karanlık kapladı. Fakat gündüz geldi; onların hepsini de birden öldürdü.<br />
• Hasılı bana da, bu mestlik gül bahçesinden geliyor. Bülbül gibi gül bahçesinden ayrı düsmek beni öldürüyor.<br />
360. Gönüllere vurulan kilitlerin açılması için belalara sabretmek gerek!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Miistef´ilün, Fe´ulün,<br />
(c. II, 858)<br />
• Su içinde bulundugumuz vakit, pek hos, pek degerli vakittir. Böyle hos bir vakitte nesemizi artırmak için muhakkak sarap içmemiz gerekir. Böyle bir zarnanda can vermeli de, karsılıgında bir kadeh sarap almalı.<br />
• Fakat bizim içmek istedigimiz sarap, su dünyada üzümden elde edilen sarap degildir. 0 ötelerin sarabıdır. Gayb<br />
aleminin küpünden gelir. Hakk asıkarının meclisinin kuruldugu yer de yeryüzünde degildir. Gökyüzünün en üstünde, "ars"tadır.<br />
• Mallarıyla mülkleriyle, mevkîleriyle gurura kapılan, kendilerini üstün gören insanlarla degil de, nerede bir fakir görürsen onunla oturman lazımdır.nerede bir falcı, bir cinci görürsen onlardan da uzak durmak gerektir.<br />
• Fakir kelimesini de yanlıs anlama, benim bahsettigim fakir, yemeklere düskün, lokma pesinde kosan fakir degildir. Benliginden, varlıgından geçerek fakir olan Bayezîd-i Bestamî hazretlerine benzeyen fakirdir.<br />
• Tertemiz, nurdan dogan, elbette temizleri arar. Fakat pislikten dogan kisiye de pis birisi gerektir.<br />
" Nür Süresi, 24/26. ayete isaret var.<br />
• Cenab-ı Hakk, bazı günahkar kullarının gönüllerine kilit vurmus, üstüne de mühür basmıstır. Bu mühürlü, bu kilitli kapıyı açmak için, belalara sabretmek gamlar ve kederler içinde çırpınmak gerektir.<br />
" A´raf Suresi, 7/2. ayete isaret var.<br />
361. însan, dünya sandıgının içinde hapsolmus arslan gibidir!<br />
Müstef´ilün, Pe´uliin, Müstefilün, Fe´Olün,<br />
(c. II, 859)<br />
• Ne göz her gönüle yüz verir, ne padisah degersiz kisiye yüzünü gösterir.<br />
• Ancak bizim gibi degersizlere, bayagılara karsı böyle degildir. Dikenden kurtarır da ona gül bahçesini gösterir.<br />
• Bazen manevî kirlerimizi arındırır, bizi nüra dogru çeker götürür. Bazen eski zahitligimizi elimizden alır da, bizi sarhos meyhaneci haline sokar.<br />
• 0 kölesini ne satar, ne de kimseye bagıslar. Onu pazarda satıyormus gıbı göstererek ona bir taç, bir taht hazırlar.<br />
• însan dünya sandıgının içine hapsedilmis bir arslan gibidir. Sandık kapanmıstır, kilitlenmistir. 0 da kendisini yorgun ve bitkin göstermektedir.<br />
• Fakat günün birinde cosar, kükrer, sandıgı kırar çıkar. Simdi issiz güçsüz görünüyor, ama insanın ne kadar güçlü oldugunu o zaman görürsün.<br />
"9nsan dünya nîmetlerinin esiri olunca çok güçsüzdür.ayagı altına alınca güçlü olur.<br />
• Ask birdir, fakat sasıların gözüne iki, dört göründügü gibi, türlü türlü, çesit çesit sekillerde görünmektedir.<br />
• Ask yolunda her sey gül gibidir. Ama bu güller insanların gözüne diken gibi görünür. Nur, Hz. Müsa´nın agacından,yanan (=ates) olarak görünmedi mi<br />
• Bu selin sesi ab-ı hayattır. Söz yoktur, ses, söz gibi görünür.<br />
• Gönülden bahsetmeyecegime dair yemin etmistim. Fakat gönül ayna gibi oldugundan içine düsenleri çaresiz göstermektedir.<br />
362. Haberin var mı Kıs gitti, yaz geldi!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II. 7821<br />
• Haberin var mı Sehrimizde seker ucuzladı. Yani sehrimize tatlı dilli degerli bir kisi geldi. Haberin var mı Kıs gitti,yaz geldi!<br />
• Haberin var mı Bahçede reyhan ile karanfil; "îs kolaylastı" diye gülüsüyorlar.<br />
• Haberin var mı Bülbül yolculuktan döndü, geldi. Bahçede ötmeye basladı. Ötüsünün güzelligi ile bütün kuslara üstad oldu.<br />
• Haberin var mı Bahçede agacın dalı, kökten müjdeli bir haber aldı da ellerini sallayarak oynamaya basladı.<br />
• Haberin var mı Can bahar kadehiyle mest oldu da oynaya oynaya sultanın haremine geldi.<br />
• Haberin var mı Lale, yüzü kanlara bulanmıs bir halde çıkageldi. Haberin var mı Gül, çiçekler meclisinin baskanı oldu.<br />
• Haberin var mı Güzeller ötelerden geçip gelme izni aldılar da geldiler. Baglara, bahçelere kondular, yeryüzü yeserdi, güller, laleler, reyhanlar, çesitli çiçekler uyandılar.<br />
• Geçen sene kıs mevsiminin korkusundan kaybolup giden yesilin güzelleri güller, reyhanlar, sebboylar, karanfiller ve daha sayılamayacak kadar çok çiçekler, sanki kıyamet koptu da dirildiler. Bu sene hepsi de yüz kat daha güzel, daha hos kokularla geldiler.<br />
• Gül yüzlü güzeller ötelerden, yokluk aleminden oynaya oynaya geldiler. Bu gelisten gökyüzü memnun oldu da,onların ayaklarına yıldızlar serpti.<br />
• Geçen sonbaharda azledilen, isten çıkarılan nergis, bu sene çiçekler mülküne baskan oldu. Gonca çocugu da,besikte konusan Hz. îsa gibi yazmaya, okumaya basladı.<br />
• Hakk asıklarının meclisi bir kat daha süslendi. Seher rüzgarı hos bir sekilde esmeye ve güzel kokular sarabını sunmaya basladı.<br />
• Gönül perdesinin arkasında gizli nakıslar vardı. Bu yüzden baglar, bahçeler, gönüllerdeki sırlara ayna oldu.<br />
• Sen gördügün bütün güzellikleri aynada arama da, gönlünde ara! Çünkü, "ayna" kendisi bir sekilden ibarettir.îçine düsenleri gösterir, ama kendisi cansızdır.<br />
363. Asıkın bedeni kefene sarılır, kabre konur ama, canı kefene sarılamaz.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 778)<br />
• 0 Hoten güzelin hayali gönlümden gitmez, sekerinin tadı da agzımdan gitmez.<br />
• Her an uygunsuz bir is yapar, bir kargasa çıkarırsam, beni ayıplamayın.<br />
Senin gönlünden onun hayali gittiyse, Allah´a yemin ederim ki, benim gönlümden gitmez.<br />
• Kolu kanadı yandıgı halde zavallı pervanenin canı, mumun alevi sevdasından vazgeçmez de samdanın etrafında döner durur.<br />
• Bütün kuslar, çayırlara, çimenlere gelirler. Agaçlara konarlar, biraz dururlar, sonra her tarafa uçar giderler. Ama,bülbül güle asık oldugu için o, çimenlikten, gül bahçesinden ayrılmaz.<br />
• Can kusu ise, her an uçmak için kanat çırparsa da, dostun bakısını umdugundan ötürü bedenden bir türlü ayrılamaz.<br />
• Hallac-ı Mansur´u senin askınla daragacına astıkları zaman, ipte basını tuttu, çıkarmadı. "Madem ki, dostumun ipi gönlümün boynuna geçmistir; bundan nasıl bas çıkarırım " dedi, seve seve canını verdi.<br />
• Testi kırılsa da, onun içindeki su kırılmaz. Asıkın canı da böyledir. Bedeni kefene sarılır, kabre konur, ama, canı kefene sarılmaz, kabre konamaz, o ötelere gider.<br />
364. Elinde duadan baska bir sey olmayan ne yapabilir<br />
Fe´ilatü, Ffi´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. II, 767)<br />
• Giizelim; cefayı bırak, kerem sahibine böyle davranıs yakısmaz. Hiç kimsenin bulamadıgı derdimi gör de ona derman ol!<br />
• Çektigim acıların haberini seher rüzgarından duyardım ama, gamından öyle bir hale geldim ki, gönlümün seher rüzgarından haberi bile yok!<br />
• Ey saki, birazcık acele et de o kapıyı içerden kapa, kim gelirse; "Sizinle isimiz yok!" de, onu basından sav!<br />
• Gönlünde vefa bulunmayan sevgilinin vefasına and olsun ki, bütün ömür boyunca su anda yasadıgım gibi böyle neseli, böyle mutlu bir an yasamadım.<br />
• Sen bize cansın, cihansın, bize bundan daha üstün bir mutluluk olur mu Cihanın sonu yokmus, yok olsun.<br />
Bundan asıklara ne gam<br />
• 0 yüzde, o güzellikte kimyanın hüneri yoksa, sevgiliyle bulusma zamanında su kara toprak nasıl oluyor da altın<br />
haline giriyor<br />
• Aman, ben yine sustum. Sevgiliye benim selamımı sen götür! Saygılarımı sen söyle! Ona de ki; "Elinde duadan baska bir sey olmıyan ne yapabilir "<br />
365. Zavallı pervanenin canı mumun alevine asık!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 789)<br />
• 0 Hoten güzelinin hayali gönlümden, sekerinin tadı, lezzeti de agzımdan gitmiyor.<br />
• Her an cosar köpürürsem beni ayıplamayın. Senin gönlünden onun hayali çıkıyorsa, Allah´a yemin ederim ki,benim gönlümden çıkmıyor.<br />
• Bütün kuslar çimenlikten, her tarafa uçar giderler. Ama, gönlünü güle kap-tırmıs, gönülsüz kalmıs olan bülbül,içinde gül fidanlarının bulundugu çiçeklikten bir an bile gitmez.<br />
• Zavallı pervanenin canı mumun alevine asık, kolu kanadı yanmadıkça samdandan, samdanın etrafından gitmez.<br />
" Sadî-i Sirazî hazretleri, Gülistan´mda:<br />
"Ey bülbül! Git, askı sen pervaneden ögren. 0 yandı, yakıldı, can oldu, sesi çıkmıyor"<br />
• Can kusu her an uçup gitmek için, kanat çırpmada. Fakat belki dost bakar, görür ümidiyle bedenden ayrılmaz.<br />
" Bu gazel Firuzanfer´in<br />
776 numaralı gazele nazîre gibi, ona çok benziyor.<br />
366. Tebrizli Sems hazretlerine karsı duyulan sevgi ve saygı.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Pa´ilatün. Fa´ilat<br />
(c. II, 757)<br />
• Her ne kadar haset eden kisi incinirse de, sen o büyük varlıgın (Tebrizli Sems´in) vasıflarından bahset. Onun üstünlügünu çekinmeden anlat. Zaten su gök kubbesinin altında öteden beri haset etme huyu azalmamıstır.<br />
• Ben dün geceyarısı kalktım, baktım ki, "gönül" yok! "Ne oldu; nereye gitti " diye onu evin her tarafında aradım,fakat bulamadım.<br />
• Sonra kendi evimden çıktım. Onu ev ev aramaya basladım. Nihayet zavallıyı bir yerde buldum. Orada "Ya Rabbî!<br />
Ya Rabbî!" diyerek secdeye kapanmıstı.<br />
• Bakayım, kime kavusmak istiyor, kime yalvarıyor diye onun yalvarısına kulak verdim. Aglarken sunları söyledigini duydum.<br />
• Gizli seyler de senin önünde, asikar olan seyler de senin önünde. Sen her seyi bildigin gibi, elbette bunların her ikisini de bilirsin. Benim gizli olan seyim, su içimdeki "sevgi atesi"; açık olan sey de ah edisim, yalvarısım, yakarısımdır.<br />
• Gönül, o padisahın eserlerini, vasıflarını sayıp duruyordu da, adını söylemiyordu. 0, gecenin karanlıgında herkes uykudayken yalvarıp yakarmaya dalmıstı.<br />
• 0, arada dudak ucuyla gizlice diyordu ki: "Adını söyleyemedim ama, o ad öd agacından daha güzel kokar, kokusu her tarafa yayılır."<br />
• Gönül diyordu ki; "Ey seven, sevilen Rabbim! Belki, bir insan bulunur da gece yarısı benim bu sözlerime kulak verir diye korkuyorum, ürküyorum.<br />
• Birisi onun adını duyar da ona gereken saygıyı göstermez diye ödüm kopuyor. 0 güzel ada hürmetsizlik bana çok agır gelir.<br />
• Baska birisi adını isitir de, ona sevgi ve saygı gösterirse, bu defa kıskançlık beni yakar, yandırır." Böylece, gece yarısı yalvarıp duran gönül sasırmıs, ne yapacagını bilemez hale gelmisti.<br />
• Derken gönüle hatiften, ötelerden bir ses geldi. "Sevdiginin adını an, ey inatçı saskın, korkma, adını an, gam yeme; kimseden çekinme!<br />
• Onun adı, senin canının muradına anahtardır. Çabuk, onun adını an! An da hemen sana kapıyı açsın!<br />
• Gönül, haset korkusundan onun adını anamıyordu. Kapı da kapalı kaldı. Seher vaktine kadar bu hal devam etti.<br />
Derken ansızın gündüz oldu. Güneç dogdu, yüzünü gösterdi.<br />
• Hatifin binlerce defa yalvarısı üzerine gönül, ancak "Tebriz" diyebildi. Aklı basından gitti, varlıgından oldu.<br />
• Kendinden geçince de o, efendiler efendisi Semseddin´in, o cömertlik denizinin adı, gönlün yüzüne naksoldu.<br />
367. Bir hırsız gibi gönle gizlenen gam,<br />
vuslat polisinin eline düstü de daragacına asıldı.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. II, 761)<br />
• Seher vakti o kurnaz sevgili gül bahçesinden gelince, mest olanların naraları gül bahçesinden daha göklere kadar<br />
yükseldi.<br />
• Yüzlerce cennet bahçesinden ab-ı hayatla sulanan, binlerce güler yüzlü gül, dikenlerin gönüllerinden baslarını<br />
çıkardılar.<br />
• Gönüle bir hırsız gibi girerek bütün gece orada gizlenen gam, sevgilinin, vuslat polisinin eline düstü de daragacına çekildi.<br />
• Zalimlerin elinde kalmıstık. Çok zulümler görmüs, acılar çekmistik. Ümitlerimizi kaybetmistik. Böyle bir durumdayken devlet gibi parlak uyanık bir gönül geldi, imdadımıza yetisti.<br />
• Su kirli dünyada, nefsanî arzular, maddî ihtiyaçlar pesinde kostugumuz için, beden de can da ihtiyarlamıstı. Ona kavusunca her ikisi de gençlesti, güzellesti. Müsteri bulamayan, malını satamayan herkese ne de çok alıcı geldi.<br />
• Hepiniz gönül ve dinin Selahaddin´ini görünce, "Hakk´ın sırlarından ne de sasılacak bir günes dogdu!" deyiniz<br />
368. Onun ask sarabı sunan iki sakî gibi olan gözleriyle<br />
dudaklarının elinden sarap için.<br />
Fa´ilatiü, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 754)<br />
• Güzel yüzlülerin en güzeli, günesi, salınarak geliyor. Ona yol açın. Yüzlerinizi onun yüzünün güzelligi ile ay gibi nürlandırın.<br />
• Onun nürlu yüzü, eskiden ölmüs, mezarlarda çürümüs kisilere bile yüzlerce can vermede, onları diriltmede. Geçip gitmis asıklara müjdeli dirilme haberi verin!<br />
• Onun ask sarabı sunan iki sakî gibi olan gözleriyle dudaklarının elinden heıan sarap için, her an; "Çok yasa deyin.<br />
• Onun güzel bir ovaya benzeyen yüzünde hiç görülmemis, acaip bir kuyu kazmıslar. Aklınızı basınıza alın da o ovaya gidin! 0 kuyuya düsmek için ugrasın!<br />
• Onun bulundugu çadırdan gece vakti bir aydınlık, bir nür belirdi. Atlarınızın kulaklarını o çadırın kuruldugu yere çevirin!<br />
369. Kendinden habersiz,<br />
fakat dostun yerinden haberli olan kisi ne mutlu kisidir.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. II, 759)<br />
• Sevgilim; gönlüm senin emrine uymus, sevdana kapılmıs. Senelerin yıprattıgı sararmıs, solmus yüzüm, senin ayrılık gamını çeker.<br />
• Basım yüzünün güzelliginin mesti, gönlüm tuzak olmus hayalini yakalamıs, bırakmıyor. Gözümden dökülen inci taneleri, senin denizinin köpüklerine serpilmek ister.<br />
• Senden aldıgım bütün armaganları, senin hayaline takdim ettim. Çünkü seker gibi tatlı olan hayalinde senin güzel yüzünün parlaklıgı var.<br />
• "Hayalin" dedim, hata ettim, yanlıs söyledim. Senin hayalin baska hayallere benzemez. 0 bütün güzellikleri,sevimlilikleri senin ihsanından alıyor.<br />
• Sadberk gülü kendini senin güzel yüzüne benzettiginden ötürü utandı da, senin huzurunda yerlere döküldü.<br />
• Selvi, senin boyuna benzedigini sandıgından yanıldıgını anladı. Suçlular gibi basını önüne egdi.<br />
• Dost bizimle beraber olunca, her yer oturulacak, eglenilecek yerdir. Kendinden habersiz, fakat dostun yerinden haberli olan kisi ne mutludur.<br />
• Eger sen bana kapını açmazsan, ben dama çıkar, bacadan içeri girerim. Seni görüp seyreden can, ne de güzel bir candır. Ne de bahtlı bir candır.<br />
• Ben damlara çıkarım, tuzaklara düserim ne yapayım ki, canımın ahüsu, yalnız senin ovanda kosmak, sana av olmak sevdasındadır.<br />
• Sus ey deli asık, siir söyleme! Kanlar yut! Zaten dünyanın her zerresinde senin askının derdi, gamı var.<br />
370. Senin askın, bir ay yüzlü sevgili dilber kılıgına girdi de geldi.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilat<br />
(c. II, 749)<br />
• Seher vakti, gönlümü alıp gitmek için, sevgili mest olarak yanıma geldi. Ey Müslümanlar, bu mest dilberin elinden beni kurtarın. Bana yardım edin!<br />
• Dün kalbim heyecanla çarpmakta idi. îki gözüm de segriyordu. "Acaba! Ben kime kavusacaktım Gözlerim kimi görecekti " diye düsünüp duruyordum.<br />
• Seher vakti ben bu düsüncelerdeyken senin askın, bir ay yüzlü dilber kılıgına girdi de bana geldi.<br />
• Ben kim oluyordum Dört unsur bile (hava, toprak, su, ates) ondan mest olmuslar; onun atesi bana da neler eder, topraga da, rüzgara da neler eder<br />
• Ask, ondan gebedir. Bu cihan da asktan gebedir. Bu dünya su dört unsurdan dogdu. Fakat,unsur da akstan dogdu.<br />
371. Dilsiz, dudaksız söz söylemeyi huy edin! Hayat fanî,<br />
insan ölünce ne dudak kalır ne de dil!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. 11, 762)<br />
• Ben ölmüs olsam da, beni mezara koysalar, bu haldeyken sevgilimizden bir haber gelse, hemen kefenimi yırtar,mezarımdan çıkarım.<br />
• Diri de, ölü de ondan bir sey elde edince neler yapmaz Dag bile onu görse yerinden sıçrar kalkar, daha ileri,daha yakına gelir.<br />
• Seni sevdigim için beni çekistirirlerse, kınarlarsa, ben bu kınanmaktan kaçmam, kaçınmam. Senden gelen acılık cana sekerden daha tatlı gelir.<br />
• Sana, Hakk´ın nîmetlerinden ne gelirse ye, iç, bir tarafta dursun deme! Akıp giden bir ırmaktan su içtikçe arkası gelir.<br />
• Hakk´ın yaratma gücüne, güzel sanatına bak, gönüllere gelen vahyi seyret! Bastan basa görüs nüru ol! Çünkü bütün zevkler, bakıs ve görüsten gelir.<br />
• Ömrüm geldi, geçti de sevgiliye kavusamadım diye ümitsizlige kapılma, o vakitli, vakitsiz, ansızın gelebilir, her sey seher vaktinde gelmez.<br />
• Bekle, gözetle, sabret! Zamanlı zamansız, ansızın degerli bir sürme gibi o azîz varlık, o essiz varlık gözümüze gelir.<br />
• 0 bu göze gelince, bu göz deniz halini alır. Denize bakınca da denizin bütün suyu inci olur.<br />
• 0 inci, aslını kendi inciligini bilmeyen ölü inci gibi degildir. 0 daima söyler, daima arar, daima diridir.<br />
• Senin aslın nedir Sen nasıl bir madensin Sen nasıl bir cansın Bunu ne bileceksin Senin insanî hünerini, marifetini ancak Allah bilir, Allah bilir.<br />
• Fazla konusma, dudaklarını kapa, dilsiz, dudaksız söz söylemeyi huy edin! Çünkü dünya geçip gidince, ne dis kalır, ne dudak kalır, ne de dil!<br />
372. Gönül kapısında otur bekle, o gizlenen sevgili,<br />
ya gece yarısı, yahut seher vakti gelir.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 595)<br />
• Hakk asıgı olan, gönlünde bir istek bulunan kimse, gönül kapısına gider de gönül ona kapı açmazsa, elbette bunun bir sebebi vardır. Kapı açılmadı diye üzülme, git!<br />
• Gönül kapısında otur bekle, çünkü, o gizlenen sevgili ya gece yarısı, yahut seher vakti gelir.<br />
• Her seyden ayrılan, yalnız Allah´ını arayan can, az bulunan essiz bir candır. Sasılacak bir candır!<br />
• Bulundugu dünyadan baska bir dünya gören göz, görüs sahibidir. Onun hos bir lakabı vardır.<br />
• Böyle olan kimse, rühun en yakın dostu olur da, ölümden bile korkmaz. Can verme saatinde, onun tuhaf bir zevki, anlatılmaz bir nesesi vardır.<br />
• Ayagı tasa çarpsa, avucuna bir inci düser. Canı dudagına gelse, bir seker dudaklı ile bulusur.<br />
• Sus, sırlan her yerde açıga vurma. îyi röhlu olmayan kisilerin toplantısında Ebü Leheb de bulunabilir.<br />
373. Aklını basına al da isteyen, isteneni bir bil!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(Yazma bir dergiden)<br />
• Ey Allah´ım, önünde secde etmeme müsaade et. 0 imkanı lütfet de, secde edenin bası secde edilene yaklassın.<br />
"Secde et Allah´a yaklas!" mealindeki Alak Suresi, 96/19. ayete isaret var.<br />
• Duygular alemi (duygularımız) topraga benzer. Hakkı bulmak, onu istemek arzusu da rüzgar gibidir. Rüzgar, he r an topragı yerden, asagılardan alır, gökyüzüne, ötelere dogru yükseltir. Yani duygularımızı, topraktan yaratılan bedenimizi, hakkı istek ve sevgi rüzgarı alır, yücelere dogru yükseltir.<br />
• 9stek atına binip yükselen bu toprak ne mübarektir, ne kadar kutludur. Balçıktan onu çekip alan bu istegin yükselttigi beden ne mesuttur!<br />
• 0 ne kadar güzel bir istektir ki, bu cihan onunla canlıdır. Onunla yasamaktadır. Bütün güzellikler, nergis gibi gözler, gül gibi yanaklar hep ondandır. Onun cemalinin tecellîsindendir.<br />
• Sen aklını basına al da, isteyenle isteneni bir bil! Ayrı görünüyorlarsa da, sakın ayrıdır deme, iki görme, onlar birdir.<br />
• Sunu iyi bil ki: Rüzgar havaya savurdugu topraga, tozlara karısmıstır, kirli gibi görünür, ama aslında tertemiz rüzgardan baska bir sey degildir. Bu hususta hata etme, yanlıs görüs sahibi olma!<br />
• Allah birdir. Ona yalvaran, ona hamd ü senada bulunan diller, zarflar gibı ayrı ayrıdır. Yani diller, içinde aynı su bulunan çesitli zarflara, kaselere benzerler. Türkü de, Kürdü de, Rumu da ayrı ayrı dillerle hep onu isterler.<br />
374. Bu güzel koku can bahçesinden mi geliyor<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 806)<br />
• Ya Rabbi! Bu güzel koku can bahçesinden mi geliyor Yoksa bu, ötelerden, gayb aleminden dünyaya dogru esen hos kokulu bir rüzgar mıdır<br />
• Ya Rabbi! Bu ab-ı hayat, hangi yerden cosmada Ya Rabbî! Bu sıfatların nüru, hangi diyardan parlamada<br />
• Acaba bu gürültü, göklerde yasayanların gürültüsü müdür Acaba bu kahkahaları, cennet hürileri mi atıyor<br />
• Bu ne çalgı, bu ne ahenktir ki, insanın rühunu oynatmada Bu ne ıslıktır ki, gönül kanat çırparak uçmada<br />
• Ey asıklar, müjde müjde! Hepiniz de el çırpın; o elden çıkan güzel varlık, ellerini çırpa çırpa geliyor.<br />
• Baht gözü, bahtınızı görmüs de mahmurlasmıs, bu da bir delil, bir iz! Bu baht, apaçık bir gözden, ezelî varolandan ve varedenden geliyor.<br />
• Candan tatlı ne vardır Can gidecekmis, gitsin! Korkma! Gideceginden ne diye üzülüyorsun, gam yiyorsun Ondan daha iyisi geliyor.<br />
375. Gaflet pamugunu kulagından çıkar!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün,<br />
(c. II, 550)<br />
• Gaflet pamugunu kulagından çıkar! Kurtulus sesi geliyor. Günahın kara suyuna dalma, ab-ı hayat geliyor.<br />
• Müsteri yıldızının ask nöbetini gökyüzünde çalıyorlar. Asıkların ruhlarına yüzlerce salavat geliyor.<br />
• Günahlardan arın da bastan basa mana balı ol, süt ol! Kendinden, kendi benliginden fakir ol, yok yoksul ol! Çünkü ancak fakir ve yoksul olunca padisahtan vergi gelir, zekat gelir.<br />
• 9nsanın maddî varlıgı olan balçık, gönül olmayı ister durur. Bu istek onun rahmetindendir. Kuluna acıdıgındandır. însanın namaz kılmayı arzu edisi, oruç tutusu, hep Hakk´ın kulunu kendine çekisindendir.<br />
• Basına gelen dertlere, musîbetlere, belalara ugrayıs karanlıklarına sabret! Çekinme, çünkü Hızır (a.s) da, ab-ı hayat, karanlıklar diyarından geliyor.<br />
376. Öd Agacı.<br />
Mefulü, Fa´ilat, Mefa´îlii, Fa´ilat<br />
(c. 11, 863)<br />
• Ates, dün dumanın kulagına egildi de, gizlice dedi ki: "Öd agacının benimle arası pek iyidir. Onun bensiz bir yerde kararı yoktur. Benden ayrı düsmeye hiç dayanamaz.<br />
• Benim kaderimi ancak o bilir. Bana o, sükreder, çünkü, öd agacının karı, benim kucagımda yanarak yok olmasındadır. Onun degeri güzel kokuları etrafa yaydıgı zaman belli olur.<br />
• Öd agacı, bastan ayaga kadar dügüm dügümdür. Görünüsü öteki agaçlar gibi hosa gitmez. Fakat yanarak yokluga açılıp saçılınca, o dügümler de çözülür, açılır, saçılır."<br />
• Ates öd agacına der ki: "Ey benim alevler yiyen, ısıklar yutan dostum, hos geldin, merhaba, merhaba! Ey yanarak benim kucagımda yok olan, bana can veren sehidim! Ey beni görenlerin tattıklarımın kendisiyle avundukları azîz varlık, sevgili dost!<br />
• Senin gibi yanarak yok olmadan, hiç kimsecik yokluk levhinden nasibini alamaz, faydalanamaz." Ey seven ve sevilen Allah´ım, benim de yoklukla aramı uzlastır, beni onunla barıstır. Ben de sende yok olmak arzusundayım.<br />
• Ekmek, yemek, midede yanar yok olursa, o zaman akıl olur, can olur, hasetçilerin bile hasret çektikleri bir hale gelir.<br />
• Geri kalanları benden gizli olarak, sana ask söylesin! Sen, Ashab-ı Kehf gibi hem uykudasın, hem de uyanık!<br />
377. Sen baska bir alemden mi geldin;<br />
burada les yiyen köpeklerle uzlasamıyorsun!<br />
Fa´ilatiü, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 745)<br />
• Yüzümü sevgilinin ayaklarına sürmeye geldim. Yaptıgım bir hatadan ötürü özür dilemeye geldim.<br />
• Yeniden onun gül bahçesine bahçıvan olmaya geldim. Onun askından ates olup kendi dikenlerimi yakmaya geldim.<br />
• Temizlenmesi mümkün olan tozu, kiri temizlemeye, sevgilim için iyi isi, daha iyisini yapamadıgım için kötü saymaya geldim.<br />
• 0 vefasız güzelin sevgisi ugrunda döktügüm göz yaslarını görsün diye ona aglayan gözlerle geldim.<br />
• Ey hiçbir seye benzemeyen, essiz olan ask, kalk, sevgiye yeni bastan basla, merhamete yeni bastan giris! Ben öldüm, ikrarımdan da inkarımdan da vazgeçtim.<br />
• Çünkü senin saflıgın, lekesizligin olmadan varlık aleminde saf olmaya imkan yok! Sensiz gamdan kurtulmak,iyilesmek de mümkün degildir.<br />
• Zahirde, görünüste ben sustum. Sen bilirsin ki, kan aglayan gönlümde kanlara bulasmıs sözler var.<br />
• Ben sustugum zaman, yüzüme dikkatle bak! Orada bıraktıgın izleri gör!<br />
• Ben bu gazeli kısa kestim. Geri kalanı gönlümde.. Eger beni o mahmur gözlerle mest edersen söylerim.<br />
• Ey sözünden geri kalan, susan, ey esinden ayrı düsen, nasıl oldu da o keskin aklını kaybettin, böyle sasınp kaldın<br />
• Ey kendinde konusma gücü olmayan, susan, o atesli düsüncelerle ne alem desin Düsüncelerin büyük orduları geliyor.<br />
• Sözü insanlara söylerler. Yalnızken susarlar. Hiç kimse sevgilinin sırrını kapıya, duvara söylemez.<br />
• Yoksa sen, asktan bahsedecek insan bulamıyor musun Bu yüzden susup duruyorsun Sen hiç kimseyi sözlerine mahrem görmüyor musun<br />
• Yoksa sen, baska bir alemden mi geldin Tertemiz bir alemden misin Su lese bulasmıs, les yemekle mesgul tabiat köpekleriyle tabiat alemine karısamıyorsun! Su kirli alemle uzlasamıyorsun!<br />
378. Senin sevgi atesinle yandım yakıldım da, dumanım çıkmadı.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 780)<br />
• Atesine atıldım, yandım, yakıldım da dumanım çıkmadı. Söndürmek için atesine su döktüm, fayda etmedi.<br />
• Gönlümü binlerce çesit zevkle denedim, oyaladım. Seninle bulusmaktan baska hiçbir sey onu hosnut etmedi.<br />
• Gönlümün asktan çektigine, dag dayanamadı, çekemedi. Ateste yanan gönlümün kokusunu öd agacı bile vermedi.<br />
• Sevgiliye; "Senin bu kulun gönlünü aska rehin vermedi mi " diye sordum. Sevgili; "Evet rehin verdi, verdi ama,geç verdi, acele etmedi." dedi.<br />
• Sevgilim, senin la´l dudakların, hastaların "Hz. îsa"sı ise de, benim hasta gönlüme bir türlü iyi gelmedi, saglık vermedi.<br />
379. 0, bütün kapıları kapasa bile,sonunda kimsenin bilmedigi gizli bir yol açar.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. II, 765)<br />
• Aman, sevgili seni kovsa da ümitsiz olma, bugün seni kovarsa, yarın seni çagırmaz mı sanıyorsun<br />
• Eger senin yüzüne karsı kapıyı kapasa bile, gitme, orada bekle, sabredersen seni alır bas köseye oturtur.<br />
• Bütün kapıları ve geçitleri kapasa bile, sonunda, sana kimsenin bilmedigi gizli bir yol açar.<br />
• Görmez misin Kasap, koyunun basını keser, ama kestigi koyunu bırakmaz. Kestikten sonra onu tutar sürüye sürüye, çeke çeke dükkana götürür.<br />
• Koyunun nefesi kalmadıgı için, onu kendi nefesi ile sisirir. Artık sen, düsün! Allah´ın nefesi, seni nerelere ulastırır,nerelere çeker götürür.<br />
• Ben bunu bir misal olarak söyledim, yoksa onun keremi bir kimseyi öldürmez, üstelik onu ölümden, öldürülmeden kurtarır.<br />
• Süleyman´ın bütün mülkünü bir karıncaya bagıslar, hatta her iki cihanı da verir, hiçbir gönlü kırmaz, incitmez.<br />
• Gönlüm, dünyanın etrafında döndü, dolastı Onun bir esini, benzerini bulamadı. 0, kime benziyor Kime benziyor<br />
Kime benziyor<br />
• Sen sus artık! 0 sessiz, sedasız, bu saraptan herkese tattır, tattır.<br />
380. Su rüzgarımız da sana asık olsun da delice essin!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Pa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 748)<br />
• Sen, dünyada bulunan bütün sakîlerin iftihar ettikleri, övündükleri bir sakîsin. Sen, bos durma! Her an gece,<br />
gündüz, iste güçte ol! Herkese ask sarabı sun! Herkesi mest et! Senin gözün daima mahmur olsun! Canımız da hep<br />
içsin, içsin!<br />
• Ey güzel! Senin serefine, ask sarapları içilen bu mecliste, akıllı kisilerin akıllan baslarından gitsin! Ey dilber;<br />
costukça cosan askınla ne bas kalsın ne sarık!<br />
• Sana asık olan canın, Mısırlı kadınlar gibi elleri de dogransın, gönlü de!.. Mısır Yusuf´u da çarsıda, pazarda<br />
dolassın da güzelliginin tesiriyle halkı birbirine düsürsün!<br />
• Ey sakî, senin elinden ne eller elden çıktı. Senin sundugun sarapla mest olan, senin elinden daima muradına ersin!<br />
• Basımız senin sevdanla, kırbamız, su kabımız senin sevgi suyunla dolsun! Su rüzgarımız da sana asık olsun,delice essin! Suyumuz, ırmagımız da asık olsun, aglayarak, feryad ederek ve hiddet denizine dogru akıp gitsin!<br />
• Güzeller padisahı da bizim emîrimiz, baskanımız olsun; ask heyecanıyla bizi kucaklasın! Devletin, ikbalin bizim can dostumuz; talih, baht arkadasımız ol-sun!<br />
381. Çalgıcının ses sarabını için mest olun.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 747)<br />
• Ey neseliler, ey zevke, ey güzel seslere düskün olanlar! Çalgıçıdan sizi mest edecek kadehsiz sunulan sarap isteyin! Böylece "ses sarabı" için! Ses sarabının içine "ney"in sesini de karıstırın; için, için!..<br />
• Ey bahtlı kisiler, ey Allah´ın nazarında makbul olan varlıklar! Çok usta, essiz biniciler olun da, nese atlarına binin!<br />
Onları alabildigine kosturun ve gam atını yakalayarak onu neselerin ayakları altında kurban edin!<br />
• Ey kendinde olanlar, ey uyanık kisiler, Hakk´ın vahdet küpünde ask sarabını için! 0 sarap ile aklı da, sonu gören fikri de yok edin gitsin!<br />
• Bakınız ey Hakk asıkları; ilkbahar geldi! Gül bahçelerinde yesilliklerde insanı sasırtan yüzlerce renk var. Kıs mevsiminin dondurucu soguk günlerini artık bırakın, düsünmeyin!<br />
• îstediginiz, aradıgınız "Çin güzeli" Çin´dedir. Bu ne akıldır ki, Çin´i düsünmüyor da, her an Rey sehri yoluna düsmeyi hayal ediyorsunuz.<br />
"Yahya Kemal merhum da "Çin Klisesi" adlı siirinde, bir Çin güzeli düsünmüstü:<br />
"Gel ey ma´suka Çin´den 0 sirin kösk içinden,<br />
Gülümser bir resimdin, Muhayyel sevgilimdin,<br />
Ya mektup yolla Çin´den, Ya gel hülyam içinden<br />
• Siz sözleri, kelimeleri bırakın da ölümsüzlük meyhanesinde can kulagınızı açın, size ötelerden haber veren, sizi sizden alıp götüren çalgıcıyı dinleyin!<br />
• Elinizdeki kaseyi, yalnız ölümsüzlük sarabıyla doldurun! Allah askına akıllılık örtüsünü, akıl yaygısını katlayın, bir kenara koyun!<br />
• Ey asıklar, benlik elbisesinden, kendinde olus elbisesinden soyunun! Daima, diri olanın yarattıgı varlıklarda onun kendi san´atını, kendi güzelligini görün, seyre dalın, hayran olun!<br />
382. Dünyada görülen bütün varlıklar, insanlar, bitkiler, hayvanlar,<br />
balıklar, kuslar, bunların hepsi de birer nakıstan, hayalden ibarettir.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. II, 727)<br />
• Kimde bizim sevgimizden bir iz, bir nisan bulunmaktadır Kimin gönül evinde gizli bir ay yüzlü sevgilisi vardır<br />
• Gözlerinin yardımı olmadan, onun güzel yüzünü kim görmüstür Bu cihanın dısında kimde baska bir cihan vardır<br />
• Acaba, su canımı hedef alan oku atacak yay kimde vardır<br />
• Su dünyada her tarafta, nereye bakarsanız bakın gönül alıcı bir güzel bulunmaktadır. Sufî, bak bakalım; acaba o<br />
güzel kimindir 0 güzeli kim görebilir<br />
• Halkın bu görünen süreti, çesitli bitkiler, hayvanlar, balıklar, kuslar... gibi varlıkların hepsi aslında bir nakıstan, bir<br />
hayalden ibarettir. Bunları yasatan, hareket ettiren canı acaba kim görmüstür<br />
• Dünyada gördügün, bu varlıkların, insanların, bitkilerin, hayvanların hepsi de birer dilencidir. Allah´ın lütuf<br />
tarlasında basak toplamakla mesguldürler. Acaba bütün bu yoksullara nîmetler veren, onlara inciler saçan kimdir<br />
383. Biz kendimizin düsmanı, bizi öldürenin dostuyuz.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 728)<br />
• Biz kendimizin düsmanı, bizi öldürenin dostuyuz. Biz ask denizine batmısız, denizin dalgası bizi öldürüyor.<br />
• Biz severek, gülerek, tatlı canımızı veriyoruz. Çünkü ecel bizi ballar gibi tatlı tatlı öldürüyor.<br />
• Canını seven kisi, o ugursuz ve mel´un Iblisten mühlet isteyip duruyor. 0 da, yarın degil, öbür gün öldürürüm diye ona mühlet veriyor.<br />
• Sen, îsmail (a.s.) gibi hos bir halde, sevine sevine hançerin önüne basını koy, sakın hançerin önünden bogazını çekme. Çekip bogazına bassa da, o basıyor, öldürürse de o öldürüyor.<br />
• Azrail (a.s.), asıklann canını alamaz. Asıklan, yine ask öldürür, yine sevda öldürür.<br />
• Ask ugrunda öldürülenler; "Keske kavmim bilselerdi!" diye naralar atarlar. Görünüste sevgili öldürüyor. Ama gizlice yüzlerce can bagıslamadadır.<br />
" Yasîn Süresi 36/27. ayetevar."<br />
• Yeryüzüne benzeyen bedeninden bir bas çıkar da, etrafına bak! 0, seni güle mi çekiyor, yoksa öldürüp toprakta<br />
mı bırakıyor<br />
• Asıkların her biri birer Mansur´dur. Kendini seve seve öldürtür. Asık olmayan ise, kendini bile bile öldürür.<br />
• Ecel, insanlara her gün yüzlerce defa çatar! Hakk asıgı ise, ecel gelmeden sebepsiz olarak, kendini ölüme teslim<br />
eder. Yani ölmeden evvel ölür.<br />
384. Onun nazik eline diken yakısmaz, onun eline ancak gül yarasır!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. II, 764)<br />
• Ey gönül, sen baska türlü olma, baska türlü olusunu ondan saklayamazsın. Çünkü sevgilinin gözü her seyi görür,<br />
gönlü her seyi bilir, sırları gizlemeye ugrasma! Gizledigin sırlardan da onun haberi vardır.<br />
• Nasıl ki, sarabın bütün cilvelerini, neler edip neler yapacagını meyhanecinin gönlü bilirse, o da senin bütün<br />
sırlarını bilir ve çerçöp gibi tutar, onları suyun üstüne atıverir.<br />
• Onun nazik eline diken yakısmaz! Onun eline ancak, gül yarasır. Dikenin gönlünde bitecek, bütün gizli güllerin hepsini de o bilir<br />
• Sen, her gün azar azar bir sey ögrenirsin. Sen, git de her seyi birdenbire bilene kul köle ol!<br />
• Sen, hüküm zamanında bir sahidin ikrarına esirsin. Sufînin teni ise gönül sahadetiyle ikrar eder.<br />
385. Cenab-ı Hakk, rühların ellerine birer beden çengi vermistir.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 740)<br />
• Misk ile anber, sevgilimin saçlarını koklasalardı, kendi kokulannı bir tarafa bırakırlar, hemen sevgilimin saçlarını koklamaya baslarlardı.<br />
• Onun güzel yüzünden, ansızın bir günes dogar, parlardı, perdeleri yırtardı. însanların mesgul oldukları çesit çesit isleri, güçleri bir tarafa atar, onları yal-nız ask isiyle ugrastırırdı.<br />
• Cenab-ı Hakk, rühların ellerine, birer beden çengi vermis de, kendi zevalsiz sırrını, çenglerin feryadlarıyla duyurmak, anlatmak istemistir.<br />
• Rühların ellerine verilen beden çenglerinin her bir teli, ihtiyaç, öfke, sehvet, kin, haset gibi insanların çesitli huylarını ayrı ayrı terennüm etsinler, inleyerek, feryad ederek anlatsınlar da bu ayrı ayrı feryadların birlesmesinden,insanın mahiyetini belirten bir ahenk meydana gelsin dilemistir.<br />
• Ne mutlu o beden çengine ki, Hakk´ın eli o çengi akort etmistir. Sonra onu, kucagına almıs, kendisi çalmaya baslamıstır.<br />
" Bu beyit yanlıs anlasılmamalıdır. Hasa Hakk´ın eli, insan-ı kamilin elidir. Mecazî ifadelere dikkat gerekir. Kur´an´da mecazî bazı ifadeler yok mu; "Sen atmadın Allah attı." (Enfal Süresi, 8/17), "Allah´ın eli onların ellerinin üzerindedir<br />
(Fetih Süresi 48/10)<br />
• Dünyada bulunan bütün çenglerin ustası o çengdir. Eyvahlar olsun, o çenge ki, onunla yarısa girisir!<br />
• Su esen rüzgar bile, Hakk´ın çengindeki gizli, hos bir teldir ki, feryadlarıyla o büyüleyici nergis gözleri anlatır durur.<br />
386. Ask padisahı onu çekti bagrına bastı, o da halktan kurtulmus oldu.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. II, 763)<br />
• Ne mutlu o kimseye ki, bizim gibi o da tamamıyla Allah´a teslim olarak onun verdiği her seye razı oldu. Böylece cefadan, gamdan gussadan, kurtuldu. Bastan basa nese vefa oldu.<br />
" Fuzfllî merhum bir beyitinde söyle der:<br />
"Bütün emelleri gönülden eylemis ib´ad,<br />
Ne verseler ana sakir, ne kılsalar ana sad."<br />
(Biltün istekleri gönlünden uzaklastırmıs, ona ne verseler sükrediyor, ne yapsalar sikayetı yok, memnun!)<br />
• Ne mutlu nese kaynagı olana, sarapla aklını, fikrini dagıtana, aska, delilige rehin olarak mana denizinde inci olana.<br />
• Onun bakısı ay oldu, günes oldu. Toprak onun bakısıyla altın kesildi. Kerem de incilerle dolu bir deniz haline geldi.<br />
Yürüyüste seher rüzgarı oldu.<br />
• Ask padisahı, onu çekti bagnna bastı. Böylece o da bütün halktan kurtulmus oldu. Ask bakısı onu seçti de bütün dilekleri yerine geldi.<br />
• Yürüyüste tıpkı, gökteki "ay" gibi oldu. Geceleyin ayın on dördüne döndü. îlahî bakısla bir anda nerelere ulastı,nerelere gitti!<br />
• 0 yeryüzü gibiydi, gökyüzü oldu. Bastan basa tat, tuz kesildi. însan melek oldu, sinek de "zümrüd-i anka".<br />
387. Senin sevgi daragacına asılan Hallac-ı Mansür´un gönlü,<br />
basına gelen belalardan gam yemez.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. II, 758)<br />
• Sevgilim, kendini sana vermis, hep seninle mesgul gönlümde, senin gülün var, gül bahçen var. Dalında senin meyven bulunan agaç ne mutlu agaçtır!<br />
• Yücelerde, manalar gögünde senin nürlannı saçan "ay"a ulasan kisi, dönüp duran gökyüzünü ve zanlarla,süphelerle, çilelerle dolu su kirli dünyayı ne yapsın<br />
• Allah´ıma yemin ederim ki, lanet edilmis seytan bile, seni severse, senin varlıgını ikrar ederse, kıyamet günü azaptan kurtulur.<br />
• Yine Allah´a yemin ederim ki, yüzlerce nürla yogrulup, yaratılan hürilerle melekler, seni inkar ederlerse canlarını kurtaramazlar.<br />
• Sen kimsin Beni bir avuç topraktan yarattıgını haber veriyorsun. Sonra;"Seni öyle üstün ve serefli bir varlık olarak yarattım ki, sana verdigim, sende bulunan sır kimselerde yoktur!" diyorsun.<br />
Yunus Emre hazretleri de;<br />
"Bir avuç topraga bunca kîl ü kal<br />
Nene gerek ey Kerîm-i Zülcelal!" demistir.<br />
• Senin sevgi daragacına asılan "Hallac-ı Mansur"un gönlü, basına gelen büyük belalardan, felaketlerden gam yemez, gam yemez!<br />
• Her agacın, her bitkinin kökü, Hakk´ın ihsan ettigi nzkı yer, fakat; "Ben ne yapacagım, ben ne yiyecegim, ben ne giyecegim " diye bütün bu endiseler, bu korkular, senin hasta gönlünde mevcut!<br />
" Sa´dî-i Sirazî hazretleri de;<br />
"Benim degerli ömrüm; ´Yazın ne yiyecegim, kısın ne giyecegim ´ endisesiyle sarf olup gitti." demektedir.<br />
• Zavallı insan; canı üzen, ömrü hırpalayan rızık ümidini cennete dogru sürü, çek! Oranın her yapragmda, her bitkisinde sana hazırlanmıs sekerler, anberler var!<br />
"Faruk Nafiz merhum da "Hamd ü Sena" baslıklı siirinde sunları söylemisti:<br />
"0 büyük Rabb ki, ufuklar boyu nîmetlerini,<br />
Hüsn ü an, renk ü füsün, ask ü cünün mahserini<br />
Gayr-ı kafi görerek sevdigi biz kullarına,<br />
Simdiden vaad ediyor, baska bir alem yarına,<br />
Ma-i tesnîme sükür, ravza-i rıdvana sükür<br />
388. Ölen bir kimse için, artık yarınki gün yoktur!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. II, 717)<br />
• Sana, gönlünü veren, candan kulluk eden bir kisiye böyle davranman uygun degildir.<br />
• Ey yüzü de güzel, huyu da güzel olan sevgili; felek, senin gibi bir inciyi bir daha meydana getiremez.<br />
• Senin yüzün de güzel, huyun da güzel. Bunlar güzel olunca, elbette senin gönlündeki sırlar da güzeldir.<br />
• Ölen bir kisi için, artık yarınki gün yoktur. Is böyleyken neden cefalar eder durursun<br />
• Bilmem ki, insan, kendisine yapılmasını istemedigi bir seyi ne diye baskası hakkında denemeye kalkısır<br />
• Hiddete kapılıp, hiç kimseyi çigneme de; Allah´ın gazabı seni çignemesin.<br />
389. Gerçek bir asık isen kendini acıya alıstır, acılar ye, acılar iç!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 742)<br />
• Ask, asıkı kıskandıgı için, onu halka düsman eder. Asık, tamamıyla halktan kopar ayrılırsa, iste o zaman ask, yüzünü asıka döndürür.<br />
• Baskalarının isine gelmeyen, herkes tarafından reddedilen asıkı, ask padisahı yanına alır. Onunla dost olur, onunla diz dize oturur.<br />
• Halk, askı basından atınca, ask da halktan sogur, onları sevemez olur. îçten de dıstan da halkın huyunu bırakır,askın huyuyla anlasır, askın huyunu huy edinir.<br />
• Can, halk tarafından sevilirse, herkesi canlandırır, herkese gönül verir, her tarafa bakar, durur.<br />
• Ask onu görünce der ki: "Saçlarım, sana gölge düsürdü." Asık o saçların gölgesine girince, artık miskler, anberler koklamaya baslar.<br />
• Kendini aska kaptırmıs, yeni bir asıksan; kendini acıya alıstır. Acılar ye, acılar iç de; Sirin sana Hüsrev´in balından ilaçlar versin!<br />
• Tebrizli Sems´ten bir mestlik elde edersin de, o mestlik, iki alemin de ötesinden seni alır, sensiz bırakır.<br />
390. Peygamberlerden söz ediyor ama,onda peygamberlerden bir huy var mı; sen ona bak!<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. II, 700)<br />
• 0 güzel yüzlü hocanın acaba nesi var 0, insanlık vazîfesini, kulluk vazîfesini geregi gibi yapıyor mu Onun gönül aynası sanıldıgı gibi tozsuz mudur Temiz midir<br />
• Onunla konus, onu anlamaya çalıs! Bak bakalım onda ölürnsüzlük sarabından nasıl bir koku var! Varsa eger vakit geçirmeden ondan manevî bir koku al!<br />
• Onun gül bahçesinin içine gir, bak bakalım, o bahçede nergislerden lalelerden ne var<br />
• 0, her ne kadar, peygamberlerden söz ediyorsa da, onlann mu´cizelerinden bahsediyorsa da, onda peygamberlerin huyundan bir huy var mı Sen ona bak, lafına bakma! Söylediklerini yasıyor mu; onu anlamaya çalıs!<br />
• Salavat verip duruyor, tesbih çekiyor ama, onda Hz. Mustafa (s.a.v.)´in safvetinden, rüh ne var<br />
391. Hakk´ta fanî olmus kamil insanlar.<br />
FS´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 730)<br />
• Altın yumurtlayan kuslar, iste burada! Her seher vakti, dikbaslı, huysuz felek tayına eger vuranlar iste buradadır.<br />
• Onlar öyle üstün varlıklardır ki, atlarını sürdükleri zaman yedi kat gök onlara meydan olur. Yattıkları zaman günesle ay, onlara yastık vazifesini görürler.<br />
• Onlar öyle acaip balıklardır ki, onların her birinin canında Yunus (a.s.) vardır. Onlar öyle gül fidanlarıdır ki,gökyüzünü süslerler, güzellestirirler. Felegi hos ve ihtisamlı bir hale sokarlar.<br />
• Kıyamet gününde içinde günahkarlar yanmasın diye cehennemi sömürüp içerler. Cenneti de dileyene bagıslarlar.<br />
Onlar buyruk sahibidirler, ama ne dua ederler, ne bir sey isterler, ne de ona buna lanet ederler.<br />
• Güzellikle, iyilikle dagları bile havada oynatırlar, tatlılıkları ile denizleri bile seker gibi tatlılastırırlar.<br />
• Bedenleri can haline getirirler, canlan ölümsüz bir hale sokarlar. Tasları la´l madeni yaparlar. Kafirleri, imana getirirler.<br />
• Onlar herkesten daha fazla meydandadırlar, herkesten daha fazla gizlidirler. Onları apaçık görrnek istiyorsan,ayaklarının bastıgı topragı gözlerine sürme diye çek. Çünkü onlar, anadan dogma körün bile gözlerini açarlar, görür hale getirirler.<br />
• Sen hor, hakîr bir kisi bile olsan, onlan arayıp bulmada diken gibi sert ol! Keskin ol da, onlar senin bütün dikenlerini gül haline, nesrin haline soksunlar.<br />
• Kamil insanlar hakkında söz söylemeye, onları anlatmaya gücüm yetseydi, onlara dair gönlümde kalanları söylemeye imkan olsaydı, neler söylerdim, neler söylerdim de, göklerde bulunan ruhlar ve melekler bile benim söyleyeceklerimi begenirlerdi.<br />
392. Hikmetinden sual olunmaz; Allah zaman zaman insanı seytan haline,<br />
seytanı da insan haline kor.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiü, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 729)<br />
• Mavi gökyüzünü bir çark gibi döndürüp duran o ırmak iste burada, "ay"ın, Zuhal yıldızının hayran oldugu o güzel yüz de buradadır.<br />
• Gemisi ma´rifet levhi olan, imana gelmeyenleri, gemisine binmeyenleri tufanlara bogan Nüh (a.s.) da buradadır.<br />
• Kim ondan hırka giyerse, felegin hırkasını çıkarıp atar. Kim ondan mana lokması yerse; "Lokman Hekim" olan buradadır.<br />
• Sen, insan kılıgına girmis, insan seklindeki seytana ne diye bakıyorsun Sen, suna bak, suna dikkat et;hikmetinden sual olunmaz; Allah, zaman zaman insanı seytan haline sokar, seytanı da insan haline kor.<br />
Mesnevî´nm bir yerinde;<br />
"Dikkat et, etrafında insan yüzlü bir çok seytan vardır. Bu sebeple, her ele, el vermek, her ele baglanmak, intisab etmek uygun degildir." (c. I, no: 316) diye buyuran Mevlana aynı konuya temas etmistir. Seyh Sa´dî hazretleri de bir beyitinde aynen söyle<br />
söylemistir."Her gözü, kulagı, agzı olan adam degildir. Nice seytanlar vardır ki, ademoglu kıyafetinde görünürler"<br />
• Ab-ı hayata sahip olan Hızır (a.s.) da iste burada! Diriye ölümsüzlük bagıslamada, ölüyü de hayvan yapmada.<br />
"9nsan gibi yasamayan, hislerine tabi´ olan kimseyi de, yasayan bir ölü gibi dolasan kisiyi de insan seklinde bir hayvan yapmadadır.<br />
• 0, bütün varlıkların aynasının özüdür: 0 aynaya hohlama, üstüne nefesini düsürme, o senden kendini gizler.<br />
• Ey insanoglu, senin de baskalarının da kafirligi ve imanı onun elindedir onun takdiri iledir. Sakın ondan yüz çevirme, çünkü, onun hısmı, gadabı imanı yagma eder.<br />
• Hakk´ın huzurunda kendisinin cahil oldugüna, hiç bir sey bilmedigine inanan kisiyi Hakk, her seyi bilen bir kisi yapar. Fakat, ona karsı bilgi satmaya kalkısanı; "Ben her seyi biliyorum." diyeni Hakk´ın gayreti, hiç bir sey bilmez hale sokar.<br />
"Nabî merhum da söyle der;<br />
"9lim kıyısı olmıyan bir sahildir, Anda alim geçinen cahildir."<br />
(9lim kıyısı olmayan bir deryadır. Kendini alim sanan kisi caahilin biridir.) Meshur Sokrat´da; (Bir sey biliyorum; o da bir sey bilmedigimdir.) demistir.<br />
393. Her zerre feryadlarla, inleyislerle dolu.<br />
Dilleri olmadıgı için bu feryadları size duyuramıyorlar.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. 11, 698)<br />
• Senin varlıgını ispat edecek bir belgesi, bir nisanı olmayan kisinin günesi bile olsa önemi yoktur.<br />
• Gönül, çeng gibidir. Ask da onun mızrabıdır. Bu durumda gönül nasıl olurda feryad etmez<br />
• Bugün asıkların feryadlarını duyuver! Bu feryadları isitmekten sana bir ziyan gelmez.<br />
• Her zerre feryadlarla, inleyislerle dolu, fakat dilleri olmadıgı için bu feryadları size duyuramıyorlar.<br />
• Zerrenin dili titreyerek, oynayısıdır. Onun derdini anlatacak, baska türlü bir davranısı yoktur!<br />
• Bu alemin ucu bucagı var benim askım ile senin askının ucu bucagı yoktur!<br />
• Ben su dünyada, senin hayaline benzer, hiç bir sey göremedim. Yalnız kaldıgım zaman askın bana öpücükler veriyor, ama agızsız veriyor, onun agzı yok!<br />
394. Baglar, bahçeler su ile degil, ask atesi ile yesermede, gelismede.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. 11, 685)<br />
• Gönlüm, sevgilinin gönlü ile beraber, dilsiz, dudaksız olarak feryad edip duruyor. "Susarak konusma", iste böyle olur.<br />
" Eski sairlerimizden birisi;<br />
"Sen hamüs ol, macerayı çesm-i giryan söylesin!" (Sen sus, macerayı benim aglayan gözlerim söylesin.) diye yazmıstır.<br />
• Ben, sevgiliyle o sekilde konusayım ki, dilim oynamasın, dudagım kımılda-nıasın. Çünkü kötü niyetli hasetçinin kulagı pusudadır.<br />
"Hz. Mevlana Dîvan-ı Kebîr´in baska bir beyitinde söyle buyurur:<br />
"Gel de birbirimizle candan konusalım, kulaklardan, gözlerden gizli olarak söyleselim.<br />
• Sunu iyi biliyorum ki, dil ve dudak her ikisi de insanlarda ayıp ararlar kimseyi begenmezler, gizli gizli dedikodu yaparlar, onu bunu çekistirirler. Bu yüzden ben söyleyeceklerimi, kulaga degil de gönüle söylerim. Çünkü, gönül emindir, ona güvenilir.<br />
• Gönlün aska dair söyledigi o nükteli, derin manalı söz çok tesirliydi. Ates gibi yakıcıydı. Bu yüzden gözlerimde yüzlerce yakıcı parıltılar var!<br />
• Sasılacak sey su ki, ask atesinin gönlünde ta içinde güller var, yaseminler var, selviler var!<br />
• "Birbirine zıt olan ates ile su beraber düsüp kalksınlar, beraber oturup gez<br />
sinler!" diye bag, bahçe ask atesiyle daha da fazla yesermede, daha da fazla gelismede.<br />
395. Her meyve zamanı gelince bas gösterir.<br />
Dikkatle bak, her is nasıl tertiplidir!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. II, 706)<br />
• Benim günüm kalktı, gecenin hatırını sormaya, ona geçmis olsun demeye geldi. Canım da dudagımı ziyarete geldi.<br />
• Ben Allah´ıma o kadar çok yalvardım, o kadar çok "Ya Rabbî! Ya Rabbî dedim ki, sonunda gök kubbesi benim yalvarıslarımı duydu da, o da "Ya Rabbî! Ya Rabbî!" demeye basladı.<br />
• Sevgili, elinde içilisi dine aykırı olan sarapla dolu bir kadehle çıkageldi.<br />
• Ben her zaman onun sundugu saraptan bir yudum içince mest oluyor, kendimden geçiyordum. Bu defa kadeh agzına kadar doluydu.<br />
• Onun, ay gibi güzel yüzü, hangi gökte parlasa; günes, o gökte ufacık bir yıldıza döner.<br />
• Hilal, yeni ay onu ata binmis görmüs de, güzelliginin tesiri altında kalarak at nalına dönmüstür.<br />
• 0 rüh olmustur, dünya da o rüha beden; bu dünyaya, bu seref yetmez mi<br />
• Toz toprakla dolu olan bu kirli dünya, gönül ısıgıyla güzellesmistir. Hos bir hal almıstır, edep sahibi olmustur.<br />
• Her meyve, zamanı gelince bas gösterir, gelisir, dikkatle bak, her is nasıl tertiplidir.<br />
• Yeter artık sus, dur adan söyleyenin karsısında susarak, dilsiz, dudaksız söz söyleyen daha da hostur, daha da iyidir.<br />
396. Gönül, bizi bıraktı kaçtı gitti.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. II, 722)<br />
• Biz mest olduk. Gönül bizi bıraktı kaçtı, gitti. Ama nereye gittigini bilemiyorum.<br />
• Aklın bagını bırakıp serbest kaldıgını görünce gönlüm ona yakalanmaması için hemen kaçmaya basladı.<br />
• Gönül kaçtı ama, her halde o, Allah´ın halvetinden baska bir yere gitmemistir.<br />
• Sen, gönlü evde arama! 0 havaîdir; hava kusudur. Bu yüzden o havalanmıs, ötelere gitmistir.<br />
• 0, padisahın beyaz renkli, hünerli doganıdır. 0 her halde uçmus,gitmistir.<br />
397. însan, odun degildir ki, kırıldıgı zaman ses çıkarsın!<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. II, 702)<br />
• Dagınıklık, perisanlık, insanların birbirleriyle anlasamamaları, hep nifaktan, ikiyüzlülükten meydana gelir.<br />
Rahatlık, huzur, kutluluksa birlikten dogar. Bir memlekette birlik olmasa, o memleket perisan olur.<br />
" Bu beyitte; "Birlikte rahmet vardır!" hadîsine isaret edilmektedir. Mehmet Akif merhuınun da Safahat´mda imanda birlik üzerinde çok durulmustur.<br />
• Sen nazlanırsın, sevgilin de nazlanır. Böylece iki taraf da nazlanırsa ayrılık meydana çıkar.<br />
• Fakat sen, sevgiliye naz etmez de, niyaz edersen; yani yalvarır, yakarırsan, bu yalvarıp yakarmadan, yüzlerce bulusma, yüzlerce kucaklasma elde edersin.<br />
• Gurura kapılmanın, büyüklük taslamanın kanını dökmezsen, o kan cosar da seni bogar.<br />
• Yürü git de nazın bulanıklıgını gider. Çünkü nese, hep arılıktan, duruluktan meydana gelir.<br />
• Senin karsında bulunan sevgilindir. Dikkatli ol da, onu kırma! 0 senin düsünmeden, öfkeyle söyledigin bir sözden,bir davranısından sessizce kırılabilir. însan, sopa degildir ki, kırılınca çat diye bir ses çıkarsın.<br />
" Fransız sairlerinden Sully Prudhomme´un "Le Vase Brise" (Kırılmıs Vazo) adlı siiri, Mevlana´nın bu beytinin serhi gibidir. 0 siirin özeti söyle; içinde mine çiçeginin bulundugıı vazo, bir yelpazenin hafif dokunusuyla çatlar. Kimse bu sesi duymaz. Mine çiçegini besleyen su oradan sessizce sızar, çiçek de solar, bunun gibi, sevdigimiz bir kimsenin bir sözü.bir davranısı bizim kalbimizi kırar. Bizim kalbimizi kıranın bundan haberi yoktur. Kalpte gönülde bulunan sevgi çiçeginin suyu sızar, böylece sevgi ve dostluk ölür.<br />
• Zaten sopamızın kırıldıgı zaman çıkardıgı "tırak" sesi anlarız ki, firak´tan, ayrılıktan gelmektedir.<br />
398. Kaza ve kader geregi Hakk´tan geldigi için ben gamı görmek istiyorum.<br />
Onu özlüyorum.<br />
Mefa´îlün, Mefa´ilun, Fe´ülün<br />
(c. II, 674)<br />
• Bilgili gönül, gamdan kederden nasıl kaçarsa, gam da, bizden; bizim askla, imanla dolu gönlümüzden iki kat daha kaçar.<br />
• Acaba, gam hırsız, biz de polis miyiz ki, gam, bizi görür görmez kaçacak yer arıyor<br />
• Ask arslanı kükreyince, bizim gam sürümüz ceylanlar gibi orada arslandan kaçar, dagılır, giderler.<br />
• Kaza ve kader geregi Hakk´tan geldigi için ben, gamı görmek istiyorum, onu özledim. Fakat, gam durur mu<br />
Anlamadıgı için, bu sevdadan, bu özleyisten kaçıp duruyor.<br />
• Bütün dünya, gamın elinde esirdir, zebündur. Bilmiyorum ki, neden herkese dogru giden gam, beni görünce, onu özledigim halde bana gelmiyor, benden kaçıp gidiyor<br />
• Gam, benden o kadar korkuyor ki, ben göklere yükselsem, beni orada görünce o asagılara, yeryüzüne kaçıyor.<br />
Ben asagılara inince, bu defa o göklere yükseliyor.<br />
• Susayım artık, belki gam, kaçmayı bırakır da gelir, benimle savasa girer. Hayır, yanlıs söyledim, gam, zaten söylemeyenden, sikayet etmeyenden kaçar.<br />
399. Sevgili acaba nerelere gitti<br />
Mefa´îlün, Mefa´ilün,<br />
• Acaba, o güzel sevgili ne oldu Acaba o güzel servi böyle nerelere gitti<br />
• 0, aramızda nürlar saçan bir mum gibiydi. Bizi aydınlatıyordu. Acaba bizsiz nerelere gitti<br />
• Gönlüm bütün gün yaprak gibi tir tir titriyor. Acaba o güzel bizleri bırakıp gece yarısı nerelere gitti<br />
• Durma! Hemen yollara düs, yollardan geçenlere; "Acaba o cana canlar katan yol arkadası nerelere gitti " diye sor<br />
• Baglara git, bahçıvanları bul, onlara; "Acaba, o kırmızı gül nerelere gitti " diye sor!<br />
• Deliler, divaneler gibi ovalarda dolasıp durdum. Su ovada, o ceylan acaba nerelere gitti<br />
• 0 kadar çok agladım ki, iki gözüm iki ırmak oldu da denize dogru kosmaya basladı. Acaba o inci, su denizde nerelere gitti<br />
• Bütün gece ay ile zühre yıldızına soruyorum, su göklerde, o ay yüzlü güzel acaba nerelere gitti<br />
• 0 bizim dostumuz oldugu halde, nasıl oluyor da baskalarının yanına gider Madem ki o buralarda, bu dünyada yok! Acaba ötelerde, nerelere gitti<br />
• Onun gönlü canı madem ki Allah´a ulasmıstır, su balçıktan yok olduysa, acaba nerelere gitti<br />
400. Sevgilimin beni azarlayısı da pek hostu!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. II, 670)<br />
• Evvelki gün sevgilimin yüzü, ne kadar da güzeldi. Sevgilimin beni azarlayısı, nazlanısı da hostu!<br />
• 0 bastan geçenler aklımda degil ama, yalnız sunu hatırlıyorum ki, o bastan geçenler de pek hostu!<br />
• 0 mecliste, o toplulukta, o zevk aleminde sanki bir bagdaydım. Sanki bir gül bahçesindeydim; her yer, her sey ne de hostu!<br />
• Ben ask kadehiyle içtigim mana sarabından mest olmustum. Ama mest olmayan, uyanık bulunan sevgilimin yüzü de pek hostu!<br />
411. Ask, kötülüklerle dolu olan bu kirli dünyayı terk edip göklere uçmaktır.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 617)<br />
• Göz, görülmemis, sasılacak seyleri görmek için lazımdır. Can da manevî zevke, neseye dalmak için ise yarar.<br />
• Allah, bu bası bize bir güzelin güzelligiyle mest olmak için lütfetmistir. Ayak da, insana Hakk yolunda, sevginin yolunda yürümek, zahmetler çekmek, yorulmak, çilelere girmek, belalara ugramak için verilmistir.<br />
• Ask, kötülüklerle dolu olan bu kirli dünyayı terk edip göklere dogru uçmak için gereklidir. Akıl, bilgi, edep ögrenmek için lazımdır.<br />
• Sebeplerden dısarı ne sırlar, ne sasılacak seyler var! Bu yüzdendir ki, dünyada olup biten islerde, yalnız sebepleri gören, sebeplere takılıp kalan kisinin gözü perdelidir, kapalıdır.<br />
• Çöllerin kumlarında sıkıntılar çekerek, mihnet ve mesakkatlere katlanarak yol almak, deve sütüyle kanaat etmek,bedevî Arapların yagmasını göze almak hacı olmaya deger.<br />
412. Bahar geldi, dünyanın dügünü var, baglar, bahçeler çeyiz hazırlıyor.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 589)<br />
• "Kıs mevsimi geldi, yapraklan döktü" diye sikayetler ediyordun. Simdi kalk da gül bahçesine gel! Kıs mevsiminin nasıl bozguna ugradıgını, kaçıp gittigini gör!<br />
• Gök gürlemesinden davul seslerini duy! 0 sesler; "Dünyanın dügünü var, bag, bahçe çeyiz hazırlıyor" demek istiyor.<br />
• Gel de padisahın meclisini gör, topragın nasıl neselendigini, güldügünü seyret! Miskler kokan bahar rüzgarı yardıma geldi de, dondurucu düsman bozguna ugradı, defolup gitti.<br />
• Bu savasta süsenin keskin kılıcı ve hançeri çok ise yaradı, Allah´a hamd olsun! Reyhanların, güllerin, gül bahçesinin ordusu, kıs mevsiminin ordusunu bozdu.<br />
• Nilüfer, goncanın kulagına; "Ey güzel kokulu gonca!" diyor. "Karnını doyur, savasa girmek zamanı geldi."<br />
413. Karanlık gecede Mustafa (s.a.v.) gibi safa aramaya bak!<br />
Müstefilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. II, 525)<br />
• Vakit geçti, aksam oldu. Günes kuyuya girdi, kendini gizledi. Ey bahtlı kisiler, mana ayının dogacagı feyizlerin,rahmetlerin yagacagı zaman geldi.<br />
• Geceleyin rühlar, makamlarına ulasırlar, istekleri yerine gelir. Gecenin kıymetini, kudretini bilip anlayan kisi,gündüz gibi parlak bir gönül elde eder.<br />
• Ey gündüz, yoksa sen mahçer günü müsün Çünkü sen gelince bütün in-sanlar uykudan uyandılar, hayatlarını kazanmak için meydanlara döküldüler. Ey gece, sen kadir gecesi misin Yoksa Hakk´ın tecellîsine mazhar olan Hz.Musanın agacı mısın<br />
• Ey Hakk asıgı, beden kuyusunda gaflete dalma, aklını basına al da gökyüzü kovasını tut! Hz. Yüsuf o kovayı tuttu da, kuyudan kurtuldu. Devlete erdi, Mısır´a sultan oldu.<br />
• Karanlık gecede Mustafa (s.a.v.) gibi, safa aramaya bak! Çünkü o mana padisahı bir gece Mîrac etti de essiz,benzersiz bir hale geldi.<br />
• Geceleyin herkes sustu. Sen de onun huzuruna çıkman, ona münacatta bulunman, onunla manen bulusman için,abdest al; acele hazırlan; çünkü sesler, gürültüler halvet yerinin huzurunu kaçırır.<br />
414. 0 her yerde hazır ve nazırdır, güzel koruyucudur.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 578)<br />
• Neseyle sözlestik, nese benim olacaktır. Sevgiliyle sözlestik, sevgili de benim olacaktır.<br />
• Padisah bana, kendi eliyle yazılmıs bir ferman verdi. Baht baht oldukça, taht da taht oldukça o benim padisahım olacak.<br />
• Ayık da olsam, mest de olsam, ondan baskası benim elimden tutmayacaktır. Ben, kazayla elimi yaralarsam,ancak o bana derman olacaktır.<br />
• Kederin, düsüncenin haddine mi düsmüstür ki, benim sehrimin çevresinde dönüp dolassın; hakanım o oldukça kim benim mülkümü, saltanatımı elimden almaya kalkısır.<br />
• Ayın cübbesini yırtarım, padisahın kadehini dökerim, yırtıp döktügümü bana ödetmeye kalkısırsa, o benim yerime öder.<br />
• Ne sevinilecek seydir ki, o her yerde hazır ve nazırdır. Güzel koruyucudur, hos yardım edicidir. Yarattıgı seylerde, delil olarak kendi varlıgını, birliginı, gücünü, kudretini, sanatını gösterdikçe, ben onu inkar edenleri kolaylıkla yola getiririm.<br />
• Dünyada bir can vardır ki, o sekle bürünmekten utanmada, çekinmededir. Ama insan sekline bürünmede, benim insanım olmada, yani benim tanıdıgım îlahî sanatları haiz "insan-ı kamil" sekline bürünmede.<br />
Burada; "Allah insanı kendi süretinde yarattı" hadîsine isaret var. Bu hadîs "Allah insanı kendi sıfatlan suretinde Yarattı diye yorumlanır.<br />
415. Asık nasıl olmalı<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 574)<br />
• Bana göre asık öyle olmalı ki, söyle bir kalkınca, her tarafı atesler sarmalı, her tarafta kıyametler kopmalıdır.<br />
• Cehennem gibi olacak, cehennemi bile yakıp yandıracak bir gönül istiyor da, o gönlün önüne iki yüz deniz çıksa,hepsini de yaksın, yandırsın. Onun tek bir dalgası, bir deniz meydana getirsin.<br />
• Gökleri bir mendil gibi dürüp avucuna almalı, sonsuz zevalsiz çeragı bir kandil gibi gök kubbesine asmalı.<br />
• 0 bir arslan gibi savasa atılsın, onun timsah gibi bir kalbi olsun! 0 yeryüzünde kendisinden baska kimseyi bırakmasın! Hatta kendisiyle bile savasa girsin!<br />
• Parlak nüruyla gönlün yedi yüz perdesini.yırtsm da ötelerden, arstan, gök ehlinden ona; "Masallah, Masallah!"sesleri gelsin.<br />
416. Yanagımın rengine bak, bu ettigin vefa mıdır<br />
Mefa´îlü, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 567)<br />
• Sormak ayıp olmasın, senin evin nerededir; bir tarif et! Eger bulabilirsek devlete konduk demektir.<br />
• Sen, dünyanın günesi oldugun halde, bizden gizlenesin, bu nasıl olur Bunu sen uygun buluyor musun Eger sen uygun bulursan, biz de uygun bulduk.<br />
• Sen; "Ben vefalıyım" demedin, ama yine de senden vefa bekliyorum. Fakat benim yanagımın rengine bak, bu ettigin vefa mıdır<br />
• Ben, bu ask atesinde yanıp kavruluyorum. Harap oldum, perisan oldum. Fakat ey güzeller padisahı, bundan,bassız kalırsa ne olur<br />
• Gönle dedim ki: "Ey miskin gönül, gel yerine otur! Kinlerle dolu atesten sakın!" Gönlüm bana dedi ki: "Varsın olsun, ben atesten korkmam!"<br />
• Ey geceleri uykumu alıp götüren sevgili! Gel, tedbirim kar etmedi. Benim o Kesmir padisahımı sor, belki bir tanıdık çıkar.<br />
• Zaten o hem meydanda hem gizlidir. Cihan, bir kalp, yer gölge varlıktan ibaret, o ise candır. Bu nasıl bir padisah,bir düsün bakalım! Acaba, o Hakk´ın nüm mu<br />
• Gönül evini satın aldın. Artık gönül evi senindir. Bilirsin ki, evde ne varsa, o hep ev sahibinindir.<br />
417. Allah´ım, sana karsı duydugum sevgiyi tesbihçi elimden aldı.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´îlün.<br />
(c. II, 940)<br />
•Senin askın, tesbihi elimden kaptı aldı. Agzıma türküler, siirler, beyitler verdi. Çok "La havle" dedim, çok tevbeler ettim. Ama gönül bunların hiç birini isitmedi, duymadı.<br />
• Askın tesiriyle ellerimi çırpmaya, gazeller söylemeye koyuldum. Senin askın arımı, utanmamı, namusumu,düsüncemi, bütün varımı yogumu yaktı, yok etti.<br />
• Ben afîfdim, zahittim, dag gibi ayagımı diremistim. Fakat hangi dag var ki, seni zikredince, senin tecellîne mahzar olunca, bir saman çöpü gibi kopup gitmesin.<br />
• Ben dag bile olsam, hep senin sesinle seslenirim. Saman çöpü kesilsem, hep senin atesine yanarım. 0 ateste duman olur, tüterim ben!<br />
• Senin varlıgını gördüm de utancımdan yok oldum. Fakat bu yok olus askıyla varlıgıma can geldi.<br />
• Nereye yokluk gelse, orada varlık yok olur. Bu ne biçim yokluktur ki, geldi de onun yüzünden varlıgım arttıkça arttı.<br />
• Gökyüzü masmavi, bu yeryüzü ise, kör bir dilenci gibi gelmis yol üstüne oturmus, senin ay gibi nürlu, güzel yüzünü gören kisi ise, bu kör dilenciden de, bu maddî gökten de kurtuldu.<br />
• 0 tıpkı can gibi dünyanın gözünden gizlenmis ulu bir erdir. 0, adeta, müsriklerie Yahüdiler arasında Allah´ın gönderdigi Ahmed (s.a.v.) gibidir.<br />
• Ey büyük varlık, seni övmek, gerçekten de insanın kendisini övmesidir. Çünkü günesi öven, kendi j¦özünü övüyor demektir.<br />
• Seni övmek sanki bir denizdir. Dilimiz ise, o denizde bir gemi olmustur. Deniz yolcusu yürür gider, sonucunda iyi olur, hayra döner.<br />
• Bana denizin inayeti, uyanık baht gibidir. Gözlerim uykuya dalsa da ne gam!<br />
418. Mansur sarabı.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II. 731)<br />
• Dünyada bag, sarap ve üzüm yaratılmamısken bizim canımız zevalsiz bir sa-rapla, Hakk´ın sarabıyla mest ve mahmurdu.<br />
• Mansur´un o nükteli sözünün kavgası, gürültüsü olmadan önce, biz rüh dünyası Bagdat´ında "Ene´l-Hakk"(=Ben Hakk´ım) diyorduk.<br />
• Nefs-i Küll (=Cenab-ı Hakk), Hz. Adem´i daha balçıktan yaratmadan önce, bu hakîkatler meyhanesinde bizim diriligimiz mükemmeldi. Biz çok mutluyduk.<br />
• Bizim canımız, o dünyada, günes gibi can kadehi kesilmisti de, can sarabından, o dünya bogazına kadar nürlara gömülmüstü.<br />
• Ey saki, su balçık aleminde, kendini üstün görenleri sarhos et de, onlar nasıl bir devletten, bahttan uzak düstüklerini anlasınlar.<br />
• Can yolundan çıkıp gelerek gizlenmis, örtülmüs her ne varsa onları ortaya döken, açıga çıkaran sakîye can feda olsun!<br />
419. Mest olan gönül susarsa, dilsiz dudaksız olarak daha güzel bir gazel söyler.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. II, 538)<br />
• Gönül atesi alevlenince mü´mini de, kafiri de yakar, yandırır. Mana kusu uçmaya baslayınca, bütün süretler,sekiller ortadan kalkar.<br />
• Bütün alem bastan basa yıkılır, harap olur. Can da tüfana gark olur, batar. Eriyip su olan inciyi, yine o su kucaklar, meydana getirir.<br />
Tasavvufî bir görüse göre; dünya her an yok olmakta, sonra tekrar var olmaktadır. Bu be-yitte sembolik olarak bu görüs belirtilmektedir. Söyle ki, can bir damla gibi ask tüfanına, ask denizine düser, su olur. 0 denizde yok olur. Ask denizi kendinde yok olan canı tekrar sedef içinde inci haline getirir. Böylece can incisi yokluga döner, yokluktan da tekrar varlıga döner.<br />
• Gizli sırlar meydana çıkar, dünyanın sekilleri yıkılır. Ansızın öyle korkunç bir dalga gelir ki, mavi gök kubbesine kadar yükselir.<br />
• Alev alev yanan günesten gönle her an; "Su madde alemindeki ısıgı bırak da yine can ısıgın uyansın, alemi aydınlatsın!" diye bir ses gelmededir.<br />
• Sen sevgiliye hizmet etmedesin; neden kendini gizliyorsun Altın, kuyumcunun vuruslarını seve seve yedikten,onun eliyle dövüldükten sonra, her an daha da hos, daha da güzel bir hal alır.<br />
• Gönül, ezel sarabıyla mest olmus, kendinden geçmis de güzel güzel bu gazeli söylemededir. Fakat su anda nefesini tutar, susarsa; dilsiz dudaksız olarak bundan da daha güzel blr gazel söylemis olur.<br />
420. Sakın, öldügüm için bana aglama!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. II, 911)<br />
• Ölüm günümde tabutum götürülürken, bende, bu dünyanın derdi, gamı var, dünyadan ayrıldıgıma üzülüyorum sanma, bu çesit süpheye düsme!<br />
• Sakın, öldügüm için bana aglama; "Yazık oldu, yazık oldu!" deme. Eger nefse uyup Seytan´ın tuzagına düsersem,iste hayıflanmanın sırası o zamandır!<br />
• Cenazemi görünce; "Ayrılık, ayrılık!" deme! 0 vakit, benim ayrılık vaktim degil, "bulusma, kavusma" vaktimdir!<br />
• Beni topragın kucagına verdikleri zaman sakın; "Veda, veda!" deme! Çünkü mezar, öteki alemin, cennetler mekanının perdesidir!<br />
• Batmayı, gözden kaybolmayı gördün ya, bir de dogmayı gör, düsün Günes´le Ay batıp gözden kayboldukları zaman bir ziyan gelir mi<br />
• Bu hal, sana, batmak, kaybolmak gibi görünse de, aslmda bu hal dogmaktır yeniden hayata kavusmaktır!<br />
• Mezar, insana hapishane gibi, zindan gibi görünse de, orası ruhun kurtuldugu yerdir!<br />
• Hangi tohum yere atıldı, ekildi de tekrar bitmedi, topraktan bas kaldırmadı Niçin insan tohumu hakkında yanlıs<br />
bir zanna düsersin<br />
• Hangi kova kuyuya sarkıtıldı da dolu çıkmadı Can Yusufu neden kuyudan ziyan görsün, niçin feryad etsin<br />
• Bu dünyaya agzını yumunca, öte tarafa aç! Artık senin hayhuyun, ugrasmaların mekansızlık alemindedir!<br />
421. Ey canlann canı, ey güzellerin güzeli;<br />
yüzündeki perdeyi kaldır!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. II, 534)<br />
• Git, su rebap çalan kisiye de ki: "Rebabının sesi ile mest olmus, kendinden geçmis kisiler sana selam ediyorlar!"<br />
Yalnız rebapçıya degil, o su kusuna da mest olmus kisilerin sana selamı var!" de! Yani, sevgi denizine dalmıs Hakk asıklanna da mest olmus kisilerin selamını götür!<br />
• Sonra, o sakîlik eden beye de; "Mest olmus kisiler sana selam ediyorlar!" de de, o ebedî olan ömre de;"Kendinden geçmis kisilerin selamı var!" de!..<br />
• însanlan birbirine kırdıran o savas emîrine, o kargasalıga, o sevdaya, o sevdalıya; "Kendinden geçmis kisilerin<br />
sizlere selamı var!" de!<br />
• Nürlu, güzel yüzünü görünce ayın bile utandıgı dilbere; "Sana mest olmus kisilerin selamı var!" de! "Ey gönlün<br />
rahatı, huzuru! Kendinden geçmis kisiler sana selam ediyorlar!" de!<br />
• "Ey canın canına can olan; mest olmus kisilerin sana selamlan var! Ey bu dünyada görülen güzeller, güzellikler,ötelerde bulunan daha da güzeller, güzellikler; kendilerinden geçmis kisilerin sizlere selamları var!<br />
• Ey arzuların arzusu, ey isteklerin istegi, ey canların canı, ey güzellerin güzeli; yüzündeki perdeyi kaldır;kendinden geçmis kisilerin sana selamlan var!"<br />
422. 0 "ben"lik, "biz"lik yüzünden bizden uzaklasmıstır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa-îlün<br />
(c. II, 577)<br />
• Simsek gibi bir sey çakıyor; acaba, o gönüller alan sevgili midir 0 köseden parlayan ne; acaba, o la´l madeni mi<br />
• 0 gevherin etrafında görülen nedir Ay mı, yıldız mı Nürdan bir kandil gibi gökyüzünden sarkmıs, boslukta asılı kalmıs<br />
• Ey gönül! Basını çıkar da bir bak; senin gözlerin pek parlaktır, pek keskindir! Gözlerini ov da dikkatle bak;dünyada ne görürsen herseyi 0 yaratmıstır! Yarattıklarında O´nun yaratma gücünü, sanatını, kudretini müsahede et,gör!<br />
• Biz ortaya çıkınca, 0, bizden çekilir, uzaklasır. Fakat biz çekilip gidince, 0 ortaya çıkar. Çünkü 0, "ben"lik, "biz"lik yüzünden bizden uzaklasmıstır.<br />
• Suyu dalgalandırdıgın zaman, Günes´in suya vurmus ısıgı da dalgalanır. 0 öyle görünür ama, aslında günes<br />
gökyüzündedir.<br />
423. Seher vaktinde "Ya Rabbî, ya Rabbî!" demen duyuldu da, 0, gönlüne geldi.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 631)<br />
• Sevgilim! Ümitsizlige düsme; yeni bir ümit belirdi! Çünkü, bütün canların ruhu gayb aleminden çıktı geldi!<br />
• Ümitsizlige kapılma; her ne kadar Hz. Meryem senden uzaklastı ise de, Hz. îsa´yı gökyüzüne, ötelere çeken nür geldi yetisti!<br />
• Ey can; ümitsizlige düsme! Su zindanın karanlıgı içinden Hz. Yusufu aydınlıga çıkaran, kurtaran padisah geldi!<br />
• Hz. Yakup, gizlilik perdesinden dısarı çıktı; Züleyha´nm perdesini yırtan Yüsuf(a.s.)geldi!<br />
• Ey geceyi seher vaktine kadar; "Ya Rabbî, ya Rabbî!" diyerek geçiren Hakk asıgı! 0 essiz varhk, senin; "Ya Rabbî,ya Rabbî!" demeni duydu ve sana acıdı da geldi; gönlünde yer ayırdı!<br />
• Ey göklerden, ötelerden gelen yemekle sahur yiyip oruç tutan; orucunu aç, hos bir sekilde iftar et! Çünkü bayram hilali göründü!<br />
424. Beni benden aldılar, bir yere götürdüler ki,orada bu dünya gözüme pek küçük görünmededir!<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 633)<br />
• Benim günesim geldi, "ay"ım geldi; gözüm kulagım geldi. 0 gümüs bedenlim geldi, o altın madenim geldi!<br />
• Güzelligiyle aklımı basımdan alanım, bana mestlik verenim geldi; gözüme nür bagıslayanım geldi. îstedigim, fakat açıklayamadıgım baska bir seyim de geldi!<br />
• Ey eski dost; O´ndan bir haber aldıgım için bugün, dünden daha hos, daha güzel! Zaten dünden beri O´nun yüzünden mest idim!<br />
• Dün gece elime bir çerag alarak aradıgım dost, bugün bir gül demeti gibi çıktı geldi!<br />
• Onun güzelliginin su bagına, baharlna bak; kadehsiz sundugu su sarabının mestligini seyret! Hazmı çok kolay, çok hos, çok tatlı gülbesekerim geldi!<br />
• Ben, artık ölümden korkmuyorum! Neden korkayım ki Benim, apaçık hayatım geldi! Kınanmaktan,ayıplanmaktan ne diye korkayım ki O´nun gibi bir siperim, bir kalkanım var!<br />
• Derdim basımdan astı, derman aramak için yollara düstüm. Allahım; bu yolculukta ne saadetler buldum, ne güzellikler elde ettim!<br />
• Simdi, pek mutluyum, büyük bir nese içindeyim. Sarap içmenin tam zamanı! îçeyim de, aklımda simsekler çaksın!<br />
Uçmamın, göklere yükselmemin zamanı geldi! Çünkü güçlendim; kolum kanadım geldi!<br />
• Sevgilim, bu gazelin söylenecek birkaç beyti daha var! Var ama, beni benden aldılar, bir yere götürdüler ki, orada bu dünya, gözüme pek küçük görünmektedir!<br />
425. Ask, ab-ı hayattır; seni ölümden kurtarır!<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 629)<br />
• Asık, benim gibi olmalı; durmadan yanmalı yakılmalı! Böyle olmayan kisi degildir! 0, çocuk gibi asık oynasın dursun!<br />
• Ey ayın bile kendisine kul oldugu güzel varlık! Ay yüzlü dilber senin gibi olmalı da, bütün ay yüzlülerin hepsinden de güzel, hepsinden de üstün, hepsinden de nazlı olmalı!<br />
• Asık dedigin de, benim gibi olmalı! Öyle mest, öyle kendinden geçmis olmalı ki, ne halkla uzlasmalı, ne de kendisine bir hayrı dokunmah!<br />
• Ask, ab-ı hayattır; seni ölümden kurtarır! Kendisini tamamıyla aska veren kisi ne mutlu kisidir! 0, adeta, ask padisahı olmustur!<br />
• Bu can, yas bir agaç dalına benzer; onu tut, kendine dogru çek! Sunu iyi bil ki, ne kadar çekilirse, sana dogru o kadar egilir!<br />
• Sen çeng gibi gamdan iki büklüm olursan, o vakit seni hos bir sekilde bagrına basar; elsiz kolsuz seni oksamaya, sevmeye baslar!<br />
426. Birisi var ki, aska da atesten bir kemer kusatmıs,<br />
asık olanları yakıp yandırmada!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulii, Mefa´îlün<br />
(c. II, 628)<br />
• Ey dost! Seker mi iyidir, yoksa seker yapan mı; ayın güzelligi mi daha üstündür, yoksa ayı yaratanın güzelligi mi<br />
• Ey bag! Sen mi daha hossun, sende bulunan gül bahçesi mi, gül rnu hostur Yahut o gülleri, nergisleri su kara topraktan meydana getiren mi daha hostur<br />
• Ey akıl! Sen mi daha iyisin, bilgide, görüste sen mi daha üstünsün, yoksa her an yüzlerce akıl, yüzlerce görüs lutf eden aziz varlık mı<br />
• Ey ask! Gerçi dagınıksın, perisansın, açılıp saçılmıssın fakat, bir sey var, birisı var ki; aska da atesten bir kemer kusatmıs da, asık olanları yakıp yandınnadadır!<br />
• Ben, O´nun yüzünden kendimden geçmisim, O´nun yüzünden basım dönüyor; sasırıp kalmısım! Bazan kolumu kanadımı yakıp yandırıyor, bazan da yeni bir bas lutf etmede, manen yükselmem için yeni bir kanat bagıslamakta...<br />
427. Ask ugrunda neden Ferhad gibi dagları delmediniz<br />
Mefa´îlü, Mefa´îlü, Mefa´îlii, Mefa´îlü<br />
(c. II, 638)<br />
• Nesesizlerin, hayattan bıkmıs ve usanmıs olanlann hepsi de gittiler! Evin kapısını kapayınız; düsüncelere dalmıs, ümidini kaybetmis su aklın haline de gülünüz!<br />
• Mademki siz de Hz. Muhammed(s.a.v.)´in manevî evlatlarındansınız, müminsiniz, mirac ediniz, göklere yükseliniz de, ayın yanagını öpünüz!<br />
• Ey nesesizler, ey hayattan bıkmıs usanmıs kisiler! Niçin cesaretinizi kaybettiniz, niçin gittiniz; ask ugrunda neden Ferhad gibi dagları delmediniz<br />
• Öyle oldu, böyle oldu; niçin dogru gelmedi Kendiniz nasılsınız, degeriniz nedir; biliniz, anlayınız!<br />
• Mademki ask çesmesini gördünüz, ümit çesmesini gördünüz, neden kana kana su içmediniz Mademki o güzeli gördünüz, nasıl oluyor da hala kendinizi begeniyorsunuz<br />
• Mademki nür almak, nürlanmak istiyorsunuz, devletten, saadetten kaçmayınız; zaten O´nun tuzagına düsmüssünüz!<br />
• Canı ile oynayan pervane gibi, muma dogru kosunuz! Ne diye vefasız arkadasa kendinizi vermis, ne diye ona baglanmıssınız<br />
• Pervanenin, mumun alevine kendini attıgı gibi siz de ask atesine kendinizi atınız, yanınız yakılınız da, gönlünüzü, rühunuzu aydınlatınız! Hayretinizden senelerin eskittigi, hırpaladıgı bu köhne bedeni atınız da, taze bir tene, yeni bir bedene<br />
428. Ask mesalesi, sırlar penceresinden nürlar saçmaya basladı!<br />
Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. 11, 650)<br />
• Geçen sene ay gibi dogan o kırmızı kaftanlı güzel, bu sene boz renkli bir hırkaya bürünerek geldi.<br />
• Bu sene Arap kılıgında karsımıza çıkan, geçen sene yolları kesen, malları yagma eden Türk´tür!<br />
• Elbisesini degistirdi ama, gelen sevgili, yine geçen sene gelen sevgili! 0, elbisesini degistirdi, baska bir elbise ile tekrar karsımıza çıktı.<br />
• Sise degisti ama, içindeki degismedi! Bak da seyret; o sarap, sarhosun basını nasıl döndürmede, nasıl mest etmede, aklını basından almada!<br />
• Ey sabah sarabı içmeye alısmıs olanlar, nerdesiniz Gece geçti; ask mesalesi, sırlar penceresinden nurlar saçmaya basladı!<br />
429. Bu güzel güllere bu hos renkleri, güzel kokulan kim verdi<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ülün<br />
(c. II, 651)<br />
• Ay ısıgı geldi de, kelek kavunlar, karpuzlar mezarlanndan çıktılar. Simsiyah kumlu sulardan da, timsahlar bas çıkarıp göründüler.<br />
• Su kara topragın gönlü ilkbahann sıcaklıgından bir haber mi aldı ki, karınca sürüleri yuvalarından dısan çıktılar<br />
• Hakk´ın bal denizinden nasıl haber aldılar da, bal arısı sürüleri ortaya çıktılar, sifalı, misk gibi bal yapmaya basladılar<br />
• 0 pek küçük, zayıf ipek böcegi Hakk´ın kerem mahzenine nasıl bir yol buldu ki, birçok iplikler dokudu, ibrisim ördü<br />
• Gözü ve kulagı olmayan sedef nereden rızık buldu da, inci elde etti, bir hazineye sahip oldu<br />
• Bir demir parçası ile, sert çakmak tası nasıl oldu da nürlara giden gizli bir yolda yürüyerek nürlandılar, içlerine nür doldu da, tası demire çarpınca kıvılcım halinde nürdan bayraklar açmaya basladılar<br />
• Bir boyacı yokken, gelinleri süsleyen kadın da ortalıkta görünmezken, gül o güzel rengini, o hos kokusunu nereden aldı da parıl parıl parlamaya, gizlilik perdesinden yüz göstererek gülmeye basladı<br />
• O´nun yüzünün, O´nun güzelliginin bagında bir elma agacı gördüm. 0 elma agacının her elması yarılınca, içinden bir huri belirmede idi.<br />
• Elmanın gönlünden çıkan huri kızı gülüyordu. Onun gülüsünden gamlı gönüller sad oluyor, dertliler deva buluyordu.<br />
• Baglarda bulunan asmalar, çiçek açmıslardı. Zamanı gelince onlar, hos renkli, tatlı üzümler vereceklerdi. Ama sizler, sakın, mest olmus Hakk asıklarının su kendinden geçmis hallerini bu üzümlerin suyundan elde ettiklerini sanmayınız! Onlar, gayb aleminin üzümlerinden yapılan acaip bir sarapla mest olmuslardır!<br />
430. Can, pisliklere bulanmıs, kirlenmis bedenden kurtuldu.<br />
Mef´ulü, Mefa´îliin, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c., 612)<br />
• Oruç ayı geçti, bayram geldi, bayram geldi. Ayrılık gecesi geçti, sevgilj geldi, göründü.<br />
• Gerçekten sabah oldu. Senin Azra´n Vamık oldu; yani sevdigin, masukan sana asık oldu. Seyhin mürid oldu;iradesini sana verdi, sana bagladı.<br />
• Savas oldu, zafer geldi. Zehir ortadan kalktı, seker geldi. Tas yok oldu, cevher geldi. Kapılarda kilitler artık bir ise yaramaz oldu; çünkü anahtarlar geldi. Yani, bütün zorluklar ortadan kalktı, isler kolaylastı.<br />
• Günesin ısıkları temiz seylere de^üser, pis seylere de! Günes, ısıgı ile gülü de oksar, dikeni de. Böyle olmakla beraber can, sıı pisliklere bulanmıs, kirlenrnis bedenden kurtuldu, temizlik alemine gitti.<br />
• Gönül senin sevgi kadehindeki lezzete, manevî zevke kapıldı da, tuzagına düstü. Can da bu hali görünce, o da kosup geldi, senin tuzagına düsmek, senin esirin olmak istedi.<br />
• Yanlıs adım attıgımızdan ötürü, yapmamız gereken nice tövbeler vardır ki, senin attıgın ask tası onları kırdı geçirdi. Nice zahid, nice ibadet eden kisi hırkasını yırttı, senin kapına geldi.<br />
• Bag bahçe, halden anlamayan insafsız, aska yabancı kıs yüzünden tam üç ay agzını yumdu, bir seycikler söylemedi. Sonunda, gayb aleminden gelen bahar kokulan yetisti, onu çiçeklerle, güllerle süsledi, onu konusturdu.<br />
431. Canların aynı gaye için bir yere toplanmaları,<br />
kendilerinde bulunanı birlikte aramaları.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. 11. 545)<br />
• Sensiz düsünemi yorum, sensiz yapamıyorum; baskası ile de yasamama imkan yok! Aska dair ne söylesem, içi yanmayanlar, asık olmayanlar anlamıyorlar!<br />
• Her seher vakti döktügüm gözyaslan, hasta gönlümden bana bir haber getirmese de, etrafımda bulunanlardan hiç kimsenin benim gönlümden haberi yok!<br />
• Bedenimde hiç bir kıl yoktur ki, senin gamından aglamasın, inciler ´saçmasın, ab-ı hayat akıtmasın!..<br />
• Ey gamı canımın rahatı olan sevgili! Bu feryad, bu figanın sebebi ne Herkesi basına mı toplamak istiyorsun<br />
Çünkü, ben aglamasam, feryad etmesem halk benim etrafımda toplanmaz!<br />
• Halkın toplanması, bir a raya gelmesi ne demektir Gölge varlıkların öte-sinde bulunan canların aynı gaye için bir yere toplanması; insanların kendilerinden kendilerine sefer etmesidir, kendilerinde bulunanı birlikte bulmalandır! Kus yumurtada kaldıkça kanatları ise yaramaz; yumurtadan çıkınca, yalnızlıktan kurtulunca uçmaya baslar!<br />
• Benim hayatımın gecesinde su günes gibi yirmi tane günes dogsa da, karanlık gecemi aydınlatmaya çalıssa, sen gelmedikçe seher olmaz!<br />
• Böyle bir balçıga, yani bedene gönül tohumunu ektik ama, sevgi baharın gelmedikçe orada bir sey bitmez!<br />
432. Ey hacca gidenler! Sevgili, sizin duvar duvara komsunuzdur!<br />
Mefulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. II, 648)<br />
• Ey hacca gidenler! Neredesiniz, neredesiniz Sevgiliniz buradadır; geliniz, geliniz!<br />
• Sevgiliniz, sizin komsunuz; hem de duvarı duvarınıza bitisik komsunuz! Hal böyle iken siz, çöllerde sersem sersem dolasıyorsunuz! Hangi hevaya<br />
• Eger sevgilinin manevî olan suretini, yüzünü görseydiniz, ev sahibi de siz! olurdunuz, ev de siz olurdunuz, Kabe de siz olurdunuz!<br />
• On keredir o yoldan o eve gittiniz; bir kere de su evden su dama çıkınız!<br />
• Evet, çöller asarak gittiginiz o ev çok latiftir, hosdur, mübarektir! 0 evin vasıflarını anlattınız, güzelliklerinden bahsettiniz ama, o evin sahibinden söz etmediniz, bir haber vermediniz!<br />
• Eger o gül bahçesini gördünüzse, hani bir gül demeti Eger Allah denizine daldınızsa, hani bir can incisi<br />
• Böyle olmakla beraber, çektiginiz sıkıntılar, eziyetler dilerim ki size bir hazine olsun! Fakat ne yazık ki kendiniz,kendi varlıgınız kendi hazinenize perde olmustur!<br />
433. Gizli peygamberler geldiler; onları içeri alınız, dısarıda bırakmayınız!<br />
Mefa´îlü, Mefa´îlii, Mefa´îlü, Mefa´îlü<br />
(c. 11, 637)<br />
• Atlarınızı sürünüz; sürünüz ki, hakikat yollarında geri kalmayasınız! Bilinız. biliniz ki, açıkça görünüsün ta kendisisiniz; oldugunuz gibi görünüyorsunuz.<br />
• Kosunuz, kosunuz; siz, hantal süvari degilsiniz, çabuk süvarisiniz! Halkı olarak nazlanın, nazlanın; çünkü siz,dünya güzellerisiniz!<br />
• Allah´ın, üzüm suyundan yapılmayan öyle gizli bir sarabı vardır ki, dünya ve sizler, ondan bir katresiniz!<br />
• Ananızın rahminden bir defa dogdugunuz gibi, ikinci defa da, dünyadan, ukbadan ve kendinizden geçip kendinizden de doguverin!<br />
• Sabahları aydınlatan nür, simdi; "Bu manevî sofraya buyurun!" diye seslendi. Eger sizde tembellik ve agırlık varsa, onun sarabı sizi rahatlatır, ruhunuzu agırlıktan kurtarır!<br />
• Gizli peygamberler geldiler; onları içeri alınız, dısarda bırakmayınız! Onlara yazıktır, yazık!<br />
• Onları içeri alınız dedim ama, onlar bu eve sıgmazlar! Çünkü onlar, bastan basa hakikat madenidirler,mekansızdırlar; siz ise mekana baglısımz!<br />
• Dikkat edin de onlar, baslarını alıp gitmesinler! Çünkü onlar, bastan basa candırlar; sizlerse bedava ekmege konmussunuzdur!<br />
• Eger siz insansanız, çalısın; çalısın da, bu beden bastan basa can olsun! Bu beden ekmekten gelmedi mi Yani bu beden, anamızın babamızın yedikleri ekmekten rahimlerde meydana gelmedi mi<br />
• Susunuz, susunuz; susarak içiniz! Örtününüz, örtününüz; siz gizli hazinesi-niz!<br />
• 0, yüzünü sizden gizlemistir. Kendini göstermiyor ama, eserleri ile kendi varlıgını apaçık göstermektedir. Yüzü ile gizlenmistir ama, eserleri ile kendini açıga vurmustur. Görünensiniz, görünmeyensiniz; siz, can cevherisiniz!<br />
• Siz, akıl gibisiniz; hem binlercesiniz hem birsiniz! Siz, günes gibisiniz; dagınık ısıklarınızla her eve kosuyorsunuz!<br />
• Bu ask denizine öyle bir cevher sıgmaz! Korkmayınız, korkmayımz; yakanızı yırtmayınız!<br />
• Ahmaklasıp saskın kalmamanız içindir ki, gönlümüz bu açıklamalardan vazgeçti, agzını kapadı!<br />
434. Bütün insanlar, ölüm hapishanesinde ölümü beklemektedirler!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlii. Mefa´îlü,<br />
(c. II, 652)<br />
• Kul, tedbirde bulunur fakat, takdiri bilemez; Allah´ın takdiri gelince, tedbir ise yaramaz!<br />
• Kul, düsünür fakat, görebilecegi meydandadır; hileler düsünür ama, takdiri degistirecek güçte degildir! »<br />
• înat etme, dünyalık istegine kapılma; ask memleketi, ask padisahlıgı iste! Ask, seni ölüm meleginden kurtarır! -<br />
• Bir defa olsun kendi nefsanî isteklerini bırak da, aklın istegine uy! Çünkü nefsin istegi, seni, ümitsizlige götürür!<br />
• Sen, padisaha av ol; avcılıgı bırak! Çünkü, avladıgın avı ecel doganı senden geri alır!<br />
• Bugün, padisahtan daha vefalı kimse yok; sen, ona dogru git! 0, seni yanın-dan hiç ayırmaz!<br />
• Sunu iyi bil ki, bütün insanlar, ölüm hapishanesindedirler! Hapis olan kimse, seni zindandan kurtaramaz!<br />
• Sen biliyor musun; rıza kapısından girerek razılık köyüne ulastıgın zaman orada duydugun köpek sesleri de ne oluyor 0 sesler, korkak ve ruhen asagı olan insanları ürkütür!<br />
• Hasa, bu köpek havlamaları, Hakk yolunun asıgı olan cesur kisinin yüregini bile hoplatmaz!<br />
435. Sen´in hayalin, naksın gönlümüze yerlestiginden beri<br />
bizim için her yer cennet oldu.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. II, 644)<br />
• Sen´in naksın, hayalin gönlümüze yerlestiginden beri, nereye oturursak oturalım, Sen´inle beraber oldugumuz için, orası cennet olur!<br />
• Yüceler, gökler, bastan basa bag bahçe olur; asagılar, yeryüzünün her tarafı definelerle, hazinelerle dolar! Sen nasıl güçlü ve kudretli bir varlıksın ki, alem Sen´in yüzünden bu hale geldi<br />
• O´nu gördügümüz günden beri ömrümüz arttı! O´nu arayan, O´nu isteyen her diken, iman gül bahçesi oldu!<br />
• Her koruk, günesin tesiri ile üzüm oldu, sekerlerle doldu! Kara tas bile O´nun yüzünden la´l oldu!<br />
• Ortalıga bir gönül karanlıgı çökmüstü; simdi gönül penceresi haline geldi.<br />
436. Asık olan nefis, bir daha nefs-i emmare olamaz!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´alü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 610)<br />
• Sen, benden bir ekmek parçası al! Çünkü, can parçalanamaz, bölünemez! Askımıza düsüp avare olan, asla avare sayılmaz!<br />
• Ben birisinin hırkası olursam, o, asla çıplak kalmaz; ben birisinin çaresi olunca, o, çaresiz kalmaz!<br />
• Ben birisine mevki olursam, o, nasıl olur da azl edilebilir Cevher olan karatas, bir daha tas olamaz!<br />
• Su gözlerim, gözyasları sakîsi olur ama, sevgilinin mahmur gözleri olmadıkça ne sarhos olur, ne de kimseye gözyası sarabı sunabilir!<br />
• Asık hasta olur ama, ölmez; ay zayıflar, hilal olur ama, yıldız olmaz!<br />
• Sus artık; bu kadar kederlenme, gam yeme! Asık olan nefis, artık nefs-i emmare olmaz; insanı kötülüge götürmez,meyl ettirmez!<br />
437. Beni ötelere götürünce, ben kendime baktım, kendimi göremedim!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´alün<br />
(c. II, 649)<br />
• Seher vaktinde gökyüzünde bir ay göründü. 0 ay, gökten asagı indi de, bize yakından baktı.<br />
• Sonra, bir dogan avını nasıl kaparsa, o ay da beni o sekilde kaptı, göge, ötelere dogru uçtu.<br />
• 0 zaman tuhaf bir hal oldu; beni kapıp ötelere götürünce, ben kendime baktım da, kendimi göremedim! Çünkü, o ay lütf etti de, bedenim can oldu!<br />
• Ezelî tecellî sırrı tamamıyla anlasılınca, ben, can alemine sefer ettin ve o "ay"dan baska bir sey göremedim!<br />
• Dokuz kat gök de, o "ay"a karsı basını egdi. Bu varlık gemim de o denize battı, yok oldu.<br />
• Deniz dalgalanınca, akıl tekrar geldi. Ortalıga da; "Söyle idi, böyle idi." diye bir ses yayıldı.<br />
• 0 deniz köpürdü; köpügünün her biri de filanın sekli, filanın bedeni oldu.<br />
• Sonra, o denizden beliren her beden köpügü, hemen eridi ve denize karıstı, yok oldu.<br />
438. Göz kamasmadan, zahmet çekmeden kim günesi görebilir.<br />
Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. II, 642)<br />
• Kimin evinde oynak bir sevgili oturmaktadır Kimin ay yüzlü, tatlı sözlü bir sevgilisi vardır<br />
• Göz kamasmadan, zahmet çekmeden günesi kim görebilir Perdesiz, apaçık, onun yüzüne kim bakabilir<br />
• Dedin ki: "Harabatta benim baska bir isim yok!" Zaten asıl is, senin isindir! Kimin senden baska bir isi olabilir<br />
• Sabah sarabı içmek için rindlerin hepsi de mest olmus, kendilerinden geç-mislerdir. Ey Zühre! Meyhane kapısının anahtarı kimdedir<br />
• Sevgilinin bir bakısı, etek dolusu paradan daha iyidir! Sevgilinin güzel yüzü varken, kim para derdi çeker<br />
• 0 vefalı güzelin tatlı bakısı varken, su gaddar dünyayı artık kim düsünür<br />
• Dedin ki: "Aziz dostlardan bir haber ver!" Senin haberin varken, baska ha-berler ne ise yarar Kimin kimden haberi olur<br />
• Bugün, senin sevgin yüzünden, kimselerde bas derdi, bas kaygısı yok;kimse basını düsünmüyor! Artık kim sarık düsünür, kimde sarık sevdası kalır<br />
439. Dünya bir lestir; aklınızı basınıza alın da, akbaba gibi lese göz dikmeyin!<br />
Mef´ulü, Mefa-îlü, Mefa´îlü,<br />
(c. II, 655)<br />
• Allah askına, bir baska aska düsmeyin; can meclisinde asktan baska bir düsünceye dalmayın!<br />
• Asktan baska bir dost edinmek, asktan baska bir ise girismek, anlatılması kolay olmayan bir küfürdür! Din meclisinde, ilahî ask meclisinde oldugunuz halde askı inkar edenlerin yolunda yürümeyin!<br />
• 0 gönül bekçisi, o cana serefler veren essiz varlık, pek kıskançtır! Onun kıskançlıgına karsılık siz de yüzünüzü ondan baskasına, yabancılara çevirmeyiniz!<br />
• Her vesveseden bahs etmeyin, her vesveseyi konusmayın, her sapık kisiyi kendinize baskan yapmayın, kılavuz etmeyin!<br />
• Allah´ın bir oldugu, esi ve ortagı bulunmadıgını söyletince, yani sehadet getirince, bu mübarek sözün alevi, inkarı yakar, yandırır. Allah´ın güzelligine, gerçek güzellige karsı inkarın kötülügüne sarılmayın!<br />
• Dünyanın yansı akbabadır, yarısı lestir! Aklınızı basınıza alın da, akbaba gibi lese göz dikmeyin!<br />
• 0 aldatan nefıs; kibirden, gururdan, benlikten, aldatıstan ve aldatılıstan iba-rettir! Kendinize geliniz de, o aldatıcıya gönül vermeyin!<br />
• Nefis, insana dost degildir! Onun izzeti yoktur, zilleti vardır! Onun vefası yoktur; insanı dosttan ayırır! 0 on gönüllü alçaga sırlarınızı açmayınız!<br />
• Ruh; ögüt verme, anlatma minberine çıkınca, artık kendinizi söz perdesi arkasında tutmayınız!<br />
440. Ask ugrunda ölürseniz, bedenle yasamaktan kurtulur,bastan basa ruh olursunuz!<br />
Mefa´îlü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Mefa´îlü<br />
(c. 11, 636)<br />
• Ölünüz, ölünüz; bu ask ugrunda ölünüz! Ask ugrunda ölürseniz, bedenle yasamaktan kurtulur, bastan basa ruh olursunuz!<br />
• Ölünüz, ölünüz; bu ölümden korkmayınız! Çünkü, ölümle su kirli topraktan kurtulur, göklere, ötelere yükselirsiniz!<br />
• Ölünüz, ölünüz; bu nefs-i emmareden yakanızı sıyırınız! Çünkü bu nefis, bag gibidir, zencir gibidir; siz de, o zencir ile baglanmıs birer esir gibisiniz!<br />
• Zindanı delmek için elinize bir kazma alınız! Zindanı delebilirseniz, padisah da siz olursunuz, emîr de siz olursunuz!<br />
• Güzel padisahın önünde ölünüz, ölünüz! Padisahın önünde ölürseniz, padisah da siz olursunuz, emîr de siz olursunuz!<br />
• Ölünüz, ölünüz de, sizi askın nürundan mahrum bırakan günah bulutlarından dısarı çıkınız! Buluttan dısarı çıkınca,ayın ondördü gibi parlak bir mana "ay"ı olursunuz!<br />
• Susunuz, susunuz; susmak, ölümün nefesidir! Aslında, bu sususunuzda, yani ölüsünüzde bir dirilik vardır!<br />
441. Menekse, sünbül gibi gönlünü Hakk´a verdi de,<br />
o duygunun heyacanı ile rüküa vardı!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. II,<br />
• Kıs geçti gitti, ilkbahar geldi. Yeryüzü yemyesil oldu. Herkes neseli bir hal aldı. Gel sevgilim gel; laleler arasında gezme zamanı geldi!<br />
• Agaçlara bak; hepsi de sarhoslar gibi darmadagın, hepsi de baslarını saliayıp durmada! Seher rüzgarı bir efsun okudu da, gül fıdanlan yerlerinde duramaz oldular, nese ile oynamaya basladılar!<br />
• Nilüfer, yasemine; "Su kıvranmayı seyret!" dedi. Çiçek de, yesillige; "Allah´ın lutfu, ihsanı geldi, her taraf süslendi, güzellesti!" dedi.<br />
• Nergisin gözlerini kırparak; "îbret alacagımız zaman geldi!" sözünü duydu da, menekse, sünbül gibi, gönlünü Hakk´a verdi ve o duygunun heyecanı ile rüküa vardı.<br />
• Bahçelerde bulunan diger varlıklar gibi ilahî kudret karsısında mest olan, ¦ kendinden geçen sögüt, basını sallayarak, dünyayı yeniden dirilten o essiz, o pek büyük yaratıcı hakkında acaba ne söyledi Uzun boylu selvi de acaba ne gördü de, uzadıkça uzadı, büyüdükçe büyüdü<br />
• Sanki, benzeri olmayan büyük bir ressam fırçayı eline aldı da, yaptıgı resimlerle dagın, ovanın, bagın bahçenin giizelliklerini belirtti, gafillerin gözleri önünde onları sergiledi. Bu güzel resimleri yapan, bu saheser tabloları ortaya koyan essiz ressamın nürundan ruhum mest oldu. Ben, O´na kurban olayım!<br />
• Çesit çesit renklerde kanatları olan binlerce kus, minberler gibi, agaçların üstüne konmuslar; "Allah´a hamd ü senalar olsun! Açılıp saçılma, gezme dolasma zamanı geldi!" diye ötüsüyorlar.<br />
• Can kusu; "Ya hu!" deyince, kumru; "Kü, kü; nerede, nerede O´nun kokusunu bile alamadın; sana bekleyis hissesi düstü!" demeye basladı.<br />
Burada, Seyh Galib hazretlerinin su beyti hatıra gelmez mi:<br />
"9risüp bahara bülbül,<br />
Yenilendi sohbet-i gül,<br />
Yine nevbet-i tehammül,<br />
Dil-i bî-karara düsdü."<br />
• Güllere; "îçinizdeki gizli sırları dökün; gönlünüzde Hakk sevgisine ait ne varsa, onları açıga vurun! Magara dostu ile halvet zamanı geldi! Bu ilkbahar mevsiminde, duyguların içinizde kalması dogru degildir!" diye emir verildi!<br />
"Magara dostu" sözü ile Peygamber Efendimiz´in Hazret-i Ebubekir´le Sevr Magarası´nda gizlenmeleri hatıra geldigi gibi, Resül-i Ekrem Efendimiz´in peygamber olmadan öncc yalnız basına Hıra Dagı´ndaki magarada gönlünde manen Hakk´la bulusmasına isaret de olabilir. Dogrusunu ancak Allah bilir.<br />
• Gül, bülbüle dedi ki: "Su yemyesil süsene bak; yüz dili var ama, yine de sabrediyor! Gönlündeki sırları açıga vurmuyor, sabrediyor!"<br />
• Bülbül de güle cevap verdi, dedi ki: "Yürü git; benim sana karsı duydugum ask sırlarını açıga vurdugumu hos gör!<br />
Suna inan ki, benim askım da senin askın gibi amansız!.."<br />
• Bu arada, bahçede bulunan çınar agacı, üzüme yüzünü çevirdi de; "Ey hep yerlere bas koymus, secdeye kapanmıs üzüm! Kendinde güç bul, ayaga kalk da, etrafına bir bak; hersey yeniden dünyaya geldi! Dünya, gelinler gibi süslendi, güzellesti! Senin gözün bir sey görmüyor!" dedi. Üzüm; "Ben, kendi istegimle, kendim secdeye kapanmadım!<br />
Beni, 0 secde ettiriyor!" dedi.<br />
•"Ben, uzun boylu, senin gibi kocaman bir agaç degilim ama, insanları sarhos eden, onları kendinden alan sarapla yüklüyüm! Benim içim, ask atesi ile dolu; sen, boy atmıssın, kocamansın, benim gibi yerlerde sürünmüyorsun ama,sende ne var "<br />
• Safran, kutlu bir halde geldi; yiizünde asıkların sanlıgı vardı. Gül, onun haline acıdı; "Vah vah!" dedi. "Sararmıs,solmus bu zavallı, aglaya aglaya geldi!"<br />
• Bu hali, la´l yanaklı elma anladı da, güle dedi ki: "Onun, yani bülbülün kusuruna<br />
bakma; sevgilisinin hilim sahibi oldugunu, dikenin cefalarına katlandıgını bilmiyor!"<br />
• Elma, kendisini bir se y zannederek bir davaya giristi: "Benim Cenab-ı Hakk´a karsı zannım iyidir; 0, her seyi yerinde ve güzel yaratır!" diyerek benlige kapıldıgı için; "Bakalım elma eziyetlere katlanıyor mu, Allah´tan gelen belalara sabrediyor mu " diye imtihan edilmek istendi. 0 yüzden, herkes onu taslamaya, basına taslar yagdırmaya basladı.<br />
• Taslanan, basına belalar gelen kisi, Hakk´a gerçekten baglı er kisi ise, atılan taslardan sikayet söyle dursun, güler,neselenir. Çünkü o taslar, padisahlar padisahından geliyor!<br />
442. Ateste yanmadan koku veren öd agacı var mı<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. II, 579)<br />
• llahî sarapla mest olan kisiler, tekrar secdeye kapandılar! Acaba canların çalgıcısı perde arkasından çalgı çalmaya mı basladı<br />
• Hakk yoluna baslarını koyanlar, bu tehlikeli yolda canları ile oynayanlar bir kere daha costular. Öyle costular ki,sanki onların varlıgı yokluga gitti sonra tekrar yokluktan varlık alemine geldi!<br />
" Bu beyitte denmek isteniyor ki: ilahî sarapla. can çalgıcısının tesiri ile, muvakkat bir zaman için varlıklarını unultular, sanki yok oldular, mahv haline girdiler. Sonra, bulundukları alemden tekrar varlık alemine geldiler, sehv haline döndüler. Varlıkları fanîlige gitti. sonra da. fanîlikten varlıga geri geldi.<br />
• Topraktan yaratılmıs olan bedenlerinin her cüz´ü, taze can buldu. Sanki topraklıktan kurtuldular, temizlendiler,bastan basa can kesildiler ve bütün ziyanları hep fayda oldu!<br />
• 0 alemde renk yoktur fakat, bedenlere hapsedildikleri için mavi, kırmızı gibi çesitli renklere boyanan candan gelen nür, gözlere çesitli renklerde göründü.<br />
• Ey gönül! Yan yakıl; ham kaldıkça senden ask kokusu, gönül kokusu gelmez! Ateste yanmadan koku veren öd agacını sen nerede gördün<br />
• Koku, her zaman öd agacından gelir; baska agaçtan gelmez! Baska bir agaca da gitmez! Ama, biri çıkar da; "0 koku geç geldi." der; öbürü de; "Tez, geldi." der.<br />
443. Allahım! Benim öyle bir canım var ki, bir an için olsun,<br />
Sen´den ayn düsmeye sabredemez!<br />
Mefa-îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa-îlün<br />
(c. II, 585)<br />
• Ben, manevî degeri çok üstün öyle bir sevgili istıyorum ki, can, onun üzengisini tutacak hizmetçisi olsun! Çalgı çaldıgı zaman Zühre yıldızını öldürecek bir çalgıcı arzu ediyorum!<br />
• Öyle bir kadehim var ki, denizi küçük görür de, ona güler! Benim öyle çalgıcı bir gönlüm vardır ki, ne ögüt kabul eder, ne de bag ile baglanmayı!<br />
• Allahım! Bir balıgın, bir an bile olsa, sudan ayrı düsmeye dayanamadıgı gibi, benim de öyle bir canım var ki, bir an için olsun, Sen´den ayrı düsmeye sabredemez!<br />
• Sen´in güzel bir varlıgın var, benim de mestligim var; Sana varlık yakısır, bana da mestlik yakısır!<br />
• Kendine gel de, artık sus! Öyle bir ask seçmissin ki, her an gamsız nese vermede, reddetmeden her seyi kabul etmededir!<br />
444. Kendini, kendini görmekten kurtarmıs,benligini ayak altına almıs birisini arzu ediyorum!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 584)<br />
• Sevgiliye bakacak,.onun güzelligini göremeyecek aptal bir adam arıyorum;bakısında hüner olan, görüs sahibi olan akıllı kisiyi istemiyorum!<br />
• 0 inciyi sedef gibi içine alacak bir gönül arzu ediyorum; kendini gören, kendi içinde inci oldugunu sanan tas yürekli kisiyi istemiyorum!<br />
• Kendini, kendini görmekten kurtarmıs, benligini ayak altına almıs, Allah askı ile dolup tasmıs, dertten, derdin, gamın insanı rahatsız eden sıkıntılarına aldırmayan birisini arzu ediyorum!<br />
445. Sen, uykuya yol arkadası olunca, sevgiliyi nasıl bulabilirsin<br />
Mefulü. Mefa´îlün, Mefulü,<br />
(c. 11,615)<br />
• Uyku, senin aklını basından almaya gelir! Fakat, ask delisi nasıl olur da .uyur Onun, geceden haberi var mı<br />
• Ask delisinin mezhebinde gece ve gündüz yoktur; onda olan seyi, ancak o bilir!<br />
• Bu alemin gecesi gündüzü, dünyanın dönüsünden meydana gelir. Fakat, o lahî alemin delisini dünya bile döndüremez!<br />
• Onun bas gözü uyusa bile, o, basından ayagına kadar gözdür; o, ezel evhini can gözü ile görür, okur!<br />
• Delilik istiyorsan, kus gibi, balık gibi ol; mademki sen uykuya yol arkadası oldun, uyuyunca onu nasıl bulabilirsin<br />
• Deli dedigin, bir baska çesit adamdır. 0, "can"a gebe kalmıstır, gözünü dosta açmıstır; onun gebeligi, bambaska bir gebeliktir!<br />
446. Senin hayal evine gamın girmesi dogru mu<br />
Miistef´ilün, Fe´uliü, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. II, 851)<br />
•Ey güzelligi karsısına ancak huri gibi güzellerin gelebildigi essiz ve güzel varlık! Sen´in hayal evine gamın girmesi dogru mu, gam oraya yakısır mı<br />
• Kainatta görülen her varlık Sen´den, her seyi Sen yarattın! Sen, her varlıgın laslangıcısın! Bize, Sen´in varlıgına,kudretine karsı yok olmak yarasır! » Ey gam! Derlen, toplan; iste nese ordusu suracıkta! Neselerin padisahı, yüzlerce zafer bayrakları ile gelip ülkeye giriyor!<br />
• Ey gönül; gamlara dalma simdi! 0 tatlı, hos padisahtan, içi bos fakat, güzel agmeler çıkaran çeng sesi geliyor!<br />
• 0 ilahî sakî, padisahlık meclisinden çıktı, geliyor! 0 manalar çalgıcısı, simdi agmelere baslayacak!<br />
• Ey gam; ne kadar da aptallasmıssın! Neden bana, kapıma düstügünü söyle-mezsin de, kapımdan içeri girmeye çalısırsın!<br />
• Ey gam! Sonunda, senin atesinden kurtulacagım da, cana canlar katan sevgiliye teslim olacagım!<br />
447. Senin teneffüs ettigin havayı teneffüs eden, içine çeken; ses olur,göklere yükselir!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. II, 546)<br />
• Haydi! Aklını basına al, düsün; yepyeni, simdiye kadar kimsenin söylemedigi, güzel, derin manalı bir söz söyle de, su köhne dünya tazelensin, yenilen-sin! Sözün öyle hos olsun ki, dünyanın hududunu assın; hududu da, ölçüyü de bilmesin!<br />
• Senin mübarek nefesinle ihtiyarlıgı bırakıp gençlesmeyenin toprak basına! Senin teneffüs ettigin havayı-teneffüs eden, senin nefesini içine çeken; bastan basa hos bir renge boyanır; yahut da ses olur, göklere yükselir!<br />
• Kim senin kapına halka olursa, o, hemen altın gibi deger kazanır, altın olur. Hele onu elinle tutup kapıyı sen açarsan, içeriye mahrenı olur; seninle beraber evin içine bir dost gibi girer!<br />
• însan bedeninin aslı olan balçıktaki su, söz söyleyen bir inci olabilecegini bilir mi idi, düsünür mü idi Yine balçıktaki toprak, sırlar söyleyen bir bakıs haline gelecegini nerden bilecekti<br />
• Hz. Salih´in devesi dagdan dogmadı mı Ben, simdi iyice anladım ki, dag bile senin geleceginin müjdesini duyunca yürük bir deve olur!<br />
448. Artık, ben de beden olmaktan kurtulayım da can olayım!<br />
Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün,<br />
(c. II, 540)<br />
• Mestlik, sana selam etmede, gizlice haberler yollamadadır. Gönlünü kapıp aldıgın kisi, canını da sana kul köle etmek istemektedir.<br />
• Ey varlıgı yok eden; mest olmus, kendinden geçmis kisinin de selamını duy! Bu, öyle kendinden geçmis ki, iki elini de, ayagını da senin tuzagına kaptırmıs!<br />
• Ey gönül! Sen, mest olmussun, kendinden geçmissin! Ne de hossun! Padisah gibi olmussun! Padisahsın! Bu kadar kudret ve kuvvet sahibi bir padisah oldugun halde ask, nasıl oldu da seni emri altına aldı<br />
• Bir avuç topraga can veren, dumanı Zühal yıldızı haline getiren! Ey topıaktan yaratılmıs beden, ey gönül atesinden çîkan duman! Bakın da görün; 0, sizi ne hale getiriyor Yerde mi kalıyorsunuz, göge mi yükseliyorsunuz<br />
• Eline sakîler padisahının sundugu kadehi al, ebedîlige ulasanlaı gibi mest ol! Yarı mest oldugun için hatalısın! 0,seni tarn mest etmek, tamamıyla seni kendinden geçirmek istiyor!<br />
• Ask yüzünden meydana gelen feryada figana bak, dökülen gözyaslarını seyret! 0 sarap kadehinin yaptıgına bak,gücünü gör; çig insanları nasıl pisirmede, seni de nasıl olgunlastırmada!..<br />
• Ey rengi, kokusu güzel sarap, O´nun cömertlik eli bak; seni cana nasıl helal, bedene haram etti<br />
• Artık, ben de beden olmaktan kurtulayım da can olayım; bir inci olmak-tansa, inciler madeni haline geleyim! Ey gönül; mest olmakla adının kötüye çıkmasından korkma! 0, sana iyi bir ad vermede, seni üstün bir insan haline getirmededir!<br />
449. Biz dünyayı bırakıp gittik; kalanlar sag olsun!<br />
Mcf´ulü. Mefa´îlün. Fe´ulün<br />
(c. 11, 692)<br />
• Biz gittik; kalanlara selam olsun, hosça kalsınlar! Dogan, mutlaka ölür!<br />
• 0 kadar kosmayın, o kadar yorulmayın; su yerin altında çırak ne olmussa, usta da o olmustur!<br />
• Diıegi rüzgardan olan bu bina ne kadar dayanabilir<br />
• Yasadıgın devrin essiz, parmakla gösterilen tek kisisi bile olsan, tek tek gidenler gibi, sen de bir gün dünyayı bırakıp gideceksin!<br />
• Gidecegin yerde yalnız kalmayı istemiyorsan, hayırdan, iyilikten, ibadetten evladın olsun!<br />
• 0 geriye kalan iyilikler, ibadetler; gayb aleminin nürdan ipi ve dünyaya direk olanların ruhudur!<br />
• 0 süzulmüs, seçilmis ask cevheri var ya, iste ölümsüz olarak kalacak ancak odur!<br />
• Su içinde yasadıgımız hayatın, su akıp giden kum selinin ne durması vardır, ne dinlenmesi; bir sekil bozulunca baska bir seklin temelini atarlar!<br />
• Ben, bu kupkuru yerde Nuh´un gemisine benziyorum; tufan benim ölümüm, vademin gelip çatmasıdır!<br />
• Nuh´un gemisi de, gayb aleminde bu sudaki dalgaları bekliyordu!<br />
• Biz de susmus olanların, mezarlıkta uyuyanların arasına girdik, yattık uyuduk! Çünkü sesimiz, feryadımız haddi asmıstı!<br />
450. Askının üstün gelisi yüzünden akıl düsünceyi bırakıyor,<br />
cosup köpürüyor!<br />
Müfte´ilün, Mefa-îlün, Müfta´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 561)<br />
• Benim mest olmus can dudum, tek bir sekerie ne hale geliyor; benim sarabı seven Zühre yıldızım, bir ay yüzünden ne oluyor!<br />
• Onun askı yüzünden gönül denizim dalgalanıyor da, dalgası, dokuzuncu kat gögü bile asıyor! Bir inci yüzünden gönül denizimin böyle dalgalanma-sına sasıp kalıyorum!<br />
• Can bir manevî padisahtır; ben de onun bayragıyım! Can seher vaktidir; ben ise karanlık geceyim! Benim su günes gibi olan gönlüm, her seher vaktinde ne hale geliyor<br />
• Gönül paramparça oldu; görebilenler onu gördüler fakat, bütün kainat ilahî bir bakısla ne hallere gelmededir<br />
• Askının üstün gelisi yüzünden akıl, düsünmeyi bırakıyor da, cosup köpürüyor! îlahî nürun parıltılanndan karalarda, denizlerde, havalarda yasayan çesit çesit sayısız varlıklar ne hallere geliyorlar, ne hünerler gösteriyorlar<br />
• Aklı erenler, onun gücünden, büyüklügünden haberleri olanlar, onun yüzünden la´l madeni haline gelirler, kemale ererler! Ama onun kudretinden haberleri olmayanlar, bu bilgisizlikleri yüzünden ne hallere düsüyorlar, nasıl perisan oluyorlar Neden bu hale geldiklerinden onların kendilerinin haberleri yoktur!<br />
451. Bahar geldi, bahar geldi; güzel yüzlü bahar geldi!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 570)<br />
• Bahar geldi, bahar geldi; güzel yüzlü bahar geldi! Dünya yeserdi, güzellesti; laleler arasında dolasma zamanı geldi!<br />
• Ey reyhan! Susenin yüz tane dili var; baharın güzelligini ona söylet, ondan isit! Balçık ovayı seyret; nasıl da süslendi, güzelliklerle doldu, çok hos bir hal aldı!<br />
• Gül, nesrine; "Su dünyada, su gurbet elde nasıldın, ne halde idin " diye soruyor. 0 da; "îlkbahar ötelerden çıkageldi, hosluklar, güzellikler getirdi; durumdan çok memnunum!" diyor.<br />
• Yasemin de selvi agacına; "Durmadan sallanıp duruyorsun; yoksa ilkbahar sana sarap mı içirdi " diye takılıyor.<br />
Selvi de yaseminin kulagına; "0 hilm sahibi, merhametli, esirgeyici sevgili geldi!" diyor.<br />
• Menekse nilüferin yanına geldi de; "Baharınız kutlu olsun!" dedi. "Sararıp solma zamanı geçti, uzun sürecek yeni bir hayat, yeni bir ömür geldi!"<br />
• Nergis güle; "Keyfin yerinde, gülüyorsun degil mi " diye gözünü kırpıyor. Gül de; "Evet!" diyor. "Ben gülmeyeyim de kim gülsün Sevgili geldi, gönlüme girdi; bana hos kokular getirdi!"<br />
• Çam agacı da; "Allah´ın inayeti ile çetin yollar asıldı; kısın dondurucu sogukları bizi bırakıp gitti! Simdi her yaprak, su verilmis kılıç gibi bas kaldırdı, yeserdi!"<br />
• Su geveze leylege bak! Minbere çıkmıs; "Ey dostlar, ne duruyorsunuz Haydi, çalısma zamanı, is zamanı geldi;herkes uykudan uyandı; siz de uyanın!" diye lak lak edip duruyor.<br />
452. Allah, insanı, can kusu kafesinin demirden olmasından korusun!<br />
Mefa´îlün,Mefa´îlün,Mefa´îlün,Mefa´îlün,<br />
(c.11. 568)<br />
• Ay yüzlü sevgili gelince, canın ne degeri kalır, onun yanında can kim olu-yor Gün dogunca, artık gece bekçisinin isi bitmistir; ona gerek yok!<br />
• Ayın aylık etmesi, ısıklar saçması, gökyüzünde rahatça dolasıp durması için günes ona lutufta bulunur, geceleri kendini gizler, görünmez olur!<br />
• Ey gönül! Sen de bu dünya evinden kaç git; bu kirli ev, seni rahatsız ediyor, seni sıkıyor! Aslında bu ev, bizim evimiz degildir; bu ev bize yabancıdır! Aklını basına al da, dösemesi gökyüzü olan bir gül bahçesine, bir eyvana git!<br />
• Bu dünya, yasanacak bir yer degildir! Bu dünyada birbirleri ile savasan in-sanlar, barıstıkları zaman bile, gönülleri kinlerle doludur. Bu dünyanın sabahı bile yalancıdır! Çünkü, sabahının arkasında gece gizlenmistir; burada sonsuz sabah<br />
yoktur! Dünyanın bu çesit aldatıcı sabahları Hakk yolunda yürüyüp giden kervanları helak edegelmistir!<br />
"Gençligimde bazı siirler yazardım. Mevlana´yı tanıdıktan sonra yazdıklarımdan utandım, defterlerimi yaktım.<br />
Hafızamda kalan su iki beyti, Mevlana´nın yukarıdaki beyti münasebeti ile bir hatıra olarak sayın okuyucularıma arzederim:<br />
"Aksamların ardında sabahın sesi var<br />
Kıslarda da bir gizli bahar müjdesi var<br />
Vuslatların ardında ne var, sorına fakat<br />
Hicranda senin vuslatının hissesi var!"<br />
• Sen, varlıklara can bagıslayan, arkasında gece bulunmayan gerçek sabahı ara! îçte o gerçek sabahdır ki, binlerce ermise "Mansur sarabı" sunar, binlerce Hakk asıgına aman verir, kurtulusa ulastırır!<br />
• Ask atesi yanınca gamı, kederi de yakar, yandırır! Fakat, onun yanına bir gül fidanı eksen, alevleri ile onu besler de, o gül fidanı bir gül bahçesi olur!<br />
• Gönlü temiz, huyu güzel Hakk asıgı, insanı her türlü afetten korur! Hassas, ince, asîl ruhlu bir dosta, bir sevgiliye yüzlerce can feda olsun!<br />
• Tatlı dilli bir dost, tatlı sözleri ile insanı sarap gibi mest eder! Zaten kendisi, ilahî güzellikler karsısında mest olmus, daima Hakk´la vuslat halindedir!<br />
• Rüyada kendisini gökyüzünde ayla bulusmus gören bir kisinin bedeni, samanlıkta yatar uyursa ne gam!<br />
• Allah, insanı, can kusunun kafesinin demirden olmasından korusun! Ötelerin kusu olan zümrüdankanın da, su dünyanın daracık yuvasında kalmasını Allah göstermesin!<br />
• Agzını kapa, artık sus! Sen, Hakk´ın ilham ettigi ilahî sözlere sahipsin! Sen, ölümsüz olan, sonsuz olan bir kulak, bir akıl bul da, onlara seslen!..<br />
453. Asık kimsesiz, yapayalnız kalsa bile, o, yalnız degildir;<br />
sevgilisi ile gizlice, manen beraberdir!<br />
Melu´îlün. Mct´a´îlün. Fe´ulün<br />
(c. II, 662)<br />
• Dünya, bastan basa dikenlerle dolu olsa, yine de asıkın gönlü tamamıyla gül bahçesidir!<br />
• Su dönen gökyüzü dönmesini durdursa da issiz güçsüz kalsa, asıkların gönlü yine istedir, güçtedir; bir sevgi alısverisinde, sevgiliyi anmakta, sevgiliyi düsünmektedir!<br />
• Herkes kederlere, gamlara ugrasa, herkesin basına belalar yagsa, asıkın canı sevinçlidir, neselidir, latîftir! Çünkü,bütün basa gelenler, Hakk´tan gelmektedir!<br />
• Asık kimsesiz, tek basına, yapayalnız kalsa da, o, yalnız degildir; sevgilisi ile gizlice, beraberdir! Çünkü o, nerede olursa olsun, gerçek sevgili olan Allah ile manen beraberdir!<br />
• Asıkların sarabı, üzüm sarabı gibi küpten cosmaz, gönülden cosar! Asık, sırlar aleminde aska dost olur, arkadas olur!<br />
• Sen bir asıgı hasta görürsen, ona ne gam!.. Onun gizli, güzel sevgilisi onun basucunda degil midir<br />
• Sen, ask atına bin; Hakk yolunun uzaklıgını, zorlugunu düsünme! Çünkü, ask atı pek rahvandır, pek hızlı gider!<br />
• Yol düzgün olmasa, zahmetlerle, sıkıntılarla dolu olsa bile, ask atı bir atılısında seni menzile, varacagın yere<br />
götürür!<br />
• Sen, hem mest, kendini kaybetmis, hem de çok akıllı olan<br />
454. Allah´ın nüru gelince, kabir bir gül bahçesi olur!<br />
Mefulü, Mefa-îlün, Mefülü, Mefa´îlün<br />
(c. 11, 611)<br />
• Ey karanlık geceyi uykuda geçiren mümin! Dua zamanı geldi; haydi, kalk! Ey kötülük etmeyi adet edinmis nefis;ibadet etme, iyilik etme zamanı geldi!<br />
• Pencereden bak; tövbe kapısını aç! Evi tertibe koy, düzelt! Haydi, durma;bizim nöbetimiz geldi!<br />
• Suçtan, kötülüklerden neden temizlenemiyorsun Günahlardan ellerini yıka, yüzüne su vur; abdest al, namaza durma zamanı geldi!<br />
• Seni mezara koydukları, lahitte yüzünü kıbleye döndürdükleri zaman, hayatta su karsında duran kıbleyi hatırlarsın ama, namazını kılamadıgın, kazaya bıraktıgın için içinin yanmasından eline ne geçer<br />
• Sen simdi hayatta iken bu kıbleden bir nür, bir ısık ara, bir ısık elde et de, o nur, o ısık senin kabrini ısıtsın,aydınlatsın! Allah´ın nüru gelince kabir, bir gül bahçesi olur!<br />
455. Ten kafesinden ayrılanlar; neredesiniz<br />
Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ülün<br />
(c. II, 656)<br />
• Ey simdi ten kafesinden ayrılmıs olanlar! Tekrar bir yüz gösterin, görünün de söyleyin; neredesiniz<br />
• Ten geminiz su denizde kırık bir halde kaldı. Ey balıklar gibi ölüm denizine dökülenler; bir an için olsun, bu sudan çıkın, kendinizi gösterin! Yoksa, hayat mücadelesi vererek günlerin havanında inciler gibi dövülüp toz mu oldunuz<br />
• Fakat o toz, hakikati arayanların gözlerinin sürmesidir! îyi görebilmek için o sürmeyi gözlerinize sürün, sürün!<br />
• Ey ruh aleminden bu dünyaya dogup gelenler! Ölüm gelince ürkmeyin, korkmayın! Bu, ölüm degil, bu ikinci bir dogumdur; dogun, dogun!<br />
456. Geceleri ben aglamasam, inlemesem bile hasta gönül aglar, inler!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. 11, 571)<br />
• Gül, bu gece, sevgilinin saçları gibi canlar bagıslıyor; ayın nürlar saçan yüzü de, sevgilinin yanagına benziyor.<br />
• Yıldızlar, gökyüzünde basıbos avare asıklar gibi dönüp dolasıyorlar. Onların gönüllerinin yanısından akıl bile isten güçten kaldı, düsünemez oldu!<br />
• Can sakîsi gizlilik aleminin kadehi ile öyle bir sarap sundu ki, yıkılıp kendimden geçtim; ayık kalan kim, belli degil!<br />
• Sen, geceleri, hastalardan baskasını aglayıp inler, uyanık kalır bulamazsın! Ama, ben aglamasam, inlemesem bile hasta gönül aglar, inler!<br />
Fuzülî merhumun bir beyti söyle:<br />
"Seb-i yeldayı müneccimle muvakkıt ne bilir!<br />
Mübtela-yı gama sor kim geceler kaç saat!"<br />
(Uzun geceyi vakit belirleyen, yıldızlarla ugrasan kisiden sorma; gecelerin ne kadar uzun oldugunu sen gamlı kisilerden sor!)<br />
• Ey gönül; çırpınıp duran su denizde Yunus gibi agla, inle! Çünkü, gece timsahı ask denizinde adam yiyecege benziyor!<br />
• Canda, su yeryüzünden, su gökyüzünden bambaska, acaip bir gök, acaip bir pazar var fakat, kıskançlıgından ötürü o pazar gizli kalıyor!<br />
457. 0; canımı da, gönlümü de hasta etti; gönül sisemi de kırdı!<br />
Müfle´ilün. Mefa´îlün, Müfte´ilün. Mefa´îlün<br />
(c. II, 558)<br />
• Sevgili, bizi develer gibi yularımızdan tutmus çekiyor! Bakalım, kendi sarhos devesini hangi katara, hangi develer arasına katacak<br />
• 0; canımı da. bedenimi de hasta etti, yaraladı! Gönül sisemi kırdı, boynumu da bagladı! Bakalım, beni ne ise çekip götürecek<br />
• Sanki ben onun oltasıyım, agıyım; balıklar gibi beni tutuyor, karaya atıyor! Gönül tuzagımı da, av beyine dogru çekiyor!<br />
• 0; yalnız beni degil, gögün altındaki bulutlar katarını da çeker, daglara, magaralara dogru götürür, ovaların sakîsi yapar, susuzlukları giderir!<br />
• Gök, gürleyerek davul çalıyor! Artık, tabiatın cüz´i de, küllü de dirilmistir! Agaçların gönüllerine, güllerin burunlarına hos bahar kokulan geliyor!<br />
• 0; çekirdegin gönlüne meyve olma istegini veriyor, agaçların sırlarını yapraklar halinde, meyveler halinde dallarına asarak açıklıyor!<br />
• Gerçi kıs mevsiminin dondurucu sogukları, cefası bahçeyi terk edince bahçe sevindi, güzellesti, mahmurlastı ama, bu da, hersey gibi devamlı olmayacak! Yaz mevsiminin kavurucu sıcakları gelince, ilkbaharın da, bahçenin de güzelligi kalmayacak, mahmurlugu gidecektir!<br />
458. Biz insanlar, duvardaki resimlere benzeriz;<br />
bizi resmedenin ısıgı vurunca canlanırız!<br />
Mefa´îlün. Mela´îlün. Mefa´îlüıı, Mefa´îlün<br />
(c. 11. 591)<br />
• Bu ne hos kokudur, ne hos kokudur Acaba o gül yanaklı sevgili gül bahçesinden mi geliyor<br />
• îlkbahar gecesi mi, öd agacı mı; yoksa misk mi, anber mi Yoksa, Yusuf aleyhisselam acele acele ıtırlar pazarından mı geliyor<br />
• Du nasıl bir nurdur Bu nasıl parıltıdır Bu ay mıdır, günes midir Yoksa, yalnızlıgı arayan Hakk dostu Muhammed aleyhisselam dagdan, magaradan mı tesrif buyuruyor<br />
• Selvi boylu sevgili gezmeye çıkınca, dünya gül bahçesi olur; kendini gösterince de, kıyamet kopar!<br />
• Biz, bütün insanlar, duvardaki resimlere benzeriz; bizi resmedenin, bizi yapanın ısıgı vurunca o zaman canlanır, uyanmaya baçlarız!<br />
459. Oruç yüzünden bizim canımız dirilik elde edecektir!<br />
Müfte´ilün. Fa´ilat. Miifte´ilün. Fa´ilat<br />
(c. II. 892)<br />
• Ramazan geldi; ask ve iman padisahının sancagı eristi! Artık maddî yiyeceklerden elini çek! Çünkü, göklerden manevî rızık geldi ve can sofrası kuruldu!<br />
• Can, bedenin hantallıgından kurtuldu; tabiatımızın isteklerinin eli baglandı! Ask ve iman ordusu geldi, sapıklık ve imansızlık ordusunu kırdı geçirdi!<br />
• Bir bakıma oruç, bizim kurtulusumuzun kurbanı sayılır; bizim canımız, onun yüzünden dirilik elde edecektir!<br />
Mademki göniil evine misafir olarak can geldi, onun ugruna bedenimizi tamamıyla kurban edelim<br />
• Sabır, hos bir buluttur; ondan, hikmet, manevî lütuflar yagar! Bu sebeptendir ki, Kur´an-ı Kerim de bu sabır ayında nazil olmustur!<br />
• Bizi kötü isler, günahlar islemeye tesvik eden kirli nefsimiz, arınmaya, temizlenmeye muhtaçtı! Ramazan gelince, günah zindanının kapısı kırıldı; can, nefsin esaretinden kurtuldu, miraca çıktı, sevgiliye kavustu!<br />
• Bu mübarek ayda gönül de bos durmadı; ümitsizlik perdesini yırttı, göklere uçtu! Can, zaten bu kirli dünyaya mensup degildi, meleklerdendi; onlara ulastı!<br />
• Ramazan günlerinde sarkıtılan merhamet ipine sanl da, su beden kuyusun-daki hapisten kendini kurtar! Yüsuf aleyhisselam kuyunun agzına geldi, seni çagırıyor; çabuk ol, vakit geçirme!<br />
• 9sa aleyhisselam isteklerden, beden eseginin arzularından kurtulunca, duası kabul edildi! Sen de nefsanî isteklerden temizlen, elini yıka! Çünkü, gökyüzünden manevî yemeklerle dolu sofra geldi!<br />
• Haydi, elini agzını yıka; ne yemek ye, ne iç, ne de söyle! Hakikate erdikleri, Hakk´ı bulduklan için susup duran ermislere gelen mana sözlerini, mana lokmalarını ancak Sems-i Tebı-îzî´nin himmeti ile bulabilirsin!<br />
Cilt 1´in Sonu</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Divan-ı Kebir´den Seçmeler - I</span><br />
<br />
Bu güldestesini,çocuk yasta bana farsca ve arapca ögreten<br />
Mevlana´dan Sa´diden, Hafızdan beyitler ezberleten merhum ve magfur babam Yıldızeli müftüsü Mehmet Tevfik Balcı´nın aziz ruhuna ithaf ediyorum.<br />
ÖNSÖZ<br />
Hazreti Mevlana´nın Asıklar Dîvanı diye adlandırdıgı bu mübarek kitabı doksan bir yasında oldugum halde bastan sonuna kadar gözden geçirerek Hak asıkları için hazırlamak gücünü ve askını bana veren Cenab-ı Hakka hamd ü senalar. Aziz Peygamber Efendimize salatü selamlar, ve Hz. Mevlana´nın bu aciz kula olan himmetinin eksilmemesini niyaz ederim. "Büyük Dîvan" anlamına gelen Divan-ı Kebîr Hz. Mevlana´nın heyecanla, gönül coskunluguyla söyledigi<br />
ilahî ask siirlerini toplayan kitabın adıdır.<br />
Beyit sayısı altı ciltlik Mesnevî beyitlerinin toplamının iki mislidir. Çünkü altı ciltlik Mesnevî beyitlerinin toplamı yirmibes bin otuz birdir. Halbuki Dîvan-ı Kebîr´in rubaî beyitlerini de dahil edersek, beyit sayısı elli bine yaklasmaktadır.<br />
Bu mübarek dîvanı Tahran Üniversitesi profesörlerinden Firüzanfer merhum büyük ebadda yedi cilt halinde bastırmıstır.<br />
Bendeniz pek güvenilir olan bu dîvanı esas tutarak, aldıgım her gazelin altına Farsça bilenlerin dogru okumaları için her gazelin veznini yazdıgım gibi, gazelin hangi ciltten alındıgını ve numarasını da kaydettim.<br />
Not:"Biz bu eseri internete attıgımızda bu farsca beyitleri koyma imkanımız olmadı sayet görmek isteyen olursa eser Ötüken yayınlarında 4 çilt olarak "hazırlıyan Sefik Can" basılmıstır. Buradan bakabilirler .<br />
Bilindigi gibi dîvan îslamî edebiyat´ta sairlerin yazdıkları kendi siirlerini alfabe sırasıyla bir araya getirdikleri kitabın adıdır. Dîvanlar sairlerin adlarıyla birlikte söylenirdi, mesela Dîvan-ı Bakî, Dîvan-ı Fuzulî, Dîvan-ı Hafız diye adlandınlır ve her gazelin son beytinde muhakkak sairin adı geçerdi. Bu gelenege uyularak, neden Mevlana´nın siirlerini toplayan dîvana<br />
"Dîvan-ı Mevlana", yahut "Dîvan-ı Celaleddin" denmemistir de Dîvan-ı Kebîr, Dîvan-ı Sems-i Tebrizî denmistir. Elli bine yakın beyti ihtiva eden çok büyük ebadda bir kitap oldugu için Divan-ı Kebîr denmekle beraber asıl onun dîvanına Dîvan-ı Sems-i Tebrîzî denmistir.<br />
Mevlana gazellerinin sonlarında, kendi adı yerine hep Sems-i Tebrîzî adını kullanmıstır. Nadir olarak bazı gazellerinde, Selahaddîn-i Zerkubî adını anmıs bazan da "Hamus" lakabını kullanmıstır.<br />
Bu hal Yunan filozoflarından Eflatun´un durumuna benzer, Sokrates´in hiç eseri olmadıgı halde, talebesi Eflatun bütün eserlerinde, hep Sokrates´i konusturmustur. Kendini Sokrates´in ismi altında gizlemistir. Mevlana da gönül verdiği Tebrizli Sems´i öne almıs, kendini onun adı altında gizlemistir.<br />
Bazıları bu hali anlamazlar da, Divan-ı Sems-i Tebrîzî kitabında bulunan siirleri Sems´in yazdıgını zannederler. Hz. Sems´in siiri yoktur, onun sadece Makalat adlı bir kitabı vardır.<br />
Zaten Mevlana Sems´le bulusmamıs olsaydı, o coskun, heyecanlı siirleri ihtiva eden Divan-ı Kebîr de meydana gelmezdi. Nitekim Hz. Mevlana "Tebrizli Sems bana 9skender gibi, taç, taht, saltanat, verdi de ben mana ordusunun baskumandanı oldum." demistir. Dîvan-ı Kebîr, III/1590)<br />
Mevlana ile Sems´in birbirlerine karsı duydukları ilahî sevgiden burada uzun uzun bahs edecek degilim, bu konuda fazla bilgi almak isteyenler Ötüken Nesriyat´ın yayınladıgı Mevlana kitabına bakabilirler.<br />
Ben burada su kadarını söyleyebilirim ki, Sems Mevlana´da kendini gördü. Mevlana da Sems´de kendini gördü, onlar birbirlerine ayna oldular. Birbirlerinin hakikatını gördüler ve birbirlerine asık oldular. Yanlıs anlasılmasın, ne Sems Hak´tır, ne de Mevlana; her ikisi de birer kuldur, ancak arif bir sairin dedigi gibi, "Allah adamları hasa Hak degillerdir ama Hak´tan da ayrı degillerdir." Onun için Mevlana kendi siirlerinde hep Sems´i yad etmistir. Bu yüzdendir ki kitabının<br />
adına "Sems Dîvanı" denmistir.<br />
Mevlana, Sems mahlasını kullanmıstır amma, aslında Sems yoktur, Hak vardır. Çünkü Sems-i Tebrîzî bir bahanedir,asıl Allah sevgisi vardır. Yahya Kemal merhumun bir siirinde aba var, post var, meydanda er yok, Horasan erlerinden bir haber yok, der. Diyar-ı Rum´a gelmis evliyadan;<br />
evet İslam diyarlarının en mamur bölgeleri, Semerkand´lardan, Buhara´lardan, Horasan´dan velîler gelmez olmus;gelmez olmus amma îslam ülkeleri yine bos degil. Baba Kemal Hocendî ne güzel söylemis, "Hak asıkları, erenler gittiler,<br />
ask sehri bos kaldı diye düsünme, dünya Sems-i Tebrîzîlerle doludur amma, Mevlana gibi bir kisi nerede ki hakikatı görsün."<br />
DÎVAN-I KEBÎR TERCÜMELERÎ<br />
Dîvan-ı Kebîr´in tamamı Abdulbaki Gölpınarlı merhum tarafından yedi cilt halinde Türkçeye tercüme edilmis ve Kültür Bakanlıgı´nca yayınlanmıstır. Ayrıca Dîvan-ı Kebîr´den dilimize seçmeler de yapılmıstır.<br />
Midhat Baharî merhumun 1927 senesinde eski harflerle çıkmıs bir Destegül´ü oldugu gibi, yine Midhat Baharî hazretleri, 9ran edîblerinden Hidayet Han´ın Dîvan-ı Sems´ül-Hakayık adlı kitabını üç cilt halinde dilimize tercüme etmistir.<br />
Bu tercüme Kültür Bakanlıgı tarafından yayınlanmıstır,. Ne yazık ki bu üç ciltlik tercümede, Mevlana´ya ait olmayan bir çok siirler vardır. Bu siirler bir takım Siî ve îsmailiye mezhebinde olan sairlerin siirleridir. Ne yazık ki bu siirlerin bir ayıklama yapılmadan dilimize çevrilmesi yurdumuzda, Mevlana´nın yanlıs tanınmasına sebep olmaktadır. Ayrıca<br />
Abdülbaki Gölpınarlı´nın Dîvan-ı Kebîr´den seçtigi, nesir halinde tercüme ettigi ve Güldeste adını verdiği siir kitabı, 1955 yılında Remzi kitabevi tarafından yayınlandı.<br />
Ayrıca Erzurumlu 9brahim Hakkı Hazretleri de, Dîvan-ı Kebîr´den kırk, elli kadar siiri dilimize manzum olarak çevirmis, bunların bir kısmı, Marifetndme´de, bir kısmı dadivanında bulunmaktadır. Bu siirler, Sefik Can tarafından derlenmis, bugünün Türkçesine çevrilerek Divaan-ı Kebîr´deki siirlerle beraber, bir kitap haline getirilmistir, fakat bu<br />
kitap henüz yayınlanmamıstır.<br />
Abdülkadir Gölpınarlı merhumun seçtigi, manzum olarak dilimize çevirdigi siirler de 1980 senesinde Gözlem yayınevince yayınlandı, bu kitabın adı Bugünün Diliyle Mevlana´dır.<br />
Dîvan-ı Kebîr´den yabancı dillere de tercümeler yapılmıstır. Prof. Dr. Annemaria Schimmel tarafından Almanca´ya manzum olarak elli altı gazel tercüme ve nesr edilmistir.<br />
Reynold A. Nicholson´un Dîvan-ı Sems-i Tebrizi´den seçme siirlerini de unutmamalıyız.<br />
Dîvan-ı Kebîr´den, Rusça ve Japonca´ya kadar bir çok dünya dillerine seçme ve tercüme yapılmıstır.<br />
Mevlana Dîvan-ı Kebir´deki siirlerini islamî edebiyattaki nazım sekillerinden olan gazel seklinde söylemistir. Bilindigi gibi gazel, konu olarak lirik ask siirlerini ele alır. Gazellerde sekil itibarıyla birinci beyitteki mısralar kendi aralarında kafiyeli olup, gazelin diger beyitlerinin ikinci mısraları, birinci beyitle aynı kafiyededir ve her gazelin bütün beyitleri aynı<br />
vezinle yazılır ve her beyit konu itibarıyla küçük bir siir parçasıdır. Nasıl rubaîler dört mısrada aynı konuyu islerlerse, her gazelin her beyiti ayrı ayrı konuları tasıyabilir.<br />
Bu beyitler sadece vezin ve kafiye bakımından bir araya gelmislerdir. Eger bütün beyitler aynı konuyu islerlerse o gazele "yek avaz" adı verilir ve çok makbul sayılır. Mevlana bu gelenege uyarak gazellerinin bazılarında her beyitte ayn bir konuyu islemistir, ama Mevlana çogu zaman mesela on bes beyitlik bir gazelinde bile aynı konuyu terennüm etmistir.<br />
Bu yüzden biz Mevlana´nın gazellerini okurken, her beyiti ayrıca bir konuyu isleyen küçük bir siir parçası sayabiliriz.<br />
Gazeller tercüme edilirken, beyitlerden en fazla dikkat çekeni o gazele baslık olarak alınmistır. Metinlerde bu baslık yoktur. Bu sebeple biz herhangi bir gazeli okurken aynı gazelde çesitli konulara deginilmesine sasmamalıyız.<br />
Her beyiti ayrıca dikkatle okumak, manalarının derinligine varmak ve düsünmekle onun zevkine varılır.<br />
Hak sairlerinin çogu zaman yazdıkları siirlerde mey (sarap) ve sevgiliden bahs etmekte olduklarını herkes bilir.<br />
Bunlara akıl erdiremeyen bazı kisilerin yanlıs fikirlere sapmamaları için, bu mecazî deyimlerin açıklanması gerekmektedir.<br />
Hz. Mevlana da büyük bir Hak asıgı oldugu için siirlerinde kendisinden ewel gelen Hak asıkları gibi bu konulara çogu zaman deginmistir. Nitekim büyük Hak asıklanndan, Esad Erbilî hazretleri de dîvanının önsözünde bu konuya temas etmislerdir. (Dîvan-ı Esad, Erkam yayınları, s. 7)<br />
Ariflere göre mey (sarap) gam ve kederden eser bırakmayan Allah sevgisidir. Buna Mansur sarabı, ask sarabı, Hak sarabı da denir. Bu manevî sarap insanı kendinden alır baska alemlere götürür. Meyhane tabirine gelince, Hak asıklarına mahsus ibadet yerleridir. Nitekim Seyhülislam Yahya Efendi su beytinde bu konuya deginmistir: "Mescidde riya pîseler etsün ko riyayı / Meyhaneye gel ne riya var ne müraî" Yani gösteris için camide namaz kılanları bırak, onlar gösteris için namaz kılsınlar; sen hakikat meyhanesine gel, orada ne riya var ne de riyakar. Pîr-i mugan ise, mürsid´i göstermektedir.<br />
iranlı Hafız bir beytinde söyle der: Eger pîr-i mugan (mürsid) sana seccadeni sarap küpüne daldır derse, tereddüt etmeden seccadeni sarap küpüne daldır;<br />
Çünkü onun bir bildigi vardır. 0 bir hakikat yolcusudur, sakî ise Hak yoluna düsenlere yol gösteren halifeleri temsil etmektedir. Bu siirleri insanlar kendi kabiliyetine ve sezisine göre anlar, bazıları da anlayamaz, yanlıs yorumlar.<br />
Eski devirlerde yahüt günümüzde bu konuları geregi gibi anlayamayan kisiler bulunmaktadır.<br />
Bunun gibi bazı velîleri bile yanlıs anlamıslardır. Büyük Hak sairlerinden Niyazî-i Mısrî hazretleri, su kıt´ada bu hakikatı ne güzel anlatmıslardır.<br />
Cemali zahir olsa tez celali yakalar anı Görürsün birgül açılsa yanında har olur peyda Bu sırdandır ki bir kamil zuhür etse bu alemde Kimi ikrar eder anı, kimi inkar olur peyda yani Hakk´ın cemali ortaya çıksa, celali hemen onu yakalar.<br />
Görmez misin herhangi bir yerde gül açılsa, hemen onun yanında bir diken meydana gelir.<br />
Bu sebepledir ki bu alemde bir insan-ı kamil zuhür etse, kimi onu kabul eder, kimi de red eder. Nasıl ki Muhiddin-i Arabî hazretlerini sevenler ona Seyh-i Ekber (en büyük Seyh) adını vermislerdir. Sevmeyenler, onu inkar edenler de Seyh-i Ekfer (Kafirlerin seyhi) demislerdir. Hz. Mevlana ise bir siirinde, "Ben sunu bunu bilmem, ben ilahî ask kaderiyle<br />
mest olmusum." der.<br />
Gerçekten de bu kainatı yaratan, akıl almaz güçte olan o büyük varlıga hayran olup kalmak varken, ben suna inanıyorum, sen suna inanıyorsun diye birbirimizle niçin çekisiyoruz<br />
Nitekim, Neyzen Tevfik de Cenab-ı Hakk´a hitaben:<br />
"Degil binlerce, yüzbinlerce, milyonlarca insanlar, senin hep gölgeni sevmis, özünden bîhaber gitmis." demistir.<br />
îngiliz fizik alimlerinden Sir Jones Jeano, Prof. Salih Murat´ın tercüme ettigi, Etrafımızdaki Kainat adlı eserin ikinci sayfasında söyle demektedir:<br />
"Bizim dünyamız diger yıldızlara nazaran en küçük bir yıldızdır. Kainat pek büyüktür. Çünkü ısıgı bize elli milyon senede gelen yıldız var. Bunların her biri, bos bir okyanusta giden bir gemi gibi yolculuk yaparlar. Bizler kumlar sayısınca çok olan bu yıldızlar arasında, bir kum tanesinin mikroskopik parçası üzerinde oturarak etrafımızı, uzay ve<br />
zamanla çevrilen kainatın maksat ve mahiyetini kesfe çalısıyoruz."<br />
Bizim bu kainatı yaratan, büyük yaratıcının yaratma gücü karsısında sunu bunu düsünecegimiz yerde, bu kainatı yaratan büyük yaratıcının yaratma gücü, essizligi karsısında hayran olmaktan ve sasırıp kalmaktan baska çaremiz yoktur. 0 ne büyük yaratıcıdır, 0 ne kudretlidir. 0 ne güzeldir. Su söyleymis, bu böyleymis diyecegimiz ve birbirimizle çekisecegimiz yerde, ask içinde yalnız onun hayranı olalım.<br />
HZ.MEVLANA´NIN ŞİİRLERÎNDEKÎ COSKUNLUK<br />
Bir Dîvan-ı Kebîr beytinde, Hz. Mevlana söyle söyler. "Ben sözü askla söylüyorum. Çünkü dersi asktan alıyorum.<br />
Ben canımı onun önüne koyuyorum, ona armagan ediyorum, çünkü o pek azını kabul eder, her seyi kabul etmez."Hallac-ı Mansur ve Bayezid-i Bistamî gibi bazı velîler ilahî ask ile costukları zamanlar, bazen öyle sözler söylerler ki, bu sözler sekil üzerinde kalan ve dinin hakikatına erisemeyen, dini taklidden tahkike götüremeyen bazı kisiler tarafından seriata aykırı görülmüstür. Ve bu yüzden "Ben Hakk´ım" diyen Hallac-ı Mansur asıldıgı gibi, kendinde Hakk´ı<br />
bulan Seyyid Nesîmî´nin de derisi yüzülmüstür.<br />
Bu sözlerin derinliklerine inemeyenler, ifade etdikleri manayı anlamayanlar bu gibi sözleri begenmezler. Nitekim Mevlana bir siirinde "Biz sevgili ile beraber oturmusuz da sevgili nerede deyip durmaktayız." (Dîvan-ı Kebîr, I/ 442)<br />
sözünü seriata aykırı bulurlar da, Kur´an´da "Siz nerede olursanız olunuz biz sizinle beraberiz." (Süre: 57 / ayet: 4) "Biz size sah damarınızdan daha yakınız." (Süre: 50 / ayet:16) ayetlerinin sırrına akıl erdirmek istemezler. Bu bir sezis ve anlayıs meselesidir.<br />
Nitekim Hz. Mevlana bir siirinde "Ene´1-Hak dedigi ve gerçege isaret ettigi için halk anlamadı da Hallac´ı dar agacına çekti. Hallac sag olsaydı sırlarımın azametinden ötürü o beni dar agacına çekerdi." demistir (Dîvan-ı Kebîr, III/1459).<br />
Mevlana bazen siirlerindeki coskunlugun farkına varır da, sözünden tövbe etmek ister, söyle der: "Her gazelin arkasından gönlüm söze, lafa tövbe ediyor; bir daha böyle sözler söylerniyecegim diyor amma, Allah´ın dilegi gönlümün yolunu kesiyor, gönlün tövbesini bozuyor." (Dî-van-ı Kebîr, IV/1822)<br />
Hz. Mevlana bir baska beytinde de söyle buyuruyor:<br />
"Beni yokluktan var eden, beni yaratan her an beni söyletmededir. Sonunda beni söyleten kerem buyurdu, bütün söyledigim sözler 0 oldu." (Divan-ı Kebîr, IV/ 1809) Bir baska beytinde de "Bazen ona av derim, bazen bahar derim,bazen ona sarap adını takarım, bazen de mahmurlugum derim." (Dîvan-ı Kebîr, IV/ 1837)<br />
Hz. 9kbal de bir siirinde "Bir müslüman asık degilse kafirdir." demistir. Hz. Mevlana da "Ben askı olmayan kisinin insanlıgını inkar ederim." (Dîvan-ı Kebîr, 111/1610) buyur-mustur.<br />
Bu siirleri diger sairlerin siirleri ile mukayese etmeyiniz;bu siirler ask ile, kendinden geçmis bir velînin gönlünden gelen sesleridir.<br />
Bu sesler bazen insanı sasırtır, bazen hiç bir siirde duyulmayan manevî zevkler verir.<br />
Sayın okuyucularım, okudugunuz herhangi bir siirin zevkine varmadınızsa onu geçin, baska bir siiri okuyun. Bazen bir siirde bir iki beyit pek hosunuza gider. 0 gazelin numarasını yazın, baska zaman tekrar okuyunuz. Hatta hosunuza giden beyitleri dostlarınıza da okuyun. 0 siirin beraber zevkine varın, müsterek duygu sizi o siirin derinliklerine indirecek, o zaman satırlar arasında Hz. Mevlana´nın mübarek kalbinin heyecanla, ilahî askla çarptıgını duyacaksınız.<br />
Sayın okuyucularım, Dîvan-ı Kebîr´den siirler seçerken, sadece kendi begendiklerimle kalmadım, Nicolson´un seçtiklerine, sayın Schimmel´in seçip Almancaya tercüme ettiklerine, Abdülbaki Gölpınarlı merhumun ve Mithat Baharî hazretlerinin Güldeste´lerine de baktım. En çok begenilen siirleri isaretledim.<br />
Dört cilde böldügümüz bu güldestede, her cildin sonunda o cilde aldıgımız siirlerin Firüzanfer yayınındaki ilk mısraları ile cilt ve sayfa numaralarını ayrıca bir cetvel halinde belirttik ki, arastırıcılar için kolaylık olsun! Bu siirleri hissetmek, duymak saadetine ererseniz, bu siirleri seçerek tercüme eden Sefik Can´ı, bu aciz kulu, hayırla yadetmenizi,<br />
hatalarını hos görmenizi ve ruhuna Fatiha okumak lütfunda bulunmanızı niyaz ederim.<br />
Ey tanıdıgım ve tanımadıgım sevgili okuyucularım! Ey hikmet ve hakikati seven dostlar! Ey Hakk asıkları! Sizi büyük veli Hz. Mevlana´nın Divan-ı Kebîr´inden yaptıgımız seçmelerle basbasa bırakıyor, ben artık aradan çekiliyorum.<br />
Cümlenizi hürmetle, sevgiyle selamlar, size saglıklar, esenlikler manevî ve rühanî zevkler, neseler temennî ederim.<br />
5. 11. 1999<br />
Em. Ögretmen Albay Sefik Can<br />
Hasta yatagımda söyledigim bu önsözü yazan, bazı arastırmalarımda bana yardımcı olan, Mevlana asıkı Nur Artıran<br />
Hanımefendi´ye tesekkürlerimi arz ederim.<br />
Not: Bizde bu eserleri internete kazandırmada bize izin veren Eseri hazırlıyan sayın Sefik Can beyefendiye,ona yardım eden kardeslerimize ve bize yardım eden kardeslerimizede Teşekkür ederim.Bu görevde bizi kullanan Cenab-ı Hakk´ka na mütanahi sükürler ederiz.<br />
Divanı Kebirin mukaddemesi:<br />
Bize dogru yolu bulduran, bizi bu nimetle re kavusturan Allah´a hamd olsun. Eger Cenab-ı Hakk, bize dogru yolu göstermeseydi, biz, bu yolu bulamazdık. Allah´ın rahmeti, peygamberi ve peygamberlerin en büyügü, efendisi Muhammed(s.a.v.)´e ve onun kerem sahibi olan ve keremlere mazhar bulunan soyuna, sopuna olsun. Bundan sonra sunu iyi biliniz ki, bu Dîvan-ı Kebîr´de bulunan sözler rühanî sırlardır. Hakk´a gönül verenler için Nüh´un gemisidir. Kutsal<br />
nefeslerdir. Ruha hos gelen esintilerdir. Rabbanî ilhamlardır. Seher vaktindeki feyzlerin gönül gözünü açan kesfleridir.<br />
Noksanlardan münezzeh olan Allah´tan gelen varidattır. Esi bulunmaz isaretlerdir. Sasılacak ibarelerdir. Bahr-ı ehadiyetin nürlandır. Gayb denizinin iri incileridir. Bu Dîvan Asıklar Dîva-nı´dır. Manevî zevklerin kaynaklarıdır.<br />
Gönüllerin ısıgıdır. Asıklara, ariflere makbul olan gerçek sözlerdir. Huzur ehlinin anahtandır. Gayb alemindeki hür kisilerin makamlandır. Kalb sahiplerinin kalplerinin kalbidir. Gönül bahçelerinin çiçegidir. Bu Dîvan´daki sözler, has kulların meclislerine feyizler ve manevî zevkler getiren akar sulardır. Velîleri anan ve andıran haberlerdir. Olgunlasmıs<br />
kisilere sa´adet kimyasıdır. Yakîne erismis kardeslerin hutbesidir. Allah´ı seven, kötülüklerden sakınan erlerin boyunlarına gerdanlıktır. Bu sözler, münafıklara Hakk´ın Zülfikar´ıdır. Büyük ve hayırlı kisilerin rühlarına iksirdir. Hakk yolunda sefere çıkanlara bir yolculuk armaganıdır. Ceberut kuslannın dilidir. Meleküt alemindeki meleklerin tesbîhleridir.<br />
(Divan-ı Kebîr, c. I, sahife 2)<br />
.<br />
I. GAZELLER<br />
1. Hakk´tan sayılamayacak kadar lütuflar, ihsanlar;<br />
senden ise sayılamayacak kadar çok hatalar, kusurlar.<br />
Müstefilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefilün<br />
(c. I, 3)<br />
•.Ey gönül, isledigin suçlara, kusurlara karsılık, Hakk´tan özür dilemek için neler düsünüyorsun O´ndan sayılamayacak kadar lutuflar, iyilikler, ihsanlar, vefalar gelmede, senden de bunca hatalar, kusurlar, cefalar görünmede...<br />
• O´nun tarafından, bunca keremler, senden ise, manasız aykın isler; O´ndan pek çok nimetler, senden ise sayılamayacak kadar çok hatalar suçlar, günahlar...<br />
• Senden bunca haset, bunca kötü düsünce, bunca dedikodu. O´ndan ise bunca ihsan, bunca lütuf, bunca iyilikler.<br />
• Yaptıgın kötülüklerden, isledigin günahlardan pisman olup da, candan Allah dedigin zaman, seni belalardan kurtarmak için senin imdadına yetisen, sana o duyguyu veren, kendini hissettiren O´dur.<br />
• iŞledigin günah yüzünden korkuyorsun, kurtulmaya çareler arıyorsun. Bir daha islememeye karar veriyorsun, iste o anda bu duygularla için karıstıgı, kendinden utandıgın, kendini ayıpladıgın, vicdanın sızladıgı zamandüsünmüyor musun Bu duyguları sana veren, bu pismanlıga seni düsüren, senin içindedir. Sana çok yakındır. O´nu sen ne diye<br />
kendinde, kendi içinde göremiyor, hissedemiyorsun<br />
• 0, seni bazen yaratılısına, kötü tabiatına bırakır, seni gümüs, altın, kadın sevdasına düsürür. Bazen de canına Hz. Mustafa´yı hayal etmenin nürunu verir de içini aydınlatır.<br />
• Seni bazen bu tarafa çeker, iyi adamlara katar, bazen de o tarafa çeker, seni kötülere ulastırır. Kurtulus gemisini korkunç dalgalarla hırpalar, onu kırar, parçalar.<br />
• Ey zavallı insan, bu düsüslerden, bu hallerden sakın ye´se kapılma; gizli gizli o kadar çok dua et, geceleri, o kadar çok agla, inle ki; sonunda yedi kat gökten kulagına kurtulus sesleri gelsin.<br />
2. Keske uyuyabilseydim de, rüyada yüzünü gösterseydin.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün<br />
(c. I, 3)<br />
• Sevgilim, belki vefa ve merhametin cosar da, kapıyı açarsın; "Orada, ne bekliyorsun kalk, içeri gir!" diye seslenirsin ümidiyle ben senin kapında oturmus bekliyorum.<br />
• Ey pek güzel olan yüzünde her zaman yüzlerce lütuf, yüzlerce merhamet nuru parlayan sevgili! Canım, kapında senden gelen misk kokularına, anber kokularına gark olmustur.<br />
• Biz mest olmusuz; basımız dönmede, baskalarının yaptıkları islerle bizim ilgimiz yok. Dünya alt üst olsa, yakılsa, yıkılsa umurumuzda degil. Yeter ki senin askını kaybetmeyelim. Yeter ki senin askın ebedî olsun!<br />
• 9çimizde senin askın el çırpmada, yüzlerce baska alemler yaratmada, göklerden de dısarda, ötelerde yepyeni yüzlerce asırlar meydana gelmede.<br />
• Bugün biz senin misafiriniz. Güler yüzünüzün mesti oldugumuz için seni bırakıp baska yere gidemiyoruz. Sen öyle essiz bir güzelsin ki, Allah´a yemin ederim ki yüzünün güzelligini düsününce, hayal edince, su gönlüm beni bırakıp gidiyor.<br />
• Kurtulmam için, gönlü uyanık bir can bulursam, onun etegine yapısacagım, himmet isteyecegim. Kekse uyuyabilseydim de rüyada yüzünü gösterseydin.<br />
• Bütün canlar, can denizinden geldikleri, can denizini tanıdıkları, bildikleri için oraya dogru sel gibi akıp gidiyorlar da, baska tanıdıklardan, baska sevgililerden yüz çevirmislerdir.<br />
• Can denizine dogru kosan seller de çesit çesit. Bir sel var yüksek daglardan kaynagını alarak, hayran hayran basını taslara çarparak, köpürerek, aglayarak, heyecanla feryat ederek, aslı olan can denizine dogru kosuyor, kosuyor.<br />
Bir sel de var ki yolunu kaybetmis, birincisi; "Allah´a hamd olsun!" demede, ikin-cisi; "La havle" okumada.<br />
• Ey günes gibi dogup, müflislere, yoksul kisilere sevgi sarabı sunan lütfeden. Bir ihsanda bulun, o saraptan bize de sun! Biz de yoksuluz, biz de sasırdık, yolumuzu kaybettik.<br />
• Nasıl olmussa gül, ansızın seni görmüs, çasırıp kalmıs da elbisesini yitirmis.Çeng senin çenginin sesini duymus,feryada baslamıs, utanıp basını önüne egmis.<br />
Nıyazi-i Mısrî hazretlerinin su siiri bu hakîkati belirtiyor:<br />
"Huda davet eder elhamdülillah<br />
Bu can dosta gider elhamdülillah<br />
Hakîkat sehrine çün rıhlet oldu<br />
Gönül durmaz iver elhamdülillah."<br />
" La havle vela kuvvete illa billah"; Allah´tan baska kimsede güç, kuvvet yoktur, anlamın;ı gelen bır hadîsten alınan<br />
"La havle". Mü´minler, sasırdıkları, darda kaldıklan zaman "La havle" derler.<br />
• Zühre yıldızının burcunda en tali´li olan kimdir Ney´dir. Çünkü ney, dudagını senin dudagına koymus, senden name ögreniyor.<br />
• Çeng, sensiz kalınca fenalasıyor, hasta, kötü bir varlık oluyor. Ney de sen olmayınca hüzünlerle doluyor, inlemeye, aglamaya baslıyor. Çengi kucagına al, onu iyilestir! Ney´i de öp, oksa. Def de sana yalvarıyor. "Ne olur " diyor, "Beni eline al! Yüzüme vur, vur, vur da senin vuruslarınla yüzüm degerlensin, ahenk yolunda meclise parlaklık gelsin."<br />
• Bu parça parça olah canı al, onun her parçasına ask sarabı içir, onu güzelce sarhos et de dün gece elden kaçan fırsat simdi yeniden gelsin!<br />
• Ey yüce padisah; dogrusu bizim için bundan sonra ayık olmak ayıptır, yazıktır! Allah´ın sana yemin ederim ki,<br />
artık bundan sonra ben ayık olarak senin büyüklügünü, gücünü, kuvvetini anlatamam, senden bahsedemem, ancak senin ask sarabınla mest ohınca dilim çözülür.<br />
3. Gülün geçirdigi safhalar, basından geçen maceralar.<br />
Miistef´ilün, Müstef´ilün, Miistef´ilün, Müstef´iliin<br />
(c.I, 13)<br />
• Ey bir yerde duramayan, dinlenme nedir bilmeyen rüzgarımız! Güle bizden haber götür de de; "Gül bahçesinden kaçıp sekerle dost olan gül, nasıl oldu da yurdundan, anandan, babandan, kardeslerinden arkadaslarından ve sana gönül veren, senin için feryat edip duran bülbülden ayrıldın geldin, sekere karıstın, ´gülbeseker´ tatlısı oldun "<br />
• Ey gül´. Neden sekere karıstın Aslında sen, kendin sekersin, seker gibi tatlısın, hossun. Seker oldugun için, herkesten çok sen, sekere layıksın ama, neden gül bahçesine karsı vefasızlıkta bulundun Seker de, gül de hos, fakat vefalı olmak her ikisinden de hos, her ikisinden de tatlı.<br />
• Ey gül, madem ki bahçeden ayrıldın gittin, sana bir iki sözüm var: 0 güzel yanagını sekerin yanagına koy da sekerden tat al, seker gibi ol, sekere de bahçeden alıp götürdügün hos kokunu ver! 0 da gül gibi olsun. Ayrılıgı göze aldın ama, bu ayrılıkta kazancın da var: Sen sekerin içine girdigin için gül olarak oradan oraya götürülmekten, yolculugun cefasından, solup pörsümekten, yerlere atılmaktan, çignenmekten kurtuldun.<br />
• Simdi ´gülbeseker´ tatlısı oldun ya, seni yiyenlere gönül gıdasısın, göz nurusun. Bu yüzden artık gülden gönlünü çek; o nerede, bu nerede<br />
• Sen bahçede dikenle beraber oturuyorsun. Akıl gibi cana yakın idin, insana karıstın. Sekerle beraber iken simdi insanla beraber oldun. Nur oldun. Haydi simdi de su günahlarla kirlenmis yeryüzünden gökyüzüne yüksel menzil menzil, konak konak ta onunla manen bulusma yerine kadar yürü!... *<br />
• Ey gül! Sen simdi dünyaya yukarıdan bakıyorsun da, dünyadaki acaip halleri gördügün için dünyaya gülüyorsun.<br />
0 yüzden elbiselerini yırtıyorsun. Ey kızıl kaftanlı, güçlü, kuvvetli yigit er, ben senin hayranınım!<br />
• Güller "Kim manen Hakk´a ulusmak için merdiven isterse, belanın, ızdırabın bir merdiven oldugunu bilsin de,basına gelenlerden sikayet etmesin! Belalardan korkmasın, canını belalara atsın!" diye naralar atarak, uçusup saçılarak gökyüzünden gül bahçelerine yagmada...<br />
• Kendine gel de, su kaptan, gülsuyu çıkaran ustanın testisinden bir yolunu bulup ter gibi sız, o hapsedilmis kaptan, bir rüh gibi kaç, kurtul.<br />
• Ne de tali´liymissiniz, ne de bahtınız yarmıs! Benziniz gül gibi kıpkırmızı. Biz de sizin gibiydik, rüh olduk,kurtulduk. Haydi siz de rüh olun, bu kirli yeryüzünden kurtulun.<br />
• Gülbesekerden maksadımız, Hakk´ın lütfuyla bizim varlıgımızdır. Varlıgımız sanki demir kırıntısı, Hakk´ın lütfu ise mıknatıs!..<br />
• Akıl da aynadır. Demirden ayna yapan aynacı, onu parlatmak, ayna haline getirmek için ona çok eziyet etmededir de, bu yüzden olacak, ayna bizi istemiyor, bize gelmiyor, hep biz onu elimize alıyor, ona bakıyoruz. 0 bize sunları söylüyor ama, kulaklanmız gaflet pamügu ile tıkalı oldugu için duyamıyoruz: "Ey insanlar, ben sizi sizsiz isterim."<br />
4. Ben çok eskiden sana gönül vermistim, simdi gel de sana canımı vereyim.<br />
Müstef´ilün, Müstefilün, Müstefilün, Müstefilün<br />
(c. I, 16)<br />
• Ey Yusuf, gözleri görmeyen Yakup´a gel. Ey gözlerde gizlenmis olan îsa, sen de su gök kubbenin üstünden hir görün...<br />
• Ayrılıktan ötürü gündüz karardı, gece gibi oldu. Gönlüm yay gibi idi, inceldi ok gibi oldu. Dertli Yakup ihtiyarladı, ey genç Yüsuf artık gel!<br />
• Ey îmran oglu Müsa! Senin Hakk´a yalvarman için, ne Tur-ı Sîna´lar var! îsrail ogulları buzagıya tapıyorlar. Artık Tur-ı Sîna´dan dön!... Bizi kurtarmaya gel!<br />
• Benzim safran gibi sarardı. Boynum büküldü, çene düstü. Beden mezarında sıkıstım kaldım. Ey rühu darlıktan kurtaran, rahata kavusturan! Gel, beni benden, beni bedenden kurtar!<br />
• Hz. Muhammed´i gözleyen gözüm, gamınla sana müstakım diyor. "Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik." ayetinin sırrı, gel de o dagınık saçlar arasından yüzünü göster!" Enbiy Suresi 21/107. ayete isaret var."<br />
• Sen, öyle büyüksün, öyle büyük bir nür kaynagısın ki, su günes senin nuruna karsı sanki aksam kızıllıgı, ey bütün dünya padisahlarını geride bırakan,, azîz varlık, ey Hakk ile gören göz, ey her seyi bilen gönül! Gel! • Dünyada mevcut bütün canlar, sana karsı canlıktan çıkıyorlar, beden oluyorlar. Halbuki sen, cansın, canlar canısın, cansız beden ne ise yarar Ben çok eskiden, sana gönül vermistim. Gel, ey sevgili gel de simdi sana canımı da vereyim!<br />
• Ey-sevgili, ilacım de sensin, çarem de sensin. Yüz parça olmus gönlünnün nuru da sensin, çaresiz gönlümde, senden baska ne varsa hepsi yok oldu, beni kimsesiz bırakma! Gel!<br />
5. Ömür kervanının kalkmak üzere oldugunu haber veren çanlarının seslerini duymuyor musun<br />
Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün<br />
(c. 1, 17)<br />
• Gökyüzünden cana; "Haydi geri dön!" diye bir ses geldi. Can da; "Ey beni çagıran yüce varlık, merhaba,geliyorum." diye cevap verdi.<br />
• Ses duydum; "Basüstüne, her an yüzlerce can sana feda olsun. Bir kere daha çagır da; (...... ) makamına kadar uçayım.<br />
(...... )Bu beyitte Insan Süresi, 76/1. ayete isaret var. Bu ayeti tefsir edenler, insanın maddî varlıgının çesitli merhalelerden geçerek nihayet bir damla meni halinde ana rahmine düstügünü ve ınsanın henüz kendisinin atılacak bir seyi olmadıgına ve kemalin yoklukta olduguna etmekte.<br />
• Ey bizim essiz misafirimiz, bizim canımızın sabrını da, kararını´ da aldın. Seni nerede arayayım Nerde bulayım Seslenen "0, candan da, rnekandan da dısarıdadır, 0, çok üstün bir yerdedir." dedi.<br />
• Su zindanda bulunanların, ayaklarına baglanmıs olan agır zincirleri çözeyim, gökyüzüne de bir merdiven koyayım, koyayım da can, yücelere çıksın.<br />
• Sen cana, canlar katan bir güzelsin. Sonra yabancı da degilsin, bizim sehrimizdensin. Öyle oldugu halde neden kendini garip sayıyorsun, yabancıymıs gibi davranıyorsun Bu hal, dostluga yakısır mı<br />
• Avareligi, bir bir serbet gibi içmissin de kendi evinin yolunu bile unutmussun. Çok kötü huylu olan, Kabil´li büyücü kadın, sana çok büyüler yapmıs, bu yüzden nereden geldigini, nereli oldugunu hatırlıyamıyorsun.<br />
• Birini takip derek gelen, konup göçen kervanlar, hep o tarafa kosup gidiyorlar. Senin basın nasıl oluyor da dönmüyor Yüregin kabarmıyor Neden hiç bir korku ve heyecanın yok<br />
• Kervan basının kervanın kalkmak üzere oldugunu haber veren çanlarının ´seslerini duyuyor musun 0 tarafta nice yol arkadaslarımız, nice dostlarımız var. Hep bizi bekliyorlar.<br />
"Bu beyit Sirazlı hafız ın su beytini hatırlatıyor:<br />
Sevgiliye giden yolun menzilinde ,kondugu yerlerde nasıl istirahat edeyim,nasıl zevki sefaya dalayım ki,Can;Yürekleri bagladınızmı diye feryat edip durmada."<br />
• Bir çok insanlar, orada bizi bekliyorlar, hepsi de bizim sarhosumuz, hepsi de bize dalıp kendilerinden geçmisler.<br />
"Ey zavallı! Padisahın bekliyor. Haydi padisahın yanına gel." diye kulagımıza bagırıyorlar.<br />
6. Dügünümüz dünyaya kutlu olsun!<br />
Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefiliin<br />
(c.I, 31)<br />
• Bizim dügünümüz dünyaya kutlu olsun. Allah, bu dügünü, bu evlenmeyi bize uygun olarak tertipledi. Esler birbirine çok uygun düstü. Bu dügün sebebiyle,<br />
• Mevlamızın lütfuyla kalpler ferahladı. însanlar çift oldu, evlendi. Kederler, gamlar gönüllerden çıkıp gitti.<br />
• Ey sehrimizi süsleyen güzel! Allah´ın adıyla güzel bir gelin olarak gidiyorsun. Sen de bir güzele damat olmadasın.<br />
• Köyümüzden ne de hos gitmedesin. Bize ne de hos salına salına gelmedesin; deremize ne de hos çaglaya çaglaya akmadasın! Ey ırmagımız, ey bizi arayan dost!<br />
• Cihan padisahının, bizim o canlara can katan padisahımızın devletinde oynayın, raks edin, ey arifler, ey süfîler, sema edin!<br />
• Halkın bir kısmı denizler gibi cosmada, dalgalar gibi secdeye kapanmada. Bir kısmı da kıhçlar gibi savasmada,bütün cüz´lerimizin kanmı içmede. Sus, sus ki bu gece o güzel yüzlü, ugurlu sahımızın mutfagı açılmıstır. Ne de sasılacak sey ki, helvamız (helva gibi tatlı olan sevgili) helva pisiriyor.<br />
Bu siiri Hz.Mevlana oglu Sultan Veled´in dügününde söylemistir.<br />
7. Bu hos koku, Yüsuf´un gömleginin kokusudur,<br />
yahut da Mustafa(s.a.v.)´in hırkasının kokusudur.<br />
Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müıtef´ilün<br />
(c.1, 12)<br />
• Ey bahçeleri güldüren, çimenleri gebe bırakan asıkların ilkbaharı, bizim sevgilimizden haberin var mı<br />
• Ey asıkların feryadına kosan hos kokulu rüzgar. Ey candan da mekandan da temiz olan aziz varlık, sen neredeydin Nerede kaldın, seni görecegimiz geldi<br />
• Ey Rum diyannın da, Habes diyarının da fitnesi olan rüzgar, sasırdım kaldım, bu pek hos, bu pek güzel koku, ya Yüsufun gömleginin kokusudur, yahut da Mustafa (s.a.v.)´in hırkasının kokusudur.<br />
• Ey dogruluk ırmagı, sen bizim sevgilimizin arkından akıyorsun, sen getirdıgın hos kokularia gönüllerin Tur-ı Sîna´sı oluyor, canlara can katıyorsun..<br />
• Ey sözü, konusması, bütün davranısları, halleri hos olan sevgili! Ey "ay"ların, yıl´ların kendine kul oldukları güzel,senin "ay"ın da hos, "yıl"ın da hos.<br />
8. Gül de senin lütfunla çorak yerler yesersin, mezarlar bahçe haline gelsin!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstefilün<br />
(c.I, 29)<br />
• Ey perdenin arkasından ısıgı, nüru görünen sevgili, senin ısıgın, sıcaklıgın bize yaz mevsimi oldu, bizim de yaz mevsimi gibi gönlümüz sıcak, gel bizi al, gül bahçemize kadar, çek götür!<br />
• Gel, gel de senin lütfunla çorak yerler yesersin, mezarlar bahçe haline gelsin. Koruklar tatlılassın, üzüm olsun,ekmegimiz pissin.<br />
• Ey can giinesi, ey gönül günesi, ey güzelligi ile günesi bile utandıran güzel,gel, gel de bizim zavallı halimizi gör,su balçık beden, canı nasıl tutmus bırakmıyor<br />
• Yüzünün sevdası ile dikenlikler, nice defalar gül bahçesi haline geldi de güzel yaratma gücüne olan imanımızı artırdı.<br />
• Ey ebedî ask! Su gönlümüzde kendini gösterip, canımızı balçık zindanından kurtararak, tek olan, esi olmayan Allah´a yönelttin.<br />
• Ey nurlar saçan sabahımız! Gamlı ve kederli oldugumuz zamanlarda gönlümüzdeki gam dumanlarını dagıt, bize sevk ver, nese lutfet. Tali´imizin karanlık gecesinde; bir gündüz, görülmemis, isitilmemis, sasılacak bir gündüz meydana getir.<br />
• Nerede o gözler ki onu izlesin; nerede hakîkatleri duyacak kulak, burhanlar düsünecek akıl<br />
• "Cüz´ler külle gidiyor. Reyhan reyhana, gül güle kavusuyor, her sey bizim dikenligimizin hapishanesinden kurtuluyor." diye can diyarından davul sesleri gelmege basladı.<br />
9. Ey söylenmemis, gönülde kalmıs gam, ey uyusmus akıl defolun gidin!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c.1, 36)<br />
• Hoca gel, hoca gel, hoca bir kere daha gel! Ey hileci ay, gelmem deme, gel!<br />
• Senden ayrı düsmüs asıgın halini gör. Kötülüklerle dolu olan dünyaya bak, ey hapishaneci padisah, mahmur susamısı görmemezlikten gelme!<br />
• El de ayak da sensin, her var olanın varlıgına sebep de yine sensin! Sarhos bülbül de sensin, haydi gül bahçesine gel!<br />
• Kulak da sensin, göz de sensin, her seyin seçilmisi de sensin, sen kuyudan çıkarılarak satılmıs Yüsufsun, kölelerin satıldıgı pazara gel!<br />
• Gözde gizlenmissin görünmezsin, halbuki sen herkese can verirsin, bir kere de güle, oynaya gönülsüz ve sarıksız olarak gel!<br />
• Günün aydınlıgı sensin, gamı yakan yandıran sevinç sensin, gecelerin aydınlıgı, ay ısıgı sensin, ey tatlılıklar, sekerler yagdıran bulut gel!<br />
• Ey yepyeni dünyanın bayragı! Her akıl ve fıkir sana rehin olarak verilmistir, bazen geliyorsun, bazen gelmiyorsun, böyle yapma; bir daha dönmemek üzere tamamıyla gel!<br />
• Ey perisan kabuslarla dolu olan gece git! Bir daha gelme! Ey söylenmemis, gönülde gömülü kalmıs gam, ey uyusmus akıl, defolun gidin, sizi istemiyorum! Ey uyanık baht, ey devlet gel, gel!<br />
• Ey Nuh´un nefesi! Ey ruhun hevesi gel! Ey yaralanmıs merhemi gel! Ey hastanın saglıgı gel!<br />
10. Gölge bazen nürun yanında olur, bazen de onda yok olur.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c.1,41)<br />
• Ey yüzünün nüru ile cihanı aydınlatan sevgili, dün gece bizim aramızda yoktun. Bu yüzden biz karanlıkta kaldık.<br />
Yüzünün nüru dün gece neredeydi<br />
• Gönlümüze bak da sasır kal! Çünkü gönül, senin güzel yüzünü siper ederken heyecandan eriyip yok oldugu halde, seni siper etmeye doyamadı. Bırak gönül senin ugrunda erisin yok olsun. Ama ey ay yüzlü güzel! Senin ömrün uzadıkça uzasın!..<br />
• Dün gece, nürlar saçan ay yüzün nereye dogmustu Otagın nereye kurulmustu Adamların, ordun nerede konaklamıstı Sen degil, senin güzelligin nerede elbisesini çıkarır, nerede soyunursa devlet oradadır. Mutluluk oradadır.<br />
• Dün gece nerede bulundunsa bulundun, o hususta bir sey bilmiyorum ama, bugün sunu biliyorum ki; bugün de benden ayrı kalırsan, sabrım, kararım tükenir de; "La havle" mescidi de gönlüm gibi gamlarla yıkılır gider.<br />
• Dün gece seher vaktine kadar inleyerek, feryatlar ederek döndüm, dolastım. Sabah oldu da gözümü bile yummadım.<br />
• Ey aziz varlık! Sen bir nürun gölgesisin. Biz de cümle cihan senin gölgeniz. Nürun gölgeden ayrı düstügünü kim gördü<br />
• Gölge, bazen nürun yanında olur. Bazen de onda yok olur, gider. Yanıbasında ise, onunla beraberdir. Onunla bir sıradadır. Onda yok olmussa, onunla bulusmustur, ona kavusmustur.<br />
• Onunla bulusup yok olunca, Allah´ın nüru onu alsın, Allah´a çeksin götürsün diye o gölge sasılacak kadar sıkı bir sekilde istek elini nüra atmıstır.<br />
• Gölge iki nürun ayrılıklarını, sonra birbirleriyle bulusmalarını durmadan anlatsam, sen de bana bu hususta daha çok yardımda bulunsan bu konu yine bitmez, tükenmez.<br />
• Nur, sebebi yaratandır. Ne kadar sebep varsa hepsi de onun gölgesidir.Allah, sebepsizligi her seye sebep kılmıstır.<br />
• Sebebi yaratan ile sebep birbirinin aynasıdır. Kim ayna gibi tertertıiz degilse, aynayı ve aynadakini göremez.<br />
I. GAZELLER<br />
1. Hakk´tan sayılamayacak kadar lütuflar, ihsanlar;<br />
senden ise sayılamayacak kadar çok hatalar, kusurlar.<br />
Müstefilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefilün<br />
(c. I, 3)<br />
•.Ey gönül, isledigin suçlara, kusurlara karsılık, Hakk´tan özür dilemek için neler düsünüyorsun O´ndan sayılamayacak kadar lutuflar, iyilikler, ihsanlar, vefalar gelmede, senden de bunca hatalar, kusurlar, cefalar görünmede...<br />
• O´nun tarafından, bunca keremler, senden ise, manasız aykın isler; O´ndan pek çok nimetler, senden ise sayılamayacak kadar çok hatalar suçlar, günahlar...<br />
• Senden bunca haset, bunca kötü düsünce, bunca dedikodu. O´ndan ise bunca ihsan, bunca lütuf, bunca iyilikler.<br />
• Yaptıgın kötülüklerden, isledigin günahlardan pisman olup da, candan Allah dedigin zaman, seni belalardan kurtarmak için senin imdadına yetisen, sana o duyguyu veren, kendini hissettiren O´dur.<br />
• İşledigin günah yüzünden korkuyorsun, kurtulmaya çareler arıyorsun. Bir daha islememeye karar veriyorsun, iste o anda bu duygularla için karıstıgı, kendinden utandıgın, kendini ayıpladıgın, vicdanın sızladıgı zamandüsünmüyor musun Bu duyguları sana veren, bu pismanlıga seni düsüren, senin içindedir. Sana çok yakındır. O´nu sen ne diye<br />
kendinde, kendi içinde göremiyor, hissedemiyorsun<br />
• 0, seni bazen yaratılısına, kötü tabiatına bırakır, seni gümüs, altın, kadın sevdasına düsürür. Bazen de canına Hz. Mustafa´yı hayal etmenin nürunu verir de içini aydınlatır.<br />
• Seni bazen bu tarafa çeker, iyi adamlara katar, bazen de o tarafa çeker, seni kötülere ulastırır. Kurtulus gemisini korkunç dalgalarla hırpalar, onu kırar, parçalar.<br />
• Ey zavallı insan, bu düsüslerden, bu hallerden sakın ye´se kapılma; gizli gizli o kadar çok dua et, geceleri, o kadar çok agla, inle ki; sonunda yedi kat gökten kulagına kurtulus sesleri gelsin.<br />
2. Keske uyuyabilseydim de, rüyada yüzünü gösterseydin.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün<br />
(c. I, 3)<br />
• Sevgilim, belki vefa ve merhametin cosar da, kapıyı açarsın; "Orada, ne bekliyorsun kalk, içeri gir!" diye seslenirsin ümidiyle ben senin kapında oturmus bekliyorum.<br />
• Ey pek güzel olan yüzünde her zaman yüzlerce lütuf, yüzlerce merhamet nuru parlayan sevgili! Canım, kapında senden gelen misk kokularına, anber kokularına gark olmustur.<br />
• Biz mest olmusuz; basımız dönmede, baskalarının yaptıkları islerle bizim ilgimiz yok. Dünya alt üst olsa, yakılsa, yıkılsa umurumuzda degil. Yeter ki senin askını kaybetmeyelim. Yeter ki senin askın ebedî olsun!<br />
• 9çimizde senin askın el çırpmada, yüzlerce baska alemler yaratmada, göklerden de dısarda, ötelerde yepyeni yüzlerce asırlar meydana gelmede.<br />
• Bugün biz senin misafiriniz. Güler yüzünüzün mesti oldugumuz için seni bırakıp baska yere gidemiyoruz. Sen öyle essiz bir güzelsin ki, Allah´a yemin ederim ki yüzünün güzelligini düsününce, hayal edince, su gönlüm beni bırakıp gidiyor.<br />
• Kurtulmam için, gönlü uyanık bir can bulursam, onun etegine yapısacagım, himmet isteyecegim. Kekse uyuyabilseydim de rüyada yüzünü gösterseydin.<br />
• Bütün canlar, can denizinden geldikleri, can denizini tanıdıkları, bildikleri için oraya dogru sel gibi akıp gidiyorlar da, baska tanıdıklardan, baska sevgililerden yüz çevirmislerdir.<br />
• Can denizine dogru kosan seller de çesit çesit. Bir sel var yüksek daglardan kaynagını alarak, hayran hayran basını taslara çarparak, köpürerek, aglayarak, heyecanla feryat ederek, aslı olan can denizine dogru kosuyor, kosuyor.<br />
Bir sel de var ki yolunu kaybetmis, birincisi; "Allah´a hamd olsun!" demede, ikin-cisi; "La havle" okumada.<br />
• Ey günes gibi dogup, müflislere, yoksul kisilere sevgi sarabı sunan lütfeden. Bir ihsanda bulun, o saraptan bize de sun! Biz de yoksuluz, biz de sasırdık, yolumuzu kaybettik.<br />
• Nasıl olmussa gül, ansızın seni görmüs, çasırıp kalmıs da elbisesini yitirmis.Çeng senin çenginin sesini duymus,feryada baslamıs, utanıp basını önüne egmis.<br />
Nıyazi-i Mısrî hazretlerinin su siiri bu hakîkati belirtiyor:<br />
"Huda davet eder elhamdülillah<br />
Bu can dosta gider elhamdülillah<br />
Hakîkat sehrine çün rıhlet oldu<br />
Gönül durmaz iver elhamdülillah."<br />
" La havle vela kuvvete illa billah"; Allah´tan baska kimsede güç, kuvvet yoktur, anlamın;ı gelen bır hadîsten alınan<br />
"La havle". Mü´minler, sasırdıkları, darda kaldıklan zaman "La havle" derler.<br />
• Zühre yıldızının burcunda en tali´li olan kimdir Ney´dir. Çünkü ney, dudagını senin dudagına koymus, senden name ögreniyor.<br />
• Çeng, sensiz kalınca fenalasıyor, hasta, kötü bir varlık oluyor. Ney de sen olmayınca hüzünlerle doluyor, inlemeye, aglamaya baslıyor. Çengi kucagına al, onu iyilestir! Ney´i de öp, oksa. Def de sana yalvarıyor. "Ne olur "<br />
diyor, "Beni eline al! Yüzüme vur, vur, vur da senin vuruslarınla yüzüm degerlensin, ahenk yolunda meclise parlaklık gelsin."<br />
• Bu parça parça olah canı al, onun her parçasına ask sarabı içir, onu güzelce sarhos et de dün gece elden kaçan fırsat simdi yeniden gelsin !<br />
• Ey yüce padisah; dogrusu bizim için bundan sonra ayık olmak ayıptır, yazıktır! Allah´ın sana yemin ederim ki, artık bundan sonra ben ayık olarak senin büyüklügünü, gücünü, kuvvetini anlatamam, senden bahsedemem, ancak senin ask sarabınla mest ohınca dilim çözülür.<br />
3. Gülün geçirdigi safhalar, basından geçen maceralar.<br />
Miistef´ilün, Müstef´ilün, Miistef´ilün, Müstef´iliin<br />
(c.I, 13)<br />
• Ey bir yerde duramayan, dinlenme nedir bilmeyen rüzgarımız! Güle bizden haber götür de de; "Gül bahçesinden kaçıp sekerle dost olan gül, nasıl oldu da yurdundan, anandan, babandan, kardeslerinden arkadaslarından ve sana gönül veren, senin için feryat edip duran bülbülden ayrıldın geldin, sekere karıstın, ´gülbeseker´ tatlısı oldun "<br />
• Ey gül´. Neden sekere karıstın Aslında sen, kendin sekersin, seker gibi tatlısın, hossun. Seker oldugun için,herkesten çok sen, sekere layıksın ama, neden gül bahçesine karsı vefasızlıkta bulundun Seker de, gül de hos, fakat vefalı olmak her ikisinden de hos, her ikisinden de tatlı.<br />
• Ey gül, madem ki bahçeden ayrıldın gittin, sana bir iki sözüm var: 0 güzel yanagını sekerin yanagına koy da sekerden tat al, seker gibi ol, sekere de bahçeden alıp götürdügün hos kokunu ver! 0 da gül gibi olsun. Ayrılıgı göze aldın ama, bu ayrılıkta kazancın da var: Sen sekerin içine girdigin için gül olarak oradan oraya götürülmekten, yolculugun cefasından, solup pörsümekten, yerlere atılmaktan, çignenmekten kurtuldun.<br />
• Simdi ´gülbeseker´ tatlısı oldun ya, seni yiyenlere gönül gıdasısın, göz nurusun. Bu yüzden artık gülden gönlünü çek; o nerede, bu nerede<br />
• Sen bahçede dikenle beraber oturuyorsun. Akıl gibi cana yakın idin, insana karıstın. Sekerle beraber iken simdi insanla beraber oldun. Nur oldun. Haydi simdi de su günahlarla kirlenmis yeryüzünden gökyüzüne yüksel menzil menzil,konak konak ta onunla manen bulusma yerine kadar yürü!... *<br />
• Ey gül! Sen simdi dünyaya yukarıdan bakıyorsun da, dünyadaki acaip halleri gördügün için dünyaya gülüyorsun.<br />
0 yüzden elbiselerini yırtıyorsun. Ey kızıl kaftanlı, güçlü, kuvvetli yigit er, ben senin hayranınım!<br />
• Güller "Kim manen Hakk´a ulusmak için merdiven isterse, belanın, ızdırabın bir merdiven oldugunu bilsin de,basına gelenlerden sikayet etmesin! Belalardan korkmasın, canını belalara atsın!" diye naralar atarak, uçusup saçılarak gökyüzünden gül bahçelerine yagmada...<br />
• Kendine gel de, su kaptan, gülsuyu çıkaran ustanın testisinden bir yolunu bulup ter gibi sız, o hapsedilmis kaptan, bir rüh gibi kaç, kurtul.<br />
• Ne de tali´liymissiniz, ne de bahtınız yarmıs! Benziniz gül gibi kıpkırmızı. Biz de sizin gibiydik, rüh olduk,kurtulduk. Haydi siz de rüh olun, bu kirli yeryüzünden kurtulun.<br />
• Gülbesekerden maksadımız, Hakk´ın lütfuyla bizim varlıgımızdır. Varlıgımız sanki demir kırıntısı, Hakk´ın lütfu ise mıknatıs!..<br />
• Akıl da aynadır. Demirden ayna yapan aynacı, onu parlatmak, ayna haline getirmek için ona çok eziyet etmededir de, bu yüzden olacak, ayna bizi istemiyor, bize gelmiyor, hep biz onu elimize alıyor, ona bakıyoruz. 0 bize sunları söylüyor ama, kulaklanmız gaflet pamügu ile tıkalı oldugu için duyamıyoruz: "Ey insanlar, ben sizi sizsiz isterim."<br />
4. Ben çok eskiden sana gönül vermistim, simdi gel de sana canımı vereyim.<br />
Müstef´ilün, Müstefilün, Müstefilün, Müstefilün<br />
(c. I, 16)<br />
• Ey Yusuf, gözleri görmeyen Yakup´a gel. Ey gözlerde gizlenmis olan îsa, sen de su gök kubbenin üstünden hir görün...<br />
• Ayrılıktan ötürü gündüz karardı, gece gibi oldu. Gönlüm yay gibi idi, inceldi ok gibi oldu. Dertli Yakup ihtiyarladı, ey genç Yüsuf artık gel!<br />
• Ey îmran oglu Müsa! Senin Hakk´a yalvarman için, ne Tur-ı Sîna´lar var! îsrail ogulları buzagıya tapıyorlar. Artık Tur-ı Sîna´dan dön!... Bizi kurtarmaya gel!<br />
• Benzim safran gibi sarardı. Boynum büküldü, çene düstü. Beden mezarında sıkıstım kaldım. Ey rühu darlıktan kurtaran, rahata kavusturan! Gel, beni benden, beni bedenden kurtar!<br />
• Hz. Muhammed´i gözleyen gözüm, gamınla sana müstakım diyor. "Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik." ayetinin sırrı, gel de o dagınık saçlar arasından yüzünü göster!" Enbiy Suresi 21/107. ayete isaret var."<br />
• Sen, öyle büyüksün, öyle büyük bir nür kaynagısın ki, su günes senin nuruna karsı sanki aksam kızıllıgı, ey bütün dünya padisahlarını geride bırakan,, azîz varlık, ey Hakk ile gören göz, ey her seyi bilen gönül! Gel! • Dünyada mevcut bütün canlar, sana karsı canlıktan çıkıyorlar, beden oluyorlar. Halbuki sen, cansın, canlar<br />
canısın, cansız beden ne ise yarar Ben çok eskiden, sana gönül vermistim. Gel, ey sevgili gel de simdi sana canımı da vereyim!<br />
• Ey-sevgili, ilacım de sensin, çarem de sensin. Yüz parça olmus gönlünnün nuru da sensin, çaresiz gönlümde, senden baska ne varsa hepsi yok oldu, beni kimsesiz bırakma! Gel!<br />
5. Ömür kervanının kalkmak üzere oldugunu haber veren çanlarının seslerini duymuyor musun<br />
Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün<br />
(c. 1, 17)<br />
• Gökyüzünden cana; "Haydi geri dön!" diye bir ses geldi. Can da; "Ey beni çagıran yüce varlık, merhaba,geliyorum." diye cevap verdi.<br />
• Ses duydum; "Basüstüne, her an yüzlerce can sana feda olsun. Bir kere daha çagır da; (...... ) makamına kadar uçayım.<br />
(...... )Bu beyitte Insan Süresi, 76/1. ayete isaret var. Bu ayeti tefsir edenler, insanın maddî varlıgının çesitli merhalelerden geçerek nihayet bir damla meni halinde ana rahmine düstügünü ve ınsanın henüz kendisinin atılacak bir seyi olmadıgına ve kemalin yoklukta olduguna etmekte.<br />
• Ey bizim essiz misafirimiz, bizim canımızın sabrını da, kararını´ da aldın. Seni nerede arayayım Nerde bulayım<br />
Seslenen "0, candan da, rnekandan da dısarıdadır, 0, çok üstün bir yerdedir." dedi.<br />
• Su zindanda bulunanların, ayaklarına baglanmıs olan agır zincirleri çözeyim, gökyüzüne de bir merdiven koyayım,koyayım da can, yücelere çıksın.<br />
• Sen cana, canlar katan bir güzelsin. Sonra yabancı da degilsin, bizim sehrimizdensin. Öyle oldugu halde neden kendini garip sayıyorsun, yabancıymıs gibi davranıyorsun Bu hal, dostluga yakısır mı<br />
• Avareligi, bir bir serbet gibi içmissin de kendi evinin yolunu bile unutmussun. Çok kötü huylu olan, Kabil´li büyücü kadın, sana çok büyüler yapmıs, bu yüzden nereden geldigini, nereli oldugunu hatırlıyamıyorsun.<br />
• Birini takip derek gelen, konup göçen kervanlar, hep o tarafa kosup gidiyorlar. Senin basın nasıl oluyor da dönmüyor Yüregin kabarmıyor Neden hiç bir korku ve heyecanın yok<br />
• Kervan basının kervanın kalkmak üzere oldugunu haber veren çanlarının ´seslerini duyuyor musun 0 tarafta nice yol arkadaslarımız, nice dostlarımız var. Hep bizi bekliyorlar.<br />
"Bu beyit Sirazlı hafız ın su beytini hatırlatıyor:<br />
Sevgiliye giden yolun menzilinde ,kondugu yerlerde nasıl istirahat edeyim,nasıl zevki sefaya dalayım ki,Can;Yürekleri bagladınızmı diye feryat edip durmada."<br />
• Bir çok insanlar, orada bizi bekliyorlar, hepsi de bizim sarhosumuz, hepsi de bize dalıp kendilerinden geçmisler. "Ey zavallı! Padisahın bekliyor. Haydi padisahın yanına gel." diye kulagımıza bagırıyorlar.<br />
6. Dügünümüz dünyaya kutlu olsun!<br />
Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefiliin<br />
(c.I, 31)<br />
• Bizim dügünümüz dünyaya kutlu olsun. Allah, bu dügünü, bu evlenmeyi bize uygun olarak tertipledi. Esler birbirine çok uygun düstü. Bu dügün sebebiyle,<br />
• Mevlamızın lütfuyla kalpler ferahladı. însanlar çift oldu, evlendi. Kederler, gamlar gönüllerden çıkıp gitti.<br />
• Ey sehrimizi süsleyen güzel! Allah´ın adıyla güzel bir gelin olarak gidiyorsun. Sen de bir güzele damat olmadasın.<br />
• Köyümüzden ne de hos gitmedesin. Bize ne de hos salına salına gelmedesin; deremize ne de hos çaglaya çaglaya akmadasın! Ey ırmagımız, ey bizi arayan dost!<br />
• Cihan padisahının, bizim o canlara can katan padisahımızın devletinde oynayın, raks edin, ey arifler, ey süfîler,sema edin!<br />
• Halkın bir kısmı denizler gibi cosmada, dalgalar gibi secdeye kapanmada. Bir kısmı da kıhçlar gibi savasmada,bütün cüz´lerimizin kanmı içmede. Sus, sus ki bu gece o güzel yüzlü, ugurlu sahımızın mutfagı açılmıstır. Ne de sasılacak sey ki, helvamız (helva gibi tatlı olan sevgili) helva pisiriyor.<br />
Bu siiri Hz.Mevlana oglu Sultan Veled´in dügününde söylemistir.<br />
7. Bu hos koku, Yüsuf´un gömleginin kokusudur,<br />
yahut da Mustafa(s.a.v.)´in hırkasının kokusudur.<br />
Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müıtef´ilün<br />
(c.1, 12)<br />
• Ey bahçeleri güldüren, çimenleri gebe bırakan asıkların ilkbaharı, bizim sevgilimizden haberin var mı<br />
• Ey asıkların feryadına kosan hos kokulu rüzgar. Ey candan da mekandan da temiz olan aziz varlık, sen neredeydin Nerede kaldın, seni görecegimiz geldi<br />
• Ey Rum diyannın da, Habes diyarının da fitnesi olan rüzgar, sasırdım kaldım, bu pek hos, bu pek güzel koku, ya Yüsufun gömleginin kokusudur, yahut da Mustafa (s.a.v.)´in hırkasının kokusudur.<br />
• Ey dogruluk ırmagı, sen bizim sevgilimizin arkından akıyorsun, sen getirdıgın hos kokularia gönüllerin Tur-ı Sîna´sı oluyor, canlara can katıyorsun..<br />
• Ey sözü, konusması, bütün davranısları, halleri hos olan sevgili! Ey "ay"ların, yıl´ların kendine kul oldukları güzel,senin "ay"ın da hos, "yıl"ın da hos.<br />
8. Gül de senin lütfunla çorak yerler yesersin, mezarlar bahçe haline gelsin!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstefilün<br />
(c.I, 29)<br />
• Ey perdenin arkasından ısıgı, nüru görünen sevgili, senin ısıgın, sıcaklıgın bize yaz mevsimi oldu, bizim de yaz mevsimi gibi gönlümüz sıcak, gel bizi al, gül bahçemize kadar, çek götür!<br />
• Gel, gel de senin lütfunla çorak yerler yesersin, mezarlar bahçe haline gelsin. Koruklar tatlılassın, üzüm olsun, ekmegimiz pissin.<br />
• Ey can giinesi, ey gönül günesi, ey güzelligi ile günesi bile utandıran güzel,gel, gel de bizim zavallı halimizi gör,su balçık beden, canı nasıl tutmus bırakmıyor<br />
• Yüzünün sevdası ile dikenlikler, nice defalar gül bahçesi haline geldi de güzel yaratma gücüne olan imanımızı artırdı.<br />
• Ey ebedî ask! Su gönlümüzde kendini gösterip, canımızı balçık zindanından kurtararak, tek olan, esi olmayan Allah´a yönelttin.<br />
• Ey nurlar saçan sabahımız! Gamlı ve kederli oldugumuz zamanlarda gönlümüzdeki gam dumanlarını dagıt, bize sevk ver, nese lutfet. Tali´imizin karanlık gecesinde; bir gündüz, görülmemis, isitilmemis, sasılacak bir gündüz meydana getir.<br />
• Nerede o gözler ki onu izlesin; nerede hakîkatleri duyacak kulak, burhanlar düsünecek akıl<br />
• "Cüz´ler külle gidiyor. Reyhan reyhana, gül güle kavusuyor, her sey bizim dikenligimizin hapishanesinden kurtuluyor." diye can diyarından davul sesleri gelmege basladı.<br />
9. Ey söylenmemis, gönülde kalmıs gam, ey uyusmus akıl defolun gidin!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c.1, 36)<br />
• Hoca gel, hoca gel, hoca bir kere daha gel! Ey hileci ay, gelmem deme, gel!<br />
• Senden ayrı düsmüs asıgın halini gör. Kötülüklerle dolu olan dünyaya bak, ey hapishaneci padisah, mahmur susamısı görmemezlikten gelme!<br />
• El de ayak da sensin, her var olanın varlıgına sebep de yine sensin! Sarhos bülbül de sensin, haydi gül bahçesine gel!<br />
• Kulak da sensin, göz de sensin, her seyin seçilmisi de sensin, sen kuyudan çıkarılarak satılmıs Yüsufsun, kölelerin satıldıgı pazara gel!<br />
• Gözde gizlenmissin görünmezsin, halbuki sen herkese can verirsin, bir kere de güle, oynaya gönülsüz ve sarıksız olarak gel!<br />
• Günün aydınlıgı sensin, gamı yakan yandıran sevinç sensin, gecelerin aydınlıgı, ay ısıgı sensin, ey tatlılıklar,sekerler yagdıran bulut gel!<br />
• Ey yepyeni dünyanın bayragı! Her akıl ve fıkir sana rehin olarak verilmistir, bazen geliyorsun, bazen gelmiyorsun,böyle yapma; bir daha dönmemek üzere tamamıyla gel!<br />
• Ey perisan kabuslarla dolu olan gece git! Bir daha gelme! Ey söylenmemis, gönülde gömülü kalmıs gam, ey uyusmus akıl, defolun gidin, sizi istemiyorum! Ey uyanık baht, ey devlet gel, gel!<br />
• Ey Nuh´un nefesi! Ey ruhun hevesi gel! Ey yaralanmıs merhemi gel! Ey hastanın saglıgı gel!<br />
10. Gölge bazen nürun yanında olur, bazen de onda yok olur.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c.1,41)<br />
• Ey yüzünün nüru ile cihanı aydınlatan sevgili, dün gece bizim aramızda yoktun. Bu yüzden biz karanlıkta kaldık.<br />
Yüzünün nüru dün gece neredeydi<br />
• Gönlümüze bak da sasır kal! Çünkü gönül, senin güzel yüzünü siper ederken heyecandan eriyip yok oldugu halde,seni siper etmeye doyamadı. Bırak gönül senin ugrunda erisin yok olsun. Ama ey ay yüzlü güzel! Senin ömrün uzadıkça uzasın!..<br />
• Dün gece, nürlar saçan ay yüzün nereye dogmustu Otagın nereye kurulmustu Adamların, ordun nerede konaklamıstı Sen degil, senin güzelligin nerede elbisesini çıkarır, nerede soyunursa devlet oradadır. Mutluluk oradadır.<br />
• Dün gece nerede bulundunsa bulundun, o hususta bir sey bilmiyorum ama, bugün sunu biliyorum ki; bugün de benden ayrı kalırsan, sabrım, kararım tükenir de; "La havle" mescidi de gönlüm gibi gamlarla yıkılır gider.<br />
• Dün gece seher vaktine kadar inleyerek, feryatlar ederek döndüm, dolastım. Sabah oldu da gözümü bile yummadım.<br />
• Ey aziz varlık! Sen bir nürun gölgesisin. Biz de cümle cihan senin gölgeniz. Nürun gölgeden ayrı düstügünü kim gördü<br />
• Gölge, bazen nürun yanında olur. Bazen de onda yok olur, gider. Yanıbasında ise, onunla beraberdir. Onunla bir sıradadır. Onda yok olmussa, onunla bulusmustur, ona kavusmustur.<br />
• Onunla bulusup yok olunca, Allah´ın nüru onu alsın, Allah´a çeksin götürsün diye o gölge sasılacak kadar sıkı bir sekilde istek elini nüra atmıstır.<br />
• Gölge iki nürun ayrılıklarını, sonra birbirleriyle bulusmalarını durmadan anlatsam, sen de bana bu hususta daha çok yardımda bulunsan bu konu yine bitmez, tükenmez.<br />
• Nur, sebebi yaratandır. Ne kadar sebep varsa hepsi de onun gölgesidir.Allah, sebepsizligi her seye sebep kılmıstır.<br />
• Sebebi yaratan ile sebep birbirinin aynasıdır. Kim ayna gibi tertertıiz degilse, aynayı ve aynadakini göremez.<br />
11. Basını ayak altına alınca, yıldızların üstüne ayak basarsın.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün<br />
(c.I, 19)<br />
• Bugün sevgiliyi gördüm, her ise, her güce tat veren, yapmasını kolaylastıran o güzeli gördüm. 0, o kadar güzel, o kadar nürluydu ki adeta Mustafa (s.a.v.)´in rühu gibi göklere yükseliyordu.<br />
"Fussilet Suresi´nin 41/11. ayetine isaret var: "Sonra duman halinde bulunan göge yükseldi ve ona, yeryüzüne ´9steyerek varlıga gelin!´ dedi. ´lsteyerek geldik.´ dediler."<br />
• Günes, Hz. Mustafa´nın yüzünü gördü de utandı. Gök de gönül gibi yarıl-mıstı, parçalanmıstı. Suyun ve kara topragın üstüne onun parıltısı vurmustu da, bu yüzden su ile toprak, atesten de daha fazla parlamıstı.<br />
• "Göklere çıkmak istiyorum, lütfen bana merdiveni gösteriniz!" diye niyazda bulundum. Buyurdu ki: "Senin basın merdivendir. Basını ayak altına al, basına bas da yüksel!<br />
Ayagını basının üstıine koymak demek, aklını ayak altına alıp, gönül yolu ile, ask yolu ile Hakk´a yönelmektir. Mevlana bir Mesnevî beytinde;<br />
"Mademki gökyüzünün damlanna çıktın, oralarda geziyorsun, artık merdiven aramak mana-sızdır, soguktur." Diye buyurur Mevlana. Dîvan-ı baska bir beytinde de;<br />
"Göklerin yolu, Içtedir, gönüldedir, sen ask kanadını aç, ask kanadı kuvvetli olursa merdiven arama derdi kalmaz." Diye buyurur.<br />
• Ayagını basının üstüne koyunca yıldızların üstüne ayak basarsın, nefsanî ar-zularını, sehveti yendigin zaman havada yürürsün; haydi adımını at, ayagını havanın üstüne koy da yüksel!..<br />
• Sehvetini ayak altına aldıgın, nefsanî isteklerini yendigin zaman göklerde havalarda sana yüzlerce yol belirir ve sen seher vaktinde yapılan dua gibi göklere yükselirsin."<br />
12. Kendinden, kendi varlıgından kurtulmus bir canda zevk içinde zevk vardır.<br />
Müfte´ilün, Mefa-îlün, Müfte´ilün, Mefa-îliin<br />
(c.I, 46)<br />
• Dün, sevgilim kederli, gamlı dostunu oksadı. Acılar çeken, sitemler tatmıs olan cana, tatlı sözteri ile kendi tadından tat verdi.<br />
• Akla, akıl üstünlügü verdi, hos ögütleri ile kulaga küpe taktı, tadı tatlılıgı costurdu. Gözlere nOr bagısladı.<br />
• Bana; "Ey benim yüzümden zayıflayan, hasta düsen, perisan olan dost, ey benden ürken, korkan kisi, ben kerem sahibiyim, ben kendi satın aldıgım ku-lumu satmam." dedi.<br />
• Dikkatle bak da gör: Sevgili ne yardımlarda bulunuyor Bize nasıl ferahlıklar veriyor Yüsuf, güzelligi ugrunda ellerini kesenleri arıyor.<br />
• Ona; "Beni aciz, zavallı sanma!" dedim. "Kanlı göz yaslarıma da bakma, ey sevgili senin haberin yok, ben seni altınla<br />
islenmis atlas bir elbise gibi giymisim, seninle beraberim, beni kimsesiz sanma!"<br />
• Kim de dünya sevgisini bırakıp Hakk´a yönelmek istegi varsa, o nefsini yendigi için sasılacak bir kisidir.<br />
Kendinden, kendi varlıgından kurtulmus bir canda, zevk içinde, zevk vardır.<br />
• Allah askına sus, yersiz sözler söyleyerek, susma huyunu öldürme! Bu kasî-deyi uzatma, kısa kes; çünkü asîde geliyor.<br />
"Kasîde, 9slamî edebiyatta bir nazım seklidir. Kafıye kurulusu gazel gibidir. Övgü siirleri oldugu için, beyit sayıları gazellerden fazladır. Asîde, nisasta, yag ve balla yapılan bir çesit tatlıdır. Dogu Anadolu yemeklerinden "hasuta" belki de "asîde" adlı Selçuklu yemeginden alınmıstır. Çünkü hasuta da nisasta, tereyagı ve sekerle yapılmaktadır. Midelerine<br />
düskün olanlar "Lokmasız sohbette yoktur faide / Rabbena ünzül aleyna Ma´ide"<br />
13. Ask, insanı yok eder, var eder, gönülsüz bırakır.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c.1, 39)<br />
• Ne yazık ki, hakîkat sarayının Sadrazamı, beni meclisine kabul etmiyor, beni can mahremi yapmıyor, beni sırlarına mahrem etmiyor.<br />
• Onu gördügüm an rengim uçtu, gücüm, kuvvetim kalmadı, perisan oldum, o durumu anlamadı da; "Rengin nerede Gücün, kuvvetin nerede " diye sordu.<br />
• Ben kerem ırmagına daldım, ben seher vaktinin kuluyum, kölesiyim. Öyle umuyorum ki, bu lütuflarla, feyizlerle dolu seher vaktinde, o güzel kokulu gül gelir, beni alır, mana gül bahçesine götürür.<br />
• Irmaga dalan kisiye, elbisesi yük olur. Benim su sarıgım ile hırkam bana yük oluyor, agır geliyor. Mal, mülk,mutluluga ulasmak sebepleri, hepsi de o tatlı edalı ay yüzlüdendir. Sevgili bana yakınlık gösterir, vefalı olursa, mal da odur, mülk de odur.<br />
• Dükkanım çalısma yerim, senin olsun, san´atım, hünerim, bilgiler, yıgın, yıgın kitaplar hep senin olsun, arslan da senin olsun, orman da senin olsun . Tatar ülkesinin ceylanı bana yeter.<br />
• Ask insanı yok eder, var eder. Gönülsüz bırakır, elsiz, ayaksız9 bir hale so- i kar. Ask meyhanesinin sakîsi, sarap sunar, mest eder, insanı kendinden alır.<br />
" Mevlevî sairlerinin en büyüklerinden olan Seyh Galip merhum da bir siirinde söyle yazmıstı:<br />
"Derd ü mihnettir, beladır adı ask, Bir marazdır, ibtiladır adı ask,<br />
Andadır raz-ı adem, sırr-ı vücüd,<br />
Hiçtir, yoktur, bekadır, adı ask."<br />
14. Delilik zincirini sakın ayagımdan çözme!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´iliin, Müfte´ilün<br />
(c.I, 40)<br />
• Dilin halkası bir zincir oldu, ayagıma geçti. Sakın, bu zinciri çözme, yalvarırım sana, artık akıl kervanın önünü ben vuramayacagım, sen vur!<br />
• Ben senin mestinim, seninle neseliyim, seninle hos bir haldeyim. Ben senin iyiliklerinin, lütuflarının altında kalmısım eziliyorum, sanki lütfundan gebe kalmısım, gebe eger yükünü tasımazsa, bunu suç sayma!<br />
• Hiç gökyüzü, kendi basından dönme sevdasını çıkarabilir mi Yeryüzü de teninden titremeyi hiç giderebilir mi<br />
• 0 padisah mukadderat kalemi ile rakamlar yazıp duruyor. Göniil, onun elinde bir kalem. Hoca sen de bir an için olsun hayattan sikayeti bırak, kadere boyun eg de, müslümanlıgını yenile!<br />
• Padisah, kader geregi seni imtihan için cefa eder. Sıkıntılar verir. Sen o cefayı padisahın elinde bir kabarcık gibi bil! Padisahın elini tutan kisi o kabarcıgı öper.<br />
• Dünya, cihanın gizli hükümlerini ihtiva eden bir kitap gibidir. Senin canın da o kitabın bas yazısı. Düsün de bu meseleyi iyi anla!<br />
"Kainatta çesitli varlıklar yasıyor; karalarda, denizlerde yasayan sayılamayacak kadar çok olan bu varlıkların adlannı, cinslerini ihtiva eden bir kitap yazılsa; yani: Kitab-ı Kainat kaleme alınsa, bu kainat kitabının fihristinde ilk numaraya insanın adı yazılacaktır. Sonra diger hayvanlar, balıklar, kuslar, böcekler gelecektir. Neden o kitabın basyazısı insan ile baslayacaktır; insan, bütün yaratılmıs mahlükların en basında yer alacaktır Çiinkü insan bütiın mahlükların en<br />
sereflisidir, sonra insan da ilahî emanet vardır. 9nsan; "Rühumdan ona üfürdüm!" sırrına mazhar olmus, üstün ve bir mahluktur."<br />
• Daima neseli ol; arada sırada gelen cefalarla yüzünü eksit ama, gönlünü hos tut, suyu döndür, baska tarafa aksın. Sen de sus artık, esegin boynundaki o oyalayıcı çıngıragı çöz!<br />
15. Melekler, gökyüzü pencerelerinden baslarını çıkarsınlar,<br />
yeryüzüne egilip seni siper etsinler.<br />
(c,1,47)<br />
• Ey sevgili, sen gökteki aya benziyorsun ama, sen neredesin, ay nerede Senin yüzündeki güzellik, nür, ayın yüzünde bulunabilir mi<br />
• Herkes ay ısıgını seviyor, ayı seviyor. Ay ise senin askının esiri olmus, senin elinden feryat ediyor. Senin elinden "Ey Allah´ım!" diye yalvarıyor.<br />
• Parlak yüzüne karsı, günes de, ay da secde ediyor. Çünkü senin güzelligin ayla, günesle maceraya girisiyor. ;• Ay dün gece sana secde etmeye geldi. Fakat seni sevenlerin kıskançlıgı ayın önüne çıktı; "Def ol, git, gelme!" diye<br />
naralar atmaya basladı.<br />
• Haydi kalk sevgilim, hos bir eda ile salına salına yürü de, melekler bile gökyüzü pencerelerinden baslarını çıkarsınlar, yeryüzüne egilip seni seyre dalsınlar. ¦<br />
• Senin parlak yüzünden, simsekler çakmaya baslayınca, gönüller, gözlerini korumak için elleri ile yüzlerini kaparlar.<br />
• Her ne kadar gönül bahçesi zevk ve safa elde ettiyse de, kıs gibi olan bu ayrılık yüzünden hepsini kaybetti.<br />
• Can bahçesi, sonbahara benzeyen ayrılık gamı ile, hazan gibi sarardı, soldu. Senin baharın ne zaman gelecek de, beni yesertecek, hayata kavusturacak<br />
• Dün, gönlüm, senin oturdugun mahallenin basında yorgun, perisan, uyuya kalmıstı. Hayalin oradan geçti de,gönlümü o halde gördü de...<br />
• Dedi ki: "Nasılsın Bu agır hayat sartlarının sana yükledigi yükün altından nasıl çıkacaksın Öyle acılar çekmis, öyle zayıflasmıssın ki, bedenin artık gözle görünmez olmus."<br />
• Böyle söyledi, sonra geçti, gitti. Fakat o güzel dudaklardan çıkan bu sözün tesiri onun tadından, bu yaralı gönlüm,iyi oldu saglık buldu, ya Rabbî, onun sevabını sen ver!<br />
16. Yıldızlar bile senin nürunu görüp kendilerinden utanırlar.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. 1, 50)<br />
• Ey vefasız güzel, neden böyle yapıyorsun Beni perisan ediyorsun Neden vüzüme bakmıyorsun Neden beni görünce yüzünü eksitiyorsun<br />
• Neden yalnız sana ayrılan, sana baglanıp kalan, senin vefalı dostun olan gönlümü, her an mızrakla yaralıyorsun<br />
• Senin cevherin kuyumcuda müsterilerce pek begenildi. Yani asaletine, rühî güzelligine, Hakk asıkları hayran oldular. Öyle oldugu halde neden bizim canımızı da, cihanımızı da alıp götürüyorsun Neden bize acımıyorsun<br />
• Sen Hızır´ın çesmesisin, sen bir kevsersin, ab-ı hayattan bile hossun. Senin ayrılık atesinle yanıp duran ancak benim, neden beni sevmiyorsun<br />
• Senin sevgin can gibi gizlidir. Sevgi mührünün de eseri, izi yoktur. Böyle oldugu halde, neden gönlüme mühürünü bastın; izler, nakıslar bıraktın Neden kendini bana böyle sevdirdin<br />
• Dedi ki: "Ben canın canıyım, canı görmeye heves etme! can görülmez." Öyle oldugu halde neden senin güzel yüzün, canın sekline girdi, can oldu Hani can görünmez diyordun, neden böyle oldu, neden<br />
• Ey bütün maddî varlıgından kurtulup, sadece bastan ayaga nür olan azîz varlık, yıldızlar bile seni görüp<br />
kendilerinden utanıyorlar. Peki böyle iken ne diye süphe bulutları ile örtünüp, gönüllere, maddî ve manevî güzel´ikle iki<br />
yüzlü olarak görünüyorsun<br />
17. (Na´t) Peygamberimiz, Efendimize hitap!<br />
Mefa´îliin. Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îlün<br />
(c. I. 55)<br />
• Mübarek bedenin kadir gecesidir. însanlar onun yüzünden serefler, devletler elde ederler. Ruhun da ayın on dördü<br />
gibi parlaktır. Onun yüzünden karanlıklar yok olur, gider.<br />
• Yoksa sen, Hakk´ın takvîmi misin Herkesin tali´leri orada yazılıdır. Yoksa sen, magfiret deryası, bagıslama denizi<br />
misin ki, herkesin günahlarını orada yıkar, temizlersin.<br />
• Yoksa sen, Levh-i Mahfüz musun ki, ilham sahibi olanlar, gayb dersini senden alırlar, ögrenirler Yoksa sen<br />
rahmet hazinesi misin ki, Hakk´a yakın olanlar, oradan elbiseler giyerler<br />
• Yoksa sen, neliksiz, niteliksiz rüh musun ki, bunların hepsinden, herseyden dısardasın Bu sırda, künhünü<br />
anlayısta, düsüncelerde, te´emmüllerde, kuruntularda sarsılır, perisan olur.<br />
• Sen, güzelliginin nüru kuyuya akseden ay gibi acaib bir Yüsufsun. îste akseden bir nümn sevdası ile, nice<br />
Yakuplar, milletlerin tuzaklarına, kuyularına düsmüslerdir.<br />
• Saskınlıktan kurtulunca da, onun sıfatlarına bürünürler. Ilahî sıfatlar hayret hududunu geçince onu, kim<br />
anlayabilir Artık sus, derin manalı sözler de, ibretler de kırık, dökük söylendi.<br />
18. Bütün güzellerin, güzellikleri onun güzellik denizinden bir damla.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îlün, Mefa´îliin<br />
(c. I, 54)<br />
• Ey gönül, bu hos devlet yurdundan, bu mana aleminden bir an bile olsa çıkma. Bir an can sarabını iç, bir lahza da<br />
sekerler çigne, rühanî zevkler al!<br />
• Ruhanî tasavvurlar, vicdana dokunmayan, pismanlıgı olmayan zevkler, anlatılmaz güzellikler, bütün bu manevî<br />
haller, neseler, nefısle yapılan gizli savastan basarılı çıkmak, erenlerin gizli meclislerinde bulunmaktan, yahut da daha<br />
gizli olan sırrın da sırrından gelmede...<br />
• Dünyada görülen ve insanı büyüleyen bütün güzelliklerin güzellikleri, onun güzellik denizinden birer damla, fakat<br />
susuzluk hastalıgına tutulmus bir kisi, bir damla ile kanar mı<br />
"9bn Farız hazretlerinin Kasîde-i Ta´iyye´sinin 242 numaralı beyti de hakîkati ifade etmektedir.<br />
"Her yakısıklı gencin ve güzel kadının güzelligi, muvakkat bir zaman için hep O´nun güzelliginden verilmistir."<br />
• Ey gönül, dünya zindanlarının en daracıgı olan beden zindanından, genis ınana meydanlarına çıkmak için bir yol<br />
var, var ama, senin ayagın derin bir uykuya dalmıs da sen kendini ayaksız sanıyor, bu yüzden zindandan çıkmıyorsun.<br />
• Su yeryüzünde aradıgın rızıklardan baska, göklerde ne gizli manevî rızıklar var. Ekmek hazırlayan fırıncının<br />
fırınından baska yerlerde ne ekmekler pisebilmektedir. Haberin yok.<br />
•9ki gözünü de kapamıssın; "Aydın gün nerede " diyorsun. Halbuki, günü aydınlatan günes gözüne düsüyor da,<br />
sana; "Aç kapıyı!" diyor; "Ben buradayım."<br />
• Seni, bu tarafa da çekerler, öte tarafa da çekerler. Ey bulanmıs, tortulanmıs su, su tortudan su bulanıklıktan<br />
kurtul da, göklere, yücelere yönel!...<br />
Baudlaire (Bodler)´in Kötülük Çiçekleri adlı kitabındaki Elevation (=Yükselis) siirinin su kıtası Mevlana´nın bu beytini<br />
terennüm ediyor:<br />
"Bu zehir duygulardan yüksel çok uzaklara<br />
Yukarı havalarda git temizle kendini<br />
Ve berk-i semaların o temiz atesini<br />
Allah iksiri gibi içiver kana kana"<br />
• Sen kendi gönlünde halvete çekilmissin, düsüncelere dalmıssın, içine daldıgın, elbise gibi sırtına giydigin her<br />
düsünce rengi ile, sekli ile senin yüzünden belli olur. Onu gizleyemezsin.<br />
• Her agacın gönlü, hangi tohumdan, hangi taneden su içerse, o içtigi su, agacın dalında, yapragında kendini<br />
gösterir.<br />
• Elma tohumundan su içmisse, ondan elma yapragı biter; hurmadan su içmisse hurma verir.<br />
• Nasıl hekim hastaların betinden benzinden hastalıgını antarsa, gönül gözü açık olan da, yüzünün, gözünün<br />
renginden senin dinini, inancını anlar.<br />
• Dininin halini, sevgini, kini, renginden anlar. Fakat gizler, söylemez, seni rezil etmez.<br />
19. Gül kendi güzelligi ile, bir güzellik bagıslayanın bulunduguna sahitlik eder.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îliin<br />
(c.I, 57)<br />
• Ey müslümanlar, ey rnüslümanlar, güzelligi, yarım bir dikeni bile cennet bahçesine çeviren bir sevgili hakkında ne<br />
demeli Ne söylemeli<br />
• Onun askı, bir diyara bir an için olsun gelse, orayı serefelendirse, mekanları mekansızlık alemine çevrir, yerleri<br />
bastan basa paha biçilmez madenlerle doldurur.<br />
• Allah´ım bu nasıl nürdur ki, her hüriye güzellik bagıslar, lütfederse, ates bile isterse tabiatini terkeder. Ab-ı hayat<br />
olur.<br />
• îlkbaharı kıskançlıgından «ötürü kırar, geçirirse ne çıkar 0 lütfu tutar da sıkarsa binlerce ilkbahar meydana<br />
getirir.<br />
• Onun yüzü günestir. Dünya ise o günesin yüzüne bir perdedir. Fakat nakıs, resim; nakıstan, resimden baska ne<br />
görebilir<br />
• Gül, ilkbahara o güzellikleri vereni tanımasa bilmese bile, kendi güzelligi ile bir güzellik bagıslayanın bulunduguna<br />
sahitlik eder. Der ki: "Benim rengime, kokuma, güzelligime bakınız, elbette bunları bana veren biri var. îste bana bu<br />
güzellikleri lütfeden, size de o güzellikleri vermistir."<br />
"Hz. Mevlana Mesnevî´mn VI. cildinin 2700 numaralı beytinde söyle buyurur: "Allah kendisine kullukta bulunan<br />
güllere ne vefalı davranır, onlara ne güzel renkler verir, ne hos kokular bagıslar." Bir ruba´îsinde ise söyle buyurur: "Ey<br />
gönül, sen gül bahçesinin güzelligine mi hayran oldun da gülüyorsun Veya ask bülbüllerinin ötüsleri mi seni<br />
güldürüyor : Yahut gizli sevgilinin yanagındaki gül gibi mi açılıyor ve gülüyorsun Galiba sende ona benzer bir sey var.<br />
Bu yüzden neseleniyor, bu yüzden gülüyorsun<br />
•Eger gülün bundan haberi olsaydı, rengi daima kırmızı ve ter ü taze kalırdı. Cünkü, aklı basında olan bir kisinin<br />
yasayısına bir afet gelmez.<br />
• Sen aklını basına al da, öyle bir güzel bul ki, isi gücü bu olsun, ölümsüzlük yönünden olsun. Yoksa gül gibi<br />
solacak, sonunda can verecek, ölüp gidecek bir güzele neden can vermeli, gönül vermeli<br />
• Tebrizli Semseddin yüzünden kanlar dökmeye karar verdim. Benim elimde Zülfikara benzeyen bir ask kılıcı var.<br />
20. Onunla gizli gizli konus, bütün sırlarını, dileklerini çekinmeden söyle!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îliin<br />
(c.I, 58)<br />
• 0 padisah geldi, o padisah geldi. Eyvanı (terası) süsleyen, o Kenan güzeli-nin güzelligine hayran olarak<br />
bileklerinizi bile kesin!<br />
• Canın canının canı gelince, canın adını anlarnak yersizdir. 0 padisahın önünde can, kurban edilmekten baska bir<br />
ise yaramaz.<br />
• Ben asksız kalınca yolumu kaybetmistim, sasırıp kalmıstım. Birden bire ask karsıma çıkıverdi. Sevinçten kendimi<br />
dag gibi hissettim, sonra onun güzelligi ile eridim. Ask padisahının atı için bir saman çöpü oldum.<br />
• 9ster Türk olsun, ister Tacik, her kul ona bendedir. Hem de canın bedene yakın oldugu gibi ona yakındır. Yakındır<br />
ama, beden canı asla göremez.<br />
• Haydi dostlar, baht geldi, tali´ geldi, devlet geldi. Elinde ne varsa dagıtıp duruyor, herkese mutluluklar bagıslıyor.<br />
Sanki seytanı azletmek, kovmak için bir Süleyman geldi, tahta oturdu. Ondan yararlanın!<br />
• Ne duruyorsun Haydi sıçra, yerinden kalk, elin, ayagın yok degil ya! Süleyman´ın sarayının yolunu bilmiyorsan,<br />
hüdhüdü bul, yolu ondan sor!<br />
• Orada, onunla gizli konus, bütün sırlarını, dileklerini çekinmeden söyle;Süleyman bütün dilekleri kabul eder. 0<br />
kusların bile dillerini bilir.<br />
• Ey kul! Söz rüzgar gibidir. Gönlü dagıtır, perisan eder, fakat Sems; "Dagınık seyleri, topla!" diye buyuruyor, bunu<br />
da bil !.<br />
21. Bahar mevsimi gül bahçesine canları davet etti.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îliin, Mefa´îlün<br />
(c. I, 62)<br />
• Bahar geldi, bahar geldi, Hakk asıkı ile mest olanlara, ötelerden, güzeller peygamberinden selamlar getirdi.<br />
• Süsen sakîden, ask sarabı ile mest olanların kerametlerine dair bir seyler duymustu. Onlan selviye söyledi. Selvi<br />
bunları duyunca mest olan asıklara saygı gösterdi. Ayaga kalktı ve adından ötürü bir daha oturmadı.<br />
• Lalenin asıklara kadeh sundugunu gördü de bahçe onca Hakk asıklanna çiçekler saçtı, sonra mezeler ikram etti.<br />
• Sonra nisan bulutunun aglayısından, kıs mevsiminin soguk, dondurucu nefesinden bir çok masallar söyledi.<br />
Hilelere bas vurdu. Sonunda bahçe asıkları kandırdı.<br />
• Ayrılık sogugu, asıkları nezle ettigi için, bahçe gönül buhurdarında öd agacı ile üzerlik yaktı. Etrafa güzel kokular<br />
yaydı.<br />
• Sonra sakîye seslendi: Ey sakî, dedi. Gülleri asla solmayan, ölmezligin gül bahçesine gel, daha sonra hakîkat<br />
madeninin damına çık. Çünkü görünmez gizlilik asıkları evlerinden de çıkardı.<br />
• Ey sakî, bahar mevsimi güzellere çok degerli paha biçilmez elbiseler giydirdi. Bahçeye gir de onlan seyret!<br />
• Bahar mevsimi bu gül bahçesine canları davet etti. Bizi de essiz sevgilinin güzel yüzü çagırdı. Sen simdi dikkatle<br />
bak da gör: Asıklara bahçe bu devletlerden, bu armaganlardan, hangisini getirdi<br />
22. Sana Firavun´a yakısan debdebe, yücelik gerekse; askı geri ver!<br />
Mefa´îlün, Mefa-îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. I, 59)<br />
• Sen, hor görülmekten sikayet ediyorsun, aglayıp duruyorsun, sızlanıyorsun, hor görülüsteki lütufları, ihsanları<br />
göremiyorsun. Ya Hakk´tan yardımlar, ihsanlar isteme, yahut az sikayette bulun!<br />
• Sana, Firavun´a yakısan debdebe, yücelik gerekse, sana yakısmayan askı ver, Fıravun gibi vilayetler al, malını,<br />
mülkünü artır, ihtisamlı bir hayat sür!<br />
• 0 can ne mutlu candır ki, sonunda bahta, mutluluga erismek için daha önceden hor görülmeyi, asagı görülmeyi<br />
alır da öper, basına kor.<br />
• Pek büyük olan, kıyısı kenarı bulunmayan o hiddet denizinden binlerce kol ayrılır, her tarafa rahmet ırmakları<br />
akar. 0 ırmaklar, merhameti sonsuz olan Allah´ın iyi, kötü bütün kullarının can bahçelerine ulasır, her canı suya<br />
kavusturur. 0 hiç kimseyi mahrum bırakmaz.<br />
" Ey gönül, sen o dereye bakma! 0 dere ile yetinme; için daralır, o derelerin önune çıktıkları kaynaga, sonra hep<br />
orada birleseçekleri asla, vahdet deryasına bak!<br />
• Bir domuz misk içinde, bir insan da pislik içinde dogsa, her biri rızık bakımından da aslına gider, her bakımdan da<br />
aslına varır.<br />
• Hakk kapısının uyuz köpegi bile dünyadaki bütün arslanlardan iyidir, degerlidir. Çünkü o Hakk´ın askını söyler ve o<br />
kapıyı gözetme ve bekçilik yapma usullerini bilir.<br />
23. Ben ilahî tecellî ile yerinden kopmus,<br />
parçalanmıs bir dag gibiyim.<br />
• Bu nefisten, heva ve hevesden kurtuldum. Bunların dirisi de bela, ölüsü de bela. Halbuki ben, ister diri olayım,<br />
ister ölüp gideyim, yerim, yurdum Allah´ın lütfundan baska bir yer degildir.<br />
• Ey susmak! Benim özüm sensin, sevdigimin perdesi de sensin. Susmanın en degersiz lütfu, insandan korkunun<br />
da, recanın da yok olup gitmesidir. însan kaderin getirdiklerine karsı susarsa, sikayet etmezse, onda ne korku kalır, ne<br />
de reca...<br />
• Beni kederlerle, belalarla yıkmadıkça, harap etmedikçe Allah, bendeki gizli hazîneyi hiç bana verir mi Beni<br />
coskun bir sele kaptırmadıkça, nasıl olur da beni çeker, ihsan denizine götürür<br />
• Ben aynayım, ben aynayım. Ben gevezelik eden, söz söyleyip duran kisi degilim. Ben sustugum için siz benim<br />
gönül feryadımı duyamazsınız. Ancak kulaklarınız göz kesilirse benim perisan halimi görür, anlarsınız.<br />
•Rüzgarda el sallayıp duran agaç gibi el sallamaktayım. Gökyüzünde dönüp dolasan ay gibi çarh etmedeyim.<br />
Yeryüzünde yasadıgım için çarhım, yeryüzü kokuyor, yeryüzü rengindeyim ama ben topraktan yaratılmıs olsam da,<br />
bende ilahî em´anet bulundugu için benim çarhım, gökyüzünün çarhından daha temiz, daha hos....<br />
•Ey söyleyen arif, söyle, söyle de hakîkati söyledigin için sana dua edeyim. Cünkü her seherde dua vakti gelince<br />
güzellesirim, hos, neseli bir hal alırım. Adeta mest olurum.<br />
• Ben abamı, hırkamı senden esirgemem, padisahtan ne gelirse, padisah ne lütfederse yarısının yarısı benimdir.<br />
• Hakîkat kadehi, sonsuzluk kadehi, bana padisahın kendi eliyle sunulmaktadır. 0 sarabın bir yudumunu içen dilenci<br />
günes çesmesi kesilir de nüra susamıs olanlara nür suları ikram eder.<br />
• Benim bogazım hasta, konusamayacagım, ben sustum. Ey güzel sözler söyleyen arif! Sen söyle! Çünkü sen<br />
Davud seslisin, bense ilahî tecellî ile yerinden kopmus, parçalanmıs bir dag gibiyim.<br />
24. Sen benim canımsın, ben cansız nasıl yasanm<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c.1, 69)<br />
• Ne olur, sevgilim yarın gelse de elimi tutsa, yahut pencereden bakısını uzatsa, ayın ondördü gibi parlak olan<br />
yüzünü bana gösterse...<br />
• O canıma canlar katan sevgili, kapıdan içeri girse de, insafsız ayrılıgın bagladıgı ellmi. ayagımı çözse, beni<br />
kurtarsa<br />
• Ona derim ki: "Ey benim canım, ey benim hayatım, senin canına yemin ederim ki, sensiz hayat pek tatsızdır, pek<br />
manasızdır. Sensiz isret hosuma gitmiyor. Beni sevindirmiyor, sarap bile sen olmayınca beni mest etmiyor.<br />
• Nazlanır da; "Git, benden ne istiyorsun Senin sevdan bana bulasır da ben de sevdalanırsam diye senden<br />
korkuyorum." derse,<br />
• Ben de kılıcı, kefeni alır önüne korum. Yere kurbanlık koyun gibi yatar, boynumu uzatırım da, derim ki: "Eger seni<br />
rahatsız ediyorsam, basını agrıtıyorsam, kılıcı al, hiç acımadan için rahat olarak boynumu kes gitsin..."<br />
• Sevgilim, sen çok iyi bilirsin ki, ben sensiz yasamak istemiyorum, ölüyü dirilten Allah´a yemin ederim ki, ölüm<br />
bana ayrılıktan daha tatlıdır, daha hostur.<br />
• Benim seni nasıl sevdigime inanmıyor musun ki, benden yüz çevirdin Sana her zaman "Düsmanların sözleri<br />
asılsızdır, iftiradır." demiyor muydum<br />
• Sen benim canımsın, ben cansız nasıl yasarım Sen benim gözümsün, ben gözsüz nasıl görebilirim<br />
25.Gerisin geriye git, bizi de beraber götür!<br />
Mef´ülü, Mefa´îliin, Mef´ulü, Mefa´îliin<br />
(c.I, 85)<br />
• Ey sevgili; Allah rızası için olsun, bana acı da, altın gibi sararmıs olan yüzüme bir bak! Bizi, senden ayrı bırakma,<br />
nereye gidersen bizi de beraber götür!<br />
• Eger tenezzül eder de gelir, gönlümüze girersen, etegini topla, içeri öyle gir ki, etegin gönül kanına da degmesin,<br />
kirlenmesin.<br />
• Ey sevgili, senin güzelligini görmeyen, ay yüzlülerin körlüklerine ragmen bir dog da, ayın yüzüne siyah bulutlarla<br />
bir perde çek, böylece ay görünmez olsun, senden baska gökte ay kalmasın.<br />
• Sevgili; "Sizlere selamlar olsun!" deyince, bu ses bütün alemi tuttu. Neseden gönül secdeye kapandı, can da<br />
beline gayret kemerini kusandı.<br />
• Mum gibi her gece yanardım, seher vakti gelince söndürülürdüm. Fakat gevgili, bu gece senin askınla öyle<br />
kendimden geçtim ki, gece ile gündüzü fark edemiyorum.<br />
26. Üzüm sarabı îsa ümmetinindir,<br />
Mansur sarabı da Muhammed ümmetine mahsustur.<br />
Mefulii, Mefa´îlün, Mef´ulii, Mefa´îlün<br />
(c.I, 81)<br />
• Ey can sakîsi! Kadehi, yıllanmıs eski sarapla doldur da bize sun!... 0 sarap gönlün yolunu keser, insanı fanî<br />
güzellere gönül vermekten kurtarır, din yoluna düsürür, Hakk´a kılavuzluk eder.<br />
• 0 sarap herkesin bildigi üzüm sarabı da degildir. 0 sarap gönülden kaynagını alır, gelir ruhla karısır, cosar<br />
köpürür. Can sarabı olur. Her seyde Hakk´ın kudretini gören, Hakk´ın sanatını müsahede eden asıkın gözü sarapla<br />
mahmurlasır.<br />
• Herkesin bildigi üzüm sarabı 9sa ümmetinindir. Mansur sarabı da Muhammed ümmetine mahsustur. Bu sarabın<br />
kadehi yoktur. Kadehsiz içilir.<br />
• Üzürn sarabından mahzenlerde küpler dolusu vardır. Bu saraptan da küpler olusu var. Var ama bu küpü<br />
kırmadıkça, yani bedene ait nefsanî duyguları dürmedikçe, Mansur sarabını tadamazsın.<br />
• Üzüm sarabının bir damlası bile seni senden alır, bütün islerini altına döndürür benim su altına benzeyen kadehe,<br />
canım feda olsun...<br />
• Mansur sarabı üzüm sarabı gibi herkese her zaman sunulmaz. Mansur sarabı ançak ,yatagını, yastıgını devsirip<br />
kaldıran, gecesini uyku ile öldürmeyen Hakk asıkına seher vaktinde sunulur.<br />
27. Sen yaralara merhemsin, dertlere dermansın.<br />
Mefulü, Mefa´îliin, Mef´ülü, Mefa-îliin<br />
(c.I, 87)<br />
• Ey sevgili, basın hakkı için, bizi böyle perisan bir halde bırakma! Ey salına salına yürüyün selvi, bize o boyu, posu,<br />
o edayı göster!<br />
• Zulümlerle, haksızlıklarla, günahlarla gizlenmis olan su yeryüzünü, güzel ve parlak yüzünle neselendir, sevindir,<br />
su gök kubbeye baska bir günes göster!<br />
• Canları yol bilir, yol gösterir bir hale getir. Madenleri altınlarla doldur. Bir zelzele ile, uyuyan denizi uyandır, onu<br />
aska düsür, costur, köpürt!<br />
• Sen öyle yüce bir varlıksın ki, günes bile senin devletinin, ikbalinin gölgesine sıgınır, devlet kusunun gölgesi ne<br />
ise yarar<br />
• Sen hem Allah´ın rahmetisin, hem yaralara merhemsin, hem dertlere dermansın; bir hekim olarak su ask<br />
hastasına bir ilaç ver!<br />
• Sen ask bahçesinin bülbülüsün, hayırlı temiz kisilere ilahî ask sarabı sunarsın, sen canların canı oldugun için<br />
bassızsın, ayaksızsın.<br />
• Ya Rabbi, sende neler var! Ne kudret var! Ne güç var! Sen lütfunla bır bahar gibisin, granit taslarını, kayaları bile<br />
ise güce sokarsın...<br />
• Bazen bir nür parlatırsın, gözleri kamastırırsın, bazen de, yüzlerce tufanın söndüremedigi, yatıstıramadıgı bir fitne<br />
koparırsın, insanları perisan edersın; hikmetinden sual olunmaz.<br />
28. Ben göklere bile ask atesi attım, onları tutusturdum.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´Olü, Mefa-îlün<br />
(c.I, 89)<br />
• Herkese rezil olmak istemiyorsan, benim su ögüdümü dinle: "Ben insan seklinde bir afyon küpü gibiyim, sakın<br />
benim agzımı açma!<br />
• 9stersen beni ateslere at, ates bana ne yapabilir Ben degil gönüllere, göklere bile ask atesi attım, onları<br />
tutusturdum, yaktım, yandırdım. Oralarda yüzlerce kavga, yüzlerce gürültü çıkardım.<br />
• Gökyüzü tamamıyla bas, yeryüzü de tamamıyla ayak olsa, ben ne gökyüzüne bas korum, ne de yeryüzüne ayak<br />
basarım. Çünkü ben bunların her ikisinden de degilim; ben baska bir yerdenim, baska bir alemdenim.<br />
• Ey bizim efendimizin, sahibimizin gönüldeki saf sarabından bize saraplar sunan sakî! Bize bir kadeh daha sun! Bu<br />
lütuflara nail oldugumuz için sükretmek bize daha çok yakısır.<br />
29. Senin sevgini idrak hususunda bizler çocuklar gibiyiz.<br />
Ey can gel de bizi çocukluktan kurtar.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü. Mefa´îlün<br />
(c.1, 88)<br />
•Ey ay yüzlü sevgili; hos geldin, sefalar getirdin! Ey cana neseler veren gül varlık, neselerle gel, dünya hayatının<br />
bize getirdigi üzüntülerden, kederlerden bizi kurtar. Sen zaten hep böyle idin, neseler getirirdin, neseler bagıslardın,<br />
Dilerim sag oldukça hep böyle ol!<br />
• Ey her nesenin süreti, sekle, bedene bürünmüs hali; sen bastan basa nesesin, gönlürnüzde bir yadsın, bu yüzden<br />
seni yad ettigimiz zamanlar, gönlümüz nese ile dolar, içimiz rahatlar. Sen, yalnız, nesenin sureti degil, aynı zamanda,<br />
Allaha duyulan askında suretisin. Hakk´ın güzelligi sende tecellî ettigi ,için seni seven dolayısıyla Hakk´ı sevmis olur. Bu<br />
yüzden daima, gönlümüzde ol gönlümüzde yasa!<br />
• Ey can; senin sevgini idrak hususunda bizler çocuklar gibiyiz." Ey cangel de bizi çocukluktan kurtar! Çocuk<br />
oldugumuz için dadıya muhtacız, onun sevgisi ile, onun ihtimamıyla yasıyoruz. Gel de bizi dadıya, ona buna muhtaç<br />
olmaktan kurtar! Bizi olgunluga ulastır da, seni idrak edelim, yalnız seninle senin askın ile yasayalım.<br />
"Su hadîse isaret var: "Seni sanına layık bir sekilde tam bir irfan ile idrak edemedik, bilemedik."<br />
• Biz kendimizi tamamıyla dünya islerine verdik. Bir çok isteklere, emellere düstük. Hep dünya için çalısıyoruz;<br />
servet, söhret, yüksek mevki hırsıyla didinip duruyoruz. Bu yüzden de kederden, sıkıntıdan kurtulamıyoruz. Gamlardan,<br />
kederlerden kurtulmak için ese, dosta sarıldık. Eglencelere kapıldık. Ey def! Sen bizim su halimize candan, gönülden<br />
feryat et! Ey ney sen de agla, inle!<br />
• Ey gönül! Sen güzelsin, o Hüsrev´in yüzünden büsbütün güzelles, eger hos bir Hüsrev´sen, o güzel Sirin´in<br />
Hüsrev´iysen gerçek aska düs de Ferhat ol!<br />
" Ferhat dagları delerek su yolları yapmakta mahir bir mühendis, aynı zamanda, bir hükümdarın yegeni olan Sirin<br />
adlı güzel bir kıza gönül vermis meshur asıktır. Sirin´e, Ferhat´tan baska, bir hükümdarın oglu olan Hüsrev-i Perviz de<br />
asık olmustur. Bu kızı elde etmek için Ferhat akıl almaz gayret sarf etmis, dagları delmis, kayaları oymus. Ferhat ile<br />
Sirin dogu edebiyatında Leyla ile Mecnun gibi meshur olmus, bir çok sairler bunların ask hikayelerini anlatan kitaplar<br />
yazmıslardır. Faruk Nafiz merhum da Çoban Çesmesi adlı siirinde bu konuya temas etmistir:"<br />
"Gönlünü Sirin´in askı sarınca<br />
Yol almıs hayatın ufuklarınca<br />
0 hızla dagları Ferhat yarınca<br />
Baslamıs akmaya çoban çesmesi." ,<br />
Mutasavvıflar bu hikayeden baska manalar çıkarmıslardır. Onlara göre, Ferhat Hakk asıgıdır, sevgilisi ugruna deldigi<br />
daglar, benlik, enaniyet dagıdır.<br />
30. Ask geldi, benim elimi bagladı, düsüncelerim dagıldı.<br />
Mef´ulii, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c,I, 82)<br />
• Sevgili süslendi, güzellesti, onun her zaman böyle olmasını isterim. Allah´ın inayeti ile, onun bazı sapkınlıkları,<br />
sapık görüsleri gitti. Kafirligi iman haline geldi, onun hep böyle olmasını dilerim.<br />
• Gönlümü inciten, yüzüme karsı kapıyı kapayan sevgili, dostların gamı ile gamlanmaya basladı. Onun hep böyle<br />
olmasını dilerim.<br />
• Eskiden kendini çok seviyordu. Yalnız kendini düsünüyordu. Sarabı bile yalnız basına içiyordu. Yalnız basına zevk<br />
ediyordu. Halbuki simdi, kapısını herkese açmıs, evini misafırlerle dolduruyor. Onun her zaman böyle olmasını<br />
diliyorum.<br />
• Gece, geçip gitti, sabah sarabının içilme zamanı geldi. Gam defolup gitti, neseler, feyizler yüz gösterdi. Mutluluk<br />
günesi dogdu. Parıl parıl parlamaya basladı. Ben bütün zamanların böyle olmasını dilerim.<br />
• Mahzun olanların, gönülleri kırılanların devleti, manevî kuvveti ve ask ile deli olanların himmeti yüzünden, bizi<br />
dünyaya baglayan zincir zorlanmaya basladı. Bunların hep böyle olmasını dilerim.<br />
• Su esen rüzgara, su ask rüzgarına dikkat et! 0 gitti sirin dudakları oksadı, onların büyüsü ile neye uydu, onunla<br />
feryat etmeye, onunla beraber inlemeye basladı.<br />
• 0 ay dogdu da, iki dünyayı da gül bahçesine çevirdi. Bütün bedenler, can oldu, daima böyle olmasını dilerim.<br />
• Onun kahrı, tamamıyla rahmet kesildi. Zehri bastan basa, sirine döndü bulutu sükürler yagdırmaya basladı.<br />
Daima böyle olmasını dilerim.<br />
• Sus ki, ben mest oldum. Ask geldi, benim elimi bagladı. Düsüncelerim dagıldı,<br />
31. Biz senin güzelliginin sundugu sarapla mest olmusuz.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü,<br />
(c. I. 90)<br />
• Senin yüzünden gamlara düstügümüz, çok acılar çektigimiz için biz çok mutluyuz. Biz hem senin askının<br />
mahremiyiz, en yakın dostuyuz, hem de senin..<br />
• Biz hem senin yüzünü hayranlıkla seyrediyoruz. Hem de güzelliginin sundugu sarapla mest olmusuz. Hem de seni<br />
daha iyi görüp neselenmek için evinin damına çıkmısız.<br />
• Sen, her derde derman olan, her zorlugu yenen Süleyman´ın canısın. Senin yüzünden dev de, peri de deli oldular,<br />
daga düstüler. Ey sevgili, sen, hem de canların huzur evisin.<br />
• Ey sevgili, bütün canlar, senin güzel yüzüne dalmıslar da kendilerinden geçmisler, gönüller de senin nefesinle<br />
nurlanmıslardır.<br />
• Ben senin askınla mest olmusum. Sanki basım senin güzelliginin sarabıyla dolmus. Sevgili, ben senin güzelliginin<br />
yüzünden çok sadım, çok neseliyim, çok mutluyum.<br />
• Ey dost, Ka´be´nin yanında kaynayıp duran zemzem suyuna, senin zemzem suyun karısmıs da o yüzden<br />
tatlılasmıs, o yüzden hacılar onu paylasamıyorlar, hep ona dogru kosuyorlar, kaplarını dolduruyorlar.<br />
32. Asıklar meclisinin tek bir mumu baska meclisin yüzlerce mumuna deger.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün.<br />
(c.I, 74)<br />
•Sen hakîkati istiyorsan bile bize uymak, bizimle beraber onu arayıp durmak zorundasın. Saz çalarak türkü<br />
söylemeyi bilmesen bile bizimle beraber çalıp söylemeye mecbursun.<br />
• Sen Karun gibi dünyanın en zengin adamı olsan, asık olunca iflas ederek elinde ´hiçbir seyin kalmaz. Padisah bile<br />
olsan, bizimle beraber olunca senin de kul olrnan gerekir.<br />
• Bu asıklar meclisinin tek bir mumu, baska meclisin yüzlerce mumuna deger, yüzlerce mum yerine geçer. Sen<br />
ister ölü ol, ister diri, bizimle beraber olunca baska türlü bir dirilik elde edersin.<br />
• Sen bizimle beraber olunca, hakîkati görürsün. Yalnız dudaklarınla degil gül gibi bütün bedeninle gülmege<br />
baslarsın. 0 zaman ayaklarındaki dünyaya ait istek bagları çözülür, hayrete kavusursun ve her sey sana apaçık<br />
gösterilir.<br />
• Bir an dervis ol! Dervislik hırkasına bürün de gönülleri diri olan velileri gör´ 0 zaman üstündeki atlas elbiseleri<br />
atarsın da bizimle beraber hırka giyersin.<br />
• Tohum yere düsünce, toprakta canlanır, biter, boy atar, bir fidan olur. Bu remzi, bu ince sözü anlarsan, sen de<br />
bize uyarsın, sen de gururu, benligi bırakır, bizimle beraber yerlere düser, topraklara karısırsın.<br />
• Tebrizli Sems, gönül goncasının kulagına dedi ki: "Nefsanî isteklerden kurtulur da, gönül gözün açılarsa; sen de<br />
bizimle beraber görülecek seyleri gorursun.<br />
Hz. Mevlana bu yedi beyitlik gazelinde Hakk yolcularını birlige davet etmektedir.<br />
33. Ben yalnız agzımla degil, gül gibi bütün bedenimle gülüyorum.<br />
Mefulü, Mefa´îliin, Mef´ulii, Mefa´îlün,<br />
(c. I, 84)<br />
* Yalnız dudaklarımla, agzımla degil, gül gibi bütün bedenimle gülüyorum.çünkü, ben, beni bıraktım, benden<br />
vazgeçtim; onunla, yani Padisahlar Padisahı ile halvetteyim.<br />
• 0, bir seher vakti elinde mesale olarak geldi. Gönlümü atese verdi. Sonra onu aldı, göklere yükseldi. Ey ask atesi<br />
ile tutusturdugu gönlü alıp götüren azîz varlık; canı da al göge ulastır. Gönlü yalnız bırakma!<br />
• Kızgınlıga kapılıp, hasede düsüp de su garip canı, gönüle yabancı etme, onu burada bırakıp da yalnız gönlü<br />
götürme!<br />
• Ona Padisaha yakısır bir sekilde kibarca haber gönder, niyazda bulun; "Ey Padisahım!" diye yalvar. "Vakit<br />
geçirmeden umümî bir davet yap; herkesi çagır! Gönlü yanına aldın. 0, ne zamana kadar seninle olacak da, can<br />
yapayalnız su kirli yeryüzünde sürünüp duracak Bu hal, padisahlıga yakısır mı Bunu da yanına al!"<br />
• Dün gece yaptıgın gibi, bu gece de gelmezsen, bu gece de yalvarıslarıma kulak asmaz, dudagını yumar bir sey<br />
söylemezsen, canı alıp götürmezsen;yalnız feryat etmem, yüzlerce gürültüler koparırım, kargasalıklar çıkarırım.<br />
34. Böyle güzel bir bag gönüllerde bile düzenlenmemistir.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa-îlün, Fe´uliiıı<br />
(c.I, 92)<br />
• Ne güzel bag, ne güzel bag, böyle bir bag gönüllerde bile düzenlenmemistir. Orada dolasan dilberde de ne güzel<br />
boy, ne güzel yüz var. Allah onu kutlasın, yüceltsin.<br />
• Ne güzel ısık, ne güzel nur, ne güzel ser, ne güzel bela, ne güzel cevher, ne güzel güvenilecek, dayanılacak dost!<br />
• Ne güzel mülk, ne güzel mal, ne güzel hal, ne güzel konusma, tecellî gönüllerinde uçup duran ne kutlu kanat!<br />
• Dünya nimetlerine aldırmayan, onları elinin tersi ile arkasına atan can, bilsen ne kadar ilerilerdedir, ne kadar<br />
degerlidir! Onu takdir etmeyenin alkıslamayanın boynunu vur!<br />
• 9ster yeryüzünün cüz´leri ol, ister Ruh-ı Emîn, yani Cebrail ol, Allah´ın büyüklügünü, kudretini görünce , (=Celali<br />
yücedir) de!<br />
• Sen, hem bezsin, hem bezi suya çırpansın, hem üzümsün, hem de üzümü sıkansın Çırp,sık,süz,ama elini<br />
bulastırma, yani pek derinlere inme!<br />
• Sus, sus, fazla ileri gitme, sözden anlamayanların toplantı yerinde böyle açık söyleme, "Allah"tan "kul"dan söz açma!<br />
35. Bu dünyada gördügümüz güzellikler, güzel eserler canları Hakk´a götürürler.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe-ulün<br />
(c.I, 97)<br />
• "Mısır´a gittim, seker satın aldım" diyorsun. Diyorsun ama, açıkça söylemiyorsun. Sen, Mısır´da seker satın<br />
almadın, altın kemerli Yusuf´u aldın.<br />
• Sehirde böyle bir güzeli kim görmüstür Böyle "ay" gibi bir güzeli kim bagrına basmıstır.<br />
• Geceleri herkes uykuda iken yıldız sayanlara, yani uyumayan Hakk asıklarına, ay, ısıkları ile öpücükler gönderir,<br />
onları oksar, sever.<br />
• Su dünyada gördügümüz güzellikler, güzel eserler, hassas duygulu insanların canlarını, gönüllerini alırlar, o<br />
eserleri yaratana götürürler. Sanki, Allah yarattıgı eserlerini hamal eder, canları, gönülleri onlara yükler, kendine dogru<br />
çeker.<br />
• Bu dünyada süphe ile neye baktımsa onu bulamadım, göremedim, çünkü güzellere hayran olma duygusu, bu<br />
yücelik, bu tali ancak Hakk´la görenerde, Hakkın görüsüne sahip olanlarda vardır.<br />
• Seher vakti gelininin yani mürîdin, gözüne sürme çekip görüsünü artırmak için günesin gönlüne yani mürsidin<br />
gönlüne padisahlara mahsus atesi koymak gerekmektedir.<br />
• Ey dost, günese benzeyen, güzel nurlu yiizün baska bir yerde olmadıgı için, gölge gibi akılsızca senin pesine<br />
düsmüsüz, kosup duruyoruz.<br />
• Zavallı akıl, gönül kıran bir insafsızı bulur da, onu bagrına basar. Ruh da yol kesen eskıyayı bulur, onu kendine<br />
dost sanarak, alır, gönül evine getirir.<br />
• Göz, güzellerin dudaklarına la´ller, dislerine inciler armagan eder. Yüz ise gümüs renkli bedenlere sahip güzeller<br />
karsısında sararır, solar, sanki onlara altınlar basar, altınlar hediye eder.<br />
36. Senin askın, çorak topragı bile gül bahçesi haline getirir.<br />
Mefulü, Mefa´îliin, Mefulil, Mefa´îllin,<br />
(c.I, 78)<br />
• Ey saki; kadehi Hakk asıgının sarabı ile doldur! Yanmıs, kavrulmus gönüllere Rabbanî sarap sun!<br />
• 9lahî askla kendinden geçmis kisilerin meclisinde ekmekten az bahset Sunu iyi bil ki, ilahî ask suyuna dalmıs<br />
kisiler, sudan baska bir seyle uzlasamazlar.<br />
• Ey can! Senin nezaketinden, inceliginden, onun tatlı olan hitabından beden utandı da yere serildi, yıkıldı, harap<br />
oldu. Surada gömülü bulunan defineyi bul çıkar da bu harabeyi süsle, güzellestir!<br />
• Senin askın, çorak topragı gül bahçesi haline getirir. Dalgan, buluta benzeyen gözü, inciler saçar bir hale kor.<br />
• Sarabımızı çogalt, bize çokça sun! Uykumuzu da tut, bagla, artık bize gelmesin Cünkü, uykuya dalan kisinin,<br />
gecenin güzelliginden, feyzinden hiç haberi olur mu<br />
• Manen gökyüzüne yükselip, Allah´ın misafiri olanlar, meleklerle aynı kadehten, ıçerler, yeryüzünde yasayan<br />
insanlardan, iyilikler yapan, insanlara yararlı olan sevap kazanan fazîletli kisilere de sarap gökyüzünden verilir.<br />
• Onun sevdigi gerçek kulunun dudagı, onun taslarına, ibriklerine dokunur,onun kaplarından içer, o sarap ancak<br />
takva küpünde -çekinip sakınma küpünde- bulunur. Baska küplerde onu arama, bulamazsın.<br />
• 9lahî sarapla mest olmus, kendilerinden geçmis Allah´ın has kullarının halini, ayık adam ne bilsin Ebu Cehil,<br />
sahabenin hallerini nereden anlayacak<br />
37. Sen esege binmissin de, ondan bundan;"Esek nerede " diye soruyorsun.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Pe´ulün<br />
(c.1, 100)<br />
• Ey dünyaya yeniden can veren güzel, gel, gel de, dünya islerini çok iyi bilen ve kendini tamamıyla dünyaya veren<br />
aklı avare kıl, onu içten, güçten et!<br />
• Ben, bir ok gibiyim, atmadıkça uçmam. Gel de yayını kur, beni bir daha at!<br />
• Herkesten sakladıgım ayıplarım, günahlarım, senin askın yüzünden yine meydana çıktı. Damdan, yani ötelerden,<br />
gökyüzünden baska bir kurtulus merdiveni gönder de, onunla günahlarla gizlenmis su yeryüzünden kurtulayım.<br />
Yukarılara çıkayım, arınayım.<br />
• Bana; "Dam, yani öteler hangi taraftadır " diye soruyorlar. Öteler, canların bulundugu tarafta, canı getirdikleri<br />
yerdedir.<br />
• Öteler, bedenimiz her gece uykuya dalınca, rühların gittigi taraftadır. Sabah olunca, yine o taraftan gelir.<br />
Bedenimize girerek bizi uyandırırlar.<br />
• Bahar mevsimi bile, zamanı gelince yeryüzüne ötelerden kalkar gelir Sabah da günesle beraber ötelerden<br />
gökyüzüne ısık gönderir.<br />
• Sen, zaman zaman bir seyler ararsın, kurtulus yolları düsünüyorsun, onu içinde hissedersin fakat bulamazsın,<br />
ondan bir nisan, bir iz bulamazsın Çünkü o, nisansızdır, izsizdir. Iste senin gönlüne bu duygular da hep ötelerden<br />
gelmektedir.<br />
" Molla Camî hazretlerinin Türkçe´ye manzum olarak tercüme edilen su kıt´ası, anlasılması anlatılması zor olan bu<br />
beyti açıklamaktadır:<br />
"Ben bilmez idim gizli ayan hep sen imissin,<br />
Canlarda ve tenlerde nihayet hep sen imissin, .<br />
Alemde nisan isteridim ben sana senden,<br />
Gördüm ki bu alemde nisan hep sen imissin."<br />
• Zavallısın, bos yere neyi arıyorsun Sanki sen esege binmissin de, sundan bundan; "Esek nerede " diye<br />
soruyorsun.<br />
38. Gel, aklı sarhos edelim, uyutalım.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´ülün<br />
(c.I. 101)<br />
• Gel sevgilim gel; seninle, sevdayı da deliligi de yakıp yandıralım. îçki yerine her an kan dalgası içelim.<br />
• Hayır kan dalgasını bırakalım da, cehennem alevlerini içelim. Mest olalım, kendimizden geçelim, kendimizden<br />
kurtulalım, yücelere çıkalım, gökkubbe-sini delip yırtalım, ötelere gidelim.<br />
• Zevali olmayan sem´e, can ısıgına gökyüzü yarar mı Sem´-i can gökyüzüne ne yapsın 0 gökyüzüne çıkabilir mi<br />
Su iki basasagı gelmis kandil gibi solgun ısıklar saçan günes ile ay onun ne isine yarar.<br />
"Bu beyitler bize Seyh Galip hazretlerinin;<br />
"Giydikleri afilab-ı numuz / 9çtikleri sule-i cihan-suz." beyti ile; "Bir sulesi var ki. çem´-i canın / Fanüsuna sıgmaz<br />
asumanın" beyitlerini hatırlatmıyormu<br />
•Hırsızın elini kesmek adet degil midir Gel sevgilim, biz de seninle Allah´ın hir lutfu olarak basımıza gelen gamı<br />
çalan o gam hırsızının elini keselim. Cünkü o, bizim pek zavallı olan hiç gücü kalmamıs, yüzlerce defa zayıf düsmüs<br />
bulunan aklımızı da çaldı.<br />
• Hıısızın elinden kurtardıgımız akıl basımıza bela olmasın diye, ancak padisahların içtigi saf sarabı onun kadehine<br />
dökelim de, o hünerli aklı sarhos edelim uyutalım.<br />
• Onu uykuda bile rahat bırakmayalım. 0 hırsız, sarhos olur olmaz onu sopa çekelim, dayak atalım. Çünkü o çok<br />
hileler bilir, çok büyüler yapar ve bizi hak yolundan alıkor.<br />
• Gerçi o pek kurnazdır, cin fikirlidir. Hilecilerin ustasıdır. Ama o, zamanımız insanlaıının hilelerini ne bilecek<br />
Çünkü, zamanımızda, insan sekline giımis seytanlar aramızda dolasmaktadır.<br />
• Dayak attıgıınız aklı kendi haline bırakmayalım, bu defa onu baska türlü bir sarapla öyle sarhoç edelim ki, öyle<br />
kendinden geçirelim ki, kendine gelince, bulundugu yere nereden, hangi yoldan geldigini biiemezsin.<br />
39. Biz dünyada senden baska güzel göremiyoruz.<br />
Mefülü. Mefa´îlün, Fc-ulün<br />
(c. I. 114)<br />
•Sevgili, gönlümde yalnız sen varsın, senden baskası benim için keıpiç gibi, taç gibidir, kaya gibidir.<br />
• Dünyada her asık, kendine bir güzel seçmistir. Ona gönül vermistir. Ama biz zaten dünyada senden baska bir<br />
güzel göremiyoruz.<br />
• Ey can; eger senden baska bir ay yüzlü olsaydı, onu gözümüz görmezdi Senden baskasını da biz kıskanmayız.<br />
• Ey insanlar; tek ondan, onun güzelliginden bahsetmeyin de, ondan baska dünyadaki bütün güzeller sizin olsun<br />
gözüm yok.<br />
• Güzeller güzelini, pek büyük ve essiz varlıgı manen hisseden kisi gelip geçici güzelligi bulunan, fanî olan güzellere<br />
nasıl olur da gönül verir<br />
• Allah´ın lütfunu ümit eden kisi, o lütuftan baska hiçbir seye gönül baglamaz<br />
40. Seni görmedigimiz halde, nasıl oluyor da seni seviyoruz<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´uliin<br />
(c.l, 115)<br />
• Ey can! Ey bütün canlann, can olusuna sebep olan, ey canlara kanat verip, onları ötelere uçuran azîz varlık!<br />
• Seninle beraber olunca ziyandan korkulur mu Ey bütün ziyanları kara döndüren sevgili!<br />
• Ey elimize çalısma anahtarı veren ve onunla bütün dünya kapılarını açtıran dost!<br />
• Sen bizim aramızda, bizim gönlümüzde degilsen, o çalısma gücünü bize vermiyorsan, biz ne sebeple dünya<br />
islerine kendimizi vermisiz, didinip duruyoruz<br />
• Nisanı, izi olmayan, kadehsiz sunulan sarabı içmemis olsaydık, bu nisanlar, belirtiler, bu duygular, bu sezisler<br />
nereden gelecekti<br />
• Allah´ım, sen bizim vehmimizin, süphelerimizin dısındasın, ama, bu süpheleri, bu vehimleri veren kimdir<br />
•Sen dünyamızdan gizliysen, gözümüze görünmüyorsan, etrafımızda gördügümüz güzellerin güzelliklerin, güzel<br />
eserlerin yaratıcısı oldugun için sana karsı duydugumuz hayranlık duygusunu kimin yüzünden hissediyoruz<br />
görmedigirniz halde neden seni seviyoruz Ey yok gibi görünen azîz varlık!. biz birer gölge varlıgız, biz yokuz; var olan,<br />
eserleri ile kendini hissettiren ebedî ve sonsuz varlık sensin!<br />
41. Ölüm buraya yol bulup gelemez!<br />
Mef´ulii, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c.I, 118)<br />
• Ay yüzlü sevgili, burada bize vefalı oldu, cefa etmedi. Bu yüzden ben burayı bırakıp asla baska yere gidemem.<br />
• Can, hayatın ne oldugunu, yasamanın zevkini burada tattı.<br />
• Ayagımız balçıga burada saplanıp kaldı. Ayagımızı buradan nasıl kurtarabilıriz<br />
• Yemin ederim ki, biz buraya gönül verdik, Allah´ım buradan kimseyi sürüp çıkarma<br />
•Ölüm buraya yol bulup gelemez. Asıl ölüm, buradan ayrı düsmektir.<br />
• Sen günes gibi buradan dogdun, burada, sen bizi aydınlattın, nürlara gark ettin. ben burayı nasıl bırakır giderim.<br />
• Can, burada neseli, sad, mutlu, ter ü taze bir hale gelir. Ölümsüzlügü can, burada bulur.<br />
•Bir kerre daha örtüyü kaldır, güzelligini bize göster! Bir kere daha burada dog.<br />
• Zevalsizlik sarabı buradadır; ey sakî, o sarabı kadehlerimize burada dök!<br />
• Burada akan su çesme, ab-ı hayat çesmesidir. Ey sakî su kabını burada doldur!<br />
• Gönüller burada kol kanat buldu, ötelere yükseldi. Akıl da havalandı.<br />
42. Sevgilinin yüzü.<br />
Mefulü, Mefa´iliin, Fe´uliin<br />
(c.I, 122)<br />
• Gül bahçesine benzeyen, güzel yüzünü gördüm. însanı büyüleyen o yüz, nurun kaynagı, nurun nüru gibi parlaktı.<br />
• 0 yüz, can kıblesi idi, canların secde ettikleri yerdi. 0 yüze bakınca insan, kendini emniyette hissediyor. îfade<br />
edilmez manevî zevkler, safalar dııyuyordu.<br />
• Bu hali görünce gönül costu da; "0 yüze canımı vereyim, o yüze canını kurban olsun, onun ugrunda varlıgımı,<br />
benligimi feda edeyim." dedi.<br />
• Can da heyecana kapıldı, sema´a, dönmege basladı. 0 hem dönüyor, hem de durmadan ellerini çırpıyordu.<br />
• Akıl ise, oraya geldi. Bu durumu görünce; "Ben bu tali´i, bu yüce mutlu´ lugu nasıl anlatayım; nasıl öveyim Bu<br />
güzellikler karsısında ben aciz kalıyorum, bir sey söyleyemeyecegim, susacagım." dedi.<br />
• Sevgilinin yüzünün gül bahçesinden gelen koku, ihtiyarlıktan beli ikiye bükülmüs her boyu, selvi boylu yapıyordu.<br />
•Ask çok güçlüdür, her seyi degistirir, Ermeni´yi bile Türk yapıverir.<br />
• Ey can; sen güzelligin tesiri ile, canlar canına ulastın, ey beden; sen de eridin, yok oldun, bedenlikten çıktın can<br />
oldun...bütün güzelleri, güzellikleri yaratan büyük yaratıcıyı, o essiz, benzersiz, tek olan azîz varlıgı bulmak istiyorsan<br />
gönül evine gir, gönülde oturmayı adet edin; çünkü o göklere, yerlere sıgmadı, geldi gönle girdi.<br />
• Güzellerden, güzelliklerden duyulan manevî zevki, gönülde ara, dısarıda arama. Sunu bil ki, o lezzetli ölümsüzlük<br />
sarabını da, ancak gönül evinde inzivaya çekilmis kisiye sunarlar.<br />
• Sus, susma zevkine var, susma hünerini elde et, edebiyat yapma, hünerlerle dolu lafları bırak!<br />
• Bırak da, imanını, inancını gönlünde sakla! Çünkü gönül, aynı zamanda iman yurdudur.<br />
43. Ey insan, talihlisin, Allah seni çok seviyor, baskalarna vermedigini sana vermis.<br />
Mef´ulii, Mefa´ilün, Pe´uliin<br />
(c.I, 120)<br />
• Ne zamana kadar, imansızlıga dogru geri gideceksin Küfre varma, ileriye gel artık, dine, imana gel.<br />
• Sen zehri sifalı bir serbet gibi gör; bu yüzden zehre sarıl! Sonunda sen, nereden geldigini düsün de aslının aslına<br />
gel!<br />
• Maddî varlıgınla, bedeninle yeryüzüne baglısın, burada dünyaya geldin dogdun. Burada yiyor, içiyor, dolasıyorsun.<br />
Fakat sen, yeryüzünde yasıyorsun, ama mana bakımından gökyüzünde yasayanlardansın. Gerçek inancın incilerinin<br />
dizildigi iplik gibisin. Bütün güzellikler, hosluklar, üstünlükler sende mevcuttur.<br />
• Hakk´ın nür mahzeni sana verilmis, sana emanet edilmistir. Sen, ne oldugunu nereden geldigini düsün de, aslının<br />
aslına gel!<br />
• Kendinden, kendi maddî variıgından, bedene ait nefsanî arzulardan kurtulmadan, kendini, kendi gerçek varlıgını<br />
bulamazsın. Bu yüzden kendinden geçersen, kendi maddî varlıgından kurtulmus olursun.<br />
• 0 zaman yeryüzünde senin için kurulmus olan, sehvet, hiddet, söhret gibi binlerce tuzaktan sıçramıs, kurtulmus<br />
olursun. Aklını basına al da nereden geldigini düsün, aslının aslına gel!<br />
• Sen, padisahlar padisahının halîfesi Hz. Adem soyundan geldin. Günahlarla, kötülüklerle, zulümle dolu su kirli<br />
dünyada gözünü açtın.<br />
• Sen nereden geldigini, nereye gidecegini düsünmüyorsun da, su dünya hayatından memnün, pek neseli<br />
görünüyorsun. Yazıklar olsun sana! Aklını basına al da, su alçak dünyaya gönül verme, aslının aslına gel!<br />
• Sen, her ne kadar bu dünyanın zübdesi, özü, tılsımıysan da, sen içyüzünle çok kıymetli paha biçilmez bir<br />
madensin.<br />
• Mezarda toprakla dolacak olan su iki bas gözünü kapa; gizli olan gönül gözünü aç, hakîkati gör de aslının aslına<br />
gel!<br />
• Celal sahibinin kulusun, çok talihlisin. Allah, seni çok seviyor, sana iltimas etmis, baskalarına vermedigini sana<br />
vermis.<br />
• Dünya malına tapıyorsun, çok zengin olmanın yollarını arıyorsun. Sehvet ve söhret pesinde kosuyorsun. Yüksek<br />
mevkîlere çıkmak, bas olmak, ona buna hükmetmek istiyorsun. Istedigini elde edemedigin zaman, yahut elde ettıgini<br />
kaybedince üzülüyorsun, harap oluyorsun. Bu hal, bu didinme, bu sızlanrna bu inleme, bu gözyasları ne vakte kadar<br />
sürecek îçine düstügün acıklı halı anla da, aslının aslına gel!<br />
• Sen, sert, kaba kayalar arasında bir la´lsin. Ama biz seni anlayamıyoruz. Senin degerini bilemiyoruz. Ne zamana<br />
kadar bizi yanıltacaksın<br />
• Ey dost; gizleniyor sandıgın senin gözüne apaçık görünmede ama sen idrak edemiyorsun. Aklını basına al da<br />
hakîkati gör ve aslının aslına gel!<br />
• 9ste Tebrizli Sems, o hakîkat padisahı karsısında sana ölümsüzlük sarabıyla dolu bir kadeh sunuyor.<br />
•Sübhanallah, ne de saf sarap, hiç tereddüt etmeden o sarabı al, iç de aslının aslınagel!<br />
"Bu siirin aslı gazel deyil de murabba-ı mükerrere; dördüncü mısraları tekrarlanan 8 dörtlükten ibaret nazım sekli"<br />
Fuzulinin "Perîsan halin oldum sormadın hal-i perîsanım" mısrasıyla" baslayan murabba seklinde Fuzulî´nin<br />
murabbaında tekrarlanan dördüncü mısra;" Gözüm canım, efendim, sevdigim, devletlü sultanım."<br />
44. Ey zamanenin Nuh´u! Su demir atmıs tabiat gemisini yürüt de, ezilenleri kurtar!<br />
Mef´ulü, Mefa´iliin, Fe´Olün<br />
(c.I, 129)<br />
• Senin gönlünü kazanmak isteyenin gönlünü kırma, artık cefa yolunda yürümekten vazgeç!<br />
• Ey gonül, beni fazla üzerek zayıflatma, bana acı! Ben ask kurbanı olmak istiyorurn. Serîatte zayıf hayvanı kurban<br />
etmek istemezler<br />
.•Ben" senın mahmürunum. 0 cevher gibi parlayan saf sarab kadehini bana ver<br />
•Bana bir nasiihatta bulun, o mahmür bir nergis gibi olan gözlerini savasa deyil barısa çagır, savasla bir sey elde<br />
edilemez.<br />
•Büyüçü hintliler gibi bakısları ile insanları büyüleyen gözlerine emir ver,..büyücülügü pek ileri götürmesinler.<br />
• Asık altı kapılı, yani altı yönlü dünya hapishanesine düstü. Bu hapishanenin kapısını kır da asıkı kurtar!<br />
• Ey ask, kardesincesine yakına gel, bize candan gönülden yaklas! Yabancılar gibi uzaktan selamı bırak!<br />
• Ey can sakîsi! Hakk kapısında sarap sunarken haksızlık yapma, kardeslilkhakkını gözet!<br />
• Ey zamanenin Nuh´u, su demir atmıs tabiat gemisini artık yürüt, yürüt de su haksızlıklaıla dolu, zulümle dolu<br />
dünyada ezilen, huzursuz olan Hakk asıklarını, imanlı kisileri, hadiselerin tufanında bogulmaktan kurtar!<br />
• Ey Hz. Mustafa´nın varisi olan velî, imanlarını kaybetmis olanları, imana getirmek için o büyük kevser kadehini<br />
döndür!<br />
• Senin Sur´un ne zaman üfürüleceginden haberin vardır. Haydi zamanı geldi. Paygamberlik dudagını aç, Sür´u<br />
üfür! Üfür de ölmüs kalmıs gönülleri dirilt!<br />
45. 0 sarabı sun da sakî, sen bizi degil canımızı mest et!<br />
Mef´ulii, Mefa´iliin, Fe´ülün<br />
(c.I, 124)<br />
• Sakî, üzümden yapılmayan, insanı anlatılamaz bir sekilde mest eden "imkansızlık sarabı"nı, nisansız, izsiz olan,<br />
ne oldugu bir türlü bilinemeyenin adın´ dan bir nisan olarak, onun adı ile anılan "ilahî çarabı";<br />
• Birbiri üstüne çokça sun! Çünkü sen, o sarapla canımıza can katıyorsun O sarabla, sen, bizi degil canımızı mest<br />
et, mest et de canımız, kendini tamamıyla bizden kurtarsın, ötelere gitsin<br />
• Ey saki; her saki o ilahî sarabı sunamaz, sen, gel de sakilere, hakîkatevhanesinde sakilik nasıl olurmus göster!<br />
• Ey Hakk asıgı, gel, o saraptan iç de tasın gönlünden, kaynak gibi cos! bedenin de canın da testilerini kır! Çünkü o<br />
sarabın kadehe de testiye de ihtiyacı yoktur. 0 sarap kadehsiz sunulmaktadır.<br />
• Sarap asıklarına nese ver, zevk ver, midelerine düskün olanları, ekmek isteyenleri de, sarap içmedikleri için<br />
hasrete düsür, ekmeksiz bırak!<br />
• Ekmek, beden hapishanesinin yıkılan yerlerini tamir eder. Çünkü o, beden mimarıdır. Halbüki sarap, can<br />
bahçelerine yagan ilahî bir yagmurdur. 0 can bitirir. Can yetistirir.<br />
• Ben, bedenleri besleyen yeryüzü sofrasının üstünü örttüm. Ey saki, sen gökyüzü sofrası kur! Gök sarabı küpünün<br />
kapagını aç, Hakk asıklarına durmadan birbiri üstüne sarap sun!<br />
• Ey Hakk asıgı, sen de, insanlann ayıplarını gören iki gözü kapa da, öteki alemi (=gayb alemi) gören gönül<br />
gözlerini aç!<br />
• Gönül gözlerini aç da ne mescit kalsın, ne de puthane. Bunu da tanımayalım, onu da tanımayalım. Yalnız O´nu<br />
arayalım, yalnız O´nu tanıyalım.<br />
• Artık sus! 0 susma dünyası, bu dünyayı seslerle doldurur. Ama o sesleri duyan kulak nerede<br />
46. Günes de, günes gibi binlercesi de sana hasret çekmektedir.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´üliin<br />
(c.I, 125)<br />
• Dedın ki:"Sen bizim üstümüze bir dost seçtin!" Aman bu sözü bir daha söyleme, böyle bir sey asla olamaz,<br />
• Sen, bizim muhtaç oldugumuz seyi gör! Delil getirmeye kalkısma, verecegini yarına bırakma, hemen pesin ver!<br />
•Ey hurma agacı; beni bırak da senin gölgende bir güzelce uyuyayım.<br />
• Ey asık, helvanın içinde bal ile seker nasıl birbirleri ile birlesirse, sen de gönlümde, gönlüm ile öyle birlestin.<br />
• Elim, günese erismese bile, sen benim günesimsin. Hiç olmazsa bana, uzaklardan olsun görün!<br />
• Günes de, günes gibi binlercesi de sana hasret çekmede, seni istemede!<br />
47. Benlik dikenlerini gönlün ayagından çıkar da içindeki gül bahçelerini seyret!<br />
Fa´ilatün, Pa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 132)<br />
• Askın gül bahçeleri kan perdeleri arasında oldugu için, ölümü göze almayan, oraya varamaz. Bu sebepledir ki, ne<br />
olduguna akıl erdirilemeyenin askı-nın güzelligi ile, asıkların çok isleri vardır. Gerçekten de Hakk´ın askının güzelligini<br />
kim kolayca görebilir Bu yüzden Hakk asıklarının çok imtihanlar vermeleri gerekmektedir.<br />
• Akıl der ki: "Varlık aleminin altı tarafı da manilerle, engellerle çevrilmistir´ bu engelleri asarak dısan çıkmaya yol<br />
yoktur!" Ask akla der ki: "Sen aldanırsın. Yol vardır, ben, defalarca o yolu astım, dısarı çıktım."<br />
• Akıl bir pazar gördü de, orada pazarlıga, alıs verise giristi. Halbuki ask, akıl pazarlannın ötesinde de nice pazarlar gördü.<br />
• Nice gizli Mansurlar askın canına güvendiler de kürsüleri, minberleri bıraktılar, dar agacına çıktılar. ;<br />
• Mansur sarabı içen asıkların, iç alemlerinde inkarlar vardır. Gönülleri kararmıs akıllıların ise, iç alemlerinde inkarlar vardır.<br />
• Akıl diyor ki; "Yokluga ayak atma ki, orada dikenler vardır." Ask ise "Dikenler orada degil, dikenler sende, senin<br />
içindedir!" diyor.<br />
• Kendine gel, sus da varlık, benlik dikenlerini gönlün ayagından çıkar;içindeki gül bahçelerini seyret!<br />
• Ey Tebrizli Sems! Sen, harf bulutu altında gizlenmis bir günessin. Senin günesin dogunca, sözler yok olur, dagılır,<br />
gider.<br />
48. Meyve zamanında bahçeye gel de, yüzlerce Hallac´ı daragacında asılı gör!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. 1, 133)<br />
• Senin askının gamzesi, bakısı taç, taht sahibi bir padisaha bile bir arpa kadar deger vermez. Bir ihtiyaç sahibini,<br />
aska susamıs birini görünce onu gönlüne alır.<br />
• Asık, sevgilinin ayakları altına atlaslar, agır ipekli kumaslar dösemek için cigerinin kanı ile atlas yaygılar, ipek<br />
kumaslar dokur.<br />
• Ask, güzellik padisahının damına çıkılacak bir merdivendir. Sen gel de Miraç hikayesini asıgın yüzünden oku!<br />
"Mirac hikayesi, Elmalılı Merhumun tefsirinin 3151. sayfasında geçen su beyti hatırlattı: Renk aleminden mücerret<br />
olan Mi´rac hikayesini, ben bî-dile, yani vecde müstagrak olmus b ayılmıs olan bana sorma. Katre derya oldu. Bilmem ki,<br />
peygamber ne oldu Ancak bu makam tefekkür edilirken hulul ve imtihan saibelerinden sakınmak tenzihinden asla<br />
gaflet etmemek gerek."<br />
• Meyve, nasıl agaçta biter, olgunlasırsa, asık da asılma ile, ölümle yasar. 0nun ıçın meyve zamanında bahçeye gel<br />
de yüzlerce Hallac´ı daragacında asılmıs gör<br />
"Muhakkak ki, ölümde hayat vardır." Hallacde böyle söylemisti."<br />
• Ask, gönül sehrini her zaman yagma eder durur da asık onun için dagınık, sözler söyler.<br />
49. Siz yoksanız, içtigim sarabın nesesi de, zevki de olmasın!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 138)<br />
• Siz olmadıktan sonra yüzümüze altın dalgası vurulsun, sararıp solalım. Siz olmadıktan sonra gönül denizinin<br />
dibinde inci de olmasın.<br />
• Nese bahçesinde yetisen agaçların dalları çok kuvvetli, yesil yapraklarla süslenmis, ter ü taze. Fakat siz<br />
olmazsanız, dallar kurusun, yesermesin.<br />
• Gönül devlet kusu, size gölge düsürecegi yerde geldi, gölgenize sıgındı, orada karar kıldı. Fakat siz olmazsanız, o,<br />
atesler içine düssün, yansın.<br />
• Elest sarabını içtikten sonra, yüz binlerce can, kendinden geçti, feda olu. gitti. Akıl diyor ki: Siz yoksanız basımda<br />
o sarabın nesesi de, zevki de olmasın<br />
• Güzel yüzünü hemen görmem için, gözümde nurdan yüz tane kanat var´ Siz olmazsanız, iki gözümde de yüz degil<br />
tek bir kanat bile olmasın<br />
50. Canımızın gül bahçesi, sizsiz gül bitirmesin!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilSt<br />
(c.1, 140)<br />
• Siz bulunmadıkça dünyada derdimize derman bulunmasın. Siz olmazsanız .ölüm gelsin, bizi bulsun. Sizsiz hayatı<br />
ben ne yapayım Sizsiz can da olmasın,istemem.<br />
• Açıkların gönülleri; sizden baska hiç kimse aydınlanmasın, nurlanmasın. Canımız1gül bahçesi, sizsiz gül bitmesin,<br />
bitmis olan gülleri de sizsiz gülmesin kokmasın.<br />
• Akıl görünmez gizli bir padisahtır, Gökyüzü de, sanki onun çadırıdır. Siz olmayınca bu padisahın tacı da olmasın,<br />
tahtı da, çadırı da!<br />
• Askı, asıklara sarap dagıtırken gördüm de ona dedim ki: "Sevgili olmadıktan sonra sarap ne ise yarar Canımız<br />
sarabı da, sakiyi de görmesin."<br />
• Sevgilim, ölü canlara :siz Hz. îsa´nın nefesi gibisiniz. îstediginiz zaman onları diriltebilirsiniz. Fakat siz yoksanız<br />
hiçbir sey olmasın. Ne saltanat olsun, ne Mısır olsun, ne de Yusuf-ı Kenan...<br />
• Biz bugün Semseddin´in askı ile pek hosuz, yüzümü altın gibi sararttım, dedim ki: "Sevgili olmadıktan sonra<br />
dünyada altın madenleri de olmasın."<br />
51. Bir gül bahçesine benzeyen yüzün ebedî olarak ter ü taze kalsın.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilat<br />
(c. I, 139)<br />
• Ey bızim canımıza rahat ve huzur veren sevgili; bedenin hastalık görmesin,bütün hastalıklar senden uzak olsun.<br />
Ey bizim gören gözümüz, kem göz de senden uzak olsun.<br />
• Ey ay yüzlü sevgili senin sıhhatin, yalnız bedeninin sıhhati degildir. Canın cihanın da sıhhatidir. Sen, hasta<br />
olursan, can da, cihan da hasta olur. Ey ayüzlüm. bedenin sıhhatte olsun<br />
• Ey bedeni cana benzeyen, can gibi olan sevgili, bedenin afiyette olsun.iyilik gölgen basımızdan eksik olmasın.<br />
• Bir gül bahcesine benzeyen yüzün ebedî olarak ter ü taze kalsın. Çünkü orası gönlün dolastıgı yerdir. Bizim<br />
çayırımızdır, bizim ovamızdır.<br />
• Hastalık, senin güzel bedenine gelmesin de bizim canımıza gelsin; gelsin de bizim canımız senin hastalıgınla<br />
akıllansın.<br />
52. Sen gelince, bedenimin her zerresi neselenir.<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.1, 141)<br />
• Bütün dostların tas gibi degersizdir de, sen neden mercan gibisin Gök hepsine karsı beden gibidir de, seninle<br />
canlanır, hayat bulur; bu neden böyle oluyor<br />
• Sen geldigin zaman bedenimin her zerresi neselenir, heyecana kapılır, el çırpmaya baslar. Fakat sen gidince de<br />
hepsi aglamaya, feryat etmeye baslar;, bu neden böyle oluyor<br />
• Hayalin gönlüme gelince, bedenimin her zerresinin dudagı güler, fakat sana düsman olanlara karsı da her zerrem<br />
dis olur, her zerrem dis bilemege baslar. Sevgilim bu neden böyle oluyor<br />
• Senin kasın, gözün, senin yüzün ve yüzünde benin olmayınca, bu akıl ümmî olur, okumayı yazmayı unutur,<br />
bilmez olur. Fakat senin güzel yüzünün hatlarını görünce, yazıları okumaya baslar. Bu neden böyle oluyor<br />
• Bedenim, canıma; "Onun askını bırak, onun pesinde kosma!" der durur. Can da bedene der ki: "Ab-ı hayat<br />
kaynagından çekinmek akıl karı mıdır " Bu neden böyle oluyor<br />
• Senin yüzünde peygamberin güzelligi, Allah´ın güzelligi var. Böyle olunca, can nasıl olur da sana iman etmez<br />
53. Dün gece bir yıldızla sana haber gönderdim.<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat ft<br />
(c.I, 143)<br />
• Dün gece bir yıldızla sana haber gönderdim. "Benden o ay yüzlü sevgiliye selamlar götür!" dedim.<br />
• Secde ettim de, dedim ki: "Bu secde, gögsü günes gibi parlayan o güzele, harareti ile tasları bile altına döndüren<br />
o sevgiliyedir."<br />
• Gögsümü açtım ona, yaralarımı gösterdim. "Hiç acımayan, kan dökmekten zevk alan o sevgiliye durumumu anlat,<br />
benden haber ver!" dedim.<br />
• Uyusun diye çocugu besikte nasıl sallarlarsa, ben de gönül çocugum aglamasın, sussun diye yerimde<br />
duramıyorum. Saga, sola kosuyorum.<br />
• Ey her an benim gibi, çaresiz kalmıs, yüzlerce kisinin imdadına yetisen, çareler bulan sevgili, su gönül çocuguna<br />
süt ver de bizi saga sola kosmaktan kurtar!<br />
• Allah´ım; aglayıp duran, sızlanan, zaman zaman feryat eden bu gönlün yeri, ötelerde, vuslat sehrinde idi. Bu<br />
zavallı gönlü daha ne kadar zamanellerde aglatacak, inleteceksin<br />
54. Anaların rahimlerinde bulunan çocuklar bile senin lütfunla oynarlar.<br />
Müstef´iliin, Fe´ülün, Müstef´ilün,<br />
(c. 1186)<br />
• Ey subası; o akan rahmet çesmesini, ilahî çesmeyi aç, aç da gönül bahçeleri uyansın, ask çiçekleri gözlerini açsın.<br />
´<br />
• Zaten senin pek güzel olan kara gözlerinin derin karanlıgında ab-ı hayat gizlenmistir. Bu sebepledir ki, senin göz<br />
bebeklerini gören gözler, oradan ab-ı hayat içtikleri için canlanmakta, büyümekte; adeta birer nür denizi kesilmektedir.<br />
• Senin lutfun, ihsanın olmasa kimsecikler oynamaz. Dünyada görünen bütün varlıklar, insanlar, hayvanlar,<br />
balıklar, kuslar, böcekler, gözümüzün gördügü bütün zerreler senin lütfunla, senin askınla oynayıp durmaktalar. Hatta<br />
anaların rahimlerinde bulunan çocuklar bile, senin lütfunla oynarlar, saga sola dönerler.<br />
• Rahimde oynamak da nedir ki Yoklukta oynamak da bir sey mi Çocuk, yokluktan bu hale gelinceye kadar<br />
geçirdigi merhalelerde ne oyunlar oynadı. Mezarlardaki kemikler bile senin nürunla oynar dururlar.<br />
• Dostlar bizi, dünya perdelerinde karagözler gibi çok oynattılar. Bu dünyada, çesitli merhalelerde oynayıp<br />
durdunuz. Simdi vakit geçirmeden, o hakîkat cihanında, öteki dünyadaki oyuna, oynamaya hazırlanın.<br />
• Canlar, su etten, kemikten yaratılmıs bedenleri ile, kaba saba kalıplar içinde böyle oynarlarsa, o agır beden<br />
yükünü attıklan zaman nasıl oynarlar, onların oyunlarını o zaman seyret!<br />
• Dogmadan önce, daha ana rahminde iken, o daracık yerde canlandıgımıza, can bagıslandıgına sükretmek için,<br />
rahimlerin kara kilitlerinde çok tepındik oynadık.<br />
• Hepimiz, bütün insanlar, oynaya oynaya su bedava olan sayısız dünya nimetlerine sükretmek için Hakk´ın<br />
dergahından gelmis süfîleriz. Hakk asıklarıyız.<br />
• Bize ikram edilen çesit çesit nimetlere yalnız sükretmek degil, can versen yerindedir. Zaten su bol bol definelere<br />
karsı süfînin canının ne kıymeti var<br />
• Bütün canlılara, insanlara, hayvanlara, kuslara, balıklara ikram edilen bu umümî dünya sofrasında ikram edilen<br />
nimetlerin kondugu büyük kabın kapagı göktür. Bu sofranın ihtisamından, ikram edilen çesitli yemeklerin nefıs<br />
olusundan, tatlarından, kokularından, renklerinden, güzel olusundan rıasıl bahsedeyim Bu dilin harcı mı Dilim<br />
dönmüyor, konusamıyorum.<br />
• Biz Hakk yoluna düsmüs süfîleriz. Biz padisahlar padisahının nimetlerini yiyenlerdeniz. Ya Rabbi! Bu kaseyi, bu sofrayı<br />
ebedî kıl, kı.yamete kadar yasat.<br />
"Bu beytin aslı mevlevîlerde yemekten sonra dua edilirken "gülbank"çekilirken okunur.<br />
•Padisahlar padisahının kasesindeki nimetleri elde etmek için bos kaseden baska birsey getiremedin. Biz yoksul<br />
kisileriz. Amelimiz yok, ibadetimiz yok Dilenciler gibi bos kaselerimizi o nimetlere uzatmaktan baska hünerimiz, karımız<br />
yok. Zaten her ham kisi de bu kaseyi, bu ekmegi elde edemez.<br />
• 0 nimetlere dolu jase ile bos bulasık, kirli bir kase arasında bir sinege, ev sahibine usanç veren o mahluka göre<br />
ne fark vardır<br />
• Fakat insan olan kisi, yemedigi, tatmadıgı halde o nimetleri görüp bazı kere dilini ısırır, susar; bazı kere de agzını<br />
açar. Onları bütün canlılara vereni metheder, över.<br />
55. Hakk´ı arastırma yolları.<br />
Miistef´ilün, Fe´üliin, Müstef´ilün, Fe´ülün<br />
(c.I, 194)<br />
•Bütün süretlerin, sekillerin, bütün güzelliklerin aslı, yaratıcısı olan güzeller güzelını manen bulmak istiyorum.<br />
Gördügümüz görünüslerde, güzelliklerde akıslarımızın kıblesi olan o sevgiliyi bulmak, onunla manen beraber olmak için<br />
bir çare düsündüm.<br />
• Bu düsüncemi herkesten gizledim. Çünkü; "Duvarın kulagı vardır" derler. daha yavas söylemek gerek Aklıma;<br />
"Sen dama çık!" dedim. "Uzaklara bak, yolları gözetle onun ne tarafta oldugunu anlamaya çalıs!" Gönle de; "Kapıyı<br />
arkasından sürmele kimse haberim olmadan içeri girmesin, ben seninle bas basa kalmak istiyorum." dedim.<br />
• Hakk´a karsı duydugum sevgiyi çekemeyenler, pusuya yatmıslar, hep beni gözetliyorlar. Bir sey duyunca,<br />
birbirlerine söyleyecekler, dedikodu yapacaklar.<br />
• Bu sırrı herkesten gizledigim gibi, bedenimin zerrelerinden de gizliyorum Bedenimin zerreleri gizlidir, kendilerini<br />
göstermez ama, onlar birbirlerine düçmandır. Onlara sır söylemek olmaz. Ona dair bir sey mi söylemek istiyor. sun<br />
Kuyunun dibine in, orada söyle, sonra o aradıgın gizli sevgili ile tek basına bulusma zamanı olarak herkesin uykuda<br />
oldugu seher vaktini seç!<br />
" Hz. Mevlana (k.s.) Dîvan-ı Kebîr´in bir baska beyitinde söyle buyurur:<br />
"Gönül kapısında otur, bekle, çünkü o kendini gözleyen sevgili, ya gece yarısı yahut seher vaktinde gelir." (Dîvan-ı<br />
Kebîr, c. II, 595)<br />
• Ey can; sır çalmasından korktugun düsmanın kendisi degil, hayali gönlüme ugramıstı da...<br />
• Su gönlümden gizli sözler duymustu. Ne duyduysa gitti, düsmanlara okudu. Onların hepsini bir bir, teker teker,<br />
iyi kötü ne varsa onlara söyledi.<br />
• Iste o günden beri biz düsmanlara dost olarak hakîkat yoluna düstük ve birbirimize söz verdik; "Sırrı gizleyelim,<br />
basımızı önümüze egerek kimseye bir sey söylemeyelim." dedik.<br />
• Bizler de insanız, ask madeninin üstündeki kayalardan da asagı degiliz ya! Külünk vurulmadan, yara almadan, ter<br />
dökmeden, maden, altınını hiç gösterir mi<br />
• Deniz bile kesesinin agzını büzmüs, baglamıs, yüzünü eksitmis, suratını asmıs oturuyor. "Ben inciyi ne vakit<br />
görmüstüm, benim inciden haberim bile yok!" diyor.<br />
56. Bu dünya gurbetinde nasılsınız<br />
Mef´ulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 203)<br />
•Neseli bahar! Bizim sevgilimiz geldi. Güllerle, çiçeklerle, sekerlerle, daha yüzlerce armagan ile ötelerden çıkageldi.<br />
•Getirdigi armaganlarla kucagımızı dolduran sevgili bize diyor ki: "Bu dünya gurbetinde nasılsınız Ne haldesiniz<br />
Ezel aleminden bu fanî aleme gelmek için yollara düstünüz; yolculuk nasıl geçti Bir çok menziller aldınız, zahmetlere<br />
katlandınız. Haydi kalkın, mutlu oldugumuz diyarımıza beraber geri dönelim."<br />
• Bizim susuzlugumuz tulumla, küple, testiyle, kadehlerle giderilemez. Bizi güzelliginizin, askınızın ırmagına dogru çekin, götürün.<br />
• Bizi çesmelerin basında oturan, güzelligi ile aklımızı basımızdan alan, mest eden, gönlü kararsız kılan o peri yüzlüye dogru çekin götürün. Götürün de sarhos aklımız kendine gelsin, kararsız gönlümüz rahat etsin, huzura kavusun.<br />
"Fuzili merhumun oglu oldugu sanılan bir sairimizin su müstezadı Mevlana´nın bu beytine uygun düsüyor:<br />
"Her dem perinin menzili virane gerektir,<br />
Ya çesmeler üstü.<br />
Gönlüm gibi virane, gözüm gibi bulanma<br />
Gel ey peri peyker!"<br />
(Daima periler ya, yıkık yerlerde yahutta cesmeler basında bulunurmus, ey peri gibi güzel Ah gönlüm gibi harabî,<br />
gözüm gibi çesmeyi nerede bulabilirsin )<br />
• Ay bizim gibi onun sevdasına kapıldı da, eridi görünmez oldu. Günes de bize onun yüzünün parlaklıgından bir<br />
hatıra, bir yadigar olarak kaldı. Kalbine onun atesi düstügü için bir yerde duramamakta, göklerde dolasıp durmada,onun yüzünün nüru ile karanlık gecelerimizi gündüzlere çevirmektedir.<br />
• Sen çok sarhossun, tamamıyla kendinden geçmissin. Ama, gevseklik etme, yıne de iç! Çünkü bizim sarabımız,bizim mahmurlugumuz her seye deger. 0 sarap baska türlü bir saraptır. verdiği mahmurluk da baska türlü bir mahmurluktur.<br />
• Günes gibi parıl parıl parlayan, atesle dopdolu olan kadehi hemen eline al! 0 ay yüzlünün yüzüne bakarak,güzelligine hayran olarak iç, bir daha iç!<br />
"Ahmet Hasim merhumun;"Ates doludur, tutma yanarsın, Karsında su gülgün piyale!"hatıra geldi.<br />
57. Gönül, sözlerle dopdolu, fakat söylemege imkan yok!<br />
Mefulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 198)<br />
• Ey ask süfîleri, hırkalarınızı yırtınız! Güller bile seher vakti esen rüzgar saba rüzgarının tatlılıgına dayanamazlar da yüzlerce elbiseler yırtarlar.<br />
• Çünkü gül, sevgiliden ayrıldıgı için dikene baglanıp kalmamak tali´sizligine ugradı. Hem sevgiliden ayrı düsmek,hem dikenin acılarına katlanmak, bu ilti dert yüzünden gülün sabrı, kararı kalmadı.<br />
• Gayb aleminden biri göründü, yüz gösterdi. Bizi davet etti, sonra çekilip gitti. 0 görünür görünmez yolumuz kısaldı. "Ayagın bile yoksa, ayaksız olarak yürü git!" dedi.<br />
• Ben de sustum, sonra kendim gülün arkasına düstüm. "Benden reyhana, laleye selam söyleyin, onlara saygılarımı arz edin!" dedi.<br />
• Gönül sözlerle dopdolu, fakat söylemeye imkan yok. Ey sufîlerin canları, siz dudaklarınızı açın da, basımızdan geçenleri siz söyleyin! ""<br />
• Onun henüz belirip meydana çıkmadıgını, kendini göstermedigini siz söyleyin. Çünkü, geçmis zamandan bahsetmek süfîlerin huyu degildir. "<br />
58. Zor durumdayım, saçların gibi perisan bir haldeyim.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 156)<br />
•Ey gönlümün hevesleri, ey dilegim, istegim, gel, gel, gel.<br />
• Zor durumdayım, saçların gibi dagılmıs perisan bir haldeyim. Ey benim zor islerimi kolaylastıran, ey benim<br />
dagınıklıgımı düzelten, gel, gel, gel!<br />
• Yoldan menzilden, konak yerinden hiç bahsetme, hiç bahsetme! Ey benim yolum, menzilim, gel, gel. gel!<br />
• Yerden bir avuç toprak alıvermistin, bir avuç toprak alıvermistin, ben o topragın içindeyim, gel, gel, gel!<br />
• 9yilikten kötülügü ayırırım. Aralarındaki farkı bilirim, bilirim. Ben senin güzelligini ne anlamısım, ne de bilmisim.<br />
Ben bundan gafilim, gel, gel, gel!<br />
• Aklım, senin askınla yanıp yakılmasın! Aklımı tutusturma, hiçbir sey bilmiyorurn. Ben zaten akıllı degilim, ne olur<br />
aklım, gel, gel, gel!<br />
• Ey mana padisahı Salahaddin, hem ortadasın, apaçık görülüyorsun, hem de gizlisin. Ey benim sasılacak seyim,<br />
aslım, gel, gel, gel!<br />
59. Onun günes gibi ısık saçan yüzü, baska güzellerin güzelligini söndürür.<br />
Fa´ilat, Fa´ilatün, Fa-ilat, Fa´ilatiin<br />
(c.I, 163)<br />
•Ey dostlar, gidiniz, kaçmaya hazırlanan sevgilimi çekiniz, bana getiriniz!<br />
• Tatlı teranelerle, parlak bahanelerle, o güzel ay yüzlü dilberi bizim eve dogru çekin, getirin!<br />
• Eyer 0 gelmez de baska zaman gelirim derse inanmayın, çünkü, onun bütün vaatleri hiledir, vaatlerle sizi aldatır!<br />
• O nun güzel konusması sıcak nefesi çok tesirlidir. Büyü ile üfürerek suyu bile dugümler, havayı da baglar.<br />
• Sevgili kendi istegi ile neseli olarak, kutlulukla eve gelirse, onun karsısına otur da onda onun yüzünde Hakk´ın<br />
güzelligini, büyüklügünü, sanatını, yaratma gücünü müsahede et, gör!<br />
• Onun güzel yüzü parıldayınca, artık baska güzellerin güzelligi kalır mı O nun günes gibi ısık saçan yüzü, baska<br />
güzellerin güzelligini söndürür.<br />
60. Hakka dönüs yolu.<br />
Mefulii, Fa´ilat,Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 200)<br />
• "Sütür" kelimesinin Türkçe´de karsılıgı "deve"dir. Onun arkasında kosup duran yavrusunun adı da ne olabilir Ona<br />
da "deve yavrusu" derler.<br />
• Bizler de kaza ve kaderin ogullarıyız. Herkesin anası kaza ve kaderdırHepimiz çocuklar gibi kaza ve kaderin<br />
pesinde kosup duruyoruz.<br />
• Ondan süt emmekteyiz. Onun arkasında uçmadayız. 0 ister doguya, isterse batıya kossun, isterse göge<br />
yükselsin; biz hep onun pesindeyiz, onunla beraeriz<br />
• Yolculuk davulu çalınıyor. Haydi, Hakk´ın inayetine, lütfuna güvenerek,O nun bizi koruyacagına emin olarak yola<br />
çıkalım.<br />
• Sehirde de, çölde de, o ay yüzlünün, o güzelin yol arkadasıyız. Canlar, o ay yüzlü sevgiliye kul olsun, köle olsun.0<br />
can padisahının ruhları çekip götürdügü yolun sonunda, son konagında neler var neler Sehir de orada, ev bark da<br />
orada. Cenab-ı Hakk´ın "Gel!",, ruhları çagırdıgı yer de orada, dünyada sürgün edildigimiz yer de orada<br />
.• Biz ona yöneldikten, orası bize kıble olduktan sonra yol kısalır, çöl kaybolur her tarafımız yesilliklerle, selvilerle,<br />
baglarla, bahçelerle dolar.<br />
• Yolumuzu kesmek isteyen dag bile saygı ile egilir, yerlere serilir, bize yol verir. "Ey hakîkat madenine, ask<br />
diyarına dogru yol alanlar, merhaba! Hos geldiniz!" der.<br />
• Yolumuzun kılavuzu, öncüsü o olunca, yol üstündeki taslar, ayaklanmız incinmesin diye ipek gibi yumusak bir<br />
hale gelir.<br />
• Bedenin hakîkat yolunda topal olusundan, gönlün de hızlı gidisindendir ki, Allah sırrı bedenden zuhür etmez de,<br />
onun vefası, mürüvveti hep gönülden belirir.<br />
• 0 beden nerededir ki, can ile aynı renge bulanmıstır Can padisahına su kesilmistir, toprak olmustur, balçık<br />
olmustur da cana gönlünde yer vermistir.<br />
• Canlar bile böyle bir bedeni görünce sasırıp kalırlar da; "Su kara topraga bak!" derler. "Bizi bile geçti. Padisah<br />
oldu, veli kesildi ve herkes kendine uydu.<br />
• Bız bu balçıktan yaratılmıs varlıktan bunu hiç ummuyorduk, kusurlarını görüp onu çekistirip duruyorduk. Ey onda<br />
bunda kusur arayan kisi. Hiçbir insanı hor görme, hangi millette, hangi dinde olursa olsun, insanda, onun bir emaneti<br />
vardır. însan onun aynasıdır.<br />
• Susuz topraklar, bizim yüzümüzden yesersin. Çimenler bizim yüzümüzden bitsin biz su gibi gülün içinde,<br />
reyhanın içinde gizlenerek yola düstük, akıp gidiyoruz.<br />
• Toprak elsiz ayaksızdır Çok ıstırap çekmistir. Ayak altında çignenmektedir bütün bunlara karsılık hiç sikayet<br />
etmez; susar oturur. Susuzluktan cigeri kavruldugu içindir ki, çaylar, dereler, ırmaklar ona acırlar da, hıç durmadan<br />
kosa kosa akar giderler.<br />
•Bostanlar bıtkileri, çiçekleri bagırlarına basmıslardır. Onlara dadılık etmedeleronlara durmadan su vermedeler,<br />
onların yavrularına, bitki çocuklarına sefkatle bakmadalar.<br />
• Iste bizi bu çekisler "can sehrinden" çekti, aldı, yüz binlerce menziller konaklara ugratarak bu alem-i fenaya, yani<br />
dünyaya getirdi.<br />
• Biz bu dünyada yasamaya basladıgımızdan beri yine can sehrinden gizli açık elçiler gelmede; "Gel, yakınlarına<br />
dön, yakınlarına ulas!" diye bizi çagırmakta.<br />
• "Bu fanî dünyada yeni dostlar edindiniz, bizi bıraktmız, bizi unuttunuz. Bu dünya nimetleri ile oyalanıyorsunuz.<br />
Belki de durumunuzdan memnunsunuz Ama, biz sizsiz edemiyoruz. Halimiz hos degil." diye elçiler can sehrinden böyle<br />
haberler getirmedeler.<br />
• Ey hoca! Senin bu dünyadaki mahzunlugun, kederin, sebebini bir türlü bulamadıgın iç sıkıntıların, senden evvel<br />
giden, seni özleyen dostlarının akrabalarının ah edislerindendir. Hiç düsünmüyor musun Bu dünyada kirme candan<br />
baglandınsa, kimi dost edindinse seni bırakıp gitti.<br />
• Üzülme, sus; sikayet de etme! Onların himmetleri, sevgileri seninledir, Senin belalardan, felaketlerden kurtulman<br />
da onların himmetlerinden, onların tesirlerindendir<br />
61. Kokulu bahar rüzgan gelir, benim yüzümü, gözümü, saçlarmı oksar.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatiin, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c.I, 219)<br />
• Sevgilim gelse de kapıdan içeri girse, beni kucaklasa, bagrına bassa Allah için ne hos olur, ne de hos! ,<br />
• Onun, sarhos nergis gibi olan, iki gözünden çok mahmurum. Sarap sunsalar da bu mahmurlugumu giderseler,<br />
Allah için ne hos olur, ne de hos!<br />
• Belalara, felaketlere ugramıs, çok ıstırap çekmis, çok gözyası dökmüs olan can, Allah´a hulüs ile, istiyak ile;<br />
"Senden baska kimsem yok" Allah için ne hos olur, ne de hos!<br />
• Bulusma gecesi gelince, gecem gündüz olur. Artık, geceyi, gündüzü saymaz olurum. Allah için ne hos olur, ne de<br />
hos!<br />
• Gül yüzlü sevgilimin vuslatı ile gül gibi açılır, saçılırım. Kokulu bahar rüzgarı kosa kosa gelir, benim yüzümü,<br />
gözümü, saçlarımı oksar. Allah için ne hos olur nede hos.<br />
•Harap ve mest olarak kendimden geçsem de, ne eksem, ne biçsem her seyden vazgeçsem, Allah için ne hos olur,<br />
ne de hos.!<br />
62. Sen ayrılık nedir görmedin, Allah sana ayrılıgı göstermesin.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c.I, 222)<br />
•Gıdelım denizin kenarında bir ev tutalım. Çünkü deniz cömert huyludur.insanlara yüz yıllardan beri inciler dagıtır<br />
durur.<br />
•Birisi ile sohbet etmek canı onun rengine boyar. Yani insan konustugu, arkadas edindigi kisinin huyunu benimser.<br />
Yıldızlar, gökyüzü ile konusup görüstükleri için güzellestiler; nürlu, güzel bir yüze sahip oldular.<br />
•Bedende canla düsüp kalktıgı. konusup görüstügü için güzel yüzlü, hos huylu deyilmi zavalı beden, candan ayrı<br />
düsünce ne hale gelir; konusamaz yiyemez içemez olur fena halde kokmaya baslar<br />
• El de bedende bulundukça hünerlidir. Bedenden ayrılınca bir et parçası yele duser, hiçbir sey yapamaz olur.,<br />
• Ey el, hünerlerin nerede Sen çesitli hünerli isler yapan, yazan, çizen, tutan kaldıran el degil misin El senin<br />
soruna cevap verir de der ki: "Hayır, bu zaman ayrılık zamanı, ayrılık zamanında ben bir hiçim, ama, bulusma<br />
zamanında her seyim."<br />
• Sen, ayrılık nedir, görmedin. Allah sana ayrılıgı göstermesin. Bu bir duadı ama, bundan daha iyi dua da olamaz.<br />
( Hz. Mevlana bir Mesnevî beytinde söyle buyurur:<br />
Kıvılcım gibi çakıp yakan, yakıp yandıran aynlıgı kıyamete kadar anlatsam, onun dehset ve siddetinin ancak yüz<br />
binde birini anlatabilirim." (Mesnevî, c. III, 3695) Ayrılık acısını Hz. Mevlana kadar kim görmüstür Mesnevî ayrılıklardan<br />
sikayetle baslamadı mı Dîvan-ı Kebîr´in bir baska yerinde Hz. Mevlana ayrılıktan bahsederken buyurur ki:<br />
"Dünyada ayrılıktan daha acı bir sey yoktur, bana ne yaparsan yap, razıyım, sikayet etmem fakat beni ayrılıga<br />
düsürme." (Dîvan-ı Kebîr: No: 2020). Bir türküde de; "Ölüm Allah´ın emri ayrılık olmasaydı!" denilmistir.<br />
• Küllî nefisten cüz´î nefsimiz ayrıldı. "înin" emriyle ötelerden, yücelerde yeryüzüne indirildi, sürüldü.<br />
"Cenab-ı Hakk, Hz. Adem ile Havva validemize cennetten çıkıp yeryüzüne inmeleri münasebeti ile "9nin" diye hitap<br />
etmisti. (Bakara Suresi, 2/36)<br />
• Cennetten kovulan insan, bedenden kopan kesik bir ele döndü. îsinden gücünden oldu. Küçük bir et parçası gibi<br />
kediye lokma haline geldi. Bu, insan için ne felakettir Ne asagıdır Cenneti kaybetmek ne büyük talihsizliktir<br />
• Hz. Adem cennette iken öyle güçlüydü ki, onun elinde bütün aslanların pençeleri kırılmıstı. Dünyaya sürülünce,<br />
bedenden kopmus bir el haline geldi, Kaza ve kader onu kedilerin pençelerine düsürdü. Simdi, kediler o et parçasını o<br />
tarafa bu tarafa çekip duruyorlar.<br />
• Fakat Allah darda kalanlara, belalara ugrayanlara acıyanların en çok acıyanıdır. Bu sebepledir ki, ayrılık belasına<br />
ugramıs, bedenden kopmus elin bir damarı oynuyorsa, o, tekrar kavusma ve bulusma ümidiyle oynar. Çünkü, netice<br />
binlerce kesik el, tekrar kavusma ve bulusma saadetine ermislerdir.<br />
Daima müsamahayı, hosgörürlügü savunan Hz. Mevlana ümitsizligi de hos görmez Kur´an´ın; "Ancak kafirler<br />
ümitsiz olur." (Yusuf Süresi, 12/87) görüsüne uyarak en buhranlı zamanda bir kurtulus yolu arar. Dikkat edilirse bu<br />
beyitlerde Mevlana, cennetten, seytanın yüzünden, dünyaya indirilen, sürülen Hz. Adem´in kurtulacagına, cenneti tekrar<br />
bulacagı isaret etmektedir. Hz. Mevlana´nın bu görüsü kendinden dört asır sonra gelen ingiliz sairi Milton´da (1608-<br />
1674) da görülmektedir. Milton Kaybedilmis Cennet adlı eserinde,seytanın yüzünden dünyaya sürülen Adem´in acıklı,<br />
perîsan halinden bahseder. Dört sene sonrayazdıgı yeniden bulunan Cennet adlı eserinde ise, Adem´in kaybettigi<br />
Cennetin Hz. 9sanın yardımı ileyeniden kazanılmasının mümkün olacagını müjdelemektedir. 9slam mutasavvıfları da<br />
"Ölmeden evvel ölünüz." sırına mazhar olan ve tam Muhammedî yola düsenHz.Muhammedin güzel ahlakını benimseyen,<br />
talihli kulların, daha dünyada iken kaybettikleri cenneti bulacaklarını haber vermektedir. Faruk Nafiz merhum da "Hamd<br />
ü sena adlı siirinde bu konuya temas eder;<br />
"En güzel vuslatı tattırmak için cennette<br />
Bize gündüz, gece zehir ettigi hicrana sükür der.<br />
• Birbirnden ayrı düsmüs parçaları hos bir sekilde birlestirmek, o padisahlar padısahı için zor degildir. Bu nasıl olur<br />
deme, bu ise sasma! Çünkü, baksana,parça parça dumanlar onun eli ile birlesmis, gökyüzü haline gelmistir.<br />
63. Bu dünyada gördügün bahardan baska gizli bir bahar daha var!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c.1,211)<br />
• Bahar geldi, menekse kalktı, süsenin yanına vardı. La´l rengi elbiseler giyen gül sevdalandı da kaftanını yırttı.<br />
• Yine yesiller giyinen güzellerimiz, ötelerden, o görünmez alemden sarhos ve neseli bir halde salına salına<br />
çıkageldiler.<br />
•Sünbül, yasemine; "Merhaba, seni saygı ile selamlarım!" dedi. Yasemin de;Ey nazık dost, ben de seni candan<br />
selamlarım!" cevabını verdi.<br />
• Gonca baslarını örten kadınlar gibi yüzünü gizlemisti. Ama rüzgar dayanamadı; "Güzel yüzünü gizleme!" diyerek<br />
onun bas örtüsünü çekti, aldı.<br />
• Eksi suratlı kıs geçti, gitti. 0 zevki, neseyi kaçıran soguklar öldürüldü. çevik ayaklı yasemin! Senin ömrün uzun<br />
olsun!<br />
• Çapkın nergis sahralara daldı da çimenlere göz kırptı. Çimenler onun gönlünden geçeni anladılar da; "Ferman<br />
senindir, ne istersen yap!" dediler.<br />
• Karanfil de sögüt agacına; "Sana ümit bagladım." dedi. Sögüt de; "Ben pınar eviyim, benimle yalnız kalmak<br />
istiyorsan, buyur içeri!" diye onu içerive davet etti.<br />
• Elma, turunça; "Neden canın sıkılıyor " dedi. 0 da; "Rengim ve güzelligim yüzünden kem gözden korkuyordum.<br />
Kendimi göstermek istemiyorum." diye cevap verdi.<br />
• Üveyk kusu; "Kü, kü, o sevgili nerede, nerede, onu arıyorum " diyerek bahçeye geldi. Güzel sesli asık bülbül de;<br />
"Görmüyor musun; aradıgın burada!" diye gülü gösterdi.<br />
• Ey dost, su dünyada gördügün çiçekli, güzel kokulu bahardan baska gizli bir bahar daha var. 0 bahar dilberi ay<br />
yüzlüdür; bu gördügün bahardan daha güzeldir, daha hostur. 0, temiz insanlann gönüllerinde gizlenmistir.<br />
64. Zindanda Yüsuf gibi bir arkadas bulan kisi zindandan çıkmak ister mi<br />
Fe´ilat, Fa´ilatün, Fe´ilat, Fa´ilatün<br />
(c.1, 164)<br />
• Bedenim, beni ötelerden, ruh aleminden alıp kendi zindanına çekince, Hakk kapısına yakın olanlardan ayrıldım,<br />
yapayalnız, garip olarak kaldım.<br />
• Beden zindanında ay yüzlü birisi bana yakınlık gösterdi. Benimle dost oldu fakat o, güzelligi ile beni büyüledi.<br />
Aklıma, fikrime binlerce sevda saldı.<br />
• Herkes hapisten, beladan kurtulus yolunu arar, ben aramam. Neden dısarıya çıkayım Benim dısarıda ne isim<br />
var Sevgilinin hayali burada, ben zindanda sevgili ile beraberim.<br />
• Zindan kösesinden baska yerde, onunla yalnız kalamam. Balın gönlu atesten baska bir seyle, mumdan ayrılamaz,<br />
saf bir hale gelemez.<br />
. Dostu Yüsuf gibi güzel olan kisi, zindandan kaçar mı Zindanda durup dururken Allah´ın lütfu ile bag, bahçe sahibi olan<br />
bir de Yüsuf bulan kisi hiç zindandan çıkmak ister mi<br />
65. Ahirete yolculuk=Hayat Yolu.<br />
Mef´ulü, I, Fa´ilat, Mefa´îlü, Pa´ilat<br />
(c.I, 201)<br />
• Gece, geçti gitti. Biz maceramızı, basımızdan geçenleri tamamıyla anlatamadık, yarıda kaldı. Fakat onları<br />
tamamlamak zorundayız.<br />
• Allah´a yemin ederim ki, Hz. Adem´den su bulundugumuz zamana kadar, bu uzun hayat yolu kısalmamıstır.<br />
Kıyamete kadar da kısalmayacaktır.<br />
• Fakat bıze bazen tamamlandı tamamlanacak gibi görünür. Yaya olarak bir yola düsmüs giderken karsılastıgın bir<br />
Türk´e; "Ben filan yere gidiyorum. orası uzak mı " diye sorsan "îste burada!" diye parmagı ile isaret eder.<br />
• Madem yasıyoruz hak yolunda yürümak çalısmak, ugrasmak zorundayız. durmak olmaz durmak ölümdür Durum<br />
böyle iken seni "gel çadıra girmisafir ol" diye yol almaktan alıkoyarlar aslında sana iyilik yapmıyorlar<br />
Namık Kemal merhum, bir beytinde;<br />
"Ikdam-ı tahammül gerek erbab-ı hayata,<br />
Mevte yarasır var ise rahat döseginde"<br />
(Yasayan insanlara sıkıntılara katlanmak, çalısmak gerekir, rahat dösegi ancak ölüye yarasır!) diye bu konuya<br />
temas etmistir<br />
• Senden canını bile esirgemeyen mürüvvet sahibi seni yoldan alıkoydu mu. seni belalara ugrattı demektir.<br />
• Seni, misafir etmek isteyen cömert Türk hakkında yanlıs düsüncelere sapma, onu suçlu bulma; Hintli gibi<br />
inatlasma, sen yol almaya bak!<br />
• Gidecegin yerde, ahirette, seni bekleyenler var. Dostlarının, yakınlarınin seni seven akrabalarının kulakları kiriste.<br />
"Ne zaman gelecek " diye beklesip duruyorlar.<br />
Sair Esref merhumun su beyti ne güzeldir:<br />
"Düsünsek biz, ölümden kokmamak lazım gelir, zira<br />
Yerin altında, üstünden daha çok akrabamız var."<br />
• Ey vefalı dost, ey kerem sahibi! Seni sevenleri, seni bekleyenleri üzme Onların gönüllerine özlem atesi düsürme!<br />
Onlar istiyak içinde seni beklerken sen bu dünyada güzel yemekler yiyerek, hos sular içerek, zevk pesinde kosarak,<br />
nasıl yasayabilirsin Yemekler nasıl bogazından geçiyor<br />
• Onların bekleyisleri yüzündendir ki, sen burada bal yesen, zehir gibi gelir Bir vefa sahibi ile dost olsan sana cefa<br />
eder, seni akrep gibi sokar.<br />
• Sus da yol almaya bak. Sunu iyi bil ki, bu dünyada gördügün akan su, sen bu dünyanın garibi oldugun için<br />
degirmen gibi basını döndürüyor.<br />
66. Gönül bugday tanesi gibidir. Biz de degirmen gibiyiz.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, FS´ilat<br />
(c.I, 181)<br />
• Gönül, bugday tanesi gibidir, biz de degirmen gibiyiz. Degirmen hiç niçin döndügünü bilir mi<br />
• Beden de degirmen tası gibi, düsüncelerimiz de onu döndüren suya benzer Tas der ki: "Bu dönme isini su bilir."<br />
• Su da;"Bu isi ancak degirmenci bilir." der. Çünkü bu suyu degirmene akıtan odur.<br />
•Deyrmencide der ki: "Ey ekmek yiyen kisi, su degirmen dönmeseydi kim ekmekçi olurdu "<br />
• Macera bu, hikaye uzar gider. Sus, sen bu isi Hakk´a sor da cevabını gönlünde ara!<br />
67. Eger 0, güzelliklerin arkasında gizlenmeseydi, peygamberler gelir miydi<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c.I, 235)<br />
• 0 güzel beni gördü de, halimi hatırımı sormadı. Acaba neden böyle davrandı Nedense yüzünü eksitti, pencerenin<br />
önünden geçip gitti<br />
• Sebep neydi Ben ona ne yapmısım Benden ne kötülük görmüstü ki, bana karsı böyle soguk ve kırgın<br />
görünüyordu<br />
•Onun gül gibi olan yüzünü, üzgün ve solgun görünce neden bu zavallı gonlümde binlerce diken bitti<br />
•O güzel dudaklarını açıp gülmeye baslayınca, gönlüm açılır, ferahlar; içimde tarif edilmez bir nese duyarım. Neden<br />
bütün bu haller, onun dudaklarına baglı neden baska dudaklarda bu tesir yok<br />
•Öfkelenip kaslarını çatınca, içim sıkılır, gönlüm dertle dügümlenir, perisan olır neden böyle olur, anlayamıyorum<br />
•Canımın ona ne baglılıgı var ki Onun neselenmesini, gülmesini bir an bile görmesem perisan oluyorum; neden<br />
böyle oluyor<br />
• Benden yüz çevirdigi zaman, dünya kararır. Bende ne gün kalır, ne akıl neden böyle oluyor, anlayamıyorum!<br />
• Belki de o, Allah´ın lütfunun ta kendisidir de, biz yanlıs gördük, yanlıs söyledik. Bütün bu soguk davranıslar ve<br />
üzüntülü haller, bütün (feryatlanmalar, bu küçük görülmeler, bu hakaretler bize ondan geliyor) Allah´tan geliyor da biz<br />
anlayamıyoruz. Zaten eger Allah´ın ona bu lütfı olmasaydı, bu essiz, benzersiz güzelligi, bu edaları ona kim verirdi<br />
• Allah´ın lütfu, güzelligi sekilsiz olarak yüz gösterseydi, eger o yarattıgı bütün güzelliklerin, güzel gözlerin<br />
arkasında gizlenmeseydi, onun güzelligine tahammül edebilir miydik Bu sebepledir ki, peygamberler bize<br />
perdecilık;ederler miydi; bize ötelerden bahs ederler miydi<br />
68. Biz ask susuzlarıyız, istek testilerimizi aldık, sana geldik, bize su ver!<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatiin, Failat<br />
(c.1, 180)<br />
• Ey sevgili, sen ab-ı hayatsın, sen manalar denizisin; biz susamıslar sana geldik, bize su ver!<br />
• Biz istek testilerini aldık, sana geldik, ey ikinci Hızır, bize su ver, testilerimizi doldur!<br />
• Ey can deryası, bizim balık gibi olan canlarımız seni istiyor. Denizden ayrı düsen balık yasayabilir mi Bize acı, bizi<br />
suya kandır!<br />
• Biz, ayrılık yollarına düstük, çok sıkıntılara katlandık, sonunda sana kavustuk, yol armaganı olarak sana<br />
zavallılıgımızı, acizligimizi getirdik, biz susuzuz bize su ver!<br />
• Ask yolunda zavallı akıl, süphelere, vesveselere düstü. Sen süphelerden vesveselerden de üstünsün, bize su ver,<br />
bizi kurtar!<br />
• Aklı yarım olan, senin askınla ne yapar Seni geregi gibi sevmemiz için o a klı da bizden al! Çünkü sen, akıllıların<br />
deliligisin, bize su ver! Bizim ask susuzlugumuzu gider.<br />
69. Allah´ı seven, O´na candan baglanan yok olmaz.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstefilün, Fe´ulii<br />
(c.I, 185)<br />
• Uzun zamandan beri, yukarılardan topragımıza damla damla öyle bir sarap döktü ki, topragımızın her zerresi<br />
feryat etmege basladı.<br />
• Gögsümüz yarıldı, açıldı, oraya îlahî nür doldu. Gönül de dile geldi. Asktan bahsetmeye basladı. Hakk´ın mana<br />
kadehi ile asıklarına sunulan sarap, tortularından ayrıldı, sise içinde saf bir hale geldi.<br />
• Hakîkat çiçekleri açıldı, kem gözler görmez oldu. Gayret aska geldi de bana; "Agzını yalama da sarap içmege<br />
basla!" dedi.<br />
• Ey can, görünür görünmez canımı da, gönlümü de kaptın, aldın. Senin askına karsı, benim canımın da, gönlümün<br />
de degeri yoktu. Ama, sen onları kapıp aldıgın için, simdi onlar da kirlendi.<br />
•Sen oyle mübarek bir varlıksın ki, bulutun yesillikler yagdırır, cevrin, ıstırabın hayat bagıslar. Sarabının tortusu bile<br />
hostur.<br />
•Sana nasıl Ay diyebilirim ki, ay hastalıga tutulmus, sapsarı olmus, zayıflanmıs , tüllenmis; selvi desem, bu<br />
benzetis boyuna uygun düser, yerindedir amma<br />
•Selvide atese dayanamaz, yanar. Ay da son üç gece görünmez olur. Canların canından baska hiçbir seyin aslı yok<br />
• Dediler ki´ bütün dostların öldü, gitti, yok oldu. Hayır Allah´ı seven, ona candan baglanan yok olmaz.<br />
70. Sarap, bizim kederli ve gamlı huyumuzu aldı, bize kendi huyunu verdi.<br />
Müstef´ilün, Pe´ulün, Müstef´ilün Fe´ülün<br />
(c.I, 193)<br />
• Sevgili, su arastırmalarımızı hos gör! Biz ask kullarıyız, ask müritleriyiz, Bizden kaçınma! Asktan anlıyorsan, bizi<br />
saçımızdan tut, yanına çek, al!<br />
• Bize kadehsiz olarak, lale renkli sarabı sun; sun da, gül, bizim kızarmıs yüzümüzü görsün, secdeye kapansın.<br />
• Bugün bizim gözümüzü mahmür ve mest bir hale getir! Bugün köyümüzü de çiçeklerle, güllerle öyle hos, öyle<br />
güzel bir hale getir ki, cennet bile onu kıskansın.<br />
• Bize sundugun sarapla, bugün öyle mutluyuz, gönlümüz öyle zenginlestı ki, deta altın ve gümüs madeni olduk.<br />
Altına düsman olan var mıdır Nerededir Dostumuz da, düsmanımız da mutlulugu ancak bizde bulurlar.<br />
• Huyumuzun nasıl oldugunu bilmiyorsan, onu sarabın letafetinden sor! Sa´ rap, gamlı kederli huyumuzu aldı, bize<br />
kendi huyunu verdi.<br />
• Biz aska öyle susamısız ki, denizi bizim içimize döksen yine kanmayız, yine dolmayız. Çünkü, sen su kabını<br />
basımıza tersine, bas asagı koydun.<br />
• Yeter sus artık! Su dedikodumuzu duyarlarsa, bu sözlerimizi isitirlerse, dünya, dünya halkına, dünyada<br />
yasayanlara acı gelmeye baslar.<br />
71. Ey ölüler arasında yasayan diri! Ölülerin kokusu seni rahatsız etmiyor mu<br />
Mef´ülü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 197)<br />
• Allah, kuluna; "Ey kulum!" diye buyuruyor; "Dön, yine kapımıza gel, kulagından gaflet pamugunu çıkar da göklerden<br />
gelen; ´Haydi, artık orada durmayın gelin.´ sesini duy!"<br />
• Ey zavallı, ne zamana kadar, dünya dikenliginde yalınayak kosup duracaksın Biz, öteki alemde, gül bahçelerinin<br />
kapılarını senin için açtık.<br />
• Canı ben yarattım ama, ona bir de dert verdim. Derdini veren, elbette onun dermanını da verir.<br />
• Sana kapılarını açtıgım gül bahçesi, öyle bir bahçedir ki, oradaki agaçların dalları da, yaprakları da canlıdır.<br />
Birbirleri ile konusur dururlar. Sunu iyi bil ki, her sey canlıdır. Canı olmayan bahçe, insanın hosuna gitmez, insanın<br />
canına can katmaz.<br />
"Yunus Emre hazretlerinin meshur ilahisi hatıra geliyor:<br />
"Sol cennetinırmakları<br />
Akar Allah deyü deyu,<br />
Çıkmıs 9slam bülbülleri,<br />
Öter Allah deyü deyü."<br />
• Ey ölüler arasında yasayan diri oglu diri! Ölülerin kokusu ile nasılsın Ne haldesin Su yasayan ölüler, su pis<br />
kokular, senin içini sıkmıyor mu Seni igrendirmiyor mu<br />
"Mutasavvıflara göre, hakk asıkı olmıyanlar, yarattıgı eserlere bakarak onun yaratma gücünü onun büyüklügünü,<br />
hissetmiyen ona gönül vermeyen insanlar, bir ölü gibi yasar.<br />
Allah´a inanmıyan kisiler birer canlı cenazedir, dolasırlar, yerler, içerler, nesil bırakırlar, fakat onlar aslında yasayan<br />
ölülerdir.<br />
• Sen gaflet içinde yasayan, karıncalar gibi kaynasıp duran insan kalabalıgının hepsini ölü sanma! Bu dünya da,<br />
öteki dünya da insana hayat veren ebedî ve ezelî dirilerle dopdolu. Fakat, onları görecek göz nerede Sen sımdı, üç bes<br />
günlük bir hayata kanaat ederek, ebedî hayatı reddetme, bizden ayrılma!<br />
•Zerreler sayısınca diri canların her biri, Allah´ın yarattıgı su sonsuz olan gokyuzunde günesler gibi parlamada,<br />
dönüp durmada, ama, onları görecek goz nerede<br />
•Eskiden onlar da bizim gibi hakilatı göremeyen birer yarasaydı. Ama yaratanın lutfuyla, o yarasalar, birer günes<br />
oldular.<br />
73. Boy atan, mi´rac eden agaçlar, sanki bahçelerde göklere merdiven koymuslardır.<br />
Müstef´ilün, Fe-ulün, Müstefiliin, Fe´ulün<br />
(c.I, 196)<br />
• Güzel kokular yayan saçlarını dök, süfîlerin canlarını oynatmaya basla!<br />
• Günes de, ay da, yıldızlar da, gökyüzünde ilahî ask ile dönmekte; adeti oynamaktadırlar. Üzerinde yasadıgımız<br />
dünya da dönmekte, oynamaktadır.Biz bunların ortasındayız. Haydi, su ortadakileri de oynat!<br />
• Lütfedip su çalıp çagırısın yok mu, en asagı bir nagmesi, gökyüzü sufîsini döndürüp oynatmaya baslatır.<br />
• Kosa kosa sarkılar söyleyerek, güzel kokular yayarak gelen, ilkbahar rüzgarı soguk havaları kovar, dünyayı<br />
neselendirir, güldürür.<br />
• Onun getirdigi sevgi havası ile bir çok yılanlar birbirine yar olur. Gül dikenle barısır, dost olur. Allah´ın lütfu, ihsanı<br />
bahçeyi güllerle, çiçeklerle süsler ihtisamlı bir padisah haline getirir.<br />
• Her an bahçeden, elçi gibi bir hos koku gelir de; "Ne duruyorsunuz, ılkbahar geldi, dostları bahçeye çagırın!" diye<br />
seslenir.<br />
• Bahçe, içten içe yürür gider, yol alır da sana der ki: "Sen de, içten içe yol al Sen de içine in, in de canına can<br />
gelsin!<br />
• Zamanı gelince, gonca açılır, selvi agacına süsenin sırrını söyler. Lale de sögüt agacı ile erguvana müjdeli haberler<br />
verir.<br />
• Her fidanın sırrı dipten bas verir, yücelir. Göklere dogru yükselen, boy mi´rac eden agaçlar, sanki bahçelerde<br />
göklere merdivenler koymustur Duygulu insanları mi´raca davet etmektedirler.<br />
•Kuslar ve bülbüller dallara konmuslar da bekçilik ederler. Bu bekçilerin ,maası da Allah´ın gizli hazinesinden verilir.<br />
•Su yapraklar dillere, meyveler de gönüllere benzerler. Gönüller yüz gösterince diller çözülür de, ask hakkında<br />
anlamlı sözler söylerler.<br />
74. Sen, kokuya, renge takılıp kalmıssın, onların esiri olmussun.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatiin, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c.I, 165)<br />
• Seher vakti içtigin sarap, sana tesir etmediyse, ben sana baska türlü bir sarap vereyim; onu iç. Benim sarabım<br />
gerçekten de acayip bir saraptır. Bir kıyamet gibidir. însanı diriltir.<br />
•Daha ilk kadehi içer içmez, nereleri gezersin Neler görürsün Neler..îkıncı kadehten Allah´a sıgınırız. Üçüncü<br />
kadehi içince ne olacagını söyleyemem.<br />
• Ne gam kalır, ne is güç kalır. Herkes yerlere yıkılır, ondan sonra da sizi alırlar, nereye çeker götürürler, Allah bilir!<br />
•Sen kokuya, renge takılıp kalmıssın. Onların esiri olmussun; tasa, tastaki resme benziyorsun Su tasın kalbinden,<br />
kaynak suyu gibi kayna da, fıskırarak çık.<br />
•Hele ey kerem sahibi saki! 0 kırmızı sarabı sun da öyle bir hale geleyim ki,cekinmeden korkmadan senden, senin<br />
güzelliginden bahsedeyim.<br />
•O büyük kadehi bana, kendi kuluna sun da, onun mahmurluguyla nasıl basımı, yukarılara daldırmısım, seyret!<br />
•Ötelerden beni bir lrmak edib akıttıgın yere bakıyorum. Zaten, o ırmak, denizden akıp gelmisti. Simdi de geldigi<br />
yere; denize dogru akıyor.<br />
75. Aklını basına al da sen can ile arkadas ol!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îliin, Fa´ilün<br />
(c.I, 288)<br />
• Dostu dosta götüreni, melekleri gökyüzünden yeryüzüne indireni getir!<br />
• Her gece, Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi Mi´raca çıkmak için ask buragına eger vuranı getir!<br />
• Aklını basına al da, sen canla arkadas ol, onunla düs kalk, onun huzurunda otur! Çünkü her oturusta, biraz daha<br />
onun huylannı, sıfatlarını elde edersin.<br />
• Sakisi rüh olan sonsuzluk ask sarabını alır çekersin, çekince de kendinden geçersin, öyle bir hal alırsın ki,<br />
• Hakk yolu yolcusuna; "Git de canla oynama huyunu pervaneden ögren!" dersin. Çünkü o, seni din mumunun<br />
atesine çagırmaktadır.<br />
" Seyh Sa´di hazretlerinin su kıt´ası hatıra geldi:<br />
"Ey bülbül askı pervaneden ögren! Yandı, can verdi de sesi çıkmadı. Benlik pesınde bu sahte asıklar, Allah´ı istemekten<br />
habersizdirler. Çünkü ona kasusup haberi olanlardan da bir haber gelmedi."<br />
• Allah´ın vahyi geldi. Can kulagınızı açın da onu duyun. Çünkü mana kulagı açık olan kisiye, Allah hakîkati gören<br />
göz ihsan eder.<br />
•Dostun gönle gelen hayali sana bulusma müjdesini verir. 0 hayal, o zan seni alır: yakîne, tam inanca çeker<br />
götürür.<br />
•Sen düstügün süphe kuyusunda Yüsuf gibisin. Dostun hayali de sanki bir iptir sen o ipe sıkıca tutunup çıkarsan<br />
kendini yücelerde, göklerin üstünde bulursun.<br />
•Bulusma günü aklın basında kalabilirse sana der ki; "Ben, sana nefsanî arzularını ayak altına al!" dememis<br />
miydim îste dedigim gibi oldu; nefsi terk ettin de dostu buldun.<br />
• Eger sen, insan gibi yasarsan, dogru bir kisi olursan, can bulusma evine girer. Eger egri bir kisiysen, seni<br />
atlaslara, giyinmeye, kusanmaya çeker götürür.<br />
• Dünya hayatında basına gelen belalara, cefa dikenlerine katlan! Çünkü çektigin acılar, sıkıntılar seni dikenlerden<br />
alır da güllere kavusturur. Reyhanların, yaseminlerin bulundugu bahçeye çeker götürür.<br />
•Dost ugruna düsmanların lanetini, hakaretini, küfürlerini serbet gibi iç! Çünkü bu lanetler, hakaretler, küfürler,<br />
seni lütuflara, senalara, aferinlere manevî derecelere ulastırır.<br />
"Esref oglu Rümî hazretleri de söyle buyurmus:<br />
"Esrefoglu Rumî yari sevenlerin budur karı,<br />
0l dost için aguları seker gibi yutmak gerek."<br />
76. Deniz kenarına git de, denize;<br />
"Ey deniz, cosma, dalgalanma!" de, deniz seni dinler mi<br />
Mefa´îlün, Fa´ilatiin, Mefa´îliin, Fa´ilün<br />
(c.I, 227)<br />
• Temiz canına yemin ederim ki; ben sabredemiyorum. Sensiz yapamıyorum. Ey azîz dost, ey cömertlik, ihsan ve<br />
vefa madeni, artık gel!<br />
• Sabrın yeri mi var Sabır nedir ki: Sabır Kaf dagı da olsa, ayrılık günesi ile erir yok olur gider.<br />
• 9ster bana inan, ister inanma da; "îs böyle degil!" de! Vefanın tertemiz üzerine yemin ederim ki: "Ben senin<br />
askında vefalıyım."<br />
• Eger sana karsı duydugum derin sevgi hakkında çok konustumsa, sözüm uzayıp gittiyse beni kınamayın; belki<br />
halimi anlarsınız, insafa gelirsiniz, acırsınız diye söylenip duruyorum.<br />
• Benim içimde sevgi tenceresini kaynatan bir harlı ates var ki; o ates, gökyüzüne düsse, gökyüzünün tavanını bile<br />
yakar, delik desik eder, çökertir.<br />
• Gökyüzü tavanına, yüzyıllardan beri, günesten ve onun atesinden bir zarar gelmemistir, günes onu<br />
karartmamıstır. Ama, gök benim atesime dayanamaz.<br />
• Dertli varlıgımdan öyle bir kan ırmagı akmaktadır ki, onun nereden nereye aktıgından benim bile haberim yok.<br />
• Irmaga; "Ey ırmak akma!" mı diyeyim Onunla nasıl basa çıkılır Haydi, sen deniz kenarına git de, denize; "Ey<br />
deniz, cosma, dalgalanma, köpürme!" de;deniz seni dinler mi<br />
77. Dilerim, sevgilinin bana verdiği gamın biri, bin olsun!<br />
Fe´ilat, Fa´ilatün, Fe´ilat, Fa´ilatiin<br />
(c. 1, 166)<br />
• 0 bir çimendir. Kıyamete kadar onun gülleri açılsın, solmasın. 0 bır essiz güzeldir. îki dünya da onun yüzüne feda<br />
olsun.<br />
• Güzellerin emîri, sabahleyin erkenden salına salına ava çıkıyor. Onun bakıslarının oklarına gönlümüz av olsun.<br />
• Her an, onun güzel gözlerinden, benim iki gözüme bilsen ne haberler geliyor Gözlerim, onun haberleri ile<br />
aydınlatılsın, mahmurlastıkça mahmurlassın."<br />
•Ben Onu görünce zahitlik kapısını kırdım. Günah islemeye karar verdim. 0 bana inkisarda bulundu da; "Git!" dedi.<br />
Dilerim zamanın kararsızlıkla geçsin:<br />
•Onun duası kabul edildi. Ben bir sevgiliye düstüm, simdi bende ne karar kaldı. ne gönül! Sevgili, bizim kanımıza<br />
susamıs, Allah yardımcısı olsun.<br />
•Bizim bedenimiz, aya benziyor, ask yüzünden eriyor, tükeniyor. Gönlümüzde sanki zührenin çengi, teli kopsun da<br />
takılmasın.<br />
•Sen ayın eriyisine, tükenisine bakma, darılma. Sen sevgilinin bize verdiği gamın tatlılıgına bak! Dilerim bana<br />
verdiği gamın biri, bin olsun!<br />
78. Ask benden dogmadı, ask beni dogurdu. Ben askın çocuguyum.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îliin, Fa´ilün<br />
(c.I, 220)<br />
•Seher vakti herkes uykuda iken, mutluluk geldi, beni üç defa öptü. Allahın lutfuna ve inayetine erdim. Bu seher<br />
vakti kutlu olsun, mübarek olsun.<br />
•Ey gönül hatırındamı Dün gece rüyada ne görmüstün Ne görmüstün ki, , bu seher vakti mutluluk geldi. bana bir<br />
kapı açtı.<br />
•Yoksa rüyada sunumu görmüstün: Ay göklerden yeryüzüne inmis gelmis, yücelere, gökyüzünün üstüne çıkarıp<br />
bırakmıs.<br />
• Gönlü, onun yolunda, onun ayaklarının altına harap, perîsan bir halde yıkılmıs gördüm. îste su an basıma bu<br />
mutluluk geldi.<br />
• "Ben çok mutluyum, ben çok mutluyum!" diye sarkı söylemekteyirn.<br />
• Ask ile gönlümün arasında çok hadiseler var. Çok isler var. Simdi azar onların hepsi de hatırıma geldi.<br />
• Zahirde ask benden dogmus görünüyorsa da, sen buna inanma, isin hakati söyle ki: Ask benden dogmadı, ask<br />
beni dogurdu. Ben askın çocuguyum.<br />
• Ey sıfatları açıkta olan, görünen, zatı can gibi gizli olan Allah´ım! Senin zatına yemin ederim ki, benim bütün<br />
dilegim, arzum, bütün istegim, ancak sensin, ben seni seviyorum, seni istiyorum, baskasını degil!<br />
• Senden daima, bana gizli iltifatlar, gizli öpücükler gelmede, fakat ben, et ve kemikten bir yıgın olan su beden<br />
perdesinin ötesindeyim. Beni kim öpüyor kendini bana kim öptürüyor Bu halleri göremiyorum, bilemiyorum.<br />
• Allah´ım, bana acımaktan vazgeçme, yoksa, yokluga düserim de; "Aman bana yardım edin, fena haldeyim!" diye<br />
feryada baslarım.<br />
• Fakat, sevgilim, bana lütuflarda bulunmasa, öpücük vermese de, bana hakaret etse de, sevse de sikayetçi<br />
degilim. Ben yine memnunum, yine hosum, mutluyum. Efendim ile benim aramda hadiseler var. Beni öper de, söver de,<br />
kim ne karısır .. Kime ne<br />
79. Çevrene uy!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatiln, Fe´ilatiin, Fe´ilün ,]<br />
•Topallaya topallaya yürü! Çünkü bu yolda yürüyenlerin hepsi de topal.Ayagına bir bez sar da egri bügrü, basını<br />
titrete titrete, ayagını sürüye sürüye yol al<br />
•Ay yüzlü gibi güzel birisiysen, yüzüne safran sür, sarart. Güzellıgını sakla!Sayet güzel yüzünü gösterirsen, seni<br />
çekemeyenler çok olur, sopa yersin, paralanırsın.<br />
•Ffendi sen bir çirkin kisi görürsen, aynanı koltugunun altında sakla! Yoksa Aynanın adını kötüye çıkarırsın.<br />
•Aklın basında oldukça uzlas, dost ol, iyi geçinmeye bak! Ama sarhos oldunmu ne olursa olsun, çünkü herkes senin<br />
uygunsuz halini sarhosluga verir.<br />
• 0 söyledigin sözleri bir kere daha söyle, ben onları unuttum. Ey ay yüzlü sevgili, Allah seni selamete ulastırsın!<br />
• Allah seni selamete ulastırsın, bütün günlerin hos geçsin. Ey nefesi ölüleri dirilten, Allah seni selamete ulastırsın!<br />
• Biz, senin güzelliginden bir sey dilenmek için çok uzaklardan gelmisiz. Ay nurlu yüzünden nurlar saçar,<br />
cömertliklerde bulunur. Onun adeti böyledir. Sen de, bir ay yüzlüsün; yüzünün nurundan Allah rızası için bize de ver.<br />
" Mevlana, Dîvan-ı Kebîrinm baska bir yerinde de söyle der:<br />
Biz sufiler senin mahallene geldik, sana geldik, Allah rızası için yüzünün güzelliginden bize azıcık bir sey ver<br />
sususuz senin ırmagından baska bir yerde tatlı su yok. Bidonları da, testilerimizi de beraber getirdik." (Dîvan-ı,Kebir:<br />
2230)<br />
• Sevgilim, gökteki ay benim duamı duydu da, senin ay yüzüne karsı ellerini açtı. Senden nür istiyor. Bana da; "El<br />
aç, nür iste!" demeye basladı.<br />
• Ey Allah´ım, günes de, ay da, gökler de, manalar da, akıllar da bize göre yücedir, degerlidir, zengindir. Fakat,<br />
senin karsısında hepsi de fakir ve yoksuldurlar.<br />
80. Bulusma günü için kendine çekidüzen ver!<br />
Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c.I, 246)<br />
• Bu dünyada yaptıgımız islerden ötürü, gönlümüzde yüzlerce davul çalınıyor, kıyametler kopuyor. Yarın, yani<br />
ölünce davulların gümbürtülerini duyacagız.<br />
• Bugün gaflet, kulagımıza pamuk dolmus, onu tıkamıs; göze de, hakîkati göstertermeyen kıl kesilmistir. Bu<br />
yüzden, biz, sevda vesvesesine kapılmıs ve yarının gamı ile, endisesi ile çırpınıp duruyoruz.<br />
• Hallac-ı Mansur gibi, safa ehli gibi, sen de, hakîkati duyurmayan gaflet muguna ask atesi düsür, onu yak da,<br />
sagırlıktan kurtul.<br />
• Ask ile bulusma zamanı yakınlastı, bu sebeple kendine çekidüzen ver,bulusma günü için güzelles!<br />
• Bizim ölümüz, her ne kadar sana matem olursa da, aslında, hakla bulusma vakti oldugu için, bizim en neseli, en<br />
mutlu zamanımızdır.<br />
• Çünkü bu dünya, bizim zindanımızdır. Zindanın harap olusu, yıkılısı, zindandakileri sevindirir. Yani bizim<br />
bedenimiz, ruhumuz için bir zindan kesilmistir. Ölüm, bedeni yıkınca, topraga düsürünce, ruh zindandan kurtulaçak,<br />
Hakk´a kavusacaktır.<br />
• Aklını basına al da, fanî olan bu dünya zindanında kimsede vefa arama!bu dünyanın vefası bile vefasızdır!<br />
81. Ey vefalı kisi, bizden, benden vazgeç!<br />
Fa´iiatiin, Fa´ilatün, Fa´ilün<br />
(c.I, 251)<br />
•Ey vefalı kisi, gel, gel, daha yakına gel! Beni, benligi, bizi, bizligi bırak! Çabuk, vakit geçirmeden gel!<br />
•Gel daha yakın gel! Biz´den, ben´den vazgeç, gel, gel. Sen´lik ve biz´lik yok oluncaya kadar gel. Ne "sen" kalasın,<br />
ne de "biz" kalalım!<br />
• Kibri ve kendini begenmeyi bırak da, yere göge sıgmayan o büyükler büyügüne gönlünde yer ver!<br />
• Cenab-ı Hakk, ezel aleminde "Ben sizin Rabbiniz degil miyim" diye buyurdu. Sen de ona; "Evet, Rabbimiz<br />
sensin!" diye cevap verdin.<br />
• Evet sözün sükrü nedir Yani o emri nasıl yerine getireceksin Bu dünyada, sikayet etmeden, Hakk´tan gelen<br />
belalara, ıstıraplara sabretmektir. Ses çıkarmamaktır.<br />
"burada 7 ci araf suresinin 172. ayetine isaret var. Arapça "Evet" kelimesi, ses olarakıstırap sesini verdiği için<br />
Mevlana eski edebiyatta sık sık yapılan "tevriye sanatını hatırlatmaktadır.<br />
• Bela´nın bir sırrı da; ben fakr, yokluk dergahının kapısmı çalıyorum demektir.<br />
• Sen, kendinden kurtul, benliginden temizlen, toprak ol, ayak altına seril de topragından otlar bitsin. Ot gibi benligi<br />
üstünden atar, kurursan hos bir sekilde ask atesine yanarsın.<br />
• Senin yanısınla meydana gelen kül, toprak, kimya gibi dertlere deva olur.<br />
• Illetlerle, nefsanî arzularla dolu olan hayvanî rühunu ona ver de sonsuz olan, hos olan insanî rühu elde et!<br />
82. Garip olan rüh, mekansızlık aleminin özlemini çeker.<br />
Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefil, Müstef´ilün<br />
(c. I, 26)<br />
•Her an gökyüzünden gönüllere gizli olarak söyle vahiyler gelmede: "Ne zamana kadar, tortu gibi yeryüzünde<br />
çöküp kalacaksınız Göge yükselin, göge yükselin!"<br />
• Ancak tembel olanlar, agır canlılar sarap tortusu gibi dibe çökerler. Tortudan kendini kurtaran, arınan, temizlenen<br />
ise küpün üstüne çıkar.<br />
• Hemen balçıgı, çamuru karıstırma! Suyunıı bulandırma da arınsın. Tortun aydınlansın ve derdine derman<br />
bulunsun.<br />
•9nsanda su´le gibi bir can var. Fakat onun dumanı, nurıından daha fazla. Duman haddini asınca, fazla olunca,<br />
gönül evinde bulunan Hakk ısıgını göstermez olur.<br />
• Eser, gönül evindeki dumanı azaltırsan yani günah kiılerinden arınırsan, senin nürun ile her iki dünya da, bu<br />
dünya da, öteki dünya da aydınlanır.<br />
• Bulanık bir suya bakarsan, orada ne ay görebilirsin, ne de gök! Hava kararınca günes de gizlenir, ay da!<br />
• Güney rüzgarı esince, havayı tertemiz eder. Bu yüzdendir ki, sabahın erken saatlerinde seher yeli eser. Adeta<br />
dünyayı cilalar, parlatır.<br />
• Alıp verdigimiz nefes de gönüldeki sıkıntıyı, derdi temizler, arıtır, adeta insanın içini cilalar. însan bir an bile nefes<br />
alıp veremezse, varlıgına yokluk gelir çatar.<br />
•Bu dünyada garip olan rüh, mekansızlık aleminin özlemini çeker. Hayvan nefis ise bilmem ki, ne diye su dünya<br />
otlagında otlar durur Geldigi yeri unuturda dünya nimetleri için çırpınır durur.<br />
83. Allah´ım canı yarattın ama ona cefalar verdin!<br />
Müstef´´ilüıı. Müstef´ilün. Müstef´´ilün. Mıistef´´ilün<br />
(c,1,28)<br />
• Ey bedenimizin padisahı; ey bize acı(Zeker), bizi neselendiren, güldüren aziz varlık! Ey gözlerimize görüs kabiliyeti<br />
veren, ey can gözümüze tutya çeken, parlatan Rabbimiz!<br />
• Canı parlattın ama ona cefalar verdin, onu deliye, divaneye çevirdin. Bazen onu yalnızlıga asık ettin. Bazen, bir<br />
güzel yüzlünün pesinde kostuıdun, üryan düsürdün.<br />
• Bazen top olduk, çögeninin egri ucuna uyduk, onun önünde bası dönmüs bir top gibi kah neseye, eglence yerine,<br />
kah belaya, cefaya, derde, ıstıraba dogru yuvarlandık durduk.<br />
• Bazen gaflet uykusuna daldırırsın, bazen sebeplere dogıu sürersin, bazen de yoklıık çölünde bizi süründürürsün.<br />
• Bazen yüksek mevkî, altın taç sevdasına düsürürsün. Bazen de tutar basına topraklar saçarsın. Bazen kendini<br />
kayzer, padisah sanır, bazen de yoksullar gıbi yamalı hırkalara bürünür.<br />
• Kah diken olur, kah gül! Bazen sirke olur, bazen sarap; kah davulcu olur. davul çalar, kah davul olur, tokmaklar<br />
yer.<br />
• Bazen acaip bir agaç gibi elma verir, bazen kabak yetistirir. Bazen zehir verir bazen sükür; bazen dert verir,<br />
bazen derman.<br />
• Hayat ne acaip bir ırmaktır ki, bazen su olur, bazen kan; bazen la´l renkli sarap kesilir, bazen süt; bazen de<br />
sifalar veren bal.<br />
• Bazen çesitli renklerden sıyrılır. Hz. îsa´nın küpüne girer, bir renge bürünür böylece bazen "Allah´ın boyası"<br />
meydana çıkar. "Allah diledigini vapar<br />
"Hz. 9sa´nın bir küpü varmıs. oraya atılan kumaslar çesilli renklerde de olsa tek renk olarak çıkarmıs. Bu "Allah<br />
boyası"dır. Allah´ın takdirine uymayı ifade eder. Bu beytte 2. Bakara suresinin138 çi ayetine isaret edilmektedir"<br />
.<br />
84. Benim canım mana helvası istiyor.<br />
MefS´îlün, Mefa´îliin, Fe´ulün<br />
(c. I, 106)<br />
• Canım mana helvası istiyor, helva! Helva vadini yarına bırakma!<br />
• Bu mana helvası ne de güzel, sıcak, hos; onun kokusu her an yücelerden ötelerden geliyor.<br />
• Sen bu mana helvasını agızla yiyemezsin, bu sebeple, incir gibi agzını kapa da, o nefis hos kokulu, sıcak helvayı<br />
gönülden ye; ona dudaklarını, elini degdirme.<br />
• Bu helva, dünyada yapılan helvalardan degildir. 0 taraftandır. Onu görünmez el pisirmistir. 0 eldendir. 0 helva, o<br />
görünmez alemde süt içti, hurma yedi de tatlılastı. Bu yüzden o, ötelerin helvası oldu.<br />
• Biz hepimiz Akl-ı Küll´ün ogullarıyız. Bu sebepten de ötelerden "Ey babasının canı!" diye sesler gelip durmadadır.<br />
"Akl-ı Küll", Allah´ın kudretinden, Akl-ı Evvel´den yani ulühiyyet mertebesinden evvel ortaya çıkan akıl<br />
mertebesidir. "Ars-ı Azam", "Cebrail" Hz. Muhammed´in nüru gıbı, Aklı Küll´ün, Akl-ı Evvel´den sonra gelen bir mertebe<br />
oldugunu bilmek gerek. Çünkü, "Allah´ın ilk yarattıgı sey akıldır." hadîsi ile Akl-ı Evvel´e isaret vardır. Arifler, bütün bu<br />
meıtebeleri, Kur´aıı ve hadîslerden yararlanarak, biz aciz insanlara Cenab-ı Hakk´a dair bilgiler vermeye çalısmaktadırlar.<br />
Sinasi merhumun dedigi gibi:<br />
"Akıl biliyor ki, var bir Allah,<br />
Mahiyeti anlasılmıyor, ah!"<br />
85. Dudagını her öpüse verme onu kirletme.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlii, Fe´ülün<br />
(c.1, 96)<br />
• Sevgilinin dudagından anlatılamaz zevkler duyarak mest olmak istiyorsan, dudagını her öpüse verme, kirlenme,<br />
her yemege onu bulastırma!<br />
• Bövle yap da senin dudagından baskasının kokusu gelmesin; o dudaklar yalnız ve yalnız ask kesilsin. Lekesiz;<br />
hiçbir dudaga dokunmamıs, tertemiz kalsın da essiz bir hale gelsin.<br />
• Sunu iyi bil ve ibret gözü ile bak da gör ki: kadîm olan, evveline evvel olmayan Allah´ın nürundan baska ne varsa<br />
hepsi de bir mezbelede, yani pislik dolu bir yerde bulunan kokmus pislikten ibarettir.<br />
• Sen, manen kirlenip pislik olunca, kutsallıgın, takdîsin üstünlügünü, manevî tadını ne bilirsin Aklını basına al!<br />
Pislik olmaktan kurtul, temizlen de kutluluk, yücelik tarafına git!<br />
• Hz. Musa, Firavun´un nimetinden elini çekti. Agzını yıkadı da Allah ona nürlu el ve kerem denizini bagısladı.<br />
• Kendine gel, gözünü kapa ki, o göz, pek kıskançtır. Aklını basına al, madeni bos tut ki, senin için hazırlanmıs bir<br />
mana yemegi var!<br />
86. Gaflet pamugunu kulagından çıkar, ask gözünü aç!<br />
(Bu gazel bir yazma nüshadan alındı.)<br />
• Varlık, benlik karanlıklanndan bir adım bile dısarı atsan, kendini kurtarsan yokluk ab-ı hayatını içer, yüzlerce Hızır<br />
gibi sonsuzluga kavusursun.<br />
• Adım adım yürü, manevî pisliklerini, günahlarını üstünden at, ve asıkcasına bir hamle yap da mekansızhk alemine<br />
gel!<br />
• Eger sen benlikden kurtulur, benligini yok edersen, benliksiz olursan ona kavusursun; o zaman sen bir dertken<br />
deva olursun da, bütün yaralara merhem kesilirsin.<br />
• Kamıs, sekerle dolu olursa, ses vermez; eger sen kamıs degil isen; içini kötü duygulardan, benlikden temizlemis,<br />
bosaltmıs isen, dudagını, ney çalanın du-agına korsun. Manevî sekerler çignersin.<br />
• Her iki dünyadan gönlünü çekmis, kurtarmıssan, bu cihanın isteklerinden vazgeçmissen, kendi benligini de,<br />
varlıgını da yok etmissindir.<br />
• Her iki dünyada da yönelecek kıbleyi arıyorsan, sana söyleyeyim, haber vereyim Semseddin´in varlıgı, Safa ile<br />
Merve arasında bulunan bir kıbledir.<br />
87. Nürlu gözlere kul köle ol!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe-lün<br />
(c.I, 217)<br />
• Sen ne iyi bahtlı, ne talihli kisisin ki, Allah; "Gel gel mutlulukla, gir içeri senin için kurtulus kapısı açıldı." diye<br />
seslenir.<br />
• Güzel renklerle, hos kokularla açılıp saçılan gül neden gülüyor Söyleyeyim: "Bahar mevsimi yüzünden onun<br />
duası kabul edildi de onun için gü lüyor.<br />
• Gül, mana Yusufunun kokusunu aldı da, o yüzden gömleginin yakasını yırttı, agzını açdı gülmeye; "Hey hey<br />
müjdemi isterim, müjdemi isterim!" demeye basladı.<br />
• Herkes; bütün alem biliyor ki: Kainatın yaradılısının manası odur. 0 halde adlar manadan baska nereye gidebilir<br />
Bütün adlar, onundur.<br />
• Cenab-ı Hakk; "Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi istedim." diye buyurdugu için ad mananın mazharı oldu. Onun<br />
için kalp gözleri açık olan arifler, mana üzerinde dururlar da, adlara önem vermezler. Gölgeyi degil, gölge düsüreni<br />
düsünürler.<br />
"Davud (a.s.): "Ya Rabbî insanlan ne için yarattın " diye Cenab-ı Hakk´a niyazda bulundu. Bunun Bunun üzerine<br />
Cenab-ı Hakk buyurdu ki: "Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi sevdim, istedim, beni bilmeleri için insanları yarattım." Bu<br />
bir kudsî hadîsdir. Sufîler bu hadîs iizerinde Çok dururlar. Bu konuda Bursalı Ismail Hakkı hazretlerinin Gizli Hazine diye<br />
küçük bir kitabı da vardır.<br />
• Asası olmasa da, eli parıl parıl parlamasa da Harun irfanı ile Kelîm´i yani Hz. Müsa´yı tanıdı, bildi.<br />
• "Allah göklerin ve yerlerin nürudur." diye buyurdu. Kendisine nür adını taktı. Gözü de nurdan yarattı. Bu sebeple<br />
nurlu gözlere, kul ol, köle ol!<br />
"Allah göklerin ve yeryüzünün nürudur." (Nür Suresi, 24/35.)<br />
88. Sevdaya doymus asık var mıdır<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. 1, 64)<br />
• Sen, bu sevdaya doymus hiçbir asık gördün mü îçinde bulundugu, yüzüp durdugu denize doymus balık gördün<br />
mü<br />
• Sen hiç bir nakıs, hiç bir resinti gördün mü ki kendisini nakseden kisiden yahut ressamdan kaçsın Sen hiç bir<br />
Varlık gördün mü ki gönlünü verdiği Azra´dan uzaklassın<br />
"Varnık ve Azra, Leyla ve Mecnun gibi birbirini seven asıktır."<br />
• Asık ayrılıga düserse manası olmayan bir ada döner. Fakat aslında manada bir sevgili gibi adlara takılıp kalmaz.<br />
• Sevgilim bu dünyada sensiz yasamak, ıstırab çekmektir, azaba düsmektir., Bu yüzden dilerim ki canım bir an bile<br />
sensiz kalmasın. Senin tatlı canına yemin ederim ki, sensiz can bize iskencedir, beladır.<br />
• Senin güzel hayalin öyle bir sultandır ki, Hz. Süleyman´ın Mescid-i Aksa´ya gelisi gibi salına salına gönüle gelir.<br />
" Mescid-i Aksa, Kudüs´te Hz. Süleyman´ın yaptırdıgı meshur mabettir.<br />
• Asıgın gönlünde binlerce mes´ale yanar. Bütün mescit apaydın olur.1 Rıdvanla, hürilerle dolu bir cennet halini alır.<br />
" Rıdvan, cennet kapıcısı olan güzel melek."<br />
89. Basan için çalısmak, ugrasmak gerek.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´îlün<br />
(c.1, 214)<br />
• Eger agaç hareket etseydi, yani bir yerden baska bir yere gidebilseydi, ne testere eziyetini çeker, ne de çesitli<br />
islerde, çesitli yerlerde kesilir, biçilir, cefalar çeker, yaralanır, berelenirdi.<br />
• Eger günes ve ay, dönüp durmasalardı, sagır kayalar gibi oldukları yerde durabilselerdi, ne günes ısıklar saçarak<br />
dünyayı aydınlatır, ne de ay ısıgı geceleri hos bir sekilde nurlar saçardı.<br />
• Fırat, Dicle ve Ceyhun nehirleri akıp durmasalardı; deniz gibi bir yert takılıp hareketsiz kalsalardı, kokarlar ve<br />
acırlardı.<br />
• Deniz suyu yolculuga çıktı. Önce buhar halinde havaya yükseldi, orada bulut oldu. Acılıktan kurtuldu, helvaya<br />
döndü.<br />
• Bak da gör, Yusuf (a.s.) babasının kucagından ayrıldı. Yolculuga çıktı. Ta Mısır´a kadar gitti de orada essiz bir<br />
makama ulastı.<br />
, Sunu da gör ki: Ahmed (s.a.v.) Mekke´yi bıraktı, Medine´ye hicret etti;sonra ordu çekti, gelip Mekke´yi zabtetti.<br />
• Hz. Muhammed mi´rac gecesi Burak´a bindi, yola çıktı. Hakk´a manen yaklastı, yakınlastı, aralarında iki yay kadar<br />
bir yakınlık kaldı, hatta daha da yakına vardı, makamını buldu.<br />
• Usanmasaydın, bıkmasaydın dünyadaki misafirleri, yola düsmüs yolculuga çıkmıs erleri birer birer, ikiser ikiser,<br />
üçer üçer sayardım.<br />
• Birazını gösterdim, birkaçını saydım. Geri kalanını sen bil, sen ögren. Kendi huyundan, Hakk´ın huyuna ulas!<br />
"Bu siirde Mevlana miskince bir yerde oturup kalmamayı; çalısıp çabalamayı, ugrasıp bir kelıme ile, dinamik olmayı<br />
tavsiye buyuruyor"<br />
90. Ne ekmek ver, ne huzur ver, ne de uyku;ben yalnız seni istiyorum<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c.1, 33)<br />
• Ey saki ask sarabını fazlasıyla sun da, korku da kaybolsun, rica ve ümit de. Düsüncenin de boynunu vur! Onunla<br />
hiç bir ilgimiz kalmasın, zaten o nerede, biz neredeyiz<br />
•Ey asıkın susuzluguna bizim gibi yüzbinlerce insanın feda oldugu üstün varlık, bana ne su ver, ne ekmek ver, ne<br />
huzur ver, ne uyku ver! Ben yalnız seni istiyorum.<br />
•Bu gün senin misafirinim´ senln askınla perisan olmusum. Bu haber bütün sehre yayıldı her yer bu haberle doldu.<br />
Bugün mana sarabının içildigi gün;haydi geliniz.<br />
•Demir kırıntıları mıknatısa dogru nasıl kosarlarsa, dünyanın bütün hayalleri, onun hayaline dogru kosmaga basladı.<br />
• Dünya Tur dagına döndü. Her zerresi tecelliye mazhar olarak aydınlatmaya, basladı. Rüh da Hz. Müsa gibi tecellî<br />
karsısında aklını kaybetti, kendinden* geçti.<br />
• Kalbine ask atesi düsen her varlık, aslına kavusmak için çırpınmada, dönüp durmaktadır. Aslının aslı ile bulusmak<br />
için yokluk da apasikar el çırpmadadır.<br />
• Her ot yesermis, güzel, hos bir halde gülümsüyor. Her zerre; "Sabır sıkıntı´nın anahtarıdır!" "Sükür de Allah´tan<br />
razı olmanın anahtarıdır!" diye naralan atmaktadır.<br />
91. Gönül sıfatı elde ettinse, gönül gibi ayaksız bassız gel!<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatun, Fa´ilün<br />
(c. I, 188)<br />
• Eger sen, öd agacıysan buhurdana gel; seni damdan atarlarsa, kapıdan düs içeriye gir!<br />
• Madem ki sen bir Yüsufsun, kuyuya atılmaktan, zindana sokulmaktan kurtulamazsın. Sen kahır zehrini seker say!<br />
• "Allahuekber" diyorsun, bu bir adettir, bu bir resmî söyleyisdir. Gönülder söyleyis degildir. Eger sen "Ekber"<br />
dedigin o büyükler büyügünün kuluysan bu büyüklere yakısır sekilde gel! Kendine çeki düzen ver!<br />
• Köpekler de nasıl içer kızıl sarabı Arslansan kızıl sarap gibi gel!<br />
• Ne diye altın arıyorsun Kendi bakırını altın et! Altın olmuyorsa gel o gümüs bedenliye!<br />
• Zenginlerin gözleri kupkuru. Fakirlerin ise nemli. Ey asık! Sen kupkuru degil, nemli de degil; iki sekle de bürünme<br />
de öyle gel!<br />
• Melek sıfatlarına mahremsen, melek gibi erkeklikden de, disilikten de mü nezzeh ol da öyle gel!<br />
• Yolculukta gönül sıfatını elde ettinse, gönül gibi ayaksız gel, bassız gel!<br />
92. Burada gizli birisi var, kendini yalnız sanma!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´uliin<br />
(c.1, 188)<br />
• Burada gizli birisi var. Kendini yalnız sanma! Onun kulagı pek hassastır, keskindir. Sakın kötü sözler söyleme!<br />
• 0 peri senin gönlünün çesmesine baglamp kalmıstır. Senin bütün düsüncelerin, hayaline gelen her suret, her sekil<br />
hep o perinin eseridir; o periden gelmektedir.<br />
• Nerede çesme varsa orası perilerin oturdugu yerdir, perilerin konagıdır. Oraya dikkatle, ihtiyatla gitmek gerek.<br />
• Senin bedeninde bulunan bes duygu çesmesi akıp durdukça, bil ki; gönlünde gizlenen o peri bu bes çesmeyi<br />
ayırmıstır, akıtmıstır.<br />
• Vehmetmek, tasavvurda bulunmak gibi bes tane de iç duygun varya, bil kı; her bes çesme de, meraya dogru,<br />
yararlı olacagı yerlere dogru kosup durmadadır.<br />
"Eskılere göre insanı haricî muhitinden haberdar eden bes duygu vardır ki onlar da; görme, isitrne, koklama,<br />
tatma, bilhassa elle sıcagı sogugu, serti yumusagı anlama duygularıdır. bunlardan baska ayrıca bes tane de iç duygusu,<br />
batinî duygu vardır: Hayal, düsünce, vehme yani olanı, olmayanı anlayıs, zihinde hıfzedis ve ınüsterek duygu. Insan bu<br />
sonuncu duygu ile iç ve dıs duygularını düzenler. (9brahim Hakkı Hazretleri: Maıifetııame, Bulak basımı 1251, s. 204-<br />
205.)<br />
• Her çesmenin yüksekte bulunan iki su sarnıcı vardır. Elli tane de sulara yol veren su yolcusu bulunmaktadır.<br />
Gönlünü paslardan temizlersen, cilalarsan bütün bunlar, sana yüzlerini gösterirler.<br />
• Çesme basında edebe riayet etmezsen, sana perilerden zarar gelir. Çünkü Du çesıt periler, çok hassastır, serttir,<br />
pervasızdır.<br />
93. Bize Hakk yolunda "biz"siz olarak bir yolculuk nasib oldu.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c.I, 128)<br />
• Bize Hakk yolunda "biz"siz olarak bir yolculuk nasip oldu. 0 yolculukta "biz"siz oldugumuz için gönliimüze bir<br />
ferahlık geldi.<br />
• Daima bizden gizlenen o gerçek sevgili, o ay yüzlü güzeller güzeli, orada "biz"siz olarak yanagını yanagımıza<br />
koydu.<br />
• Biz o dostun gamı ile can verdik de onun gamı, bizi, bizden kurtardı, "biz"siz olarak dogurdu.<br />
• Biz her zaman aralıksız sarap içmeden mest olanlardanız. Biz daima "biz"siz olarak neçelenir, manevî zevkler<br />
duyarız.<br />
• Siz sakın bizi yad etmeyin, buna lüzüm yok. Çünkü biz "biz"siz oldugumuzdan kendimiz rüzgar kesilmisiz de her<br />
yerde eser dururuz.<br />
• Biz "biz"siz kalıyoruz da, her zaman sevinç içindeyiz, mutluyuz. Bu sebeple daima "biz"siz olalım, "biz"siz kalalım<br />
diyoruz.<br />
• Kapıların hepsi de yüzümüze kapanmıstı. Biz, bizden kurtulunca, kapıların hepsi de açıldı.<br />
94. Ey dertli zamanımda canımın rahatı olan Allahım!<br />
Müfte´ilıin, Fa´ilat, Müfte´iliin, Fa´ilat<br />
(c.I, 207)<br />
• Ey dertli zamanımda canımın rahatı! Ey yoksulluk açlıgında rühumun hazinesi olan Allahım!<br />
•Vehmin elde edemedigi, anlayısın ve aklın eremedigi güzellikler senden canına ulastıgı için sen benim kıblem<br />
oldun.<br />
• Rabbim! Senin keremin ve lutfun sebebi ile ben aleme nazla bakarım.<br />
• Fanî olan devlet, zenginlik, varlık hiç beni aldatabilir mi<br />
• Allahım! Bitmez, tükenmez cömertliginle bana hesapsız mülkler versen, ne kadar gizli hazinelerin varsa onları<br />
önüme koysan, ben candan secde ederek vüzümü yerlere korum da derim ki:<br />
• "Ey Allahım! Benim için senin askın bütün bunların hepsinden daha degerlidir."<br />
95. Onun ask nagmelerinden yeryüzü cosmus köpürmüstü.<br />
Fa´ilatün, Pa´ilatiin, Fa´ilatiin, Fa´ilat<br />
(c.I, 131)<br />
• Onunla manen bulusmanın özlemi atesi ile yandıgım zaman, ben de Hz.Musa gibi, Tur Dagına gittim. Ne mutlu<br />
bana, ne mutlu!<br />
• Orada esi, benzeri olmayan bir padisah, bir sultanlar sultanı, rühları besleyen, pek latif, cana canlar katan bir<br />
güzeller güzeli gördüm.<br />
• Tur Dagı da, sahra da, çöl de onun yüzünün nüruyla parıl parıl parlamadaydı. Onun güzelligi her tarafı ebedî<br />
cennete çevirmisti.<br />
• Onun ask nagmesinden yeryüzü cosmus köpürmüstü. Gök de ona kavusma sevdasına kapılmıs dönüp duruyordu.<br />
•Akıl almaz yaratma gücüne sahip olan o padisahlar padisahı, yokluga söyler "aktı "Kün" ol verdi de yokluk<br />
canlandı, varlıga kavustu.<br />
• Lütf ve ihsan gölgeleri üstünlük günesi ile birlesince bütün birbirine olan unsurlar bir araya geldiler, birbirleri ile<br />
barıstılar.<br />
• Böylece, askının olgunlugu, merhameti birbirine düsman olan zıtların dost olarak birlesmelerini sagladı.<br />
• Fakat 0, yarattıklarının varlıkları yok olunca da, bir tanesi yüz tane oldıı. Orada var olan bana yok göründü, yok<br />
olan da var.<br />
• Cana benziyen dünyanın ötesinde, onun sevdasına kapılmıs, vefalı varlıkları gördüm; hepsi de tertemizdi, hepsi<br />
de safa içinde idiler.<br />
•Her fidanın sırrı topragın içinden bas kaldınr, yücelere boy atar. Mirac edenler, manen Hakk´ı bulanlar, duygulu ve<br />
imanlı kisiler yerlerde sürüklenmesinler, göklere çıksınlar diye bahçelere merdivenler kurmuslardır.<br />
• Kuslar ve bülbüller dallara konmuslar, bekçilik ederler. Bahçeye kimlerin gelip gittigini gözetlerler. Çünkü bu<br />
bekçilerin maasları Allah´ın hazinesinden verilmektedir.<br />
• Su agaçların yaprakları dillere, dallarda sallanıp duran meyveleri de gönüllere benzerler. Gönüller yüz gösterince<br />
diller çözülür, sözler degerlenir.<br />
96. Kosa kosa gelen bahar rüzgarı dünyayı güldürüyor.<br />
Müstef´ilün, Pe´Olün, Müstef´ilün, Fe´ülün (c.I, 196)<br />
Sevgili bu gece uyuma!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilatiin (c.I, 258)<br />
• Anberler saçan saçlarını çöz, harekete getir! Süfîlerin canlarını raksa sok!<br />
• Kosa kosa sarkılar söyleyerek gelen bahar rüzgarı dünyayı güldürür, körpe otları ayaga kaldırır. ,<br />
• Ötelerden gelen bir haberci gibi her an bagdan latif bir koku duyulur "Haydi dostlar uyanın!" diye sesler gelir.<br />
• Bahçe içten içe kendi sırrını, kendinde bulunan gizli kuvveti sürükler yürür, gider, yol alır da sana der ki: "Ey<br />
insan! Sen de içten içe yol al. Sen sende gizli bulunanı bul, ona dogru yol al da canına can gelsin.<br />
• Bahar rüzgarının oksaması ile gonca uyanır, açılır ve selviye süsenin sırrını söyler. Lale de bos durmaz, sögüt<br />
agacı ile erguvana güzel günlerin müjdesıni verir.<br />
• Ey ay yüzlü güzel! Bir gece olsun Allah askıyla uyumazsan, geceyi ibadetle ıhya edersen, sana sonsuzluk hazinesi<br />
yüzünü gösterir.<br />
• Görünmez bir günes, gayb aleminin günesi geceleyin dogar da seni nürlandırır, ısıtır tutiya yani manevî sürme<br />
gözlerindeki gaflet tozunu siler, gözlerini açar.<br />
• Aklını basına al da bu gece inat et, basını yastıga koyma, yatma da saadetin, anevî mutlulugun sana ne<br />
ihsanlarda, lütuflarda bulunacagını gör!<br />
•Allah gündüzü çalısıp kazanman, rızkını elde etmen için sana ihsan etti. Geceyi de ask için, sevismek için yarattı.<br />
Senin sevismeni, sevgili ile bulusmanı kötü göz görmesin diye de geceyi karanlıklarla perdeledi.<br />
• Halk gece olunca uykuya dalar uyur. Asıklar ise bütün gece Allah´a" yalvarırlar, dua ederler, adeta onunla<br />
söylesirler.<br />
• Cenab-ı Hakk bir geçe Davud(a.s.)´a söyle buyurdu: "Kim bizi sevdigini söyler, asıklık davasına girisir, sonra tutar<br />
bütün gece uyursa, onun sözü de yalandır, davası da yalandır!" Asık olanın gözüne uyku girer mi<br />
• Çünkü asık gönlünün derdini, çektigi acıları sevgilisine söylemek için yalnızlık ister, geceyi bekler, gecenin<br />
karanlıgında gizlenir.<br />
• Aska susamıs olan asık uyusa bile pek az uyur. Susuz kisi derin uykuya dalabilir mi<br />
• 0 azıcık uyusa da rüyasında ya su görür, ya ırmak kenarında dolasır, ya testî görür, yahut da saka (=sucu).<br />
• Ona bütün gece ötelerden; Allah´dan ses gelir durur. Ey zavallı! Kalk da, geceyi bir ganîmet, Allah´ın bir lutfu<br />
olarak gör ve fırsattan yararlan!<br />
97. Seni seven dostların sana yaptıklan iyilikler sana Hakk´ın bir iltifatıdır.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´Oliin<br />
(c.I, 123)<br />
• 0 güzel padisahı, o güzellerin gözünü, çeragmı gördüm.<br />
• 0 gönül dostunu, derdimi dert edinen o canı, o cana canlar katan cihanı gördüm.<br />
• Akla akıl vereni, safaya safa bagıslayan aziz varlıgı gördüm.<br />
• Beni büyüleyen o güzeller güzelini gördügüm için bedenimin her zerresi sevinmis, neselenmis, "Allah´a sükürler<br />
olsun." diyordu. Bu görüsün verdiği manevi zevk ve heyecan anlatılamaz ki!<br />
• Hz. Musa da ansızın agaçtan gelen o nüru görünce sevinmisti de;<br />
• "Artık onu arastırmadan kurtuldum. Allah bana lütfetti de aradıgımı buldum." dedi.<br />
• Hz. Musa agaçtan gelen o göz kamastırıcı nuru görünce, Cenab-ı Hakk; "Ya Müsa, yolculugu bırak ve elindeki<br />
asayı at!"diye buyurdu.<br />
"Gazelde geçen Hz. Musa(a.s.)´ın kıssasında Taha Süresi, 20/10-27. ayetlere isaret vardır.<br />
• Musa yalnız asayı atmadı. Gönlünde bulunan dünyaya ait bütün istekleri de attı. Akrabasını, sevdiklerini, en yakın<br />
dostlannı da gönlünden çıkarıp attı.<br />
• Sonra Müsa´ya; "Ayagına giydigin nalınları da çıkar at!" emri geldi. Böylece ayagından çıkardıgı bir çift nalınla<br />
beraber birçok güzellikleri, zevkleri olan dünya ile ahireti de, dolayısıyla yalnız dünyadaki süsleri, hoslukları degil,<br />
ahirette vadedilen zevkleri de gönlünden çıkardı. Çünkü;<br />
"Yunus Emre hazretleri:<br />
"Cennet cennet dedikleri birkaç evle birkaç huri îsteyene ver anları bana seni gerek seni!"diye buyurrnustu. Alman<br />
mütefekkiri Pichte (1762-1819) de: "Bu dünyada ve öteki dünyada "hedefleri, istekleri zevk olan insanlar çok bayagı<br />
insanlardır." diye yazmıstır.<br />
• Gonül evine Cenab-ı Hakk´dan baskası sıgamaz. Bu hususta peygamberlerin çök hassas davrandıklarını,<br />
kıskançlıklarını ancak gönül bilir.<br />
• Hz. Müsa nüra dogru yaklasırken, Cenab-ı Hakk; "Ya Müsa! Elinde ne var " diye buyurdu. Müsa da; "Yolculukta<br />
isimize yarayan asadır." diye cevap verdi.<br />
• Cenab-ı Hakk buyurdu ki: "Ey Musa! Elindeki asayı at da Allah´ın sasılacak islerinigör!"<br />
• Müsa asayı atınca, asa büyük bir yılan, bir ejderha oldu. Müsa da ejderhayı görünce korktu kaçtı.<br />
• Cenab-ı Hakk; "Korkma! 0 yılanı eline al da onu tekrar asa haline getireyim." diye buyurdu.<br />
• "Dayandıgın, yardımına güvendigin asayı yılan yaparak, sana düsman haline sokmustum. Simdi onu tut da tekrar<br />
asa haline gelsin, düsmanına karsı sana bir yardımcı olsun.<br />
• Böylece seni seven, sıkıntılı zamanlarında sana yardım eden, iyilik seven vefalı dostların iyiliklerinin benim sana<br />
olan gizli bir lütfumdan ibaret oldugunu ve baskasından sana vefa gelmeyecegini bilmeni, anlamanı istedim."<br />
• Ele, ayaga bir dert verince, elin ayagın senin için bir yılan olur.<br />
• Ey el! Bizden baskasının yardımını isteme! Ey ayak! En son gidilecek yerden baska yeri isteme!<br />
• Bizim sana verdigimiz zahmetlerden, sıkıntılardan kaçma, nereye gidersen git, her yerde bir zahmet, bir sıkıntı,<br />
bir dert vardır. Vardır ama o dert, o zah-met seni bir dermana ulastırır.<br />
• Bu dünyada hiçbir kimse yoktur ki, bir dertten kaçsın da; "Kurtuldum!" derken daha beterine ugramasın.<br />
• Seni avlamak için bir tuzak kurmuslardır. Oradaki yeme kapılma, yemden kaç; korku oradadır. Korkuyu sen akla<br />
bırak! Çünkü sevgi korku bilmez.<br />
• Sems-i Tebrizî lütuf buyurdu, fakat gidince lütfu da aldı beraberinde götürdü.<br />
98. Ben canımın minneti altında kalmak istemiyorum.<br />
Çünkü ben artık canla degil askla diriyim.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilım, Mefa´îlün<br />
(c.I, 51)<br />
• Babacıgım, kendini üzüntüye kaptırmıs, hayattan bezmis, usanmıssan sevgilimizin yanına gel! Onun güzelligini<br />
gör de can baharı seni canlandırsın, sana gençlik versin!<br />
• Seher vakti esen rüzgar bana sevgilimin selamının kokusu ile beraber baharımın, bagımın, bahçemin, güllerimin,<br />
meyvelerimin kokusunu da getirdi.<br />
• Güzelligin, güzel yüzün verdiği mestlik acaip anlasılamaz, anlatılamaz bir mestlik. Varlık, ama görülmemis bir<br />
varlık. Sanki devlet, ikbal, güç, kuvvet;"Ne duruyorsunuz, haydi geliniz!" diye feryad edip durmada...<br />
Seyh Sadi hazretleri bir siirinde: Sarabın verdiği mestlik, sarhosluk gece yarısına kadar süer, ama güzel yüzlü bir<br />
sakînin verdiği<br />
kıyamete kadar sürer, demistir.<br />
• Ben canımın minneti altında kalmak istemiyorum. Çünkü ben artık canla degil, ask ile diriyim. Beni ask yasatıyor.<br />
Sevgilimin de yanında bulundugum için pek mutluyum, pek hosum.<br />
• Padisahlar padisahının yüzünü gördügüm için kabıma sıgamıyorum, pek mes´udum. Burası da pek güzel, pek hos;<br />
ben artık bu saraydan baska bir yere gidemem.<br />
• Gönlümüz nese arıyor, manevî zevkler pesinde kosuyor. Aklımız ise bos yere düsüncelere daldıgı için yıkılmıs,<br />
kendinden geçmis, harab olmus bir halde; can sarabının kadehi de elimizde. Allah´ım bu hal ne hos bir hal!<br />
• Ask pesinde kostugumuz için akıl bize darıldı da gitmek istiyorsa gitsin, biz hiç üzülmeyiz. Sen ona de ki: "Ey akıl!<br />
Artık burada durma git!" Gündüz oldu ise varsın olsun. Ey gecesiz, gündüzsüz güzel! Sen gel! Baska sey ıstemiyoruz.<br />
99. Senin güzel yüzünü görünce gül de, gül bahçesi de gülmege basladı.<br />
Mefülü, MefS´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. I, 86)<br />
• Senin güzel yüzünü görünce gül de, gül bahçesi de neselendi, gülmege basladı. Ne olur, bizi de güldür, bizi de<br />
neselendir! Seninle sütle seker gibi kaynasalım.<br />
• Gökyüzü sana asık olmus, kul olmustur da onun için kararsız bir halde dönüp, durmadadır. Kalpleri ölü gibi olan<br />
insanlar da senin güzelligin ile dirildiler. Ey canımın canı, ey sevgili varlık! Sen ne kadar da güzelsin, ne kadar da<br />
hossun. Senin esin, benzerin olamaz; sen çok yasa, var ol!..<br />
• Senin güzellik denizin birdenbire dalgalanır, cosarsa su zavallı dünya incilerle dolar. Gökyüzü ise cennet haline<br />
gelir.<br />
• Sen güzel yüzünü ne tarafa çevirirsen önünde güller biter. Dilerim ki ayagını bastıgın topraklar altın olsun!..<br />
• însanlık hali öfkeye kapılır da acı sözler söylersen, kötü laflar edersen söyle; çekinme! Çünkü senin cefan, safadır.<br />
Cevrin tamamıyla tatlıdır,tamamıyla tattır.<br />
• Ya Rabbî! Sen sevgilime çok uyanık bir gönül ver, uzun saglıklı bir ömür ihsan et; yücelikler lütf et, yüzlerce yıl<br />
yasasın. Ona övünülecek nazlar ver de biz de o nazlarla övünelim.<br />
100. însanı büyüleyen güzel yüzünü gösterince mihnet ordusu, keder ordusu bozguna ugrar.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c.I, 167)<br />
• Askınla perisan ettigin, hasta ettigin zavallının hatırını senden baska kirn rar Ey Hz. îsa gibi hastalara sifa veren,<br />
ölüleri dirilten sevgili; hasta hatırını sormak için gel!<br />
• Gel de "Nasılsın " diye bu hastanın basına elini koy! Onun suçunu aklına getirme, kinini unut!..<br />
• Zaten o kaza ve kaderin cilvesine ugramıs, bela günesi onun basına kılıç vurmus. Sen gel de onun basına ihsan<br />
gölgesi, rıza gölgesi düsür!<br />
• 0 suçludur, kusurludur. Yüzlerce mihnete, yüzlerce eziyete layıktır ama, sana layık olan, sana yakısan sey,<br />
bagıslamaktır, keremde bulunmaktır, lütufta bulunmaktır.<br />
• Ask zevkini vererek, sevmeyi ögrenerek lütuflarda, ihsanlarda bulundugun, yüzlerce manevî sütle, sekerle<br />
besledigin su gönüle, bunca lutuflardan, tatlılıklardan sonra, her nefesde her an cefa zehrini tattırma!<br />
• Ask hastalarına deva sensin, sifa sensin! Çünkü o insanı büyüleyen güzel yüzünü gösterince mihnet ordusu, keder<br />
ordusu bozguna ugrar, kaçar, gider.<br />
• Bütün alem, bütün insanlar bir beden gibidir. Herkesin, herseyin bası da, canı da sensin. Bassız olan kisi, bası<br />
gövdesinden ayrılan kimse, nasıl olur da diri kalır<br />
"Sadî hazretlerinin su beyitleri de ibretle okunmaga deger:<br />
Ademogulları aynı vücudun uzuvları gibidir. Çünkü insanların hepsi aynı cevherden yaradıslardır. Hepsi de ilahî<br />
emaneti tasımaktadırlar. Zaman bir uzva bir dert verirse öbür uzuvlar rahatsız olurlar. Eger sen baska insanların<br />
denlerinden üzülmezsen, sana insan demek yakısmaz.<br />
101. Ey bülbül! Senin sıcak ve sevgi ile dolu olan nefesin bahçe gelinlerinin gıdasıdır<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilün<br />
(c. I, tercî´ 8)<br />
• Ey sarhos bülbül! Allah askına güllerle dolup tasan gül bahçesini gör de, güzel sesini onların hepsine<br />
duyurabilmen için yüksek bir agaç dalını kendine minber edin! Oraya çıkıp ötmege basla!<br />
• Baharın su birkaç gününü ganîmet say! Çünkü güller vefasızdır. Az bir zaman için açarlar, gülerler, etrafa hos<br />
kokular yayarlar. Sonra çabucak çeker giderler.<br />
" Yine Seyh Sadî güllerin ömürlerinin az olduklannı anlatmak için su güzel beyti söylemis:<br />
"9stedim ki gülün .ve lalenin karsısında sarap içeyim. Sürahiden kadehe sarabı dökünceye kadar bahar geçti gitti"<br />
• Nasıl güllerin kokusu peri kızlarının gıdası ise, ey asık bülbül! Senin sıcak sevgi ile dolu nefesin de bahçe<br />
gelinlerinin gıdasıdır. îste bahar mevsimi geldi. Sen de ötmege baslayarak dostlarını yemege çagır!<br />
• Ey gül bahçesinde dolasan sevgili! Senin rühunla benim rühum arasında bir geçmis bir macera vardı. Biz seninle<br />
orada tanısmıstık.<br />
• Bugünkü görüsmemiz, sevismemiz o eski tanısma yüzündendir. Sen onu unuttun, ama bu bir gerçek.<br />
• Aklımızı basımıza alalım da yüzümüzden, bedenimizden ayrılmadan, toprak altına gömülmeden evvel birbirimizin<br />
yüzlerini görelim. Doya doya birbirimizi seyredelim, bu fırsatı kaçırmayalım.<br />
102. Hacdan dönen hacılara hitap!<br />
Meffllü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 199)<br />
« Ey evini, barkını, çolugunu, çocugunu, yasadıgı sehri bırakıp kervanlarla uzun bir yolculugu göze alan hacı! Allah<br />
evinin yolculugundan hos geldin!<br />
• Kabeyi ziyaret etmek, Hz. Mustafa(s.a.v.)´in türbesine yüz sürmek için gündüzleri yarı aç, yarı susuz yollar astın.<br />
Geceleri bile kararın yoktu.<br />
• Hakk´ın kıblegahına yüzünü, gögsünü sürdün, Allah evine girdin. "Giren eman bulur, kurtulur." sırrına erdin.<br />
"Allah evine giren kurtulur, eman bulur." Al-i îmran Süresi, 3/97.<br />
• Bu tehlikelerle dolu hac yolunda nasıldınız; ne haldeydiniz Bu yol tehlikelerle dolu bir yoldur. Allah bu yolda<br />
herkesi, her çesit tehlikeden korusun.<br />
• Sizler o mübarek yerlere kavusmak mutluluguna erdiniz. Orada hacıların "Lebbeyk!" sesleri ta arsa ulasmada,<br />
gökyüzü ugultularla dolmada.<br />
• Ey Merve´yi gören! Ey Safa tepesine çıkan hacı! Ne mutlu sana! Günahlarla, dedikodularla kirlenmis olan bu fanî<br />
dudaklanmla nasıl olur da senin gözlerini öpebilirim Bu sebeble ben canımla, rühumla senin gözlerini öper, ayagına<br />
basımı korum.<br />
Merve ve Safa Mekke´de Kabe´ye pek yakın olan iki küçük tepeye verilen ad. Hacılar ; Kabe´yi tavaf ettikten sonra<br />
bu iki tepe arasında hızlı olarak yedi defa gider, gelir. Buna say adı verilir. Mevlana´nın bu beyti Kamus sahibi Asım<br />
Efendi merhflmun su beyitlerini hatıra getirdi;<br />
"Ey sarban zimamı çek semt-i kuy-i yare<br />
Bî-çare dilde zîra yer kalmadı karara<br />
Azurde-pay olursa, cemmazın eylerim fers<br />
Dîbace vü cebînim sevk ile rehgüzara."<br />
(Ey deveci, sevgilinin köyüne dogru devenin yulannı çek! Çünkü zavallı gönlüme sabretmeye, beklemeye yer<br />
kalmadı. Eger hac yolunda devenin ayagı incinirse sevine sevine yüzümü devenin ayak basacagı yere döserim."<br />
• Sen orada Allah´a misafir oldun. Allah misafırin azîz bir varlık oldugunu, agırlanması gerektigini vadetmistir; "Hele<br />
birisi bize (yani Allah´a) misafir olursa elbette o daha iyi bir sekilde agırlanacaktır." diye buyurmustur.<br />
• Benim canım hacıları mes´urü´l-harama, Mina´ya kadar götüren devenin ayaklarına toprak olsun!<br />
"Mes´urü´l-haram hac vazifelerinin bir kısmının yapıldıgı yerlere verilen ad. Mina´da, Arafat hacılann kurban<br />
kestikleri yer.<br />
• Hacı hacdan dönüp gelmis ama gönlü orada kalmıs; can,´ Kabe´nin halkasını tutmus, beden ise burada dertlere<br />
düsmüs, perisan bir halde.<br />
103. Çarsafa asık olma! Renkli bir lese canım deme!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 298)<br />
• Güzellik perdesi, giizellik maskesi arkasında gizlenmis çirkinlerden sikayetçiyim. Onlar güzel ay yüzlü görünürler<br />
ama iç yüzleri ile saman atesidir. Fakat görünüste ay ısıgı gibi parlar dururlar.<br />
• Deccal´in, kötü kisinin kuruntusü, savası içindedir. Abdalın, velînin rengi ise dısındadır. Onlar oldukları gibi<br />
görünürler. Hırsızların tuzakları içlerindedir. Padisahların remizleri, örtülü niyetleri sözlerindedir.<br />
" Deccal kıyamet alameti olarak ahir zamanda ortaya çıkacagı haber verilen bir kisinin " Deccal çok yalan söyleyen,<br />
batılı hak olarak göstermege çalısan, ahlaksız bir kisi olar." ortaya çıkacak.<br />
• Çarsafa asık olma! Yani ruhların çarsafı gibi olan güzel fakat fanî bedenlere gönül verme! Onları güzel yaratanı<br />
düsün! Onu sev, balçıga esek sürme de, esek gibi balçıga saplanıp kalma! Yani balçıktan yaratılmıs olan bedene takılıp<br />
kalma!<br />
• Köpege bile ekmek verirsen, önce koklar sonra yer! Sen köpek degilsin ya! Sen arslansın. Ekmek için bu kadar<br />
ugrasman, didinmen, kahrolmana degermi<br />
• Sen parlak, ay yüzlü birisini görünce ona canım diyorsun. Halbuki o gölge bir varlıktır. Gezip dolastıgı, yeyip içtigi<br />
için canlı sanılan renkli bir lestır. Renkli bir lese canım denir mi Can nerede; renk nerede Sen o lesi bırak da can ara!<br />
Can bul!<br />
• Sonbahar bagları, bahçeleri yagma etti. Onları meyvesiz, yapraksız perisan bir hale getirdi. Bu hale üzülme!<br />
Çünkü bahar padisahı geldi, kapıda. o çıplak dallan giydirecek, onlara yesil renkli elbiseler armagan edecektir.<br />
• Yapraklara mektuplar, kitaplar gibi yesil yazılar yazıldı. 0 yazıların ne ol dugunu, ne demek istediklerini kitabın<br />
aslını okuyanlardan sor, ögren!<br />
" Sadî hazretleri bir beytinde:<br />
"Agaçların yesil yaprakları gönül gözleri açık olan kisiler için Allah´ın kudretini, büyüklügünü, yaratma gücünü anlatan<br />
bjrer defter gibidir"<br />
104. Ben ask kervanı içinde sonsuzluga dogru gece gündüz yol almadayım.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilün<br />
(c.1, 302)<br />
•Senin sevgine kapılmısım da gece gündüz kararsız kalmısım. Basımı ayaklarına koymusum, sana secde etmisim.<br />
Gece gündüz ben basımı secdeden kaldırmam.<br />
• Ben geceyi gündüzü kendi haline bırakır mıyım Onları da kendim gibi deli divane ederim. Onları da aska<br />
düsürürüm.<br />
• Asıkların canları da, gönülleri de kendilerini terk etti, koyup gitti. Simdi onlar birer gölge varlık gibi cansız<br />
gönülsüz ortada kaldılar. Ben de onun askı ugruna canımı da veriyorum, gönlümü de. Ben yok olmak istiyorum.<br />
• Ben gönlümün içinde gizleneni buluncaya kadar gece gündüz bir an bile basımı kasımaya vakit bulamayacagım.<br />
• Senın askın mutriblige, çalgı çalmaya baslayalı belki beni eline alır çalarsın ümidi ıle ben gece gündüz sekilden<br />
sekile giriyorum. Bazen çeng oluyorum, bazen saz oluyorum.<br />
• Mızrabı güzel ellerinle sen vurdugun için feryadım, figanım gece gündüz göklere yükselmede, gök ehlini, melekleri<br />
aglatmadadır.<br />
• Ey asıklar kervanının yularını çeken! Ben baska yerde degilim, sizin elinizdeyim. Ben gece gündüz bu katarın<br />
içinde sonsuzluga dogru yol almadayım.<br />
• Ey sevgilim! Ey canımın canı! Ben kendinden habersiz mest bir deve gibi gece gündüz senin ask yükünü<br />
çekmedeyim. Senin yükünün altında ezilmekten pek mutluyum. Yalvarırım sana, bana daha çok yük yükle!<br />
• Ey gecenin de gündüzün de canı olan sevgili, benim de canımı aldın; beni cansız bıraktın. Tekrar canlanmak için<br />
gece gündüz hep seni bekliyorum, hep seni bekliyorum.<br />
" Asık Ömer merhüm su beyti söylemis:<br />
"Vermem sana çek benden elin, ey melekü´1-mevt!<br />
Cananıma nezr eyledigim cana dokunma ey Azrail!"<br />
(Benim canımı alma, benden elini çek. Çünkü ben canımı cananıma nezreyledim.)<br />
105. Uykuya seslenis<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefnlü, Mefa´îlün<br />
(c.I, 291)<br />
• Ey uyku! Senin canının hakkı için bu gece bize zahmet verme! Bu gece bize ugrama! Bizi çagırma! Allah askına bu<br />
gece bizden çok uzaklara git!<br />
• Ey uyku! Sen hangi toplantıya, hangi meclise gidersen o meclis dagılır, viran olur. Bu gece sakın bu meclise uçup<br />
gelme, bu meclisi perisan etme!<br />
• Biz bu gece bu mecliste O´nun yüzlere akseden güzelligi ile beslenmekteyiz. Ey göz! Bu gece güzel yüzlerde O´nun<br />
güzelligini hayranlıkla seyre dalmıssın da uykusuz kaldıgın için hiç üzülmüyorsun, gam yemiyorsun.<br />
• "Karanlıgı ile gelip bizi örten geceye yemin ederim ki Hasa ey uyku, git git de bu gece uyumayanların, geceyi<br />
ibadetle geçirenlerin Hakk askı ile dolu gönüllerinden yüzlerce armaganlar elde et!<br />
" Leyl Süresi, 92/1."<br />
• Halk uykuya daldı ise, herkes uyudu ise ne gam; varsın uyusun. Allah´ıma harndolsun ki ey gönül dün gece de<br />
uyumadın ama bu gece sen dün geceden de betersin, dün geceden de daha uykusuzsun.<br />
.« Ben ay ile aynı huydayım. Uyumuyorum, sabaha kadar söz söylüyorum. Ey özlem duyanlara yakın olan dost! Bu<br />
gece gönül gözün açık, beni gör! Beni dinle!<br />
• Ay benim sahidim oldu. Yıldızlar benim ordumdur. Ey ay! Sen bu gece yıldızların yagdırdıgı oklara karsı siper ol!<br />
106. Gece gelince gayb aleminin günesi dogar.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 258)<br />
•Ey ay yüzlü sevgili! Bir gece olsun uyumazsan, gönlünü tamamıyla candan O´ na verirsen, sana ölümsüzlük<br />
hazinesi görünür.<br />
•Aksam olup da dünyayı aydınlatan günes battıktan sonra gece gelince gayb nurunun günesi dogar da gönülleri<br />
aydınlatır, gözleri nürlandırır. Bedenleri manen ısıtır.<br />
sevgıli bu gece kendini zorla da, uyumak için yastıga basını koyma! Yatma da saadetin lutuflarını ihsanlarını gör!<br />
• Bütiin manevî güzelliklerin, ihsanların kendilerini gösterdikleri zaman gece vaktidir. Uyuyan bu güzellikleri<br />
göremez. Aklını basına al! Sen de bu gece uyuma!<br />
• 9mran oglu Müsa Allah´ın nürunu geceleyin gördü. Geceleyin o agaca dogru gitti de "Gel!" sesini duymadı mı ´<br />
• Hz. Musa geceleyin on yıllık yoldan daha fazla yol aldı da bastan basa nurlara gark olmus bir agaç gördü.<br />
• Hz. Ahmed (s.a.v.) de Mi´rac´a geceleyin çıkmadı mı Burak o büyük peygamberi geceleyin göklerin ötesine<br />
götürmedi mi<br />
• 9nsanlar gündüz rızk pesinde kosarlar, didinir dururlar. Gece ise sevgili ile bulusma zamanıdır, ask zamanıdır. Bu<br />
yüzdendir ki asıgı kem gözden korumak ve sevgili ile bulusmasını gizlemek için, gece, karanlıgı ile her tarafı kaplar,<br />
perdeler gerer.<br />
• Gece gelince insanlar dinlenmek için yataklarına girerler, kendilerini uykunun kucagına bırakırlar, uyurlar. Fakat<br />
asıklar gece uyumazlar. Cenab-ı Hakk´la onların isleri vardır. Onlar manen Hak´la bulusurlar, konusurlar.<br />
• Cenab-ı Hakk Davud(a.s.)´a buyurdu ki: "Ey Davud! Bizi sevdigini iddia eden kisi;<br />
• Yataga girip bütün gece uyursa, onun sevgi iddiası yalandır."<br />
• Asık olan gece uyur mu Buna imkan var mı Hem asık olmak, hem de uyumak hiç görülmemistir.<br />
• Çünkü asık içinin yanısını, derdini söylemek için sevgili ile yapayalnız kalmayı ister.<br />
• Bütün geceler Cenab-ı Hakk´dan söyle hitaplar, sesler gelip durmada. "Ey kulum! Herkes uykuya daldı, kalk!<br />
Seninle manen bulusalım. Bu fırsatı kaçırma! Bu fırsat her zaman ele geçmez.<br />
• Öldügün zaman bu can bedenden ayrılınca, bu gecelere çok hasret çekersin, özlem duyarsın."<br />
107. 0, öyle üstün bir varlıktır ki, çürümüs gitmis ölüye bile can verir.<br />
Müfte´iliin, Müfte´iliin, Fa´ilat<br />
(c.1, 259)<br />
•0 büyük padisaha, essiz, tatlı varlıga, o çok güzel inci tanesine yakın olmaya çalıs! O´nu gönlüne al, gönlüne<br />
yerlestir!<br />
• 0 esi benzeri olmayan, nürlu yüzlü, deniz gönüllü sevgiliye git!<br />
• 0, öyle güçlü, öyle üstün bir varlıktır ki, çürümüs gitmis ölüye bile can verir. Kendisine yabancı olanları bile<br />
gönlünü sevgiye düsürür.<br />
• Her dikenin etegini güllerle doldurur. Deli, divane olmus kisiye akıl, fikir ihsan eder.<br />
• Iki günlük çocugun aklına bile; akıllı, fikirli, yaslı kisilerin gönüllerine bile getirmedikleri düsünceleri bagıslar.<br />
• Ben onun askı ile kendimden geçmisim, mestim; aklım, fikrim dagılıp gitmis. Yoksa O´nun büyüklügü, O´nun<br />
üstünlügü, O´nun yaratma gücü, san´atı hakkında çok güzel seyler söylerdim.<br />
108. Sen Allah´ın varlıgı önünde bir yoktan ibaretsin.<br />
Müfte´iliin, Miifte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 260)<br />
•Sayısız yıldızları bagrına basmıs olan gökyiizü, hudutsuz ve çok büyük oldugu halde Allah´ın kudreti etrafinda bir<br />
degirmen tası gibi döner durur.<br />
• Ey can! Sen de böyle bir Kabe´nin etrafında dön! Ey dilenci; sen de nimetli lerle dolup tasan böyle bir sofranın<br />
etrafında dolas!<br />
• Kainatı yoktan yaratan Allah´ın askı ile mest oldun! Artık elin ayagın biı ise yaramaz. Bu yüzden sen onun ask<br />
meydanında elsiz, ayaksız top gibi yuvarlan!<br />
• Etten, kemikten bir yıgın, bir gölge varlık olan bedenin degil de gönlün;dönen dolasan bir kisi, dünyanın canı olur;<br />
gönüller kapan bir güzel haline gelir.<br />
• Bastan basa gönül kesilen, gerçekten asık olan kisi pervane olur da ask mumlarının etrafında döner durur.<br />
• Çünkü onun maddî varlıgı, bedeni balçıktan yaratılmıstır ama, gönlü atestendir, alevdendir. Her cins kendi cinsine<br />
meyleder.<br />
• Her yıldız gögün etrafında döner. Çünkü cins cinsi ile anlasır, onunla safa bulur, huzura kavusur.<br />
• Mıknatıs nasıl demiri çekerse, benlikten kurtulan, yok olan kisi de yokluga kapılır, yoklugun çevresinde döner,<br />
dolasır.<br />
• Ey zavallı insan! Senin varlıgın Hakk´ın varlıgı önünde yoktur. Yoktan ibarettir. Sen var gibi görünen bir yoksun.<br />
îste bu hakîkati anlarsan sasılıktan kurtulursun.<br />
109. Bizim gönül kuslanmızın dilinden anlayacak bir kulak bulunsaydı<br />
Fe´ülün, Fe´Olün, Fe´ul (c.I, 239)<br />
• Ask ovamızın ucu bucagı yok! Gönlümüzün, canımızın da durup dinleinmesi imkansız!<br />
• Dünyada sayılamayacak kadar sekiller, süretler belirdi. Acaba bunların içinde hangisi bizim<br />
• Ask yolunda yürürken bizim meydanımıza dogru yuvarlana yuvarlana gelen bir kesik bas görürsen, o bas ask<br />
sehidinin bası oldugu için...<br />
• Sen sırlarımızı, askımızın sırlarını ondan sor! Çünkü gizli gönül sırlarını, gönül maceralarını ancak ondan<br />
duyabilirsin.<br />
• Ne olurdu bizim gönül kuslarımızın dilinden anlayacak bir kulak bulunsaydı!<br />
• Ne söyleyeyim, ne bileyim Bu hikaye çok uzundur. Ne anlatılabilir, ne de sonu gelir; buna imkan yok.<br />
• Nasıl anlatabilirim ki, her an perisanlıgım daha da artıyor, daha da fazla perisan oluyorum.<br />
110. Gönle yabancı olan, gönlün dilinden anlamayan, bu kafir bedene ne oldu<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Pa´ilat (c. I, 256)<br />
• Her seyi sen lütfedersin. Sıraya da, kadehe de, meyhaneye de zevki nes´eyi sen verirsin.<br />
• Nergis gibi mahmur olan, gözleri mest edersin. Sonra o inci tanesi gibi olan güzeli onun önüne çeker, getirirsin.<br />
• Senın büyüklügünden, senin gücünden baska kim su deli divane gönle sabır Yerebilir; kararlı kılar, karar bagıslar<br />
•Ey sakî! Gönle yabancı olan, gönlün dilinden anlamayan, su kafir bedeni Mansur sarabı ile mest et de yola getir!<br />
•Arslan gibi güçlü kuvvetli olan saraba ne oldu ki. böyle bir seytanî, kafir bedeni yola getiremiyor, ondan korkuyor<br />
• Aklı basında olan yüzlerce gönlü mest ederek yola getirdigi halde, bu seytan beden karsısında sarabın gönlüne<br />
neden korku düstü<br />
111. Dünyada kaza ve kader tarafından yaralanmayan kimse yoktur!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 178)<br />
• Sen hiç aklına kaza ve kaderi getirmiyordun. Bunlardan gaflette idin. Fakat ne yazık ki kaza ve kader<br />
silahlanndan yaralandın.<br />
• Sonunda böyle ansızın ne oldu Basına ne geldi îste kaza ve kaderin isi hep böyledir.<br />
• Sen dünyada daima gülen, kaza ve kader dikeninden yaralanmayan, aglamayan bir gül gördün mü<br />
• Dünyada kaza ve kaderin eline düsmeyen, onun mahbusu olmayan, kaza ve kader tarafından yaralanmayan<br />
daima parlayan bir baht yoktur!<br />
" Seyh Sadî hazretlerinin su beyti Mevlana hazretlerinin beytinin açıklanması gibi:<br />
"Bu dünyada herkes kendi durumuna göre bir mihnete tutulmustur. Hiç kimseye dört bası mur olma, mutluluk<br />
beratı verilmemistir."<br />
• Hiç kimse hırsızlamaca bir günlük zevki tatmamıstır ki sonunda kaza ve kader onu kaza daragacına asmasın.<br />
• Kaza ve kaderin oyunlarına karsı hiç kimsenin hilesi fayda etmez.<br />
• Haberleri olmadan dostlar basımıza gelecek kaza ve kadere hizmet ederler Kaza ve kadere canlarını feda ederler.<br />
• Ceviz kınldı; can gibi olan içi gitti, kaza ve kaderin ambarında helvalara karıstı.<br />
112. Ey ayagıma batan gam dikenlerini çıkaran, beni zorluklardan,<br />
sıkıntılardan kurtaran aziz varlık!<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. I, 177)<br />
• Ey benim gönlümde sırlardan bahseden! Ey yarattıgı kullarına sahip çıkan! Onlara isler, vazifeler hazırlayan!<br />
• Ey hayali ile dertli gönüllere dert ortagı olan! Onları neselendiren! Ey güzelligi ile gül bahçelerini güzellestiren,<br />
renklendiren! Gülleri güldüren, onlara kokular veren, çesitli renkler bagıslayan!<br />
• Ey nes´eler dagıtan cömert el! Ey defalarca bu miskinin elinden tutan merhametli varlık!<br />
• Ey eli inci denizine benzeyen aziz varlık! Ey ayagıma batan gam dikenlerini çıkaran! Beni zorluklardan,<br />
sıkıntılardan kurtaran!<br />
• îki dünyada sana karsı nedir O´nun hadsiz, hesapsız, sonsuz ambarlarından düsmüs bir tek bugday tanesi.<br />
• Dünyayı besleyip, yetistiren lütuf günesi, her zerreye, her seye lütuflarda bulunmustur. Yalnız kuslara,<br />
kelebeklere, balıklara güzel renkler bagıslamamıs. yılanlara bile süslü gömlekler giydirmistir.<br />
113. Asıklar ve akıllılar!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 172)<br />
• Asıkların arasına, akıllı biri gelmesin. Bilhassa bizim gönül verdigimiz o güzelin asıklarından uzak dursun!<br />
• Akıllılar, asıklardan uzak olsun. Külhan kokusu, seher vaktinde esen sabah rüzgarından uzaklara gitsin.<br />
• Eger aramıza akıllı bir kisi gelmek isterse, onu bırakmayın, ona yol vermeyin. Ama bir asık gelirse, ona hos<br />
geldin, safalar getirdin deyin, yüzlerce merhabalar edin!<br />
• Asıklar meclisi, bagıslayıs meclisidir. Pek tutumlu olan akla uyup, askta cimrilik etmek vebale girmektir.<br />
• Aklın nürundan ask utanır. Genç yasta ihtiyar olmak kötü bir haldir.<br />
• Ey asık! Vakit geçirmeden asıklar evine dön gel! Çünkü asksız ömür geçirmek, ömrü heba etmek, bos yere<br />
harcamaktır.<br />
114. Sen bu dünyada pek garibsin, pek garibsin, söyle sen nerelisin<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatiin, Fa´ilat<br />
(c.I, 170)<br />
• Ey anlayıslı, hos arif! Ey kamil insan! Sen hemen bizi bırakıp gidem Sen bugün aksama kadar bizimsin bizim!<br />
• Bugün aksam karanlıgı basıncaya kadar mana sofrasında isretimiz var, nesemiz var, zevkimiz var. Ey tertemiz<br />
kalbli Hakk asıkları! Ey dostlar! Buyurun sofraya, buyurun!<br />
• Ey her sema´ın canının canı! Sen ay yüzlüsün, ay yüzlüsün, ay yüzlü!<br />
• Ömür vefasız; durmadan geçip gitmede. Sen, sen de bir ömürsün. Ancak bizi bırakıp giden vefasız ömür degilsin.<br />
Sen vefalı ömürsün, vefalı ömürsün!<br />
• Sen bu dünyada pek garipsin, pek garipsin, pek garip! Söyle sen nerelisin Nerelisin, nereli<br />
"Niyazî-i Mısrî hazretlerinin<br />
"Ey garib bülbül diyarın kandedir<br />
Bir haber ver gülzarın kandedir<br />
Sen bu ilde kimseye yar olmadın<br />
Var senin elbette yarin kandedir "siiri hatıra geldi<br />
• Sen kiminle berabersin En yakın dostun kimdir Anladım, anladım. Sen Allah´la berabersin, Allah´la berabersin,<br />
Allah´la beraber!<br />
Hz.Mevlana bir Mesnevî beytinde aynen söyle buyunır:<br />
" Sonunda sunu bildin ,sunu anladın ki; Biz sadece su görünen bedenden ibaret degiliz. bedenin ötesinde Allah ile<br />
beraber yasıyoruz."<br />
• Ey büyük ve essiz ressamın yaptıgı resimlerin en güzeli, ey seçilmis resim´ Sen seni yapandan nasıl ayrı kalırsın,<br />
nasıl ayrı kalırsın, nasıl ayrı!<br />
• Anladım, anladım. Herkese yabancısın. Hiç kimse ile dost olamuyorsun.Yalnız onun verdiği dertle arkadassın,<br />
O´nun verdiği gamla dostsun! O´nun gamı ile dostsun! O´nun gamı ile dost!<br />
115. Can mana helvası yedigi zaman göklere, ötelere; arsa yükselir.<br />
Mefa´îlün, Fa´ilat, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. I, 225)<br />
• Allah süfîler için mana helvası hazırlatmıs, süfîler de halka halinde sofraya oturmuslar.<br />
• O kazandan alınan bir lokma helva ile binlerce kisiye gökyüzünde sofralar kurulur.<br />
• Padisahlar padisahından Hakk asıklarına helva ikram ediliyor. diye göklere bir gürültü düser, doguya da, batıya da<br />
tatlı sıcak bir ugultu yayılır.<br />
• "Melekler gökyüzünde helva pisirdiler." diye mutfaktan elçiler gelir.<br />
• Beden helva yiyince abdesthaneye gider. Fakat can helva yedigi zaman göklere, ötelere gider, arsa yükselir.<br />
• Ey can! Sen rnana helvası pisirilen gönül kazanının çevresinde basını ayak yapda, gece gibi dön dolas, dolas da<br />
agzın helva ile dolsun.<br />
116. 0 kapısından kovarsa, beni tertemiz hale sokar, manevî kirlerden arındırır.<br />
Müfte´ilün, Müfte´iliin, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c.I, 266)<br />
• Birden bire esip gelen riizgar uykumu dagıttı. Onun ılıklıgı geçen zamanın güzelligini hatırlattı.<br />
• Ey bakısları içime isleyen, ruhumu hedef alan ceylan! Ey tatlı sözleri gön-´ serefler veren, beni yücelten ay yüzlü<br />
sevgili!<br />
• 0 esi bulunmaz dilber, beni özleyislere düsürdü. Bana anlatılmaz zevkler verdi. Beni güldürdü, sevindirdi,<br />
cömertlikleri ile beni fakirin fakiri yaptı. 0 ihsan sahibi, 0 üstün varlık yaptıgı iyiliklerle beni minnet altında bıraktı, beni<br />
tesekküre mecbur etti.<br />
• Kapısından kovarsa, beni tertemiz bir hale sokar. Manevî kirliliklerden arındırır. Kendini bana göstermek lütfunda<br />
bulunursa heyecandan yok olurum. Benden uzaklasırsa beni ihtiyarlatır, kocaltır. Bunlara ragmen bulusacagımız güne<br />
kadar Allah ona saglık ihsan etsin!<br />
• Bana ikramda bulundu. Bayramının kurbanı olmam için beni ok yagmuruna tuttu. Aslında benim derdim de,<br />
hastalıgım da o oklardadır. llacım da, sifam da o oklardadır.<br />
• Ey karanlık geceleri aydınlatan, nürlandıran ay! Ey basların tacı! Sen dogudan dogup göründün de gecem kusluk<br />
vaktine döndü, ısıgı ile göz kamastırıyor.<br />
• Senin dogusun azab içinde olan rühum için bir kurtulus, bir murada eris oldu. Nürların uykuları, sersemlikleri<br />
dagıttı. Ey dostlar! Bu mutlu zamandan yararlanmak için gevsek davranmayın, acele edin!<br />
• Ey gözüm! Onu gördügün zaman kamasır da göz kapaklarını kaparsan haline sükret! Ona bakabilsen onu<br />
darıltırsın da kaçar, görünmez olur.<br />
• Ey asık! Sen bu ask derdinden kurtulma, eziyetler çek, agla, sızlan, kıvran dur! Gökte yanarak kayan yıldızlar gibi<br />
sen de ask semasında yok ol, sön!<br />
• Ey gören fakat görünmeyen! Gözden uyku kaçtı. Geceleyin yola düsmek için gönlüm esirlikten kurtuldu. Haydi bu<br />
kederlerle, gamlarla dolu olan bu alemi bırakın da, bu alemin ötesine dogru yola düsün!<br />
117. Hz. Adem bir yılan yüzünden cennetten kurtuldu.<br />
Sen bu dünyada insan seklinde yılanlarla yasıyorsun!<br />
Mefa´îliin, Fe´ilatiin, Mefa´îliin, Fe´ilün<br />
( 215)<br />
• Ben nereden geldim, bu cihanın gamı, nes´esi nereden geldi Ben nerede- Yagmur ve oluk düsüncesi nerede,<br />
yani aklımın bu dünyaya ait islere tıkılıp kalması nerede Bunlarla benim ne ilgim vardır<br />
• Niçin ben asıl alemime; kendi dünyama dönmeyeyim Burada benim ne isim var var Gönül nerelidir<br />
Neredendir Su toprak seyrine dalmak neredendir,nedir; düsünmüyor musun<br />
•Sen dört kanatlı bir kussun! îstersen ta göklere kadar uçar gidersin. Sen nereden geldin Bunu hiç aklına<br />
getirmiyor musun Ötelere gitmek, göklere diven kurmak, göklere yücelmek elinde iken sen evin damına çıkmak için<br />
merdiven telasına kapılmıssın.<br />
•Gökyüzünden binlerce naralar geliyor. Susuyorsun. Bu sesler bu feryatlar nerden geliyor diye aramıyorsun<br />
Kulagındaki gaflet pamugu bu sesleri sana duyurmuyor.<br />
•Hz. Adem bir yılan yüzünden cennetten kovuldu. Sen bu dünyada insan seklinde yılanlar, akrepler içinde<br />
kalmıssın, onlarla beraber yasıyorsun. Sana kurtulus nerede Aman nerede<br />
• Ömrünün, yasayısının ölümle sona erecegini sanma! Bedenin ölür ama,sende bulunan gerçek ben, ilahî emanet<br />
ölmez. Çünkü sen Hakk´ın sıfatlarında yaratılmıssın. Allah´a ne son vardır, ne de sınır.<br />
• Ecel, kafesi kırar ama kusu incitmez. Ecel nerede, ebedî kusun kanadı nerede<br />
18. Sen yüzünü gösterince cansız sandıgımız varhklar canlanır!<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 171)<br />
• 0 gül renkli yüzünü gösterince, cansız sandıgınız varlıklar canlanırlar. Taslar, kayalar bile neselenirler de,<br />
dönmege, oynamaya baslarlar.<br />
• Hakk asıklarının hatırı için bir kere daha örtüden basını çıkar, yüzünü göster!<br />
• Göster de benligi sasırsın, yolunu kaybetsin. Aklı basında olan kisi de, hünerini, marifetini kırsın, döksün!<br />
• Senin güzel hayalin ayna gibi suya aksedince, su gevher olsun, ates de yakma adetini terk etsin!<br />
• Senin güzelligin olduktan sonra "ay"a yüz çevirmem, onu istemem! Salkım gibi gökyüzünden sarkıp duran iki üç<br />
hafıf kandil benim ne isime yarar!<br />
• Senin güzel nürlu yüzün varken kirlerle, paslarla dolu olan gökyüzüne ben nasıl ayna diyebilirim!<br />
• Bir nefes ettin, üfürdün de, kötülüklerle dolu sıkıntılı ruhlara daracık gelen su köhne dünyayı güzellestirdin,<br />
yeniden meydana getirdin, bize sevdirdin.<br />
119. Senin nürunda ben zaman zaman Mustafa(s.a.v.)´in nurunu görüyorum.<br />
Müstefilün, Fe´ülün, Müstefilün, Fe´ulün<br />
(c.I, 190)<br />
• Ebedîlik sarabını getiriyorsun ama, sen olmadıktan sonra, o benim ne isime yarar Onun bir kadehi bile sensiz<br />
bogazımdan geçmez.<br />
• Çalgıcı, elinden kadehi bırak da feryada figana basla! Sevgili, essiz olan o baha biçilmez güzellige, bir baha biç! 0<br />
güzelligin degeri nedir<br />
• Gönlüne afet kesilen o güzele, seni baglayan ask zincirine,büyüleyen o gözlere, o büyücüye bir daha biç!<br />
• Tekrar gel; o kadehi bir daha sun, sun da isimiz tam olsun; isler yolunda in. Eski vefana yeniden dön, tekrar<br />
vefalı ol! Bu defa baska türlü bir vefa göster!<br />
• Mayası bozuk seytan bile senin lütfunla meleklesir. Temizlik, dogruluk diyarına senin bayragın çekilmistir.<br />
•Ey essiz varlık! Seçilmis güzel! Senin nürun göklere ulastı, gökleri geçti.sein nürunda ben zaman zaman<br />
Mustafa(s.a.v.)´in nürunu görüyorum.<br />
• Ask yolu baglanınca elimdeki kazancım, varım, yogum bir "ah"tan ibaret oldu. Kehribara benzeyen aska karsı dag<br />
bile bir saman çöpüne döndü.<br />
120. Kader terzisi!<br />
Mefa´îliin, Fe´ilatiin, Mefa´îlün, Fa´iliin<br />
(c.1, 216)<br />
• Yann olsun da, ben uzun kaftanımı giyerek ve yanıma da binlerce arsın "sevda" alarak asıklar terzisinin dükkanına<br />
gideyim.<br />
• O öyle bir usta terzidir ki, yaptıgı elbise ile seni senden ayırır, baska bir kısı ıpar. Oraya Yezid olarak girersin,<br />
Zeyd olarak çıkarsın.<br />
• Sen birisine tam manasıyla gönül verdin de ona baglandın mı, o görünmez makasıyla "înin oradan!" emriyle o<br />
dostlugu keser, seni ondan ayırır.<br />
"Bakara SOresi. 2/38."<br />
• Deli gönlün halden hale girisi gibi, onun degismesine yani bir araya getirisine, sökülüsüne, dagılısına, perisan<br />
edilisine sastım kaldım. 0 diledigını saglamlastırr, diledigini söker atar.<br />
• Gönül toprakla dolu tahta bir kap, bir teneke. 0 da gönlün mühendisı. 0 topraga ne sekiller verir! Neler çizer! Ne<br />
rakamlar döker! Ne hakîkatler yazar.ne adlar kaydeder!<br />
• Seni sayı gibi alır, bir baskasına çarpar. Bu çarpıstan ne sonuçlar meydana gelir!<br />
• Çarpmayı gördün ya, simdi de pay edisi seyret! Denize bak nasıl dalgalar bagıslamada!<br />
121. Ben onun güverciniyim, beni kovsa bile evinin damının çevresinde uçarım.<br />
Mefa´îliin, Fe´ilatün, Mefa´îliin, Fe´ilün<br />
(c.I, 226)<br />
• Sevgili beni bırakıp gitti. Ondan armagan olarak bana "ah"lar ve sapsarı olmus bir yüz, yaslarla dolu iki göz kaldı.<br />
• Cenab-ı Hakk da beni can aleminden sürüp çıkardı, dünyaya sürgün etti. Ama ona; "Neden beni o alemden bu<br />
aleme sürdün " diyebilir miyim Haddime mi düsmüs.<br />
• Ezelde Cenab-ı Hakk: "Ben sizin Rabbiniz degil miyim " diye sordugu zaman biz, "Evet!" demedik mi îlahî aska<br />
düserek bu Evet!" dememize ask sahit oldugu içindir ki askta yüz binlerce bela vardır.<br />
• Basa gelen bela inci gibidir. înci elde etmek seni sevindirir, kuvvetlendirir. daha da tez canlı eder. Hele onun<br />
denizden gelen, o denizin bulunmaz incisi, essız incisi olursa, ne hale gelirsin, onu sen düsün!<br />
• Ben onun güverciniyim. Beni kovsa bile evinin damının çevresinden baska nereye uçabilirim<br />
• O ´nun gölgesine sıgındım da dünyaları aydınlatan günes oldum. Devlet kusunun gölgesi kimin basına düserse, o<br />
padisah olur.<br />
• Yeter artık, sözü bırak da duaya basla! Hz. îsa bile dördüncü kat göge dua ile uçtu.<br />
122. Yamalı hırka giymekle insan dervis olmaz!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefiliin<br />
(c. I, 15)<br />
•Ey bizim canımızı tatlılastıran, bize bizi sevdiren, kendinde olanı, kendini neni kendinden geçir, kendine yabancı<br />
kıl! Kendinden geçeni kendine ! Su dervise, su yoksula da bir sey ver!<br />
•Asıkları sereflendir! Ufukları nürunla aydınlat! Herkesin ilaç sandıgı tiryakı, nefsanî arzuları zehir haline getir! Su<br />
dervise de bir sey ver!<br />
• Ay gibi nurlu ve güzel yüzünle, tesirli gözlerinle seni sevenlere bakmak lutfunda bulun! Bizi kendine yol arkadası<br />
edin! Su dervise de bir sey ver!<br />
•Dervisligin nisanesi, belirtisi nedir Herkese elinden geldigi kadar iyiliklerde bulunan, yardımcı olan, etrafa inciler<br />
saçan cömert kisi; tatlı dilli olup kimseyi incitmeyen, degerli sözler söyleyen seçkin insan dervistir. Yoksa herkesi<br />
aldatmak için yüz parçadan dikilmis yamalı hırka giyen kisi dervis dir. Sen su dervise, yoksula birseyler ver<br />
Seyh Sadî Hazretleri:<br />
"Tarikat, dervislik insanlara hizmet etmekten, yararlı olmaktan baska bir sey degil. Tesbih çekmekle, namaz<br />
kılmakla, hırka giymekle insan dervis olmaz." diye buyurmustur<br />
•Ey aziz varlık! Acılar seninle tatlılasır. Küfür senin yüzünden din olur, dikende; nesrin, agustos gülü haline gelir.<br />
Sen bu dervise bir seyler ver!63<br />
Eski sairlerden birisi:<br />
"Senin güzel yüzünü yüz yasındaki rahip görürse; "Ben Allah´a inanırdım!" der. Saçını, zünnarını atese atar."<br />
demistir.<br />
• Ey benim canım, sevgilim, küfrüm, imanım, padisahlarımın padisahı! Su dervise, yoksula bir sey ver!<br />
• Fanî olan bedene, maddî güzellige gönül verdiği için bir türlü huzur bulamayan, hüzünler içinde kalan kisi!<br />
Bedenle ugrasıp durma, bedene bakma! Su dervise, yoksula bir sey ver!<br />
• Ey benim mum gibi nürlar saçan, karanlıgı aydınlatan sevgilim! Ben bugün birsey yapacagım. Senin alevinin<br />
etrafında pervane gibi dolasacagım ve senin ask atesine canımı verecegim. Sen su dervise, su yoksula bir sey ver!<br />
123. Askın içi, özü anlatılacak, açıklanacak bir sey degildir!<br />
Fa´ilatiin, pa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 264)<br />
• Öyle bir sevgilim var ki, sevgisi içimi yakıyor, kavuruyor. îstiyorum o, benim yiizümü ayakları altına alsın,<br />
gözlerimin üstünde yürüsün! Baska bir yerde yürümesin!<br />
• 0 benim her seyimdir. 0 benim ekmegimdir, suyumdur, havamdır. Ama bütün bunlar da onunla beraber<br />
bulundugumuz günün içinde gizlenmistir. Bu yüzdendir ki rızkım, gıdam onunla bulundugum gündür. Asıl benim günüm<br />
de o gündür. 0 gün ne hostur! Onun gıdası da ne hostur!<br />
• 0 bizi yok edip giderse ne olur Allah´a yemin ederim ki, onun beni yok etmesine razıyım. Allah diledigini yapar!<br />
• Onun dikeni güllere sermayedir. Hakîkati bizden gizleyen perdeleri açmakta lütuflar, ihsanlar sahibidir.<br />
• Her ne söylediysen, ne duyduysan, onların hepsi de kabuk gibidir, manasız sözlerdir. Çünkü askın içi, özü<br />
açıklanacak, anlatılacak bir sey degildir!<br />
• Hakîkati hisseden, tecellîlere mazhar olan özlü kisi deriye, kabuga bakarmı<br />
124. Onun can alısı, bedenimin bütün zerrelerini mest eder.<br />
Fe´ilatiin, Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilün<br />
(c. I, 263)<br />
•Sevgili seker gibi tatlı bir gülüsle, canımı alırsa ben ask sehidi olurum da, Allah benim gönlümü ebedî olarak ona<br />
kavusturur.<br />
•Canımı o alırsa üzülmek söyle dursun, iste o zaman neselenirim. Iste o zaman canım gülmege baslar. Onun can<br />
alısı bedenimin bütün zerrelerini mest . Her tarafım manevî bir zevk içinde, mutlu bir halde ölümü karsılar.<br />
•Ölüm haberi ile bedenimde bulunan her zerrenin özü, onun lütfu ile mest olurda; "Sevgilim ne kadar da güzel, ne<br />
kadar da üstün bir varlıktır!" diye oynamaya baslarlar.<br />
•9çinde bulundukları o mutlu güne seslenirler de; "Ey gün, sen ne hos bır ömrün uzun olsun!" derler. Benim bu<br />
ölüm günüm, sevgili ile bulusma günüdür. Eglence günüdür, sarap içme günüdür. Çesitli nimetleri yeme günü,<br />
sikayetlerden kurtulup, Allah´dan razı olma günüdür.<br />
•Allah küpe benzeyen bedenimi ask sarabı ile yogurdu. Rabbim bana lütuf da bulundu. Benim hakkımda ne de<br />
güzel bir takdirde bulunmus; takdiri ne güzel çıktı!<br />
•Ben öyle tesirli bir ask sarabı içtim ki, dünya küpüne sıgamıyorum. Dokuz gök bile benim köpügüme, benim<br />
coskunluguma dayanamaz.<br />
125. Ask sarabı!<br />
Mefülü, Fa´liin, Mef´Olü, Fa´lün<br />
(c.I, 265)<br />
• Herkesin istedigi, can da derman da onda olan ask sarabının özlemini ne zamana kadar çekecegiz Ey sakî! Kalk,<br />
özlemini çektigimiz o sarabdan bize sun!<br />
• 0 sarapta sevginin, sevgilinin sırrı vardır. Sevgilinin nazı vardır. Sesi vardır. Ey sakî! Kalk o saraptan bize sun!<br />
• Ask yolunda Allah bizi korur. Bizim sakîmiz, gölge bir varlık olan insan degildir. Bizim sakîmiz saadet, kutluluktur.<br />
Saadet hanımla bulusmak ne kadar da hostur; ne kadar da güzeldir! Onun verdiği sarap mideye gitmez. Haydi ey<br />
sakîmiz, ey kutlulugumuz; o saraptan sun!<br />
• Ben her ne kadar sevgilinin yanında isen de, sevgili beni kucaklıyorsa da kararım yok. Ona kavustugum halde<br />
huzursuzum. Onu kaybederim diye içimde bir korku var. Ne olursa olsun, haydi kalk ey kutlulugumuz bize açk sarabı<br />
sun!<br />
Sirazlı Hafız merhum<br />
"Bir bülbül gagasına güzel renkli bir gül yapragı almıs, o vuslat nimetine eristigi halde yine hazin hazin, tatlı tatlı<br />
feryada koyulmustu. Ona dedim ki: ´Vaslına eristigin halde bu deryada, bıı figana sebeb ne ´ Dedi ki: ´Sevgilinin cilvesî<br />
bizi bu ise düsürdü. bu hale getirdi.´ Seyyid Nesîmî de: "Vasl erisince canıma, hüzün ve melal içindeyim" demisti. Rabi´a<br />
Hatun namına yazılan bir siirde; "Ben ta senin yanında dahi hasretim sana demisti.<br />
• Bize sarap sunan mutluluk diyor ki: "Ben size üzüm sarabı degil de, ask sarabı sundugum için pek memnunum,<br />
pek hosum. Fırsatı kaçırmayın, bu saraptan bol bol için!" diyorsa da biz dünya islerine dalmısız, birbirimizle çekisip<br />
duruyoruz. Ama ey mutluluk! Sen yine bize o saraptan sun!<br />
126. Rüzgar asık olmasaydı böyle esip durmazdı.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün. Fe´ilatiin, Fe´ilün<br />
(c. 7, tercî´ 4)<br />
• Ne yazık ki gece geldi. Hepimiz ayrı düstük. Ne mutlu o kisiye ki gece i herkes uykuda iken Allah ona dosttur,<br />
arkadastır.<br />
• Geceleyin hepsi uyudular. Hepsi de cansız birer varlık gibi yerlere serildi yataklara düstüler. Ey bizim dostumuz!<br />
Ey cihanın padisahı! Aman sen uyuma.<br />
• Bu beden topragını kaldırıp gezdiren, oradan oraya götüren ruh rüzgarıdır.9nsan uykuya dalınca o ruh rüzgarı<br />
toprak bedenden muvakkat bir zamançekilince, beden düsüp yere serilir<br />
•Fakat rüh rüzgarı geceleyin bu toprak bedenden büsbütün el çekmez. Eli üstündedir. Çünkü o toprak bedenle<br />
sevismektedir. Ayrı ayrı yerden oldukları halde, birisi topraktan, birisi rüh aleminden geldikleri halde, Allah muakkat bir<br />
zaman için onlan birbirine dost kılmıstır.<br />
•Rüzgar sebatsızdır. Bir yerde durmaz. Bu sebeple onun vefası yoktur. ene karsı duydugu ask, onu vefasız hale<br />
sokmustur. Rüzgar asık olmalı, böyle esip durmazdı. Bir yerde karar kılardı.<br />
Mevlana bir Mesnevî beytinde söyle buyurur:<br />
"Çihanın bütün zerreleri o ezelî hüküm dolayısı ile çift çift; her çift birbirine asıktır. Gökyüzü yeryüzüne; ´Merhaba!´<br />
der. ´Seninle ben kehribarla saman çöpü gibiyiz, birbirimizi viyoruz.´" Mesnevî, c. III, nr. 4401; Divan-ı Kebîr´m baska<br />
bir yerinde:<br />
"Dünyanın her cüzü, her sey asıktır. Her sey sevgili ile bulusmak için çırpınır durur."Divan-ı Kebîr, c. VI, nr. 2674.) diye<br />
buyunır.<br />
127. Dilenciden bir sey dilenmek akıl karı degildir.<br />
Mefulü, Fa´ilStü, Mefa´îlii, FS´ilat<br />
(c. 7, tereî´ 7)<br />
• "Ne duruyorsunuz Nevrüz geldi, bahar geldi." diye asıklık, gençlik, mestlik, bir de sevgilimiz, bizi çagırıyor.<br />
• Dünyanın gözü simdiye kadar böyle güzel bir bahar görmedi. Daglardan, ovalardan hayat fıskırıyor, kimya bitiyor.<br />
• Her agaç iyi bahtlı bir huri kızını kucaklamıs, bagrına basmıs, onunla sevisiyor, onu kimseye göstermek istemiyor.<br />
Eger sen onun mahremi isen, eger sende onu görecek göz varsa, kaçamak olarak gizlice o hüri kızını seyret!<br />
• Çiçekler tas tas can sarabı içmede. Onlara dikkatle bak; onlar seni de çagırıyorlar. "Miskinligi üstünden at, gel can<br />
sarabı iç de canlan!" diyorlar.<br />
• Sarabın nasıl içildigini görmedinse, bilmiyorsan, hiç olmazsa sarhos olmus çiçeklerin hafif hafif sallanıslannı<br />
seyret! Ey çiçekler! Ey güzel varlıklar; can aleminden gelip bahar mevsiminde topraktan bas kaldıran peri kızları, var<br />
olun, yasayın, merhaba, merhaba ey can sarabı, merhaba.<br />
• Süsen, goncaya; "Niçin derin uykuya dalmıssın Haydi kalk, gözünü aç, etrafına bir bak.. bak da kurulmus<br />
muhtesem içki sofrasını, yanan mumları, içilen sarapları, fitne koparan güzelleri gör!" der.<br />
• Reyhanlar, laleler sarap kadehlerini ellerine almıslar, içip duruyorlar. Bu ikramlar, bu lütuflar, bu bagıslar, bu<br />
ziyafetler, bu saraplar kimden Kim veriyor bunları, bu kadar masrafa kim giriyor Bütün bunlar Allah´tan baska kimden<br />
olabilir<br />
• Dikkatle etrafına bakarsan görürsün ki Allah ganîdir, yani çok zengindir. Herkes ona nazaran fakir, herkes kederli,<br />
dertli, herkesin suratı asık. Hayat sartları herkesi perisan etmis, didinmeler, çırpınmalar, çekismeler, bos yere kavgalar<br />
hayatı zehir etmis; zengin ve neseli gördügün insanların yüzleri gülüyor ama hırslarından içleri kan aglıyor.<br />
• Dilenciden birsey dilenmek akıl karı degildir. Dünya bir dilencidir. Sen de asıl padisahı unutuyor, dünyadan bir<br />
seyler istiyorsun. Zavallı dünya! 0 da yüksek bir sarap içmis de mest olmus bir yerde duramıyor, dönüp duruyor.<br />
• Bülbül gülün kulagına egildi de birseyler söyledi. Gizlice ona; "Sükret, Allahıın lütfu, ihsanı asla bizden<br />
eksilmesin." dedi.<br />
128. Askının atesi benim bütün sabrımı, kararımı yaktı.<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. 7, tereî´ 5)<br />
•Gönlümün derdinden neler çektigimi gördün ya, gel ey güzel sevgilim! gel, tez gel, tez gel!<br />
•Sermayem, kazancım giderse gitsin, korkmuyorum. Yeter ki sen kal, sen le! Çünkü sen benim ömrümsün,<br />
hayatımsın. Her kazancın sermayesi sin. Gel, gel, sensiz ben ne yaparım<br />
• Canımın canı! Ey gönlümün dostu! Senin yüzünü görmeden evvelce ben sabırlı bir kisiydim. Senin askının atesi<br />
benim bütün sabrımı, kararımı yaktı. sevgili gel! Sensiz ben yasayamam, gel!<br />
•Benden ayrılmak ve uzaklara gitmekle düsmanı sevindirmek istiyorsan, bana karsı olan soguk davranıslarında<br />
düsman sevindi, için rahat etsin! Artık dara gitmeye gerek yok. Bos yere beni üzme, gel!<br />
•Sen her ne kadar hissiz, tas yürekli isen de bu davranısların bana karsıdır. iki cihanın da çok degerli bir incisisin.<br />
Tasın içinden fıskırıp çıkan rahmet suyu gibi gel!<br />
•Canın ve gönlün iniltilerine senden baska mahrem yoktur. Benim gönlüm dag gibidir. Haydi sen bu daga bir Davud<br />
(a.s.) gibi, bunu seslendir.<br />
•Ey Tebrizli Sems! Ayrılık ezelden gelen bir kaza ve kaderdir. "Alın yazımız böyleymis!" deme! Sen öyle bir hükmü<br />
istiyorsan, o oldu demektir. Haydi bir kaza ve kader olarak gel!<br />
129-Sevgili geldi, hiç bir su ile sönmeyecek ask atesini gönlümüze düsürdü.<br />
Mef´ulü, FS´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. I, 310)<br />
• Felegin, gökyüzünün, rüyada bile görmedigi o ay yüzlü sevgili yine geldi. Hiç bir su ile sönmeyecek ask atesini<br />
yine gönlümüze düsürdü.<br />
• Sen benim bir beden evime bak, bir de canıma bak! Beden ask sarabıyla mest olmus. Can ise o saraba<br />
dayanamamıs, yıkılmıs, yerlere serilmis.<br />
• Sarap evinin, meyhanenin sahibi gönlümle dost olunca, kanım ask sarabı oldu; damarlarımda dolasmaga basladı.<br />
Cigerim de ask atesinde kebap oldu.<br />
• Gözüm onun güzel hayali ile dolunca ona bu lütfu verdiği için; "Ey kadeh, sen ne tesirlisin, ne güzelsin Ey sarap<br />
var ol, aferin sana!" diye sesler geliyor.<br />
• Gönül ask denizini görünce beni yalnız bırakarak birden bire içten fırladı, kendini o denize attı ve bana: "Haydi,<br />
elinden geliyorsa ara da beni bul bakalım!" diye seslendi.<br />
• Dogunun günesi ve Tebrîz sehrinin kendisi ile iftihar ettigi Semseddin´in yüzünün parlak günesinin ardısıra<br />
bulutlar gibi asık gönüller kosusup duruyor.<br />
130. Yıldızlar bana; "Bu gece çok aydınlık, çok parlak!" diye seslendiler.<br />
Müstef´ilün, Fe´uliin, Müstef´ilün,<br />
(c.I, 305)<br />
• Bir yaz gecesi oturmus ay ısıgında düsüncelere dalmıstım. Birden bire yıldızlar bana; "Bu gece çok aydınlık, çok<br />
parlak!" diye seslendiler. Bu sesi yunca yıldızlara; "Haberiniz yok mu " dedim. "Biz bu gece o ay yüzlü sevgili ile<br />
beraberiz!"<br />
• Herkese seslenmek, herkesi çagırmak için yüksek dama çık; "Bu gece herhangi bir gece degildir. Bu gece mana<br />
güllerinin devsirilecegi bir gecedir. Bu ce kadehsiz mana sarabının içilecegi bir gecedir. Geliniz fırsatı kaçırmayın!" diye<br />
Hakk dostlarını çagır!<br />
• Bu gece sevgilimiz gönül gibi bizimle beraberdir. Bizim kucagımızdadır.Elini sevgi ile boynumuza atmıstır<br />
"Bu beyitler yanlıs anlasılmamalı. Tamamıyla manevî manalar ifade etmektedir. Cenab-ı Hakk; "Nerde olursanız,<br />
ben sizinle beraberim!" (Hadîd Suresi, 57/4) diye buyuruyor. Hasa Allah maddî bir varlık mıdır ki bizim yanımızda<br />
bulunsun Bütün bunlar Allah´ı manen hisetmemizi, O´nun bize pek yakın oldugunu anlatmak içindir.<br />
• Asıklar meclisinde sabaha kadar sarap kadehi dönmede, ihsanlar, iyilikler ilmede, bu gece sabaha kadar gül<br />
süsenle halvete girmisler, yalnız baslarına kalmıslardır.<br />
• Ben bu mehtaplı gecede çok cömert olacagım. Vuslat sarabını herkese; halkın ileri gelenlerine de, geride<br />
kalanlarına da, bilginlerine de, bilgisizlerine de bol bol sunacagım.<br />
•Sen bu gece gönlün elindeki korku baglarını çöz! Çöz de, gitsin basını askın ayagına koysun! Çünkü kem gözüm<br />
korkusundan aglayıp duran o zavallı bu gece emniyettedir.<br />
131. Senin güzel yüzünün nürundan her mescitte benim günesten bir mihrabım var!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. 1, 295)<br />
• Ey güzel yüzü yüzlerce "ay"a bedel olan sevgili! "Gece oldu, vakit geçti." deme, acele etme!<br />
• Ey can Kabesi! Senin yüzünün nürundan her mescitte benim günesten bir mihrabım var.<br />
• Yanlıs söyledim. Ben öyle bir nüra yönelmisim ki, bizim mescidimizde günes kapının dısında bulunur ve kapıcılık<br />
eder.<br />
• Dünya nimetlerinin sarhoslugu ile kendimize hayatı zehir ettik ve binlerce kuyuya düstük. Ancak onun askı bizi<br />
çengel gibi tutar, dısarıya çeker, çıkarır.<br />
• Senin yüzünden can meclisi öyle nurlu, öyle parlaktır ki, dostların canı gözlerdeki nür, orada yanan çerag,<br />
aydınlıgı hep can meclisinden, senin nürundan alırlar.<br />
• Gönül bahçesi o devlet selvisinin yüzünden güler, kanımız, o unnab dalının yüzünden cosar, kaynar!<br />
• Ey sevgili! Sen ferahlık içinde ferahlıksın. Allah´ın makbul kulları için açtıgı kapıların anahtarı sensin.<br />
132. Gözler hırsla, göz çukurlannda cıva gibi kararsız hale gelmis!<br />
Fe´ilatiin, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c.I, 315)<br />
• Gözler uykudan açılmıyor. Kendini zorla! Gözünü aç da içinde bulundugun insanlara, topluluga ibretle bak!<br />
• Bak da gör, insanlar dünya nimetlerine nasıl dalmıslar, huzuru, mutlulugu kaybetmisler, gözler hırsla göz<br />
çukurlarında cıva gibi kararsız bir gelmis.<br />
• Gece uzadı, halk bu mehtaplı gecede yıldızlar gibi ay ısıgına düstü.<br />
•Bütün düsünceler, yapraklar gibi döküldü. Bütün sebeplerin üstüne tozkondu.<br />
•Akıl sasırdı kaldı, bir köseye çekildi de diyor ki: "Haydi, akıl eger senin aklınsa beni bul bakalım, ben neredeyim "<br />
133. Bu dünyada basa gelen bela lokmalarını yiyip sindirmeyen ilahî aska ulasamaz.<br />
Mef´fllü, Fa´ilat, Mefa´îlii, Fa´ilat<br />
(c.I, 309)<br />
•Ask benim gönlümü yıktıgı, harap ettigi için bu gönül harabesine günesin rahatca, engelsiz vurması gerek.<br />
• Padisah bana dua etmis, kendi duasını da kendisi kabul etmis. Bu haberi yunca utandım, ayakta duramadım,<br />
yerlere yıkıldım.<br />
•Beni huzura kavusturmak için çok defalar yüzünü gösterdi. Ben "O´nun zünü gördüm." dedim ama aslında o<br />
gördügüm yüz degildi. Yüzünün gül bir örtüsü idi.<br />
•O´nun yüzündeki örtünün nüru bile bütün alemi yakıp yandırıyor.<br />
•Ya Rabbi! 0 padisah yüzündeki örtüyü kaldırsa da, yüzünü örtüsüz olarak gösterse alemin hali nice olur<br />
•Ask benim yanımdan geçti, ben de onun ardına düstüm. Kosmaya basladım. Geri döndü, beni görünce kızdı.<br />
Kartal gibi üstüme saldırırdı. Beni bir lokma edip yutuverdi.<br />
•0 beni yutunca, ben zamaneden de geçtim, dünyadan da kurtuldum. Artık ; bir emelim, arzum kalmadı. Sanki çok<br />
tatlı bir denize daldım. Azabdan da kurrtuldum, elemden de.<br />
• Bu dünyada basa gelen bela lokmalarını yiyip sindirmeyen, îlahî ask sarabının lezzetini tatmamıs kisidir.<br />
• Bu gerçegi bildikleri, bu gerçege güvendikleri için, peygamberler baslarına gelen belalardan sikayet söyle dursun,<br />
onları serbet gibi içtiler. Çünkü su, hiç bir zaman atesten korkmaz.<br />
134. Dünyada gördügün güzellerin gül gibi olan yanaklarındaki renkler de o bahçedendir.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´uliin<br />
(c.I, 294)<br />
• Artık kamil insanlar görünmez oldular. Dünyada akan mana ırmagının suyu kesildi. Ey ilkbahar! Göklerden,<br />
ötelerden su gönder de su degirmen dönsün, yani insanlar yeniden manevî hayatı yasasınlar.<br />
• Yeryüzü ile gökyüzü kova ile testiye benzerler. Fakat insanların rühlarının susuzlugunu kovadaki, testideki su<br />
gideremez. Çünkü onların isine yarayacak su yeryüzünden de dısardadır, gökyüzünden de. 0 su ötelerdedir.<br />
• Ey insanoglu! Günahlarla, cinayetlerle dolu su dünyadan kurtulmak için acele, yeryüzıinden de, gökyüzünden de<br />
dısarı çık; çık da ötelerde mekansızlık alemindeki suyu gör!<br />
• Senin can balıgın kirlenmis olan su havuzdan kurtulur da, ucu bucagı bulunmayan berrak, tatlı mekansızlık<br />
denizine kendini atar, kana kana su içer. Susuzluktan kurtulur.<br />
• Sen o mekansızlık aleminde öyle bir denize dalarsın ki oradaki balıklar Hızır kesilmislerdir. Orada balık da<br />
ölümsüzdür, su da!..<br />
• Gözlere nür oralardan gelir; mana damlarının oluklarından akan su da o denizdendir.<br />
•Dünyada gördügün güzellerin gül gibi olan yanaklarındaki renkler de, kokular da o bahçedendir. Bütün gül<br />
bahçeleri de o dolaptan akan su ile sulanır.<br />
135. Madem ki askın yok, git bol bol uyu!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c.I, 314)<br />
•Madem ki askın yok, asık degilsin, sana uyumak yarasır; git bol bol uyu. O´nun askı ve gamı bizim nasibimizdir.<br />
•Biz sevgilimizin gam günesinin tesiri ile zerre zerre olduk. Çünkü biz onn gelen gamı da seviyoruz. Madem ki senin<br />
gönlünde böyle bir duyguyle bir heves uyanmamıstır, git bol bol uyu!<br />
•Onu bulmak, ona kavusmak ümidi ile köpürerek, aglayarak basını tastan tasa çalan, daglardan denize dogru<br />
kosan sular gibi biz de kosup duruyoruz,ou arıyoruz. Sende ise "Sevgili nerede Onu nasıl bulurum " arayısı, üzüntüsü<br />
yok. Sen git bol bol uyu!<br />
•Ask yolu yetmis iki milletin inancının dısındadır. Madem ki senin askın,inancın taklitten, gösteristen ibarettir, sen<br />
git uyu!.<br />
•Bizler askın eline düstük, kendimizden kurtulduk. Bakalım ask bize ne yapacak Sen ise kendindesin, kendi<br />
elindesin, kendine tapıyorsun. Senin için uyumak gerekir, git bol bol uyu!<br />
136. Uyku geldi, bütün insanları kaptı uyuttu. Ama ben uyumadım. Seni düsündüm.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Pe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c.1, 300)<br />
• Bütün gece güzel yüzünü seyrederek, tatlı sözlerini dinleyerek lütuflara nail oldum.<br />
• Her ne kadar gönlüm pervane gibi senin güzelliginin mumunda yandı, yakıldı ise de, ben bütün gece güzel<br />
yüzünün mumu etrafında pervane gibi uçup durdum.<br />
• Gece kıskançlıgından ötürü aya benzeyen yüzünü bana göstermemek için karanlıgı ile bir çadır kurdu. Fakat ben<br />
ayın bulutları yırttıgı gibi gecenin karanlık çadırını yırttım, güzel yüzünü seyre daldım.<br />
• Gönlüm arı kovanı gibi ugultularla dolu idi. Ben de, ey bal madeni, bütün gece senden bal aldım.<br />
• Gece tuzagı olan uyku geldi, bütün insanları kaptı, uyuttu. Ama ben uyumadım. Kusun küçük yüregi gibi bütün<br />
gece uykunun tuzagında çırpındım, durdum.<br />
• Bütün canlar güvercinler gibi onun hükmündedir. Iste ben de bütün gece hükmünün tuzagında onu aradım, onu<br />
istedim.<br />
137. Ey güzellerin padisahı! Sakın bu gece uyuma!<br />
Mef´ulil, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îliin<br />
(c.I, 293)<br />
• Ey can! Ben bu gece senin misafirinim. Yalvarırım sana sakın uyuma! Ey canımın ve gönlümün misafiri olan güzel!<br />
Sen de sakın bu gece uyuma!<br />
• Senın ayın ondördü gibi nürlu, parlak güzel yüzün gelince, bu gece bize kadir gecesi oldu. Ey bütün dünya<br />
güzellerinin padisahı! Sakın bu gece uyuma!<br />
•Ey yüzlerce bahçenin servisi! Mest olanların gönüllerinin huzuru, rahatı gönlümüde, canımı da aldın götürdün.<br />
Sakın bu gece uyuma!<br />
•Ey gülen hos bag! Sensiz benim için iki dünya da zindan gibidir. Her sey senindir. Sen çok üstün bir güzelsin.<br />
Sakın bu gece uyuma!<br />
138. Rebab ask kaynagıdır.<br />
Mefa´îliin, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Pa´îlün<br />
(c.I, 313)<br />
•Rebab ask kaynagıdır. Arkadasların dostudur, en yakınıdır. Araplar da faydalı oldugu için buluta rebab adını<br />
vermislerdir.<br />
•Bulut nasıl gülü, gül bahçesini sularsa, rebab da gönüller gıdasıdır, ruhlar sakisidir..<br />
•Atese üflendigi zaman alevleri artar, yükselir. Yere üflenirse tozlardan baska bir sey kalkmaz.<br />
•Rebab dogan kusu için bir çagrıdır. "Padisahın yanına gel! Koluna kon!"diye doganı çagırır durur. Fakat davul<br />
çalmakla karga kalkıp padisahın yanına gelmez. Yani rebab sesi asıklar için Hakk´a bir çagrıdır.<br />
•Esek nerede Hz. îsa´nın îlahî askından bahsetmek nerede Darda kalanlara kapılar açan Allah, ona bu kapıyı<br />
açmamıstır.<br />
•Ask, kavusma, bulusma saadeti olup Hakk´la aramızdaki perdeleri kaldırarak gönül evinin içine girmek için bir can<br />
elbisesi gibidir. "Ademogullarını üstün kıldık." gerdanlıgıdır.<br />
"9sra suresi, 17/70. ayete isaret edilmektedir: "Ademogullannı bütün varlıklara üstün kıldık."<br />
•Sehvet pesinde kosanlara, bedenlere gönül verenlere asktan pek söz açma! Çünkü onlar, korku ve ümit arasında<br />
yasamakta, sevap ve günah hesabıyla ugrasmaktadırlar.<br />
139. Rebab inleyerek, gözyasları dökerek neler söylüyor<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün. Fa´ilün<br />
(c.I, 304)<br />
• Hiç biliyor musun: Rebab ne söylüyor, gözyasları dökerek, içi yanarak neler anlatıyor<br />
• Diyor ki: "Ben etinden ayrılmıs, uzaklara düsmüs bir deriyim. Ayrılık acısı beni azab içinde bıraktı. Nasıl<br />
aglamıyayım, nasıl feryat etmeyeyim "<br />
• Rebabda bulunan deri bunları söylerken, önde bulunan tahta da dile gelmis diyor ki: "Ben yem yesil bir dal idim.<br />
Beni acımadan balta ile kestiler, bıçkı ile biçtiler. Rebab yaptılar."<br />
• Ey Hakk asıkları! Ey mana padisahları! Bizler ayrılık garipleriyiz. Biz sonunda dönüp dolasıp huzuruna varacagımız<br />
Allah´a yalvarmada, yakarmada, feryat etmekteyiz. Ne olur bu feryadımızı duyun anlayın!<br />
• Önce Hakk´tan aynldık da bu dünyaya geldik. Fakat biz halden hale, sekilden sekile girerek, döne dolasa yine ona<br />
gidiyoruz.<br />
• Ey misafir! Hiç bir menzile, hiç bir duraga gönül verme ki ondan ayrıldıgın zaman, onu kaybettigin vakit için<br />
yanmasın! Gönlün yaralanrnasın!<br />
• Çünkü babanın tohumundan gençlik çagına gelinceye kadar çok menziller astın, çok sekillere girdin!<br />
• Rebabın bu feryadı ister Türk olsun, ister Rum olsun, ister Arap olsun, asık ise onun dilincedir, onun dilidir.<br />
• Bu ses altı yönden de dısarı çıkmıs, göklere yükselmistir. Yönden kaç; ay ısıgından çık kurtul!<br />
140. Yanını yere koyup uyuma! Sevgili yanındadır.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c.I, 307)<br />
•Bütün dostların isi bu gece altın gibi halis ve parlaktır. Hak asıklarını çekemeyen hasetçilerin canları ise bu gece<br />
kördür, sagırdır. Onlar hakîkati göremezler, hakîkati bildiren sözleri isitemezler.<br />
•Allah´ın güzellik deryası dalgalanınca, bu gece sevgilinin ayak bastıgı topraktan anber kokuları yayılmaktadır.<br />
•Biz daima ezelî sevgili ile hosuz, o bizden razı, biz de ondan razıyız. Fakat Allahın lütfu ile bu gece o da baska<br />
türlüdür, biz de baska türlüyüz.<br />
•Ey gönül! Bu gece uyuma! Varacagın menzile dogru yürü. Çünkü gizli sili hep bizi gözetlemektedir.<br />
•Yanını yere koyup uyuma ki, sevgili senin yanı basındadır. Sevgi sırrını da sakla ki, bu gece yüzünden o sır çok<br />
hostur, çok latiftir.<br />
•Elinden tutacak olan geldi. Bu gece elinden tuttu. Bu sebeple bu gece devlet saadet dalı yemyesil olarak<br />
oynamaya basladı.<br />
•Allah´a yemin ederim ki, bu gece uyku, bana haramdır. Çünkü su kusu olan can, kevsere kavustu, kevseri buldu.<br />
141. Bu gece Hakk da uyanıktır, bizler de uyanıgız.<br />
Mefa´îliin, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c.I, 269)<br />
• Ey bizi evine mihman eden, misafir eden sevgili! Bu gece uyuma! Çünkü sen rühsun, bizse bu gece hastalarız.<br />
• Sırların, gizli seylerin gözünden uykuyu defet gitsin! Gitsin de bu gece bütün gizlilikler ortaya çıksın.<br />
• Ayrılık yüzünden parlaklıgını kaybetmis, paslanmıs gökyüzünün pasını gideresin! Onu cilalayasın diye Allah sana<br />
bu gece bir cila verdi.<br />
• Allah´a hamdolsun ki, su anda herkes uykuda. Ben ise uyanıgım. Benim bu gece yaratıcı ile isim, gücüm var.<br />
• Bu ne sereftir, bu ne uyanık bahttır ki bu gece Hakk da uyanıktır, bizler de uyanıgız.<br />
• Hiç bir geceye benzemeyen bu gece, gözlerim seher vaktine kadar uyanık kalmaz da uykuya dalarsa, ben bu<br />
gözlerden bîzar olurum, usanırım.<br />
• Sustum, dudaklarımı kapadım. Ama bu gece, ben sözsüz, sessiz, sadasız konusuyorum.<br />
142. Gecenin hakîkatini gören uyumak istemez.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 316)<br />
• Biz gece ile savasa girisince, onu alt üst ederiz, onun denizinden toz koparırız.<br />
• Gecenin hakîkatini görebilen,istemez. Uykudan kaçar.<br />
•Bir çok nurlu gönüller, nürlu yüzler, tertemiz canlar geceyi ihya ederler, uyumazlar, ibadet ederler, Allah´a<br />
yalvarırlar yakarırlar.<br />
•Gece gayb dilberinin mana güzelinin yüzünün tülüdür, duvagıdır. Gündüz nasıl olur da geceye es olabilir<br />
•Senin nazarında gece, simsiyah bir tencere gibidir. Çünkü sen onda pisirilen gece helvasından tatmadın, gecenin<br />
hakîkatinin ne oldugunu anlamadın!<br />
•Gündüz kazanç ve kar zamanıdır. Fakat gece sevdasının bambaska bir zevki varrdır.<br />
•Gece geldi, alıs veristen, kazançtan beni alıkoydu, elimi bagladı, birsey yapamaz oldum. Seher vaktine kadar<br />
gecenin de ayagı baglı kaldı.<br />
143. Bir gece de sevgilinin hatırı için uyuma!<br />
Mefa´îlün, Pe´ilatün, Meta´îliin, Fe´ilün<br />
(c.1, 312)<br />
•Senin canın hakkı için hayırh isler yapmaktan vazgeçme, uyuma! Gaflete dalma! Bir geceyi ömründen azalmıs bil,<br />
eksik say, uyanık kal, uyuma!<br />
•Kendi heva ve hevesine uydun, rahatını düsündün, binlerce gece uyudun. ne olur bir gececik de sevgilinin hatırı<br />
için uyuma!<br />
•Esi benzeri olmayan, geceleri hiç uyumayan o lutf sahibi, o güzeller güzelı vgiliye uy! Gönlünü ona ver! Onu kendi<br />
gönlünde bul da, sen de uyanık kal, ııyuma!<br />
•Sabaha kadar uyanık kaldıgın; "Ya Rabbî, ya Rabbî!" diye feryat ettigin o hastalık gecesini hatırla, o geceden kork<br />
da uyuma!<br />
•Cenab-ı Hakk; "Dostlar, geceleri uyumazlar." diye buyurdu. Bu ayeti duyup, hatanı anlayarak utandınsa artık<br />
uyuma!<br />
"Zariyat Suresi, 51/17-18. ayetlerinden iktibas var."<br />
• 9sitmissindir. Allah dostları isteklerine, muratlarına geceleyin kavusurlar, dostlarının muratlarını veren padisahlar<br />
padisahının askına, sen de bu gece uyuma!<br />
• Binlerce defa sana; "Sus!" dedim. Sözden fayda yok. Birini getir ki, binine bedel olsun, uyuma!<br />
144. Dedim, dedi.<br />
Müstef´ilün, Fe´ülün, Müstef´ilün, Fe´Olün<br />
(c.I, 436)<br />
• Sevgıli dedi ki: "Kapımı çalan kimdir " Dedim ki: "Ben degersiz köleniz!" dedi kı: "Burada senin ne isin var "<br />
Dedim ki: "Ey ay yüzlüm sana selam etmek hatırınızı sormak isterim."<br />
• Dedı kı: "Ne zamana kadar kapımın önünde duracaksın " Dedim ki: "Sen "içeıi çagınncaya kadar." Dedi ki: " Daha<br />
ne vakte kadar cosacaksın, söylenip duracaksın " Dedim ki: "Kıyamet kopuncaya kadar."<br />
• O zaman ben ona kars1 duydugum sevgiden bahsettim. îçim yanarak ask davasına giristim de yeminler ettim.<br />
Ask yüzünden malımı,,mülkümü kaybettim adım kötüye çıktı diye sızlandım.<br />
• Sevgili dedi ki: "Bu dava için hakim sahit ister." Dedim ki: "Benim sahidim göz yaslarım, yüzümün sarılıgı da<br />
davamın dogrulugunu, seni ne kadar çok sevdigimi isbat eder.<br />
•Dedikii: "Senin sahidin, uygun bir sahit degil. Çünkü o yasları döken göz edebli, terbiyeli olsalardı, güzellere güzel<br />
bakarlardı; kötü bakıp da kirlenmezlerdi." Dedim ki: "Adaletiniz üstüne yemin ederim ki gözlerim de, yüzümde güvenilir,<br />
suçsuz, temiz kisilerdir."<br />
• Dediki "Yol arkadasın kimdi Seni kim benim evime getirdi " Dedim ki: padisahım, yol arkadasım, senin güzel<br />
hayalin idi." "Peki!" dedi. "Ben seni cagırmadım ki, seni buraya kim çagırdı " Dedim ki: "Senin hos kokun, kadehinizin<br />
kokusu."<br />
• Dedi ki: "Açık söyle, maksadın nedir " Dedim ki: "Sana daima vefalı olmak, dostluk etmek isterim." Dedi ki:<br />
"Benden ne istersin " Dedim ki: "Herkese, herseye gösterdigin lutfu, iyiligi isterim."<br />
• Dedi ki: "Buraya gelirken gördügün ve çok begendigin yer neresidir "dedim ki: "Kayser´in köskü!" Dedi ki: "Orada<br />
ne gördün " Dedim ki:bînlerce kerem, yüzlerce lütuf!"<br />
• Dedi ki: "Yol nasıldı Tenha mı idi " Dedim ki: "Yolda, yol kesenin korkusu vardı." Dedi ki: "Yol kesen kimdi "<br />
Dedim ki: "Bu çıkısmanız, bu kaynamanız, bu ayıplamanız."<br />
• Dedi ki: "Sence en emin yer neresidir " Dedim ki: "Zahitlik ve takva yeri!" Dedi ki: "Zahitlik dedigin nedir "<br />
Dedim ki: "Selamet esenlik yolu!<br />
•Dedi ki: "Nerede afet var, bela var, ıstırap var " Dedim ki: "Senin askının mahallesinde." Dedi ki: "Sen orada ne<br />
halde idin Nasıldın " Dedim ki: sikayet etmeden sana baglılıkta, vefada, dogrulukta idim "<br />
• Ben askı çok denedim. Fakat bu denemelerimden bir faydam olmadı. Kim denenmis seyi tekrar denerse pisman<br />
olur.<br />
• Sonunda sevgili dedi ki: "Artık sus! Eger ben askın nüktelerini, inceliklerini söylersem, kendinden geçersin de ne<br />
aklın kalır, ne fikrin."<br />
45. Sözünün tatlılıgını istedikleri için agzından çıkan harfler, kelimeler oynarlar<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Miistef´iliin, Fe´uliin<br />
(c.I, 437)<br />
• Senden gelen her cefayı, her cevri canıma minnet bilirim. Senin suçunu da, kendi suçumu da yüklenirim,<br />
boynuma alırım.<br />
• Ey ay yüzlü güzel! Senden gelen yüzlerce cefa, yüzlerce cevr, kıymetli kumaslardan yapılmıs elbiseler gibi cana<br />
safa, çesme sifadır.<br />
• Sevgilim su dünyada bulunan herkesin, herseyin senden bir nasibi vardır. Benim nasibim de sana karsı duydugum<br />
asktır. Askını bana layık gördügün ve lütfettigin için ne de iyi bir lütufta bulundun. Çok yasa; varol!<br />
• Sundugun sarabın lezzetinden benden önce kadeh mest olmada. Kadehin-deki lezzet yüzünden de, sarap<br />
kendinden geçmede, cosup köpürmektedir.<br />
• Yüzünün güzelliginin farkına vardı. "Ruh"un senin önünde secdeye kapandı. Sözünün tatlılıgını isittikleri için<br />
agzından çıkan harfler, kelimeler oynamaya basladılar.<br />
• Asık fazla sarhos olunca, onu çekistirirler, ayıplarlar, kınarlar. Zaten sarabın mezesi kınanmadan baska bir sey<br />
olamaz ki.<br />
146. Onun gönlüne düsen dermanı olmayan dert, kimin derdidir<br />
FS´ilatün, Pa´ilStün,<br />
(c.I, 428)<br />
•Canın ayagını baglayan, çaresiz bırakan meydan acaba kimin meydanıdır ki min meydanı olacak; askın, askın...<br />
Bize bir hal oldu. Elden çıktık. Bu kimin hikayesi Kimin destanı Askın askın...<br />
•Ask özel kadehler dolastırmada. Acaba askın dolastırdıgı bu özel kadehler kimin askına dolasıp duruyor Bunu<br />
kimse bilmez. Ancak ask bilir.<br />
•llkbahar geldi. Daga da, ovaya da can verdi. Ey Allah´ım! Ey Allah´ım bu canı kim verdi Bu can kimin canı<br />
•Bu ne güzel ne hos bir bahçedir. Bu bahçeyi gördü de cennet bile mest oldu. Bu bahçedeki menekseler, süsenler,<br />
reyhanlar kimin Bunlara bu renklri, bu kokuları, bu güzellikleri kim verdi<br />
•Bu bahçenin güzelligini gördü de gül dalı bülbülden daha fazla dile geldi. selvi; "Bu bahçe ne güzel bir bahçe;<br />
acaba kimin " diye sallanrnaga, oynamaga basladı.<br />
•Yasemin; "Van gülüne söylemez misin " diyor. Böyle essiz bir nergis kimin nergis bahçesinde yetismistir<br />
•Yasemin diyor ki: "Ben bu soruyu sorunca Van gülü güldü de; ´Bunu bana sorma! Ben kendimde degilim. Kimin<br />
nergis bahçesinde yetistigini ben ; bilmiyordum.´"<br />
•Bu bahar mevsiminde yeryüzü çesit çesit renklerde hos kokulu güllerle, Yaseminlerle, nergislerle, sebboylarla<br />
süslenmisken, gökyüzünde de günes altın bir top gibi durmadan kosmada. Sasılacak sey! Acaba onu böyle kim<br />
dolastırıyor Kimin çevgeninin kıvrık yeri onu böyle asırlardan beri kosturuyor<br />
•Ay da asıklar gibi onun pesine takılmıs, onun peyki olmus, solgun ısıklar saçarak, zayıf bir halde eriyerek dönüp<br />
duruyor. Acaba o kime tutulmus imin hayranı Günese mi yoksa günesi altın bir top gibi kosturup duranamı<br />
•Gökyüzündeki bulut da gamlara, tasalara batmıs, düsüncelere dalmıs, atesli bir sır! Acaba o kimin için böyle<br />
aglayıp duruyor<br />
•Mavi renkli elbiseler giyinmis, gönlü aydın gökyüzü, acaba kime gönlünü aptırmıs ki gece gündüz durup<br />
dinlenmeden mest bir halde dönüp duruyor<br />
•Onun böyle dinlenmeden, içine ates düsmüs gibi dönüp durdugunu gören dert, ona acımıs, onun derdini soruyor.<br />
Diyor ki: "Onun gönlüne düsen dermanı olmayan dert, acaba kimin derdidir "<br />
147. Dünya hayatında ızdıraptan ve gamdan kaçtıkça sen ham kalırsın.<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Pa´ilat<br />
(c.I, 389)<br />
• Senin gönlün bende olmadıktan, benimle beraber bulunmadıktan sonra seninle beraber oturmusuz, bir arada<br />
düsüp kalkmısız, bunun bir faydası yok. Benimle oturup kalkıyorsun ama gönlün benimle degil. Madem ki böylesin,<br />
bunun hiç bir faydası yök!<br />
Hz. Mevlana bir ruba´îsinde: "Sen benim gönlümde oldukça, Yemen´de de olsan benim yanımdasın. Eger sen benim<br />
gönlümde degilsen, yanımda da olsan Yemen´de sayılırsın!diye buyurmustu.<br />
• Agzın baglı, bunun için süsuzluktan yanıyor. Sen bir ırmagın içine dalmıssın, suyun içindesin. Ama su<br />
içemiyorsun. Irmagın sana hiç bir faydası yoktur.<br />
• Bedende can olmadıkça seklin, maddî varlıgın ne ise yarar Ekmek, yemek olmadıktan sonra sahan ve sininin<br />
sana bir faydası yoktur.<br />
• Yeryüzü göge kadar miskle anberle dolu olsa, koku alamayan kisiye bunların ne faydası var<br />
• Dünya hayatında atesten, yani ızdıraptan ve gamdan kaçtıkça hamur gibi eksi kalırsın. Hamsın. Binlerce dost<br />
bulsan, binlerce güzel bulsan bunların sana hiç bir faydası yoktur!<br />
"Meshur Fransız sairlerinden Alfred de Musset (1810-1857) de bir siirinde: "9nsan bir çıraktır Izdırap, bela onun<br />
ustasıdır, hocasıdır. Onu yetistirir, gerçek insan yapar." demistir.<br />
148.Sen sus da harfsiz dilsiz o söylesin!<br />
Müstef´ilün, Fe´üliin, Müstef´ilün, Fe´uliin<br />
(c.I, 440)<br />
• Bugün sehrimiz, güzeller padisahı aramızda oldugu için, pek canlıdır; pek parlaktır. Zamanımızın en üstün, en<br />
büyük insanı bir sehre gelirse, o sehir gülmez mi Bayram etmez mi<br />
• 0 güzellik günesi yeryüzünde parlayınca, yeryüzüne nürunu yayınca, toprak yeryüzü, gökyüzünden daha fazla<br />
aydınlanır, daha iyi olur.<br />
• Merhametli sevgili gönül kapısını çalınca, o daha içeri girmeden, can onun los kokusundan gelenin kim oldugunu<br />
anladı.<br />
• Sunu iyi bil ki, sıkıntılı oldugun zamanlarda senin elini tutup çeken, seni yaratandır. Sana can yoldası olan o<br />
büyük padisahtır.<br />
• 0 öyle mübarek bir günestir, aydır ki tutulmaz. 0 insana sersemlik vermeyen bir saraptır, o ziyansız bir kardır.<br />
• Sen sus da, harfsiz, dilsiz o söylesin. Zaten dil olunca bu konusan dillerin ne degeri kalır<br />
149. Allah´ı seven, herhangi bir insana kul olmaz!<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 396)<br />
• Sevgilinin yolunda biz korkaklara is yok! Sevgi yolunda yürüyenlerin hepsi de padisahtır. Orada kullara yer<br />
yoktur. Allah´ı seven herhangi bir insana kul olamaz!<br />
• Bahtım var, talihim var; ben mutlu bir kisiyim diye övünüyor, kendini naza cekiyorsun. Sunu iyi bil ki: "Senin bu<br />
bahtın, talihin, mutlulugun bizim büyüklügümüze karsı bir ayıptır, utanmazlıktır."<br />
• Fakirligin ile övünüyorsan, yamalı hırkayı giy de padisahımızın huzuruna öyle çık! Çünkü bizim padisahımızın<br />
nazarında gösterisli, degerli elbiseler, kesislerin kusagı gibi degersizdir.<br />
• Bizim su ask yolumuzda dogru bir kisi ol! Hileyi, egriligi bir tarafa bırak. Çünkü meydanımız hilekarların at<br />
oynatacakları meydan degildir.<br />
150. Akıl, ask, ma´rifet insanı hakîkatin damına çıkaran birer merdivendir.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilSt<br />
(c.I, 384)<br />
• Asıkların içlerinde bir baska dünya vardır. Ama bizim sevgilimizin askı bir baska zevktir, bir baska candır.<br />
• Gönül gözleri açık olanlar pek çok gizli seyler bilirler. Ama asıkların gönülleri baska bir gizli sey bilir.<br />
• Akıl, ask ve ma´rifet insanı Hakk´ın, hakîkatin damına çıkaran birer merdi-vendir. Fakat hakîkat aleminde Hakk´a<br />
ulasmak için bambaska bir merdiven vardır.<br />
• Mana yolunun güzelleri, bir gönülle ugrasmaktan sasırdılar, aciz kaldılar da onlara "Gönlün bambaska bir sevgilisi<br />
var!" diye vahiy geldi.<br />
• Ey bir sevdaya kapılmıs, kendini kaybetmis gönlü kınamaya, ayıplamaya açılan diller! Dudaklarınızı yumun!<br />
Çünkü gönlün de bir baska dili var!<br />
• Tebrizli Sems muma benzer. Fakat bütün mumlar onun pervanesi olmuslardır. Çünkü onun gönlünün içinde<br />
bambaska bir alem vardır.<br />
151. Daralan gönül gerçek gönül degildir.<br />
Mef´Olü, MefS´ilün, Fe´ulün<br />
(c.1, 365)<br />
• Sunu iyi bil ki zaman sevdanın bir seklinden, naksından ibarettir. Bizim seklimiz zamandan dısardadır. Zamana<br />
uyup kalmaz; hep degisir. Biz ihtiyarlarız ama, zaman ihtiyarlamaz, hep aynıdır.<br />
• Dünya bir ırmak gibidir. Derenin içinde akar gider. Biz bu ırmagın dısındayız. Zaman ırmaktaki su gibi akar gider.<br />
Irmaga düsen bizim gölgelerimizdir.<br />
• Burada pek zor, pek ince; anlasılması müskil bir nükte var! 0 burada degil ama yine de burada! 0 yok gibi olan<br />
bir varlık!<br />
• Ey gönül! Canın yüzünden baska hiç bir yüze gülme! Zaten o olmayınca bütün gülüsler aglayıstır, inleyistir.<br />
• Dünya meselelerine dalıp daralan gönül gerçek gönül degildir! Çünkü gönül pek genistir. Onun ucu bucagı yoktur!<br />
• Aslında gönül gam yemez, gönlün gıdası gam degildir. Gönül bir dudu kusudur. 0 görülmemis acayip sekerler yer<br />
durur.<br />
152.Gül bahçesinde geçen ask sırnnı bir gül bilir, bir de aglayan bülbül!<br />
Mef´ülü, Mefa´iliin, Fe´Olün<br />
(c.1, 367)<br />
• Gönül dün gece geldi de, canın kulagına dedi ki: "Ey adını söyleyemeyecegim, essiz varlık!<br />
• Ey adını açıkça söyleyeni parçalayan, gizlice söyleyeni yakıp yandıran güzel!<br />
• Ey can! Bilinemeyeni, tarif edilemeyeni anlatmaya kalkısan ne özür getirebilir Ne bahane bulabilir "<br />
• Gül bahçesinde geçen sırrı, gizli seyi bir gül bilir bir de hazin hazin aglayan, feryat eden bülbül bilir.<br />
• Sadece bülbüllerin seslerine dalıp o seslerin güzelliginden bahseden kisi seste kalır. Seslerin ötesine geçerek ask<br />
sırrını sezemez, anlayamaz.<br />
• Ey o akıl almaz, essiz varlıgı anlamaya çalısan, sezmege ugrasan! Ey göklere asık olan kisi! Merdivenden<br />
bahsedip duran arifle dost ol, onunla iyi geçin!<br />
• Herkes evden bahseder durur. Fakat; "0 evde bulunan güzel nerede 0 nasıl bulunabilir " diyen yok.<br />
• Bir yaz günü sıcakta bir agacın gölgesine sıgınan herkes gölgeden, gölgeyi dusüren agaçtan bahseder ama, o<br />
gölgeyi düsürten günesten, günesin nürundan kimse bahsetmez.<br />
• Bütün bu zorlukları bilmekle beraber, dilin ona dair, onun hakkında söyledigi birkaç sözle bütün kulaklar da mest<br />
oldu, akıllar da...<br />
• Zavallı dil bir iki kırıntı buldu da ona daldı. Asıl kaynagı, madeni bıraktı.<br />
• Halbuki asıgın canı o kırıntılardan utandı da, pazarı da bıraktı, dükkanı da bıraktı gitti...<br />
• Ask kulagıma egildi de: "Yeter artık, susayım dedi. Çünkü o bana böyle söyledi, böyle ilham etti.<br />
153. Tamamıyla kendinden geç, kendinden kurtul!<br />
Pe´ilatün, Fe´ilatün, (c.I,<br />
• Sen gitmek istiyorsun ama, Allah´a yemin ederim ki ben seni kolay kolay bırakmam. Çünkü senin gibi güzel bir<br />
varlıgın gidisi benim için felaket olur, kıyamet kopmus gibi olur.<br />
• Ask ordusu geldi. Küfür ülkesini ele geçirdi. Ey kalender dost! Sen simdi rnelamet davulunun, yani kafirligi<br />
kınama davulunun sesine kulak ver!<br />
• Dünyaya ait birçok isteklerle dolu olan gönlünü, canını ask askerlerinin önüne at, onlar öldürsünler de sen<br />
gönülden de candan da kurtul! Bedenini ie kendin kaftan gibi yırt! Artık herseyden kurtul! Onların ne eserinden, ne<br />
haberinden, ne de belirtilerinden bahsetme! Tamamıyla kendinden kurtul, tendinden geç!<br />
• Ben simdi kendimden geçtim, kendimdem kurtuldum ve düsüncenin de yolunu kestim. Ben mestim ama ey sakî<br />
sen bana yine o mansur sarabından ver de beni büsbütün mest et, beni büsbütün benlikten, varlıktan kurtar!<br />
• Haydi sıçra, kalk; ayagını varlıgının basına bas, kendini ayak altına al! Haydi ask kanatları ile uç, uç da<br />
nankörlükten de, sükürden de, her türlü kayıtlardan da kurtul!<br />
• Ey ask! Kendini herkesten üstün gören Nefis Firavunu´na Müsa gibi seslen;<br />
"Ey Firavun! Önüme gel, ben senin sarayının kapısını da ele geçirdim, damını da!" de ve onun basını kes!<br />
• Basını kesmeden önce ona de ki: "Ben gayb aleminden ask ordusunu çekerek geldim. Düs önüme ey bası dik<br />
zalim! Sen artık padisahhktan düstün!"<br />
• Sırf asktan baska neye meylettimse tadından, güzelliginden pismanlıktan baska birsey elde edemedim.<br />
Duydugum zevkler pismanlık açlıgına degmedi.<br />
Namık Kemal merhum da vaktiyle:<br />
"Kimi vicdana dokundu, kimi cism ü cana,<br />
Zevk namıyla ne yaptımsa pisman oldum" diye yazmıstır.<br />
• Birsey kaybetmeden madem ki ask havuzunun basına geldin, geri dönme! Bu havuzun içinde ab-ı hayat var.<br />
Kıyısı da tam oturulacak, eglenilecek yer.<br />
• Bu ask havuzunun içine düsünce, bütün varlıgını ona ver! Kendini tamamıyla ona bırak, yüzgeçlik taslayarak<br />
ellerini ayaklarını çırparak oradan çıkmaga ugrasma!<br />
• Kendini tamamıyla ona ver, ona bırak da sus! Sen toplulugun imamı degil-sin! Burada asktan baska hiç bir kimse<br />
imam olamaz!<br />
154. Sen perde arkasında oturmus görünmeyene iman edilir mi diyorsun.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilün<br />
(c.I, 406)<br />
• Daha ne kadar zaman; "Çarem ne; dermanım ne " deyip duracaksın Sana kim çare aratıyor Sen onu ara!<br />
• Daha ne zamana kadar; "Gamdan can veriyorum!" diye sızlanıp duracaksın Can nedir Bunu bilmek, neden gam<br />
yedigini bilmek istemiyor musun<br />
• Eger sen asık oldunsa askın sana delil olarak yeter! Yok asık olmadıysan artık ne diye delil istersin<br />
• Bu kadarcık da aklın yok mu ki; bakıp göresin Padisah yoksa bu gök cubbe otagı ne diye kurulmus<br />
• Su gök duvagın, su gök kubbesinin ötesinde çok güzel, çok güçlü bir yaratıcı yoksa, su parıl parıl parlayan sayısız<br />
yıldızlar kendi kendilerine mi parlamaya basladılar<br />
• Ermislerin gözlerindeki ates gizlilik perdelerini yaktı, yandırdı. Sen ise îerde arkasında oturmus, görünmeyen bir<br />
seye iman edilir mi demedesin.<br />
155. 0 güzel yüzde ilahî nüru görmeyen seytandan da asagıdır.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c.1, 407)<br />
• Nurlarla dolu olan o güzel gözler sevgilinin bakısı ile mest olmus. Gözyüzü bile o gözler yüzünden tir tir<br />
titremededir.<br />
• Bilhassa Hakk´ın huzurunda el baglayıp namaza durdugu zaman, kendisine ihsan edilen nür, meleklerin de,<br />
insanların da kıblesi olmustur.<br />
• 0 güzel varlıgın yüzünde ilahî nörun göz kamastırıcı bir sekilde parladıgı anda, onun ayaklarına basını koymayan,<br />
benlik yüzünden ona secde etmeyen kisinin özü gerçekten de seytandır!<br />
• 0 anda o güzel yüzde ilahî bir nür görmeyen kisi, cansız bir beden gibidir. Seytandan da asagıdır.<br />
• Onun nürlu yüzü, erlerin kıblesidir. Eger sen de er isen onun heybetli yüzüne karsı gönlünü yerlere ser!<br />
• Elini sinenden çek! Ne diye saskın saskın bakıp dumyorsun 0 anda sevinerek oııa canını ver! Zaten isteyen de<br />
odur.<br />
• Aklını basına al da neyin var neyin yoksa hepsini suya at! 0 ask suyundakı atesle onları temizle! Çünkü onun<br />
yüzünün atesi, ab-ı hayatın bile secde ettigi yerdir.<br />
156. Bu zamanda insan çalanlar, altın çalanlardan daha fazla!<br />
Fe´ilatiin, Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilün<br />
(c.I, 409)<br />
• Insanlık yolunun önü de ardı da kanla ıslanmıs. Dikkat et de kayma! Bu zamanda insan çalanlar altın çalanlardan<br />
daha fazla!<br />
"Toplum hayatında çesitli sahalarda basarıya ulasmıs tek tük iyi insan, kamil insan varsa da insanlık düsmanları<br />
onları da çesitli bahanelerle harcıyorlar, yok ediyorlar. Günümüzde üstün insan o kadar çok azaldı ki, Diyojen gibi<br />
güpegündüz fener yakıp insan aramak gerekiyor."<br />
• Hırsızlar akıldan da, haberden de çalıyorlar diye anlatırlarsa da, kendinden haberi olmayandan ne çalınabilir ki<br />
• Bu kötü duruma ragmen ey Hakk yolcusu! Sen kendini bir seyi de yok, düsmanı da yok sanma! Dünya altın<br />
pesinde kosuyor. Ama sen kendin altın madenisin ama kendinden haberin yok!<br />
• Peygamber efendimiz; "însanlar madenlerdir!" diye buyurmustur. Yani insanlar birbirinden farklı birer maden<br />
gibidirler. Kimisi demir, kimisi gümüs, altın, akîk, elmas gibidirler.<br />
• Ey insanoglu! Hazine bulursun ama ömür bulamazsın. Sen ugras da kendini bul, kendindeki gizli hazineyi arastır!<br />
Çünkü bu hazine sana da kalmaz. Senin elinden de geçer gider.<br />
• Kendini bul, bul ama dikkatli ol! Kendini çaldırma! Fakat ne yapabilirsin ki, bu Hakk yolunda çok açıkgöz, çok<br />
becerikli bir hırsız pusu kurmus, seni bekliyor.<br />
• Zavallı ne olacagını düsünmeden çırpın dur! Dünya malı için daha fazla can çekis, daha fazla altın biriktir!<br />
Zenginlikle gönlünü hos tut! Fakat sunu iyi bil ki bütün altınların, gümüslerin, malın, mülkün cehennem yılanıdır.<br />
• Ne olur bir geceyi olsun Allah için yemeden, içmeden geçir! Nefsine uydun yüzlerce geceyi yiyerek içerek<br />
uyuyarak geçirdin.<br />
• Dünya malı için basına gelen dertlerden, elemlerden, acılardan ötürü topragın her zerresinin gönlünden ahlar,<br />
feryatlar yükseliyor. Ama kulagın sagırdır da bu sesleri duyamıyorsun.<br />
157. Güzel bakısların arkasında bulunan nerededir<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilün<br />
(c.I, 412)<br />
• Benim canımı sarapsız mest eden o güzel nerededir Beni tutup canımdan, gönlümden dısarı çıkaran, beni<br />
benden alan o el nerededir<br />
• Yemin etsem ancak onun basına yemin ederim. Benim yeminimi, tevbemi bozduran nerededir<br />
• Seher vaktinde Hakk´a yalvaranların rühları onun askı ile feryat ederler, aglarlar. Bizi yerimizden, yurdumuzdan<br />
edenin gamı acaba nerededir<br />
• "Onun yeri nerededir, yurdu nerededir " diye sasırmayın. 0 canın da canıdır. Gönlümüzde bir yer isteyen var.<br />
Acaba o nerededir 0 bize bizden yakın degil midir<br />
• Güzel bir varlıgın göz ucu ile bakısı bir bahanedir. Onun bir hevesidir. 0 güzel bakısın arkasında bulunan<br />
nerededir Bakısı ile gönlümüzü hasta eden nerededir<br />
" Su Mesnevî beyitlerinde Hz. Mevlana güzel yüzlerdeki perdelerden bahseder. Hasa Allah maddî bir güzel olmaktan<br />
münezzehtir. Mecazî olarak Mevlana bu konuya temas eder:<br />
"Kadının yüzünü, benini, kaslarını, akîk gibi dııdaklarını gördüm ki; sanki Cenab-ı Hakk ince bir tül perde ardından<br />
tecelli etmis gibi idi. Kadındaki o edayı, o nazı, o isveyi, o kırıtısı ,görünce, Allah´ın tül perde ardından tecellisini andıran<br />
güzelligi görünce 9blis yerinde duramadı."<br />
Camî de bir beytinde:<br />
"Kendi hüsnün hublar seklinde peyda eyledik,<br />
Çesm-i asıktan tutup sonra temasa eyledik." demisti.<br />
• Gönlün beyaz perdesini gerdi de, oradan hayaller gösterdi. Perde üstüne böyle bir gönül perdesi geren nerededir<br />
• 9nsanın aklı basında olunca neden, niçin, nasıl sorularını sorması tabiîdir. Mest olup da, bizi nasıldan, niçinden<br />
kurtaran nerededir<br />
158. Her zerre, hersey senin askının mesti degil midir<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c.I, 422)<br />
• Ey yüzü güle, saçları semsir agacının ter ü taze yapraklarına benzeyen sevgili! Ben senin ayrılık gamınla, ayrılık<br />
derdinle gamlandıgım, dertlendigim zaman bu gam, bu dert senden geldigi için çok mutluyum, neseliyim, sevinç<br />
içindeyim.<br />
"Seyyid Nesîmî bir mısra´ında: "Vasl erisince canıma, hüzn ve melal içindeyim."<br />
• Senin gamının nakdinden olmayan nakitler nakit degil topraktır. Senin isteginin, hevesinin rüzgarına kapılmamak,<br />
ona uymamak hevadır, rüzgardır.<br />
• Senin isini ögrenmis olanın isi, istir. Çünkü senin isin gerçekten de yeniden yeniye var etmektir.<br />
• Gögün de, yeryüzünün de senden haberleri vardır, seni bilirler. Bu sebeple gökler de, yeryüzü de senin emrine<br />
bas egmislerdir.<br />
• Her sey, her zerre, her varlık senin askının mesti degil midir Yüzünü göster de iki dünyanın da mestligini gider!<br />
•Günes su dönüsünde tektir, birdir; ama bu gök boslugunda öyle günesler vardır ki, bu gördügümüz günes onların<br />
safında bir erdir.<br />
"Yedi asır önce söylenen bu beyti ibretle tekrar tekrar okuyalım. 0 zamanki insanların görüslerine göre gökyüzünde<br />
dolasan sayısız yıldızlar arasında günes olarak sadece bizim günesimiz biliniyordu.<br />
Bugün onbes milyar ısık yılı uzakta günesler kesf´ediyorlar. Amerika Uzay Teleskop Bilimleri Enstitusü Direktörü R.<br />
Williams´ın ifadesine göre, kainatta 50 milyar galaksi tesbit edilmis. Mevlana ne buyuruyor: "Günes tektir, birdir ama,<br />
öyle günesler vardır ki, bu görıJügümıiz günes onların safında bir erdir."<br />
Bu duruma göre güneslerin sayısını ancak Allah bilir. Devrimizin fizik ve matematik bilginlerinin en büyüklerinden olan<br />
Sir James Jeans´in Ordinaryos Profösör Salih Murad Özdilek tarafından dilimize tercüme edilen Esrarlı Kainat adlı<br />
eserinin ikinci sayfasından bir iki paragraf almadan geçemedim.<br />
"´Yıldızlar arasında dünyamız büyüklügünde yıldız pek az olup çogu yüzbinlerce dünyayı içine alacak büyüklüktedir.<br />
Bunların arasında milyon kere milyonlarca dünyayı içine alabilecek yıldızlara rastlıyoruz. Kainattaki bütün yıldızların<br />
sayısını, yeryüzünün bütün denizlerinin kumsallarındaki kum zerreleri sayısı ile gösterebiliriz.<br />
Bu büyük yıldızlar ve yıldız kalabalıgı uzay içinde kendi yörüngelerinde dolasırlar.<br />
Bunların bir kaçı teskil ettikleri kümeler, gruplar halinde dolastıkları halde çogu yalnız kalmıs seyyahlara benzer. Bu<br />
yıldızların içinde dolastıktan kainat akıl almaz biiyüklüktedir.<br />
Çünkü ısıgı bize elli milyon senede gelebilen yıldız var. 0 kadar ki bir yıldızın digerine yaklasması, tasavvuru güç olan<br />
nadir bir vak´adır. Bunların her biri bos bir okyanusta giden bir gemi gibi yalnız basına yolculuk yaparlar.<br />
Bizler, su dünya üstünde yasayanlar, kumlar sayısınca çok olan bu yıldızlar arasında, bir kum tanesinin mikroskopun<br />
parçası üzerinde oturarak etrafımızı, uzayı ve zamanla çevrilen kainatın maksat ve mahiyetini kesfe çalısıyoruz."<br />
159. Can sarabı.<br />
Fe´ilatiin, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. I, 404)<br />
• Ey seher vaktinde Hakk´ın lütfuna mazhar olarak mana sarabı içen azîz dost! Bana biraz yaklas, kulagına gizli<br />
seyler söylemek istiyorum.<br />
• Kadehsiz olarak içtigin o mana sarabı, üzümden yapılan saraplara benzemîyen baska türlü bir saraptır. Aslında o<br />
can sarabıdır. Ondan bir yudumcuk içince o yudum yalnız aklı, fikri bastan almaz; hileyi, yalanı, dedikodu gibi tü huyları<br />
da alır, götürür.<br />
• Bizi imansızlıga, sapıklıga götüren akıldan, fikirden kurtulunca birçok menziller asarsın, mest olursun. Kendinden,<br />
kendi varlıgından vazgeçersin. Seher vaktinde o can sarabını lutfeden, sana yüzlerce baska akıl, baska fikir verir.<br />
• Sırlara dalınca bu defa canın kendisi sakîlik eder. Canın sundugu sarabı içince de öyle cosup köpürürsün ki, senin<br />
heyheylerinden gökyüzüne gürültüler düser, feryatlar yayılır.<br />
• Aslında sen cosup hay huy etmesen bile senin duydugun manevî zevkten, neseden, coskunluktan mezarlarda<br />
bulunan bütün ölüler ve, cansız sandıgımız bütün varlıklar cosarlar, oynamaga baslarlar.<br />
• Dünya hayatında didinip dururken seni çekemeyenlerin, düsmanlarının kötülügü yüzünden yüzlerce keder, dert,<br />
bela kuyularına düsmüstün; zulümleri, günahları örtenin keremi ile içtigin can sarabı seni her sıkıntıdan kurtarır.<br />
160. Dünya islerine ait herseyden haberi olanların, onun varlıgından haberleri yoktur.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fa´lün<br />
(c.I, 423)<br />
• Acaba su anda onun saçları mı darmadagın oldu da etrafa misk ve anber kokulan yayıldı.<br />
• Acaba seher rüzgarı onun güzel yüzündeki örtüyü kapıp aldıgı için mi gayb aleminden binlerce ay parlamaga<br />
basladı.<br />
• Ondan bir koku almadıgı halde can, niçin neselendi Dünyada hiç bir can var mıdır ki, onun hos kokusundan<br />
neselenmemis olsun<br />
• Bütün dünyanın gül bahçelerinde bulunan çesitlı renklerde güzel kokulu sayısız güller Rahman´ın nefesi ile açılmıs<br />
gülmektedirler. Fakat her insan, her an onların neden açıldıklannı, neden güldüklerini anlayamaz, bu hadisenin zevkine<br />
varamaz.<br />
Hz. Mevlana bir rubaisinde söyle buyuruyor.:<br />
"Ey gül! Sen gül bahçesinin güzelligine hayran oldun da onun için mi gülüyorsun Veya ask bülbüllerinin ötüsleri mi<br />
seni güldürüyor Ya hod gizli sevgilinin yanagındaki gül gibi mı açılıyor ve gülüyorsun Galiba sende ona benzer bir sey<br />
var. Bu yüzden neseleniyor, gülüyorsun."<br />
•Hakk´ın lütfu ile bütün bedeni bastan basa can kesilen güzele asık nasıl olur da ebedî olarak gönül vermez<br />
• Her halde gönül seher vaktinde onu manen görmüs olacak ki, o görüs yüzünden bugün mest bir haldedir.<br />
• Eger beden agacına onun hos rüzgan esmiyorsa, ondaki yüzlerce yaprak yüzlerce dal, neden oynayıp duruyor<br />
• Onun yolunda ölenlere eger ebedî hayat verilmeseydi, can bagıslamak asıga kolay olur muydu<br />
• Dünya islerine ait herseyden haberi olanların, bir çok kesiflerde, icatlarda bulunanların gönül gözleri perdeli<br />
oldugu için onun varlıgından haberleri yoktur. Çünkü onun varlıgı onlara perde olmustur.<br />
Aziz Hüdayi hazretleri:<br />
"Zuhüru perde olmustur zuhüra<br />
Gözü olan delil ister mi nura " diye yazmıstır.<br />
161. Senin gibi bir güzelin bulundugunu sanıyorsan aldanıyorsun.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 403)<br />
• Dünyada senin gibi bir güzelin bulundugunu sanıyorsan aldanıyorsun. Senin gibi güzel yoktur. Sensiz bir yerde<br />
karar kılacagımı, duracagımı sanıyorsan buna imkan yoktur!<br />
• Gökyüzü iyi kötü isler için dönüp duruyor diye düsünme. Gökyüzünün senin ayagını bastıgın topraga hizmet<br />
etmekten baska bir vazifesi var mı Hayır yoktur.<br />
• Yıllar geldi geçti de biz hala senin kapının dısında bir halka gibi asılı kaldık. Ama yine de içeri girmeden kapının<br />
dısında halka olup kalmak ayıp mıdır Hayır degildir.<br />
• Biz düsünce kapısında her hayalden korkmaktayız. Ey ev sahibi! Burada bir hayal var mıdır Yoktur!<br />
• Ey padisahın kapısında gizli seyleri gözleyip anlayan gönlüm! Seyh Selahaddin´den baska gönüllerdekini bilen,<br />
anlayan var mıdır Yoktur!<br />
162. Bizim ders gördügümüz dershane asktır.<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatiin, Fa´ilat<br />
(c.I, 424)<br />
• Gönül alıcı, iyiliklerle gönüller kazanıcı olmak, benlige kapılmamak, gönülsüz olmak bizim insanlık sırlarımızdır.<br />
Hakk dostumuz oldukça bizim isimiz istir.<br />
• Eski mallar satanların yani eskiden gelmis bilginlerin ask hakkındaki görüslerinin nöbeti geçti. Biz ask hakkında<br />
yeni görüslere sahibiz. Bu ask pazarı simdi bizim pazanmızdır.<br />
• Çürümüs çimenleri, kurumus dalları atarak, yemyesil çiçekli yeni bir dünya meydana getiren ilkbahar gül<br />
bahçesinin canıdır. Fakat bizi, bizim gönüller kazanmadaki basarımızı, askımızı görünce kendi zavallılıgını anladı da<br />
feryada, figana basladı.<br />
• Akıl bu iklimin padisahıdır ama ask yolunu kestigi, ask kervanını yagma ettigi için bir hırsız gibi bizim<br />
daragacımıza asılmıstır.<br />
• Eflatunlar, Calinoslar askı anlatmak için akla dayandıklarından bize karsı yokluga düsmüsler, illetlere ugramıslar,<br />
hasta olup gitmislerdir.<br />
• Biz askı bulmak için kendimizi de terk edelim, yakınlarımızı da. Zaten bize yakın olanlar, bildiklerimiz,<br />
tanıdıklanmız simdi bize hep yabancı oldular.<br />
• Egoist olmak, kendine tapmak kötü bir huydur, hosa gitmez bir haldir. Bu hale düsünce insanlıgımızı kaybeder de<br />
imanımız bile inkar kesilir.<br />
• Kendimde olmaksızın söyledigim her gazel, her siir hostur, güzeldir. Çünkü bu ses benim gönül çengimden, gönül<br />
sazımdan çıkan seslerdir.<br />
• Bizim ders gördügümüz yer, asktır. Bize manen ders veren de Celal sahibi Allah´tır. Bizler ögrenciyiz. O´nun askı<br />
da, tekrarlayıp durdugumuz bilgidir.<br />
" Bu beyit Firuzanfer rahmetlinin bastırdıgı Divan-ı Kebîr´de. yok. Ben bir yazma nüshadan bu beyti aldım. Ayrıca<br />
bu beyte Abdülbaki Gölpınarlı merhum Güldestesi´nin 248. sayfasında ve Firuzanfer´in Dıvan´ının 429 numaralı gazelinde<br />
de rastladım.<br />
163. Göz önünden kalkıp giden her sey gönüldedir.<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 425)<br />
• Asıkların dostu aramaları kendilerinden, kendiliklerinden degildir. Dünyada onu arayan yine odur. Çünkü, ondan<br />
baskası yoktur. Asık bir bahanedır. Sanki o kendi kendini aramaktadır.<br />
• Bu dünya da öteki dünya da bir mayadır. Hakîkat aleminde küfür de yoktur, din de yoktur, mezheb de yoktur!<br />
" Kafir de mümin de onun çizdigi kader çizgisinde dalalet, sapıklık yahut hidayet yolunda yürümektedir. Dinler bize<br />
göre ayrı ayrıdır. Hakk´a göre dinlerin hakîkati birdir. Onun için<br />
" Zıya Pasa merhüm: "Birdir nazar-ı Hakk´ta mecüsî ile müsülman" demistir. Bu da yanlıs anlasılmasın,<br />
müslümanlık en son din oldugu için evvel gelenleri hükümsüz bırakmıstır. Onlarla esit degildir.<br />
• Ey îsa nefesli kisi! Sen uzaklıktan bahsetme! Ben uzagı düsünmeyenin kuluyum, kölesiyim.<br />
Hz. Mevlana Mesnevî´nm bir beytinde:<br />
"Zıkir ederken sesini yükseltme, o senden uzak degil ki!"-diye buyurur. Kur´an-ı Kerîm´de;<br />
"Biz size sah damarınızdan daha yakınız." (Kaf Suresu 50/66) diye buyrulmuyor mu<br />
• "Sonra giderim." dersen; "Hayır gecikme!" derim. Eger; "Öne giderim." dersen; "Hayır önünde yol yoktur!" derim.<br />
Kayıtlardan kurtul, onu gönlünde bul! Elini aç, kendi etegini tut! Bu yaranın merhemi yine bu yaradan baska degil!<br />
Namık Kemal merhüm da:<br />
"Yine senden gelir bir iste dad lazımsa<br />
Ümidin kes, cihanda gayriden imdad lazımsa." diye yazmıstı.<br />
• Bütün iyi kötü, dervisin cüz´üdür. Böyle olmayan zaten dervis degildir. Bizi bırakıp ötelere giden, sevdiklerimizle<br />
beraber gözönünden kalkıp giden hersey,gönüldedir. Dünyada onların gönül gibi bir yerleri yoktur!<br />
Hz. Mevlana bir Dîvan-ı Kebîr beytinde:<br />
"Ölümden sonra bizim mezarımızı yeryüzünde aramayın, bizim mezarımız arif kisilerin gönlündedir. buyurmustu.<br />
164. Öldükten sonra, güzel huyların, tabutunun önünde yürürler.<br />
Pa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilatatün, Pa´ilat<br />
(c.I, 385)<br />
• Senin ölümden sonra güzel huyların, ay yüzlü güzel kadınlar sekline girerler de tabutunun önünde salına salına<br />
yürür giderler.<br />
• Biri senin elinden tutar, öbürü hatırını sorar, öteki de sana yiyecekler, mezeler getirir, sekerler sunar.<br />
• Bedenini bosayıp da ondan ayrılınca karsında müslüman, inanmıs, sana itaat eden, kötülüklere tövbe etmis<br />
hürileri saf saf olmus görürsün.<br />
• Sayısız hüriler, tabutun önünde yürüyüp giderler. Hayatta gösterdigin sabır bir mülk halinde karsına çıkar. Sükür<br />
ise, neseli neseli yürüyüp giden, sana arkadas olan bir melektir.<br />
• Mezarda tertemiz hüriler sana es olur, dost olurlar. Sana ogullar, kızlar gibi sarılırlar.<br />
165. Zavallı gönlüm, acı tecellîlerden Tür Dagı gibi parça parça oldu!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.1, 401)<br />
• Ey ay dog! Sen dogmadıkça bizler geceleri karanlıklar içinde kalacagız. Çünkü sensiz gözyüzünde tek bir yıldız<br />
bile yok! Güzel hayalin ayagını vurarak, oynayarak, gülerek gelmedikçe bizim derdimize derman yoktur, çare yoktur! ,<br />
• Senin güzel hayalin daga aksetse, dagın üstüne düsse oradan kaynaklar fıskırır, tatlı sular akmaga baslar. Bizim<br />
gönlümüzde bir dagdır, bir kayadır. Ne olur o tatlı, güzel hayalini bizim gönlümüze de düsür, düsür de bizim<br />
gönlümüzden de güzel duygular, hos hayaller, ümitler, neseler dogsun!<br />
• Senin lütfundan ayrı kalmayan, senin ihsanına nail olan bir tastan, sert çakmak tasından kıvılcımlar sıçrar, atesler<br />
çıkar. Öbür tastan su akar. Öteki tas da dilberlerin dudakları renginde la´l olur.<br />
• Ey güzel varlık! Senin lütfunu nice defalar denedim. Hem de bir kere degil, birçok kereler. Benim gibi bir ölüyü<br />
dirilttin, yeniden hayat bagısladın.<br />
• Rahmet bulutu her seher vakti yagmur yagdırıyorsa bu da sendendir. Senin içindir. Sana karsı dayanamayan,<br />
aglayan su gönlüm besikteki bir çocuktan baska birsey degildir.<br />
• Su zavallı gönlüm kader icabı acı tecellîden, gamdan, kederden Tür Dagı gibi yüz parça oldu. Fakat o parçalardan<br />
bir tanesi bile elimde degil...<br />
166. Mutlu insanlar sehri var mıdır<br />
Mefa´îliin, Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îliin<br />
(c.I, 325)<br />
• Ey asıklar! Asıkı az, fakat masuku yani sevilenleri çok olan, mutlu insanlar sehrini kim gördü 0 sehri bir gören<br />
var mı<br />
• Gerçekten erkekleri az, kadınlan çok olan bir sehir varsa biz hemen oraya gidelim. Az oldugumuz için kendimizi<br />
zora çekelim, naz edelim, sonra o güzel kadınlarla sevgi alıs verisinde bulunalım. Bu kaçınılmaz bir fırsattır. Çünkü<br />
asıkların gönülleri pek yanıktır. Onlar sevgililere kavusmakla, güzelleri sevmekle pek mutlu olurlar.<br />
• Böyle bir sehir olamaz. Asıkları mutlu edecek güzelleri çok böyle bir sehir olmasa bile, hiç degilse orada adalet ve<br />
insaf sahibi, asıkına acıyan, kendisini ona teslim eden bir sevgili bulunsun.<br />
• Asıklar bu tarafta kuru öd agacı gibi yanarken, öte tarafta sevgili de az bir zaman dahi olsa ondan ateslensin.<br />
• Allah´ım ihsanın hürmetine parlak nürun hakkı için, nimetlerle, güzelliklerle dolu olan bu dünya sehrinde<br />
kusuruma bakma! Manasız seyler söyledim, çılgınca laflar ettim. Ben yalnız seni seviyorum. Yalnız sana ibadet<br />
ediyorum. Gönlüm sensiz perisandır!<br />
• Sen mest ve perisan olanlann kusuruna bakmazsın. Senin tuttugun, deger verdigin kisi ne mutlu kisidir! Canım<br />
senin sevdigin kisinin mesti olmustur!<br />
• Ey Hak asıkı sus! Kainat gibi mest ol! Dön dur; sunu iyi bil ki,su gökler Allah askı ile mest olmus bir karnil insanın<br />
aynı olmasalardı böyle dönüp dururlar mıydı<br />
167. Sen görüs sahibi ol da dikende gül gör! Dikensiz gülü herkes görür.<br />
Mef´ulü, Mefa´îliin, Mefa´îlün<br />
(c.I, 326)<br />
• Ey halden hale girmekten münezzeh olan! Ey esi ve benzeri olmayan Allah´ım! Ey insanı halden hale sokan!<br />
însana hayret veren! Ey kimini Leyla eden! Kimini Mecnun kılan Rabbim! Ey alete ihtiyacı olmayan büyük san´atkar!<br />
Büyük yaratıcı!<br />
• Ey Leyla ile Mecnun´a yüzlerce ihtiyaçlar veren; sonra "Ey hiç bir seye ihtiyacı olmayan verici, lütfedici Allah´ım!"<br />
diye onları huzurunda feryat ettiren rabbim!<br />
• Senin lütfunla dikenim gül oldu. Cüzlerim de gül haline geldi. Bizim önümüzde de rahmet var, sonumuzda da<br />
rahmet var.<br />
• Sen görüs sahibi ol da dikende gül gör! Dikensiz gülü herkes görür. Basına gelen belanın ilahî bir lütuf oldugunu<br />
anla, cüzde de küllü gör! Zaten ehliyet , sezis de budur.<br />
• Üzüm daha koruk halinde iken onun sarap olacagını düsün, yoklukta varı gör! Ey Yüsuf, padisahlar padisahlıgını,<br />
saltanatı sen kuyuda seyret!<br />
• El çırp da bundan anla ki, her sesin aslı sensin, her ses senden çıkıyor. ayrılık ve bulusma olmasaydı su iki<br />
avucunu biribirine vuramazdın.<br />
• Sus! Bahar geldi, gül geldi, diken geldi. Bu bahar mevsiminde birçok güller, çesit çesit güller, çiçekler, çimenler<br />
topraktan bas kaldırdılar, gayb aleminden sıçrayarak geldiler de, bizi geldikleri yere, ötelere davet ediyorlar.<br />
168. Arslanı kovalayan ceylan!<br />
Müfte´ilün, Mefa´ilün, Müfte´ilün, Mefa´iliin<br />
(c.I, 322)<br />
• Geldim ki kulagından tutup seni çeke çeke kendime getireyim. Seni asık edeyim. Seni kendinden geçireyim, seni<br />
canımın içine, gönlüme alayım.<br />
• Ey gül fidanı! Hos bir bahar rüzgarı gibi yanına geldim. Seni oksayacagım, kucaklayacagım, güllerini etrafa<br />
saçacagım.<br />
• Geldim ki seni, üzüntülerle, gamlarla dolu bu dünyada neselendireyim, cilvelendireyim. Asıkların duaları gibi seni<br />
alıp ötelere, gökyüzünün ta üstüne çıkarayım.<br />
• Duydum ki, güzellerin birisinden bir öpücük almıssın. 0 öpücügü güzellikle bana geri ver, yoksa öpücük yerine<br />
ben de seni alırım.<br />
• Gül de ne oluyor Sen gül degil "küll"sün. "Söyle!" emrini veren de sensin. Baskaları seni bilmesin, ben seni<br />
bilirim. Sen bensin, benden ibaretsin.<br />
" Hz. Mevlana bazı beyitlerde tevhid konusuna temas etmektedir. Bu bizi sasırtmamalı, yanlıs yorumlara<br />
götürülmemelidir. Bütün esya, bütün varlıklar Hakk´ın tecellîsine mazhar olmuslardır. Her seyi o yaratmıstır, her seyde<br />
O´nun kudreti, kuvveti, sanatı, yaratma gücü müsahede edilmektedir. Yılana bile süslü bir gömlek giydirmistir. insan<br />
yarattıklarının arasında en serefli bir varlık oldugu için, en fazla ilahî tecellîye o mazhar olmustur. Insan;<br />
"Rühumdan ona üfürdüm!" sırrına mazhar olmustur. Esrar Dede merhum:<br />
"Ben ben dedigim ben dedigim sensin hep!<br />
Canım dedigim ten dedigim sensin hep!"<br />
diye münacatta bulunmustur. Burada "sensin"den maksat her seyi sen yarattın, hersey senin tecellîne mazhardır.<br />
Her yerde görünen senin nürundur. Allah hasa Allah´lıgını kimseye vermez. Fanî, çürümege, zavallı bir varlık Allah<br />
olamaz; ilahî tecelliye mazhardır,<br />
o kadar. Duvarın üstüne günesin nüru düsmüstür. Duvar; "Ben günesim" diyebilir mi<br />
Mevlana bir ruba´îsinde söyle buyurur:<br />
"Ne ben benim, ne sen sensin, ne de sen bensin!<br />
Hem ben benim, hem sen bensin, hem ben benim ey tutili güzel!<br />
Senin ile öyle bir haldeyim ki anlayamıyorum,<br />
Ben mi sensin Sen mi bensin "<br />
•Sen benim canımsın, rühumsun, bana Fatiha okuyorsun ama, sen bastan fatiha ol da seni gönlüme çagırayım,<br />
içime alayım.<br />
•Ey benim evim! Her ne kadar tuzaktan kaçmıssan da yine benim evimsin. tuzaga geri dön, eger dönmezsen ben<br />
seni alır tuzaga korum.<br />
•Arslan bana dedi ki: "Sen acayip ceylansın! Ben arslan oldugum halde sen arkamda neden kosup duruyorsun<br />
Defol, git! Yoksa seni parçalarım."<br />
•Senı ceylan kılıgına girmis yani ceylan sekline bürünüp gizlenmis arslan yavrusu degil misin Ben de ceylan<br />
süretine bakıyorum da onun için seni bırakıyorum.<br />
•Sen benim bir topumsun. Çomagımın önünde kosup durmadasın. Seni yuvarlayıp kosturan benim ama, sen de<br />
benim arkamdan kosup duruyorsun.<br />
169. Ask hastalıgı.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c.I, 321)<br />
•Neoldu ise, o hoca, gece yarısı birdenbire hastalandı. Sabaha kadar kendini kaybetti. Komsusu oldugumuz için<br />
basını hep duvarımıza vurup duruyordu.<br />
• Gökte yerde onun feryadını duydular, haline acıdılar da onlar da aglamaya ve feryat etmeye basladılar. Hasta<br />
hocanın nefesi sanki atese tapanların ocaklarından geçip geliyormus gibi etrafı yakıp yandıracak kadar atesli idi.<br />
• Hocanın hastalıgı acayip bir hastalık, ne bası agrıyor, ne de sıtması var. Bu derde yeryüzünde çare yok, deva yok!<br />
Çünkü bu dert, gökyüzünden gelmis bir dert!<br />
• Dünyanın en ünlü hekimi Calinos onu muayeneye geldi. Nabzını tuttu. 0;"Elimi bırak!" dedi. "Gönlüme bak;<br />
derdim bildiginiz dertlerden degil! Tıp kitaplarına, kaidelere, usüllere uyacak dert degil! Bu hiç bir derde benzemeyen bir<br />
dert!"<br />
" Fuzulî merhümun su beyti buraya uygun düser:<br />
"Ask derdiyle hosum, el çek ilacımdan tabib!<br />
Kılma derman kim, helakim zehr-i dermanındadır."<br />
• Hastanın ne uykusu var, ne de bir sey yiyor. 0 ask ile besleniyor. Çünkü simdi bu ask hocaya hem dadı, hem<br />
ana...<br />
• Çaresiz kaldım da hastanın derdine deva bulmak için Cenab-ı Hakk´a yal-vardım. "Allah´ım!" dedim, "Merhamet et<br />
de bu hasta bir an için olsun dinlen-sin, huzura kavussun. 0 bu acılan, bu gamları çekmegi hak etmemistir. Çünkü o ne<br />
kimsenin kanını dökmüstür, ne de birisinin malını almıstır."<br />
• Göklerden söyle bir cevap geldi: "0 hasta hoca ile ugrasma, onu kendi ha-line bırak! Çünkü asıkların ugradıkları<br />
belaya çare aramak, dertlerine deva ummak beyhudedir."<br />
Yine Fuzulî merhum Leyla ile Mecnun´unda söyle buyurur:<br />
"Ask derdinin devası kabil-i derman degil<br />
Terk-i can derler bu derdin en güzel dermanına<br />
170. Sen kendinde oldugun, kendini sevdigin zaman sevgiliyi bulamazsın.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îliin<br />
(c.I, 323)<br />
• Sen kendinde oldugun, kendini sevdigin zaman, sevgiliyi bulamazsın. segili diken gibi senin gözüne batar. Fakat<br />
kendinde olmadıgın, kendini begenmedigin zaman sevgili sana çok yakın olur.<br />
• Sen kendinde oldugun zaman, bir sivrisinege bile av olursun. Fakat kendinden geçince öyle güçlü olursun ki fil<br />
bile sana av olur.<br />
•Kendinde olursan gam ve keder bulutları seni kaplar. Karanlıklar içinde kalırsın; kendinden geçersen, senin<br />
kucagına ay dogar da her tarafı aydınlatır<br />
•Kendinde iken sevgili senden kaçar. Yanına gelmez. Kendinden geçince sana sevgilinin ask sarabı sunulur.<br />
•Kendinde oldugun zaman sonbahardaymıssın gibi üsürsün. Fakat kendin den geçince kıs mevsimi bile sana çiçekli<br />
ilkbahar olur.<br />
•Aklını basına al, kendini sevmeyi, kendine asık olmayı bırak da, sevgilinin sevgisine degil, cefasına asık ol! Öyle ol<br />
da sana nazlanan, yüz vermeyen gül, sana aglayıp inleyen bir asık kesilsin.<br />
171. Hakîkatte senin gördügün ben degilim, ben bir hayalden, bir gölge varlıktan ibaretim!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlii, Fe´ülün<br />
(c. 1,331)<br />
•Ordulara, gösterise, hükümdarlık bayragına hevesi olmayan o padisahın yüzünden deli divane oldum. Deli aklını<br />
kaybetmis bir kisi oldugu için adetten de, suçlardan da sorumlu degildir. Artık onun isledigi suçlar amel defterine<br />
yazılmaz.<br />
•Ben o padisahın yüzünden yalnız aklımı kaybetmedim, kendimi de kaybettim. Bu sebepledir ki, sen uzaktan; beni<br />
gezen, yürüyen, giden normal bir kisı arak görüyorsun ama, hakîkatte senin gördügün ben, ben degilim; ben bir<br />
hayalden, bir gölge varlıktan ibaretim! Daha dogrusu ben yogum, yokluktan baska bir sey degilim!<br />
• Ey asık, aklını basına al da beri gel, yok ol! Çünkü yokluk can madenidir. Fakat senin bildigin gamdan, gussadan<br />
baska birsey olmayan su dünya hayatındaki can gibi can degil! 0 baska türlü bir candır.<br />
• Gel ey Hakk asıkı gel de ben bensiz, sen de sensiz olarak su ask ırmagına dalalım da yok olalım! Yokluk<br />
mertebesine ulasalım. Çünkü bu korulukta yani yeryüzünde, dünyada; kandan, zulümden, haksızlıklardan,<br />
kötülüklerden baska birsey yoktur.<br />
• Korkma! Bu ask ırmagı insanı kucaklar, bagrına basar, derinliklerine alır, batırır ama öldürmez. Çünkü o ab-ı<br />
hayattan ibarettir. Allah´ın lutfundan, kereminden baska bir sey degildir.<br />
172. Alemde bir zerre var mıdır ki, senin güzel vasıflarının hayranı olmasın.<br />
MefS´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c.I, 480)<br />
• Sen nasıl bir incisin ki, kimsenin avucunda senin degerini karsılayacak, ödeyecek birsey yoktur, bulunamaz.<br />
Zaten dünyada yasayan her insanın, her varlıgın avucunda senin lütfun, ihsanın olmayan ne vardır<br />
• Her an lütfunun, ihsanının karsılıgı olarak gönlümü, canımı bastıgın topraklara saçmak isterim. Senin ayagının<br />
topragı olmayan cana yazıklar olsun!<br />
• Dünyada görülen çesitli hadiselerin, olayların dalgaları arasında çırpınıp duran kimse, sana bildik, dost degilse;<br />
baska hiçbir bildikle o olayların etkisinden kurtulamaz.<br />
• Allah´ım kader geregi bana verdigin ızdıraplardan, yaralardan kaçmam, onlardan sikayet etmem! Çünkü seni<br />
seviyorum. Senin sevgi atesinle yanmayan gönül soguktur, hamdır.<br />
•Yok olmayan bir gönlün yüzü mekana, fanî dünyaya dönmüstür. Bu yüzdendir ki sen böyle bir gönüle;<br />
"Mekansızlık aleminden git! Burası senin yerin degildir!" diyerek onu o makamdan sürer, çıkarırsın.<br />
•Senin güzel vasıflannın da, senin vasıflarını ögenlerin de hesabı yoktur! Su inatta bir zerre var mıdır ki senin güzel<br />
vasıflarının hayranı olmasın<br />
•Eger senden baskasını ümit edersem, ümitsizlige düseyim. Eger varlıgım senin için degilse, o varlık yıkılsın, harap<br />
olsun.<br />
173. Yarinden ayrı düsen dosta aglayınız!<br />
Mefa´îlün, Fe´Olün, Mefa´îlün, Pe´uliin<br />
(c.I, 329)<br />
•Geliniz, geliniz gül bahçesinde güller açtı. Geliniz, geliniz müjdeler olsun sevgili geldi.<br />
•Bütün canla, cihanla birlikte neseleniniz, oynayınız! Hos kılıcını çeken her tarafı ısıtan günese teslim olun, kendinizi<br />
ona bırakm!<br />
•Kendini güzel sanan çirkine gülünüz, alay ediniz! Ama sevgilisinden ayrı düsen dosta da aglayımz!<br />
•Divane ask delisi, yine zincirinden kurtuldu, zincirini kırdı diye bütün sehri heyecan ve korku kapladı.<br />
•Bu ne gündür Nasıl heyecanlı gündür Bu bir kıyamet günü müdür acaba, herkesin amellerinin defterleri<br />
ufüklardan mı uçusarak geliyor<br />
•Haydi davulları çalınız! Baska hiç bir sey söylemeyiniz! Su anda ne gönlün, de aklın yeri vardır. Hatta can da<br />
kendinden geçmistir.<br />
174. Cihanın her cüz´ü, bu dünyada gördügümüz her seyi<br />
yaratanın kudretinin, yaratma gücünün birer belgesidir.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlii, Mefa´îlii, Fe´uliin<br />
(c.I, 332)<br />
• 9çinden durmadan hep çeng sesleri, müzik sesleri gelen bu ev nasıl bir evdir Kimin evidir Bu evde kim oturur<br />
Bunu siz sahibinden sorunuz.<br />
• Eger bu ev Kabe ise put gibi güzel olan dilberin burada ne isi var Kabe´de put bulunur mu Eger bu ev atese<br />
tapanların mabedi ise, nasıl olur da Allah´ın nüru orada parlayıp durur<br />
• Haberiniz yok, bu evde öyle gizli bir hazine var ki, o hazine dünyaya da, ahirete de sıgmaz. Aslında bu ev de, ev<br />
sahibi de hepsi hepsi birer bahaneden ibarettir. Yalnız o vardır o!<br />
Mevlana bir ruba´îsinde söyle buyurur:<br />
"Bagda binlerce ay yüzlü güzeller, güller misk kokulu menekseler var, dereler içinde akıp giden sular var. Bütün<br />
bunların hepsi birer bahanedir. Aslında yalnız 0 var. Yalnız 0 var!"<br />
• Bu evin sahibi su gökyüzünün sahibidir. Zühre´ye, Ay´a benzer. Aslında bu o ask evidir. Ne ucu vardır; ne de<br />
bucagı!<br />
• Can senin yüzünü ayna gibi içine düsürmüs, gönlüne naksetmistir. Gönül de senin güzel kokulu saçlarına tarak<br />
olmus saçlarına bas asagı dalmıstır.<br />
Bir halk sairi:<br />
"Yapsalar kemigim tarak! Yar zülfünün tellerine!" diye bulunmus.<br />
• Bu evde bulunanların hepsi de sarhos! Bu yüzden kapıdan kimin geldiginden, kimin içeri girdiginden kimsenin<br />
haberi bile yok!<br />
• Bir bakıma da bu ev can evidir. Can nerede ise orada ne asagı vardır, ne yukarı, ne altı yön, ne de orta!..<br />
•Cihanın her cüzü cihanın sahibinden birer nisanedir, birer belgedir. Bizim gibi nürlu olan yüzümüz de o belgeyi<br />
lütfeden, bagıslayan bir belgedir.<br />
175. Kime gül bahçesinin kokusu gelirse, o gül bahçesine gidinceye kadar oturmaz.<br />
Fe´ilatiin, Fe´iiatiin, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. 1,413)<br />
•Ben dostu arastırmadan yorulduın, oturdum, kaldım. Ama bu çırpınıp duran gönül yorulmadı, oturmadı. Herkes<br />
gitti, oturdu, kaldı. Ama bir an için olsun o oturmadı.<br />
•Bir ise kalkan kisi sonunda isini bitirir, oturur. îs, arzusu yerine gelmeyen kisinin isidir.<br />
•Allah´ım; senin yarattıgın taslar, kayalar, daglar, tepeler gibi cansız sandıgımız aslında canlı olan varlıkların<br />
tesbihlerini duyan kisi, noksan sıfatlardan münezzeh olan Hakk´ın hareminin perdesine götürülmedikçe oturamaz.<br />
•Senin perisan saçlarının hos bir sekilde dalgalandıgını gören kisinin gönlünden geçen karısık düsünceler, ebedî<br />
olarak yatısmaz.<br />
•Senin rüyada gülen güzel dudaklarının hayalini gören kisinin uykusu kaçar ama, gülen dudaklarının hayali<br />
kıyamete kadar aklından çıkmaz.<br />
•Kime gül bahçesinin kokusu gelirse o güle oynaya gül bahçesine gidinceye kadar, dinlenmek bilmez; oturamaz.<br />
176. Acaba böyle bir bayramı yıllar boyunca kim görınüstür<br />
Mefa-îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c.I, 341)<br />
• Gel, gel ki, senin gelisin bugün bize bir bayram günü oldu. Bugün nesemiz arttıkça artacak.<br />
• Sevin, el çırp da de ki: "Bugün nese günüdür, zevk günüdür. Zaten güzel bir gün gelisinden, baslangıcından belli<br />
olur.<br />
• Biz bugün çok mutluyuz, bu dünyada bizim sevgilimiz gibi güzel, essiz bir varlık kimdir Böyle bir güzel bulunur<br />
mu îste bugün, benzeri olmayan o sevgili, o dost bizimle beraber oldugu için günümüz bayram günü oldu. Acaba böyle<br />
bir bayramı yüzyıllar boyu kim görmüstür<br />
• O´nun gelmesi ile yeryüzü de, gökyüzü de güzellesti, tatlılastı, sekerlerle doldu. Göklerden sekerler yagıyor,<br />
yerlerden sekerler bitiyor.<br />
• 9nciler saçan o dalganın sesi geldi. Dünya dalgalarla doldu. Fakat bizim dalgalanan, inciler saçan denizimiz<br />
gizlidir, bas gözü ile görülemez.<br />
• Bugün gönlümüzün sultanı Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz tekrar miraçdan tesrif buyurdular. Hz. îsa da<br />
bugünün serefine dördüncü kat gökten yere indi, bize ulastı.<br />
• Onun ayak bastıgı bü sehirde basılmayan her altın, kalptır. Bu mecliste Hakk asıklarına can kadehi ile sunulmayan<br />
her sarap, bozulmustur, pistir.<br />
• Bu meclis öyle hos bir meclistir ki burada baht sakîlik eder. Bu meclisde bulunan Hakk dostları kimlerdir; biliyor<br />
musunuz Cüneyd-i Bagdadî, Bayezîd-i Bestamî.<br />
177. Dünyada hasta olmayan kimse yok, ask hekimi nerede<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´ulün (, 351)<br />
• Dermansız derdin hekimi nerededir Kimdir Sonu olmayan yolda bizleıe arkadaslık edecektir.<br />
Hz. Mevlana´nın bu beyti bendenize, Fuzülî merhumun su ruba´îsini hatırlattı:<br />
"Her dil ki esîr-i gam-ı hicran olmaz!<br />
Sayeste-i zevk-i vasl-ı canan olmaz!<br />
Her dert ki var, var derman-ı velî,<br />
Bî dertlerin derdine derman olmaz!"<br />
•Eger dermansız derdin hekimi akıl ise delilik ne oluyor Yok eger can ise canan ne oluyor<br />
•Ölümsüz olarak dünyayı aydınlatan, fakat ne küfür, ne de iman olmayan ısık nerededir<br />
•Lamekansızlık denizi incilerle dolu. Fakat onların içinde insanlık incisi olan kimdir<br />
•Dünyanın hiç bir cüz´ünde, hiç bir yerinde hasta olmayan kimse yok.Herkes hasta, peki ask hekiminin<br />
muayenehanesi nerede<br />
178. Su dünyada basa gelen bela, gizli bir incidir!<br />
MefS´îlün, Mefa´îlun, Fe´Olün<br />
(c.I, 357)<br />
•O kerem kaynagı bize av oldugu için, bize her an on binlerce armagan var!<br />
•Biz sevgilinin ask damına çıkmak istersek, o bize zorluk çıkarmak söyle dursun, istegimizden memnun kalır da,<br />
bize altından, gümüsten merdivenler lutfeder.<br />
•Bu dünyada basa gelen bela gizli bir inci gibidir. Hatta bizce inci degil bir sinedir, ama yabancılara, Hakk asıgı<br />
olmayanlara, yılan gibi görünür.<br />
• Sen bizi yoksul sanarak karsımızda gümüs hazineni sayıp dökmege kalkısma! Bizim altınımız da, gümüsümüz de<br />
sayısızdır, hesaba gelmez.<br />
• Vezir Pervane, bizim varlıgımızı kabul etmese gam yeme! Padisahın elinde bizde bulunanın yüzlerce misli var.<br />
179. Toprak üstüne o sevgilinin adını yazsak, topragın her parçası hüri olur!<br />
Mef´Olü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c.I, 364)<br />
• Sevgilinin hayali bizimle beraber oldukça, ömrümüz boyunca onun yarattıgı güzellikleri hayranlıkla seyrederiz.<br />
• Dostla bulustugumuz zaman, vallahi evimizin küçük bir odası bize ova gibi genis göriinür.<br />
• Gönlümüzün istedigi olunca, diken bile binlerce hurmadan daha iyidir.<br />
• Onun yüzünün güzelligi aksedince, daglar, ovalar ipek gibi, atlas gibi olurlar.<br />
• Esen rüzgardan onun hos kokusunu sorunca, burnumuza gül kokusu, kulagımıza çeng sesleri, ney sesleri gelir.<br />
• Toprak üstüne o sevgilinin adını yazsak, topragın her parçası bir hüri olur, yeryüzü cennet halini alır.<br />
180. Sevgili sizi sizsiz olarak çagırıyor.<br />
MefS´îlün, MefS´îlün,<br />
(c.I, 343)<br />
• Yol arkadaslarından ayrılmak dogru degildir. Karanlık gecede eline fener aImadan, ısıksız yola düsmek uygun<br />
olmaz!<br />
•Padisahlık saltanatı gördükten sonra dilencilik etmege kalkısmak dogru olmaz!<br />
• Sevgili sizi sizsiz çagırıyor. Bu sebeple size "sizle beraber olmak" uygun düsmez!<br />
"Ben"siz, "sen"siz, "biz"siz, "siz"siz olmak üstün bir merhaledir. Hz. Mevlana Dîvan-ı Kebtr´ın baska bir yerinde<br />
aynen söyle buyurur:<br />
"Gel de ben bensiz sen de sensiz olarak su ask ırmagına dalalım. Yokluk mertebesine ulasalım. Çünkü bu korulukta,<br />
yani yeryüzünde zulümden, haksızlıklardan baska birsey yoktur!" (c. I, nr. 331)<br />
• Madem ki Allah lütfetti, dünyaya gök sofrası geldi. Bundan sonra gıdasız kalmak, yoksulluga düsmek olmaz!<br />
• Canların kurban edildigi bu mutfakta serefsiz insanlar gibi ekmek çalmak,acınacak bir haldir.<br />
• 0 yol kesen hırsa ve tama´a söyle, hile yapmaya kalkısmak, kötü görünüse bürünmek dogru degildir!<br />
• Ayagın olmasa sana kanat verirler. Kanatsız havalanıp uçmak mümkün degildir!<br />
• Kanat bulursan Hakk´ın tuzagına dogru uç! Çünkü onun tuzagından kurtulus akıl kan degildir!<br />
181. însana asktan baska ne akraba vardır, ne de baba!<br />
Mef´ulii, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c.I, 333)<br />
• Kimin gönlünde asktan eser yoksa, onun üstüne bir bulut çek! Çünkü o ay´a düsmandır. Gönül aydınlıgından<br />
kaçar.<br />
"Bir sînede kim nar-ı muhabbet eseri yok;<br />
Zulmette ol nur-ı Huda´dan haberi yok!"<br />
(Bir gönülde ask ve muhabbet atesi yoksa, o kisi karanlıklarda. Allah´ın nürundan haberi yoktur.)<br />
• Ask bahçesinde yetismeyen agaç kupkuru bir agaçtır. Onun ne yapragı vardır, ne de meyvesi. Fakat ask<br />
bahçesinde yetisen meyveli, yapraklı agacın gölgesinde bulunmayan degerli bir kisi de, degerini kaybeder, hor ve hakîr<br />
bir kisi olur.<br />
• Bir kisi çok degerli, essiz bir inci gibi olsa, asktan haberi yoksa ondan uzaklas! Çünkü dünyada insana asktan<br />
baska ne akraba vardır, ne de baba!..<br />
• Asıkların mezhebinde hergün ask derdinden daha beter bir hale gelmeyen kisi, ölüm hastalıgına tutulmustur.<br />
• Kimin yüzünde asktan bir eser, bir nür görürsen, gerçek olarak sunu bil ki, o bildigin, tanıdıgın insanların<br />
cinsinden degildir.<br />
182. Bu mest olus, bu kendinden geçis, bu ask nereden geliyor<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. I, 337)<br />
• Gözünü kapadın, yani "Uyku vakti geldi!" demek istedin. Her kaba giren, her kabın seklini alan kimseye uyku<br />
yoktur.<br />
• Sen de bilirsin ki biz o kadar fazla bekleyemeyiz. Fakat, senin mest olmus gözlerin acele ediyor.<br />
• Sen durmadan bana cefa et, keder ver, gam ver! Senin bütün cefaların lutuftur, zevktir, nesedir! Hata et, senin<br />
hatan dogrudur, sevaptır!<br />
• Sarap sunan sakînin gözü su gibi olan sarabın kılıcı ile nice baslar aldı. birçok insanları mest etti, kendinden<br />
geçirdi.<br />
• Bu ise sasanlardan birisi der ki: "Bu mest olus, bu kendinden geçis sakînin gözlerinin güzelliginden, onun<br />
askından oluyor." Birisi de der ki: "Hayır, bu is sarabın ma´rifeti; sarap içmeseydi mest olmazdı."<br />
• Sarap nedir Sakî nedir Hakk´dan baska birsey yok.! Ne sarap var, ne de sakî! Bu mest olus, bu kendinden<br />
geçis, bu ask hangi kapıdan geliyor; Allah bilir!<br />
183. Kendinle dost olma da, kimle dost olursan ol!<br />
Mefa-îliin, Mefa´îlün, Fe´uliin<br />
(c.I, 342)<br />
• Ben vefasız degilim! Kıyamete kadar benim sevgilim budur. Benim isim gücüm de mest olmaktır,ne harap<br />
olmaktır.<br />
• Bende ne akıl kaldı, ne fikir kaldı, ne de gönül! Bunların hepsi de elden cıktı. Ben ne yapabilirim; hiç! Bütün<br />
bunlar o güzel yüzün isi, onun tesiri.<br />
• Gül sevgilinin yüzünü gördü de; "Ey bülbül!" dedi: "Ne ötüp duruyorsun neyi arıyorsun Beni mi arıyorsun<br />
Galiba sen bir hayale kapıldın Ben de yogum, gül bahçesi de yok. Ancak 0 var. O´nun güzel yüzü var!"<br />
• Güzeller gayb aleminin kuslarının gölgeleri oldukları için sevgilim, sen de gayb alemine git, iste kus buradadır.<br />
• Sevgili dudagını açınca, güzel güzel konusunca bütün canlar: "Her hastanın canına sifa, derdine derman bu hos<br />
sözlerdir." dediler.<br />
• Ask hastaları askın elinden bir kadeh can sarabı içtiler de, hepsi de çok iyi anladılar ki asıl meyhaneci asktır;<br />
baskası degil!<br />
• Yüsufu kardesleri pazarda satıyorlar diye bir haber geldi. îyi ama pazar burada ise Yüsuf nerede<br />
• Alemin malına mülküne bir çarem var. Çalısarak onları elde edebilirim. Fakat ben dinime de gönlüme de çare<br />
bulamıyorum.<br />
• Sen kendinle, kendi nefsinle dost olma da, kiminle dost olursan ol! Aklını basına al da sen kendinden, kendi<br />
nefsinden kaç kurtul! Senin asıl korkunç düsmanın onlardır.<br />
184. Allah´a hamdolsun ki, haçın ve mihrabın hüküm sürdügü su daracık yerden<br />
onun askı ile sıçradık kurtulduk.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´Hlün<br />
(c.I, 355)<br />
• Ey gönül! Bu beden evinde bazen egri hareket ediyorsun, bazen de dogru! Bu davramsların bizi rahatsız ediyor. Ey<br />
gönül; çık dısarı! Bu evi terket! Bu ev, bizim evimizdir.<br />
• Ey gönül! Sen rüzgar gibisin. Bazan sıcak esiyorsun, bazan da soguk. Sen ötelere git, orada ne yaz var, ne de kıs!<br />
• Sen benim gizli kalmamı istiyorsun. Halbuki ben gündüz gibiyim. Gündüz gizlenemez ki, o hep meydandadır.<br />
• Sen su emîrisin. Elbette ırmak senin emrindedir. Ona hükmün geçer. Ama can ırmaga sıgmaz. Çünkü can deniz<br />
gibidir.<br />
•Senin kus gibi kanatların var. Kolu kanadı olan mert kisilerin korkusu olur mu Korkma; kanatlarını aç, göklere,<br />
ötelere yüksel!<br />
•Ey mekansızlık günesi, dog! Hersey, her varlık, zerre zerre Ülker yıldızı gibi .parlamadadır.<br />
•Allah´a hamdolsun ki biz, haçın ve mihrabın hüküm sürdügü su daracık dünyadan onun askı ile sıçradık, kurtulduk.<br />
185. Senin ugruna canımı vereyim de halk, sevgi nasıl olurmus görsün!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´nlün<br />
(c.I, 358)<br />
• 0 hos, o tatlı varlık, o essiz güzel nasıldır Yüzümüzün gözümüzün nuru ne haIdedir<br />
• Acaba o güzellik pazarının meshuru, güzelligi dillere destan olan o sevgili ne haldedir Yüzünün güzelliginden gül<br />
bahçelerine renk ve koku veren varlık nasıldır<br />
• Gönlüm onun askı yüzünden yaslara bürünmüstür. Acaba onun gönlünde bana karsı bir sevgi var mıdır<br />
• Geçenlerde lütfetti de bana: "Sevgilim!" diye seslendi. Acaba o sevgili bu sevdiginden uzak düstügü için ne<br />
haldedir<br />
• Görünüste kendisine gönül veren kullarını oksamada, hatırlarını sormadadır. acaba bu oksayıs, bu sorus gönülden<br />
mi geliyor Yoksa sözde mi kalıyor<br />
• Asıkların hekimine lütfen bir daha sorun! Asıkları hasta eden o nergis göz nasıl olmus ..<br />
• Sevgilim, seni bir kere olsun göreyim de, senin ugruna canımı vereyim, sana kurban olayım da, halk, sevgi nasıl<br />
olurmus görsün!..<br />
• Sana karsı duydugum sevginin anlatılması kelimelere, söze sıgmaz. Böylece söze son yok ama, sadece asktan<br />
bahsedis nasıl olurmus, onu göstermek istedim.<br />
186. Gördügün her zerreden dilsiz, dudaksız haber var, haber var!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c.I, 356)<br />
• Sevgilim! Sen çok güzelsin, güzelligine diyecek yok! Güzelligin anlatılamaz ki! Ben de asıgım, derdim de ask,<br />
hastalıgım da ask.<br />
• Senin güzel yüzünden baska bir yüze asık olmak haramdır, haramdır haram!<br />
• Hersey fanî, hersey gelip geçici. Fakat senin vahdet (=birlik) sofran daimîdir, daimîdir, daimî!<br />
• "Dünyada senden baska birisi var mı " diye göziimü ovusturup bakıyorum. Senden baska kim var Senden baska<br />
kim var Senden baska kim var<br />
• Onu görmeye tahammül edemeyecegin için dünya senin yüzüne örttügün bir perdedir. Bir örtiidür, bir örtüdür, bir<br />
örtüdür!<br />
• Her an askın dilinden bize bir selam var, bir selam var, bir selam var!<br />
• Gördügün her seyden, her zerreden dilsiz, dudaksız haber var, haber var, haber var!<br />
187. Ask ırmagına dalmıssın, gizli bir diken seni yaralıyor.<br />
Mefa´îliin. Mefa´îlıln Mefa-îlün, Mefa´îltin,<br />
(c.I, 347)<br />
• Yasayısın rahatı, huzuru o güzelle beraber bulunmadadır. Ondan ayrı düsersen, o güzel rahatı da, huzuru da alır<br />
götürür. Sen de rahattan ve huzurdan ayrı düsersin.<br />
• Senin sevgin etegimi tutmus da bana diyor ki: "Benim bu sevgim, o sevgilinin sevgisinden; aslmda bu sevgi<br />
benim sevgim degil, gerçek sevgilinin sevgisidir." Sana bu sevgiyi lütfettigi için ona sükret!<br />
• Yeni yeni ateslere düsen, yanan yakılan benim, artık o eski dostlarla ne alıs verîrisim var Gönlüm de sevgilinin<br />
canı gibi kararsız bir halde feryat edip duruyor.<br />
Hafız Sirazî hazretleri söyle buyurur:<br />
"Bilmiyorum benim bu hasta gönlümde kim var Ben susuyorum. 0 feryat edip duruyor."<br />
• Can asktan kendisinin de yaralı oldugunu, gönlüne diken battıgını bilmez de sevdigi halde seni hırpalar, yaralar,<br />
onu hos gör! Çünkü o da bir ask hastasıdır.<br />
• Sen ask ırmagına dalmıssm, orada bulunan, kendisini göstermeyen gizli bir diken seni yaralamaktadır.<br />
• Sen o dikenden kaç, güle git, gül bahçesine git! Gül de, gül bahçesi de Tebrizli Sems´in gönlündedir. Çünkü<br />
Tebrizli Sems bastanbasa bir bahardır.<br />
188. Aslında kendinden, kendi varhgından haber veren de kendisi!<br />
Mefulü, Mefa´îliin, Fe´dlün<br />
(c.I, 369)<br />
• Haberiniz var mı Sizin sehrinizde çok güzel bir dilber var! Akıl da onun yüzünden kararsız, gönül de!...<br />
• Herkese kendi kabiliyetine göre ondan manevî bir nasib var. Her insan ondan ruhanî bir zevk duymada. Her<br />
bahçeye baharı gönderen 0, çiçekleri gülleri açtıran 0, bülbülleri terennüm ettiren O!<br />
• O´nun yüzünden her tarafta bir feryat var! Rüzgar da onun yüzünden esip durmada, O´nun yüzünden her yolda<br />
bir toz bulutu yükseliyor.<br />
• O´ndan her kulakta hos sesler var! Müzik var, ney onun yüzünden inliyor, rebab onun yüzünden aglıyor. Her<br />
gözde ondan, O´nun yarattıklanndan bir ibret var, hayranlık var, saskınlık var!<br />
• Ey hayatlannı kazanmak için ugrasan, didinen insanlar! Biraz da ruhlarınızın ihtiyacı için didinin, ugrasın! Bizim<br />
burada büyük bir isimiz, büyük bir vazifemiz var! Yarattıklarına bakarak yaratıcıyı düsünelim, ötemize geçirerek onu<br />
gönlümüzde arayalım!<br />
• Bir dost benim kimsesiz kalısıma acıdı da, gizlice kulagıma dedi ki: "Haberin yok mu Burada gizlenmis bir güzel<br />
sevgili var! O´nu arasana!"<br />
Mevlana: "Burada gizlenmis birisi var. Kendini yalnız zannetme!" (Dîvdn-ı Kebîr, c. I, nr. 188) diye buyurmustur.<br />
• O´nun bu müjdesinden, bu haber verisinden anlasılıyor ki burada benim gibi zayıf gönüllü bir asık var!<br />
• Aslında o kendisinden elçi olarak gelmis; kendinden, kendisinin varlıgından haber veren de kendisi. 0 padisahın<br />
adeti bu! Hem kendini göstermez, hem kendinden haber verir.<br />
189. Bütün canlar senin sıfatlarına gark olmuslardır.<br />
Mefülü, Mefa´îliin, Fe´uliin<br />
(c.I, 368)<br />
• Seker gibi tatlı sözlerinizden mi bahsedeyim; ab-ı hayat kaynagının hikayesine mi dalayım<br />
• Tatlılıgına, güzelligine güvenme! Sızlanmadan, sikayet etmeden Halil gibi kendini ask atesine at, yan ki o<br />
dertlerden, belalardan seni kurtarsın!<br />
• Aklın yüzlerce kadir gecesi gördü. Yüzlerce bayram gördü. Senin beratın ask ile kesildi. Sen ask ile yasayacaksın.<br />
• Bu hususta zatına yemin edemiyomm da, güzel, latîf gölgene yemin ediyorum.<br />
• Diyorum ki, bütün canlar senin sıfatlarına gark olup gitmislerdir, onlar senin zatına nasıl erisebilirler<br />
• Günahlarından arındırmak için seni ırmak gibi akıttı, secdelere kapandırdı.<br />
• Seni imtihan etmek için, her cihetten bir bela verdi de; seni cihetsizlik yönüne çekmek istedi.<br />
• "Susayım, artık konusmayayım." dedin ama, susamadın, konusmaya devam ettin. Senin bu haline ask bile<br />
gülüyor.<br />
190. Sevgilim, bana yüzünü göster ki, ben gül bahçesi seyretmek istiyorum!<br />
Mefülü, Pa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 441)<br />
• Sevgili bana yüzünü göster ki, ben bag görmek, gül bahçesi seyretmek istiyorum. Dudaklannı aç konus, sözler<br />
söyle, ben bol bol sekerler, ballar istiyorum!<br />
• Ey güzellik günesi! Bir an için olsun bulut altından çık, görün! 0 parıl parıl parlayan, nürlar saçan yüzü görmek<br />
istiyom!<br />
• Sen nazlandın da; "Beni bundan fazla üzme, incitme, bırak git!" dedin. 0;"Bundan fazla üzme, incitme!" demen<br />
yok mu; iste, o sözü istiyorum!<br />
• "Git, padisah evde degil!" dedin, beni kovdun ya; ben kapıcının o nazını, o sert davranısını istiyorum.<br />
• Herkeste onun güzelliginden kırıntılar var. Fakat ben o güzellik madenini, o güzellik hazinesini istiyorom!<br />
• Hz. Yakup misali vah yazıklar olsun, deyip duruyorum. Böylece ben Yüsuf-ı Ken´an´ımın güzel yüzünü istiyomm.<br />
• Allah´a yemin ederim ki, sehir sensiz bana bir hapishane oluyor. Basıbos daglara çıkmak, ovalara düsmek<br />
istiyorum!<br />
• Canım Firavun´dan da usandı, onun zulmünden de... Artık ben îmran oglu Müsa´nın yüzündeki nüru istiyorum!<br />
• Dün, seyh eline bir fener almıs, sehrin etrafında dönüp duruyor; "Seytandan, devden usandım, bıktım. Ben insan<br />
istiyorom, insan!" diyordu.<br />
• Etrafta bulunanlar; "Biz de çok aradık, bulunmuyor!" dediler. Seyh dedi kı: "0 bulunmuyor dediginiz var ya, iste<br />
ben onu istiyorum!"<br />
• Gözlerden gizli, fakat bütün gözler ve görüsler hep onun, hep 0 yaratmıs, hep O´ndan meydana gelmis. tste ben<br />
o olan gizli san´atı müsahede etmek istiyorum!<br />
•Zaten is isten geçti. Her istekten, her tama´dan kurtuldum. Ben artık varlıktan, mekan aleminden ,dört unsurun<br />
ayak izlerini istiyomm! .<br />
•Kulagım iman kıssasını duydu da mest oldu, kendinden geçti. îmanın güzel gözü nerede Ben onu görmek istiyom.<br />
•Rebab diyor ki: "Beklemekten öldüm, güzel rebab çalan Osman´ın elini kucagını, yayını istiyorum!"<br />
•Ben de, bir ask rebabıyım. Askım da rebabın rebabcıya duydugu aska bennziyor. Ben de Rabbinün lütuf yayını,<br />
ihsan mızrabını istiyorum.<br />
191. Ey kervanbası! Develer bastan basa sarhos!<br />
Fa´üatün, Fa´ilatiin, Pa´ilatün, FS´ilat<br />
(c.I, 387)<br />
•Ey kervanbası; develere bak! Katar bastan basa sarhos! Bey de sarhos, hoca sarhos, dost da sarhos, yabancı da<br />
sarhos!<br />
•Ey bahçıvan! Gökgürültüsü sarkıcı oldu, bulut sakîlige giristi. Bahçe de sarhos, ova da sarhos, gonca da sarhos,<br />
diken de sarhos! •<br />
Ey gökyüzü; ne zamana kadar dönüp duracaksın Unsurların dönüsünü seyret! Su da sarhos, rüzgar da sarhos,<br />
toprak da sarhos, ates de sarhos!<br />
•Görünüste hal böyle! Ya iç yüzdeki hal ! Onu hiç sorma! Rüh da sarhos,akıl da sarhos, vehim de sarhos, sırlar da<br />
sarhos!<br />
•Yürü, zorbalıgı bırak! Toprak ol da topragı gör! Her seyi halk eden Allah´ın lutfu ile varlıkların hepsi de zerre zerre,<br />
her zerresi de sarhos!<br />
•Kıs mevsiminde bagda bahçede sarhos kalmadı!" dememek için bir müddet sarhos bir halde hileci gözden<br />
gizlenmisti. Bahar yaklasınca;<br />
• 0 agaçların kökleri gizlice sarap içmege koyuldular. Bir iki gün sabret bir uyansınlar, sarhos bir halde kalksınlar da<br />
onları seyret!<br />
• Sana birisi çarparsa, birisi ile kavgaya baslarsan sakın sarhosların hallerinden, gidisinden, çarpısından incinme!<br />
Böyle bir çalgıcı bulundukça, sarhos nasıl olur da düzgün yürüyebilir<br />
192. Ask defterde, kitap sayfalarında yazılı degildir. Ask, kendinde kendini bulmaktır.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, FS´ilat<br />
(c.I, 395)<br />
• Ask üstünlükte, bilgide, defterde, kitap sayfalannda degildir! Halk dedikoduya düsmüstür. 0 yol da asıkların yolu<br />
degildir!<br />
• Ask öyle bir nür agacıdır ki, dalları ezelde, gökleri de ebeddedir. Bu agaç ne arsa dayanır, ne de yeryüzüne! Bu<br />
agacın gövdesi de yoktur!<br />
• Biz aklı isten güçten attık. Hevesi de bir iyice dövdük. Çünkü bu ululuk su akla, su huylara layık degildir!<br />
• Sende fanî güzellere karsı bir istiyak, bir özlem var ya... Bil ki bu istiyak senin için bir puttur. Sen kendinde<br />
kendini bulur da kendin sevgili olursan, sende özlem kalmaz.<br />
193. îsteyen hep O´dur, biz gölgeler gibiyiz.<br />
Mef´Olü, Fa´ilat, Mefa´îlü,<br />
(c.I, 442)<br />
•Asıklara dostu arastırmak farzdır. Asıkların coskun akan bir sel gibi yüzleri, baslarını yerlere sürerek, taslara<br />
vurarak dostun deresine vanncaya kadar kosması gerektir.<br />
•Zaten dileyen, isteyen hep O´dur. Bizler gölgeler gibiyiz. Bizlerin konusup güsmemiz, dedikodularımız hep dosta<br />
aittir. Fakat hakîkatte kendi kendinden bahseden, konusan hep O´dur.<br />
•Bazen akar su gibi, dostun deresine dogru çaglar, gideriz. Bazen de durgun gibi dostun testisinde haps olur kalırız.<br />
•Bazen atesin üstündeki güveç toprak tencere gibi kaynar dururuz, cosarız. ise birseyler düsünerek fazla<br />
tasmayalım diye kepçe ile basımıza vurur. dostun huyu böyledir.<br />
•Ne sasılacak seydir ki; nazla, isve ile seni eritir, zayıflatır, kıla döndürür de, yine sen, dostun bir kılına iki dünyayı<br />
bile vermezsin.<br />
•Dostla oturmusuz. Onunla bir aradayız da dosta; "Ey dost! Dost nerede " diyee soruyoruz. Dostun<br />
mahallesindeyiz de gafletimizden; "Dost nerede dost nerede " deyip duruyoruz.<br />
•Kötü, hos olmayan kuruntular, uygunsuz düsünceler bizim gevsek tabiatımızdan meydana gelmededir. Bu, dostun<br />
huyu degildir.<br />
194. Rüh ve beden.<br />
Mefülü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 454)<br />
• Ruh geldi bedene girdi. Beden ruh tarafına gitmedi. Gerçekten de, okun uçup gittigi yere yay gitmez.<br />
• Rüh bedenden uçup gitmek için çeviklesti. Sıçradı gitti. Su hantal bedense topraga, yere uzandı. Gökyüziine<br />
yükselmedi.<br />
• Rüh balçıktan yapılmıs evde, bedenin ev sahipligini yaptı. Fakat bedeni, evi sevdi. Eve öyle bir baglandı kaldı ki,<br />
ev sahibi ile beraber çıkıp gidemedi.<br />
• Beden yeryüzünde öyle yapayalnız kaldı ki, bu hiç umulmazdı. Halbuki ruh süphenin bile gidemedigi bir yere gitti,<br />
ulastı.<br />
• Dünya dünya olalı her seyin sonunun ayrılık oldugunu gör! Su dünyada dünyaya gelip de gitmeyen kisiyi kim<br />
gördü<br />
• Bir gün ölüm gelir çatar, bogazını sıkar da sasırır kalırsın. "Sanki habercı gelmedi. Sanki ölümün gelecegini sana<br />
söylemedi" dersin.<br />
195. Her an sagdan soldan ilahî askın sesi geliyor.<br />
Müfte´ilün, FS´iIat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 463)<br />
• Her an sagdan soldan ilahî askın sesi geliyor. Biz göklere yükseliyoruz. bizi kim seyretmek ister<br />
• Vaktiyle biz göklerde idik, meleklerle dostluk. Biz tezce yine oraya diyoruz. Zaten orası bizim sehrimizdir.<br />
• Aslında biz, gökten de yüceyiz, melekten de üstünüz. Bizim konak yerimiz, kibriya (ululuk yeri) iken, ne diye biz<br />
göklerden de meleklerden de ileri geçrniyelim<br />
• Tertemiz ilahî inci nerede Toprak alemi nerede Ne maksatla o yüce menzilden asagı indiniz Denginizi baglayın,<br />
yükünüzü yükleyin! Burası nasıl bir yerdir<br />
• Genç talih, bizim yarimiz. Sevgiliye can vermek de isimiz, gücümüz. Bizim kafilemizin bası, yol göstereni Hz.<br />
Muhammed Mustafa´dır.<br />
• O´nun mübarek ay yüzünü görmeye, ay dayanamadı da ikiye bölündü. Ay ondan nür dilenen, onun niyazkar, adî<br />
bir kölesi iken, o talihe kavustu.<br />
• Sabah rüzgarının bu güzel kokusu onun mübarek saçlarının büklümünden geliyor. Bu hayalin parıltısı, kusluk<br />
günesine benzeyen cemalindendir.<br />
• Sen bizim gönlümüze bak da, her an ayın ikiye bölünmesini seyret! gözünü onun bakısından ayırıyor da, ne diye<br />
öte yana bakıyorsun<br />
• Halk su kusları gibi can denizinden dogmuslardır. 0 denizden dogup gelen kus, burada nasıl yerlesir Nasıl konak<br />
tutar<br />
• Aslında biz hepimiz can denizinin içindeyiz ve Hakk´ın huzurundayız. öyle olmasa, gönül denizinden birbiri ardınca<br />
dalgalar gelir miydi Biz, bu manevî zevkleri duyabilir miydik<br />
• Elest dalgası, "Ben sizin Rabbiniz degil miyim " nidası geldi. Su beden misi rüh için hazırlandı. Derken zamanı<br />
gelip de gemi kırılıp parçalanınca, artık bulusma, sevgiliye kavusma çagı gelir.<br />
• Bulusma, kavusma çagı nedir Hasr olma, ölümsüzlüge erme çagıdır. Hakk´ın lütuf ve ihsan çagı, safa içinde safa<br />
çagıdır.<br />
• Bu gördügünüz insan, bu resim, bu sekil kimdir Bu padisah, bu bey kimdir Bu ihtiyar akıl nedir Bütün bunlar<br />
birinin, gizli sevgilinin yüz örtüleridir.<br />
• Örtüleri açmanın, sevgiliyi bulmanın çaresi bu çesit cosuslar, köpürüsler, heyecanlardır. Bu tatlı duyguların, bu<br />
mana suyunun çesmesi sizin basınızın ve gönül gözünüzün içindedir.<br />
• Size göre, basınızda hiç böyle bir sey yok! Fakat aslında sizin iki basınız vardır. Birisi yerden gelen görünen su<br />
toprak bası, birisi de gökten gelen ve görünmeyen tertemiz manevî bas!<br />
• Senin su görünen basın, öbür gizli basından meydana gelmis. Bunu bilesin, anlayasın diye nice tertemiz baslar,<br />
topragın ayagına dökülüp saçılmıs, topraga karısmıstır.<br />
• Asıl olan bas, gizli, görünmüyor da ona uyan bas ortada... Bil ki, su dünyanın ötesinde, sonsuz, sonu gelmeyen<br />
bir alem vardır.<br />
196. 0 söze gelmeyeni, kelimelerle açıklamaya<br />
imkan olmayanı anlatmaya çalısmayayım.<br />
Fe´ilStün, MefS´ilün, Fe´ilat<br />
(c.I, 501)<br />
• Sevgilim, içeriye gel! Sensiz zevkin tadı yok! Acaba dünyada seni görüp de, güzelligine hayran olmayan, sana kul<br />
köle olmayan bir kimse var mıdır<br />
• Ey hem canımıza, hem de bedenimize can veren aziz varlık! Sen can gibi pek gizlisin ama aslında gizli de<br />
degilsin.<br />
• Sen nereye el koysan orası candır. Fakat cana el koymak kolay degildir.<br />
• 9badetlerle, iyiliklerle, bedende tertemiz, lekesiz, saf bir hale gelen can, sevgiliye ayna tutan olmus, hatta kendisi<br />
sevgiliye ayna olmustur.<br />
• Ben pek fazla mest oldum. Korkuyorıım, sözlerime dolasacak meydan Kalrnayacak.<br />
• En iyisi sen elini agzıma koy da, o söze gelmeyeni. kelimelerle açıklamaya imkan olmayanı anlatmaya<br />
çalısmıyayım.<br />
197. Uyku bu gece askın pençesine düstü de hayli acılar çekti.<br />
Fe´ilatiin, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c.1, 500)<br />
• Bu gece uyku gönlümü yaralı, perisan, harap görünce gözden de bastan da kaçtı, gitti.<br />
• Zavallı uyku, bu gece askın pençesine düstü de hayli acılar çekti, ızdıraplar duydu. Sonunda dayanamadı, kaçtı<br />
gitti.<br />
• Ask timsah gibi agzını açınca uyku balık gibi suya daldı, kaçtı gitti.<br />
• Uyku düsmanını böyle insafsız, merhametsiz görünce acele acele kaçtı gitti.<br />
• Bizim ay yüzlü sevgilimiz de karanlık gecede gönlümüze dogunca, uyku, günesin önünden kaçan gölge gibi kaçtı<br />
gitti.<br />
• Ask uykuya bir soru sordu. Fakat uyku bu ince soruya cevap veremedi.aciz kaldı da kaçtı gitti.<br />
• Uyku kendisine soru soran askı hapsetmek istedi. Altı yönden de kapıları kapattı. Fakat Allah aska acıdı da, kapı<br />
açtı, onu kurtardı.<br />
198. 0, bir köseye çekilmis gizlenmis, dünya ise onun mesti olmus.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.1, 503)<br />
• Kalk, bugün dünya bizim. Can da bizim, cihan da bizim. Sakî de bugün bizim misafirimizdir.<br />
• Hz. Yusuf, gönül Mısır´ımıza padisah oldu. Bu seref bize yetmez mi<br />
• Kalk, cana da, cihana da lutfu ile keremi ile emirler veren büyük padisah bugün bizim emrimizdedir.<br />
• Ay da, zühre yıldızı da bizim nesemizi gördüler de def çalmaya basladılar. Can bülbülü ise, gül bahçemizin<br />
güzelligine hayran olmus, mest olmus, kendini kaybetmis.<br />
• Can ve gönül memleketinin padisahı geldi. Bizim perisan canımızda, perisan gönlümüzde yer aldı.<br />
• Gelip bu can evinin bir kösesinde gizlenen kim Seker kamıslıgımızı ona bagısladıgımızı söyle!<br />
• 0 bir köseye çekilmis, gizlenmis. Dünya ise onun mesti olmus, 0 bizim Hızır ´ımızdır, 0 bizim ab-ı hayatımızdır.<br />
• 0 yemekteki tuz, bedendeki can gibi herseyden, herkesten açıkça görülmede, hissedilmede; böyle oldugu halde<br />
yine de gizli kalmada.<br />
• Görünen o degil, zaten her seyi 0 yarattıgı için, onu kendimizde hissettigimiz zaman herkes, hersey biziz, hersey<br />
bizden ibarettir.<br />
• O´nun varlıgını anlatmak için bundan fazla belge gösterme, burhandan bahsetme. Çünkü bizim delilimiz,<br />
burhanımız süküt alemindedir, o alemden görünür.<br />
199. Aklını basına al da kendi varlıgından kurtul, varlıktan, benlikten beter bir suç yoktur.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c,1,498)<br />
• Ask manevî devletten, Allah´ın lütfundan, yardımından, gönül ferahlıgından yolunda yürümekten baska birsey<br />
degildir.<br />
• Büyük imamlardan Ebu Hanife hazretleri asktan bahsetmedi. Safıî hazretleride askı açıklamadı. Bir rivayette<br />
bulunmadı.<br />
• Din ilmindeki; "Bu caizdir, bu caiz degildir!" münakasasının bir sonu yoktur.. Asıkların ilmine ise bir son yoktur!<br />
• Kimi dertli, kederli, asık suratlı görürsen bil ki, o ask sehrinde dogmamıstır.asık degildir.<br />
• Ezelden haberi olmayan kimse ask yolunda acemidir. Bu yola yeni düsmüstür.<br />
• Aklını basına al da, kendi varlıgından kurtul, yok ol yok! Çünkü senin varlıgından beter bir suç, bir cinayet yoktur!<br />
• Sürücü güdücü olma! Yani yüksek mevkiye, yüksek makama, baskanlıga heves etme! Sürüde, halk arasında kal!<br />
Yüksek mevkide bulunmak bas belasından baska birsey degildir.<br />
200. Ask sehrinde kötü huylu insanların ne isi var<br />
MUfte´ilün, Fa´ilat, MUfte´ilün, Fa´ilSt<br />
(c.I, 470)<br />
• Böyle güzel bir ay yüzlüyü görünce, sasırıp kalmak gerek! Pervanenin neselenmesi için, mum lazım, samdan<br />
lazım!<br />
• Senin gamının hazîn hazîn çaldıgı çengden kulaklarım feryatlarla doldu. Her nefesimin gamının çengi ile "ten ten<br />
ten" demesi gerek!<br />
• Ay yüzlü olan dilbere ulasmak için ne yapmalı Ona asık olan kisinin çok iyi huylu olması, insan olması gerek.<br />
Kötü huyla güzele varılmaz.<br />
• Ey benzeri olmayan güzel! Saçlarını elime ver. Ask kuyusuna düsene ip uzatmak gerektir.<br />
• Ask güzel bir sehirdir. Güzeller sehridir. Fakat bu sehirde yabancıların, huysuz, ahlaksız insanların ne isi var<br />
Böyle bir sehri kötü insanlardan korumak için akıl hisarı, iman burcu lazım!<br />
• Bu gam yükleri altında ezilen gönlün gıdası nedir Temiz kalpli güzel bir sevgili ile bulusmaktır. Yoksul bir devenin<br />
su içmesi, ıslak bir otlaga çökmesi gerek!<br />
201. Gönül zamanenin kötülüklerinden kaçtı, askın koltugunun altına sıgındı<br />
Mefte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 508)<br />
• Gönlümün kusu yine uçmaga basladı. Can dudusu yine seker kamıslıgında... Benim deli divane sarhos devem<br />
yine akıl zincirini kırdı.<br />
• Yıne su ırmakta sular aktı. Irmagın kıyılanndaki çimenler yesermeye basladı.<br />
• Seher rüzgarı yine bahçeye geldi. Gülleri, gül bahçelerini oksamaya basladı.<br />
• Ask bir ayıbımı gördü de beni sattı. Sonra acıdı. Yüregi yandı, yine beni satınaldı.<br />
• Düsmanım, beni dostla beraber görünce haset etti de elini dislemege basladı.<br />
• Gönül zamanenin kötülüklerinden, hilelerinden kaçtı. Askın koltugunun altına sıgındı, orada emeklemeye basladı.<br />
.• Ask, gönlü kendi yanına çagırınca, gönül bütün insanlardan kaçmaga basladı.<br />
202. Asık olmayan kisi, padisah bile olsa, o, ipek bir kefene sanlmıs bir ölüdür.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 504)<br />
• Seni yakından görmek istiyorum. Ne olur, biraz daha yakına gel! Çünkü senin yüzün tamamıyla nürdan ibaret.<br />
Nurdan baska birsey degil. Dünyada senin askınla mahmur olmayan kimdir<br />
• Bu sözü yanlıs söyledim. Canlar canını isterken; "Yakına gel!" denir mi Sen uzakta degilsin, sen benim<br />
canımdasın, canımın içindesin. Kendinde bunana; "Yakına gel!" demek büyük bir hatadır.<br />
• Düsünce, düsünceye perde olur. Bu sebeple, su veya bu sekilde düsünceyi bırak! Zaten o gizli degil ki!..<br />
• Senin ay gibi güzel olan yüzün meydanda iken, herkes tarafından görülürken senin yüzünü göremedigi için<br />
gussaya dalan, derde düsen kisinin özrü kabul olamaz!<br />
• Sunu iyi bil ki, asksız gönüle sahip olan, asık olmayan kisi, padisah bile olsa o, ipek kefene sarılmıs, mezara<br />
gömülmüs bir ölüden baska birsey gildir.<br />
• 9htiyar olsun, genç olsun, ab-ı hayat için kisiye ölüm bir sey yapamaz. Onun ölümü kolay degildir!<br />
203. 9lahî sarap öyle bir saraptır ki, günes bile aydınlıgını ondan alıyor.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Fe´Olün<br />
(c. 1,517)<br />
• Ruhum dostun hevasında göklere dogru yükselir de, arifler meclisinde sevgi sarabının kadehlerinin döndügünü<br />
gördükçe daha neseli olarak ötelere dogru uçmadadır.<br />
• 0 alıp içmek için elini mana sarabına uzatıyor. Tarif edilmez olan o sarap, öyle bir sarap ki, günes bile nurunu,<br />
aydınlıgını ondan alıyor. Günesi bile o aydınlatıyor.<br />
Hz. Mevlana´nın bu beyti, Ibn-i Fariz hazretlerinin "Hamriyye" ismindeki ilahî sarabı öven siirindeki su beytini<br />
hatırlattı:<br />
"9lahî sarap bir günestir, ayın ondördüncü günü, bedir, dolunay da onun kadehidir. 0 sarabı hilal, genç ay dolastırır,<br />
o sarabın karısmasından yıldızlar meydana gelir." Yani günes gibi olan ilahî ask sarabı, dolunay gibi olan ariflerin<br />
gönüllerinden, yıldızlar gibi olan Hakk sunulur.<br />
• Ruh o sarabı içince, daha da ruh oluyor, hafifliyor, yükseliyor. Ötelerden bile ötelere uçmak istiyor.<br />
• Ruh ötelerde rnana ayını bulup da onunla manen beraber olunca, günes utancından gizleniyor, görünmez oluyor.<br />
• Ruh onunla manen bulusunca, tazeleniyor, gençlesiyor, artık ne kimseye bakıyor, ne de birisine bir sey danısıyor.<br />
204. Biz benlikten, senlikten kurtulunca hepimiz bir oluyoruz.<br />
Fe´ilatün, Mefa´iliin, Fe´ilSt<br />
(c.I, 497)<br />
• Çalgı, saz nasıl insanı sarap içmege tesvik ederse, iyilerin yaptıgı isler, iyiliklerde insanı iyilik yapmaya yöneltir.<br />
Marifetname sahibi Erzurumlu îbrahim Hakkı hazretleri: "Musikî zahidin zühdünü, fasıkın fıskını artınr"<br />
buyurmaktadır. Yani müzik zahide manevî zevkleri verir, onu Hakk´a yaklasır.. Zevkine düskün insanı da içmege,<br />
sehevanî zevklere tesvik eder. Bu yüzdendir ki, eyhanelerde müzik oldugu gibi, eski tekkelerde de müsikî vardır.<br />
•Allah, insanı iyilige tesvik için iyilige sükreder, kötülükten de sikayette bulunur. Firavun´dan bahs eder. Hz.<br />
Musa´nın sükrünü anlatır, bunlar hep bahanedir. Bunlar hep bizim halimizi hikayedir.<br />
.• Benlikte olan, benlik güden Firavun cinsindendir. Benlikten yakasını sıyırmıs, temiz, pak, günahlardan kurtulmus<br />
kisi de Hz. Müsa´dandır. Onun cinsindendir.<br />
• Sunu iyi bil ki, gamın, kederin arkasında nese vardır. Nesenin arkasında da gam ve keder pusudadır.<br />
• Ahmed (s.a.v.) toprak olmayı, yani mütevazi yasamayı huy edindi de, o yüzden miraca yükseldi ve göklerin<br />
manevî padisahı oldu.<br />
• Sen de toprak ol da, senden bitkiler yetissin. Toprak olan, gönül hazinesini bulur.<br />
.• Madem ki biz benlikten, senlikten kurtulunca hep bir oluyoruz. Yeter sus ! Sen bu sözleri kime söylüyorsun<br />
205. Tur Dagı seslendi ama, Müsa´nın gönlündeki gizli hazine sessiz kaldı.<br />
Fe´ilatiin, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´iliin,<br />
(c. I, 414)<br />
• Gece gündüz elsiz ve ayaksız gönülle senin hizmetinde bulunmak ne hostur! Senin mana sekerleri ile dolu olan<br />
yurdunda seker yiyen kus ne mutlu kustur. Yani senin manevî nimetlerinden yararlanan Hakk yolcusu ne talihli kisidir.<br />
• Senin manevî bahçende gizlice gülen goncanın basucunda bulunan uzun boylu selvinin gölgesinde bulunmak ne<br />
hostur. Yani kamil bir insandan manen yararlanmak ne güzel seydir.<br />
• Karga gübreye asıksa ona de ki: "0 sevgi ona yarasır, ama gül bahçesinde yesillikler içinde bülbüllerin gülü<br />
sevmeleri ne de hostur." Yani sehvet pesinde kosarak fanî güzellere gönül verenler, kossun dursunlar ama, sonu utanç<br />
olan kirli arzulardan kendilerini kurtararak gerçek sevgiliyi bulanlar ne mutlu kisilerdir.<br />
• 9nsanlar geceleri uykuya dalınca, gündüz kendilerini rahatsız eden düsüncelerden kurtulurlar ama, ibadetle<br />
geçirdikleri gecenin karanlıgında, kusluk vakti günesinin nürunu bulanlar ne mutlu kisilerdir<br />
• Ey puta tapan kisi! Senin ayagın balçıga saplanmıs kalmıs. Su gökkubbenin derinliklerinde ne güzellikler<br />
bulundugunu sen ne bileceksin Ey fanî güzele gönül vererek beden balçıgından, nefsanî arzulardan kurtulamıyan<br />
zavallı! Sen ötelerde mana göklerindeki güzelliklerden nasıl haberdar olabilirsin<br />
• Hz. Musa´ya oldugu gibi, Hakk´ın rahmetinden sana da bir tecellî olursa mana sekerleri yagdıran o manevî<br />
bulusmanın yüzünden Tur Dagı´nın gögsü, yani Hakk asıgının gönlü ne güzel bir hale gelir.<br />
• Dag ses verir ama, madende ses vermeyen, susan altın var. Bazen susmak, bazen de ona cevap verip konusmak<br />
ne hostur. Yani tecellîye mazhar olan Tur Dagı seslendi ama, Müsa´nın gönlündeki gizli hazine sessiz kaldı. Her iki hal de<br />
hostur.<br />
206. Allah kendini, yarattıgı güzel eserlerin arkasında gizlemistir.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün,<br />
(c.I, 477)<br />
• Benim varlıgım sevgilinin elindeki kadehten baska bir sey degildir. Eger dilimle söyledigim bir söze inanmadınsa,<br />
gönülden söyledigimi anlaman için gözüme dikkatle bak!<br />
• Gönlüm kadeh gibi kanlarla dolu. Zayıf düsmüs bedenim ise, hiç bir zaman zayıflamayan, sararıp solmayan, eriyip<br />
gitmeyen, daima güçlü ve kuvvetli olan askın elinde bulunmaktadır.<br />
• Benim varlıgımı bir kadeh gibi elinde tutan, bazen dolduran, bazen bosaltan, o tek olan, esi olmayan sevgilim,<br />
çok kudretlidir. Her an Adem gibi, havva gibi yüz binlerce insanı yaratır. Dünyaya getirir. Yine yüz binlerce insanı<br />
öldürür. Ötelere gönderir. Dünyayı yaptıgı resimlerle, nakıslarla süsler, doldurur. Fakat o büyük yaratıcı, o essiz<br />
san´atkar kendini gizler, göstermez. akla. fikre sıgmaz. Nasıl oldugu tasvir edilemez, anlasılamaz.<br />
• Zerrenin de, ovanın da, katrenin de, deryanın da ne ile nasıl en iyi bir hale gelip düzene girecegini bilir. Bütün<br />
kainatı, koydugu sasmaz degismez kanunlarla saat gibi isletir durur. Her seye her yarattıgına gereken duyguyu,<br />
gereken vasfı, yasama zevkini, yasama gücünü verir. Bütün yarattıklarına yardımda bulunur. Bütün canlı varlıklar onun<br />
açtıgı dünya sofrasına çagırılmıslardır. îyi, kötü herkese rızkını verir, yedirir. Süslü elbiseler, kürkler giydirir. Çesit çesit<br />
renklerle onları süsler. Onun bilgisine de hudut, sınır yoktur.<br />
"Açıklamalı tercüme ettigim bu beyitler Hz. Mevlana´nın Cenab-ı Hakk´ın yaratma gücüne, sanatına, kudretine<br />
hayranlıgını ifade etmektedir. Bizler bugünün insanları ilmin fennin yardımı ile, yeni buluslarla, yenî kesiflerle, büyük<br />
yaratıcının harika eserlerini gözlerimizle seyretmedeyiz. Mevlana´nın zamanında insanlar mikroskopu bilmedikleri gibi,<br />
gök yüzünde 15 milyar ısık yılı uzaklıktaki günesleri de kesf etmemislerdi. Aya ayak basmamıs-lar, Merih (=Mars)<br />
yıldızına uzay aracı göndermemislerdi. Denizlerin derinliklerine inip orada yasayan çesit çesit renklerde, sekillerde<br />
balıkları, deniz yaratıklarını görmemislerdi.<br />
Bu sebeple bizler eski devirlerde gelen insanlardan daha bilgiliyiz daha talihliyiz. Cenab-ı Hakk´ın yaratma gücünü,<br />
sanatını, kudretini, büyüklügünü eskilere göre daha iyi idrak etmemiz gerekirken, ne yazık ki gözlerimizde gaflet perdesi<br />
var. Allah´m kendini gizliyerek sergiledigi saheserler müzesini, sergisini heyecan duymadan, hayran olmadan seyredip<br />
duruyoruz. Mevlana bulundugumuz su zamanda dünyayı sereflendirseydi, acaba büyük yaratıcı neler söylerdi<br />
• Gönlümüzü bazen sıkar, baglar, hayatı zehir eder. Bazen baglarımızı çözer, sıkıntılarımızı giderir, bizi<br />
rahatlandırır, mutlu eder, huzura kavusturur. Eger senin gönlün esek degilse, bu hallerin nereden geldigini, kimin isi<br />
oldugunu anlar, bilir; o isin sahibini, o isleri vereni tanır.<br />
• Esek bile senin gibi üstün bir varlık olmadıgı halde, sahibi, efendisi olan esekcinin baglamasını, çözmesini bilir,<br />
tanır; bir baskası olmadıgını anlar.<br />
• Efendisini görünce esekcesine basını sallar. Kulaklarını oynatır. Sesini bile tanır. Çünkü sahibinin sesi ona yabancı<br />
degildir.<br />
• Çünkü onun elinden yem yemistir, hos sular içmistir. Ne tuhaf, ne sasılacak seydir ki, Allah bu kadarcık olsun<br />
sana bir anlayıs, bir sezis vermedi mi Sana lutuflarda bulunan, seni yediren, içiren, seni zevkler içinde yasatan, seni<br />
yarattıklarının en sereflisi seçerek hiç bir varlıga vermedigini sana veren, sahibini, efendini, seni yaratanı tanımıyorsun,<br />
yazıklar olsun sana!<br />
• Seni yaratan yüzlerce defa sıktı, derde düsürdü. Feryat edip durdun. Nasıl ,olur da onu tanımaz olursun inkara<br />
kalkarsın. Allah sana akıl verdi. Cüz´î irade verdi. Peygamberler vasıtasıyla yol gösterdi. Allah seni kurtarmaya mecbur<br />
degildir.<br />
• Kafirler gibi ancak belaya ugrayınca onu hatırlamadasın, basını egmedesin, teslim olmadasın. Zaten ötelere<br />
mensup olmayan, öteleri düsünmeyen bas, yarım habbeye bile degmez.<br />
207. Hakkı görmeye gücün yetmez. Gözünü aç da onun sıfatlarını gör!<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün. Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.1, 386)<br />
• Madem Hakk´ın zatını görmeye tahammülün yok; gözünü aç da O´nun sıfatlarını gör! Madem yönlere, cihetlere<br />
sıgmayanı göremiyorsun; O´nun yarattıklarındaki nnru seyret!<br />
• Su mavi gök perdesinin altında dolasan hüri gibi güzelleri gör! Yüzleri nurlu kisileri seyret de gözlerin kamassın! 0<br />
nürlu insanların hepsi de; müslüman, inanmıs, yumusak huylu, utangaç, suçsuz.<br />
" Maide Süresi, 5/66. ayetten iktibas var."<br />
• Gördügün güzellerin her biri nazlı, kıvrak, cilveli. Herbiri de Hakk asıgının gönlünü kapar, alır. Her biri Tıraz mumu<br />
gibi, her biri kurtulus sabahı.<br />
" Tıraz, Türkistan´da beyaz tenli güzelleri ile meshur bir sehir adı."<br />
• Her biri dudagını yummus, agzını kapatmıs. Fakat anlatısında bir kılı kırk yarar. Her biri mana sekeri almada, her<br />
biri seker kamısı madeni olmada.<br />
• Eski, yıpranmıs köhne canı ver gitsin! Genis, yeni bir can almaya, kendini yenilemeye bak! Yokluk, yoksulluk<br />
aleminde salınarak yürü de ermislerden zekat al!<br />
• Asıkları sıkıntılı zamanlarında saskın ve perisan sanma! Onların ızdıraplara, acılara tahammülüne, sebatına Cudi<br />
Dagı bile dayanamaz, aciz kalır.<br />
• Bütün zorlukların, bütün sıkıntıların, neselerin, her türlü isin, gücün aslı, temeli asktır. Fakat gönlün ne oldugunu<br />
bilmeyen, saçma, sapan sözlere takılır kalır.<br />
208. Sen askı sarhos ettin ey güzel!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´îlün<br />
(c.I, 427)<br />
• Sonunda gönülde ve canda yurt edindin de, her ikisini deli divaneye çevirdin...<br />
• Bu alemi ateslere yakmak için geldin, sonunda yakmadan dönemedin.<br />
• Ey askı ile dünyayı yakıp, yıkan! Sonunda bu viraneye, bu yıkık yere de kasdettin, yani dünyayı yıkmakla için<br />
rahat etmedi, harabesini bile yıktın, altını üstüne getirdin.<br />
• Ey gönül! Ben seninle ugrasıyordum. Fakat sonunda sen yine o ask masalını hatırladın.<br />
• Askı sarhos ettin, kendinden geçirdin de içeri aldın. Askla bulusunca sonunda aklı gösterdin, bana yabancı ettin.<br />
• Kurtulus çarelerini arayanın lutfu dünyayı aydınlatan bir mum gibiydi. Sen sonunda o mumu da pervane ettin,<br />
atese attın.<br />
• Ben topragın altında kalmıs çaresiz zavallı bir tane idim. Sonunda askınla, o degersiz taneyi inci haline getirdin.<br />
• Bir daneyi, bir tohumu bag, bostan haline getirdin. Sonunda topraktan bir kösk yaptın.<br />
• Kafatasım hem seninle dolu, hern senin yüzünden bosalıyor. Sonunda kafa tasımı sarap kadehi yaptın.<br />
209. Zindanda uyumus kalmıs kimse uyanırsa hos olmaz.<br />
Mefa´îliin, Mefa´îlun,<br />
(c.I, 339)<br />
• Sema Hakk asıkı ile diri olan kisilerin canlarına rahatlık verir, huzur verir. arif olan, canında can bulunan yani<br />
hayvanî ruhu degil de insanî ruhu tasıyan, bunu, bu hakîkati bilir...<br />
• Gül bahçesinde yatıp uyuyan kisi, gül kokusu duymak için uyanmayı arzu eder.<br />
• Fakat zindanda uyumus kalmıs kimse, uyanırsa hos birsey olmaz, ziyana düsmüs olur.<br />
• Sema dügün evinde olur, dügün olan yerde olur. Yas olan yerde sema olmaz. Çünkü yas yeri feryat, figan yeridir.<br />
• Kendinde bulunan cevherden, ilahî emanetten habersiz olan o essiz ay´ı gönül gözü ile göremeyen kisi var ya;<br />
• Öyle kisiye sema da gerekmez, def, yani müsikî de gerekmez. Sema asıklar içindir. Gönüller alan, o essiz,<br />
görünmez sevgiliye manen kavusmak içindir.<br />
• Yüzlerini kıbleye çevirmis kisiler, manen mirac edenler, bu dünyada da, öteki dünyada da sema´dadır.<br />
210. Dünyada asktan baskasına gönül verme!<br />
Mefülü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. r, 455)<br />
• Gerçek aska tutulmamıs, o sevgiyi kendine is edinmemis rühun yok olması daha iyi. Çünkü onun varlıgı ayıptan,<br />
ardan baska birsey degildir.<br />
• Hakîki askla mest ol! Kendinden geç! Çünkü dünyada ne varsa hep asktan ibarettir. Askla mesgul olmaktan baska<br />
dosta layık bir is güç yoktur.<br />
• "Ask nedir " diye sorarlarsa de ki: "Ask dilegi, istegi, yapıp yapmama arzusunu, iradeyi terk etmektir. îhtiyarı<br />
terk etmeyende hayır yoktur, iyi insan degildir."<br />
• Ebedî olarak bakî kalan ancak asktır. Bundan baskasına gönül verme, hepsi egretidir.<br />
• Ne vakte kadar fanî olan, ölü sayılan sevgiliyi kucaklıyacaksın Öyle bir canı kucakla ki, ona son yoktur.<br />
• Baharda dogan sey, güz mevsiminde ölür. Ask gül bahçesine bahardan imdat yoktur. Ask çiçeklerinin ilkbaharın<br />
yardımına ihtiyaçları bulunur mu<br />
• Beden atının üstünde titreyip durma! în asagı! Yaya olarak yürü! Git, yani bedene ait arzulardan kurtul! Beden<br />
atına binmeyenlere Allah manevî kanatlar verir.<br />
• Dünya ile, maddî isteklerle ilgili düsüncelerle kafanı yorma! Gönlün, içine fanî sevgililerin hayali aksetmeyen bir<br />
ayna gibi tertemiz olsun.<br />
211. Sen kendi üstüne titreme de, baskaları senin üstüne titresin!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatiin, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c.I, 479)<br />
• 9çinde sevgiliden baska hiçbir sey bulunmayan su gönlüme yemin ederim senin sevmediklerini ben de sevmem.<br />
• Canımı sana feda edemezsem, o can dertsiz kalmasın, gamdan kurtulmasın,basından bela eksik olmasın!<br />
Gözlerim senin için aglamıyorsa, kararsın; hiç bir sey göremez olsun<br />
• Senden baskasına ümit baglarsam, umdugum gerçeklesmesin, olmasın ve ben hayal kırıklıgından kurtulmayayım.<br />
Eger senin için yasamıyorsam, varlıgım senin degilse, ben bu varlıgı istemiyorum; yıkılsın, gitsin!<br />
• Dünyada hangi güzel, hangi güzellik vardır ki, senin güzelliginden onda bir parıltı bulunmasın. Senin ısıgının<br />
vurusundan ibaret olmasın. Hangi padisah, hangi emîr vardır ki, senin dilencin, yoksulun olmasın<br />
• Gönlümde düsmanlara karsı, düsmanlara ait bir dilek bulunmasın. Çünkü benim gönlümde senin rızanı<br />
kazanmaktan baska bir dilek yoktur.<br />
• Sensiz geçen bir anı bile kaza edemem. Fakat ne çare ki basa gelen senin takdirinden baska birsey degildir.<br />
• Ey gönül! Sevgili ugrunda canınla oyna, canını ver. Sen kendini çok seviyorsun. Onun üstüne titriyorsun. Titreme;<br />
feda et gitsin. Allah sana kafi degil mi<br />
• Sen kendi üstüne titreme de baskaları senin üstüne titresinler. Canının üstüne yemin ederim ki, sana senden<br />
baska bir düsman yoktur.<br />
212. Senden baskasının elinden yedigim helva agzımda mızrak olur, damagıma batar.<br />
Mefa´îliin, Pe´ilatiin, Mefa´îliin, Fa´îlün<br />
(c.I, 478)<br />
• 9nat et, huysuzlan! Güzellerin inadı, huysuzlugu tatlıdır, hostur. Bahaneler uydur! Güzellerin bahaneleri ayindir.<br />
• Senden zaten vefa beklemiyordum. Çünkü vefasız olmak, cevr etmek güzellerin huyudur, adetidir, dinidir.<br />
• Azizlerin tertemiz canlarına yemin ederim ki, senden baskasının elinden yedigim helva agzımda mızrak olur,<br />
damagıma batar.<br />
• Binlerce vaatlerde bulun, söz ver; hiç birinde durma! Sözünde durmasan da sen vadettigin için bu öyle bir serapa<br />
benzer ki, bu serap, yüzlerce tatlı suya deger.<br />
• Senin güzel yüzün bir hazine gibidir. Kötü huyun ise o hazineyi bekleyen yılandır. Hazinen var olsun. Yılan zaten<br />
dısarıdadır.<br />
• Senin aklından geçirip de isledigin her hilenin degeri binlerce incidir, binlerce la´ldir.<br />
• Fıkıh dersi okunan medresede nasıl dısarı atılma, kovulma sebepleri nizamlara, törelere baglanmıs ise, bil ki ask<br />
medresesinin de kanunları vardır.<br />
213. Ask bende meydana geldi, gelisti.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. I, 516)<br />
• Ey mest bir halde vakitsiz kalkan kisi! Belli ki sen sarap içmissin. Hem de ezel sarabı.<br />
• Ask seni kadeh gibi elimizden aldı da bagrına bastı.<br />
• Allah´ın hazinesinin malı olan her inci, her mücevher senin o la´l dudaklarında var mı Var.<br />
• 9stemiyorduk ama, askın gönül bagını kopardı da sıçradı, aleme yayıldı.<br />
• Gece yarısı dilimin ucu ile hafif hafif söyledigim o sır da her tarafa yayıldı.<br />
• Nasıl ki küçük kurt, tahtayı kemirirse de tahta içinde kalır, yine tahta basını gösterir, meydana çıkarsa, ask da<br />
bende meydana geldi, gelisti. Sonra tuttu beni yaraladı.<br />
214. Eger su dünyada aklın aklı olsaydı bizim hayatımızı görür, sasırır kalırdı.<br />
Mefa´îliin, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c.I, 474)<br />
•Asık ay gibidir. Yıldızın arasırida panl parıl parlar, görünür. Sunu iyi bil ki, ılçıktan yaratıldıgı halde tecellî ile mest<br />
olan Hakk asıgı "ay"a bile kılavuz olur, yol gösterir.<br />
•Asıgın etrafında yüz binlerce ham kisi olsa, benim iki gözümü de baglasalar, yine de sana o kalabalık arasında<br />
asıgı bulur, gösteririm.<br />
•Yanıma gel, kulagını bana ver de sana bazı seyler söyleyeyim. Ama söyleyen ben degilim. Peri yüzlü bir güzel<br />
benim agzımdan, dudaklanmdan sana seslenmededir.<br />
•Benim agzımdan konusan güzel peri kızına gönül veren, asık olan varlık da adem´in oglu degildir, Havva´dan da<br />
dogmamıstır.<br />
•Ay yüzlü güzelimi gören günes gibi atesler içinde kalırsa, gök gibi elsiz, aksız dolasır durursa buna sasma!<br />
•Su dünyada eger aklın, aklı basında olsaydı, kalkar gelirdi. Dünya üzerinde ki acayip hayatı, bos yere<br />
birbirlerimizle didisip durmamızı görür de sasırırdı; bu ne biçim hayat derdi<br />
•Akıllı, fikirli adam; gönlün yüzünü gören kisi, halkı çagırmaya layık olan canın kametini duyan kisidir.<br />
•Aklın varsa sus, sır açma. Bizim sevdigimiz peri bizim yanımızda bulunmadıkça bizde akıl, fıkir arama!<br />
215. Senin cefan da seker gibi tatlıdır. Onda yüzbinlerce vefa hazinesi vardır.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îliin<br />
(c.I, 479)<br />
• Bütün alemin haline gül! Çünkü gülmek senin hakkındır. Dünyada dogru görünen hersey, senin selvi boyunun;<br />
egri olan da kaslarının kulu kölesi.<br />
• Devlet, zenginlik senin ayaklarına kapanır, önünde yere bas kor. Insanlar da, periler de senin askının yolunda<br />
bassızdır, ayaksızdır.<br />
• Evvelki gün canım askının tesirine kapıldı da gül bahçesine gitti. Fakat seni orada göremedi. Birazcık oturdu,<br />
sonra kalktı.<br />
• Akar su gibi secdeler ederek gül bahçesinden dısarıya çıktı. "Kendi aslı olan zevalsiz mutluluk ırmagı nerede "<br />
diye aramaya koyuldu.<br />
• Gönül ehli olan uyanık kisi! Gönlümden senin hikayeni duydular da hepsi birden: "Bu da bizim dilberimizin<br />
sarhosu!" diye nara atmaya basladılar.<br />
• Insanlar da, periler de basıma toplandılar; bana: "Senin nefesin seher rüzgarına benziyor, esip geldigin dogudan<br />
bize bilgiler ver. dediler.<br />
• Senin cefan, seker gibi tatlıdır. 0 ne güzel cefadır ki, onda yüzbinlerce vefa hazinesi vardır.<br />
216. Su yorgun, su tenbel bedeni canlandıracak, oynatacak sevgili nerede<br />
Müfte´iliin, Fa´ilat, Müfte´ilün,<br />
(c.I, 471)<br />
•Bedenimiz, tenbel, birseyle mesgulmüs gibi yorgun argın olarak uykudan kalktı. Su yorgun, su bezgin, tenbel<br />
bedeni canlandıracak, oynatacak sevgili nerede<br />
•Bedeni oynatan o güzel varlık, gönül perdesini de yırtar atar. Fakat bütün bunları onun kokusu yayar, onun<br />
kendisini görmekse bambaska, apayrı bir sey.<br />
• 9nsanların oynamaları, hareket etmeleri, kosup durmaları, çalısmaları hep astandır. Bunlar askın oyunudur. Askın<br />
kendisini oynatan, hareket ettiren mevî zevk de ezelden gelmektedir. Onun bu fanî dünya ile ilgisi yoktur. hava gögün<br />
dönüsündendir. Agaçlar da havanın, rüzgarın esmesinden oynar.<br />
• Can sakîsi dün gece kadehimize tortu döktü. Bunun önemi yok! Çünkü elimizin elinde sarap, tortusunu kaybeder;<br />
saf, duru sarap olur.<br />
• Oglum, ask sarabı üzümden yapılmadıgı için ne helaldir, ne de haram! Sen kadehi doldur getir! Bak bakalım<br />
nöbet haramın mıdır Helalin midir<br />
• Ey tertemiz gönül! Sana binlerce selam. Bütün güzeller, sana kul köle olmus.<br />
• Ben aska gelir, heyecana kapılır, sevgilinin önünde secde ederim. 0 zaman gönül bana der ki: "Aklını basına al!<br />
Secdede iken can vermek bütün secdelerin canıdır. Bu mutluluk her kula nasip olmaz."<br />
217. Dostun askının hevesi ile baglar, bahçeler bülbüllerle dolmustur.<br />
Müfte´ilün, Pa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 465)<br />
• Ey toplu halde bulunan dostlar! Meclisimize yine dost geldi. Dost sanki gelen dost degilmis gibi bize yanlıs<br />
görünmede. Gelen odur o!<br />
• Sevgilinin sasılacak islerde bulunmak huyudur. Bazen hosun hosu olur, bizi sevindirir, neselendirir. Bazen de,<br />
bastan basa ates kesilir, bizi yakar, yandırır.<br />
• Vefakardır, vefalı davranır. Nasıl olur da bizi düsünmez olur Sırtını döner Zaten onun sırtı yoktur ki, o mum gibi<br />
bütün yüzdür yüz!<br />
• Yılan gibi gömlegini at da, gömlekten kurtul! Sevgiliye dogru yönel! Yoksa sende öz yok mu Ne zamana kadar<br />
dıs gösteriste kalacak, gömlekle yasayacaksın.<br />
• Bizi ciddiyetle candan dileyen biz demektir. Nitekim ırmagı dileyen, ırmaga dogru kosup duran sel de ırmak<br />
demektir.<br />
• Dostun askının hevesi ile bag bahçe bülbüllerle dolup tasmıstır. Onun gül yanagının kokusundan güller kokularla<br />
dolmustur.<br />
218. Gözün gördügü su alemin ötesinde muhakkak ki baska bir alem var.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(, 462)<br />
• Ben Kenan diyarının Yusufuyum. Ay gibi olan güzel yüzüm buna sahittir. Hiç kimse günesten günesligini isbat<br />
etmek için bir nisan, bir belge istemez.<br />
• Ey selvi boylum! Sana bir nisan, bir delil göstereyim. Selvinin uzun boylu olduguna, kendi dosdogru uzun<br />
boyundan daha çok gerçegi söyleyen bir sahidi yoktur.<br />
• Ey güller, çiçekler! Ey baglar, bahçeler! Sizin sahitleriniz kimlerdir Kim olacak Burunlara gelen güzel kokular,<br />
gözleri oksayan çeçit çesit renkler...<br />
• Ask eger mahremse, mahremliginin sahidi nedir Sudur: "Sevgilinin yüzünden baska hiç bir sey onun gözüne<br />
görünmez."<br />
• Üzerinde yasadıgımız su asagılık dünya çaresiz kalarak kötü yerlere düsen ve para karsılıgında kendilerini azgın<br />
erkeklere satan talihsiz, zavallı kadınlara benzer. Bunun delili su ki, bir erkek belirli zaman o kadının yanındadır. Öbürü<br />
de arkada sıra beklemektedir.<br />
• Görüstügü erkegi yolcu eder, öbürünü bagrına basar. Öpüsünde ne sevgi vardır ne de vefa. 0 zavallı gönlünü<br />
vermeden, vücudunu verir, kendini satar.<br />
• Muhakkak ki, bu dünyadan ötede baska bir dünya var. Onun da delili, nisanı su ki; her gün dünyaya doganlar ve<br />
yeni gelenler var, yine her gün bu dünyada yasama nöbetini savmıs, eskiyen, yıprananların da geçip gitmeleri var.<br />
• Yeni bir gün, yeni bir gece yeniden yeniye baglar, bahçeler, yeni yapılan evler insanları avlamak için yeni aglar,<br />
tuzaklar her an yepyeni bir düsünce, yepyeni bir dogum, yepyeni bir ölüm.<br />
• Gözün gördügü su alemin ötesinde sonsuz bir alem olmasaydı yeniler nereden gelir, eskiler nereye giderdi<br />
• Dünya ırmagın suyu gibidir. Hep aynı gibi görünür. Fakat yeniden yeniye akar gider. Gelir, akar; bu nereden<br />
geliyor<br />
219. Senin mahmur gözlerinin bakısı ile dirilmis ne kadar sehit gördüm.<br />
Mef´ilü, Mefa´ilün, Fe-ilün<br />
(c.I, 379)<br />
• Ey gönlümüzü yagma eden, her seyimizi alıp götüren aziz varlık! Bizim canımızda binlerce can da sana av olsun,<br />
sana feda olsun; al, al hepsini al!<br />
• Zaten senin asıkları öldürmekten baska ne isin var Bilmiyorum ki sana gönül verenleri öldürmekten baska ne ile<br />
ugrasırsın<br />
• Öldür, durma öldür! Elin var olsun! Dünyadakilerin canları sana karsı saçılsın, dökülsün, yok olsun!<br />
• Ben senin mahmur gözlerinin bakısı ile dirilmis ne kadar çok sehit gördüm.<br />
• Ben senin kararı olmayan, sönmeden daima yanıp duran askının atesinde karar edemeyen ne kadar çok asık<br />
gördüm.<br />
• Tenezzül eder de ask sehitlerinin mezarlarını ziyaret edersen, toprak içinde bir tek ölü bile kalmaz, hepsi dirilir.<br />
• Senin kenarı olmayan, kıyısı bulunmayan varlıgının kucagına ulasma ümidi ile can her an senin ayagının bastıgı<br />
topragı öper durur.<br />
220. Nereye gidersen akıl anahtardır! Her kapıyı açar.<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Pe´ulün<br />
(c.I, 380)<br />
• O hocanın kulagı pek keskin ama kendisi pek kavgacı, kendini de agıra satıyor.<br />
• Ben onun gülüsüne baktım da, aldandım. 0 susuyor. Sessiz gördüm de emin oldum, içim rahat etti.<br />
• Dikkat et! Aklını basına al! 0 saman altında su yürütüyor. Saman altında cosup köpüren bir deniz gizli.<br />
• Nereye gidersen git akıl anahtardır! Her kapıyı açar. Fakat burada ne yapalilirsin ki akıl anahtarlıgı bırakmıs, kilit<br />
olmustur.<br />
• O senin yüzüne bakar da güler, bu bir yüz örtüsüdür. Bu gülüse sakın aldanma!<br />
• O nun eline düsen her gönül hiç durmadan çeng gibi cosar, aglar durur.<br />
• Bütün bunlara ragmen rühlar anlar gibi onun etrafında uçusur dururlar.çünkü çok az, çok ender bulunur manevî<br />
bir bal´dır.<br />
• O öyle bir mana arslanıdır ki gam onun heybetinden kör bir fare gibi mezar kovuguna gizlenir.<br />
221. Yokluk bagına gel de cennetleri seyret!<br />
Mef´ulü, Mefa´iliin, Fe´ülün<br />
(c. I, 378)<br />
• Ey ask padisahına yenilen, ona mat olup kalan! Bu hale üzülme! Ona karsılık verme!<br />
• Yokluk bagına gel de, kendi ölümsüz canında cennetleri seyret!<br />
• Eger sen kendi varlıgmdan, benliginden birazcık olsun ileri gidersen bunların ötesinde bu mana göklerini<br />
seyredersin.<br />
• Nurdan çadırı ve bayrakları olan o manalar ve hakîkatler padisahını görürsen, hakîkatler gözüne görününce artık<br />
keramet arama! Çünkü kerametler onun kudretinin varlıgının nisanı, belirtisidir.<br />
• Ayrılıga fazla dayanamadıgı için daglardan köpürerek, aglayarak, feryat ederek, basını tastan tasa çarparak aslına<br />
dogru kosan sel denize kavusunca ne olur Heyhat artık onun varlıgı kalır mı<br />
• Ey Tebrizli Sems, biz artık mat olduk. Bizden sana yüzlerce selam, yüzlerce hizmet!<br />
222. Ask atesi.<br />
Mef´ulü, Mefa´iliin, Fe´ulün<br />
(c.I, 371)<br />
• Felegin kadehi zehirle dolu ama, o zehirli sarap Hakk asıklarına helva gibi gelir.<br />
• Askın yakısından kaçma! Çünkü ask atesinden baska ne varsa hepsi tozdan, dumandan ibarettir!<br />
• Duman ne ise yarar Seni pisinnez, karartır. Seni pisirmede usta olan ancak atesdir!<br />
• Atesi bırakıp da dumanın etrafında dönüp duran pervane dumana bulanır!<br />
•Ask atesinin ne oldugunu bilmedigi için o hamdır, pismemistir. Aleme rüsvay olur.<br />
• Ask yolunda saglık bir ise yaramaz. Çünkü ask hastasının hekimi, Mesîh(Hz. îsa)´dir. Mesîh her an onun<br />
yanındadır, ölse bile onu diriltir.<br />
• Ben gönül darlıgından sikayetçi degilim, durumdan memnunum. Çünkü mül ferah olunca bütün kötü huylar, kirli<br />
hayaller gelir, gönüle yerlesirler, ayı doldururlar.<br />
•Nasıl olur da gönül evi gamla, kederle dolar, daralır Buna imkan var mı çünkü o her gece gönül oksayan sevgili<br />
ile yapayalnız bulunmaktadır.<br />
223. Ask Hakk asıklarının ibadethanesidir.<br />
Mefulü, Mefa´iliin, Fe´uliin<br />
(c.I, 374)<br />
•Birisi bana; "Hakîkate, Hakk´a ulasmak için hangi yoldan gitmeliyim diye sordu. Ona dedim ki: "Bu yol istegi,<br />
arzuyu bırakmak yoludur!"<br />
"Fuzülî merhüm:<br />
"Bütün emelleri gönlünden eylemis ib´ad<br />
Ne verseter ana sakir, ne kılsalar ana sad!" diye yazmıstır.<br />
•Ey Hak asıgı! Sunu iyi bil ki, senin yolun Hakk´ın rızasını aramak yoludur!<br />
•Dostun dilegini, istegini arıyorsan, sana kendi dilegini, kendi istegini aramak haramdır!<br />
•Bütün rühlar ona asıktır. Bu yüzdendir ki ask, Hakk asıklarının ibadethanesidir.<br />
•Onun askı dag basından da asagı degildir. Biz dag basına ulasınca isimiz bitmis demektir.<br />
• 0 hakîkat dagındaki magarada bir ask dostu vardır ki, can onun güzelligi ile kendini bulur.<br />
224. Ask ile asık candan birdirler; aynı canı tasırlar.<br />
Mefülü, Mefa´ilün, Fe´OIUn<br />
(c.I, 375)<br />
• Bir asıgın yol arkadası Allah olursa, artık o yolda tehlike, korku bulunur mu<br />
• Kendisine canın Allah´ı dost olan kisi canın çıkıp gitmesinden, yani ölümden hiç korkar mı<br />
• Hakk asıgı seferdedir, yolculuktadır ama yine de kendisinin ay gibi nürlu güzel yüzünde karar kılmıstır. Yani<br />
kendinden kendine sefer etmededir.<br />
• Hakk yolunda rüzgardan daha hızlı giden kisinin rüzgarı beklemesine lüzum yoktur!<br />
• Ask ile asık candan birdirler. Aynı canı tasırlar. Sakın sen onları iki sanma, ayrı sanma!"<br />
Hz. Mevlana Dîvan-ı Kebtr´in baska bir yerinde aynen söyle buyurur:<br />
"Sevgilim sen ve ben iki ayrı çehre, iki ayrı beden. Fakat bir ruh olarak evin önü açık sofasında oturdugumuz<br />
zaman ne mutlu bir zamandır." Dîvan-ı, c. 5 nr. 2835.<br />
• Ask ile asık bir candan oldukları için, o hem kendisine nimet verendir, hem de verilen nimettir.<br />
225. Her fidanın üstünde sarhos bir bülbül var!<br />
Mef´Olü, Mefa´ilün, Pe´Oliin<br />
(c.[, 382)<br />
• Ey lütfu ile, keremi ile isimizi yoluna koyan aziz varlık! Biz mutluyuz. nerede neseli bir yer varsa orası bizim<br />
yerimizdir.<br />
• Sarap kadehi ve sevgili beraber olunca asıkta keder ve üzüntü bulunur mu<br />
Hayyam da bir ruba´îsinde -Hüseyin Rifat merhumun manzum tercümesi ile söyle der:<br />
"Bir sise içki biraz ekmek ile bir divan,<br />
Yeter artık deli tensita demem ben hık mık!<br />
Bir yıkıklıkta beraberce olursak güzelim,<br />
Padisahlar sarayından da güzeldir, o yıkık!"<br />
• Hersey bizim için bir nese kaynagı olur. Bir nagme tutturan her rüzgar, bizim bir isaretimizi bekler.<br />
• Her akan su bir perde halini almıstır. Perde ötesinde görülmemis, essiz bir güzel var!<br />
• Her bir fidanın üstünde sarhos bir bülbül var! Güzel ötüsleri ile sarap gibi bizi mest etmede, cana canlar<br />
katmadadır.<br />
226. Ey balçık dünyasında isteklere dogru kosan kisi!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 393)<br />
• Ey dostlar! Toplanın! Bir araya gelin! Simdi uyku vakti degildir! Su sırada uyuyan kisi vallahi sohbet<br />
arkadaslarından olamaz!<br />
• Kim deredeki dolap gibi sızlanarak, döne döne yaslar döküp aglamazsa o ask bahçesini göremez. Ask bahçesine<br />
giden yolu kaybeder.<br />
• Ey bu alçak balçık dünyasında emellere kapılan, istekler ırmagına dogru kosan kisi! Bos yere kosuyorsun!<br />
Aradıgın ırmakta su yoktur!<br />
• Ey esi benzeri bulunmayan ay! Sen gönül gögüne dog da geceyi gündüze çevir, çevir de geceleyin yollara düsen<br />
kisi yani geceyi ibadetle geçiren kisi, gönlünde senin aydınlıgmı hissetsin de; "Bu gece ay ısıgı yok!" demesin.<br />
• Bu ibadet gecesinde benim gönlüm onun askı ile cıva gibi titremiyorsa, sevgilinin yerinden de, yurdundan da<br />
(yani manen gönülde bulundugundan) habersiz kalsın.<br />
227. Suyu her zaman akacak bir çesme istiyorum!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilat<br />
(c.I, 394)<br />
• Öyle bir çesme isterim ki suyu, her zaman aksın, herkesin canına can katsın. Öyle bir dilber isterim ki, onun askı<br />
ile ölü biledirilsin de onunla yasamanın zevkine varsın, huzura kavussun.<br />
Merhüm Behçet Kemal Çaglar´ın "tstiyorum!" siirinden birkaç mısra alıyorum:<br />
"Bir çiçek istiyorum, ben bakmasam solacak!<br />
Bir kanat istiyorum beni yerden alacak!<br />
Bir günes istiyorum gece bende kalacak!<br />
Bir zincir istiyorum hırsımı baglayacak!<br />
Bir yangın istiyorum rühumu daglayacak!<br />
Bir ana istiyorum basımda aglayacak<br />
• Ben öyle uçsuz, bucaksız bir mana denizinin koluyum ki, o, deniz uçsuz bucaksızlıgından da çok üstündür. 0<br />
denizin kıyıları ötelerden de ötededir, sonsuzdur. 0, denizin içinde bulunan incilere de, yeryüzünde bulunan taslara da,<br />
lütuflarda, ihsanlarda bulunmaktadır.<br />
• Dünya bahçelerinde görülen güzelliklerde çesit çesit çiçeklerin renklerinde, kokularında onun payı, nasibi vardır.<br />
Tavus kusları, cennet kusları, sülün-ler, papaganlar gibi süslenrnemis, kusanmamıs oldukları halde kargalara bile<br />
lütuflarda, ihsanlarda bulunmustur. Denizlerde yasayan çesitli balıklara, çiçekten çiçege uçan kelebeklere pek hos<br />
renkler bagıslamıstır. Arslanlara, kaplanlara, panterlere, köpeklere, kedilere süslü kürkler lütfetmis; yılanlara bile hos<br />
renkli gömlekler giydirmistir.<br />
• Sekil, süret noksanlasırsa mana azalmaz. Çamurdan yarattıgı insana arslan gibi kuvvet vermemis, kaplana<br />
verdiği kürkü giydirmemis ama, yarattıgı canlıların hiç birisine vermedigini insana vermistir. însana kendinden vasıflar<br />
vermistir. Lutuflarda, ihsanlarda bulunmustur. Bunlar anlatılamaz ki!<br />
• Sen simdi cana dikkat et; kendisi ötelerden gelmis ilahî bir varlık oldugu halde, balçıktan yaratılmıs beden<br />
hapishanesine atılmıs. Pislikler içinde kalmıstır. Fakat onun, yani rühun, canın hapiste olusundan, pislikler içinde<br />
bulunusundan haberi bile yoktur.<br />
228. Beden Hakk´ın günesinin yere serdigi gölgeye benzer!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Pa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 398)<br />
• Görmüyor musun Bütün ebrar, ermis kisiler; "Rableri onların susuzlugunu giderir" sarabıyla mest olmuslar.<br />
Hakk´ın zevali olmayan güzelliginden yedi kat gök de, bes duygu da, dört unsur da hepsi, hepsi mest olmuslar,<br />
kendilerinden geçmislerdir.<br />
"9nsan Suresi 76/21. ayetten iktibas var: "Cennet ehlinin üstlerinde yesil ipekten ince ve kalın giysiler var.<br />
Gümüsten bilezikler takmıslardır. Rableri onlara tertemiz bir içki içirmistir."<br />
• Gayb aleminden beliren, ortaya çıkan su kıyamete bak! Cebbar´ın sarabı ile küp de, testi de, havuz da, cennetteki<br />
Kevser ırmagı da mest olmuslardır.<br />
• Beden Hakk´ın günesinin yere düsürdügü gölgeye benzer. Bu yüzdendir ki o, bir gölge varlık olarak yeryüzünde<br />
sürünmektedir. Halbuki Hakk asıklarının tertemiz canları, kıyılarında ırmaklar akıp duran ask cennetinde mest<br />
olmuslardır.<br />
• Cenab-ı Hakk´ın yaratma gücü, san´atı, güzelligi eserlerinde tecellî ettikçe,iki alem de Hz. Musa gibi zerre zerre<br />
mest olmus, kendinden geçerek bayılmıstır.<br />
• Mest olmus kisilerin isteklerinden ve "Beni göremezsin!" cevabından ötürü Ahmed-i Muhtar (s.a.v.)´in<br />
vücudundaki her kıl sefaat etmek için mest olmustur.<br />
• Ey Mısır´ın Yusufu! Gayb aleminden basını çıkar da su Mısır´a bir bak! Sehir kargasalık içinde. Çarsıda, pazarda<br />
hepsi mest olmuslar.<br />
• Kardesim, eger söyleyebilsem; su sasılacak seyden bahsedebilsem sen de sasırır kalırsın. Ars da mest olur, kürsü<br />
de, gökler de mest olur!<br />
229. Canım, gönlüm rahattır, huzur içindedir. Çünkü canım da, gönlüm de odur!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 464)<br />
• Benim asktan baska isim gücüm yok. Is yerim de odur, isim de odur. Hep söylüyorum, durmadan söylüyorum.<br />
Çünkü sözümü begenen odur.<br />
• Söyleyen bir dudu kusuyum. Çünkü sükür yurdum odur. Durmadan öten bir bülbül oldum. Çünkü gülüm de, gül<br />
bahçem de odur.<br />
• Meleklere dogru kanat çırpmadayım. Çünkü benim kolum, kanadım odur. Basımı göge vurmadayım. Çiinkü basım<br />
da, sarıgım da odur!<br />
• Canım ve gönlüm rahattır, huzur içindedir. Çünkü canım da, gönlüm de<br />
odur! Kervanbasım oldugu için kimse benim kervanımı vuramaz. Kervamm emindir.<br />
• Beden evim neden halkın secde ettikleri yer haline geldi Çünkü gece gündüz benim kapımda da o var,<br />
duvarımda da o var<br />
• Gönlüm onun elinden baskasına el vermez! Çünkü dertli gönlümün gamın hekimi odur!<br />
• Biri bana; "Sus! Senin sözün ne bitmez, tükenmez sözdür." derse, ben de la derim ki: "Azizim! Ben ne yapayım<br />
Benim çok söylemem .de odur! ondan ibarettir."<br />
230. Güzeller güzeli padisah yüzünü açmıs, yarattıgı eserlerde kendini gösteriyor!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.1, 461)<br />
• Güzeller güzeli padisah yüzünü açmıs, yarattıgı eserierde kendinı gösteri-or. Fakat onu görecek göz nerede<br />
Padisahın sarabı güllerle, nesrinlerle opdolu. 0 sarabı güllerin, nesrinlerin kadehinden kim içecek<br />
• Nurlar saçan günesin nüruna karsı durmadan dönüp duran kimdir Yani bizim günesimiz de, gökler de, göklerde<br />
bulunan sayısız yıldızlar da hakîkat günesinin asıgı oldukları için, O´nun etrafında hiç durmadan dönmektedirler.beden<br />
bulutunun ötesinden dogacak ay kimde var Kim kendinde bulunanı bulabilir<br />
• Padisahın yüzünün güzelliginden her an bir güzel mekansızlık aleminden basını çıkarır da der ki: "Kimde nikah<br />
parası var Benimle kim evlenebilir "<br />
• Ask deryasının kıyısında çesitli renklerde güzel su kusları var. Onları avlayarak gönül, onları yakalayacak sahin,<br />
dogan kusu nerede<br />
• 9ste ask burakları surada onun çayırlıgında otlamaktadırlar. Fakat onlara ulasmaya imkan yok! Onlara vurulacak<br />
eyer kimdedir<br />
• Gümüs bedenli ask güzeli geldi, gönül çadırına girdi. Fakat o gümüs renkli bedenli dilbere layık, lekesiz, parlak<br />
altın yüz kimde var<br />
231. Kırmızı bir gül ol da elden ele dolas!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Pa´ilat<br />
(c.I, 510)<br />
• Kara toprak içinden çıkıp geldigi halde, getirdigi hos koku ve güzel renkle biz gafillere Hakk´ın lütfunu, ihsanını,<br />
yaratma gücünü belgeleyen kırmızı bir gül ol da elden ele dolas! Kederli, dertli insanlara, hayatın acılıgını unutturmak<br />
için sarap ol; onları mest et!<br />
• Sevgiliye gitmek için yola çıktım. Kıskançlıgın yolumu kesti; "Git, git, sana yol yok!" dedi. Fakat merhametin;<br />
"Gel, gel, yol açık!" diye seslendi.<br />
• Senin lütfun bir deryadır. Ben de onun içindeki balıgım. Fakat kıskançlıgın orada da karsıma çıktı. Beni olta haline<br />
getirdi. Ben olta oldum!<br />
• Ben senin askının oltasına düstüm. Yaralandım. Fakat gam yemiyorum. Çünkü senin merharnet merhemin<br />
yaralıları arayıp durmada.<br />
• Ey bana nefsimden de yakın olan aziz varlık! Ben senin yanında ancak ha-fif hafif nefes alırım. Yavas yavas<br />
konusurum.<br />
• Yüsuf bir tanedir, kurtlarsa yüzlercedir. Fakat Yakup lutf etti, duası ile Yüsuf kurtuldu.<br />
232. Gönülde binlerce zevk u safa kapısı açıldı.<br />
Mefa´iliin, Fe´ilatiin, Mefa´ilün, Fa´îliin<br />
(c.I, 476)<br />
• Saadet günesinden bana saraplar sunulmaktadır. Bedenimin her zerresi ask meyhanesinin kapısına halka<br />
olmustur.<br />
• Haydi geliniz! Sevgilimizin günes gibi nürlu olan yüzünü seyredin. Orası yüz degil, Firdevs bahçesi(Cennet<br />
bahçesi)dir. Haydi geliniz, onun saçlarının cennet gibi olan gölgesine sıgının!<br />
• Göge de, yere de lütfetti, kerem buyurdu da "Geliniz!" dedi. Yer de, gök de bu davetten mest oldular,<br />
kendilerinden geçtiler.<br />
• Padisahın taht kurdugu yer, varlıktan da, yokluktan da dısardadır. "Vardır, yoktur" davalarının görüldügü yer ise<br />
oradan binlerce yıl uzaktadır.<br />
• Gönülde binlerce zevk u safa kapısı açıldı. Acele et. Çünkü bir isi geciktirmekte zararlar vardır.<br />
233. Süfîlerin sarabı üzümden yapılan sarap degildir.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c.I, 496)<br />
• Sagdan, soldan süfîler geldi. Kapı, kapı, mahalle mahalle; "Sarap nerede var " diye dolasıyorlar.<br />
• Sufînin kapısı gönüldür. Mahallesi de candır. Sufîlerin sarabı da üzümden yapılan sarap degildir. Hakk sarabıdır.<br />
• Sakî köpek agzını açtı da; "Haydi!" dedi. "Bize asık olanlar gelsin!" Bu çesit sarap, üzümden yapılmayan Hakk<br />
sarabı; bu çesit mestlik her mezhebde helaldir.<br />
• Tövbeni boz! Böyle bir mecliste tövbe etmek; "Bir daha hata yapmayacagım!" demek, yüzbinlerce hatadır.<br />
• Sen tövbeni bozunca zahitleri de çagır! Çünkü bugün davet günü, çagrı günüdür!<br />
• Halk seni gözden çıkardı ise ne üzülüp duruyorsun Artık senin yerin yurdun asıkların göz bebekleridir.<br />
234. Gören göz can gözüdür. Can gözü de pek hostur!<br />
Müfte´ilün, Mefte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.1, 509)<br />
• Bir gün dogan kusu kaza dedi ki: "Benim yasamakta oldugum ova pek güzeldir!"<br />
Kaz da; "Gecen hos olsun!" dedi. "Burası bana daha hos, daha güzel geliyor!<br />
• Burada benim içim rahat, basım hos! Ben basımı koyup yatayım. Senin, için rahat basın hos olmadıgı için ovada<br />
yol al, uçmaga devam et!"<br />
• Benim durdugum yer karanlık da olsa Yusuf orada bulundukça orası bana hosdur, güzeldir!<br />
• Dost kuyunun dibinde bulunsa kuyu dibi hostur! Dost yücelerde, daglar basında olursa daglar bası da hostur,<br />
güzeldir!<br />
• Feryat eden bülbülün gül bahçesinde olması, söz söyleyen papaganın seker yemesi de hostur!<br />
• Gökyüzünde bu esi bulunmayan mavi kubbedeki parıltı, meleklerle, ruhların tesbihlerinin oraya akseden hos<br />
parıltısıdır.<br />
• Madem ki Allah sana lütuflarda bulundu, gönlünü hırstan, dünya isteklerınden temizledi, haydi git, sen de bir<br />
gönül elde etmege bak çünkü gönül pek hostur.<br />
• Güzel yüzün aynaya düsen hayalini seyretmek hostur, ama o hayalin sahibi olan diri güzelin kendisini seyretmek<br />
elbette daha hostur!<br />
• Günesin ısıgı los bir yere düsünce orada sayısız zerrelerin elsiz, ayaksız oynadıkları görülür. Onları oynatan günes<br />
degildir. Onları hos bir sekilde oynatan Hakk´ın nürudur.<br />
• Yeter sus artık! Sen de göz gibi gör, fakat söyleme! Bas gözünü arama! Gören göz can gözüdür. Can gözü pek<br />
hostur, pek hos!<br />
235. Öyle bir sarap vardır ki, o sarap varı yok eder, yok´u da var!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, FS´ilat<br />
(c.I, 515)<br />
• Yine mest bir halde hakîkat meyhanesine geldik. Kendimizden geçtik de artık yücelmeyi, alçalmayı düsünmez<br />
olduk.<br />
• Mana sarabı içerek mest olan canların hepsi de hos, hepsi de neseli neseli oynayıp duruyorlar. Ey güzeller siz de<br />
el çırpın, el, el çırpın!<br />
• Yalnız biz degil, meyhane de mest oldu, altüst oldu. Sarap küpü devrildi, sürahi kırıldı, döküldü.<br />
• 9htiyar meyhaneci de bu coskunlugu görünce dama çıktı, damdan asagı atladı.<br />
• Onu öyle bir sarap mest etmisti ki, o sarap varı yok eder, yok´u da var eder.<br />
• Siseyi kırdı. Parçalarını her tarafa saçtı. Bir çok kisilerin ayaklarını yaraladı.<br />
• Su durumda basını ayagından fark eden var mıdır Herkes mest olmus, Elest meyhanesinde yıkılmıs kalmıs.<br />
• Sarabı sevenlerin hepsi de isretteler, içiyorlar. Ey tenperest, nese aleminde "ten tennin" sesini duy!<br />
236. îlkbahar gelince hor görülen, ayak altında ezilen toprak süslenir, güzellesir.<br />
Miifte´iliin, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 514)<br />
• Gönül evini yine güvercinler ele geçirdi. Gönül hosa gitmeyen seslecle doldu. Yani gönül evini nefsanî istekler,<br />
çirkin hayaller doldurdu. însan kendinde bulunanı unuttu, kendi yaratılısını hatırına getirmedi.<br />
• Düsünmedi ki: Ruhlan yaratan büyük ve essiz yaratıcı, balçıktan bir ayna yapmıs, ona bakmıstı.<br />
• Yaratıcı, aynada yüzlerce sekiller görmüstü, yüzlerce süretler görmüstü. Gördügü sekillerin, suretlerin hepsi de<br />
belirsizdi. Ancak kendi manevî sekli, kendi manası kolayca görülüyordu.<br />
• Ruhlar harmanının sonu, kıyısı, kenarı yok! Ancak çok küçük bir karınca o muazzam, o akıl almaz harmandan pek<br />
küçük bir sey alabildi.<br />
• Ey zavallı insan, gurura kapılma! Dünya seninle dolsa, kar gibi her tarafı kaplasan, günesin sıcaklıgı vurunca erir,<br />
yok olur gidersin.<br />
• Ey kar yıgını! Eri, yok ol! Bastan basa toprak ol, toprak ol da bir bak ilkbahar gelince, hor görülen, ayak altında<br />
ezilen o toprak nasıl süslenir, güzellesir!<br />
• Ayak altında çignenen o degersiz toprak, insana balçık olur da sereflenir. Derecesi yücelir. Öyle bir hal alır ki<br />
parlaklıgı ile iki dünyayı da aydınlatır.<br />
237. Sen zamanımızın bir Yusuf´usun!<br />
Mucizen de insanları büyüleyen güzel yüzün!<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatiin, Mefa´ilün, Fa´iliin<br />
(, 485)<br />
• Sevgilim senin güzel, parlak mahmur gözlerine, büklüm büklüm saçlarına emin ederim.<br />
• Senin askının gül bahçesinde ötüp duran akıl bülbüllerinin tuzagı olan ruhanî la´l renkli can goncasına, can<br />
güllerine yemin ederim.<br />
• Canları besleyen, yetistiren güzelligine, yüzünün parlaklıgına yemin ederim. Bahçede bulunan narlar da senin<br />
güzelligine hayran olmuslar da agızları açık kalmıstır.<br />
• Canımın zaman zaman nese ile secde ettigi ve bütün gönüllerin kıblesi olan Hakk´ın cemaline yemin ederim.<br />
• Sen zamanımızın bir Yüsufusun. Senin çok mucizelerin var. Fakat apaçık olan en büyük mucizen, insanlan<br />
büyüleyen güzel yüzündür!<br />
• Eger senin ask bahçende yer bulunsaydı, senin güzelligini hayran hayran seyretmek için her ottan, her yapraktan<br />
birer nergis biterdi.<br />
• Yüzünün parıltısı yüzüne perde oldu. Noksandan münezzeh olan Hakk´ın nuru, günes gibi seni gark etti.<br />
" Aziz Hüdaî hazretlerinden:<br />
"Zuhüru perde olmustur zuhüra,<br />
Gözü olan delil ister mi nura!"<br />
(Günesin ısınları kendine perde oldugu gibi, Hakk´ın zuhuîu kendisine perde olmustur. Gözü olan nüra delil ister<br />
mi )<br />
• Siir perdesinden hangi gazelle seni övmege, sena etmege baslasam, aciz kalırım da gönlüm seni binlerce defa<br />
daha fazla övmege baslar.<br />
• Zaten gönlüm kim oluyor Ben kimim Övmek ne Aslında ben zavallı, seni överek canımı senin güzel kokulu<br />
reyhanlarla dolu gül bahçene çevirmek istiyorum.<br />
238. Ötelerden ezelî hükmü bildiren sesler geliyor.<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´iliiıı<br />
(c.I, 484)<br />
• Üç gün oldu. Sevgilim baskalastı. 0 güzel varlık, o tatlı varlık nasıl oluyor da bana karsı böyle yüzünü eksitiyor<br />
Bu yüzden ben çok mutsuzum.<br />
• Ab-ı hayat kaynagına gittim. Testimi de beraber götürdüm. Fakat gördüm ki, kaynak kanlarla dolu.<br />
" Bir halk sairi söyle söylemis:<br />
"Benim bu nankör talihim Tasa bassam iz olur Haziran´da suya girsem Balta kesmez buz<br />
• Çesit çesit renklerde yüzbinlerce gül açan ask bahçesine gittim. Çiçekler ve meyveler yerine diken var, tas var! 0<br />
güzel bahçe çöle dönmüs.<br />
• Gel sevgilim, gel ki; ben sensiz yasıyamıyorum. Gel, gel de durumu gör! Sen olmadıgın için gözlerim ırmak<br />
kesildi.<br />
• Gönlüm; "Acaba suçum nedir " diye kıvranıp duruyor. Çünkü her sebep bir sonuca baglıdır.<br />
• Ötelerden ezelî hükmü bildiren sesler geliyor. Diyorlar ki: "Bos yere kıvranıp durma! Bu sebep simdi olan bir<br />
sebep degildir. Bu sebep ezelden gelmektedir."<br />
• Allah´ın isine akıl ermez. Bagıslar, suçlandırır, alır, verir. Bu yüzden onun isi terazi ile tartılamaz.<br />
239. Gönül evi!<br />
Mef´ulü, Pa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 443)<br />
• Aziz kardesim "Gönülden gönüle pencere vardır!" derler. Sen sakın bu pencereyi açık, kırık bırakma! îçeriyi<br />
seyretmesinler! îgne deligi kadar bile bir delik olsa, o deligi ört!<br />
• Kim bu gönül penceresinden gafilse, zamanenin en üstün bir bilgini bile olsa o bir ahmaktır, kördür.<br />
• Sana açık oldugu için sen kendi gönlünün penceresinden kendi içine bak, içeriyi seyret! Orası karanlık mıdır;<br />
yoksa aydınlık mıdır Arastır!<br />
• Eger orası aydınlıksa, aydınlıgı yüzüne vuruyorsa, sunu iyi bil ki: "Sen simdiye kadar kendinde bulunandan<br />
habersiz yasadın. Halbuki orada çok degerli bir hazine vardır. Orada la´l madeni, akik madeni bulunmaktadır.<br />
• Aynı zamanda gönül evinde çok degerli, esi bulunmaz bir dost orayı ev edinmistir. Sen de onun yanına otur. 0<br />
çok üstün, benzeri olmayan bir emîrdir. Onun yoluna güller saç! 0 bir selvidir, o bir süsendir!<br />
• Haydi kalk! Akılsızlık etme! Varını yogunu onun yanına tası! En iyisi onun yanında ev tut! Ona kapı bir komsu ol!<br />
Çünkü orası meleklerin gelip dinlendikleri, misafir oldukları bir yerdir. ;<br />
• Gönül evini anlatmak istiyorum ama, korkudan gönlüm tir tir titriyor. Çünkü o görülmemis, essiz varlık benlikten,<br />
bizlikten kurtulmus bir varlıktır. ,<br />
• Agzımda, dudagımda demir halkalar var. Ama dayanamadım. 9ster titre, ister titreme; sana gönülde bulunandan<br />
bahsettim.<br />
240. Sehvete boyun egersen daha çok günahlara, manevî pisliklere gömülürsün.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.I, 400)<br />
• Dikkatle bakarsan görürsün ki, bütün güzel vasıflar, güzel huylar hep gönülden gelmektedir, gönüle aittir. Bütün<br />
kötülüklerin, günahların kaynagı da balçıktan olan bedendendir.<br />
• Nefsine ait arzulara uyarsan, sehvete boyun egersen, beden balçıgı daha da kalınlasır, artar, yüz misli olur. Sen<br />
de daha çok günahlara, manevî pisliklere gömülmüs olursun.<br />
• Nefsanî istekleri terketmek hususundaki tenbel davranısın seni zayıf düsürmektedir. Halbuki sen heveslerini,<br />
nefsanî isteklerini yenebilsen bütün zorlukları asacak, huzura kavusacaksın.<br />
• Kendi kendine bir sart kos da ahdinden dönmemeye ugras! Ahdini bozarsan manevî hastalık gitmez, iyilesme de<br />
yok olur.<br />
• Yaratılısın ezeldeki o agır ahde uyar da, bu uyumayı kendine huy edinirse;kirlenmeme, temiz kalma ahdine<br />
uyarsa, o zaman canın elde ettigi yüz binlerce zevk, içinde dogar, sen mutlu olursun.<br />
• Böylece demir gibi olan gönlün seni bir ayna haline getirir de, o zaman sana her an bir olgunluk yüz gösterir.<br />
• Derken emaneti yüklendigi için can zevk aleminde sana hem çalgıcı olur, hem de sakîlik eder.<br />
• Bundan sonra hakîkate erersin de dünya islerine, insafıların bos yere birbirleri ile ugrasmalarına, çekismelerine<br />
yukardan bakar, onlara acırsın. Gizli olan o hazine belirir, onu kendinde bulursun da, bu bulus ile tanınırsın.<br />
• Bu hale gelince bir çok manevî helvalar, tatlılar yersin, ama tadı damagında bile kalmaz. 0 tatlı yiyince, agzında<br />
iken tat verir. Tıpkı simsek gibi parlar,aydınlanır, söner.<br />
• Bu tabiat kör ve sagır olmasaydı, nasıl olurdu da hakîkate perde olurdu<br />
• Fakat tabiat, eziyetlerin, derdin temelinden bas kaldırmıs, bitmis, yetismistir. Bu yüzden insanı felakete<br />
sürüklemek için onun pesinden kosar, durur.<br />
• Sen su zahitlerin gönül alçaklıgı göstermelerindeki gururu, ibadetlerinden ötürü kendilerini begenmelerini, tevazü<br />
kılıfına giren gururlarını seyret!<br />
241. Her sözü duymamak için kulagma pamuk tıka!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. 1, 402)<br />
• Canlar canları yaratana dogru gitmek arzusundadır. Fakat bu arzu, bu gidıs. bilginlerin, akıllı kisilerin dillerindedir.<br />
Asıkların da gönüllerindedir.<br />
• "Ben batanları sevmem"105 ayeti bilginlerin dillerindedir. "Kalıcı olan iyi seylerdir."106 ayeti ise asıklarm<br />
gönüllerinde yer almıstır.<br />
105- En´am Suresi 6/76. ayetten iktibas edilmistir.<br />
106- Kehf Suresi 18/46. ayetten iktibas edilmistir.<br />
• Gönül gökyüzüne, dil de yeryüzüne benzer. Yeryüzünden göge yükselmek için çok, pek çok menziller geçmek<br />
gerekir.<br />
• Bir bakıma da gönül buluta benzer. însanların sîneleri, gönülleri de damlardır. Dillerimiz de damlardaki oluklardır.<br />
Yagmur suları oluklardan asagı akar.<br />
• Yagmur suyu gönüllerden gögüslere tertemiz olarak yagar. Fakat adamın içi kirli ise, sözlerinde gerçeklik yoktur.<br />
Onun sözleri de içi gibi kirlidir.<br />
• Bu sözler; bulutu, yagmur yagdıran; damı, bulutu çeken; olugu da, suyu akıtan adama göredir.<br />
• Suyu baskalannın oluklarından alan adam hırsızdır. Baskalarının damlarındaki suyu asıran, baskalarının sözünü<br />
kendi sözü gibi nakledendir.<br />
• Asıkların gözyaslarından nergisler biter, güller açar. Nergisleri toplayıp demet yapan kisi sadece bir is basarandır.<br />
• îsterse karanlık olsun, ayak, kendi ayakkabısını tanır. Gönül de zevk yolu ile ulastıgı menzilin hangi menzil<br />
oldugunu anlar.<br />
• Aklını basına al da, maddenin hüküm sürdügü, imansızlıgın arttıgı su tüfanda gönle gir ve kendini Nuh´un<br />
gemisine at! Menzil korkulu, ama ey kardes, senin gönlüne korku girmesin! Allah seni korusun!<br />
• Sana yapılmasını istemedigin seyleri, sen de baskasına yapma! Çünkü su huy dedikleri, tabiat dedikleri sende de<br />
var!<br />
• Her sözü duymamak için kulagına pamuk tıka! Çünkü sen, tertemiz cansın. Kötü sözlerden kirlenmeyesin!..<br />
• Hakk´a yaklasmak istiyorsan ariflerle düs kalk! Hakk´a kavusmayı, Hakk´a kavusmus kisilerden iste!<br />
242. Güzel hayalin, gönüller mahallesinden geçerken gönül;<br />
"Can nerede " diye kapıya kosar.<br />
Mefulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.1, 450)<br />
• Senin yüzünü görmek bize hayattır. Ya Rabbî! 0 güzel yüz, bugün ne kadar da güzel, gönül alıcı bir hale gelmis,<br />
ne kadar da güzellesmis.<br />
• Bugün yüzünde baska bir güzellik var. Bugün çılgın asık ne yaparsa yeridir, dogrudur.<br />
• Dün bana ögüt veren kisi, bugün senin yüzünü gördü de geldi benden özürler diledi.<br />
" Fuzulî merhum bir beytinde söyle söyler:<br />
"Degildim ben sana mail, sen ettin aklımı zail,<br />
Bana ta´n eyleyen gafıl, seni görgeç utanmaz mı "<br />
• Seni bu iki gözle görmem kafi degil! Seni görmek için yüzlerce göz borç almam gerekmektedir. Bu gözleri kimden<br />
borç alabilirim Seni görmege layık göz kimde vardır<br />
• Sana "beser" (=insan) desem, seni insan olarak gördügüm için asktan utanıyorum. Güzelligine hayran olup da<br />
sana hasa "Allah" desem, fanî bir varlıga Allah dedigim için Allah´tan korkarım.<br />
• "Gölge agaçtan ayrıdır" diyen kisinin körlügüne ragmen senin günesinin meydana getirdigi gölgede dolasıp<br />
duruyorum.<br />
• Senin güzel hayalin gönüller mahallesinden geçerken gönül heyecana kapılır da; "Can nerede " diye bagırarak<br />
yalınayak kapıya kosar. Senin hayalin gönlün canı olursa, acaba sen kendin kimin canı olursun; ey sevgili!...<br />
• Yeryüzü senin ay gibi parlak ve güzel olan yüzünden öyle acayip bir nür alır, öyle aydınlanır ki; sanki gökyüzü<br />
olurda orada binlerce zühre yıldızı, binlerce günes parlar.<br />
• Sevgilim, göklerin "0 ay yüzlü güzel vefasızmıs" dememeleri için, ne olur gönül penceresinden basını çıkar da bir<br />
bak! Günes gibi nürlar saç! Her tarafı aydınlat!<br />
243. 0 güzelligi görünce hayranlıktan agzım açık kaldı.<br />
Mefülü, Pa´ilatii, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 449)<br />
• Sevgili; rühun yüzü çok güzeldir, çok parlaktır ama; senin yüzündeki güzellik büsbütün baska güzelliktir.<br />
• Ey yıllarca rühu, ruhun güzelligini, vasıflarını medheden! Bana bir sıfat göster ki, o sıfat, ruhun zatına uygun<br />
olsun.<br />
• Onu hayal etmek gözdeki nüru artırır. Fakat göz onun kendisini görünce nur artıran hayali vuslata karsı pek<br />
sönük, pek zavallı kalır.<br />
• 0 yüzü, o güzelligi görünce hayranlıktan agzım açık kaldı. Her an dilimde, gönlümde; "Allah´ım, sen pek<br />
büyüksün. Allah´ım, sen ne güzeller yaratıyorsun " diye o yüce yaratıcıya sena var!<br />
• Gönlüm senin havanda, senin sevginde yer edinen, oradan bir türlü ayrılmayan bir göz oldu. Oh, o sevgi ne kadar<br />
da hos! 0 sevgi, gözü de, gönlü de beslemede, olgunlastırmadadır.<br />
• Sen artık ne hüriden bahset, ne aydan, ne ruhtan, ne de periden. Çünki bunların hiç biri ona benzemezler 0<br />
büsbütün bambaska bir güzeldir.<br />
• Senin askının yaptıgı is, kölesini oksamaktır. Lütuflarda bulunmaktır. Yoksa 0 aska layık gönül nerede bulunur!<br />
• Bır gece bile olsa senin havana kapılıp, seni hayal ederek uyumayan gönül, karanlık gece içinde nürlu bir gündüz<br />
meydana getirir. Hava onun nüru ile ısıklanır, apaydın olur.<br />
• Muradından, isteginden geçen, sana mürid olur. Istemeden, dilemeden is-tegini bulur, dilegine erisir.<br />
• Bu ask atesine düsüp yanan, yakılan cehennemlik kisi, kevsere düsmüstür. Çünkü ey sevgili, senin askın<br />
kevserdir.<br />
• Ayrılıgının acısı ile içim yanıyor. Elimi çaresizlikten basıma vurup duruyo-rum. Ama sana kavusmak, seninle<br />
bulusmak ümidi ile ayagım yere basmıyor.<br />
244. Rahattan, ızdıraptan, benlikten kurtulmadıkça<br />
vuslata erenlerin yanlanna gidemezsin.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 456)<br />
• Sen hududsuz, sefkatle dolu bir sevgilisin, bizi kucakla! Allah da bilir kı asıgı oksamak, onun gönlünü almak ayıp<br />
degildir.<br />
• Ay yüzünü asıklara gösterdigin geceden beri herkes kararı olmayan gökyüzüne döndü. Hiç kimsede karar ve<br />
huzur kalmadı.<br />
• Üstünlük, lütuf, ihsan denizinin feyzinden baska hiç bir seyde ümidimiz yok! Seni övmeye, seni anlatmaya imkan<br />
yoktur!<br />
• Seni sevmenin zevkine vardık. îhtisamını, büyüklügünü gördük de öyle §a-sırdık kaldık ki, elimiz hiç bir is tutmaz<br />
oldu.<br />
• Bizler yüzlerce tuzaktan kahramanca sıçrayıp kurtulmus kuslar gibiyiz.<br />
•Ama senin tuzagın öyle bir tuzak ki, oradan kurtulmanın, uçup kaçmanın imkanı yok!<br />
• Askının elçisi, sabah sarabı sunan sakî gibi geldi de bize o mahmurluk vermeyen sarabı sundu.<br />
• "Gücüm kuvvetim yok, ayrılık yüzünden perisanım, hastayım." dedim. Acele etme! Simdi hemen özür getirilecek<br />
zaman degil." dedi.<br />
• "Bahaneler icat etmiyorum. Halim yok. Hıçkıra hıçkıra aglamıyorsam, perisan bir halde degilsem özrümü kabul<br />
etme!" dedim.<br />
• Halini unut da ask sarabını içmeye bak. Asıkların ne iradeleri vardır, ne de ihtiyarları ellerindedir.<br />
• Rahattan, ızdıraptan, benlikten kendini hatırlamaktan kurtulmadıkça seni vuslata erenlerin, manen Hakk´ı<br />
bulanların yanına almazlar, oraya varmaya yol vermezler.<br />
245. Sen bir dost ararsan, rahmeti sayıya sıgmayan dostu ara!<br />
Mefulii, Fa´ilatii, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 445)<br />
• Bu çok tuhaf, hiç görülmemis bir ates! Bir an bile sabrı, kararı yok! Nasıl olabilir ki, hem sevgilinin yanında<br />
alevlenmis, hem sevgilinin yanmda yoktur!<br />
• Sekil nasıl ayak diresin Seklin zaten sebatı yok! Mana nasıl onu ele geçir-sin ki apaçık ortada degil!<br />
• Dünya bir av yeri; yaratılmıs olanlann hepsi de av! Avlanan emîrden de bir nisane, bir belgeden baska ortada<br />
birsey görülmüyor. Eseri meydanda, kendisi gizli!<br />
• Her tarafta bir is, bir çalısma var! Her tarafta yükler, denkler var. Her tarafta; "Biz emîriz, biz büyük insanlarız."<br />
diyenler var. Fakat asıl emîrin konagında ne yük var, ne de denk!<br />
• Ey rüh! Elini çek de yüzünün hos rengi görülsün. Çünkü su görünenlerin hepside köpük, sekil, resim!<br />
• Ey iyi bahtlı, hos talihli kisi! Sen dost ararsan rahmeti sayıya sıgmayan dostu ara!<br />
246. Ask yüzünden kınanmak, ayıplanmak bir adettir!<br />
Mef´Olü, Fa´ilat, Mefa´ilü, Fa´ilat<br />
(c.I, 446)<br />
• Sagdan, soldan çekistirmeler, ayıplamalar duyulsa bile gönlünü bir güzele kaptırmıs olan kisi askından dönmez!<br />
• Ask yüzünden kınanmak, ayıplanmak nasıl bir adet ise, asıgın kulagının sagır olması da bir adettir.<br />
• Ask ugrunda iki dünyanın yıkılması, viran olması; aslında mamur olmaktır, yeniden yapılmak, meydana gelmektir.<br />
Ask ugrunda, ask yolunda bütün faydalardan vazgeçmekte fayda vardır!<br />
• Hz. îsa dördüncü kat gökten; "Haydi ey asıklar, elinizi, agzınızı yıkayınız! Gök sofrası kuruluyor. Manevî yemekler<br />
yeme zamanı geldi!" diye bagırıyor.<br />
• Yürü! Yokluk meyhanesinde sevgiliye karsı yok ol! Nerede iki sarhos varsa, orada kavga ve gürültü vardır.<br />
• Sen seytanların bulundugu yere; "Yardım, yardım!" diye gelip giriyorsun. Aklını basına al da yardımı Allah´tan<br />
iste! Buradakilerin hepsi de insan seklinde birer seytan, birer ifrittir.<br />
• 0 kadar çok mana sarabı iç ki, mest olasın da dedikodudan kurtulasın. Sen asık degil misin Ask da bir meyhane<br />
degil mi<br />
247. Sevgili dedi ki: "Zerre zerre bütün dünya bana asıktır."<br />
Mef´fllü, Fa´ilatii, Mefa´îlü, Pa´ilat<br />
(c,I, 448)<br />
• Bugün sevgiliyi görme, onunla bulusma günü! Bugün en büyük günesin dogdugu gün!<br />
• Hüriden, aydan, ruhdan, periden hiç bahs etme! Bunların hiç biri bizim sevgilimize benzemez! Bizim sevgilimiz<br />
bambaska bir sey!<br />
• Kim onun yüzünü görüp harap olmadı ise o insan degildir! Cansız kayadır, mermerdir!<br />
• Onun askından, atesinden haberi olmayan mümin, ask yoluna düsmüs, Hakk asıklarının gözlerinde kafirdir!<br />
• Rühu´l-Kudüs kapının halkasını çaldı. Ay yüzlü sevgilim; "Kapıyı çalan kimdir " diye seslendi. 0 da; "Kapıdaki<br />
senin eski kulun, eski kölen!" diye cevap verdi.<br />
• Sevgili; "Yanında kim var Bu kapıya kiminle geldin " diye sordu. Ruhu´l Kudüs de; "Yanımda senin askın vardı."<br />
Sevgili; "Ask nerede " dedi. 0 da;"Ask gönlümde." dedi.<br />
• Sevgili dedi ki: "Zerre zerre bütün dünya, bana asıktır. Sen yürü git! Getirdigin meta´, mal bizce pek degersiz bir<br />
sey."<br />
248. Gönlündeki gamları sil süpür! Orası tertemiz olsun!<br />
Çünkü gönül dostun hayalinin evidir.<br />
Mef´fllü, Fa´ilatü, Mefa´îlii,<br />
(c.I, 447)<br />
• Ey gül senin çok nazik bir yanagın var! Fakat bu kadar nazik oldugu halde yanagını sevgilinin yanagına sakın<br />
koyma! Onu incitirsin. Çünkü onun yanagı senin yanagından daha naziktir.<br />
• Hatta ey gül, gönlünde bile onun nazik güzel yanagını, kendi yanagına koymayı hayal etme. Çünkü yanagını<br />
yanagına koyunca gönülde oldugu için senin gönlündeki ask sırrım anlar. Gönüller alan dost pek naziktir.<br />
" Gül yanakların hayalen bile incinmeleri bendenize Nedîm´in su beytini hatırlattı:<br />
"Buy-ı gül taktîr olunmus nazın islenmis ucu,<br />
Birisi hoy, birisi destimal olmus sana sevgilim!"<br />
(Gülün kokusu imbikten geçirilmis, nazın ucu islenmis, imbikten geçirilen gül kokusu sana ter olmus. Naz denilen<br />
manevî varlık da sana mendil olmus.)<br />
• Arzu, istek haddi asınca gizlice kimseye belli etmeden ona secde et! Fakat fazla da üstüne düsme. Çünkü o pek<br />
incedir, pek naziktir.<br />
• Eger sen kendinden geçmis isen, zaman kaydından da kurtuldugun için bütün vakitler senindir. Senin vaktindir.<br />
Fakat kendinde isen vaktini bil bekle! Çünkü pek incedir.<br />
• Gönlündeki gamları sil, süpür! Orası tertemiz olsun. Çünkü gönül onun hayalinin evidir. 0 güzelin hayali ise pek<br />
incedir, pek naziktir.<br />
• Günün birinde gülün gölgesi dostun hayaline düstü de, dosta öyle bir is etti ki, gerçekten de bu çok ince bir istir.<br />
" Hz. Mevlana´nın: "Gülün gölgesi dostun hayaline düstü." mısra´ı eski sairlerimizden Nailî-i Kadîm merhumun su<br />
beytini hatırlattı:<br />
"Gül hare düstü, sîne-fikar oldu andelip,<br />
Bir hare baktı bir güle zar oldu andelip."<br />
(Gül dikenin üstüne düstü. Bu yüzden bülbülün gögsü yaralandı. Bülbül bir güle baktı, bir de dikene, feryada<br />
basladı."<br />
249. "Ney"in sesi kendinin degildir.<br />
Ona üfleyenin "ney"den duyulan nagmeleridir.<br />
Mef´dlü, Pa´ilatii, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.1, 444)<br />
• Sakî sarap getir! Günler pek hos, pek güzel! Bugün sarap içmek, sohbet otagı kurmak, gönülde ask atesini<br />
uyandırmak günü! Onu manen bulmak, ona hayran olmak günü.<br />
• Sakî nazik, sarap latif, günler degerli, serefli günler! Meclis gökyüzü gibi aydınlık, sevgili de ay gibi giizel!<br />
• Ney sesini dinle! Aslında o ses ney´in degildir. Ona üfleyenin duygularının ney´den duyulan nagmeleridir. Sen ask<br />
sarabını içmege bak! Gam kendi derdine düsmüs, çırpınıp duruyor.<br />
• Bugün tövbeden baska bozulacak birsey yok! Bugün sevgilinin saçından baska dagınık, perisan bir sey yok!<br />
""Bazı ariflere göre insanın "Ben bu isi bir daha yapmayacagım" diye tövbe etmesi, kendinde bir varlık, bir benlik<br />
duymasının neticesidir. Bu davranıs ( Allah´dan baska fail yoktur.) inancına aykırıdır. Bu sebeple "Tövbeden de tövbe<br />
etmek gerekir" demislerdir. Ama bu demek degildir ki, ne yaparsan yap bu senden degildir, Hakk´tandır. Bu görüs<br />
Cebriye görüsüdür. Islamî degildir. Çünkü insan cüz´î iradesini kullanarak suçu bir daha islememeye tövbe ederek<br />
Hakk´ın yardımı ile kendini iyiye götürebilir. Mevlana "Bugün tövbeden baska bozulacak bir sey yoktur!" demekle bu<br />
inanca isaret buyurmaktadır.<br />
• Bütün dünyanın heves ettigi, askına kapıldıgı o güzel, balçıktan yaratılmıstır. Fakat o, gizli olarak Hakk´ın kudreti,<br />
yaratma gücü, san´atı ile süslenmistir.<br />
• Bugün baska türlü bir gün, bugün nerede bir ölü varsa canlanır, dirilir. Bugün kör bile baska bir göze sahip olur.<br />
• Nice beden vardır ki, toprak esiridir, mezarda çürümege mahkumdur.Fakat gönlü gökyüzünde emîr nice tohum<br />
var ki, toprak altına düsmus, ondan biten agaç yücelmis, boy atmıs.<br />
• Gönlü mücevher, inci hazinesi olan bir varlık nasıl olur da kirli toprakta yasar Sevgilisini bagrına basmıs olan bir<br />
kisinin nasıl olur da gönlü daralır, sıkılır<br />
250. Benim "Asıklık"tan baska bir isim yok!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa-ilat<br />
(c.I, 505)<br />
• Benim asıklıktan baska bir isim yok. Ben asıgım, asıklıgı bir suç saymıyorum. Ve asık oldugum için de<br />
utanmıyorum.<br />
• Sen su ask denizinin içinde ne kadar da degerli bir incisin! Senin yüzünden dalga gibi kararsızım, çırpınıp<br />
duruyorum.<br />
• Ben simdi senin ask denizinin kıyısında oturup duruyorum. Her ne kadar benim gönül denizimin kıyısı yoksa da,<br />
ben ask denizinin kıyısını seviyorum, o kıyının sarhosuyum.<br />
• Senin askının sarabı bana gökyüzünden gelmektedir. Bu sebepledir ki, yeryüzünde üzümleri sıkarak sarap<br />
yapanlara benim minnetim, ihtiyacım yoktur.<br />
• Senin ask sarabın dagın bile sükünetini giderir, onu oynatırken; benim vakarım yoksa, ben yerimde<br />
duramıyorsam beni kınama, ayıplama!<br />
• Sevgilim ben senin oturdugun mahalleden bir türlü vazgeçemiyorum. Ne olur, bana mahallende bir ev tut!<br />
• Sen güzelligin ile, essizligin ile dünyanın kutbusun. Herkes yüzünü sana dogru çevirmis, seni görmek<br />
istemektedir. Benim de senin çevrende dolasmaktan baska bir isim yok!<br />
• Benim akrabam, yakınım, esim, dostum hep asktan dogan kisilerdir. Bunlardan daha güzel yakınlarım, daha ala<br />
soyum, sopum yoktur!<br />
• Iki dünyadan da üstün, iki dünyadan da degerli ne vardır Ask sehri vardır. Benim bundan daha iyi bir sehrim,<br />
daha iyi bir diyanm yoktur!<br />
251. Allah´ım; bedenimizde bir tek damar bile yoktur ki senin emrinle atmasın.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 506)<br />
• Allah´ım; su dünyada senin emrine boyun egmeyen; kul, köle olmayan var mıdır Senin lütuflarını, ihsanlarını,<br />
güzelliklerini görüp de hayran olmayan, mest olmayan var mıdır<br />
• Hersey, herkes senin emrindedir. Bir cimrinin hasisligi senden oldugu gibi,ona buna iyilik eden, kerem sahibinin<br />
cömertligi, ihsanlarda bulunması da sendendir.<br />
• Her ruh senin güzel isimlerinden birinin vasfı ile sana baglıdır. Bedenimizde bir tek damar bile yoktur ki senin<br />
emrinle atmasın.<br />
• îki dünya, iki ele benzer. Sen de onları hareket ettiren ruh gibisin. Onların verdikleri her seyi, gösterdikleri<br />
cömertligi, yaptıkları iyiligi onlar yapmıyor, sen yaptırıyorsun.<br />
• Su varlık dünyasında kimin gözü, senin rüzgarından baska bir rüzgarla sallanan bir gül görmüstür<br />
• Gaflet içinde yasayan zavallı kisi halkın cevr u cefasından, kötü davranıslarından sızlanır durur. Düsünmez ki halk,<br />
Hakk´ın elinde bir sopadan baska bir sey degildir.<br />
• Allah´ım bütün bu sopalar, senin yüzünden, senin emrinle oynar durur. Herbiri de ancak senin verdigin derttir,<br />
senin verdigin dermandır.<br />
• Allah´ım; anlıyorum ki, basımıza, bedenlerimize gelip çatan dertleri, belaları savusturmak, halkın cefalarından<br />
kurtulmak ancak sana yalvarmakla, ancak seni sena etmekle, övmekle mümkündür.<br />
252. Yok ol da su dedidokudan kurtul!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 512)<br />
• Bu ask sehrinde oturdugu halde mest olmayan var mıdır Bu sehirde asık olmayan bir kisi görülmüs müdür<br />
• Sarap bırakmıyor ki akıl durmadan söylensin dursun da, kimsecikler bunun sonu gelmeyecek demesin!<br />
• Can ona baglandı ama topal kaldı. Zaten canın buradan dısarıya sıçrayacak bir yeri de yok ki!..<br />
• Sen simdi sasılacak seyleri seyret! Sen hem var olan, hem de yok olan birini gördün mü<br />
• Padisah tarafından kolu, kanadı kırılmıs olan kus, uçtukça uçar. Su gökkubbenin üstünde artık onun için kırılmak<br />
olamaz.<br />
• Yok ol da su dedikodudan kurtul! Sözden kurtulan kimdir Yok olan kisi!..<br />
253. Öldün; mana gözün açıldı, can alemini seyre basladın.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mef´îlün, Fa´ilün<br />
(c.I, 492)<br />
• Sen beden hapishanesinden kurtuldun, öldün. Mana gözün açıldı. Su anda can alemini seyretmedesin, o alemi<br />
görüyorsun. Çünkü sen dünya hayatını yasarken ölü idin. Ama durumdan haberin yoktu. Simdi tekrar dirildin, elbette<br />
bundan sonra nasıl yasayacagını bilirsin.<br />
• 9dris (a.s.) gibi ölüp tekrar bu aleme gelen, meleküt aleminin müderrisi kesilir. 0 gayb alemindekilerden bile<br />
gizlidir!<br />
"Hz. Nuh´un babasının dedesi olan 9dris(a.s.)´ın Hz. îsa gibi daha yasarken dördüncü kat göge çıkarıldıgından<br />
bahsederler. Tefsîr-i Kebîr sahibi Fahreddin Razî hazretleri: "Biz onu yüce bir makama yükselttik." Meryem Süresi<br />
19/56-57 ayetlerini tefsir ederken, bu yükselmenin bedenle degil, manen oldugunu yazar. Sonra ayete ikinci bir mana<br />
vererek Cenab-ı Hakk´ın onu bedenen dördüncü kat göge çıkardıgından bahseder. Peygamber Efendimizin Buharîde.<br />
bulunan bir hadîslerinde; "Miraca çıkarken dördüncü kat gökte 9dris(a.s.)a rastladıgını ve onunla selamlastıgını haber<br />
verir." 9dris(a.s.)´ın hala sag oldugunu iddia edenler oldugu gibi, Azrail(a.s.)´in onu gökte bulup aldıgından da<br />
bahsedenler vardır.<br />
• Söyle bakalım! Bu dünyadan giderken hangi yoldan gittin 0 taraftan gelirken de hangi gizli yoldan geldin<br />
• 0 yol öyle bir yol ki, bütün canlılar her gece o yola uçup gidiyorlar. Herkes uykuya dalmısken, duygularımız bizi<br />
terkeder giderler. Sehir sehir bütün bedenler bos kafesler gibi. Hiç bir kafeste kus yok!<br />
• Kusun ayagı baglı olursa, uzak yerlere uçamaz. Yeryüzünde döne döne alçaklarda uçar. Çünkü uçusta acemidir.<br />
• Fakat ölümle, beden hapishanesinden kurtulur, ayagındaki bagı koparır atarsa, uçacagı yerleri de görür, her seyin<br />
sırrının ne oldugunu anlar.<br />
254. Seni dosttan uzaklastıran hersey kötüdür.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c,I, 483)<br />
• Seni dosttan uzaklastıran hersey kötüdür. Dosttan baska her nereye yüzünü çevirsen, o sey iyi bile olsa fenadır,<br />
kötüdür.<br />
• Meyve ham oldukça, kabugun içinde kalması iyidir. Fakat olgunlastıktan sonra kabuk artık onun için kötüdür.<br />
Onun meydana çıkmasına engeldir, bir perdedir.<br />
• Kus da, yumurtanın içinde gelisir, kanatlanırsa, yumurta artık onu hapseden, onun dısarı çıkmasına engel bir<br />
perde oldugu için kötüdür. Onu kırmak, parçalamak gerekir.<br />
• Bir insan da güzel huyu ile etrafındakilerle uzlasırsa, halk hakkı tanımazsa, isin hakîkatine vakıf olamazsa, gözü<br />
perdeli ise; o iyi, güzel huy halka kötü görünür.<br />
• însan dostundan pek az bir zaman dahi olsa ayrılsa, o ayrılık zamanı az sayılmaz. Çok uzun bir zaman gibi<br />
görünür. Gözün içinde yarım kıl bile olsa kötüdür, hosa gitmez.<br />
• Sen zavallı! Ötelerden dünyaya sürgün edildin, ayrılıga düstün. Bütün ömrün dostu aramakla geçti gitti. Gaflet<br />
içinde oldugun için onu geregi gibi arayarak bulamadınsa ve ölüm zamanı gelip çatınca onu arayacaksan, bu is kötü bir<br />
istir. Aklını basına al da, yasarken onu bulmaga çalıs!<br />
255. Gam, sevgilinin hayali bulunmayan bir gönüle girer, yerlesir.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.I, 468)<br />
• Ey gam! Bedenimin tüyleri sayısınca beni kaplasan yine de bana agır gelmezsin. Çünkü bu ask meydanı, ask<br />
makamı neselerle, tatlılıklarla dolu. Burada senin bir isin yok. Sen bu meydanı terket, baska meydanlara git.<br />
• Gam, keder bos seylere heves etmis bir gönülde bulunur. Sevgilinin hayali bulunmayan bir gönüle girer, yerlesir.<br />
" Seyh Galip merhüm; "Asıkta keder neyler, gam halk-ı cihanındır." diyordu."<br />
• Ey gam! Sen bastan basa altın olsan, bastan basa seker olsan, agzımı yumarım da ben sana: "Seker yemem."<br />
demek isterim.<br />
• Asıgın gönlünde bir denk varsa, o ancak sevgilinin seker dengidir. Gönülde bir yolculuk düsüncesi varsa, ancak<br />
sevgiliye gitme, ona kavusma düsüncesidir.<br />
• Ey gamdan kurtulmayan, kederden yakasını kurtaramayan! Sen kendi gamınla kederini bırak da onun gamını,<br />
kederini defet gitsin. Sevgiliyi görecek gözün yoksa hiç olmazsa onun kokusunu duy! Neselen!<br />
"Nef´î merhumda;<br />
"Çalıs gamgînleri sad etmeye sad olmak istersen!<br />
Sevindir kalb-i nası gamdan azad olmak istersen!"<br />
(Sen neseli olmak istiyorsan gamlı insanları neselendirmege çalıs, onların gamlarına ortak ol. Gamdan kurtulmak<br />
istersen, insanların gönlünü sevindir!) demisti.<br />
256. Kesret-Vahdet<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.I, 458)<br />
• Bugün, gökyüzü bizim ay yüzlü sevgilimizin güzelligine hayran olmustur. Günes bile onun yüzünün parlaklıgını<br />
görmüs de kıskanmıs, rengi solmustur.<br />
• Varlık sabahında bu mana günesinden baska günes yoktur. Zerre zerre her var olanı, herseyi onun vahdet<br />
(=birlik) günesi aydınlatıyor. 0 günes her yere düsüyor, kral sarayını da, dilencinin kıblesini de o aydınlatıyor.<br />
• Her aksam, her sabah türlü türlü sekillere bürünmede. Bu yüzden herbiri öbüründen baska sanılmaktadır.<br />
• Halil´de lütuf vardı da, bu sebeple ates kendisine su gibi göründü. Nemrut da kahırdan ibaret oldugu için, ona da<br />
su, ates kesildi.<br />
• Yusuf, kardeslerinin gözlerine kurt gibi göründü. Güzel bir kardes oldugu gizli kaldı.<br />
• Bu; onun yüzünü seyrederken, güzelligine hayran olur. Parmaklarını keser. Öbürü; "Bu ne kötü kisidir!" der; onun<br />
canına kasdeder.<br />
257. Ben geldigim yere dönmem için hangi yola düsmeliyim<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ilün<br />
(c.1, 381)<br />
• Burada, bu dünyada yasamak, ham adamın isidir. Ben geldigim yere dönmek istiyorum. Geldigim yer nerede<br />
kaldı Ben oraya geri dönmem için hangi yola düsmeliyim<br />
• Dostun yurdundan bir an bile uzak kalmak, asıklar mezhebinde haramdır, günahtır.<br />
• Bu acayip tuzaga, dünya tuzagına, zümrüt-i ankanın bile ayagı tutulmus kalmıs iken, benim gibi bir serçe bu<br />
tuzaktan nasıl kurtulabilir<br />
• Ey avare gönül yolunu sasırıp bosuna bu tarafa, bu dünyaya gelme! Orada, o mana aleminde otur, orası çok hos<br />
bir yerdir.<br />
• Sana manevî hayat veren, senin bedenini degil de rühunu kuvvetlendirecek canına can katacak mezeyi, yiyecegi<br />
seç; seni mest ederek madde aleminin üzüntülerinden, dertlerinden kurtaran; bozulmamıs, tam kıvamında olan sarabı<br />
iste!<br />
• Bundan baskası bütün kokudur, nakıstır, renktir, savastır, ardır.<br />
• Fazla söyleme sus! Ayakta durma, otur! Çünkü mest olmussun; damın da tam kenarında bulunuyorsun!<br />
258. Hakk´tan gelen gamı, kederi bir lütuf olarak kabul et!<br />
Müstef´ilü, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Miistef´ilün<br />
(c. 1,518)<br />
• Ey gönül! Hakk´tan gelen gamı, kederi bir lütuf olarak bil de, ondan yüz çevirme! Onun içine gir! Çünkü sabır<br />
sıkıntının anahtarıdır. Onun gönülde açtıgı yaraya katılan ki merhemi yüz göstersin! Sunu aklından çıkarma ki sabır,<br />
ızdırabın, acının anahtarıdır.<br />
• Deıtlerin, kederlerin içine öyle bir askla dal ki, sonunda hiç beklemedigin bir zamanda ansızın Hakk´ın kürsüsü ve<br />
ars-ı azamı senin önüne gelsin. Çünkü sabır sıkıntının anahtarıdır.<br />
• Cihanın nüru ile gül de, cihanın dügünü, dernegi ol! Onun mateminden, acılarından kurtul, emniyete ulas! Çünkü<br />
sabır sıkıntının anahtarıdır.<br />
• Kibirden, kinden kurtulur da gönlünü ayna gibi parlak, lekesiz bir hale getirirsen, her an onu gönül aynasında<br />
görürsün. Çünkü sabır sıkıntının anahtarıdır.<br />
• Kibri, kini yok edersen hem benlikten yakanı sıyırırsın, hem de seytanın saçından tutar, boynunu vurursun. Sabır<br />
sıkıntının anahtarıdır.<br />
• 0 zaman bahtın, talihin, devlet, varlık kendiliginden kalkar senin ayagına gelirler. Onların gelisi ile mutlu olursun.<br />
Sabır sıkıntının anahtarıdır.<br />
• Sus! Artık sırları söyleme, söyleme ki: " (=Min ledün) sırrına yabancılar, ham kisiler, nasıl erebilirler Sabır<br />
sıkıntının anahtarıdır.<br />
"Kehf Suresi 18/65. ayette, Hz. Musa´ya, kendisine Allah tarafından bilgi verilmis bir arkadasla karsılasacagı<br />
bildirilmistir. Bu arkadasın Hızır (a.s.)oldugu rivayet edilir."<br />
259. Ben güle kırmızı elbiseleri kimin giydirdigini biliyorum!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. II, 1000)<br />
• îlkbahar gelince gül uykudan uyanır, kırmızı elbiseler giyer. Ben güle o elbiseleri kimin giydirdigini biliyorum.<br />
• Bahar gelince sögütler de uyanır, yaya olarak gelirler, ırmagın kenarında namaz kılacaklarmıs gibi saf haline<br />
girerler. Onlar da bütün varlıklar gibi kadere boyun egmislerdir. Kaza ve kader neyi takdir etmisse ancak onu yaparlar.<br />
• Süsen kılıcını çeker, yasemin sipere girer. Her biri savas tekbirini getirirler.<br />
• îlkbaharda kırmızı elbiseler giyerek süslenen gül, kendini begenir de o aciz bülbüle neler eder, neler eder!<br />
• Bahçe gelinlerinin herbiri, bahçede bulunan bütün çiçekler; "0 vefasız gül bize isaret ediyor!" derler.<br />
• Burada asık bülbül de seslenir, der ki: "Bakın arkadaslar, bassız ve ayaksız gibi olan ben zavallıya gül ne cilveler<br />
yapıyor "<br />
• Bu hali gören çınar aglayarak, inleyerek el kaldırmıstır. Dua etmektedir. Ne dua ettigini ben sana söyleyeyim.<br />
• Goncanın bası ucunda durup ömrün az oldugundan sikayet eden kim Meneksenin sırtını iki büklüm eden kim<br />
Sana anlatayım.<br />
• Sonbahar baglara, bahçelere çok cefalar etti. Ama simdi dikkat et de bak! îlkbahar ne vefalar etmede.<br />
• Sonbaharın yagmalayıp götürdügü her seyi ilkbahar birer birer geri vermede.<br />
• Gülü de, bülbülü de, bahçe güzellerini de hatırlamak, onlardan bahsetmek birer bahanedir. Neden bunu<br />
yapıyorlar Neden güllerden, bülbüllerden, bahçe güzellerinden söz açıyorlar da, onları yaratandan söz açmıyorlar.<br />
"Hz. Mevlana bir ruba´îsinde söyle buyurur:<br />
Bag. gül, bülbül, güzeller hepsi birer bahanedir.<br />
Bunların hepsinden maksat odur "<br />
• Bu hal askın gayretinden, kıskanmasındandır. Yoksa, dil Allah´ın inayetlerini, ihsanlarını, lütuflarını nasıl<br />
anlatabilir<br />
260. Kendini nasıl, niçin, neden dikenliginden kurtarırsan ona kavusursun.<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa-îlün<br />
(c. II, 959)<br />
• Gönlünü dünya gamından ayırabilirsen, beka bagında, ölümsüzlük bagında neselenmene, safa sürmene imkan<br />
vardır.<br />
•Riyazet suyu ile yıkanırsan bütün gönül kirlerinden temizlenirsin.<br />
• Hevesler ve nefsanî istekler menzilinden bir iki adım ilerlersen, seref ululuk haremine konabilirsin.<br />
• Ey gönül! Manalar denizinde bulunan o essiz inciye, deger bakımından paha biçemezsin.<br />
• Himmet eder de, bu toprak duragını (yani dünyayı) kendine mekan edinmezsen yücelerin yücesinde, ötelerin<br />
ötesinde, mana aleminde kendine bir yer edinirsin.<br />
• Yalnız basına oturup basını önüne eger de düsüncelere dalarsan, geçmis zamanlardaki hatalarını, yanlıs<br />
görüslerini anlar da onları düzeltebilirsin.<br />
• Fakat bu yola düsenlerin vasıfları uyuyup kalmak degil, çevik davranarak, acele ederek isleri yoluna koymaktır.<br />
Sense bu cihanın nazenînisin. 0 çevikligi nasıl elde edebilirsin<br />
• Sen ne ecelin elini ayagını baglayabilirsin, ne de dünyanın renginden, kokusundan, nimetlerinden vazgeçer,<br />
kendini kurtarabilirsin.<br />
• Eger sen bu alçak nefisle, benlikle savasabilirsen; gönlün, canın Rüstem´i, kahramanlar kahramanı olursun.<br />
• Eger ask derdine tutulursan, eger yaratıcıya asık olursan, imtihan için onun verdiği belalara sabredersen; o<br />
zaman gönlün huzura kavusur.<br />
• Su anda; nasıl, niçin, neden dikenliginden kendini kurtarabilirsen ona kavusursun. Daha dünyadayken cennette<br />
yasamaga baslarsın.<br />
261. Sürgün olarak geldiginiz bu dünya gurbetinden sefere çıkın!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. II, 945)<br />
• Canlara; "Neden asıl evinize, gerçek yurdunuza dönmek istemiyorsunuz Neden bu dertlerle, kederlerle, acılarla<br />
dolu dünyada kalmak için ayak diriyorsunuz " diye bir ses geldi.<br />
• Balçıktan yaratılmıs bedenlerinizle ayaklarınıza öyle agır zincirler vurulmus ki, çalısıp çabalayarak onları<br />
kırmadan, parçalamadan kurtulmanıza imkan yok!<br />
• "Artık bu gurbetten, bu ayrılıktan bıktık usandık!" deyin! Sürgün olarak geldiginiz bu dünya gurbetinden sefere<br />
çıkın! Evinize, barkınıza geri dönün!<br />
• Kokmus, eksimiz ayranla, çöllerdeki kuyuların acı suları ile neden hayatınızı bos yere harcıyorsunuz<br />
• Allah kanatlarınızı gayretten, çalısıp çabalamadan yaratmıstır. Madem ki canlısınız, yasıyorsunuz; harekete geçin!<br />
Gayret gösterin!<br />
• Tenbellikle, ümidin kolu kanadı pörsür, çürür. Kolunuz kanadınız kırılıp dökülünce, artık ne olursunuz bir düsünün!<br />
• Gayret sarfederek, çalısarak, çabalayarak kurtulmak size zor geliyor. Sanki sıkılıyor da bu sıkıntılı dünyada, bu<br />
kuyu dibinde kalmaktan sıkılmıyorsunuz. Peki öyleyse, kuyu dibinde kalın!<br />
262. Ask bazan dost olur, bazan da bastan basa ayıp kesilir.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. II, 941)<br />
• Mezarda toprak olduktan sonra insan için ya ziyan vardır yahut kar! Bari ölmeden evvel toprak olayım da,<br />
göreyim bakayım neler olacak<br />
• Toprak olmak asıkların isidir. Çünkü açıklara; hayata, dünyaya ait olan baglılıklarını koparmayı Hakk gösterdi.<br />
• Haydi biz de; "Ölmeden evvel ölelim!" emrine uyarak Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi su mel´un nefisle savasa<br />
giriselim!<br />
• Ask bazan tamamıyla toprak kesilir, bazan tamamıyla su olur. Bazan büsbütün ates kesilir. Yakar, yandınr. Bazan<br />
da hep duman!<br />
• Bazan dost olur. Bazan bastan basa ayıp ve ar kesilir.<br />
• Su oturup kalkan halkın gözüne binlerce süret halinde görünür. Fakat senin gözünde ne artar, ne de eksilir.<br />
263. Ask uykumu aldı götürdü. Uyku da askı götürdü.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. II, 919)<br />
• Ask benim uykumu aldı götürdü. Uyku da askı götürdü. Zaten gerçek asık , uyuyamaz. Ask canı da, aklı da yarım<br />
arpaya bile almaya tenezzül etmez.<br />
• Ask kana susamıs siyah bir arslandır! 0 asıkların gönül kanından baska bir sey içmez!<br />
• Ask sevgi ile sana yaklasır, seni tuzaga düsürür. Sen onun tuzagına düsünce o senden uzaklasır. Uzaktan senin<br />
halini, ayrılık atesi ile yanısını seyre baslar.<br />
• 0 çok güçlü, çok kuvvetli bir emîrdir, korku nedir bilmez. îskenceler yapar. Suçsuz oldugun halde seni ezer,<br />
hırpalar durur.<br />
• Askın eline avucuna düsen, bulutlar gibi aglar, gözyasları döker. Fakat onlardan uzak duran da asık suratlı,<br />
duygusuz, soguk bir kisi olur. Kar gibi donar, buz kesilir.<br />
• Ask her an binlerce kadeh sarap içer, sonra o kadehleri kırar, döker. Her an binlerce kat elbise diker, sonra onları<br />
yırtar, atar!<br />
• Ask binlerce gözü aglatır, sonra da aglattıklarını güldürür. Binlerce kisiyi aglatıp inleterek öldürür de hepsini bir<br />
sayar.<br />
• Zümrüd-i anka Kaf dagına dogru hosça uçar gider. Ama ask tuzagını görünce artık uçamaz olur. Gelir, askın<br />
tuzagına düser.<br />
• Askın baglan ile baglanan kisi hile ile yahut isi delilige vurarak, o baglardan kurtulamaz. Onun tuzagına düsmüs<br />
olan hiç bir akıllı aklı fikri ile bir çare bulup halas olamaz.<br />
• Onun yüzünden aklım perisan, darmadagın. Yoksa onun yaptıklarını, tuttugu yolları, ettigi isleri bir bir sayar,<br />
döker, sana gösterirdim.<br />
• Askın arslanları nasıl avladıgını, onlan nasıl yakaladıgını, onlara neler ettigini sana gösterirdim.<br />
264. Ayrı ayrı bedenlerde yasadıkları halde iki can bir olmadıkça<br />
sevenle sevilenin arasında ayrılık vardır.<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Pa´îlün<br />
(c. II, 939)<br />
• Senin huzurunda canın ne degeri vardır Canın sözü mü olur Can sensin, senden baska ne varsa hepsi de beden,<br />
hepsi de bir kuru ad, san!..<br />
• Asık olmak, ask, islerin en iyisi ama, sunu bil ki bizim sevgilimizin yüzü olmaksızın ask haramdır!<br />
• Askın canına andolsun ki, iki can birbirine kavusmadıkça, ayrı ayrı bedenlerde yasadıkları halde iki can bir<br />
olmadıkça, sevenle sevilenin arasında aynlık Yardır. Bulusmanın bir manası yoktur. Bu, düzensiz bir kavusmadır.<br />
• Ayın ısıgı her tarafa yayılır. Doguyu da, batıyı da kaplarsa da nüru pencerenin genisligine göre eve girer.<br />
• Sen git de, kendi varlık kadehine saglamlık vermeye bak. Çünkü o sarap Pek kıvamlıdır, pek eskidir, onun<br />
evveline evvel yoktur.<br />
• 0 benden binlerce can istedi ama ben onun huzuruna bir tanesini götürdüm. Geri nerede diye sordu:<br />
Ben de dedim ki: "Onları bırak, sana borcum olsun, simdilik bir tane getirdim, ilerde onları da getiririm."<br />
•0 meshur ressamın yaptıgı resimler evin içinde bulunuyor ama, o resimleri apanı evin içinde bulamazsın. Ay´ı<br />
görmek için yükseklere dogru bak! Ay yükseklerdedir. Dama dogru bak!<br />
265. Aksam olunca bu duygu yolu kapanır da<br />
gayb aleminin kapısı açılır.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. II, 943)<br />
• Aksam namazı vakti gelip de günes batınca bu his yolu, su duygu yolu kapanır da gayb aleminin kapısı açılır ve<br />
insan ötelerden gelen duygulara asina olur.<br />
• Çoban nasıl sürüsünü önüne katar da güderse, uyku melegi de ruhları önüne katar, gütmege baslar.<br />
• Onları mekansızlık alemine sürer. Ruhanî çayırlıga götürür. Orada onlara ne manevî sehirler, ne manevî bahçeler<br />
seyrettirir.<br />
• Uyku üstünde yasadıgımız su yeryüzünün naksını, süretini insanın gönlünden silince gökyüzünün kapısı açılır. Ruh<br />
orada nice nice süretler, nice nice acayip adamlar görür.<br />
• Sanki can hep orada yasıyormus, orada oturuyormus gibi bu alemi asla hatırlamaz. Bu dünyaya ait derdi, elemi<br />
de kalmaz.<br />
• Burada üstüne titredigi malının, mülkünün derdinden kurtulur da, onlar aklına bile gelmez. Gamı da kalmaz,<br />
kederi de!..<br />
266. Ask sarabının tortusuz olanını ruhlar içti;<br />
sarapla bulasmıs kaseyi de bedene verdi.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. II, 995)<br />
• Sabahleyin senin güzel yüzünü görmek, benim derdimi nasıl yatıstırdı, beni nasıl huzura kavusturdu, bak da gör!<br />
• Senin güzel yüzün asıkların gönüllerine ne çesit bir ates düsürdü Ask sırlarına ne biçim bir haber ulastırdı;<br />
• Lütfetti, kerem buyurdu da tenezzülen beni yanına çagırdı. Canıma kadehsiz bir sarap sundu...<br />
• 0 sarabın safını, tortusuz olanını ruhlar içti. Sarapla bulasmıs kaseyi de bedenlere verdi.<br />
• Sen sarabın saflıgını rühlarda ara! Çünkü bedenlere ancak o "beden" adını taktı.<br />
• Senin gönül tuzagın Tebriz´dedir. Rahmeti daima o tuzakta ara!<br />
267. Gönlümün güvercini yine av avlamak için uçtu.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün. Mefa´îlün,<br />
(c. II, 952)<br />
• Semseddin´den yine ilkbaharın sesleri, ilkbahar sevinçleri, zevkleri, safaları geliyor. Kadehlere dökülen sarabın<br />
çıkardıgı neseli sesler, yesilliklerden baygın nameler geliyor.<br />
• Gönlüm sevinçten, sakînin verdiği neselerden dolup tasıyor. Onun visali kucak açınca, kucaklasmak zamanı<br />
geliyor.<br />
• Gönlümün güvercini yine av avlamak için uçtu. Onun avdan dönüp gelisi ne mutlu andır.<br />
• Davet davulunu çalıp duruyorum. Sevgilim duyarsa gelir de, su sararmıs yüzüm yüzbinlerce defa güzellesir.<br />
• Madem ki güzellik saltanatı geldi. Ay yüzlü sevgilimin yüzüne yerlesti. Bu durup dinlenmeyen gönlüme o yüzden<br />
rahatlık gelecegi umulur.<br />
• Gül bahçesi açılır saçılır da su dikenin kucagına gelir diyorum. Bu hevesle yüregimin çarpıntısı duruyor,<br />
heyecanım yatısıyor.<br />
• Bir gün olup da o kıvılcımlar saçan kadeh, yine elime geçerse artık bana bu mahmurluktan gam yoktur.<br />
268. Dünyaya gönül veren bir zavallı bir hayal yüzünden hayale döner.<br />
Fe´ülün, Fe´ülün, Fe´ulün, Fe´ül<br />
(c. II, 961)<br />
• Dünyayı gördüm; vefası yoktur. Dünya da gökyüzünde bizim gibi yalnızdır. Onun da halden anlar gerçek bir arkadası,<br />
candan bir bildigi, bir dostu yoktur.<br />
"Ömer Hayyam bir ruıba´îsinde: "Feleke etme se´amet isnat / Ki onun talihi senden beter´"<br />
• Sen göklerdeki altın degirmisi olan ısıklar saçan aya bakma! Onun içinde bir hasın bile yoktur.<br />
• Nice ahmak kisi elinde asası olmayan kör gibi kosa kosa gitti. Dünyanın tuzagına düstü.<br />
• 9nsanlar onun nimetlerini kaybedeceklerinden korkarlar, onun üstüne titrerler. Bu hastalık, ilacı olmayan bir<br />
hastalıktır.<br />
• 0 çarsaf ve peçe altında çok güzel bir kadın gibi görünür. Halbuki o, binlerce kocadan arta kalmıs çirkin bir ihtiyar<br />
kadındır.<br />
• Cana canlar katan gerçek sevgiliyi bulamayanlar zavallılıkları yüzünden giderler de, onun yolunda can verirler.<br />
• Dünyaya gönül veren bir zavallı, bir hayal yüzünden hayale döner. Dertten, zahmetten, sıkıntıdan baska birsey<br />
elde edemez!<br />
• Nice padisahlar dünyaya sırtlarını dönerler. îlahî aska yüzlerini tuttular da nice rnemleketler elde ettiler. Ask öyle<br />
bir sultanlıktır ki onun sonu yoktur.<br />
• Bu ask sana bir kötülük mü etti ki, onu inkar ettin: "Onun hiçbir vergisi, hiçbir lütfu, ihsanı yoktur!" dedin.<br />
• Bir bas agrısı ile ondan ayagını çektin. Dünyada sıkıntısı, belası olmayan bir yol var mıdır<br />
• Artık sen sus! Asıklara öyle mana incileri saçılmakta ki, bir tanesine bile deger biçilemez.<br />
269. Seninle bulusmadıktan sonra ömrün sürüp gitmesinde ne fayda vardır<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. II, 936)<br />
• Bana senin akîk renginde olan dudakların gerek; seker ne ise yarar Bana senin yüzün gerek; parlak, nürlu yüzün<br />
varken ayın bana ne faydası olacak<br />
• Senin mahmur gözlerin olmayınca sarap bana zevk vermez, beni mest edemez. Sen benim yol arkadasım<br />
olmazsan ben o yolculugu ne yapayım<br />
• Senin günes gibi nurlu olan yüzün olmayınca günesin ısıgı benim ne isime yarar Gördügüm sen degilsen bana<br />
görüsün, gözün ne faydası vardır<br />
• Seninle bulusmadıktan sonra ömrün sürüp gitmesinde ne kar vardır Sana sıgınmadıktan sonra kalkanın ne<br />
faydası vardır.<br />
• Gecem kıyamet günü gibi uzadı, gitti. Ama gönlüm sana secde etmek istiyor. Seher vaktini beklememe lüzum var<br />
mı<br />
• Ayın bulunmadıgı bir gecede yıldızlar ne yapabilir Kusun bası olmadıktan sonra iki kanadı ne ise yarar<br />
• Sen benim ruhum olmadıkça ben ruhtan ne elde edebilirim Sen bana gönül gözü bagıslamadıkça ben bu bas<br />
gözünü ne yapayım<br />
• Dünya bir agaca benzer. Yapragı, meyvesi senden biter, senden gelir. Yapragı ve meyvesi olmayan bir agaç ne<br />
ise yarar<br />
• Ey gönül; beseriyet halinden, insanlıktan vazgeç de melek ol! Melek huylu olmazsa insanın hayvandan ne farkı<br />
vardır<br />
• Madem ki haber ona mahrem degil! Hiç bir seyden haberin olmasın; mest ol kal! Zaten haber vericisi sen<br />
olmadıktan sonra, haberden ne fayda beklenir<br />
270. Gönlüm senin askının çesmesinden su içince, gark oldu gitti.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. II, 1001)<br />
• Ah o nurlar saçan mumda ne vardı ki gönüle ates düsürdü Gönlü kaptı, gitti.<br />
• Ey gönlüme ates düsüren! Atesin beni yaktı, yandırdı. Ey dost! Çabuk gel, çabuk gel! Ben yanıyorum.<br />
• Gönül sekil olarak mahlük yani yaratılmıs bir varlık degildir. Gönlün yurdundan Hakk´ın cemali yüz göstermistir.<br />
• Onun sekerinden baska bana bir çare yoktur. Bana onun dudagından baska birsey fayda vermez.<br />
• Hatırlar mısın, bir seher vakti su gönlüm senin saçının bir örgüsünü çözmüstü<br />
• Hatırlıyor mu Canım ilk önce seni görmüstü de, senin canından bir söz isitmisti.<br />
• Gönlüm senin askının çesmesinden su içince gark oldu gitti. Beni sel götürdü, sel!gölge varlıga varlık katar<br />
271. Varlık-Yokluk<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlüıı<br />
(c. II, 950)<br />
• Aferin o yokluga ki, bizim varlıgımızı kaptı gitti. Zaten can alemi de o yoklugun askı yüzünden var oldu.<br />
• Yokluk nereye gelip konarsa, varlık kaybolur gider. Bu ne biçim yokluk ki gölge varlıga varlık katar<br />
• Yıllardan beri ben su görünen gölge varlıgımın ötesindeki gerçek varlıgımı ;yokluktan kaptım. Yokluk ise bir<br />
bakısta beni benden aldı. Varlıgımı kaptı, gitti.<br />
• Böylece ben kendimden de kurtuldum, gelecek derdinden de. Ümitten de halas oldum, korkudan da! Olduydu,<br />
olacaktı, vardı, yoktu kaydından da yakamı sıyırdım. Tamamıyla yok oldum!<br />
• Varlık dagı su bizim görünen gölge varlıklarımız, üzerinde yasadıgımız dünya ve bütün kainat mikroskobik<br />
alemden makroskobik aleme kadar hersey, yokluga karsı ancak bir saman çöpü gibidir. Hangi dag vardır ki, yokluk bir<br />
saman çöpü gibi onu kapıp gitmesin<br />
• Varlık nedir Yokluk nedir Saman çöpü ne oluyor Dag dedigin ne Ey bunlara cevap verecek olan söz, kapıdan<br />
dısarı çık! Defol git!<br />
" Hz. Mevlana´nın birçok siirleri gibi, çok derin manaları ihtiva eden bu siiri tam olarak anlayamasak bile, azıcık<br />
olsun anlamak zevkine varmamız için büyük bir velinin su sözü bize yardımcı olabilir: "Allah yok gibi görünen bir varlık,<br />
dünya ve bütün kainat var gibi görünen bir yokluktur!"<br />
272. Ask insana en yakın bir dosttur.<br />
Onun sevgisinde ates bile olsa gam yeme!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(e. II, 994)<br />
• Dostun bela çekeni, cefa çekeni iyidir. Öd agacının ateste bulunması uygundur.<br />
• Cefa kadehi içmek pek güçtür, pek zordur. Fakat dostun elinden gelirse pek hostur!<br />
Eski sairlerimizden birisi:<br />
"Zehr-i gam içmek cana safadır canan elinden,<br />
Minnetle içmem ab-ı hayatı dil tesne olsa nadan elinden."<br />
(Sevgilinin elinden gam zehirini içmek cana hos gelir. Ben susuz bile olsam, nadan elinden minnet edecegi için ab-ı<br />
hayatı içmem.) diye yazmıstır.<br />
• Keremlerle, lutuflarla süslenmis kadehle zehir bile sunulsa iç!<br />
• Ask insana en güzel arkadastır. En iyi dosttur. Onun sevgisinin içine gir;elinde ates bile olsa gam yeme!<br />
• Ates Hz. Halil îbrahim´e karsı sogur. Himmetle sögüt agacı gül olur, yasemin olur.<br />
• Askın çevgeninin kıvrımında sen bir top ol da gökyüzü ayagının altına serilsin.<br />
• Onun çevgeninin vuruslan ile top, gamlar içine düsse, ızdıraplar çekse, vurularak o tarafa bu tarafa horca<br />
yuvarlansa da, top sevgilinin vurusları ile yine de oynar durur. Onun vurulmaktan, savrulmaktan bir sikayeti yoktur!<br />
• Düzensiz, ızdıraplarla dolu iki dünyada da, darmadagın olsa, perisan olsa gam yemez. Çünkü o askın emniyeti<br />
altındadır.<br />
273. "Benim sevgilim gül gibidir" diyorsun;<br />
ömrü az olan, ebedî olmayan gül ne ise yarar<br />
Fe´ilatüi, Fa´lün, Fe´ilatü, Fa´ilün<br />
(c. II, 963)<br />
• Benim gönlüm kim oluyor ki, senin olmasın Bedenim de ne oluyor ki, senin ugrunda yok olup gitmesin<br />
• Cennet içinde olayım, nimetlere kavusayım. Orada seninle beraber olmadıktan sonra bütün nimetler; hersey bana<br />
iskence olur.<br />
• Bir hata yüzünden sen beni azarlamaya baslarsan! Can da, gönül de, hep hata islemeye kalkısırlar. Hatalı islerden<br />
baska hiç birsey yapmazlar.<br />
• Canı bırak! Gökyüzünde hos bir sekilde nürlar saçarak dolasan aydan da vazgeç, Allah´a yemin ederim ki hiçbir<br />
sey Hakk´ın güzelligine benzemez.<br />
• Bütün gün; "Benim sevgilim gül gibidir!" deyip duruyorsun. Ömrü az olan, sonsuza kadar kalmayacak olan gülü<br />
ne yapacaksın<br />
• Ey can! Sevgilinin belasından kaçma! Belalara ugramazsan, ızdırap çekmezsen pismezsin, ham kalırsın.<br />
• 0 ay yüzlü sevgili ile beraber olunca gece ne hos geçer 0 öyle bir aydır ki her tarafı yüzdür. Her tarafı aydınlıktır.<br />
Onun karanlık tarafı yoktur.<br />
• Allah´ın kölesi kulu olan padisah ne de hos bir padisahtır. Dostundan hiç ayrılmayan sevgili ne kadar da hostur,<br />
vefalıdır, güzeldir!<br />
• Ey beden sen sus da gönlüm söylesin! Çünkü gönlün sözünde ne "sen" vardır, ne "biz" vardır!<br />
274. Perde altındaki gizli kuvvetler ask yurdunu ele geçirmeye geldiler.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. II, 999)<br />
• Gönül diyarından can ordusu geldi. Geldi ama, bu can ordusu acaib bir ordu. Hem apaçık ortada görünüyor, hem<br />
de gizli; hiç görünmüyor.<br />
• Can yolundan, perdeleri kaldıranlar, her seyi açıga vuranlar, elbise yırtanlar da geldi. îste o yüzden benim sabır<br />
elbisem yırtıldı.<br />
• Ruh gelinleri üstlerinden çarsafları attılar da, dünya padisahını aramaya basladılar.<br />
• Ruh gelinleri, hos bir akısla kosup gelen sel gibi mekansızlık aleminden (rüh aleminden) gülerek, oynayarak<br />
mekan alemine, bu dünyaya geldiler.<br />
• Gönlün sureti, sekli, kendisi gibi olmayan, gösterise kapılmıs olan bütün sekilleri, suretleri kırdı geçirdi; perde<br />
altındaki gizli kuvvetler, ask yurdunu elde etmeye geldiler.<br />
• Her sey tersine döndü. Açık olan duygular, gizli olarak; gizli olan duygular da açık olarak ortaya çıktılar.<br />
• Bir nisanı, bir izi, bir eseri olanın ne bir izi kaldı, ne de bir eseri. îzi olmayanların ise izi, eseri meydana çıktı geldi.<br />
275. Senin özün pek güzeldir. Ölen deridir, bedendir;öz ölmez!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
. (c. II, 1007)<br />
• Birisi; "Hoca Senaî öldü!"dedi. Böyle bir hocanın ölmesi küçük bir is degildi.<br />
• 0, topraktan yaratılmıs olan bedenini topraga verdi. Ötelerden gelen ruhunu da göge teslim etti.<br />
• Onun "Ay"a benzeyen varlıgı, tozdan, topraktan kurtuldu. Ab-ı hayatı, tozdan, bulanıklıktan ayrıldı.<br />
• Günes ısıgı, bedenden ayrıldı. Günesten ayrılan her sey de dondu, buz kesildi.<br />
• Ecel, beden salkımını sıktıgı için üzümün halis suyu gitti.<br />
• Günes gibi bütün can oldu. Can olan artık ölmüs sayılmaz.<br />
• Senin özün pek güzeldir. Ölen deridir, bedendir. Öz ölmez; onu dost alır götürür.<br />
• Kabugu, deriyi bırak da özü tut! Yahut, Kürt ile Türk´ün hikayesini dinle!<br />
• Kürt, Türk´ün dagarcıgını çalmak için, kıyafetini degistirdi. Sırtına hırka giydi, basını da tıras ettirdi.<br />
276. Hepimiz bir agacın dalları gibiyiz,<br />
senin askın ise onları sallayıp duruyor.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. II, 928)<br />
• Binlerce mukaddes can, senin yüzüne feda olsun! Dünyada hiç bir kimse, senin gibi bir güzel görmemistir. Senin<br />
gibi bir güzel de analardan dogmamıstır.<br />
• Senin gibi bir güzelin sevgi tuzagına düsen asıgın basına binlerce rahmet saçılsın.<br />
• Herkes senin yüzünün güzelliginden, yahut da huyundan, ahlakından bahsedip duruyor. Zaten senin gibi hem<br />
yüzü güzel, hem ahlakı giizel nerede görülnıüstür<br />
• Gönlüm büyü ipligi gibi binlerce dügümle baglanmıstı. Senin güzel gözlerinin büyüsü ile hepsi de çözüldü.<br />
• Askın iki gözü de senin sevgin ile yüceleri görmeye basladı. Sen, talebedeki ! gücü, kuvveti, üstaddaki hüneri,<br />
sanatı seyret!<br />
• Gönül, ask, beden; her üçümüz hep beraber senin huzurunda oturmus kalmısız. Biri yıkık, harap; öbürü mest,<br />
kendinden geçmis, kendini kaybetmis bir halde. Bedenin gönlü ise, senin huzurunda oldugu için neseyle dolu.<br />
• Bunların her üçü de senin emrinde, senin hükmündedirler. Dilersen onları ! güldürürsün, dilersen aglatırsın.<br />
Hepimiz bir agacın dalları gibiyiz. Senin askın ise onları sallayıp duruyor.<br />
• Askının rüzgarıyla bazen sararır solarız. Bazen de yeserir, tazelesiriz. Güç, kuvvet senin. Bütün dilek senin, bizde<br />
bir sey yok!<br />
• Kerpicin, kayanın; baharın tesirinden ne haberi olacak Sen baharı çiçeklere, güllere, sümbüllere sor!<br />
• Rüzgar eser, agacı dısından sallar, oynatır. Gönül agacının ise rüzgarı içeridedir. îçeride eser. 0 rüzgar, dostu<br />
arastırır.<br />
• Saçlarının gölgesinde gönlüm harap, mest, latif, hos ve hür olarak ne de rahat uyumus.<br />
• Kıskançlıgın gönlümü uykudan uyandırdı. Gönül sıçradı, kalktı. Simdi mahmur bir halde feryatlar edecek, eyvahlar<br />
olsun.<br />
• Sen beni mest edince, yanıhrım, kendimi adam yerine kor, emîr sayanm. "Ne diye baskasının buyruguna<br />
uyayım!" diye gurura kapılırım.<br />
• Bir derde düstügüm zaman hep seni düsünürüm, seni anarım, seni duyarım, fakat dert gidince, seninle arama bir<br />
perde gerilir.<br />
• Akıl isin sonunu görmeye baslayınca, ask ona: "Ne olursa olsun geç, onun üzerinde durma!" diye seslenir."<br />
277. Ask yol bulunca, hepimiz kötü huylanmızdan kurtulduk.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´iliin,<br />
(c., 915)<br />
• Gel ki, saraba düskün olanların ask sakîsi geldi. Çaresizlere haber ver; istedikleri çareye kavustular.<br />
• Ask emîri geldi, saraphaneyi açtı. Akîk gibi olan sarabı kayalara bile tesir etti.<br />
• 0 kayalardan binlerce süt, seker çesmesi akmaya basladı da, besikteki çocuklar bile, o çesmelerden gıdalandılar.<br />
• Ask imam olunca, binlerce mescit cemaatle doldu, tastı. Minarelerden;"Namaz uykudan hayırlıdır!" sesleri<br />
gelmeye basladı.<br />
• 0 güzelin yüzünün günesi, yeryüzüne düsüp parlayınca Zühal Yıldızı yedinci kat gökten indi, o parıltıyı seyre geldi.<br />
• Onun tacını gördük de, hepimiz Feridun olduk. Yıldızı dogup parlayınca hepimiz yıldız bilgini kesildik.<br />
• Ask yol bulunca hepimiz soyunduk. Çırılçıplak olduk. Yani kötü huylarımızdan, nefsanî isteklerden kurtulduk. 0 ata<br />
binerek gelince hepimiz yaya kaldık.<br />
278. Yavasça aklın kulagına dedim ki:"înat etme, beni bırak git!"<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. 11,913)<br />
• Gözümün nüru olan kisilerin kulaklarına söyle: "Yine tövbeleri bozma zamanı geldi."<br />
• Gönül alan güzelimin bakısları, güzellik davulunu çalmaya baslayınca, tövbe eden, yemin eden binlerce kisi<br />
tövbelerini, yeminlerini bozarlar.<br />
• Madem ki, sevgili mesttir, haraptır, kendinden geçmistir. Gün de sevinç günüdür. Sen söyle, onlar, rindlikten,<br />
sarhosluktan baska ne yaparlar<br />
• Yavasça aklın kulagına dedim ki: "înat etme, serefini kaybetmeden git! Çünkü su anda Kaf dagı bile olsan, seni<br />
kökünden söker atarım."<br />
• Ey can mutrıbı, sen nese madenisin, haydi tamburu eline al; "Ten ten ten ten" diye oksamaya basla, çünkü sen<br />
olmadıkça, sen, o güzel seslerinle gönülleri uyandırmadıkça, insanlar, tenden, bedenden ibarettir.<br />
• Haydi gel, yüzük tası gibi asıkların halkasında yer al! Çünkü asıklann halkasında bulunmayanlar, çesitli belalarla<br />
imtihan edilmektedirler.<br />
Asıklar da, asık olmayanlardan daha fazla belalarla, musîbetlerle imtihan edilmektedir. Su var ki asık, o belaların<br />
nereden geldigini bildigi için gelen belayı sevmektedir.<br />
Fuzülî;<br />
"Az eyleme inayetini ehl-i dertten, Yani ki çok belalara kıl müptela beni!" diye yalvarmıstı.<br />
Seyh Galip merhum da;<br />
"Asıkta keder neyler; gam halk-ı cihanındır" demisti.<br />
• Asıkların canlarına and olsun ki, asık olmayan herkes mana bakımından ka-dın gibidir. Hem de bak da gör; onlar<br />
ne çesit kadındır Onlar hakkında ne söylenir<br />
Yanlıs anlasılmasın, Mevlana kadını küçük görmez. Fizikî bakımdan erkege göre zayıf olusundan böyle benzetme<br />
yapıyor. Mevlana´nın kadın hakkındaki görüsü için, bkz. Sefık Can, Mevlana,, Sahsiyeti, Fikirleri, Ötüken Nesriyat, tst.<br />
1995, s. 87.<br />
279. Su ne yaparsa yapsın susayan ona yüz kere razıdır.<br />
Mefa´îlun, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 931)<br />
• Ey ay yüzlü sevgili, gönlüme bir bak, gönlümde sen varsın. Bu yüzden gece gündüz gönlüme dikkat etmem, saygı<br />
göstermem lazım.<br />
• Senin gibi gönüllerde rahatlık, huzur veren güzel yüzlü bir sevgilisi olan nesesinden, mutlulugundan dünyalara<br />
sıgmaz!<br />
• Eger gönlümde bir gam varsa, bu senin neselenmen içindir. Eger avucum cömertlikte bulunursa; o cömertlik<br />
benim degil, senin cömertligindir. Çünkü cömertlik duygusunu benim gönlüme sen verdin, bu sebeple veren ben<br />
degilim, veren sensin!<br />
• Benim bedenim; eli, ayagı olan bir süretten, bir gölge varlıktan ibaret oldugu için, ruh olmadıgı için senin güzel<br />
hayalin hakîkati görmede, benden ürkmede, kaçmadadır.<br />
• 0 essiz olan, o süreti görünmeyenin hayali, benim ve benim gibi yüzlercesinin gözlerini süretlerle, sekillerle<br />
doyurur da, onları fani güzellere asık eder.<br />
• Çıplak olan kisi günes ısıgını giyer de der ki: "Altın sırmalarla süslenmis elbise giyen kisi ne mutlu kisidir "<br />
• Bedene günesin ısıgı vuran kisi, yani ilahi nurla aydınlanan asık, devlet kusu gölgesini arar mı<br />
• Sunu iyi bil ki: "Nefıs Firavunu"nu öldüren "Ask Musa"sı, bu gönül sehrindedir. Sen onun asasını görmüyorsun.<br />
Ama, onun asası elindedir.<br />
• Onun derdi, gamı cefa etmez. Eger ederse helal olsun, su ne yaparsa yapsın, susayan ona yüz kere razıdır.<br />
• Can ve gönül, su veren kisiye asık olursa, suyun cevri cefası ona safa gibı gelir.<br />
• Seher vakti esen rüzgar, bahçede birkaç dalı kırarsa ne olur Bagın, bahçenin nesi varsa, o güzelim meyvelerin,<br />
çiçeklerin meydana gelmesine rüzgar sebep olmadı mı<br />
• Yeryüzü tam üç ay agzını kapar, hiçbir sey söylemez, susar; ama ilkbahar gelince, gönlünden neler çıkacagını,<br />
neler bitirecegini bilir.<br />
• Günese arkasını dönen kisi kendi gölgesini imam edinmistir. Kendi gölgesine uymustur. Bu yüzden onun namazı<br />
namaz degildir.<br />
280. Söz gökten inmistir. Söz Allah´ın sanatıdır.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´ÎIün, Fa´ilün,<br />
(c. II, 938)<br />
• Söz, söz söylemeyi bilen, sözün kudretini anlayan kisinin yanında büyüktür. Söz çok degerli bir seydir. Çünkü söz,<br />
gökten inmistir.<br />
• Eger iyi bir söz söylemezsen, bin söz söylesen onlar söz sayılmaz. Fakat iyi ve yerinde söz söylersen, bir tek<br />
sözün binlerce söz kadar degeri vardır.<br />
• Söz perdesini kaldırsan da, söz ortaya çıksa, görünse, o zaman görür ve anlarsın ki, söz, Allah´ın san´atıdır.<br />
• Söz, yüzünü gösterse, herkes ona gıpta eder. Bundan dolayı o, yüzünü gizIer, kendini göstermez. Ne mutlu o<br />
kisiye ki, sözde sır sahibidir. Aklına geleni söylemez, sözün nereye varacagını bilir.<br />
• Arstan yere kadar, zerre zerre her sey konusmaktadır. Yeryüzü de, anlayısta tıpkı arsa benzer.<br />
281. Günes gibi herkese, her seye esirgemeden nurunu saç!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün,<br />
.(c. II, 993)<br />
• Her seyi besleyen, gelistiren ezelî nürdan sana fazlasıyla vermisler.<br />
• Günes gibi her seye, herkese esirgemeden nörunu saç, onlara hosça bak! Çünkü onların hepsi de donmus gibidir.<br />
Hepsi de senin ısıgına, hararetine muhtaçtır. Onları sen canlandıracaksın, sen yetistireceksin.<br />
• Ey ilkbahar! Agaçlar insafsız deli kıstan perîsan olmuslar, solmuslar, sararmıslar onlara bir bak, onlara hayat ver!<br />
• Dudagını aç da, Hz. îsa´nın; "Ölüyü dirilten dua"sını oku, çünkü; varlıklar cefa Deccalı yüzünden ölmüslerdir.<br />
• Bugün herkesin mahmurlugunu gider. Çünkü herkes her seyi senin sarabından içmis kendinden geçmistir, onları<br />
uyandır!<br />
• Kıs mevsiminde agaçlar, bitkiler, baglarda ve bahçelerde bulunan bütün varlıklar, yokluk zehrini içmisler, yok<br />
olmuslardı. Simdi, sen onlara ölümsüz yasayıs panzehirini ver, onları dirilt!<br />
• Seher rüzgarı gibi gece perdelerini yırt, çünkü, hepsi de yüzlerce perde altında gizlenmis kalmıslardı.<br />
282. Gönül, pencereye benzer, beden evi onunla aydınlanır.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat.<br />
(c. II, 898)<br />
• Ben; "Mest gönül nereye gidiyor " diye seslendim. Padisahlar padisahı;"Sus" dedi, "0 bizim yanımıza geliyor."<br />
• Padisahım dedi ki, sen benimle beraber degil misin Senin harfsiz, sözsüz sesini içimde duyuyorum. Öyle oldugu<br />
halde, gönlüm, saskın saskın dısanda nerelere gidiyor<br />
• Dedi ki: "Gönül dedigin bizimdir, bizim balımız mülkümüzdür. Bizim destanımızın "Rüstem"i dir. Allah hakkında<br />
yanlıs hayale kapılanlarla savasmaya gidiyor.<br />
• 0 hangi tarafa gitse, talih de o tarafa gider. Hangi tarafa deme, o istedikçe istedigi tarafa gider.<br />
• Bazen günes gibi feyizli nüru ile yeryüzü hazinesine dolar. Bazen de Hz. Peygamberin duası gibi gökyüzüne<br />
yükselir.<br />
• Bazen bulut memesinden, yeryüzüne lütuf, kerem, ihsan sütünü verir. Bazen de can gül bahçesinde seher rüzgarı<br />
gibi eser, etrafa hos kokular yayar.<br />
• Sen de gönlün izine uy, onun gittigi yerlere git, git de yesilliklerin, çiçeklerin kara topraktan nasıl bittiklerini, vefa<br />
ırmaklarının durmadan nasıl aktıklarını gör!<br />
• Dünyaya sekiller, süretler, nakıslar, güzellikler bagıslayan sadedir, sekilsizdir, süretsizdir. Herkesin eli, ayagı odur<br />
da, kendisi elsiz, ayaksız gitmededir.<br />
• 0 yanlıs bile yapsa, yaptıgı dogrunun dogrusudur. Cefaya dogru gitse, basımıza cefalar yagdırsa, ettikleri vefanın<br />
da vefasıdır.<br />
• Gönül, pencereye benzer. Beden evi onun yüzünden aydınlıga kavusur. Su beden her gün mezara dogru, yokluga<br />
dogru gitmededir. Gönül ise ölümsüzlüge dogru yol almadadır.<br />
• Gönül acaip bir sey! Yapayalnız gidiyor ama, bir taraftan fitneler koparıyor, Padisahların kanlarını döküyor, diger<br />
taraftan barısı seviyor, herkesle anlasıyor,oluyor.<br />
• Sevgilinin canımla, gönlümle bitmez, tükenmez macerası var! Hem de öyle gizli, örtülü degil! îste bak, suracıkta,<br />
sizin önünüzde yürüyen gölge varlıgımda da gizlenmis olan, benim gönlümdür.<br />
283. Hakîkatler günesine anlatıs bir perdedir.<br />
Mefa´îlün, Fa´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 921)<br />
• Denizden buharlasarak meydana gelen sis, denizi göstermedig candan kopup gelen söz de cana perde olur.<br />
• Hikmetten bahsetmeye girismek pek yüce, pek büyük bir isle ugrasmaktır. Fakat hakîkatler günesine anlatıs bir<br />
perdedir.<br />
• Dünya, köpük gibidir. Hakk´ın sıfatları denize benzer, fakat köpük, yani dünya, denizin rengine, güzelligine perde<br />
olmustur.<br />
• Köpügü gidermeye, ortadan kaldırmaya çalıs ki, denizin güzelligini görebilesin. Halbuki sen, denizin köpügüne<br />
takılıp kalıyorsun. Bilmiyorsun, bilmiyorsun ki köpük denizi sana göstermemektedir.<br />
• Dünyada gördügün süretlere, resimlere, muvakkat verilmis olan güzelliklere dalma, onlar hakkında düsünceler<br />
yürütme! Gördügün resimler, süretler zamanla kaybolup giderler.<br />
• Nasıl saçlar, sevgilinin yüzünü, gözünü örterse, güzelligini göstermezse harfler de sözün özünü örter. Bu yüzden<br />
harf kabugunu kırmak gerektir.<br />
• Sen her hayali, perdeyi açan bir sey sanırsın, o hayali gönlünden at gitsin. Çünkü asıl sana perde olan, o hayaldir.<br />
• Su var gibi görünen, aslında yok olan, yokluk diyarı olan dünya Hakk´ın bir eseridir, delilidir. Fakat bu eser de, bu<br />
delil de yaratıcının güzelligini örtmededir.<br />
• Her ne kadar bu varlık, varlık madeni olan Tebrizli Sems´ten bir kırıntı, bir kesinti ise de, o kesinti cana perde<br />
oluyor, asıl madeni göstermiyor.<br />
284. Gül, bana bir kadeh getirdi de, "Sarap içer misin "dedi.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 934)<br />
• Gül bahçesinde, kırmızı gülün bir hayhuyu var! "Geliniz, benim agzımı koklayınız, ne kokuyor " diye söylenip<br />
durmada.<br />
• Zaten bahçede bulunanların hepsi de mest olmus. Fakat gül kadar degil Çünkü onlar sadece birer kadeh içmisler.<br />
Halbuki, gülün elinde sarap testisi var, durmadan içip duruyor.<br />
• Madem ki yıl, sevinç yılı, gün de zevk günüdür. Böyle bir yılda, böyle bir günde askı kendine huy edinen herkes<br />
mutludur.<br />
• Ay yüzlü ebedî bir sakisi olan kisi neden bizim gibi gül bahçesini kendine yurt edinmez Meclisimize gelip; "îçiniz!"<br />
emrini duyan cana, binlerce kutlu can feda olsun.<br />
• Güle; "Kime gülüyorsun " diye sordum. "Iki kumalı çirkine "diye cevap verdi.<br />
• 0 çirkin varlık yani dünya, binlerce kisinin ilkbaharını hazana çevirdi. 0 nun askla ne ilgisi vardır<br />
• Gül bana bir kadeh getirdi de; "Sarap içer misin " dedi. "Elbette içerim, neden içmeyeyim Benim de bogazım<br />
var, agzım var!" dedim.<br />
• Zaten ilahî sarabı içmek için agza, bogaza ihtiyaç yoktur. Zerre zerre her varlıgın sarabı da, mezesi de gizli yoldan<br />
ondan gelmiyor mu<br />
• Diken; "Gülün, lalenin yüzlerce düsmanı var!" diye gayrete düsmüs de, ne fena halde mest olmus, ne sert huylu,<br />
ne de eksi bir suratı var<br />
• Hz. Müsa´nın tecellî duragı olan Tur Dagına bak! 0 sonsuz sarabı o kadar çok içmis ki, agzı yok ama, karnı çarsı<br />
gibi genis.<br />
• Bahar mevsiminde baglara, bahçelere git de; mest olmus agaçları seyret! 0 kadar içmisler ki, içtiklerini hos<br />
kokulu çiçekler halinde dısarı vurmuslar.<br />
285. "Bu güzelligi, bu hos kokuyu,<br />
bu rengi kimden asırdın " diye güle sordum.<br />
Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c,11,927)<br />
• Bundan sonra bülbül, bahçede bizden bahseder. 0 gönüller alan, o benzeri bulunmayan sevgilinin güzelligini<br />
anlatır durur.<br />
• Rüzgar eserken sögüt agacının üstüne düsünce, sögüt agacı bu rüzgarın ondan gelen bir rüzgar oldugunu anlar<br />
da neselenir, oynamaya baslar. Allah bilir, o oynarken havaya neler söyler<br />
• Çınar, çayır çimenin derdinden birazcık olsun anlar da, genis ellerini açar. Onların dertten kurtulmaları, huzura<br />
kavusmaları için, bir hosça duaya baslar.<br />
• "Bu güzelligi, bu hos kokuyu, bu rengi kimden asırdın " diye güle sordum. Utancından yavasça güldü ama,<br />
nereden asırdıgını hiç söyler mi<br />
• Gül, bülbüllerin ötüsünden mest olmus, gülerek kendinden geçmis etrafa hos kokular yayıyor, ama, o benim gibi<br />
içi yanık, harap degil! 0 sarhos halinde size nergisin sırlannı söylüyor.<br />
• Sen, sırları duymak istiyorsan, sarhosların yanına git! Çünkü sarhoslar isin nereye varacagını düsünmeden,<br />
utanmadan, çekinmeden sırları söylerler.<br />
• Sarap, üzümün kızıdır. Kerem ve ihsan suyundandır. Agzını açmıstır. Cömertlikten bahsedip durmada, üzüntüsü,<br />
kederi olanları, acı duyanları, neselendirmektedir.<br />
• Bilhassa üzümün kızı olmayan, ars sarabı olur da kerem sahibi Hakk´tan gelirse, onun cömertligini, onun<br />
keremini, onun lütfunu söylese söylese ancak onu yaratan söyler, baska kimse söyleyemez.<br />
• 0 ars sarabı, arif kisinin gönlünde cosar, köpürür. Onun beden küpünün derinliklerinden dilsiz, dudaksız sana<br />
seslenir, seni içmeye davet eder.<br />
286. Ask hiçbir afetten, felaketten, beladan ders almaz.<br />
Mefa´îlün, Fa´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 937)<br />
• Sevgilim, senin askın beni en yakınlarımdan vazgeçirtti. Zaten senin askın günahtan duygusunu kökünden söker<br />
atar.<br />
• Bu sebeptendir ki, ask, harap olustan, yıkılıstan baska bir sey degildir. Ask, hiç bir afetten, felaketten, beladan<br />
ögüt almaz, ders almaz.<br />
• Bu sebeptendir ki, askta ne malın mülkün; ne söhretin, saygının, yüksek mevkinin; ne evlat ve iyalin yeri vardır.<br />
• Asıgın canı, ask kılıcını çekince, Teşekkür için onun önüne binlerce mukaddes can korlar.<br />
• Hem ask havasına düs, hem de yıkılıp dökülmekten kork, hem nekes ol, sükür dudaklıya gönül ver; buna imkan<br />
yok!<br />
• Ask atesi gelip de, kendinden baska ne varsa yakıp yandırırsa, iste o zaman gönlünde ne varsa, yanınca sevin,<br />
tatlı tatlı gül!<br />
• Bilhassa, ezelden beri devam eden, sayıları, sevilen birisinin askı olunca bu ask!<br />
• "Onu gördüm" diyorsan, Allah için olsun, su iki bas gözünü kapa da, gönül gözünü, can gözünü aç!<br />
• Çünkü bu bas gözü ile bakısı yüzünden, iki dünyada da, senin gibi benim gibi binlercesi durmadan helak olur, kör<br />
olur, gider.<br />
• Gözüme onun yüzünden baska bir sey görünürse, iki gözüm de, kazmalarla, külünklerle oyulsun gitsin.<br />
• Bütün insanların can gözleri bile mat oldu. Aciz kaldı. 0 boyu posu düzgün padisahın ululuguna, güzelligine<br />
ulasmanın imkanı var mı<br />
• Yazık, keske Hz. Ali´nin Hayber Kalesi´nin kapısını çekip kopardıgı gibi senin varlıgını da Allah çekip koparsaydı.<br />
• 0 bahsettigimiz ülkeden binlerce yıl uzakta bulunan yerlerde bile onun bes vakitte çalınan nöbetini nasıl çalıyorlar,<br />
gözlerinle görseydin!<br />
287. Küfür insanhgın yüzünü karartmıstı.<br />
Hz. Muhammed´in nüru imdada yetisti.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. II, 882)<br />
• Küfür, insanlıgın yüzünü karartmıstı. Hz. Muhammed´in nüru imdada yetisti. Sonsuza kadar yasayacak olan<br />
manevî saltanat geldi, ölümsüzlük davulunu çaldılar.<br />
• Yeryüzü manen nürlandı, yesillere büründü. Gökyüzü sevincinden yenini, yakasını yırttı. Ay ikiye bölündü,<br />
tamamıyla rüh oldu.<br />
• Cihan tatlılıkla doldu ve beline mutluluk kemerini bagladı. Kalk, o ay yüzlü tekrar geldi!<br />
• Dünyaya ait düsüncelere dalan bir çok baglarla baglanmıs olan akıl, bir gececik olsun ask padisahına kavustu.<br />
Günah bagları ile baglı nefis, akla; "Benim bahtım karaymıs, ikbal, mutluluk senin kapına geldi." dedi.<br />
• Asıkların gönüllerinden geçenleri bilen sır çavusu geldi, basını ayak yaptı, kalem oldu da kagıdın gönlüne, su hos,<br />
tatlı, müjdeli haberi yazdı:<br />
• "Ey tertemiz gönüller, ne zamana kadar topragın içinde sabredeceksiniz Haydi, mezarlarınızdan sıçrayın, çıkın,<br />
size ilahî yardım geldi."<br />
• Kıyamet davulunu çaldılar, mahser surunu, yeniden dirilme surunu üflediler. Ey ölüler! Vaat edilen yeniden dirilip<br />
kalkma vakti geldi.<br />
• "Kabirdekiler dirildiler çıktılar, gönüllerindekiler açıga çıktı" ayeti bilindi. Sür sesi geldi. Can da maksadına eristi.<br />
Adiyat Suresi, 100/9-10. ayetlere isaret var.<br />
• Dün gece, gökyüzünde parlayıp duran yıldızlardan bir gürültü duyulmustu. Neseli bir ses söyle haykırıyordu;<br />
"Yıldızı pek kuvvetli olanların en kuvvetli olanı kainatı sereflendirdi."<br />
• Kalk, devran bizim devranımızdır. Ask padisahı baskasının degil bizimdir! Madem ki, onun bakısı bizim canımızdır.<br />
Bize müeyyed, sonu olmayan bir ömür geldi ulastı.<br />
• Saki, renk vermeden, laf söylemden, sonu gelmez sarabı döktükçe döktü de Kaf dagı bile deve gibi oynamaya<br />
basladı. Zîra alemde yeni bir yasayıs, yeni bir içki dernegi kuruldu.<br />
• Yine ruh Süleyman´ı bizi sabah sarabı içmeye çagırdı. Belkıs´ın sınandıgı billür dösenmis saray bize de göründü.<br />
"Neml Süresi, 27/44. ayete isaret edilmektedir. Bu ayette, Belkıs´ın Hz. Süleyman´ın hazırlattıgı billur köske girmesi<br />
anlatılır.<br />
• Din cesetçilerinin inadına, rahmet kapısından kovulmus seytanın körlügüne ragmen agrıyan gözlerimize gönül ve<br />
can sürmesi geldi.<br />
• Mahrem olmayanlar anlamasınlar diye dilime kilit vurdum. "Ey çalgıcı, kalk, sonsuz isret vakti geldi!" diye sen<br />
haber ver, sen söyle!<br />
288. Ask benim yüzüme binlerce nükteler yazdı;<br />
eger asıksanız, gönlümün halini yüzümden okuyunuz!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 926)<br />
• Eger bilmiyorsanız, bilin ki; "gerçek sevgili" can Kabe´sidir. Ne tarafa giderseniz gidin, nerede bulunursanız<br />
bulunun, mutlaka ona dönün, yüzünüzü ona çevirin!<br />
• Eger siz, aleme beden iseniz, o candır. Yok eger siz aleme can iseniz, bütün canların canı odur.<br />
• Bu gece; "Feda olacak can kimdir " diye birisi geldi. Bunu duyunca canım yerinden sıçradı, "Bu canı veresiye<br />
degil, pesin olarak alın!" diye haykırdı.<br />
• Ask, benim yüzüme binlerce nükteler yazdı. Eger asık iseniz, gönlümün halini yüzümde görün de okuyun.<br />
• Ötelerden her an asıklara gelen bu kadeh, nasıl bir kadehtir Eger yigit bir insansanız, siz de bu kadehi alın için!<br />
• Canınız sıkıldıysa, hayattan bıkıp usandıysanız, ask bagdır, bahçedir, seyran yeridir. Yorulup yolda kaldıysanız,<br />
onun sevgisi asil kanlı bir Arap atıdır.<br />
• Mihnetlerle, eziyetlerle dopdolu bir kırba (=su kabı) olan onun adı, beden´dir. 0 kırbayı kırın da, her seyden<br />
kurtulun gitsin!<br />
• Kafese konmus bir kus gibiyim. Tebrizli Sems´e olan düsmanlıgınızdan ötürü kafesimi kırın, beni bırakınız!<br />
289. Rüzgar, tozlan havaya kaldırdıgı zaman, o tozlardan bir ses,<br />
bir feryat duyarsan, o tozda benim bir zerrem vardır.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îliin, Fa´îlün,<br />
(c. II, 922)<br />
• Ask, öpmek, kucaklamak hevesine düsünce, ey can, kimde karar kalır, kirnde karar kalır<br />
• Padisah avlanmaya çıkınca, av yeri neselenir, sereflenir, güler. Fakat padisahın kendisi bir güzelin avı olursa, ne<br />
dersin Artık ne olur<br />
• Gönlüm, mahmur gözlerin mesti olunca, benim mahmurlugumu bin kadeh sarap bile gideremez.<br />
• Ölüp toprak oldugum, topragımın da zerre zerre dagılıp gittigi zaman, her zerrem yine o essiz sevgiliye asıktır..<br />
Onun ´askıyla titrer durur.<br />
• Rüzgar, tozları havaya kaldırdıgı zaman, tozlardan bir hayhuy sesi duyarsan bil ki, o tozda benim bir zerrem<br />
vardır; aglayan, feryat eden odur.<br />
• Ah, senin ay yüzlü sevgilinden utandıgın gibi, ben de "ah"tan utanırım. Benim gönlüm "ah" etmekle rahatlar.<br />
• Zamanede sabretmekten daha iyi bir sey yok. Fakat, sana sabretmek pek büyük bir suçtur! Utanılacak bir haldir!<br />
290. Hz. Yüsuf´un kardeslerinin bagıslanması için duası.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 929)<br />
• Kim, o güzel yüzün askından tevbe ederse, dilerim tevbesi kabul edilmesin<br />
Seyh Sadî hazretleri de;<br />
"Senin güzel yüzüne bakmanın hata oldugunu kim söyledi Aksine senin güzel yüzüne bakmamak büyük bir<br />
hatadır!" diye buyurmus.<br />
• Allah´a binlerce hamd, binlerce sükür ki, senin askın bütün dünyaya kanat açtı.<br />
• Senin güzel yüzünün sabahına kavusmak için, ihtiyar dünya, bir ömürdür seher vaktinde evrad okuyor.<br />
• 9sitmistik ki; Hz. Yüsuf tam on yıl, geceleri uyumamıs da, Cenab-ı Hakk´tan kardeslerinin affedilmelerini niyaz<br />
etmis.<br />
• "Allah´ım!" dermis; "Onların günahlarını affetmezsen, bu dua kapısını yüzlerce feryatlarla sarsar yıkarım, su<br />
aleme velveleler salarım.<br />
• Allah´ım; onların günahlarına bakma, düsünmeden isledikleri hata yüzünden çok pisman oldular."<br />
• Geceleri hep ayakta durup yalvardıgı için, tabanları sismis, gözleri yanmaya, agrımaya baslamıstı.<br />
• Derken, Meleküt Alemi´ne bir feryat düsmüs. Melekler feryada baslamıslar. Nihayet lütuf denizi cosmus, zorluklar<br />
çözülmüs.<br />
• 9ste ermislerin, velîlerin, gece gündüz çalısıp çabalaması böyle olur. Halkı belalardan, bozgundan, bunalımdan<br />
onlar kurtarırlar.<br />
• Bitmeyen hazineler bagıslarlar. Gidip gidip gelmeyen dertleri, kökünden giderirler; yırtık, pırtık eski hırkaları<br />
soyarlar, atlas elbiseler giydirirler.<br />
291. Düsünceleri gönlünden at gitsin, çünkü düsünce gönle tuzaktır.<br />
Mefa´îlün, Fa´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 907)<br />
• Sevgilim, su zavallı gönlümü, senin ayrılıgının eline verme, kendini senin ugrunda feda edeni öldürme, bu<br />
davranıs sana yakısmaz!<br />
• Lutfettin, keremlerde bulundun. Layık olmadıgım halde beni begendin, sonra benden uzaklastın. Ey vefalar eden<br />
azîz varlık, bu cefalar sana yakısmıyor!<br />
• Gönül gibi sen tamamıyla yüzden ibaretsin. Gönülde arka yoktur. Arkanı bize dönme, bizden yüz çevirme, bu hal<br />
sana yakısmaz.<br />
• Bulusmamıza dair diller döktüm, yalvardım, yakardım, ricalarda bulundum. Lütfun "Peki!", dedi "Evet!" dedi.<br />
"Peki!", "Evet!" dedikten sonra "Neden "demek sana yakısmaz.<br />
• Sen çok tatlı bir varlıksın, sekerler, ballar madenisin. Sekerler, ballar, tatlı diller; acı sözler söylemez. Bu sebeple<br />
yüzümüze karsı acı sözler söyleme, bu sözler sana yakısmaz!<br />
• Her biri can gibi olan güzel sözleri söyle, bu gece vakti çırag´ı gizleme, bu hal sana yakısmaz.<br />
• Bedeni yıpratıp harap eden gamın ne bedenin içinde, ne de dısında. Gam, öyle bir atestir ki, yeri yoktur.<br />
Nerededir, bu söz sana yakısmaz!<br />
• Gönlümü, neliksiz, niteliksiz, nasıl oldugu bilinmeyen Hakk Alemi´nden;<br />
hayalimi de aynı alemden olan gönlümden; beni de bu iki misafir arasından ayırma, bu davranıs sana yakısmaz!<br />
• Evin kapısını kapama, süfîlere iltifat et; "Haydi içeri geliniz!" de. Yalnız basına oturup turunç yeme, bu sana<br />
yakısmaz!<br />
• Ey gönlüm, düsüncelere karsı uykuya dal! Düsünceleri gönlünden at gitsin! Çünkü düsünce, gönle tuzaktır.<br />
Cenab-ı Hakk´ın huzuruna her seyden ayrılmadan, her seyden kurtulmadan gitme! Bu sana yakısmaz!<br />
292. Su anda sen "beden kabri"nin içindesin, bundan senin haberin yok!<br />
Mefa´îlün, Fa´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 909)<br />
• 0 öyle bir padisahtır ki, topraktan padisahlar yaratır. Bir iki dilencinin hatırı için kendini dilenci yapar.<br />
• Ölünün yanından geçer, ona can verir. Derde bakınca, derdi deva haline getirir.<br />
• Rüzgarı üsütür, dondurur. Sonra onu su haline getirir. Suyu kaynatır, hava.yapar.<br />
, • Dünyaya hor bakma, çünkü fanidir. Sonunda o bu fani dünyayı da "beka", (ebedîlik) haline getirir.<br />
• Gönülde binlerce kilit olsa bile korkma! Sen ask dükkanını arastır, bul! Orada gönüller anahtarı vardır!<br />
• Biri var ki, kalemsiz, fırçasız bu dünya puthanesinde bizim seyretmemiz için binlerce güzel resimler, tablolar<br />
yapıyor.<br />
• Bizim için binlerce Leyla resmi yaptı ve binlerce Mecnun resmi yaptı. Allah´ın kendisi için yaptıgı bu resim ne güzel<br />
bir resimdir!<br />
" Al-i Imran Suresi, 3/27. ayete isaret var.<br />
• Gönlün demir gibi sert bile olsa aglama; kereminin cilası onu parıl parıl parlayan bir ayna haline koyar.<br />
• Dostlardan ayrılıp mezara, toprak altına gittigin zaman yılanlardan, karıncalardan sana güzel yüzlü dostlar yapar.<br />
• Bak su anda sen, yasıyorum sanıyorsun. Aslında, sen beden kabrinin içindesin, o sana bu beden kabrinin içinde,<br />
zaman zaman ne gönüller kapan hayaller yaratıyor. Ne güzel tablolar yaratıyor, ne hos resimler çiziyor.<br />
• 0 bunları nerede yapıyor, yaratıyor "Kimsecikler laf etmesin" diye o is yurdunu gizlemis. 0 büyük yaratıcıyı, o<br />
essiz san´at sahibini bulmak için gögsünü yarsan bile, içeride hiç bir kimseyi bulamazsın.<br />
• Küçük iki yag parçası içinden akıp gelen, su iki nur ırmagına, gözlerine bak da onun asayı ejderha haline<br />
getirmesine sasma!<br />
• Su iki kulagına bak, sözleri içeri çeken kehribar nerede Ne sasılacak bir yaratıcı ki, iki deligi sözleri çekip alan bir<br />
kehribar haline getirmede!<br />
• 9lahî binaya, beden sarayına canı çagırır, onu saray sahibi eder. Sonra o saray da oturanı çekip alınca, o saraydan<br />
yine bir baska saray meydana getirir<br />
• Saray sahibinin bedeni kabre, yer altına alınmıstır. Ama, gönlünü de Allah´a yurt olarak vermistir.<br />
"Bu beyitte; "Allah yere göge sıgmadı, mümin kulunun gönlüne sıgdı." hadîsine isaret var.<br />
293. Benim gözüme hiç bir güzelin güzelligi görünmüyor.<br />
Mefülü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa-ilat<br />
(c. II, 878)<br />
• Günesli havalarda ova ne kadar hostur. Ne kadar hos görünür! Güller açtıgı zaman da gül bahçesi çok güzeldir.<br />
• Gördügümüz su günesten baska bir günes vardır ki, onun fermanı, onun emri, onun hükmü ile bizim bu<br />
günesimiz is görmekte, nurlar saçarak gökleri . dolasıp durmaktadır.<br />
• Sevgili mal verene, altın bagıslayana kendini öptürmez. 0 ask derdi ile sararıp solan gerçek aska yanagını uzatır.<br />
• Kanat çırparak uçusan su dudu kuslarına bak! Kendilerine seker veren bir seker dudaklıya dogru uçup giderler.<br />
• Dünyada herkes bir seker dudaklıyı seçmis ve sevmistir. Bizim de bir seker dudaklımız vardır ki, o da bize<br />
bambaska sekerler verir.<br />
• Bizim de öyle bir seker dudaklımız vardır ki, sekerler ondan seker dilerler.<br />
•Bizim öyle bir padisahlar padisahımız var ki, bize saltanat bagıslar, zaferler verir.<br />
• Eger padisah ogluysan, himmetini yücelt, padisahın sana taç bagıslamasını, kemer kusatmasını yeter bulma!<br />
• Elbiseni çıkar, soyun, kos, ab-ı hayata dal da topraktan yaratılmıs olan varlıgın sana yakutlar, inciler versin!<br />
• Aska dogru kos! Sana gelip geçici olan güzelligi gösterip, sana dert veren, kan aglatan sevgiliden çekin!<br />
• Su dünyada benim gözüme hiçbir güzelin güzelligi görünmüyor. Çünkü, ezel nakkası, can bedenine gayb<br />
aleminden sekiller vermede, onu bir baska çesit süslemededir. Ben o güzellikleri, o süsleri görmek isterim.<br />
• Aklı, kendisine kevser suyundan haber veren kus, nasıl olur da kör kuslarla beraber acı su içer<br />
• 9ki gözümüzü de Hakk kendi güzelligi ile doldurdu. 0 öyle güzeller güzeli ki, "Ay" bile onu güzelligini görse, hemen<br />
ugrunda, canını feda eder.<br />
• Diinya güzelleri bile, onun dilencisinin gözüne toprak gibi görünmede, Allah´ın görüs kabiliyeti verdiği göz, nasıl<br />
olur, nasıl görür; bir düsün!<br />
294. Korku ve Ümit<br />
Mef´ülü, Fa´ilatü, Mefa´îlii, Fa´ilat<br />
(c. II, 876)<br />
• Ne zamana kadar, ümit ve korku arasında çırpınıp duracagım Ne zamana kadar, umarak ve korkarak hırkamı<br />
yırtacagım. Ey saki, sen bana, ümitten de, korkudan da kurtulmam için ask sarabı sun!<br />
• Dıisünceleri, kaygıları yakıp yandıran ates dolu kadehi önüme getir bana sun çünkü, basımda ümidin de korkunun<br />
da getirdigi düsünceler var, üzüntüle rvar.<br />
"Mevlana´nın bu beyiti Ahmet Hasirn´in Piyale´sini hatırlattı: "Ates doludur, tutma yanarsın, / Karsında su gülhan<br />
piyale<br />
•Gamlar, kederler lüfunda bogulmamak için ümit ve korku demirini atmıs i ekliyoruz. Gel, Nuh´un gemisi gibi olan<br />
kadehini yürüt, sun, bizi mest et bizi bizden al da kurtar!<br />
• Kevser suyunun bile asık oldugu bu îlahî sarabı bana sun! 0 sarapla benirn susuzlugumu gider! Çünkü ümide ve<br />
korkuya kapılmısım da kevser hevasına düsmüsüm.<br />
• Halil îbrahim (a.s.) gibi atesin ta içindeyim. Azer gibi ümidlere kapılmısım,korkulara düsmüsüm de ümitlerden,<br />
korkulardan put yontmadayım; o sarabı bana gönder, beni kurtar!<br />
295. Bir gülün askı ile rüzgar gibi her taraftan kaçıyorum.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 900)<br />
• Onun lütuf etegini tut, hem de sımsıkı tut ki, birdenbire kaçmasın! Fakat su tuttugunu ok gibi çekme ki, fırlayıp<br />
kaçmasın!<br />
• 0 ne akıl almaz isler yapar, ne nakıslar, ne san´at eserleri ortaya koyar. Sekillerde, süretlerde görünür, ama<br />
kendisi can yolundan kaçar gider.<br />
• Sen onu göklerde ararsın, ay gibi suyun üstüne düser, orada parıl parıl parlar. Sen onu bulabilmek için suya<br />
girersin. Bu defa o gökyüzüne kaçar.<br />
• Sen onu mekansızlık aleminden ararsın, o izini sana mekan aleminde gösterir. Mekan aleminde aramaya<br />
çalısırsın, o mekansızlık alemine kaçıverir.<br />
• Süphe kusunun bedeninde, tez giden ilham habercisi yoktur. Bu sebeple ondan, dogru haber alınamaz. Sunu iyi<br />
bil ki, yakîni bilen kisi süpheden kaçar.<br />
• Usandıgımdan degil; korkuya kapılır, sundan bundan kaçarım. Çünkü o pek latîf olan sevgilim, sundan bundan<br />
kaçar.<br />
• Bir gülün askı ile rüzgar gibi her taraftan kaçıyorum. Benim gönül verdigim bu gönül, sonbahar rüzgarının<br />
korkusu ile gül bahçesinden kaçan gül degildir.<br />
• Adını söylemeye niyet edince öyle kaçar ki: "Filan kaçıyor!" demeye bile imkan bulamazsın.<br />
• 0 senden öyle kaçar ki, bir kagıda resmini yapsan, resim bile kagıttan uçar gider, hatta gönülde nisanı bile<br />
kalmaz.<br />
296. Ben kavusma gününde simsek, ayrılık gününde de aglayan bulut gibiyim.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 924)<br />
• Kutsal ruhlara benden selam söyleyin. Bizden önce gelip gitmis asıklara benden haber gönderin, haber götürün.<br />
Merhum Yahya Kemal, Veda gazelini yazarken acaba Mevlana´nın bu beytini mi açıkladı:<br />
"Dünyada bu iksîr ile mes´üd olan ervah,<br />
Ukbada da sermest-i müdam olsun erenler<br />
Tekrar mülakî oluruz bezm-i ezelde<br />
Evvel giden ervaha selam olsun erenler"<br />
• Ben vuslat gününde simsek gibiyim. Ayrılık gecesinde ise buluta benzerim. Söyle bakalım, sen bu iki karmakarısık<br />
halden hangisindensin<br />
• 0 günesin önünde ayın, yıldızın, mumun, kandilin adını anarsanız, Allah sizden hosnut olmaz.<br />
• Onun askının matbahını bırakır da su zenginlerin sofrasına giderseniz, çanagınız bos kalsın, aç gözlü bir dilenci<br />
olun.<br />
• Siz gönül atesini nereden alabilirsiniz Ben size yol göstereyim: Salına salına hos bir sekilde yürüyüp giden<br />
padisahlar padisahının atının nalından çıkan simsekten alırsınız.<br />
• Sevgilinin bulundugu yere ölüyü götürseniz dirilir, oraya haram götürseniz helal olur.<br />
• Onun askı, mademki canın ayagından binlerce bagı çözüyor; öyle ise, ne olur iki elimden de tutun, beni oraya<br />
götürün.<br />
• Ben bu gazelleri ask levhasından yazdım. Tebriz´in övündügü Sems´e bunları, bu kuldan bir armagan olarak<br />
götürünüz.<br />
297. însanın degeri ne ile ölçülür; bilir misin<br />
Aradıgı seyle! însan neyi ararsa ona layıktır.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 916)<br />
• Yerden biten, bas kaldıran agaç ve yaprak sunu söylerler: Hocam, ne ekersen ancak onu biçersin.<br />
• Sana sayılı olarak verilen nefeslerden eger son nefesin kaldı ise, asktan baska hiç bir sey ekme! Çünkü insanın<br />
degeri neyle ölçülür, bilir misin Aradıgı seyle. 9nsan neyi ararsa ona layıktır.<br />
• îki elini de kendinden, kendi varlıgından yıka, kendini görmekten, kendini begenmekten kurtul, kurtul da gel ask<br />
sofrasına otur! Çünkü, su, temizlik için,elyüz yıkamak için yaratıldı.<br />
• Sevgilisi kendi evine gelmek lütfunda, tenezzülünde bulunmusken, ev sahibinin evine gelmemesi, bos yere sagda<br />
solda dolasması, o kisinin aptallıgıni gösterir<br />
• 9nsan Hz. îsa olursa, elbette kosa kosa Hz. Meryem´in yanına gelir. Eger insan seklinde esek ise, eseklerin yanına<br />
varır.<br />
• Bir kisinin yol arkadası sakî olursa, o kisi ayık olabilir mi 0 içtikçe semirmez mi; gelismez mi<br />
• Sana gizlice söyleyeyim; Gül neden gülüyor Onun sevgilisi avucunun içindedir. Hep onu koklar durur da, ondan<br />
ötürü gülüp duruyor.<br />
298. Diken Allah´a yalvardı da dikenlikten çıktı, gül oldu!<br />
Mef´ülü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. II,871)<br />
• Neseli bahar geldi. Rahmetler saçmaya basladı. Süs çiçekleri Hz. Ali´nin Zülfikar´ı gibi parıl parıl parlamaya<br />
koyuldu.<br />
• Yeryüzünün her zerresi, gökyüzünden gebe kalmıstı. Dokuz ay doldu da o yüzden hepsi de kararsız bir halde<br />
kıvranıp durmada.<br />
• Nar çiçegi dügümlerle doldu. Kat kat oldu. Dere, rüzgarın yaptıgı ufak dalgalarla zırhlara büründü. Ova<br />
menekselerine kaplandı. Dag, lalelerle süslendi.<br />
• Çiçekler öpüsme zamanı geldi diye dudaklarını açtılar. Gülümsemeye basladılar. Selviler birbirleriyle kucaklasmak<br />
için kollarını açtılar.<br />
• Gökyüzü de yıldızlarla süslenmis bir gül bahçesi gibi. Fakat o, gönül gül bahçesini görünce, yüzünü bulutlarla<br />
örttü ve gönülden çok utandı.<br />
• Diken; "Ey halkın ayıplarını örten Allah" diye yalvarıp duruyordu. Duası kabul edildi de dikenlikten çıktı, gül oldu.<br />
Diken iken gül yanaklı, hos kokulu bir dilber geldi.<br />
•Kıs mevsiminde ölenler tekrar dirildiler. Artık kıyameti inkar edenlere îtibar kalmadı.<br />
• Allah´ın canlar bagıslayan lütfu yardım etti de "Bahçenin Ashab-ı Kehf´i"uykudan uyandılar.<br />
• Ölüyken dirilen agaçlar, otlar, çiçekler! Siz, kıs mevsiminde neredeydiniz .Uykularında, rühların gittigi yerde<br />
degil miydiniz<br />
• Sizler, her gece duyguların uçup gittigi yerde, her gece rüyalarda görülüp seyredilen, varılıp beklenen<br />
yerdeydiniz.<br />
•Ay bile incelmis, erimis, tükenmis, bitkin bir hale gelmisti. Artık ısıgı kalmamıstı. 0 tarafa gitti de bedir haline<br />
geldi, dolunay oldu. Nurlar saçmaya basladı.<br />
• Su görünen bes duygu ile görünmeyen bes duygu, her gece usanmıs, yorulrnus, melül, mahzün bir halde<br />
ayaklarını sürüyerek o aleme giderler de, seher vakti canlanmıs olarak kosa kosa kalkar yine bu aleme gelirler.<br />
299. Zaman terzisi, hayat gömlegini hiç kimsenin boyuna uygun dikmemistir.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. II, 869)<br />
• Saman terzisi insanlara biçip diktigi, giydirdigi hayat gömlegini hiç kim-e, tam o kisinin boyuna uygun olarak biçip<br />
dikmemistir.<br />
"Seyh Sa´dî merhum, bir beyitinde söyle buyurmus:<br />
"Bu dünyada herkesin kendine göre bir derdi, bir mihneti vardır. Hiç kimseye mutlu olmak belgesi verilmemistir."<br />
• Etrafına dikkatle bak da gör; su dünyada binlerce ahmak, nefsanî arzularına uyarak, sehvete kapılarak, etek<br />
dolusu altını yani yaptıgı ibadetlere,iyiliklere karsı kazandıgı sevabı seytana verip karsılıgında vicdan azabı, dert keder<br />
satın almaktadır.<br />
• Ey ölüyü "Benim canım!" diye seven, bagrına basan ahmak! Böylece senin ölüme mahkum, fanî bir güzele<br />
baglanıp kalman, ilahî bir armagan olan ve bedeninde misafir olarak yasayan canı da gönlü de sogutur, üzer.<br />
• Manen Allah ile beraber bulunmaya çalıs da fanî güzelleri, seytan hayallerini seytan nakıslarını bırak. Çünkü ecel<br />
gelince hiç bir murada eıismeden onların hiç birine sahip olmadan, yapayalnız ölür gidersin.<br />
• Rahatça yasaman için yayılıp serpilmis olan su dünya dösegine kurulup ayagını uzatma, çünkü dösek igreltidir.<br />
Onu elinden alırlar, dürer kaldırırlar. Seni de mezara korlar. Bu hali düsün, kork!<br />
• Sus artık, harfi, sözü bırak, gök kııbbesinin üstündeki meleklerin konuçtukları gibi sen de harfsiz, sözsüz konus!<br />
300. Güzel yüzlü güller, dikenlere dogru gitmedeler.<br />
Mefulü, Fa´ilal, Mefa´îlü. Fa-ilat<br />
(c. II, 870)<br />
• Gözüm segiriyor. Acaba sevgili mi geliyor Yüregim hızlı hızlı çarpıyor. Anlıyorum, gönlümü elemden alan<br />
gelmededir.<br />
• Bu hüdhüd kusu, Hz. Süleyman´ın ordusundan, su bülbül de gül bahçesinden uçup gelmedeler.<br />
• Canına karsılık bir kadeh sarap satın al, yok eger müflis isen canını degil, kendini sat gitsin! Çünkü alıcı geliyor.<br />
• 0 bekleyis kulagı, müjdeli haberler alıyor. 0 aglayıp duran göz de sevgilinin yüzüne kavusmada.<br />
• Bagın, bahçenin perisanlıgı geçti gitti. Güzel yüzlü güller dikenlere gitmedeler.<br />
• Asıgın; "Eyvah!" diye söylenmesi, sızlanması bos yere degildir. îste vuslat ordusu yola düsmüs de o "eyvah"lara<br />
çare bulmaya geliyor.<br />
• Çekinme, açıkça söyle! Su fani bedene ait istekler kaçtı gitti, çünkü Hakk´ın sıfatları gelmede.<br />
• Ey bahçenin müflisleri, sonbahar yolunuzu kesmisti, varınızı, yogunuzu almıstı. îlkbahar sultanı ihsanlarda<br />
bulunmak, elinizden çıkanları tekrar bagıslamak için yola düsmüs geliyor.<br />
301. Bedenimizin bütün cüz´leri su ten mezarına defnedilmis ölü gibidir.<br />
Mefulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. II, 862)<br />
• Basîret buragına binerek ask yoluna düsenler yani gönül gözlerini açarak yolculuga çıkanlar, bulutsuz ve tozsuz<br />
olarak, o "Ay" yüzlü güzeli manen görürler.<br />
• Sehvet tohumunu atese atanlar, yani sehevanî isteklerden, nefsanî arzulardan kurtulanlar, asılması çok zor olan<br />
su dünya tuzagından bir hamlede kurtulurlar.<br />
• Su sagır tabiat gürültüsünden geçerler, o tarafa giderler de, mana dostlarının meclisine varırlar, gül bahçelerinde<br />
yer edinirler.<br />
• Yüzsüz, edepsiz, tabiat kullarının ayaklarını baglarlar. Ruh padisahları bu mahallede onlara bas gösterir.<br />
• Bedenimizin bütün cüz´leri, su ten mezarına gömülmüs bir ölü gibidir. ask süru üfürülse de, bu ölü dirilip<br />
mezarından bas kaldırsa...<br />
• Senin sehvetin bakır gibidir. Ermisler ask nüru ile bakır halindeki varlıgını altın haline getirirler.<br />
302. Bir ev göster ki, orada onun çeragı yanmamıs olsun!<br />
Mefülü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. II, 861)<br />
• Bu güzel yüzlü sevgilinin bize yapmadıgı hiçbir iyilik kalmadı. Eger onun keremi size böyle yapmadıysa, bizim<br />
suçumuz ne<br />
• "0 güzel bize cefa etti!" diye söylenip duruyorsun. îki dünyada da cefa etmeyen güzeli kim görmüstür<br />
• 0 seker vermediyse, onun askı seker degil mi Eger o vefa göstermediyse, onun güzelligi tamamıyla vefadır.<br />
• Bir ev göster ki, orada onun çeragı yanmamıs olsun. Bir sofa göster ki, yüzü orasını senlendirmemis olsun.<br />
• Bu göz ile o çerag ayrı ayn iki nurdur. Onun biri ötekine ulasınca, böylece iki nür birlesince, kimse onları<br />
birbirinden ayıramaz.<br />
• Ruh, sevgilinin güzelligini seyre dalıp kendinden geçince dedi ki: "Allah´ın güzelligini, Allah´tan baska kimse<br />
göremedi"<br />
" Molla Camî hazretlerinin bir beytinin tercümesi olan su meshur beyit, bu konuyu açıklar:<br />
"Kendi hüsnün hüblar seklinde peyda eyledin<br />
Çesm-i asıktan dönüp sonra temasa eyledin"<br />
• Bu örneklerin her biri bir anlatıs, mugalata, bir yanıltıstır. Yoksa Hakk´ın (=Kusluk vakti hakkı için) diye<br />
buyurması onun yüzünü kıskanmasından baska bir sey degildir.<br />
303. Gönül, bahar mevsiminde çiçeklerle süslenmis her dalı,<br />
gizli sevgiliden haber getiren bir dost olarak görür de,<br />
sevgili vuslatını arar, sevgiliye gider.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü. Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. 11, 864)<br />
• Bülbüle bak, gül bahçesine gidiyor. Allık da sevgilinin nar çiçegi gibi kırmızı olan yüzüne gitmede.<br />
• Meyve tam olmus da artık kendinden geçmis, Mansür gibi daragacına asılmaya gidiyor.<br />
• Çiçek açılmıs, yapraklanmıs, padisaha çiçekler saçmak için hazırlanmıs. Çünkü padisah da bahar mevsiminde<br />
bagıslarda bulunmaya niyet etmis.<br />
• Lale, gönlü dertle yanmıs rahip gibi kanlı gözyasları dökerek, dagların yolunu tutmus.<br />
• Diken tam dokuz ay gülden ayrı düstügü için agladı, feryat etti. Gül onun vefasını gördü de yola düstü. Dikene<br />
dogru hızlı hızlı gidiyor.<br />
• Nergis bahçede sevgili ile görüsmekten bulusmaktan bahsedildigi için sasırıp kalmıs da bahçenin etrafını<br />
seyrediyor.<br />
• Sanki bahar; " (=Allah alıcıdır) müjdesini duydugu için, gül yola düsmüs alıcıya gidiyor<br />
" Tevbe Süresî, 9/111. ayete 9saret var.<br />
• Gül, gönlünün derinliklerinde Hakk´ın bu müjdesini bütün çiçeklerden daha fazla duydu da, gönlünü de, sarıgını da<br />
attı. Herkesten daha çok kosmada, daha çabuk gitmede.<br />
• Bahar mevsimi gelip de her sey yeniden canlanınca gönül, çiçeklerle süslenmis her dalı gizli sevgiliden haber<br />
getiren bir dost olarak görür de, sevgilinin vuslatını arar, sevgiliye gider.<br />
304. Ben, ask yüzünden öyle bir yere vardım ki, ask bile o yeri bilmez.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. II, 905)<br />
• Ben ask yüzünden öyle bir yere vardım ki, ask bile o yeri bilmez. Akıl ulastıgım o yeri görünce kendinden geçti,<br />
sasırıp kaldı.<br />
• Binlerce zulüm, binlerce sitem geldi, çattı. Fakat akıl, bunların hepsinden de beni kurtardı. Eger akıl, askın ulastıgı<br />
yere baglanıp kalırsa, söyle bakalım, bundan sonra beni kim kurtaracak<br />
• Ey gönül, yoksa sen sarhos musun ki, gönlünü akla verdin, akla baglanıp kaldın! Onun kendisinin bile oturacak,<br />
yerlesecek bir yeri yurdu yok, seni nereye oturtacak<br />
• Aklın meta´ı eserinden baska bir sey degildir. Ask ise, canlar bagıslar. Ask gezmeye çıkınca kendisine bakanlara<br />
canlar bagıslar.<br />
• Binlerce canı, binlerce gönlü, binlerce aklı bir araya getirsen, birbirine baglasan, dost etsen, ask seninle beraber<br />
olmayınca, onların hiçbiri seni sevgilinin penceresine ulastıramazlar.<br />
• Sevgilinin yüzüne ancak onun saçlarının tuzagına düsersen kavusabilirsin. Fakat yine de çalısmayı, çabalamayı<br />
bırakma, çünkü çalısıp çabalama seni yetistirir, olgunlastırır.<br />
• Basının yastıgı, Hakk´ın yardım esigi olan kisinin uykusunun kuluyum, kölesiyim. Çünkü o, hiç de uykuya dalmaz,<br />
uyuyup kalmaz.<br />
• Bir ceylanda arslan yüregi varsa, o binlerce ceylanı arslandan kurtarır.<br />
.<br />
305. Hiçbir can asktan canını kurtaramaz!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa-îlün, Fa´îlün,<br />
(c. 11, 9Î8)<br />
• Yesillikler, bahçelere güzellik, parlaklık verip kara topragın içinden çıkan çiçeklere, güllere çesit çesit renkler, hos<br />
kokular bagıslayan yaratıcıya asık¦ olan kisi de benim gibi bir asıktır.<br />
• Askın canına and olsun ki, yüzlerce burcun, yüzlerce kal´a bedeninin içinde bile olsa yine de hiç bir can, asktan<br />
canını kurtaramaz.<br />
• Arslan bile olsan, ask arslanları avlar. Fil kadar kocaman bir gövden olsa, ask gergedan olur, seni alt eder.<br />
• Ondan kaçıp kurtulmak için derin bir kuyunun dibine insen, ask kova gibi seni tutar, boynuna ipini geçirir, yukarı<br />
çeker alır.<br />
• Sen kıl gibi incelsen, göze görünmemek istesen, ask kılı kırk yarar. Kebap olsan, ask sis olur, seni evire çevire<br />
yakar, yandırır.<br />
• Her ne kadar ask erkegin de kadının da aklını çeler, fıkrini elinden alırsa da, eminlik de asktadır, adalet de<br />
ondandır.<br />
306. Can balıgını denizin bin kere kucaklamasınm ne önemi vardır<br />
Balık suya kanar mı<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün,<br />
(c. II, 901)<br />
• Ne olur sevgilim gelse, bir an için olsun beni oksasa da, bu yaslı agaç o babar yüzünden yeserse, gülse.<br />
• Sevgilinin güzel hayali yanıma gelse; "Nasılsın " diye hatırımı sorsa da bu zayıf bedenim yeniden can bulsa,<br />
yeniden hayata kavussa ne olur<br />
• Ben onun büyüleyici bakısının oku ile yaralanmıs bir avıyım. Ne olur, bana acı(Zeker) yahut sevgi duyarak gelse de;<br />
"Ey benim yaralı avım!" diye seslense.<br />
• Onun askının kararsızlıgından ötürü, su üstüne düsmüs bos bir kase gibi çırpınıp duruyorum. Ne olur Bir testi<br />
gibi ben de sevgilinin dudaklarına kavussam.<br />
• Döktügüm gözyasları ile, su kara topragın kucagı la´llerle, incilerle doldu. Ne olur sevgili de bir kerecik olsun<br />
vuslat istegi ile kollarını açsa, beni bagrına bassa.<br />
• "Bana neden sikayet ediyorsun " dedi. Ben kollarımı binlerce defa açtım,seni kucakladım. Fakat can balıgını<br />
denizin bin kere kucaklamasının ne önemi vardır Hiç balık suya kanar mı<br />
• Gönlüm bana öfke ile bakarak diyor ki: "Artık sözü kısa kes, sözlerimdeki binlerce nükteden hiç olmazsa birini<br />
dinlesen ne olur "<br />
• Gönül ile ask, Muhammed (s.a.v.) ile Hz. Ebubekir gibi beden magarasının dostları. Magara dostlarının canları bir<br />
oldugu halde adları ayrı olursa ne çıkar<br />
• Tatlı bir narın içindeki taneler bin olmus, bir olmus ne önemi var Nar sıkılınca onlann hepsi bir olur ya, bu<br />
yüzden taneyi saymak ne ise yarar Sayının degeri kalır mı<br />
307. Çok dua ettim çok niyazda bulundum,o kadar ki,<br />
bütün vücudum dua kesildi!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îliin,<br />
,(c. II, 903)<br />
• Sen beni istemesen de, gönlüm seni istiyor. Allah dilerse, sen de bir gün benimle barısırsın.<br />
• Binlerce asıgın var. Hepsi de; "Acaba saadet ve devlet tahtına oturmak kime nasip olacak " diye can ve gönülle<br />
seni aramadalar, seni istemedeler.<br />
• Müflis ve yoksul bir asıgın senin askına tutulmasına halk sasırıp duruyor. "Padisahların bile gıpta ettikleri,<br />
imrendikleri azîz bir varlıgı, bir dilencinin istemekte ne hakkı var " diyorlar.<br />
• Fakat Allah´tan can isteyen bir ölüye sasma, gönlünü suya kaptırmıs olan bir susuza hayret etme.<br />
• Bir körün göz nüru istemesine, bir esirin gözlerinden gurbet gözyasları dökülmesine sasma.<br />
• Çok dua ettim, çok niyazda bulundum. 0 kadar ki, bütün vücudum, dua kesildi. Bu sebeple yüzümü gören benden<br />
dua istiyor.<br />
• Selam verdim, saygı gösterdim, bana; "Nasılsın " dedin. Kimya dileyen nasıl bakır olabilir<br />
• Resim, ressam nasıl isterse öyle olur. Üzüm, ezilmeden sarap olabilir mi<br />
308. Hamamcının güzelliginin tesirleri<br />
Fa´ilün, Fa´ilatün, Fa´ilün, Fa´ilün<br />
(c. II, 809)<br />
• Ne tuhaf hamamcı, halvetten dısarı çıkınca, onun güzelligini gören hamamdaki resimler bir bir ona secdeye<br />
kapanırlar.<br />
" Bu gazelinde Mevlana güzelligin tesirlerini kendine has mübalagalı hos bir ifade ile anlatmaktadır. Kur´an-ı<br />
Kerîm´de Yusuf Suresinin 12/31 ayetinde geçen; Hz. Yusuf´un giizelliginin etkisi ile Mısırlı kadınların ellerini dogramaları<br />
hadisesini hatırlarsak bu beyitleri daha iyi anlamısoluruz.<br />
• Hamamda, duvarlarda bulunan donmus, buz kesilmis resimler, hiç bir seyden haberleri yokken, hepsi de ölüyken,<br />
güzel hamamcının gözlerinin ısıgı onlara vurunca, o cansız resimlerin hepsinin de gözleri bir nergis oldu.<br />
• 0 resimlerin kulakları hamamcının kulakları yüzünden ask hikayeleri duymaya, gözleri onun güzel gözlerinin<br />
tesiriyle görüs sahibi oldu, görmeye basladı.<br />
• Sanki o resimlerin her biri güzellik sarabı içmis, mest olmus gibi neseyle oynamaya koyulmuslardı.<br />
• Daha sasılacak seyler oldu. Resimler dile geldiler. Hamamın içi onların sesleriyle, naralarıyla doldu. Onların<br />
hayhuylarından, onların gürültüsünden mahser yerine döndü.<br />
• Resimler birbirlerini kendi yanlarına çagırmaya basladılar. Bir resim bir kösede kahkaha ile gülüyor. 0 burada<br />
duvardan iniyor, ona dogru gidiyordu.<br />
• Canlanan resimler, insanlar gibi güzel güzel konusurlar, güzelliklerini gösterirler; meshur olurlar, herkes onlardan<br />
bahsetmeye baslar. Böylece, sana ve sevkate kavusurlar. Ama hiç bir resim hamamcıyı bulamaz.<br />
• Hepsi de darmadagın olur. Hepsinin de önünde ve arkasında o vardır. Hepside canlar padisahını bilip tanımadan<br />
onun ordusunun bulundugu yere kadar gelir.<br />
• Cansız resimleri bu hale getiren güzelligin gücü, akıl almaz isler yapar. Gül bahçesine benzeyen her gönül, onun<br />
yüzünün ısıgı ile güllerle dolar. Her fakirin etegi onun cömert avucuyla altınlarla dolar.<br />
• 0 minbere çıkınca, sarap kadehi tasar, meyhane haline gelir. Mezarlardaki ölüler bile mest olurlar. Her agaç<br />
Hannane diregi olur da ayrılıklardan sikayete baslar, aglar, inler.<br />
• 0 güzel varlık, gözden kaybolunca, resimler yine cansızlasır, yine donarlar, buz kesilirler; gözleri görmez olur,<br />
kulakları sagırlasır.<br />
• Fakat o güzel tekrar yüzünü gösterirse, onların gözleri açılır. Baglar, bahçeler kuslarla dolar, çayırlar, çiçekler<br />
yeserir.<br />
• Haydi sen simdi, gül bahçesine git de dostları seyret! Ask masalları dinle! Bu anlatılanların arkasından can gelir.<br />
Görüp seyrettiklerini sana tabir eder,yorumlar.<br />
• Ey dostum, apaçık görünen seyler, nasıl söylenebilir Nasıl anlatılabilir Onu yazmak isteyen kalem, hokkaya<br />
batar, mürekkebe bulanır, ama bunları yazamaz.<br />
309. Senin güzel yüzünü gören, artık gül bahçesine gitmez.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 787)<br />
• Yüzünün yaptıgını, günesin yüzündeki nür bile yapamaz. Askının ettigini mahserdeki karısıklıklar, kıyametler bile<br />
edemez.<br />
• Senin güzel yüzünü gören artık gül bahçesine gitmez. Dudagının tadını bilen de kadehten bahsetmez.<br />
" Nesatî merhum bir beytinde söyle der:<br />
"Baga sensiz bakamam, çesmime ates görünür,<br />
Gül-i handanı degil, serv-i hıramanı bile."<br />
(Sevgilim ben sen olmayınca baga bakamam, Can güller gözüme ates gibi görünür yalnız gül degil selviler bile.)<br />
• Senin büklüm büklüm saçların gelince, misk artık kendi kokusunu agzına almaz, senin nürun görününce, akıl bir<br />
daha yanlıs adım atmaz.<br />
• Yedi kat göge sıgmayan güzelliginin parıltısı, askınla dertli, yaralı gönülden baska bir yere sıgmaz.<br />
• Harap olan gönülde, sonsuzluk hazinesi gömülü oldugu içindir ki, o hazineyi düsünen Hakk asıgının yüzü, altın<br />
gibi sararmaktadır.<br />
• Ben bilmiyorum, sen söyle nedir o sey ki; güzelin bir bakısı ile gönül huzuru elde edilmesin<br />
• Ben o tevbeyi bozduran güzelden bahsetmemek için tevbe etmistim. 0 güzelin saçının büklümünü gören bir daha<br />
tevbe edemez.<br />
• Aska verdigim deger, benim anlayısımın, idrakimin degeridir. Askın degeri bu degildir. Güzelim, incinin degerini<br />
ancak inci biçen bilir.<br />
• Ya Rabbî! Gönül senden bir sabır, bir tahammül elde etmezse ask atesinin nasıl yakıp yandırdıgı hikayesini aralık<br />
vermeden kıyamete kadar söyler.<br />
•Gölge varlıgımızı, bedenimizi toprakla müsavî tutanın, topragımızı yüzlerce Canla bir tutmaya gücü yetmez mi<br />
310. Yalnız dünya isleri için kendinizi harcamayın,<br />
ahireti de düsünün.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatiin,, Fe´ilün<br />
(c. II, 802)<br />
• Mısır´ın Yusuf´u geliyor. Hepiniz ona ikrar veriniz. Onun Mısır ülkesinin padisahı oldugunu kabul ediniz. Yüzlerce<br />
seker kamısı gibi salına salına geliyor. Onu alın götürün!<br />
• Canı aska bırakın da hepiniz rüh olun, sonra asktan renk alın da sadaka olarak gül bahçesine sunun.<br />
• Rindler, dostlar, hepiniz bir renk olarak, ücretlerini alın da çarsıda harcayın.<br />
• Kafirlere, seriat sarabından bir kadeh verin de, onlarda küfürden de imandan da bir eser kalmasın.<br />
• Ask sarabından önce su mest olmus, yanıp yakılmıslara kadehi verin de,, onların gönüllerini hos edin! Sonra da o<br />
uyanık, aklı basında olan hocaya verin.<br />
• Akıl pusudadır. Saga, sola bakmada, kusur aramadadır. Kusur arayan o ihtiyar yankesiciye büyük kadehle sarap<br />
sunun, sunun da kendinden geçsin, kusur aramasın!<br />
• Ates cinsinden olan sehvet, hiddet, söhret gibi duyguları, asıkların atesine atın, yakın! Elinizde ne varsa, onları, o<br />
sırlar fitnesinin dünya sevgisinin basına verin, kurtulun!<br />
• 9lahî ask sarabıyla mest olun, yıkılın kalın da, su dünya isleri için kendinizi bos yere harcamayın! Sevginizi<br />
dünyadan da, ahiretten de alın, sadece ask isine koyulun.<br />
• Delilik atesi, ilahî ask atesi, ayıplanmayı, kendini begenmeyi tutusturup yakınca, ele geçen bu lütfa, bu ihsana<br />
basınızı da verin, sarıgınızı da!<br />
• Evlerinizi bırakın, asıklar topluluguna girin. Elbiselerinizi satın, parasını meyhaneciye verin!<br />
• Dünya malına karsı duyulan asırı istek, asırı özlem, bir örümcek gibi durmadan seni avlamak için ag örmektedir.<br />
Bu sebeple süslü, kıymetli elbiseler giymek arzusunu, bedeni besleyecek nefis gıdaları, bas olmak, yüksek mevkîlere<br />
geçmek hırsını, hepsini ask ugrunda feda edin de kurtulun!<br />
311. Onlar, avuçlarına toprak alsalar altın olur.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 775)<br />
• Aman, aklını basına al, sehirde iki üç yankesici var. Onlar ne yapıp yapıp bir kolayını bulurlar, "ay"ın bile<br />
basından külahını kaparlar.<br />
• Onlar, iki üç rinddir. Gönülleri uyanık, kendileri mesttir. Onlar, öyle kendilerinden geçmislerdir ki, bir kavgayla, bir<br />
patırtıyla gökyüzünü bile döndürürler.<br />
• Onlar, öyle sıkı agızlıdırlar ki, bas vermedikçe sır vermezler. Sakîdirler, asıklara sarap sunarlar ama, sundukları<br />
sarap, üzüm sıkılarak yapılan sarap degildir.<br />
• Onlar, ruhun özledigi, aradıgı gayb alemindeki essiz güzelin dostlarıdır. Onlar, o essiz gayb güzelinin gözleri gibi<br />
dalmıslar, hastalanmıslardır.<br />
• Kendileri bir sekle, bir sürete bürünmüslerdir. Ama, sekillere düsmandırlar. Onlar bu dünyada yasadıkları halde,<br />
iki dünyadan da bezmis, usanmıslardır.<br />
• Günes gibi bütün gün görüs bagıslarlar, insanlara görme kabiliyeti verirler. Ay gibi, yıldızlar gibi bütün gece<br />
gezerler, dolasırlar.<br />
• Avuçlarına toprak alsalar, o toprak altın olur. Gece arpa ekerler, fakat gündüz bugday biçerler.<br />
• Öyle güzellerdir ki, onlar olmadıkça gönül meyve vermez. Öyle baskandırlar ki, ne basları vardır, ne de sarıkları.<br />
• Adam ol da git onların hizmetinde bulun! Çünkü onlar gerçekten adamdırlar. Onlardan baskaları insan sekline<br />
girmis kurtlardır, insan yiyicidirler.<br />
• Her ne kadar agız sözle dolu ise de, yeter, fazla söyleme; çünkü agızdan çıkan harf de, nefes de bizden<br />
degillerdir, bize yabancıdırlar.<br />
312. Biz ask atesi ile yanıp yakılmadaki ma´nevî lezzeti bulmusuz.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatiü,, Fe´ilün<br />
(c. II, 785)<br />
• Biz ne sarap kadehi elinde bulunan varlıklı, tanınmıs kisilerdeniz, ne de sadece bir keçisi olan zavallı<br />
müflislerdeniz.<br />
• Biz ask atesi ile yanıp yakılmadaki manevî lezzeti buldugumuz için ab-ı hayatı bırakmısız da, ates pesinde<br />
kosanlardınız.<br />
• Biz, herhangi bir evin penceresinden içeri "ay" gibi ısıgımızı düsürürsek, o evdeki gece huyluların hepsi de kapının<br />
yolunu tutarlar. Yani biz, hangi gönle manen girersek, o gönüldeki kötülükler, hosa gitmez hayaller kaçar giderler, o<br />
gönül huzura kavusur.<br />
• Felegin sarap kadehlerini kırdıgı ümitsiz kisiler, yüzümüzü görünce yeni bastan zevke, yeni bastan neseye<br />
dalarlar.<br />
• Kapıyı kapayınız, sarap sununuz! Senin askınla benizleri solmus, sararmıs asıkların kırmızı sarabı içme zamanı<br />
geldi.<br />
• Hakk asıkları, bir elleriyle halis iman sarabı içerler, öbür elleri ile de kafirin perçemini tutarlar.<br />
" Bu beyitte, yaslı bir seyh oldugu halde savastan çekinmeyen, Mogollar´la savasa giren ve sehit olan Mevlana´nın<br />
babasının seyhi Necmeddin Kübra hazretleri kastedilmektedir Nefehat mütercimi merhum Lami´î Çelebi, Mevlana´nın bu<br />
beytini manzum olarak söyle tercüme etmis:<br />
"Bir elden nüs idüp îman sarabın Bir elde perçem-i kafır tutarlar." (Nefahatü´l-Üns Tercemesi, s. 480.)<br />
• Nerede bir çark dönüyorsa, onu döndüren su, biziz. Nerede bir buhurdan tütüyorsa, onun içinde yanan öd agacı,<br />
biziz.<br />
• Su mavi perdenin arkasında ay yüzlü bir güzel var. Gök kubbesinde bulunan bütün yıldızlar, onun yüzünün<br />
nürundan nür alırlar, süslenirler.<br />
313. Ask, bazen gökyüzünde kapılar açar.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 822)<br />
• Ask, simdi merhamete geldi. Bize acıyor, bu gün bize, canlar canı can olmadadır.<br />
• Ma´rifet günesinin ısıkları içinde titreyip duran her zerre Gayb Alemi´ni biliyor.<br />
• Ask, kimya yapan, bakırı altın eden bir kimyadır. Hatta su topragı bile manalar hazine haline getiriyor.<br />
• Ask, bazen gökyüzünde kapılar açıyor, bazen aklı merdiven ediyor.<br />
• Bazen sarap gibi nese meclisi kuruyor. Bazen deniz gibi inciler saçıyor.<br />
• Asık; "Lenteranî" (=Beni göremezsin!) sesini duysa bile yine ümitsiz olmaz, dostun askına güvenir.<br />
• Ask görülmemis armaganlar getirmistir. 0 armaganları kabiliyetli kisilere dagıtır, durur.<br />
• Ask, bu agıza ne tattırmıstır ki, lezzetinden dilsizlige özenir de susar<br />
314. 0 padisahlar padisahı ne yaparsa güzel yapar.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. II, 820)<br />
• 0 padisahlar padisahı ne yaparsa güzel yapar. Nasıl ki, incir agacı hep incir verir, baska meyve vermez!<br />
"9brahim Hakkı hazretleri;<br />
Hep isleri faiktir,<br />
Birbirine layıktır,<br />
Neylerse muvafıktır.<br />
Mevla görelim neyler,<br />
Neylerse güzel eyler.<br />
Deme su niçin söyle!<br />
Yerindedir ol öyle!<br />
Bak sonunu seyreyle!<br />
Mevla görelim neyler,<br />
Neylerse güzel eyler."<br />
diye yazmıstır. (Dîvan-ı Ibrahim Hakkı, s. 192.)<br />
• 0, her nerede iki zıddı evlendirmek isterse, onları sütle sekerin birlesmesi gibi çeyizler, evlendirir.<br />
" Yemeklere tat veren tuz, klor ile sodyumdan ibarettir. Bunların her ikisi zehirdir."<br />
• Onun nefesi ile ab-ı hayat kaynagı akar, o talkın verince ölü dirilir.<br />
• Allah, her kuluna tek basına bir dünya bagıslar. îki alemde bunu yapan kimdir<br />
" Her insan tek basına bir dünyadır. Hz. Ali;"Sen kendini küçük bir varlık zannediyorsun, sende büyıik bir alem var."<br />
diye buyurmus. Bugün ilim ispat etti ki, her insanda bulunan hücrelerin sayısı, trilyonları buluyor, dünyanın nüfusu daha<br />
on milyarı bulmadı.<br />
• Kuyu dibinde onun adını ansan, zikretsen, kuyu dibi göklerin en yüksek yeri haline gelir.<br />
• Eger bir kafir, onun askından bahsederse, onun küfrünü, bütün dinin nüru yapar.<br />
• Bütün dikenleri nesrin gülü haline getirmek için, dünyanın dikenini asıkların yoluna koymustur.<br />
• Sen bilmiyor musun Kim onun kusu olursa, pek mutlu olur da altın yumurtalar yumurtlar.<br />
• Artık susayım da, bundan sonra gizli dua edeyim, fakat, padisah "Amin" derse, dua nasıl olur da gizli kalır<br />
315. Hz. Ali ile Hz. Ömer birbirleriyle uzlasınca<br />
rafızînin parmagı agzında kaldı.<br />
Fa´ilatün, Pa´ilatün, Pa´ilat<br />
(c. II, 810)<br />
• Yine süt ile sekeri karıstırdılar. Asıkları da birbirleriyle bir araya getirdiler.<br />
• Gece ile gündüzü ortadan kaldırdılar, günesi, ay ile birbirine karıstırdılar.<br />
• Ma´sukların rengi ile asıkların rengini, altınla gümüsü birbirine karıstırdıkları gibi kanstırdılar.<br />
• Hakk´ın ebedî baharı geldi. Kuru dallarla yas dalları birbirlerine karıstırdılar.<br />
• Hz. Ali ile Hz. Ömer birbirleriyle uzlasınca rafızînin parmagı agzında kaldı.<br />
"Rafızî; Hz. Muhammed´den sonra Hz. Ali´yi halife tanıyıp; Hz. Ebubekir, Hz. Omer ve Hz. Osman´ın halifeligini<br />
kabul etmeyen Siilere Sünnîler tarafından verilen ad. Bu beyitte Hz. Mevlana, Sünnîlerle Alevîlerin beraberce kardes gibi<br />
yasayacaklarına isaret buyuruyor.<br />
• Hem bayram gibi Kadir gecesi belirdi, göründü. Hem de melek ile insanı birbirine kattılar.<br />
• Onlara birbirlerinin dillerini ögrettiler. Bu ikisi de (melek-seytan) birbirinden nefret ettikleri halde, onları birbirine<br />
kattılar, insan bedeninde beraber yasıyorlar.<br />
• Birbirine zıt olanı, hayır ile ser ve kuru ile yas gibi birbirine kattılar.<br />
• Ben agzımı kapadım, geri kalanını, sen söyle, çünkü bu bakısı o bakısla bir-lestirdiler.<br />
"Mithat Beharî merhum;<br />
"´Bu bakıs´la, Hz. Mevlana´nın bakısını; o bakıs´la da Hz. Muhammed´i kast diyor, dogrusunu Allah bilir.<br />
316. însanlar, su var gibi görünen, aslında yok olan dünyadan azar azar gidiyorlar.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 819)<br />
• îlahî ask sarabını seven, mest olmus Hakk asıkları azar azar geliyorlar.<br />
• Gönül alanlar yola düsmüsler, nazlı nazlı geliyorlar. Gül yüzlüler de gül bahçesinden çıkmıslar, geliyorlar.<br />
• Su hem var gibi görünen, hem de aslında yok olan dünyadan insanlar, fani varlıklar azar azar gidiyorlar. Rüh<br />
aleminden de azar azar ebedî olan vaılıklar, ruhlar geliyorlar.<br />
• Hepsinin etekleri altınlarla dolu, tıpkı maden gibi. Eli dar olanlara vermeye geliyorlar.<br />
• Yaralı zayıf, ask yaylagında semirmis, sismanlamıs bir halde geliyorlar.<br />
• Tertemizlerin canları, günes ısıgı gibi cennetlerden yüce olan mana gıü bahçesinden geliyorlar.<br />
317. Gökyüzünü asıkların ahlarının dumanları kurmustur.<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 826)<br />
• Ya Rabbî! Asıklardan hosnut ol, asıkların sonları iyi olsun!<br />
• Asıklar, senin güzel yüzünle bayram etsinler, canları ask atesinde öd a gibi yansın, yakılsın.<br />
• Kim; "Asktan halas olsun, kurtulsun" diye yalvarırsa, dilerim o dua göklere yükselmesin, kabul edilmesin.<br />
• Görmez misin Ay bile asık olmus, içine ask atesi düsmüs de, sessizce, yalnız basına göklerde dolasıp durmada.<br />
0, ask yolunda bir zaman ziyan eder, erir, incelir. Ask yolundaki ziyan, ne mutlu bir ziyandır. Aslında o ziyanın hepsi<br />
kardır. Çünkü, eriyen, zayıflayan "ay", zamanı gelince bedir halinde dolunay olarak karsımıza çıkar.<br />
• Asık olmayanlar, ölümden korkarlar. Ömürlerinin uzaması için yalvarırlar. Mühlet isterler. Asıklar ise; "Hayır,<br />
hayır!" derler. Sevgiliye kavusacakları için "Ey ölüm, çabuk ol, gel!" diye niyazda bulunurlar.<br />
• Aslında gökyüzünü, asıkların "ah"larının dumanları kurmustur. Bu dumanın sahibine; "Aferin, çok yasa!" de!<br />
318. Hakk´ın kahrında lütuflar gizlidir.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 821)<br />
• Bir insanın gülmesi, Cenab-ı Hakk´ın o kula lütfünu, ihsanını anlatmada, hikaye etmektedir. Bir insanın aglaması,<br />
feryat etmesi de Hakk´ın kahrından bir sikayettir.<br />
• Dünyada birbirine zıt olan, aykırı olan bu iki haberin de, hal dilleri ile bir sevgiliden geldiklerini rivayet ederler.<br />
Aziz Hüdaî hazretleri;<br />
"Hostur bana senden gelen, Ya gonca veyahut diken! Lütfun da hos kahrın da hos" diye yazmıstır.<br />
• Hakk´tan gelen lutuf, gaflette olan kisiyi öyle sasırtır ki, o Hakk´ın kahrını düsünmemek cinayetini isler de daima<br />
gülecegini zanneder.<br />
• Ötekine gelen kahır da ona ümitsizlik verir. 0 zavallı ye´se kapılır, bunalıma girer. 0 kahrın arkasındaki lütfu<br />
düsünemez.<br />
" Aslında kahırda ilahî bir lütuf gizlidir. Mevlana Dîvan-ı Kebîr´nin baska bir yerinde:<br />
"Gamdan, kahırdan daha tatlı, daha mübarek bir sey olamaz. Bunun karsılıgı sonsuzdur. diye buyurmustur. (Dîvanı<br />
Kebîr, c. VI, s. 265) Mevlana Mesnevî´de. de bu konuya bir çok , kere temas etmistir. (Bkz. Mevlana, Hayatı, Sahsiyeti,<br />
Fikirleri, Ötüken yay., s. 270) Bır Mesnevî beytinde;<br />
"Paha biçilmez akîk pislik içinde gizlendigi gibi, Hakk´ın kahrı içinde lütuf gizlenmistır. (Mesnevî, c. V, no. 1665) Baska<br />
bir Mesnevî beytinde de;<br />
"Onun hos olmayan tecellîsi canıma hos gelir. Gönlümü inciten, kıran sevgiliye canım" feda olsun." (Mesnevî, c. I,<br />
no. 1771) diye buyurmaktadır.<br />
• Ask, esirgeyen bir sefaatçidir. Ikisini de görür, gözetir, korur.<br />
• Allah´ım, bu askı bize lütfettigin için sana sükürler olsun. Biliyorum ki, senin kahrında bize sonsuz lütuflar var.<br />
• Sükürde kusurumuz olsa bile ask nankörlüge bile bakmaz. Onu bile hos görür.<br />
• Bu ask, ya kevserdir, ya ab-ı hayat; ömre sonsuzluk vermede, insanı ölümsüz etmededir.<br />
• Ask, Allah ile insan arasında bir peygamber gibidir. îkisinin arasında gelir gider, birbirinden haberler getirir<br />
götürür.<br />
• Yeter artık sus, bunu ayet ayet okuma, zaten ayeti de ask tefsir eder.<br />
319. Herkes ayıptan, hatadan kurtulma pesinde;herkes bir hünerin avcısı.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 801)<br />
• Burada bir zevk var, bir isret var; bu fırsatı kaçırmayın! Sizin tali´iniz varmıs; devlet, mutluluk ayagınıza gelmis.<br />
Devletin basını kasıyın; ona saygılı davranın, onu rahat ettirin!<br />
• Bu sütle siz seker gibi karısın, bir gönüllü olun, çünkü her ikiniz de naziksiniz, güzelsiniz, degerlisiniz.<br />
• Tarlalarda kalmıs döküntü basakları, daneleri toplamak adamlık mıdır Böyle yapmayın; siz yüzlerce harmanın,<br />
yüzlerce anbarın sahibisiniz.<br />
• Onun güle, reyhana benzeyen etegine yapısın, siz bu gül bahçesinde beslenmis, onun hos kokuları ile<br />
karısmıssınız.<br />
• Su dünyada, bir çok renk gördünüz, sekil gördünüz, bir çok resimler, bir çok heykeller seyrettiniz. Onların hepsi<br />
de cansız, hepsi de yasamıyor. Peki neden bütün dünya güzellerine ay gibi nurlar saçan sevgilimizi de böyle sanırsınız<br />
• Siz evinin yolunu bilmez degilsiniz, çünkü siz vuslatın oglusunuz! Siz bu pazar yerindensiniz! Kalp ve geçer akçeyi<br />
anlamaz degilsiniz!<br />
• Siz ilk yaratılısınız da melekten dogmus bir melektiniz. Bugün neden böyle dilenci gibi sızlanıp duruyorsunuz<br />
• Herkes ayıptan, hatadan kurtulma pesinde! Herkes bir hünerin avcısı olmustur. Siz can meclisinde bulundugunuz<br />
halde, aklınız basınızda kalmıssa, bastan basa ayıpsınız, bastan basa hatasınız!<br />
320. Asıklar meydanda ama, sevgili meydanda yok!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilfitiin, Fa´ilat<br />
(c. II, 824)<br />
• Asıklar meydanda dolasıyorlar ama, sevgili meydanda yok. Bütün dünyada böyle acaip bir askı kim görmüstür<br />
• Gayb Alemi´nin sevgilisi etegini çekmeden, bize naz etmeden önce, gönül binlerce mihnetlere, binlerce belalara<br />
ugradı, çileler çekti.<br />
• Onun gül bahçesinden bir gül koparmadan önce, gögsüme yüz binlerce diken battı.<br />
• Gönül ondan ancak cefa gördü, fakat yine de ondan vefa umdugu için, onun cefalarından ürkmedi, kaçmadı.<br />
• Gönül ondan gelen elemi keremlerden, cefayı da vefalardan üstün tuttu.<br />
• Sevgilinin dikeni bütün güllerden daha hostur. Kilidi de yüzlerce anahtar¦ dan daha güzeldir.<br />
• Onun cevri, mutluluk topunu, devlet topunu kapmıstır. Onun kahrındaki zehirden seker kamısları bitmistir.<br />
• Onun asıgı reddetmesi, istememesi, baskalarının istememesinden daha iyidir. La´l de, inci de onun tasına<br />
uymustur.<br />
• Tatlı yemekler, yaglı yemekler hosa giderler, sofralarda hos görünürler.t Fakat onlar fazla degil, bir gece senin<br />
içinde kalınca igrenç pislik olurlar¦<br />
" Tarihî su fıkra Hz. Mevlana´nın bu beytini açıkladıgı için sayın okuyucularımdan özür dileyerek almadan<br />
geçemedim. Harun Resid bir gün Behlül-i Dana´ya; "Sen neden yalnız yasamayı tercih ediyorsun. insanlar içine<br />
karısmıyorsun " diye sormus. Behlül-i Dana da; "Müsade eder misiniz, bir danısayım da geleyim." demis ve helaya<br />
girmis azıcık bekledikten sonra gelmis. Harun Resid´e demis ki: "Pislikler bana dediler ki, ´Aklını basına al. sakın<br />
insanların içine girme, bizler çok nefıs yemeklerdik, hos renkli, hos kokulu, tatlı meyvelerdik; insanların içine girdik de<br />
bu hale geldik.´"<br />
• Aklını basına al da, sen tatlıyı da, yaglıyı da askın sofrasından ye, askla gıdalan da gönlünün kanadı çıksın,<br />
uçmaya gücün olsun!<br />
• Bunlan bir tarafı bırak da düsün ki, ana karnındaki çocuk, ab-ı hayatı anasının kanından emmededir.<br />
• Felegin dümdüz ettigi, selvi gibi uzattıgı o boyu, posu, sonunda yine felek, yay gibi büker, iki kat eder.<br />
• Fakat askın verdiği boy pos uzar gider, arsı da geçer.<br />
• Hayır, sus, sırları bilen her yerde hazır ve nazırdır. "Biz ona sah damarından daha yakınız."diye buyurmustur.<br />
"Biz ona yakın olan sah damarından da yakınız." seklindeki Kaf Suresi, 50/16. ayete isaret var.<br />
321. Asksız bedenin bası yoktur.<br />
Fa´ilatün. Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c-. II, 828)<br />
• Askın sırları kime görünürse, artık onun varlıgı kalmaz. 0 sevgili de yok olur.<br />
• Yanan bir mumu günesin önüne koy! Sonra dikkat et, bak; o mum günesin ısıgı içinde nasıl yok oluyor<br />
• Günesin önüne koydugun mumun nüru, hem yoktur, hem de vardır. Eserleri de öyle; hem yoktur, hem de vardır.<br />
• 9ste su beden atesi de, rühun nürunda tıpkı böyledir. Bu ates hem vardır, hem de yoktur.<br />
• Bir ırmak denize dogru akar, çaglayarak aslından ayrı düstügü için sanki aglayarak, basını tastan tasa çarparak<br />
denize kadar gider. Denize dökülünce artık ırmaklıgı kalmaz. Orada yok olur gider.<br />
• Arayanlar oldukça istenilen yoktur. Ama istenilen gelirse artık aramak bir ise yaramaz.<br />
• Asksız beden, kendine bir külah arasa, bos yere aramaktadır. Çünkü, onun bası yoktur. 0 bastan basa sarıktan<br />
ibarettir.<br />
• 0 ansızın bir gül yüzlüyü görse, o zaman o sarık da ona diken kesilir.<br />
• Basında bu sırlar bulunan kisi benim gibi Semseddin´in sevgisine düser.<br />
322. Yalnız fareyi degil, birbirlerine düsman oldukları için kediyi de yakalım!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 813)<br />
• Kedinin uykuya dalması, küçük bir fareyi cesaretlendirdi de, matbahda bulunan bir erzak sandıgını deldi.<br />
• Matbahda çalısan küçük bir asçı çıragı gibi ben de o fareyi atese atacagım.<br />
• Yalnız fareyi degil, birbirlerine düsman olduklan için kediyi de yakalayalım, yüzlerce alevler çıkaran kızgın bir<br />
tandıra atalım, yakalım.<br />
" Hz. Mevlana su üç beyitlik küçük siirinde pek büyük bir konuya temas etmektedir. Dünyada insanlar birbirlerine<br />
düsman olarak yasamasınlar, birbirine düsman olanların yok olmaları daha evladır. Yüksek mevki´, yarıs, servet pesinde<br />
kosanların birbirlerini insafsızca harcamaları insanlık degildir. Firüzanfer baskısı 810 numaralı siirinde de Mevlana, Alevî<br />
ile Sünnî´nin birarada yasamalarından bahsetmistir.<br />
323. Ok yaydan kurtulunca artık biz ona hakim olamayız.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün,<br />
(c. II, 840)<br />
• Sema´dan sonra o heyecanlar, o coskunluklar nereye gitti Ne dersin, sanki hiç bir sey olmamıs, yahut da olanlar<br />
olmus, ama hepsi de yok olup gitmis.<br />
• 9nkar etme; Hz. Müsa´nın asasına bak; o bazen asa, yani elinde sopa, bazen de bir ejderha oldu.<br />
• 9nsanın su bedeni de bir bakımdan ejderhaya benzer. Sanki o ejderha, bir alemi yutmustur da, yuttugunu<br />
gizlemek için dudagını dudagı üstüne koymustur. Sonra tekrar asa haline gelmistir.<br />
• Yumurtaya benzeyen bir gevher deniz oldu. Deniz costu, köpürdü. Köpüklerinden yeryüzü, dumanından da<br />
gökyüzü meydana geldi<br />
Pussilet Suresi, 41/11.isaret var.<br />
• Gerçekten de gizli bir atlı, çok kudretli bir padisah elbisesine bürünmüstür. Her an hamleler yapar, sonra yine<br />
aslına dönüp gider.<br />
• Bizden gizlendi ama, onu yok oldu sanmayasın diye, o bulundugu alemden ayrıldı, bir baska aleme gitti, göze<br />
görünmez oldu.<br />
• Her hal, her davranıs, her hareket beden yayındaki oka benzer. Ok, yaydan kurtulunca, artık biz ona hakim<br />
olamayız. 0 kendi hedefine, kendi istegine dogru uçar, gider.<br />
• Erkek ile kadının birbirlerine olan meylinden, sevgisinden ötürü kan costu, bir katre tohum oldu. 0 tohumdan bir<br />
zerresi havalandı, böylece ötelerden, Gan aleminden gelen insan askerlerine havada bir çadır kurdu.<br />
• Can aleminden insan askerleri gelince, akıl vezir oldu, gönül de padisah oldu, geçti tahta oturdu.<br />
• Bir zaman sonra, gönül ezeldeki vatanını, can sehrini hatırladı. Orasını özledi, oraya geri döndü. Orda da yine<br />
yokluk aleminden varlık alemine geri gitti.<br />
" Mesnevî´nin IV. cildinin 3628 numara ile baslayan beyitleri, bu beyti açıklar gibi; "Bır adam yıllarca bir sehirde<br />
kalır da bir an gözünü kapayıp rüya görmeye baslayınca, kendisini iyi ve kötü seylerle dolu bir sehirde bulur. Kendi sehri<br />
hatırından silinir. Kendi kendine, burası yeni bir sehir, ben buranın yabancısıyım demez. Ne sasılacak seydir ki. ruh da<br />
oturdugu, dogup büyüdügü yerleri hatırlamaz."<br />
• "Manaların gelip gitmesi nasıl oluyor " dersen, uyku zamanındaki haline bak. 0 zaman, müskilini çözer, sana<br />
gerçegi gösterir.<br />
324. Süleyman karıncaların yanına gelse de, karınca Süleyman olsa ne olur<br />
Fe´ilatün, Pe´ilatün, Fe´ilat.<br />
(c. II, 836)<br />
• Ey benim canım, bir gececik uyumazsan ne olur! Bir gececik olsun ayrılık kapısını çalmasan ne olur!<br />
• Dostların gönülleri olsun diye bir gececik sabaha kadar uyumazsan ne olur!<br />
• Etrafa güller saçsan da, senin yüzünden bütün dünyayı güller, reyhanlar doldursa, kaplasa ne olur!<br />
• Senin gönül alıcılıgın ile, can bagıslamanla iki üç cansız canlansa ne olur<br />
• Kadehi agzına kadar doldursan da, mahmurların baslarına döksen ne olur!<br />
• Süleyman (a.s.) karıncaların yanına gelse de, karınca Süleyman olsa ne olur!<br />
• Sus artık, perisanlıgı bırak da derlen toplan, bir konusmasan ne olur!<br />
325. Hiçbir sey olmayan, bir seydir.<br />
Pa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 831)<br />
• Allah´ım, her zaman senin lütfun, kahrının arkasından gelir. Yoksa bu kahrı kimse çekemezdi.<br />
• Mahmurluk vermeden, beni daima askınla mest et. Çünkü ben üzüm suyundan yapılan sarabın verdiği mestligi<br />
istemiyorum.<br />
• Biz bir kamıslıgız, sevgilinin askı ise atestir. Atesin gelip bizi yakmasını bek-! liyorüz.<br />
• Bu kamıslık atesten su içer, yani atesle sulanır, atesle beslenir. Ona ates düstükçe, yandıkça tazelesir, yeserir.<br />
• Biz ebede kadar, sevgiliyle yemyesiliz, ter ü tazeyiz. 0 öyle bir bahardır ki, arkasında kıs yoktur.<br />
• Yok olalım, her seyden geçelim; çünkü yok olmak, var olan seyledir. Hiç yok, yok olur mu<br />
• Hiçbir sey olmayan, bir seydir. Ölmeyen, sonsuza kadar diri kalan kisi varlıktan, benlikten ölen kisidir.<br />
326. Ask yolunun duragı kanla yogrulmustur.<br />
Fa-ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. II, 830)<br />
• Tertemiz, lekesiz rühlar, göklere dogru yükseliyor. Tortulu, kirli olanları da yerin dibine geçiyor.<br />
• Gönül gözünü aç da ruhlara bak; nasıl geldiler, ne oldular, ne çileler çektiler, nasıl gidiyorlar.<br />
• Madem ki, ask yoluna düstün gidiyorsun, etegini topla; çünkü bu yolun topragı kanla yogrulmustur.<br />
• Görmüyor musun Lale, gül renkli etekligiyle gidiyor. Ama topraktan kanlara bulanmıs olarak bitiyor. Bas<br />
kaldırıyor.<br />
• Benim canım, o gönüle dogru kanat çırpıp gitmede; çünkü o, pek güzel, pek neseli, pek ölçülü gidiyor.<br />
• Çünkü o can, Hakk´tan baska hiç bir sey istemedi. Su öbür can, hayvanî can ise asagılara, asagılıklara gitmededir.<br />
327. Bizim ölümümüz, ebedî bir dügündür.<br />
Fa-ilatün, Fa´ilatün. Fa´ilat<br />
(c. II, 833)<br />
• Bizim ölümümüz, ebedî bir dügündür. Onun sırrı nedir "0 tek bir Allah´tır."<br />
• Evlerin pencerelerinden içeri giren günesin ısıgı, her evin içine ayrı ayrı pencereden girdigi için bölünür gibi<br />
görünür. Ama bütün evlerin pencereleri kapanırsa bu bölünme, sayı ortadan kalkar.<br />
• Bir üzüm salkımının üstündeki üzüm taneleri sayılabilir. Fakat o salkım sıkılırsa meydana gelen sırada sayı yoktur.<br />
• Aslında ölüm, Allah´ın nüru ile diri olan kisinin ruhuna, beden zindanından kurtulus yardımıdır.<br />
• Ölüp giden kisiye kötü deme, iyi de deme; çünkü onlar, iyilikten de kötülükten de kurtulmuslardır.<br />
• Gözünü Hakk ugruna harca, herkesi kötü görme, görmedigini de söyleme, söyleme de gözüne bir baska göz, bir<br />
baska görüs verilsin.<br />
• Baskalarında ayıp görmedigin için sana verilen o göz, gözlerin de gözüdür. Hiçbir sey ona gizli kalmaz.<br />
• Bir göz, Allah´ın nuruyla bakarsa, her seyi apaçık görür.<br />
"beyitte su hadîsten iktibas var; "Mü´min, Allah´ın nüruyla görür.<br />
• Her ne kadar bütün nürlar Allah´ın nüru ise de, sen hepsine birden .Hakk´ın nüru deme.<br />
• Bakî olan, sonsuz olan nür Allah´ın nurudur. Fanî olan, geçici olan nür, bedenin sıfatıdır, cismin sıfatıdır.<br />
• Ey Allah´ım, senin lütfunu, ihsanını görmüstür de onun için "göz kusu" senin ask havanda kanat çırpmadadır.<br />
• 0 ötelere, göklerin de göklerine kadar yükselmistir de seni arayıp durmadadır.<br />
• Ya ona cemalinden bir göz ver. Yahut da bu cür´eti, bu ayıbı yüzünden onu kapından kovma.<br />
• Sen, canın gözünü her an aglat, fanî güzellerin boylarının, poslarının, güzel yüzlerinin tuzagından sen onu koru<br />
Allah´ım!<br />
• 0, uykuda senin yüzünden bir uyanıklık gördü. Gerçekten de bu, bir olgunluk rüyasıdır, dogru yolu bulus<br />
görüsüdür.<br />
328. Ey mana padisahı Selahaddin, sen bu süreti, bu bedeni bırakıp gitme de,<br />
insanın gücünü, insanda neler bulundugunu meleklere göster!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün,: Müstef´ilün, Fe´ilün,<br />
(c. II, 852)<br />
• Sekerden, tatlılıktan, lütuftan baska ne gelir Ay da nur bagıslamaktan, karanlık geceyi aydınlatmaktan baska ne<br />
yapabilir<br />
• Gül bahçesinde insanı hayran bırakan güzel renklerden, hos kokulardan baska ne olabilir îlkbaharda kabugunun<br />
altına su yürümüs tazelesmis dalda yapraktan, çiçekten baska ne görülür<br />
• Güzelligi yaratan güzeli manen gören göz ne hale gelir, Allah askına bir bak da anla!<br />
• Biz kendimizi coskunluga, mest olusa, saraba düskünlüge vermisiz. Biz böyle olunca, artık, bizden bundan baska<br />
ne gelir<br />
• Sen de mestsin. Daha da fazla mest ol! Altsız ol, üstsüz ol, kendinden geç, hiçbir seyden haberin olmasın! Zaten<br />
haberden ne çıkar!<br />
• Bizde bir parçacık varlık kaldı. Sakî erce davran, böyle az sarap sunmaktan ne çıkar Sen bize o kırmızı saraptan<br />
bol bol ver!<br />
• Gül gibi gül renkli elbiselerle dısarı çıkalım. Mahmur olalım, deli divane olalım. Yatıp uyumaktan, yiyip içmekten<br />
elimize ne geçer<br />
• Ey mana padisahı Selahaddin, ey kamil insan! Sen bu süreti, bu gölge varlıgı bırakma, bu bedenden kurtulma, bu<br />
alemden gitme de insanın manevî gücünü, insanda neler bulundugunu, insanın elinden ne geldigini meleklere göster!<br />
329. Allah´ım gayb aleminin sakîleri bize mana sarabı sunsunlar!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. 11, 812)<br />
• Sonsuz olan mana saraplarının küpleri cossun, köpürsün. Ezel sarabını içenlere de afiyetler olsun!<br />
• Temiz keskin gözlülerin kulaklarında hep senin ask küpelerin bulunsun!<br />
• Dün gece sakîye; "Aklını basına al!" dedim. Sakîde bana; "Sen aklını basına al da ask sarabını iç, mest ol! Aklın<br />
basından gitsin! Çünkü akıl, ask yoluna düsenlere bir ayak bagıdır." dedi.<br />
• Allah´ım, Gayb Alemi´nin sakîleri mana sarabını sundukça sunsunlar da iki dünyadan da; "îçtikçe için!" sesi<br />
duyulsun.<br />
• Allah´ım sırrı daima örten "akl-ı küll" mest olsun da, ask sırrını örten yer de açılsın, kaldırılsın!<br />
• Her seher vaktinde güzellik günesi, seher gibi örtüsüz bir halde kucaklara düssün!<br />
330. Can kusum, aska dogru uçmazsa kanadı kırılsın.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. II, 827)<br />
• Asıklara, dokuz gök de kul köle olsun! Asıkların devleti, mutlulugu ebedî olarak yasasın!<br />
• Asıkların bagları, bahçeleri hazan görmesin! Daima yemyesil, ter ü taze kalsın! Asıkların günesi batmasın, her<br />
zaman parlasın dursun!<br />
• Ebedî ask sakîsi, kıyamete kadar elinde kadehi bize gelsin!<br />
• Gönül bülbülü, ebedî olarak mest olsun, can tütîsi daima sekerler yesin!<br />
• Can kusum, aska dogru uçmazsa kanadı kopsun, kırılsın!<br />
• Ask, beni aglarken gördü de güldü. Dilerim bütün dünya, bu gülüsler yüzünden gülüslerle dolsun, dünyada<br />
aglayan kimse kalmasın! Bütün insanlar, iyi kötü herkes gülsün, neselensin!<br />
331. Arifler; sende bulunmayan sevgiyi yakalar,<br />
sana getirirler, sen de asık olursun.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 804)<br />
• Ey güzel; senin yüzünün hatlarından, benlerinden bir ferman, bir buyruk getirseler, benim su yaralı ve hasta<br />
gönlüm canlanır.<br />
• Asıklar, senin güzel hayalini rüyalarında görseler, aglayan gözlerinden nice seller meydana gelir, akar.<br />
• 0 ne mutlu gündür, ne hos vakittir ki, sakîler elinden tutup seni bize misafir olarak getirirler.<br />
• Seni gören süfîler, kamere benzeyen kaslarını mihrap sanarak secde ederler. Ariflerse; sende bulunmayan sevgiyi<br />
yakalar, sana getirirler. Sen de asık olursun.<br />
• Senin süh gözlerin insanı sasırtan cilvelere baslayınca, kafirler de müslüman olur, iblis de..<br />
• Puta tapanlar senin günes gibi parlak yüzünü görseler, boyunun endamının güzelligine iman ederler.<br />
• Ötelere, yüceler alemine senden az bir koku gitse, kutsal canlar, su dönen gök kubbenin üstünde oynamaya<br />
buslarlar.<br />
• Senin çenenin çukurundan ab-ı hayat getirdikleri zaman, can da, gönül de, her ikisi de senin sekerler kamıslıgına<br />
feda olsunlar.<br />
332. Herkesi, her güzeli denedim, senden daha hosa gider kimse bulamadım.<br />
Fe´ilatü, Fe´ilatün,<br />
(c. II,770)<br />
• Herkesi, her güzeli denedim, senden daha hosa giden kimse bulamadım. Denize daldım, senin gibi bir inci elde<br />
edemedim.<br />
• Sarap küplerinin agızlarını açtım. Binlerce sarap küpünden tattım. Senin sarabın gibi agza, dudaga hos gelen,<br />
insanın basını döndüren, insanı kendinden geçiren bir sarap bulamadım.<br />
• Sasılacak seydir ki, gönlümde güller, yaseminler biterken; senin gibi latîf bir yasemin gögüslü kucagıma gelmedi.<br />
• Senin pesinde kosma dilegimi, bir iki gün terk ettim. 0 zaman anladım ki, dünyada senden baska ulasamadıgım,<br />
elde edemedigim hiç bir dilek yoktur.<br />
• Sen öyle büyük, öyle essiz bir padisahsın ki, iki üç gün sana kul köle oldum da, öyle sereflendim ki, dünyada<br />
hiçbir padisah kalmadı ki, bana kul köle olmasın.<br />
• Aklım bana dedi ki: "Kalk, misafir gelmedi diye ayagı kırılmıs gibi ne oturuyorsun Kalk gökyüzü misafirlerine<br />
dogru uç git!"<br />
• Bedenimden gönül güvercinim çıktı, senin evinin damına dogru uçtu. Ben, arkasından "Gönül güvercinim gitti,<br />
gelmez!" diye bülbül gibi feryada basladım.<br />
• Sonra gönül güvercinimi yakalamak için doganlar gibi pesinden uçtum. Öyle havalandım, öyle yükseklere vardım<br />
ki, benimle beraber ne devlet kusu, ne de zümrüd-i anka oralara gelebildi.<br />
• Ey perisan beden, ey pisman olmus gönül! Her ikiniz de gidin, ikinizden de kurtulmadıkça, bana baska bir gönül<br />
gelmedi.<br />
333. Mezarımın yanından geçersen, ölmüs beden dirilmez de ne yapar<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat<br />
(c. II, 835)<br />
• Daima gülüp duran gül, gülmez de ne yapar Güzel kokular yayan misk kokan yapragını, yaprak gibi açmaz da ne<br />
yapar<br />
• Gülmekte olan nar, çatlayarak agzını açtıktan sonra derisine sıgmaz da ne yapar<br />
• Karanlık gecelerde göklerde parıl parıl parlayan "ay", güzelliginden nazdan baska ne gösterir, nesini begendirir,<br />
ne edebilir ,<br />
• Günes parlamasa, nürlannı her tarafa saçmasa, su sonsuz, görülmemis gökkubbede ne yapabilir<br />
• Zavallı gölge, günesin nürunu görünce secdeye kapanmaz da ne yapar<br />
• Asık, Sevgilisinin gömleginin güzel kokusunu duyunca, kendi gömlegini yırtmaz da ne yapar<br />
• Sevgilim; bana acır da benim mezarımın yanından geçersen, ölmüs beden dirilmez de ne yapar<br />
334. Akıl, senin mahallenin basından geçince tatlı canından olur.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 803)<br />
• Dünyada candan hos, candan tatlı ne vardır Öyle oldugu halde akıl, senin mahallenin basına gelince, tatlı<br />
canından vazgeçer.<br />
• Sevgilim, senin güzelligin gökyüzü kalesine saldırırsa, gökyüzünde oturanlardan; "Aman aman!.." sesleri duyulur.<br />
• Ey ilkbaharın bile kıskandıgı güzel, sen bir seher vakti, dünya bahçelerinden geç de artık gül bahçelerinden, çayır<br />
çimenlerden sonbahar kalksın gitsin ve bir daha geri gelmesin.<br />
• Göklerin sırtı, su agır yük yüzünden, bükülmüstür. Ey latif ve hafif rühlu dilber! Senin yiizünden agır yükler<br />
hafıfler, duyulmaz olur, geçer gider.<br />
• Ben, senin okun gibiyim. Bana kol kanat lütfet! Yay kurulup ok atılınca, ne de hos uçar gider.<br />
335. Su kainatta bulunan her sey, her zerre bile o sarapla mest olmustur.<br />
Mefulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü,<br />
(c. II, 865)<br />
• Sevgilim sarap getir! Günler durmadan geçip gidiyor. Gamın acılıgı ancak o kadehin verdiği lezzetle gidiyor.<br />
• 0 öyle bir kadeh ki, akıl da rüh da onun arkadasları, onunla düsüp kalkıyorlar. 0 gönül gözü kör olan nefsin<br />
sundugu sarapla kurulan tuzak degildir.<br />
• Sen insanı ates gibi yakıp yandıran ask sarabı ile dolu bir kadehle kapıdan içeri girince, vesvese veren gam<br />
seytanları duman gibi bacaya dogru kaçıyorlar.<br />
• Basına yıkamak için kil sürdünse; yıkama, bırak öylece kos, basın killi oldugu halde kos! Zamanın kıymetini bil,<br />
çünkü zaman gelip geçiyor.<br />
• 0 sarabı ver de, aklı alanı, ayıklıgı gidereni costur! Ham sözler söyleyen kisiyi de pisir, olgunlastır!<br />
• Sen o saraptan günese, aya, gökyüzüne verdigin için onların her biri o sarabın nesesiyle emrine uymuslar,<br />
kendilerinden geçmisler, dönüp duruyorlar.<br />
• Allah´a yemin ederim ki, yalnız insanlar degil, su kainatta bulunan her sey, her zerre bile o sarapla mest olmus,kendinden geçmis. Ama o saraba kanmamıs, yine de sarap sunmanı özlemede.<br />
• 0 sarabın hararetiyle sabrını, kararını, tevbesini kaybeden bu cana, yine o sarapla bir huzur, bir rahatlık lütfet!<br />
• Sarhoslar, o sarabın kokusunu alınca, bir anne yetim kalmıs çocuguna nasıl merhametli davranırsa, öyle merhametli olurlar.<br />
• Bugün toprak, o saraptan kana kana bir yudum içti de günes gibi kerem kadehini doldurdu. îyi kötü herkese, her varlıga sunmada, herkese lütuflarda, ihsanlarda bulunmadadır.<br />
• Hakk yolunda yürüyen kisi, o saraptan içip mest olmamıssa bütün topal insanlardan bile geride kalır. Fakat o,mana sarabından içerek kendinden geçmisse, bir adımda Kabe´ye varır.<br />
• Sus artık, ham adamın yanında saraptan bahsedip durma! Sarabın adını bile agzına alma! Çünkü onun hatırına hemen insanı rezil eden üzüm sarabı gelir.<br />
336. Güzel gözlerin gücü!<br />
Mefulü, Fa-ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. II, 867)<br />
• Bu kadar tatlılık, bu kadar güzellik, bu kadar mestlik; ezel ressamı senin büyüleyici mest gözlerine bu kadar tatlılık, bu kadar güzellik, bu kadar hos renkler, bu kadar nürlu bakıslar lütfetmis.<br />
• Sasılacak sey su ki: Senin güzel gözlerin, her an binlerce göz yaratıyor, çünkü Allah, onlara kendi yaratma gücünden güç vermis, kudretinden kudret vermis.<br />
• Yarattıgın o gözlerin hepsi de gözlerine dalmıs, sasırıp kalmıs, hepsi de senin güzel gözlerine binlerce rahmet olsun demede.<br />
• Gözlerin, padisahlık tahtına geçmis oturmus. Gözlerini gören can "Aman, aman merhamet!" diye feryada baslamıs.<br />
• Mavi gökyüzüne; "Sen dünyada hiç böyle giüel göz gördünmü " diye sordum. And içti, yemin etti de; "Hiç mi hiç böyle göz gördügümü hatırlayamıyorum." dedi.<br />
337. Sen, ikilik kadehini kır, bir ülkede iki padisah olunca fesad çıkar.<br />
Müfte-ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün,<br />
• Rnhlar aynı duygularda, aynı görüslerde birlesince, benim canımla senin canın bir oldu. Bizde bulunan su iki can,ikisi de bir oldu, bir can oldu.<br />
• Tek sayı, bir adedi neden çogaldı Kötü huy yüzünden çogaldı. Bizim basımızda esen çesitli rüzgarlar, çesitli duygular bir rüzgarın atesinden dogdu.<br />
• Önceden birdi, ama dalgalar o birligi çogalttı. Bu ayrılık, o rüzgarın dalgaları çogaltması yüzünden oldu.<br />
• Sen, ikilik kadehini kır! Rüzgara da sarap verip sarhos etme, onu kararsız kılma, azdırma. Bir sehirde iki padisah olunca huzur olmaz, fıtne fesat çogalır.<br />
• Gündüz, geceden üstün, geceden daha güçlü, çünkü onun günes gibi tek bir mumu var. Halbuki, gecenin acizliginden ötürü her tarafta bir çok mumu yanar, yanar ama, yine karanlıktır. Mumların çogalması bir ise yaramaz.<br />
• Gerçi kulların Rabb´inden her nefeste bir rahmet gelir. Gelir ama, vakti gelince Rabb kalır, kullar yok olur gider.<br />
338. Her gecemiz senin sayende Kadir gecesi, her günümüz de bayram oldu.<br />
Mefulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. II, 879)<br />
• Sabah vakti geldi. Bugünkü hayatımızın üzerinde hiç bir yazı bulunmayan bir sayfası açıldı. Bakalım oraya ne yazılacak Gökyüzünde de bir beyazlık, bir kafur rengi belirdi. Bakalım bugün neler olacak<br />
• Ezeli ask sarabını içen, yahut ondan tatmıs olandan baska hiç kimse su görünmeyen bir muammaya benzeyen hayat yolundan bir koku alamaz. Niçin yaratılmıs oldugumuzu anlayamaz.<br />
• "Yeryüzünde yasayan varlıkların en sereflisi olan su insana bir çok meziyetler veren, onu akıllı ve güzel yaratan,ona iyi huylar veren, onun yüzünü agartan kimdir " diye gündüz sasırıp kalmıstır. Gece de; "Ona kan dökmeyi, fesat çıkarmayı, kötü isler islemeyi ögreten, onu huysuz ve çirkin yaratan, onun yüzünü günahlarla karartan kimdir " diye hayret içindedir.<br />
• Yeryüzü de, üstünde olup bitenlerden hayretler içinde kalmıs, bir tarafta otlar, çimenler, çiçekler, güller, agaçlar,meyveler; bir tarafta da çesit çesit renklerde, biçimlerde sayısız hayvanlar yayılıp durmadalar.<br />
• Dünyadaki varlıkların yarısı yiyen, yarısı da yenen; yarısı hırs içinde, fakat tertemiz, öbür yarısı ise pis mi pis<br />
"Dünyadaki varlıklann yarısı yiyen, yarısı da yenendir" görüsüne Hz. Mevlana Mesnevisinin 3cü. cildinin 30 numaralı beytinde de temas etmistir:"Bütün alemi sen, yiyen ve yenilenden ibaret bil!" diye buyurmustu. Ziya Pasa merhum de "Tercî´-ı Bend" adlı meshur siirinin 4. bölümünde su mealdeki beyitlerle aynı konuyu yazmıstır;<br />
"Ceylanlar, arslanların dislerine lokma olur. Kuzuyu kurt parçalar, sineklerin bir suçları olmadıkları halde örümceklere gıda olurlar. Masum bir varlıkken güvercini sahin avlar. Tavsancıl kusu kaplumbagayı yakalar. Zayıf kurbagayı yılan yutar. Tavukları çaylak parçalar. Fareyi kedi kapar. Serçeyi atmaca yakalar. Yerde sürünen yılanı kus<br />
bile yakalar. Denizlerdeki balıklar bazen uçan kuslara lokma olur..."<br />
Bu hadiseler karsısında adaletsizlik düsünmek ahmaklık olur. Yeryüzünde hayatın devam etmesi için bu hadiseler<br />
devam eder. Bir Kurban Bayramı arefesinde mavnalarla kurbanlık koyunların götürüldügünü görerek;<br />
"Din sehit ister, asuman kurban, Yine bak her tarafta kan kan!" diye sızlanan Tevfik Fikret, hataya düsmüstür.<br />
Hikmetinden sual olunmaz, büyük yaratıcı, hayatın sürüp gitmesi için bunu yapmıstır. Mikroplardan baslayıp insanlara kadar her mahlukun birbirini yemesi, hayatın devamı için sarttır. Bitkiler topraktan bitirme gücünü alır yerler,<br />
pisirirler, biterler. Onları hayvanlar otlar. Hayvanları insanlar keser yer. Kasap dükkanlarında çengellere asılı kuzu butlarını alan Jak Russo marazi bir görüsle çengellere asılı çocuk butları olarak görmüstür. Etleri, meyveleri yiyen insanı da mezarda toprak yer, eritir. Bu hal bitkilere, hayvanlara, insanlara münhasır degildir. Cansız sandıgımız varlıklar da birbirini yer. Denizler coskun dalgalarla karaları yerler. Koylar, körfezler meydana getirirler. Karalar, nehirleri vasıtasıyla getirdikleri kumlarla ve taslarla denizi doldururlar., yarımadalar meydana gelir.<br />
• Geceleyin uyumak bir çesit ölümdür. Sabahleyin uyanmak ölümden sonra dirilip yasayısa kavusmaktır. Ey gam,beni öldür! Ben Hz. Hüseyin´im, sen ise Yezid´sin!<br />
• Inci; "Bunu kim alır " diye kendini mezada koydu. Kimsede onu alacak para yoktu. Pey sürdü, yine kendisini kendinden kendisi satın aldı.<br />
• Saki, bugün hepimiz sana misafiriz. Her gecemiz senin sayende "Kadir gecesi", her günümüz "bayram" oldu.<br />
339. Ask, hakîkat deryasından gönle dogru akıp gelen bir ırmaktır.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Failatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 798)<br />
• Sevgilim; seni sevdigim için herkes tarafından ayıplanmam, çekistirilmem, kınanmam, bir ayıp, bir suç degildir.<br />
Zaten asktan haberleri olmayan gönüllerle, ölmüs kisilerle ugrasmak yersizdir.<br />
• Ask can tatlılıgıdır, bütün tattır. Manevî bir zevktir. Bu manevî zevkin duyulusunun bir sekli, bir rengi de yoktur.<br />
Bu zevk anlatılamaz.<br />
• Ask, hakîkat deryasından ayrılmıs, gönle dogru akıp gelen, sonunda gönle dökülen bir ırmak gibidir. Aslında, bu daracık gönül, deryanın ve incinin sıgacagı yer degildir.<br />
• Sen aklını basına al, nefis sahilinden kurtul da, hakîkat deryasının içine dal, böyle bir denizde timsah korkusu yoktur.<br />
• Ask aynası paslanmamıssa, üstünde günah tortuları yoksa, iki dünyanın da sekli orada görülür.<br />
340. Ben, içmeden mest oldum, kendimden geçtim.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. II, 773)<br />
• Seher vakti o güzeller padisahı, sakîler gibi elinde testisi ve kadehiyle odamıza geldi.<br />
• Geldikten sonra, ben onun ne testisini görebildim, ne de kadehinden tattım. Fakat basınıda, beynimde binlerce sarap dalgası costu, kaynadı da, ben içmeden mest oldum, kendimden geçtim.<br />
• Aklım, fikrim günese, aya, yıldızlara benzer. Sayısız kanatlar açtı. Ben göklere yükseldim, ötelere gittim.<br />
• Kutlulukla, neseyle manen onun cemalini, güzel yüzünü gördüm de, o sebeple iki gözüm de dünyayı ve ahireti görmez oldu.<br />
341. Allah´ım, bana acımayana, bana kötülük yapana sen acı!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. 11, 783)<br />
• Ne yazık ki, arkadasların hepsi de yatıp uyudular. Ask sarabı yapacagını yaptı. Hepsi de bitkin bir halde döküldüler.<br />
• 9nsanlar arasındaki bu kadar kavgaya, gürültüye, bu kadar sertlige, kabalıga, uyusamazlıga lüzum var mı Hepsi de aynı yolun yolcusu, aynı kervanın adamları degil mi Hepsinin de yiyecegi aynı yiyecek degil mi<br />
• Ey sakî, çaresiz kaldım da senin etegini tuttum. Kendimde degilim,¦ mahmurum. Gönlümün hakkını sen ver, sen insaf et. Çünkü baskaları hak ; tanımıyor; merhametsiz, insafsız.<br />
•Ey sakî, ben tamir edilmez, onarılmaz bir haldeyim. Çünkü verdigin ask sarabıyla sen beni yıktın, harap ettin.<br />
Zaten burada bulunan arkadasların hepsi de senin sarabınla yıkılıp gitmis.<br />
• Allah´ım, bana acımayana, bana kötülük yapana sen acı, sıfatların hakkı için,merhametlilerin en merhametlisi oldugun için, beni nasıl öldüreceklerini çok iyi bilenlere, sen merhamet et!<br />
Sun´ullah Gaybi merhum söyle yazmıs:<br />
"Seni öldürmeye kasdetse bir can,<br />
Sakın olma sen ona kanlı düsman,<br />
Hayat ve mevt ola yanında yeksan.<br />
Hakîkî süfîlik incinmemektir.<br />
• Allah´ım, beni kendimden al, kendimden geçir! Çünkü o halde, benim için azadlık var, kurtulus var! Ben,varlıklarından kurtulmus, benliklerinden geçmis insanların kuluyum, kölesiyim.<br />
• Ben sustum ama, gönlüm; "Senin ask sarabını isterim. Baska seylerin hepsi de bostur, havadan ibaret!" diye feryat edip duruyor.<br />
342. Bütün dünya, senin baharlarınla süslense,<br />
bütün dünya bahçelerini güller, çiçeklerle doldursa ne olur<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 800)<br />
• Ey benim canım; gönül alçaklıgı göstersen de, bir gece olsun uyumasan olmaz mı Hoyratlıkla ayrılık kapısını çalmasan da, vuslat kapısı daima açık kalsa olmaz mı<br />
• Dostların ateslerle dolu olan gönülleri için bir gece uyumasan, onlara arkadaslık etsen, keremler göstersen de, o karanlık gecenin içinde bir gündüz bulsak ne olur<br />
• Seytanın kirli yüzünün inadına, "Gözü kör olsun!" diye senin güzel yüzünü seyrederek, gözlerimin nurlanmasına müsade etsen olmaz mı<br />
• Bütün dünya senin baharlarınla, senin nevruzunla güllerle süslense, bütün dünya bahçelerini, parklarını çiçekler,reyhanlar kaplasa ne olur<br />
• Gizli olan, karanlıklarda bulunan ab-ı hayatın, bütün sehirleri, dagları, ovaları, çölleri doldursa, her taraf ab-ı hayatla sulansa da, bütün canlı varlıklar ölüm nedir bilmeseler ne olur<br />
• Su kullar, köleler kısın ne giyeceklerini düsünüp duran zayıf fakir insanlar. senin gibi bir padisahtan yeni elbiseler<br />
alsalar, giyinip kusansalar ne olur<br />
343. Biz, canlar verelim de, o can sarabına el uzatalım!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatiln, Fe´ilatiin, Pe´ilün<br />
(c. II, 793)<br />
•Mest olrnus birisi var mı ki, bizi meyhaneye, inci tanesi gibi güzel olan, gül yüzlü sakînin yanına dogru çeksin götürsün.<br />
• Mest olmus birisi var mı ki, bizim dostça kulagımızdan tutsun da, ayakkabıların çıkardıgı kapı yanından alsın,basköseye oturtsun!<br />
• Nal ona derler ki, toprak ona sarılsın, onu öpsün! La´l de ona derler ki, insanı alsın, meyhaneye sarap içmeye götürsün!<br />
• Biz, canlar verelim de, o can sarabına el uzatalım. Aklımız hayallere dalmadan, masallara karısmadan onu içelim.<br />
• Sevgilinin hos kokulu saçlarının dügümlerini neden tarak açıyor diye, gönül dis dis oldu.<br />
" Bir sairimiz; "Yapsalar kemigim tarak / Yar zülfünün tellerine!" diye temennîde bulunmustur.<br />
344. Göklerin yolu senin içindedir. Ask kanadını çırp da uçmaya bak!<br />
Fe´ilatü Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. II, 771)<br />
• Ey asıklar, bos durmayın, su beden yükünü üstünüzden atmaya çalısın! Çünkü, beden ile can kalmayınca,gönlünüz su agır beden yükünden kurtulur da gökyüzüne uçar gider.<br />
• Gönlünüzü, canınızı hikmet suyuyla yıkayın, gönül tozları gitsin de, gözleriniz hasretle su kirli yeryüzüne takılıp kalmasın, göklere çevrilsin.<br />
• Dünyada bulunan her seyin canı ask degil midir Asktan baska ne varsa hepsi de fanî, hepsi de ölür gider.<br />
Dünyada ebedî olarak kalan ancak asktır!<br />
• Ey insanoglu, senin yoklugun doguya, ecelin de batıya benzer. Bu dogu ile batı, baska bir gökte bulunmaktadır.<br />
Çünkü senin simdi gördügün gökyüzü de fanîdir. 0 da gelip geçicidir.<br />
• Göklerin yolu, senin içindedir. Ask kanadını çırp da uçmaya bak! Ask kanadı kuvvetlenince artık merdiven kaygısı,merdiven gamı kalmaz.<br />
• Dünyayı dısından görme, çünkü senin gözünün içinde bir baska dünya var. Bundan senin haberin yok. Sen bu<br />
görünen dünyaya gözünü kapa da, gözünün içindeki dünyayı görmeye çalıs! Sunu iyi bil ki, sen iki gözünü de kapayınca,bu gördügün dünyadan hiçbir sey kalmayacaktır.<br />
• Senin gönlün bir dam gibidir. Hislerin, duyguların, gönül damının oluklarına benzer. Oluklar kalmayınca, sen damdan su içmeye bak.<br />
• Sen bu gazelin tamamını, geri kalanını gönlümden, gönül defterimden oku! Sen benim dilime bakma, çünkü zamanı gelince dil de kalmaz, dudak da kalmaz!<br />
•9nsanın bedeni yaydır. Sözü, nefesi de beden yayının oklarıdır. Ok ile okluk gidince yay bir is yapamaz.<br />
345. Asık ile ma´süku ayırdetmek çok zordur.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. 11, 790)<br />
• Yeryüzünde ask medresesi açıldıgından beri, sevenle sevilenin asık ile masukun arasındaki fark kadar zor bir mesele ortaya çıkmadı.<br />
• Hekimlerin basvurdukları kıyastan baska yollar var ama, meseleyi çözmeye yarayan bu yollar, fıkıh bilgisi bilene de kapalı, hekime de kapalı, yıldızlarla ugrasan müneccime de kapalı.<br />
• 0 sekilde de, bu sekilde de, çesitli zamanlarda nice derin bilginler, nice keskin zekalı kisiler, bu konuyla mesgul oldular, fikirler ortaya attılar. Mübahaselere giristiler, birbirleriyle çelistiler, fakat hakîkate ulasamadılar.<br />
• Asık ile ma´sükun yani sevenle sevilenin arasında bir çok farkların bulundugundan bahsettiler, fakat hepsinin de yolları baglandı. Camiye gittiler, bu bir türlü halledemedikleri meselenin gönüllerine duyurulması için Allah´a yalvardılar.<br />
• însanın fikri mahduttur, sınırlıdır. Halbuki yaratanın ise hududu yok, sonu yok; iste bu yüzdendir ki, düsünceleri mahdut olan insan, hudutsuz olan, sonsuz olan büyük varlıkta yok oldu gitti. Damla denize düstü, yok oldu.<br />
• Hakk´ta yok olus, bir çesit mest olustur. Yok olusun arkasında mutlaka bir kendine gelis vardır. Gölge ne kadar uzarsa uzasın, sonunda günes vardır.<br />
• "Gökler, sag elinde dürülmüstür!" ayetinin sırrı, bu hakîkatin dille anlatılamamasındandır. Çünkü böyle bir nüktenin ispatı, varlıgını yok bilmekle, yok etmekle olur.<br />
" Zümer Suresi, 39/67. "ayete isaret var.<br />
• Bu söz, varlıgın teferruatıdır, yokluga perdedir. Bir sey örtülü oldugu takdirde onu açıkça göstermeye imkan yoktur.<br />
• Sen ne reddedilenden kaçıyorsun, ne kabul edilenden kurtuluyorsun; bırak ; bu isi; bu is ne bahse sıgar, ne de nagmeye<br />
" Abdurrahman Camî (=Molla Camî) hazretleri bir beyitlerinde:<br />
"Kendi hüsnün hüblar seklinde peyda eyledin,<br />
Çesm-i asıktan dönüp sonra temasa eyledin<br />
(AIlah´ım kendi güzelligini güzellere verdin, sonra asıgın gözüne girdin, kendi güzelligini seyrediyorsun.) demistir.<br />
346. Gönül, bu cihandan vazgeçmedikçe baska bir cihana varamaz.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 796) ,.<br />
• Sevgilim, senden kendisinde bir nisane, bir iz bulunmayan gönle yazıklar olsun! Bir can müjdesine kavusmayan beden de yiyen, içen, gezen, dolasan bir ölü gibidir.<br />
• Senin güzel yüzünün nüruyla aydınlanmadan geçen gün, simsiyah karanlık bir gündür. 0 karanlık günde senin matbahından kimseye manevî saraplar, nimetler asla gelmez.<br />
• Yazık o gönle ki, senin askınla ateslere girmez! Altın gibi harcanır gider de, hiç bir zaman hakîkat madenine ulasamaz.<br />
• 9çine ask atesi düsmeyen dertsiz bir adamın asktan bahsetmesi insana hiç tesir etmez. Bu sözler duyulmadan söylenen birer hevestir. Agızdan çıkar, kulaga gelir girer, fakat gönüle yol bulamaz.<br />
• Emanet, gizli olan, görünmeyen sevgiliden gizlice verilmedikçe, Mesih´in nürlarından gönül Meryem´i gebe kalmaz.<br />
• Duygu, uyanık kaldıkça, insan asla rüya göremez. Gönül bu cihandan vazgeçmedikçe baska bir cihana varamaz.<br />
• Ölümden gafil olan, ölecegini düsünmeyen kisi, duygusuzlasmıstır. Hakîkati göremez olmustur da, zavallı bir dilim ekmekle, birazcık tere için gamlara dalmıstır.<br />
• Bir zaman gelecek ki, artık zaman kalmayacak. 0 zamandan önce, sen çalıs, çabala, ibadet et, insanî vazifelerini yap da zaman kaydından kurtul!<br />
• Ekmekle gelisen, devam eden hayat, ancak ekmek ister. Ab-ı hayat kılıgına girmis hayvanların nasîbi degildir.<br />
• Senden selam gelmeyen sabah, ne karanlık bir sabahtır. Senin tatlı sözlerini isitmedigim gün ne acı bir gündür.<br />
347. Beseriyet hali yok oldu da, ilahî sıfat tecelli etti.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa-ilatün<br />
(c. II, 774)<br />
• Gönle, gönlü ferahlandıran, sıkıntıdan kurtaran, ay yüzlü sevgilinin hayali geldi, girdi. Ne yol vardı, ne de açık bir kapı. Acaba o nereden geldi; nasıl oldu da gönle girdi<br />
• Böyle güzel yüzlü, böyle put gibi güzel bir dilberin hayalini görünce, put da, puta tapan da, inanan da hepsi onun önünde secdeye kapandılar.<br />
• Sanki benim demir gibi olan gönlüm ask atesinde bir hosça yandı, kirlerden, paslardan kurtuldu. Tertemiz bir ayna oldu da onun güzel hayalini içine düsürdü.<br />
• Onun güzel hayali gönlüme girince, cevirler, cefalar vefa oldu. Bütün bulanıklıklar gitti. Saflık, arılık, duruluk geldi. Beseriyet hali yok oldu da ilahî sıfat tecellî etti.<br />
• Aklınızı basınıza alınız, fırsatı kaçırmayınız da, bütün su kaplarını, bütün su tulumlarını doldurmaya çalısınız!<br />
Çünkü ab-ı hayat dagıtan geldi.<br />
348. Bahçelerdeki bütün agaçlar namaza durmuslar, kuslar da tesbih çekmedeler.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün,<br />
(c. II, 805)<br />
• Ya Rabbî! Bugün bize gelen bu hos koku, Hakk´ın sırlarının hareminden esip geliyor.<br />
• Keremi, lütfu baglara bahçelere yeni elbiseler giydirdi. Hastalara, sifa yurdundan ilaçlar geliyor.<br />
• Bahçelerdeki bütün agaçlar namaza durmuslar, kuslar da tesbih çekmedeler. Menekseler rukü´a varmıs, iki büklüm olmus.<br />
• Yokluktan varlık alemine gelenlerin hepsi de, neden var olduklarını, niçin yaratıldıklarını bilmiyorlar. Sanki var olustan ötürü mest olmuslar da nereden geldiklerini unutmuslar.<br />
• Bu yolda rühlardan biri, yüzünü arkaya çevirip bakarsa, nereden geldigini görür de diger habersiz rühlardan ayrı gelir.<br />
• 0 ayrı gelen rüh, onun rengini bulmustur da, o yüzden öyle hos bir renk almıstır. Onun kokusunu duymustur da,bu yüzden bu vefasızlar arasında yasadıgı halde ondan vefa kokusu gelmededir.<br />
• 0 rahmanî vefa kokusunu alınca mest olmustur. Zaten hepsi de, her sey de onun mestleridir. 0 yüzü gören güzellesmistir. Çünkü o güzellik, o ay yüzlü den gelmektedir.<br />
• Hayır, söyleyecegim. Ben kimsenin melül olusundan gam yemem. Bana gelen manevî hos zevki, sükür bile kıskanıyor.<br />
• Mest olmayan kisi, insanlardan ürker; "Bundan seher rüzgarının kokusu geliyor." diyeceklerinden ötürü çekinir.<br />
349. Sen samanla karıstırılmıs balçık içinde bir incisin!<br />
Müstefilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ülün,<br />
(c. 11, 844)<br />
• Az bir zaman için olsun kendini düsüncelerden kurtarsan ne olur Balık gibi bizim denizimize dalsan, orada dalgalar yutsan ne olur<br />
• Düsünceleri içinden atar, uykuya dalar da, onlardan kurtulursan Ashab-ı Kehf´ten sayılırsın, kutsal bir nür kesilirsin.<br />
• Sen, bir saman çöpüsün. Bizse, devlet kehribarıyız. Su dünya samanlıgından biraz ayrılarak bize gelsen,kehribara dönsen ne olur<br />
•"Artık bu defa toprak olacagım, ayak altında ezilecegim" diye yüz kere ahdettin. Bir kerecik olsun, ahdinde dursan ne olur<br />
• Sen, samanla karıstırılmıs balçık içinde gizlenmis bir incisin. Ey güzel yüzlü, yüzündeki çamurları yıkasan ne olur<br />
• Sen padisah soyundansın.sen Cebrail´in bile secde ettigi üstün bir varlıksın. ; Babanın mulkünü arasan ne olur<br />
• Ey Hakk´ın velîlerini Hakk´tan ayrı gören kisi, velîlere iyi zan beslesen ne olur<br />
" Arif bir sair söyle söylemis: "Allah adamları, velîler, hasa Allah degildir. Ama Allah´tan da ayrı degillerdir"<br />
• Sen "kül´den ayrılmıs bir "cüz´"sün. Sanki bedenden ayrılmıs bir el gibisin. Hiç olmazsa bundan sonra bizden ayrılmasan ne olur<br />
• Dünya nîmetlerini, malı, mülkü düsünemez hale gelir, adeta bassız kalırsan, hırsı, kibri gönlünden söküp atarsan,iste o zaman insanlık aleminde bas gösterir, görünürsün. Böyle olsan ne olur<br />
• Allah´ın zikrinden bir serbet iç de, düsünceden kurtul! Ey Allah rızasını elde eden kisi, dünya malı için bu kadar fazla didinmesen ne olur<br />
• Yeter artık, sen bir daga benzersin, aklını basına al da, dagda bulunan altın madenini ara bagırmayı bırak; bagırıp<br />
dagı seslendirmesen ne olur<br />
350. Burada kaplan da ceylan da;"Ya Hu, Ya Allah´." diye naralar atıyorlar.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün,<br />
(c. II, 847)<br />
• Bu can bir kadehtir. Fakat kadeh, kendisinin can oldugunu nereden bilecek Tertemiz birisi bu kadehi<br />
doldurmada, o da içine doldurulanı topraktan yaratılmıs insana ulastırmadadır.<br />
• Bu can kadehi, huzur, karar bırakmayan askı ile kendini ise vermis, her seyden alıyor, ferse yani yeryüzüne saçıyor.<br />
• Onun saçtıgı yerden haberi olmuyor, ama ne olurdu keske, aldıgı yerden birkere olsun haberi olsaydı<br />
• Canların saçtıklarından, toprak, madenler gibi parlıyor. Topragın dilleri olsaydı da bize bu konuya ait bir nükte söyleseydi.<br />
• Dilleri olsaydı da o ormandan, o ebedî ormandan, o ormanın bizim canlarımıza neler hazırladıgından bahsetseydi ne olurdu<br />
• Burada kaplan da, ceylan da; "Ya Hu, Ya Allah!" diye naralar atıyorlar. "ah"ın da sıgındıgı bir varlık bizi çekip götürüyor.<br />
• Bir arslan var ki, varlıgımıza, kendi sütünden baska bir sey vermiyor. Bir arslan ki, varlıgımızı varlıktan kurtarıyor,bizi kendimizden halas ediyor<br />
351. Herkesin arayıp durdugu taraf!<br />
Müstef´ilün, Fe´ülü, Müstef´ilün, Fe´ülün,<br />
(c. II, 841)<br />
• Yine devlet günesi, tekrar gökyüzüne geldi. Yine canların arzusu can yolundan göründü.<br />
• Allah´ın lütfuyla yine cennet kapıları açıldı. Her rüh, bogazına kadar kevser havuzuna daldı.<br />
• Padisahların kıblesi olan o padisah geldi. Aydan daha yüce, daha üstün olan, o "ay" yine dogdu.<br />
• Sevdadan basları dönenlerin hepsi de, selam durmak için atlara bindiler. Çünkü o essiz padisah ordunun tam ortasına geldi.<br />
• Herkes, her sey, su kara topragın bütün cüz´leri bile, onun güzelligine hayran oldular da onların hepsinin gözleri kamastı. "Kalkın, mahser zamanı geldi" diye ötelerden, mekansızlık aleminden gelen sesi duydular.<br />
• Keyfiyete sıgmayan o ses, ne içerden, ne dısardan, ne sagdan, ne soldan, ne arkadan, ne de önden geliyordu.<br />
• "Peki", dersin; "0 ses nereden, ne taraftan geliyordu " Herkesin arayıp durdugu taraftan geliyordu. Yine dersin ki:<br />
"Yiizümü o tarafa çevireyim." Sana bu bas nereden geldiyse, yüzünü o tarafa çevir!<br />
• Meyvelere olgunlugun, güzel renklerin, hos kokuların verildigi tarafa, adi taslara mücevher vasfını bagıslayan,ihsan edilen tarafa!<br />
• Gönlümüze düsen bu sevda, bu yanıs, oradan parladı geldi. Bu hüküm, basımıza övünülecek bir taç gibi kondu.<br />
• Canın bu hali anlatmasına izin yoktur. Eger izin çıksaydı da söz söyleseydi, nerede bir kafir varsa, küfürden kurtulurdu.<br />
•Kafir bile bir derde, bir sıkıntıya düserse, o tarafa yönelir. Bu tarafta bir dert görünce, o tarafa inanır.<br />
• Hakk´ın sevgisiyle dertlı ol da, o dert sana kılavuz olsun, alsın seni o tarafa götürsün. 0 tarafa ki, dertli olan, dertten bunalan ancak o tarafı görür.<br />
• 0 yüceler yücesi padisah kapısını sımsıkı kapamıstı. Sonra Hz. Adem´in eski püskü hırkasına bürünerek, bu gün kapıdan dısarı çıktı.<br />
352. Sen, madem ki askın acılarına dayanamıyorsun, git uyu!<br />
Müslef´ilün. Fe´ülün, Müstef´ilün, Fe´ulün.<br />
(c. II, 842)<br />
• Ey asıklar, güzellikte herkesten üstün olan, o ay yüzlü sevgiliden size bir haber var!<br />
• Sizin için o, bir kulun yüzüne bir satır yazı yazmıstır. Burada onu okumak isteyen kim varsa gelsin, o yazıyı okusun.<br />
• Safranla yazılmıs olan bu yazı canın sırrı olup her harfi gönle yeniden bir ates düsürmektedir.<br />
• Biz, bu bucaga sıgmısız, aska düsmüsüz, yamalı hırkaya bürünmüsüz. Biz neredeyiz Halk nerede Fakat o bogazımızdan tutmus, bizi çekiyor.<br />
• Elsiz ayaksız, bir top gibiyiz. Onun bulundugu tarafa yuvarlanıyoruz. Saçlarının çevgeni, bizi otarafa dogru kosturuyor.<br />
• Biz bu tarafa kosunca, çevgeni yakalar, bizi kendi tarafına çeker; söyle bakalım bu sırrı kim bilir<br />
• Ne tarafta olursam olayım, ben mestim. Onun çevgenine asıgım, hükmünü yürütünceye kadar yoklugun içinde ben varım.<br />
• Sen, madem ki, askın acılarına dayanamıyorsun, bezmissin, usanmıssın. Git, uyuyanlara uy, onlarla beraber yere bas koy, yat uyu! Çünkü, üsüyüp donanları uyku alır, onları kurtarır. :<br />
353. Dünyanın vefasızlıgı<br />
Müstefilün, Fe´fliün, Müstefiliin, Fe´ülüıı,<br />
(c. II. 849)<br />
• Degerli, aziz bir varlık oldugun için seni gözlerine aldılar, gözlerinde sana yer verdiler. Fakat dünyanın vefasızlıgını gördün ya, sana gözlerinde yer verenlerin hepsi de gitti. Seni yapayalnız bıraktılar.<br />
• Ey yabancılara degil, kardeslerine emanet edilen Yusuf! Onlar seni sattılar, hem de çok ucuza sattılar. Iste kardesler bile insanlara vefasız davranıyor.<br />
• Bu yüzdendir ki, dünyanın vefasızlıgını görenler, bir an önce öteki dünyanın yoluna düsmeyi uygun buldular da,yasayısı terk edip gittiler.<br />
• Sen görmüyorsun ama, gizliden gizliye senin çok düsmanın var. Kurtulmak için hilelere bas vurdun ama, ise yaramadı. Onlar seni mat ettiler.<br />
• Görünmeyen padisahlar, velîler, senin perisan halini gördüler de, sevgilerinden ötürü lutfettiler, hepsi de sana dua ettiler.<br />
354. Balık, süt emen çocuk gibidir, deniz de süt emziren dadıya benzer.<br />
Müstef´ilün, Fe´ülün, Müstef´ilün,<br />
,(c. 11, 853)<br />
• Denizin balıga hiç ihtiyacı yoktur. Çünkü denize göre balık, degersizdir,çok küçük bir seydir.<br />
• Ey benim canım, sen bazen uçsuz bucaksız denizde balık bulamazsın ama,Hakk´ ın sonsuz mana denizinde pek çok balık vardır.<br />
• Balık süt emen çocuklar gibidir. Deniz ise süt emziren dadıya benzer. Aciz çocuk daima süt için aglar durur.<br />
• Her seyden feragat etmis olan, hiç bir seye ihtiyacı olmayan denizin balıga bir meyli varsa, bir sevgisi olursa, bu hal balık için büyük bir lütuftur, büyük bir keremdir.<br />
• Deniz kendisine meyli oldugunu anlayan balıgın sevincinden ötürü arsın üstüne çıkmıs gibi olur.<br />
• Deniz hiç kimsenin isine önem vermez, aldırmaz, ama o balık bir isarette bulunursa, bir emir verirse, onu dinler ve sözüne uyar.<br />
• Büyük bir inayete mazhar olan o balık sanki bir padisahtır. 0 uçsuz bucaksız deniz de ona vezir olrnustur. Onun emrine bas egmistir.<br />
• Birisi cür´et eder de, ona balık adını takarsa, denizin her damlası onu kahretmek için bir ok haline gelir.<br />
• Daha ne vakte kadar, üstü kapalı rumuzlarla konusacaksın. Rumuzlu konusman insanı sasırtıyor. Daha açık söyle de gönül gözü gerçegi görsün ve anlasın.<br />
• Herkesin kendisine hizmet ettigi Semseddin hem efendidir, hem de çok büyük bir varlıktır. Tebriz sehri onun yüzünden misk ü anber olmustur. !<br />
• Bütün dünyada bulunan dikenler, onun lütuflarını görselerdi, dikenliklerini kaybederler, kimseyi incitmeyen yumusak ipek olurlardı.<br />
• Sundugu manevî sarapların ve yüzünün güzelliginin verdiği mestlik yüzünden, canımın kendisinden haberi olursa,canım çıksın gitsin, ben o canı istemiyorum.<br />
355. Sen bizi askta ara, askta bul!<br />
Müstefilün, Fe´filün, Müstefilün, Fe´ulün,<br />
(c. II, 843)<br />
• Ask yoluna düsenlerin diri olmaları gerek. Ölü asık olabilir mi Diri olan kimdir biliyor musun Asktan dogan kisi!<br />
• Ask yolunda yol kesenler var. Bunlar nefislerine hakim olamayan kadın yol arkadaslarıdır. Kınalı ayaklar, bu yola<br />
yarasmaz. 0 çesit ayaklarla bu ask yolu asılmaz.<br />
• "Nefsini yenen, sehveti ayak altına alan bir kahraman elini uzatsın; ise girissin!" diye savas davulu çalınmaya<br />
basladı. Askın davetiyle koca bir ordu toplandı.<br />
• Nefsine hakim olan kahramanın gürlemesi, lafla degildir. Gönülden gelir. Can, buluttan dogan simsek gibi,bedenden çıkar, fakat bir an bile aynı halde kalamaz.<br />
• Nefsine hakim olan kisinin basını ecel kılıcı asla kesemez. Çünkü bu bas yücelmis, ta arsa kadar ulasmıstır.<br />
• Nefsanî arzulardan temizlenmis gönle, elem, keder, gam, gussa giremez. Dünya gamları onun nesesini artırır.<br />
• Onun asık suratı önünde derya çırpınır durur. Halbüki o ilkbahar bulutları gibidir. 0 aglar, alem onunla güler,tatlılasır. 0 kendini öyle gösterir suratını asar. Onun arslanı, ceylan aramaz. Çünkü onun ceylanı odur. Allah´ı inkar eden<br />
kisi bu hakîkatleri anlamaz da, bu yaylada çok otlar yer, diken geveler.<br />
• Sen bizi askta ara, askta bul! Ask da nerede; bazen ben onu methederim, bazen de o beni metheder.<br />
• Ve hiddet denizinde o sedef gibi açarsa, ben ve biz deryasını bir damla gibi yutar, yok eder.<br />
356. Bir güzelden, basa hos bir mestlik gelir de, artık gönül taç, taht aramaz.<br />
Müstef´ilün, Fe´üliin Müstefilün, Fe´ülün,<br />
(c. II, 848)<br />
• Mahmur gözlerini görünce, gönülde karar kalır mı Ayın on dördü gibi parlak olan nürunu görünce gökteki ayı kim<br />
hesaba katar<br />
• Senin cana canlar katan gül bahçen, can bahçesine gülünce güllerde akıl mı kalır Dikenlerde dikenlik mi kalır<br />
• Senin ask padisahının casusu, bir gönle girince orada asktan baska kimseye yer kalır mı<br />
• 0 zaman ne neseli, ne mutlu zamandır ki, baht yaver olur da, can beden hapsinden kurtulur gelir, senin kucagını oturur. Cansız kalan beden de bir kösede kalır.<br />
• Öyle essiz bir güzelden basa hos bir mestlik gelir de artık gönül taç taht aramaz olur. Ar ve haya da kalmaz.<br />
357. Sensiz ben altın kadehle cennet sarabı içsem zevk duyamam!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ilün,<br />
(c. II, 857)<br />
• "Nasılsın; ne isle mesgulsün " diye sordun sevgilim! Seninle beraber olunca, is güç kalır mı Sen olmayınca da bir is yapmak istesem, Allah´a yemin ederim ki, inlemeye baslarım. Ancak elimde bu kalır.<br />
• Sensiz ben, altın kadehle cennet sarabı içsem zevk duyamam. Bana ancak bas agrısı verir, bende mahmurluk,sersemlik kalır.<br />
• Sen, uçsuz bucaksız bir ırmaksın. Cihan da bir köprü. Uçsuz bucaksız bir ırmagın üstüne köprü kurulabilir mi<br />
kurulsaydı, bu köprüden geçilebilir miydi<br />
• Alemde dört mevsim vardır. Her mevsim de öbürüne zıt! Dört düsmanla ayrı ayrı savasmaya can dayanır mı<br />
Huzur kalır mı<br />
• Ey güzelligin baharı olan sevgili, sen gel, mevsimlerin aslı sensin. Gel de, birbirine zıt olan bütün mevsimler yansın, yok olsun. Senin güzelligin baharın hükmünü yürütsün, dünyada yalnız ilkbahar kalsın.<br />
358. Bir ates sıçradı, gönül evini yaktı.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat.<br />
(c. II, 881)<br />
• Ah bana bir kere daha ask atesi düstü. Bu deli gönül yine yüzünü ovalara dogru çevirdi.<br />
• Ah, ask denizi bir kere daha dalgalandı. Sanki, gönlümden her tarafa kan çesmeleri akmaya basladı.<br />
•Ah bir ates sıçradı, gönül evini sardı. Yanan gönül evinin dumanı gökleri ´kapladı. Benim atesim de o rüzgarla alevlendi.<br />
• Gönül atesi kolay degildir. Hiç kınama! Ya Rabbî! Feryadıma yetis, gönül atesinden feryat, feryat!<br />
• Endise orduları ormanlardan çıktı. Takım takım gönlüme dogru hücuma . Hepsi de benim gamlı olusumdan nese ve sevinç içindeler.<br />
• Ey parlak ve içli gönül, sen bütün gönüllerin emîrisin. Askın yakıcı güçlü atesine karsı sabrı kalkan edindin de muradına erdin.<br />
• Yas olsun, kuru olsun, herkesin gözü birbirinin üstündedir. însanlar birbirlerine bakakalmıslardır. Senin gözün öyle<br />
degildir. Senin gözün Allah´a yönelmistir. Bu yüzden herkesin gözü artık sana baksın.<br />
• Senin elin, Allah´ın elidir. Senin gözün Allah´ın mestidir. Kullarının Rabbi Allah´ın gölgesi, herkesin üzerinde ebediyyen bakî kalsın.<br />
• Halkın iniltisi, feryadı senin sevgindendir. Sizinki kimdendir Neredendir Bütün bunlar asktan dogdu. Acaba ask nedendir<br />
• Ey Hakk´ın ve dinin Sems´i, ey varlık mülkünün sahibi, ask dünya kuruldu kurulalı senin gibi bir padisah göremedi.<br />
359. Ask, insanı kılıç olmadan, daragacına asmadan öldürür.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. II, 872)<br />
• Bu ask, hep akıllı, hep uyanık kisileri öldürür. Hem de kılıç olmadan bas keser. însanı daragacına asmadan öldürür.<br />
• Biz misafirini yiyen bir kimseye misafir olduk. Dostu öldüren birisine dost olduk.<br />
• Ask, Yüsuf gibi görünür, kurtlar gibi parçalar. Mü´min gibi görünür, kafır gibi öldürür.<br />
• Bize sevgi gösterse de, yahut öldürse de acı(Zeker), usulüne göre öldürsün diye ona gönlümüzü verdik.<br />
• Hayır hayır, o bakısıyla bir çok asık öldürür ama, nefesle ölüyü bile diriltir.<br />
• Bırak, varsın seni öldürsün. Ask bir bakıma ab-ı hayat degil midir Acı yüz göstermeye kalkısma. 0, bal gibi tatlılıkla adam öldürür.<br />
• Himmetini yükselt, askın öyle bir himmeti var ki, ancak seçkin padisahları .ve "ahrar"ı öldürür.<br />
• Bir geceye benzer. Sanki biz, yeryüzünün gölgesiyiz. Halbuki o günestir. Geceyi, parıl parıl parlayan gündüz kılıcıyla öldürür.<br />
• Gece zencisi bir hırsız gibi aklımızı aldı götürdü. Sabah polis geldi de, o hırsızı tuttu öldürdü.<br />
• Gece geldi; dogudan batıya kadar bütün alemi karanlık kapladı. Fakat gündüz geldi; onların hepsini de birden öldürdü.<br />
• Hasılı bana da, bu mestlik gül bahçesinden geliyor. Bülbül gibi gül bahçesinden ayrı düsmek beni öldürüyor.<br />
360. Gönüllere vurulan kilitlerin açılması için belalara sabretmek gerek!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Miistef´ilün, Fe´ulün,<br />
(c. II, 858)<br />
• Su içinde bulundugumuz vakit, pek hos, pek degerli vakittir. Böyle hos bir vakitte nesemizi artırmak için muhakkak sarap içmemiz gerekir. Böyle bir zarnanda can vermeli de, karsılıgında bir kadeh sarap almalı.<br />
• Fakat bizim içmek istedigimiz sarap, su dünyada üzümden elde edilen sarap degildir. 0 ötelerin sarabıdır. Gayb<br />
aleminin küpünden gelir. Hakk asıkarının meclisinin kuruldugu yer de yeryüzünde degildir. Gökyüzünün en üstünde, "ars"tadır.<br />
• Mallarıyla mülkleriyle, mevkîleriyle gurura kapılan, kendilerini üstün gören insanlarla degil de, nerede bir fakir görürsen onunla oturman lazımdır.nerede bir falcı, bir cinci görürsen onlardan da uzak durmak gerektir.<br />
• Fakir kelimesini de yanlıs anlama, benim bahsettigim fakir, yemeklere düskün, lokma pesinde kosan fakir degildir. Benliginden, varlıgından geçerek fakir olan Bayezîd-i Bestamî hazretlerine benzeyen fakirdir.<br />
• Tertemiz, nurdan dogan, elbette temizleri arar. Fakat pislikten dogan kisiye de pis birisi gerektir.<br />
" Nür Süresi, 24/26. ayete isaret var.<br />
• Cenab-ı Hakk, bazı günahkar kullarının gönüllerine kilit vurmus, üstüne de mühür basmıstır. Bu mühürlü, bu kilitli kapıyı açmak için, belalara sabretmek gamlar ve kederler içinde çırpınmak gerektir.<br />
" A´raf Suresi, 7/2. ayete isaret var.<br />
361. însan, dünya sandıgının içinde hapsolmus arslan gibidir!<br />
Müstef´ilün, Pe´uliin, Müstefilün, Fe´Olün,<br />
(c. II, 859)<br />
• Ne göz her gönüle yüz verir, ne padisah degersiz kisiye yüzünü gösterir.<br />
• Ancak bizim gibi degersizlere, bayagılara karsı böyle degildir. Dikenden kurtarır da ona gül bahçesini gösterir.<br />
• Bazen manevî kirlerimizi arındırır, bizi nüra dogru çeker götürür. Bazen eski zahitligimizi elimizden alır da, bizi sarhos meyhaneci haline sokar.<br />
• 0 kölesini ne satar, ne de kimseye bagıslar. Onu pazarda satıyormus gıbı göstererek ona bir taç, bir taht hazırlar.<br />
• însan dünya sandıgının içine hapsedilmis bir arslan gibidir. Sandık kapanmıstır, kilitlenmistir. 0 da kendisini yorgun ve bitkin göstermektedir.<br />
• Fakat günün birinde cosar, kükrer, sandıgı kırar çıkar. Simdi issiz güçsüz görünüyor, ama insanın ne kadar güçlü oldugunu o zaman görürsün.<br />
"9nsan dünya nîmetlerinin esiri olunca çok güçsüzdür.ayagı altına alınca güçlü olur.<br />
• Ask birdir, fakat sasıların gözüne iki, dört göründügü gibi, türlü türlü, çesit çesit sekillerde görünmektedir.<br />
• Ask yolunda her sey gül gibidir. Ama bu güller insanların gözüne diken gibi görünür. Nur, Hz. Müsa´nın agacından,yanan (=ates) olarak görünmedi mi<br />
• Bu selin sesi ab-ı hayattır. Söz yoktur, ses, söz gibi görünür.<br />
• Gönülden bahsetmeyecegime dair yemin etmistim. Fakat gönül ayna gibi oldugundan içine düsenleri çaresiz göstermektedir.<br />
362. Haberin var mı Kıs gitti, yaz geldi!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II. 7821<br />
• Haberin var mı Sehrimizde seker ucuzladı. Yani sehrimize tatlı dilli degerli bir kisi geldi. Haberin var mı Kıs gitti,yaz geldi!<br />
• Haberin var mı Bahçede reyhan ile karanfil; "îs kolaylastı" diye gülüsüyorlar.<br />
• Haberin var mı Bülbül yolculuktan döndü, geldi. Bahçede ötmeye basladı. Ötüsünün güzelligi ile bütün kuslara üstad oldu.<br />
• Haberin var mı Bahçede agacın dalı, kökten müjdeli bir haber aldı da ellerini sallayarak oynamaya basladı.<br />
• Haberin var mı Can bahar kadehiyle mest oldu da oynaya oynaya sultanın haremine geldi.<br />
• Haberin var mı Lale, yüzü kanlara bulanmıs bir halde çıkageldi. Haberin var mı Gül, çiçekler meclisinin baskanı oldu.<br />
• Haberin var mı Güzeller ötelerden geçip gelme izni aldılar da geldiler. Baglara, bahçelere kondular, yeryüzü yeserdi, güller, laleler, reyhanlar, çesitli çiçekler uyandılar.<br />
• Geçen sene kıs mevsiminin korkusundan kaybolup giden yesilin güzelleri güller, reyhanlar, sebboylar, karanfiller ve daha sayılamayacak kadar çok çiçekler, sanki kıyamet koptu da dirildiler. Bu sene hepsi de yüz kat daha güzel, daha hos kokularla geldiler.<br />
• Gül yüzlü güzeller ötelerden, yokluk aleminden oynaya oynaya geldiler. Bu gelisten gökyüzü memnun oldu da,onların ayaklarına yıldızlar serpti.<br />
• Geçen sonbaharda azledilen, isten çıkarılan nergis, bu sene çiçekler mülküne baskan oldu. Gonca çocugu da,besikte konusan Hz. îsa gibi yazmaya, okumaya basladı.<br />
• Hakk asıklarının meclisi bir kat daha süslendi. Seher rüzgarı hos bir sekilde esmeye ve güzel kokular sarabını sunmaya basladı.<br />
• Gönül perdesinin arkasında gizli nakıslar vardı. Bu yüzden baglar, bahçeler, gönüllerdeki sırlara ayna oldu.<br />
• Sen gördügün bütün güzellikleri aynada arama da, gönlünde ara! Çünkü, "ayna" kendisi bir sekilden ibarettir.îçine düsenleri gösterir, ama kendisi cansızdır.<br />
363. Asıkın bedeni kefene sarılır, kabre konur ama, canı kefene sarılamaz.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 778)<br />
• 0 Hoten güzelin hayali gönlümden gitmez, sekerinin tadı da agzımdan gitmez.<br />
• Her an uygunsuz bir is yapar, bir kargasa çıkarırsam, beni ayıplamayın.<br />
Senin gönlünden onun hayali gittiyse, Allah´a yemin ederim ki, benim gönlümden gitmez.<br />
• Kolu kanadı yandıgı halde zavallı pervanenin canı, mumun alevi sevdasından vazgeçmez de samdanın etrafında döner durur.<br />
• Bütün kuslar, çayırlara, çimenlere gelirler. Agaçlara konarlar, biraz dururlar, sonra her tarafa uçar giderler. Ama,bülbül güle asık oldugu için o, çimenlikten, gül bahçesinden ayrılmaz.<br />
• Can kusu ise, her an uçmak için kanat çırparsa da, dostun bakısını umdugundan ötürü bedenden bir türlü ayrılamaz.<br />
• Hallac-ı Mansur´u senin askınla daragacına astıkları zaman, ipte basını tuttu, çıkarmadı. "Madem ki, dostumun ipi gönlümün boynuna geçmistir; bundan nasıl bas çıkarırım " dedi, seve seve canını verdi.<br />
• Testi kırılsa da, onun içindeki su kırılmaz. Asıkın canı da böyledir. Bedeni kefene sarılır, kabre konur, ama, canı kefene sarılmaz, kabre konamaz, o ötelere gider.<br />
364. Elinde duadan baska bir sey olmayan ne yapabilir<br />
Fe´ilatü, Ffi´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. II, 767)<br />
• Giizelim; cefayı bırak, kerem sahibine böyle davranıs yakısmaz. Hiç kimsenin bulamadıgı derdimi gör de ona derman ol!<br />
• Çektigim acıların haberini seher rüzgarından duyardım ama, gamından öyle bir hale geldim ki, gönlümün seher rüzgarından haberi bile yok!<br />
• Ey saki, birazcık acele et de o kapıyı içerden kapa, kim gelirse; "Sizinle isimiz yok!" de, onu basından sav!<br />
• Gönlünde vefa bulunmayan sevgilinin vefasına and olsun ki, bütün ömür boyunca su anda yasadıgım gibi böyle neseli, böyle mutlu bir an yasamadım.<br />
• Sen bize cansın, cihansın, bize bundan daha üstün bir mutluluk olur mu Cihanın sonu yokmus, yok olsun.<br />
Bundan asıklara ne gam<br />
• 0 yüzde, o güzellikte kimyanın hüneri yoksa, sevgiliyle bulusma zamanında su kara toprak nasıl oluyor da altın<br />
haline giriyor<br />
• Aman, ben yine sustum. Sevgiliye benim selamımı sen götür! Saygılarımı sen söyle! Ona de ki; "Elinde duadan baska bir sey olmıyan ne yapabilir "<br />
365. Zavallı pervanenin canı mumun alevine asık!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 789)<br />
• 0 Hoten güzelinin hayali gönlümden, sekerinin tadı, lezzeti de agzımdan gitmiyor.<br />
• Her an cosar köpürürsem beni ayıplamayın. Senin gönlünden onun hayali çıkıyorsa, Allah´a yemin ederim ki,benim gönlümden çıkmıyor.<br />
• Bütün kuslar çimenlikten, her tarafa uçar giderler. Ama, gönlünü güle kap-tırmıs, gönülsüz kalmıs olan bülbül,içinde gül fidanlarının bulundugu çiçeklikten bir an bile gitmez.<br />
• Zavallı pervanenin canı mumun alevine asık, kolu kanadı yanmadıkça samdandan, samdanın etrafından gitmez.<br />
" Sadî-i Sirazî hazretleri, Gülistan´mda:<br />
"Ey bülbül! Git, askı sen pervaneden ögren. 0 yandı, yakıldı, can oldu, sesi çıkmıyor"<br />
• Can kusu her an uçup gitmek için, kanat çırpmada. Fakat belki dost bakar, görür ümidiyle bedenden ayrılmaz.<br />
" Bu gazel Firuzanfer´in<br />
776 numaralı gazele nazîre gibi, ona çok benziyor.<br />
366. Tebrizli Sems hazretlerine karsı duyulan sevgi ve saygı.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Pa´ilatün. Fa´ilat<br />
(c. II, 757)<br />
• Her ne kadar haset eden kisi incinirse de, sen o büyük varlıgın (Tebrizli Sems´in) vasıflarından bahset. Onun üstünlügünu çekinmeden anlat. Zaten su gök kubbesinin altında öteden beri haset etme huyu azalmamıstır.<br />
• Ben dün geceyarısı kalktım, baktım ki, "gönül" yok! "Ne oldu; nereye gitti " diye onu evin her tarafında aradım,fakat bulamadım.<br />
• Sonra kendi evimden çıktım. Onu ev ev aramaya basladım. Nihayet zavallıyı bir yerde buldum. Orada "Ya Rabbî!<br />
Ya Rabbî!" diyerek secdeye kapanmıstı.<br />
• Bakayım, kime kavusmak istiyor, kime yalvarıyor diye onun yalvarısına kulak verdim. Aglarken sunları söyledigini duydum.<br />
• Gizli seyler de senin önünde, asikar olan seyler de senin önünde. Sen her seyi bildigin gibi, elbette bunların her ikisini de bilirsin. Benim gizli olan seyim, su içimdeki "sevgi atesi"; açık olan sey de ah edisim, yalvarısım, yakarısımdır.<br />
• Gönül, o padisahın eserlerini, vasıflarını sayıp duruyordu da, adını söylemiyordu. 0, gecenin karanlıgında herkes uykudayken yalvarıp yakarmaya dalmıstı.<br />
• 0, arada dudak ucuyla gizlice diyordu ki: "Adını söyleyemedim ama, o ad öd agacından daha güzel kokar, kokusu her tarafa yayılır."<br />
• Gönül diyordu ki; "Ey seven, sevilen Rabbim! Belki, bir insan bulunur da gece yarısı benim bu sözlerime kulak verir diye korkuyorum, ürküyorum.<br />
• Birisi onun adını duyar da ona gereken saygıyı göstermez diye ödüm kopuyor. 0 güzel ada hürmetsizlik bana çok agır gelir.<br />
• Baska birisi adını isitir de, ona sevgi ve saygı gösterirse, bu defa kıskançlık beni yakar, yandırır." Böylece, gece yarısı yalvarıp duran gönül sasırmıs, ne yapacagını bilemez hale gelmisti.<br />
• Derken gönüle hatiften, ötelerden bir ses geldi. "Sevdiginin adını an, ey inatçı saskın, korkma, adını an, gam yeme; kimseden çekinme!<br />
• Onun adı, senin canının muradına anahtardır. Çabuk, onun adını an! An da hemen sana kapıyı açsın!<br />
• Gönül, haset korkusundan onun adını anamıyordu. Kapı da kapalı kaldı. Seher vaktine kadar bu hal devam etti.<br />
Derken ansızın gündüz oldu. Güneç dogdu, yüzünü gösterdi.<br />
• Hatifin binlerce defa yalvarısı üzerine gönül, ancak "Tebriz" diyebildi. Aklı basından gitti, varlıgından oldu.<br />
• Kendinden geçince de o, efendiler efendisi Semseddin´in, o cömertlik denizinin adı, gönlün yüzüne naksoldu.<br />
367. Bir hırsız gibi gönle gizlenen gam,<br />
vuslat polisinin eline düstü de daragacına asıldı.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. II, 761)<br />
• Seher vakti o kurnaz sevgili gül bahçesinden gelince, mest olanların naraları gül bahçesinden daha göklere kadar<br />
yükseldi.<br />
• Yüzlerce cennet bahçesinden ab-ı hayatla sulanan, binlerce güler yüzlü gül, dikenlerin gönüllerinden baslarını<br />
çıkardılar.<br />
• Gönüle bir hırsız gibi girerek bütün gece orada gizlenen gam, sevgilinin, vuslat polisinin eline düstü de daragacına çekildi.<br />
• Zalimlerin elinde kalmıstık. Çok zulümler görmüs, acılar çekmistik. Ümitlerimizi kaybetmistik. Böyle bir durumdayken devlet gibi parlak uyanık bir gönül geldi, imdadımıza yetisti.<br />
• Su kirli dünyada, nefsanî arzular, maddî ihtiyaçlar pesinde kostugumuz için, beden de can da ihtiyarlamıstı. Ona kavusunca her ikisi de gençlesti, güzellesti. Müsteri bulamayan, malını satamayan herkese ne de çok alıcı geldi.<br />
• Hepiniz gönül ve dinin Selahaddin´ini görünce, "Hakk´ın sırlarından ne de sasılacak bir günes dogdu!" deyiniz<br />
368. Onun ask sarabı sunan iki sakî gibi olan gözleriyle<br />
dudaklarının elinden sarap için.<br />
Fa´ilatiü, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 754)<br />
• Güzel yüzlülerin en güzeli, günesi, salınarak geliyor. Ona yol açın. Yüzlerinizi onun yüzünün güzelligi ile ay gibi nürlandırın.<br />
• Onun nürlu yüzü, eskiden ölmüs, mezarlarda çürümüs kisilere bile yüzlerce can vermede, onları diriltmede. Geçip gitmis asıklara müjdeli dirilme haberi verin!<br />
• Onun ask sarabı sunan iki sakî gibi olan gözleriyle dudaklarının elinden heıan sarap için, her an; "Çok yasa deyin.<br />
• Onun güzel bir ovaya benzeyen yüzünde hiç görülmemis, acaip bir kuyu kazmıslar. Aklınızı basınıza alın da o ovaya gidin! 0 kuyuya düsmek için ugrasın!<br />
• Onun bulundugu çadırdan gece vakti bir aydınlık, bir nür belirdi. Atlarınızın kulaklarını o çadırın kuruldugu yere çevirin!<br />
369. Kendinden habersiz,<br />
fakat dostun yerinden haberli olan kisi ne mutlu kisidir.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. II, 759)<br />
• Sevgilim; gönlüm senin emrine uymus, sevdana kapılmıs. Senelerin yıprattıgı sararmıs, solmus yüzüm, senin ayrılık gamını çeker.<br />
• Basım yüzünün güzelliginin mesti, gönlüm tuzak olmus hayalini yakalamıs, bırakmıyor. Gözümden dökülen inci taneleri, senin denizinin köpüklerine serpilmek ister.<br />
• Senden aldıgım bütün armaganları, senin hayaline takdim ettim. Çünkü seker gibi tatlı olan hayalinde senin güzel yüzünün parlaklıgı var.<br />
• "Hayalin" dedim, hata ettim, yanlıs söyledim. Senin hayalin baska hayallere benzemez. 0 bütün güzellikleri,sevimlilikleri senin ihsanından alıyor.<br />
• Sadberk gülü kendini senin güzel yüzüne benzettiginden ötürü utandı da, senin huzurunda yerlere döküldü.<br />
• Selvi, senin boyuna benzedigini sandıgından yanıldıgını anladı. Suçlular gibi basını önüne egdi.<br />
• Dost bizimle beraber olunca, her yer oturulacak, eglenilecek yerdir. Kendinden habersiz, fakat dostun yerinden haberli olan kisi ne mutludur.<br />
• Eger sen bana kapını açmazsan, ben dama çıkar, bacadan içeri girerim. Seni görüp seyreden can, ne de güzel bir candır. Ne de bahtlı bir candır.<br />
• Ben damlara çıkarım, tuzaklara düserim ne yapayım ki, canımın ahüsu, yalnız senin ovanda kosmak, sana av olmak sevdasındadır.<br />
• Sus ey deli asık, siir söyleme! Kanlar yut! Zaten dünyanın her zerresinde senin askının derdi, gamı var.<br />
370. Senin askın, bir ay yüzlü sevgili dilber kılıgına girdi de geldi.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilat<br />
(c. II, 749)<br />
• Seher vakti, gönlümü alıp gitmek için, sevgili mest olarak yanıma geldi. Ey Müslümanlar, bu mest dilberin elinden beni kurtarın. Bana yardım edin!<br />
• Dün kalbim heyecanla çarpmakta idi. îki gözüm de segriyordu. "Acaba! Ben kime kavusacaktım Gözlerim kimi görecekti " diye düsünüp duruyordum.<br />
• Seher vakti ben bu düsüncelerdeyken senin askın, bir ay yüzlü dilber kılıgına girdi de bana geldi.<br />
• Ben kim oluyordum Dört unsur bile (hava, toprak, su, ates) ondan mest olmuslar; onun atesi bana da neler eder, topraga da, rüzgara da neler eder<br />
• Ask, ondan gebedir. Bu cihan da asktan gebedir. Bu dünya su dört unsurdan dogdu. Fakat,unsur da akstan dogdu.<br />
371. Dilsiz, dudaksız söz söylemeyi huy edin! Hayat fanî,<br />
insan ölünce ne dudak kalır ne de dil!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. 11, 762)<br />
• Ben ölmüs olsam da, beni mezara koysalar, bu haldeyken sevgilimizden bir haber gelse, hemen kefenimi yırtar,mezarımdan çıkarım.<br />
• Diri de, ölü de ondan bir sey elde edince neler yapmaz Dag bile onu görse yerinden sıçrar kalkar, daha ileri,daha yakına gelir.<br />
• Seni sevdigim için beni çekistirirlerse, kınarlarsa, ben bu kınanmaktan kaçmam, kaçınmam. Senden gelen acılık cana sekerden daha tatlı gelir.<br />
• Sana, Hakk´ın nîmetlerinden ne gelirse ye, iç, bir tarafta dursun deme! Akıp giden bir ırmaktan su içtikçe arkası gelir.<br />
• Hakk´ın yaratma gücüne, güzel sanatına bak, gönüllere gelen vahyi seyret! Bastan basa görüs nüru ol! Çünkü bütün zevkler, bakıs ve görüsten gelir.<br />
• Ömrüm geldi, geçti de sevgiliye kavusamadım diye ümitsizlige kapılma, o vakitli, vakitsiz, ansızın gelebilir, her sey seher vaktinde gelmez.<br />
• Bekle, gözetle, sabret! Zamanlı zamansız, ansızın degerli bir sürme gibi o azîz varlık, o essiz varlık gözümüze gelir.<br />
• 0 bu göze gelince, bu göz deniz halini alır. Denize bakınca da denizin bütün suyu inci olur.<br />
• 0 inci, aslını kendi inciligini bilmeyen ölü inci gibi degildir. 0 daima söyler, daima arar, daima diridir.<br />
• Senin aslın nedir Sen nasıl bir madensin Sen nasıl bir cansın Bunu ne bileceksin Senin insanî hünerini, marifetini ancak Allah bilir, Allah bilir.<br />
• Fazla konusma, dudaklarını kapa, dilsiz, dudaksız söz söylemeyi huy edin! Çünkü dünya geçip gidince, ne dis kalır, ne dudak kalır, ne de dil!<br />
372. Gönül kapısında otur bekle, o gizlenen sevgili,<br />
ya gece yarısı, yahut seher vakti gelir.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 595)<br />
• Hakk asıgı olan, gönlünde bir istek bulunan kimse, gönül kapısına gider de gönül ona kapı açmazsa, elbette bunun bir sebebi vardır. Kapı açılmadı diye üzülme, git!<br />
• Gönül kapısında otur bekle, çünkü, o gizlenen sevgili ya gece yarısı, yahut seher vakti gelir.<br />
• Her seyden ayrılan, yalnız Allah´ını arayan can, az bulunan essiz bir candır. Sasılacak bir candır!<br />
• Bulundugu dünyadan baska bir dünya gören göz, görüs sahibidir. Onun hos bir lakabı vardır.<br />
• Böyle olan kimse, rühun en yakın dostu olur da, ölümden bile korkmaz. Can verme saatinde, onun tuhaf bir zevki, anlatılmaz bir nesesi vardır.<br />
• Ayagı tasa çarpsa, avucuna bir inci düser. Canı dudagına gelse, bir seker dudaklı ile bulusur.<br />
• Sus, sırlan her yerde açıga vurma. îyi röhlu olmayan kisilerin toplantısında Ebü Leheb de bulunabilir.<br />
373. Aklını basına al da isteyen, isteneni bir bil!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(Yazma bir dergiden)<br />
• Ey Allah´ım, önünde secde etmeme müsaade et. 0 imkanı lütfet de, secde edenin bası secde edilene yaklassın.<br />
"Secde et Allah´a yaklas!" mealindeki Alak Suresi, 96/19. ayete isaret var.<br />
• Duygular alemi (duygularımız) topraga benzer. Hakkı bulmak, onu istemek arzusu da rüzgar gibidir. Rüzgar, he r an topragı yerden, asagılardan alır, gökyüzüne, ötelere dogru yükseltir. Yani duygularımızı, topraktan yaratılan bedenimizi, hakkı istek ve sevgi rüzgarı alır, yücelere dogru yükseltir.<br />
• 9stek atına binip yükselen bu toprak ne mübarektir, ne kadar kutludur. Balçıktan onu çekip alan bu istegin yükselttigi beden ne mesuttur!<br />
• 0 ne kadar güzel bir istektir ki, bu cihan onunla canlıdır. Onunla yasamaktadır. Bütün güzellikler, nergis gibi gözler, gül gibi yanaklar hep ondandır. Onun cemalinin tecellîsindendir.<br />
• Sen aklını basına al da, isteyenle isteneni bir bil! Ayrı görünüyorlarsa da, sakın ayrıdır deme, iki görme, onlar birdir.<br />
• Sunu iyi bil ki: Rüzgar havaya savurdugu topraga, tozlara karısmıstır, kirli gibi görünür, ama aslında tertemiz rüzgardan baska bir sey degildir. Bu hususta hata etme, yanlıs görüs sahibi olma!<br />
• Allah birdir. Ona yalvaran, ona hamd ü senada bulunan diller, zarflar gibı ayrı ayrıdır. Yani diller, içinde aynı su bulunan çesitli zarflara, kaselere benzerler. Türkü de, Kürdü de, Rumu da ayrı ayrı dillerle hep onu isterler.<br />
374. Bu güzel koku can bahçesinden mi geliyor<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 806)<br />
• Ya Rabbi! Bu güzel koku can bahçesinden mi geliyor Yoksa bu, ötelerden, gayb aleminden dünyaya dogru esen hos kokulu bir rüzgar mıdır<br />
• Ya Rabbi! Bu ab-ı hayat, hangi yerden cosmada Ya Rabbî! Bu sıfatların nüru, hangi diyardan parlamada<br />
• Acaba bu gürültü, göklerde yasayanların gürültüsü müdür Acaba bu kahkahaları, cennet hürileri mi atıyor<br />
• Bu ne çalgı, bu ne ahenktir ki, insanın rühunu oynatmada Bu ne ıslıktır ki, gönül kanat çırparak uçmada<br />
• Ey asıklar, müjde müjde! Hepiniz de el çırpın; o elden çıkan güzel varlık, ellerini çırpa çırpa geliyor.<br />
• Baht gözü, bahtınızı görmüs de mahmurlasmıs, bu da bir delil, bir iz! Bu baht, apaçık bir gözden, ezelî varolandan ve varedenden geliyor.<br />
• Candan tatlı ne vardır Can gidecekmis, gitsin! Korkma! Gideceginden ne diye üzülüyorsun, gam yiyorsun Ondan daha iyisi geliyor.<br />
375. Gaflet pamugunu kulagından çıkar!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün,<br />
(c. II, 550)<br />
• Gaflet pamugunu kulagından çıkar! Kurtulus sesi geliyor. Günahın kara suyuna dalma, ab-ı hayat geliyor.<br />
• Müsteri yıldızının ask nöbetini gökyüzünde çalıyorlar. Asıkların ruhlarına yüzlerce salavat geliyor.<br />
• Günahlardan arın da bastan basa mana balı ol, süt ol! Kendinden, kendi benliginden fakir ol, yok yoksul ol! Çünkü ancak fakir ve yoksul olunca padisahtan vergi gelir, zekat gelir.<br />
• 9nsanın maddî varlıgı olan balçık, gönül olmayı ister durur. Bu istek onun rahmetindendir. Kuluna acıdıgındandır. însanın namaz kılmayı arzu edisi, oruç tutusu, hep Hakk´ın kulunu kendine çekisindendir.<br />
• Basına gelen dertlere, musîbetlere, belalara ugrayıs karanlıklarına sabret! Çekinme, çünkü Hızır (a.s) da, ab-ı hayat, karanlıklar diyarından geliyor.<br />
376. Öd Agacı.<br />
Mefulü, Fa´ilat, Mefa´îlii, Fa´ilat<br />
(c. 11, 863)<br />
• Ates, dün dumanın kulagına egildi de, gizlice dedi ki: "Öd agacının benimle arası pek iyidir. Onun bensiz bir yerde kararı yoktur. Benden ayrı düsmeye hiç dayanamaz.<br />
• Benim kaderimi ancak o bilir. Bana o, sükreder, çünkü, öd agacının karı, benim kucagımda yanarak yok olmasındadır. Onun degeri güzel kokuları etrafa yaydıgı zaman belli olur.<br />
• Öd agacı, bastan ayaga kadar dügüm dügümdür. Görünüsü öteki agaçlar gibi hosa gitmez. Fakat yanarak yokluga açılıp saçılınca, o dügümler de çözülür, açılır, saçılır."<br />
• Ates öd agacına der ki: "Ey benim alevler yiyen, ısıklar yutan dostum, hos geldin, merhaba, merhaba! Ey yanarak benim kucagımda yok olan, bana can veren sehidim! Ey beni görenlerin tattıklarımın kendisiyle avundukları azîz varlık, sevgili dost!<br />
• Senin gibi yanarak yok olmadan, hiç kimsecik yokluk levhinden nasibini alamaz, faydalanamaz." Ey seven ve sevilen Allah´ım, benim de yoklukla aramı uzlastır, beni onunla barıstır. Ben de sende yok olmak arzusundayım.<br />
• Ekmek, yemek, midede yanar yok olursa, o zaman akıl olur, can olur, hasetçilerin bile hasret çektikleri bir hale gelir.<br />
• Geri kalanları benden gizli olarak, sana ask söylesin! Sen, Ashab-ı Kehf gibi hem uykudasın, hem de uyanık!<br />
377. Sen baska bir alemden mi geldin;<br />
burada les yiyen köpeklerle uzlasamıyorsun!<br />
Fa´ilatiü, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 745)<br />
• Yüzümü sevgilinin ayaklarına sürmeye geldim. Yaptıgım bir hatadan ötürü özür dilemeye geldim.<br />
• Yeniden onun gül bahçesine bahçıvan olmaya geldim. Onun askından ates olup kendi dikenlerimi yakmaya geldim.<br />
• Temizlenmesi mümkün olan tozu, kiri temizlemeye, sevgilim için iyi isi, daha iyisini yapamadıgım için kötü saymaya geldim.<br />
• 0 vefasız güzelin sevgisi ugrunda döktügüm göz yaslarını görsün diye ona aglayan gözlerle geldim.<br />
• Ey hiçbir seye benzemeyen, essiz olan ask, kalk, sevgiye yeni bastan basla, merhamete yeni bastan giris! Ben öldüm, ikrarımdan da inkarımdan da vazgeçtim.<br />
• Çünkü senin saflıgın, lekesizligin olmadan varlık aleminde saf olmaya imkan yok! Sensiz gamdan kurtulmak,iyilesmek de mümkün degildir.<br />
• Zahirde, görünüste ben sustum. Sen bilirsin ki, kan aglayan gönlümde kanlara bulasmıs sözler var.<br />
• Ben sustugum zaman, yüzüme dikkatle bak! Orada bıraktıgın izleri gör!<br />
• Ben bu gazeli kısa kestim. Geri kalanı gönlümde.. Eger beni o mahmur gözlerle mest edersen söylerim.<br />
• Ey sözünden geri kalan, susan, ey esinden ayrı düsen, nasıl oldu da o keskin aklını kaybettin, böyle sasınp kaldın<br />
• Ey kendinde konusma gücü olmayan, susan, o atesli düsüncelerle ne alem desin Düsüncelerin büyük orduları geliyor.<br />
• Sözü insanlara söylerler. Yalnızken susarlar. Hiç kimse sevgilinin sırrını kapıya, duvara söylemez.<br />
• Yoksa sen, asktan bahsedecek insan bulamıyor musun Bu yüzden susup duruyorsun Sen hiç kimseyi sözlerine mahrem görmüyor musun<br />
• Yoksa sen, baska bir alemden mi geldin Tertemiz bir alemden misin Su lese bulasmıs, les yemekle mesgul tabiat köpekleriyle tabiat alemine karısamıyorsun! Su kirli alemle uzlasamıyorsun!<br />
378. Senin sevgi atesinle yandım yakıldım da, dumanım çıkmadı.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. II, 780)<br />
• Atesine atıldım, yandım, yakıldım da dumanım çıkmadı. Söndürmek için atesine su döktüm, fayda etmedi.<br />
• Gönlümü binlerce çesit zevkle denedim, oyaladım. Seninle bulusmaktan baska hiçbir sey onu hosnut etmedi.<br />
• Gönlümün asktan çektigine, dag dayanamadı, çekemedi. Ateste yanan gönlümün kokusunu öd agacı bile vermedi.<br />
• Sevgiliye; "Senin bu kulun gönlünü aska rehin vermedi mi " diye sordum. Sevgili; "Evet rehin verdi, verdi ama,geç verdi, acele etmedi." dedi.<br />
• Sevgilim, senin la´l dudakların, hastaların "Hz. îsa"sı ise de, benim hasta gönlüme bir türlü iyi gelmedi, saglık vermedi.<br />
379. 0, bütün kapıları kapasa bile,sonunda kimsenin bilmedigi gizli bir yol açar.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. II, 765)<br />
• Aman, sevgili seni kovsa da ümitsiz olma, bugün seni kovarsa, yarın seni çagırmaz mı sanıyorsun<br />
• Eger senin yüzüne karsı kapıyı kapasa bile, gitme, orada bekle, sabredersen seni alır bas köseye oturtur.<br />
• Bütün kapıları ve geçitleri kapasa bile, sonunda, sana kimsenin bilmedigi gizli bir yol açar.<br />
• Görmez misin Kasap, koyunun basını keser, ama kestigi koyunu bırakmaz. Kestikten sonra onu tutar sürüye sürüye, çeke çeke dükkana götürür.<br />
• Koyunun nefesi kalmadıgı için, onu kendi nefesi ile sisirir. Artık sen, düsün! Allah´ın nefesi, seni nerelere ulastırır,nerelere çeker götürür.<br />
• Ben bunu bir misal olarak söyledim, yoksa onun keremi bir kimseyi öldürmez, üstelik onu ölümden, öldürülmeden kurtarır.<br />
• Süleyman´ın bütün mülkünü bir karıncaya bagıslar, hatta her iki cihanı da verir, hiçbir gönlü kırmaz, incitmez.<br />
• Gönlüm, dünyanın etrafında döndü, dolastı Onun bir esini, benzerini bulamadı. 0, kime benziyor Kime benziyor<br />
Kime benziyor<br />
• Sen sus artık! 0 sessiz, sedasız, bu saraptan herkese tattır, tattır.<br />
380. Su rüzgarımız da sana asık olsun da delice essin!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Pa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 748)<br />
• Sen, dünyada bulunan bütün sakîlerin iftihar ettikleri, övündükleri bir sakîsin. Sen, bos durma! Her an gece,<br />
gündüz, iste güçte ol! Herkese ask sarabı sun! Herkesi mest et! Senin gözün daima mahmur olsun! Canımız da hep<br />
içsin, içsin!<br />
• Ey güzel! Senin serefine, ask sarapları içilen bu mecliste, akıllı kisilerin akıllan baslarından gitsin! Ey dilber;<br />
costukça cosan askınla ne bas kalsın ne sarık!<br />
• Sana asık olan canın, Mısırlı kadınlar gibi elleri de dogransın, gönlü de!.. Mısır Yusuf´u da çarsıda, pazarda<br />
dolassın da güzelliginin tesiriyle halkı birbirine düsürsün!<br />
• Ey sakî, senin elinden ne eller elden çıktı. Senin sundugun sarapla mest olan, senin elinden daima muradına ersin!<br />
• Basımız senin sevdanla, kırbamız, su kabımız senin sevgi suyunla dolsun! Su rüzgarımız da sana asık olsun,delice essin! Suyumuz, ırmagımız da asık olsun, aglayarak, feryad ederek ve hiddet denizine dogru akıp gitsin!<br />
• Güzeller padisahı da bizim emîrimiz, baskanımız olsun; ask heyecanıyla bizi kucaklasın! Devletin, ikbalin bizim can dostumuz; talih, baht arkadasımız ol-sun!<br />
381. Çalgıcının ses sarabını için mest olun.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 747)<br />
• Ey neseliler, ey zevke, ey güzel seslere düskün olanlar! Çalgıçıdan sizi mest edecek kadehsiz sunulan sarap isteyin! Böylece "ses sarabı" için! Ses sarabının içine "ney"in sesini de karıstırın; için, için!..<br />
• Ey bahtlı kisiler, ey Allah´ın nazarında makbul olan varlıklar! Çok usta, essiz biniciler olun da, nese atlarına binin!<br />
Onları alabildigine kosturun ve gam atını yakalayarak onu neselerin ayakları altında kurban edin!<br />
• Ey kendinde olanlar, ey uyanık kisiler, Hakk´ın vahdet küpünde ask sarabını için! 0 sarap ile aklı da, sonu gören fikri de yok edin gitsin!<br />
• Bakınız ey Hakk asıkları; ilkbahar geldi! Gül bahçelerinde yesilliklerde insanı sasırtan yüzlerce renk var. Kıs mevsiminin dondurucu soguk günlerini artık bırakın, düsünmeyin!<br />
• îstediginiz, aradıgınız "Çin güzeli" Çin´dedir. Bu ne akıldır ki, Çin´i düsünmüyor da, her an Rey sehri yoluna düsmeyi hayal ediyorsunuz.<br />
"Yahya Kemal merhum da "Çin Klisesi" adlı siirinde, bir Çin güzeli düsünmüstü:<br />
"Gel ey ma´suka Çin´den 0 sirin kösk içinden,<br />
Gülümser bir resimdin, Muhayyel sevgilimdin,<br />
Ya mektup yolla Çin´den, Ya gel hülyam içinden<br />
• Siz sözleri, kelimeleri bırakın da ölümsüzlük meyhanesinde can kulagınızı açın, size ötelerden haber veren, sizi sizden alıp götüren çalgıcıyı dinleyin!<br />
• Elinizdeki kaseyi, yalnız ölümsüzlük sarabıyla doldurun! Allah askına akıllılık örtüsünü, akıl yaygısını katlayın, bir kenara koyun!<br />
• Ey asıklar, benlik elbisesinden, kendinde olus elbisesinden soyunun! Daima, diri olanın yarattıgı varlıklarda onun kendi san´atını, kendi güzelligini görün, seyre dalın, hayran olun!<br />
382. Dünyada görülen bütün varlıklar, insanlar, bitkiler, hayvanlar,<br />
balıklar, kuslar, bunların hepsi de birer nakıstan, hayalden ibarettir.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. II, 727)<br />
• Kimde bizim sevgimizden bir iz, bir nisan bulunmaktadır Kimin gönül evinde gizli bir ay yüzlü sevgilisi vardır<br />
• Gözlerinin yardımı olmadan, onun güzel yüzünü kim görmüstür Bu cihanın dısında kimde baska bir cihan vardır<br />
• Acaba, su canımı hedef alan oku atacak yay kimde vardır<br />
• Su dünyada her tarafta, nereye bakarsanız bakın gönül alıcı bir güzel bulunmaktadır. Sufî, bak bakalım; acaba o<br />
güzel kimindir 0 güzeli kim görebilir<br />
• Halkın bu görünen süreti, çesitli bitkiler, hayvanlar, balıklar, kuslar... gibi varlıkların hepsi aslında bir nakıstan, bir<br />
hayalden ibarettir. Bunları yasatan, hareket ettiren canı acaba kim görmüstür<br />
• Dünyada gördügün, bu varlıkların, insanların, bitkilerin, hayvanların hepsi de birer dilencidir. Allah´ın lütuf<br />
tarlasında basak toplamakla mesguldürler. Acaba bütün bu yoksullara nîmetler veren, onlara inciler saçan kimdir<br />
383. Biz kendimizin düsmanı, bizi öldürenin dostuyuz.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 728)<br />
• Biz kendimizin düsmanı, bizi öldürenin dostuyuz. Biz ask denizine batmısız, denizin dalgası bizi öldürüyor.<br />
• Biz severek, gülerek, tatlı canımızı veriyoruz. Çünkü ecel bizi ballar gibi tatlı tatlı öldürüyor.<br />
• Canını seven kisi, o ugursuz ve mel´un Iblisten mühlet isteyip duruyor. 0 da, yarın degil, öbür gün öldürürüm diye ona mühlet veriyor.<br />
• Sen, îsmail (a.s.) gibi hos bir halde, sevine sevine hançerin önüne basını koy, sakın hançerin önünden bogazını çekme. Çekip bogazına bassa da, o basıyor, öldürürse de o öldürüyor.<br />
• Azrail (a.s.), asıklann canını alamaz. Asıklan, yine ask öldürür, yine sevda öldürür.<br />
• Ask ugrunda öldürülenler; "Keske kavmim bilselerdi!" diye naralar atarlar. Görünüste sevgili öldürüyor. Ama gizlice yüzlerce can bagıslamadadır.<br />
" Yasîn Süresi 36/27. ayetevar."<br />
• Yeryüzüne benzeyen bedeninden bir bas çıkar da, etrafına bak! 0, seni güle mi çekiyor, yoksa öldürüp toprakta<br />
mı bırakıyor<br />
• Asıkların her biri birer Mansur´dur. Kendini seve seve öldürtür. Asık olmayan ise, kendini bile bile öldürür.<br />
• Ecel, insanlara her gün yüzlerce defa çatar! Hakk asıgı ise, ecel gelmeden sebepsiz olarak, kendini ölüme teslim<br />
eder. Yani ölmeden evvel ölür.<br />
384. Onun nazik eline diken yakısmaz, onun eline ancak gül yarasır!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. II, 764)<br />
• Ey gönül, sen baska türlü olma, baska türlü olusunu ondan saklayamazsın. Çünkü sevgilinin gözü her seyi görür,<br />
gönlü her seyi bilir, sırları gizlemeye ugrasma! Gizledigin sırlardan da onun haberi vardır.<br />
• Nasıl ki, sarabın bütün cilvelerini, neler edip neler yapacagını meyhanecinin gönlü bilirse, o da senin bütün<br />
sırlarını bilir ve çerçöp gibi tutar, onları suyun üstüne atıverir.<br />
• Onun nazik eline diken yakısmaz! Onun eline ancak, gül yarasır. Dikenin gönlünde bitecek, bütün gizli güllerin hepsini de o bilir<br />
• Sen, her gün azar azar bir sey ögrenirsin. Sen, git de her seyi birdenbire bilene kul köle ol!<br />
• Sen, hüküm zamanında bir sahidin ikrarına esirsin. Sufînin teni ise gönül sahadetiyle ikrar eder.<br />
385. Cenab-ı Hakk, rühların ellerine birer beden çengi vermistir.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 740)<br />
• Misk ile anber, sevgilimin saçlarını koklasalardı, kendi kokulannı bir tarafa bırakırlar, hemen sevgilimin saçlarını koklamaya baslarlardı.<br />
• Onun güzel yüzünden, ansızın bir günes dogar, parlardı, perdeleri yırtardı. însanların mesgul oldukları çesit çesit isleri, güçleri bir tarafa atar, onları yal-nız ask isiyle ugrastırırdı.<br />
• Cenab-ı Hakk, rühların ellerine, birer beden çengi vermis de, kendi zevalsiz sırrını, çenglerin feryadlarıyla duyurmak, anlatmak istemistir.<br />
• Rühların ellerine verilen beden çenglerinin her bir teli, ihtiyaç, öfke, sehvet, kin, haset gibi insanların çesitli huylarını ayrı ayrı terennüm etsinler, inleyerek, feryad ederek anlatsınlar da bu ayrı ayrı feryadların birlesmesinden,insanın mahiyetini belirten bir ahenk meydana gelsin dilemistir.<br />
• Ne mutlu o beden çengine ki, Hakk´ın eli o çengi akort etmistir. Sonra onu, kucagına almıs, kendisi çalmaya baslamıstır.<br />
" Bu beyit yanlıs anlasılmamalıdır. Hasa Hakk´ın eli, insan-ı kamilin elidir. Mecazî ifadelere dikkat gerekir. Kur´an´da mecazî bazı ifadeler yok mu; "Sen atmadın Allah attı." (Enfal Süresi, 8/17), "Allah´ın eli onların ellerinin üzerindedir<br />
(Fetih Süresi 48/10)<br />
• Dünyada bulunan bütün çenglerin ustası o çengdir. Eyvahlar olsun, o çenge ki, onunla yarısa girisir!<br />
• Su esen rüzgar bile, Hakk´ın çengindeki gizli, hos bir teldir ki, feryadlarıyla o büyüleyici nergis gözleri anlatır durur.<br />
386. Ask padisahı onu çekti bagrına bastı, o da halktan kurtulmus oldu.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. II, 763)<br />
• Ne mutlu o kimseye ki, bizim gibi o da tamamıyla Allah´a teslim olarak onun verdiği her seye razı oldu. Böylece cefadan, gamdan gussadan, kurtuldu. Bastan basa nese vefa oldu.<br />
" Fuzfllî merhum bir beyitinde söyle der:<br />
"Bütün emelleri gönülden eylemis ib´ad,<br />
Ne verseler ana sakir, ne kılsalar ana sad."<br />
(Biltün istekleri gönlünden uzaklastırmıs, ona ne verseler sükrediyor, ne yapsalar sikayetı yok, memnun!)<br />
• Ne mutlu nese kaynagı olana, sarapla aklını, fikrini dagıtana, aska, delilige rehin olarak mana denizinde inci olana.<br />
• Onun bakısı ay oldu, günes oldu. Toprak onun bakısıyla altın kesildi. Kerem de incilerle dolu bir deniz haline geldi.<br />
Yürüyüste seher rüzgarı oldu.<br />
• Ask padisahı, onu çekti bagnna bastı. Böylece o da bütün halktan kurtulmus oldu. Ask bakısı onu seçti de bütün dilekleri yerine geldi.<br />
• Yürüyüste tıpkı, gökteki "ay" gibi oldu. Geceleyin ayın on dördüne döndü. îlahî bakısla bir anda nerelere ulastı,nerelere gitti!<br />
• 0 yeryüzü gibiydi, gökyüzü oldu. Bastan basa tat, tuz kesildi. însan melek oldu, sinek de "zümrüd-i anka".<br />
387. Senin sevgi daragacına asılan Hallac-ı Mansür´un gönlü,<br />
basına gelen belalardan gam yemez.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. II, 758)<br />
• Sevgilim, kendini sana vermis, hep seninle mesgul gönlümde, senin gülün var, gül bahçen var. Dalında senin meyven bulunan agaç ne mutlu agaçtır!<br />
• Yücelerde, manalar gögünde senin nürlannı saçan "ay"a ulasan kisi, dönüp duran gökyüzünü ve zanlarla,süphelerle, çilelerle dolu su kirli dünyayı ne yapsın<br />
• Allah´ıma yemin ederim ki, lanet edilmis seytan bile, seni severse, senin varlıgını ikrar ederse, kıyamet günü azaptan kurtulur.<br />
• Yine Allah´a yemin ederim ki, yüzlerce nürla yogrulup, yaratılan hürilerle melekler, seni inkar ederlerse canlarını kurtaramazlar.<br />
• Sen kimsin Beni bir avuç topraktan yarattıgını haber veriyorsun. Sonra;"Seni öyle üstün ve serefli bir varlık olarak yarattım ki, sana verdigim, sende bulunan sır kimselerde yoktur!" diyorsun.<br />
Yunus Emre hazretleri de;<br />
"Bir avuç topraga bunca kîl ü kal<br />
Nene gerek ey Kerîm-i Zülcelal!" demistir.<br />
• Senin sevgi daragacına asılan "Hallac-ı Mansur"un gönlü, basına gelen büyük belalardan, felaketlerden gam yemez, gam yemez!<br />
• Her agacın, her bitkinin kökü, Hakk´ın ihsan ettigi nzkı yer, fakat; "Ben ne yapacagım, ben ne yiyecegim, ben ne giyecegim " diye bütün bu endiseler, bu korkular, senin hasta gönlünde mevcut!<br />
" Sa´dî-i Sirazî hazretleri de;<br />
"Benim degerli ömrüm; ´Yazın ne yiyecegim, kısın ne giyecegim ´ endisesiyle sarf olup gitti." demektedir.<br />
• Zavallı insan; canı üzen, ömrü hırpalayan rızık ümidini cennete dogru sürü, çek! Oranın her yapragmda, her bitkisinde sana hazırlanmıs sekerler, anberler var!<br />
"Faruk Nafiz merhum da "Hamd ü Sena" baslıklı siirinde sunları söylemisti:<br />
"0 büyük Rabb ki, ufuklar boyu nîmetlerini,<br />
Hüsn ü an, renk ü füsün, ask ü cünün mahserini<br />
Gayr-ı kafi görerek sevdigi biz kullarına,<br />
Simdiden vaad ediyor, baska bir alem yarına,<br />
Ma-i tesnîme sükür, ravza-i rıdvana sükür<br />
388. Ölen bir kimse için, artık yarınki gün yoktur!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. II, 717)<br />
• Sana, gönlünü veren, candan kulluk eden bir kisiye böyle davranman uygun degildir.<br />
• Ey yüzü de güzel, huyu da güzel olan sevgili; felek, senin gibi bir inciyi bir daha meydana getiremez.<br />
• Senin yüzün de güzel, huyun da güzel. Bunlar güzel olunca, elbette senin gönlündeki sırlar da güzeldir.<br />
• Ölen bir kisi için, artık yarınki gün yoktur. Is böyleyken neden cefalar eder durursun<br />
• Bilmem ki, insan, kendisine yapılmasını istemedigi bir seyi ne diye baskası hakkında denemeye kalkısır<br />
• Hiddete kapılıp, hiç kimseyi çigneme de; Allah´ın gazabı seni çignemesin.<br />
389. Gerçek bir asık isen kendini acıya alıstır, acılar ye, acılar iç!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 742)<br />
• Ask, asıkı kıskandıgı için, onu halka düsman eder. Asık, tamamıyla halktan kopar ayrılırsa, iste o zaman ask, yüzünü asıka döndürür.<br />
• Baskalarının isine gelmeyen, herkes tarafından reddedilen asıkı, ask padisahı yanına alır. Onunla dost olur, onunla diz dize oturur.<br />
• Halk, askı basından atınca, ask da halktan sogur, onları sevemez olur. îçten de dıstan da halkın huyunu bırakır,askın huyuyla anlasır, askın huyunu huy edinir.<br />
• Can, halk tarafından sevilirse, herkesi canlandırır, herkese gönül verir, her tarafa bakar, durur.<br />
• Ask onu görünce der ki: "Saçlarım, sana gölge düsürdü." Asık o saçların gölgesine girince, artık miskler, anberler koklamaya baslar.<br />
• Kendini aska kaptırmıs, yeni bir asıksan; kendini acıya alıstır. Acılar ye, acılar iç de; Sirin sana Hüsrev´in balından ilaçlar versin!<br />
• Tebrizli Sems´ten bir mestlik elde edersin de, o mestlik, iki alemin de ötesinden seni alır, sensiz bırakır.<br />
390. Peygamberlerden söz ediyor ama,onda peygamberlerden bir huy var mı; sen ona bak!<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. II, 700)<br />
• 0 güzel yüzlü hocanın acaba nesi var 0, insanlık vazîfesini, kulluk vazîfesini geregi gibi yapıyor mu Onun gönül aynası sanıldıgı gibi tozsuz mudur Temiz midir<br />
• Onunla konus, onu anlamaya çalıs! Bak bakalım onda ölürnsüzlük sarabından nasıl bir koku var! Varsa eger vakit geçirmeden ondan manevî bir koku al!<br />
• Onun gül bahçesinin içine gir, bak bakalım, o bahçede nergislerden lalelerden ne var<br />
• 0, her ne kadar, peygamberlerden söz ediyorsa da, onlann mu´cizelerinden bahsediyorsa da, onda peygamberlerin huyundan bir huy var mı Sen ona bak, lafına bakma! Söylediklerini yasıyor mu; onu anlamaya çalıs!<br />
• Salavat verip duruyor, tesbih çekiyor ama, onda Hz. Mustafa (s.a.v.)´in safvetinden, rüh ne var<br />
391. Hakk´ta fanî olmus kamil insanlar.<br />
FS´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 730)<br />
• Altın yumurtlayan kuslar, iste burada! Her seher vakti, dikbaslı, huysuz felek tayına eger vuranlar iste buradadır.<br />
• Onlar öyle üstün varlıklardır ki, atlarını sürdükleri zaman yedi kat gök onlara meydan olur. Yattıkları zaman günesle ay, onlara yastık vazifesini görürler.<br />
• Onlar öyle acaip balıklardır ki, onların her birinin canında Yunus (a.s.) vardır. Onlar öyle gül fidanlarıdır ki,gökyüzünü süslerler, güzellestirirler. Felegi hos ve ihtisamlı bir hale sokarlar.<br />
• Kıyamet gününde içinde günahkarlar yanmasın diye cehennemi sömürüp içerler. Cenneti de dileyene bagıslarlar.<br />
Onlar buyruk sahibidirler, ama ne dua ederler, ne bir sey isterler, ne de ona buna lanet ederler.<br />
• Güzellikle, iyilikle dagları bile havada oynatırlar, tatlılıkları ile denizleri bile seker gibi tatlılastırırlar.<br />
• Bedenleri can haline getirirler, canlan ölümsüz bir hale sokarlar. Tasları la´l madeni yaparlar. Kafirleri, imana getirirler.<br />
• Onlar herkesten daha fazla meydandadırlar, herkesten daha fazla gizlidirler. Onları apaçık görrnek istiyorsan,ayaklarının bastıgı topragı gözlerine sürme diye çek. Çünkü onlar, anadan dogma körün bile gözlerini açarlar, görür hale getirirler.<br />
• Sen hor, hakîr bir kisi bile olsan, onlan arayıp bulmada diken gibi sert ol! Keskin ol da, onlar senin bütün dikenlerini gül haline, nesrin haline soksunlar.<br />
• Kamil insanlar hakkında söz söylemeye, onları anlatmaya gücüm yetseydi, onlara dair gönlümde kalanları söylemeye imkan olsaydı, neler söylerdim, neler söylerdim de, göklerde bulunan ruhlar ve melekler bile benim söyleyeceklerimi begenirlerdi.<br />
392. Hikmetinden sual olunmaz; Allah zaman zaman insanı seytan haline,<br />
seytanı da insan haline kor.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiü, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 729)<br />
• Mavi gökyüzünü bir çark gibi döndürüp duran o ırmak iste burada, "ay"ın, Zuhal yıldızının hayran oldugu o güzel yüz de buradadır.<br />
• Gemisi ma´rifet levhi olan, imana gelmeyenleri, gemisine binmeyenleri tufanlara bogan Nüh (a.s.) da buradadır.<br />
• Kim ondan hırka giyerse, felegin hırkasını çıkarıp atar. Kim ondan mana lokması yerse; "Lokman Hekim" olan buradadır.<br />
• Sen, insan kılıgına girmis, insan seklindeki seytana ne diye bakıyorsun Sen, suna bak, suna dikkat et;hikmetinden sual olunmaz; Allah, zaman zaman insanı seytan haline sokar, seytanı da insan haline kor.<br />
Mesnevî´nm bir yerinde;<br />
"Dikkat et, etrafında insan yüzlü bir çok seytan vardır. Bu sebeple, her ele, el vermek, her ele baglanmak, intisab etmek uygun degildir." (c. I, no: 316) diye buyuran Mevlana aynı konuya temas etmistir. Seyh Sa´dî hazretleri de bir beyitinde aynen söyle<br />
söylemistir."Her gözü, kulagı, agzı olan adam degildir. Nice seytanlar vardır ki, ademoglu kıyafetinde görünürler"<br />
• Ab-ı hayata sahip olan Hızır (a.s.) da iste burada! Diriye ölümsüzlük bagıslamada, ölüyü de hayvan yapmada.<br />
"9nsan gibi yasamayan, hislerine tabi´ olan kimseyi de, yasayan bir ölü gibi dolasan kisiyi de insan seklinde bir hayvan yapmadadır.<br />
• 0, bütün varlıkların aynasının özüdür: 0 aynaya hohlama, üstüne nefesini düsürme, o senden kendini gizler.<br />
• Ey insanoglu, senin de baskalarının da kafirligi ve imanı onun elindedir onun takdiri iledir. Sakın ondan yüz çevirme, çünkü, onun hısmı, gadabı imanı yagma eder.<br />
• Hakk´ın huzurunda kendisinin cahil oldugüna, hiç bir sey bilmedigine inanan kisiyi Hakk, her seyi bilen bir kisi yapar. Fakat, ona karsı bilgi satmaya kalkısanı; "Ben her seyi biliyorum." diyeni Hakk´ın gayreti, hiç bir sey bilmez hale sokar.<br />
"Nabî merhum da söyle der;<br />
"9lim kıyısı olmıyan bir sahildir, Anda alim geçinen cahildir."<br />
(9lim kıyısı olmayan bir deryadır. Kendini alim sanan kisi caahilin biridir.) Meshur Sokrat´da; (Bir sey biliyorum; o da bir sey bilmedigimdir.) demistir.<br />
393. Her zerre feryadlarla, inleyislerle dolu.<br />
Dilleri olmadıgı için bu feryadları size duyuramıyorlar.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. 11, 698)<br />
• Senin varlıgını ispat edecek bir belgesi, bir nisanı olmayan kisinin günesi bile olsa önemi yoktur.<br />
• Gönül, çeng gibidir. Ask da onun mızrabıdır. Bu durumda gönül nasıl olurda feryad etmez<br />
• Bugün asıkların feryadlarını duyuver! Bu feryadları isitmekten sana bir ziyan gelmez.<br />
• Her zerre feryadlarla, inleyislerle dolu, fakat dilleri olmadıgı için bu feryadları size duyuramıyorlar.<br />
• Zerrenin dili titreyerek, oynayısıdır. Onun derdini anlatacak, baska türlü bir davranısı yoktur!<br />
• Bu alemin ucu bucagı var benim askım ile senin askının ucu bucagı yoktur!<br />
• Ben su dünyada, senin hayaline benzer, hiç bir sey göremedim. Yalnız kaldıgım zaman askın bana öpücükler veriyor, ama agızsız veriyor, onun agzı yok!<br />
394. Baglar, bahçeler su ile degil, ask atesi ile yesermede, gelismede.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. 11, 685)<br />
• Gönlüm, sevgilinin gönlü ile beraber, dilsiz, dudaksız olarak feryad edip duruyor. "Susarak konusma", iste böyle olur.<br />
" Eski sairlerimizden birisi;<br />
"Sen hamüs ol, macerayı çesm-i giryan söylesin!" (Sen sus, macerayı benim aglayan gözlerim söylesin.) diye yazmıstır.<br />
• Ben, sevgiliyle o sekilde konusayım ki, dilim oynamasın, dudagım kımılda-nıasın. Çünkü kötü niyetli hasetçinin kulagı pusudadır.<br />
"Hz. Mevlana Dîvan-ı Kebîr´in baska bir beyitinde söyle buyurur:<br />
"Gel de birbirimizle candan konusalım, kulaklardan, gözlerden gizli olarak söyleselim.<br />
• Sunu iyi biliyorum ki, dil ve dudak her ikisi de insanlarda ayıp ararlar kimseyi begenmezler, gizli gizli dedikodu yaparlar, onu bunu çekistirirler. Bu yüzden ben söyleyeceklerimi, kulaga degil de gönüle söylerim. Çünkü, gönül emindir, ona güvenilir.<br />
• Gönlün aska dair söyledigi o nükteli, derin manalı söz çok tesirliydi. Ates gibi yakıcıydı. Bu yüzden gözlerimde yüzlerce yakıcı parıltılar var!<br />
• Sasılacak sey su ki, ask atesinin gönlünde ta içinde güller var, yaseminler var, selviler var!<br />
• "Birbirine zıt olan ates ile su beraber düsüp kalksınlar, beraber oturup gez<br />
sinler!" diye bag, bahçe ask atesiyle daha da fazla yesermede, daha da fazla gelismede.<br />
395. Her meyve zamanı gelince bas gösterir.<br />
Dikkatle bak, her is nasıl tertiplidir!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. II, 706)<br />
• Benim günüm kalktı, gecenin hatırını sormaya, ona geçmis olsun demeye geldi. Canım da dudagımı ziyarete geldi.<br />
• Ben Allah´ıma o kadar çok yalvardım, o kadar çok "Ya Rabbî! Ya Rabbî dedim ki, sonunda gök kubbesi benim yalvarıslarımı duydu da, o da "Ya Rabbî! Ya Rabbî!" demeye basladı.<br />
• Sevgili, elinde içilisi dine aykırı olan sarapla dolu bir kadehle çıkageldi.<br />
• Ben her zaman onun sundugu saraptan bir yudum içince mest oluyor, kendimden geçiyordum. Bu defa kadeh agzına kadar doluydu.<br />
• Onun, ay gibi güzel yüzü, hangi gökte parlasa; günes, o gökte ufacık bir yıldıza döner.<br />
• Hilal, yeni ay onu ata binmis görmüs de, güzelliginin tesiri altında kalarak at nalına dönmüstür.<br />
• 0 rüh olmustur, dünya da o rüha beden; bu dünyaya, bu seref yetmez mi<br />
• Toz toprakla dolu olan bu kirli dünya, gönül ısıgıyla güzellesmistir. Hos bir hal almıstır, edep sahibi olmustur.<br />
• Her meyve, zamanı gelince bas gösterir, gelisir, dikkatle bak, her is nasıl tertiplidir.<br />
• Yeter artık sus, dur adan söyleyenin karsısında susarak, dilsiz, dudaksız söz söyleyen daha da hostur, daha da iyidir.<br />
396. Gönül, bizi bıraktı kaçtı gitti.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. II, 722)<br />
• Biz mest olduk. Gönül bizi bıraktı kaçtı, gitti. Ama nereye gittigini bilemiyorum.<br />
• Aklın bagını bırakıp serbest kaldıgını görünce gönlüm ona yakalanmaması için hemen kaçmaya basladı.<br />
• Gönül kaçtı ama, her halde o, Allah´ın halvetinden baska bir yere gitmemistir.<br />
• Sen, gönlü evde arama! 0 havaîdir; hava kusudur. Bu yüzden o havalanmıs, ötelere gitmistir.<br />
• 0, padisahın beyaz renkli, hünerli doganıdır. 0 her halde uçmus,gitmistir.<br />
397. însan, odun degildir ki, kırıldıgı zaman ses çıkarsın!<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. II, 702)<br />
• Dagınıklık, perisanlık, insanların birbirleriyle anlasamamaları, hep nifaktan, ikiyüzlülükten meydana gelir.<br />
Rahatlık, huzur, kutluluksa birlikten dogar. Bir memlekette birlik olmasa, o memleket perisan olur.<br />
" Bu beyitte; "Birlikte rahmet vardır!" hadîsine isaret edilmektedir. Mehmet Akif merhuınun da Safahat´mda imanda birlik üzerinde çok durulmustur.<br />
• Sen nazlanırsın, sevgilin de nazlanır. Böylece iki taraf da nazlanırsa ayrılık meydana çıkar.<br />
• Fakat sen, sevgiliye naz etmez de, niyaz edersen; yani yalvarır, yakarırsan, bu yalvarıp yakarmadan, yüzlerce bulusma, yüzlerce kucaklasma elde edersin.<br />
• Gurura kapılmanın, büyüklük taslamanın kanını dökmezsen, o kan cosar da seni bogar.<br />
• Yürü git de nazın bulanıklıgını gider. Çünkü nese, hep arılıktan, duruluktan meydana gelir.<br />
• Senin karsında bulunan sevgilindir. Dikkatli ol da, onu kırma! 0 senin düsünmeden, öfkeyle söyledigin bir sözden,bir davranısından sessizce kırılabilir. însan, sopa degildir ki, kırılınca çat diye bir ses çıkarsın.<br />
" Fransız sairlerinden Sully Prudhomme´un "Le Vase Brise" (Kırılmıs Vazo) adlı siiri, Mevlana´nın bu beytinin serhi gibidir. 0 siirin özeti söyle; içinde mine çiçeginin bulundugıı vazo, bir yelpazenin hafif dokunusuyla çatlar. Kimse bu sesi duymaz. Mine çiçegini besleyen su oradan sessizce sızar, çiçek de solar, bunun gibi, sevdigimiz bir kimsenin bir sözü.bir davranısı bizim kalbimizi kırar. Bizim kalbimizi kıranın bundan haberi yoktur. Kalpte gönülde bulunan sevgi çiçeginin suyu sızar, böylece sevgi ve dostluk ölür.<br />
• Zaten sopamızın kırıldıgı zaman çıkardıgı "tırak" sesi anlarız ki, firak´tan, ayrılıktan gelmektedir.<br />
398. Kaza ve kader geregi Hakk´tan geldigi için ben gamı görmek istiyorum.<br />
Onu özlüyorum.<br />
Mefa´îlün, Mefa´ilun, Fe´ülün<br />
(c. II, 674)<br />
• Bilgili gönül, gamdan kederden nasıl kaçarsa, gam da, bizden; bizim askla, imanla dolu gönlümüzden iki kat daha kaçar.<br />
• Acaba, gam hırsız, biz de polis miyiz ki, gam, bizi görür görmez kaçacak yer arıyor<br />
• Ask arslanı kükreyince, bizim gam sürümüz ceylanlar gibi orada arslandan kaçar, dagılır, giderler.<br />
• Kaza ve kader geregi Hakk´tan geldigi için ben, gamı görmek istiyorum, onu özledim. Fakat, gam durur mu<br />
Anlamadıgı için, bu sevdadan, bu özleyisten kaçıp duruyor.<br />
• Bütün dünya, gamın elinde esirdir, zebündur. Bilmiyorum ki, neden herkese dogru giden gam, beni görünce, onu özledigim halde bana gelmiyor, benden kaçıp gidiyor<br />
• Gam, benden o kadar korkuyor ki, ben göklere yükselsem, beni orada görünce o asagılara, yeryüzüne kaçıyor.<br />
Ben asagılara inince, bu defa o göklere yükseliyor.<br />
• Susayım artık, belki gam, kaçmayı bırakır da gelir, benimle savasa girer. Hayır, yanlıs söyledim, gam, zaten söylemeyenden, sikayet etmeyenden kaçar.<br />
399. Sevgili acaba nerelere gitti<br />
Mefa´îlün, Mefa´ilün,<br />
• Acaba, o güzel sevgili ne oldu Acaba o güzel servi böyle nerelere gitti<br />
• 0, aramızda nürlar saçan bir mum gibiydi. Bizi aydınlatıyordu. Acaba bizsiz nerelere gitti<br />
• Gönlüm bütün gün yaprak gibi tir tir titriyor. Acaba o güzel bizleri bırakıp gece yarısı nerelere gitti<br />
• Durma! Hemen yollara düs, yollardan geçenlere; "Acaba o cana canlar katan yol arkadası nerelere gitti " diye sor<br />
• Baglara git, bahçıvanları bul, onlara; "Acaba, o kırmızı gül nerelere gitti " diye sor!<br />
• Deliler, divaneler gibi ovalarda dolasıp durdum. Su ovada, o ceylan acaba nerelere gitti<br />
• 0 kadar çok agladım ki, iki gözüm iki ırmak oldu da denize dogru kosmaya basladı. Acaba o inci, su denizde nerelere gitti<br />
• Bütün gece ay ile zühre yıldızına soruyorum, su göklerde, o ay yüzlü güzel acaba nerelere gitti<br />
• 0 bizim dostumuz oldugu halde, nasıl oluyor da baskalarının yanına gider Madem ki o buralarda, bu dünyada yok! Acaba ötelerde, nerelere gitti<br />
• Onun gönlü canı madem ki Allah´a ulasmıstır, su balçıktan yok olduysa, acaba nerelere gitti<br />
400. Sevgilimin beni azarlayısı da pek hostu!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. II, 670)<br />
• Evvelki gün sevgilimin yüzü, ne kadar da güzeldi. Sevgilimin beni azarlayısı, nazlanısı da hostu!<br />
• 0 bastan geçenler aklımda degil ama, yalnız sunu hatırlıyorum ki, o bastan geçenler de pek hostu!<br />
• 0 mecliste, o toplulukta, o zevk aleminde sanki bir bagdaydım. Sanki bir gül bahçesindeydim; her yer, her sey ne de hostu!<br />
• Ben ask kadehiyle içtigim mana sarabından mest olmustum. Ama mest olmayan, uyanık bulunan sevgilimin yüzü de pek hostu!<br />
411. Ask, kötülüklerle dolu olan bu kirli dünyayı terk edip göklere uçmaktır.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 617)<br />
• Göz, görülmemis, sasılacak seyleri görmek için lazımdır. Can da manevî zevke, neseye dalmak için ise yarar.<br />
• Allah, bu bası bize bir güzelin güzelligiyle mest olmak için lütfetmistir. Ayak da, insana Hakk yolunda, sevginin yolunda yürümek, zahmetler çekmek, yorulmak, çilelere girmek, belalara ugramak için verilmistir.<br />
• Ask, kötülüklerle dolu olan bu kirli dünyayı terk edip göklere dogru uçmak için gereklidir. Akıl, bilgi, edep ögrenmek için lazımdır.<br />
• Sebeplerden dısarı ne sırlar, ne sasılacak seyler var! Bu yüzdendir ki, dünyada olup biten islerde, yalnız sebepleri gören, sebeplere takılıp kalan kisinin gözü perdelidir, kapalıdır.<br />
• Çöllerin kumlarında sıkıntılar çekerek, mihnet ve mesakkatlere katlanarak yol almak, deve sütüyle kanaat etmek,bedevî Arapların yagmasını göze almak hacı olmaya deger.<br />
412. Bahar geldi, dünyanın dügünü var, baglar, bahçeler çeyiz hazırlıyor.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 589)<br />
• "Kıs mevsimi geldi, yapraklan döktü" diye sikayetler ediyordun. Simdi kalk da gül bahçesine gel! Kıs mevsiminin nasıl bozguna ugradıgını, kaçıp gittigini gör!<br />
• Gök gürlemesinden davul seslerini duy! 0 sesler; "Dünyanın dügünü var, bag, bahçe çeyiz hazırlıyor" demek istiyor.<br />
• Gel de padisahın meclisini gör, topragın nasıl neselendigini, güldügünü seyret! Miskler kokan bahar rüzgarı yardıma geldi de, dondurucu düsman bozguna ugradı, defolup gitti.<br />
• Bu savasta süsenin keskin kılıcı ve hançeri çok ise yaradı, Allah´a hamd olsun! Reyhanların, güllerin, gül bahçesinin ordusu, kıs mevsiminin ordusunu bozdu.<br />
• Nilüfer, goncanın kulagına; "Ey güzel kokulu gonca!" diyor. "Karnını doyur, savasa girmek zamanı geldi."<br />
413. Karanlık gecede Mustafa (s.a.v.) gibi safa aramaya bak!<br />
Müstefilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. II, 525)<br />
• Vakit geçti, aksam oldu. Günes kuyuya girdi, kendini gizledi. Ey bahtlı kisiler, mana ayının dogacagı feyizlerin,rahmetlerin yagacagı zaman geldi.<br />
• Geceleyin rühlar, makamlarına ulasırlar, istekleri yerine gelir. Gecenin kıymetini, kudretini bilip anlayan kisi,gündüz gibi parlak bir gönül elde eder.<br />
• Ey gündüz, yoksa sen mahçer günü müsün Çünkü sen gelince bütün in-sanlar uykudan uyandılar, hayatlarını kazanmak için meydanlara döküldüler. Ey gece, sen kadir gecesi misin Yoksa Hakk´ın tecellîsine mazhar olan Hz.Musanın agacı mısın<br />
• Ey Hakk asıgı, beden kuyusunda gaflete dalma, aklını basına al da gökyüzü kovasını tut! Hz. Yüsuf o kovayı tuttu da, kuyudan kurtuldu. Devlete erdi, Mısır´a sultan oldu.<br />
• Karanlık gecede Mustafa (s.a.v.) gibi, safa aramaya bak! Çünkü o mana padisahı bir gece Mîrac etti de essiz,benzersiz bir hale geldi.<br />
• Geceleyin herkes sustu. Sen de onun huzuruna çıkman, ona münacatta bulunman, onunla manen bulusman için,abdest al; acele hazırlan; çünkü sesler, gürültüler halvet yerinin huzurunu kaçırır.<br />
414. 0 her yerde hazır ve nazırdır, güzel koruyucudur.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 578)<br />
• Neseyle sözlestik, nese benim olacaktır. Sevgiliyle sözlestik, sevgili de benim olacaktır.<br />
• Padisah bana, kendi eliyle yazılmıs bir ferman verdi. Baht baht oldukça, taht da taht oldukça o benim padisahım olacak.<br />
• Ayık da olsam, mest de olsam, ondan baskası benim elimden tutmayacaktır. Ben, kazayla elimi yaralarsam,ancak o bana derman olacaktır.<br />
• Kederin, düsüncenin haddine mi düsmüstür ki, benim sehrimin çevresinde dönüp dolassın; hakanım o oldukça kim benim mülkümü, saltanatımı elimden almaya kalkısır.<br />
• Ayın cübbesini yırtarım, padisahın kadehini dökerim, yırtıp döktügümü bana ödetmeye kalkısırsa, o benim yerime öder.<br />
• Ne sevinilecek seydir ki, o her yerde hazır ve nazırdır. Güzel koruyucudur, hos yardım edicidir. Yarattıgı seylerde, delil olarak kendi varlıgını, birliginı, gücünü, kudretini, sanatını gösterdikçe, ben onu inkar edenleri kolaylıkla yola getiririm.<br />
• Dünyada bir can vardır ki, o sekle bürünmekten utanmada, çekinmededir. Ama insan sekline bürünmede, benim insanım olmada, yani benim tanıdıgım îlahî sanatları haiz "insan-ı kamil" sekline bürünmede.<br />
Burada; "Allah insanı kendi süretinde yarattı" hadîsine isaret var. Bu hadîs "Allah insanı kendi sıfatlan suretinde Yarattı diye yorumlanır.<br />
415. Asık nasıl olmalı<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 574)<br />
• Bana göre asık öyle olmalı ki, söyle bir kalkınca, her tarafı atesler sarmalı, her tarafta kıyametler kopmalıdır.<br />
• Cehennem gibi olacak, cehennemi bile yakıp yandıracak bir gönül istiyor da, o gönlün önüne iki yüz deniz çıksa,hepsini de yaksın, yandırsın. Onun tek bir dalgası, bir deniz meydana getirsin.<br />
• Gökleri bir mendil gibi dürüp avucuna almalı, sonsuz zevalsiz çeragı bir kandil gibi gök kubbesine asmalı.<br />
• 0 bir arslan gibi savasa atılsın, onun timsah gibi bir kalbi olsun! 0 yeryüzünde kendisinden baska kimseyi bırakmasın! Hatta kendisiyle bile savasa girsin!<br />
• Parlak nüruyla gönlün yedi yüz perdesini.yırtsm da ötelerden, arstan, gök ehlinden ona; "Masallah, Masallah!"sesleri gelsin.<br />
416. Yanagımın rengine bak, bu ettigin vefa mıdır<br />
Mefa´îlü, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 567)<br />
• Sormak ayıp olmasın, senin evin nerededir; bir tarif et! Eger bulabilirsek devlete konduk demektir.<br />
• Sen, dünyanın günesi oldugun halde, bizden gizlenesin, bu nasıl olur Bunu sen uygun buluyor musun Eger sen uygun bulursan, biz de uygun bulduk.<br />
• Sen; "Ben vefalıyım" demedin, ama yine de senden vefa bekliyorum. Fakat benim yanagımın rengine bak, bu ettigin vefa mıdır<br />
• Ben, bu ask atesinde yanıp kavruluyorum. Harap oldum, perisan oldum. Fakat ey güzeller padisahı, bundan,bassız kalırsa ne olur<br />
• Gönle dedim ki: "Ey miskin gönül, gel yerine otur! Kinlerle dolu atesten sakın!" Gönlüm bana dedi ki: "Varsın olsun, ben atesten korkmam!"<br />
• Ey geceleri uykumu alıp götüren sevgili! Gel, tedbirim kar etmedi. Benim o Kesmir padisahımı sor, belki bir tanıdık çıkar.<br />
• Zaten o hem meydanda hem gizlidir. Cihan, bir kalp, yer gölge varlıktan ibaret, o ise candır. Bu nasıl bir padisah,bir düsün bakalım! Acaba, o Hakk´ın nüm mu<br />
• Gönül evini satın aldın. Artık gönül evi senindir. Bilirsin ki, evde ne varsa, o hep ev sahibinindir.<br />
417. Allah´ım, sana karsı duydugum sevgiyi tesbihçi elimden aldı.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´îlün.<br />
(c. II, 940)<br />
•Senin askın, tesbihi elimden kaptı aldı. Agzıma türküler, siirler, beyitler verdi. Çok "La havle" dedim, çok tevbeler ettim. Ama gönül bunların hiç birini isitmedi, duymadı.<br />
• Askın tesiriyle ellerimi çırpmaya, gazeller söylemeye koyuldum. Senin askın arımı, utanmamı, namusumu,düsüncemi, bütün varımı yogumu yaktı, yok etti.<br />
• Ben afîfdim, zahittim, dag gibi ayagımı diremistim. Fakat hangi dag var ki, seni zikredince, senin tecellîne mahzar olunca, bir saman çöpü gibi kopup gitmesin.<br />
• Ben dag bile olsam, hep senin sesinle seslenirim. Saman çöpü kesilsem, hep senin atesine yanarım. 0 ateste duman olur, tüterim ben!<br />
• Senin varlıgını gördüm de utancımdan yok oldum. Fakat bu yok olus askıyla varlıgıma can geldi.<br />
• Nereye yokluk gelse, orada varlık yok olur. Bu ne biçim yokluktur ki, geldi de onun yüzünden varlıgım arttıkça arttı.<br />
• Gökyüzü masmavi, bu yeryüzü ise, kör bir dilenci gibi gelmis yol üstüne oturmus, senin ay gibi nürlu, güzel yüzünü gören kisi ise, bu kör dilenciden de, bu maddî gökten de kurtuldu.<br />
• 0 tıpkı can gibi dünyanın gözünden gizlenmis ulu bir erdir. 0, adeta, müsriklerie Yahüdiler arasında Allah´ın gönderdigi Ahmed (s.a.v.) gibidir.<br />
• Ey büyük varlık, seni övmek, gerçekten de insanın kendisini övmesidir. Çünkü günesi öven, kendi j¦özünü övüyor demektir.<br />
• Seni övmek sanki bir denizdir. Dilimiz ise, o denizde bir gemi olmustur. Deniz yolcusu yürür gider, sonucunda iyi olur, hayra döner.<br />
• Bana denizin inayeti, uyanık baht gibidir. Gözlerim uykuya dalsa da ne gam!<br />
418. Mansur sarabı.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II. 731)<br />
• Dünyada bag, sarap ve üzüm yaratılmamısken bizim canımız zevalsiz bir sa-rapla, Hakk´ın sarabıyla mest ve mahmurdu.<br />
• Mansur´un o nükteli sözünün kavgası, gürültüsü olmadan önce, biz rüh dünyası Bagdat´ında "Ene´l-Hakk"(=Ben Hakk´ım) diyorduk.<br />
• Nefs-i Küll (=Cenab-ı Hakk), Hz. Adem´i daha balçıktan yaratmadan önce, bu hakîkatler meyhanesinde bizim diriligimiz mükemmeldi. Biz çok mutluyduk.<br />
• Bizim canımız, o dünyada, günes gibi can kadehi kesilmisti de, can sarabından, o dünya bogazına kadar nürlara gömülmüstü.<br />
• Ey saki, su balçık aleminde, kendini üstün görenleri sarhos et de, onlar nasıl bir devletten, bahttan uzak düstüklerini anlasınlar.<br />
• Can yolundan çıkıp gelerek gizlenmis, örtülmüs her ne varsa onları ortaya döken, açıga çıkaran sakîye can feda olsun!<br />
419. Mest olan gönül susarsa, dilsiz dudaksız olarak daha güzel bir gazel söyler.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. II, 538)<br />
• Gönül atesi alevlenince mü´mini de, kafiri de yakar, yandırır. Mana kusu uçmaya baslayınca, bütün süretler,sekiller ortadan kalkar.<br />
• Bütün alem bastan basa yıkılır, harap olur. Can da tüfana gark olur, batar. Eriyip su olan inciyi, yine o su kucaklar, meydana getirir.<br />
Tasavvufî bir görüse göre; dünya her an yok olmakta, sonra tekrar var olmaktadır. Bu be-yitte sembolik olarak bu görüs belirtilmektedir. Söyle ki, can bir damla gibi ask tüfanına, ask denizine düser, su olur. 0 denizde yok olur. Ask denizi kendinde yok olan canı tekrar sedef içinde inci haline getirir. Böylece can incisi yokluga döner, yokluktan da tekrar varlıga döner.<br />
• Gizli sırlar meydana çıkar, dünyanın sekilleri yıkılır. Ansızın öyle korkunç bir dalga gelir ki, mavi gök kubbesine kadar yükselir.<br />
• Alev alev yanan günesten gönle her an; "Su madde alemindeki ısıgı bırak da yine can ısıgın uyansın, alemi aydınlatsın!" diye bir ses gelmededir.<br />
• Sen sevgiliye hizmet etmedesin; neden kendini gizliyorsun Altın, kuyumcunun vuruslarını seve seve yedikten,onun eliyle dövüldükten sonra, her an daha da hos, daha da güzel bir hal alır.<br />
• Gönül, ezel sarabıyla mest olmus, kendinden geçmis de güzel güzel bu gazeli söylemededir. Fakat su anda nefesini tutar, susarsa; dilsiz dudaksız olarak bundan da daha güzel blr gazel söylemis olur.<br />
420. Sakın, öldügüm için bana aglama!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. II, 911)<br />
• Ölüm günümde tabutum götürülürken, bende, bu dünyanın derdi, gamı var, dünyadan ayrıldıgıma üzülüyorum sanma, bu çesit süpheye düsme!<br />
• Sakın, öldügüm için bana aglama; "Yazık oldu, yazık oldu!" deme. Eger nefse uyup Seytan´ın tuzagına düsersem,iste hayıflanmanın sırası o zamandır!<br />
• Cenazemi görünce; "Ayrılık, ayrılık!" deme! 0 vakit, benim ayrılık vaktim degil, "bulusma, kavusma" vaktimdir!<br />
• Beni topragın kucagına verdikleri zaman sakın; "Veda, veda!" deme! Çünkü mezar, öteki alemin, cennetler mekanının perdesidir!<br />
• Batmayı, gözden kaybolmayı gördün ya, bir de dogmayı gör, düsün Günes´le Ay batıp gözden kayboldukları zaman bir ziyan gelir mi<br />
• Bu hal, sana, batmak, kaybolmak gibi görünse de, aslmda bu hal dogmaktır yeniden hayata kavusmaktır!<br />
• Mezar, insana hapishane gibi, zindan gibi görünse de, orası ruhun kurtuldugu yerdir!<br />
• Hangi tohum yere atıldı, ekildi de tekrar bitmedi, topraktan bas kaldırmadı Niçin insan tohumu hakkında yanlıs<br />
bir zanna düsersin<br />
• Hangi kova kuyuya sarkıtıldı da dolu çıkmadı Can Yusufu neden kuyudan ziyan görsün, niçin feryad etsin<br />
• Bu dünyaya agzını yumunca, öte tarafa aç! Artık senin hayhuyun, ugrasmaların mekansızlık alemindedir!<br />
421. Ey canlann canı, ey güzellerin güzeli;<br />
yüzündeki perdeyi kaldır!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. II, 534)<br />
• Git, su rebap çalan kisiye de ki: "Rebabının sesi ile mest olmus, kendinden geçmis kisiler sana selam ediyorlar!"<br />
Yalnız rebapçıya degil, o su kusuna da mest olmus kisilerin sana selamı var!" de! Yani, sevgi denizine dalmıs Hakk asıklanna da mest olmus kisilerin selamını götür!<br />
• Sonra, o sakîlik eden beye de; "Mest olmus kisiler sana selam ediyorlar!" de de, o ebedî olan ömre de;"Kendinden geçmis kisilerin selamı var!" de!..<br />
• însanlan birbirine kırdıran o savas emîrine, o kargasalıga, o sevdaya, o sevdalıya; "Kendinden geçmis kisilerin<br />
sizlere selamı var!" de!<br />
• Nürlu, güzel yüzünü görünce ayın bile utandıgı dilbere; "Sana mest olmus kisilerin selamı var!" de! "Ey gönlün<br />
rahatı, huzuru! Kendinden geçmis kisiler sana selam ediyorlar!" de!<br />
• "Ey canın canına can olan; mest olmus kisilerin sana selamlan var! Ey bu dünyada görülen güzeller, güzellikler,ötelerde bulunan daha da güzeller, güzellikler; kendilerinden geçmis kisilerin sizlere selamları var!<br />
• Ey arzuların arzusu, ey isteklerin istegi, ey canların canı, ey güzellerin güzeli; yüzündeki perdeyi kaldır;kendinden geçmis kisilerin sana selamlan var!"<br />
422. 0 "ben"lik, "biz"lik yüzünden bizden uzaklasmıstır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa-îlün<br />
(c. II, 577)<br />
• Simsek gibi bir sey çakıyor; acaba, o gönüller alan sevgili midir 0 köseden parlayan ne; acaba, o la´l madeni mi<br />
• 0 gevherin etrafında görülen nedir Ay mı, yıldız mı Nürdan bir kandil gibi gökyüzünden sarkmıs, boslukta asılı kalmıs<br />
• Ey gönül! Basını çıkar da bir bak; senin gözlerin pek parlaktır, pek keskindir! Gözlerini ov da dikkatle bak;dünyada ne görürsen herseyi 0 yaratmıstır! Yarattıklarında O´nun yaratma gücünü, sanatını, kudretini müsahede et,gör!<br />
• Biz ortaya çıkınca, 0, bizden çekilir, uzaklasır. Fakat biz çekilip gidince, 0 ortaya çıkar. Çünkü 0, "ben"lik, "biz"lik yüzünden bizden uzaklasmıstır.<br />
• Suyu dalgalandırdıgın zaman, Günes´in suya vurmus ısıgı da dalgalanır. 0 öyle görünür ama, aslında günes<br />
gökyüzündedir.<br />
423. Seher vaktinde "Ya Rabbî, ya Rabbî!" demen duyuldu da, 0, gönlüne geldi.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 631)<br />
• Sevgilim! Ümitsizlige düsme; yeni bir ümit belirdi! Çünkü, bütün canların ruhu gayb aleminden çıktı geldi!<br />
• Ümitsizlige kapılma; her ne kadar Hz. Meryem senden uzaklastı ise de, Hz. îsa´yı gökyüzüne, ötelere çeken nür geldi yetisti!<br />
• Ey can; ümitsizlige düsme! Su zindanın karanlıgı içinden Hz. Yusufu aydınlıga çıkaran, kurtaran padisah geldi!<br />
• Hz. Yakup, gizlilik perdesinden dısarı çıktı; Züleyha´nm perdesini yırtan Yüsuf(a.s.)geldi!<br />
• Ey geceyi seher vaktine kadar; "Ya Rabbî, ya Rabbî!" diyerek geçiren Hakk asıgı! 0 essiz varhk, senin; "Ya Rabbî,ya Rabbî!" demeni duydu ve sana acıdı da geldi; gönlünde yer ayırdı!<br />
• Ey göklerden, ötelerden gelen yemekle sahur yiyip oruç tutan; orucunu aç, hos bir sekilde iftar et! Çünkü bayram hilali göründü!<br />
424. Beni benden aldılar, bir yere götürdüler ki,orada bu dünya gözüme pek küçük görünmededir!<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 633)<br />
• Benim günesim geldi, "ay"ım geldi; gözüm kulagım geldi. 0 gümüs bedenlim geldi, o altın madenim geldi!<br />
• Güzelligiyle aklımı basımdan alanım, bana mestlik verenim geldi; gözüme nür bagıslayanım geldi. îstedigim, fakat açıklayamadıgım baska bir seyim de geldi!<br />
• Ey eski dost; O´ndan bir haber aldıgım için bugün, dünden daha hos, daha güzel! Zaten dünden beri O´nun yüzünden mest idim!<br />
• Dün gece elime bir çerag alarak aradıgım dost, bugün bir gül demeti gibi çıktı geldi!<br />
• Onun güzelliginin su bagına, baharlna bak; kadehsiz sundugu su sarabının mestligini seyret! Hazmı çok kolay, çok hos, çok tatlı gülbesekerim geldi!<br />
• Ben, artık ölümden korkmuyorum! Neden korkayım ki Benim, apaçık hayatım geldi! Kınanmaktan,ayıplanmaktan ne diye korkayım ki O´nun gibi bir siperim, bir kalkanım var!<br />
• Derdim basımdan astı, derman aramak için yollara düstüm. Allahım; bu yolculukta ne saadetler buldum, ne güzellikler elde ettim!<br />
• Simdi, pek mutluyum, büyük bir nese içindeyim. Sarap içmenin tam zamanı! îçeyim de, aklımda simsekler çaksın!<br />
Uçmamın, göklere yükselmemin zamanı geldi! Çünkü güçlendim; kolum kanadım geldi!<br />
• Sevgilim, bu gazelin söylenecek birkaç beyti daha var! Var ama, beni benden aldılar, bir yere götürdüler ki, orada bu dünya, gözüme pek küçük görünmektedir!<br />
425. Ask, ab-ı hayattır; seni ölümden kurtarır!<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 629)<br />
• Asık, benim gibi olmalı; durmadan yanmalı yakılmalı! Böyle olmayan kisi degildir! 0, çocuk gibi asık oynasın dursun!<br />
• Ey ayın bile kendisine kul oldugu güzel varlık! Ay yüzlü dilber senin gibi olmalı da, bütün ay yüzlülerin hepsinden de güzel, hepsinden de üstün, hepsinden de nazlı olmalı!<br />
• Asık dedigin de, benim gibi olmalı! Öyle mest, öyle kendinden geçmis olmalı ki, ne halkla uzlasmalı, ne de kendisine bir hayrı dokunmah!<br />
• Ask, ab-ı hayattır; seni ölümden kurtarır! Kendisini tamamıyla aska veren kisi ne mutlu kisidir! 0, adeta, ask padisahı olmustur!<br />
• Bu can, yas bir agaç dalına benzer; onu tut, kendine dogru çek! Sunu iyi bil ki, ne kadar çekilirse, sana dogru o kadar egilir!<br />
• Sen çeng gibi gamdan iki büklüm olursan, o vakit seni hos bir sekilde bagrına basar; elsiz kolsuz seni oksamaya, sevmeye baslar!<br />
426. Birisi var ki, aska da atesten bir kemer kusatmıs,<br />
asık olanları yakıp yandırmada!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulii, Mefa´îlün<br />
(c. II, 628)<br />
• Ey dost! Seker mi iyidir, yoksa seker yapan mı; ayın güzelligi mi daha üstündür, yoksa ayı yaratanın güzelligi mi<br />
• Ey bag! Sen mi daha hossun, sende bulunan gül bahçesi mi, gül rnu hostur Yahut o gülleri, nergisleri su kara topraktan meydana getiren mi daha hostur<br />
• Ey akıl! Sen mi daha iyisin, bilgide, görüste sen mi daha üstünsün, yoksa her an yüzlerce akıl, yüzlerce görüs lutf eden aziz varlık mı<br />
• Ey ask! Gerçi dagınıksın, perisansın, açılıp saçılmıssın fakat, bir sey var, birisı var ki; aska da atesten bir kemer kusatmıs da, asık olanları yakıp yandınnadadır!<br />
• Ben, O´nun yüzünden kendimden geçmisim, O´nun yüzünden basım dönüyor; sasırıp kalmısım! Bazan kolumu kanadımı yakıp yandırıyor, bazan da yeni bir bas lutf etmede, manen yükselmem için yeni bir kanat bagıslamakta...<br />
427. Ask ugrunda neden Ferhad gibi dagları delmediniz<br />
Mefa´îlü, Mefa´îlü, Mefa´îlii, Mefa´îlü<br />
(c. II, 638)<br />
• Nesesizlerin, hayattan bıkmıs ve usanmıs olanlann hepsi de gittiler! Evin kapısını kapayınız; düsüncelere dalmıs, ümidini kaybetmis su aklın haline de gülünüz!<br />
• Mademki siz de Hz. Muhammed(s.a.v.)´in manevî evlatlarındansınız, müminsiniz, mirac ediniz, göklere yükseliniz de, ayın yanagını öpünüz!<br />
• Ey nesesizler, ey hayattan bıkmıs usanmıs kisiler! Niçin cesaretinizi kaybettiniz, niçin gittiniz; ask ugrunda neden Ferhad gibi dagları delmediniz<br />
• Öyle oldu, böyle oldu; niçin dogru gelmedi Kendiniz nasılsınız, degeriniz nedir; biliniz, anlayınız!<br />
• Mademki ask çesmesini gördünüz, ümit çesmesini gördünüz, neden kana kana su içmediniz Mademki o güzeli gördünüz, nasıl oluyor da hala kendinizi begeniyorsunuz<br />
• Mademki nür almak, nürlanmak istiyorsunuz, devletten, saadetten kaçmayınız; zaten O´nun tuzagına düsmüssünüz!<br />
• Canı ile oynayan pervane gibi, muma dogru kosunuz! Ne diye vefasız arkadasa kendinizi vermis, ne diye ona baglanmıssınız<br />
• Pervanenin, mumun alevine kendini attıgı gibi siz de ask atesine kendinizi atınız, yanınız yakılınız da, gönlünüzü, rühunuzu aydınlatınız! Hayretinizden senelerin eskittigi, hırpaladıgı bu köhne bedeni atınız da, taze bir tene, yeni bir bedene<br />
428. Ask mesalesi, sırlar penceresinden nürlar saçmaya basladı!<br />
Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. 11, 650)<br />
• Geçen sene ay gibi dogan o kırmızı kaftanlı güzel, bu sene boz renkli bir hırkaya bürünerek geldi.<br />
• Bu sene Arap kılıgında karsımıza çıkan, geçen sene yolları kesen, malları yagma eden Türk´tür!<br />
• Elbisesini degistirdi ama, gelen sevgili, yine geçen sene gelen sevgili! 0, elbisesini degistirdi, baska bir elbise ile tekrar karsımıza çıktı.<br />
• Sise degisti ama, içindeki degismedi! Bak da seyret; o sarap, sarhosun basını nasıl döndürmede, nasıl mest etmede, aklını basından almada!<br />
• Ey sabah sarabı içmeye alısmıs olanlar, nerdesiniz Gece geçti; ask mesalesi, sırlar penceresinden nurlar saçmaya basladı!<br />
429. Bu güzel güllere bu hos renkleri, güzel kokulan kim verdi<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ülün<br />
(c. II, 651)<br />
• Ay ısıgı geldi de, kelek kavunlar, karpuzlar mezarlanndan çıktılar. Simsiyah kumlu sulardan da, timsahlar bas çıkarıp göründüler.<br />
• Su kara topragın gönlü ilkbahann sıcaklıgından bir haber mi aldı ki, karınca sürüleri yuvalarından dısan çıktılar<br />
• Hakk´ın bal denizinden nasıl haber aldılar da, bal arısı sürüleri ortaya çıktılar, sifalı, misk gibi bal yapmaya basladılar<br />
• 0 pek küçük, zayıf ipek böcegi Hakk´ın kerem mahzenine nasıl bir yol buldu ki, birçok iplikler dokudu, ibrisim ördü<br />
• Gözü ve kulagı olmayan sedef nereden rızık buldu da, inci elde etti, bir hazineye sahip oldu<br />
• Bir demir parçası ile, sert çakmak tası nasıl oldu da nürlara giden gizli bir yolda yürüyerek nürlandılar, içlerine nür doldu da, tası demire çarpınca kıvılcım halinde nürdan bayraklar açmaya basladılar<br />
• Bir boyacı yokken, gelinleri süsleyen kadın da ortalıkta görünmezken, gül o güzel rengini, o hos kokusunu nereden aldı da parıl parıl parlamaya, gizlilik perdesinden yüz göstererek gülmeye basladı<br />
• O´nun yüzünün, O´nun güzelliginin bagında bir elma agacı gördüm. 0 elma agacının her elması yarılınca, içinden bir huri belirmede idi.<br />
• Elmanın gönlünden çıkan huri kızı gülüyordu. Onun gülüsünden gamlı gönüller sad oluyor, dertliler deva buluyordu.<br />
• Baglarda bulunan asmalar, çiçek açmıslardı. Zamanı gelince onlar, hos renkli, tatlı üzümler vereceklerdi. Ama sizler, sakın, mest olmus Hakk asıklarının su kendinden geçmis hallerini bu üzümlerin suyundan elde ettiklerini sanmayınız! Onlar, gayb aleminin üzümlerinden yapılan acaip bir sarapla mest olmuslardır!<br />
430. Can, pisliklere bulanmıs, kirlenmis bedenden kurtuldu.<br />
Mef´ulü, Mefa´îliin, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c., 612)<br />
• Oruç ayı geçti, bayram geldi, bayram geldi. Ayrılık gecesi geçti, sevgilj geldi, göründü.<br />
• Gerçekten sabah oldu. Senin Azra´n Vamık oldu; yani sevdigin, masukan sana asık oldu. Seyhin mürid oldu;iradesini sana verdi, sana bagladı.<br />
• Savas oldu, zafer geldi. Zehir ortadan kalktı, seker geldi. Tas yok oldu, cevher geldi. Kapılarda kilitler artık bir ise yaramaz oldu; çünkü anahtarlar geldi. Yani, bütün zorluklar ortadan kalktı, isler kolaylastı.<br />
• Günesin ısıkları temiz seylere de^üser, pis seylere de! Günes, ısıgı ile gülü de oksar, dikeni de. Böyle olmakla beraber can, sıı pisliklere bulanmıs, kirlenrnis bedenden kurtuldu, temizlik alemine gitti.<br />
• Gönül senin sevgi kadehindeki lezzete, manevî zevke kapıldı da, tuzagına düstü. Can da bu hali görünce, o da kosup geldi, senin tuzagına düsmek, senin esirin olmak istedi.<br />
• Yanlıs adım attıgımızdan ötürü, yapmamız gereken nice tövbeler vardır ki, senin attıgın ask tası onları kırdı geçirdi. Nice zahid, nice ibadet eden kisi hırkasını yırttı, senin kapına geldi.<br />
• Bag bahçe, halden anlamayan insafsız, aska yabancı kıs yüzünden tam üç ay agzını yumdu, bir seycikler söylemedi. Sonunda, gayb aleminden gelen bahar kokulan yetisti, onu çiçeklerle, güllerle süsledi, onu konusturdu.<br />
431. Canların aynı gaye için bir yere toplanmaları,<br />
kendilerinde bulunanı birlikte aramaları.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. 11. 545)<br />
• Sensiz düsünemi yorum, sensiz yapamıyorum; baskası ile de yasamama imkan yok! Aska dair ne söylesem, içi yanmayanlar, asık olmayanlar anlamıyorlar!<br />
• Her seher vakti döktügüm gözyaslan, hasta gönlümden bana bir haber getirmese de, etrafımda bulunanlardan hiç kimsenin benim gönlümden haberi yok!<br />
• Bedenimde hiç bir kıl yoktur ki, senin gamından aglamasın, inciler ´saçmasın, ab-ı hayat akıtmasın!..<br />
• Ey gamı canımın rahatı olan sevgili! Bu feryad, bu figanın sebebi ne Herkesi basına mı toplamak istiyorsun<br />
Çünkü, ben aglamasam, feryad etmesem halk benim etrafımda toplanmaz!<br />
• Halkın toplanması, bir a raya gelmesi ne demektir Gölge varlıkların öte-sinde bulunan canların aynı gaye için bir yere toplanması; insanların kendilerinden kendilerine sefer etmesidir, kendilerinde bulunanı birlikte bulmalandır! Kus yumurtada kaldıkça kanatları ise yaramaz; yumurtadan çıkınca, yalnızlıktan kurtulunca uçmaya baslar!<br />
• Benim hayatımın gecesinde su günes gibi yirmi tane günes dogsa da, karanlık gecemi aydınlatmaya çalıssa, sen gelmedikçe seher olmaz!<br />
• Böyle bir balçıga, yani bedene gönül tohumunu ektik ama, sevgi baharın gelmedikçe orada bir sey bitmez!<br />
432. Ey hacca gidenler! Sevgili, sizin duvar duvara komsunuzdur!<br />
Mefulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. II, 648)<br />
• Ey hacca gidenler! Neredesiniz, neredesiniz Sevgiliniz buradadır; geliniz, geliniz!<br />
• Sevgiliniz, sizin komsunuz; hem de duvarı duvarınıza bitisik komsunuz! Hal böyle iken siz, çöllerde sersem sersem dolasıyorsunuz! Hangi hevaya<br />
• Eger sevgilinin manevî olan suretini, yüzünü görseydiniz, ev sahibi de siz! olurdunuz, ev de siz olurdunuz, Kabe de siz olurdunuz!<br />
• On keredir o yoldan o eve gittiniz; bir kere de su evden su dama çıkınız!<br />
• Evet, çöller asarak gittiginiz o ev çok latiftir, hosdur, mübarektir! 0 evin vasıflarını anlattınız, güzelliklerinden bahsettiniz ama, o evin sahibinden söz etmediniz, bir haber vermediniz!<br />
• Eger o gül bahçesini gördünüzse, hani bir gül demeti Eger Allah denizine daldınızsa, hani bir can incisi<br />
• Böyle olmakla beraber, çektiginiz sıkıntılar, eziyetler dilerim ki size bir hazine olsun! Fakat ne yazık ki kendiniz,kendi varlıgınız kendi hazinenize perde olmustur!<br />
433. Gizli peygamberler geldiler; onları içeri alınız, dısarıda bırakmayınız!<br />
Mefa´îlü, Mefa´îlii, Mefa´îlü, Mefa´îlü<br />
(c. 11, 637)<br />
• Atlarınızı sürünüz; sürünüz ki, hakikat yollarında geri kalmayasınız! Bilinız. biliniz ki, açıkça görünüsün ta kendisisiniz; oldugunuz gibi görünüyorsunuz.<br />
• Kosunuz, kosunuz; siz, hantal süvari degilsiniz, çabuk süvarisiniz! Halkı olarak nazlanın, nazlanın; çünkü siz,dünya güzellerisiniz!<br />
• Allah´ın, üzüm suyundan yapılmayan öyle gizli bir sarabı vardır ki, dünya ve sizler, ondan bir katresiniz!<br />
• Ananızın rahminden bir defa dogdugunuz gibi, ikinci defa da, dünyadan, ukbadan ve kendinizden geçip kendinizden de doguverin!<br />
• Sabahları aydınlatan nür, simdi; "Bu manevî sofraya buyurun!" diye seslendi. Eger sizde tembellik ve agırlık varsa, onun sarabı sizi rahatlatır, ruhunuzu agırlıktan kurtarır!<br />
• Gizli peygamberler geldiler; onları içeri alınız, dısarda bırakmayınız! Onlara yazıktır, yazık!<br />
• Onları içeri alınız dedim ama, onlar bu eve sıgmazlar! Çünkü onlar, bastan basa hakikat madenidirler,mekansızdırlar; siz ise mekana baglısımz!<br />
• Dikkat edin de onlar, baslarını alıp gitmesinler! Çünkü onlar, bastan basa candırlar; sizlerse bedava ekmege konmussunuzdur!<br />
• Eger siz insansanız, çalısın; çalısın da, bu beden bastan basa can olsun! Bu beden ekmekten gelmedi mi Yani bu beden, anamızın babamızın yedikleri ekmekten rahimlerde meydana gelmedi mi<br />
• Susunuz, susunuz; susarak içiniz! Örtününüz, örtününüz; siz gizli hazinesi-niz!<br />
• 0, yüzünü sizden gizlemistir. Kendini göstermiyor ama, eserleri ile kendi varlıgını apaçık göstermektedir. Yüzü ile gizlenmistir ama, eserleri ile kendini açıga vurmustur. Görünensiniz, görünmeyensiniz; siz, can cevherisiniz!<br />
• Siz, akıl gibisiniz; hem binlercesiniz hem birsiniz! Siz, günes gibisiniz; dagınık ısıklarınızla her eve kosuyorsunuz!<br />
• Bu ask denizine öyle bir cevher sıgmaz! Korkmayınız, korkmayımz; yakanızı yırtmayınız!<br />
• Ahmaklasıp saskın kalmamanız içindir ki, gönlümüz bu açıklamalardan vazgeçti, agzını kapadı!<br />
434. Bütün insanlar, ölüm hapishanesinde ölümü beklemektedirler!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlii. Mefa´îlü,<br />
(c. II, 652)<br />
• Kul, tedbirde bulunur fakat, takdiri bilemez; Allah´ın takdiri gelince, tedbir ise yaramaz!<br />
• Kul, düsünür fakat, görebilecegi meydandadır; hileler düsünür ama, takdiri degistirecek güçte degildir! »<br />
• înat etme, dünyalık istegine kapılma; ask memleketi, ask padisahlıgı iste! Ask, seni ölüm meleginden kurtarır! -<br />
• Bir defa olsun kendi nefsanî isteklerini bırak da, aklın istegine uy! Çünkü nefsin istegi, seni, ümitsizlige götürür!<br />
• Sen, padisaha av ol; avcılıgı bırak! Çünkü, avladıgın avı ecel doganı senden geri alır!<br />
• Bugün, padisahtan daha vefalı kimse yok; sen, ona dogru git! 0, seni yanın-dan hiç ayırmaz!<br />
• Sunu iyi bil ki, bütün insanlar, ölüm hapishanesindedirler! Hapis olan kimse, seni zindandan kurtaramaz!<br />
• Sen biliyor musun; rıza kapısından girerek razılık köyüne ulastıgın zaman orada duydugun köpek sesleri de ne oluyor 0 sesler, korkak ve ruhen asagı olan insanları ürkütür!<br />
• Hasa, bu köpek havlamaları, Hakk yolunun asıgı olan cesur kisinin yüregini bile hoplatmaz!<br />
435. Sen´in hayalin, naksın gönlümüze yerlestiginden beri<br />
bizim için her yer cennet oldu.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. II, 644)<br />
• Sen´in naksın, hayalin gönlümüze yerlestiginden beri, nereye oturursak oturalım, Sen´inle beraber oldugumuz için, orası cennet olur!<br />
• Yüceler, gökler, bastan basa bag bahçe olur; asagılar, yeryüzünün her tarafı definelerle, hazinelerle dolar! Sen nasıl güçlü ve kudretli bir varlıksın ki, alem Sen´in yüzünden bu hale geldi<br />
• O´nu gördügümüz günden beri ömrümüz arttı! O´nu arayan, O´nu isteyen her diken, iman gül bahçesi oldu!<br />
• Her koruk, günesin tesiri ile üzüm oldu, sekerlerle doldu! Kara tas bile O´nun yüzünden la´l oldu!<br />
• Ortalıga bir gönül karanlıgı çökmüstü; simdi gönül penceresi haline geldi.<br />
436. Asık olan nefis, bir daha nefs-i emmare olamaz!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´alü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 610)<br />
• Sen, benden bir ekmek parçası al! Çünkü, can parçalanamaz, bölünemez! Askımıza düsüp avare olan, asla avare sayılmaz!<br />
• Ben birisinin hırkası olursam, o, asla çıplak kalmaz; ben birisinin çaresi olunca, o, çaresiz kalmaz!<br />
• Ben birisine mevki olursam, o, nasıl olur da azl edilebilir Cevher olan karatas, bir daha tas olamaz!<br />
• Su gözlerim, gözyasları sakîsi olur ama, sevgilinin mahmur gözleri olmadıkça ne sarhos olur, ne de kimseye gözyası sarabı sunabilir!<br />
• Asık hasta olur ama, ölmez; ay zayıflar, hilal olur ama, yıldız olmaz!<br />
• Sus artık; bu kadar kederlenme, gam yeme! Asık olan nefis, artık nefs-i emmare olmaz; insanı kötülüge götürmez,meyl ettirmez!<br />
437. Beni ötelere götürünce, ben kendime baktım, kendimi göremedim!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´alün<br />
(c. II, 649)<br />
• Seher vaktinde gökyüzünde bir ay göründü. 0 ay, gökten asagı indi de, bize yakından baktı.<br />
• Sonra, bir dogan avını nasıl kaparsa, o ay da beni o sekilde kaptı, göge, ötelere dogru uçtu.<br />
• 0 zaman tuhaf bir hal oldu; beni kapıp ötelere götürünce, ben kendime baktım da, kendimi göremedim! Çünkü, o ay lütf etti de, bedenim can oldu!<br />
• Ezelî tecellî sırrı tamamıyla anlasılınca, ben, can alemine sefer ettin ve o "ay"dan baska bir sey göremedim!<br />
• Dokuz kat gök de, o "ay"a karsı basını egdi. Bu varlık gemim de o denize battı, yok oldu.<br />
• Deniz dalgalanınca, akıl tekrar geldi. Ortalıga da; "Söyle idi, böyle idi." diye bir ses yayıldı.<br />
• 0 deniz köpürdü; köpügünün her biri de filanın sekli, filanın bedeni oldu.<br />
• Sonra, o denizden beliren her beden köpügü, hemen eridi ve denize karıstı, yok oldu.<br />
438. Göz kamasmadan, zahmet çekmeden kim günesi görebilir.<br />
Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. II, 642)<br />
• Kimin evinde oynak bir sevgili oturmaktadır Kimin ay yüzlü, tatlı sözlü bir sevgilisi vardır<br />
• Göz kamasmadan, zahmet çekmeden günesi kim görebilir Perdesiz, apaçık, onun yüzüne kim bakabilir<br />
• Dedin ki: "Harabatta benim baska bir isim yok!" Zaten asıl is, senin isindir! Kimin senden baska bir isi olabilir<br />
• Sabah sarabı içmek için rindlerin hepsi de mest olmus, kendilerinden geç-mislerdir. Ey Zühre! Meyhane kapısının anahtarı kimdedir<br />
• Sevgilinin bir bakısı, etek dolusu paradan daha iyidir! Sevgilinin güzel yüzü varken, kim para derdi çeker<br />
• 0 vefalı güzelin tatlı bakısı varken, su gaddar dünyayı artık kim düsünür<br />
• Dedin ki: "Aziz dostlardan bir haber ver!" Senin haberin varken, baska ha-berler ne ise yarar Kimin kimden haberi olur<br />
• Bugün, senin sevgin yüzünden, kimselerde bas derdi, bas kaygısı yok;kimse basını düsünmüyor! Artık kim sarık düsünür, kimde sarık sevdası kalır<br />
439. Dünya bir lestir; aklınızı basınıza alın da, akbaba gibi lese göz dikmeyin!<br />
Mef´ulü, Mefa-îlü, Mefa´îlü,<br />
(c. II, 655)<br />
• Allah askına, bir baska aska düsmeyin; can meclisinde asktan baska bir düsünceye dalmayın!<br />
• Asktan baska bir dost edinmek, asktan baska bir ise girismek, anlatılması kolay olmayan bir küfürdür! Din meclisinde, ilahî ask meclisinde oldugunuz halde askı inkar edenlerin yolunda yürümeyin!<br />
• 0 gönül bekçisi, o cana serefler veren essiz varlık, pek kıskançtır! Onun kıskançlıgına karsılık siz de yüzünüzü ondan baskasına, yabancılara çevirmeyiniz!<br />
• Her vesveseden bahs etmeyin, her vesveseyi konusmayın, her sapık kisiyi kendinize baskan yapmayın, kılavuz etmeyin!<br />
• Allah´ın bir oldugu, esi ve ortagı bulunmadıgını söyletince, yani sehadet getirince, bu mübarek sözün alevi, inkarı yakar, yandırır. Allah´ın güzelligine, gerçek güzellige karsı inkarın kötülügüne sarılmayın!<br />
• Dünyanın yansı akbabadır, yarısı lestir! Aklınızı basınıza alın da, akbaba gibi lese göz dikmeyin!<br />
• 0 aldatan nefıs; kibirden, gururdan, benlikten, aldatıstan ve aldatılıstan iba-rettir! Kendinize geliniz de, o aldatıcıya gönül vermeyin!<br />
• Nefis, insana dost degildir! Onun izzeti yoktur, zilleti vardır! Onun vefası yoktur; insanı dosttan ayırır! 0 on gönüllü alçaga sırlarınızı açmayınız!<br />
• Ruh; ögüt verme, anlatma minberine çıkınca, artık kendinizi söz perdesi arkasında tutmayınız!<br />
440. Ask ugrunda ölürseniz, bedenle yasamaktan kurtulur,bastan basa ruh olursunuz!<br />
Mefa´îlü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Mefa´îlü<br />
(c. 11, 636)<br />
• Ölünüz, ölünüz; bu ask ugrunda ölünüz! Ask ugrunda ölürseniz, bedenle yasamaktan kurtulur, bastan basa ruh olursunuz!<br />
• Ölünüz, ölünüz; bu ölümden korkmayınız! Çünkü, ölümle su kirli topraktan kurtulur, göklere, ötelere yükselirsiniz!<br />
• Ölünüz, ölünüz; bu nefs-i emmareden yakanızı sıyırınız! Çünkü bu nefis, bag gibidir, zencir gibidir; siz de, o zencir ile baglanmıs birer esir gibisiniz!<br />
• Zindanı delmek için elinize bir kazma alınız! Zindanı delebilirseniz, padisah da siz olursunuz, emîr de siz olursunuz!<br />
• Güzel padisahın önünde ölünüz, ölünüz! Padisahın önünde ölürseniz, padisah da siz olursunuz, emîr de siz olursunuz!<br />
• Ölünüz, ölünüz de, sizi askın nürundan mahrum bırakan günah bulutlarından dısarı çıkınız! Buluttan dısarı çıkınca,ayın ondördü gibi parlak bir mana "ay"ı olursunuz!<br />
• Susunuz, susunuz; susmak, ölümün nefesidir! Aslında, bu sususunuzda, yani ölüsünüzde bir dirilik vardır!<br />
441. Menekse, sünbül gibi gönlünü Hakk´a verdi de,<br />
o duygunun heyacanı ile rüküa vardı!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. II,<br />
• Kıs geçti gitti, ilkbahar geldi. Yeryüzü yemyesil oldu. Herkes neseli bir hal aldı. Gel sevgilim gel; laleler arasında gezme zamanı geldi!<br />
• Agaçlara bak; hepsi de sarhoslar gibi darmadagın, hepsi de baslarını saliayıp durmada! Seher rüzgarı bir efsun okudu da, gül fıdanlan yerlerinde duramaz oldular, nese ile oynamaya basladılar!<br />
• Nilüfer, yasemine; "Su kıvranmayı seyret!" dedi. Çiçek de, yesillige; "Allah´ın lutfu, ihsanı geldi, her taraf süslendi, güzellesti!" dedi.<br />
• Nergisin gözlerini kırparak; "îbret alacagımız zaman geldi!" sözünü duydu da, menekse, sünbül gibi, gönlünü Hakk´a verdi ve o duygunun heyecanı ile rüküa vardı.<br />
• Bahçelerde bulunan diger varlıklar gibi ilahî kudret karsısında mest olan, ¦ kendinden geçen sögüt, basını sallayarak, dünyayı yeniden dirilten o essiz, o pek büyük yaratıcı hakkında acaba ne söyledi Uzun boylu selvi de acaba ne gördü de, uzadıkça uzadı, büyüdükçe büyüdü<br />
• Sanki, benzeri olmayan büyük bir ressam fırçayı eline aldı da, yaptıgı resimlerle dagın, ovanın, bagın bahçenin giizelliklerini belirtti, gafillerin gözleri önünde onları sergiledi. Bu güzel resimleri yapan, bu saheser tabloları ortaya koyan essiz ressamın nürundan ruhum mest oldu. Ben, O´na kurban olayım!<br />
• Çesit çesit renklerde kanatları olan binlerce kus, minberler gibi, agaçların üstüne konmuslar; "Allah´a hamd ü senalar olsun! Açılıp saçılma, gezme dolasma zamanı geldi!" diye ötüsüyorlar.<br />
• Can kusu; "Ya hu!" deyince, kumru; "Kü, kü; nerede, nerede O´nun kokusunu bile alamadın; sana bekleyis hissesi düstü!" demeye basladı.<br />
Burada, Seyh Galib hazretlerinin su beyti hatıra gelmez mi:<br />
"9risüp bahara bülbül,<br />
Yenilendi sohbet-i gül,<br />
Yine nevbet-i tehammül,<br />
Dil-i bî-karara düsdü."<br />
• Güllere; "îçinizdeki gizli sırları dökün; gönlünüzde Hakk sevgisine ait ne varsa, onları açıga vurun! Magara dostu ile halvet zamanı geldi! Bu ilkbahar mevsiminde, duyguların içinizde kalması dogru degildir!" diye emir verildi!<br />
"Magara dostu" sözü ile Peygamber Efendimiz´in Hazret-i Ebubekir´le Sevr Magarası´nda gizlenmeleri hatıra geldigi gibi, Resül-i Ekrem Efendimiz´in peygamber olmadan öncc yalnız basına Hıra Dagı´ndaki magarada gönlünde manen Hakk´la bulusmasına isaret de olabilir. Dogrusunu ancak Allah bilir.<br />
• Gül, bülbüle dedi ki: "Su yemyesil süsene bak; yüz dili var ama, yine de sabrediyor! Gönlündeki sırları açıga vurmuyor, sabrediyor!"<br />
• Bülbül de güle cevap verdi, dedi ki: "Yürü git; benim sana karsı duydugum ask sırlarını açıga vurdugumu hos gör!<br />
Suna inan ki, benim askım da senin askın gibi amansız!.."<br />
• Bu arada, bahçede bulunan çınar agacı, üzüme yüzünü çevirdi de; "Ey hep yerlere bas koymus, secdeye kapanmıs üzüm! Kendinde güç bul, ayaga kalk da, etrafına bir bak; hersey yeniden dünyaya geldi! Dünya, gelinler gibi süslendi, güzellesti! Senin gözün bir sey görmüyor!" dedi. Üzüm; "Ben, kendi istegimle, kendim secdeye kapanmadım!<br />
Beni, 0 secde ettiriyor!" dedi.<br />
•"Ben, uzun boylu, senin gibi kocaman bir agaç degilim ama, insanları sarhos eden, onları kendinden alan sarapla yüklüyüm! Benim içim, ask atesi ile dolu; sen, boy atmıssın, kocamansın, benim gibi yerlerde sürünmüyorsun ama,sende ne var "<br />
• Safran, kutlu bir halde geldi; yiizünde asıkların sanlıgı vardı. Gül, onun haline acıdı; "Vah vah!" dedi. "Sararmıs,solmus bu zavallı, aglaya aglaya geldi!"<br />
• Bu hali, la´l yanaklı elma anladı da, güle dedi ki: "Onun, yani bülbülün kusuruna<br />
bakma; sevgilisinin hilim sahibi oldugunu, dikenin cefalarına katlandıgını bilmiyor!"<br />
• Elma, kendisini bir se y zannederek bir davaya giristi: "Benim Cenab-ı Hakk´a karsı zannım iyidir; 0, her seyi yerinde ve güzel yaratır!" diyerek benlige kapıldıgı için; "Bakalım elma eziyetlere katlanıyor mu, Allah´tan gelen belalara sabrediyor mu " diye imtihan edilmek istendi. 0 yüzden, herkes onu taslamaya, basına taslar yagdırmaya basladı.<br />
• Taslanan, basına belalar gelen kisi, Hakk´a gerçekten baglı er kisi ise, atılan taslardan sikayet söyle dursun, güler,neselenir. Çünkü o taslar, padisahlar padisahından geliyor!<br />
442. Ateste yanmadan koku veren öd agacı var mı<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. II, 579)<br />
• llahî sarapla mest olan kisiler, tekrar secdeye kapandılar! Acaba canların çalgıcısı perde arkasından çalgı çalmaya mı basladı<br />
• Hakk yoluna baslarını koyanlar, bu tehlikeli yolda canları ile oynayanlar bir kere daha costular. Öyle costular ki,sanki onların varlıgı yokluga gitti sonra tekrar yokluktan varlık alemine geldi!<br />
" Bu beyitte denmek isteniyor ki: ilahî sarapla. can çalgıcısının tesiri ile, muvakkat bir zaman için varlıklarını unultular, sanki yok oldular, mahv haline girdiler. Sonra, bulundukları alemden tekrar varlık alemine geldiler, sehv haline döndüler. Varlıkları fanîlige gitti. sonra da. fanîlikten varlıga geri geldi.<br />
• Topraktan yaratılmıs olan bedenlerinin her cüz´ü, taze can buldu. Sanki topraklıktan kurtuldular, temizlendiler,bastan basa can kesildiler ve bütün ziyanları hep fayda oldu!<br />
• 0 alemde renk yoktur fakat, bedenlere hapsedildikleri için mavi, kırmızı gibi çesitli renklere boyanan candan gelen nür, gözlere çesitli renklerde göründü.<br />
• Ey gönül! Yan yakıl; ham kaldıkça senden ask kokusu, gönül kokusu gelmez! Ateste yanmadan koku veren öd agacını sen nerede gördün<br />
• Koku, her zaman öd agacından gelir; baska agaçtan gelmez! Baska bir agaca da gitmez! Ama, biri çıkar da; "0 koku geç geldi." der; öbürü de; "Tez, geldi." der.<br />
443. Allahım! Benim öyle bir canım var ki, bir an için olsun,<br />
Sen´den ayn düsmeye sabredemez!<br />
Mefa-îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa-îlün<br />
(c. II, 585)<br />
• Ben, manevî degeri çok üstün öyle bir sevgili istıyorum ki, can, onun üzengisini tutacak hizmetçisi olsun! Çalgı çaldıgı zaman Zühre yıldızını öldürecek bir çalgıcı arzu ediyorum!<br />
• Öyle bir kadehim var ki, denizi küçük görür de, ona güler! Benim öyle çalgıcı bir gönlüm vardır ki, ne ögüt kabul eder, ne de bag ile baglanmayı!<br />
• Allahım! Bir balıgın, bir an bile olsa, sudan ayrı düsmeye dayanamadıgı gibi, benim de öyle bir canım var ki, bir an için olsun, Sen´den ayrı düsmeye sabredemez!<br />
• Sen´in güzel bir varlıgın var, benim de mestligim var; Sana varlık yakısır, bana da mestlik yakısır!<br />
• Kendine gel de, artık sus! Öyle bir ask seçmissin ki, her an gamsız nese vermede, reddetmeden her seyi kabul etmededir!<br />
444. Kendini, kendini görmekten kurtarmıs,benligini ayak altına almıs birisini arzu ediyorum!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 584)<br />
• Sevgiliye bakacak,.onun güzelligini göremeyecek aptal bir adam arıyorum;bakısında hüner olan, görüs sahibi olan akıllı kisiyi istemiyorum!<br />
• 0 inciyi sedef gibi içine alacak bir gönül arzu ediyorum; kendini gören, kendi içinde inci oldugunu sanan tas yürekli kisiyi istemiyorum!<br />
• Kendini, kendini görmekten kurtarmıs, benligini ayak altına almıs, Allah askı ile dolup tasmıs, dertten, derdin, gamın insanı rahatsız eden sıkıntılarına aldırmayan birisini arzu ediyorum!<br />
445. Sen, uykuya yol arkadası olunca, sevgiliyi nasıl bulabilirsin<br />
Mefulü. Mefa´îlün, Mefulü,<br />
(c. 11,615)<br />
• Uyku, senin aklını basından almaya gelir! Fakat, ask delisi nasıl olur da .uyur Onun, geceden haberi var mı<br />
• Ask delisinin mezhebinde gece ve gündüz yoktur; onda olan seyi, ancak o bilir!<br />
• Bu alemin gecesi gündüzü, dünyanın dönüsünden meydana gelir. Fakat, o lahî alemin delisini dünya bile döndüremez!<br />
• Onun bas gözü uyusa bile, o, basından ayagına kadar gözdür; o, ezel evhini can gözü ile görür, okur!<br />
• Delilik istiyorsan, kus gibi, balık gibi ol; mademki sen uykuya yol arkadası oldun, uyuyunca onu nasıl bulabilirsin<br />
• Deli dedigin, bir baska çesit adamdır. 0, "can"a gebe kalmıstır, gözünü dosta açmıstır; onun gebeligi, bambaska bir gebeliktir!<br />
446. Senin hayal evine gamın girmesi dogru mu<br />
Miistef´ilün, Fe´uliü, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. II, 851)<br />
•Ey güzelligi karsısına ancak huri gibi güzellerin gelebildigi essiz ve güzel varlık! Sen´in hayal evine gamın girmesi dogru mu, gam oraya yakısır mı<br />
• Kainatta görülen her varlık Sen´den, her seyi Sen yarattın! Sen, her varlıgın laslangıcısın! Bize, Sen´in varlıgına,kudretine karsı yok olmak yarasır! » Ey gam! Derlen, toplan; iste nese ordusu suracıkta! Neselerin padisahı, yüzlerce zafer bayrakları ile gelip ülkeye giriyor!<br />
• Ey gönül; gamlara dalma simdi! 0 tatlı, hos padisahtan, içi bos fakat, güzel agmeler çıkaran çeng sesi geliyor!<br />
• 0 ilahî sakî, padisahlık meclisinden çıktı, geliyor! 0 manalar çalgıcısı, simdi agmelere baslayacak!<br />
• Ey gam; ne kadar da aptallasmıssın! Neden bana, kapıma düstügünü söyle-mezsin de, kapımdan içeri girmeye çalısırsın!<br />
• Ey gam! Sonunda, senin atesinden kurtulacagım da, cana canlar katan sevgiliye teslim olacagım!<br />
447. Senin teneffüs ettigin havayı teneffüs eden, içine çeken; ses olur,göklere yükselir!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. II, 546)<br />
• Haydi! Aklını basına al, düsün; yepyeni, simdiye kadar kimsenin söylemedigi, güzel, derin manalı bir söz söyle de, su köhne dünya tazelensin, yenilen-sin! Sözün öyle hos olsun ki, dünyanın hududunu assın; hududu da, ölçüyü de bilmesin!<br />
• Senin mübarek nefesinle ihtiyarlıgı bırakıp gençlesmeyenin toprak basına! Senin teneffüs ettigin havayı-teneffüs eden, senin nefesini içine çeken; bastan basa hos bir renge boyanır; yahut da ses olur, göklere yükselir!<br />
• Kim senin kapına halka olursa, o, hemen altın gibi deger kazanır, altın olur. Hele onu elinle tutup kapıyı sen açarsan, içeriye mahrenı olur; seninle beraber evin içine bir dost gibi girer!<br />
• însan bedeninin aslı olan balçıktaki su, söz söyleyen bir inci olabilecegini bilir mi idi, düsünür mü idi Yine balçıktaki toprak, sırlar söyleyen bir bakıs haline gelecegini nerden bilecekti<br />
• Hz. Salih´in devesi dagdan dogmadı mı Ben, simdi iyice anladım ki, dag bile senin geleceginin müjdesini duyunca yürük bir deve olur!<br />
448. Artık, ben de beden olmaktan kurtulayım da can olayım!<br />
Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün,<br />
(c. II, 540)<br />
• Mestlik, sana selam etmede, gizlice haberler yollamadadır. Gönlünü kapıp aldıgın kisi, canını da sana kul köle etmek istemektedir.<br />
• Ey varlıgı yok eden; mest olmus, kendinden geçmis kisinin de selamını duy! Bu, öyle kendinden geçmis ki, iki elini de, ayagını da senin tuzagına kaptırmıs!<br />
• Ey gönül! Sen, mest olmussun, kendinden geçmissin! Ne de hossun! Padisah gibi olmussun! Padisahsın! Bu kadar kudret ve kuvvet sahibi bir padisah oldugun halde ask, nasıl oldu da seni emri altına aldı<br />
• Bir avuç topraga can veren, dumanı Zühal yıldızı haline getiren! Ey topıaktan yaratılmıs beden, ey gönül atesinden çîkan duman! Bakın da görün; 0, sizi ne hale getiriyor Yerde mi kalıyorsunuz, göge mi yükseliyorsunuz<br />
• Eline sakîler padisahının sundugu kadehi al, ebedîlige ulasanlaı gibi mest ol! Yarı mest oldugun için hatalısın! 0,seni tarn mest etmek, tamamıyla seni kendinden geçirmek istiyor!<br />
• Ask yüzünden meydana gelen feryada figana bak, dökülen gözyaslarını seyret! 0 sarap kadehinin yaptıgına bak,gücünü gör; çig insanları nasıl pisirmede, seni de nasıl olgunlastırmada!..<br />
• Ey rengi, kokusu güzel sarap, O´nun cömertlik eli bak; seni cana nasıl helal, bedene haram etti<br />
• Artık, ben de beden olmaktan kurtulayım da can olayım; bir inci olmak-tansa, inciler madeni haline geleyim! Ey gönül; mest olmakla adının kötüye çıkmasından korkma! 0, sana iyi bir ad vermede, seni üstün bir insan haline getirmededir!<br />
449. Biz dünyayı bırakıp gittik; kalanlar sag olsun!<br />
Mcf´ulü. Mefa´îlün. Fe´ulün<br />
(c. 11, 692)<br />
• Biz gittik; kalanlara selam olsun, hosça kalsınlar! Dogan, mutlaka ölür!<br />
• 0 kadar kosmayın, o kadar yorulmayın; su yerin altında çırak ne olmussa, usta da o olmustur!<br />
• Diıegi rüzgardan olan bu bina ne kadar dayanabilir<br />
• Yasadıgın devrin essiz, parmakla gösterilen tek kisisi bile olsan, tek tek gidenler gibi, sen de bir gün dünyayı bırakıp gideceksin!<br />
• Gidecegin yerde yalnız kalmayı istemiyorsan, hayırdan, iyilikten, ibadetten evladın olsun!<br />
• 0 geriye kalan iyilikler, ibadetler; gayb aleminin nürdan ipi ve dünyaya direk olanların ruhudur!<br />
• 0 süzulmüs, seçilmis ask cevheri var ya, iste ölümsüz olarak kalacak ancak odur!<br />
• Su içinde yasadıgımız hayatın, su akıp giden kum selinin ne durması vardır, ne dinlenmesi; bir sekil bozulunca baska bir seklin temelini atarlar!<br />
• Ben, bu kupkuru yerde Nuh´un gemisine benziyorum; tufan benim ölümüm, vademin gelip çatmasıdır!<br />
• Nuh´un gemisi de, gayb aleminde bu sudaki dalgaları bekliyordu!<br />
• Biz de susmus olanların, mezarlıkta uyuyanların arasına girdik, yattık uyuduk! Çünkü sesimiz, feryadımız haddi asmıstı!<br />
450. Askının üstün gelisi yüzünden akıl düsünceyi bırakıyor,<br />
cosup köpürüyor!<br />
Müfte´ilün, Mefa-îlün, Müfta´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 561)<br />
• Benim mest olmus can dudum, tek bir sekerie ne hale geliyor; benim sarabı seven Zühre yıldızım, bir ay yüzünden ne oluyor!<br />
• Onun askı yüzünden gönül denizim dalgalanıyor da, dalgası, dokuzuncu kat gögü bile asıyor! Bir inci yüzünden gönül denizimin böyle dalgalanma-sına sasıp kalıyorum!<br />
• Can bir manevî padisahtır; ben de onun bayragıyım! Can seher vaktidir; ben ise karanlık geceyim! Benim su günes gibi olan gönlüm, her seher vaktinde ne hale geliyor<br />
• Gönül paramparça oldu; görebilenler onu gördüler fakat, bütün kainat ilahî bir bakısla ne hallere gelmededir<br />
• Askının üstün gelisi yüzünden akıl, düsünmeyi bırakıyor da, cosup köpürüyor! îlahî nürun parıltılanndan karalarda, denizlerde, havalarda yasayan çesit çesit sayısız varlıklar ne hallere geliyorlar, ne hünerler gösteriyorlar<br />
• Aklı erenler, onun gücünden, büyüklügünden haberleri olanlar, onun yüzünden la´l madeni haline gelirler, kemale ererler! Ama onun kudretinden haberleri olmayanlar, bu bilgisizlikleri yüzünden ne hallere düsüyorlar, nasıl perisan oluyorlar Neden bu hale geldiklerinden onların kendilerinin haberleri yoktur!<br />
451. Bahar geldi, bahar geldi; güzel yüzlü bahar geldi!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 570)<br />
• Bahar geldi, bahar geldi; güzel yüzlü bahar geldi! Dünya yeserdi, güzellesti; laleler arasında dolasma zamanı geldi!<br />
• Ey reyhan! Susenin yüz tane dili var; baharın güzelligini ona söylet, ondan isit! Balçık ovayı seyret; nasıl da süslendi, güzelliklerle doldu, çok hos bir hal aldı!<br />
• Gül, nesrine; "Su dünyada, su gurbet elde nasıldın, ne halde idin " diye soruyor. 0 da; "îlkbahar ötelerden çıkageldi, hosluklar, güzellikler getirdi; durumdan çok memnunum!" diyor.<br />
• Yasemin de selvi agacına; "Durmadan sallanıp duruyorsun; yoksa ilkbahar sana sarap mı içirdi " diye takılıyor.<br />
Selvi de yaseminin kulagına; "0 hilm sahibi, merhametli, esirgeyici sevgili geldi!" diyor.<br />
• Menekse nilüferin yanına geldi de; "Baharınız kutlu olsun!" dedi. "Sararıp solma zamanı geçti, uzun sürecek yeni bir hayat, yeni bir ömür geldi!"<br />
• Nergis güle; "Keyfin yerinde, gülüyorsun degil mi " diye gözünü kırpıyor. Gül de; "Evet!" diyor. "Ben gülmeyeyim de kim gülsün Sevgili geldi, gönlüme girdi; bana hos kokular getirdi!"<br />
• Çam agacı da; "Allah´ın inayeti ile çetin yollar asıldı; kısın dondurucu sogukları bizi bırakıp gitti! Simdi her yaprak, su verilmis kılıç gibi bas kaldırdı, yeserdi!"<br />
• Su geveze leylege bak! Minbere çıkmıs; "Ey dostlar, ne duruyorsunuz Haydi, çalısma zamanı, is zamanı geldi;herkes uykudan uyandı; siz de uyanın!" diye lak lak edip duruyor.<br />
452. Allah, insanı, can kusu kafesinin demirden olmasından korusun!<br />
Mefa´îlün,Mefa´îlün,Mefa´îlün,Mefa´îlün,<br />
(c.11. 568)<br />
• Ay yüzlü sevgili gelince, canın ne degeri kalır, onun yanında can kim olu-yor Gün dogunca, artık gece bekçisinin isi bitmistir; ona gerek yok!<br />
• Ayın aylık etmesi, ısıklar saçması, gökyüzünde rahatça dolasıp durması için günes ona lutufta bulunur, geceleri kendini gizler, görünmez olur!<br />
• Ey gönül! Sen de bu dünya evinden kaç git; bu kirli ev, seni rahatsız ediyor, seni sıkıyor! Aslında bu ev, bizim evimiz degildir; bu ev bize yabancıdır! Aklını basına al da, dösemesi gökyüzü olan bir gül bahçesine, bir eyvana git!<br />
• Bu dünya, yasanacak bir yer degildir! Bu dünyada birbirleri ile savasan in-sanlar, barıstıkları zaman bile, gönülleri kinlerle doludur. Bu dünyanın sabahı bile yalancıdır! Çünkü, sabahının arkasında gece gizlenmistir; burada sonsuz sabah<br />
yoktur! Dünyanın bu çesit aldatıcı sabahları Hakk yolunda yürüyüp giden kervanları helak edegelmistir!<br />
"Gençligimde bazı siirler yazardım. Mevlana´yı tanıdıktan sonra yazdıklarımdan utandım, defterlerimi yaktım.<br />
Hafızamda kalan su iki beyti, Mevlana´nın yukarıdaki beyti münasebeti ile bir hatıra olarak sayın okuyucularıma arzederim:<br />
"Aksamların ardında sabahın sesi var<br />
Kıslarda da bir gizli bahar müjdesi var<br />
Vuslatların ardında ne var, sorına fakat<br />
Hicranda senin vuslatının hissesi var!"<br />
• Sen, varlıklara can bagıslayan, arkasında gece bulunmayan gerçek sabahı ara! îçte o gerçek sabahdır ki, binlerce ermise "Mansur sarabı" sunar, binlerce Hakk asıgına aman verir, kurtulusa ulastırır!<br />
• Ask atesi yanınca gamı, kederi de yakar, yandırır! Fakat, onun yanına bir gül fidanı eksen, alevleri ile onu besler de, o gül fidanı bir gül bahçesi olur!<br />
• Gönlü temiz, huyu güzel Hakk asıgı, insanı her türlü afetten korur! Hassas, ince, asîl ruhlu bir dosta, bir sevgiliye yüzlerce can feda olsun!<br />
• Tatlı dilli bir dost, tatlı sözleri ile insanı sarap gibi mest eder! Zaten kendisi, ilahî güzellikler karsısında mest olmus, daima Hakk´la vuslat halindedir!<br />
• Rüyada kendisini gökyüzünde ayla bulusmus gören bir kisinin bedeni, samanlıkta yatar uyursa ne gam!<br />
• Allah, insanı, can kusunun kafesinin demirden olmasından korusun! Ötelerin kusu olan zümrüdankanın da, su dünyanın daracık yuvasında kalmasını Allah göstermesin!<br />
• Agzını kapa, artık sus! Sen, Hakk´ın ilham ettigi ilahî sözlere sahipsin! Sen, ölümsüz olan, sonsuz olan bir kulak, bir akıl bul da, onlara seslen!..<br />
453. Asık kimsesiz, yapayalnız kalsa bile, o, yalnız degildir;<br />
sevgilisi ile gizlice, manen beraberdir!<br />
Melu´îlün. Mct´a´îlün. Fe´ulün<br />
(c. II, 662)<br />
• Dünya, bastan basa dikenlerle dolu olsa, yine de asıkın gönlü tamamıyla gül bahçesidir!<br />
• Su dönen gökyüzü dönmesini durdursa da issiz güçsüz kalsa, asıkların gönlü yine istedir, güçtedir; bir sevgi alısverisinde, sevgiliyi anmakta, sevgiliyi düsünmektedir!<br />
• Herkes kederlere, gamlara ugrasa, herkesin basına belalar yagsa, asıkın canı sevinçlidir, neselidir, latîftir! Çünkü,bütün basa gelenler, Hakk´tan gelmektedir!<br />
• Asık kimsesiz, tek basına, yapayalnız kalsa da, o, yalnız degildir; sevgilisi ile gizlice, beraberdir! Çünkü o, nerede olursa olsun, gerçek sevgili olan Allah ile manen beraberdir!<br />
• Asıkların sarabı, üzüm sarabı gibi küpten cosmaz, gönülden cosar! Asık, sırlar aleminde aska dost olur, arkadas olur!<br />
• Sen bir asıgı hasta görürsen, ona ne gam!.. Onun gizli, güzel sevgilisi onun basucunda degil midir<br />
• Sen, ask atına bin; Hakk yolunun uzaklıgını, zorlugunu düsünme! Çünkü, ask atı pek rahvandır, pek hızlı gider!<br />
• Yol düzgün olmasa, zahmetlerle, sıkıntılarla dolu olsa bile, ask atı bir atılısında seni menzile, varacagın yere<br />
götürür!<br />
• Sen, hem mest, kendini kaybetmis, hem de çok akıllı olan<br />
454. Allah´ın nüru gelince, kabir bir gül bahçesi olur!<br />
Mefulü, Mefa-îlün, Mefülü, Mefa´îlün<br />
(c. 11, 611)<br />
• Ey karanlık geceyi uykuda geçiren mümin! Dua zamanı geldi; haydi, kalk! Ey kötülük etmeyi adet edinmis nefis;ibadet etme, iyilik etme zamanı geldi!<br />
• Pencereden bak; tövbe kapısını aç! Evi tertibe koy, düzelt! Haydi, durma;bizim nöbetimiz geldi!<br />
• Suçtan, kötülüklerden neden temizlenemiyorsun Günahlardan ellerini yıka, yüzüne su vur; abdest al, namaza durma zamanı geldi!<br />
• Seni mezara koydukları, lahitte yüzünü kıbleye döndürdükleri zaman, hayatta su karsında duran kıbleyi hatırlarsın ama, namazını kılamadıgın, kazaya bıraktıgın için içinin yanmasından eline ne geçer<br />
• Sen simdi hayatta iken bu kıbleden bir nür, bir ısık ara, bir ısık elde et de, o nur, o ısık senin kabrini ısıtsın,aydınlatsın! Allah´ın nüru gelince kabir, bir gül bahçesi olur!<br />
455. Ten kafesinden ayrılanlar; neredesiniz<br />
Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ülün<br />
(c. II, 656)<br />
• Ey simdi ten kafesinden ayrılmıs olanlar! Tekrar bir yüz gösterin, görünün de söyleyin; neredesiniz<br />
• Ten geminiz su denizde kırık bir halde kaldı. Ey balıklar gibi ölüm denizine dökülenler; bir an için olsun, bu sudan çıkın, kendinizi gösterin! Yoksa, hayat mücadelesi vererek günlerin havanında inciler gibi dövülüp toz mu oldunuz<br />
• Fakat o toz, hakikati arayanların gözlerinin sürmesidir! îyi görebilmek için o sürmeyi gözlerinize sürün, sürün!<br />
• Ey ruh aleminden bu dünyaya dogup gelenler! Ölüm gelince ürkmeyin, korkmayın! Bu, ölüm degil, bu ikinci bir dogumdur; dogun, dogun!<br />
456. Geceleri ben aglamasam, inlemesem bile hasta gönül aglar, inler!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. 11, 571)<br />
• Gül, bu gece, sevgilinin saçları gibi canlar bagıslıyor; ayın nürlar saçan yüzü de, sevgilinin yanagına benziyor.<br />
• Yıldızlar, gökyüzünde basıbos avare asıklar gibi dönüp dolasıyorlar. Onların gönüllerinin yanısından akıl bile isten güçten kaldı, düsünemez oldu!<br />
• Can sakîsi gizlilik aleminin kadehi ile öyle bir sarap sundu ki, yıkılıp kendimden geçtim; ayık kalan kim, belli degil!<br />
• Sen, geceleri, hastalardan baskasını aglayıp inler, uyanık kalır bulamazsın! Ama, ben aglamasam, inlemesem bile hasta gönül aglar, inler!<br />
Fuzülî merhumun bir beyti söyle:<br />
"Seb-i yeldayı müneccimle muvakkıt ne bilir!<br />
Mübtela-yı gama sor kim geceler kaç saat!"<br />
(Uzun geceyi vakit belirleyen, yıldızlarla ugrasan kisiden sorma; gecelerin ne kadar uzun oldugunu sen gamlı kisilerden sor!)<br />
• Ey gönül; çırpınıp duran su denizde Yunus gibi agla, inle! Çünkü, gece timsahı ask denizinde adam yiyecege benziyor!<br />
• Canda, su yeryüzünden, su gökyüzünden bambaska, acaip bir gök, acaip bir pazar var fakat, kıskançlıgından ötürü o pazar gizli kalıyor!<br />
457. 0; canımı da, gönlümü de hasta etti; gönül sisemi de kırdı!<br />
Müfle´ilün. Mefa´îlün, Müfte´ilün. Mefa´îlün<br />
(c. II, 558)<br />
• Sevgili, bizi develer gibi yularımızdan tutmus çekiyor! Bakalım, kendi sarhos devesini hangi katara, hangi develer arasına katacak<br />
• 0; canımı da. bedenimi de hasta etti, yaraladı! Gönül sisemi kırdı, boynumu da bagladı! Bakalım, beni ne ise çekip götürecek<br />
• Sanki ben onun oltasıyım, agıyım; balıklar gibi beni tutuyor, karaya atıyor! Gönül tuzagımı da, av beyine dogru çekiyor!<br />
• 0; yalnız beni degil, gögün altındaki bulutlar katarını da çeker, daglara, magaralara dogru götürür, ovaların sakîsi yapar, susuzlukları giderir!<br />
• Gök, gürleyerek davul çalıyor! Artık, tabiatın cüz´i de, küllü de dirilmistir! Agaçların gönüllerine, güllerin burunlarına hos bahar kokulan geliyor!<br />
• 0; çekirdegin gönlüne meyve olma istegini veriyor, agaçların sırlarını yapraklar halinde, meyveler halinde dallarına asarak açıklıyor!<br />
• Gerçi kıs mevsiminin dondurucu sogukları, cefası bahçeyi terk edince bahçe sevindi, güzellesti, mahmurlastı ama, bu da, hersey gibi devamlı olmayacak! Yaz mevsiminin kavurucu sıcakları gelince, ilkbaharın da, bahçenin de güzelligi kalmayacak, mahmurlugu gidecektir!<br />
458. Biz insanlar, duvardaki resimlere benzeriz;<br />
bizi resmedenin ısıgı vurunca canlanırız!<br />
Mefa´îlün. Mela´îlün. Mefa´îlüıı, Mefa´îlün<br />
(c. 11. 591)<br />
• Bu ne hos kokudur, ne hos kokudur Acaba o gül yanaklı sevgili gül bahçesinden mi geliyor<br />
• îlkbahar gecesi mi, öd agacı mı; yoksa misk mi, anber mi Yoksa, Yusuf aleyhisselam acele acele ıtırlar pazarından mı geliyor<br />
• Du nasıl bir nurdur Bu nasıl parıltıdır Bu ay mıdır, günes midir Yoksa, yalnızlıgı arayan Hakk dostu Muhammed aleyhisselam dagdan, magaradan mı tesrif buyuruyor<br />
• Selvi boylu sevgili gezmeye çıkınca, dünya gül bahçesi olur; kendini gösterince de, kıyamet kopar!<br />
• Biz, bütün insanlar, duvardaki resimlere benzeriz; bizi resmedenin, bizi yapanın ısıgı vurunca o zaman canlanır, uyanmaya baçlarız!<br />
459. Oruç yüzünden bizim canımız dirilik elde edecektir!<br />
Müfte´ilün. Fa´ilat. Miifte´ilün. Fa´ilat<br />
(c. II. 892)<br />
• Ramazan geldi; ask ve iman padisahının sancagı eristi! Artık maddî yiyeceklerden elini çek! Çünkü, göklerden manevî rızık geldi ve can sofrası kuruldu!<br />
• Can, bedenin hantallıgından kurtuldu; tabiatımızın isteklerinin eli baglandı! Ask ve iman ordusu geldi, sapıklık ve imansızlık ordusunu kırdı geçirdi!<br />
• Bir bakıma oruç, bizim kurtulusumuzun kurbanı sayılır; bizim canımız, onun yüzünden dirilik elde edecektir!<br />
Mademki göniil evine misafir olarak can geldi, onun ugruna bedenimizi tamamıyla kurban edelim<br />
• Sabır, hos bir buluttur; ondan, hikmet, manevî lütuflar yagar! Bu sebeptendir ki, Kur´an-ı Kerim de bu sabır ayında nazil olmustur!<br />
• Bizi kötü isler, günahlar islemeye tesvik eden kirli nefsimiz, arınmaya, temizlenmeye muhtaçtı! Ramazan gelince, günah zindanının kapısı kırıldı; can, nefsin esaretinden kurtuldu, miraca çıktı, sevgiliye kavustu!<br />
• Bu mübarek ayda gönül de bos durmadı; ümitsizlik perdesini yırttı, göklere uçtu! Can, zaten bu kirli dünyaya mensup degildi, meleklerdendi; onlara ulastı!<br />
• Ramazan günlerinde sarkıtılan merhamet ipine sanl da, su beden kuyusun-daki hapisten kendini kurtar! Yüsuf aleyhisselam kuyunun agzına geldi, seni çagırıyor; çabuk ol, vakit geçirme!<br />
• 9sa aleyhisselam isteklerden, beden eseginin arzularından kurtulunca, duası kabul edildi! Sen de nefsanî isteklerden temizlen, elini yıka! Çünkü, gökyüzünden manevî yemeklerle dolu sofra geldi!<br />
• Haydi, elini agzını yıka; ne yemek ye, ne iç, ne de söyle! Hakikate erdikleri, Hakk´ı bulduklan için susup duran ermislere gelen mana sözlerini, mana lokmalarını ancak Sems-i Tebı-îzî´nin himmeti ile bulabilirsin!<br />
Cilt 1´in Sonu</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Divan-ı Kebir´den Seçmeler - II]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10257</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 01:30:01 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10257</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Divan-ı Kebir´den Seçmeler - II</span><br />
<br />
460. Bir avuç toprak, senin çaresiz bir asıgın olursa sasılmaz!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. II, 544)<br />
• Ey bir panltısı ile Uhud Dagı´nı paramparça eden Rabbim! Bir avuç toprak, Sen´in çaresiz bir asıgın olursa sasılmaz!<br />
" A´raf Suresi, 7/143. ayete isaret var."<br />
• Lutfeder de bir bakarsan, kayalar, taslar mum olur; fakat kahr ile bakınca da, mum tas olur!<br />
• Sen inlersen, feryad edersen, o zaman ölmüs gönlü diriltirsin, ona can verirsin, bir seyler edersin; senin canının isi<br />
gücü budur!<br />
• Can, sefer etmek, yolculuga çıkmak ister; sen, onu saglam bir bagla baglarsın! Sonunda can, o bagı koparır da avare olur!<br />
• Süleyman gidince Seytan, padisahlar padisahı olur! Akıl ve sabır gidince nefs-ı emmare baskaldırır. seni emir kulu yapar; sana kötülükler, günahlar isletir.<br />
• Ask, bütün cihanı kaplamıstır ama, sen onun rengini bile göremezsin´ Fakat onun ısıgı bedene vurunca asık olursun;betin benzin solar, sararırsın!<br />
• Bir sehzade olmalı ki, yakutun müsterisi olsun; esi az bulunur, degeri bir insan olmalı ki, senin ask gamını çeksin!<br />
• Cenab-ı Hakk; "Yeryüzü size besiktir!" diye buyurdu. insan çocuk olmasaydı, besige baglı kalır mı idi -<br />
"Taha Süresi, 20/53. ayete isaret edilmektedir."<br />
• Benim su gölge varlıgımın dönüp dolasması, Hakk günesinin yüzündendir´ 0 müneccim degıldir ki, gönlü yıldızların<br />
emrinde olsun!<br />
461. Baglar, bahçeler ona selama durmuslar; selviler de ayaga kalkmıs!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 549)<br />
* Haydi, tozmaması için yollara su serpin; sevgili geliyor! Bahçeye müjde verin; bahar kokusu geliyor!<br />
* Ayın ondördü gibi nurlu yüzlü olan sevgiliye yol açın. yol verin; o nurlar açarak geliyor!.<br />
• Gökler heyecandan yarıldı; cihanda bir ugultu var! Etrafa anberler, miskler yayıldı; yarin bayragı geliyor!<br />
• Bagın, bahçenin yüzü güldü; gören göze hakikat çeragı geliyor! Gam bir kenara sıkıstı kaldı; ay, sanki bizim kucagımıza dogmada!..<br />
• Ok, hedefe dogru uçup gidiyor! Padisah ava çıktı; biz neden oturmus kalmısız Haydi, gidelim; o padisaha av olalım!<br />
• Baglar, bahçeler ona selama durmuslar; selviler ayaga kalkmıs! Yesil çemenler yaya olarak ona dogru kosuyorlar;goncalar da atlara binmis geliyorlar!<br />
• Gökyüzünde sevgili ile halvete girenler nasıl bir sarap içiyorlar ki, canlar mest oldu, yerlere yıkıldı, akıl da mahmurlastı<br />
462, Onun mana sarabı yüzünden gökyüzünün damı bana konak olmustur!<br />
Miifte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. II, 547)<br />
• 0 selvi gibi uzun boya posa karsı secde edersem ne olur Ben, onun maddî varlıgına degil, onu yaratanın kudretine,büyüklügüne hayran oluyorum da secdeye kapanıyorum! Gönül gözü uyanık o aziz varlıga gözlerimi verirsem ne çıkar<br />
• Ben, onun sevgi sarabını içerim; zaten benden baska kim içebilir ki .. 0 sarabı bugün bulmus iken içsem de, yarına bırakmasam daha iyi olmaz mı<br />
• Çünkü onun sarabı, benim gönül arkadasımdır; onun yüzünden, gökyüzünün damı bana konak olmustur! Ask kanatlarını açarak oraya uçarsam ne olur<br />
• Ben gönlü tanımasam ne olur Bırak; can da varsın gitsin, beden de gitsin! Ben, bunun için gam yemem, gam yemem, gam yemem! Çünkü ben, onun yüzünden yok oldum; gönülsüz, , bedensiz kaldım!<br />
463. Bu dünya sarabının sarhoslugu, gece uyuyunca geçer gider;<br />
ilahî sarabın mestligi ise, insanı mezara kadar götürür!<br />
Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstefilün<br />
(c. II, 537)<br />
• Babacıgım; bize sarabı sunan, bizi bizden alan sakîmize hizmetten baska bir isimiz yok! Ey sakî! Fazla sarap sun da<br />
biz, iyiden de, kötüden de kurtulalım!<br />
• Allah, bu dünyaya her insanı bir is için getirdi ama, bizi issizlik, hünersizlik sanatı için getirdi! Yani, bizim, dünyada<br />
asktan baska bir isimiz yok; Allah, bizi dünyaya kendisini sevmemiz için getirdi!<br />
• Allahım; zaten bizden bir is isteyecek olsaydın, bize ask sarabını nasip etmezdin! Bu sarabı içenin bası hiç yere egilir<br />
mi, dünya islerine dalar mı; Sen´den baska kimsenin önünde egilir mi<br />
• îlahî sarapla mest olmus, kendinden geçmis kisi bir is yapabilir mi Mest olan kisi, sarap gibidir; sarap ne yaparsa o da onu yapar! îlahî sarap, hiç bir seye ihtiyacı olmayan Cenab-ı Hakk´ın sevgisinden baska her seyi, iki dünyayı bile<br />
ortadan kaldırır!<br />
• Üzüm suyundan yapılan bu dünya sarabının sarhoslugu, gece uyuyunca geçer gider! Fakat ilahî sarabın mestligi,insanı mezara kadar götürür!<br />
"Seyh Sadî hazretleri bir beytinde söyle buyurmus:<br />
"Sarabın verdiği sarhosluk, gece yansına kadar devam eder ama, bir güzel yüzlü sakînin verdiği mestlik, kıyamete kadar sürer!"<br />
• Ey gönül! Aklını basına al da, ilahî sarapla oldugundan da daha fazla mest ol; nereye gidersen git, hep mest olarak<br />
git! Yalnız kendine degil, baskalarına da o saraptan içir, mest et! Onlar da bu sarabın zevkini duysunlar da, sana birkaç kadeh daha fazla sunsunlar!<br />
• Bu sarabı içtigim için artık susayım, sükuta dalayım; gördügüm lütfu, buldugum keremi sayamayayım! Zaten o keremler, lütuflar sayıya sıgmaz ki!..<br />
464. Allah, beni ask sarabından yaratmıstır,ölsem de,<br />
çürüsem de ben, yine o askım!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. II, 683)<br />
• Benim mezarımın topragından bugday biter de sen o bugdaydan ekmek yaparsan, onu yiyince sarhoslugun artar!<br />
• 0 bugdayın hamuru da deli olur, o ekmegi yapan da! 0 ekmegi pisiren tandır da yanarken aska gelir de, sarhosça beyitler söyler!<br />
• Eger sen, benim mezarımı ziyarete gelirsen, üstümdeki toprak yıgınının nese ile oynadıgını görürsün!<br />
• Kardesim; benim mezarıma sakın defsiz gelme! Çünkü, Allah´ı sevenlere, O´nun huzurunda olanlara dertli olmak,<br />
kederli olmak yarasmaz!<br />
• Çenemi baglamıslar; mezarda yatıp uyumus gibiyim ama, agzım sevgilinin lütf ettigi mezeleri çignemededir!<br />
• Kefenimden bir parçacık yırtar da gögsüne baglarsan, canından sarhosluga bir kapı açılır da, her yandan Hakk<br />
sarhoslarının çalıp çagırmasını duyarsın; isin is olur! Sana, her isten mutlaka ugurlu, hayırlı baska bir is dogar!<br />
• Allah, beni ask sarabından yaratmıstır; ölsem de, çürüsem de ben, yine o askım!<br />
• Ben, Hakk sevgisinin sarabıyla öyle kendimden geçmisim, öyle bir mest haldeyim ki, zaten benim aslım ask !<br />
• Söyle bakalım; saraptan, sarhosluktan baska ne dogar<br />
• Ruhum beni terk eder, Tebrizli Semseddin´in ruhunun bulundugu burca gider de, artık bir daha geri gelmez!<br />
465. Bu ask, yagmur gibidir; biz de otlar gibiyiz!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 624)<br />
• Her zerre, ezel günesinin nuru içinde ilahî askla kendinden geçmis, ayagını vurarak oynamaktadır<br />
"-Yalnız insanlar, hayvanlar ve bitkiler canlı degildir. Cansız sandıgımız seyler, taslar, topraklar, kullandıgımız,<br />
giydigimiz elbise, içtigimiz su, her sey, her sey canlıdır. Kur´an´da;"Yerde gökte ne varsa her sey O´nu tesbih etmektedir.<br />
Ama siz, onların tesbihlerini duymuyorsunuz." diye buyurulmaktadır. Yeni buluslar göstermistir ki, bütün varlıkların<br />
atomları, bir proton etrafında bas döndürücü bir hızla dönüp durmadadır. Cansız olsalardı, bu dönüs, bu hareket olur mu<br />
idi Nitekim eski hukema; "rüh-ı insanî", "ruh-ı hayvanî", "rüh-ı nebatî", "ruh-ı cemadî" diye, her seyin ruhu oldugunu<br />
sezmislerdir. Mevlana da, asırlarca önce "zerre" diye tavsif ettigi atomların canlı olduklarına isaret etmektedir."<br />
• Su yükseklerde bulunan gök, iki kat olmus kambur felek bile o ilahî sarapla mest olmus da; "Su kirli, su kötülüklerle<br />
dolu dünyadan uzaklasın, yücelin; buralara gelin!" diye çan çalarak insanları gök sofrasına davet etmektedir.<br />
• Bu ask, mest olmus da gelmis; elest bagına girmis, bir çok sıkıntılara katlanarak varlık üzümünü ayaklan altında ezip<br />
durmadadır.<br />
• Ask mest olmasaydı, ilahî sarabı sevmeseydi, onun bu bagda ne isi vardı Ne sebeple gelip de bu bagda üzüm ezme<br />
sıkıntısına katlanacaktı<br />
• Zavallı sen de, ayak vurup duruyorsun ama, üzümü göremiyorsun! Halbuki, senin asık ve sofu olan canın, varlık<br />
üzümünü ayakları altına almıs, bir ar bile durmadan ezmekle mesguldür!<br />
• "0 dost, sanki bütün mihneti, bütün gamı, derdi bana veriyor!" diyorsun diyorsun ama, bag senin olursa, o kimin<br />
üzümünü ezebilir ki Yani, senin basına gelen bütün üzüntüler, belalar, üzüm gibi kaderin ayakları altında ezilerek<br />
benlikten kurtulmak ve mana sarabı olmaktır!<br />
• Ey canlar! Mademki o sevgilinin huzurundasınız, ayak vurun, oynayın! Belli olmaz; belki de mutluluk ayagı ayagınıza<br />
dokunur, seninle beraber oynamaya baslar!<br />
• Ey can! Bu ask, yagmur gibidir; biz de yapraklar ve otlar gibiyiz! Olabiliı ki, bir gün yagmur çayır çimene, yapraga,<br />
ota yagar da, onları yesertir, gelistirir!<br />
466. Ölümün ne oldugundan haberli olan asıklar!<br />
Fa´ilatün, Mefa´îlün, Fa´lün<br />
(c. II, 972)<br />
• Gerçeklerden haberli olarak ölen Hakk asıkları, sevgilinin huzurunda seker gibi erirler!<br />
• Ruh aleminde, elest meclisinde ab-ı hayat içenler, bir baska tarzda ölürler!<br />
• Ötelerden haberdar olanlar, Hakk sevgisinde derlenip toplananlar, su insan kalabalıgı gibi olmazlar!<br />
• Hak asıkları, letafette melekleri bile geride bırakmıslardır! Bu sebeple, diger insanlar gibi ölmek, onlardan uzaktır!<br />
• Sen sanır mısın ki, arslanlar da köpekler gibi kapı dısında can verir<br />
• Hak asıkları sevgi yolunda ölürlerse, onları can padisahı karsılar!<br />
• Birbirlerinin canı kesilen, aynı emaneti, aynı canı tasıdıklarından haberdar alan Hakk asıkları, birbirlerinin askıyla<br />
ölürler!<br />
• Asıklar, gökyüzüne uçarlar; münkirler ise, cehennemin dibinde can verirler!<br />
• Ölürken Hakk asıklarının gönül gözleri açılır da, öteleri, gayb alemini görürler! Baskaları ise, ölüm korkusu ile kör ve<br />
sagır olarak ölürler!<br />
• Geceleri ibadetle vakit geçirenler, Hakk korkusuyla uyumayanlar, ölüm zamanı gelince korkusuz, rahatça ölürler!<br />
• Bu dünyada bogaz derdine düsenler, sadece yemeyi, içmeyi düsünenler öküzlesirler, esekler gibi ölürler!<br />
• Bugün yasarken, Hakk´ın nazarından düsmemek isteyenler, o nazarı, o bakısı arayanlar, o bakısa karsı neseli bir<br />
halde gülerek can bagıslarlar!<br />
• Can padisahı, onları lütuf kucagına alır; onlar, öyle hor ve basit bir halde ölmezler!<br />
• Ahlaklarını Mustafa (s.a.v.)´nın ahlakına benzetenler, Hz. Ebubekir gibi, Hz. Ömer gibi ölürler!<br />
• Aslında, Hakk asıklarından ölüm uzaktır! Onlar, ne ölürler ne de yok olurlar! Ben bu sözleri; "Sayet ölürlerse, böyle<br />
ölürler!" diye söyledim!<br />
467. Deliligin bulundugu yerde aklın ne isi var<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 609)<br />
• Gam evinde oturup kalmak, manen zayıf ve az himmet sahibi olmaktandır! Himmetsiz bir kisinin gönlünde nasıl olur<br />
da senin sevgi sırların bulunabilir<br />
• Neyi çok seviyorsan, neyin üstüne titriyorsan, bil ki, sen osun, senin degerin ancak odur! îste bu yüzdendir ki, Hakk<br />
asıgının gönlü arsın da üstündedir!<br />
• Sifa sandıgın, pesinde kostugun seyin, senin için bir dert oldugundan haberin yoktur! Sana vefalı gibi kendini<br />
gösterenlerin, seni aldattıklarını, hile yaptıklarını, yüzüne güldüklerini anlıyamıyorsun!<br />
• Askın geldigi yere can sıgabilir mi Deliligin bulundugu yerde aklın ne isi var<br />
• Asıgın zümrüdankaya benzeyen gönlü, nasıl olur da sehvet tuzagına düser Böyle bir kusun uçtugu yer, ötelerde,<br />
varlık aleminden dısardadır!<br />
• Ey Tebrizli Semsülhak! Musa sarabından bir kadeh iç de, kan kesilmis olan her Nil nehri sana saf ve duru bir su<br />
olsun!<br />
468. Ölüm, kasla göz arasında; onu hatırlamaktan bile bize daha yakın!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 823)<br />
• Ömür, yarınlara baglanan ümitlerle geçip gitmede; gafilcesine kavgalarla, gürültülerle, didinmelerle tükenip<br />
durmadadır!<br />
• Sen aklını basına al da, ömrünü su içinde bulundugun bugün say! Bak bakalım, bugünü de hangi sevdalarla<br />
harcıyorsun<br />
• Gah cüzdanını para ile doldurmak kaygısı ile, gah iyi yemek, içmek ile bu aziz ömür geçip gitmede, her nefesde<br />
eksilmede!<br />
• Ölüm, bizi birer birer çekip alıyor; onun heybetinden, korkusundan akıllı insanların bile beti benzi sararıp<br />
durmadadır!<br />
• Ölüm, yolda durmus, bekliyor; efendi ise gezip tozma sevdasındadır!<br />
• Ölüm, kasla göz arasında; onu hatırlamaktan bile bize daha yakın! Fakat, gaflete dalanın aklı nerelere gitmede,<br />
bilmem ki ..<br />
• Teni besleyip sismanlatmaya bakma! Çünkü o, sonunda topraga verilecek, mezar kurtlarına yem olacak bir<br />
kurbandır! Sen, gönlünü manevî gıdalarla beslemeye bak; yücelere gidecek, sereflenecek olan odur!<br />
• Bu lese, yaglı ballı seyleri az ver! Çünkü, tenini besleyen kisi, sehvetine, nefsani arzulara kapılıyor; sonunda da rezil<br />
olup gidiyor!<br />
• Sen, ruha manevî yiyecekler ver; yaglı ballı düsünüs, anlayıs, bulus gıdaları ver de, gidecegi yere güçlü kuvvetli<br />
gitsin!..<br />
469. Kusların adı geçince, gönül kusum da uçmaya baslar!<br />
Müstef´ilün, Müstefiliin, Müstefilün, Müstef´iliin<br />
(c. II, 535)<br />
• Senin sevgin, can ırmagında ab-ı hayat gibi akmadadır! Aslında, ab-ı hayat bile sana gönül vermis de, can ırmagında<br />
senin askınla akıp durmada, seni aramadadır!<br />
• Dünyada gördügümüz, bildigimiz bütün kuslar, ötüsleri ile seni övmedeler, seni zikretmedeler! Kusların adı geçince,<br />
gönül kusum da uçmaya baslar!<br />
• Onların ötüslerini duyarak, zikirlerini sezerek hos bir halde, gülerek canımı vermek istiyorum! Bu can, sevgili<br />
zikredilirken bedenden çıkarsa, bu can veris ne tatlı bir can veristir, ne hos bir ölümdür!<br />
• Aslında, Allah´ı seven herkesin canından her an manevî bir duygu, ruhani bir özlem, mest olmus, kendinden geçmis,<br />
harap ve perisan bir halde ötelere, ta rahmet sahibinin arsına kadar gitmededir!<br />
• Can nedir Mana padisahlarının, ermislerin küpüdür; içinde de gökyüzünün sarabı vardır! îste bu yüzdendir ki,<br />
sözlerim de, asıklar gibi, perisan ve dagınık halde agzımdan çıkıyor!<br />
470. Sensiz hiç bir sey olmaz Allahım!<br />
müfte´ilün, Mefailün,Müfte´ilün,Mefa´ilün<br />
(c,II,553)<br />
• Komsuların, dostların yardımı olmasa bile bir is yoluna girebilir ama, Sen´in takdirin olmasa, o is asla olmaz! Sen´in<br />
askının yarası, su gönlümdedir; onun baska yeri olamaz!<br />
• Yarattıgın güzel eserleri görerek, aklın gözü, Sen´in mestin olmustur! Kudretinin, yaratma gücünün karsısında felegin<br />
çarkı alçalmıstır! Zevk ve nesenin kulagı da Sen´in elindedir! Yani, zevki ve neseyi de ancak Sen´in lütfunla duyarız; Sen´siz<br />
hiç bir sey olmaz Allahım!<br />
• Can, Sen´in askınla cosar; gönül, Sen´in sevgi sarabınla mest olur; akıl, Sen´in yarattıgın güzellikler karsısında sasırır<br />
kalır! Sen´siz hiç bir is basa çıkmaz Allahım!<br />
• Mevkiim, serefim, malım mülküm hep Sen´in lütfun, ihsanındır; yedigim yemegi, içtigim suyu da Sen lütfediyorsun!<br />
Sen´siz bunlann hiç biri olmaz Allahım!<br />
• Bazan vefaya dogru gidiyorsun, bazan cefaya dogru! Sen benimsin; nereye gidiyorsun Hiç kimsenin isi Sen´siz basa<br />
çıkamaz!<br />
• Sen´siz bir is basa çıksaydı, Sen´in koydugun kurallar geregince isler yürüse idi, dünyanın altı üstüne gelirdi; hersey<br />
bozulur, altüst olurdu! Güzelligi ile dillere destan olan îrem Bagı cehennem kesilirdi! Sen´siz hiç bir is basa çıkmaz Allahım!<br />
• Dostum! Sen olmasan, Sen bana yardım etmesen, isim gücüm yıkılır gider! Ey benim can dostum, ey benim dert<br />
ortagım; Sen´siz hiç bir is yürümez!<br />
• Bana, Sen´siz yasayıs da hos degildir, Sen´siz ölüm de hos degildir! Gamından nasıl bas çekeyim, nasıl kurtulayım<br />
Sen´siz hiç bir is basa çıkmıyor ki!..<br />
• Ey lütfuna, ihsanına dayandıgım, güvendigim Allahım! Ne söylersen söyleyeyim; iyiden kötüden ayrı degil; içinde iyi<br />
de var, kötü de var! Lutfet de Sen söyle: Sensiz hiç bir is yürümüyor degil mi<br />
471. Asıkların baharı<br />
Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefilün<br />
(c. II, 536)<br />
• Yeryüzünü baglar bahçeler haline getirmek, her tarafı yesilliklerle, çiçeklerle süslemek için asıkların baharı ötelerden<br />
çıkıp geldi!<br />
• Bu gelen bahar, bildigimiz bahar degildir; bu, asıkların baharıdır! Bu bahar gelince, deniz incilerler dolar; acı sular,<br />
cennette akan kevser ırmagı kesilir; bütün taslar la´l olur; su topraktan yaratılmıs olan beden de, bastan basa can halini<br />
alır!<br />
• Asıkların canları ve gözleri tufan bulutlan gibi yagmurlar yagdırsa da, beden bulutu içinde bulunan gönülleri<br />
simsekler gibi çakmada ve etrafı aydınlatmadadır!<br />
• Biliyor musun, asıkların gözleri askla neden tufan bulutu oldu, aglamaya basladı 0 ay, önce bulutlarla gizlendi de<br />
ondan!..<br />
• Ne neseli, ne hos andır ki, o an, bulutlar aglar; ne mübarek, ne tatlı bir zamandır ki, bulutlar aglarken bulutların<br />
arasından simsekler güler!<br />
• Ne sasılacak seydir ki, ötelerde, can aleminde yagan ask yagmurunun yüzbinlerce damlasından tek bir damla<br />
yeryüzüne düsemez! Eger düsse, bütün dünya bastan basa yıkılır, harap olur!<br />
• Ask yagmurunun bir damlası yüzünden yeryüzü harabeye döner! Bir damlanın meydana getirdigi tufanda, niceleri<br />
Nuh aleyhisselamla birlikte aynı gemiye biner, niceleri de bogulur gider!<br />
472. Gönlümün evini bosalttım, içinde bulunan her seyi dısarı attım!<br />
Mef´ulü, Mefa´îliin, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 622)<br />
• Birisi seninle ilgilenmeye, seninle konusmaya cesaret eder diye can, kıskançlıgından ötürü her saat, senin önünde<br />
ölüyor, diriliyor!<br />
• Sen ayagını nereye bassan, topraktan bir insan bas kaldırır, hayat bulur! Hal böyleyken, kim kendindeki bir bas için<br />
senden vazgeçer, kim sana canım vermez<br />
• Senin latîf, manevî kokunu alarak uçtugu gün, senden nasıl bir koku aldıgını, ancak can bilir; baskası bilemez!<br />
• Senin mahmurlugun bir an için basımda azalsa, basım feryada baslar ve basımda bulunan her kıl da, yana yakıla<br />
aglar!<br />
• Gönlümün evini bosalttım; içinde bulunan her seyi dısarı attım da, orayı senin esyanla doldurdum, dösedim! Askın<br />
günden güne artsın, çogalsın diye ben, eriyip gitmede, eksilmedeyim!<br />
• Simdi canım, Tebrizli Sems´in askı ile denizdeki gemiler gibi ayaksız kosuyor!<br />
473. Benim karanlık gecem, senin yüzünden bana gündüz oldu!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü,<br />
(c. II, 620)<br />
• Selvi agacından, senin uzun boyunun kokusunu alıyorum; ay da bana, senin parlak. güzel yüzünün rengini haber<br />
veriyor!<br />
• Dünyada görünen her parıltı, her nur, senin yüzünün nurundan doguyor! Sarap da, yarın günes dogunca her tarafın<br />
senin nurunla aydınlanacagı müjdesini veriyor!<br />
• Bize, senin hiç kimseye benzemeyen tatlı gülüsünü hatırlatan gül, susene hoca oldu!<br />
• Ne zaman senden kaçsam, uzaklassam askınla savasa girerim; her taraftan basıma senin sevdan hevesi gelir! içime<br />
bir ates düser de, senden kaçtıgım halde, seni özler dururum!<br />
• Haksızlıklarla, zulümlerle dolu olan su dünyadan yücelince, ötelere gidince yok olurum fakat, yokluk aleminde bile<br />
kulagıma yine senin sesin, senin hey hey nefhaların gelir!<br />
• Gönlümde duydugum coskunluklarla, fitnelerle dolu olan her feryad, her Figan, biliyorum ki, senin "ney"inden<br />
gelmektedir!<br />
• Benim karanlık gecem, senin yüzünden bana gündüz oldu ama, gam çekmeye, üzülmeye, bu halden sikayet etmeye<br />
yer yok! Çünkü, senin sevgi deryan, kosarak bana gelmededir!<br />
• Su gökkubbenin altında aklı basında kimse kalmadı! Çünkü, sagdan soldan, inden arkadan senin mana sarapların<br />
sunulmaktadır!<br />
• Senin cevrinden cefandan korkarım, ürkerim fakat, cevrin, cefan gelip beni bulunca görürüm ki, o acı nesneler, senin<br />
denizinden geldikleri için tatlılasmıslardır!<br />
474. Ben kendimi, kendi benligimi inkar ettim de, ona inandım, iman getirdim!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. II, 543)<br />
• Sevgili beni gögsüne bastırmıs, sıkıp durmada; beni, basımı kasımaya bile bırakmıyor!<br />
• Bazan beni deve katarı gibi arkasından çekip götürüyor; bazan da, bas komutan gibi öne sürüyor!<br />
• Benim bedenimi kan halinden geçirir, erlik suyu yapar; erlik suyundan geçirir, beni insan sekline sokar, bana akıl<br />
verir! Böylece, nasıl da derlenip toplandıgımı, hasir sırrını açıga vurur!<br />
"Mü´minun Süresi 23/12, 13, 14. ayetlere isaret edilmektedir."<br />
• Bazan yasadıgım vatandan beni güvercin gibi ötelere uçurur, sevdiklerimden ayırır; bazan da tutar, yüzlerce nazla<br />
niyazla yokluktan beni alır, huzuruna çıkarır!<br />
• Bazan gemi gibi denizin üstünde sefere çıkarır; bazan da demir yapıp çapasına baglar, beni denize atar!<br />
• Bazan temizlenmek isteyenler için beni su yapar; bazan bahtsız kulunun yolunda beni diken eder, onu bana<br />
yaralatır!<br />
• Ebedî sekiz cennet bile o padisaha yurt olamadı da, ne sasılacak seydir ki, ne mutlu haldir ki, su gönlüm ona yurt<br />
oldu!<br />
• Ben, o can güzelinin birligini, varlıgını dilimle söyleyerek ona inanmadım, iman sahibi olmadım; kendime kafir<br />
oldum, yani kendi benligimi inkar ettim de o vakit inandım, iman getirdim!<br />
• Ben, Cibrîl´le beraber uçuyordum; benim de altıyüz kanadım vardı! Mademki ona ulastım, onu manen buldum, artık<br />
kanadı ne yapayım<br />
• Ben, geceleri, gündüzleri can incisinin bekçisi idim; onu koruyordum. Simdi, inci denizinin dibinde, kendi incimden<br />
vazgeçmis bulunuyorum!<br />
475. Denizde inciden baska ne acaip yaratıklar, ne sasılacak seyler var!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 605)<br />
• Dostum! Seker mi daha iyidir, yoksa sekeri yapan mı Ay mı daha güzeldir, ayı yaratan mı<br />
• Sekerden vazgeç, ayı da bırak; o yaratan bambaska seyler biliyor, bambaska. seyler yaratıyor!<br />
• Denizde inciden baska ne acaip yaratıklar, ne sasılacak seyler var fakat, denizi yaratan, incileri, o acaip balıkları,<br />
çesit çesit varlıkları yaratan padisah bambaska bir padisahtır!<br />
• Su ırmagın üstünde gördügün dolaptan baska, akıl almaz, öyle görülmemis, sasılacak bir kainat dolabı var ki, bu<br />
sudan baska bir su ile bir an bile durmadan dinlenmeden dönmede, sayısız mahlukata can gıdaları hazırlamadadır!<br />
• Hamamın duvarına çizilen resim bile akılsız çizilmezken aklı, haberi yaratanın bilgisi nicedir; onu sen düsün!<br />
• Canlar vardır ki, sevdalıdırlar; seher vaktinde kurulan o manevî, acaip meclis için sasırmıslar, yememisler,<br />
içmemisler, uyumamıslardır!<br />
* Sustum, sustum; artık sözü bıraktım! Kulaga görüs kabiliyeti veren, ona ötelerden ses duyuran sevgili söylesin!<br />
476. Bu paramparça olan gönlümü senin hayalinin önüne koydum da;<br />
"Vefa böyle mi olur " dedim!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îliln, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 551)<br />
• Ey benim canım, ey benim cihanım! îki dünyada da senin yüzüne benzer bir yüz nerededir Acaba böyle bir yüz var<br />
mı Sen cana sitem edersen et; senden gelen sitem de yerindedir, tatlıdır!<br />
• Mademki her tarafta senin yüzünün nuru var, senin zamanında, sen varken cihanda iki tane yüz olamaz! Çünkü,<br />
yeryüzünde bulunan yüzleri nurunla kaplamıssın, aydınlatmıssın! Artık senin yüzünden baska bir yüz bulunur mu<br />
• Senin yüzünü gören kisinin gözüne senden baska her sey, yeryüzünün definesi, gökyüzünün ayı da olsa, sönük ve<br />
degersiz görünür!<br />
• Yüzü böyle nürlu ve güzel bir varlık, bir de ask hevesine düsmüsse, o kul bile olsa, padisah onun kulu kölesi olur!<br />
• Bu parça parça olan gönlümü senin hayalinin önüne korum da, vefaya ait sözler söylerse; "însaf et; vefa bu mudur "<br />
derdim<br />
477. Ben, tamamıyla yok olmusum, kendimden geçmisim, sen kesilmisim!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 1031)<br />
• Benim canımla senin canın birbirlerine öyle baglanmıslar ki, bu halimizle biz, ister hayır olsun, ister ser, aynı renge<br />
boyanalım, birbirimizin aynı olalım!<br />
• Ey suh, neseli dilberim; ey rengimin, halimin aslı; ey yükümdeki seker; ey seker yükümden de tatlı ve güzel<br />
dostum!<br />
• Ey vurusu saglam ve yerinde; ey nükteli sözleri yarama merhem olan sevgili! Ben, tamamıyla yok olmusum,<br />
kendimden geçmisim de, bastan basa sen kesilmisim<br />
" Arifane söylenmis olan su beyit, Hz. Mevlana´nın bu tamamlıyor:"<br />
• Ey güzel ay; ey ay yüzlü sevgili! Yüzünü gösterdikçe bizim komsumuz idin! Simdi evi birlestirdik; komsuluktan çıktık,<br />
aynı evde oturuyoruz!<br />
• Sen, simdi bir padisah gibi saldırısa geç, hücum et de, içerde senden baska ne varsa hepsi yok olup gitsin; "Allah<br />
çok büyüktür!" sırrı zuhur etsin!<br />
478. 0 ask sarabını akıllıya da, deliye de sun; ikisini de mest et!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. II, 1019)<br />
• Allah, bizi bu dünyaya niçin getirdi Dünyayı fesatlarla, kötülüklerle dolduralım diye mi Zaten onun zenciri, delileri<br />
büsbütün deli eder!<br />
• Sasılacak kadar güzel, sasılacak kadar suh bir ask canımıza nese verdi. Eve her gece yarısı mest, kendinden geçmis<br />
bir halde habersizce geldi, içeri girdi.<br />
• Ey ask; kanımı içmissin; sabrımı, kararımı almıssın! Senin gecenin, gündüzünün fıtnesinden ben, seher vakti gibi<br />
gizlenmisim!<br />
• Ey ask! Ben, latîf bir hale gelsem de can gibi olsam, candan nasıl gizlenebilirim Hatta, yokluk alemine yuvarlanıp<br />
gitsem, o aleme bile bakar, beni görürsün!<br />
• Ey her yoklukta varlıklara sandık kesilen; ey yoklukta varlıga kapı açar Sen, bizi yarattıgın vakit yokluktan<br />
getirmedin mi<br />
• Varlık seninle hos; senin mestin! Yoklugun kulagı da senin elinde, varlıgın kulagı da; ikisi de senin kulun, ikisi de<br />
senin yarattıgın sey! îkisi de senin hükmünü kabul etmisler, "Basüstüne!" demisler!<br />
"Ben sen oldum; sen de ben oldun! Ben ten oldum; sen de can oldun! Öyle bir hale geldik ki bundan sonra hiç kimse;<br />
´Sen ayrısın, ben ayrıyım!´ diyemez!"<br />
• Köskü yık; akıllıyı deli et, aklını elinden al! 0 ask sarabını akıllıya da, deliye de sun; her ikisi de zarardan da<br />
kurtulsun, tehlikeden de!..<br />
479. Sevgili ile bir konusma.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilat<br />
(c. II, 1022)<br />
• Dün, seher vaktinde sevgili bana dedi ki: "Kendinden geçmissin; hiç bir seyden haberin yok! Bu hal ne zamana<br />
kadar sürecek<br />
• Benim yüzümün güzelligine gül bile haset ederken sen, bir dikene gönül vermissin, cigerini yaralamıssın, kanlar<br />
içinde kalmıssın!"<br />
• "Ey uzun boyunun karsısında selvinin utanarak küçük bir fidan haline geldigi güzel varlık; ey yüzünün nurunu görüp<br />
günesin bile karardıgı sevgili!" dedim.<br />
• Sevgili bana dedi ki: "Senin canın da, gönlün de benim! Neden sasırıp kalmıssın Sus; nefes bile alma! Gümüs renkli<br />
gögsüme basını koy; agla, inle!"<br />
• Ona dedim ki: "Sen, benim gönlümden de, canımdan da huzur*ve kararı aldın! Böylece, benim ne huzurum kaldı, ne<br />
kararım!" Bunu duyunca dedi ki:<br />
• "Sen, benim denizimin bir damlasısın; daha fazla ne söylenip duruyorsun Hemen denize dal da, sedef gibi canın<br />
incilerle dolsun!"<br />
480. Sevgilim; beni insafsız ayrılıga terk etme!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. II, 1041)<br />
• Sevgilim! Beni böyle dostsuz bırakma; benden uzaga gitme; beni yalnız bırakma!<br />
• Benim zavallı canım, insafın bulunmadıgı bir yerde insaf dilenmeye geldi; beni, insafsız ayrılıga bırakma!<br />
• Sen hekimsin; belki zamanın îsa´sısın! Gitme; bizi böyle hasta bırakma!<br />
• Sen bana; "Magara dostumsun!" dedin; beni magarada böyle yalnız basıma bırakma!<br />
• Sana, bir gece ayrılık çok az bir sey görünür ama, o ayrılıgı bir de sen bana sor da, benim için çok uzun olan ayrılıga<br />
bırakma.<br />
"Fuzulî merhumun su beyti de bu konuyu terennüm eder:<br />
"Seb-i yeldayı miineccimle muvakkıt ne bilir<br />
Mübtela-yı gama sor kim geceler kaç sa´at!"<br />
(En uzun gecenin kaç saat oldugunu, yıldız bilgisi ile ugrasan, müneccim ile vakitleri belirleyen (muvakkit) bilmez; sen<br />
onu, geceleri uyuyamayan gamlı kederli insanlara sor!)<br />
• Az da olsa, gönlüme ates düsürme; az da olsa, onu önemsiz sayma; beni bırakma!<br />
• Nefsim, bitti gitti. Fakat, beni bir kerre daha dinle; beni bu sefer bırakma!<br />
481. Neden yaratana degil de onun yarattıgına gönül veriyorsun<br />
Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. II, 1036)<br />
• Ey ümitle, korku ile dünya malı üzerinde titreyip duran kisi! Biraz da sana bu malları, bu nimetleri vereni, sana<br />
bakısı, görüsü bagıslayanı düsün, ona bak!<br />
• Ey isteyen, ey asık! Sana bu istegi vereni düsün; eseri yaratanı gör! Neden yaratana degil de, onun yarattıgı esere<br />
gönül veriyorsun<br />
• Etrafında bulunanlarla didismeye, savasmaya çekip götüren, yahut da sana huzur içinde, barıs halinde yasama<br />
duygusunu verene bak! 0 bazen seni dostlarla, halkla görüsmeye sevkeder. Bazen de seni yücelere dogru yolculuga<br />
düsürür.<br />
• 0, hep sana bakıp durmada!.. Halbuki senin gözün sagda solda! 0 sana, dilsiz dudaksız söz söylemede; sense,<br />
kulagını dünya masalına vermissin!<br />
• Hayatta duydugun ıstırap, keder sislerini beden öküzüne saplayan o; öküzün aklı ise hep hayhuyda! Hz. îsa yol<br />
arkadası olmus ama, esekçinin bundan haberi yok; o, hep esegini kollamada!<br />
• Her öküz, her esek sırtından, sagrısından modullanır; sen ise pismanlık sisini gögsünden, gönlünden yiyorsun!<br />
• Dünyada sana saplanan bela, felaket sislerini senin sagırlasmıs gönlün anlamasa da, onun asçısı, cehennemde seni o<br />
sislerle kebap eder!<br />
482. Asıkların hali.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. II, 1018)<br />
• Haydi gönül gözü; can gözünü aç da, asıklara dikkatle bak! Onlar, gönül gibi karısık duygularla, karısık düsüncelerle<br />
alt üst olmus, can gibi bassız ayaksız kalmıs kisilerdir!<br />
• Hepsi de bir sey kazanamadan çalısıp çabalamada; hepsi de tencere gibi kaynasıp cosmadalar! Hepsi de riyadan,<br />
gösteristen uzak, perdesiz örtüsüz! Hepsinin de gönlü Hakk´ın hükmüne karsı siper olmus da, ne gelirse, canla basla<br />
sikayet etmeden kabul etmedeler!<br />
• Onların gönülleri gülden de, bahçeden de daha neseli; hatta onlar, selviden bile daha da hür boy atmıslar! Onlar,<br />
akıldan da, fikirden de üstünler; onlar, ab-ı hayattan bile temizdirler!<br />
• Onlar, los bir yere düsen günesin ısıgındaki zerreler gibi havada titrer dururlar; onlara günesin ısıgı kaftan olmustur!<br />
Onlar, balçıktan yaratılmıslar, balçıga ayak basmıslar ama, gönlün tam içinden basgöstermislerdir!<br />
• Onlar, kan denizlerinin dalgaları üstünden, yani dünya hayatının baslarına getirdigi çesitli musibetlerden, belalardan<br />
geçip gitmislerdir! Ufak dalgalarından, ufak köpüklerinden eteklerine bir zerre bile bulasmamıstır da, tertemiz kalmıslardır!<br />
• Onlar, gönül gibi dikenler içinde kalmıslar ama, insanlara nese veren sarap gibi hapistedirler! Onlar, balçık içinde<br />
kalmıs gönül gibidirler; onlar, gece içinde gizlenmis seher gibidirler!<br />
• Sen de, bir an için olsun, onların canlarına arkadas olunca, onların kadehlerinden onların sarabını içince mest<br />
olursun, hos bir hale gelirsin! Onların sarabı ile hayırdan da, serden de kurtulursun!<br />
• Oglum; yeter, sus! Her kus, bütün bir inciri yutabilir mi Dudu kusunun yiyecegi sekerdir; karganın yiyecegi ise,<br />
baska bir seydir!<br />
483. Yeryüzünün cüz´lerine bir bak; senin askına düsmüsler de,<br />
oynayıp duruyorlar!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 1028)<br />
• Ey benim canım! Senin kendin cana yakınsın, tatlısın, bal gibisin! Sözlerin de pek hos, pek güzel; sanki onlar da bir<br />
baska çesit bal! Ey ask; senin her an canda, gönülde bir baska isin gücün var!<br />
• Senin güzel yüzünü gören her canda, baglar bahçeler meydana gelmektedir yesillikler gülümsemededir! Kıvırcık<br />
saçlarının, her gönülde bir baska misk yagı var!<br />
• Gökyüzünde dolasan ay, senin askının yüzünden bazan zayıflıyor, inceliyor, bazan da bedir haline geliyor, dolunay<br />
oluyor! Böylece askın, aya bile yüzlerce dertler, hastalıklar vermektedir!<br />
• Senin bahar mevsimin de, baglara bahçelere ayrıca lütuflar, keremler bagıslamaktadır ama, gönül yine de<br />
çayırlıktaki yapraklar gibi titremede; "Sonbahar gelince hersey altüst olur!" diye korkmadadır!<br />
• Senin kapının topragından olmayan her sürme, her ilaç gönül gözüne bir baska hastalık verir, bir baska dert getirir!<br />
• Yeryüzünün cüz´lerine bir bak; senin askına düsmüsler de oynasıp durmadalar! Bir kısmı oynamayı bırakıp oturunca,<br />
yerine baska zerreler gelip oynamaya baslarlar!<br />
• Yeryüzünde cana yücelik de asktan gelmede, nur da asktan gelmededir! Yeraltında bedene tohum gibi bitme,<br />
baskaldırma yine ondan gelmededir!<br />
• Ne zamana kadar surete, harfe, söze bürünmüs gazeller söyleyip duracaksın Sen, candan harfsiz, suretsiz, sözsüz<br />
bir baska gönül gazeli duy!<br />
484. Düsünceyi, endiseyi bırak!<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´ilü, Fa´ilün<br />
(c. 111, 1122)<br />
• Düsünceyi, kuruntuyu bırak; onlara gönlünde yer verme! Çünkü sen, çıplak bir kisi gibisin; düsünce de zemheri<br />
sogugu gibidir; zemheriden kendini koru!<br />
• Mihnetten, sıkıntıdan, ıztıraptan kurtulma düsüncesine kapılmıssın! Bunlardan için sarıldıgın düsünce, mihnetin,<br />
ıztırabın kaynagıdır!<br />
• Sanat pazarında düsünce yoktur; orası, düsüncenin dısarısındadır; bunu böyle bil! 0 havaya kapılan, onun maskarası<br />
olan eserleri seyret, endiseden kurtul da, içinde huzuru bul!<br />
• Binlerce kus, yokluk aleminden uçup gelir; su binlerce ok da, bir tek yaydan fırlar gider!<br />
• Nutfeden, erlik tohumundan güçlü kuvvetli bir er yaratan Allah, uyuyana, uykusunda uçup gidecek bir yol açar!<br />
• "Su hayale kapılanlar yola düssünler, acele etsinler!" diye her an yoklukta bir sekil gösterir!<br />
• Mademki bana; "Sus!" dedi, emre uymam gerek! îste ben de susuyorum! 0 emir sahibi, bir gün bunu kendisi açıklar!<br />
485. Sen askı görmediysen, bari onun yaptıgı isleri, güçleri seyret!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1101)<br />
• Sevgilinin yumusak yüzüne, yumusacık yanagına bak; gözlerini aç da, onun bakısları ile insana kadehsiz sarap<br />
sunan gözlerini seyret!<br />
• 0 çok kıymetli akik dudaklar gülünce, gönüllerin ona tutuldugunu gör!<br />
• Sarhosluktan baskaldır, uyan; uyan da, onun uyanık bahtının gücüne, kuvvetine yaptıgı islere bak!<br />
• Ucu bucagı olmayan gönül bahçesine gir; gir de, o bahçenin sayısız tatlı meyvelerini seyret!<br />
• 0 bahçenin oynayıp duran yemyesil dallarına bak; etrafına hos kokular yayan dikensiz güllerini seyret!<br />
• Daha ne zamana kadar dünya nakıslarını, dünya güzellerini ve güzelliklerini dünya gül bahçelerinde seyre<br />
dalacaksın Dön de, onun sırlarını, hikmetlerini düsün! Kara topraktan baskaldırıp çıkan çesitli meyve agaçlarındaki<br />
meyvelere o tadı, o kokuyu, o rengi, o güzelligi kim verdi Yeraltında güllere, çiçeklere o güzel kokuyu kim asıladı 0 güzel<br />
renkler hangi ressamın fırçasından çıktı<br />
• Hayvanlann ve bitkilerin tabiatlarındaki açgözlülügü gör de, ondan sonra onların tokgözlülüklerini, bol bol nimet<br />
verislerini seyret<br />
"Hayvanlar olsun, bitkiler olsun kendi soylarının devamı için hırsla çalısırlar, mahsul verirler. Bu dıs görünüs, bütün<br />
varlıklar, bütün kainat insan için yaratılmıs; "Sen olmasaydın yaratmazdım!" sırrı tecelli etmistir. Mesela, su tavukların<br />
yeme karsı gösterdikleri hırsı düsün; bir sene zarfında yumurtladıkları yumurtaları say! Onlar, kaç yumurta üzerinde<br />
yatarak civciv çıkaracaklardı Arta kalan yumurtalar ne olacak Arılar, hırsla kovanlarını balla doldururlar. Yaptıkları balın<br />
ancak onda birini kendileri yiyeceklerdir; üst tarafı kim için Bir elma agacında yüzlerce elma var. Bunlar, kendi nesilleri<br />
için bolca meyve verdiler ama, elmalarda bulunan çekirdeklerin her birinin içinde bir elma agacı gizli. Böylece, bir elma kaç<br />
agaca gebedir; üst tarafı ne olacak "<br />
• Hırs da, tokluk da askın isidir, sanatıdır! Sen askı görmediysen, bari onun yaptıgı isleri güçleri seyret!<br />
• Renkten renge giren askı görmediysen, ona gönül verip aglayan, inleyen asıgın yüzünün rengine bak!<br />
486. Dünya, binlerce yıllardan beri insanlara birbirlerinden miras kalmıstır!<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. III, 1119)<br />
• Yalnız kaldıgın için üzülme! Su kadarını bil ki; dünyada hiç kimse kimsesiz kalmaz! Birisi ile uyusamazsan,<br />
anlasamazsan, onun yerine Allah bir baskasını senin karsına çıkarır!<br />
• Ben bu evden gidersem, evi bosaltırsam, benim gibi bir baskası, yahut da benden beteri çıkar gelir!<br />
• Dünya, binlerce yıllardan beri insanlara birbirlerinden miras kalmıstır; baba toprak altına gidince, ogul baba yerine<br />
geçer!<br />
• Yalnız insanlar degil, hayvanlar da böyle! Böyle olmasaydı, dünyada bir tek canlı varlık göremezdin!<br />
• Günes, geceleyin gökyüzü damından çekilip gidince, günesin yerini yıldızlar, yahut ay alır!<br />
• Rnsan bir hüneri, bir sanatı bırakınca, tabiatı geregi, bir baska isle, bir baska sanatla oyalanmaya koyulur!<br />
• Çünkü, herkesin gönlüne bir memur tayin edilmistir! Bu memur, onları issiz güçsüz, sefersiz bırakmaz!<br />
487. îlkbahar, bir dost elçisi olarak ötelerden çıkageldi!<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü,Mefu´îlü, Fa´ilat<br />
(c. III,1121)<br />
• Neseli ilkbahar, dost elçisi olarak ötelerden çıkageldi! Dosttan gelen bu elçi, bizi çok sevindirdi; yerimizde<br />
duramıyoruz; kararsızız, mestiz, asıgız, mahmuruz!<br />
• Ey göz, ey gönül çeragı! Siz de, hasret kaldıgınız çemen güzellerini, yesillik dilberlerini artık beklemeyiniz; onların<br />
hepsi de geldiler! Haydi; onları görmek için bahçeye çıkın!<br />
*Çıkınız; bahçelere, çayırlıklara, çemenliklere gayb aleminden tanımadıgınız garip kisi´ler geldiler, kondular; gelenleri<br />
karsılamak, onlara; "Hosgeldiniz!" demek, hatırlarını sormak adettir!<br />
• Görmüyor musunuz Gül, ötelerden kokular getirdi, güzel renkler getirdi; bahçede gelisini kutlamak istiyor! Diken,<br />
beraber yasayacagı güler yüzlü efendisinin yüzünü seyretmek için süslendi, güzellesti!<br />
• Ey selvi agacı! Kulak ver de dinle ki; susen, seni övmek, senin boyunu posunu anlatmak için ırmak kıyısına gitti;<br />
orada bastan ayaga kadar dil kesildi!<br />
• Gonca, dügüm dügüm olmus bir halde gül fidanında sallanıp duruyor ama, senin lütfun dügümleri çözer de,<br />
goncalardan hos kokulu, güzel renkli güller açılır! Zaten senin lütfun, ihsanın topraga akseder de, o toprakta çesit çesit,<br />
renk renk çiçekler biter; sonra, o çiçekleri yine geldikleri yere saçar, döker!<br />
• Sanki kıyamet koptu da, geçen sene aralık ayında çürüyüp gidenler, ocak ayında donanlar, ölüp gidenler kutlu<br />
ilkbahar gelince dirildiler, topraktan bas çıkardılar!<br />
• Ölmüs tohum dirildi, tekrar hayata kavustu! Böylece, su kara topragın gizledigi sır, simdi meydana çıktı, kendini<br />
gösterdi!<br />
• Meyveli dallar, ötelerden canlılara yararlı armaganlar getirdikleri için nese ile nazlanmadadalar! Meyvesi olmayan<br />
kökler, eli bos geldikleri için utandılar da, yaprakların arkasına gizlendiler!<br />
• Madde aleminde böyle oldugu gibi, mana aleminde de can agaçları böyle olur! îyi agaç, verimli agaç belli olur,<br />
meydana çıkar, manevî meyveler verir; kötü agaç da, verimsiz, bahtsız, zavallı bir halde kalır!<br />
488. Halının tozları silkerek, sopa ile vurarak çıkarılabilir;<br />
insanın içinde de manevî tozlar vardır!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa-îlün, Fa´îlün<br />
(c.IIl, 1139)<br />
• Mademki sevgili seni gamlı kederli görmek istiyor, artık nese arama! Ey aziz av; sen, ask arslanının iki pençesi<br />
arasındasın!<br />
• Eger sevgili senin basına gülsuyu dökerse, sen, o gülsuyunu Tatar diyarının miski olarak kabul et!<br />
• Senin içinde gizli bir düsman var! 0 korkunç düsmanı, o nefis köpegini cefadan, ıstıraptan baska hiç bir sey<br />
defedemez, içinden çıkaramaz!<br />
• Birisi keçeye, halıya sopa ile vurup durursa, o sopalar keçeyi, halıyı dövmek için degil, tozlarını çıkarmak içindir!<br />
• Senin içinde varlıktan, benlikten tozlar var; o tozlar, halının tozları gibi silkmekle birden bire geçmez!<br />
• Bir bela gelince, bir derde, bir ıztıraba düsünce basına gelen zahmetlere katlanınca, gah uyurken, kah uyanıkken o<br />
keder tozları sen farkına varmadan azar azar uçar giderler!<br />
• Sen uyumak istemesen, uykudan kaçsan uyku seni yakalar da uyutursa, sevgilinin cefasını, o iyi isler basaran<br />
devasının zahirde yanlıs görünen islerini rüyada görürsün!<br />
• Tahtayı yontmak, onu mahvetmek için degildir; dogramacının, marangozun gönlündeki istege uydurmak içindir!<br />
• Bu yüzdendir ki, Allah yolundaki serlerin hepsi de hayırdır; onun hayır olusu, güzelligi, sonunda meydana çıkar,<br />
görülür!<br />
• Görmez misin; tabak, posta pislikler sürer durur; binlerce defa bu isi tekrarlar!<br />
• Maksadı da, derideki gizli illetin çıkmasıdır! Derinin, azdan çoktan haberi bile yoktur ama, tabagın istedigi, derinin<br />
temizlenmesidir!<br />
489. Hakk´ın dergahına yol bulan, ancak görüstür!<br />
Mıifte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.III, 1169)<br />
• Günahlardan arınmıs, tertemiz, güzel görünüslü biri var mıdır ki, su kirli yeryüzünden basını kaldırsın da, gökyüzüne,<br />
yücelere baksın<br />
• Toprak ve su ile yapılan balçıktan temizlenmis biri var mıdır ki, aslı olan denizi seyretsin!<br />
• Yahut da Kaf dagının beline ayak bassın da zümrüdankanın kanadını görsün<br />
• Nazar, bakıs günes yüzünden mest olunca, bakıs da elsiz ayaksız bir hale gelir, görüs de!<br />
• Ask yüzünden yardım görmüs biri var mıdır ki, hep oraya baksın, orasını seyretsin<br />
• Su, ancak su ile temizlenir, saf bir hale gelir; görüs de görüsle düzene girer, görüs elde eder!<br />
• Bastan basa görüs ol! Çünkü, Hakk´ın dergahına yol bulan ancak görüstür!<br />
490. Benim canım, çıkardıgı feryatlarla tanbura döndü!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1168)<br />
• Can, ask meyhanesinde baglanmıs kalmıs; ömür de baska mevsim istemiyor; hep baharı yasıyor! Dikkat et de anla<br />
ki, ömür, bu çesit yasayısla!<br />
• Ey canım, ey cihanım; benim canımın elinden tutunuz! Ey cihanın gözü; benim sözlerime kulak tut!<br />
• Gögün hayali geldi, önüme durdu! Basını baglamıstı, yorgundu; hasta gibi idi!<br />
• Elimi tuttu, kendi basına koydu! "Dostun gamı ile perisanım; bana yardım edin!" demek istedi!<br />
• Benim basımın agrısı ne safradan, ne de hararetten; basım ask sarabından mahmur olmus!<br />
• Ey tatlılıgı ile gönlümü avlayan güzel! Bunların hepsi de cilve; onun istedigi ancak sensin! Gönlüm, sadece sana<br />
hayrandır, sana asıktır!<br />
• Benim canım, çıkardıgı feryatlarla, yedigi darbelerle tanbura döndü! Gönlümün halini, tanburun tellerinden çıkan<br />
feryatlardan anla!<br />
491. Hakk´ın sevgili kuluna hitabı:<br />
"Senin, mezarında en yakın dostun, candan arkadasın benim!"<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´lün<br />
(c. III, 1145)<br />
• Bana bak, bana dikkat et ki, senin, mezarında en yakın dostun, candan arkadasın benim! Dükkandan, evden, bütün<br />
seni sevenlerden ayrıldıgın zaman seni, ben karsıladım; yapayalnız kaldıgın vakit, seninle ben düser kalkarım!<br />
• Mezarda, benim selamımı duyarsın! Haberin olsun; zaten hiç bir vakit benden ayrı düsmedin, gözüme görünmez<br />
olmadın ki!<br />
• Senin içinde, gölge varlıgın ötesinde akıl gibi, düsünce gibi daima seninle beraberim; zevk aldıgın, neselendigin,<br />
sıkıntılara düstügün, bunaldıgın zamanlarda da senin içindeyim; senden ayrı degilim!<br />
• Ask mahmurlugu, armagan olarak sana mezarda manevî saraplar sunar, güzel getirir; seni karanlıkta bırakmaz,<br />
mum uyandırır! Pis kokulan gidermek için buhur yakar, kebap verir. meze hazırlar! Kendi gözünle bak ki, hata etmeyesin!<br />
Sunu anla ki, gören de, görünen de hep O´dur!<br />
• Hangi tarafa bakarsan bak, hep beni görürsün! Hatta ister kendine bak, ister birbirleri ile savasanların çıkardıgı<br />
gürültülere, ister yeryüzünde karınca gibi kaynasan insan kalabalıgına bak; hep beni görürsün!<br />
• Ben, görünüste insanım fakat, sakın ha sakın benim bu bedenime, bu gölge varlıgıma bakarak yanılma! Çünkü bu<br />
gölge varlıgın ötesinde bulunan ruh, çok güzeldir, çok latiftir! Beden gibi çürüyecek, gelip geçecek degildir; sonsuzdur! Ask<br />
ise serttir, pek kıskançtır!<br />
492. Mademki Hz. Yusuf´a asık degilsin, git, Züleyha´nın gamını çek!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 1023)<br />
• Sarap içeceksen, bari bizim dilberimizin elinden al, iç; güzel yüzlü, güzelligi ile alemleri yakıp yandıran sevgilimizin<br />
elinden iç!..<br />
• Mecnun gibi sevgiye engel olan akıl perdesini yırtmak istiyorsan, cesur askı bul da, onun elinden kadehsiz verilen<br />
mekansızlık sarabını al, iç!..<br />
• Eger içinde bir sıkıntı varsa, gönlün daralmıs ise, betin benzin solmussa, onun gül bahçesine git, orada otur;<br />
mahmur isen, onun seçkin mana sarabını iç!<br />
• Bayezid-i Bistamî, Maruf-ı Kerhî hazretleri gibi Hakk dostları elde etmek istiyorsan, günahlarla dolu olan su dünyada<br />
üzüm sarabı içme de, o yüce aleme ötelere git de, orada mana sarabı iç!..<br />
• Yürü; bir isin varsa, git, isinin basına geç! Mademki Hz. Yusufa asık degilsin. git, Züleyha´nın gamını ye!..<br />
493. Sevgilim; bana can da, gönül de sana kurban etmek için verildi!<br />
Mefa´îlün, Meffl´îlün, Fe´ulün<br />
(c. II, 1042)<br />
• Eger sen benden incinirsen, ben, kendi canımdan incinirim, bıkarım, usanırım!<br />
• Ey her seyi güzel olan sevgili; bana can da, gönül de sana kurban etmek için verildi!<br />
• Sen, gönlünün incindigini söylemiyorsun; ama ben, o incinisi canımın içinden duyuyorum!<br />
• Benim baharım geçer gider, gönlümdeki gül bahçesi de dikenlerle dolarsa, ben, bunu nasıl olur da bilmem<br />
* Senin yolunda toprak olmayan beden, yılancı sepeti olsun; senin yolunda toprak olmayan can da, yılan kesilsin!<br />
494. Bu yasemenlik Allah´ın bagındandır!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. II, 1049)<br />
• Bir kere degil, yüz kere söyledim; "Hiddete, öfkeye kapılma, kimse ile kavgaya girisme!" dedim.<br />
• Vefa ve sevgi çengine mızrab vurursan, usülüne göre vur!<br />
• Sen, pek iyi bilirsin ki, sert mızrab vurunca tel gevser!<br />
• Uyuma da, sen bize sarap sun! Biz mest olduk, harap bir halde uykuya daldık, fakat fitne uyumamıs, uyanık! Bu,<br />
hos bir hal degildir!<br />
• Ben, kurnaz adam degilim; durmadan söylüyorum, sana ögüt veriyorum!<br />
• Sevgilinin mahmur gözleri ise, benim bu ögütlerime gülüp duruyor!<br />
• Onun güzel gözleri benimle alay ederek diyor ki: "Ne güzel söylüyorsun; haydi, bir daha söyle!..<br />
• Örtülü, kapalı ögütlerini dinlemez, içime sindirmez isem, senden daha beter olurum!<br />
• Sus; kıstan korkma! Bu yasemenlik Allah´ın bagındandır, Allah´ın bahçesindendir!<br />
495. Sen, ezeldeki asıla bak; halen ulastıgın, içinde bulundugun fer´e bakma!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. II, 1044)<br />
• Sen, sakîye bak; onun verdiği sarapla mest olmus kisiye bakma; Hz. Yusufun yüzüne bak; onun güzelligini gör!<br />
Yoksa, bu güzellige hayran olarak Mısırlı kadınların kestikleri ellere<br />
• Ey beden oltasına düsmüs can balıgı! Sen, avcıya bak; oltaya bakma!..<br />
• Baslangıçta. ezelde hep bir asıldık; sen, o asla bak Simdi ulastıgın ve hala içinde bulundugun fer´e bakma!..<br />
• Ezeldeki uçsuz bucaksız gül bahçesini hayal et de, ona bak! Simdi ayagını; yaralayan su dikene bakma!..<br />
• Elinden kaçan kargaya bakma; sana mutluluk gölgesi düsüren devlet kusuna bak!..<br />
• Selvi gibi, basak gibi basını kaldır, yücelere, ötelere bak; menekse gibi asagılara, su kirli dünyaya bakma!..<br />
• Mademki ab-ı hayat Allah´ın lutfu ile senin derenden, ırmagından akmaya basladı, artık küpe, testiye kırılsa bile<br />
bakma!..<br />
• Sana varlıgı bagıslayanın, mestligi verenin çevresinde dolas! Yok olan, sende bulunmayan seyler için aglama,<br />
inleme; sende bulunan, var olan seye de sevinme, onlara bakma!<br />
• Kötü duygulardan, nefsanî isteklerden kurtulmuslara bak; onlar yücelere, ötelere kosmadalar! Günahlarla<br />
kirlenenlere, dibe çöken tortulara bakma!..<br />
• Kutsal suretlerle dolu olan dünyaya bak; yolunu baglayan, fanî olan sekle, surete bakma!..<br />
• Tuzagından kurtulan baykusa bakma; ask tuzagındaki kuslara bak!..<br />
• Pusuya yatmıs, senden daha iyi söz söyleyen biri var; o, simdi susmakta ama, sen onun susmasına bakma!..<br />
496. Allah´ım benim adımı "Sarap îçenlerin Kölesi" koy;<br />
ben, baska ad istemiyorum!<br />
Mefa´îlün, Mefa-flün, Fe´ülün<br />
(c. 11, 1045)<br />
* Ey sakî! Her zamanki sundugun kadehle degil, baska bir kadehle bana sarap sun da, canıma bir baska rahatlık, bir<br />
baska huzur ver!<br />
• Bugün beni gör; yoksa, canın hakkı için olsun, baska günleri beklemeye sabrım yok!<br />
• Bana bir zerrecik olsun merhametin varsa, acıyorsan, görüsmemizi bir baska zamana bırakma!..<br />
• Beni kurtar; kurtar, kurtar ki, ben çok fena halde baska türlü bir tuzaga düstüm!<br />
• Beni düsüncenin, endisenin eline bırakma! Çünkü düsünce de, insanın kanını bir baska türlü içerden emer durur!<br />
• Saki! 0 ham sarabı sunmaz isen, yüzlerce ham düsünce, yüzlerce ham hayal bana zahmet verir!<br />
• Borcum varsa da, bu eski hırkayı rehin olarak al ve borç olarak bir baska kadeh ver!<br />
• Allahım! Benim adımı; "Sarap îçenlerin Kölesi" koy; ben, baska ad istemiyorum!<br />
497. Güzelliginin gücü ile aklın elini ayagını bagladın da, akıl hiç bir is yapamaz oldu!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. II, 1048)<br />
• Ey sırlar sahibi, efendiler efendisi! Ey nurlar günesinin günesi olan aziz varlık!<br />
• Ay yüzlüler senin güzelliginin askı ile oyuna dalmıslar da, gökyüzü gibi dönüp duruyorlar.<br />
• Güzelliginin gücü ile aklın elini, ayagını bagladın da akıl hiç bir sey yapamaz oldu.<br />
• Askının atesinden ab-ı hayat fıskırmada. Ey dost onun suyu mu güzeldir, atesi mi<br />
• 0 atesten gül bahçeleri bitmistir. 0 gül bahçeleri yüzünden de dünyalar dolusu güzeller feryad etmekteler.<br />
• Onların feryadı, her an ter ü taze olan, solmak nedir bilmeyen Hakk´ın bahçelerinin gülleri içindir. Dünya bahçelerinin<br />
pek az ömürlü olan gülleri için degildir.<br />
• Biz onun askına layık olmadıgımız için, askı bizden utanırsa da hiç kimse onun askını gizleyemez.<br />
• Onun ayrılıgı atesle dolu bir magara gibidir. Acaba bu magaradan basımı çıkaracagım bir gün gelecek mi<br />
• Onun inkarından gönül gözleri perdelenmededir. 0 sevgilinin isinde sakın inkara kalkısma!<br />
• Garaz ve hased perdesi olmasaydı, kardesleri Yusufun yüzünü bir kurt gibi görmezlerdi.<br />
• Hasetler, garazlar insandan, insanın canından dogar. Bu yüzden sen insan seklini bırak da melek ol!<br />
• Garaz tohumlan nefsin gıdasıdır. Rnsan içine o tohumları ekerse çaresiz biterler.<br />
• Öküz, elbette bülbül gibi ötemez. Uyanık olan akıl da mest olmanın, kendinden geçmenin zevkini bilemez.<br />
• Ne kurttan Yusuf(a.s.)´ın güzel yüzündeki lütuflar dogar, ne de tavus kusu yılan yumurtası yumurtlar.<br />
• "Yann, öbür gün" diye diye su yan kesici nefis, ömürleri asırır durur.<br />
• Zavallı insan, senin bütün ömrün ancak bugünkü yasadıgın ömürdür, baska gün degil! Geçip giden dünü, gelecek<br />
olan yarını düsünme! Bugününü iyi kullan, dînî ve insanî vazifelerini bugün yap, yarına bırakma, aklını basına al da hileci<br />
nefsin vadesine inanma!<br />
• Benlikten, varlıktan kemerini çöz, bunlardan kendini kurtar da, hizmet kemerini kusan, sana yabancı olan nefîsten<br />
uzaklas!<br />
• Namaz kılarken yüzünü Bulgar güzeline çevirirsen bu namaz kabul edilmez.<br />
• Misk istiyorsan tatar ceylanının otladıgı ovaya gel!<br />
• Göklerdeki, yerlerdeki eserlerde görülen degismeyi, halden hale girmeyi görmüyor musun Sen de ibadetle, insanî<br />
vazife ile kendini yenile! Bugünün dünkü gününden daha iyi olsun!<br />
• Gam yiyenden de bir fayda görmeyecek hale geldikten, toprak olup gittikten sonra, senin güzel, paha biçilmez<br />
cevherini kim bilecek<br />
• Kendi nefsinin esegine hizmetçi olursan, ermislerin halkasında elbette sana yer vermezler, seni asagılarda bırakırlar.<br />
498. Bu evde hasta iki asık var: Hastalardan birisi benim,<br />
birisi de benim hasta gönlüm.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün.Fe´ulün<br />
(c. II, 1038)<br />
• Ey güzellerin ayı! Bir kere daha dog, bir kere daha gözlerimizi nurlandır! Çünkü senin gibi güzel baska bir sevgili<br />
olamaz.<br />
• Dünyada benim, senin güzel yüzünü seyretmekten baska bir isim olmasın!<br />
• Yüzünün günesi dogunca, onun ısıgı içinde titreyerek, o cosan her zerre senin essiz güzelligini anlatır durur.<br />
•Bu evde hasta iki asık var: Hastalardan birisi benim, birisi de hasta gönlüm. » Allah´ım, sen acıdın, her ikisine de<br />
saglık verdin. Fakat bu saglık baska türlü lir saglıga benziyor.<br />
499. Toprak mest olmus, yerlere serilmistir. Ayak altında çignenmektedir.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Fa´ulün<br />
(c. II, 1055)<br />
• Kardesim incir satan bir kisiye, incir satmaktan daha iyi bir is yoktur.<br />
• Biz mest olarak yasıyoruz. Mest olarak ölürüz. Mahserde de mest olarak kosa kosa gideriz.<br />
• Ölsek de toprak olsak da kullarını besleyen, bütün yarattıklarına lutuflarda, ihsanlarda bulunan mana sakîsi bizimle<br />
beraberdir.<br />
• Ayak altında çignenen topragı hor görme! Onun yarattıgı toprak güzellessin, hos olsun! Çünkü o da asıktır. Topragın<br />
topragı da can sarabı ile yogrulmustur.<br />
• 0 toprak çiçekler yetistirir, güller bitirir. Biz burada da mestiz, orada da mestiz diye söylenir.<br />
• Rnsan mest olunca daha da güzellesir, fakat toprak insandan da daha fazla mest olmus, yerlere serilmistir. Ayak<br />
altında çignenmektedir.<br />
• Rste sen de mest olunca toprak kesilirsin, yerlere dösenirsin. Hayat gemisinin kaptanı artık demir alır, ötelere<br />
yolculuk baslar.<br />
* Böyle mest olup yerlere dösenmek, ayak altında çignenmek nasıl olur da güzel olmaz Aklının iki gözünü aç da bak,<br />
hakîkati gör!<br />
500. Kötü huy nasıl güzellesir<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 1073)<br />
• Benim kötü huyum var, sen beni mazur tut, hos gör! Sevgilim senin güzel yüzün olmadıkça, benim bu kötü huyum<br />
nasıl güzellesir<br />
• Sen olmayınca, ben kıs mevsimi gibi soguk bir hal alıyorum. Halk benden hoslanmıyor, benim yüzümden azaba<br />
giriyor, fakat seninle beraber olunca hos bir hal alıyorum. Güllük gülistanlık kesiliyorum, huyum bahar huyuna dönüyor.<br />
• Sensiz olunca aklım basımda degil, melülüm, yasayıstan usanmıs, bezmis bir hale geliyorum. Ne söylesem ters<br />
düsüyor, kötü oluyor. 0 zaman ben akıldan utanıyorum, akıl da senin yüzünün nurundan utanıyor.<br />
• Bozulmus, kokmus bir suyun kullanılır bir hale gelmesi için ne yapmalı Onun tekrar ırmaga karısması lazımdır. Kötü<br />
huyumun düzelmesi, güzellesmesi çaresi nedir; tekrar sevgilinin yüzünü görmektir.<br />
• Can suyunu bu beden girdabında hapsedilmis görüyorum da, hakîkat denizine yol açayım diye topragı kazıyorum.<br />
• Senin ümitsiz zavallılara gizli olarak sundugun bir sarabın mevcut oldugunu sezdikleri için ümitsizlerin hasretle<br />
feryadı göklere yükseliyor.<br />
• 0 isterse seni kucaklasın, bagrına bassın, isterse seni istemesin, bir kenara çekilsin. Ey gönül! Sen mümkün oldukça<br />
gözünü sevgiliden ayırma!<br />
501. Gam ve nese<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. II, 1078)<br />
•Ne mutlu sana, bu dünyada gönlüne ötelerden haberler geliyor. Ne mutlu sana ki içinde manevî zevkler, tatlı<br />
duygular duyuyorsun.<br />
•Gam nesenin gölgesidir. Gam neseyi kovalar. Onun arkasından kosar durur. Aklını basına al da kahkahalarla gülmeyi,<br />
fazla neseli olmayı bırak! çünkü nese ile gam birbirinden hiç aynlmazlar.<br />
"Fazla güldügünüz zaman gözyaslarının dökülmesinin sebebi, gam ile nesenin daima beraber olduklarını anlatmak<br />
içindir. Peygamber kahkaha atmazdı, ama daima tebessüm ederdi.<br />
Bir Rranlı sair:<br />
"Bu dünyada bizim nesemiz nedir Neye benzer Kasap dükkanında kuzunun oynamasına!"<br />
•Gam nesenin arkasında kostugu gibi, gece de gündüzün pesinde kosar. Gündüzü görünce bil ki karanlık geceden<br />
kurtulmaya imkan yoktur.<br />
• Sen gamın pesinde kostukça, nese de senin pesinde kosar, fakat sen nesenin arkasında kosarsan yol kavsagında<br />
gam önüne çıkar, yolunu keser.<br />
• Rnsanda anlayıs da kalmasın vehim de! Güzel de yok olsun, çirkin de! Kuru da kalmasın yas da! Rste bu yüzden bizi<br />
çekip sömüren "zaman timsahını" d üsün, ona göre davran!<br />
502. Hayalinin sevdasına kapıldık da hayale döndük.<br />
Sevgilim ya seninle bulusursak ne hale geliriz<br />
Fa´ulün, Fa´ilatün, Fa´ulün, Fa´ilatün<br />
(c. 11, 1034)<br />
• Sevgilim yapma, sevgilim etme! Ey pek kurnaz ay yüzlüm gitme! Ne olur bir kerecik olsun görünce insanın içi açılan<br />
ugurlu yüzünü örtme!<br />
• Sen Allah´ın bir deryasısın. Bütün halk, bütün yarattıkların balıklar gibi o deryanın içindeler. Onları kendinden<br />
mahrum edersen, onları karaya atarsan hepsi birden ölür giderler.<br />
• Senin askından deli olmus gönüle; "Yarın görüsürüz!" diye vaadde bulunma! Senin yarın deyisinden ötürü çıkan<br />
feryadlar gökleri astı.<br />
• Senin elinde olunca kendimizden geçeriz de basımızı ayagımızdan ayırdedemeyiz. Senin mestin olunca da, bas da<br />
düser, sarık da!<br />
• Senin lutufların, ihsanların pesindir, sikayet edilemez, ama agyarın, sevgimizi çekemeyenlerin gönüllerini hos etmek<br />
için sikayet etmis gibi görünürüz.<br />
• Ask bana; "Ey hoca ne istiyorsun " diye sordu. Ona; "Mahmurun bası meyhanenin kapısından baska nereyi ister "<br />
dedim.<br />
• Ey ask benim bütün ayıplarımı, kusurlarımı gördügün halde yine beni satın aldın. Bu ne kusurlu, ayıplı meta, bu ne<br />
kusur görmeyen lütuf sahibi bir alıcı<br />
• Padisahların hepsi de altın bagıslarlar. Halbuki sen öyle bir padisahlar padisahısın ki, "can" bagıslarsın. Senelerce<br />
önce ölmüs, çürümüs ölü bile senin yüzünden dirilir, mezardan bas çıkarır.<br />
• Sevgilinin askı gönlümde ne elem bırakır, ne de keder! Kıskansa da can yolumu kesse, ben candan bile bıkarım.<br />
• Sevgilinin bulutundan yagmur yagınca kumlarda bile yaseminler biter. Günesi parlayınca her yer güllük gülistanlık<br />
kesilir.<br />
• Sevgilim biz senin hayalinin sevdasına kapıldık da hayale döndük. Ya seninle bulusursak ne hale geliriz, kim bilir ne<br />
oluruz<br />
• Hepimiz de meyhanede siseleri kırdık, ayaklarımız paralandı, tabanlarımız kesildi, bütün arkadaslar mest, hepimiz<br />
mestiz. Sen düz yoldan baska bir yola sapma!<br />
503. Arif kisi dünya nimetlerine doymustur da,<br />
gökyüzü nimetine gönül vermistir.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. II, 1035)<br />
• Ey altın sevdasına kapılan! Ey dünya nimetlerine asık olarak aglayıp inleyen zavallı! Ölüm gelmeyecek, kapıyı<br />
çalmayacak mı sanıyorsun<br />
• Düsün ki sen sayı ile verilen nefeslerini bitirmek üzeresin. Esin ise bir baska koca düsüncesinde...<br />
• Aklını basına al da ecel gelip kapıyı çalmadan önce, Hakk´ın emirlerine uy! Dînî ve insanî vazifelerini yerine getir!<br />
• Adam olmaktan maksat, bakıs ve görüs sahibi olmaktır. Ey anlayısa, görüse, bakısa durmadan yagıp duran ilahî<br />
rahmet!<br />
• Ey nuru günese de, aya da bol bol vuran essiz varlık! Sen bizim gözümüze, görüsümüze güneste de, ayda da<br />
bulunmayan baska bir nur ver!<br />
• Arif kisinin hatırı dünya nimetlerine doymustur da baska bir nimete, gökyüzü nimetine gönül vermistir. 0 baska bir<br />
seye asık olmustur.<br />
*Arif kisi sunu anlamıstır ki, sen olmadıktan sonra, dünyanın suyunu içse, onun susuzlugu gitmez.<br />
*Sen dünyaya asık olmussun, onun nimetlerine kapılmıssın. Bu yüzden de bütün gece uyumaktasın, aglayıp<br />
inliyorsun. Hiç olmazsa seher vakti uyan da Allah´ı zikret!<br />
• Geceleyin de, seher vakti de uyuyup kalmayanlar, günün birinde ansızın o hakîkat hazinesine kavusmuslardır.<br />
• Hz. Musa bütün geceleri nur aradı da sonunda agacın tepesinde hiç görülmemis acayip bir nur gördü.<br />
• Hz. Yakup canla, gönülle gecenin karanlık saçlarını yurt edindi de sonunda oglunun yanagını, saçını öptü.<br />
• Fakat maksat Hakk idi. Ogul bahane idi. Hiç bir peygamberin canı bir insana asık olmaz.<br />
• 0 Hz. Halil´in soyundandır. Batıla meyletmez. Fanî olan, batmaya mahkum olan sey onun gözüne diken kesilir.<br />
• Ey can putu halini alan sevgili, güzel varlık! Sen bir resimden, bir kerpiçten ibaretsin. Senin Hakk´ı inkar etmen<br />
tastan yontulmus puta tapanların yolundan baska nedir<br />
• Ey güzel gözleri nergisi çirkin bulan dilber! Bir an için olsun bana kulak ver, sana bir sey söyleyecegim.<br />
• Ey gözü; "Bana neden oldu, keske olmasaydı!" gibi düsüncelere, kaygılara kapılmıs kisi! Ey dost! Sen su ana bak,<br />
gelecegi bırak! Senin dostun sana pesin verilendir.<br />
• Ben dudaklarımı kapadım. Sana söylecegimi göz yolu ile söylüyorum. Sarhoslugu fanî olan, gelip giden hersey, basa<br />
yüktür, yük!<br />
• Hayır, hayır! Söyleyemeyecegim. 0 görüs kusudur, acayip bir kustur. 0 hayırlara konmaz.<br />
504. Hakk´ın sevdigi kuluna hitabı: "Ben senin yanındayım, beni uzakta sanma!"<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. II, 1053)<br />
• Senin yanındayım, beni uzak görme! Benim yanımdasın, benden ayrılma!<br />
• Mimardan, yani kendini yaratandan uzak düsen kisinin isi yolunda, uygun olur mu<br />
• Benim gözümle neselenen göz parlar, keskinlesir, öteleri, gaybı görür. Duydugu manevî zevkden ötürü mahmurlasır.<br />
• Rçinde benim rüzgarımın estigi, sevgimin dolastıgı gönülde, manevî güller açar, nurlarla dolu gül bahçesi olur.<br />
• Bensiz sana bir parmak bal verseler, o bir parmak baldır ama yüzlerce arısı vardır.<br />
• Bensiz seni bir ise, bir yere amir tayin etseler, binlerce memurdan beter hale gelirsin. Bir emir kulu olursun.<br />
• Halk, insanlar karınca gibidirler. Biz ise Süleyman´ız. Sus, sırlı ol, gizlen.<br />
505. Seninle beraber bulunmayınca, ben cenneti bile istemem.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 1062)<br />
• Senin yüzünü görmedikten sonra, yüzlerce dünya güzeli görmüsüm ne önemi var Senin sözün olmadıktan, senden<br />
bahsedilmedikten sonra yasayısın sırrının sırrını duysam ne isime yarar<br />
*Seni ne Hz. Adem rüyasında gördü, ne de onun neslinden gelenler, onun «sovu sopu! Ben senin güzelligini kimlere<br />
sorayım Bütün insanlara teker teker sorsam bile bir anlatan çıkmaz.<br />
• Ey güzelliklerden bile gizli olan aziz varlık! Seninle beraber bulunmadıktan sonra, ben cennette sonsuza kadar<br />
hürilerle dost olmusum. Devlet bana yar olmus, ben bunlardan hiç bir sey anlamam. Ben senden baska hiç bir sey<br />
istemem.<br />
Yunus Emre Hz.leri de<br />
"Cennet cennet dedikleri<br />
Bir kaç köskle bir kaç hüri<br />
Rsteyene ver onları,<br />
Bana seni gerek seni!" diye niyazda bulunmadı mı<br />
• Ben her an senin sekerler gibi tatlı öfkeni görmedikten, ballar gibi hos nazını çekmedikten sonra, ben mana<br />
padisahlarına bile nazlanmısım, onlar bile nazımı çekiyorlar, bunun ne faydası var<br />
• Ayrılık bulutu senin ay gibi parlak olan yüzünü örttükten sonra o bulut yagmur yerine gökten basıma inciler,<br />
mücevherler yagdırsa, bunda benim ne karım olur<br />
• Sarhoslara mum da, sevgili de senin nurlu yüzündür. Senin yüzünü görmedikten sonra her taraf yüz binlerce sarap<br />
küpü ile dolmus olsa ne çıkar<br />
• Sen yok iken Hızır senin yüzünü görürse, bana yazıklar olsun! Fakat yüzünü görmezse o her an ab-ı hayat içse ne<br />
faydası var<br />
• Çirkin binlerce kocadan arta kalan büyücü kadın gibi olan su dünya, sana taht bagıslamıs, baht bagıslamıs, bütün<br />
alemin hazinelerini sana vermis,"ne çıkar Bunların hepsi yok olup gitmeyecekler mi<br />
• Ezelde sıddıkların, gerçek velilerin canları senin yoluna dökülmüs, saçılmıs, senin yüzünü görmedikten sonra<br />
ayrılıgınla iki dünyada da en mazlum olan biri varsa, o da benim. Öyle farz et ki, zalim senin mazlumundan feryad ediyor.<br />
Varsın etsin ne çıkar<br />
• Ey Tebrizli Sems! Ben senin köpeklerinden bahsetmesem de, dünyadaki arslanları methetsem ayıp olmaz mı<br />
506. Can çocugu okulun da, hocaların da hocası oldu.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. 11, 1065)<br />
* Sevgilim, dudaklarınla lütuflarda bulundun. Bu lütufların sonsuza kadar levam etmesini dilerim. Sevgili zaten<br />
bastanbasa lütufdan ibaret; Allah´ım sen onu sonsuza kadar yasat!<br />
• Ayın karanlık gecelere çok hakkı geçmistir. Ey gündüzün gecenin Rabbi! sen onu daim kıl!-<br />
"Hz.Mevlana´nın rubaîlerinin birisinde söyle bir mısra var:<br />
"Gecenin karanlıgına katlandıgı, ondan ürküp kaçmadıgı için, Allah aya nurlar bagısladı."<br />
* Hakîkat yolunda ilerleyen ruh, bir çok güzel menzillere, konaklara ulastı. Alahım sen onu bu hos yolculuktan<br />
ayırma!<br />
• Can çocugu, okulun da hocaların da hocası oldu. Allahım sen bu çocugu o okuldan ayırma!<br />
• Din ordusunun yolunu Sems-i Tebrîzî aydınlatmadadır. Allah´ım onun yolunu aydınlattıgı din ordusunu sonsuza kadar<br />
yürüt!<br />
507. Bilmiyorum ki ben benden, kendimden kurtulup nerelere gideyim<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 1074)<br />
• Sevgili bir seye kızdı da acı sözler söylemeye basladı. Bilmiyorum ki nereye kaçayım Yokluk aleminden "Haydi<br />
kalkın" diye feryadlar gelmeye basladı. Ben nerelere gideyim<br />
• Kapıda yüz binlerce sule, alev, yüzbinlerce mesale var. Kapıdaki kimdir, kapıyı kim çalıyor Kapıyı çalan benim,<br />
baskası degil. Ben kendi kapımı calıyorum ama ben nerelere gideyim Ben beni arıyorum.<br />
• Rçeriden "Kapıdaki kimdir " diyen de benim, kapıdan gidip halkayı çalan da ben! Bilmiyorum ki ben, benden kurtulup<br />
nerelere gideyim<br />
"Mesnevi´nin V. cildinin 668-670 numaralı beyitleri aynı konuyu beyan buyurmaktadır:<br />
´Yasadıkça, kanım damarlarımda dolastıkça, kendimden kaçıyorum. Çünkü insanın kendinden kaçması kolay degildir.<br />
Baskasından kaçan, ondan kurtulunca rahatlar, bir yerde karar eder. Halbuki benim düsmanım da benim, benden kaçan da<br />
ben! Su halde kıyamete kadar kaçmam gerek. Çünkü kaçarken kendimi de beraber götürüyorum, kendimden nasıl<br />
kurtulabilirim ki "<br />
• Kim beni iki gördü ise, ikiye ayrılmıs sandı ise kahrından çatladı, ikiye bölündü. Eger ben iki degil bir isem, ben hem<br />
suyum hem de yag, ben, birbiri ile anlasamayan, barısamayan, bir bedende yasayan iki kisiyim.<br />
• Ben nasıl bir olabilirim ki Saçlarım binlerce karanlıklar diyarı. Fakat nasıl iki olabilirim ki Karanlık gecelerde<br />
parlayıp duran ay gibi meydandayım. Ben kendimi bırakarak nerelere gidebilirim<br />
• Sen beni bir kumas hırsızı gibi ne zamana kadar evin etrafında arayıp duracaksın Halbuki hırsız evin dısında degil<br />
içinde, ve pencereden basını çıkarmada. Ben nerelere kaçayım bilmem ki<br />
• Bu kafesin her deliginden basımı çıkarmadayım. Bulusma yurduna dogru kanat açıp uçmadayım. Ben nerelere<br />
gideyim<br />
• Bedenim bu kafesin içinde sevdalara düstü, yandı, yakıldı, fakat basım her an bu kafesten dısarılarda bulunuyor. Ben<br />
nerelere kaçayım bilmem ki<br />
508. Aslında söyledigimiz sözler bizim degildir. Bizim ötemizde bulunan,<br />
bize o sözleri söyletiyor.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 1077)<br />
* Her gece kendi kendimi kucaklayınca, kendimde sevgilimin kokusunu bulurum.<br />
* Dün ask bahçesine gitmistim. Aklıma onu görmek hevesi düstü. Ona karsı duydugum asırı özlem, sevgi gönlümden<br />
tastı, gözlerimden costu da gözyası ırmagı halinde akmaya basladı.<br />
* Gözyasları halinde akan sevgi ırmagının kıyısında her gülen gül, varlık, benlik dikeninden kurtulmus, solmaktan<br />
eman bulmustu. Dalından kesecek kılıçtan kendini kurtarmıstı.<br />
* Çayırlıkta bulunan her agaç, her ot oynamaktaydı, fakat benlik sevdasına kapılmıs degersiz kisilerin gözleri onları<br />
görmüyordu.<br />
* Ansızın o selvi boylu güzelimiz bir taraftan çıkageldi. Onun güzelligi karsısında bahçe kendinden geçti. Heyecana<br />
kapılan çınar el çırpmaya basladı.<br />
• Yüz ates gibi, sarap ates gibi, ask ates gibi, bunların üçü de hos. Can bu atesler yüzünden alt üst olmus, perisan<br />
olmus, feryadlar içinde; "Nerelere kaçayım " deyip duruyordu.<br />
"Seyh Galip hazretlerinin su beyti Mevlana´nın beytine ne kadar benziyor:<br />
"Bana duzahdan ey meh dem vurur gülzarlar sensiz<br />
Dıraht ates, nihal ates, gül ates berk ü bar ates!"<br />
• Allah´ın (vahdet=) birlik dünyasında bu çesit çesit varlıklarda sayıya yer oktur. Sayı bes duygu ile dört unsur<br />
arasında anlatılması zor olan bu konuları anlatmak için meydana gelmis bir sey!<br />
* Yüz binlerce tatlı elmaları teker teker saymayı düsünebilirsiniz. Onların hepsinin bir olmasını istiyorsan, onların<br />
hepsini sık, suyunu çıkar!<br />
* Görmüyor musun Yüzbinlerce üzüm tanesi, birer yuvarlak kabuk perdesinin içinde gizlenmislerdir. Onlar ezilerek<br />
kabuk perdeleri yırtıldıgı zaman padisahın sarabı olurlar.<br />
* Harfleri saymaksızın gönülde beliren sözlere dikkat et! Bu sözler nereden meydana geliyor Sözlerin rengi yoktur,<br />
fakat bu kainatta her seyi güzel, hos bir sekilde yaratan, her seyi akıl almaz bir halde tertip edenden bir sekle bürünüp<br />
gelir. Aslında o sözler bizim degildir. Bizim ötemizde bulunan birisi o sözleri bize söyletiyor.<br />
•(Ey ay yüzlü sevgili! Sen olmayınca gül bahçesi bana cehennem gibi gelir. Agaç ates, fidan ates, gül ates, meyveler<br />
ve yapraklar bana hep ates gibi görünür.)<br />
• Güzel, tatlı sözler onun cemalinin; hos olmayanlar da onun celalinin bir tecellîsidir.<br />
• Tebrizli Sems, bir padisah gibi gönül tahtına oturmus, benim siirlerimde kullar, köle misali onun huzurunda saf<br />
baglamıslardır.<br />
509. Ben senin yanında hos bir haldeyim, evimi yık gitsin!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. 11, 1091)<br />
• Sen beni bir dost, bir ahbab olarak sayma da, hiç olmazsa uzak yerlerden gelmis, kimsesiz, garip bir misafir olarak<br />
kabul buyur! Beni bir emîr, bir basbug olarak görme de, senin kapında hizmetçi olan birisi say!<br />
• Susuzluk hastalıgına tutulmus gibi senin askına susamıs olan ben zavallıyı, sen susamıs bir hasta yerine koyma da,<br />
ayırdetmeden herkese sundugun rah-metinin, merhametinin sifa ilacından bana da sun!<br />
• Sen beni güzel yüzüne asık olmus, onun nurunun özlemini çeken biri sanma da, her tasın günesten bir nasibi, bir<br />
payı oldugu ısıgını bana da düsür!<br />
• Sen beni suçlarının bagıslanması için tövbe etmis biri sanma, ama sen affedıcisin, senin lütfun, ihsanın suçluların<br />
suçlarını yakmaz mı<br />
• Mademki senin yardımın olmadıkça ikiyüz kanatla da olsa uçulamıyor. Sen beni böyle bir tuzaga düsmüs sanma!<br />
• Sen uyuyanları rüya alemine götürmedin mi Onlara gizli bir temasa, gizli bir seyir seyran bagıslamadın mı Ne olur<br />
senin sevdana kapıldıgı için uyuyamayan ben zavallıyı, uyanık degil de uyur say! Beni de gizli aleme götür, hiç olmazsa<br />
hayalinle beni sevindir!<br />
• Mecnun senin yüzünden aklını kaybedip bag, bahçe bulmadı mı Delilikten hoslanıp; "Sakın akıl aramayın, akıl<br />
yoluna düsmeyin!" demedi mi<br />
• Mademki senin mest gözlerin herkesin aklını alıyor, gönlünü harap ediyor. Sen benim mecnun gibi aklımı alıp, beni<br />
mutlu etmen için, ne olur ay gibi nurlu olan yüzünü, nar gibi olan yanagını benden gizleme!<br />
• Cosup köpüren, dalgalanan, uçsuz bucaksız bir denize benzeyen askı, sekilsiz sayma! Su resimler, su sekiller zaten<br />
hep askın resimleri, askın sekilleridir!<br />
• Sen beni su dönüp duran gök kubbesine es sanma, onunla beni bir tutma! Ben balçıktan yaratılmıs öyle bir toprak<br />
harmanıyım ki ay bile bana hayran olmus da etrafımda dönüp duruyor.<br />
• Senin yanında ben hos bir haldeyim, evimi yık gitsin! Ben Tatar ülkesinin miski ile degil, senin kokunla mest<br />
olmusum.<br />
• Putçuya söyle artık put yontmasın! Benim gönlüm puthane oldu. Basım da saraphane, sarap yapılan yer oldu,<br />
meyhaneye gitme.<br />
510. Bir çok defalar düstün, seni elinden tutup ben kaldırdım.<br />
Bir defa daha düsebilirsin. Bunu hatırla!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. II, 1040)<br />
• Sevgilim yeni bastan cefaya basladın, dedigini yapmadın, sözünde durmadın; bunu hatırla!<br />
• Karanlık gecelerde beni yapayalnız, uyanık bıraktın da gittin. Yatagında hiç bir sey olmamıs gibi rahatça uyudun;<br />
bunu hatırla!<br />
• Düsrnanın kulagına bir seyler söylüyordun da beni görünce gizledin; bunu hatırla!<br />
• "Düsmana karsı diken olacagım." dememis miydin Gittin ona karsı gül oldun, açıldın, saçıldın.<br />
• Etegine sıkıca sarıldım, yalvardım, yakardım. Sen etegini sertçe çektin, beni bırakıp gittin; bunu hatırla!<br />
• Sana yumusaklıkla sitemler ediyordum. Sen ise bana agır sözler söylüyordun; bunu hatırla!<br />
• Bir çok defalar düstün. Seni elinden tutup ben kaldırırdım. Bundan sonra dikkatli ol, bir defa daha düsebilirsin.<br />
511. Beni sakın defnettiginiz mezarda aramayınız. Ben orada degilim!<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. II, 1054)<br />
• Ey sevgili, ey her iste essiz olan güzel! Sen çok kumazsın, fakat seni seven de kurnaz!<br />
• Ecel günü gelip de ben ölünce sakın defnettiginiz mezarda beni aramayınız, ben orada degilim<br />
"Mevlana´nın bu beyti, bir Rsveç sairinin su beytini hatırlattı:<br />
Kimsenin görmedigi bir günes vardır.<br />
Hiç ölüsü olmayan bir mezar vardır!<br />
Hiç batmayan bir günes vardır!"<br />
1945 Sonrası Rsveç Siiri, Haz. L. Özkök, Peker Yay.<br />
Hz.Mevlana´nın bir baska beyti de söyle:<br />
"Öldükten sonra bizim mezarımızı yeryüzünde aramayınız, arif kisilerin gönlü bizim mezarımızdır."<br />
• Benim dirilmemi istiyorsan, bu isi vuslat rüzgarına bırak, ona ısmarla!<br />
• Sensiz yasamanın tadı, zevki, nesesi yoktur. Sen neredeysen biz de oradayız.<br />
• Sensiz bir damarımın bile aklı basında ise, can damarım kopsun.<br />
• Gül bahçesine benzeyen yüzünün güzelligi beni mest etti. Elimi dikenlere attım, ayagımı dikenlere bastım.<br />
• Ey güzel varlık! Sensiz yasayıs bana haramdır. Sensiz baht uyanmaz.<br />
• Zaten baht sensin, hayat da sensin. Geriye kalan addır, laftan, azardan, incinmeden baska bir sey degildir.<br />
• Ey beni gönlünden çıkaran, beni unutan sevgili! Ne olur beni düsün, beni hatırla!<br />
512. 0 benim canım, ben de o canın bedeniyim.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün<br />
(c. II, 1016)<br />
• Gerçekten de biz sizin gönül gözlerinizi açtık. Siz simdi gizli seyleri görmeye bakın! Gerçekten biz simdi sizinı<br />
aranızda bulunmadayız. Yardıma gelenden müjdeyi bekleyin.<br />
• Ey seher vakti esen, ötelerden gelen! Ey hos haberler getiren rüzgar! Müjdeyi ver de gönlümü al! Ey müjdeci!<br />
Elimde bir canım kaldı, o da sana feda olsun, onu da al!<br />
* Senden manevî bir bakısa nail olunca, bizi öldürmek için çekilen kılıçlar bize kalkan olur, zırh olur. Yıkık yerler gül<br />
bahçesine döner. Dünyanın gözü aydın olur.<br />
• Ey ısıracak disleri kalmayan kahır! Ey kötürüm oldugu için yanımıza gelemeven gam! Ey yüzlerce defa güldükçe<br />
gülen lütuf! Canlar zafere kavustugu için can da gülmede, cihan da!<br />
• Zevkim, sefam göçüp gittiyse de, aklım uykusuzluktan dagıldıysa da Cenab-ı Hakk´a yemin ederim ki yine de ruhum<br />
ondan vazgeçmedi. Allah´a yemin ederim ki yine de canım onun lütfunu inkar etmedi.<br />
• Sanki ben onun bulutuyum, o da benim ay´ım! Sanki o benim gündüzüm oldu da, ben de ona geceyim. 0 benim<br />
canım, ben de o canın bedeniyim. Velhasıl; o güzellige, o parlaklıga ben hayranım. Daima; "Hayranın olayım senin!" diye<br />
yalvarıp duruyorum.<br />
• Rsiteni, duyanı olmayan, kabul edilmeyen duadan; sefaatçisi bulunmayan günahtan; ilacı, hekimi ele geçmeyen<br />
dertten, o gümüs rengi bedenli sevgili olmadıgı için yüzün sararıp solmasına ah olsun, yazıklar olsun.<br />
513. Rnsan öyle mest olmalı ki, hiç bir seyden haberi olmamalı.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. II, 1051)<br />
• Karanlık bastı, gece oldu, oldu ama bu gece benim için degil, yabancılar içindır. Çünkü sevgilimin yüzünün nuru ile<br />
benim gecelerim gündüz olarak geçmektedir.<br />
• Butün dünyayı dikenler kaplasa, bütün dünya bahçeleri çiçekler yerine dikenlerle dolsa, fakat sevgilimin sayesinde<br />
biz dikenler arasına degil, gül bahçelerine dalmıs oluruz.<br />
• Dünya zelzelelerle harap olsa, yahut da bastan basa mamur ve abadan olsa, bunların hiç birisi bizi ilgilendirmez.<br />
Çünkü biz kendimiz sevgilinin askı ile rnest olmus, harap olmus, yerlere serilmisiz. Onun hiç bir seyden haberi yoktur.<br />
*Çünkü insanın bir seyden haberi olması, onun büsbütün melül olmasına, bıkmasına, usanmasına sebep olur. Ama<br />
haberlerin aslı su ki, insan ilahî askla öyle mest olmalı ki, hiç bir seyden haberi olmamalıdır-<br />
"Mevlana bir Dîvan-ı Kebîr beytinde:<br />
"Ben onu bunu bilmem. Ben ask kadehi ile mestim." diyor.<br />
514. Ey bütün aleme günes olan güzel! Merhaba!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 1066)<br />
*Merhaba ey ölümsüz can, ey muradına ermis padisah! Ey her tali´i ölmüs kisilere ruh bagıslayan! Ey bütün dünyaya<br />
günes olan güzel!<br />
*Bu dünya da öteki dünya da, her ikisi de senin emrinin kulu, kölesi olmuslar sana boyun egmislerdir. Eger<br />
istemiyorsan onları birbirine vur, ikisi de dagılsın gitsin! îstiyorsan onları koru, mamur et!<br />
*Varlık alemine yokluk günesinin nurunu düsür de, herkesi cennet nimetlerini istemez ve cehennem atesinden<br />
korkmaz bir hale getir!<br />
*Yoksulluk ile övünenleri, can korkusundan kurtar! Su dünyada görünen bütün fanî güzellikleri, resimleri, nakıslan,<br />
onları yapanın ugruna feda et!<br />
*Allah´ım lütuflarındaki, ihsanlarındaki bu sırları herkes anlamaz. Onları ancak yoklukta mahvolan, varlıktan<br />
tamamıyla kurtulan kisiler anlar.<br />
*Kaderin o kıvılcımlı belalar atesinde, gönlün kırmızı altın gibi güldügünü ren kisi çekinmeden, tiksinmeden canını feda<br />
eder.<br />
*Sen kendin, asıl altın ve inci madenindensin. Artık dünyada kimyalara basvurarak bakırları altın haline getirerek<br />
zengin olmaya ugrasmak senin için ayıptır.<br />
515. Bir ask ovası seyretmistik; onu hatırla!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 1063)<br />
• Rstemedigimiz halde ayrılık atına eyer vurdun. Bir tatlı ömür gibi gitmek istiyorsun, ama bizi unutma, bizi hatırla!<br />
• Yeryüzünde de, gökyüzünde de sana çok çok temiz dostlar, iyi dostlar bulunur, fakat eski dostla ettigin ahdi, yemini<br />
unutma, hatırla!<br />
• Sana karsı kusurlar etmistim. Belki bu yüzden bana darıldın, kin gütmeye basladın! Fakat ey kin gütmeyen dost;<br />
beraber geçirdigimiz geceleri unutma!<br />
• Sen her gece yollarda ay degirmisini basına yastık edince, dizimizi yastık ettigin geceleri unutma, hatırla!<br />
• Senin sevdana kapılmıstım. Ferhat gibi ayrılık dagını delmeye ugrasmıstım. Ey yüzlerce Hüsrev, yüzlerce Sirin gibi<br />
nice güzeli kendine kul, köle eden güzel; beni hatırla!<br />
• Bir deniz halini alan gözlerimin kıyısında, safran dalları ile, agustos gülleri ile dopdolu bir ask ovası seyretmistik; onu<br />
hatırla!<br />
• Atesli dileklerim göklere yükselmede. Cebrail (a.s.) arsa çıkmıs, arstan; "Amin, amin!" demede, bunu hatırla!<br />
• Ey Tebrizli Sems! Senin yüzünü gördügümden beri benim dinim asktır. Benim dinim senin yüzünle avunur. Bunları<br />
unutma, hatırla!<br />
516. Bu dünyada gördügümüz baglardan,<br />
bahçelerden baska baglar, bahçeler de vardır!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün,<br />
(c. III, 1094)<br />
*Sakî sarap kadehini bir kere daha doldur! Dünyada da ahirette de senin gibi sadık bir dost yoktur.<br />
*Sen meclisimize geldin, yüzünü gösterdin de, aklı da fikri de aldın. Artık can Mansuruna her taraf bir baska daragacı<br />
oldu.<br />
*Can senin yüzünden deli divane oldu. Gönül de deniz halini aldı. Artık gönül nasıl olur da baska bir sevgiliye döner<br />
bakar<br />
*Asıklar meyhanesinde can, sakîlik etmektedir. Bu yüzdendir ki, asıklar gibi mest olmus, kendinden geçmis kisiler<br />
bulunmaz.<br />
*Ask yolunda yürür, yol alırsan bilirsin, anlarsın ki, bu dünyada gördügümüz bu baglardan, bu gül bahçelerinden<br />
baska baglar, baska gül bahçeleri de vardır.<br />
*Gönül ansızın beni aldı, o tanınmıs ask otagına götürdü. Ben, ask otagındaki sultanın yüzünü görünce kendimden<br />
geçtim. Gonül de bir baska sekilde kendinden geçti.<br />
*Dünyayı güzel eserlerle süsleyen essiz sanatkarın askı ile geçmeyen ömrü sen ömür sayma, o kaybolup gitmistir.<br />
Hakk yolunda hakîkate varmak sözle olmaz, inandıgını yasamakla olur.<br />
"Hz.Mevlana bir beytinde aynı görüsü beyan buyurur:<br />
"Asksız geçen ömrü sen ömür sayma, onu hiç hesaba katma! Ask ab-ı hayattır. Onu canla ve gönülle kabul et!"<br />
(Dîvan-ı Kebîr, c. III, nr. 1129)<br />
• Hak yolunda yürüyen asık ilahî sevgiyi gönlünde hissedince onun için baht da budur, devlet de budur, zevk de<br />
budur, yasayıs da budur. Onun için bu asktan, bu sevdadan baska bir alıs veris, baska bir kar yoktur.<br />
• Deniz ask yüzünden cosar köpürür. Kus bu yüzden öter. Onların hepsinin de dilegi bu ask tuzagına her an yeni bir<br />
avın düsmesidir.<br />
• Allah dünyayı gizli bir hazine gibi meydana çıkarınca, sevdalarla dolu olan her bas, bos durmadı. Onu bulmak için<br />
dünyada bir baska seyi meydana getirdi.<br />
• Su dünyada nerede olursa olsun, bir güzel varsa, o gece gündüz kararsızdır. Kendi güzelligine bir alıcı arar durur.<br />
• Nerede bir ay yüzlü, nerede bir misk kokulu varsa, kendine aglayıp inleyen bir asıgı müsteri gibi beklemektedir.<br />
• Su anda su nefeste ben, onun mestiyim. Baska bir gün su ter ü taze perdeden sırlarla dolu baska gazeller söylerim.<br />
517. Ask; kıyısı, dibi olmayan büyük bir denizdir.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1096)<br />
• Eger onun ask sırrından haberin varsa, canını ver de sevgiliye öyle bak!<br />
• Ask kıyısı, dibi bulunmayan büyük bir denizdir. 0 denizin suyu bastan basa atestir, dalgası da incidir.<br />
• Onun incileri sırlardır. 0 sırların her biri de Hakk yolunda yürüyen yolcuyu manalar alemine götüren bir kılavuzdur.<br />
• Dün gece mest olarak uyumustum. Gece yarısı o ay yüzlü sevgili yanıma geldi.<br />
• Ay ısıgında sapsarı yüzümü gördü de acıdı ve sapsarı yüzümü gözyasları ile ıslattı.<br />
• Merhameti da bana vuslat serbeti sundu. Bedenimde bulunan kılların her biri ayrı ayrı can buldu.<br />
518. Hakk yolunda yürüyenlere, bu sebeplerden baska sebepler hazırlandı.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1104)<br />
*Asıklıkta bir baska kapı açıldı. Simdi Yüsuf(a.s)´ın güzelliginde bir baska parlaklık, bir baska güzellik var.<br />
*Ask yolunda gözü kapalı olmayan uyanık olanlara müjdeler olsun! Ben dün gece bambaska bir rüya gördüm.<br />
*Hakk yolunda yürüyenlere, su sebeplerden baska sebepler hazırlandı.<br />
*Bulutlardan sarap yagmasa bile, yasayıs baska bir ab-ı hayat elde etti.<br />
*Dostlar huylarını degistirdiler, asabî, serkes oldular da, Allah bize uysal baska dostlar ihsan etti.<br />
*Asıklara baska münbit bir ova, bir baska su dolabı verildi de, onlar ask yesilliklerini yeniden yeserttiler.<br />
*Eger ask senin adını kötüye çıkarırsa gam yeme, askın baska adları, baska sanları da var!<br />
*Süfî; söz, harf bilmezse bilmesin! Ask derdinî anlatan baska bir bab, baska bir bölüm var!<br />
519. Dünya onun yüzünden alt üst olmustur.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat<br />
(c.III, 1110)<br />
• Sevgilinin dudaklarından sekerin haberi var mı Yüzünün nurundan günesin, ayın haberi var mı<br />
• Onun nefsine karsı gül bahçelerinde esip duran ilkbahar rüzgarı ne söz edebilir<br />
• Dünya onun yüzünden alt üst olmus, ayrılık acısı ile perisan olmus, asıgın bundan haberi olabilir mi<br />
• Mademki can onun ask sırlarına mahrem degildir, onun halinden haberi olanların ne haberi olabilir Çünkü sırları<br />
ancak can bilir!<br />
• Nergis bahçeye mahmur mahmur bakar durur ama, çayırlardan, çimenlerden onun ne haberi vardır<br />
• Her kavim, her toplum, kendi aralarında mest olmuslardır da; "Baska kavimlerin bizim mest olusumuzdan ne<br />
haberleri var " diye söylenir dururlar.<br />
• "Nasılsın Gönlün nasıldır " diye sordu, ama su cigeri yaralanmısın gönlünden ne haberi olacak<br />
520. Kendi cinsinden olmayanla düsüp kalkan münafık sayılır!<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. III, 1116)<br />
* Ey güzel varlık! Herkes kendi cinsi ile uzlasmıs, kendi cinsi ile kaynasmıstır. Herkes kendi tabiatine layık birisini dost<br />
edinmistir.<br />
* Fakat gönlünde senin açtıgın yara bulunan, hiç kimseyi seçmez. Senin avın olan nasıl olur da baskasına av olabilir<br />
* Mademki lütfun, ihsanın bizi bizden aldı, kendimizden geçtik, lütfunu esirgeme, bizi sensiz bırakma!<br />
* Cins cins herkes, her sey kendi cinsi ile kaynasır, herkes, her sey kendi cinsinden birisini seçer, alır.<br />
* Kendi cinsinden olmayanla düsüp kalkan münafık sayılır. Su ile yag, katran ile kar bir arada bulunabilir mi<br />
* Cinsinden olmayandan ayrılıp kendi cinsinden olana kavusuncaya kadar, bululundugu yerde susadıkça susar,<br />
susuzlugu arttıkça artar.<br />
* Kim senden kaçar da baskasından hoslanırsa, kim seni bırakır baskası ile karar ederse;<br />
* Kim senin yanında suratını eksiterek, bulut gibi somurtarak oturur, baskasının yanında ilkbahar gibi gönlü açılır<br />
gülerse;<br />
* 0 zaman anla ki; "Gayb alemindeki ay´dan benim nasibim yok, can sarabı, can kadehi ancak basımıza sersemlik<br />
veriyor." demek ister.<br />
* 0 ney sesi, o mana sarabı hatırına gelmiyor mu ki, seytanın elinden hos bir halde üzüm sarabı içiyorsun<br />
* Ey zavallı sen seytanın elinden yüzlerce kadeh sarap içiyorsun, ne fena hale düsecegini yakında görürsün.<br />
* Burada basın düsük, yüzün asık, halinden memnun degilsin. Fakat bil ki, burada bir de dag gibi kapkara bir nefis<br />
ejderhası var!<br />
* Kendi cinsin ile olunca süsen gibi dil kesilirsin, neseli neseli konusursun. kendi cinsinden gayrısının yanında ise dilsiz<br />
olursun, hiç konusmazsın. Kendi cinsinle olunca gül gibi açılırsın, kendi cinsinden gayrısı ile diken<br />
olursun.<br />
521. Sen bu dünyada nereden geldigini,<br />
nereye gidecegini aklına bile getirmedin.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1128)<br />
• Onu yol basında gördüm, geceleyin ay gökyüzünde nasıl hızlı hızlı giderse, o da öyle hızlı hızlı gidiyordu. "Allah<br />
askına biraz yavasla, bir an için olsun yavas git!" dedim.<br />
• "Ey ay´a benzeyen güzel!" dedim. "Ne olur bir an için olsun atının dizginini çek, yavasla! Ey günese, güne benzeyen<br />
dilber! Çabucak geçerek gölgenden bizi mahrum etme!"<br />
• Dedi ki: "Ben bir günesim, senin gözlerin kamasır. Beni görmeye gücün yetmez. Eger sen bir an için beni görebilsen<br />
mahvolursun. Isıgım seni senden alır, senden eser bile kalmaz."<br />
• Çünkü sen bu tatsız, bu soguk hayat yolculugunda devamsız olan mal, mülk sevdasına kapıldın. Nereden geldigini<br />
nereye gittigini aklına bile getirmedin. Kendini lüzumsuz yere harcadın. Dünya nimetlerine olan susuzlugundan ötürü,<br />
dudakların kumdu, gözlerin yasardı.<br />
• Benim asıl burcum benim asıl nimetlerim, bu dünyada degildir, ötelerdedir. 0 pek acayip bir incidir, coskunluklarla,<br />
hünerlerle doludur.<br />
• Bu kadar çok çesitli gaflet perdelerinin arkasında yenini yakanı yırtmıssın. Dünya sevgisi ugruna kendini<br />
kaybetmissin.<br />
522. Secde senliksiz, benliksiz, neliksiz, niteliksiz dur.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1095)<br />
• 0 güzel elime bir süpürge verdi, "Haydi!" dedi, "Bununla denizden toz kopar!"<br />
• Sonra o süpürgeyi atese attı yaktı. "Haydi!" dedi, "Atesten bir süpürge getir!<br />
• Hayretler içinde kaldım da ona secde ettim. Bu halimi görünce dedi ki: "Bana öyle hos, öyle candan secde et ki,<br />
secde eden olmasın!"<br />
• Ben ona; "Secde eden olmadan nasıl secde edilir " dedim. 0; "Secde neliksiz, niteliksiz, senliksiz, benliksiz olur."<br />
dedi.<br />
• Ben boynumu önüne uzattım ve "Secde edenin basını kılıçla kes!" dedim.<br />
• 0 kılıcını çekti, basımı kesti. Basım onun önüne düsünce, kesilmis boynumdan yüz binlerce bas çıktı.<br />
• Ben bir çerag oldum, kandil oldum, her basım da birer fitil halini aldı. 0 zaman her taraf kıvılcımlarla doldu.<br />
• Basımın her birinden mumlu kandiller çıkmaya basladı. Bu mumlar katar katar dogudan batıya kadar her tarafı<br />
kapladı, her tarafı nurlandırdı.<br />
• La-mekan da, mekansızlık aleminde dogu, batı nedir Karanlık bir külhan ile ise yarar bir hamamdan baska bir sey<br />
degil!<br />
• Ey soguk mizaçlı kisi! Senin yıkanmak için hamamda kullanılan gönül tasın nerede Manevî kirlerini ne ile<br />
temizleyeceksin Zavallı; temizlenemeden bu hamamın yıkanma yerinde ne zamana kadar oturup kalacaksın<br />
• Haydi hamamın yıkanma yerinden çık, ama büsbütün kirlenmemen için külhan tarafına gitme, çamasırların<br />
bulundugu soyunma yerine gel! Elbiselerini giyinirken orada bulunan resimleri seyret!<br />
• 0 resimlerdeki gönül alan güzellerin güzelliklerini, lale bahçelerindeki lalelerin renklerini doya doya seyret!<br />
• Onları seyrettikten sonra bir de pencereye bak! Çünkü hamamın soyunma yerinde gördügün o renkler, o güzellikler<br />
pencereden gelen günesin nuru ile, aksi ile büsbütün güzellesti. Pencereden ısık gelmeseydi, karanlıklar içinde kalsaydın, o<br />
güzel resimleri göremezdin.<br />
• Aslını ararsan, su dünyadaki altı cihet, altı yön hamamdır. Hamamınsa sonu dur, pencere ise mekansızlık alemidir.<br />
Padisahın o güzel yüzü pencereden görünmektedir.<br />
• Toprak ve su, balçıktan yaratılan insan, o cemalin akseden nurundan güzellesti. Türkili´ne, Zengibar´a hayat<br />
yagdıran o yüzün nurudur.<br />
• Gün geçti gitti, ama sözüm bitmedi. Ey gece ve gündüz! 0 güzeller güzelinin sözü bitmeden geçip gitmekten utanın!<br />
Yazıklar olsun size!<br />
• Mana padisahı Tebrizli Sems, beni sarhosluk içinde, sarhoslukla mest edip bıraktı.<br />
523. Sırrı ortaya koy, gizleme!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1106)<br />
• Sırrı ortaya koy, gizleme, kulunu her an yüceltme!<br />
• Sen herseyin nereden geldigini, neden oldugunu daha iyi bilirsin. Yanlıslar oldu ise, yapılmayacak isler yapıldıysa<br />
onları bizden gizleme!<br />
• Köylü bile olsam, senin köylünüm. Köylünü kaba bulma, hor görme!<br />
• Beni askta usta ettin ama yine de usta sayma, çırak olarak bil!<br />
• Feryad etmem, "Oradan tutma!" diye bagırmam için zevkle benim bogazıma sarılıyorsun.<br />
• Ben senin çör çöpünüm. Beni denize dogru sürükle, ama beni rast gele denize layık görme, beni denizine dök!<br />
• Selahaddin tamamıyla elest meclisinden gelmistir. Sakın onu bugünden, yarından sanma!<br />
524. Bahçedeki selviler, gül fidanları neseden secdeye kapanıyorlar.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. 111, 1130)<br />
• Her an padisahtan elinde bir sarap kadehi ile bir elçi geliyor. Elçi padisahın kadehini sununca, biz içimizde padisaha<br />
kavusma ferahlıgı duyuyoruz.<br />
• 0 zaman akl-ı küll el çırpıyor, cüz´ler oynamaya baslıyorlar. Bahçelerdeki selviler, gül fidanları, neseden secdeye<br />
kapanıyorlar.<br />
"Akl-ı küll, Allahın kudretinden ilk önce ortaya çıkan akıl, "Ars-ı a´zam, Cebrail, Hz. Muhammed´in nuru" olarak da<br />
dusünülür."<br />
• 0 anda deniz, çırpınıyor, köpürüyor. Dag bu yüzden la´l elbiseler giyiyor, Nuh bu halden cosuyor, ruh da utanıyor.<br />
• Ey uzakları gören akıl! Su huri gibi güzel olan sakîye bak! Ey kararsız bir hale gelen can ve gönül! Siz de mansur<br />
sarabını içenlerin ne hale geldiklerini seyrediniz.<br />
• Sagdan soldan gelen saadet müjdesini duy, sen seni seçtikçe, sen seni sevdikçe, sen seni buldukça bahtın safalar<br />
içinde safalara dalar.<br />
• Gök kubbesi perdesini yırt, hesapsız cennet nimetlerini ye, kevser suları iç rahatla; hurileri kucakla!<br />
• 0 kucaga gelince; ermislere, hal sahiplerine o geceden hayal gibi görünen her sey, sonunda gerçeklesir, elde edilir.<br />
525. Bana üzümden yapılmıs yeryüzü sarabı verme!<br />
Bana sevgi ile hazırlanmıs gökyüzü sarabı ver!<br />
Mefulü, Fa´ilatü, Mefa´îlii, Fa´ilat<br />
(c. III, 1118)<br />
• Ey benim avcılar beyim! Sen beni avladın. Simdi sensiz ne zevkim ve nesem var, ne uykum, ne kararım!<br />
• Gönlümün sahibi sensin, alıs verisimin aslı esası sensin! Bu kadar cevri bu zavallıya reva görme!<br />
• Ey ask dünyasında bir sevgilisi bile olmayan kisi! Bir de bana bak, cihanı dolasıyorum. "Ey sevgili, ey sevgili, ey<br />
sevgili!" diye bagırıp seni arıyorum, seni çagırıyorum.<br />
• Daha önce sundugun o saraptan sun! Sonra bakısınla o mest gözlerinden sunacagın sarapla mahmurlugumu gider!<br />
• Bize üzümden yapılmıs yeryüzü sarabı degil, sevgi ile hazırlanmıs gökyüzü sarabı gönder! Gönder de yeryüzünde aklı<br />
basında, ayık bir kimse kalmasın!<br />
• Bir günde, bir bakısla binlerce is basarırsın. Bir de bana bak da, benim bu isimi de basar gitsin!<br />
526. Ben, sarapla mest olmadım, senin güzelligin ile mest oldum.<br />
Müfte-ilün, Müfte´ilün,Fa´ilat<br />
(c.III, 1167)<br />
• Ben sarapla, afyonla mest olmadım. Senin güzelliginle mest oldum. Gel kucaklasma zamanı geldi, kucaklasma<br />
nerede<br />
• Haydi bahar mevsimi geldi. Mestane bir eda ile agaç gibi, rüzgar gibi sıçra, sen de bir yer tut!<br />
• Taze dal rüzgar yüzünden bir yere tutundu. Bir kucak buldu da benim gibi kararsız bir halde oynamaya basladı.<br />
• Bu haber gayb alemi güzellerine ulastı da, gayb aleminden esi görülmemis yüzlerce güzel çıktılar, bahçeye geldiler.<br />
• Lale, yüzünü, yanaklarını kızartarak dagdan indi. Sünbül, ayagı balçıklı olarak çimenlikten kostu, geldi.<br />
• Süsen kılıçla, yasemin kalkanla, yesillik yaya, ter ü taze gül atlı olarak geldiler.<br />
• Fındık agacı, hashas ovaya gelip kondular. Nane ile tere ırmak kıyısını seçtiler.<br />
• Dostun dosttan bir yardım bulması için, bunların hepsinin arkları ayrı ayrıdır.<br />
• Bahan kutlamak arzusu ile sehirdeki bütün helvacılar geldiler. Sekerlerle, fıstıklarla dolu dükkanlar açtılar.<br />
• Meyva satanlar da, tablaları meyvalarla dolu olarak geldiler. Etrafa meyvalar saçtılar, herkesi meyva ile doyurdular.<br />
• Sen onu bunu bırak da, gülden bahset! Çünkü gül sevgilinin etegindedir. Sevgilinin kokusundadır, durmadan onun<br />
güzel kokusunu anlat! Çünkü onun kokusu perilerin yandır. Çünkü periler gül kokusu ile beslenirler.<br />
• Bülbül, kumru, daha yüzlerce kus baharı kutlamak için baga, bahçeye geldiler.<br />
• Ey nergis! Ben senin küçük gözün gibi agzımı kapadım, sustum. Artık çayırlıktaki, çimenlikteki kusların ötüslerinin<br />
güzelligini sen anlat, o hos ötüslere sen kulak ver!<br />
527. Kopuz, kendisine mızrap vurarak çalsın diye<br />
çalgıcının ayaklarına yüzünü sürer, yalvarır.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c.III, 1173)<br />
• Dogru haberi, Hz. Peygamber´in sözünden duy! Mümin, yani Allah´a inanan kisi hakkında Peygamberimiz<br />
buyurmustur ki: "Mümin kopuza benzer!"<br />
• 0 peygamber en büyük mana padisahıdır. îste o geldi. 0 ne güzel padisahtır. 0 ne güzel görüslüdür. Onun tesrifi,<br />
onun gelisi ile dünya misk kokusu ile, anber kokusu ile doldu.<br />
• Mademki mümin feryad edip aglamada bir kopuzdur, kopuz birisi kendisine mızrap vurmadıkça feryad eder mi, aglar<br />
mı<br />
• Büyükler büyügü ferah geldi. Eksilmeyen, her an devam eden kerem geldi. Ayların ayı geldi.<br />
• Kopuz, kendisine mızrap vurulmasını huy edinmistir. Mızrap yemedikçe yerinde duramaz. Bu yüzden kendisine<br />
mızrap vurarak çalsın diye çalgıcının ayaklarına yüzünü sürer, basını kor, yalvarır.<br />
• Ruh da, dünya da, dünyanın süsleri de, yesillikleri de, kırmızılıkları da, hakkın mana sarabından mest olmuslardır.<br />
• Sen de sus, mahrem ol da her an Rabbanî mecliste can sarabını agızsız, dudaksız ve kadehsiz olarak gizlice iç, iç!<br />
528. Ey seher vakti hayali gönlüme gelen sevgili!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1105)<br />
• Ey her seher vakti hayali gönlüme gelen ve ay gibi bastan basa nur olarak hayal halinde gönlümde dolasan sevgili!<br />
• Senin güzelligin bizim canımıza nakıs olmustur. 0 güzellik içimize bir karısık nur, bir ates düsürür. Bizi yakar<br />
yandırır.<br />
• Beni ateslere atıyorsun, yakıp yandırıyorsun; sonra bana "Sabret!" diyorsun. Bilmiyorum insan ateslerle dolu tandırın<br />
içine atılırsa yanarken nasıl sabreder<br />
• Hatırladın mı Dün gece mest olarak gelmistin, öyle güzeldin ki sasırıp kaldım. Gelen ay mıdır, peri midir, yoksa hüri<br />
mi diye düsündüm.<br />
• Söyledigin o tatlı sözler, o tatlı diller, o uzaktan yaptıgın isaretler!..<br />
• Elini dudagına götürüyor, bana hatırım için cosma demek istiyordun.<br />
• Elini agzına götürüyor; "Sabret!" demek istiyordun. "Hatırım için cosma, köpürme!" Fakat o la´l dudaklara<br />
sabredebilecek kisi nerede<br />
• Yüzünü göge dogru kaldıryor; "Allah´ım bana göz degdirme, kötü göz benim güzelligimden uzak olsun!" demek<br />
istiyordun.<br />
• Ey sekillerden, nakıslardan pak olan güzelim! Senin yüzünden her an gönül kapılarıma bir Yusuf atılmaktadır.<br />
529. Sevgilim, gönül senin yüzünü seyrettigi halde yine de yüzünün hasretini çekiyor.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.IIl, 1117)<br />
• Sevgilim; gönül senin yüzünü seyrettigi halde yine de yüzünün hasretini çekiyor, yine de seni görmeyi bekliyor. Can,<br />
senin gül bahçende mest olmus. Güller arasında oldugu halde dikenlere dalmıs gülü bekliyor.<br />
• Ne tuhaf sey, gönül her an gönle bakmada, onun bakısının ısıgından sagda bir huri, solda da çok güzel bir dilber!<br />
• Biz her seher vaktinde gece ile gündüzün tuzagını yırtınca sevgiliden bir öpücük alırız. Ona yüzbinlerce defa secde<br />
ederiz.<br />
• Su askla geçen ömür geri gelmezse de ne çıkar Biz bu yıl asıkların sevdalarından meydana gelmis bir halkadayız.<br />
• Sen ask çengini muvakkat sürecek nagmelerle degil, ebedî olarak devam edecek nagmelerle çal. Can ask çenginin<br />
nagmeleri ile tel tel olmus.<br />
• Sel nasıl durup dinlenmeden ta denize kadar akıp giderse, can da elest vahdetinin, birliginin manevî zevkini<br />
hatırlayınca mest olur, bedenden çıkar, gider.<br />
• Cüz´ küll yanından bir ok gibi fırlar, uçar gider; gider ama onun küllden baska gidecek bir yeri yoktur. Böylece cüz´,<br />
küllden gider, yine külle gelir.<br />
• Sadıkların, gerçek asıkların canları o namlı, sanlı cana kavusmak, ondan murada ermek için hep ona sarılmıslardır.<br />
Hep onun etegini tutmuslardır.<br />
530. Sen cansın, hatta candan da öte bir seysin!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1113)<br />
• Ey canların canlarının canı! Sen cansın, hatta candan da öte bir seysin. Ey madenlerin kimyası! Sen bir madensin<br />
ama daha da ileri bir seysin!<br />
• Ey baki olan, batmak nedir bilmeyen günes! Ey her yerin çarsısının, pazarının sakîsi! Ey zevk ve nese kaynagı! Sen<br />
güzelliksin, güzellikten de öte "aska bir güzelliksin, baska bir seysin!<br />
• Ey Hakk mazharı, ey esi bulunmaz, sasılıp kalınacak varlık! Sen her gaybı, her gaibi bilirsin. Daha da neler bilirsin<br />
neler.<br />
• Afyona benzeyen askla, bazılarını Leyla edersin, bazılarını Mecnun! Ey nuru ile gökleri aydınlatan! Sen daha baska<br />
bir seysin!<br />
• Ey gögüslere nur, sabırlara ümit olan aziz varlık! Göklerdeki bulutları meçhul ufuklara dogru sürersin. Daha da neler<br />
edersin neler!<br />
• Ey peygamberlerin övündükleri aziz varlık, ey velilerin manevî yiyecegi, ey gönül köskünü yapan! Sen daha da neler<br />
yaparsın neler.<br />
• Ey magfiret hazinesi, ey merhamet denizi! Kapından baska dayanılacak kapı yok! Zaten senin kapından baska kapı<br />
yok!<br />
531. Ask ugrunda çektigim dertler, cefalar, belalar geldiler, gözyaslarıma karıstılar.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. III, 1138)<br />
• Ben su ana kadar sevgiliden ne dertler çektim, ne cefalar gördüm, ne acılara, ne ıstıraplara katlandım. Onun<br />
yüzünden çok belalara ugradım. Sonunda çekdigim dertler, cefalar, belalar geldiler, gözyaslarıma karıstılar. Oradan<br />
ayrılmaz oldular, orayı vatan edindiler.<br />
• Binlerce ates, binlerce ah, duman, binlerce gam; bunların adı ask! Binlerce dert, binlerce cefa; bunların adı da<br />
sevgili!<br />
"Hz. Mevlana´nın çok tesiri altında kalan Seyh Galip merhum bir siirinde:<br />
"Dert ve mihnettir beladır, adı ask,<br />
Bir marazdır ibtiladır, adı ask,<br />
Andadır raz-ı adem, sırr-ı vücud,<br />
Hiçtir, yoktur, bekadır adı ask" diye askı hos bir sekilde anlatmıslır.<br />
• Kim kendi canına düsmansa, kendi canına susamıssa, buyursun; iste can verme meydanı burada! Aglayıp<br />
inleyenleri, asktan sikayetçi olanları, feryad edenleri öldürme zamanı geldi. Haydi buraya geliniz!<br />
• Sevgilim yalvarırım sana, bana bak! 0 güzel bakısın nice yüzlerce cana deger. Ben sevgilinin beni öldürmesinden ne<br />
kaçıyorum, ne de korkuyorum.<br />
• Öd agacı gibi, mum gibi asıgını yakıp yandırmadıktan sonra askın ne degeri kalır Yanmadıkça öd agacı ile kuru<br />
dikenin ne farkı vardır<br />
• Arslan yüzlerce naz ettikten, sagda solda oyalandıktan sonra avını avlar. Ona av olma hevesi ile avlar, katar katar<br />
kosusup durulur.<br />
• Kanlar içinde can veren av; "Allah için olsun beni bir kere daha öldür!" diye aglar durur.<br />
• Ask ugrunda can verenin, ölenin iki gözü, diri olan kisiye bakar da; "Ey akıllara dalmıs, buz gibi dona kalmıs zavallı!<br />
Gel aptalca kulagını kasıyıp durma, ölümde hayat vardır!" der.<br />
532. Biz günde bes vakitte, bes kere gayb aleminden gizlice ibadete çagrılmaktayız.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. III, 1140)<br />
• Bir kere daha seher rüzgarı gibi eserek geldin, bir kere daha günes gibi nurlar saçarak geldin.<br />
• Siddetli sogukların hüküm sürdügü kıs mevsimine ragmen Temmuz günesi gibi gül bahçelerine sevinç ugultuları,<br />
neseler saçmaya geldin.<br />
• Binlerce üveyik kusu; "Ku ku ku" (=Nerede, nerede, nerede ) diye bizi aramada. Binlerce bülbül, binlerce dudu bize<br />
dogru uçmadalar.<br />
• Balıklar bizim haberimizi aldılar da denizi costurdular, deniz mest oldu, kabına sıgamaz oldu. Binlerce dalgalar<br />
kabardı, köpürdü, feryad ederek baslarını kıyılardaki kayalara çarpmaya basladı.<br />
• Bıze can kulagı gönül kulagı veren, akıl fikir bagıslayan Allah´a yemin ederimı ki, dünyada bir tek ayık, bir tek akıllı<br />
bırakmayacagız.<br />
• Mustafa (s.a.v.) hakkı için, o mübarek zatın dört üstün dostu hakkı için, haber veriyorum: Gizliden gizliye gayb<br />
aleminden biz günde bes vakitte bes ibadete çagrılmaktayız.<br />
533. Senin askının sarabından içtik, mest olduk.<br />
Mefulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü,, Fa´ilat<br />
(c. III, 1120)<br />
* Mestiz, kendimizde degiliz, sen ise perde arkasına girmissin, bizden gizlenmissin. Ey ay yüzlü güzelim! Bundan fazla<br />
bulut altında kalma!<br />
• Kusluk vakti senin yüzünden bir günes dogdu, onun parlaklıgını, güzelligini tam görmek için damlara çıktık.<br />
* Askının sarabından içtik, mest olduk. Güzellik günesinin nuru basımızda parladı da, basımız elden gitti.<br />
* Ey ruh asıklarının gönül hevasına uyan çalgıcı! "Ten, tene nen ten" diye daha hos, daha güzel bir can nagmesi çal!<br />
* Çal da canlar ten hırkasından çıksınlar, herseyden haberi olan can da hırka gibi kendinden geçsin!<br />
* Saf sarabı sun, beden çer çöpünü yücelt de talihle kucaklasalım, gögüs,ögüse gelelim!<br />
* Gözler, perdelerin arkasında ne varsa onları görsün; görsün de evden barkdan, maldan mülkten kurtulsun!<br />
534. 0 sarabı sun ki, kokusu ölüleri bile diriltir, mezarlardan çıkarır.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c.III, 1160)<br />
• Ey ay gibi yedi kat gögün tanıdıgı güzel! Nurunu göster, bizden gizleme!<br />
• Biz asıklarınız, seni görmek sevdasına kapıldık da çok uzun bir yoldan geldik.<br />
• Ey gönlünde, canının içinde yüzbinlerce cennet, yüzbinlerce huri, yüzbinlerce köskün bulundugu sevgili!<br />
• Damdan basını eg de, hasta asıklarına bir hosça bak!<br />
• Ey süfîlerin sakîsi! Üzümden yapılmamıs olan, küplerde bulunmayan o mana sarabından bize sun!<br />
• 0 sarabı sun ki, coskunlugunun kokusu ölüleri bile diriltir, mezarlarından çıkarır.<br />
535. Sen askı kimseye sorma, aska sor.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1097)<br />
• Akıl ask yoluna düsenlerin yolunu keser. Ey ogul; yol apaçık görünüyor. Akıl bagım çöz kopar!<br />
• Aslında akıl bagdır. Duygu insanı yanıltan bir his, hayvanî ruh da bu gerçegı bizden gizleyen bir perdedir. Hakîkatin,<br />
gerçek askın yolu, bu üçünden de gizlidir ey ogul!<br />
• Akıldan, duygudan, hayvanî ruhun etkisinden kurtulunca; gerçek inanca Bu da senden umulur ey ogul!<br />
• Kendinden, kendi benliginden geçmeyen bir asık, asık degildir! Ey ogul! Sunu iyi bil ki: Dertsiz ask bir masaldır!<br />
• Ask, ızdıraptan, dertten korkan nazlı, nazenin kisilerin harcı degildir. Ey ogul! Ask, nefsine hakim olan yigitlerin,<br />
pehlivanların isidir.<br />
• Sen askı kimseye sorma, ancak aska sor! Ey ogul! Ask, inciler yagdıran bir buluttur.<br />
• Aslında, askın benim tercümanlıgıma, benim anlatmama ihtiyacı yoktur! Ey ogul; ask kendi kendinin tercümanıdır.<br />
• Yedinci kat gögün üstüne çıkmak istiyorsan, ask senin için çok güzel bir merdivendir ey ogul!<br />
536. Sen zamanın emrindesin, onun hükmü altındasın.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c.III, 1155)<br />
• Rnsanın huzur bulamadıgı, içinde bir hosluk bulamadıgı, çabucak gelip geçen makamı, mevkii bırak da; sana da altın<br />
gibi deger veren, senin kıymetini takdir eden kisinin yanına git!<br />
• Sonra bir yere takılıp kalma, çalıs, çabala! Çünkü, agaç bir yere takılıp kalmasaydı, bir yerden bir yere gidebilseydi,<br />
ne testere eziyeti çekerdi, ne de balta yaraları alırdı.<br />
• Haberin yok; sen zamanın emrindesin, onun hükmü altındasın, mekan ise geçecegin yerdir! Su halde aklını basına al<br />
da, kendine muvakkat da olsa huzur bulacagın bir mekan seç! Zamanın degerini bil! Onu bos yere harcama, yerinde ve<br />
güzel harca!<br />
• Sonunda öyle bir hale gelirsin ki, mekan da, zaman da; mekandakiler de, zamandakiler de sana bir sey yapamazlar.<br />
Çünkü sen mekan ve zaman kaydından kurtulursun.<br />
• Gecenin karanlıgı bastı da, gök aynası gibi karardın, bir seyler göstermez oldun, ama sonbahar rüzgarları yüzünden<br />
agaç gibi betin benzin sararmadı, solmadı.<br />
537. Sen günese dogdugu zaman bakma;<br />
aksam üstü onu batarken seyret! Nasıl da sararır solar!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. III, 1143)<br />
• Neden böyle kupkuru dal halini almıssın Sevgilinin yüzüne baksana; neden böyle sararmıs bir yapraksın Rlkbaharı<br />
seyretsene!<br />
• Rindler arasına gir; yapılması gereken en uygun is bu! Çünkü, orada bitmez tükenmez saraplar var! Sayısız güzeller<br />
var, sakîler var!<br />
• Bil ki, ask kararsız bir cihandır! Sen o cihandaki binlerce cansız ve kararsız asıgı seyret!<br />
• Adını söyleyemedigim, gizledigim o padisaha ulasır, kavusursan; o padisahın padisahlıgı hakkı için ona, padisaha<br />
layık bir sekilde saygı göster!<br />
• Gözüne sürme çekince, yüzünü tekrar bu tarafa dogru çevir de dertlerle, üzüntülerle, günahlarla kirlenmis, tozlu<br />
dumanlı bu cihana bak!<br />
• Bu cihanı kaplamıs bulunan binlerce kirli duman, sis nedir Sis sıyrılsın da sen ondaki güzel renge, yesilliklere bak!-<br />
"Tevfik Fikret merhüm, meshur "Sis" manzumesinde yalnız Rstanbul´u düsünmüs:<br />
"Örtün, evet ey haile örtün, evet ey sehr´<br />
Örtün ve müebbed uyu ey facire-i dehr!<br />
Milyonla barındırdıgın ecsad arasından,<br />
Tek nasiye yoktur çıkacak pak ve dırahsan!"<br />
(Ey kötülüklerle kirliliklerle dolu facia sehir, sis ile örtün! Ey dehrin kötü kadını olan Rstanbul, örtün ebedî olarak uyu!<br />
Senin içinde barındırdıgın milyonla ölü insan arasında lekesız tek bir insan bulunmaz!" diye seslenmis. Halbuki Mevlana bir<br />
sehri degil; bütün dünyayı sisli görüyor, kirli, dumanlı buluyor.<br />
• Sen, günese dogdugu zaman bakma; onu aksam üstü batarken seyret! Nasıl da sararır solar, gücünü kaybettigi için<br />
utanır.<br />
20-Rıza Tevfik merhum "Aksam Garipligi" adındaki siirinde:<br />
"Magribi yakmıstı fırkat atesi,<br />
Yuvaya dönmüstü her kusun esi,<br />
Daglara yaslanıp batan günesi,<br />
Yaralı, hastadır, yorgundur sandım.<br />
Nus ettim günesin akan rengini,<br />
Ruhumu haz ile yakan rengini,<br />
Ufukta görünce o kan rengini,<br />
Felekler ben gibi dilhundur sandım.´ diye batan günesi anlatmıstı.<br />
• Ay da yusyuvarlak oldugu zaman, sanki dilenmek için zenbilini gökyüzünde dolastırır ama, sen onu, onbes gün sonra<br />
seyret! Nasıl hor ve zavallı bir hale gelir! Nasıl süzülür, erir!<br />
• Aklını basına al da su dünyadaki fanî güzellere gönlünü kaptırma; sen ebedî sürecek olan güzellik denizine gel! Gel<br />
de bulusma kaynagına git! 0 gerçek ölümsüz sevgilinin iki mahmur gözünü seyret!<br />
538. Asktan haberi olmayan sürüyü, köpek sürüsü say!<br />
Mefu´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. III, 1154)<br />
• Semseddin, Tebriz sehrinden ay gibi dogup gelince; günes ile ay, onun kölelik hizmetinde bulunmak için, bellerini<br />
baglayıp divan durdular.<br />
• Onun nurlu yüzü, gözlere göz olunca, insanların gözleri, yarattıgı eserlerde Hakk´ı görme gücünü elde etti.<br />
• Melekler, çavuslar gibi onun önünde nara atarak yürümede idiler. Gökler basla, gözle huzurunda secdeye<br />
kapanmıslardı.<br />
• Bu fanî bas gözü ile, onun yüzünü görmeye imkan yoktur! Çünkü nefis padisaha bakmaz, o güç onda yoktur.<br />
• Ona saygı göstermeyen, önünde egilmeyen kisinin agacı, yokluk testerelerinden, balta yaralarından kurtulamadı.<br />
• Simdi o ay ayrılık bulutu içinde gizlendi. 0 ayrılık bulutu yüzünden iki gözümden yagmurlar yagıyor.<br />
• Saray kethüdasının, nasıl padisahın cemalinden, güzel yüzünden haberi varsa, tıpkı bunun gibi evdeki esyanın,<br />
herseyin asktan haberi vardır.<br />
• Ondan haber almak istiyorsan, ondan haberi olmayanlarla az görüs, asktan haberi olmayan sürüyü, köpek sürüsü<br />
say!<br />
• Kalbi ölü arkadas, seni ölü yıkayıcı yapar. Ölü koca ise, ölü yıkayandan beterdir.<br />
539. Su gördügümüz gök kubbe döner ama, ask gökleri daha da hızlı döner.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. III, 1159)<br />
• Ask candır! Senin askınsa, candan da daha can, candan da daha kıymetlidir. Aslında lütuf bir derman gibidir. Fakat o<br />
lütuf senden gelirse, dermandan da daha güzel bir derman olur.<br />
• Rnsan asık olursa, pervane gibi sevgilisi ugrunda can vermek kolaydır. Sana asık olan ise canını daha kolayca verir.<br />
• Herkes, dünyada bulunan bütün canlı varlıklar, senin misafirindir, hepsi de senln ziyafet sofrandadır. Ama senin bu<br />
kölenin oglu, daha da aziz bir misafirdir.<br />
• Senin askın ebedî devlet madenidir. Fakat güzel yüzünü görmek, sana kavusmak daha da zengin bir madendir.<br />
• Bir Hint kılıcı gibi olan ayrılık keskindir. Fakat ask kılıcı daha da keskindir.<br />
• Her gönül senin arkandan dört kanatla uçuyor. Fakat bizim gönlümüzün yüz kanadı var! 0 yüzden daha da fazla<br />
uçuyor.<br />
• Su gördügümüz gök kubbe döner ama, ask gökleri daha da hızlı döner.<br />
• Herkes ask göklerinden korkar. Fakat o gök de senin gamınla senden daha da fazla korkuyor.<br />
540. Bir insan hem asık olsun, hem mest olsun,<br />
sonra kalksın tövbe etsin. Sen buna inanma!<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. III, 1162)<br />
• Ey çalgıcı, aska dair nagmelere yeniden basla, sazını da bir iki tel daha pesten al, sesini de birazcık yavaslat!<br />
" Bu gazelin ilk beyti Piruzanfer baskısı Divan-ı Kebîr´in 1161 numaralı gazelinin ilk beytinin aynıdır.<br />
• Felek sana sarap sununca, yüksel, yücelere çık ve gök kubbesinin damında ev kur!<br />
• Mestlik mülkünü elde edersen, kendinde olmamak serefine nail olursun da, Büyük Selçuklu hükümdarı Sencer´in<br />
mülkü gözünden düser.<br />
• Mest ol, dostlarını da mest et! Kırmızı sarabın atına bin, ötelere dogru yol al!<br />
• Mestlik dimagın damının yolundan çıkageldi. Ey akıl, ey düsünce! Sen de defol git, sen de artık kapının yolunu tut!<br />
• Yeryüzünde, su kara toprakta çok yol vardır. Kendine bir gemi yap da ask denizine açıl!<br />
• Manevî kanatlarım çıktı da uçtum. Sen de benim gibi ask yemegi ye de kanatlan!<br />
• Su kara toprakta hiç üzüm yetismese de iyi bil ki, ask mestleri, yine bu ask yolunda yürür giderler.<br />
• Siseci artık hiç kadeh yapmasa da, ask sarabının görünmez kadehi yine bizim elimize geçer.<br />
• Bir ruh zerresine sekil, nakıs verirsen, onu beden elbisesi ile süslersen, o da sana; "Beni süslenmis, sekil verilmis bir<br />
dilber say!" der.<br />
• Tövbe ettim, artık söylemeyecegim, ama sen yine de mest olmus asıgın tövbesini yalancı tövbe say!<br />
• Bir insan hem asık olsun, hem mest olsun, sonra da kalksın tövbe etsin; sen buna inanma!<br />
Mefa´îlün, Pe´ilatün, Mefa´îliln, Fa´ilün<br />
(c. III, 1151)<br />
* Kadeh kırıldı, sarabım kalmadı. Ben de mahmurum. Benim bu perisan halimi, manevî yıkınlıgımı ancak Sems-i<br />
Tebrizî mamur edebilir.<br />
* Çünkü o görüs aleminin padisahıdır. Kesif aleminin ısıgıdır. Ruhlar onu uzaktan görünce canla basla ona secde<br />
ederler.<br />
* Harap olmus binlerce can, binlerce gönül, elini uzatsın da, onları saskınlık denizinden çıkarıp kurtarsın diye ona<br />
secde etmedeler.<br />
* Gökler ve yerler küfür karanlıgına gömülmüs olsalar, onun ısıgı parlayınca her taraf aydınlanır, her taraf nurlanır.<br />
* Meleklerin ondan elde ettikleri, temizlik, paklık, seytanlara da nasip olsa onların her biri güzellesir, birer huri olurlar.<br />
* 0 nur, seytana nasip olmasa bile yine de kerem perdeleri ile onu gizler.<br />
* Bayram gelerek lütuflara ve ihsanlara baslayınca, her tarafta dügün dernek kurulur. Her aglayan neseye gark olur,<br />
güler.<br />
• 0 günes Tebriz´den dogunca, bütün alemin zerreleri, sür sesi duymus gibi canlanır, dirilirler.<br />
• Ey seher rüzgarı! Allah askına tuz ekmek hakkı için lütfet! Bilirsin ki her seher vakti ben onun yüzünden sevinirim,<br />
neselenirim. Sen de onun yüzünden sevinir, tatlı tatlı esersin.<br />
• Ey seher rüzgarı! Gayb aleminin ta ötelerinden esip gelirken bir de oralara, gayb alemine ugra, bu isi ihmal etme,<br />
tenbellik etme!<br />
• Oradan elde ettigin kanatla üç bin yıllık yol bile olsa uç, onun verdiği kanatlarla o yol uzun gelmez!<br />
• Kanadın yorulup uçamayacak kadar yorgun düsersen, ona secdeye kapan, gönlü yaralı, ayrılıktan canı hasta olan<br />
asıgın halinden bahset!<br />
• Gözyasları dökerek ona de ki: "Senden ayrıldıgı andan beri günleri karardı, gece oldu, saçları kafur gibi agardı."<br />
• Sen öyle affedicisin ki, dünyadaki bütün suçluları merhamet denizine daldınr, hepsinin suçunu örter ve bagıslarsın.<br />
• Gören can gözü bile senin canını göremezken, gözü olmayan elbette mazurdur.<br />
• Gözleri yas dökerek ona yalvarırken, bir yolunu bul, ayagının bastıgı topraktan al getir de, gözlerime sürme olarak<br />
çekeyim. Çünkü bu dert gittikçe artmada.<br />
• Ey seher rüzgarı! Bu yolculuktan saadetle, kutlulukla dönünce, varlık alemini de, yokluk alemini de ateslere<br />
yakarsın.<br />
• Sürme olarak gözlerime çekecegim topragı bana getirirsen, sana, senin canına sayısız yıllar boyunca rahmetler<br />
olsun!<br />
552. Kimin nabzı ask ile atmıyorsa, Eflatun bile olsa sen onu esek say!<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün,Fe´ilat<br />
(c. III, 1161)<br />
• Ey çalgıcı! Zevk ve isrete yeni bastan basla! Sazmı da bir iki tel daha pesten al, sesini yavaslat!<br />
• Kavgayı bırak da dostlarla uzlas, hos geçin, savastan vazgeç! Eline kadehi ve sürahiyi al!<br />
• Gülün Iutfuna bak! Dikenin suçunu görme! Sevgilinin saçlarının örgülerini aç, dügümleri çöz de etrafa miskler,<br />
anberler saç!<br />
• Gökyüzü de yeryüzü de senin yüzünden semirmis, güzellesmistir. Bir tek yıldızı da zayıf olarak kabul buyur!<br />
• Baht da, devlet de senin ayagının topragıdır. Sana lazım olan her sey kolaylasmıstır. Onlar senin ayagına gelirler.<br />
• Mademki saadet ve zafer senin kulun, kölen olmustur. Senin düsmanların binlerce olsa ne çıkar<br />
• Ey gönül! Sana Kevser ırmagının suyu gerekse, sen ask atesini Kevser say!<br />
• Kimin nabzı askla atmıyorsa, Eflatun bile olsa, sen onu esek say!<br />
• Asktan kanadı olmayan bası, sen kuyruktan da asagı, degersiz bil!<br />
553. Yıkılan beden evinin hikayesi<br />
Mefa´îlün, Fe´iiatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. 111, 1134)<br />
• Neden degerli ve aziz ömrün varını, yogunu nefis hırsızı çalıp götürüyor da, hayat kervanında yol alanlardan hiç bir<br />
ses çıkmıyor<br />
• Neden senin ömrünü çalan, seni Hakk´tan habersiz bırakan uykuya ve nefis hırsızına incinmiyorsun, kızmıyorsun da,<br />
sana dogru yolu haber veren, gösteren dosta inciniyor, kızıyorsun<br />
• Seni kıran, seni inciten, senin seyhindir. Sana ögüt verendir. Dünya sevgisi, su üstüne yapılan resme benzer. Kararı<br />
yoktur, geçer gider.<br />
• Birisi durmadan içinde oturdugu eve gizlice; "Ey ev, sakın yıkılma, eger yıkılacaksan bana haber ver!" diyordu.<br />
• Bir gece ev, birdenbire yıkıldı. Adam ne dedi, bilir misiniz Dedi ki: "Ey ev, bunca zamandır, sana söyledigim sözler,<br />
ettigim vasiyetler ne oldu Sözlerim sana hiç mi tesir etmedi<br />
• Yıkılmadan önce bana haber ver, haber ver de çolugumla çocugumla kaçmak için bir çare bulayım, demedim miydi<br />
• Ey ev, bir habercik bile vermedin. Bu vefasızlık degil midir îkimiz de senelerce beraber yasamadık mı Bunca yıllık<br />
dostluk, bunca yıllık sohbetler ne oldu Rnsafsızca basıma çöktün, yıkıldın da beni çoluk çocugumla perisan bir halde, aglar,<br />
inler vaziyette bıraktın."<br />
• Ev dile geldi de dedi ki: "Gece gündüz kaç kere, ama kaç kere sana haber verdim.<br />
• ´O tarafta, bu tarafta çöküntüler, yıkıntılar oldu. Gücüm kuvvetim kalmadı. Aklını basına al, vakit geldi, çökecegim!´<br />
diye agız açtım. Durumumu sana açıkça haber verdim.<br />
• Sense çatlayan, agız gibi açılan yerime öfke ile balçık sıvamaktaydın. Duvarlarım bastan basa deliklerle doldu. Sen o<br />
delikleri balçıkla tıkadın.<br />
• Nerede agız açtımsa, sen agzımı kapattın, bırakmadın ki söyleyeyim! Ne diyeyim sana ey mimarbası "<br />
• Bu anlatılan ev beden evidir. Bunu böyle bil! Agrılar sızılar, çöküntüleri, çatlakları göstermektedir. Ey hasta! Bedende<br />
hasıl olan agrı ve sızı deliklerini sen ilaçla sıvamaktasın.<br />
• 0 ilaç, o macun samanlı balçıga benzer, haydi bakalım sen durmadan yarıkları, çatlakları, delikleri samanlı balçıkla<br />
sıva!<br />
• Senin bedenin de agzını açar, hal dili ile sana der ki: "Ben gittim, fakat hekim gelir onun agzını kapatır, bedeni<br />
söyletmez."<br />
• Mahmurlugu, sersemligi ölüm sarabından bil! Menekse sarabını, nar sarabım bırak, vazgeç onlardan, ölüm sarabı<br />
sana yeter.<br />
• Eger içersen adet olarak iç! Çünkü bu bir yüz örtüsüdür. Fakat bütün sırları bilen Allah´tan içyüzünü nasıl gizlersin<br />
Nasıl örtersin<br />
• înabe sarabını yani pisman olus, Allah´a yönelis sarabını iç, hakkın sevgi ekmegini ye, tövbeyi macun yap, günahın<br />
açtıgı yaralara sür! îstigfar gıdası ile gıdalan!<br />
• Gönlünün, dininin nabzını tut, bak bakalım nasılsın Bir kerecik de ibadet sisesini gözden geçir, manevî hastalıgının<br />
ne oldugunu anlamaya çalıs!<br />
• Aklını basına al da Allah´a sıgın, ona dogru kaç! Çünkü ab-ı hayat ondadır. Her nefeste ondan aman dile!<br />
• Eger bir kimse sana; "îstemek fayda vermez!" derse sen ona de ki: "îstek Allah´tan istenirse nasıl olur da fayda<br />
vermez "<br />
• Mürid nedir Kosarak murad isteyendir. Dilek isteyenin, av avlayanındır.<br />
• Sevgilim eger beni istemediyse bana neden istek verdi Ve o güzel yanaklarının hasreti ile yüzümü sararttı<br />
• Bakısları beni ask okları ile paralamasaydı, neden su gönlüm kan kesildi Neden gözlerimden kanlı yaslar akıyor<br />
• Sonbahar, ilkbaharı diledigi, özledigi için sararıp soldu, ah edip durmada. Bu sararıp solmalar, bu ah edisler sonunda<br />
bahar seyhi onun bas ucuna gelip, îrismedi mi<br />
• Baharı diledin, sonbahar dirildi, ölü bir halde kalmadı. Su halde nasıl olur da Allah´ı dileyen les kesilir, yol ortasında<br />
kalakalır, toprak olur gider<br />
• Bahçeye gel de; "Her sey nasıl yaptıgını buluyor " bir seyret! Her temiz tohum layık oldugu çiçegi açmadadır.<br />
• Ey benim canım, baharın elbisesi de kürsüde vaaz edenlerin elbiseleri gibi vemyesil. Ey dost! Artık sen sus da hal<br />
dilini, can dilini aç da o söylesin.<br />
554. Münacat<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilat<br />
(c. III, 1180)<br />
• Efendim ben yorgunum, perisanım, bilgisizlik karanlıkları içinde kalmısım. Sen aydınlık içindesin, gündüzlerdesin.<br />
Ben gecemin uzayıp gitmesinden sikayetçiyim. Kaçmak kurtulmak istiyorum ama, nereye kaçacagımı bilemiyorum.<br />
• Sanki benim gecem ellerini uzatmıs gündüzün etegini tutmus, onu bir yere bırakmıyor. Gecem kaçılacak yer, fakat<br />
sıgınılacak yeri yok!<br />
• Rabbimiz sana kavusacagımız, seninle bulusacagımız gün bizi nurlandırdıkça nurlandır. Rabbimiz günahlarımızı affet,<br />
bize magfiret elbisesi giydir!<br />
• Rabbimiz bizim insanlarla aramızda olan dargınlıklar, kırgınlıklar, ancak bedenimiz yüzündendir. Rabbimiz su beden<br />
duvarının ötesindeki dostluk bahçesi, ask bahçesi ne de güzel bir bahçedir, ne de hos bir bahçedir.<br />
• Rabbimiz su duvarı kaldır da aradaki engel, aradaki düsmanlıklar yok olsun! Rabbimiz gerçekten de günahlarımız<br />
yüzünden senden utanıyoruz, özür dilemedeyiz.<br />
555. Herkes kendi cinsiyle uzlasmıs, kendi cinsiyle kaynasmıstır.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. III, 1116)<br />
*Ey aziz dost, ey essiz sevgili! Herkes kendi cinsiyle uzlasmıs, kendi cinsiyle kaynasmıstır. Herkes kendi tabiatına<br />
layık, kendi ruhuna uygun birisini dost edinmistir.<br />
*Madem lütfun, sevgin bizi bizden aldı, kendimizden geçirdi. Lütfunu bizden esirgeme, sensiz bırakma bizi!<br />
*Cins cins herkes, hersey kendi cinsiyle kaynasır. Herkes, her sey kendi cinsinden birisini, bir seyi seçer.<br />
*Bu yüzdendir ki birisi cinsinden olmayanla düsüp kalkarsa, o, münafık sayılır. Bu hal su ile yagın, katranla karın<br />
beraber bulunusuna benzer.<br />
*0 bahtsız kisi, cinsinden olmayandan ayrılıp, kendi cinsine kavusuncaya .dar, bulundugu yerde susadıkça susar,<br />
susuzlugu arttıkça artar.<br />
*Kim senden kaçar da baskasından hoslanırsa, kim senden ürker, seni bırakır baskasıyla karar kılarsa;<br />
*0 aslından, kendi cinsinden ayrı düstügü için sevdigi sandıgının yanında suratını eksiterek bulut gibi somurtkan<br />
oturur. Kendi cinsinden olanın yanındaysa ilkbahar gibi gönlü açılır, neselenir.<br />
*0 kendi cinsiyle beraber olunca susam çiçegi gibi dil kesilir, cinsinden baskasının yanında dilsiz kalır. Kendi cinsiyle<br />
bir arada olunca gül gibi açılır, güzel kokular saçar. Cinsinden baskasına ise diken olur.<br />
556. Yine gönül kusum gögsümden uçmaya basladı.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. III, 1198)<br />
• Kaf Dagı´ndaki zümrüd-ı anka yine geldi. Yine gönül kusu gögsümden uçmaya basladı.<br />
• Aynlık gecesi kanlara gark olan göz, yine vuslat sabahının yüzünü görmeye basladı.<br />
• Hz. Peygamber Efendimiz ile Hz. Ebubekir bir magarada bulustular. Örümcek de magaranın agzına yine ag örmeye<br />
basladı.<br />
• Mısır´daki iffetli kadınlar yine Hz. Yusufun yüzünü gördüler, onun güzelligine hayran oldular da turunç yerine ellerini<br />
dogradılar.<br />
• Beden sarayında oturup duran ruh kadını asık oldu da yine çarsafını basına aldı. Kosmaya basladı.<br />
• Halil îbrahim´i seyret, yine kendi parmagından belki süt emmeye basladı.<br />
• Uyuyanların, uykuya dalanların fikir damına çıkan gönül, yine askımızla yıldızlan saymaya basladı.<br />
557. Ben bedenden kurtuldum, ruh oldum.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1200)<br />
• Ey ruhanîlerin sakîsi! Ben bedenden kurtuldum ruh oldum. Kalk, kalk da halk kıyametin ihtisamını debdebesini<br />
görsün.<br />
• Dün gece sevgili beni çagırdı. Benim hakkımdaki hükmünü verdi. Korkudan bedenimde kan kalmadı. Sen bana acı da<br />
özümün gönül kanını doldur!<br />
* Ben öyle sasılacak bir hale geldim ki, canın da, gönlün de düsmanı oldum. Onları içimden kovdum, artık ben bundan<br />
sonra cansız ve gönülsüz yasayacagım. îçim padisaha av olmus ama, dısım ondan kaçmadadır.<br />
* Ben her nefeste Circis peygamber gibi huzurunda ölürüm. Senin önüne bas koymak benden, keskin kılıcı vurmak da<br />
sendendir.<br />
* Ben kumlardan daha susuzum. Testiyi, kabı bırak! Can sakîsi de bir ise yaramaz. 0, talihsiz cigerimle dünden beri<br />
savastadır.<br />
• Ben gönlümün içkisini içdigimden beri cigerimden vazgeçtim. Beni kabre oydukları zaman, sen gönül kadehini çeyiz<br />
olarak benim yanıma koy!<br />
* Ey sevgili! Kadehi bırak, testi ile bana sarap sun! Çünkü benim küçücük kadehim ancak testidir. Ben kepçeyi ne<br />
yapayım<br />
558. Sen bugün rahmetten bir merdiven yaptın,<br />
yücelere, ötelere göçmek istiyorsun.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1189)<br />
*Bu kıs günü sen de bizim gibi düsünüyorsun, bugün zevk pesindesin, gezip dolasmak, gönlünü eglendirmek<br />
istiyorsun.<br />
*Sen bir günessin, biz de senin ısıgındaki zerreleriz. Sen bugün bizi bassız ve ayaksız ettin.<br />
*Sen bugün bizi Hz. îsa gibi dördüncü kat göge çıkardın, günesin yanına oturttun.<br />
*Ey gönül! Sen bugün kayaların gönlünden yüzlerce kaynak fıskırt! Bugün sözünde duruyor, bol bol bagıslarda<br />
bulunuyorsun.<br />
*Sen bugün rahmetten bir merdiven yaptın, yücelere, ta ötelere göçmek istiyorsun.<br />
*Bu ne devlet; senin yücelere çıkısın, göklere sereftir, mutluluktur.<br />
559. Gel bugün seninle bir isim var!<br />
Ben bugün gül sevdasına düstüm, gül arıyorum, gül!..<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´ülün<br />
(c. III, nr 1184)<br />
• Gel bugün seninle bir isim var! Ben bugün gül sevdasına düstüm. Gül arıyorum, gül!...<br />
• Gönlüm elbiselerini yırtmada; bugün sevgili ile bulusma günüdür.<br />
• Gel ey benim sevgilim gel! Gönlümü al! Çünkü bugün lütuf günüdür, bagıs günüdür.<br />
• Ne olur sevgilim gel de güllerle, nar çiçekleri ile dolu olan güzel yüzünle bugün bizi neselendir, güldür!<br />
• Niçin canlar o dudakları görünce mest oldu, kendinden geçti bilir misin;<br />
bugün o dudaklarda bol bol mezeler var da, onun için!<br />
560. Ey kırık gönlü sevindiren sevgili! Gönlüm kırılmadan önce kalk!<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün,Fe´ulün<br />
(c. III, 1190)<br />
*Ey uyuyup kalan asık! Sevgiliyi anarak kalk, o magara dostu geliyor.<br />
*Halka emniyet veren, huzur veren o üstün varlık geldi. Kalk, kalk da ondan nan dile!<br />
*Binlerce îsa´ya can veren geldi. Kalk ey geçen senenin ölmüs kisisi, kalk! Ey kullarını besleyip yetistiren sakî! îki üç<br />
mahmurun hatırı için kalk! Ey yüzbinlerce hastaya ilaç olan; iste o kararsız biçare hasta surada, kalk!<br />
*Ey lütfu hastanın elinden tutan aziz varlık; kalk ayagıma diken battı, sana îldim.<br />
*Ey güzelligi tertemiz canlara tuzak olan! îste sana zavallı bir av; kalk da avla<br />
*Senin askının yüzünden gönül kan oldu. Kan da costu kaynadı. Bütün bunları bize reva görme, kalk!<br />
*Zorda kaldım da hep sana; "Kalk, kalk!" dediysem, sen beni mazur gör;benim özürümü kabul et de kalk!<br />
*Ey mest bir halde uykuya dalmıs nergis! Ey yanagı ve yüzü hos olan diIber, haydi kalk!<br />
*Kalk kulunun ve senin bildigin o sarapla kadehi doldur, bana sun! Ey kırık gönlü sevindiren sevgili! Gönlüm<br />
kırılmadan önce kalk!<br />
571. Sevgilinin gamından neler çektigimi benden sorma. Elini gönlümün üstüne koy, o söylesin<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün,<br />
(c. III, 1212)<br />
• Sevgilinin gamından neler çektigimi bana sorma! Elini gönlümün´ üstüne koy, o söylesin! Gözlerimin içine bak, sarabı<br />
ve kadehi bana sorma!<br />
• Ask ordu çekti, geldi, can alemini ele geçirdi. Artık sen, ben zavallının halini benden sorma, asktan sor!<br />
• Asıkların gönülleri, sevgilinin yüzünden kus yüregi gibi çırpınıp duruyor. Asıklıga ait nükteli, üstü örtülü sözleri,<br />
çırpınıp duran gönüllerden baskasına sorma!<br />
• Pencereden uçan kusun özelligi nedir Uçmak degil mi Eger sen kus gibi isen kanadını aç, uç! "Kapı nerededir "<br />
diye sorma, kapı senin ne isine yarar<br />
• Asıgın babası da, anası da onun askıdır. Bu yüzden sen, babadan o kadar çok bahsetme, anayı da o kadar sorma!<br />
• Asıkların gönülleri kızgın tandıra benzer. Tandıra gelince artık baska bir sey sorma!<br />
• Gönül kusu, tandırdaki atese asık ise pervane gibi kanadının yanması sana daha yakısır, daha hostur. Artık kanadı<br />
sorma!<br />
• Sevgili ile sen, her ikiniz bir bas olduysanız, iki ayrı beden de bir beden olduysa, artık geri adım atma, artık su bası<br />
da sorma!<br />
• însanoglunun kulagı da, gözü de hangi toprakla doludur Arayıp durdugun hazineyi, görülmesi gereken inciyi sen,<br />
balçıga bulasmıs bas gözünden sorma! Sen onu gönül gözünden sor!-<br />
"Bu beyitte geçen hazine ile, insanda bulunan ilahî emanete, "kenz-i mahfî" (=gizli hazine)´ye isaret edilmektedir."<br />
572. Sen bugünkü kıyameti gör de, yarınki kıyameti hiç sorma!<br />
Fa´ilatiln, Fa´ilatiin, Fa´ilatün<br />
(c. 111, 1208)<br />
• 0 güzel, o ay yüzlü sevgili olmayınca bizim halimiz nice olur Sorma, hele askından basımıza ne geldigini, neler<br />
çekdigimizi hiç sorma!<br />
• Bak da gör, yerler de, gökler de onun yüzünün nuru ile doldu, onun boyunu bosunu, salınısını, edasını hiç sorma!<br />
• Ask gayreti ile inci daneleri gibi dökülen gözyaslarıma bak, fakat ask denizinin ne kadar saf oldugunu, dalgalarının<br />
ne kadar hos oldugunu sorma!<br />
• Gönlümüzün kanına ayagını basma, sevdadan da bana hiç bir sey sorma!<br />
• Ayagını basma diye yalvardıgım, gönlümün kanını gör, fakat kimseye ondan bahsetme, bir sey söyleme, o suh,<br />
kavgacı güzeli de hiç sorma!<br />
• Yüzbinlerce gönül kusunun çok kanat çırptıkları için kanatlarının döküldügünü gör, fakat Kaf Dagı´ndan, zümrüd-ı<br />
ankadan bir sey sorma!<br />
• Onun askının belasında yüzlerce kıyamet var. Sen bugünkü kıyameti gör de, yarınki kıyameti hiç sorma!<br />
573. Ey gönül, sen kendi hayalinden ürküp kaçıyorsun, sen kendi kendinden kaçıyorsun.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îliin<br />
(c. III, 1206)<br />
• Onun dudagına kim yaklassa, onu öpmek istese, önden arkadan yaralanır. Çünkü nerede balarısı varsa oraya<br />
yaklasanı sokar.<br />
• Onun yüzü bir gül bahçesidir. Orada yılan gizlenmistir. Siyah saçları geceye benzer. Hırsızlar, gece bekçileri orada<br />
toplanırlar. Bu yüzden orada huzur yoktur.<br />
• Sensiz cihanın ne hüneri, ne degeri vardır Sensiz o nasıl var olabilir Can la, cihan da senin kulun ve kölendir.<br />
Aslında can da sensin, cihan da sensin.<br />
• Yüzlerce günes, yüzlerce ay, senin nurundan alınmıs birer parıltıdır. Senin günesin manevî oldugu için, hiç bir zaman<br />
batmaz.<br />
"Hz. Mevlana bu beyti yediyüz sene önce söylemisti. 0 zamanki kozmografyada, dünyada tek bir günes oldugu<br />
sanılıyordu. Bugün onbes milyar ısık yılı uzakta günesler kesfediyorlar. Bu görüs, Mevlana´nın kerametlerinden birisi<br />
olamaz mı "<br />
• Gök senin mana suyunda döner, durur. Akıl senin hekimliginin önüne bütün ecza sevablarını sunuyor.<br />
*Zerre zerre bütün yiyecekler, senin hudutsuz, sınırsız olan sofranın önünde dizilmisler, her nefeste bütün canlı<br />
varlıklara gıda olmak ümidi ile secdeye kapanarak ihsanını, lütfunu dilerler.<br />
*0 sevgili elini açarak der ki: "Baharın çerçöpe nefesi ile verdiği hayatı, ben bütün cihana veririm."<br />
*Toprak nur yedigi için, içinde gümüs ve altın vardır. Toprak aynı zamanda su içtigi için börülceler, mercimekler bitirir.<br />
*Dünyada görülen çesitli renkler, büyülere benzer. Ask ise Hz. Musa´nın asasıdır. Agzını açar da bir nefeste onların<br />
hepsini yutar.<br />
*Ey gönül, kendi naksından, kendi hayalinden ne kadar çok korkuyor, ne adar çok kaçıyorsun Arkana dön de bir bak!<br />
Senden baska kimse yok! Sen kendi kendinden kaçıyorsun.<br />
"Mevlana Mesnevî´nin V. cildinin 669. 670 numaralı beyitlerinde aynen söyle söylemisti:<br />
"Baskasından kaçan adam ondan kurtulunca rahata kavusur, karar kılar. Halbuki benim düsmanım da benim, benden<br />
kaçan da ben! Su halde isim kıyamete kadar boyuna kaçmaktır. Ben kendimden kaçarken kendimi de beraber<br />
götürüyorum."<br />
• Artık yeter! Sen sakanın atından da daha asagı degilsin ya! Saka bir müsteri bulunca atın boynundaki çıngıragı<br />
çıkarır.<br />
574. Onun adını kim anarsa, mezarda kemikleri çürümez.<br />
Mefa´îliin, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1235)<br />
• Canla aradıgım güzeli, burada bulunanlar arasında göremiyorum.<br />
• Burada bulunanlar arasında yok, acaba nereye gitti Bu mecliste ondan bir nisane, bir iz göremiyorum.<br />
• Her yere, her tarafa bakıyorum. Onun gül bahçesinden bir iz göremiyorum.<br />
• Müslümanlar; güzelligi ile etrafa nam sarmıs olan o güzeli, mum gibi bu meclisin ortasında ısık saçarken görmüstüm.<br />
0 nereye gitti<br />
• Adını söyle, onun adını kim anarsa mezarda kemikleri çürümez.<br />
• Elini öpene ne mutlu! Can verirken onun adını ananın agzı tatlılasır.<br />
• Yüzünü gördügüme mi, yoksa huyunu ögrendigime mi sükredeyim Dünya onun bir esini benzerini görememistir.<br />
• Yeryüzünün onu bulamamasına sasmamalı. Gökyüzü bile onun askı ile dönüp duruyor.<br />
575. Ask bir tek candır, ama yüzlerce sekle girmistir.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1227)<br />
• Yüzü de güzel, saçı da güzel, hele alnına dökülen o kıvrım kıvrım kakülleri daha da güzel! Her an, her saat onun<br />
canına da, dinine de yüzlerce rahmet olsun.<br />
*0 her lahza, her saat bir önceki nazından, edasından daha da tatlı, daha da güzel. Haydi sevgilim, yeni bir eda, yeni<br />
bir isve göster.<br />
*Büklüm büklüm saçlarını rüzgar karıstırınca, büklümlerinde yüzlerce Çin, yüzlerce Maçin ülkesi kaybolur.<br />
*Ey benim gözüm; nefesini kes, sus! Gülüp duran, güzelliginin anlatılmasına imkan olmayan o ay yüzlüye dikkatle<br />
bak! Ara vermeden onu seyret!<br />
*Onun ab-ı hayatının üstünde, yüzlerce gökyüzü döner. Onun temkinli hizmetinde yüzlerce dag, el pençe divan durur.<br />
*Ask bir tek candır, ama yüzlerce sekle girmistir. Onun bu haline. bu kurnazlıklarına, oyunlarına baktım da sasırdım,<br />
deli divane oldum.<br />
*Görülmemis güzellikler, isitilmemis edalar, ask sekline girmis de, gelmis anın karsısına çıkmıs. Böylece ask, canın<br />
gerçek ve ölümsüz güzelligine kavusmasını, anlatılamaz manevî zevkler duymasını saglamıstır.<br />
*Artık ben susayım, ey çalgıcı! Sen bu hali perdeye vur, çalgınla sen söyle! perdelerden çıkan nagmelerden, askın<br />
ihtisamını, debdebesini duy, güzelligini isit!<br />
576. Gündüzler senin güzel yüzünün aydınlıgıdır, geceler ise siyah saçlarının gölgesidir.<br />
Mef´ülü, Mefa´îliin, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1128)<br />
*Ey ay yüzlülerin Yüsuf´u! Ey mevkii, serefı. güzelligi hos dilber! Ey Hüsrev, ey Sirin, ey yüzü gözü, bedeni güzel,<br />
hayali güzel varlık!<br />
*Ey yüzü aya benzeyen sevgili! Sanki yüzün bir sudur, fakat o suyun içine îs düsmüstür. Hem atesin görülmemis bir<br />
ates, hem dupduru, saf olan suyun çok hos, çok tatlı bir su!<br />
• Ey Allah´ın lütfunun, ihsanının sekle, sürete bürünmüs hali! Gerçekten de suretin hos! Ey sekli ve sureti ruhanî güzel!<br />
Senin güzellik ve ululuk nurun pek hos!<br />
• Ey akılların sarhoslugu! Artık sevgi ile bir cos! Ey bulusma sabahının pek hos, pek doyulmaz oldugu dilber! Artık bizi<br />
birbirimize kavusturmaya çalıs!<br />
• Gündüzler senin güzel yüzünün aydınlıgıdır, geceler ise siyah saçlarının gölgesidir. Ey falı ve talihi güzel varlık! Bu<br />
gece ay gibi dog!<br />
• Eger sen bana lütuflarda bulunur, kavusturmakla sevindirirsen, yahut cefa ve imkansızlıklarla beni hırpalarsan,<br />
üzersen; mademki sen benim canımla karısmıssın, benim için yalnız safan degil, cefan da imkansızlıgın da hostur!<br />
• Gönül bir gün bana dedi ki: "Ay elbette bir yıl olur, döner gelir." Can gönlün kulagına; "Ey gönül!" dedi, "Senin ay´ın<br />
da güzel, yılın da güzel!"<br />
577. Su tertemiz lütfa bak! Bir avuç topraga mekansızlık aleminde yer vermede.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îliln, Mefa´îlün<br />
(c. 111, 1225)<br />
• Bizim önümüzde riyazet yoktur. Bütün lütuf ve bagıs, bütün sevgi, gönül alıs, bütün zevk ve safa içinde yasama<br />
vardır. Rahat ve huzur vardır.<br />
• Yoksulluktan bunalan, can bahçesinde yetisen meyveler elde eder. Bu lütuf yoksullara padisahtan geliyor. Bundan<br />
ötesi süsten, gösteristen ibarettir!<br />
• Onun yolu bütün görüstür. Sarayının her tarafı baskösedir. Beden eriyip gidiyorsa ne gam, sen cana bak; her an ,<br />
cana canlar katmadadır.<br />
• Su tertemiz lütfa bak! Bir avuç topraga mekansızlık aleminde yer vermededir.<br />
• Nice körler, kötürümler onun yüzünden yol görür, yol alır oldular. Nice gamlıların canları onun lütfu ile seker yiyen<br />
dudular oldular.<br />
• Su bes duygudan, dört unsurdan, altı yönden dısarıda nice hançersiz açılmıs<br />
yaralar vardır ki; bu yaralar, sakîsi ancak kan sunan, susamıs askın eliyle açılmıslardır.<br />
• Ben onun mumundan alev aldıgım için, tatlı tatlı yanıyorum. Yarın ötelerde,ruh aleminde bana bagıslayacagı devlet<br />
yüzünden ben bugün çok sevinçliyim.<br />
• Ben niçin toprak olmusurn, ayak altında çigneniyorum Neden asagı bir hale düsmüsüm Çünkü asıgım, mestim;<br />
onun bedenimi yırtan, harap eden askı yüzünden bastanbasa can oldum.<br />
• Onun yüzünden bu gönül nasıldır Ne haldedir Gönül onun yüzünden kanlara gark olmustur. Onun yüzünden<br />
gökyüzünde gürültüler kopmustur. canın feryadları ile, hay huyları ile doludur.<br />
578. Ben, ötelerden geldigim için, bu dünyaya ait olan altı yönden de,<br />
bes duygudan da kurtuldum.<br />
Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. III, 1231)<br />
*Hos bir haldesin, seker gibi tatlısın. Sen çok büyük bir varlıksın. îran hükümdarı Cemsid senin bir kölendir. Günes bile<br />
senin ayak basacagın yerlere serilmis.<br />
*Selvi boyunla sevine sevine gel, Allah´a yemin ederim ki; senden baska hiç kimsede bu naz, bu eda, bu güzellik<br />
olamaz. Rengi ile, kokusu ile hiç bir meyve sana benzeyemez. Bu güzellik, ne gökte vardır, ne ayda, ne de aya benzer<br />
güzellerde.<br />
• Bu mecliste bizden, senden, bir de adı hos sakîden baskasına yer yoktur. Tencere gibi kederlerle, gamlarla kaynayıp<br />
cos! Gel de safa sarabını, zevk sarabını kumlar gibi doymadan iç, iç! Ben ötelerden geldigim için;<br />
• Bu dünyaya ait olan altı yönden de, bes duygudan da kurtuldum. Hepsini de kırdım, geçirdim. Ya Rabbî! Bu bes<br />
duygu ile, bu altı yönle bu dünyada kim savasabilir; nefsanî duygularını ayak altına alıp da üstün insan olabilir<br />
• Ey hos nefesli güzel, ey sarap içinde sarap, ates içinde ates olan sevgili! Hiç bir hazırlıgım yokken gaflet içinde<br />
geldim, senin tuzagına düstüm.<br />
579. Ask yüzünden degil midir ki, Hz. Musa´nın Tur dagı kendinden geçmistir.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. III, 1215)<br />
• Sevgilim, su hos gökyüzü de, yıldızlar da senin ay yüzünü görerek sarhos olmuslar; senin yüzün de güzel, kasın,<br />
gözün, saçların da güzel! Senin her seyin güzel ama, edan o kadar güzel ki, güzellige de sıgmaz, güzellikten de üstün daha<br />
güzel!<br />
• Gökler simdiye kadar ne senin gibi bir can Leylası, ne de benim gibi bagrı yanık bir Mecnun görmüstür. Zaten senin<br />
gibi bir Leyla ve benim gibi bir Mecnun dünyaya hiç bir zaman gelmemistir ve gelmeyecektir!<br />
• Yeryüzündeki bütün zerreler, senin nagmenle oynarlarsa hiç onlara sasılır mı 0 ask yüzünden degil midir ki Hz.<br />
Müsa´nın Tur dagı da kendinden geçmis, oynayıp duruyor.<br />
• Ey gönül! Altın sevdasına kapılmıssın, hünerler göstermedesin! Fakat altından da, hünerden de zenginlesmis de,<br />
sonunda yere gömülmemis bir Karun gördün mü<br />
• Zenginlik, para, pul, yüksek mevki; görünüste göze hos gelirler, güzel görünürler ama, onlarla gerçek güzellige,<br />
zevke, huzura yol yoktur. Onlar güzel bir panzehir içine gizlenmis korkunç zehirdir. Dag yılanının zehiri gibi bir zehirdir.<br />
580. Senin canın Hakk meclisine, ilahî askla mest olarak gelsin,<br />
bedenini bırak halk arasında, halktan biri olarak dolassın dursun!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1258)<br />
*Sen bizimsin, gönlün bizim gibi neselensin, gül bahçesindeki selvi gibi hür ol, salına salına uzun boyunu göster!<br />
*Ey ince duygulu, zarif varlık! Sen ask kalfalarından isen, ask gibi gönülleri açmada usta ol!<br />
• Eger bir gam gelip de bizim huzurumuzu bozmak isterse, adalet emîn ol, insanları perisan ve huzursuz ettigi için<br />
onun bogazını sık, öldür, intikam al!<br />
*Senin canın Hakk meclisine ilahî askla mest olarak gelsin! Bedenini bırak halk arasında, halktan biri olarak dolassın<br />
dursun!<br />
*Bazan onun gül bahçesi gibi kokular, renkler, neseler saç! Bazan bülbül gibi agla, hosça feryad et!<br />
*Selvi uzun boyu ile gurura kapılıp, nazlı nazlı salındıkça ona karsı yerlere seril, toprak ol, gül bahçesi anber gibi hos<br />
kokular saçmaya baslayınca, sen oları etrafa yaymak, insanlara yararlı olmak için rüzgar ol, es!<br />
581. Ben kimim Ben kendime ancak gam yemeyi, ızdırap çekmeyi layık buldum.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa-ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1246)<br />
• Dün padisahımın sarayına gittim. Canımı, sakînin elindeki sürahinin içinde gördüm.<br />
• Ona; "Ey sakîlerin canlarına can olan aziz varlık!" dedim. "Allah askına kadehi doldur, ahdini, peymanını, verdigin<br />
sözü unutma!"<br />
• Bir hosça güldü de dedi ki: "Ey kerem sahibi, hizmette kusur etmem, sana saygı gösteririm."<br />
• Güzel yüzü gibi parıl parıl parlayan saraptan bir kadehe doldurdu da, kadehi öptü ve bana sundu.<br />
• Birbiri üstüne bir kaç kadeh sundu. Onları içince içime bir ates doldu. 0 ates beni benden aldı, kendi atesi madenine<br />
götürdü.<br />
• Baht, kısmet, alın yazısı herkesi bir meyhaneye çeker götürür. Ben kimim Ben kendime ancak gam yemeyi, ızdırap<br />
çekmeyi layık buldum.<br />
• Ben susayım, susayım da, meclisin emîri kendi gizli meclisinin yüzbinlerce destanını size söylesin.<br />
582. Seher vaktinde askının ezanını canımın kulagı isitir. 0 ezan asıga der ki:<br />
"Ates gibi yakıcı belalarla dolu olan su dünyadan sıçra, kurtul da gel benim sevgi atesime gir, yan!"<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. III, 1249)<br />
*Senin güzelliginin üzerlik tohumu oldum. Artık benim vatanım atesin tam ortasıdır. Mademki ok senin okundur;<br />
elbette kolun atesten yayı çeker.<br />
*Asıgın canı yanınca sevgiliden bas çıkarır. Kim atesinde yanmıstır da atesin anı olmamıstır.<br />
*Ancak gönlümü yak, gönlümden baskasını yakma! Çünkü bagrım senin atesinle daglanmıstır. Gönlüme bak da<br />
atesten olan kılıcının açtıgı yarayı gör!<br />
*Atesin çıkardıgı kıvılcımlar, yanmıs yakılmıs kisiye sıçrarsa, o kiside atesten nisaneler, izler bulur.<br />
*Senin askının gamı ateslidir. Beni agaç gibi kurutur. Agaç kuruyunca da ateste yanmaktan baska bir ise yaramaz.<br />
*0 kisi ne mutlu kisidir ki, onun yasemini de gülü de bahçede bitmez de, senin atesinde biter. Atesin safasını, atesin<br />
dilinin tatlılıgını ancak Halil îbrahim hazretleri bilir.<br />
*Onun Halil´i duman gibi atese biner. Çünkü Halil sanki cehennemin kapıcısı Malik´dir de atesin dizgini onun elindedir.<br />
*Seher vaktinde senin askının ezanını canımın kulagı isitir. 0 ezan asıga derki: "Ates gibi yakıcı ızdırapla, belalarla dolu<br />
olan su dünyadan sıçra, kurtul da gel benim ask atesime gir, yan!"<br />
*"Ateslerle dolu agzım, atesin dilinden ne zamana kadar söz söyleyecek, ne amana kadar yanmıstan, yakılmıstan<br />
bahsedecek " diye tandıra henzeyen gönlüm soruyor.<br />
583. Kaybolan asıgı nerede aramalı<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1221)<br />
• Eger bir asık kaybolursa onu sevgilinin yanında arayın! Eger asık bir seyden ürker, saklanırsa, onu sevgilinin<br />
mahallesinde arayınız.<br />
• Eger bu canımın bülbülü ansızın bu bedenden uçup giderse, onu dikenlerden sormayınız, onu o gül bahçesinde<br />
arayınız.<br />
• Eger onun askının hastası bu meclisten kaybolursa, onu fettan güzelin nergis gözlerinde arayınız.<br />
• Sarhos gönül günün birinde o siseyi tasa vurur parçalarsa, o zaman meyhaneye gidin, onu meyhaneciden arayın,<br />
sorun!<br />
• Aklınızı basınıza alın, kaybolan asıgı simsekler çaktıran, yıldırımlar yagdıran, aman vermeyen günesin kucagında<br />
arayınız!<br />
• Eger bir hırsız duvara bir delik deler de asıgın varını yogunu çalarsa; siz o hırsızı, o kurnaz sevgilinin misk gibi kokan<br />
simsiyah saçları arasında arayınız!<br />
• Ben, o sevgilinin nerede oldugunu, gönül diyarında bir pîrden sordum. Pîr parmagı ile beni isaret ederek; "Onu sırlar<br />
içinde arayınız!" dedi.<br />
• Ben o pîre dedim ki: "Allah´a yemin ederim ki, isaret ettiginiz sırlar sizsiniz!" Pîr; "Evet" dedi, "încilerle dolu deniz<br />
benim, onu engin denizlerde arayınız!"<br />
• Müslümanlar! 0 ne güzel bir incidir ki, nurları ile denizleri dolduruyor. Siz onu o nurlarda arayınız!<br />
584. Yasayan kisiler kimlerdir Hakk´ın askı ile ölen kisilerdir.<br />
Mef´ulü,Mefa´ilün,Fe´ülün<br />
(cIII,1242)<br />
• Dünyada bütün nefsanî isteklerden kurtulma, hiç bir seye aldırmama, duygusuz, bayagı insanların sapık yolu mudur<br />
Asla asla! Her iki dünya da bu yola düsenlerin, sehvanî duygulara sırt çevirenlerin kurbanı olsun, kölesi olsun.<br />
"Biz dünyada zevk için yasıyoruz." diyen Epicure (341-370) milattan asırlarca önce bu fikri ortaya atarak "Zevkiye<br />
mezhebi´ni kurmustur. Bir çoklarının sandıgı gibi Epicure veya Epikoros "Hayatın gayesi zevkdir." dedigi zaman, ye iç<br />
eglen, canının istedigi herseyi yap demek istememistir. Bizim Ziya Pasa´mızın dedigi gibi:<br />
"Rç bade, güzel sev var ise akl u suurun,<br />
Dünya varmıs ya ki yokmus ne umurun!"<br />
(Aklın varsa, içki iç, güzelleri dost edin, dünya varmıs, yokmus diye ilgilenme. Sen gönlünün istedigi gibi yasamaya<br />
bak.) görüsünü benimsememistir. Çünkü bizim zevk adını verdigimiz sey, bedenimize ait nefsani isteklerden asıl yasayıs,<br />
zevk ve safayı terk etmek, nefsini ayak altına alarak ruhen temiz kalmaktır. Nitekim Epicure; "Bu hayatın gayesi zevktir."<br />
dedigi halde, kendisi bir bahçe içinde bir kulübede yasıyor. Tam bir dervis gibi bütün isteklerden kurtulmustu. Bu sekilde<br />
nefsanî ve sehevanî isteklerden kendini kurtararak manevî zevki buluyordu. Namık Kemal merhum da bir beytinde:<br />
"Kimi vicdana dokundu, kimi cism ü cana<br />
Zevk namıyla ne yaptımsa pisman oldum"<br />
demisti. Fuzulî merhum da<br />
"Bütün emelleri gönlünden eylemis ib´ad<br />
Ne verseler ana sakir ne kılsalar ana sad"<br />
(Bütün istekleri gönlünden uzaklastırmıs, ne verseler ona sükrediyor, ne kötülük yapsalar Hakk´tan bilerek ondan<br />
memnun oluyor.) demisti. Alman mütefekkiri Fichte (1782-1814):<br />
"Bu dünyada da öteki dünyada da zevk için yasayan kisiler, en kötü insanlardır." diye yazmıstır. Mevlana bu konuyu<br />
bir beyitte ne güzel hülasa etmis.<br />
*Ey dünyayı görüp de canı görmeyen kisi! Sunu bil ki dünya fanîdir ve bir nefesten ibarettir!<br />
*Dünya dedigin bir yıgın tozdur. Havaya yükseliyor, bu tozun içinde süpürge de kirlenmis, süpüren de!<br />
*Zavallı insan öldügün, hashas gibi kırılıp döküldügün gün, bu hayat mesgalesi, bu didinip durmalar neymis görürsün,<br />
anlarsın.<br />
" Mevlana´nın bu gazeli bendenize, Tanzimat Edebiyatı öncülerinden Pertev Pasa´nın Jean Jack Rousseau´dan tercüme<br />
ettigi "Ruhun ölümsüzlügü" adındaki su manzumeyi hatırlattı:<br />
"Hab-ı pür-ıztıraptır bu hayat<br />
Dogmusuz ölmek üzere va hayfa<br />
Var ise zerre zerre zevkiyat<br />
Onu da kahr-ı dehr eder ifna<br />
Gideriz böyle cehl ü gafletle<br />
Ka´r-ı girdab-ı mevte hasretle<br />
Türlii mihnetle, bin mesekkatle<br />
Mahv ü kemnam eder bizi dünya<br />
Bizse seyreyleyip bu bünyadı<br />
Aranz tarhına nedir badi<br />
Haliki, halkı sırr-ı icadı<br />
Cümleyi bilmek isteriz hala<br />
Sıyrıhp ruh zulmet-i tenden<br />
Süzülüp eyledikte azm-i vatan<br />
0 zaman hallolur bu süphe ve zan<br />
Bilinir hasılı nedir mana" (Bu hayat ıztıraplarla dolu bir rüya gibidir. Ne yazık ki biz ölmek için dünyaya gelmisiz. Yani<br />
anamızdan dogdugumuz andan itibaren ölüme dogru gideriz. Dünyada az da olsa zevkler vardır, fakat o zevkleri dünyanın<br />
kahrı burnumuzdan getirir. Bizler hayat yollarında bilgisizlikle, gafletle, hasretle ölüm girdabının derinliklerinde kaybolur<br />
gideriz. Akla gelmez çesitli mihnetlerle, bin türlü mesekkatle dünya bizi mahveder, geçer gideriz. Adımız bile anılmaz olur.<br />
Halbuki bizler ölümü düsünmeden, kainatın nasıl yaratıldıgına dair sebepler ararız. Yaratıcıyı, yaratılmısları, yaratılmanın<br />
sırlarını arar dururuz. Biz kendi halimize bakmadan her seyi bilmek isteriz. Fakat ruhumuz beden karanlıklarından sıyrılarak<br />
geldigi yere ruh alemine kendi asıl vatanına gidince, o zaman süphelerden ve zanlardan kurtulur. Hayatın ne oldugu belli<br />
olur.)<br />
• Su hem gizli, hem apaçık olan meydanda bulunan ask, ne kadar kan dökücüdür, ne kadar zalimdir<br />
• Onun eliyle öldürüldügün gün, yasamaya kavusacaksın. Yasayan kisiler kimlerdir; ask yüzünden ölen kisiler!<br />
"Hallac-ı Mansur "Muhakkak ki ölümümde hayat vardır." demisti.<br />
• Askın gizli kalmasına imkan yok! Asık olanın bütün sırlan meydandadır.<br />
• Ask yoksa, zevk veren güzellik de yoktur! Bu ne güzelliktir; bu güzelligi alkıslayınız!<br />
585. Bülbüle seslenis.<br />
Mef´ulü, Mefa´îliln, Mefulii, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1232)<br />
• Ey bülbül! Sabah sarabı içme zamanı geldi. Zühre yıldızı ile beraber sarkılar söyleyerek, gel sarhosların arasına gir!<br />
• Nerede bir mahrem varsa hemen onu uyandır, sevgiye mahrem olmayanları, sevgiden anlamayanları sakın güzel,<br />
tesirli sesinle uyandırma! Bırak o ham kisiler, o duygusuzlar mahsere kadar uyuyakalsınlar!<br />
• Gönlün kulagına sevgiye dair, remizli sözleri yavas yavas söyle de küfür bile îmana gelsin, yüzlerce iman incisi<br />
ortaya dökülsün.<br />
• Gökyüzünde padisahın askından ansızın bir simsek çakar. 0 simsek yüzünden aya bir ates düser.<br />
586. Meleklerin bile mahrem olamadıkları o cemal, o güzellik,<br />
insanlara meyletmezse yeridir.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. III, 1251)<br />
*Dudakları sekerin degerini düsürürse sasmamalı, yüzü taze gülü begenmezse haklıdır.<br />
*Bütün alem akıl padisahının kuludur, kölesidir. Fakat akıl padisahı da o güzele hizmet etmek için karsısında el pençe<br />
divan durursa yerindedir.<br />
*Gece zencisine kılıç çeken günes padisahı, onun varlıgını korumakta siper olursa dogrudur.<br />
*Meleklerin bile mahrem olamadıkları o güzellik, insanlara meyletmezse, insanları özlemezse yeridir.<br />
*însan meleklerin yüksek is ve güçlerini yapmaz. Yapmıs olsa hepsinin uhdesinden gelmek gücündedir.<br />
*Ben bu gibi sözleri sayıp dururken, gökten söyle bir ses duydum: "Bunlardan, bu sözlerden vazgeç ki yerine daha<br />
baska bir sey gelsin!"<br />
587. Gönül onun derdinden ne zevklere dalmıstır.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilatiin, Fe´ilün<br />
(c. III, 1253)<br />
• Günlük halimiz; yaptıgımız iyilikler, kötülükler, padisaha gizli degildir. Nefis bas kaldırırsa onu kulagından tutar da<br />
sürüye sürüye çeker.<br />
• Can da, gönül de, gönlün aslı da bize O´nun bir lütfudur. Eger 0 cana da, gönüle de can vermese, onlara baska kimin<br />
yardımı gelebilir<br />
• Gönül O´nun derdinden ne zevklere dalmıstır! Ne hosluklar elde etmistir! O´nun sayısız keremini, bagısını sayıp<br />
dökmeye kalkma!<br />
• Allah´ın askının gamı, hangi kervanın önünü vurmussa, o kervan iki dünyanın da dile gelmez, söze sıgmaz karını elde<br />
etmistir.<br />
• O´nun ebedî hayat, ölümsüz yasayıs gerdanlıgı ile sereflendigun günden beri, ölüm melegi Azrail gönlümden ümit<br />
kesti.<br />
• Süsen, O´nun lütfundan dil oldu da, O´nu örmeye basladı. Selvi, hürriyeti O´ndan elde etti. Çünkü boyunu bosunu<br />
ona 0 bagısladı.<br />
• Bülbül durmadan O´nu över durur. Çünkü bülbüle dili 0 ögretti. Gül O´nun yüzünden elbisesini yırtar. Çünkü gülün<br />
yanagına o güzel rengi 0 verdi.<br />
• Kim bu topraga ümit tohumu ektiyse, O´nun bahar keremi ona, bire karsı yüz bagıslamıstır.<br />
• Günes, her aksam O´na secde eder. Bu secde yüzünden 0 padisahtan, ne ziyan gördü, ziyan görmek söyle dursun,<br />
onun bedeni can bulmustur.<br />
• Günes, her aksam O´na secde ederek batar gider. Yorgun, hasta, perisan bir halde batıp giden günese, seher<br />
vaktinde öyle genç ve parlak bir yüz bagıslar, gökyüzü, ay ve yıldızlar haset ederler de hasetlerinden ölürler, kaybolup<br />
giderler.<br />
• Kim bugün bu dünyada nefsanî arzularını, sehvetini gönülden söker atarsa, her vazgeçtigi, özlem duydugu, nefsanî<br />
isteklerinin, arzularının her biri, mezarında ona bir huri olur, es dost kesilir.<br />
• Kim azgınlık yolunda at kosturursa, at ona çifteler atar, o çiftelerden perisan olur, gider.<br />
• Sen su gazeli yarıda bırak da ezel alemini düsün, o güzelliklere hayran ol, sasır kal! Hiç bir seye ihtiyacı olmayan,<br />
onları tamamlasın, hissettirsin.<br />
588. Su dünyada gördügümüz güzeller, gönülde güzeli gizleyen perdedeki resimlerdir.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatıin, Fa´ilat<br />
(c. III, 1244)<br />
• Ey Senayi; gelmiyorsan, git kendi isinle ugras! Dünyada herkesin bir isi vardır. Sen kendi isinle oyalan!<br />
*Su kervanda bulunanların her biri kendi malını, kendi esyasını, parasını pulunu çalmak için yol keser. Sen kervandan<br />
geri kal da kendi yükünün basında bulun! Yani onun bunun malını çalan zorbalar kendi ibadetlerinin, iyiliklerinin sevabını<br />
itmekte, günaha girmektedirler. Kervandan geri kalan, günaha girmedigi için kazançlıdır.<br />
*Bunlar geçici güzellik verirler de geçici ask alırlar. Sen su iki kuru ırmagı geç de kendi kendinin ırmagı ol!<br />
*Bu dostlar, insanın elinden tutarlar da çeke çeke yokluga kadar götürürler. Onlardan elini çek de kendi kendinin elini<br />
tut, kendinle yetin!<br />
*Su dünyada gördügümüz güzeller, gönüldeki güzeli gizleyen perdedeki esimlerdir. Perdeyi kaldır, içeri gir de,<br />
sevgilinle bas basa kal!<br />
*Sen kendi güzelligin ile kal, güzelles, güzel seyler düsün! îki alemden de vazgeç, kendi aleminde ol!<br />
• Yürü, benligi artıran sarapla mest olma, aklını basına al da, o tertemiz yüzü görmeye çalıs!<br />
589. Dirilik seni görse ölmez, ebedî olarak diri kalır.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1243)<br />
• îçeri gir ey nesenin aslının aslı! Neselen, sevin ey ab-ı hayatın ab-ı hayatı! îçeriye ak, neselen, sevin!<br />
• Dirilik seni görse ölmez, ebedî olarak diri kalır. Ölü bile seni görse, senin can oldugunu anlar, neselen, sevin!<br />
• Böylece sen o ebedî sarabı her an bize sun da, elden çıkalım, kendimizden geçelim. Bundan ötesini artık sen bilirsin,<br />
neselen, sevin!<br />
• Hem arkadassın, hem nazik ve nazeninsin, hem bize ısıksın, hem sarapsın, hem cihansın, hem gizlisin, hem<br />
meydandasın, neselen, sevin!<br />
• Zaman zaman bize ötelerden, o cihandan hediyeler getiriyorsun. Getir, getir; pek hos seyler getiriyorsun, neselen,<br />
sevin!<br />
• Ask sarabıyla mest olmusların canları; varlarını yoklarını senin tarafına çekrnedeler; çek onları, pek hos çekiyorsun,<br />
neselen, sevin!<br />
• Ey cihanı neselendiren, sevindiren! Ey yeryüzünü bastan basa defıne haline getiren! Sonunda yeryüzü sana der ki:<br />
"Ey gökyüzünün eri, neselen, sevin!"<br />
590. Sen yol almayı bırakırsan, canın yol almaya baslar.<br />
0 zaman onun canından sana rahmetler gelir.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatiin, Mefulü,<br />
(c. III, 1266)<br />
• Nisansız, izi belli olmayan bir ruh var. Biz onun izine düsmüsüz, eserlerine dalmısız. 0 mekanı olmayan bir ruhtur.<br />
Fakat basımızdan ayagımıza kadar her birimiz onun mekanı olmustur.<br />
• Onu bulmak istiyorsan, bir an için olsun onu arama! Bilmek istiyorsan bir an için olsun onu bilme!<br />
• Onu gizli gizli ararsan, apaçık meydanda olusundan uzaksın. Apaçık görüldügünden senin haberin yoktur. Onu<br />
apaçık olarak ararsan, bu sefer de onun gizliligini göremezsin, perde altında kalırsın.<br />
• Kesin bir burhan, bir delil elde eder de apaçık aramaktan, gizli aramaktan kurtulursan, o zaman ayaklarını uzat,<br />
emanını elde ederek uyu!<br />
• Sen yol yürümeyi bırakırsan, canın yol almaya baslar. 0 zaman onun canından, onun ruhundan sana ne rahmetler<br />
gelir, ne rahmetler!<br />
• Ey canımı hapseden aziz yarlık, ne zamana kadar dizginlerini kısacaksın Atını onun dünyasına sür, beni ona<br />
kavustur!<br />
• Bedenin körlügünü bil de, hırsa kapılmadan ayagını iyi bas! Çünkü beden, hırsı yüzünden ona tercüman olamaz.<br />
• Görgüsüz ve basit insanlar gibi ne zamana kadar bir iki lokma ekmek için cosup duracaksın Ne zamana kadar, onun<br />
kılıcını yiyeceksin<br />
581. Ben kimim Ben kendime ancak gam yemeyi, ızdırap çekmeyi layık buldum.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa-ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1246)<br />
• Dün padisahımın sarayına gittim. Canımı, sakînin elindeki sürahinin içinde gördüm.<br />
• Ona; "Ey sakîlerin canlarına can olan aziz varlık!" dedim. "Allah askına kadehi doldur, ahdini, peymanını, verdigin<br />
sözü unutma!"<br />
• Bir hosça güldü de dedi ki: "Ey kerem sahibi, hizmette kusur etmem, sana saygı gösteririm."<br />
• Güzel yüzü gibi parıl parıl parlayan saraptan bir kadehe doldurdu da, kadehi öptü ve bana sundu.<br />
• Birbiri üstüne bir kaç kadeh sundu. Onları içince içime bir ates doldu. 0 ates beni benden aldı, kendi atesi madenine<br />
götürdü.<br />
• Baht, kısmet, alın yazısı herkesi bir meyhaneye çeker götürür. Ben kimim Ben kendime ancak gam yemeyi, ızdırap<br />
çekmeyi layık buldum.<br />
• Ben susayım, susayım da, meclisin emîri kendi gizli meclisinin yüzbinlerce destanını size söylesin.<br />
582. Seher vaktinde askının ezanını canımın kulagı isitir. 0 ezan asıga der ki:<br />
"Ates gibi yakıcı belalarla dolu olan su dünyadan sıçra, kurtul da gel benim sevgi atesime gir, yan!"<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. III, 1249)<br />
*Senin güzelliginin üzerlik tohumu oldum. Artık benim vatanım atesin tam ortasıdır. Mademki ok senin okundur;<br />
elbette kolun atesten yayı çeker.<br />
*Asıgın canı yanınca sevgiliden bas çıkarır. Kim atesinde yanmıstır da atesin anı olmamıstır.<br />
*Ancak gönlümü yak, gönlümden baskasını yakma! Çünkü bagrım senin atesinle daglanmıstır. Gönlüme bak da<br />
atesten olan kılıcının açtıgı yarayı gör!<br />
*Atesin çıkardıgı kıvılcımlar, yanmıs yakılmıs kisiye sıçrarsa, o kiside atesten nisaneler, izler bulur.<br />
*Senin askının gamı ateslidir. Beni agaç gibi kurutur. Agaç kuruyunca da ateste yanmaktan baska bir ise yaramaz.<br />
*0 kisi ne mutlu kisidir ki, onun yasemini de gülü de bahçede bitmez de, senin atesinde biter. Atesin safasını, atesin<br />
dilinin tatlılıgını ancak Halil îbrahim hazretleri bilir.<br />
*Onun Halil´i duman gibi atese biner. Çünkü Halil sanki cehennemin kapıcısı Malik´dir de atesin dizgini onun elindedir.<br />
*Seher vaktinde senin askının ezanını canımın kulagı isitir. 0 ezan asıga derki: "Ates gibi yakıcı ızdırapla, belalarla dolu<br />
olan su dünyadan sıçra, kurtul da gel benim ask atesime gir, yan!"<br />
*"Ateslerle dolu agzım, atesin dilinden ne zamana kadar söz söyleyecek, ne amana kadar yanmıstan, yakılmıstan<br />
bahsedecek " diye tandıra henzeyen gönlüm soruyor.<br />
583. Kaybolan asıgı nerede aramalı<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1221)<br />
• Eger bir asık kaybolursa onu sevgilinin yanında arayın! Eger asık bir seyden ürker, saklanırsa, onu sevgilinin<br />
mahallesinde arayınız.<br />
• Eger bu canımın bülbülü ansızın bu bedenden uçup giderse, onu dikenlerden sormayınız, onu o gül bahçesinde<br />
arayınız.<br />
• Eger onun askının hastası bu meclisten kaybolursa, onu fettan güzelin nergis gözlerinde arayınız.<br />
• Sarhos gönül günün birinde o siseyi tasa vurur parçalarsa, o zaman meyhaneye gidin, onu meyhaneciden arayın,<br />
sorun!<br />
• Aklınızı basınıza alın, kaybolan asıgı simsekler çaktıran, yıldırımlar yagdıran, aman vermeyen günesin kucagında<br />
arayınız!<br />
• Eger bir hırsız duvara bir delik deler de asıgın varını yogunu çalarsa; siz o hırsızı, o kurnaz sevgilinin misk gibi kokan<br />
simsiyah saçları arasında arayınız!<br />
• Ben, o sevgilinin nerede oldugunu, gönül diyarında bir pîrden sordum. Pîr parmagı ile beni isaret ederek; "Onu sırlar<br />
içinde arayınız!" dedi.<br />
• Ben o pîre dedim ki: "Allah´a yemin ederim ki, isaret ettiginiz sırlar sizsiniz!" Pîr; "Evet" dedi, "încilerle dolu deniz<br />
benim, onu engin denizlerde arayınız!"<br />
• Müslümanlar! 0 ne güzel bir incidir ki, nurları ile denizleri dolduruyor. Siz onu o nurlarda arayınız!<br />
584. Yasayan kisiler kimlerdir Hakk´ın askı ile ölen kisilerdir.<br />
Mef´ulü,Mefa´ilün,Fe´ülün<br />
(cIII,1242)<br />
• Dünyada bütün nefsanî isteklerden kurtulma, hiç bir seye aldırmama, duygusuz, bayagı insanların sapık yolu mudur<br />
Asla asla! Her iki dünya da bu yola düsenlerin, sehvanî duygulara sırt çevirenlerin kurbanı olsun, kölesi olsun.<br />
"Biz dünyada zevk için yasıyoruz." diyen Epicure (341-370) milattan asırlarca önce bu fikri ortaya atarak "Zevkiye<br />
mezhebi´ni kurmustur. Bir çoklarının sandıgı gibi Epicure veya Epikoros "Hayatın gayesi zevkdir." dedigi zaman, ye iç<br />
eglen, canının istedigi herseyi yap demek istememistir. Bizim Ziya Pasa´mızın dedigi gibi:<br />
"Rç bade, güzel sev var ise akl u suurun,<br />
Dünya varmıs ya ki yokmus ne umurun!"<br />
(Aklın varsa, içki iç, güzelleri dost edin, dünya varmıs, yokmus diye ilgilenme. Sen gönlünün istedigi gibi yasamaya<br />
bak.) görüsünü benimsememistir. Çünkü bizim zevk adını verdigimiz sey, bedenimize ait nefsani isteklerden asıl yasayıs,<br />
zevk ve safayı terk etmek, nefsini ayak altına alarak ruhen temiz kalmaktır. Nitekim Epicure; "Bu hayatın gayesi zevktir."<br />
dedigi halde, kendisi bir bahçe içinde bir kulübede yasıyor. Tam bir dervis gibi bütün isteklerden kurtulmustu. Bu sekilde<br />
nefsanî ve sehevanî isteklerden kendini kurtararak manevî zevki buluyordu. Namık Kemal merhum da bir beytinde:<br />
"Kimi vicdana dokundu, kimi cism ü cana<br />
Zevk namıyla ne yaptımsa pisman oldum"<br />
demisti. Fuzulî merhum da<br />
"Bütün emelleri gönlünden eylemis ib´ad<br />
Ne verseler ana sakir ne kılsalar ana sad"<br />
(Bütün istekleri gönlünden uzaklastırmıs, ne verseler ona sükrediyor, ne kötülük yapsalar Hakk´tan bilerek ondan<br />
memnun oluyor.) demisti. Alman mütefekkiri Fichte (1782-1814):<br />
"Bu dünyada da öteki dünyada da zevk için yasayan kisiler, en kötü insanlardır." diye yazmıstır. Mevlana bu konuyu<br />
bir beyitte ne güzel hülasa etmis.<br />
*Ey dünyayı görüp de canı görmeyen kisi! Sunu bil ki dünya fanîdir ve bir nefesten ibarettir!<br />
*Dünya dedigin bir yıgın tozdur. Havaya yükseliyor, bu tozun içinde süpürge de kirlenmis, süpüren de!<br />
*Zavallı insan öldügün, hashas gibi kırılıp döküldügün gün, bu hayat mesgalesi, bu didinip durmalar neymis görürsün,<br />
anlarsın.<br />
" Mevlana´nın bu gazeli bendenize, Tanzimat Edebiyatı öncülerinden Pertev Pasa´nın Jean Jack Rousseau´dan tercüme<br />
ettigi "Ruhun ölümsüzlügü" adındaki su manzumeyi hatırlattı:<br />
"Hab-ı pür-ıztıraptır bu hayat<br />
Dogmusuz ölmek üzere va hayfa<br />
Var ise zerre zerre zevkiyat<br />
Onu da kahr-ı dehr eder ifna<br />
Gideriz böyle cehl ü gafletle<br />
Ka´r-ı girdab-ı mevte hasretle<br />
Türlii mihnetle, bin mesekkatle<br />
Mahv ü kemnam eder bizi dünya<br />
Bizse seyreyleyip bu bünyadı<br />
Aranz tarhına nedir badi<br />
Haliki, halkı sırr-ı icadı<br />
Cümleyi bilmek isteriz hala<br />
Sıyrıhp ruh zulmet-i tenden<br />
Süzülüp eyledikte azm-i vatan<br />
0 zaman hallolur bu süphe ve zan<br />
Bilinir hasılı nedir mana" (Bu hayat ıztıraplarla dolu bir rüya gibidir. Ne yazık ki biz ölmek için dünyaya gelmisiz. Yani<br />
anamızdan dogdugumuz andan itibaren ölüme dogru gideriz. Dünyada az da olsa zevkler vardır, fakat o zevkleri dünyanın<br />
kahrı burnumuzdan getirir. Bizler hayat yollarında bilgisizlikle, gafletle, hasretle ölüm girdabının derinliklerinde kaybolur<br />
gideriz. Akla gelmez çesitli mihnetlerle, bin türlü mesekkatle dünya bizi mahveder, geçer gideriz. Adımız bile anılmaz olur.<br />
Halbuki bizler ölümü düsünmeden, kainatın nasıl yaratıldıgına dair sebepler ararız. Yaratıcıyı, yaratılmısları, yaratılmanın<br />
sırlarını arar dururuz. Biz kendi halimize bakmadan her seyi bilmek isteriz. Fakat ruhumuz beden karanlıklarından sıyrılarak<br />
geldigi yere ruh alemine kendi asıl vatanına gidince, o zaman süphelerden ve zanlardan kurtulur. Hayatın ne oldugu belli<br />
olur.)<br />
• Su hem gizli, hem apaçık olan meydanda bulunan ask, ne kadar kan dökücüdür, ne kadar zalimdir<br />
• Onun eliyle öldürüldügün gün, yasamaya kavusacaksın. Yasayan kisiler kimlerdir; ask yüzünden ölen kisiler!<br />
"Hallac-ı Mansur "Muhakkak ki ölümümde hayat vardır." demisti.<br />
• Askın gizli kalmasına imkan yok! Asık olanın bütün sırlan meydandadır.<br />
• Ask yoksa, zevk veren güzellik de yoktur! Bu ne güzelliktir; bu güzelligi alkıslayınız!<br />
585. Bülbüle seslenis.<br />
Mef´ulü, Mefa´îliln, Mefulii, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1232)<br />
• Ey bülbül! Sabah sarabı içme zamanı geldi. Zühre yıldızı ile beraber sarkılar söyleyerek, gel sarhosların arasına gir!<br />
• Nerede bir mahrem varsa hemen onu uyandır, sevgiye mahrem olmayanları, sevgiden anlamayanları sakın güzel,<br />
tesirli sesinle uyandırma! Bırak o ham kisiler, o duygusuzlar mahsere kadar uyuyakalsınlar!<br />
• Gönlün kulagına sevgiye dair, remizli sözleri yavas yavas söyle de küfür bile îmana gelsin, yüzlerce iman incisi<br />
ortaya dökülsün.<br />
• Gökyüzünde padisahın askından ansızın bir simsek çakar. 0 simsek yüzünden aya bir ates düser.<br />
586. Meleklerin bile mahrem olamadıkları o cemal, o güzellik,<br />
insanlara meyletmezse yeridir.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. III, 1251)<br />
*Dudakları sekerin degerini düsürürse sasmamalı, yüzü taze gülü begenmezse haklıdır.<br />
*Bütün alem akıl padisahının kuludur, kölesidir. Fakat akıl padisahı da o güzele hizmet etmek için karsısında el pençe<br />
divan durursa yerindedir.<br />
*Gece zencisine kılıç çeken günes padisahı, onun varlıgını korumakta siper olursa dogrudur.<br />
*Meleklerin bile mahrem olamadıkları o güzellik, insanlara meyletmezse, insanları özlemezse yeridir.<br />
*însan meleklerin yüksek is ve güçlerini yapmaz. Yapmıs olsa hepsinin uhdesinden gelmek gücündedir.<br />
*Ben bu gibi sözleri sayıp dururken, gökten söyle bir ses duydum: "Bunlardan, bu sözlerden vazgeç ki yerine daha<br />
baska bir sey gelsin!"<br />
587. Gönül onun derdinden ne zevklere dalmıstır.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilatiin, Fe´ilün<br />
(c. III, 1253)<br />
• Günlük halimiz; yaptıgımız iyilikler, kötülükler, padisaha gizli degildir. Nefis bas kaldırırsa onu kulagından tutar da<br />
sürüye sürüye çeker.<br />
• Can da, gönül de, gönlün aslı da bize O´nun bir lütfudur. Eger 0 cana da, gönüle de can vermese, onlara baska kimin<br />
yardımı gelebilir<br />
• Gönül O´nun derdinden ne zevklere dalmıstır! Ne hosluklar elde etmistir! O´nun sayısız keremini, bagısını sayıp<br />
dökmeye kalkma!<br />
• Allah´ın askının gamı, hangi kervanın önünü vurmussa, o kervan iki dünyanın da dile gelmez, söze sıgmaz karını elde<br />
etmistir.<br />
• O´nun ebedî hayat, ölümsüz yasayıs gerdanlıgı ile sereflendigun günden beri, ölüm melegi Azrail gönlümden ümit<br />
kesti.<br />
• Süsen, O´nun lütfundan dil oldu da, O´nu örmeye basladı. Selvi, hürriyeti O´ndan elde etti. Çünkü boyunu bosunu<br />
ona 0 bagısladı.<br />
• Bülbül durmadan O´nu över durur. Çünkü bülbüle dili 0 ögretti. Gül O´nun yüzünden elbisesini yırtar. Çünkü gülün<br />
yanagına o güzel rengi 0 verdi.<br />
• Kim bu topraga ümit tohumu ektiyse, O´nun bahar keremi ona, bire karsı yüz bagıslamıstır.<br />
• Günes, her aksam O´na secde eder. Bu secde yüzünden 0 padisahtan, ne ziyan gördü, ziyan görmek söyle dursun,<br />
onun bedeni can bulmustur.<br />
• Günes, her aksam O´na secde ederek batar gider. Yorgun, hasta, perisan bir halde batıp giden günese, seher<br />
vaktinde öyle genç ve parlak bir yüz bagıslar, gökyüzü, ay ve yıldızlar haset ederler de hasetlerinden ölürler, kaybolup<br />
giderler.<br />
• Kim bugün bu dünyada nefsanî arzularını, sehvetini gönülden söker atarsa, her vazgeçtigi, özlem duydugu, nefsanî<br />
isteklerinin, arzularının her biri, mezarında ona bir huri olur, es dost kesilir.<br />
• Kim azgınlık yolunda at kosturursa, at ona çifteler atar, o çiftelerden perisan olur, gider.<br />
• Sen su gazeli yarıda bırak da ezel alemini düsün, o güzelliklere hayran ol, sasır kal! Hiç bir seye ihtiyacı olmayan,<br />
onları tamamlasın, hissettirsin.<br />
588. Su dünyada gördügümüz güzeller, gönülde güzeli gizleyen perdedeki resimlerdir.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatıin, Fa´ilat<br />
(c. III, 1244)<br />
• Ey Senayi; gelmiyorsan, git kendi isinle ugras! Dünyada herkesin bir isi vardır. Sen kendi isinle oyalan!<br />
*Su kervanda bulunanların her biri kendi malını, kendi esyasını, parasını pulunu çalmak için yol keser. Sen kervandan<br />
geri kal da kendi yükünün basında bulun! Yani onun bunun malını çalan zorbalar kendi ibadetlerinin, iyiliklerinin sevabını<br />
itmekte, günaha girmektedirler. Kervandan geri kalan, günaha girmedigi için kazançlıdır.<br />
*Bunlar geçici güzellik verirler de geçici ask alırlar. Sen su iki kuru ırmagı geç de kendi kendinin ırmagı ol!<br />
*Bu dostlar, insanın elinden tutarlar da çeke çeke yokluga kadar götürürler. Onlardan elini çek de kendi kendinin elini<br />
tut, kendinle yetin!<br />
*Su dünyada gördügümüz güzeller, gönüldeki güzeli gizleyen perdedeki esimlerdir. Perdeyi kaldır, içeri gir de,<br />
sevgilinle bas basa kal!<br />
*Sen kendi güzelligin ile kal, güzelles, güzel seyler düsün! îki alemden de vazgeç, kendi aleminde ol!<br />
• Yürü, benligi artıran sarapla mest olma, aklını basına al da, o tertemiz yüzü görmeye çalıs!<br />
589. Dirilik seni görse ölmez, ebedî olarak diri kalır.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1243)<br />
• îçeri gir ey nesenin aslının aslı! Neselen, sevin ey ab-ı hayatın ab-ı hayatı! îçeriye ak, neselen, sevin!<br />
• Dirilik seni görse ölmez, ebedî olarak diri kalır. Ölü bile seni görse, senin can oldugunu anlar, neselen, sevin!<br />
• Böylece sen o ebedî sarabı her an bize sun da, elden çıkalım, kendimizden geçelim. Bundan ötesini artık sen bilirsin,<br />
neselen, sevin!<br />
• Hem arkadassın, hem nazik ve nazeninsin, hem bize ısıksın, hem sarapsın, hem cihansın, hem gizlisin, hem<br />
meydandasın, neselen, sevin!<br />
• Zaman zaman bize ötelerden, o cihandan hediyeler getiriyorsun. Getir, getir; pek hos seyler getiriyorsun, neselen,<br />
sevin!<br />
• Ask sarabıyla mest olmusların canları; varlarını yoklarını senin tarafına çekrnedeler; çek onları, pek hos çekiyorsun,<br />
neselen, sevin!<br />
• Ey cihanı neselendiren, sevindiren! Ey yeryüzünü bastan basa defıne haline getiren! Sonunda yeryüzü sana der ki:<br />
"Ey gökyüzünün eri, neselen, sevin!"<br />
590. Sen yol almayı bırakırsan, canın yol almaya baslar.<br />
0 zaman onun canından sana rahmetler gelir.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatiin, Mefulü,<br />
(c. III, 1266)<br />
• Nisansız, izi belli olmayan bir ruh var. Biz onun izine düsmüsüz, eserlerine dalmısız. 0 mekanı olmayan bir ruhtur.<br />
Fakat basımızdan ayagımıza kadar her birimiz onun mekanı olmustur.<br />
• Onu bulmak istiyorsan, bir an için olsun onu arama! Bilmek istiyorsan bir an için olsun onu bilme!<br />
• Onu gizli gizli ararsan, apaçık meydanda olusundan uzaksın. Apaçık görüldügünden senin haberin yoktur. Onu<br />
apaçık olarak ararsan, bu sefer de onun gizliligini göremezsin, perde altında kalırsın.<br />
• Kesin bir burhan, bir delil elde eder de apaçık aramaktan, gizli aramaktan kurtulursan, o zaman ayaklarını uzat,<br />
emanını elde ederek uyu!<br />
• Sen yol yürümeyi bırakırsan, canın yol almaya baslar. 0 zaman onun canından, onun ruhundan sana ne rahmetler<br />
gelir, ne rahmetler!<br />
• Ey canımı hapseden aziz yarlık, ne zamana kadar dizginlerini kısacaksın Atını onun dünyasına sür, beni ona<br />
kavustur!<br />
• Bedenin körlügünü bil de, hırsa kapılmadan ayagını iyi bas! Çünkü beden, hırsı yüzünden ona tercüman olamaz.<br />
• Görgüsüz ve basit insanlar gibi ne zamana kadar bir iki lokma ekmek için cosup duracaksın Ne zamana kadar, onun<br />
kılıcını yiyeceksin<br />
591. Ben ölümden ebedî zevk ve safaya ulasacagımı haber aldım.<br />
Allah ölümü ebedî ömür peygamberi yapmıs, onunla ölümsüzlügü müjdeliyor.<br />
Mefa´îliin, Fe´ilatün, Mefa´îliin, Fa´îlün<br />
(c. III, 1284)<br />
• Basını kaldır da bak! Haydi zevk ve safa meclisine varalım. Bedensiz can gibi bir an olsun zevk ve safanın kucagına<br />
kavusalım. Onunla kucaklasalım.<br />
• Ben ölümden ebedî zevke, ebedî ömre ulasacagımı haber aldım. Cenab-ı Hakk´ın lütfuna bakınız ki, ölümü ebedî<br />
ömür peygamberi yapmıs, onunla ölümsüzlügü müjdeliyor.<br />
• Varlıgımızın göbegini ebedî zevk ve safa ile kestiler. Biz zevk ve safa anasından bayram günü dogduk.<br />
• însanların pesinde kostukları zevk ve safa nedir, diye bana sor, söyleyeyim:<br />
"Zevk ve safa su dünyadaki zevk ve safayı terk etmektir. Aslında su dünyada çekici, hos bir sekle bürünerek karsımıza<br />
çıkan zevk ve safa, gelecek zevkin, gelecek safanın kapısının ancak dıs halkasıdır."<br />
• Ötelerde su gördügümüz hayat perdesinin ardında temiz rühlar zevk ve safadadır. Nefsanî isteklere kapılarak su<br />
dünyada arzu ettigimiz zevk ve safa, onların zevk ve safalarının gölgeleridir.<br />
• Aklını basına al da, altına benzeyen varlıgını gerçek, ebedî zevk ve safaya ver, gama, kedere verme! Manevî zevk ve<br />
safaya layık olmayan altının toprak basına olsun!<br />
• Dur! Su gök neden dönüp duruyor, sana söyleyeyim: Onu zevk, safa yıldızının parıltısı döndürüyor.<br />
• Dur! Deniz neden dalgalanıyor, köpürüyor, cosuyor sana söyleyeyim: Onu zevk ve safa incisinin nuru oynatıyor da<br />
ondan!<br />
• Su yeryüzü, toprak neden hüriler, gılmanlar doguruyor, sana söyleyeyim:<br />
Ona zevk ve safa anberinden kopup gelen rüzgar cennet kokuları verdi de ondan!<br />
• Dur, dur! neden eser eser, gelir geçer sana söyleyeyim: Zevk ve safa defterine yaprak yaprak, fakat çabucak<br />
gelmeni ister de ondan!<br />
• Dur! Gece neden siyah perdeler geriyor, sana söyleyeyim: Ötelerde dügün var, demek var! Zevk ve safa çarsafına<br />
sarıl da dügüne gel, demek ister de ondan!<br />
* Sana besin de, dördün de, yedinin de sırrını söylerdim ama, zevk ve safa tavlasında bir iki oyunla yenildim de bu<br />
yüzden söyleyemiyorum, susuyorum.<br />
"Bu gazelde Hz. Mevlana, milattan asırlarca önce gelen Epikoros(341-370)´un felsefî görüslerini hos bir ifade ile hülasa<br />
etmistir. Bilindigi gibi Epikoros, "Rnsanlar dünyada zevk ve safa için yasarlar" görüsünü benimseyen "Zevkiyyeci doktirini"ni<br />
ortaya atmıstı. Epikoros bütün dünyevî zevklerden kendisini mahrum ederek manevî zevki duymus, gelip geçici fanî<br />
zevklere sırtını çevirmis bir bahçe içinde, bir kulübede yasayarak nefsine hakim olma serefine ermistir."<br />
592. Hz. Süleyman gönül gözüyle, can gözüyle gördü de,<br />
bu yüzden bütün kusların dillerini bildi.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. III, 1281)<br />
* Düsünce hüdhüdlerinden mademki onun nisanı, izi, belirtisi göründü; artık Süleyman´ın mülkü benimdir!<br />
"Neml Suresi, 27/20. ayete isaret var.<br />
* Hz. Süleyman´ın yüksek tahtının yerini peri ile dev bilmezler. Çünkü onun ahtı gözdür, bakıstır. Dünyası ise basiret,<br />
gönül gözü ile görüstür.<br />
* Çünkü o, gönül gözüyle, can gözüyle görür de bu yüzden bütün kusların dillerini bilir. Fakat hiç bir kus onun diline<br />
yol bulamaz. Hiç bir kus kendi anlayısı ile onun dilini bilemez.<br />
* Onu ancak rindlerin arasında görebilirsin. Çünkü ask araya girer, onu alır, rindlerin arasına sokar.<br />
* Ötelerden uçup gelen gönül onun okudur. Yoksa onun çok güçlü olan ayını hangi yigit çekebilir<br />
• Askının sakîsi kime sarap sunduysa, kim o sakînin elinden sarap içtiyse, sen yine ona o sarabı sun, kadehi doldur,<br />
ver!<br />
593. Kimi eksi suratlı görürsen, bil ki o ask atesinden kaçmıstır.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. 111, 1274)<br />
• Ey hoca! Neden yüzünü eksitmissin Sen bu seker ülkesinden, bu tatlılıklar diyarından git, burada herkes<br />
güleryüzlüdür. Burada kimse eksi suratlı degildir.<br />
• Ezel alemindeki gönül ülkesindeki tattan, seker bile utanır. Sen böyle kasın asık, çehren eksi nereden geldin Belli ki<br />
sen ötelerden, o nese ´diyarından gelmemissin.<br />
• Dudu kusları yani ermisler, gökyüzünde sekerler yemedeler. Sen niçin göklere uçmazsın, niçin bu kirli dünyada<br />
sürünür durursun Niçin suratını asmıssın Yüceleri, geldigin yerleri hiç düsünmez misin Yoksa oraları inkar mı ediyorsun<br />
• Seher vaktinde sarap içen, yani seher vaktini ibadetle geçiren, gündüz arslan avlar. Yani manen güçlü oldugu için<br />
hayatın zorluklarını yener. Fakat ayran içen kimsenin, yani dinî ve insanî vazifesini yapmayan kisinin bu dünyada da suratı<br />
asıktır, yarın ahirette de.<br />
• îman sahibi de, iman da, din de zevklidir, tatlıdır. Helva tablasının eksi oldugunu sen nerede gördün<br />
• Bu eksiligin hepsi cinsi cinsine gider. Eksi, eksi ile birlikte gider oldugundan ötürü, eksilik de senin önünde ve<br />
yüzünde toplanmıstır.<br />
• îlahî günesin ısıgı ile, sıcaklıgı ile olgunlasmayan meyve, seker kamısı bile olsa eksidir.<br />
• Ask günesinin yakısına sabır gerektir. Sabret, su uygunsuz hallerine, eksi davranıslarına bak da bir iki gün sabret,<br />
olgunlas, pis!<br />
• Kimi eksi suratlı görüsen bil ki o, ask atesinden kaçmıstır. Hep gölge içinde kalan koruk, salkım, bastanbasa eksidir.<br />
594. Vuslat sabahı gelinceye kadar, karanlık geceyi kucakla!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1241)<br />
• Her kulaga gitmesin, ham adamlar duymasın diye, biz geceleri susarak inleriz, dilsiz, dudaksız feryad ederiz.<br />
• Her ham kisinin burnuna kokusu gitmesin diye vefa tenceresinin kapagını örtüyoruz.<br />
• Gece oldu, halkın coskunlugu durdu. Kalk simdi coskunluga baslamak sırası bizimdir.<br />
• Bir müddet çalgı dinledik. Simdi de kendinden geçen canın çalgısını dinleyelim.<br />
• Can arslanını avladı da, tavsan avından bezdi, usandı.<br />
• Serden kaç, geceye dost olmaya bak! Çünkü gecenin örtüsünü gecenin basına örterler.<br />
• Vuslat sabahı gelinceye kadar, karanlık geceyi kucakla!<br />
* Uyku nedir bilmeyen sevgilinin yüzünü hayal ettikçe, uykuyu unuttuk.<br />
* Gece nedir; maksat yüzünün örtüsü! 0 yüze rahmetler, aferinler.<br />
595. Sana susamıs kisiye kim su verebilir<br />
Fe´ülün, Fe´ulün, Fe´ülün, Fe´ul<br />
(c. III, 1289)<br />
• Senin askınla yanıp tutusan kisinin devası ne olabilir Sana susamıs kisiye kim su verebilir<br />
• Seni seven hastalanır da çarsıda, pazarda dolasır. Sekerler çigneyerek senin dükkanını arar durur.<br />
• Bag sensin, gül bahçesi sensin, parlak gündüz de sensin. Gönlünü demir gibi katılastırma, yüzünü görmekten bizi<br />
mahrum etme!<br />
• Dertlerle, feryadlarla, mihnetlerle, horluklarla ne vakte kadar bizi sarayının dısında bekleteceksin.<br />
• Ey ay! Sen gölgeni onun bası üstünden çekersen hümanın gölgesinden ona ne fayda vardır, ne de rahat!<br />
• Bir an cemalini ve celalini görmezse canı da elemlere ugrar, dünyadan usanır, oturdugu yeri de elemler kaplar.<br />
• Dünya onun güzelligi yüzünden cennete döner, çayırlar, çimenler dilsiz dudaksız onu överler.<br />
• înciler bagıslayan kimdir Onun denize benzeyen eli, avucu.. Cana canlar katan kimdir Yanagı, yüzü..<br />
• Dünya senin gölgendir. Sen yürüyünce o da yürür. Var olusu da senin nurundandır, yok olusu da!<br />
• Edep yolunu tutayım, iki dudagımı da kapayayım da sırlar açan dudakları söze gelsin. Artık o söylesin<br />
596. Ask Allah´ın Burak´ıdır. Onu yukarılara dogru kostur!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatiin, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. III, 1283)<br />
• Asıga onun sırlar aleminden söyle bir ses geldi: "Ask Allah´ın Burak´ıdır. Onu yukarılara dogru kostur!"<br />
• Allah kutlu etsin, yeryüzünde toprakta yasayanlara nasıl bir rüzgar esti ki, onun nazındaki atesten bile su gibi<br />
lütuflar cosup fıskırmada<br />
• Dünyada ay´dan balıga kadar ne varsa her sey Hakk´ın doganının pençesine düsmüsün askıyla birer güvercin oldu.<br />
• Asıkların çehreleri kuyumcuların askından ve elindeki maharetin zevkinden altın rengine ve basılmıs sikkelere döndü.<br />
• Nefsanî istekleri tozduran o havada gönül kusu acaba bizden ne gördü Neden böyle uçup duruyor<br />
• Söyleme, kıskançlık her an elini ısırıyor da: "Sevgiliden utanacagına onun isvesinden, edasından, askından utan."<br />
diyor.<br />
597. O´nun derdini tanıyan deva istemez.<br />
Mefa´îliin, Fe´ilatiin, Mefa´îlün, Fa´îliin<br />
(c. III, 1287)<br />
*O´nun begenmesi, övmesi de, kusur görmesi, hatta sövmesi de baskasının degil benim olsun. Çünkü O´nun her iki<br />
hali de; olgunu da, hamı da benim için ab-ı hayattır.<br />
*Sarabının mahmurlugu mu daha hos, mestlik verisi mi Ne olursa olsun canlarımız ebediyyen O´nun sarabının kadehi<br />
olsun.<br />
*Ben O´nun sitemiyle, zulmüyle öyle mestim ki sitemi ile lütfunu, adaletini ayırdedemiyorum.<br />
• Cefası, kaçıp giden canımı, yemle, tuzakla tuttu da, beni vefa kusuna arkadas etti.<br />
• Canım gitmemek için çok bahaneler buldu. Ama baht 0 bahtsızı adım adım yanına çekti.<br />
• Onun derdini tanıyan deva istemez. Gönlünde O´nu hisseden, can kulagı ile O´nun adını duyan da kendinden geçer,<br />
kendinden nisan kalmaz, iz kalmaz.<br />
"Fuzülî merhum da:<br />
"Ask derdiyle hosum el çek ilacımdan tabip,<br />
Kılma derman kim, helakim zehir-i dermanındadır."<br />
(Ey hekim´ Ben ask derdinden memnunum, hosum. Bana ilaç verme! Çünkü benim helakim , senin verecegin<br />
dermandadır.) diye yazmıs.<br />
598. Bu gördügün tamamıyla odur! Çünkü onda maddî varlık kalmamıstır.<br />
Mefa´îlün, Fe-ilatiin, Mefa´îliin, Fa´îlün<br />
(c. III, 1282)<br />
• Su gördügün tamamıyla odur. Çünkü onda maddî varlık kalmamıstır. Daha ilk dostlugunda isi bitti.<br />
• Benim ask yolunda pek harap olmus bir gönlüm var! Bir harabat ehli, bir meyhane dostu onu harap etti gitti.<br />
• Aska dedi ki: Düskün ve perisan birisini görmek istiyorsan gel, benim gönlümü gör! 0 tıpkı senin istedigin gibi bir<br />
düskündür. Gel bu düskünü, yerlere serilmis olan zavallıyı yerinden kaldır!<br />
• Ona pek yaklasma, uzaktan bak, içindeki atesin alevleri seni de yakar.<br />
• Seni ates sararsa, gözlerimin önüne gel de durumu gör! inciler saçan gözlerimden yaslar sel gibi akmaktadır.<br />
• Hz. Musa´nın asasını tasa vurarak akıttıgı kaynak suyunun örnegini bu kulun akan gözyaslarında görürsün.<br />
"Bakara Süresi 2/60. ayete isaret var."<br />
• Seslen, "Onun hasta gözleri sifalar dagıtıyor. Nerede bir hasta varsa gelsin, saglık dagıtma vakti geldi!" diye bagır!<br />
• Daga çık da nerede gönlü uykuya dalmıs biri varsa; "Onun uyanık bahtı ona görüs verecek. Geliniz, geliniz!" diye<br />
seslen!<br />
599. Beden ötelerden can sarabı içince, basına gelecek seyler de o taraftan olur.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´iiat<br />
(c. III, 1290)<br />
• Sevgilinin sövmesi zevkinden mest oldum. Allah´ım ask sarabı mı daha iyidir, yoksa kadehi mi<br />
* Onun acı sözleri, hakaretleri, sövmeleri bile insana saraptan daha fazla zevk vermede ve neselendirmededir.<br />
• Ben tuzaga yem için gitmiyorum, tuzagının muhabbetine, ızdırabına olan ıskımdan ötürü gidiyorum.<br />
• Dogulu, batılı olmayan ay yüzü ile sevgili, geceleri de gündüzler gibi aydınlatıyor, nurlandınyor.<br />
• Hz. Adem´in topragı neden akik ile dolu Tutsun da onu madenine kadar çeksin götürsün diye!<br />
• Gözün de, gönlün de incisi, Allah´ın Peygamberidir. 0 incinin getirdigi haberleri kulagına küpe yap!<br />
• Beden ötelerden can sarabı içince, burada basına gelecek seyler de aslında ötelerden olur.<br />
• Nimetleri verenin güzelligi önünde dünya nimetleri gönüle soguk geliyor.<br />
600. Gül yüzlülerin hevesine düsmüssün, ahmakça sözler söylersin.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1277)<br />
• Hocam! Sen sevgilinin huyunu, vasfını yanlıs anlamıssın. îsin sonucu hakkında gevsek bir zanna, kötü bir süpheye<br />
kapılmıssın.<br />
• Gülyüzlülerin hevesine düsmüs, ahmakça sözler söylüyorsun. Ne olurdu, bir de nar çiçegine benzeyen kendi güzel<br />
yüzünü görseydik.<br />
• Korkudan topallıyasın da yolundan kalasın diye, yol kesenler aska ölüm adını taktılar.<br />
• Bana kulak ver ki, sözümü senin kulagına küpe yapayım. îste ben kulagıma küpe ettigim sözlerden ötürü söze<br />
doydum.<br />
• Yanıma gel, ben hosum, güzelim, seni bagrıma basayım. Çünkü benim gelirim, varım yogum hep senden<br />
gelmededir.<br />
601.Ask ve akıl!<br />
Mufte´iliin, Fa´ilatü, Müfte´ilün,<br />
(c. III, 1276)<br />
• Dün sevgili kendinden geçmis, mest bir yoldan geldi. Ey tevbe edenler! Dün sevgiliyi bu halde görünce, sizin<br />
tevbelerinizi sel aldı götürdü.<br />
• Dün ask, elinde bir demir tokmakla geldi. Aklın kafasını ezdi ise ne oldu Askın yüceliginden basımız göklere erdi.<br />
• Dün yeni bir devlet belirdi de, dünya tuzagını yırttı. Sükürler olsun ki güzel ask kusu kafesinden kurtuldu.<br />
• Yedi kat göge sıgmayan, meleklerden bile gizlenen aziz varlık, dün bu kirli toprakta, yeryüzünde kendini gösterdi.<br />
• Elsiz, ayaksız olan ask, dün arslanların bile boyunlarını koparan aklı tuttu da boynunu bagladı.<br />
• Gökyüzünün sisesi, günesin alevli ısıkları ile canlandı da, gölgesi olmayan birisinin gölgesini gördü. Dün dayanamadı<br />
kırıldı.<br />
• Asıklar gibi günesin pesinde kosup duran ay, uzun bir ayrılıktan sonra dün sevgiliyi görünce gizleniverdi.<br />
602. Herkesin gönlüne gelen ask, nasıl bir atestir<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatil, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1273)<br />
• Bizim Süleyman ile aramız pek hos, devler, periler varsın olmasın! Güzelligin haddi astı. Edan, cilven olmasa ne olur<br />
• Ey ömrümün hasılı, ey benim varım, yogum! Senin sevgin gönlümün saglıgıdır. Altın gibi degerli olan canım bana<br />
yeter. Altın mühürüm varsın olmasın, ne çıkar.<br />
• Herkesin gönlüne gelen ask nasıl bir atestir Ona kul köle olmak ne kadar da güzeldir, ne kadar da hostur. Mülküm,<br />
saltanatım yokmus, olmasın ne çıkar<br />
• Sen istersen elini birdenbire isten çek, sözden vazgeç! Dudagını istersen kuru bırak, varsın ıslaklıgı hiç olmasın, ben<br />
sana minnet etmek istemiyorum.<br />
• Benim canım askın canının yüzünden bastan basa ask madeni kesildi. Ask yolunda yürüyenlere yol arkadası olan<br />
erkek de, disi de olmasa ne çıkar<br />
• Gölgen önümde, arkamda canıma yardımcıdır. Fidanın gölgesi yeter. Meyvesi yokmus, olmayıversin!<br />
603. Dün gece ben yedinci kat gökten asıkların feryadlarını duydum.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1270)<br />
• Bugünkü sarhoslugun dünküne benzemiyor. Bana inanmıyorsan sarap kasesini al, iç!<br />
• Ben sarap içmedim. Sanki saraba battım, gark oldum. Aklımı sel aldı gitti. Akıl bana; "Elveda, Allaha ısmarladık!"<br />
dedi. Ben bir daha kendime gelemedim, akıllanamadım.<br />
• Akıl da, fikir de delirdi. Dünyalara sıgmaz oldu. Dünyadan da dısarı çıktı. Üzerinde yasadıgı dünyayı da bıraktı, gitti.<br />
Tencere kaynadı, bastan çıktı, coskunluk haddi astı.<br />
• Su divane sarhos gönül, delilik bagını koparıp fırladı. Ey gönül, sarhosların dolasıp durma; yürü, sus hiçbir sey de<br />
söyleme! Çünkü bu hal anlatılamaz.<br />
• Dama çıkan gece bekçisi, seher vakti merdivenden bana söyle seslendi:<br />
"Dün gece, ben yedinci kat gökten asıkların feryadlarını, coskunluklarını duydum."<br />
• Gözünü aç da her tarafta, altı yönde de parıl parıl parlayan nuru gör! Ey gözü, kulagı keskin kisi! Gökyüzüne kulak<br />
ver! Ötelerden gelen coskunluk seslerini duy!<br />
• Canın selamlarını duy da, artık sözden kurtul! "0l !" kelamının manasına bak da sekillere kapılıp kalmaktan kendini<br />
kurtar!<br />
604. Kim asıkların gözlerinde gözbebegi olursa, o bakıs, onu insanın özüne çeker.<br />
Fe´ilatiin, Fe´ilatiin, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. III, 1252)<br />
• Eyer örtüsünü ayın köle gibi tasıdıgı o güzel sevgiliyi, belki bizim himmetimiz bahçeye dogru çeker getirir.<br />
• Canda o güç kuvvet yoktur. Onda o cüret olamaz. Ama belki de bu isi sevgilinin yardımı sayesinde yapabilir.<br />
• Ermis kisiler, varlarını yoklarını "yokluk" diyarına çekerler de "varlık" da lütfeder, onları kendine dogru çeker.<br />
• Nice canlar Yakub (a.s.) gibi daima zehirler tadarlar da sonunda can Yusufu onları tutar, seker diyarına; tatlılıklar,<br />
hosluklar yurduna çeker götürür.<br />
• Kim asıkların gözlerinde gözbebegi olursa, o bakıs onu alır, insanın özüne dogru çeker götürür.<br />
605. Sen kendi güzelligine asıksın, fakat kendinden de gizlisin.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1271)<br />
• Yine hekim hastasının kapısından içeri girdi. Elini kendisinden ayrılmıs asıgının basına koydu.<br />
• Yine o sevgili bir defa daha o garibin yanına geldi de, onun cigeri bol bol deva serbeti içti.<br />
• 0 serbeti dostun elinden kapıp içince varlıgından geçti. Bakan da, bakılan da, vahdet sakisi de hepsi bir oldu.<br />
• Onun tatlı serbetinde acılık yoktur. Olsa bile ben razıyım. Bal yiyenin arının ignesine katlanması gerek.<br />
• Bu ayrılık gecesi neden uzundur Sana söyleyeyim: 0 günes örtünmekle kendi örtülü yüzüne sıkıntı oldu da ondan.<br />
• Her güzelin kendi yüzünden, gözünden, kendi güzelliginden gafleti, haberi olmayısı bir rahmettir. Yoksa ortada<br />
görünüp duran yüzünü himmeti örtü altında gizlerdi.<br />
• Sen kendi güzelligine asıksın, fakat kendinden de gizlisin. Su çıplak bedenine bulusma elbisesi giyiver.<br />
• Ey sakî, bu siiri tamamlamamı istiyorsan, mahmur dudagıma bir söyletici sarap sun!<br />
606. Biz sekeri, sekerin özünü, seker kamıslıgından degil,<br />
kendi seker alemimizden yiyip dururuz.<br />
Müfte´iliin, Fa´ilatii, Müfte´ilün, Fa´ilat.<br />
(c. III, 1272)<br />
• Yine padisahımızın kapısına geldik. Yine can kolunu, can kanadını bir hosça açtık.<br />
• Yine mutluluk geldi, etegimizi çekti. Biz yine çadırımızı gökyüzüne kurduk.<br />
• Devin de, perinin de yüzü gözü sayemizde yüceldi, sereflendi. Can hüdhüdü döndü, Süleyman´a kavustu.<br />
• Sarhoslarımızın sakîsi bizim seker yurdumuz oldu. Can Yusufu dagınık saçlannı açtı, salıverdi.<br />
• Dün sevgili bana dedi ki: "Dünya ile aran nasıl " "Gülen bahtını gören kisi dünyada nasıl olursa, biz de öyleyiz."<br />
dedim.<br />
• Mısır´ın bile göremedigi o sekeri, sükürler olsun ki ben disimin dibinde buldum.<br />
• Biz altınsız, ihtisamsız ölü bir kisiyiz. Ordusuz, ihtisamsız büyük bir varlıgız. Sekeri, sekerin özünü, seker<br />
kamıslıgından degil, kendi seker alemimizden yiyip duruyoruz.<br />
• Sen esi bulunmaz nadir bir altınsın. Kimse cesaret edip de sana müsteri alamaz. Sen ancak o kuyumcunun isine<br />
yararsın. 0 kuyumcunun güzel eserisin. Senin bu dünya pazarında ne isin var Yürü; aslına, madenine git!<br />
607. 0 benim suyumdur, o benim ekmegimdir.<br />
Müfte´ilün, Fa´, Müfte´ilün, Fa´<br />
(c. 111, 1280)<br />
• 0 benim canımdır, onu yanımdan almayın. 0 benimdir, onu benden almayın.<br />
• 0 benim suyumdur, o benim ekmegimdir, Onun ümit bagı essizdir.<br />
• Onun gül bahçeleri, onun cennetleri, onun akar suları, onun elmalarının kırmızılıgı, onun sögüt agaçlarının yesilligi<br />
nerede vardır<br />
• 0 ayrı degildir, bitisiktir. 0 mutedildir. 0 gönlün ısıgıdır, onu bagrınıza basınız.<br />
• Kavgasından, sevdasından ötürü o burada. Ona bas çekenin, ondan yüz çevirenin basını kesiniz.<br />
• Kırmızı saraptan zevk almayanın önüne köpegin yemek çanagını koyunuz.<br />
• Avamdan, bilgisiz kisilerden birisi onu bilgili ve aydın kisi yapsın. Ham adam gelirse onu piskinlestirirsin.<br />
• Rste o hidayet sahı, o sah tarafından, sevinç tarafının müjdesini verdi.<br />
• Ab-ı hayattan zekat verdi. Ansınlar diye seker kamısından bir dal uzattı.<br />
608. 0, zamanın Nuh(a.s.)´dır. Ebedî ask da onun gemisidir.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatiin, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. III, 1250)<br />
• Tatlı gülüsü ile canı bile alsa deger. Büyülü bakısları ile imanı bile alıp götürse bir sey söylemez.<br />
• Dev ve peri orduları onun fermanına boyun egerler. Bu üstünlükle, bu güçle Hz. Süleyman´ın saltanatını bile ele<br />
geçirse yerindedir.<br />
• Onda Kenan Rli´nin Yusufuna yarasan öyle bir seref, öyle bir üstünlük var ki, yüzbinlerce mahzun gönülleri onunla<br />
canlıdır, neselidir.<br />
*Hz.Rsa vasıflı dudagı, nefesi ile ölüyü diriltir. Eger can kanatlarını açıp ;uçarsa zuhal yıldızına ulasır.<br />
O ,zamanın Nuh(a.s.)´dır. Ebedî ask onun gemisidir. Tufan bütün cihanı kaplasa bile o asıkları kurtarır.<br />
609. Bu ask yolunda Rsmail gibi kurban ol!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´uliin<br />
(c. III, 1237)<br />
* Ey dogru yolda yürüyen dost, benden bir ögüt duy; "Dervisin isi gönül kanı ile basa çıkar, gönül kanı ile elde edilir."<br />
*Bunu iyi bil ve inan ki, Allah gönlü yaralı dervisin duasını duyar, ve kabul eder,<br />
*Ne oldugu bir türlü bilinemeyen o padisahı gönlünde bulunca, zenginlestin, azdan çoktan kurtuldun demektir.<br />
*Bu ask yolunda Rsmail gibi kurban ol, sen koyun degilsen bir ermise, bir baglan! Ona gönül ver!<br />
* Sen Tebrizli Sems´in havasında yetistigin için bos yere su hamları düsünme, kendi hallerine bırak!<br />
610. Kendini baskası sanma, kendini bırakıp da gitme!<br />
Fe´ilatii, Fa´iiatün, Fe´ilatii, Fa´ilatiin<br />
(c. III, 1254)<br />
• Ey dost! Ben, senim. Sen de bensin. Kendini bırakıp da kendinden gitme! kendini baskası sanarak kapına geleni<br />
kapıdan kovma!<br />
• Gölge gibi senden hiç ayrılmayan biri varsa o da benim. Dostum, kendi hançerini kendi gölgene çekme!<br />
• Ey mana agacı! Her yana binlerce gölgen serilmis. Gölgelerini oksa. Aslından onları ayırma!<br />
• Rlahî nurunda gölgelerin hepsini gizle! Onları yok et, parlak günese benzeyen yüzünü aç, göster!<br />
• Gönül ülkesi, senin iki gönüllülügün yüzünden perisan olmus, çık, tahtına kendi minberinden ayak çekme!<br />
• "Akıl tacdır." Hz. Ali temsil yolu ile böyle buyurmustur. Sen de kendi için ile, kendi özün ile taca bir baska güzellik<br />
ver, yeni bir parlaklık bagısla!<br />
611. Ey dost! Bana pek yaklasma, ask atesinin alevleri seni de yakmasın!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
c. III, 1282)<br />
• Bu maddî varlıgımızın, bu vücudumuzun eserleri fanidir. Fakat bu varlıgımızın ötesinde bulunan ruhumuz, manevî<br />
varlıgımız tamamıyla ondan ibarettir. Ezelde onun askıyla içilen ilk kadehle is tamamlandı.<br />
• Benim ask yolunda harap olmus bir gönlüm var. Ask meyhanesine çok baglı olusu, onu birden yıktı, harabın harabı<br />
etti.<br />
• Aska dedi ki: Sana gönül vermis, sevginle yıkılmıs, harap olmus birini istiyorsan, istedigin asık düsmüs, yerlere<br />
serilmistir. Gel elinden tut, kaldır!<br />
• Senin askınla yıkılmıs bu zavallıya sakın pek yakın gelme, onu uzaktan seyret! Çünkü korkuyorum ki içindeki atesin<br />
alevleri seni de yakmasın.<br />
• Eger onun atesi seni tutusturursa, o zaman sen gözlerimin önüne gel, inciler saçan gözlerimden seller gibi yaslar<br />
akmadadır. Göz yaslarım, senin atesini söndürebilir.<br />
• Seslen, onun hasta gözleri sifalar veriyor; "Nerede bir hasta varsa gelsin, sıhhat, saglık zamanı geldi." diye bagır.<br />
• Daglara çık ve nerede gönlü uyumus kalmıs birisini görürsen, askın uyanık bahtının gönlü uykuda olan herkese<br />
görüs, bilis lütfedecegini haber ver, onlara; "Gelin gelin!" diye seslen!<br />
• "Allah´ın gögsünü Islama açtıgı kimse Rabbinden bir nur almadı mı " ayetinin nuru öyle bir mumdan gelir ki o<br />
mumun nurlarının parıltısı iki dünyaya da sıgmaz.<br />
"Zümer Süresi 39/22."<br />
612. Dünyada herkes bir Leyla´ya Mecnun olmustur.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1247)<br />
• Ariflerin sevgilileri de, manevî aydınlıkları da gönüllerinin dısında degildir. Onlar üzüm suyundan yapılmıs sarabı<br />
içmezler, onlar mana sarabını kendi damarlarında dolasan kanda bulurlar.<br />
• Dünyada herkes bir Leyla´ya Mecnun olmustur. Ariflerin her an Leyla´ları da kendileridir, Mecnun´ları da!<br />
• Sen eger "benlik Firavunu"nu "beden Mısır´ından (beden sehrinden) dısarı atabilirsen, gönül evinde Musa´nı da<br />
görürsün, Harun´unu da!<br />
• Sarabı gamlılar, kederliler içer. Bizim gönlümüzse insana nese veren saraptan da daha neseli, daha hos! Ey sakî!<br />
Sen git de o sarhosluk veren nesneni gam mahpuslarına sun!<br />
• Bizim kanımız gama haramdır. Yani gam bize dis geçiremez, kanımızı dökemez. Fakat gamın kanını dökmek bize<br />
helaldir. Biz askımızla gamı yok ederiz. Bu sebepledir ki, çevremizde dönüp dolasan gam, bize bir sey yapamaz da kendi<br />
kanına girer.<br />
• Ben ölüler gibi dirilip kalkmak için sürun üfürülmesini beklemiyorum. Ask bana her an üfürüp yeni bir can<br />
bagıslamadadır.<br />
613. Mana zevki ve safası meclisine varalım.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îliin, Fa´îliin<br />
(c. III, 1284)<br />
• Kalk mana zevki ve safası meclisine varalım! Bir an için olsun bedensiz can gibi zevk ve safanın kucagına kavusalım!<br />
• Ben kendi ölümümden, ebedî zevke, ebedî ömre ulasacagımı haber aldım. 0 ne kudretli, ne büyük bir yaratıcıdır ki:<br />
"Ölümü ebedî ömür peygamberi yapmıs da, onunla bizlere sonsuz hayatı müjdeliyor. Biz fanî varlıklar degiliz.<br />
• Bizim varlıgımızın göbegini sonsuz yasayıs adıyla kestiler. Biz manevî zevk ve safa anasından bayram günü dogduk.<br />
• "Mana zevk ve safası nedir " diye sen bize sor! Insanların pesinde kostukları, unutmak için herseyi göze aldıkları<br />
maddî ve cismanî zevkler. Bu sekle bürünmüs zevk ve safa, gerçek safanın ve zevkin kapısının dıs halkasıdır. Mana zevkini<br />
terk etmenin ne büyük bir kayıp oldugunu hesap et!<br />
• Su dünya zevkleri dedigimiz seyler, gerçek zevklerin, manevî safaların canlarının perdeye vurmus gölgeleri gibidir.<br />
Birer hayal olan zevk ve perdesindeki sekiller, o yüzden görünmededirler.<br />
• Altın gibi çok degerli olan varlıgını su manevî zevk ve safaya ver! Gama, kedere verme! Zevke ve safaya layık<br />
olmayan altının toprak basına!<br />
• Gökyüzü neden dönüp duruyor Nedenini sana söyleyeyim: "Onu zevk ve safa yıldızının parıltısı döndürmektedir."<br />
• Deniz neden dalgalanıyor Neden köpürüp duruyor Neden hırçınlasıyor Sebebini sana söyleyeyim: "Onu zevk ve<br />
safa incisinin parıltısı oynatıyor, costuruyor."<br />
• Toprak, su yeryüzü, neden huriler, gılmanlar dogurdu; sana söyleyeyim: Ona zevk ve safa anberinden kopup<br />
gelen rüzgar, cennet kokuları verdi de ondan!<br />
• Rüzgar neden eser eser, gelip geçer; sana söyleyeyim: Zevk ve safa defterine yaprak yaprak, fakat çabucak gelmeni<br />
ister de ondan!<br />
614. Karanlık gece benim geceligi bırakır,gördügüm rüyayı görseydi,<br />
geceligi bırakır gündüz olurdu<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün ,Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. III,1222)<br />
• 0 hocanın gönlünde ne var ki; yüzü parıl parıl parlıyor, içindeki yüzünden görünüyor Ne içmis ki nergis gözleri<br />
süzülüp kapanıyor<br />
• Böyle denizde dile gelen, söyleyen inciden baska ne olabilir Gökyüzü incilerle dolu olan bu maddî denize aksetmis<br />
de o yüzden rengi güzellesmis, parlamıs.<br />
• Kendi dervisligimle yola düsmüs isime gidiyorum. Ansızın o hoca karsıma çıktı. Onun sarıgının büklümünü gördüm.<br />
• Ben usta bir kusum, ama o hocanın güzelliginin tuzagına düstüm. Gönlürnü, gözümü ona verdim, onun bir esiri, bir<br />
düskünü oldum.<br />
• Onun kasları tekbir getirmeye basladı. Gözleri gönlüme ok attı. Böylece takdir oku ile beni yaraladı. Bir anda ona<br />
tutuldum, onun kulu kölesi oldum.<br />
• Su perisan asıgın dün gece gördügü rüya gerçeklesti, iste bugün uyanık iken onu gördüm.<br />
• Su zifiri karanlık gece, benim gördügüm rüyayı görseydi, aydınlanır, öyle parlak bir hale gelirdi ki, gecelikten çıkar,<br />
gündüz olurdu.<br />
• Masallah, masallah ne de güzel bir hoca! Binlerce hoca onun yüzünün meftunu olmaya, onun ask tuzagına tutularak<br />
onun esiri olmaya deger.<br />
• Can kaydına düsen kisi, nasıl olur da dünya hocası olur Dünyaya gönül veren kisinin hocalık, efendilik hakkı olamaz.<br />
Çünkü o hür degildir, dünyanın kuludur, kölesidir.<br />
615. Gönlün hali padisaha gizli degildir.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatun, Fe´ilatü, Fe´ilün<br />
(c. III, 1253)<br />
• Gönlün hali, iyiligi, kötülügü padisaha gizli degildir. Nefis, baskaldırır, isyan ederse, kulagını tutar da, onu sürüye<br />
sürüye çeker.<br />
• Gönül, onun derdinden ne zevklere dalmıstır, ne hosluklar elde etmistir. Onun keremini, onun sayısız lutuflarını,<br />
bagıslarını hiç sayıp dökmeye kalkma!<br />
• Allah askının gamı, hangi kervanın yolunu vurdu ise, o kervan iki dünyanın da karını öylesine elde etmistir ki, dile<br />
gelmez, sözle anlatılamaz.<br />
• Susam çiçegi onun lütfundan dillendi, dile geldi de onu övmeye, onun ihsanlarını anlatmaya . Selvi azatlıgı, boy<br />
göstermeyi ondan elde etti. Çünkü ona, boyu, bosu o bagısladı.<br />
• Bülbül, durmadan hep onu över durur. Çünkü bülbüle dili o ögretti. Gül de o yaratıcının yüzünden, onun asıgı oldugu<br />
için elbisesini yırtar. Zaten gülün yanagını da o parlattı. Ona o güzel rengi o verdi.<br />
• Günes, her aksam ona secde eder. Bu secde yüzünden, o padisahtan ne ziyan görür Ziyan görmek söyle dursun,<br />
onun maddî varlıgı, bu secde, bu batıs yüzünden can bulur, ertesi gün yine dünyaya nurlar saçmaya baslar.<br />
• Günes, her aksam secdeler ederek gider, fakat seher vaktinde Allah ona öyle güzel, öyle latif bir yüz bagıslar ki,<br />
gökyüzü hasedinden ölür.<br />
• Kim, azgınlık etmez de bugün nefsanî duygusunu, sehvet arzusunu mezara gömerse, o duygu, mezarında ona bir<br />
huri olur, o karanlık lahitte ona es, dost kesilir.<br />
616. Gözümden kaçtı gitti, ama yine onu gözümle yakalayacagım.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1220)<br />
• Onu tutabilmek için baska bir tuzak kurdum, elimden kaçanı, tekrar yakalayacagım.<br />
• Ben gönülden esiri olduguma, canımı da, gönlümü de veririm. Ömrüm geçti gitti ise de gam yemem, çünkü ben<br />
onun sevgisi ile ömrümü yeni bastan elde ederim. Yeni bastan yasamaya baslarım.<br />
• Gönlüm seker gibi eridi, ciger sogudu, buz kesildi. Gözümde ona yer vermistim, o gözümden kaçtı gitti, yine onu<br />
gözümle yakalayacagım.<br />
• Ben geceleri, onun yüzünün nuru ile yol bulur, ona dogru giderim. Mahallesine gidince de onun kapısının halkasına<br />
yapısırım.<br />
• Gönlümün derdi arttıkça arttı. Yüzüm sarardı, altına döndü. Yüzümden altın toplamaya koyulursa, belki o zaman onu<br />
yakalarım.<br />
• Kemer oldumsa ne oldu Beter oldumsa ne çıkar Alt üst oldumsa ne var Alt üst olurken onu yakalarım.<br />
• Seher vaktine kadar elbette onu tutarım. Tutunca da onu seker gibi emerim. Kemerinden yakalarım, elbisesinin<br />
dügmelerini çözerim.<br />
• Nergis gözlerini uyku bürümüs. Ben de acele arkasından gideyim de daldıgı uykudan yararlanarak onu yakalayayım.<br />
617. Bir gün gönül, onun yanagının gülleri arasında yuvarlanıyordu.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îlün, Mefa´îliin<br />
(c. III, 1224)<br />
• Eger yarın mahserde, basımı, onun sevda yakasından çıkarmama imkan yoksa, gönlüm onun perisan saçları gibi<br />
darmadagın olsun.<br />
• Ey güzellik polisi! Benim canım, senin la´linden çok cevherler çaldı. Onu hırpala, onu hırpala!<br />
• Yüzünü gizledikçe, saçları perisan olsun, darmadagın olsun. Yüzünün gizli kalısı yalnız beni perisan edecek degil ya!<br />
Benim gibi niceleri perisan olmakta.<br />
• Aska düstüm, her seyimi kaybettim. Onun ask gül bahçesinin sevdası ile gül gibi elbisemi yırtacagım.<br />
• Bir gün gönül, onun yanagının gülleri arasında yuvarlanıp duruyordu. "Bu nedir Bu ne haldir " dedim. Dedi ki:<br />
"Onun ihsanına düstüm de böyle yuvarlanıp duruyorum."<br />
• Onun yanagının üstüne, perisan, zavallı halimi bildiren bir yazı yazacagım. Yanagı onu okusun. Zaten o yanak böyle<br />
yazıları okumakta pek ustadır.<br />
• Fakat onun siyah renkli saçlarından korkuyorum. Çünkü nice gönülleri o siyah Hintli kahrederek baglamıstır.<br />
• Ey gönül! Onun çehresinin çukuruna hayranlıkla bak! Oraya düsmekten korkma! Çünkü o saçlar, ipini gören her<br />
gönlün zindanı, iste böyle bir kuyudur.<br />
618. Üzüm sarabı gönül gözündeki körlügü artırır.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefülii, Mefa´îlün<br />
(c.111,1226)<br />
• Su suratını asmıs, yüzünü eksitmis dostu bir tarafa çekin de, su güler yüzlü saraptan ona bir kadeh sunun!<br />
• Belli ki o, bu saraptan içmemis de onun için suratını asmıs, yüzünü eksitmis, soguk durumda kalmıs. Ne olursa olsun<br />
siz, yine de ona bu saraptan bir kadeh sunun da pissin, olgunlassın!<br />
• Bilir misiniz, o neden sirkelesiyor, koruklasıyor Hepiniz, onun ne oldugunu, mahiyetini bilesiniz diye etrafa<br />
sogukluklar, zehirler yagdırıyor.<br />
• Üzüm sarabı gönül gözündeki körlügü artırmaktan baska bir sey yapmaz. Allah askına böyle bir sarabın yanına<br />
gitmeyin. Böyle bir sarabı yapmayın, ortaya koymayın.<br />
• 0 bu haliyle mezarda da durgun kalır. Öyle olmaması için onun agzına bir avuç ab-ı hayat dökünüz.<br />
619. Can sana dogru kosunca, yol bulması için ona bir mum ver!<br />
Mefa´îliin, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îliin<br />
(c. III, 1223)<br />
• Ey gönülleri kendine çeken güzel! Senin o iki güzel gözün, aya yakın olan iki Merih yıldızıdır. Senin Harut´un<br />
Marut´un olan iki gözünle canımı tut, Babil kuyusuna çek!<br />
• Bütün dünya güzellerinin güzelligi sende. Ey Süleyman! Sen, bu güzellik yüzügü ile bütün devleri, perileri zincirlere<br />
vur!<br />
• îhsan hazinesini cinlere de, insanlara da açmıssın. Mahrum dilenciye: "Biz sana verdik." emrini yerine getir, ver!<br />
• Can ile bedeni parlat, aydınlat! Cesedi kökünden sök, at! Gözünü dogrulara çevir! Aklı sorgula!<br />
• Dudak "Alemlerin Rabbi Allaha hamd" ayetini okuyunca, ona, dudaga manevî saraplar, mezeler ver! "Sapıkların<br />
yoluna degil" deyince ona delil göster!<br />
• Can sana dogru kosunca, yol bulması için ona bir mum ver! Senin günesini aramaya baslayınca, onu ay gibi<br />
konaklara çek!<br />
• Lutfunla, inayetinle canı kendine çek, ona kabiliyet ver! Kabil´e benzeyen nefse de hediyeler ver, elbiseler ihsan et!<br />
620. Seni aglattıgı için çenge Teşekkür et, onu öp, kucakla!<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1240)<br />
• Çalgıcımız da güzel, çengi de! Gönül onun sesini duyunca, dünya yasayısını unutuyor, harap olup gidiyor.<br />
• Çeng çalınırken, güzel sesler çıkararak aglarken onu seyret, güzelligi ne hal alıyor, beti benzi ne renge giriyor<br />
• Yasayısa doymussan, hayatın acılıklarını duyuyorsan, için daralmıssa, gözlerin yasarmıssa kalk çenge Teşekkür et!<br />
Onu öp, onu kucakla, kollarının arasına al !<br />
621. Yine mutluluk geldi, etegimizi çekti.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(Dîvan-ı Kebîr, 1272)<br />
• Yine sultanımızın kapısına geldik, yine can kanadını güzelce açtık.<br />
• Yine mutluluk, saadet geldi, bizim etegimizi çekti. Yine çadırımızı, eyvanımızı gökyüzüne kurduk.<br />
• Dün sevgili bana; "Bu vefasız dünyanın elinden nicesin " diye sordu. Gülen devletini, gülen bahtını gören nasıl olur<br />
• Mısır´ın rüyasında bile göremedigi o sekeri, sükürler olsun ki ben, disimin dibinde buldum.<br />
• Biz zengin olmadıgımız, yüksek bir mevkide bulunmadıgımız halde, çok üstün, önde gelen bir büyügüz, maiyyeti,<br />
ordusu olmayan bir padisahız. Biz kendi seker kamıslıgımızdan sekerler yemedeyiz.<br />
• Ayın dönüp dolasması ömrü törpüler, hayatı kısaltır, azaltır. Halbuki sevgilimiz kendi devrine, devranına çok uzun bir<br />
ömür ihsan etti.<br />
622. Akıl geldi, ey asık gizlen!<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1259)<br />
• Akıl geldi, ey asık gizlen! Akıldan, fikirden vay bize eyvah bize!<br />
• Ey kusur gören göz, ey düsünen akıl! Bizim toplulugumuzdan çık, git! Yahut da, utancımdan yaptıklarını görmemek<br />
için gözsüz, söylediklerini isitmemek için sagır olayım.<br />
• Ey akıl! Sen suya benziyorsun. Atesimizden uzak dur! Yahut da bizim aramıza karıs, kazanımıza gir, bizimle beraber<br />
kayna, bizimle beraber köpür, cos!<br />
• Aklının seni kırıp dökmesini, perisan etmesini istemiyorsan, akıl deryasında ölü gibi ol, onun dalgalan ile ugrasma!<br />
• Eger sen; "Ben asıgım." dersen, bil ki senin için bir çok imtihanlar vardır. Basını egme, asıkların kadehinden iç!<br />
• Benim coskunlugum, ask mesti oldugumdandır. Çeng gibi cosup köpürüyorsam da; benim bu halden haberim bile<br />
yok!<br />
• Ey Tebrizli Sems! Beni harap ettin, sen hem sakîsin, hem sarapsın, hem de sarap satan!<br />
623. Zavallı gönlüm saçlarının arasında kayboldu, gönlümü bulmak için o saçları dagıtın!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1229)<br />
• Can denizinde olan, canlar bagıslayan o saçları dagıtın. Çünkü o saçların arasında ruhlara safa veren mi´skler<br />
gizlenmistir. 0 saçları çözün, dagıtın.<br />
• Onun siyah saçlarının gerisinde yüzlerce sabah vardır. 0 saçları her an, her lahza yüzlere çözün,<br />
• Dünyaya devlet ve cennet olan saçları dagıtın, dagıtın ki onların kokusu ile canlarda gül bahçeleri açılsın.<br />
• 0 saçlar dagılınca, sarap gibi kaynar, cosar durur ve onun pek güzel olan yüzünü halktan gizler. 0 saçları çözün,<br />
dagıtın, dagıtın da o saçların hos kokusu ile sarhos olsun, sarhosca neselensin, parlasın.<br />
• Zavallı gönül onun saçlarının kıvrımları arasında kayboldu. Kaybolan gönlü bulabilmek için o saçları dagıtın, perisan<br />
edin.<br />
"Fuzulî merhum bir beytinde söyle der:<br />
"Asiyan-ı mürg-ı dil zülf-i perisanındadır.<br />
Kande olsam ey peri. gönlüm senin yanındadır."<br />
(Gönül kusunun yuvası senin dagınık, perisan saçlarının arasındadır./ Ey peri! Nerde olursam olayım, benim gönlüm<br />
senin yanındadır.)<br />
624. Senin askınla oynayan her zerre sevke gelseydi, kucagını açsaydı,<br />
günes zerrelerin kucagına sıgmazdı.<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´Olün<br />
(c. III, 1238)<br />
• Bugün, gönlün hali pek hos. Çünkü sen, dün benim gönlümün kanını içmistin.<br />
• Dün ay yüzünü göstermistin, bugünse binlerce sekle bürünüyor, gönlünü binlerce örtülerle örtüyorsun.<br />
• Gönül, o gözün önünde secdeler ediyor. Canımsa onun güzel kulagına, bir halka olmus asılmıs.<br />
• "Her an aklını basına al !" diye isaret ediyorsun. Aklı, fıkri olmayandan, akıl, fikir mi istiyorsun<br />
• Ben, senin zurnanım, benden söyle; ben sensin. Senin zurnaya üfürdügün nefesi ben vermedeyim. Cosmayacaksan<br />
cosma!<br />
• Senin korkundan arslan bile kedi gibi olmus, sabır ise fare gibi tuzaga düsmüs, gizlenmis.<br />
• Senin askınla oynayan her zerre, sevke gelseydi de kucagını açsaydı, günes, zerrelerin kucaklarına sıgmazdı.<br />
• Ey zerre! Mademki günes seni almak istiyor. Veresiye para ile olsa da kendini ona sat gitsin.<br />
625. Bizi Hakk´a yükselten sema´ merdiveni, gögün damını da asar geçer.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatiin, Mefa´îliin, Fa´îlün<br />
(c. 111, 1295)<br />
• Gel, gel ki sen cansın, sema´ın canının canısın. Gel ki, sen sema´ bahçesinin, yürüyen selvisisin.<br />
• Yüz binlerce yıldızın gönlü senin yüzünden aydınlanmıstır. Gel ki, sen sema´ gögüne dogan bir aysın.<br />
• Gel ki can da, cihan da güzel yüzüne hayrandır. Gel ki, sen sema´ aleminde, sen sasılacak bir güzelsin, esi benzeri<br />
görülmemis, aziz bir varlıksın.<br />
• Sen, sema´a girince iki dünyadan da dısarı çıkarsın, zaten bu sema´ alemi, iki alemden de dısarıdadır.<br />
• Yedinci kat gögün damı, ötelerde, pek yücelerdedir. Fakat bizi Hakk´a yükselten ´ merdiveni, gögün damını da asar<br />
geçer. Bu damdan da yücedir.<br />
• Ondan baska ne varsa ayagınızın altına alın, ayagınızı vurun, ezin. Sema´ sizindir, siz de sema´ınsınız.<br />
• Zerrelerin kucakları günes ısıgı ile dolunca, hepsi de sessiz sedasız sema´a baslarlar.<br />
• Gel ki, Sems-i Tebrîzî askın süretidir, seklidir. Zira onun askından, sema´ın agzı, dudagı açıkta kaldı.<br />
626. Dediklerinin hepsi yalan!<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefu-îlü, Fa´ilat<br />
(c. III, 1299)<br />
• "Ask padisahı vefasızdır." diyorlar. Bu söz yalandır. "Senin çektigin ızdıraplar bitmez, senin keder gecenin sabahı<br />
yoktur. Sen gündüzü göremezsin." diyorlar, bu söz de yalan!<br />
• Asktan anlamayanlar bana diyorlar ki: "Ask için ne diye kendini öldürüyorsun Beden yok olduktan sonra hayat ve<br />
ask da yok olur, gider." Bu görüsler de yalan!<br />
• "Ask yüzünden gözyası dökmen anlamsız, gözünü kapayınca (ölüp gidince), artık sevgiliyi görmek, bulusmak<br />
imkansızdır." diyorlar. Böyle sözler de /alan!<br />
• Diyorlar ki: "Zaman geçip gitti. Biz de zamanımızı doldurduk. Yasamamız )itti. Biz ölünce bizim canımız, ötelere<br />
gitmez ki!" Bu söz de yalan!<br />
* Dogru yolu tutmayanlar, ask yolunda yürümeyenler diyorlar ki: "Kulun hakk´a varmasına da imkan yoktur!" Bu<br />
görüs de yalan!<br />
* Diyorlar ki: "Kula, gönül sırrını açmazlar, lütfedip kulu gönüllere almazlar, yukanlara çıkarmazlar." Bu düsünce de<br />
yalan!<br />
• "Balçıktan yaratılmıs olan insanın, gökyüzünde bulunanlarla, gök ehli ile dostluk kurmasına imkan yoktur." diyorlar.<br />
Bu sözler de yalan!<br />
• Diyorlar ki: "Rnsanın tertemiz ruhu, su topraktan yapılmıs olan yuvadan, ask kanatlarını açıp da havalanamaz,<br />
ötelere gidemez." Bu söz de yalan!<br />
627. Keskin kılıcını çek, haset edenlerin kanlarını dök!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilün, Müfte´ilün, Fa´iliin<br />
(c. III, 1304)<br />
• Bana sarap gerekmez, ben sarabın durusundan da, tortusundan da vazgeçtim. Ben kendi kanıma susamısım, nefisle<br />
savas zamanı geldi.<br />
• Keskin kılıcı kınından çek! Haset edenlerin kanlarını dök, ta ki bedensiz bas kendi bedeni etrafında çırpınarak dönüp<br />
dursun!<br />
• însan kellelerinden dag yap! Dökülen kanımızdan deniz meydana getir, ta ki toprak ve kum, akan kan damlalarını<br />
içsin!<br />
• Ey gönlümden haberdar olan! Yürü git, agzımı tutma, yoksa gönlüm yarılır da yarıgından kan fıskırır.<br />
• Bırak söyleyeyim, sözümden belki kavga çıkar ama kavgaya kulak verme, hiç aldırıs etme. Bizim saltanatımız ve<br />
kahrımız insanlar tarafından meydana gelmez.<br />
• Atesin gönlüne atılırım, atesine sevine sevine lokma olurum. Kibrit gibi olan canın göbegini neyin üstünde kestiler<br />
biliyor musunuz<br />
• Ates bizim oglumuzdur ve kanımıza susamıstır. Bizim bagımızla baglanmıstır. Aramızda ayrılık olmaması için, her<br />
ikimiz beraber bulunuruz.<br />
• Ates oduna der ki: "Git, sen siyahsın, ben beyazım." Odun da der ki: "Sen yanmıssın, ben yanmamısım,<br />
kurtulmusum."<br />
• Ne bu tarafta, ne de o tarafta yüz bulamaz. 0 da iki karanlık arasındaki siyahta gizlenir kalır.<br />
• 0 anka gibi bütün kusları geçmistir. Göklere yol bulamadı da o zavallı, Kaf dagında kaldı.<br />
• Ey fitne, karısıklık arayan, haydi kalk! Sendeki o idrak testisini tasa vur kır, ta ki hakîkat nehrinin suyunu onunla<br />
çekemezsin, tasıyamazsın. Senin kusurunu söyleyeyim.<br />
• Bedenleri toprak altında uyuyan, topragı bedenlerine yorgan edinen temiz ruhlar gibi artık biz de susalım.<br />
628. Bütün dünya, mevki, servet, söhret pesinde çırpınıp durmada.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1301)<br />
* Biz tenhaya çekilmis iki üç rind, bir tarafta toplandık. Yüz yüze gelmis agızlarını ota daldırmıs develer gibiyiz.<br />
* Sagdan soldan develer gibi agzı köpüre köpüre tama´ sarhosu biri gelmede.<br />
* Gam yemeyen her deve, bu agıla yol bulamaz. Çünkü onlar vadide, asagıdalar. Bizse yüce dagın tepesinde, en<br />
yüksek bir yerdeyiz.<br />
* Dünya deniz kesilse, biz o denizde Nuh´un gemisiyiz. Nuh´un gemisinin atmasına, kaybolmasına imkan var mıdır<br />
*Bütün dünya, mevki, servet, söhret pesinde çırpınıp durmada, dertlere düsmededir. Bizse bu kösede mutluyuz,<br />
hosuz, epeyce de saygılar görmedeyiz, nese ile mest olmadayız.<br />
• Arifler mest oldular. Ey hünerli, marifetli, güzel sesli çalgıcı! îçeriye gel, defi eline al, acele bir rubaî söyle!<br />
• Ormanda bir rüzgar estir, her selviye, her sögüde bir esinti yolla, yolla da sögütlerle selviler, çınarlar saf saf olarak<br />
bas sallasınlar.<br />
629. Tebrizli Sems´in atesi Hallac´ın dükkanına düstügü için<br />
Mansur sevinerek daragacına asılmıstır.<br />
Mefa´iliin, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilün<br />
(c. III, 1306)<br />
• Gel gel ki, sen arslansın, arslanların arslanısın. Sen nefsine esir olmus hayvanlardan degilsin. Çayırlıktan dısarı çık,<br />
gel nefsanî istekler ordusunun saflarını yar!<br />
• Medhinde ne söylerlerse hiçbiri yalan degil, ne derlerse dogrudur, hiçbiri de bos söz degildir.<br />
• Su dünya asıkları, canlarını dünya için, dünya malı için feda ettiler. Bense canımı canların canına feda ettim.<br />
• Her ne kadar canım ikbal Ka´besi ise de, binlerce can Ka´besi senin etrafında dönmekte, tavaf etmekteler.<br />
• Sır söylememek için agzımı kapadım. Ben gam anasının karnındaki çocuk gibiyim. Çünkü çocuklar annelerinin<br />
göbekleri ile kan emerek beslenirler.<br />
• Sen aklın aklısın, ben ise mest olmusum. Sana karsı hata ediyorum, fakat mestin hatası aklın aklı önünde<br />
bagıslanırmıs, affolunurmus.<br />
• Hudutsuz olan humarım, denizleri bile içsem geçmez. Çünkü senin askınla mest olanlara kaseler, sürahiler yetmez.<br />
• Ben senin askından baska bir yere sıgamam. Çünkü ask zümrüd-ı ankasının yeri Kaf dagıdır.<br />
• Ben Sems-i Tebrîzî´nin hallaç yayı yım. Sems´in atesi bu hallaç dükkanına düstügü için, Mansur hazretleri o askı<br />
tatmıs da sevine sevine daragacına asılmıstır.<br />
630. Ask devleti<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa-ilat<br />
(c. III, 1309)<br />
• Ey dünyada gönüller açan, gönüller kazanan ask devleti! Ey "Allah diledigini yapar." ayetinin sırrına mazhar olan ask<br />
ikbali!<br />
"Rbrahim Süresi, 14/27. ayet."<br />
• Ey askın cevrinde, cefasında gizlenen safa ve vefa! Ask devleti ne de hos, ne de güzel!<br />
• Ey candan da daha can olan ask yüzü, ask didarı! Ey candan da, yüksek mevki´den de üstün olan ask devleti!<br />
• Rhlastan da, gösteristen de kurtuldum da sunu anladım ki: Ihlasın da, gösterisin de canı ask devletiymis.<br />
• Eger günes dönüp dolasırsa, bu onun güçsüz olusundan, ayrı düsüsünden degildir. Ask devleti yerden yere konup<br />
göçmektedir.<br />
• Halk her iste "Sonu hayır olsun." der. Bizim sonumuz ask devletidir.<br />
• Ben sustum, agzımı kapadım. Çünkü ask devleti Allaha gönül vermis kisilerin gönüllerinde kanat açtı.<br />
• Dua zenbil gibidir. Bu varlık, bu devlet ise Mekke daglarında el açıp yalvaran Halil îbrahim´dir. Fakat ask devleti<br />
duaya bile çıkmaz.<br />
• Ask birliktir. Burada iki yok, ya sen varsın, ya ask, ya da ask devleti var.<br />
631. Aziz Peygamberim, ben ask hastasıyım, aglayıp inliyorum.<br />
Ben hangi çareye bas vurayım<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ülün<br />
(c. III, 1310)<br />
• Ey Hakk´ın ilhamı ile konusan, ey hakîkatler gözü, ey su ateslerle denizde, yani kötülüklerle, zulümle, belalarla dolu<br />
dünyada insanların kurtulmasına çare olan aziz varlık!<br />
• Sen çok kadim bir pîrsin. Senin evveline evvel yok! Sen esi ve benzeri olmayan bir mana padisahısın! Canların<br />
elinden tutan, onları dünya sevgisinden, nefsanî arzular afetinden kurtulmalarına yardım eden sensin!<br />
• Can verme yolunda canlan avlayan sensin. Ah! Bir bilinse ki su avlar arasında avlanmaya layık olan kimin canıdır<br />
• Mahluk da kim oluyor ki senin askından bahsetsin. Allah´ın celal, ululuk nuru bile senin cemaline, senin güzelligine<br />
asık!<br />
• Diyorsun ki: "Ben o aska avlandım, ben ask hastasıyım, aglayıp inliyorum. Ey nazik, ey hünerli hekim! Ben hangi<br />
çareye bas vurayım "<br />
• Lutfun; "Gel!" diyor, kahrın "Git!" diyor. Bu ikisinden hangisi daha dogru, hangisi dogru sözlü, hangisi gerçek; bize<br />
bir haber ver!<br />
632. Ey asıga bir elçi gibi gönderen ve onun vasıtasıyla aska davet eden sevgili!<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1307)<br />
• Ey asıgın en yakın dostu, ey asıgın derdini dert edinen, gamını gam edinen dost, ey asıgın gözü, çeragı ve yarı!<br />
• Ey asıgın saglıgının ilacı, ey zayıflamıs bedenine deva olan sevgili!<br />
• Ey rahmet padisahlıgı, ey asıkların gönlünü kapan, kararını alan güzel!<br />
• Ey hayalini asıga bir elçi gibi gönderen ve onun vasıtasıyla aska davet eden sevgili!<br />
• Asıgın hüngür hüngür aglayısı senin onu çekisindendir.<br />
• Asıgın bütün isi, gücü, davranısı senin buyrugunla, senin dileginledir.<br />
• Nice zamandan beri geceleri asıgın utangaç gözünde uyku karar kılmamıstır.<br />
• Nice zamandan beri asıgın kucagı göz yaslarından denize dönmüstür.<br />
• Fakat asıgın derdine çare bulan, gamı ile gamlanan sen olduktan sonra bunlann ne ziyanı var<br />
633. Askı akıl göremez, askı ancak askın uyanık gözü görür.<br />
Müfte´ilün, Fa´iliin, Müfte´iliin, Fa´ilün<br />
(c. III, 1311)<br />
• Yine Kaf dagından ask ankası geldi. Yine candan askın naraları, hey heyleri yükselmeye basladı.<br />
• Ask, akıl sandalını ask denizinde kırmak için timsah gibi yine basını dısarı çıkardı.<br />
• Yokluk temiz gönüllere gögsünü açmıstır. Sen Tur dagının içinde, askın parlak sinesini gör!<br />
• Asıkların gönül kusları, yine kanatlarını açtılar. Gönül kafesi içindeki uçsuz bucaksız ask aleminde uçmaya basladılar.<br />
• Fitne, ayaklanma, karısıklık çıkarma aklın alameti idi. Akıl gitti, bir tarafa oturdu. Sen simdi her tarafta askın<br />
ayaklanmasını, askın fitnelerini gör!<br />
• Akıl bir ates gördü: "Rste bu asktır." dedi. Hayır! Askı akıl göremez, askı ancak askın uyanık gözü görür.<br />
• Ask agızsız, dilsiz, sessiz sedasız feryad ederek dedi ki: "Ey gönül! Sen yükseklerde uç da, askın yüksekligini gör!"<br />
634. 0 yakut sarabı getir ki, kıvılcımlarından ruh madenlerine atesler düssün.<br />
Mefa´îliin, Fe´ilatiin, , Fe´ilün<br />
(c. III, 1312)<br />
• 0 tatlı dilli sevgili, bir yolunu bulup beni aldattı. Dedi ki: "Kalk, akik kadehi eline al, bana yeni bir siir söyle!"<br />
• Ben kendi sakimin kölesiyim. îsvelerinin tutkunuyum. Çünkü sükür hos yasayısın lezzetidir. Sarap da güzel<br />
arkadastır.<br />
• Asıklıkla, mestlikle seçilmis kisiler ne güzel kisilerdir. Onlar çerag gibi geceleri aydınlatırlar, gündüzleri de günes<br />
gibidirler.<br />
• Siz ve iyiden, kötüden ne murad ettinizse, neyi diledinizse onların hepsi sizin olsun. Sakînin kaldıgı yer ve sarap<br />
kadehleri de benim olsun.<br />
• 0 yakut sarabı getir ki kıvılcımlarından ruh madenlerine atesler düssün, yüz binlerce coskun yangınlar olsun.<br />
• Askın kemali sevgili ile içli dıslı olmaktır. Kavrulmus un ile yagın birlesmesi gibi.<br />
• Toprak Allah´ın lütfettigi tertemiz hakîkatlerle içli dıslı olunca, o basarıyı daima sükran secdeleri ile karsılar ve<br />
canlılara çesitli nimetler dogurur, bagıslar.<br />
635. Sevgilim, ayrılık pek zor, hele birbirine sarıldıktan sonra gelen ayrılık!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1313)<br />
• Canına ve basına and veriyorum, dogru söyle! Lütufta, güzellikte neden dünyada sen teksin; esin benzerin yok<br />
• Senin günes gibi parlak olan yüzün insana ayrılıgı olmayan kavusma gülünü bagıslar.<br />
• Ben senin için herkesten gönlümü çekeyim, herkesi gönlümden söküp atayım. Senin vefana kavusmak için kendimi<br />
tamamıyla sana vereyim, sana hizmet edeyim.<br />
• Fakat bana kızıp da: "Yürü, git, sabret!" dersen, iste o zaman bu emri yerine getirmeye gücüm, kuvvetim yetmez.<br />
Bu yerine getirilmesi imkansız olan bir teklif olur.<br />
• Ey sevgili! Ayrılık pek zor, hele birbirine sarıldıktan, dudak dudaga öpüstükten sonra gelen ayrılık!<br />
• Mademki ruh aklın babası ve annesidir, ben senin gönlüne girip sevgini kazanırsam, benim aklım da, ruhum da sen<br />
olursun.<br />
• Bütün asıklar seni hayal ederler. Bu yüzdendir ki sen bir tane degilsin, bu yüzdendir ki asıklarının gönül perdeleri<br />
ardında nice ay yüzlü, seker dudaklı, gümüs baldırlı güzellerin hepsi de sensin.<br />
636. Elini agzımın üstüne koydu; "Sus" demek istedi. Ama gözleri;<br />
"Asık sevgilisini yalnız görünce ne yapmak isterse sen de gizlice onu yap!" diyordu.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliın, Mefa´îlün, Mefa´îliin<br />
(c. III, 1314)<br />
• Sevgilim gönül alıcı, sevimli edalarla gizlice içeri girdi. Asıkların kanlarını döken, o güzeller geceleyin gizlice yanıma<br />
geldi.<br />
• Elini agzımın üstüne koydu: "Sus, sesini çıkarma!" demek istedi. Gözleri ise: "Asık sevgilisini yalnız görünce ne<br />
yapmak isterse, sen de gizlice onu yap!" diyordu.<br />
• Onun bu lütfu beni sarhos etti. Dayanamadım, onun gül bahçesinin kapısnı kırdım, bahçeye girdim, o bahçeden<br />
gizlice çok hos kokulu güller çalıp duruldum.<br />
• Sonra ona dedim ki: "Sevgılim sen mademki bu kadar kurnaz ve gönül alıcısın, ne olur gizlice bir kurnazlık yap!"<br />
• 0 güzel dudaklarını kulagımın üstüne koy! Gerçi simdi gecedir, tenhayız kimse duymaz ama yine sen dudaklarını<br />
kulagıma o kadar sıkı yapıstırır ki´ rüzgar bile gizlice o sırları duymasın.<br />
• Ey ay parçası ne olur! Asıgı kendinden geçiren, öldüren o sırları bu gece söyle, susma, gönüldeki isret çenginin neva<br />
tellerine gizlice dokun!<br />
• Ey gülüp duran sevgili, ey cana can katan dilber. Sekerler saçan o iki yakut dudagından sadaka olarak gizlice bir<br />
öpücük ver!<br />
• Bütün dedi koducuların hepsi de sarhos olmuslar, hepsi de uyuyup kalmıslar. "Evet" dedi ama, bu sarhosların<br />
arasında biri var ki, o gizlice uyanıktır.<br />
637. Ey nazlı dilber! Gönül yapmaya, gönül almaya bak!<br />
Maldan mülkten ayrıldıgın zaman seninle yalnız gönül kalacaktır.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. 111, 1316)<br />
* Ey perçem,;ey yüzündeki ben, ey göz, ey bilezikli nazik ayak! Gidiniz, gidiniz, siz mademki asık degilsiniz, sizi<br />
sevmiyorum, istemiyorum.<br />
*Siz bu halde iken, asktan haberiniz yokken, o saçların, o kıvrım kıvrım kaküller nasıl olur da ölüm korkusu ile<br />
kıvranacak 0 kollar, o kanatlar, nasıl olur da göge uçup havalanacak<br />
*Ev nazlı, ey nazik gönüllü dilber! Gönül yapmaya, gönül almaya bak! Mal, mülk altın ve gümüsten ayrıldıgın zaman<br />
seninle yalnız "gönül" kalır. ne diye kırık dökük bir hale gelirsin, ne diye gönlünü daraltırsın. Ey gönlü igne gözü gibi<br />
daralmıs kisi, beli bükülmüs kisi!<br />
• Ben gece seni rüyamda gördüm, mest bir halde, hos bir halde idin. Gökvüzünde gezip duruyordun. Hem de öyle<br />
olacak, bu rüya dogru çıkacak.<br />
• Gökte hem geziyordun hem de: "Ey zühre yıldızı" diyordun, "Bana bak, beni seyret. Mest bir haldeyim. Senin<br />
tesirinden kurtuldum. Artık sen bana bir sey yapamazsın"<br />
• Hem dervislik, aynı zamanda dert, elem! Sarap da az mı az. Yürü git, erkekçesine bir ay yüzlüye bir sene olsun<br />
hizmet et de su dertlerden kurtul!<br />
638. Aslında sen hem asıksın, hem de ma´suksun.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. 111, 1315)<br />
*Rste gözlerden yakut gibi yaslar döküldü. Ne oldugu bir türlü bilinemeyen askın, ne oldugu bilinemeyen hali budur.<br />
Bu göz yasları niçin akıyor, bilinemez.<br />
*Sevilenlerin rengini gör, sevenlerin rengine bak! Bu iki güzel renk, iste o rengi olmayan candan .<br />
• Gökyüzü de her an yeryüzüne, su kara topraga binlerce renk bagıslar, ama bu renkler ne yeryüzünün rengine<br />
benzer, ne de gökyüzünün.<br />
• Çünkü rengin aslı renksizdir. Nakısın aslı nakıssızdır. Çünkü harfin aslı harfsizdir, nakdin aslı madendir.<br />
• Aslında sen hem asıksın, hem de ma´suksun. Bu her ikisini de arayan, isteyen de sensin, aranan istenen de sen!<br />
Ama ona buna hasedinden ötürü kat kat olmussun da durumu anlayamıyorsun.<br />
• Sen ab-ı hayat kırbasısın, ama hasedin kırbanın agzını baglamıs, iste bu yüzdendir ki amansız askın tesiri ile can<br />
inlemede, agız da susmadadır.<br />
• Seher vaktinde kusların feryadları, susanlardan, mezarlarda uyuyanlardan gelen bir elçidir. Cihan da sessizce inliyor.<br />
iste agız o iniltinin bir nisanıdır.<br />
• Eger sen sevgiliye av olmadınsa, söyle senin bu kararsızlıgın nedendir Bir su degirmenini döner gördün mü; bil ki<br />
iste orada akar bir su vardır.<br />
• Canım, bana; "Sus, beni incitme!" diye isaret ediyor. Susuyorum, ben canımın fermanının kölesiyim. îste sözü<br />
bıraktım.<br />
639. Bedenimle yanında degilim ama, ruhum ve gönlüm senin yanındalar.<br />
Fa´ilatün, Mefu´îlün, Fe´ilün<br />
(c. III, 1323)<br />
• Ey cihanın zarif, kibar, nazik, güzel varlıgı! Sana selamlar olsun, esenlikler olsun. Senin hastalıgın da sendendir,<br />
saglıgın da sendendir, bundan süphe etme!<br />
• Derde düsmüs kulunun devası nedir Söyle: "Lütfedip dudaklarından bir öpücük bagıslamak!"<br />
• Senden harfsiz, sözsüz bir ses seda çıkmıyorsa da, dünya nasıl oluyor da "Lebbeyk" (=Ne istiyorsun) sedaları ile<br />
dolu<br />
• Bedenimle yanında degilim, sana hizmette bulunamıyorum, ama ruhum ile gönlüm senin yanındadır, sendedirler.<br />
640. Su canı cansız bırakma! Bedenindeki canı bilmezlikten gelerek<br />
hayvanlar gibi cansız yasama!<br />
Mefulü, Mefa´îliin, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1317)<br />
• Su yalancı beye bak! Süslü egerini vurmus, ata kurulmus, gösteris pesinde. Basına da altınlarla süslenmis bir sarık<br />
sarmıs.<br />
• 0 kendini öyle güçlü görüyor ki ölümü bile inkar ediyor da; "Ecel neredeymis, gelsin bakalım!" diye söylenip duruyor.<br />
Ölüm ise; "îste ben buradayım!" diyor ve altı yönden ona kosup geliyor.<br />
• Ecel ona der ki: "Ey esek! Nerede o debdebe, nerede o satafat, nerede o ihtisamlı yürüyüsün Nerede o büyük<br />
burun, o kendini büyük görüsün Nerede o kinin, nefretin "<br />
• "Nerede o etrafını alan güzeller, nerede zevk ve safa, o cümbüsler, o kus tüyünden yatak, halıyı kilimi kimlere<br />
verdin Simdi yastıgın da toprak, dösegin de."<br />
• Asırı derecede yemeyi içmeyi bırak, uyuyup rahat etmeyi azalt! Gerçek dini ara da debdebeden, ihtisamdan,<br />
gösterisli merasimlerden uzak, ebedîlige eris!<br />
• Ey ilahi! înciyi gübre içine düsürmüs zavallı, su canı cansız bırakma! Bedenindeki canı bilmemezlikten gelip<br />
hayvanlar gibi cansız yasama! Allah´ın verdiği su ekmegi gübre haline sokma!<br />
• Biz inci aramak için su gübrelige girmisiz, kapanmısız. Ey kendini gören, kendini begenen, ey bas çekip gururlanan<br />
gafil! Sen de basını, belini bük de inci ara!<br />
• Allah erini görünce, insanlıkta bulun, ona yardım et, eziyete, sıkıntıya, belalara ugrayınca sabret, yüzünü !<br />
• Ey beden! Benim bu sözlerim, kendimi kınamam içindir. Siirin basında geçen bey de benim. Bilmiyorum ki ben, ne<br />
zamana kadar sundan bundan, iyiden kötüden bahsedip duracagım.<br />
641 Sana selamlar olsun!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1318)<br />
• Ey can! Her günün baslangıcında sana yüzlerce selam! Sevgilim söylerken de, susarken de sana esenlikler, selamlar<br />
olsun!<br />
• Can bakımından bastanbasa tertemizsin ama, beden bakımından tamamıyla gösteristen, hileden ibaretsin. Sen<br />
gülsün, dertlere devasın, dikenden sana esenlikler, selamlar olsun!<br />
• Ben bir Türküm, sarhosum. Türk gibi silah kusandım, köye girdim, köy agasına dedim ki: "Sana esenlikler, selamlar<br />
olsun"<br />
• 0 elime bir kadeh sarap verdi ve dedi ki: "Bu tanınmıs, sevilmis emaneti iyi tut, aklını basına al, bunun kıymetini bil,<br />
sana esenlikler, selamlar olsun!"<br />
• Ben deliyim, divaneyim. Halil îbrahim (a.s.) gibi atesler içinde yandıgım halde, durumdan sikayetçi degilim.<br />
Cehennemin kapıcısı Malik´e; "Sana esen-ikler, selamlar olsun!" derim.<br />
• Dısarda iken herkese selamlar ediyorum, alem selamımla doldu. Sevgili ile magraya girince de; "Sana esenlikler,<br />
selamlar olsun!" derim.<br />
• Dünyada görünen bütün sekillerde, süretlerde büyük sanatkarlar tarafından ortaya konmus bütün saheserlerde onun<br />
sanatı var, hersey onun ilhamıyla vapılmıstır. Dolayısıyla onun eseridir. Ey yuvasında istirahata çekilmis çalıskan karınca!<br />
Gecen hayırlı olsun, hos geçsin. Ey yılan! Sana da esenlikler, selamlar olsun´.<br />
• Bütün yarattıklarını sevdigin, onlara çesitli ihsanlarda, lütuflarda bulundugun gibi, yarattıkların, bütün varlıklar seni<br />
sevmekte ve tesbih etmektedirler. Davud (a.s.) tahtı üstünde; "Canım sana feda olsun!" der. Hallac-ı Mansur hazretleri de<br />
daragacında; "Sana esenlikler olsun, selamlar olsun Rabbim!" diye seslenir.<br />
• Sana müstak olan, seni çok özleyen, senden hiçbir sey istemeksizin, hiçbir seyi arzu etmeksizin sana candan selam<br />
verir. îhtiyacı olan da çaresizlik içinde: "Sana selamlar olsun!" der.<br />
• Padisahlar merasimler tertip ederler; davullarla, bayraklarla sana selam verirler. Hastalar ızdıraplar içinde, atesler<br />
içinde kurumus agızlarında dillerini zorluklarla oynatarak seni hatırlarlar, sana selamlar yollarlar.<br />
• Can sarabını içince, meyhaneciye elbisemi rehin olarak verdim. Senin askınla mest olmus biri beni görüp: "Sana<br />
selamlar olsun!" demesi üzerine ben bütün varımdan, yogumdan soyundum.<br />
• Bu sene senin ay yüzünden öyle hos, öyle mutlu ki, gurura kapılmıs da geçen seneye yüzünü döndürüp: "Sana<br />
selamlar olsun!" diyemiyor.<br />
• Senin mızrabının vurusundan duydugu zevkten ötürü felegin çengi öyle kendinden geçmis ki, her an basını çengin<br />
üstüne egiyor da: "Ey tel!" diyor "Sana esenlikler, sana selamlar olsun!"<br />
642. Akıl, dîvane gönlü kendisi ile savasta görünce dısarı fırladı.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilün<br />
(c. III, 1332)<br />
• Tövbe, topal ayakla sefere çıktı. Sabır da dar bir kuyunun içine bas asagı düstü.<br />
• Çeng, sesler çıkarmaya baslayınca, ben ve sakîden baska kimse kalmadı.<br />
• Akıl, dîvane gönlü kendisi ile savasta görünce, dısarı fırlayıp gitti.<br />
• Ask meyhanesinin sadrı, en yüksek yeri, yüksek makam hırsından, namdan söhretten kendisini kurtaranlar içindir.<br />
• Gönlünü dünya hırsından, düsünceden kurtarıp da onu rahata kavusturan kimse, timsahın sırtını kendisine gemi<br />
yapar.<br />
643. Akıl, aska karsı sasırır kalır, can ise abdallasır.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1331)<br />
• Kimin gönlünde bu asktan eser yoksa, o Allahın nazarında çer çöptür, tastır, topraktır.<br />
"Esrar Dede merhum:<br />
"Bir sînede kim nar-ı nnuhabbet eseri yok!<br />
Zulmettedir ol nür-ı Hüdadan haberi yok!"<br />
(Bir gönülde sevgi atesi, ask yoksa, o gönül karanlıklarda kalmıstır. Allahın nurundan haberi yoktur!) diye söylemislir.<br />
• Ask tasın gönlünden su fıskırtır. Ask gönül aynasındaki tozu, topragı giderir.<br />
• Kafirlik Hakk´ın. "Celal" isminin tecellîsi geregi savasmaya, insanları birbirine kırdırmaya geldi. îman ise Hakk´ın<br />
"Cemal" isminin tecellîsi geregi barısmaya, insanları birbirine sevdirmeye geldi. Fakat ask, savası da, barısı da atese<br />
vermek için geldi.<br />
• Ask gönül denizinden bas kaldırır, agzını açarsa, timsah gibi iki dünyayı da yutuverir.<br />
• Ask arslan gibidir. Ne hîledir, ne de kurnazlıktır. 0 bazen tilkilesip, bazen kaplanlasmaz.<br />
• Asktan yardım üstüne yardım gelince, can kapkaranlık, dapdaracık bedenden kurtulur.<br />
• Ask daha baslangıçta bile bastan basa saskınlıktır, hayran olmaktır. Akıl aska karsı sasırır kalır. Can ise abdallasır.<br />
• Ey seher rüzgarı! Benim gönlüm bende degil Tebriz´dedir. Daima eserek Sems hazretlerine bizim hizmetimizi bildir.<br />
644. Karanlık gecenin zenci sakîsinin sundugu görünmez uyku kadehi ile insanlar<br />
kendilerinden geçmislerdir.<br />
Fe´ulün, Fe´ulün, Pe´ülün, Fe´ul<br />
(c. 111, 1330)<br />
• Ey güzel varlık! Durmadan, dinlenmeden sarap kadehini döndür, bizlere sun! Meclis kurulmus, çeng çalmada, sazlar<br />
nagmelenmede, inlemede.<br />
• Fakat bu meclis üzüm sarabı içenlerin meclisi degildir. Bu meclis ruhların rneclisi, sakîmiz de gayb aleminin sakîsi,<br />
meclistekiler gayb aleminin kokusunu almada, fakat bir renk görmemedeler.<br />
• Sen bu meclise gel de bir katre kanda gönül sahrasını seyret 0 daracık yerde uçsuz bucaksız bir sahra.<br />
• Hakk´ın askı ile mest olmus kisilere durmadan sarap sun! Çünkü orada kavga yoktur, sevgi vardır.<br />
• Ezel meclisinde elest gününde, Allah, onlara öyle bir sevgi kadehi göstermistir ki; onlar bu dünya günesinin kadehini,<br />
yani üzüm suyu sarabının kadehini ellerine almayı ayıp bilirler, günah sayarlar.<br />
• Sen diyorsun ki: "Elsiz sisesiz sunulan sarabı kim görmüstür Böyle sarap olur mu "<br />
• Sen su gece yarısında düsün, seyret de gör! Karanlık gecenin zenci sakisinin sundugu uyku kadehi ile insanlar<br />
sarhos olmuslar, kendilerinden geçmisler, yataklara serilmisler.<br />
645. Düsünce ile gönül birbirlerine öfkeli oldukları halde, beden sehrinde beraber kalıyorlar.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1324)<br />
• Uykudan uyan kalk, çengi düzene koy! 0 ay yüzlü, gül renkli fitneyi yürüt!<br />
• Ask ne uyku bıraktı, ne sabır. Ask ne nam bıraktı, ne de ar!<br />
• Akıl binlerce hırkayı yırttı. Edep binlerce fersah uzaklara kaçtı.<br />
• Düsünce ile gönül öfkeli oldukları halde beden sehrinde beraber kalıyorlar. Halbuki ay ve yıldızlar kıskançlıklarından<br />
ötürü birbirleri ile savasa girdiler.<br />
• Yıldız savasa girmis, ayrılıgı yüzünden bu alem ona dar gelmeye baslamıs.<br />
* Ay diyor ki: "Onun günesi olmadıktan sonra, ben neden bosubosuna gökyüzünde solgun hüzünlü ısıklar yayarak<br />
gezip duracagım."<br />
• Varlık pazarı onun akiki olamadıktan sonra, varsın harap olsun, tas üstüne tas kalmasın.<br />
• Ey binlerce ada, sana sahip, ey kadehi güzel ask, binlerce fikir sahibine, hünerli kisilere fikir bagıslayan, hüner ihsan<br />
eden ask! Bütün dünya sanatkarları senden ilham almada, senin tesirinle eserler ortaya koymaktadırlar. Bütün güzel<br />
saheserlerin ortaya konulmasına sebep olan sensin.<br />
646. Bütün kainat, bütün varlıklar gönlün mestidir.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlun, Müfte´ilün, Mefu´îlün<br />
(c. III, 1336)<br />
• Bir gece gönlün selamını almak arzusu ile kapısını çaldım. îçerden; "Kimdir o " sesi geldi. "Kapıyı çalan senin<br />
gönlünün kölesidir!" dedim.<br />
• 0 içerdeki ay yüzlünün nurunun su´lesi; "Kapının aralıgından yol üstüne, gönüle, göze düstü.<br />
• Gönül mahallesi gönlün yüzünün dalga dalga nuru ile doldu. Her taraf nurlandı. Günes ile ay, gönlün degersiz birer<br />
kadehi oldular.<br />
• Gönülden bir haber gelince, gökyüzüne bir gürültü düstü. Varlık, kainat eline bir mesale aldı. Halk, duygularının<br />
zincirinden kurtuldu.<br />
• Her tarafı göz kamastıran, sasılacak bir nur kapladı. Kürsü de, ars da gönlün nuru ile aydınlandı. Ruh gönlün<br />
selamını almak için kapısının önüne oturmus, gönül damını gözlüyordu.<br />
• Kalender, insan degildir. Rste sana kısa, özlü bir söz: 0 bastan basa bakıstır, görüstür. Gönül susarak konusur.<br />
• Bütün kainat, varlıklar, gönlün sarhosu, gönlün ! Dokuz gögün konakları, gönle ancak iki adımlık yoldur.<br />
647. Ey gönül! Canlar senin parıltından meydana gelmis gölgelerdir.<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün<br />
(c. III, 1359)<br />
• Ey gönül, ben o tertemiz yüze, o güzel yüze bakınca kendimden geçtim. Ona dedim ki: "Ne kadar da güzelsin!<br />
Sende ilahî bir güzellik var."<br />
• Binlerce günes, binlerce göz, binlerce çerag senin kulundur, kölendir. Ey gönül! Canlar senin parıltından meydana<br />
gelmis gölgelerdir.<br />
• Ey gönül! Güzellik zamanla gelir geçer, sonu yoktur. Halbuki senin güzelligin zamanı da astı, sonu da astı.<br />
• Ey gönül! Periler, cinler önüne geldiler, sana hizmet etmek istediler. Melek de, yıldız da, gökyüzü de sana secde<br />
ediyorlar.<br />
• Hangi gönülde senin kulun ve kölen olduguna dair bir damga, bir isaret yok Hangi dert, hangi gam vardır ki sen ona<br />
derman olmayasın<br />
• Ey gönül! Zevallı olmayan hazineler senin emrinde. Yokluk aleminde hangi hazine vardır ki senin olmasın<br />
• Ey gönül! Senin askınla yanıp yakılanlara bak! Onlardan yüz çevirme! çünkü bakıslarında yanıp yakılmayı gideren, ne<br />
gözler, ne devalar vardır.<br />
648. Su kara topraktan biten çiçeklerde onun güzelliginin akisleri vardır.<br />
Mefa´îlün. Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. 111, 1339)<br />
• Ey gönül! Ay yüzlü güzelim, lütuf üstüne lütuflarda bulunuyor. Bu yüzden bir yerde duramıyorum, kararsızım.<br />
Gönlüm ab-ı hayat kaynagında, bedenim lale bahçesinde.<br />
• Ey gönül! Gel de gör! 0 bahçede her agacın gölgesi altında gönülleri çeken ay yüzlü bir güzel, gül yanaklı sevimli bir<br />
dilber; oturmus, padisahın yüzünü görmek için bekliyorlar.<br />
• Ey gönül! 0 öyle bir padisah ki, ruh güzellerinin de, beden güzellerinin de kendi güzelliginin askından sevda<br />
kıvılcımları düsürmüs.<br />
• Ey gönül! 0 büyük yaratıcı, narın içindeki taneler gibi kullarının gönüllerine neseler, ümitler doldurmus.<br />
• Ey gönül! Padisahın güzellere, kendi öz kadehi ile sarap sundugu o halvette Ruhulemin bekçidir, Hızır da perdecidir.<br />
• Ey gönül! Onun en degersiz kulu, o meclisten mest olarak çıkınca, artık o dünya malına, zenginlige, mevkiye,<br />
söhrete yukardan bakar, onlara hiç önem vermez.<br />
• Ey gönül! Sen bu cihanı onun bahçesi olarak bil! Herkes, her varlık bu bahçede rızkını, nasibini bulmaktadır. Bu<br />
alemi de onun pek büyük bir magarası say! Onun lütfu, ihsanı geldigi zaman seni o karanlık magradan dısarı çıkarır.<br />
• Çıkarır da "toprak-su-hava-ates" birlesigi içinde sana ne gül bahçeleri, reyhanları, türlü türlü sakayık çiçekleri,<br />
menekseler, laleler hazırlar.<br />
• Su kara topraktan biten, baskaldıran çiçeklerde onun güzelliginin akisleri vardır. Onların hepsi de onun lütfu ile<br />
bitmedeler. Sen burada topraktan çıkan mahsülleri yemekle mesgulsün. Sanki toprak yiyorsun. Halbuki senin rızkın<br />
göklerdedir. Ey gönül! Senin burada ne isin<br />
• Ey gönül! 0 padisahlar padisahının askı ile el çırp, oyna! Onun bir öpücügüne nail olabilirsen, dünyanın bütün<br />
belaları, bütün felaketleri def olur gider.<br />
• Ey gönül! Simdi ayagımda ayrılık atesinden bir bag var! Çok da zayıf düstüm. Ama sevgiliyi andıgım zaman, onun<br />
askı ile mest olurum.<br />
• Ey gönül! Onun ask koparan sivesiyle aglayıp inlemeye baslar, çeng gibi binlerce nagme çıkarırım.<br />
649. Göklerden gelen ordunun saflar yaran saldınsı yüzünden,<br />
beden seytanlarının basları ezildi.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün<br />
(c. III, 1333)<br />
• Ey gönlü ihsan eden aziz varlık! Sen lütuflar sahibisin, ihsanlar sahibisin, gönüller avlıyorsun. Benim gönlüm senin<br />
yarattıgın güzellikler ile huzura kavusuyor.<br />
• Ey iki alemin de kendisine kul, köle oldugu üstün varlık! Biz senin ikramınla diriyiz. Ey adının verdiği hayatla gönlün<br />
adına can olan, onu dirilten aziz varlık!<br />
• Gönül, bedenin etrafında bir halka oldu, onu sardı. Gönlüm bedenimin hırkasını giydi. Sonunda her ikisi de sende<br />
gark oldu. Ey gönle lütuflarda bulunan güzel!<br />
• Ey gönül deryasının incisi! Senin karsında, canın da, gönlün de ne önemi var Gönül geceleri seninle aydınlıktır;<br />
gönlün gündüzleri de seninle mutludur.<br />
• "Akl-ı küll"ün dergahından davul sesleri geliyor. "Simdi gönlün fermanı hüküm sürmededir." deniyor. Ötelerden<br />
gökyüzü ordusu gelmede.<br />
"Akl-ı küll: Allahın kudretinden ilk önce ortaya çıkan akıl. Buna Hz nuru da denilir.<br />
• 0 ordunun kılıç vurusundan, padisahın düsmanlarını öldürüsünden ötürü, ovalar kanla doldu, yollarda kan akıyor.<br />
• Gök ordusunun saflar yaran saldırısı yüzünden beden seytanlarının basları ezildi. Padisahın namına hutbe okunmaya<br />
baslandı. Dîvan gönlün fermanları ile doldu.<br />
650. Ben can´ın boynunu bagladım, sevgilinin kapısına götürdüm de; "Bu, ask suçlusudur;<br />
sakın bunun suçunu bagıslama!" dedim.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. III, 1335)<br />
• "Bu gönül evinde bulunan kimdir " diye gece yarısı bagırdım. Bir ses; "îste benim!" dedi. "Sen kimsin " dedim.<br />
"Ay´ın da, günesin de yüzümü görüp utandıkları güzel benim!" dedi.<br />
• Bana; "Neden bu gönül evi böyle çesitli sekillerle, hayallerle dolu " dedi,. "Ey ay yüzüne dünya güzelinin bile hayran<br />
kaldıgı, haset ettigi dilber!" dedim. "0 gördügün sekillerin, hayallerin hepsi de oraya senden aksetmis."<br />
• "Peki!" dedi. "Su benim cigerimin kanına bulanmıs olan sekil de nedir " "Bu" dedim, "Benim seklim. Gönlü yaralı,<br />
ayagı beden balçıgına saplanmıs bu degersiz kulunun sekli."<br />
• Ben can´ın boynunu bagladım, sevgilinin kapısına götürdüm de; "Bu, ask suçlusudur, sakın bunun suçunu<br />
bagıslama!" dedim.<br />
• Sevgili bana bir ip ucu verdi. "Bu ask ipidir. Ucu fıtnelerle, hilelerle doludur. Bunu tut, çek, ben de çekeyim. Hem<br />
çek, hem de koparma!" dedi.<br />
651. Ey gönül! Sen aynada kendini egri görürsen, bu egrilik sendendir, aynadan degil.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. 111, 1337)<br />
• Ey yüzünü eksitmis sevgili! îsine karısmamam, "Neden yüzünü eksittin " dememem için, sanki yüzünün etrafına;<br />
"Sirke ne güzel katıktır!" diye yazan dost!<br />
• Yüzünün asıklıgını, eksiligini, dolayısıyla basına gelenlerden sikayetini bırakır da; kinden, hırstan bir iki adım<br />
uzaklasır da hilme, yumusaklıga, basa gelenlere razı olmaya dogru yaklasırsan, bal gibi olursun, kendinle beraber nice<br />
kisileri de tatlılastırırsın. Fakat sen çok tenbelsin, kemale dogru yürüyemiyorsun.<br />
• Aslında ben hata ettim, yanlıs gördüm, yanlıs söyledim. Zaten ben her zaman yanlıs isler yaparım. Ben senin gerçek<br />
yüzünü görebilseydim, gözüm böyle sası kalır mıydı<br />
• Ey gönül! Sen aynada kendini egri görürsen, bu egrilik sendendir. Egri alan sensin, ayna egri degil! Ayna her seyi<br />
dogru gösterir. Önce sen kendini dogrult!<br />
"Mevlana bir Mesnevî beytinde söyle buyurur<br />
"Seni görünce kendimi gördüm. Aferin beni bana gösteren aynaya!" (Mesnevî, c. VI, nr. 1085). Baskaları bizim için<br />
ayna gibi olunca, baskalarında gördügümüz kusur, kendi kusurumuzdur. 0 kusur onlara ait degildir."<br />
• Adamın biri kuyu basına gitmis de ayı kuyuda görmüs, ayın kuyuya düstügünü sanmıs. Ay ise gökyüzünden ona<br />
seslenmis; "Acele etme, yanlıs görme, ben buradayım." demis.<br />
• Sen ayı su kirli, alçak yeryüzünde arama! Yoklukta varlık olmaz. Bir adam Ebucehil karpuzu ekse, seker kamısı<br />
biçmez. însan ne ekti ise onu biçer.<br />
• Ey benim canım! Hosluk, güzellik varlıgını, benligini gidermektedir. Sense güzelligini varlıkta arıyorsun. 0 burada<br />
görünmez. Sen her seyi elde edebilecegin yerde ara!<br />
652. Öteki dünya gönül günesinden bir parıltı, bu dünya da gönül denizinden bir damla.<br />
Fa´ilatün. Fa´ilatün, Fa´ilat ,<br />
(c. III, 1346)<br />
• Ömrüm gönül sevdası ile geçti gitti. Benim gönül gamından bir korkum yok!<br />
• Gönül benim canıma saldırmak için kalkmıs gelmis. Cansa; "Bakalım gönlün meramı nedir Ne yapacak " diye<br />
oturmus kalmıs.<br />
• Gönül din halkasından kaçıyor da, güzellerin saçlarının büklümü halkasını yer ediniyor.<br />
"Fuzulî hazretleride:<br />
"Asiyan-ı mürg-ı dil zülf-i perisanındadır<br />
Kande olsam ey peri gönlüm senin yanındadır" demisti.<br />
• Gönlümle oynayanın, gönlümü perisan edenin etrafında dönüyorum, onu terk edemiyorum. Çünkü gönül kavgasında<br />
benim yardımıma kosacak ancak odur, baskası degil!<br />
• Sabah olsun da gönlün yüzünü bir defa olsun göreyim diye geceleri uykuyu gözlerime haram ettim.<br />
• Gönlün boyunu bosunu göreyim diye egilmekten boynum yay gibi oldu.<br />
• Öteki dünya gönül günesinin parıltısından bir parıltı, bu dünya ise gönül denizinden bir damla!<br />
• Agzını kapa, dudaklarını yum! Çünkü gönlün feryadları dilsiz, dudaksız olarak göklere yükselmede.<br />
653. Güllerin güzelliginden dikenler sarhos olur, gam gülmeye baslar.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün<br />
(c. 111, 1356)<br />
• Sevgili hiç beklenmedik bir zamanda, ansızın çıkar gelirse; ne mutluluktur! 0 güzelligiyle, kendisini çekemeyen<br />
güzelleri haset ateslerine yakarsa ne devlettir.<br />
• Dün sevgili tövbe eden binlerce kisinin tövbelerini güzelliginin etkisi ile bozdurmustu. Bugün de aynı sey olursa ne<br />
mutluluktur.<br />
• Ona gönül verenler, onu görmek ümidi ile grup grup kapısının önünde ;oturmuslar, beklesiyorlar. Lütufeder de<br />
onlara söyle bir görünürse ne mutluluktur.<br />
• 0 kılıçlar kusanmıs, savasa hazırlanmıs, ayrılık ordusunun içine dalsa da vuslat ordusunu zafere kavustursa ne<br />
mutluluk olur.<br />
• Binlerce güller açılır, onların güzelliginden dikenler sarhos olur. Bu durum carsısında gam bile güler, kahkahalar<br />
atmaya baslarsa bu ne saadettir.<br />
• Ask harekete geçince, beden çeviklesir. Acele hemen elsiz, ayaksız gökyüzünün etrafında kosmaya baslar. Bu ne<br />
saadettir<br />
654. Develer sarhos oldular.<br />
Fe´ilatiin, Fe´ilattln, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. 111, 1344)<br />
• Develer sarhos oldular. Simdi sen deve oyununu seyret! Kim sarhos deveden edep, bilgi ve ibadet bekler<br />
• Bizim bilgimiz onun yani Hakk´ın bilgisi, yolumuz onun caddesi, hararetimiz koç burcundan günesten degil, onun<br />
sıcak nefesi.<br />
•"Ruhumdan ruh üfürdüm." günü nefesi sana can verir.<br />
• Hakkın isi "0l emri ile oldurmaktır." Yaratısı sebeplere, vasıtalara baglı degildir-<br />
"Bu beyitte Bakara Süresi, 2/117. ve Hicr Süresi, 15/29. ayetlerine isaret var.<br />
• Biz bu Hakk yolunda nesrin ve karanfil çigneriz. Balçık çigneyen yani yerden biten otları, dikenleri yiyen bayagı<br />
develerden degiliz.<br />
• Balçık çigneyen develer bu dünyaya, su balçıga baglanıp kalmıslardır. Ruhumuzun, gönlümüzün balçıkla ne ilgisi var<br />
• Din mücizesini göstermek arzusu ile Hz. Salih´in duası dagın bagrından Allah devesini dogdurdu.<br />
"Hud Süresi, 11/64. ayetine isaret var."<br />
• Biz dogu tarafına da gitmeyiz batı tarafına da. Biz durmadan ezel günesine dogru adımlar atar dururuz.<br />
655. Bugün gönlüm yeni bir sevda ile baska bir renge boyandı.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün ,<br />
(c. III, 1341)<br />
• Allah´a hamdolsun, su gönül bugün dünden de daha beter bir halde, bugün gönlüm, yeni bir sevda ile baska bir<br />
renge boyandı.<br />
• Dün gönlüm gül fidanının altına oturmus, durmadan sarap içiyordu. 0 yüzden olacak, bugün bambaska bir halde.<br />
• Senin ask "ney"in bu perdesinde bir hayli bekledi. Gönlüm ask neyinin zevki ile tatlılastı, sekere döndü.<br />
• Ey ipek kaftanlar giyenen sevgili! Ben senin beline kemer gibi sarıldım.<br />
• Ey tatlılıklar, lezzetler denizi! Senin askından bu beden sedefe dönmüstür. Su gönül de o sedefin içindeki inci.<br />
• Her mü´minin benlik evi mademki senin askınla harap oldu, yıkıldı; bu kargasadan ötürü, bu gönül de her an benlik<br />
kapısından çıkıp, varlık damına yükseldi.<br />
• Tebrizli Sems, Hakk günesi gibi parıldıyor. Onun günesinin parıltısından su gönül seher vakti gibi olmustur.<br />
656. Gözyasları niçin akıyor;gönül atesini söndürmek için.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1351)<br />
• Sasılacak seydir ki; bu açık mesrepli güzellere, celal sahibi hakkın hareminde, has bahçelerde, çesme baslarında,<br />
çayırlık çimenlik yerlerde makamlar verildi´. Orada suhluklar, güzel yüzlere hırsızlamaca bakmalar helal sayıldı.<br />
• Yol kesmeyi, ancak yollan bilen becerir. Eve girmeyi, hile yapmayı güzellikten anlayan basarır.<br />
• Dünya ehli sanki örümcektir. Her biri de sinek avlar durur. Onlardan hiç bahsetme, bana usanç gelmesin.<br />
• Eve gizlenmis nefis hırsızını kim görür, kim söyler îlahi askla safran çiçegi gibi sararmıs bir yüz ile, berrak, duru su<br />
gibi olan göz yasları.<br />
• Gözyasları neden akıyor Gönül atesini söndürmek için. Yüz niçin sararır, solar îç alemini, gönül derdini anlatmak<br />
için.<br />
• Asıkların yanaklarına akan gözyasları, seni ayakkabıların çıkarıldıgı kapı yanındaki saftan alır; "Buradan hemen kalk,<br />
askın huzuruna git!" der.<br />
• Asıkların yüzlerinin sanlıgı, sevgilinin elma gibi kırmızı olan yanaklarının aynasıdır. Gözyasları ise, benlerinin ve<br />
yanak sayfalarının üzerine yazılar yazıyor.<br />
• Bu balçıktan, bu kara topraktan yaratılmıs yüzündeki bunca güzellikler, bunca eda ve cilveler, gayb alemindeki<br />
aydan parlayıp vuran kemal nurunun parıltısıdır.<br />
• Hele bir iki gün sabret, bu parıltı bütün güzellikleri ile, bütün nuru ile yine aslına gider, onunla birlesir.<br />
657. Kurak yere düsmüs balıgın kulagına dalga sesleri gelince,<br />
balık hemen sıçrayıp yurdu olan denize atlamaz mı<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün,<br />
(c. III, 1353)<br />
• Bütün kainatın ve varlıkların yaratıcısından, o celal ve cemal sahibinden ruha çok tatlı bir hitapla; "Gel!" denilince<br />
ruh, nasıl olup da kanatlanıp uçmaz<br />
• Duru, lekesiz denizden ayrılmıs, kurak yere düsmüs bir balıgın kulagına dalga sesleri gelirse, balık nasıl olur da<br />
hemen sıçrayıp asıl yurdu olan denize atlamaz<br />
• Davuldan ve davula vurulan tokmaktan "Geri dön!" haberini duyunca, dogan, nasıl olur da avı bırakıp gerisin geri<br />
sultana dogru uçmaz<br />
• Bu kadar latif, bu kadar güzel, sevimli ve can baglayıcı olan essiz varlıgı bulamayan, tanıyamayan ve sevemeyen<br />
kimse cidden ne zavallı, ne kötü, ne sapık bir kimsedir<br />
• Ey ruh kusu! Günahlarından temizlendin, nefsinin kafesinden kurtuldun, mana kanatların açıldı. Haydi geldigin yere,<br />
kendi vatanına dogru uç, uç!<br />
• Acı sudan ab-ı hayata dogru yollan! Esik dibinden, papuçlukta oturanlar arasından ayrıl, can meclisinin bas sedirine<br />
geç otur!<br />
• Ey can! Sen git, git ki biz de bu ayrılık cihanından o bulusma cihanına kavusalım.<br />
658. Gönlün vasıflarını saysam aklın almaz.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´fllün<br />
(c. III, 1342)<br />
• Su gönülde nasıl bir is yurdun, nasıl bir tezgahın var Su gönülde ne putlar yontuyorsun Ne putlar yapıyorsun<br />
• Bahar oldu, ekin zamanı geldi. Kimbilir sen su gönüle neler ekiyorsun<br />
• Allah´ım sen zahirde, dısarda yücelik, üstünlük perdesi ile örtündün, ama su gönülde apaçık meydandasın.<br />
• Gönül göklerden de yüce, göklerden de genis olmasaydı, su gönül ata binip gökleri dolasmazdı.<br />
• Gönül pek büyük bir sehir olmasaydı, bir padisah oraya sıgmazdı; o gönülde dolasmazdı.<br />
• Ey benim canım! Gönül sasılacak büyük bir ormandır. Sen de bu gönül ormanında av emirisin. Sen orada neler<br />
avlayacaksın<br />
• Gönül denizinden binlerce dalgalar cosar, köpürür. Sen de bu gönül denizinde inciler elde edersin.<br />
• Sustum. Artık gönül hakkında bir sey söylemeyecegim. Çünkü gönlün vasıflarını saysam, aklın almaz, gönül senin<br />
düsüncene sıgmaz.<br />
"Rbrahim Hakkı Erzurumî hazretleri de:<br />
"Vasf-ı lisan seninledir, vasfedemem gönül seni<br />
Nutk-ı beyan seninledir, vasfedemem gönül seni<br />
Asl-ı cihansın ey gönül, vasla mekansın ey gönül´<br />
Kevn n mekan seninledir, vasfedemem gönül seni" diye yazmıslardır. (Dîvan-ı Hakkı s. 181)<br />
659. Senin güzelligin ile, ruhlar huzura kavusur, bedenler de mest olur.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. 111, 1361)<br />
• Ey benim biricik güzelim! Senin ömrüne yemin edirim ki, kemal derecelerinde senin esin ve benzerin yoktur. Ey<br />
benim güvendigim, dayandıgım aziz varlık! Çok kederliyim, gamlara batmısım, artık kalk, gel!<br />
• Ey beni dertlerden kurtaranım, feraha çıkaranım! Ey benim enîsim, en yakın dostum! Ey meclisimizin ay´ı! Senin<br />
yüzün tam bir bedirdir, dolunaydır. Dudaklarının ıslaklıgı bana helal bir saraptır.<br />
• Senin ruhun vefa denizidir. Rengin ayrılık parıltısı, ömrüne yemin ederirn ki, günaha girmekten korkmasam, sana<br />
"Zülcelal sahibi Allah" derdim.<br />
• Alemdekilerin hepsini eritirsin. Hepsinin de kalpleri rahata kavusur, onların rnana gözleri açılır da görünmeyen<br />
seyleri görürler. Sevgilim senin hayalin bile çok latif, çok güzel!<br />
• Senin güzelligin ile insanların ruhları huzura kavusur. Bedenleri de mest olur. Onları ilahi sarabın büyük kadehlerle<br />
içildigi bir meclise oturtursun.<br />
• Ask hususunda gönle gelen bütün sorular ve cevaplar hep Hakk´tandır. 0 sorar, sonra kendi sorusuna kendisi cevap<br />
verir. Ben onun elinde bir rebab gibiyim. 0 bana sık sık mızrap vuruyor. Bana; "Rnle, agla!" diyor.<br />
660. Davul çalan olmadıkça, davul nasıl ses verir<br />
Mefa´îliin, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c. III, 1358)<br />
• Rlahî rahmet gönlün kulagına gizlice dedi ki: "Ne istersen yap, fakat bizden ayrı düsme, bizi unutma!"<br />
• Tıpkı gözle gündüz gibi; sen bizimsin, biz de seniniz. Ne diye bizden ayrılır, kötü isler yapan, kötü kisilerin yanına<br />
gidersin<br />
• Gönül dedi ki: "Sana darılmaya, senden incinmeye imkan var mıdır Davul çalan olmadıkça, davul nasıl ses verir "<br />
• Bütün dünya davuldur, sen de davul çalan! Bütün yollar zaten kapanmıs, seni bırakıp da nereye gidebilirler<br />
• Can kımıldamadıkça su zavallı beden kımıldayamaz. At hareket etmedikçe üstündeki, çul oynamaz.<br />
• Gönlün Allah arslanıdır, nefsin ise at. Akıl meydanı ata dar geldi de o daracık meydandan sıçradı "Söyle" alanına<br />
vardı.-<br />
"Söyle!": Kur´an´da bir çok sürelerin basında geçer. Dünyanın fanî, gelip geçici oldugu ayetlerle haber verilir, .<br />
• Sözden harften geç de su gibi nakıslar kabul eder ol, sekilden sekle gir´. Cünkü harf de dünyadandır, ses de´. Dünya<br />
da zaten bir köprüden ibarettir.<br />
661. Gül, can bahçesinden gelmis bir habercidir.<br />
Mef´aiü, Fa´iiaiü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. III, 1348)<br />
• Bugün, bu bahar günü, nese günü, sevinç günü. Güllerin çok açtıgı bir yıl, gül yılı. Bu bahar mevsiminde halimiz,<br />
durumumuz çok iyi! Bizim gibi gülün de hali iyi olsun!<br />
• Ötelerden dostun yüzünün gül bahçesinden güle yardım geldi. Bu sebeple artık gözlerimiz, gülün soldugunu,<br />
dökülüp saçıldıgını görmez.<br />
• Gülün güzelliginden, letafetinden, ihtisamından, renginden, kokusundan nergisin gözleri mest oldu, bahçede agzını<br />
açmıs gülüyor.<br />
• Süsen selvinin kulagına, bülbülün askının sırlarını ve gülün güzel huylarını fısıldıyor.<br />
*Gül bize iyilik etmek, lutuflarda bulunmak, bize kokusunu daha iyi duyurmak için elbisesini yırtarak kostu, geldi.<br />
*Biz de güle kavustugumuz için, ona daha yakın olmamız için elbisemizi yırtıyoruz.<br />
*Gül ötelerden geldi; o cihandandır. Bu yüzden bu cihana sıgmıyor. Gül o kadar latiftir, o kadar güzeldir ki, hayal<br />
alemi bile gülü hayal etmeye dar geliyor.<br />
*Gül denilen varlık kimdir Akıl bostanından, can bahçesinden gelmis bir haberci. Gül nedir Solmayan, dökülmeyen,<br />
hakîkat gülünün güzelligini, yüceligini bildiren bir bilge.<br />
*Gülün etegini tutalım, ona yol arkadası olalım da oynaya, güle gülün aslına. zevalsiz gül fidanına gidelim.<br />
*Gülün aslı, zevalsiz gül fidanı Mustafa(s.a.v.)´in terinden bitti, yetisti, lütfundan meydana geldi. 0 büyük varlıgın<br />
yüzünden hilal halinde iken, bedir haline geldi.<br />
"Bazılarının mevzu saydıkları bir hadîse isaret var. Hadîs söyle:<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: "Miraç gecesinde gökyüzüne çıktıgım zaman terlemistim. Ter damlalarım<br />
yeryüzüne düsünce, topraktan gül fıdanları bitti, yetisti. Kim benim kokumu koklamak isterse, kokumu almak isterse<br />
gülleri koklasın."<br />
*Siz gülün yapraklarını yolarsınız, dallarını kırarsınız ama, ona yeniden yeniye can verirler, onu diriltirler, ona yeniden<br />
yeniye kol kanat ihsan ederler.<br />
*Gör ki gül baharın davetine nasıl icabet etti. Halil Rbrahim´in öldürülmüs dört kusu gibi ölü iken dirildi, kosarak geldi.<br />
*Ey hoca sus! Dudagını açma! Gülün gölgesinde otur da gonca gibi dudak altından gizlice gülümse!<br />
662. Sevgilinin dudakları ile gönlüm ne haldedir, bunu hiç sorma!<br />
Mefa´îlün, Fe´iiatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. III, 1355)<br />
• Visal, bulusma günesinin iki gözünü açtınsa, hakîkatler gögüne çık, artık hayalden hiç bahsetme!<br />
• Karanlıgın ve aydınlıgın ötesinde, celal nuru ve içinde zerreler gibi oynasıp duran yıldızları seyret!<br />
• Her ne kadar zerre günese ulasmazsa da, ısıgının parıltısı ile nur kesilir; bu kafi degil mi<br />
• Aska hizmet için kas gibi beli bükülen gönlün bakısından yüzbinlerce kemal gözü açılır.<br />
• Agzını kapa da sevgilinin dudakları ile gönlümün arasının nasıl oldugunu, gönlümün ne halde oldugunu hiç sorma! 0<br />
hali ancak Allah bilir, baskası bilemez.<br />
• Gönlümü isaret etmeye kalkısma, o gönül senin bildigin eski gönül degildir. Bu kanatlarla padisahın devlet kuslarının<br />
yanına uçmaya heveslenme!<br />
• Herkes yarasına tuz ekilince feryat eder. Bense onun tuzlugundan uzakta kaldıgımdan ötürü, gönül yaram onun<br />
tuzundan mahrum kaldıgı için feryad ediyorum.<br />
663. Ötelere göç var!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilatü<br />
(c. III, 1347)<br />
• 0 güzeller padisahının bulundugu yere göç var! 0 sevgilinin günesinin dogdugu yere göç var!<br />
• Geri kalanların kervanı yola düstü. Haydi ey davrananlar, biraz çabuk olun, göç var!<br />
• 0 erlik ve ölümsüzlük denizine dogru, haydi ey erler erkekçe göçün, ötelere göç var!<br />
• Padisahın yüzünün günesi dogdu, dünya aydınlandı. Ey bekçiler sabah oldu, göç var!<br />
• Asıllarına, yani can denizine dogru dostlar toplulugu yagmur gibi yagıyor, seller gibi akıyor, ötelere göç var!<br />
• Evi barkı, dösegi, yastıgı bırak! Attan katırdan, süslü egerden, semerden vazgeç, ötelere göç var!<br />
664. Ben öyle bir çocugum ki hocam asktır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1523)<br />
• Arslan degilim ki düsmanla savasayım. Ben arslandan daha çetin bir düsman olan kendimle, kendi nefsimle<br />
savasayım, bu bana yeter.<br />
• Mademki askın ayakları altında toprak olmusum. Sunu iyi bil ki; o topraktan ben gül gibi, süsen gibi bitip boy<br />
atacagım.<br />
• Askın gamı ile geceler gibi karalar giymisim. Fakat ben bu karanlık gecenin koynundan parlak bir ay gibi dogacagım.<br />
• Ben ask atesi ile yanmısım, bastan basa duman haline gelmisim. Duman gibi bu pencereden çıkacagım; göklere<br />
yükselecek, ötelere gidecegim.<br />
• Ben öyle bir çocugum ki, hocam asktır. Bırakmıyor ki basımı kaldırayım, boyumu göstereyim.<br />
• Ask gibi daima diri olayım, daima varlık sahibi olayım, yemeden, içmeden, yatmadan, uyumadan kesileyim.<br />
• Kendine gel de Ebu Bekr-i Rebabî gibi sus, sus da ben can olayım, bedenden sıyrılayım.<br />
665. Bir damlayım ki, hem damlayım hem deniz!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´ulün<br />
(c. III, 1520)<br />
• Bana nasılsın diye soruyorsun Nasıl oldugumu ben söylemeyeyim, sen bak da gör! Harap bir haldeyim, kendimden<br />
geçmisim, deliler gibi aklını basımda degil, sarhosum.<br />
• Meger gökyüzü gibi ay´ın evi olmusum. Sevgilinin askı yüzünden gökler gibi kararsızım.<br />
• Yanlıs söyledim, ben askın mizacına sahibim. Bu yüzden dönüp dolasmayı da, durup dinlenmeyi de bilmiyorum.<br />
• Sevgiliden ayrıldıgım için, sanki dünyanın diregi olmusum gibi agır bir yük altında eziliyorum.<br />
• Ben görünüste bir zerrenin yarısından da küçügüm. Fakat ask bakımından alemden de genisim, dünyadan da<br />
büyügüm.<br />
• Bir damlayım ki, hem damlayım hem deniz! Çesitli yönden, çesitli sekilller ve hadiselerle denenmedeyim, imtihan<br />
edilmedeyim.<br />
• Bu sözü ben söylemiyorum. Bu söz askın sözü; ben bu ince sözü bilmeyenlerdenim, ben bir hiçim, hiç!<br />
• Bu hikaye, bu ask macerası binlerce yıllık bir hikaye. Bunu ben nereden bileyim Ben daha dünkü çocugum.<br />
• Fakat öyle bir çocugum ki, ben evveline evvel olmayan, kadîm olan o ezelî büyük varlıga aidim. Beni o yarattı, bu<br />
çocuk yüzyıllardan onunladır.<br />
*Bu sözler balçıktan dogan sözler, ormandaki dolambaçlı yollara benziyor kendimi nasıl bir renkte göstereyim ki, ben<br />
o dolambaçlı yollardayım.<br />
*Hayır! Yanlıs söyledim. Benim günes gibi bir rengim var. Bu denî, alçak dünyanın bulutlan içinde kalmıs.<br />
*Sus, insanın topragını tozutma! Çünkü ben peri gibi buralarda gizlenmisim.<br />
666. Senin verdigin seyden baska benim neyim var<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. III, 1521)<br />
*Ben bu dünyada dost olarak yalnız seni seçtim. Böyle olmakla beraber, sen benim kederlere kapılmamı, gamlara<br />
düsmemi uygun bulur musun<br />
*Gönlüm kalem gibi senin avucunda, parmaklarının arasında, neselerim de senden gelmede, hüzünlerim, gamlarım da<br />
sendendir.<br />
*Senin dilediginden baska ne olabilirim ki Ben senin gösterdigin seyden baska ne olabilirim<br />
*Bazen benden diken bitirirsin, bazen gül. Bu yüzdendir ki ben bazen gül :koklarım, bazen diken toplarım. Bazen çok<br />
neseliyim, bazen çok mahzunum, üzgünüm.<br />
*Beni ne hale getirirsen o halde olurum. Sen mademki benim böyle olmamı istiyorsun, ben de öyleyim, baska türlü<br />
degilim.<br />
*Önce de sen varsın, sonra da sen varsın. Sen benim evvelimi de, airimida hayırlı et!<br />
*Sen gizlenirsen, seni manen hissedemezsem, küfür ehlinden olurum. Yarattıgın eserlerle kudretini, yaratma gücünü<br />
ortaya koyunca imana gelirim. Bütün bu haller senin lutfunla, ihsanınla olmaktadır.<br />
*Senin verdigin seyden baska benim neyim var Sen koynumda, yanımda ne arıyorsun<br />
"Dîvan sairlerimizden Urfalı Nabî merhum bir siirinde aynen Mevlana gibi düsünmüstü:<br />
"Bu karhanede bilsem neyim, bepim nem var Varlıgım Allah´ın bir armaganı, hayatımı da o bagıslamıs; nefes onun bir<br />
Ifltfu, konusmam onun bir fazlı, ihsanı; beden onun binası, ruh onun nefhası, üfürügü; kuvvetim, yapma gücüm de ondan;<br />
benim hislerimi, duygularımı da o vermis. Bilsem ki bu dünyada ben neyim, benim nem var "<br />
667. Gönle gelen sekiller, hadiseler misafirlere benzerler;<br />
gelirler, giderler. Ben de onların gelip gittikleri ev!<br />
Mefa´îliin, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. III, 1519)<br />
• Gel ki ben bugün dünyada degilim. Dünyadan dısarı çıktım. Ben bugün kendimden de gizliyim.<br />
• Ben hançeri aldım, varlıgımı kestim, yok ettim. Artık ben ne kendime aidim, ne de baskasına.<br />
• Yanlıs söyledim, ben kendimden kesilmedim; bu isi, bu tedbiri canım "ben"siz yaptı.<br />
• Gönül atesi ne haldedir; bilmiyorum. Çünkü dilim baska bir sekilde yanıyor.<br />
• Kendimi yüzlerce sekilde gördüm. Her sekli gördükçe: "Rste ben buyum!" diyorum.<br />
• "Kendimi yüzlerce sekilde gördüm" dedim. Belki de ben sekil degilim, benim izim, nisanım yok!<br />
*Çünkü gönle gelen sekiller misafirlere benzerler; gelirler, giderler. Ben de onların gelip gittikleri ev!<br />
668. Körün gözüne göre ben bir hiçten ibaretim;<br />
sagırın kulagına göre de ben dilsizim.<br />
Mefa´îliin, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1518)<br />
*Ben mekansızlık aleminde bulunan bir ay´ım. Beni dısarda arama, ben canın kendisiyim.<br />
*Seni herkes kendi yanına çagırır. Bense seni senden, senin yanından baska yere çagırmam.<br />
*Bazen dersin ki: "îstedigim gibi degilsin, vefasızsın." Evet, sen öyle oldukça ben de öyleyim.<br />
*Körün gözüne göre ben bir hiçten ibaretim. îste öyleyim. Sagırın kulagına göre de ben bir dilsizim.<br />
*Niçin gözün yasına gül suyu dökersin Gözünü yıka; toz toprak gitsin! Ben apaçık ortadayım, görünüyorum.<br />
*Senin giydigin elbiseler de, yedigin yemekler de hep topraktan gelmede. Hepsi de renkli toprak. Bu yüzden sen<br />
toprak yiyorsun. Sen bana misafir olmaya layık degilsin.<br />
*Su güzel renkli, hos kokulu gül de topraktan ibaret! Ben ona igreti olarak verdigim güzelligi geri alınca, onda baska<br />
bir güzelllik, hos kokulu suyu vardır, o ortaya çıkar; sen onu seyret!<br />
*Ey benim canım! Ben bagın da bagıyım, suyun da suyuyum. Ben binlerce erguvana erguvan olmusum.<br />
669.Dünyadaki bütün sehirleri dolastım. Ask sehri gibi güzel bir sehir bulamadım.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c- III, 1509)<br />
• Sefer ettim, dünyada bulunan bütün sehirlere ugradım. Fakat ask sehri gibi güzel bir sehir göremedim, bulamadım.<br />
• Ben ezeldeki ask sehrinin kıymetini bilmedim de, bilgisizlik yüzünden isbu dünya sehrine sürgün edildim. Böylece<br />
gurbete düstüm. Çok kahır çektim, çok belalara ugradım.<br />
• Ben akılsızlıgımdan öyle güzel seker kamıslıgını bıraktım da, bu dünyada her otu otladım durdum.<br />
• Bu dünyada askın sesinden gayrı duydugum sesler, davul sesinden baska bir sey degildir.<br />
• 0 davul sesinin yüzünden ben, "küll alemi"nden su fanî dünyaya düsüp kaldım.<br />
• Ben ezelde tamamıyla candım, candan ibarettim. Canlar aleminde gönül gibi kanatsız, ayaksız uçup duruyordum.<br />
• însana güzellikler veren gülüsler bagıslayan mana sarabından ben de gül gibi bogazsız, dudaksız tadıp duruyordum.<br />
*Derken asktan bir ses geldi. Ask; "Ey can!" dedi; "Yola düs, bir mihnet ve ızdırap yurdu yarattım, oraya git!"<br />
*Ben o mihnet yurdunu istemem!" diye çok yalvardım, çok agladım, çok inledim, çok elbiseler yırttım.<br />
*Simdi bu dünyadan ötelere gitmekten nasıl korkuyor, kaçıyorsam, oradan gelmekten de öyle kaçıyordum, öyle<br />
ürküyordum.<br />
*Ey can, korkma git! Nerede olursan ol, ben seninle beraberim, sana sah damarından daha yakınım.<br />
"Hadid Suresi 57/4. ve Kaf SOresi, 50/6. ayetlerden iktibas var."<br />
*Büyüler yaptı, beni oradan uzaklastırdı.<br />
*Büyü dünyaları bile yerinden oynatır. Ben kim oluyorom ki; zaten ben göze bile görünmüyorum.<br />
*Beni yolumdan alıkoydu. Sonra da diledigi yola düsürdü. Gerçek yoldan çıkıp da o yola düsmeseydim kurtulurdum.<br />
*Söyleyeyim; asıl yurduna, nasıl dönersin, ulasırsın; yazayım. Fakat buraya varınca kalemim kırıldı.<br />
670. Benim sözümde ben de cana bir aynayım. Can kendi halini benim sözümde bulur.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1516)<br />
*Senin canın benim canıma ne kadar da çok yakın. Çünkü sen ne düsünüyorsan, ben onu biliyorum.<br />
• Zaten dostlar birbirlerinin gönüllerinden geçenleri bilirler. Ben de senin gönlünden geçeni biliyorum. Bilmesem dost<br />
sayılmam.<br />
• Dost dosta karsı saf, duru suya benzer. Onun için de dostun hayalıni parmagımla gösterebilirim.<br />
• Adeta herkes aynadır; aynada herkes karını, ziyanını gösterebilir.<br />
• Fakat o ayna her nefeste bugulanır, her an kararır. Çünkü onda benim can cilam yoktur.<br />
• Ama arif kisinin gönlüne, dünyanın tozunu, topragını atsan yine kararmaz, yine cilası kaybolmaz.<br />
• Sakın bu aynadan yüz çevirme! 0 ayna; "Ben senin canına emanım!" deyip duruyor.<br />
• Benim sözüm de, ben de cana bir aynayım. Can kendi halini benim sözümde bulur ve anlar.<br />
• Sus, sus da, ben kasla gözle ona binlerce macera okuyayım.<br />
671 .Seni gördügüm gün,benim bayram günümdür<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. 111, 1508)<br />
• Sefere çıktım, her sehre ugradım, senin gibi latif, senin gibi güzel hiç kimseyi göremedim.<br />
• Ayrılıktan kurtuldum. Gurbetten geri geldim. Bir kere daha seni görmek saadetine erdim.<br />
• Essiz bir bahçeye benzeyen güzel yüzünden düseli, ne bir gül gördüm, ne bir meyve tattım.<br />
*Kötü bahtımın yüzünden senden ayrı düstüm. Fakat her bahtsızdan da yüzlerce zahmetler, mihnetler çektim.<br />
*Ne diyeyim, sensiz ben tamamıyla ölmüstüm. Allah beni yeniden diriltti.<br />
*Acaba yüzünü gören ben miyim Acaba senin tatlı sesini ben mi duydum<br />
*Bırak da elini, ayagını öpeyim, bana bayramlık ver; çünkü seni gördügüm gün benim bayram günümdür.<br />
*Ey Mısır ülkesinin Yusufu, sana armagan olarak böyle parlak bir ayna aldım.<br />
672. Sen sevda çekenlerin gönüllerine huzur verirsin.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1507)<br />
*Sevgilim, ben sende kaybolup gitmisim, görünmüyorum. Dün gece tuhaf sekilde seni rüyada gördüm.<br />
*Mısırlı kadınlar gibi elimde turunç vardı. Yusufun güzelligi ile kendimden geçtim, ellerimi dogradım.<br />
*O ay yüzlü güzel nerededir 0 dün gece gördügüm gözler nerede 0 sözleri duyan kulaklar nerede<br />
*Ne sen varsın, ne de ben varım. Ne de o an, o zaman var. Ne de hayran dudakları ısıran disler var.<br />
*Senin sevdandan ben bir ambar doldurdum. Ben o ambara harmandan sevda tasıdım, durdum.<br />
*Sen sevda çekenlerin gönüllerine rahatlık verirsin, huzur verirsin. Sen Zünnun´sun, sen Cüneyd´sin, sen Bayezid´sin.<br />
673. Galiba ben, simdi bu hale gelmemisim, ezelde de böyle imisim.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1506)<br />
• Ben her zaman böyle zeki degildim. Ben akıldan, fikirden çıkmıs bir kisi degildim.<br />
• Senin gibi ben de akıllı idim. Böyle deli, divane degildim. Ben böyle düskün ve perisan bir halde de degildim.<br />
• Güzeller gibi gönüller avlar dururdum. Ben gönül gibi kanlar içinde degildim.<br />
• 0 nasıldır; bu nasıldır; diye arar dururdum. 0 nasıl oldugu bilinemeyen büyük yaratıcının yarattıklarına böyle hayran<br />
degildim.<br />
• Sen benim gibi degilsin, senin aklın basında, otur da bir düsün bakalım; galiba ben simdi bu hale gelmemisim.<br />
Ezelde de böyleymisim.<br />
• Ben böyle günden güne artan aska av olmamıstım. Eskiden herkesten üstün olmayı arar dururdum.<br />
• Sonunda bir defîne gibi topraktan dısarı çıktım. Çünkü ben topraga gömülen Karun degildim, ben ilahi bir<br />
defıneydim.<br />
674. Öyle bir arkadas istiyorum ki, benim derdimi kendine dert edinsin.<br />
Mefa´îliin, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. 111, 1505)<br />
*Su anda öyle bir mutrip (çalgıcı) istiyorum ki, mest olsun kendinden geçsin de ne çaldıgının farkında olmasın.<br />
*Öyle bir arkadas istiyorum ki, benim derdimi kendine dert edinsin. Fakat öyle kendinden geçsin ki nese ile gamı<br />
birbirinden ayırt edemesin.<br />
"Mevlana kendi derdini dert edinen arkadas istiyor. Behçet Kemal merhum da "Rstiyorum" adlı siirinde:<br />
"Bir zincir istiyorum, hırsımı baglayacak<br />
Bir yangın istiyorum, ruhumu daglayacak<br />
Bir ana istiyorum, basımda aglayacak." diye yazmıstı.<br />
*0 bütün varlıgı ile mest olsun da Ademoglu olmaktan çıksın, degissin, baska birsey olsun.<br />
"Ademoglu Esref merhum da:<br />
"Gözlerim Ademoglu´ndan o rütbe yıldı kim<br />
Rstemem bir fatiha, tek çalmasınlar tasımı." demisti.<br />
*Müslümanlık ondan nur alsın da, varlıgından sıyrılsın, çıksın.<br />
*Allah´ım, bize mest olmus bir güzel gönder de sunacagı sarapla karnımızı davul gibi sisirsin.<br />
*Davul çala çala kendimizden geçelim, dısarı çıkalım, sakîyi karsılamayı düsünelim.<br />
*Bugün perisan, darmadagın sözler söylemek istiyorum. Elbette perisan olmus bir kisi perisan sözler söyler, baska ne<br />
söyleyebilir ki<br />
*Bu perisan sözleri bana söyletmemek için sakinin gelmesi, birbiri ardınca nacagı kadehlerle agzımı kapaması<br />
gerekmektedir.<br />
675. Seni tanımadan önce, gece gündüz ask masalları okurdum.<br />
Simdi senin askınla ben kendim masal oldum.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´ulün<br />
(c. III, 1499)<br />
• Sevgilim gel ki, askından deli divane oldum. Bir sehir gibiydim, yıkıldım, harap oldum.<br />
• Askının yüzünden her seyimi kaybettim. Maldan, mülkten oldum. Simdi ben senin askının derdi ile aynı evde, gönül<br />
evinde beraber oturmaktayız.<br />
• Ben anlatılamayacak derecede tenbel birisiydim. Senin yüzünü görünce canlandım, bir yerde duramaz oldum.<br />
• Canımın senin canınla dost oldugunu görünce, bütün dostlardan, akrabalardan ayrıldım.<br />
• Ben seni tanımadan önce, gece gündüz ask masalları okurdum. Simdi senin askınla ben kendim masal oldum.<br />
676. Genç iken mana sarabı içseydi, ihtiyar felegin beli bükülmezdi.<br />
Mefa´îlün, Mefa-îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1500)<br />
* Cenab-ı Hakk Hz. Adem´e kendi ruhundan üfürdügünden beri, Ademogulları o üfleyisten öyle mest olmuslardır ki,<br />
kendilerine verilen canları bile tanımaz olmuslardır.<br />
* Denizlerin dalgalanması, cosması, köpürmesi hep onun coskunlugundandır. Dünyada mana sarabıyla mest olanlarda<br />
görülen mestlik de Hz. Adem´in ezeldeki mestligi yüzündendir.<br />
* Ezel sarabı ile mest olan insanoglu, mestliginden uyanıp matem eylemesin diye ilahi rahmet ecelin boynunu<br />
vurmustur.<br />
* Hakk sarabı helal mi, helaldir. Allah köyünden gelen sarap haram olamaz.<br />
» Genç iken bu saraptan içseydi, ihtiyar felegin beli bükülmezdi.<br />
» Yeryüzü, o saraptan içseydi bulutlardan yagmur dilenmezdi.<br />
677. Ben halkı zindandan azat ettim.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. III, 1502)<br />
*Ben halkı zindandan azat ettim. Asıkların gönüllerini neselendirdim.<br />
*Nefis ejderhasının agzını yırttım, ask yolunu mamur bir hale getirdim.<br />
*Yusufları, Yakublar´dan duydum da hepsini kapıdan çıkarıverdim.<br />
*Hos bir sekilde tertib ettigim gönül bahçesi ne de güzel bir bahçe! Yeni bastan yaptıgım ask sehri, ne de güzel bir<br />
sehir!<br />
*Bütün dünya da bilir ki, ben o sehrin padisahı olarak bulundukça, adaletle hüküm sürdüm, insaflı hareket ettim.<br />
*Bütün dünya da bilir ki, ben cihandan dısarıyım. Benim düsünceye tenezzül edisim sözlerime sahit bulmak içindir.<br />
*Ben nice ustaları mat ettim, nice kalfaları usta yaptım.<br />
*Nice arslanlar, üstüme kükreyerek saldırdılar da, ben onları tilki gibi güçsüz, kuvvetsiz bir hale getirdim.<br />
678. Ben bir kulum, köleyim; ama efendimi azat ettim.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. III, 1503)<br />
• Ben bir kulum, köleyim; ama efendimi azat ettim. Ben öyle birisiyim ki üstadı üstad ederim.<br />
• Ben öyle bir canım ki, dünyadan daha dün dogdum. Fakat köhnemis dünyayı yeni bastan kurdum, imar ettim.<br />
• Benim davam budur: Ben çeligi çelik yapan bir mumum.<br />
• Ben gam gecesinde kara bulutum. Ben öyle bir kara bulutum ki, bayram gününün gönlünü sevinçle doldururum.<br />
• Ben öyle acaip topragım ki, ask atesi ile tüttüm de gökyüzünün burnunu rüzgarla doldurdum.<br />
• Beni ayıplama, beni sen mest ettin. Apaçık ortaya çıkarsam, insafsızlık edersem, sakın darılma!<br />
679. Ey ask! Sen bedene cansın, ben senin lütfun sayesinde beden hapsinden kurtuldum.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. 111, 1496)<br />
• Gece rüyamda ne gördüm ki, bugün mest bir haldeyim Bugün deliler gibi akıldan kurtuldum, akıl bagından<br />
sıçradım, çıktım.<br />
• Yoksa ben uyanıkken mi rüya gördüm Çünkü bu dert bende iken, gözüme uyku girmiyor<br />
*Yoksa ben, hakiki askı mı rüyada gördüm ki, hep onunla mesgulüm, ona yöneldim<br />
*Gel ey hakiki ask! Sen bedene cansın, ben senin lutfun sayesinde beden hapsinden kurtuldum.<br />
*Bana; "Perdeyi yırt!" dedin, ben de hiç tereddüt etmeden yırttım. "Kadehi kır!" dedin, hiç düsünmeden onu da<br />
kırdım.<br />
*Bana; "Bütün dostlarından ayrıl!" dedin, bütün dostlarımı gönlümden attım. yalnız sana gönül bagladım.<br />
*Kirpiklerimle hayalini topluyordum. Bunu suç saydın, gönlümü yaraladın.<br />
*Ben yedi kat yerin dibine geçsem, sen yanımda bulununca göklerin üstündeymisim gibi yücelirim. Fakat sen yanımda<br />
olmayınca, yedi kat gögün üstünde bulunsam orası benim için asagının asagısıdır.<br />
680, Benim nesem saraptan degil, baska yönden, baska seyden.<br />
Mefulü, Mef´ulü, Mefulü, Meful<br />
(c. III, 1494)<br />
*Ben düstüm, ben düstüm, ben suya düstüm. Bir hayli su yuttum. Ama üzgün degilim, korkmadım. Gönlüm neseli,<br />
gönlüm neseli!<br />
*Ben ne def çalmadayım, ne de ney üflemedeyim. Ben issiz güçsüz bir kisiyim, Küple degil, sarapla degil, nesem<br />
baska yönden. Çok iyi bir haldeyim. kabıma sıgamıyorum, huzur içindeyim.<br />
*Ben bir gönül alanın askı ile gül bahçesine dönüstüm. Can gördüm, can gördüm, gönül verdim, gönül verdim!<br />
• Sarap içtim, sarap içtim, senin sehrinde dönüp dolasmadayım. Öfkeliyim, öfkeliyim. Sözlerle doluyum, söylenip<br />
duruyorum.<br />
• Ben gökyüzüne, gögün en üst yerine, deniz üstüne, dalga üstüne güzel bir taht kurdum, güzel bir taht kurdum.<br />
• Efendiyim, efendiyim, denizin emrine uymusum, köpürürüm, dalgalanırım, cosarım. Ona uymusum, ona uymusum.<br />
• Ey yıldız, ey yıldız! Aç dudagını aç, hani bir sır vardı ya, o sırrı bana vadettigin gibi anlat!<br />
• Her zerre, her damla, hem onu arar durur, hem de onun sözü ile, onun lütfu ile; "Ben üstadım, ben üstadım." der<br />
durur.<br />
681. Çok ugrasarak, birbirimizle çekiserek, bin türlü zorluklarla elde ettigimiz servet,<br />
mal, mülk meger bize birer bela tuzagıymıs. Bizim bundan haberimiz yok!<br />
Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. III, 1491)<br />
• Su begendigimiz, üzerine titredigimiz, çesitli gıdalarla besledigimiz bedenden bütün halk, herkes iyidir. Fakat bu<br />
bedenin ahmaklıgı yüzünden sasırıp kaldık, parmagımızı disledik.<br />
• Birseyden kaçacaksan yılandan, akrepten, arslandan, kaplandan kaçma da, bedenden kaynagını alan nefsanî<br />
isteklerden, heveslerden kaç! Çünkü basımıza gelen bütün belalar, çektigimiz bütün zahmetler, mesakkatler bos ve<br />
olmayacak heveslerden meydana gelir.<br />
• Vallahi onun yesilligine, onun gül bahçesine bakıyorum da görüyorum ki onun yüzünün nurundan baska sıgınılacak<br />
yer yok!<br />
• Her sabah kalkıp yüzünü tertemiz yıkayınca, yine günlük isler baslar, yine gönül, hayat mücadelesi sevdasına düser.<br />
zamanında kosulan yere kosar.<br />
*Halkın gönlü güç bir hale ugrayınca, basa bir sıkıntı, bir bela gelince, Allah´ım hepimiz sana muhtacız, irademizi sana<br />
vermisiz." diye bir yere yönelir, iste oraya varır.<br />
*Çok ugrasarak, birbirimizle çekiserek, bin türlü zorluklarla elde ettigimiz servet, mal, mülk meger bize birer bela<br />
tuzagıymıs. Dünya islerinden, hayat mücadelesinden, senelerin getirdigi bitkinlikten artık bıktık ve usandık. kanadı kınk,<br />
bedeni yorgun bir halde; "Allahım sana dogru uçuyoruz, sana geliyoruz. Bize acı, merhamet et.!"<br />
682. Sevgili ile öyle bir hale geldim ki, kendimi sevgiliden ayırdedemiyorum.<br />
Mefulü, Mefa´îlii, Mefa´îlii, Fe´uliin<br />
(c. III, 1487)<br />
*Bugün öyle bir haldeyim ki, esegi sırtındaki yükten ayırd edemiyorum. gün öyle bir haldeyim ki, gülü de dikenden<br />
ayırd edemiyorum.<br />
*Sevgili bugün beni öyle bir hale getirdi ki, sevgili ile öyle bir hale geldim kendimi sevgiliden ayırd edemiyorum. Ben<br />
kimim Sevgili kim bilemiyorum.<br />
*Dün içtigim sarabın verdiği mestlik, beni sevgilinin kapısına götürmüstü. fakat bugün öyle bir haldeyim ki, evle kapıyı<br />
ayırd edemiyorum.<br />
*Geçen sene, gönlümün havf (korku) ve reca(ümit)dan iki kanadı vardı.bugün ise öyle bir haldeyim ki, kanat nedir,<br />
uçus nedir, geçen sene nerede farkında bile degilim.<br />
*Asık kisi dünya islerine karsı kör olur. Fakat benim gibi degil. Çünkü ben, ne sagırın, ne körün farkındayım, ne de isin<br />
gücün farkındayım.<br />
*Ben çenge benziyorum. Çıkardıgım nagmelerden haberim yok, sırlar söylemedeyim. Fakat sırlar nedir; bilmiyorum.<br />
683. Bahçede sevgilinin güzel yüzünden baska birsey göremiyoruz.<br />
Mefülü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. III, 1483)<br />
• Ey ay yüzlü sevgilim! Bugün biz öyle mestiz ki, evimizin yolunu bulamıyoruz, kendimizi yabancıdan ayırd<br />
edemiyoruz.<br />
• Senin askının yüzünden akıl bagından kurtulduk. Simdi biz perisan olmaktan, deli divane olmaktan baska birsey<br />
bilmiyoruz.<br />
• Bahçede sevgilinin güzel yüzünden baska birsey göremiyoruz. Güller, laleler, reyhanlar hep bize sevgiliyi hatırlatıyor.<br />
Agaçların dallarının mestane bir eda ile oynamalarından baska birsey seyretmiyoruz.<br />
• Dediler ki: "Bu toprakta bir dane gizlidir. Biz tuzaga öyle bir tutulduk ki, daneden haberimiz bile yok!"<br />
• Bugün su nükteye ait sözlere dalmayın, masal okumayın, gönül efsun kabul etmez. Biz masal nedir bilmiyoruz.<br />
• Gönlümüz sevgilinin saçlarına tarak gibi öyle daldı ki, saçı taraktan ayırd edemiyoruz.<br />
"Bir halk sairimizin su beyti hatıra geldi:<br />
"Yapsalar kemigim tarak<br />
Yar zülfünün tellerine.!"<br />
• Sen bize sarap ver; "Bu kaçıncı kadehtir " diye de sorma! Sevgilim biz seni hatırladıgımız için sarapla kadehi<br />
birbirinden ayırd edemiyoruz.<br />
684. Mana evi, dünya evi.<br />
Mefülü, Mefa´îlii, Mefa´îlii, Fe´flliin<br />
(c. 111, 1479)<br />
• Rçinde yüz kere sofra kurdugumuz, yemekler yedigimiz, etrafında dönüp dolastıgımız ev yok mu<br />
• Rste biz o saadet eviyiz, o mana eviyiz. 0 mana evinin bölgesiyiz. 0 evin nimetlerini unutmadık.<br />
• 0 ev mert kisilerin evidir. 0 evde arslan yürekliler yasar. Biz bu mert insanların evinden kaçarsak nasıl olur da insan<br />
olabiliriz.<br />
• Orada mana sarabıyla mest olmus insanlar var. Dısarda üzüm sarabıyla mest olanların bas agrıları, uygunsuz<br />
hareketleri, sersemlikleri var. Mana evinde tamamıyla lütuf kesiliriz, baska yerlerde ise bastanbasa derdiz, mihnetiz.<br />
• Mana evinde lal renkli saraptan da daha neseliyiz. Fakat burada, dünya evinde iki yanagımız da sapsarı, sarı siseden<br />
de daha sarı.<br />
• Mana evinde hepimiz sütle seker gibi birbirimize karısmısız, birlesmisiz. Burada ise hepimiz birbirimize düsmanız,<br />
birbirimizle kavgalıyız. Dünya nimetleri için birbirimizle insafsızca çekisir dururuz.<br />
• Bilmedigimiz, görmedigimiz bir gök vardır ki, o gökte bir simsek çakınca bizler gökyüzüne, ötelere yükseliriz. Orada<br />
kendimizi gösterir, su yeryüzünü de ise yaramaz eski bir hasır gibi dürer, kaldırırız.<br />
685. Sus onun varlıgı tecelli edince, öyle bir var oluruz ki, var olusumuzu biz de bilemeyiz.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa-îlü, Fe´ülün<br />
(c. III, 1477)<br />
• Bugün seher vaktinden beri perisanız, mestiz. Mademki perisan olmusuz, biz de halimize uygun olarak perisan sözler<br />
söyleyelim.<br />
• 0 sarabı ki sen verdin ve bu akıl ki bizdedir. Eger biz bu akılla kadeh kırarsak bizi mazur gör!<br />
• Harabatın rindleri, üzüm suyu sarabını içtiler ve sızdılar. Bizse içtikçe içtik, sızmadık, oturduk kaldık.<br />
• Biz bir an kadim olan askın belasını içmedeyiz. Bir anda elest münacatına "bela" (=evet) demedeyiz.<br />
• Yukarısı tamamıyla bag, bahçe olmus, asagısı bastan basa define kesilmis, bizde öyle sasılacak kisileriz ki, ne<br />
yukardanız, ne de asagıdan!<br />
• Sus, onun varlıgı tecelli edince öyle bir var oluruz ki varlıgımızı, var olusumuzu biz de bilemeyiz.<br />
• Ey bilgin kisi! Nabzımıza bir el at! Biz elden çıkmısız, ama hangi elin yüzünden çıkmısız Bunu bir anla!<br />
• Puta tapmak kafirligin temelidir. Ama bu canlı puta tapmasak biz kafir oluruz.<br />
686. Biz Allah´ın hekimleriyiz. Hiçbir hastadan muayene ve tedavi ücreti almayız.<br />
Fe´ulün, Fe´ülün, Fe´ulün, Fe´ul<br />
(c. III, 1474)<br />
• Biz mütefekkiriz, hekimiz Bagdat´tan geliyoruz. Biz bir çok hastalan, gamdan kurtardık.<br />
* Biz gerçek hekimleriz. Hz. Rsa´nın talebeleriyiz. Nice ölülere üfürdük, dirilttik.<br />
* Ölüleri nasıl dirilttigimizi görenlerden sorunuz. Onlar elemlerden kurtulanları, sükranlar içinde hayata kavusanları<br />
size anlatsınlar.<br />
* 0 hekimler çok uzaklardan gelen garip kisilerdir. Hastalara verdikleri ilaçlar da hiç görülmemis, acayip, garip<br />
ilaçlardır.<br />
* Onlar diyorlar ki: "Rnsanların baslarına bela olan gussaların, kederlerin baslarını ezeriz. Gamı evlerden dısarı atarız.<br />
Hepimiz güzeliz, dilberiz, bayram ayı gibi her tarafa sevinç ve nese getiririz.<br />
* Biz Allahın hekimleriyiz. Hiçbir hastadan muayene ve tedavi ücreti almayız. Biz tertemiz ruhlarız. Kirli huysuz degiliz.<br />
* Biz anlayıslı hekimleriz. îdrar tahlili sisesine ihtiyacımız yoktur. Fikir gibiyiz, hastanın bedeninde dolasır dururuz."<br />
687. Bana az gam verdigin zaman gönlüm darılır, mahzun olurum.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1431)<br />
* Bana az gam verdigin zaman gönlüm daralır, mahzun olurum. Derdi, gamı asımdan asagı dökersen bana çok gam<br />
vermek, çok ızdırap çekdirmek lütfunda bulundugunuz için utanırım. iyiliginize karsı mahcup olurum.<br />
"-Fuzulî merhum:<br />
"Az eyleme inayetini ehl-i dertten,<br />
Yani ki çok belalara kıl mübtela beni!" diye münacatta bulundugu gibi, Azmizade Haletî merhum da:<br />
"Mahzun oluruz kaçan ki dilsad olsak<br />
Neselendigimiz zaman mahzun oluruz." diye yazmıstı.<br />
• Sen verdigin için, senden geldigi için ben gamı çok seviyorum, daha çok gamlanmak istiyorum. Fakat gamın<br />
kıskanıyor da, bana daha çok gam gelmesine müsaade etmiyor. Sevdan da beni bırakmıyor ki, bedenimin aslına döneyim,<br />
balçık haline geleyim.<br />
• Yalnız ben degil, senin gamını herkes sever. Çünkü bütün dünyanın cezalarını senin gamın diri tutar. Fakat ben senin<br />
verdigin gamı baskaları ile paylasrnak istemiyorum. Senin bütün gamını tek basıma çekmek istiyorum.<br />
• Karsıma çok acayip, sasılacak derecede acı bir dert çıkarırsın; bu yeni gelen büyük dert, eski derdime deva olur.<br />
Beni ızdıraptan kurtarır, gam yollarından bir acayip toz kaldırırsın ki, o toz benim gözlerime sürme olur.<br />
• Senin verdigin hastalık, baska bir hastalıgın gelmesine yol vermez; hazinen, benim fakir olmama imkan vermez.<br />
• Sabahın bir mum yakmama müsade etmez. Apaçık meydanda olusun delil getirmeme yer vermez.<br />
• Önüme gelen bir hayal, fanî bir güzel, gerçek sevgiliye perde olur. Gerçek sevgilinin hayalini örter. Bana örtü olan o<br />
hayalin kanını dökmek helaldir.<br />
• Senin askınla ben iki dünyanın da hayalini yakar, yandırırım. Ben bir mum gibi yanarsam bu iki pervane de benim<br />
alevimle yanar.<br />
688. Benim canım ile senin canın birlesmisler, bir can olmuslardır.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mefulü,<br />
(c. III, 1458)<br />
• Bir lahza, bir an bile senden vazgeçemem, elimi çekemem. Çünkü benim isim gücüm hep sensin, her an seninle<br />
mesgulüm.<br />
• Benim canımla senin canın birlesmisler, bir can olmuslardır. Bu tek can hakkı için, bu tek cana yemin ederim ki, ben<br />
su dünyada senden baskasından bezmisim, usanmısım.<br />
• Ben senin güzelliginin bagından derlenmis bir demet çimenim, bir demet otum. Lütuf, ihsan elbisesinden tek bir<br />
külah gibiyim.<br />
• Bu alem senin etrafında vuslat gülünü koklamak ümidi ile, duvarların üstüne saçılmıs bir dikendir. Ben o dikeni<br />
çigneyip durmadayım.<br />
• Bu dünya dikeni böyle güzel olursa, kim bilir gül bahçesi nasıldır Ey sırları benim sırlarımı silip süpüren, alıp götüren<br />
güzel!<br />
• Ey benim canım! Gökyüzünde bile aya günes arkadas olmus; anlıyorum ki sen de beni yabancılar meclisinde yalnız<br />
bırakmayacaksın.<br />
• Bir dervisin yanına gitmistim. Bana: "Allah sana yardır, yaverdir!" dedi. Sanki onun duası ile, senin gibi bir padisah<br />
bana yar oldu.<br />
* Her cins kendi hayat zincirini sürüyerek, kendi cinsinin yanına gider. Ben ;imin cinsiyim ki, burada su tuzaga<br />
tutulmus kalmısım<br />
* Sevgili! Gizlice hırsız gibi gönlümün etrafında dönüp duruyorsun. Ey kurnaz dilberim! Ben senin ne aradıgını, ne<br />
istedigini biliyorum. Benim gönlümü alıp götürmek istiyorsun.<br />
* Sevgili! Elbisenin altında gizli bir mumun var. Onu yakarak, harmanımı ambarımı atese vermek niyetindesin.<br />
* Ey benim gönlüm, gül bahçem! Ey benim saglıgım, hastalagım! Ey benim Yusuf yüzlü sevgilim! Ey benim pazarımın,<br />
alıs verisimin parlaklıgı!<br />
* Sen gönlümün etrafında dönüp duruyorsun. Ben de senin kapının önünde d önüyorum, dolasıyorum. Elinde bir<br />
pergel gibiyim. Bası dönmüs bir halde senin etrafında dönüp duruyorum.<br />
* Senin kutlu güzel yüzüne karsı, gam ve elem hikayesine baslarsam vallahi gam ve elem benim kanımı içer, ben<br />
buna layıgım.<br />
• Su halk senin hikmet definin çalınmasıyla oynar, durur. Fakat senin istedigin perde vurulmadıkça, bir perde tutsun<br />
da oyuna, çalgıya girissin; ben bunu ummam.<br />
• Senin defınin sesi gizli de, halkın oynaması asikar. Kasıdıgım meydanda da, kasıyıs gizli.<br />
• Sudayım, topraktayım, atesler içindeyim. Rüzgarlarla üzülüyorum. Bu dört unsurun etrafında, fakat ben bu<br />
dördünden degilim. Ben ötelerdenim.<br />
689. Susarak, agızsız, dilsiz konusanların yazı tahtasıyım.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1466)<br />
• Ben askta Hz. Süleyman gibiyim. Kusların dostuyum. Onların dilinden anlıyorum. Bende hem peri askı var, hem de<br />
istedigim zaman perileri çagırabiliyorum.<br />
• Her kimde daha çok peri huyu varsa, hemen onu yakalar, siseye kapatırım. Ona bir efsun okurum, keskin kılıcımı<br />
sallaya sallaya onu korkuturum.<br />
• Bu isten ötürü de dehset içindeyim, sasırıp kalmısım. Hem aklım basımda, hem de kendimde degilim. Hem söz<br />
söylüyorum, hem de susmadayım, hem de susarak, agızsız, dilsiz olarak konusanların yazı tahtasıyım.<br />
• Feryad ki, Hz. Meryem ilahî bir ruh ile bir baska renge girdi, bir baska hale büründü. Feryad su halden ki, ben artık<br />
feryad etmeyi de bilmiyorum.<br />
• 0 renkten nasıl da renksiz hale geldim! 0 alına dökülen kıvrım kıvrım saçlar yüzünden salkıma döndüm. Ya Rabbî, o<br />
mum yüzünden pervane gibi oldum, yandım, yakıldım.<br />
• Dedim ki: "Ey ay yüzlü sevgili senin bugün bir baska güzelligin var." ´Git!" dedi, "Bana böyle söyleme, bana bir insan<br />
gözü ile bakma!"<br />
• Ey hoca, eger sen insansan neden süphelere düsüyor, kuruntulara kapılıyorsun Üzülüp duruyorsun Senin<br />
hasedinden, hırs atesinden canım dumanlar içinde kaldı.<br />
• Ya deli divane bir asık ol; yahut da yanımızdan git! Su hayat perdesine varlıkla, benlikle aksetme de, perdeyi yüzüne<br />
örtmeyeyim.<br />
• Ben hem kanım, hem de süt. Hern çocugum, hem de ihtiyar. Hem kulum köleyim, hem de emîrim. Hem buyum hem<br />
de o!<br />
• Ben hem sekerler dagıtan Sems´im, hem de Tebriz sehriyim. Hem sakîyim hem mestim, hem meshurum, hem de<br />
gizli. Beni hiç kimse göremez.<br />
690. Sen bana bir ad tak da, kendimi o ad ile çagırayım.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1467)<br />
• Hocam benim tuhaf bir seklim var. Acaba ben kime benziyorum Bir an oluyor, peri sekline giriyorum. Bir an oluyor<br />
perileri çagırıyorum.<br />
• îstiyak, özlem atesi içinde hem toplu haldeyim, hem de bir mum olmusum, toplulugu aydınlatmadayım. Hem<br />
dumanım, hem nurum. Hem topluyum, hem dagınık, perisanım.<br />
"Mevlana´nın bu beyti, rnuasır tran sairlerinden Sehriban´ın su beytini hatırlattı:<br />
"Toplumu aydınlatan mumun kendi yanmasından ne korkusu olacak; çünkü o yanarak, eriyerek, kendini yok ederek<br />
toplumun aydınlanmasını aramaktadır."<br />
• Gönül rebabının kulagından baska hiçbir seyi öfke ile çekip durmam. Saadet çenginden baska hiçbir seyi mızrapla<br />
incitmem.<br />
• Seker gibi tatlıyım, süt gibi yagımı çıkarmak için kendimi dövmedeyim. Bazen hiçbir seye kızmaz, kendimi tutarım.<br />
Baskasını kırmamak için kendimi kırarım. Bazen tabiatım delirince zincirimi sakırdatır dururum.<br />
• Hocam ben ne biçim bir kusum. Ne keklige benziyorum, ne de dogana. Ne güzelim ne çirkin, ne buyum ne oyum.<br />
• Ne pazar taciriyim ne de gül bahçesinin bülbülü. Sen bana bir ad tak da kendimi o ad ile çagırayım.<br />
• Ne kulum ne hür, ne mumum ne demir, ne ben kimseye gönül verdim ne de kimse bana gönül verdi.<br />
• îster serde olayım ister hayırda, hayrım da serrim de benden degil, baskasındandır. 0 beni nereye çekerse oraya<br />
giderim. Baska bir çarem yok.<br />
691. Perisan bir haldeyim, sen bana acı da evinin yolunu göster!<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa-îlün<br />
(e. III, 1465)<br />
• Ey beni evine misafir olarak almak isteyen, yanıma gel! Ey benim canıma can olan sevgili, bu müjdeli haberden<br />
sasırdım kaldım. Ben evin nerede oldugunu bilmiyorum.<br />
• Ey güzelligi ile sehri de sehirliyi de hayran bırakan aziz varlık! Ev nerede göster, bulundugu yeri tarif et! Ben evi<br />
bilmiyorum.<br />
• Kendisine can oldugun kiside akıl, fikir, bilgi, anlayıs arama! Sorguya çekerek onu incitme, sen beri gel, zaten ben<br />
evin yolunu bilmiyorum.<br />
• Seni görüp sasıran, aptallasan kisiyi mazur gör! Evden uzaklastırma! Zaten ben evi bilmiyorum .<br />
• Ben asıgım, istiyaklar, özlemler içindeyim. Herkes benim oldugumu bilir, beni tanır. Perisan bir haldeyim, gücüm,<br />
kuvvetim kalmadı. Sen de bana acı da evini göster, çünkü ben evi bilmiyorum.<br />
• Ey usta çalgıcı, vur vur! Elindeki defe vur! Gönlümün yolunu da vur, beni sasırt! Zaten ben evin yolunu<br />
kaybetmisim, evi bilmiyorum.<br />
692. Ne olursam olayım, senin talebenim; gülün dudaklarından bir gülüs ögrenmek istiyorum.<br />
Mefnlü, Meffi´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1463)<br />
• Ne olursam olayım, ister anlayısı kıt bir adam, ister egri agızlı yalancı bir kisi olayım; senin talebenim. Daima gülün<br />
dudaklarından bir gülüs ögrenmek istiyorum.<br />
• Ey anlayıs, duyus çesmesi, yoksa sen talebe istemiyor musun Bilmem ne hileye bas vurayım, ne yapayım da<br />
senden uzak düsmeyeyim; bir talebe olarak daima senin karsında bulunayım<br />
• Hiç olmazsa kapı aralıgından simsek gibi çak, yüzünü göreyim de o dehlizdeki atesten yüzlerce mum uyandırayım.<br />
Her tarafı aydınlatayım.<br />
• Bir an olur; "Vergi memuruyum!" diye varımı yogumu alır gidersin. Bir an olur; "Kılavuzum!" diye önüme düsersin.<br />
• Ben tavadaki balıga benziyorum. Tavada o tarafa bu tarafa döne döne kavruluyorum.<br />
• Tavada beni o tarafa bu tarafa çeviren sensin. Gece karalıgında bile seninle beraber olunca, ben gündüzden daha<br />
aydınım.<br />
693. Sevgilim, su balçıktan yaratılmıs evde, sen olmadıkça gönül mahzundur.<br />
Mef´ülü, Mefa´îliin, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1462)<br />
• Ben ressamım, her an bir güzellik resmini yaparım. Fakat seni görün yaptıgım resimlerin hepsini senin önünde<br />
yırtar, atarım.<br />
• Yüzlerce resim yaparım, sanki onlara can veririm. Fakat senin güzelligini görünce, onların hepsini atese atar,<br />
yakarım.<br />
• Sen ya sakisin sarap sunarsın, yahut ayık kisilerin düsmanısın, yahut yaptıgım her benlik evini harap eden birisisin.<br />
• Can dökülüp saçıldı. Sana dogru akıp gitti, sana karıstı, seninle bir oldu Canda senin kokun var. Onun için su canı<br />
hos tutalım, sevip oksayalım.<br />
• Benden akan her kan damlası, senin topragına düser de, ona der ki: "Ser sevgin ile aynı renkteyim, senin askınla<br />
ben ortagım."<br />
• Sevgilim, su balçık evde sen olmadıkça gönül mahzundur, perisandır, har bir haldedir. Ya eve gel, eve sahip ol,<br />
yahut da ben bu evi temelinden yıkayım gitsin.<br />
694. Hallaç sag olsaydı, sırlarımın azametinden ötürü o beni daragacına çekerdi.<br />
Mefülü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1459)<br />
• Ben o sevgiliye asık oldugumdan beri tuhaf bir haldeyim. Onu sevdigim için büyük bir is basarmısım gibi is güç<br />
sahibi olmusum. Dünya islerinden yüz çevirdigim için issizim, issiz kalmısım. Pergel gibi ayagımı bir yere koymusum, basım<br />
dönüp duruyor.<br />
• Ey dost! Eger sen bana gerçekten yakınsan bak da seyret; ben nasıl kendimden geçmisim; neden hep bana ask<br />
sırlarını sorar durursun Anlıyorum, askta ben meshur olmusum, herkes benden bahsedip duruyor.<br />
• 0 arslan, askın gönül kanından baska birsey içmez. Ben de o arslanın yavrusuyum. Kan içmek için gönül arıyorum.<br />
• Dertliyim, hastayım. Biliyorsun da bana Fatiha okuyorsun. Fakat ey dost görmüyor musun Ben zaten Fatiha´dan<br />
hastayım, yani ruhların ilk yaratılısından, ezelden asıgım da oradan ayrı düstügüm için hastayım.<br />
• "Enelhakk" (=Ben Hakk´ım) dedigi, gerçege isaret ettigi için halk gerçegi anlayamadı, Hallaç´ı daragacına çekti.<br />
Hallaç sag olsaydı sırlarımın azametinden ötürü, o beni daragacına çekerdi.<br />
695. Sen beni görmek istiyorsun ama, bedenimi görüyorsun, beni göremiyorsun.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1445)<br />
• Ben hırkamı rehin ettim. Meyhanede elbisesiz olarak kaldım. Bütün varım yogumu satıp yedim, bir seyim kalmadı.<br />
Bu yüzden ben bugün meyhane mi safiriyim.<br />
• Ey güzel yüzlü mutrip! El çırpa çırpa güzel bir gazel söyle, de ki: "Seni yerin burası degil, sen münacat ehlisin.<br />
Halbuki ben meyhane erlerindenim."<br />
• Ey beden süretine, sekle takılıp kalan gafil! Sen beni görmek istiyorsun ama, sen sadece benim bedenimi<br />
görüyorsun. Canı görmeye imkan yoktu Ben meyhanenin canıyım.<br />
• Ben midesine düskün, yiyip içmeyi seven, yemek için yasayanlardan degilim. Ben yemekten içmekten bezmis,<br />
usanmıs bir insanım. Ben meyhane sofrrasının basındayım.<br />
• Ben padisahın yakın dostu, hemdemiyim. Gerçekten de zamanının Süleyman´ıyım. Ben tamamıyla iman halini aldım.<br />
Meyhanenin de imanı oldum.<br />
• Ben bu dünyada ask ile neselendim. Ask ile mest oldum. Birisini gördüm de "Kimsin " diye sordum. "Ben<br />
meyhanenin padisahıyım." diye cevap verdi<br />
• Nerede olursam olayım, ask ile birlikte, aynı kaseden içiyorum. Her nerede gezersem gezeyim bana hep meyhanede<br />
dolasıyormusum, meyhanede gez yormusum gibi geliyor.<br />
• Altınım, gümüsüm gitti ama, gümüs gibi parlak bedenli bir güzelin gögsüne dayanmısım, onun kucagındayım. Malım<br />
mülküm yok ama, kendim meyhanenin malı, mülkü olmusum.<br />
• Ey canıma can olan sakî! Sen harap olmus gönlümün mumusun. Hara gönlümü bir gör! Ben meyhanede düsüp<br />
kalmısım.<br />
• Sen; "Bu yıkık yere, bu meyhaneye seytan seni düsürmüs." dedin, fakat meyhanenin seytanında bile melek huyu,<br />
melek güzelligi var.<br />
• Ben sustugum zaman meyhane küpüyüm. Söz söylemeye basladıgım Zaman meyhanenin kapısı olurum.<br />
696. Kendimden geçtim de senin askını seçtim.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü,<br />
(c. III, 1446)<br />
• Gönlüm yok, elim yok. ayagımı da senin askın baglamıs. Halbuki ben nice baglar koparmısım, nice kayıtlardan<br />
kurtulmusum. Ey sevgili yavas davran! Ben ayık degilim, mest olmusum.<br />
• Hayranlık meclisinde senin bildigin, tanıdıgın padisahtan bana can gibi görünmez bir sarap kadehi sunuldu. Yavas ol,<br />
ben mestim.<br />
• Ey canım sevgili! Birazcık olsun bana yaklas, uzak durarak beni daha fazla incitme Ey dilberim, yavas ol; ben<br />
mestim.<br />
• Ey sevgilinin sakîsi! Sevgiliye sarap sunarken agır canlılıktan, donukluktan sakın! Rahiblere göstermeden gizlice o<br />
saraptan bana da sun! Yavas sun ki, ben mest bir haldeyim.<br />
• Ey sarap! Ben senden daha beter bir haldeyim. Ben senden daha fazla sarabım. Senden daha fazla cosuyorum,<br />
köpürüyorum. Yavas davran, ben mestim.<br />
• Rnsanları sarhos eden, cosup köpüren sarapla aynı cinstenim. Hırkalarını satanlardan degilim. Neden durumu<br />
sevgiliden gizleyeyim, örtüneyim Ben mestim.<br />
• Kendimden geçtim de senin askını seçtim. Sonra gördüm ki tamamıyla yok olup gitmisim. Artık sen de yavas<br />
davran! Çünkü benim aklım basımda degil.<br />
697. Ben bir dogan kusuyum, o ruhanî padisah beni çagırmada.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1447)<br />
• Can hekimine gittim. "Lütfen beni muayene eder misiniz, su nabz bakar mısınız " dedim. Ben tuhaf bir haldeyim.<br />
Hem gönlüm bende de hem hastayım, hem asıgım, hem de mestim, kendimden geçmisim.<br />
• Keske bir olsaydı, benim yüz çesit hastalıgım var. Bütün bu hastalıklarla raber bir de isin ötesini arastırmaya<br />
kalkmısım. Ötelerden haber almak istiyorum.<br />
• Can hekimi: "Bu kadar çok hastalıklar seni öldürmedi mi " dedi, "Ev dedim, "Bu kadar hastalıklara dayanamadım,<br />
öldüm. Beni mezara koydu Fakat senin kokunu alınca mezardan sıçrayıp kalktım."<br />
• 0 ruhanî güzellige sahip aziz varlık, o Hakk´a mensup dost, o nuruna, zelligine dalıp da ellerimi kesip dogradıgım o<br />
Yüsuf-ı Kenan olan hekim,<br />
• Hos bir halde yanıma geldi. Elini gönlüme koydu da: "Ne ildensin sen haldesin " dedi. Dedim ki: "Ben yabancı<br />
degilim, bu ildenim, halim meydanda!"<br />
• Durumumdan süpheye düstügü için münakasa etmeye, çekismeye kalkısınca, tuttu bana bir kadeh sarap sundu.<br />
îçince sapsarı yüzüm kızardı. Alev yanmaya basladı. Bu yüzden çekismeden vazgeçtim.<br />
• Derken elbisemden soyundum, mest oldum. Deli divane oldum. Hakk rabıyla mest olmus kisilerin meclisine girdim.<br />
Sag tarafa oturdum.<br />
• Yüzlerce kat elbiseler giyindim. Yüzlerce çesit coskunluklarda bulum Yüzlerce kase döktüm. Yüzlerce testi kırdım.<br />
• Musa(a.s.)´ın yoklugunda îsraillogulları altından yapılmıs buzagıya tapmıslardı. Ben aska tapmazsam, yünden,<br />
yapagıdan yapılmıs yalancı buzagı olayım.<br />
• Ben bir dogan kusuyum. 0 ruhanî padisah yine beni gizlice çagırın, beni padisahlara bir sekilde yücelere dogru çekip<br />
götürmede.<br />
• Sevgilim, ayagımı baglayan sensin. Sevgilim, ben senin mestinim. îster ok olayım, ister yay yüzügü; ben senin<br />
elindeyim, seninim.<br />
• Göklere dogru fırlar, yücelirsem, senin yüzünden fırlar, yücelirim. Mest olmussam, senin mestinim, alçalırsam senin<br />
yüzünden alçalırım. Varsam senin yüzünden var olmusum.<br />
• Beni mest ettin de döndürüp oynatıyorsun. Mademki küpün agzını kapadın, ben de artık agzımı kapayayım.<br />
698. Senin hayalini suda gördüm de yakalamak için suya el attım, su bulandı.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1453)<br />
• Aynada güzel yüzünüzün hayalini görünce hayran oldum. Dil dökmeye basladım, fakat ayna nefes istemez, söz<br />
istemez, bugulanır. Bu yüzden ayna bugulandı da hayalin görünmez oldu. Vah benim sözlerime, vah benim sözlerime!<br />
• Senin hayalini suda gördüm de yakalamak için suya el attım. Fakat su bulandı, seni göstermez oldu. Ben de bos<br />
yere ugrasmıs oldum.<br />
• Ey dost! Aramıza "Ey dost!" sözü bile sıgmıyor. Ey sevgili demeye kalkıssam, "Ey sevgili!" bile diyemiyorum.<br />
• Ah etsem, o da ne taraftan geldiyse o tarafa geçip gidiyor. Agzımın yolunu kapadım. Artık feryad bile edemiyorum.<br />
• Benim feryadım, benim ahım o ayın bulutlar arasına girip kendini göstermemesindendir. Ey benim ayın on dördü<br />
olan dilberim! Gögümdeki bulutlar arasına gizlenir, ama sen gizlenmezsin. Elbette canlı ay yüzlüye bakmak daha hos!<br />
699. Varlıktan kurtulus.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1443)<br />
• Varlık tahtasını yıkadım, temizledim. Varlıktan, benlikten kurtuldum. Benim artık dünya ile bir ilgim kalmadı. Nasıl<br />
oldugu bilinemeyen, anlasılamayan büyük yaratıcı ile aramızdaki perdeyi de yırttım, attım. Artık bu hus kafamı<br />
yormayacagım, düsüncelere dalmayacagım.<br />
• 0 essiz kutsal varlık, beni lütuf sütü ile besledi, yetistirdi. Ayıplanma kınanma tası nasıl olur da bana ulasabilir<br />
Bende gamın yapragı bile yok.<br />
• Ben yokluga öyle dalmısım ki sevgilim: "Bir an için olsun gel, ben otur!" deyip duruyor da, ben ona bile<br />
aldırmıyorum.<br />
• Hani bir an var ya, Adem(a.s.)´ı bir anda varlık alemine getirdi. On andan da usanmısım, benim onunla da ilgim yok!<br />
• Sen bir an bile kendisinde olmayana ne dersin Binlerce defa basıma vuruyor, basımı eziyor da ona bile<br />
aldırmıyorum.<br />
700. Rçtiginiz sarap, sizi utandıracak yalancı sarap olmasın.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. III, 1441)<br />
• Ey benim kır atım! Nalını göklerin üstüne koy! Nasıl oldugu bilinmeyen ay, bir davet mektubu yazmıs.<br />
• Ovadan can gibi bir ceylan çıkageldi. Hem de öyle bir ceylan ki, erkek arslan onun korkusundan kuyrugunu kızgın<br />
kumlara vuruyor.<br />
• Hocam bugün bayram gününe benziyor. Hepimiz de mest olmusuz. Davul da mest, davul çalan da mest olmus,<br />
kendinden geçmis, güm güm diye davul çalmada.<br />
• Aramızda ilaç için olsun bir akıllı bulamazlar. Su deliler arasına katılan herkes deli divane oluyor.<br />
• Mahmur kisiye bir kadeh sarap, altınla dolu yüz evden daha degerlidir. 0 saraptan su zayıf bedene bir kadeh<br />
dökelim.<br />
• Sen oruçlular arasında rahat rahat, hosça bir ask sarabı kadehini al, iç! Üzüm sarabı içsen sonunda utancından akrep<br />
gibi gizlice eve gelirsin, ama bu sarabın sarhoslugu öyle sarhosluk degildir. însanı rezil etmez.<br />
• Sen oruç bozmayan sarabı küpsüz, testisiz, kadehsiz iç! Bu ne üzümden yapılmıstır, ne de cibreden.<br />
• Bu sarap mahmurun basına döktügün, onu uyardıgın, aklını basına getiren sarap degildir. 0 sarap yalancı saraptır.<br />
0 yüzden onun kuyrugu kısa kalmıstır.<br />
• Deve sarapla dolu küpü yüklenmis olarak meyhaneden çıkageldi. Onu görünce kadeh dile geldi: "Kalkın, uykuyu,<br />
yemeyi, içmeyi bırakın! Sarap için!" diye seslendi.<br />
701. Ben beni satın alana dogru giderim.<br />
Müfte´ilün, Mefa´ilün, Müfte´ilün, Mefa´ilün<br />
(c. III, 1396)<br />
• Yine sırlar içinde sevgiliye dogru giderim. Bülbülün nagmelerini dinleyerek, güle, gül bahçesine dogru giderim.<br />
• Bu utanma, bu haya ne vakte kadar sürecek Sen bu utanmayı atese at, yak da yanımıza öyle gel! Ben gönlü<br />
kendime yol arkadası olarak alırım da sevgilinin yanına öyle giderim.<br />
• Bende sabır kalmadı ki unutkanlıga kulak vereyim. Akıl kalmadı ki usül ve adet üzere yol yürüyeyim.<br />
• Ey benim Zühre yıldızım, çengi eline al "tın tın tın" diye çalmaya basla! Kulagım çenginin nagmelerinde, gözlerim de<br />
yüzünde olarak sevgiliye giderim.<br />
• Gönlüm ask tuzagının hastasıdır. Gönlüm bazen sevgilinin kapısında, bazen de damındadır. Gönlüm beni sevgiliye<br />
dogru çekiyor. Ben, beni satın alana dogru giderim.<br />
• Sevgili bana sordu: "Senin ne hünerin, ne marifetin var Niçin bir isle mesgul olmuyorsun " Ona dedim ki: "Sen<br />
bana dükkanımın yolunu göster de; ben de ise gideyim."<br />
• Gönlümün kendinden haberi varken isime giderdim, dükkanımı bulurdum. Ama gönül beni bıraktı gitti. Artık bende<br />
gönül var mı ki, ben de isime gideyim.<br />
702. Ey güzeller Yusuf´u, neden kuyudasın, neden dısarı çıkmıyorsun,<br />
kendini göstermiyorsun<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. III, 1436)<br />
• Bilmiyorum, sen günes misin, Zühre yıldızı mısın Yoksa ay mısın Askla bası dönmüs bu deliden ne istiyorsun,<br />
bilmiyorum.<br />
• Ne oldugu, ne kadar üstün bir yaratıcı oldugu anlasılamayan bu aziz varlıgın dergahında, hep lütuf var, güzellik var.<br />
Nasıl bir ova, nasıl bir yesillik, nasıl bir dergah bilmiyorum.<br />
• Galaksilerin süsledigi hududsuz göklerde, güzeller gibi sayısız yıldızların etrafında döndükleri dergahın nasıl bir<br />
dergahtır bilmiyorum.<br />
• Senin güzel yüzünden canımız gül bahçesi halini almıs; menekselerle, nergislerle, süsenlerle dolmus, parlak ayın ile<br />
yolumuz aydınlanmıs, nasıl bir yol arkadasısın bilmiyorum.<br />
• Gönlün içinde hakîkat balıkları ile dolu, kıyısı olmayan bir deniz var. Ben böyle acayip bir denizi de görmedim, böyle<br />
balıklar da görmedim. Bunların ne olduklarını bilemiyorum.<br />
• Rnsanların padisahlıgı masaldan ibaret! îri taneli inci, padisahın nazarında nasıl degersizse, mana padisahlıgının<br />
yanında da dünya padisahlıgı öyle degersizdir. Ben bakî olan ölümsüz padisahlar padisahından baska bir padisah<br />
bilmiyorum.<br />
• Sen ne de sonsuz bir günessin ki, senin ısıgın içinde oynasan bütün zerreler söz söylemede. Sen Allah´ın zatının nuru<br />
musun Yoksa Allah mısın, bilmiyorum!<br />
• Binlerce Yakub´un canı bu güzellik, bu kudret yüzünden yanıp duruyor. Ey güzeller Yusufu! Sen neden kuyudasın,<br />
neden dısarı çıkmıyorsun, neden kendini göstermiyorsun, bilmiyorum.<br />
703. Dualarım mumun alevi etrafında dönen pervanenin kanatları gibi yanıktır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1425)<br />
• Konusma gücüm oldukça, isim gücüm dua etmektir. Duaları kabul etmeli de sana düser! Dua benden, kabul senden!<br />
Duanın kabulü hususunda benim ne hakkım olabilir<br />
• Dualarım senin muma benzeyen kulagının etrafında döner durur. Bu yüzdendir ki dualarım mumun alevi etrafında<br />
dönüp duran pervanenin kanatlar gibi yanıktır.<br />
• Ihtiyaçlarımın, dileklerimin kütüphanesine gelip giresin, yakından duyasır diye arzularımı kitap kitap üstüne<br />
koymusum. Dileklerim sahife sahife altta bulunmaktadır.<br />
• Bana çok lütufta bulundugun, baska yaratıklara vermedigin düsünce duyma, hayal etme gücünü bana verdigin için<br />
basım gökyüzüne sıgmaz Gönlüm neselidir; "Bende tan yerini agartanın gamı var!" der durur.<br />
"Felak Suresi, 113/1. ayete isaret var."<br />
• Düsünce sögüt agacı dalı gibi, her esen rüzgarda oynar durur. Ama yemyesil sidre agacının kökü gibi köklerim bir<br />
aradadır, güçlüyüm.<br />
704. Ben sıcak göz yaslanmla soguk ah edisimin farkındayım.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1435)<br />
• Hıç durmadan gönlün etrafında dönüp duruyorsun. Ne yapacagını biliyorum. Gönlü kanlara bogacak, yüzü sapsarı<br />
sarartacaksın.<br />
• Bir kumazlık ettin, bir oyun oynadın, gönlün varını yogunu aldın, götürdün. Bu oyundan sonra daha ne oyunlar<br />
oynayacagını, basıma neler açacagını, neleri meydana çıkaracagını biliyorum.<br />
• Bir bakısla cigerimi yaraladın, onu ateslere attın, yaktın, yandırdın. Daha neler yapacagını biliyorum.<br />
• Sıcak göz yaslarım hakkı için, soguk ah edisimin hatırı için olsun, nasıl yandıgımı zaten biliyorsun. Sor bakalım, ben<br />
sıcak göz yaslarımla, soguk ah edisimin farkındayım. Sıcagın yakıcılıgını, sogugun donduruculugunu anlıyorum.<br />
• Benim bagrım tutusmus, gönlüm yanıyor. Senin etegin tutusmus ama arada fark var. Yanıstan yanısa, dumandan<br />
dumana, dertten derde farklar oldugunu ben biliyorum.<br />
705. Bahara: "Sen nerelerden çıkageldin " diye sordum.<br />
"Ben ötelerden, onun güzellik bahçesinden geldim" diye cevap verdi.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1417)<br />
• Yüzün hakkı için yemin ederim ki, ben dünyada senin yüzün gibi güzel bir yüz görmedim. Senin güzelligini<br />
anlatanlardan duydugum güzellik nerede; senin güzelligin nerede Sen onların anlattıklarına hiç benzemiyorsun.<br />
• Bu dünyada böyle güzel bir bag ne yetismistir, ne de yetisir. Böyle essiz bir bagın meyvelerini ne rüyada<br />
toplamısımdır, ne de uyanıkken.<br />
• Sevgilim, sen bir baba duası degil, yüzlerce peygamber duası almıssın ki böyle bir güzellik devletine konmussun.<br />
• Seker kamısına: "Kimin yüzünden böyle sekerlerle doldun " diye sordum. Seni isaret etti de dedi ki: "Ben onun<br />
nefesini içime çekmistim de o yüzden bu hale geldim."<br />
• Cana dedim ki: "Neden gonca gibi yüzünü gizledin " Dedi ki: "Onun yüzünden utandım da gözlerimi kapadım, kendi<br />
içime çekildim."<br />
• îlkbahar mevsimi kanatlarında binlerce renkler bulunan tavus kusu gibi geldi, her tarafı süsledi, güzellestirdi.<br />
Bahar´a: "Sen nerelerden çıkageldin " diye sordum. "Ben ötelerden, onun güzellik bahçesinden geldim." diye cevap verdi.<br />
• Sonra dedi ki: "Canlar zevke dalsınlar diye sarap getirdim. Çiçekler getirdim, hastaların iyilesmeleri için ilaçlar<br />
getirdim, macunlar getirdim."<br />
"Sarap üzümden çıkarılır. Bütün ilaçlar çiçeklerden, elde ediliyor.<br />
706. Gül dedi ki: "Padisahımın hayali yüzüme güldügü için o günden beri hep gülmedeyim."<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1412)<br />
• Kim dagınıklıktan kurtulmak, dügümlenmek istiyorsa, bana gelsin, ona güzel bir dügüm vurayım. Efendimin dügümü<br />
ile mermer kaya bile´ can bulur. Ona ulasan tas bile cana kavusur.<br />
• Bir gün bahçede dolasırken güle: "Sen daima gülüp duran, hos kokular saçan, gözleri oksayan renginle bizi Hakk´a<br />
götüren bir kılavuzsun." dedim. Gül bana: "Neden daima gülüp duruyorum, biliyor musun "<br />
• "Güzel huylu padisahımın hayali tebessüm etti, yüzüme güldü de o günden beri dünyada bulunan bütün güller<br />
soydan soya böyle gülmeye basladık. Oguldan ogula hepimiz güler yüzlü olduk. 0 günden beri, suratı asık bir gül hiçbir<br />
yerde görünmez oldu."<br />
• Padisahım dedi ki: "Ömrü olmayan her zavallıya ben ömür olurum." Ben de bir zavallıyım, padisahımın bu vadinden<br />
ümide kapıldım da ömürden oldum. Ömürsüz kaldım.<br />
• Gönlüm güle; "Senin ömrünün ne degeri vardır ki, beni neden minnet altında bırakıyorsun Ben kimim, sen kimsin "<br />
diye bagırdı.<br />
• Ask diyor ki: "Bir sırrım var, söyleyeyim de duy, bunu ganimet say, hayırlara kavus! Ne kötülük et, ne de ondan<br />
ayrıl, yoksa ümitsizlige düsersin, pisman olursun."<br />
• Bütün padisahlar kullarını, aç gözlü olmadıklarından, kanaat sahibi olduklarından ötürü överler. Benim padisahımın<br />
bütün öfkesi ise, onun lutuflarını yeter bulmamdır. ¦<br />
707. Ben hiçbir sey bilmiyorum, bilmiyorum.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1439)<br />
• Ben bu dokuz kat gögü, insanı büyüleyen saheserler ortaya koyan ressamı geregi gibi bilemiyorum, bilemiyorum.<br />
• Bana her tarafa gitme, sen üstadsın, buraya gel diyorsun, ama ben o mekansızlık yerini bilmiyorum, bilmiyorum.<br />
• 0 bazen benim yakamı tutar, beni hırpalar, perisan eder. Beni hırpalayan o güzel huyluyu bilemiyorum, bilemiyorum.<br />
• Ben musikiden zevk alan, güzel seslileri dinlemeyi is edinmis bir canım. Çalgıcı olmadıkça huzur bulamıyorum.<br />
Musikiyi ve nese arayan canımı bilemiyorum, bilemiyorum.<br />
• Ben bir arslan görüyorum. Bütün dünya onun önünde bir ceylan sürüsü. Fakat bu arslan kim Bu ceylan sürüsü ne<br />
Bilemiyorum, bilemiyorum.<br />
• Beni sel kaptı, sürüklüyor. Asagılara dogru akıp dereyi aramadayım. Fakat beni alıp götüren seli de, dereyi de<br />
bilemiyorum, bilemiyorum.<br />
• Köyü, çarsı pazarı bilmeyen ve orada kaybolan bir çocuga benziyorum.<br />
• Sefkatli, merhametli bir dost bana: "Kötü insanlar seni çekistiriyorlar, senin hakkında kötü sözler söylüyorlar." diye<br />
haber verdi. Ama ben iyiligimi de, kötülügümü de söyleyenleri bilemiyorum, bilemiyorum.<br />
• Yeryüzü bir kadın gibi, gökyüzü de onun kocası. Bu kadın kedi gibi kendi yavrularını yiyor. Fakat ben ne kadını<br />
biliyorum, ne de o kocayı.<br />
• 0 gayb aleminin güzeli bana kası ile isaretler etmede, bir seyler anlatmada, gizli bir seyler söylemede. Ama ben ne o<br />
bakısı, ne o kasın isaretini bilmiyorum, bilmiyorum.<br />
• Ben Yakub´um, o Yusuf! Yusufun kokusunun aslı nedir, bilmiyorum. Ama yine de gözüm onun kokusu ile açılmada,<br />
aydınlanmada.<br />
• Dünya suratını eksitse de, o ay yüzlü güzel benim yüzüme gülüp duruyor. Ama ben o ay yüzlüden baskasını<br />
bilmiyorum, bilmiyorum.<br />
• Kudret elinden, kudret kolundan her an bir ok uçup gelmede! Fakat ben o eli de bilmiyorum, o kolu da!<br />
• Sus, ne zamana kadar dedi-kodu ile ugrasacaksın Ben dedi-koduyu da bilmiyorum, söyleyenleri de!<br />
• Benim öyle bir derdim, öyle bir dermanım var ki, hekimlerin en büyügü, en meshuru olan Calinos bile; "Bu derdi de,<br />
ilacını da bilmem!" diyor.<br />
• Ey gece! Önümden çekil, git! Büklüm büklüm saçlarını, perçemlerini bana gösterme! Ben o siyah kıvırcık saçlarından<br />
baska bir sey bilmiyorum, bilmiyorum.<br />
• Ey güzel yüzlü gündüz! Seni aydınlatan günesin ne de parlak, ne de gül renkli. Fakat git, git, ben Allah´ın nurundan<br />
baska birsey bilmiyorum. Allah göklerin ve yerlerin nurudur.<br />
708. Ben bedendeki can gibiyim, ask gibiyim. Hem görünürüm, hem görünmem.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1430)<br />
• Ben asıkların bası olmak sevdasına kapıldım da, ask yoluna düstüm. Ben askın ogluyum ama, benim varlıgım<br />
babamdan öncedir.<br />
• Görmez misiniz Bademyagı bademden çıkar ama, can da bilir ki, badem; "Ben agaçtan önceyim." diye söylenip<br />
durur.<br />
• Zahire bakan, görünüse kapılan; "Hz. Adem´e melekler secde ettiler" der Ama Hz. Adem´in hakîkatini gören; "Abdal!"<br />
der, "Nasıl olur da Adem bedenden ibaret olur, buna imkan var mı Melekler Hz. Adem´e degil Hz Adem´de bulunana secde<br />
ettiler."<br />
• Ben bedendeki can gibiyim, ask gibiyim. Hem görünürüm, hem görünmem. Ben hem gızliyim görünmem, hem de<br />
beldeki kemer gibi meydandayım, görülürüm.<br />
• Gizlj sevgili benim de kendisi gibi gizli kalmamı istiyor. Yoksa geceleyin gözleri görmeyenlerin inadına ben ay gibi<br />
apaçık görünür, dururum.<br />
• Gökyüzü bana; "Seni ay gibi basımda tasırım." diyor. Ona dedim ki: "lyi ama sen bana sor bakalım; ben var mıyım<br />
ki, sen beni basında tasıyasın "<br />
* Vuslat gününde sen beni o güzelden ayırdedebilirsen, sunu iyi bil ki- gördügün o güzel baskasıdır, ben baska biriyim.<br />
709. Ask; "Ben daima devam eden, hos geçen bir ömürüm." dedi.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1402)<br />
• Ey seker gibi tatlı olan güzelim! Dün gece ne yedin Söyle, ben de bundan sonra bütün ömrüm boyunca, gece<br />
gündüz onu yiyeyim.<br />
• Yazdıgın mektupların zevki, verdigin müjdeli haberlerin nesesi içime kadar yerlesmis ki, oradan ayrılıp dudaklarıma<br />
kadar gelemiyor da bu yüzden duyduklarımı söyleyemiyorum.<br />
• Ben içime yerlesen zevke yalvararak derim ki: "Ne olur gel, benim duyduklarımı herkese duyur!" 0; "Ben içerde<br />
daha hosum!" diye sözlerime omuz silker.<br />
• Ask elbette her gönüle ugrar. Bu hal herkesin basına gelir. Sükürler olsun ki ask benim gönlüme de ugradı. Bu is<br />
bana zorluk çıkarmadı.<br />
• Bir gece aska; "Dogru söyle, sen kimsin " dedim. "Ben ölmeyen hayatım, ölmeyen yasanısım. Ben daima devam<br />
eden, hos geçen bir ömürüm." dedi.<br />
• Tekrar sordum: "Ey mekandan dısarı olan ask! Senin evin nerededir " "Ben gönül atesinin dostuyum. Ben yaslı<br />
gözlerin yanı basındayım." diye cevap verdi.<br />
• Sararıp solan her benzin rengi bendendir, benim rengimdendir.<br />
• Güllerin, lalelerin rengi benimdir. Kumasların degeri de benim. Ask mektuplarının zevki de benim. Her gizli seyi kesf<br />
eden de benim.<br />
• Ask en küçük isvesi ile benim gibi yüzlerce kisiyi yoldan çıkarır. Hocam sen bana bir yol göster, ben onun elinden<br />
nasıl kurtulabilirim<br />
• Gökyüzü aska söyle seslenir: "Ben senin için dönüp duruyorum." Ay da aska söyle nida eder: "Ben senin yüzünden<br />
nurlandım."<br />
• Akıl ask yüzünden kararsızdır. Yerinde duramaz, düsünceden düsünceye atlar. Ruh huzura kavusmak için aska haraç<br />
verir. Bas, "Ben senin ardında kosmak için yuvarlagım diye söylenir ve askın önünde secdeye kapanır.<br />
710. Ben çok güzel gördüm. Fakat hiçbirisi senin gibi güzel degildi.<br />
Mefa´îlün, Mefa-îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1416)<br />
• Sevgili yüzünü eksitmis, asabi ve öfkeli bir halde bakıyor. Ben hayatımda böyle tatlı bir güzellik görmemistim. Onun<br />
güzelliginin büyüsünden deli, divaneyim. Onun ask masallarından mest olmusum.<br />
• Sevgili, ben hayatımda çok güzel görmüsüm. Fakat hiçbirisi senin gibi güzel degildi. Bu yüzden ben sana<br />
baglanmısım. Benim varım, yogum sensin, ben artık bende degilim. Ben kendimden geçip gittim.<br />
• Bildigin gibi ben bütün gece perisan bir halde idim. Ruhum, aklım darmadagınıktı. Fakat simdi günün aydınlıgında<br />
senin güzelligini görünce hayran oldum, saskınlıktan bambaska bir hale geldim.<br />
• Elimden tut, beni kaldır, beni bu halden kurtar! Ben topraktanım, topraktan yaratılmısım. Senin nurunla topraktan<br />
sıçradım kalktım.<br />
711. Ben takdirin, o acı emrin hükmü altındayım.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa-îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1432)<br />
• Sen de bilirsin ki, ben sensiz yok olur giderim, yok olur giderim. Yokluktada bir varlık kabiliyeti vardır. Halbuki ben<br />
ondan da asagı bir hale gelirim.<br />
• 0 Yusuf gibi güzel varlıktan ayrı düsünce mahzun olurum, kötü zanlara düserim. Her pismanlıga arkadas olurum.<br />
• Irem bagına girince gamın boynunu bagladım. Onu deve gibi her taraf; çeker götürürüm. Ona dikenden baska<br />
birsey tattırmam.<br />
• Ben takdirin, o acı emrin hükmü altındayım. Bazen kervanbasıyım, bazen deve, bazen göç davuluna tokmak<br />
vururum. Bazen bayragın perçemi olurum<br />
• Rster davul, ister davul çalan olayım. 0 büyük padisahın ordugahındayım ya! Bu degisikliklerden, bu renkten renge<br />
girislerden ne diye üzüleyim! Ne olursam olayım, padisahın hizmetindeyim ya!<br />
• Ben bir mum gibi söz söylemeden her seyin suretini gösteririm. Egri bügrü düsünmem. Çünkü düsündeki yazının<br />
isareti olurum.<br />
• Ask der ki: "Ey aklı basında olan kisi! Sundugum sarabı ganimet bil. Al, iç sarhos ol! Ey aç kisi! Seni doyurduk. Ey<br />
burnu koku almayan! Seni iyilestir dik."<br />
• Efendimizin, sahibimizin nimetlerine sükrettik. Zaten efendimiz buna layık, bu zevkin sonu yoktur. Bu kadeh, adi<br />
kadeh degildir. Bu ask sarabı kadehi kırılmaz.<br />
712. Ben su anda asktan dogmusum.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1409)<br />
• Ey seher vakti bana sarap sunan sevgili! Nazı bırak da bir seyler söyle Sesinle de mest olmak istiyorum: "Hiç<br />
olmazsa sarabı sana ben verdim." diye söylen!<br />
• Sen kucagımdan gittinse de sarhosluk basımdan gitmedi. Yolun basına gel de gör, yol üstünde düsüp kalmısım.<br />
• Bende kem göz vardı. Ona buna nazarım degerdi. Bu yüzden güzelligin perde altında gizlendi, benden ürktü. Ben de<br />
güzelligini ona zarar vermeden görebilmem için kem gözümü kapattım, kendime baska bir göz buldum, baska bir göz<br />
açtım.<br />
• Bilhassa ahdine olan ümidimle gönlüm nasıl açılmaz, nasıl ferahlanmaz Bu yüzden de senin ahd mektubunu<br />
gönlümün basına koydum.<br />
• Rlk dogusum geçti, gitti. Ben su anda asktan dogmusum. Kendimde bir baskalık, bir fazlalık var. Çünkü herkes bir<br />
kere dogar, ben iki kere dogmusum.<br />
• Ben kafirler diyarında bulunuyordum. Ask beni esir aldı, bu ellere getirdi. Bu yüzden asıkların canlan gibi safım,<br />
tertemizim, güzelim.<br />
• Ben böyle yaya yürüyorsam da, bu ilde ben bir padisaha kavustum. Simdi o padisahın evindeyim. Onun güzel<br />
saçlarını oksuyorum.<br />
713. Sevgilinin güzel hayalinin sevdasına kapıldım da, hayal gibi oldum.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1403)<br />
• Ben senin askını basarabilmek, askını elde etmek için bas vermeye geldim. Eger sen; "Hayır!" dersen, ben o seker<br />
kamısını kırarım, içindeki sekeri alırım.<br />
• Akıl gibi, can gibi bütün gözlerden gizli olarak canlara ve gözlere görüs mesalesi götürmeye geldim.<br />
• Eger gönlümü kırarsa, o gönül kırana canımı veririm. Basımdaki külahı alsa, belimdeki kemeri de ona veririm.<br />
• 0 gözümün önüne oturmus ben nereye bakabilirim 0 gönül sehrini zaptetmis, ben nereye gidebilirim<br />
• 0 attıgı okun keskin ucuyla dagı bile deler. 0 ok atmaya basladıgı zaman, beni kalkan yerine tutarsan, yazık bana!<br />
• Sevgilinin güzel hayalinin sevdasına kapıldım da hayal gibi oldum. Adını kimseler duymasın diye kıskanırım da, onu;<br />
"Ay yüzlü!" diye çagırırım.<br />
• Sevgilim önüme sarap getirdi. "Bunu iç; sen bunu içmesen baskasına götürürüm." dedi. Rste benim bu gazelim onun<br />
sarap ikramına bir cevaptır.<br />
714. Sevgili! Ben yokluk aleminden bu dünyaya senin askınla geldim.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1418)<br />
• Ey gönül! Ben garibim, asıgım, mestim, yüzünü görmek özlemindeyim. Sana gelmek, seninle bulusmak için pılımı<br />
pırtımı bagladım, denk yaptım. Rste suracıkta duruyor.<br />
• Sen bütün dünyanın kıblesisin. Kıbleden baska tarafa dönemem. Nerede olursam olayım, hep kıbleye yüz çeviririm.<br />
Namazımı kılarken oraya dönerim.<br />
• Canım bedenimde oldukça, senden baskasına giden bir yola ayak basamam, buna imkan yok! Sevgili, ben yokluk<br />
aleminden bu dünyaya senin askınla geldim.<br />
• Senden baskasını düsünürsem, daragacına layık olurum. Senden baskasının etegine sarılırsam, elim kesilsin.<br />
• Bütün dünya ve bütün dünyadakiler, kendi vesveselerine uymus, yollarını kaybetmisler, dinlerinden dönmüslerdir.<br />
Bense öyle büyük bir askın lütfu ile kendi serrimden bile kurtulmusum.<br />
• Su gönül kirlilikten kurtulmus, saf, tertemiz bir hale gelmis de yükselmis, askın yücesine çıkmıs. Bense beden<br />
balçıgının meydana getirdigi bulanıklık yüzünden, su kirli yerde, dünyada kalmısım, yücelere çıkamıyorum.<br />
• Sevgilinin kendisi bana gelmeye tenezzül etmedi de, lütufta bulundu, hayalini gönderdi. Ne de güzel bir hayal!<br />
Dayanamadım, o hayalin ayaklarına kapandım, ayaklarını dudagımla yaraladım, incittim.<br />
715. Ben asıklar arasında tanındım, meshur oldum.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. III. 1410)<br />
• 0 güzelin esiri ve asıgı oldugum günden beri, ona karsı duydugum sevgi can gibi gönlümde gizlendi kaldı. Ben seytan<br />
da degilim, peri de degilim. Nasıl oldu da sevgim herkesten gizli kaldı<br />
• Sanki ben kar idim, eridim, yer beni yedi, içine çekti. Bastan basa gönül dumanı kesildim, göklere dogru yüceldim,<br />
yükseldim.<br />
• Benim bedenim var, ben ruhlardan degilim, canlardan de çekinirim. Can candan çekinmez. Ben de cana döndüm.<br />
Öyle oldugu halde neden canlardan çekiniyorum<br />
• Beni bir sey sanmayana benim sanısım gitti. Sonunda onun basında bir vehim oldum.<br />
• Ben kendimde olmadıgımdan ötürü, gönlüm ona sahitlik etti. Bu gönlüm, elden gitti de o ne söylediyse, o oldum.<br />
• Benim bütün feryadlarım, iniltilerim benden degildir. Hep ondandır. Dudagının sarabı yardım etti de gönülsüz, dilsiz<br />
bir hale geldim.<br />
• Sevgilim bana; "Mademki asıksın niçin askını gizliyorsun " dedi. îste bu sözden ötürü asıklar arasında tanındım,<br />
meshur oldum.<br />
• Ey cihanın canı! Senin askın yüzünden cihan isime yaramaz oldu. Ben bu cihanı ne yapayım Çünkü ben öteki<br />
cihandan oldum.<br />
716. Ben marangozun elindeki tahta gibiyim.<br />
Bu yüzden ne keserden korkarım, ne çividen.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1429)<br />
• Bende güzellikten anlamayan bir gönül yok ki, sevgiliden kaçayım. Elimdeki hançer, savasta ise yaramayacak bir<br />
hançer degildir.<br />
• Ben marangozun elinde bulunan tahta gibiyim. Bu yüzden ne keserden korkarım, ne de çividen kaçarım!<br />
• Tahta gibi kendimde degilim, tahtalıga aykırı düsüncem de yok! Marangozun elinden kaçarsam, atesten baska bir<br />
seye layık olmam.<br />
• Tas gibi katı, sert bir hale gelirsem, lal olmaya yol bulamam. Sadık magara dostundan kaçarsam, magara gibi dar ve<br />
karanlık kalırım.<br />
• Yapraksız kalmaktan kaçarsam, seftaliyi öpemem. Tatardan kaçarsam, Tatar miskini koklayamam.<br />
• Kendimden su yüzden incinip durmadayım: Ben kabıma sıgamıyorum, bir yerdeyim ki, oraya bas bile sıgmıyor.<br />
Sarıktan kaçarsam haklıyım.<br />
• Bulundugum hale, bu devlete ulasmam için binlerce yıl gerek. Kıymetini bilmez de bu sefer kaçarsam, bu devleti bir<br />
daha nerede elde edebilirim<br />
• Hasta degilim, namert de degilim. Niçin güzellerden çekineyim Mide fesadına ugramadım ki meyhaneden kaçayım.<br />
717. Ben az sarhos oldugum günü ömür saymam.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün<br />
(c. III, 1381)<br />
• Ben kapımın önünde düsüp yıkılan sarhosu hor görmem. Kapımdan sürüp kovmam. Evimde sarap varsa, önüne<br />
korum. Onunla beraber ben de içmeye baslarım.<br />
• Misafirim olan sarhos benim canımdır. Basımın tacıdır. Benim sultanımdır. O bana o kadar azizdir ki, yerde<br />
oturmasın, kalksın, benim basımın üstüne otursun.<br />
• Ey sarhos dostum, ey bana çok yakın olan aziz varlık! Bana çok içir, beni çok sarhos et! Çünkü ben az sarhos<br />
oldugum günü ömür saymam.<br />
• Ömrümü altın gibi saraba vakfettigimden sakîden baskasının yüzüne bakmam. Sakînin emrinden dısarı çıkmam.<br />
• Ben kendimi ne zamana kadar deneyecegim Ne zamana kadar su aklı sorguya çekecegim Ben sarhos oldugum gün<br />
kendini düsüncelere kaptırmıs îlan canımın gemisi olurum da, gezer dururum. Halbuki aklım basımda oldugu gün, demir<br />
atmıs bir gemi gibi, oldugum yerde kalırım.<br />
* Beden sarabı nerede Can sarabı nerede Beden sarabı üzümden yapılır. Can sarabı ise ötelerden gelir. Gök nerede,<br />
ip nerede Sen, sonu basagrısı olan hayırsız bir kadehle sarhossun. Bense ötelerden gelen Kevser havuzunun sarabı ile<br />
sarhosum.<br />
718. Ryi, kötü, güzel, çirkin her sey Hakk´ın eseridir. Her seyi o yaratmıstır.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün<br />
(c. III, 1384)<br />
• Ey ask! Beni put gibi kırıp döktün, senden sikayetim var. Seni kadıya götürecegim. Hiç kimse benden sahit<br />
isteyemez, ben sahit getirmeye mecbur degilim, çünkü ben kendim sahidim.<br />
• Hüküm verilen de sensin, hüküm veren de sen! Gelecek zaman da sensin, geçmis zaman da sen! Öfkelenen de<br />
sensin, razı olan da sensin! Andan ana Çesit çesit görünüyorsun. Aslında her sey senindir, herseyi sen yarattın!<br />
• Ey güzel ask! Ben senim, sen de bensin! Hem selsin hem de harman, hem nesesin hem de gam!<br />
• Sunlar da senden ibaret, bunlar da! Bundan da münezzehsin, ondan da! 0 genis ova da sensin, su dag da! Kerem<br />
ovası da sensin! Çünkü her seyi sen yarattın, her sey senin emrinle var oldu.<br />
• Söz söyleme askı da sensin, susma sevdası da sen! Anlayıs da sensin, kendinden geçis de sen! Kafirlik de hidayet de<br />
senden, adalet de sitem de sendendir.<br />
• Ey padisahlar padisahına padisah olan! Ey akıl, ey can ülkesine taht kuran, ey yüzlerce eseri, nisanesi oldugu halde,<br />
kendini göstermeyen! Ey yokluk denizi olan aziz varlık!<br />
• Sana karsı güzellerle çirkinler ignenin ucundaki resme benzerler. Dilersen kagıda o igne ile güzel resim yaparsın,<br />
dilersen çirkin yaparsın. Sonra onları ölümle, hastalıkla yırtar atarsın.<br />
• Resimler aynı kalemden çıktıklarını bilselerdi, her resim ile süt ile bal gibi kaynasır, birlesirdi.<br />
• Senin civarında can vermek için sana dogru gelene, gayretin; "Git!" der. Lütfun, ihsanın; "Beri gel!" diye çagırır.<br />
• Fakat lutfun asındır. Asıkı kendine çektikçe çeker. Aydınlık nasıl karanlık-tan üstünse, lutfun da kahrından fazladır,<br />
üstündür.<br />
• Herkes bir vehim, bir hayal pesine takılmıstır. Yerden yere çeker durur. Fakat o hayal ordularını çeken de sensin.<br />
• Ey mülk sahibi, ey devlet sahibi! Sonunda bir hayal getirirsin. Üstünlügü, büyüklügü bir önce gelen hayalden kapar<br />
alırsın. Onu bunun esiri yaparsın. Hikmetinden sual olunmaz.<br />
• Her an can diyarından bedene bir hayal gelir de kısmetleri dagıtandan habersiz olarak çocuklar gibi; "Kale bizimdir."<br />
der.<br />
• Susayım, dudaklarımı yumayım da su dünya benim bu sözlerimden karıs-masın, darmadagın olmasın. Zaten sen<br />
söze sıgmıyorsun, artık fazla eksik ne söyleyeyim<br />
"Dikkat buyrulursa anlasılacaktır ki Hz. Mevlana bu uzun gazelinde vahdet konusunu bir çok benzetmelerle hos bir<br />
sekilde ifade buyurmaktadır. Ryi, kötü, güzel, çirkin, bütün bu zıtlar, hep O´nun eseri, hersey O´nundur. Herseyi 0<br />
yaratmıstır. Panteistler (vahdet-i mevcuda inananlar) gibi; "Her sey O´dur" diyemeyiz, "Her sey O´ndandır, her seyi 0<br />
yaratmıstır." diyecegiz."<br />
719. Senin askına kurban oldugum gün benim bayramımdır.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. III, 1394)<br />
• Bana; "Defol git!" deme! Beni basından savma, ben sarap içmedikçe bir yerlere gidemem. Arlanma; isveler etme; bu<br />
davranıslarınla beni kandıramazsın. Ben mest olanların isvelerine aldanmam.<br />
• Vaadlerde bulunma, vaadlerle beni oyalama, ben vaad müsterisi degilim. Ya istedigimi verirsin, yahut seni<br />
dükkanından rehin alırım.<br />
• Ey gönlümün de, canımın da kulu oldugu aziz varlık! Senin tatlı gülüsüne baglanıp kalmısız. Senin gülüsün nedir<br />
Söyle, kerem deryasının cosması degil midir<br />
• Bu davranısınızdan hayrete düsen gönlün bası döner. Gerçi ben maddî varlıgımla, bedenimle küçük, ufak tefek<br />
görünüyorsam da, gökten de daha büyügüm. Onun bir kaç misliyim.<br />
• Ben laf ederim, ulu orta söz söylerim, ama korkmam. Çünkü sözlerimi sen düzeltirsin. Ben naz ederim, nazım sana<br />
dokunmaz, çünkü senin nazarında benim itibarım vardır.<br />
• Bütün gece herkesin üzerine zehir yagsa, ben yine sekerden daha tatlıyım Çünkü ben sekerler içinde sekerim.<br />
• Dünyada herkesin bir kimsesi vardır. Her gönlün de bir hevesi vardır. Fakat bu nerede; o nerede Ben bambaska bir<br />
havadayım.<br />
• Dünyanın bütün kalkanları savasta bozulur, ise yaramaz olur. Ama ben senin zahmete, gönülde açtıgın yaralara<br />
kalkan oldugum zaman bozulmam.<br />
• Su avare gönlüm seferden dönerse, evi bos bulacak. Benden hiçbir haber alamayacak.<br />
• Senin askına kurban oldugum gün, benim bayramımdır. Sana kurban oldugum gün bayram sayılmazsa, ben insan<br />
degilim, belki pek asagı varlıgım.<br />
720. Benim bedenimde baska bir can var, canımda da baska bir can var.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün,<br />
• Ey asıklar, ey asıklar, ben kadehi kaybettim de, kadehlerle verilmeyen, kadehlere sıgmayan baska türlü bir sarap<br />
içtim.<br />
• Ben "ledün" sarabından içmisim, mest olmusum. Harabım, kendimde degilim. Sen git, polis komiserine beni çekistir!<br />
îçtigim saraptan sana da, o polis komiserine de tattırmak istiyorum.<br />
• Ey sadıklar padisahı! Benim gibi uysal bir kisi gördünüz mü Ben senin diriliginle diriyim, ölülügünle ölüyüm.<br />
Güzellerle, gül yüzlülerle gül bahçesi gibi açılırım, kıs gibi soguk münkirlere karsı da kıs mevsimi gibi donar kalırım.<br />
• Ey ekmek pesinde kosan zavallı! Allah askına bana dikkatle bak; ben mestim ve kendimden haberim yok! Fakat ben<br />
ne sarap küpünün etrafında dolastım, ne de üzüm cibresi sıktım.<br />
• Ben mestim, ama onun yüzünden mestim. Batmısım, ama onun ırmagına batmısım, onun sekerine karısmısım.<br />
Onun gül bahçesinde "gülbeseker" olmusum.<br />
• Sarap kadehine sarıldım, düsüncenin kanını döktüm, sevgilimle bulustum. Perdenin arkasında oldugum için sen beni<br />
göremiyorsun.<br />
• Düsünceyi daragacına astım, çünkü düsünce ayrılık veriyor. Ben düsünceden hoslanmıyorum. Ondan bezdim,<br />
usandım. Zaten ben hep akıl yüzünden, düsünce yüzünden perisan olurum.<br />
• Benim bedenimde baska bir can var, canımda baska bir canan var. Benim zamanımda da baska bir zaman vardır.<br />
Çünkü ben, benden kurtuldum. Ona kavustum.<br />
721. Yanagımı tırmalaması, gömlegimi yırtması için<br />
her nefeste bir güzelin yakasına yapısırım.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. 111, 1397)<br />
• Su dünyada yasayan insanlar, hep "ben" ve "biz" deyip duruyorlar. Su yüzbinlerce ben ve biz içinde acaba ben nasıl<br />
bir benim Insan kalabalıgından gelen gürültüye kulak ver! Beni konusturmamak için elini, agzıma koyma!<br />
• Çünkü ben, bende degilim, ben elden gittim. Yoluma kadehleri koyma! Eger korsan, üstüne ayagımı basar, hepsini<br />
kırar geçiririm.<br />
• Gönlüm her nefeste senin hayalinin rengine boyanır. Eger siz sevinçliyseniz ben de sevinirim, mahzunsanız, ben de<br />
mahzun olurum.<br />
• Acılık ederseniz ben de acı olurum. Lutuflarda, ihsanlarda bulunursanız, ben de lütuflarda ve ihsanlarda bulunurum.<br />
Ey güzel yüzlü sevgili; seninle her sey hostur, güzeldir.<br />
• Asıl olan sensin, ben kimim Ben senin elinde bir aynayım. Sen her ne gösterirsen, ben oyum.<br />
• Sen güzel endamınla, uzun boyunla çimenler arasındaki selvi agacı gibisin. Ben gülün gölgesi oldum, gideyim de<br />
gülün yanında çadır kurayım.<br />
• Sensiz bir gül koparırsam, o gül avucumda diken olur. Ben kendim bastanbasa diken olsam, senin yanında gül<br />
olurum, yasemin olurum.<br />
• Yanagımı tırmalaması, gömlegimi yırtması için, ben her nefeste bir güzelin yakasına yapısırım.<br />
• Gönül ve din salahının lütfu gönlümde parladı. Zaten kuyumcu Salahaddin cihana bir gönül mumu olmustur. Ben<br />
neyim 0 mumun samdanı!<br />
722. Ben senin emrine kul olmus bir zavallıyım.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Miifte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. III, 1393)<br />
• Ben ölü idim, dirildim; aglardım, güldüm. Askın devleti geldi, ben ebedî devlet oldum.<br />
• Benim tok gözüm vardır, cesaretli canım vardır, arslan yüregi gibi bir yüregim var. Ben parlak Zühre yıldızı oldum.<br />
• Dedi ki: "Sen divane degilsin. Bu eve layık degilsin." Ben de gittim divane olup zinciriyle baglandım.<br />
• Dedi ki: "Sen sermest degilsin, git!" Ben de gittim sermest olup nese ile doldum.<br />
• Dedi ki: "Sen öldürülmemissin, nese ve müzik ilgin yok!" Can bagıslayan yüzüne karsı sehid oldum.<br />
• Dedi ki: "Sen zeki bir kisisin, hayal ve süphenin sarhosusun." Ben hemen abdallastım, hayal ve süpheden sıyrıldım.<br />
• Dedi ki: "Sen mum oldun, meclisin kıblesi oldun." Ben mum degilim!" dedim, yandım, yakıldım, duman oldum.<br />
• Dedi ki: "Sen seyhsin, önde gidenlerdensin, yol gösterensin." "Hayır! Ben seyh degilim!" dedim. "Önde gidenlerden<br />
de degilim. Kimseye de yol gösterdigim yok. Ben senin emrine kul olmus bir zavallıyım."<br />
• Sen günesin kaynagısın, ben sögüt agacının gölgesi düsen yerim. Sen benim basucuma gelince, alçalır, erir, yok olur<br />
giderim.<br />
• Gönlüm canın parıltısını buldu. Dünyanın nuruna nail oldu. Gönlüm yeni bir atlas buldu da bu hırkaya düsman<br />
kesildi.<br />
* Hakk arifi "Ben her seyden hikmet dersi aldım. Yedi kat gögün üstünde parıldayan yıldız oldum." diye sükreder.<br />
723. Ey insan! Bana yaklas da seni bundan daha güzel bir hale getireyim,<br />
kamil insan yapayım.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. 111, 1374)<br />
• Ey asıklar, ey asıklar! Ben topragı cevher haline getiririm. Ey çalgıcılar, ey çalgıcılar! Deflerinizi altın doldururum.<br />
• Ey susuzlar, ey susuzlar! Ben bugün sakîlik ederim Bu çorak topragı cennete çeviririm. Kevser ırmagı akıtırım.<br />
• Ey kimsesizler, ey kimsesizler! Kurtulus vakti geldi, ben çok dertler çekmis çok belalara ugramıs gam hastalarını<br />
padisah yaparım.<br />
• Ey kimya, ey kimya! Sen bana bak! Çünkü ben yüzlerce kiliseyi mescid yaparım, yüzlerce daragacını minbere<br />
çeviririm.<br />
• Ey kafirler, ey kafirler! Ben sizin kilitlerinizi açarım, çünkü ben mutlak hakîmim. Diledigimi mü´min ederim, diledigimi<br />
kafir.<br />
• Sen bir damla meni idin, kan oldun, sonra çesitli merhalelerden geçtin. Uzun boylu bir güzel insan haline geldin. Ey<br />
insan! Bana yaklas da seni bundan daha güzel bir hale getireyim. Kamil bir insan haline getireyim.<br />
• Ben gussayı, derdi nese haline getiririm, yolunu sasırmısları dogru yola götürürüm. Ben kurdu Yusuf yaparım, zehiri<br />
seker haline sokarım.<br />
• Ey gül bahçesi, ey gül bahçesi! Reyhanları, nilüferlere arkadas ederim. Gel benim bahçeme de benden gül al!<br />
724. Ben ucu bucagı bulunmayan bir deryanın damlasıyım.<br />
Damla damla o deryaya gidiyorum.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.IV, 1667)<br />
• Ben vuslattan ayrılıga nasıl giderim Baglık bahçelik yerleri bırakır da dikenlerle dolu çöllere nasıl düserim<br />
• Hiç ben kendim isteyerek gider miyim Beni o çekiyor, o sürüklüyor.<br />
• Bagı bahçeyi bırakıp gittigim için, nergisin gözü sasırdı. Bana saskın saskın bakıyor.<br />
• Ben canımı gül bahçesinde bıraktım. Cansız gidiyorum. Akıl da durumu gördü, sasırdı. Parmagını dislemeye basladı.<br />
• Gizli, görünmez bir el yakama yapısmıs, beni çekip sürüklüyor. Ben de ona uymusum, gidiyorum.<br />
• Böylece kendisi görünmeyen, fakat çekisi meydanda olan el, kimin elidir Kimin eli ki, ben onun çekisi ile hem açık,<br />
hem de gizli gitmedeyim<br />
• Anladım ki, el önce beni derlemis, toplamıstı. Simdi de perisan bir halde gidiyorum.<br />
• Ben böyle sasılacak bir eli seyre daldım da kendimi kaybettim. Elden çıktım, hayran oldum, saskın saskın gidiyorum.<br />
• Ben aslında ucu bucagı bulunmayan bir deryanın katresiyim, damlasıyım. Damla damla o denize dogru gitmedeyim.<br />
• Ben manalar madeninin arpa büyüklügünde bir zerresiyim. 0 madene dogru gidiyorum.<br />
• Bu söz bitmez, tükenmez. Fakat ben o baslangıçtan geldim, ona dogru gidiyorum.<br />
725. Yarattıgın bütün varlıklar, hepimiz senin sofranda karnımızı doyuruyoruz.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1673)<br />
• Sevgilim, ben bu gece senin misafırinim. Yalnız gece mi misafir olacagım Ben gece gündüz seninim.<br />
• Yarattıgın bütün varlıklar, hepimiz, nerede olursak olalım, nereye gidersek gidelim, Sen´in kasenin basındayız, Sen´in<br />
sofrandayız.<br />
• Bizler, bütün varlıklar, Sen´in san´atkar elinden çıkan resimleriz. Çünkü herseyi Sen yarattın. Bizler Sen´in çesitli<br />
nimetlerinle yetistik, bu hale geldik. Sen´in ekmeginle beslendik.<br />
• "Nerede olursanız olun, o tarafa dönün!-" ayetine uyarak gönül sisesi ile ben de Sen´in perini çagırıyorum.<br />
"Bakara Suresi, 2/150. iktibas var."<br />
• Her zaman beynimize bir resim yaparsın, bizi bir hayale düsürürsün. Sanki biz Sen´in adının, Sen´in yazının yazıldıgı<br />
bir sahifeyiz.<br />
• Hz. Musa gibi biz de dadıdan pek az süt emiyoruz. Çünkü biz Sen´in siütünle mest olmusuz.<br />
• Ey ask! Sen bize arka oluyor, bizden yana çıkıyorsun. Çünkü bizim yüzümüz, Sen´in bagından, Sen´in bahçenden<br />
gülümsemededir.<br />
726. Öyle bir haldeyim ki, yokluga da dayanamıyorum, varlıga da!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilat<br />
(c. IV,1676)<br />
• Ey cana canlar katan, dayanamadım, gittim. Kızıp gittim ama, sensiz yasamaya da dayanamıyorum.<br />
• Ayrılıga alısayım dedim, fakat dogrusunu söyleyeyim, ayrılıga dayanamıyorum.<br />
• Bir saman çöpü, kehribarın çekisine nasıl dayanır Ben bir saman çöpüyüm, kehribara karsı koyamıyorum,<br />
dayanamıyorum.<br />
• Her cefa çeken, vefa ümidine kapılır, vefa gününü bekler. Bense öyle cefa çeken bir asıgım ki, sevgilimin cefası bana<br />
çok tatlı gelir de vefa beklemem, vefa gelirse vefaya dayanamam.<br />
• Yumusak yumusak; "Yine geldin." der. Ona derim ki: "Ey canan, sana dayanamıyorum."<br />
• Basıma vuruyordu da: "Sen buna layıksın." diyordu. Layık degilim, layık degilim, dayanamıyorum.<br />
• Ölümü de denedim, yasamayı da denedim. Öyle bir haldeyim ki yokluga da dayanamıyorum, varlıga da!<br />
• Ey mutrip! Allah askına, sen çalgınla su perdeyi çal: "Allah´ım, Allah´ım, ayrılıga dayanamıyorum."<br />
727. Ask aynasının yüzünü benlik ve varlık nefesi ile bulandırmayalım.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV, 1649)<br />
• Dünyaya ait baglarımızı koparmamız, herkese yabancı kalmamız ve senin zincirinle baglanıp deli divane olmamızm<br />
vakti geldi.<br />
• Can feda edelim, artık böyle bir canın ayıbını çekmeyelim. Varlık ve benlik evini yakalım da ates gibi meyhaneye<br />
kosalım.<br />
• Cosup köpürmedikçe, su dünya küpünden dısarı çıkamayız. Küpün içinde mahpus kaldıkça, cosup küpten dısarı<br />
çıkmadıkça, nasıl olur da biz o sürahinin, o kadehin dudaklarını öperiz<br />
• Dogru sözü deliden duy, varlıgımızdan ölmedikçe, sakın bizim erkek oldugumuzu, insan oldugumuzu sanma!<br />
• Su yokluk yolunda, tohum gibi yerlere dökülüp saçılırsak, bagda, bahçede agaç gibi topraktan bas kaldırıp boy atar,<br />
kol kanat açarız.<br />
• Biz tas gibi sert isek de, senin mühürün ugruna yumusar, mum oluruz. Mum olunca da senin güzelliginin nuruna<br />
pervane kesiliriz.<br />
• Ask aynasının yüzünü, varlık, benlik nefesi ile bulandırmayalım, kirletmeyelim. Mademki gönlümüz bir harabeye<br />
döndü, hiç olmazsa biz gizli defineye mahrem olalım.<br />
• Gönül masalı gibi elsiz, ayaksız kalalım da, asıkların gönüllerinde masal gibi yer edinelim, konaklarda konaklayalım.<br />
• Mustafa (s.a.v.) gönlümüzü yol etmez, gönlümüzde olmaz, gözlümüze dayanmazsa, bu ayrılıktan feryat etsek,<br />
aglasak, inlesek, Hannane diregine dönsek yeridir.<br />
728. Bu manevî zevkler bana gayb aleminden geliyor.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün,<br />
(c. IV, 1635)<br />
• Zaman zaman gönül yolundan senin hayalinin habercisi geliyor, bana güzelliginden yeni yeni nurlar, parıltılar<br />
getiriyor.<br />
• Allah´ım bu manevî zevk ve nese kokusu cennetten mi geliyor Yahut bu hos rüzgar bulusma gününden mi esip<br />
geliyor<br />
• Yahut bu rüzgar dogrudan dogruya asktan mı geliyor Duydugum manevî zevkten, neseden aklım fikrim sasırdı,<br />
kaldı. Yoksa bana sunulan bu zevk kadehi onun güzelliginin büyüklügünün sarabıyla dolu bir kadeh midir<br />
• Yahut asktan uçup gelen bir dogan kusu mudur Yahut onun kanatları ile uçup gelen güvercin yavruları mıdır<br />
• Anlıyorum ki, gönlümde uyanan, bas kaldıran bu manevî duygular, bu hos zevkler bana gayb aleminden geliyorlar.<br />
Bütün bu manevî yardımlar bana, ona bagısladıgı manevî halin tadından geliyor.<br />
729. Hepimiz puta benzer sekillere, kalıplara bürünmüsüz, bedenlere hapsolmusuz.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilfitiin, Fe´ilün<br />
(c. IV,1652)<br />
* Ne yazık ki gece geldi. Artık birbirimizden ayrılalım, meclis bitti. Bizse hala susuzuz, basımızda mahmurluk var.<br />
• Bu uzun gün geçti gitti, Duygularımızın kapısı dünyaya karsı kapandı da, yücelere, ötelere dogru açıldı. Biz gün<br />
basladıgı zaman bile mahmurduk, gecemizi sorma, gecemiz gündüzümüzden daha beter.<br />
• Içimizde, gönlümüzde sanki gökyüzü gibi susuzluk hastalıgına tutulmus kanmaz bir susuzluk var. Rki üç gün için<br />
hayvanlıktan kurtulmus, insan sekline bürünmüsüz.<br />
• Rlahi duygularla beslenen gönül midemiz, bizi bırakmıs gitmis, yerine öküz midesi gelmis, yerlesmis. Yoksa biz<br />
ölümsüzlük yaylasında öküz açlıgına mı tutulmusuz<br />
• Kardesim, Allah´ın nazarında ne sabah vardır, ne de aksam! Bir baska anlatılamaz bir sey var ki, biz iste o baska<br />
seye uymusuz, gidiyoruz.<br />
• Dünya zindanı güzellerle, güzel resimlerle, nakıslarla doludur. Hepimiz de puta benzer sekillere, kalıplara<br />
bürünmüsüz, bedenlere hapsolmusuz.<br />
• Sen su görünen suretleri, bedenleri birer testi farzet! Testi gibi gör! Hayaller düsüncelerde, o testilerde bulunan<br />
zehirli serbettir. Hepimiz her an testi gibi zehirli düsünce serbeti ile dolar, bosalırız.<br />
• Bazen nese ile, çalgı ile raks doluyoruz. Bazen kederlerle, kavga ve gürültülerle doluyoruz. Bazen hiçbir seye aldırıs<br />
ettigimiz yok! Bazen da fayda ve zarar kaydına düsüyoruz.<br />
• Serbet testinin içinde elbette kendi kendine olmaz. Serbet baska yerden gelir, testiye konur. Bizim de tıpkı testi gibi<br />
serbetin nereden geldiginden haberimiz yok!<br />
• Göz görmeyi, bakısı, görüsü vereni bilmez. Kendini bile göremez. Neden göz, görüsü vereni bilmez Biz, bize görüsü<br />
verene dalmısız, onda gark olmusuz. 0 yüzden gözlerimiz perde içinde kalmıstır.<br />
"Aziz Hüdayi hazretleri:<br />
"Zuhuru perde olmustur zuhura<br />
Gözü olan delil ister mi nura " diye buyurmus.<br />
• Bir seyden çok uzakta olan, o seyi görmez. Bizse ona çok yakın oldugumuzdan ötürüdür ki onu göremiyoruz.<br />
"Kaf Süresi, 50/16. ayetinin meali söyle: "Biz ona sah damarından daha yakınız."<br />
• Bazen cansızlara karısıyoruz, buz gibi donuyoruz. Bazen da seker gibi o sütün içinde eriyoruz.<br />
• Gerçi gönül görünüste sevgili ile bulusmamıs, bu yüzden de cigerinde su yok, ama dostun cömertligi ile, keremi ile<br />
biz, su ve ciger gibi ona bitisik bir haldeyiz.<br />
• Ezel mühendisi, can için gizli bir ev yaptı. Biz o evin içinde mühendisle beraber oturmusuz, evin hesaplarını yapıp<br />
duruyoruz.<br />
• Arkasında asla sonbahar olmayan ilkbahar yüzünden hepimiz de selviler agaçlar gibi yesermisiz, boy atmadayız,<br />
büyümedeyiz.<br />
• Can gündüze benzer, bedenimiz ise gecedir. Biz ikisinin ortasındayız. gündüzle gece yüzünden seher vaktine<br />
dönmüsüz.<br />
730. Ey seçilmis dost, ben seni nasıl buldum<br />
Fa´ilatün, Failatün, Fa´ilat ,<br />
(c. IV.1660)<br />
* Ey seçilmis dost, ben seni nasıl buldum Ey gönül, ey sevgili, ben seni nasıl buldum<br />
* Her zaman bizim isimizden kaçardın, is arasında ben seni nasıl oldu da budum<br />
* Kaç defa vaad ettin, söz verdin, sözünde durmadın. Ey güzel varlık! Bu defa nasıl oldu da seni buldum<br />
* Yabancıların zahmetini ne zamana kadar çekecegim Yabancilar yokken nasıl oldu da seni buldum<br />
* Ey asıkların perdelerini yırtan, perdeyi kaldır da ben seni nasıl buldugumu göreyim!<br />
* Ey yüzünün güzelligi karsısında gül bahçelerinin utandıkları güzel! Güller içinde, gül bahçeleri içinde seni nasıl<br />
buldum<br />
* Ey gönül! Kötü göz az degildir, nazar deger. Bu sebeple "Seni nasıl buldum " sözünü çok söyleme!<br />
* Ey padisahların bile rüyalarında göremedikleri güzel varlık! Sasılacak sey su ki: Ben uyanıkken nasıl oldu da seni<br />
buldum<br />
731. Asık olan ölür müymüs, buna imkan var mı<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV,1639)<br />
• Senin gibi essiz bir padisahın huzurunda ölecegim gün, ne mutlu bir gündür. Senin seker madeninin kapısında<br />
ölmek, tatlı candan ayrılmak ne hos bir gündür.<br />
• Senin gül bahçenin selvisi gölgesinde ölürsem, topragımdan yüzbinlerce gül biter.<br />
• Senin ayak ucunda sevine sevine el çırparak ölürsem, yasayısa harîs olan nice kisi saskınlıklarından ellerini ısırırlar.<br />
• Kadehime ölüm serbetini sen dökersen kadehi öperim, sevine sevine ölüm serbetini içerim de neseden mest olmus<br />
bir halde salına salına ölüme dogru gider, can veririm.<br />
"Bu beyit, ölüme mahkum edilen Sokrates´in baldıran zehiri içerek nese içinde can verisini hatırlattı. Sokrates´in<br />
talebesi olan Eflatun´un anlattıgına göre; Sokrates baldıran zehirini hiç bir teessür göstermeden içerken talebeleri<br />
aglamaya baslamıslar. Sokrates onlara; "Ben size ruhun ölmeyecegini söylememis miydim Neden aglıyorsunuz, ben<br />
ölmeyecegim, bedenim ölecek." demisti.<br />
• Can tatlı oldugu için beser olarak ölüm haberinden sonbahar yaprakları gibi sararıp solarım, ama bahara benzeyen<br />
güller gibi gülüp duran o güzel dudaklarının yüzünden, ölümden sikayet etmeden, güle güle can veririm.<br />
• Senin nefesinle kaç defa öldüm, yine dirilirim. Senin yüzünden bir kere degil, bin kere ölsem korkmam. Ben yine ilk<br />
öldügüm gibi, yine o çesit ölürüm.<br />
"Fuzülî merhum bir beytinde:<br />
"Bin can olaydı kas ben dil-i sikestede<br />
Ta her biri ile bir kez olaydım feda demisti.<br />
• Anasının kucagında ölen çocuk gibi Rahman´ın rahmet kucagında, acıyıs, bagıslayıs kucagında ölürüm.<br />
• Bu ne biçim söz Asık olan ölür müymüs Ab-ı hayat kaynagında ölmeme imkan var mı<br />
"Yunus hazretlerinin;<br />
"Asık öldü diye sala verirler Ölen hayvan-durur asıklar ölmez." diye beyti de var.<br />
• Ey Tebrizli Sems! Seninle diri olmayanlar var ya, iste ben onların yanında ölürüm de senin yanında dirilirim.<br />
732. Biz az bir zaman için bu yıkık yerde misafiriz, ama aslında ask definesiyiz.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV, 1645)<br />
• Eger sen mest isen bizim yanımıza gel! Çünkü biz de mestiz. îlahi ask ile kendimizden geçmisiz. Sunu bil ki eger biz<br />
mest olmasak, kimsenin isvesi ile, kimsenin durumu ile ilgilenmeyiz.<br />
• Dertli gönüllere derman olan Yusuflar çok, fakat onlar mest oldukları için, gönüllere derman oluslarından kendilerinin<br />
haberleri bile yoktur.<br />
• Eger onlar gönüllere derman olduklarını bilseler, kendilerine deger vermezler, çünkü bize karsı derman bile basını<br />
tutar da; "Biz derman degiliz." der.<br />
• Biz yıkılmıs kalmısız, meyhane de bizim yüzümüzden karısmıs, alt üst olmus. Biz az bir zaman için misafir olarak bu<br />
yıkık yerdeyiz, ama aslında ask definesiyiz. Fakat kendimizden haberimiz yok.<br />
• Mest olmus bir kisi için gam, düsünce, tedbir ne ise yarar Mest olan kisi bas köseye mi oturmus, kapının yanına mı<br />
çömelmis; fark eder mi<br />
• Ancak kapıcı bas kösenin ne oldugunu bilir. Bizim degil bas köseden, canımızdan bile haberimiz yok! îste biz böyle<br />
oldugumuz için sevgiliye kavusmusuzdur.<br />
• Rçimiz ney gibi bom bos, saki üflüyor da söylüyoruz. Yoksa biz söz söylemek istemeyiz.<br />
• Ne hostur o bedeni gümüs renkli güzel ki, kim oldugunu bilmez. Onun kendinden bile haberi yoktur. 0 bizim<br />
derdimizi, yükümüzü çeker, bizse hep onu incitir dururuz.<br />
• Sevgilimiz kendinin kim oldugunu bilir ama, bilmemezlikten gelir, bilmez görünür. Kendini degersiz sayar. "Biz pek<br />
degersiz bir varlıgız, biz pek ucuza satılmıs bir köyüz." der.<br />
733. Senin güzel hayalini, yol arkadası olarak yanımıza aldık.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV,1632)<br />
• Biz yola düstük gittik ama, senin güzelliginin paha biçilmez hatırasını da yanımıza aldık, götürdük. Seninle<br />
bulusmanın, sana kavusmanın tatlı zevkini, yol azıgı olarak bagrımıza bastık, yola onlarla düstük.<br />
• Sana da bana da bir bulusma hatırası olsun diye, ayrılıktan ötürü kan aglayan yaralı gönlü senin evinde bıraktık. Ve<br />
senin güzel hayalini yol arkadası olarak yanımıza aldık, yola öyle düstük.<br />
• Yol arkadası olarak yanımıza aldıgımız hayaline yalnız biz degil, ay bile kuldur, köledir. Yeni dogmus aya benzeyen<br />
egri kaslarının hayali de bizimle beraberdi. bile kul oldugu o tatlı gülüsünün hayalini de tatlı, uysal ve güzel olan bütün<br />
huylarının sekerliginden aldık götürdük.<br />
• Biz nese ile, sevinç ile güvercin gibi uçar gidersek, güvercinin yuvasına geri dönüp geldigi gibi, biz de döner yine<br />
sana geliriz. Çünkü, biz o kanatları, senin kanatlarından elde ettik.<br />
• Fer´ler, cüz´ler nereden uçarsa uçsun, yine döner aslına gelirler. Bizse varımız, yogumuz nemiz varsa hepsini senin<br />
büyüklügünden, lütfundan, ihsanından elde etmistik.<br />
• Ey Tebrizli Sems! Selamımızı seher rüzgarından duy! îster seher rüzgarı olsun, ister güney rüzgarı olsun, onların<br />
hepsini de biz senin rüzgarından elde ettik.<br />
734. 0 elimi tutmus, ben ise kör gibi onun elini arayıp durmadayım.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilün<br />
(c. IV,1628)<br />
• Senin güzel yüzünü gördügümden beri halka gözlerimi kapadım. Herkesi, her seyi görmez oldum. Güzelliginin<br />
lütufları ile, bagısları ile mest oldum, kendimden geçtim, can verdim.<br />
• Onun reyini, tedbirini görünce, kendi egri bügrü tedbirimi fırlattım attım, onun "ney"i oldum, onun dudagında<br />
feryada basladım.<br />
• 0 elimi tutmus, ben ise kör gibi onun elini arayıp durmadayım. Ben onun elindeyim, isin farkında degilim de<br />
yabancılardan, ondan haberi olmayanlardan onu soruyorum.<br />
• Sadedil idim, saftım, yahut mest idim, yahut da deliydim. Gönlümde bir seyler yoktu. Korka korka kendi<br />
altınlarımdan kendim çalar dururdum.<br />
• Gönül bahçesinin etrafındaki duvarın yıkık yerinden hırsızlar gibi kendi bahçeme girdim, kendi gül bahçemden<br />
yaseminler devsirdim.<br />
• Ayın nuru da, yıldızların nuru da Tebrizli Sems´tir. Ben onun ayrılık gamından aglar, inlersem, bayram ayına<br />
dönerim.<br />
735. Biz daglardan asagılara dogru akan sel gibiyiz,<br />
sen ise denizsin, biz kosarak sana geliyoruz.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatiün, Fe´ilün<br />
(c. IV,1633)<br />
• Kapıyı kapa, biz bu toplulugun asıgıyız! Kapıyı kapa da, tatlı dilli sevgili ile biraz konusup seviselim!<br />
• Biz bu mecliste oldukça, sarap ve meze bize gerekmez. Yesillikte selvi ile gül eksik olur mu<br />
• Mesalemiz sen olunca, biz gökyüzünün nur kaynagı halini alırız, seçkin sakîmiz sen oldugun için, biz de sana layık<br />
zamanın seçkin erleriyiz.<br />
• Sen aklın da aklısın, gönlün de gönlüsün. Sen yüzlerce cansın, artık biz de senin sayende su gölge varlıga, su<br />
bedene sırtımızı dönmeliyiz.<br />
• Mademki gökyüzü damına bizim için çadır kurdular. Eseklerin yayıldıgı su yeryüzü çayırlıgından niçin çadırımızı<br />
sökmeyelim<br />
• Biz daglardan asagılara dogru akan sel gibiyiz. Sen ise denizsin. Biz uzun zamandan beri senden uzak<br />
düstügümüzden ötürü basımızı ayak yapmısız. Kosa kosa yüzümüzü yerlere süre süre denize, asıl vatanımıza gidiyoruz.<br />
• Sana dogru kosarken bu yolda sel gibi naralar atmadayız. Yüz üstü akmadayız, denize yol bulamamıs, çukur<br />
yerlerde kalmıs, kendi çevresinde dönen kokmus su gibi kendimizi baglamamısız.<br />
736. Eger aklın aklı basında ise eline hançeri al, onun cigerini des!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün,<br />
(c.IV, 1629)<br />
• Acaba gönül dün gece ne içti ki, ben bugün mahmurum Yahut kimin tuzlasını gördü ki, ben böyle acılıklar<br />
içindeyim, perisan haldeyim.<br />
• Bugün öyle bir haldeyim ki neyi döker kırarsam mazurum. Bugün ne söyler, ne edersem suçsuz sayılırım.<br />
• Benim her nefeste dudaklarımdan, agzımdan can kokusu geliyor. Bu hal de canın; "Candan uzagım." diye sikayet<br />
etmemesi içindir.<br />
• Dudaklarını dudaklarıma korsan mest olursun. Bu isi bir dene! 0 zaman anlarsın ki ben üzüm sarabından da asagı<br />
degilim.<br />
• Sakî, beni bogazıma kadar suya daldır, çünkü düsünce arıya benzer, bense çırçıplagım.<br />
• Eger akıl kendindeyse, eger aklın aklı basındaysa; eline hançeri al, onun cigerini des! Eger gönlüm askla<br />
yaralanmadıysa, onu da param parça et!<br />
• Sarap geldi, beni bos yere rüzgara vermek, havalandırmak arzusunda. Sakîde, mamur bedenimi yıkmaya, yere<br />
sermeye ugrasıyor.<br />
• Ben gece gündüz, hadiselerle, dünya isleri ile dopdoluyum. Benim iç yüzümü görebilsen, bir kadeh sanırsın. Bir<br />
taraftan da dostlar beni öyle hırpalamıslar, öyle zayıflatmıslardır ki, sıçrayıp ayaga kalksam, belimde kemer olmadıgı halde,<br />
belimi sıkılmıs görürsün de, bu defa da bana karınca dersin.<br />
• Kadeh hasta olmus; "Beni tedavi et, iyilestir!" diye sarap küpünün yanına gelmis. Küp ise; "Ben senden daha<br />
hastayım!" diye basını tutmus inlemis.<br />
"Fuzulî merhum:<br />
"Kime kim derdimi ızhar kıldım, isteyip derman,<br />
Özümden hem beter derde mübtela gördüm." diye yazmıs.<br />
• Mezarımın topragı bir yudum su gibi bedenimi içince can; "Ben beden degilim, nurum!" diye gökyüzünün üstüne<br />
çıkar, ötelere gider.<br />
• Ben ölüp tahtadan tabuta giren padisah degilim! Benim saltanat fermanımın yazısı - "Ölümsüz yasarlar" ayetidir.<br />
73-Nisa Süresi, 4/57. ayete isaret var.<br />
737. Sanki ben ölmüsüm de, içimin mezarlıgına gömülmüsüm.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV,1641)<br />
• Sanki ben ölmüsüm de, içimin mezarlıgına gömülmüsüm. Yavas yavas çürüyorum. Fakat sen mezarımı ziyarete<br />
gelince dirilirim, basımı kaldırır mezardan çıkarım.<br />
• Benim için surun üfürülmesi de sensin, mahser de sensin. Ben ne yapayım îster ölü olayım, ister diri! Sen nerede<br />
isen ben oradayım.<br />
• Ben ney gibi cansız bir kamıs halini almısım. Senin güzel dudakların olmayınca ölü gibi susarım. Fakat sen beni elime<br />
alıp da "ney"ime üfürünce, senin sıcak nefesinle dirilirim, sesler çıkarırım, nagmeler veririm. Bazen ayrılıklardan sikayet<br />
ederek aglarım, feryad ederim.<br />
• Senin zavallı "ney"in, senin seker gibi dudaklarına alısmıstır. Ben zavallıyı, hatırlı eline al, dudaklarını bana ver de,<br />
senin duygularına tercüman olayım, seni yasatayım.<br />
738. Kamil insan hiç kandırılabilir mi<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV, 1634)<br />
• Akıl der ki: "Ben onu dil dökerek, meth ü sena ederek kandırırım." Ask der ki: "Sen sus, ben onu ugrunda can<br />
vererek aldatırım."<br />
• Can ise gönüle der ki: "Yürü git, beni de gülünç bir hale sokma, etrafındakileri de kendine güldürme! Ben onda<br />
bulunmayan, onun ihtiyacı olan seyle onu kandırırım."<br />
• Gamlı düsüncelere dalmıs, ızdıraptan basına gelen belalardan bunalmıs, sarhos olmayı, kendinden geçmeyi düsünen<br />
biri degil ki; büyük kadehle kırmızı sarap sunarak onu kandırayım.<br />
• Dünya nimetlerine gönlünü kaptırmıs, topraktan yaratılmıs su aleme baglı degil ki; onu altınlarla, servetle, yüksek<br />
mevki ile, dünya saltanatı ile kandıralım.<br />
• 0 görünüste bir insan ama, aslında insan degil, melek! Söhret duygusu yok ki, güzel kadınlarla onu kandırabileyim.<br />
• Rçi nakıslarla, güzel resimlerle süslenmis bir ev, o evi melek bile görse ürker, kaçar. Peki ben onu hangi nakıslarla,<br />
hangi resimlerle, hangi süslerle aldatabilirim.<br />
• At sürülerine, saf kan Arap atlarına ihtiyacı yok! Çünkü o, kanatla uçuyor. Nefis yemekler, güzel renkli hos kokular,<br />
meyveler yemiyor; onun yedigi içtigi nur, onu nasıl olur da herkesin pesinde kostugu ekmek ile kandırabilirim<br />
• Dünya pazarlarına asık, alıcı, satıcı bir tacir degilim ki, onu kazançla, karla, ziyanla aldatayım.<br />
• Hiç bir sey ondan gizli degil kî,kendimi hasta göstereyim, "ah vah" diyerek, feryad ederek onu kandırayım.<br />
• Hararetim varmıs gibi sirkeli bezle basımı baglayayım. Öksürerek, aksırarak; "Mahvoldum, hastalıktan ölüyorum!"<br />
diye onu merhamete getireyim.<br />
• Kıldan kıla, benim egriligimi, sapık düsüncelerimi, gizli hayallerimi, nefsani arzularımı, her seyimi bilir. Ne yaparsam<br />
hepsini görür. Ondan gizli olan bir sey yok ki, onu o gizli seyle kandırayım.<br />
• Söhret pesinde kosan, sairlerin meth ü senalarına, övmelerine düskün olan bir padisah degil ki, güzel beyitler<br />
okuyarak, gazeller terennüm ederek akıp giden, insanı büyüleyen siirlerle onu aldatayım.<br />
• Gayb aleminden, ötelerden kendisinin duydugu anlatılamaz yüce zevkler, dünya zevklerinden de ahiret zevklerinden<br />
de çok üstündür. Onu merhamete getirmek, cehennem azabıyla korkutmak, yahut ona cennetleri vaadederek hürilerle,<br />
gılmanlarla kandırmak da imkansızdır.<br />
• Tebrizli Sems onun seçtigi tek varlıktır. Onun sevgilisidir. Olsa olsa onu ancak, o "Zamanın Kutbu" ile kandırabilirim.<br />
739. Bahar geldi!<br />
Müstef´ilün, Miistef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. III, 1336)<br />
• Dostlar, bahar geldi. Selvi agaçlarının yanına gidelim. Yüz üstü yatmıs uyuklamıs bahtı, sevgilinin bahtı gibi<br />
uyandıralım.<br />
• Çimen garipleri nasıl bir hileye bas vurarak, ayaksız olarak yürüyüp kostularsa, biz de hem ayagımız baglı, hem de<br />
adım atarak o garipler yurduna gidelim.<br />
• Toprak bedenden bas kaldıran, kurtulan ruhun adı "akan, yürütüp giden´ manasına gelen "revan"dır. Biz de, dizi<br />
baglı canı tutalım, onların menzillerine kondukları yere götürelim.<br />
• Akıl der ki: "Ben onu dil dökerek, meth ü sena ederek kandırırım." Ask der ki: "Sen sus, ben onu ugrunda can<br />
vererek aldatırım."<br />
• Can ise gönüle der ki: "Yürü git, beni de gülünç bir hale sokma, etrafındakileri de kendine güldürme! Ben onda<br />
bulunmayan, onun ihtiyacı olan seyle onu kandırırım."<br />
• Gamlı düsüncelere dalmıs, ızdıraptan basına gelen belalardan bunalmıs, sarhos olmayı, kendinden geçmeyi düsünen<br />
biri degil ki; büyük kadehle kırmızı sarap sunarak onu kandırayım.<br />
• Dünya nimetlerine gönlünü kaptırmıs, topraktan yaratılmıs su aleme baglı degil ki; onu altınlarla, servetle, yüksek<br />
mevki ile, dünya saltanatı ile kandıralım.<br />
• 0 görünüste bir insan ama, aslında insan degil, melek! Söhret duygusu yok ki, güzel kadınlarla onu kandırabileyim.<br />
• Rçi nakıslarla, güzel resimlerle süslenmis bir ev, o evi melek bile görse ürker, kaçar. Peki ben onu hangi nakıslarla,<br />
hangi resimlerle, hangi süslerle aldatabilirim.<br />
• At sürülerine, saf kan Arap atlarına ihtiyacı yok! Çünkü o, kanatla uçuyor. Nefis yemekler, güzel renkli hos kokular,<br />
meyveler yemiyor; onun yedigi içtigi nur, onu nasıl olur da herkesin pesinde kostugu ekmek ile kandırabilirim<br />
• Dünya pazarlarına asık, alıcı, satıcı bir tacir degilim ki, onu kazançla, karla, ziyanla aldatayım.<br />
• Hiç bir sey ondan gizli degil kî,kendimi hasta göstereyim, "ah vah" diyerek, feryad ederek onu kandırayım.<br />
• Hararetim varmıs gibi sirkeli bezle basımı baglayayım. Öksürerek, aksırarak; "Mahvoldum, hastalıktan ölüyorum!"<br />
diye onu merhamete getireyim.<br />
• Kıldan kıla, benim egriligimi, sapık düsüncelerimi, gizli hayallerimi, nefsani arzularımı, her seyimi bilir. Ne yaparsam<br />
hepsini görür. Ondan gizli olan bir sey yok ki, onu o gizli seyle kandırayım.<br />
• Söhret pesinde kosan, sairlerin meth ü senalarına, övmelerine düskün olan bir padisah degil ki, güzel beyitler<br />
okuyarak, gazeller terennüm ederek akıp giden, insanı büyüleyen siirlerle onu aldatayım.<br />
• Gayb aleminden, ötelerden kendisinin duydugu anlatılamaz yüce zevkler, dünya zevklerinden de ahiret zevklerinden<br />
de çok üstündür. Onu merhamete getirmek, cehennem azabıyla korkutmak, yahut ona cennetleri vaadederek hürilerle,<br />
gılmanlarla kandırmak da imkansızdır.<br />
• Tebrizli Sems onun seçtigi tek varlıktır. Onun sevgilisidir. Olsa olsa onu ancak, o "Zamanın Kutbu" ile kandırabilirim.<br />
• Ey yaprak; elbette bir kuvvet buldun da dalı yarıp çıktın, ne yaptın da zindandan kurtuldun Söyle, söyle de biz de<br />
beden hapishanesinden kurtulmak için senin yaptıgını yapalım.<br />
• Ey selvi! Yerden bas kaldırdın, yüceldin. Seni yaratan sana ne seyir gösterdi Bilelim de biz de seyredelim.<br />
• Ey gonca! Gülün rengine boyanıp çıktın, kendinden geçip geldin, geldin ana nasıl geldin Söyle de, ne yaptınsa biz<br />
de onu yapalım.<br />
• Bu hos beyaz abher rengi nereden geldi 0 anber kokusu hangi semtten geliyor Bu evin kapısı nerede, gösterin de;<br />
o kapıya hizmet edelim, o kapının kulu olalım.<br />
* Ey bülbül! Feryadına acıdılar, imdadına kostular. Ben senin feryadına kul olayım, köle olayım. Sen, gül yüzünden<br />
neselisin. Ben senin ötüslerinden neseliyim. 0 ihsana nasıl sükredebilirim<br />
* Aklını basına al da, gül bahçesinden sırlar duy! Harfsiz, sessiz, sedasız hakîkatler isit! Ey bülbül! 0 ask masalını<br />
anlayabilirsem, sen de sazına düzen ver, güzel seslerle beni mest et!<br />
740. Adama baktıgın zaman, onun hakîkatini gör, onu, îblis gibi, su ve toprak görme!<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün<br />
(c.IV, 1737)<br />
• Sarap getir, mahmurlugum var. Allah beni giriftar etti. Ben de o yüzden saraba giriftar (düskün) oldum.<br />
• Sarap sun askın serefine, askın canı için. Günesin bile kıskandıgı kadehi sun, çünkü ben asktan baska her seyden<br />
bıktım, usandım.<br />
• Sarap sun, o saraba can bile desem, dogrusu yazık olur. Çünkü ben can yüzünden çok sıkıntılara katlandım. Çok bas<br />
agrıları çektim.<br />
• Sun o sarabı ki, adı bile agzıma sıgmıyor. 0 yüzden sözlerim perisan bir haldedir, darmadagındır.<br />
• Sarap sun ki onsuz ahmaklastım. Bir seycikler bilmez oldum. Fakat onu içince, onunla beraber olunca; yigitlerin, yol<br />
vurucuların bile sahı kesildim.<br />
• Sarap sun ki, bir an bile basım onsuz kalınca; duygusuz, donmus, kapkara kesilirim, nursuz kafirlerden biri olurum.<br />
• 0 sarabı sun ki, beni; "Sun!", "Sunma!" demeden o kurtarır. "Nerede bulayım, nasıl sunayım " diye beni basından<br />
savma! Sen o sarabı hemen sun!<br />
• 0 sarabı sun da uzun gecelerde, tükenmek nedir bilmeyen feryatlarımdan gök kubbesini kurtar, huzura kavustur.<br />
• 0 sarabı sun ki, ben kadehsiz sarap eminiyim. Karnıma giren sarabı hiç zayi etmeden gereken yerlere veririm.<br />
• Kemigime, kanıma bakma! Beden bakımından hor, hakîr biriyim. Fakat ruh bakımından yüce bir padisahım.<br />
• Ben bir marangozum: Yontup yaptıgım merdiveni yedinci kat göge dayadım da göklerin damına, yücelere çıktım,<br />
ötelere yükseldim.<br />
• Adama baktıgın zaman onun hakîkatini gör! Onu, îblis gibi, su ve toprak görme, topragın ötesindeki yüz binlerce gül<br />
bahçesini gör!<br />
• Sakın yanılma, bir kere daha balçıga girersem degismem, neysem oyum. Çünkü ben yüzümü örttügüm beden<br />
örtüsüne büründügüm için utanmadayım.<br />
741. Senin gamının dikenleri benim için güllerden daha degerlidir.<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün<br />
(c. IV, 1724)<br />
• Gözümü açınca her seyde senin güzelligini, san´atını, yaratma gücünü görürüm. Dudaklarımı açınca hepsinin vahdet<br />
(=birlik) sarabını içerim.<br />
• Rnsanlarla bos yere konusmayı, onların dedi kodularını dinlemeyi haram sayarım. Fakat senden bahsettikleri, senin<br />
güzelligini anlattıkları zaman sözü çok uzatırım.<br />
• Beni hangi yola götürseler, bin türlü aksaklık gösteririm, fakat sana giden yolda kosarım.<br />
• Hızır gibi elime ab-ı hayat geçse, o suyu senin bulundugun yerin topragı ile süslerim.<br />
• Gamının verdiği elemlerden, keder dikenlerinden dikenler toplarım da nergis, sadberk gülü devsirmeyi düsünmem.<br />
Gamının dikenleri benim için güllerden daha degerlidir.<br />
• Yüzümü gönüller açan, hatırlar yapan padisahlar padisahına çevirince, nurum günesten de üstün olur, ay ısıgından<br />
da!<br />
* Günes halini alırsam, gönlümün harareti ile herkesin, her seyin bütün zerrelerini, sarhos ederim ask oyununa<br />
düsürürüm.<br />
742. Biz yarın ihtiyarlayacak güzel degiliz. Biz ebediyyen genciz.<br />
Mef´ülü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1705)<br />
• Bizden bıkma biz çok güzeliz! Baskalarının kıskanmasından ötürü ürktük, güzelligimizi gizledik.<br />
• Birgün beden örtüsünü canın üstünden atınca görürsün ki; canı ay da, firkad yıldızı da kıskanmaktadır. Onların hiç<br />
birinde canın parlaklıgı yoktur.<br />
• Bizi görmek için yüzünü yıka, temizlen, kirliliklerden kurtul! Çünkü kirli bir insan bizi göremez. Kendini manevî<br />
kirlerden temizleyemeyeceksen bizden uzak dur! Kendi güzelligimiz bize yeter.<br />
• Biz yarın ihtiyarlayacak bir güzel degiliz, biz ebediyyen genciz. Gönlümüz rahattır, hostur. Biz kadîmiz, önümüze ön,<br />
sonumuza son yoktur.<br />
• Giydigimiz beden elbisesi eskidi, yıprandıysa da, ne gam 0 elbisenin içindeki ihtiyarlamadı. Ömür örtümüz fanîdir.<br />
Fakat kendimiz uçsuz bucaksız bir ömürüz.<br />
• Rblis Adem´in hakîkatini göremedi. Örtüsünü gördü de ondan yüz çevirdi. Hz. Adem ona; "Sen Hakk dergahından<br />
sürülmüssün, kovulmussun, biz sürülmedik, kovulmadık." diye seslendi.<br />
• Rblis secde etmedi ama meleklerin hepsi secde ettiler de; "Gönlümüz örtü altında bir güzele düstü.<br />
• Örtü altında öyle bir güzel var ki; güzelligi aklımızdan basımızdan aldı da o güzellige karsı secdeye kapandık."<br />
dediler.<br />
• îhtiyarlamıs kisileri güzellerden ayırdedemezsek, aklımız, ask aleminde bu seçmeyi yapamazsa, biz askta dinimizden<br />
dönmüs sayılırız.<br />
• Güzelin sözü mü olur 0 Allah arslanıdır, biz çocukça sözlere daldık. Zaten de çocuklarız. Biz ask bilgisinde daha<br />
alfabedeyiz, ebced okumadayız.<br />
743. Biz senin gibi bir güzeli rüyada bile görmedik.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstefilün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1701)<br />
• Sevgilim, senin güzelliginin sesini ruhumda duyunca, su gibi, rüzgar gibi ben de senin askına dogru kosmaya<br />
basladım.<br />
• Mısırlı kadınların Hz. Yusufun güzelligini görünce, kendilerinden geçip ellerini kestikleri gibi, sen de bir kerecik olsun<br />
elini canımıza koy bak da gör ki; biz güzellikler karsısında gönlümüzde neler kestik.<br />
• Rindlerin, müflislerin halleri meydanda, artık ne yapılabilir Biz de varımız yogumuz olan su yamalı hırkayı senin<br />
ayaklarının altına dösedik.<br />
• Ask aleminde bizim gibi binlerce kisi can vermistir. Fakat biz senin gibi bir güzeli rüyada bile göremedik.<br />
* Biz sana layık bir asık olamadık da, su içen hayvanlar gibi suda aksimizi görünce, kendi çirkinligimizden ürktük.<br />
744. Onun askının hevesi ile dokuz kat çarh edip dönüyor.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.IV,1714)<br />
• Ne zamana kadar hep böyle habersizce gideceksin Basını yerden kaldır da jama bak; hatta dam da bir sey mi<br />
Söyle sen yukarılara, göklere bak!<br />
• Hiç belli olmaz, can ansızın bir cilveye, bir cezbeye kapılır da, yüzlerce ayın, yüzlerce günesin kendisine kul, köle<br />
olacagı bir ay halini alabilir.<br />
• Görmüyor musun Onun askının hevesi ile dokuz kat gök çarh edip dönüyor. Canla gönül de onun sarabından kadeh<br />
kadeh içiyorlar.<br />
• 0 tecellî edince, canlara onun nuru vurunca can sarabını içmek mübahtır. yiyip içmek, yatıp uyumak da haramdır.<br />
* Dünya; "Ey rüzgar ne haber var " diye sordu. Rüzgar da cevap verdi ki: Korkudan baska hiç bir seyden haberim<br />
yok!"<br />
745. Ben derdimi sevmekteyim, derdime gönül vermisim.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat<br />
(c. IV,1678)<br />
• Ben aglasam da, özür dilesem de sevgili duymaz, ilgilenmez. Çünkü o kulaklarına pamuk tıkamıstır.<br />
• Bana ne cefa ederse etsin, sevgili yaptıgı islerden, cefalardan üzüntü duymaz. Yaptıkları kendinde kalır, ama ben o<br />
ne cefa ederse etsin, sikayet etmeden o cefalara katlanırım.<br />
"Eski sairlerimizden birisi bu konuda söyle yazmıs:<br />
"Yarın cefası cümle vefadır, cefa degil!<br />
Yarı cefa etti diyenler ehl-i vefa degil!"<br />
• Beni adam yerine koymasa, beni yok saysa, (varsın) saysın, ben onun sitemini kerem sayarım.<br />
• Onun bana verdiği dert, gönlüme deva olmaktadır. Bu yüzdendir ki ben derdimi sevmekteyim, derdime gönül<br />
vermisim.<br />
"Bu beyt Niyazî-i Mısrî hazretlerinin:<br />
"Derman aradım derdime<br />
Derdim bana derman imis beytini hatırlatıyor.<br />
• Onun aziz askı beni horlayınca, kendimde yücelik bulurum, saygı görmüs olurum.<br />
• Bedenim, üzüm gibi onun ayakları altında ezilince, mutlu olurum, sarap haline gelirim.<br />
• Onun sevimli ayakları altında üzüm gibi ezilmek bana can verir. Sırlarım nese bulur, zevke erer.<br />
• Halbuki bu mutluluktan gafil oldugu için, onun ayakları altında ezilen üzüm, kan aglar. "Bu cevrden, bu cefadan, bu<br />
iskenceden bıktım!" der.<br />
• Onu ezen ayaklar; "Ben seni bilgisizlikten ezemiyorum!" der de, kulaklarına pamuk tıkar, sikayetleri duymaz.<br />
746. Sen bana o gizli dünyayı göster de, artık bu dünyayı yok sayayım, inkar edeyim.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat.<br />
(c.1V.1679)<br />
• Ben mest de olsam ayık da olsam, sevgilinin güzel gözlerinin kuluyum, kölesiyim.<br />
• Canın ve cihanın yüzünün hayali olmadıkça, kendimden de, candan da, cihandan da bezginim, usanmısım.<br />
• Beni gece gündüz güller, gül bahçeleri içinde bırakan güzelimin gül yüzünün kölesiyim.<br />
• Rste ben onun gül yüzünde böyle bir ayna görmedeyim. Gözümü bu aynadan nasıl ayırabilirim<br />
• Güzelim bana dedi ki: "Ben güzellerin canıyım!" "Evet ey sevgili!" dedim. ´Ben de seni öyle görüyorum."<br />
• Dedi ki: "Basında eger benim coskunlugum varsa, senden kıl kadar ayrılmam, seni bırakmam.<br />
• Ben öyle bir mumum ki pervane olanı tutar, kendi atesimin içine çeker, yakanm."<br />
• Ona dedim ki: "Benden ne yakarsan yak, zaten ben senin ask dumanından ibaretim."<br />
• Sakî geldi de: "Dostça bana bir sey ver!" dedi. "îste sarıgım; al sende rehin olarak kalsın!" dedim. ;<br />
• "Hayır hayır yanlıs söyledim." dedim. "Sarıgım yerine sen basımı al da, ondan kurtulayım. Fakat biraz dur, aklım<br />
basımda. Sen bana sarap ver aklım gitsin de ondan sonra basımı al!<br />
• Sen bana o gizli dünyayı göster de artık bu dünyayı yok sayayım, inkar edeyim."<br />
747. Sen edepten bahsediyorsun, ama sende edep görmedim.<br />
Müstefilün, Fe´ülün, Müstef´ilün, Fe´ülün<br />
(c. IV, 1690)<br />
• Sevgilim, sensiz iki cihanda da nese görmedim. Çok güzel varlıklar, sasılacak seyler gördüm ama senin gibi güzel<br />
göremedim.<br />
• "Ates kafirin nasibidir." diyorlar. Senin atesine yanmamıs Ebu Leheb´den baskasını görmedim.<br />
• Gönül penceresine nice zaman can kulagını dayadım, dinledim. Pek çok sözler isittim ama söyleyen iki dudagı<br />
görmedim.<br />
• Kuluna birdenbire rahmetini saçtın. Bu ihsana sebep senin hududsuz lütfundur. Baska sebep görmedim.<br />
• Cibresi üzüm teknesine girmeyen, Halep´te bile esi bulunmayan o billur sisedeki saraptan,<br />
• 0 kadar sun ki kendimden geçeyim. Çünkü ben varlıkta kendinde olmakta zahmetten baska bir sey görmedim.<br />
• Ey nihayetsiz ask, ey ilahi mazhar! Sen hem güvenilir dayanaksın, hem de kuvvetli arkasın. Senin sanına, haline<br />
uygun düsecek bir lakab görmedim.<br />
• Kardesim sus, fazileti, edebi bırak! Sen bahsediyorsun, ama sende edep görmedim.<br />
748. Ben sasılacak acayip bir cihanım, bir avuç toprakta gizlenmisim.<br />
Müstef´ilün, Fe´ülün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c.IV, 1693)<br />
• Ben tertemiz olarak ask yoluna düsmüsüm. Bu yolda gizlenmeden yürümekteyim. Ben kimseye kin gütmem, garaz<br />
tohumu ekmem. Yokluk bile bana sıgınır, bana dayanır. Benim gözüm toktur. Ben hiç bir zaman tama´ın sırtını kasımam.<br />
• Ne halkın dedikodusu ile rahatsız oluyorum, ne de kimseden korkum var. Ben hür bir kusum, kafes azıgına<br />
ihtiyacam yok.<br />
• Ben yagmurlar yagdıran bir bulutum. Rnciler saçan bir gögüm. Yeryüzünde susuzlara ab-ı hayat sunmadayım.<br />
• 0 agaç, Hz. Müsa´ya uzaktan ates gibi göründü ama o ates gönüllere hos gelen bir nurdu, ben de uzaktan ates<br />
görünürüm ama ates degilim, ben de nurum.<br />
• Rüzgarla agacın dah titrer, oynar ama gövdesi hiç titremez durur. Benim de görünüste kararım yok. Hadiseler<br />
karsısında ben de agaç gibi titriyorum ama, ruh aleminde karar etmisim. Korkmam, titremem.<br />
• Ben sasılacak, acayip bir cihanım. Bir avuç toprakta gizlenmisim. Her gece gönlüm gündüz gibi aydınlıktır. Her<br />
sonbaharın içinde ilkbaharlar bulunmaktadır.<br />
• Ben tamamıyla yok olup kendimden geçtigim zaman kendime gelirim, kendimi bulurum. Bedenimin aslı olan dört<br />
unsur ile bes duygudan kurtulunca tam adam olurum.<br />
• Rnsan haksız yere kendisinde bir ihtiyar oldugu, cüz´î iradesi bulundugu davasına girisir. Aslında Hakk´ın ihtiyarındaki<br />
yücelik, benim ihtiyarımı elimden almıs, beni ihtiyarsız bırakmıstır.<br />
749. Ben degersiz bir saman çöpü gibiysem, benim kehribarım sen degil misin<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. IV,1728)<br />
• Sen beni istemesen de ben seni canla, gönülle isterim. Sen bana kapıyı açmasan da ben kapının esiginden ayrılmam,<br />
orada oturur kalırım.<br />
• Ben balık gibiyim, dalga beni karaya atsa da, sudan baska sıgınacagım yer yoktur. Gönlüm sudan baska bir sey<br />
istemez.<br />
• Kendi kendime nereye gidebilirim Benim gönlüm mü var Ben de, beden de, gönül de ancak padisahlar padisahının<br />
gölgesine sıgınmısız.<br />
• Mest olup gitmissem, yıkılmıs, kendimden geçmissem, mest olusum, yıkılıp gidisim sendendir. Bir sey biliyor, bir sey<br />
duyuyorsam bilisim, duyusum da sendendir.<br />
• Eger bende bir gönül kalmıssa gönlümü alan sen degil misin Eger ben degersiz bir saman çöpü gibiysem, benim<br />
kehribarım sen degil misin<br />
• Yedigim nefis yemeklerin tatlı helvaların, çöreklerin agzımda bıraktıkları tat, o güzel dudaklarının tadından,<br />
lezzetinden birer kırpıntı degil midir<br />
• Ne yüksek mevkiler düsünürüm, ne sultanlık, ne mal mülk, ne söhret, ne ululuk! Bunların hiç birisinde gözüm yok!<br />
Senin askın bunların hepsinden üstündür!<br />
750. Su zamanda, Mansur gibi, ben senin daragacının altındayım.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c.IV, 1726)<br />
• Bana sarap sun, çoktanberi ben senin güzelliginin mahmuruyum. Ben eski bir hırkaya bürünmüsüm, ama senin<br />
gerçek dostun degil miyim<br />
• Su anda mahmurum, sen bana uy! Benim dedigimi yap! Mest olup kendimden geçtikten sonra zaten senin<br />
emrindeyim, senin diledigini yaparım.<br />
• Sen simdi "Enel-hakk" kadehini doldur! Mansur sarabından sun! Su zamanda Mansur gibi ben senin daragacının<br />
altındayım.<br />
• Elest demindeki sözleri, ahitleri, sartları hatırla. Benimle nelere karar vermistin Ben hala o karardayım.<br />
• Ey avucum! Tuttugum kadehe de ki: "Sen at gibi bana binmissin, ben seni tasıyorum. Fakat aslında sasılacak sey su<br />
ki; içindeki sarabı içince ben sana biniyorum, sen beni tasıyorsun.<br />
• Ey kadeh! Ben asıklar halkasının ortasındayım. Sen benim etrafında dönmedesin, ama aslında beni döndüren sensin.<br />
Senin etrafında dönen de benim.<br />
• Ben nasıl kafir olurum ki, senin gibi bir puta tapıyorum Ben nasıl fasık olurum ki, senin sarabını içiyorum<br />
* Gel gel! Sen zamanenin sırlarını bilensin, gönlümün sırlarını ört ki ben senin sırdasınım<br />
751. Ask dersi, çalısmakla ögrenilmez.<br />
Mef´ulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.IV,1710)<br />
• Senin güzel yüzünü görünce, yesil çimenlerden, gül bahçelerinden vazgeçtik. Gözünü görünce de sarabı ve sarapçıyı<br />
görmez olduk.<br />
"Gözün döktügü kanlı yaslar, saraba benzetilmistir. Bir ilahide: "Gözüm ki kana boyandı, sarabı neyleyeyim "<br />
denmistir.<br />
• Oturdugumuz evi rehine verdik, geldik, senin mahalleni yurt edindik. Dükkanı yıktık, isten, kazançtan vazgeçtik.<br />
• Neyimiz varsa hepsini ask yagma etti. Kardan, zarardan, alıs veristen vazgeçtik.<br />
• Ask davasına girismek, sonra da hayadan, utanmaktan bahsetmek olamaz. Bu sebeple biz ask yoluna düsünce<br />
hayadan, utanmaktan vazgeçtik.<br />
"Bir baska beyitte Mevlana söyle buyurmustu:<br />
"Eger sen askın asıgı isen ve askı arıyorsan, keskin hançeri al, utanmanın bogazını kes!"<br />
• Gamın haddine mi düsmüs ki bizim adımızı ansın Elini çırp, bizi alkısla ki artık biz gamdan da, gam çeken gönülden<br />
de kurtulduk.<br />
• Nese yürüdü, gönül hoslugu ülkesi bize verilmis. Azın, çogun varından da yogundan da vazgeçtik.<br />
• Biz söz söylüyoruz, sen inkar ediyorsun. Biz iki alemin ikrarından da, inkarından da vazgeçtik.<br />
• Dünya isini paylasmayan su köpeklere bak! Nasıl da birbirlerine düsmüsler. Biz köpekten dogmadık, köpek de<br />
degiliz. Bu sebeple biz dünya isinden vazgeçtik.<br />
"Bu beyitte su hadîse isaret var: "Dünya bir lestir. Köpekler onu isterler."<br />
• Gönül sırlarını ancak Allah bilir. Bu bize kafi. Bizler kötünün kötülügünden, hilecinin de hilesinden kurtulduk.<br />
• Askın verdiği ders hiç unutulur mu Ona çalısmaya ihtiyacımız yok. Zaten o ders çalısmakla ögrenilemez.<br />
752. Ben eskiden ettigim tövbelerden tövbe ettim.<br />
Müstef´ilün, Fe´ülün, Müstefilün, Fe´ulün<br />
(c.IV,1685)<br />
• Ey çalgıcı! Su gazeli oku: Ben sevgiliden, her çesit gülden, her çesit dikenden vazgeçtim. Çünkü artık tövbe ettim.<br />
• Bazen isime çok düskün olurum. Adeta isimin mesti olurum. Bazen mahmur olurum. Artık isten de, mahmurluktan<br />
da vazgeçtim. tövbe ettim.<br />
• Bogazıma kadar tövbe etmek suçuna gömülmüsüm. Tövbeden o kadar canım yandı ki, eskiden ettigim tövbelerden<br />
de simdi tövbe ettim.<br />
" Tövbe etmekten tövbe etmek ne demektir Ariflere göre bir insanın: "Ben bu isi bir daha yapmayacagım." diye tövbe<br />
etmesi, o kisinin kendinde bir güç, bir varlık hissetmesi anla-mına gelir. Ey zavallı insan! Sen kimsin ki: "Ben bunu bir daha<br />
yapmayacagım." diyor-sun. Her sey Hakk´tan geldigine göre, senin bir yapma gücün var mıdır Tövbe etmekten tövbe<br />
etmek hali, bize ait degildir. Kamil insanlara aittir. Arifler, kamil insanlar, Hakk´ta fanî olduklan için, bıitiin isteklerinden,<br />
bütiin iradelerinden kurtulmuslardır. Tamamıyla Hakk´a teslim olmuslardır. Bizim gibi insanların yaptıgı hatalardan tövbe<br />
etmesi, o suçu bir daha islememek için ahitte bulunması ve Hakk´ın verdiği cüz´î iradeyi kullanması sart-tır. tnsanın isledigi<br />
giitidhlardan tövbe etmesi, Kur´an-ı Kerîm´in bir çok yerlerinde emre-dilmektedir. Peygamber Efendimizin bir çok<br />
hadîslerinde tövbe üzerinde durulmaktadır. Bu konu hassas bir konudur. Yanlıs anlasılmamalıdır. Peygamberler ve onlann<br />
varisleri olan gerçek veliler niçin geldiler Hepsi de cüz´î iradelerimizi kullanarak imana gelmemizi, günahlardan arınmamızı<br />
emretmiyorlar mı "<br />
• Ey sarap satan, kadehi elime ver. Ben sıkılmayı bıraktım. Arlanmaktan tövbe ettim.<br />
• Allah Allah! Ey çalgıcı! Ben yolumu sasırdım. Sen kendi yolunu, kendi isini iyi bilirsin. Çengi eline al da telleri üzerine<br />
tövbe ettigimi çal!<br />
• Düsünmekten, çare aramaktan gönlüm parça parça olmustu. Anladım ki çare, çaresizliktedir. Çaresiz tövbe ettim.<br />
• Sen ay yüzünü göster de karanlık geceyi nurlandır, güzellestir! Ben o günahın zevkinden çok tövbe ettim.<br />
• Tövbe vaktidir dedim. Bir çılgın asık bana: "Ben eski bir tövbe eden kisiyim, ben geçen sene tövbe ettim." dedi.<br />
753. Bana tas tas sarap ver de; beni varlıgımdan kurtar!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1716)<br />
• Bu gece su ben zavallının bedeninden canı tamamıyla al, al da bundan sonra dünyada, kimse benden bahsetmesin!<br />
• Su anda senin mestinim. Bana bir kadeh sun da iki cihandan da vazgeçip, büsbütün sende yok olayım.<br />
• Ben sende yok olunca, hani o senin bildigin hal basına gelince, yokluk kadehini elime alırım da kadeh kadeh senin<br />
ask sarabını içerim.<br />
• Can senin yüzünden yandı, yakıldı. Mum senden nur aldı, aydınlandı. Bir insan da eger senden yanmazsa, o hamdır,<br />
ham!<br />
• Sen bana birbiri ardınca yokluk sarabını sun! Ben tamamıyla yok olunca, yokluga dalınca, artık evi damdan<br />
ayırdedemem.<br />
• Ey yokluguna binlerce varlık kul olan, köle olan! Yoklugun arttıkça can sana yüzlerce secde eder.<br />
• Bana tas tas sarap ver de, beni varlıgımdan kurtar! Sarap olgun kisilere Hakk´ın bir nimetidir. Akıl ise ham kisilere<br />
mahsus bir seydir.<br />
• Yokluk denizini dalgalandır da, beni kapsın götürsün! Ne zamana kadar korku ile deniz kıyısında adım adım<br />
duracagım<br />
754. Ben onun ask bahçesinde güller, reyhanlar, yaseminler içindeyim.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat<br />
(c. IV, 1682)<br />
• Ben kederle dolsam da, gülsem de o padisahın devletine asıgım.<br />
• Padisahın askına gönül vermek, benim tacımdır. Bana bundan baska bir tac verse bile, ben onu almam.<br />
• Onun gül dalının rengi, benim varım yogumdur. Çünkü ben onun gül bahçesinin bülbülüyüm.<br />
• Ben onun kapısının topragından baska bir yere oturmam. Onu gönlümden, canımdan baska bir yere oturtmam.<br />
• Gece gündüz ben onun nimeti ile besleniyorum. Ben onun ask bahçesinde güller, reyhanlar, yaseminler içindeyim.<br />
• Dünya ister harap olsun, ister mamur olsun, benim için önemi yok! Sunu biliyorum ki, ben onun yıkılmıs, harap<br />
olmus bir kuluyum.<br />
• Aslım toprak oldugu için, yeryüzünün topragı ile dostum, onunla birim! ama yine de padisahım bana büyük bir<br />
lütufta bulunmustur. Bana hiç bir yaratıga vermedigini vermistir. Bana kendinden can bagıslamıstır.<br />
755. Biz dertlere dermanız, çaresizlere çareyiz.<br />
Mefulü, Fa´ilatü, Mefa´îlii, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1709)<br />
• Biz kıtlık içinde kalmıs susuzlarız, çok nimetler görmüs, çok yemekler yemis kisileriz. Çaresiz degiliz, dertlere<br />
dermanız, çaresizlere çareyiz.<br />
• Mecliste saraba benzeriz, nese dagıtırız, gamlılara nese bagıslarız. Savasta Hz. Ali´nin Zülfikar´ıyız. Sükretmede sanki<br />
kaynagız, sabretmede mermer kaya gibiyiz.<br />
• Biz rüsvet padisahı degiliz. Biz paramparça olmus gönül hırkalarını diker, yamarız.<br />
• Bizden sır saklama, biz senin gönlündeyiz. Her seyi biliyoruz. Bizden gönlünü çekip alma, gönlün bizim elimizdedir!<br />
• Biz saman altında kalmıs gizli, uçsuz bucaksız bir deniziz. Yahut da göklerde parlayan günesiz.<br />
• Mest bir halde ask evinin damı kenarında durdugumuza bakma! Dam da bilir ki, bizim kıyımız kenarımız yoktur.<br />
• Ay ısıgı dam kenarına vurmaktan hiç korkar mı Peki biz neden gam yiyelim Biz üstün bir varlıgız, göklerde dolasan<br />
aya binmisiz.<br />
• Biz Ahmed(s.a.v.)´in tevhid müjdesini vermedeyiz. Hz. îsa gibi çocukken besikte konusuruz. Bütün bunlara ragmen,<br />
biz artık konusmayalım, susalım.<br />
756. Kan oldum, askın damarlarında dolasmaya basladım.<br />
Gözyası oldum Hakk asıklarının gözlerinden aktım.<br />
Fa´ilatün, Fallatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,1661)<br />
• Hakk yoluna düsenlere mahrem oldum. Herkesin madde pesinde kostukları bir zamanda manaya önem verenlere<br />
hemdem oldum, arkadas oldum.<br />
• Altı yönden de dısarda manevî bir kubbe gördüm. Ben o kubbeye toprak aldum. Döseme oldum, kan oldum, askın<br />
damarlarında cosarak dolasmaya basladım. Gözyası oldum, Hakk asıklarının gözlerinden aktım.<br />
• Bazen besiginde konusan Rsa gibi bastan basa dil kesildim. Bazen de Hz. Meryem gibi susan bir gönül oldum.<br />
• Hz. Rsa´nın, Hz. Meryem´in kaybettikleri bir sey vardı ya, eger bana inanırsan bil ki; o kaybedilen sey ben oldum.<br />
• Zevalsiz ask nesterine karsı yüzlerce defa yara oldum, merhem oldum.<br />
• Her adımda Azrail (a.s.) benim yol arkadasım olmustu. Ondan korktum, perisan oldumsa canım çıksın.<br />
• Ölümle yüzyüze savasa giristim. Korkmak söyle dursun, karsıma çıktıgı için ölürnün kendisinden neseler aldım,<br />
sevinçler elde ettim.<br />
• Varlık yükünü tamamıyla sırtımdan attım, ölümsüzlük üzengisine ayak bastım, ölümsüzlük atına bindim.<br />
• Gerçi belim çeng gibi büküldü ise de, yine de sen ölümsüzlük "ney"inin sesini benden duy, benden isit!<br />
• Benim için Sems-i Tebrizî bayramların en büyügü olan "îd-i ekber" idi. Rste ben o bayrama büyük bir kurban oldum.<br />
757. Ben neyim<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. IV,1759)<br />
• Ah ben ne biçim bir insanım, ne renkteyim, ne haldeyim Ne oldugum belirsiz, acaba ne zaman kendimi oldugum<br />
gibi görecegim<br />
• Sen bana dedin ki: "Gönlündeki sırları gizleme, ortaya dök, benim içinde bulundugum orta nerede; göster bana´."<br />
• Hem hareketsizim, hem de kosup duruyorum. Su ruhum ne zaman süküta kavusacak<br />
• Ben kıyısı bulunmayan öyle sasılacak bir denizim ki, denizim de kendisinde gark oldu gitti.<br />
• Beni bu dünyada da arama, öte dünyada da! Benim bulundugum alemde her iki dünya da kayboldu.<br />
• Ben yokluk gibi kardan da ziyandan da kurtulmusum. Ben kardan da ziyandan da haberi olmayan acaip bir kisiyim.<br />
• Ona dedim ki: "Ey can, sen bizim ta kendimizsin." Dedi ki: "Su görünen maddî varlıgımda ben kendimi<br />
göremiyorum, kendim neyim ki, siz olayım."<br />
• Su halde: "Sen o´sun." dedim. "Haydi sus; öyle söyleme!" dedi. "Ben öyle bir seyim ki dile gelemem."<br />
• Dedim ki: "Dile gelmiyorsun, söze sıgmıyorsun ama, iste ben simdi seni dilsiz, dudaksız, sözsüz söylemedim."<br />
• Ben yokluktan ay gibi dogdum, dünyaya geldim, parlamaya basladım. îste gökyüzünde ayaksız olarak kosup<br />
duruyoruz.<br />
• "Ne kosuyorsun, dur da bak! Ben apaçık ortadayım ama aynı zamanda gizliyim!" diye bir ses geldi.<br />
• Ben Sems-i Tebrizî´yi görünce essiz bir deniz oldum. Görülmemis bir inciyim, emsali bulunmayan bir hazineyim.<br />
758. Ecel beden evini yıkmadan, biz beden evini yapana kavustuk.<br />
Fa´ilatün, Fa-ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1670)<br />
• Can harman yerine yine geldik. Dogan kusu gibi padisaha dogru yine uçtuk geldik.<br />
• Gariplikten, ayrılıktan bıktık; aslımızın, baslangıcımızın yanına geldik.<br />
• Dilencilikten, niyazdan, yalvarmadan kurtulduk. Oynayarak nazlanmanın yanına geldik.<br />
• Sırra mahrem olanların sofrasında can besleyelim. Çünkü bizler sır perdelerinin arkasına geçtik.<br />
• Takdir ezel kemendi attı, bizi kendine çekti. Böylece biz de sebepleri hazırlayanın yanına geldik. Sebeplere<br />
ihtiyacımız kalmadı.<br />
• Ecel beden evini yıkmadan, biz beden evini yapana kavustuk. Allah´a hamdolsun, biz "Ölümden evvel ölünüz!" sırrına<br />
mazhar olduk.<br />
• Somunumuz pisti, kokusu burnumuza geliyor. Biz o kokuyu aldık da ekmekçinin yanına geldik.<br />
• Artık sen sus da, can, duygularımıza tercümanlık etsin; "Kötülüklerden,<br />
kirliliklerden, bayagılıklardan kurtulduk, yücelikten yüceliklere ulastık." desin.<br />
759. Ben onun tortulu saraba benzeyen derdine kadeh olurum.<br />
Fe´ilStiin, Fe´iiatün, Fe´ilat<br />
(c. IV, 1677)<br />
• Bir an beni gül bahçesi gibi hos bir hale sokar, bir an da kıs mevsimi gibi soguk bir hale getirir.<br />
* Bir an beni faziletli bir insan, üstad bir kisi yapar, bir an da beni okula yeni baslamıs bir çocuk eder.<br />
• Bir an olur tas atar, beni kırar, bir an olur beni gerçekler padisahı eder.<br />
• Bir an olur, beni günes kaynagı yapar, bir an olur bastanbasa karanlık bir gece haline sokar.<br />
• Rki elimle etegini tuttum. Bakalım beni ne hale sokacak<br />
• 0 beni mest olmus kisilere sakî yapar, ama ben onun tortulu saraba benzeyen derdine kadeh olurum.<br />
• Bana seker kamıslıgı lakabını verir diye gece gündüz onun sekerini satın alır dururum.<br />
760. însanın kendinden geçmedikçe, kendine gelmesine imkan yoktur.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1669)<br />
• Varlıgı atese attık yaktık. Yeni bastan yokluga gittik.<br />
• Ey kardes! Sunu bil ki, iyi de kötü de varlık dünyasındadır. Yokluga gittigimizden ötürü, biz ne iyiyiz, ne de kötüyüz.<br />
• Hayırsız felek, neyimizi çaldı, götürdü ise, biz gece bekçisi gibi gittik, çalınanların hepsini ondan geri aldık.<br />
• Yüzlerce ben ve biz arasında biz bir kisi idik. 0 tekten arpa kadarı bile kalmadı. Biz simdi yüzlerceyiz.<br />
• Rnsanın kendinden geçmedikçe kendine gelmesine imkan yoktur. Bu yüzden biz de kendimizden geçtik de sonra<br />
kendimize geldik.<br />
• Askın boyuna, bosuna göre bizim boyumuz kısaldı. Bizim boyumuz, bosumuz kısaldıktan sonra, biz yüce bir boya,<br />
bosa sahip olduk.<br />
• Rnsanlıgı, kemal mertebesini Hakk´tan ögrendik. Biz ask pehlivanıyız. Bu yüzden de Ahmed(s.a.v.)´in dostuyuz.<br />
• Varlık levhinde yirmi dokuz harf vardır. Biz bu harfleri sildik, ebced içine daldık da elif gibi tek kaldık.<br />
761. Asıkların okuyup bilgi elde ettikleri mektep, ateslerle doludur.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.IV, 1657)<br />
• Dudaklanmdan içimin yanık kokusu geliyor. "Ya Rabbi, ya Rabbi!" derken agzımdan duman tütüyor.<br />
• Gökler bile ahımdan aglamaya basladı. Her an can vermek benim adetim, yolum oldu.<br />
• Senin uyku ile geçirdigin gecenin, benim uykusuz ve feryadlarla geçen gecemden haberi olsaydı, benim halimi<br />
birazcık olsun anlardın.<br />
• Asıkların okuyup bilgi elde ettikleri mektep atestir, ateslerle doludur. îste ben gece gündüz böyle bir mektebin<br />
içindeyim.<br />
• Yüzünü sapsarı yüzüme koy! Elini gögsüme daya! Atesler içinde tir tir titriyorum.<br />
• Sevgiliye; "Kulagına bir sey söylemek istiyorum!" dedim. Çekindi; "Yanagımın yanmasından korkarım." dedi.<br />
762. Ask ötelerden kalktı geldi. Bu yanmıs, yakılmıs asıga misafir oldu.<br />
Fa-ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1656)<br />
• Ben bu derde, dertle derman edecegim. Bu isi sabırla kolaylastıracagım.<br />
• Ya canın ayagını bu balçık bedenden kurtaracagım, yahut da canımı da, gönlümü de güzellere vakfedecegim.<br />
• Ben "Elest mumuna" atılmıs canını daglamıs, kanatlarını yakmıs bir pervaneyim. Simdi de padisahımın mumuna<br />
hizmet etmedeyim.<br />
• Ask ötelerden kalktı, geldi. Bu yanmıs, yakılmıs asıga misafir oldu. Çok mutluyum. Benim bir tek gönlüm var, onu da<br />
misafirim olan hazret-i askın serefine kurban etmem gerekir.<br />
• Nefis, gönül evine gelen bu mübarek konuktan hoslanmaz, kedi gibi miyavlar da aska gelme derse, nefsi tutayım,<br />
kedi gibi dagarcıga atıvereyim.<br />
• Melal kimin basını döndürürse, onu sema´a çekeyim, fırır fırıl döndüreyim.<br />
763. Benim gönlüm hasta! Ey gönül derdimin devası; ben hos degilim!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. )IV,1659<br />
» Oglum elimi tut, ben hos degilim! Ey fidan boylum, ben hos degilim!<br />
• Hayır hayır! Elimi bırak, benim hastalıgım baska türlü bir hastalık! Benim gönlüm hasta! Ey gönül derdimin devası!<br />
Ben hos degilim!<br />
• Sen beni bırakıp gittiginden beri gücüm, kuvvetim, sabrım, takatım gitti. Sen gittin gideli ben hos degilim!<br />
• Kollarını aç; kemer gibi bana sarıl! Dikkat et, bu kemer olmadıkça ben hos degilim!<br />
• Ey doktor ! Benim kuvvetim yok. Elini nabzıma koy da anla, ben hastayırn, hos degilim!<br />
• "Sen gönül hastası degil misin " diye ne soruyorsun Dudagının kadehi olmadıkça ister haberim olsun, ister olmasın,<br />
ben hos degilim!<br />
• Her an gözlerimi kapıyorum. Çünkü sen olmayınca bir seyi görmek isterniyorum. Sensiz görüsten, bakıstan<br />
hoslanmıyorum. Zaten ben gönül hastasıyım, hos degilim!<br />
764. Tek basına insan bir hiçten ibarettir!<br />
Fa-ilatün, Fa-ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1671)<br />
• Neseden de bahsetsek, gamdan da dem vursak, hep bir arada oturalım, birbirimizle dertleselim!<br />
• Sevgilimiz ileri giderse, biz de ileri gidelim. Sevgilimiz az konusursa, biz de az konusalım!<br />
• Gerçi biz yigit kisileriz ama, yalnız basımıza yola düsünce kadınlar gibi güçsüz, kuvvetsiz oluruz. Acılara<br />
dayanamayız, feryada baslarız.<br />
• Hiç yoluna yapayalnız düstün mü Yolda çok tehlikeler vardır. Yalnız basımıza zemzem kuyusuna ulasacagımızı<br />
sanma!<br />
• Tek basına insan bir hiçten ibarettir. Hepimiz bir araya gelince insan olurmusuz. Haydi tekrar bir araya gelelim de<br />
insan olalım!<br />
• Yaratılıstaki nüktenin üstü örtülür, pek anlasılamaz. Rnsan bir vasıtadır. Haydi gidelim, o pek büyük, uçsuz bucaksız<br />
olan vahdet denizinin kıyısına çadırımızı kuralım, birlik olalım, bir olalım!<br />
765. Toprak onun yüzünden yesermis, çayır, çimen olmustur.<br />
Gökler onun yüzünden kararsızdır.<br />
Müfte´ilün, Fe´ulün, Müfte´ilün, Fe´ulün<br />
(c. IV,1655)<br />
• Dün gece can gökyüzüne diyordu ki: "Ey sonsuz, ey pek büyük gökyüzü! Ne de çok dönmede, takla atmadasın.<br />
Karnında sayısız yıldızların ısıkları parlıyor.<br />
• Suçsuz günahsız oldugun halde, sonu gelmez bir dönüse mahkum edilmissin. Haklı olarak sızlanıyorsun, sikayet<br />
ediyorsun, feryad ediyor, gürlüyorsun. Mavi renkte matem elbiselerine bürünmüssün.<br />
• Görünüste korkunçsun, bazen insanlara yıldırım okları atmadasın, fakat içyüzünden de dertlisin, degirmen gibi<br />
dönersin, alaca yılan gibi kıvranır durursun.<br />
• Mukaddes gökyüzü cevap verdi de dedi ki: "Ben insanoglundan nasıl olur da korkmam Yeryüzüne sürgün<br />
edildiginden beri o, dünya cennetini cehenneme çevirmistir."<br />
• Halbuki Cenab-ı Hakk insanı insan seklinde hayvan olarak degil de, insan olarak kendisine ibadet etsin, iyilikler<br />
yapsın diye yaratmıstır. 0 büyük yaratıcının avucunda toprak muma döner. 0 topragı zenci sekline kor, yine o, topraktan<br />
Rum ülkesi halkı gibi güzel birini yaratır. 0 dogan kusu yapar, baykus yapar. 0 topraktan hem zehirli, hem sekerli bitkiler<br />
bitirir.<br />
• Ey dost! 0 gizlidir de kendisi gizli kalsın diye bizi böyle apaçık ortaya at-îustır.<br />
• Senin topraktan yaratılmıs olan su bedenin, suya benzeyen canının üstünde îerdedir. Can dügünde, neseli gününde<br />
gamlı kederli oldugu zaman da îedeni perde olarak, duvak olarak kullanır.<br />
• Duvak altında sert huylu, ters yeni bir gelin var. Dünyanın iyisi ile de, kö-;üsü ile de alay edip duruyor.<br />
• Toprak onun yüzünden yesermis, çayır, çimen olmus, gökler onun yüzün-ien kararsız hale gelmis, her tarafta onun<br />
yüzünden bütün kötülüklerden curtulmus bir talihli var.<br />
• Akıl ondan tam bir inanç istemede, sabır ondan yardım beklemede, ask înun yüzünden gizli seyleri bilmede, toprak<br />
onun yüzünden insan sekline<br />
766. Allahın askı pek saglam bir kaledir.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1663)<br />
• Hergün yeni bir yük çekmedeyim. Bütün bu yükü, bu belayı bir is için ^ekiyorum.<br />
• Kıs mevsiminin dondurucu sogununa, karına, tipisine ilkbahara kavusma imidi ile katlanıyorum.<br />
• Beni ikiyüz sehirden de sürüp çıkarsalar, ben onun, padisahın askı ile bu iürgüne katlanmm.<br />
• Allah´ın askı pek saglam bir kaledir. Ben can yükümü o kaleye çekerim.<br />
• Onun nergise benzeyen iki mahmur gözü için mahmurluk çekmedeyim.<br />
• Gönül bir magara, Tebrizli Sems de bir dost. Bir dost için bu magaranın îahmetine katlanmaya mecburum.<br />
767. Biz ilahî nürla aydınlanmıs eve kuluz, köleyiz.<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.IV, 1672)<br />
• Bugün yagmurlu bir gün. Rahmet yagıyor. Biz de susuz kalan ask bahçe-sine ark açıyoruz ve rahmetine kavusma<br />
ümidi ile el çırpıyoruz.<br />
• Rahmet yagdıran bulutlar, ask denizinden gebe kalmıslardır. Biz de ask bulutundan gebeyiz.<br />
• Sen kendini inkar ederek; "Ben mutrip, yani çalgıcı degilim!" deme, gel bi-zim aramıza katıl da seni mutrip yapalım.<br />
• Su ev aydınlıktır. Sen; "Kimin evi " diye soruyorsun. Kimin evi olursa ol-sun, biz ilahî nürla aydınlanmıs eve kuluz,<br />
köleyiz.<br />
• Biz kendimizden habersiz yasıyoruz. Kendi ab-ı hayatımıza kendimiz per-deyiz. 0 ab-ı hayatın üstüne dökülmüs yag<br />
gibi ab-ı hayata örtü oluyoruz.<br />
768. Ben deve gibi senin gamını gevis getirmedeyim.<br />
Mef´ulii, Mefa´iliin, Fe´ulün<br />
(c. 111, 1562)<br />
• Sevgilim nazlandı da bana; "Ben sana atesim!" dedi. Ben de; "Evet!" dedim, "Sen beni yakan bir ates oldun ama<br />
sevgin de gönlümde!"<br />
• Senin sevgin olmadan bir gül koklasam, acımadan, dikenmisim gibi hemen beni !<br />
• Balık gibi sessiz sedasız ama dalgalar gibi, deniz gibi çırpınıp duruyorum kararım, huzurum yok!<br />
• Deve gibi senin gamını gevis getirmedeyim. Sarhos deve gibi agzım köpürmede.<br />
• Her ne kadar gizlesem, söylemesem de askın huzurunda apaçık meydandayım.<br />
• Tohum gibi toprak altındayım, topraktan bas kaldırmam için baharın isaretini bekliyorum.<br />
769. Toz gibi yolundan kalktım, sonra yine toz olarak çignenmek için senin yoluna kondum.<br />
Mefülü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. 111, 1559)<br />
• Dün yeniden ahdettim. Hem de senin canına yemin ettim.<br />
• Gözümü yüzünden ayırmayacagım. Kılıcı çekip beni öldürsen dahi senden yüz çevirmeyecegim.<br />
• Baska birisinden derman aramayacagım. Çünkü derdim senin ayrılıgındandır.<br />
• Beni basasagı atese atsan, "ah" dersem erkek degilim.<br />
• Toz gibi yolundan kalktım, toz halinde yükseldim, sonra yine toz olarak senin yoluna kondum.<br />
770. Mademki askının kılıcını canıma vurdun, bedenime de vur da bu isi tamamla!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1543)<br />
*Ev sakî! Neredesin Biz asıklara sarap verdigin için, ben candan senin kölenin kölesiyim. Haydi bana sarap sun!<br />
*Senin neyin var Nasıl sarabın var Benim elim bos, bana sarap sun! Çünkü ben çok dertliyim, kadehim cigerimin<br />
kanı ile dolu.<br />
• Benim durumumdan utanıyorlar da kimse benim adımı bile anmıyor. Zaten benim gibi perisan bir adamın ad kaygısı<br />
olur mu<br />
• Mademki askının kılıcını canıma vurdun, su isi tamamla, bedenime de vur! Çünkü yarı ölüyüm, yarı diri.<br />
• Bana bazen zahid diyorlar, bazen da rind. Ben zavallı bilmiyorum ki hangisiyim<br />
• Bende mum gibi bir zerre varlık kalsa, gidecegim yer atestir. Atesi bagrıma basacagım.<br />
• Benim için yanmaktan baska çare kalmadı. Gel de hosça yanıp yakılayım. Çünkü ben çok hamım.<br />
771. Eger ben sensem, peki sen kimsin<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
c. III, 1544)<br />
• Bana; "Nasılsın " diyorsun, nasıl oldugumu ben ne bileyim "Nerelisin, kimlerdensin " diye soruyorsun, nereli<br />
oldugumu, kimlerden oldugumu ben ne bileyim<br />
* Bana; "Niçin böyle mest olmussun, kendinden geçmissin, hangi büyük kadehten içtin de bu hale geldin " diye , ben<br />
ne bileyim<br />
*"0 dudakta ne var ki, o dudak yüzünden böyle tatlı dillisin " diyorsun, böyle oldugunu ben ne bileyim<br />
*Bana; "Su dünya hayatında saglıklı yasamaktan, gençlikten daha hos, daha iyi ne gördün " diye soruyorsun, ben ne<br />
bileyim<br />
*Onun yanagında ab-ı hayat gibi parlak bir ates gördüm fakat, o nasıl bir seydi; bilemem!<br />
*Eger ben sensem, peki sen kimsin Sen bu musun, yoksa o musun; ben ne bileyim<br />
*Ben kim oluyorum da böyle düsüncelere dalıyorum Sen gönlü merhaetle, sevgi ile dolu bir can mısın; ben ne<br />
bileyim<br />
772. Ben askı, insanı bütün belalardan, felaketlerden koruyan bir kale olarak gördüm.<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1548)<br />
*Rlkbahara benzeyen yüzünü gördüm. Sunu fark ettim ki; gül senin güzelgini görmüs de kendi güzelliginden utanmıs.<br />
*Geldin gönlüme yerlestin, karar ettin de, ben gönlümü senin yüzünden kararsız bir hale gelmis gördüm.<br />
*0 mahmur nergis gözlerini gördügümden beri, bastan basa nergis gibi göz haline geldim.<br />
*Ben askı insanı bütün belalardan, felaketlerden koruyan, muhafaza eden bir kale olarak gördüm de, bu yüzden aska<br />
gidiyorum, aska sıgınıyorum.<br />
*Ben bütün dünya mülkünden, dünya zevkinden vazgeçtim de yalnız senin askını seçtim.<br />
*Alemin canı sensin. Kainatta görülen binlerce varlık, mal mülk her sey, hepsi hepsi senin yarattıgın seyler. Ben onları<br />
çokluk halinde, ayrı ayrı görmüstüm. Meger onların hepsi de birmis, senin eserinmis.<br />
• Sehrimizde niçin sevgili arayayım Ben padisahlar padisahının dostluguna ulastım.<br />
773. Biz senin rüzgarının önünde toz gibiyiz.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1528)<br />
• Biz senin rüzgarının önünde toz gibiyiz. Sürüp götürdügün yere nasıl olur da gitmeyiz<br />
• Biz senin ilkbaharının nuru ile yesiliz, hararetliyiz. Sonbaharının tesiri ile de sapsarıyız, soguguz.<br />
• Senin hilminin aksi ile bas egmisiz, teslim olmusuz. Öfkenizin aksi ile de savastayız. Onunla bununla çekisir dururuz.<br />
• Bizi yokluga gönderirsen, yok olur gideriz. Keremini çogaltırsan, hepimiz adam oluruz.<br />
• Dünyadan da üstün ve ileri olanı görünce, iki dünyayı da kırar geçiririz.<br />
• Asıkların gözlerine hem canız, hem de cihan! Kötülerin gözlerine ise ölümüz, derdiz!<br />
• Mademki sen bize; "Yeter!" dedin, biz gülün ve gül bahçesinin bülbülü oldugumuz halde, emrine uyarız, susarız.<br />
774. Gönül hastalarının hekimi oldugun için hasta olmayı istiyorum.<br />
Mefa´ilün Mefa´îlün, , Fe´ülün<br />
(c. III, 1545)<br />
• Üzüm sarabı istiyorum. Sarhos, mahmur bir arkadas bulmak arzusundayım.<br />
• Fakat bana Hallac-ı Mansur´dan bir koku geldi de, bu yüzden sakîden üzüm sarabı degil de Mansur sarabı istiyorum.<br />
• Ey sakî yanıma gel, bana yaklas! Bugün ben kendimden kendimi uzaklastırmak istiyorum.<br />
• Eger; "Beni mazur gör!" desem, "Evet!" diyor. "Ben seni mazur görmek istiyorum."<br />
• Benim gözüme bir yol ver de senin gözüne gireyim. Ben baskalarının gözlerine görünmek istemiyorum.<br />
• Bir an için olsun elini yüzünden çek! Ben dünyada iken cennet görmek istiyorum, huri görmek istiyorum.<br />
• Gözüm, gönlüm senden baskasını görürse, ben o anda gözlerimin kör olmasını istiyorum.<br />
• Sen gönül hastalarının hekimi oldugun için, hasta olmayı arzu edersem haklıyım.<br />
• Mademki sen ölülere can veriyorsun, mezara girmemi istersem yeridir.<br />
775. Ask ve gönül gibi hem gizliyiz, hem de meydandayız.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1531)<br />
• Gel, biz bugün padisaha av olduk. Ne basımızı, ne de alemi düsünürüz.<br />
• Cüssemizin sivrisinek gibi inceligine bakma! Biz himmetimizle gururun kanını dökeriz.<br />
• 0 mana arslanının elindeyiz, aglıyoruz, sızlanıyoruz. Ama arslanlara da, fillere de üstünüz.<br />
• Develer gibi egri bügrü yaratılmısız ama, deve gibi Kabe yoluna düsmüs gidiyoruz.<br />
• Rki günlük devlete gönül baglamadık, ölümsüz devlete erdik. 0 sayede muradımıza kavustuk.<br />
• Günesle ay gibi hem birbirimize yakınız, hem de uzagız. Ask ve gönül gibi hem gizliyiz, hem de açıgız, meydandayız.<br />
• Kanlar için zalim askın köpeklerine azık olmak için dagarcındayız.<br />
776. Muradımız muratsızlık olunca, daima murada ereriz.<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1551)<br />
• Aslında bizim hüriden dogmus olmamız gerekir ki, daima neseli olalım.<br />
• Nesenin, zevkin istedigini verelim de askın adalet amiri olalım.<br />
• Biliyorsun ya; bizim varlık binamızın temelini ask attı. 0 yüzden bizim huyumuz iyi olmus.<br />
•Senin askınla gözümü açmısım. 0 yüzden hep onu gözetiyorum. Çünkü ancak askınla darlıktan kurtuluyor, gönlüm<br />
rahatlıyor.<br />
• Mademki bizim muradımız muratsızlıktır, bu yüzden biz daima murada ereriz.<br />
"Muratsız olmak, bütün emellerden vazgeçmek, kemal alametidir. Fuzülî merhum bir beytinde söyle buyuruyor:<br />
"Bütün emelleri gönlünden eylemis ib´ad<br />
Ne verseler ona sakir, ne kılsalar ona sad!"<br />
(Bütün istekleri gönlünden uzaklastırmıs, ne verirseler ona sükrediyor, ne yapsalar memnun, sikayet yok.)<br />
• Biz askın kullarına kul olduktan sonra, dünyanın en kudretli, güçlü hükümdarlarından oluruz.<br />
• Mademki Mısır azizinin Yusufuyuz, satmak için bizi mezada çıkarsalar ne önemi var<br />
• Gönlüne gelelim de, bizi hatırlasın, gönlümüzü Kuyumcu Salahaddin hazretlerine verdik.<br />
777. Biz senin güzel ayaklarının altında hasır gibi çignenmek istiyoruz.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1573)<br />
• Biz asıgız, gönülsüz, fakiriz. Biz çocuguz, hem genciz, hem ihtiyarız.<br />
• Barut gibiyiz, kuru ot gibiyiz. Hemen ask atesi ile tutusur, yanarız.<br />
• Ask atesi ile parlıyoruz fakat, simsek gibi çabucak sönüyoruz.<br />
• "Siz hangi eli tutuyorsunuz " derlerse, de ki: "Biz senin elini tutuyoruz, biz elden tutanlardanız.<br />
• Kendilerine tapanlara biz diken oluruz ama, dostu sevenler için ipek oluruz."<br />
• Mum gibi yanıp yakılan asıktan ayrılmamıza imkan yoktur. Sanki biz o mumun fitiliyiz, sanki biz o mumun fitiliyiz.<br />
• Bizden kaçma! Çünkü biz seninle sütle seker gibi birbirimize karısmısız.<br />
• Güzellik tandırın kızmıs, biz senin elinde bir hamur gibiyiz. Bizi o tandırda pisir!<br />
• Bizi ayaklarının altına yay! Çünkü biz senin güzel ayaklarının altında bir hasır gibi çignenmek istiyoruz.<br />
778. Ben yeryüzüne benziyorum, sen de benim baharımsın!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1565)<br />
• Ey benim orucumun, namazımın düsmanı! Ey benim hayatım, ey devam eden saadetim!<br />
• -Hangi perdeyi gerdimse, onu yırttın, attın. Artık perde germek zamanı geldi geçti.<br />
• Ben yeryüzüne benziyorum, sen de benim baharımsın! Bütün sırlarım senin yüzünden meydana çıktı.<br />
• Pervanem muma atıldı yandı. Artık neden çekineyim<br />
• Sen bana aklımdan da daha yakınsın. Artık ben nasıl sana yönelebilirim<br />
• Tamamıyla vefadan ümidini kesme! Bir kere daha yalvarısımı yakarısımı duy,<br />
• Bir kere daha bana büyü yap, bir kere daha Mesîh´in ruhu ile beni süsle!<br />
779. Ben senin gönlünde bir keder tozu görürsem, onu gözyaslarımla temizlerim.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. III, 1568)<br />
• Ey benim latîf canım! Ey benim cihanım! Su agır uykudan seni uyandıracagım.<br />
• Utanmadan, sıkılmadan senden borcumu isteyecegim. Sen de bilirsin ki, ben, aman bilmez, insafsız bir alacaklıyım.<br />
• Ben senin gönlünde toz görürsem onu gözyaslarımla yıkar, temizlerim.<br />
• Ey can! Gül fidanı güllerini meclise serpmek için seni bagrıma basmıs bulunuyorum.<br />
• Bana bir öpücük ver! Bu yolda ben akîkten bac, yani vergi alıyorum.<br />
• Nice gecelerdir bu ask yolunda, ben bac almak için yol gözetlemedeyim.<br />
• Mademki ask kervanlarından bac almak istiyorum; bekçiler gibi geceleri naralar atmalıyım.<br />
• Feryadımdan evinde oturan kaçtı. Komsum da figanım yüzünden benden uzaklastı.<br />
780. Gel seninle ask ilkbaharı olalım.<br />
Mefulü. Mefailün. Fe´ülün<br />
(c. 111, 1532)<br />
• Gel, gel de yeni bastan asıklıga baslayalım. Su toprak dünyayı ask ile altın haline getirelim.<br />
• Gel seninle ask ilkbaharı olalım. Ötelerden, can aleminden misk kokuları, anber kokuları getiren rüzgarlarla<br />
ferahlayalım.<br />
• Can aleminin yerini, dagını, ovasını, bagını, bahçesini yesil elbiseler giydirerek süsleyelim.<br />
• Allah´ın bize lütfettigi, içimizdeki nimet dükkanını açalım. Gösterissiz, sessiz sedasız o nimetten yararlanalım. Bu<br />
huyu ilkbaharda uyanan ter ü taze agaçtan ögrenelim.<br />
• Görmüyor musun Agaç sessiz sedasız yiyip içtigi için yapraklandı, meyve verdi. Biz de kendi sırrımızdan<br />
yapraklanalım, meyve verelim.<br />
• Asıklar sevgiliye gönülden yol buldular. Biz de sevgiliye gönülden yol bulalım.<br />
• Senin gamının mermer gibi bir gönlü var, fakat biz o mermerden yüzlerce cevher elde ederiz.<br />
781. Ben senin askınla arsa yükselmisim.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1560)<br />
• Askın beni öd agacı gibi yakıp yandırdı. Hayata baglılıgım kalmadı. Varlıgım tamamıyla yok oldu.<br />
• Bazen öyle yücelirim ki gök kubbesinin kalesini bile deler geçerim. Günesin sikkesini yakarım.<br />
• Bazen de ay olur, günesin pesine düserim, azalırım, eririm, hilal olurum çogalırım, artarım, dolunay olurum.<br />
• Yüzlerce defa ugrastım, denedim; gönlüm sana doymuyor.<br />
• Ask kapısının gümüs halkasını yakalamısım. Bu benim gücümden, kuvvetimden degil. Senin lütfun, senin ihsanın!<br />
• Rster yücelere yükseleyim, ister asagılarda kalayım önemi yok! Çünkü ben senin askınla arsa yükselmisim.<br />
• Eger gülüp durursam, bu senin lütfundur. Eger haset edersem, senin gayretindendir.<br />
782. Gölge varlıgım bu dünyada ama, ben bu dünyada degilim, o dünyadayım.<br />
Mef´ulü, Mefa´ililn, Fe´ulün<br />
(c. III, 1566)<br />
• Canım seni tanıdıgından, sana yakınlık duydugundan beri, her nereye gidersem gideyim, kendimi gül bahçesinde<br />
buluyorum.<br />
• Senin güzel suratın, seklin gönlüme yakın oldugundan beri, ben yeryüzünde yasamıyorum, gökyüzünde yasıyorum.<br />
• Gölgem, gölge varlıgım bu dünyada olsa da gam degil. Çünkü ben bu dünyada degilim, o dünyadayım, mana<br />
alemindeyim.<br />
• Hosuma gitmeyen sey benim için igretidir. Ne hosuma giderse, ne ile hossam ben oyum.<br />
• Ben ask gemisinde hosça bir uykuya dalmısım, ben uyurken yolculuk etmedeyim.<br />
• Bugün cansız sandıgımız bütün varlıklar da açılıp saçılmıs. Zaten dünyada sansız hiç bir sey yok! Her sey Hakk´ı<br />
tesbih etmede. Bu sebeple ben daima canlılar arasındayım.<br />
• Mademki; "Kalemle ögretti." ayetine mazhar oldum. Ben yazılmıs levhi de okudum.<br />
" Alak Süresi, 96/4. ayete isaret edilmektedir."<br />
783. Sevgilim, nürunla mezarımın içini aydınlat, nürlandır!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. III, 1564)<br />
• Sevgilim, mezarımın yanından geçtigim gün su feryadımı, su coskunlugumu yadet, hatırla!<br />
• Ey benim gözüm, ey benim nurum! Nurunla mezarımın içini aydınlat, nurla doldur!<br />
• Nurlandır da su sabırlı bedenim, mezarımda sükür secdesine kapansın.<br />
• Ey gül harmanı! Mezarımın yanından tez geçme, bir an için olsun o güzel kokunla beni sar!<br />
• Geçip gittigin zaman da sanma ki ben senin pencerenden, kapından uzaktayım.<br />
• Mezarımın üstüne konan tas, toprak bedenimin yolunu bagladı, ama ben hayal yolundan gelir dururum. Seni ziyaret<br />
ederim. Bu hususta hiç füturum, korkum yok!<br />
• Benim atlastan yüzlerce kefenim olsa, hayalen senin giydigin elbiseye bürünmedikçe ben çırçıplagım.<br />
• Delik delmede galiba karınca olmusum da, sarayının üstüne dogru tırmanıyorum.<br />
• Ben senin karıncanım, sen de benim Süleyman´ımsın. Ne olur bir an için olsun beni huzurundan ayırma!<br />
• Sustum, kalanını sen söyle! Kendi söyleyip kendi isitmemden artık bıktım!<br />
• Ey Tebrizli Sems! Çagır beni, Sur´un üfürülmesi senin çagırmandır.<br />
784. Biz yokluk yolunun azıgı ile geçinmedeyiz.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. 111, 1554)<br />
* Zerreler gibi oynaya oynaya gelelim, senin günesinin ısıgı içine girelim.<br />
• Biz her seher vakti ask masrıkından, ask dogusundan günes gibi dogalım.<br />
• Ey nur! Biz; "Dog, parla da altın haline gelelim!" diye feryad eden nice mest olmus kisilerin feryadını duyduk.<br />
• Onların yalvarısları, onların dertleri yüzünden gök kubbesine çıktık, yıldızlara ulastık.<br />
• Biz yokluk yolunun azıgı ile geçinmedeyiz. Haydi biz kırmızı ask sarabı ile mest olalım.<br />
* Bütün dünyanın zehirini verseler, biz içimizde o zehiri seker haline getiririz.<br />
* Biz meleküt aleminde, mekansızlık dünyasında gök kubbenin yüz atına bileriz.<br />
785. Mezarımın tasına sunu yazınız:"Ben basımı beladan ve imtihandan kurtardım."<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1546)<br />
• Gittim, ötelere gittim. Dünyadan bir bas agrısı eksildi. Üzüntüden, gamdan canımı kurtardım.<br />
• En yakınlarıma, dostlarıma; "Dünyada hosçakalın!" dedim. Canımı aldım, nisansız, ne oldugu bilinmeyen öteki<br />
dünyaya götürdüm.<br />
• Dünyadan, su altı kapılı evden çıktım. Varımı yogumu mekansızlık alemine tasıdım.-<br />
"-Altı kapılı dünya sunları gösteriyor Sag, sol, ön, arka, yukarı, asagı."<br />
• Penceremden sasılacak bir ay göründü. Dama gittim, merdiven götürdüm.<br />
• Ruhların toplandıgı yer olan su gökyüzü damı, ne de hos bir yermis!<br />
• Gül dalım soldu, pörsüdü, döküldü. Onu aldım, tekrar gül bahçesine götürdüm.<br />
• Can dedikleri altın kırpıntısını aldım. Su kalp para basanlardan kaçırdım. 0 essiz kuyumcuya armagan olarak<br />
götürdüm.<br />
• Gayb aleminde uçsuz bucaksız bir dünya gördüm. Kara çadırımı o sınırsız yere götürdüm.<br />
• Bana aglamayın! Ben bu yolculuktan memnunum, neseliyim. Ben yolumu cennetlerin bulundugu diyara götürdüm.<br />
• Mezarımın tasına su derin manalı sözü yazınız: "Ben basımı beladan, sık sık, karsılastıgım imtihandan kurtardım!"<br />
• Ey beden! însanlardan, kavgadan, gürültüden uzak, su daracık yerde rahat hos bir sekilde uyu! Senin haberini<br />
gökyüzüne ben götürdüm.<br />
• Çeneni bagla, artık sen sus! Feryadlarının, gamlarının hepsini de ben dünyayı yaratana götürdüm.<br />
• Bundan sonra artık gönül gamını da söyleme! Çünkü gönlü de gizli seyleri bilene götürdüm.<br />
786. Söyleyeceklerimi gizlemek için, ben seninle dilsiz olarak konusmak istiyorum.<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe-ulün<br />
(c. III, 1547)<br />
• Söyleyeceklerimi hazır bulunanlardan gizlemek için, seninle dilsiz olarak konusmak istiyorum.<br />
• Zaten sana söyleyeceklerimi insanların arasında açıkça söylesem de sözlerimi senin kulaklarından baskasının<br />
kulakları duymazlar, anlamazlar.<br />
• Hani uykuda dilsiz, dudaksız söz söylerler. îste ben uyanık iken de sözümü sana öyle söylerim.<br />
• Acılarımı kimsenin duymaması için, ben kuyunun dibinden baska yerde inlemem, feryad etmem. Ben senin gamının<br />
sırlarını mekandan da dısarı söylerim.<br />
• Ben rahatça, hos bir sekilde yeryüzüne oturmus da yeryüzünün hallerinı gökyüzüne söylemekteyim.<br />
• Her ne kadar alametini, nisanını, yarattıgı eserleri anlatıp dursam da sevgilim benden yine de gizlenir durur.<br />
• Ben onun ayrılık gamından feryada baslayınca, latîf canlar da benimle beraber feryada baslarlar.<br />
787. Yeryüzüne ait bir bedenle, gökyüzünün üstünde kosuyorum.<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. 111, 1567)<br />
• Bilmiyorum, bugün bana ne oldu ise, bugün bir yerde kararım yok, pek tez canlıyım.<br />
• Nedense bugün aklın gözüne yerlesmisim, askın gözünde yerim yok.<br />
• Ne yazık ki yeryüzünde oturup kalmısım. insaf edin, ben zamanenin keskin kılıcıyım.<br />
• Sasılacak sey su ki: "Yeryüzüne ait bir beden ile gökyüzünün üstünde kosup duruyorum."<br />
• Gökyüzünün çekmedigi yükü ben askın kuvveti ile çekmedeyim.<br />
"-Ahzab Suresi, 33/72. Ayete isaret var."<br />
• Onun gönlüne düsen ask atesinden alıyorum. Tasların, kayaların gönüllerine ulastırıyorum.<br />
• Sekerindeki lezzetten su agzım ballarla doldu.<br />
788. Tur dagı bile onun sarabını içince kendinden geçti. Biz ne yapalım<br />
Biz demirden, kayadan ibaret bir dag mıyız<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1594)<br />
• Ey asıklar! Bizler yıldızlar gibi tamamıyla ates halini almısız. Bütün gece o ay parçasının, o güzeller güzelinin<br />
etrafında dönüp durmadayız.<br />
• Günes dogunca yıldızlar görünmez. Bizim günesimiz görünmezken biz meydana çıktık ama, bil ki biz avareyiz.<br />
Basıbos dolasıp duruyoruz.<br />
• Gelin ey asıklar, gelin ey is erleri! îse yarar sarap burada! Zaten biz de onun için bu ise koyulmusuz.<br />
• Her seher vakti o güzeller peygamberinden haber gelir: "Gelin ey çaresizler, gelin!" der. Asıklara dermanda<br />
biçareyiz.<br />
• Asıkların hepsinden de "Lebbeyk, lebbeyk!" sesleri göklere yükselmede, onlar diyorlar ki: "Mana mushafı sensin.<br />
Bizler ise otuzar parçaya ayrılmısız, cüz´lerden ibaretiz."<br />
• Dudagı bile onun sarabını içince kendinden geçti. Biz ne yapalım Biz demirden, kayadan ibaret bir dag mıyız<br />
"-A´raf Suresi, 7/142, 143. ayetlere isaret var."<br />
• Biz gökyüzü harmanında yıldızız ama, parça parça kesilsek, her parçamız bir arpa büyüklügünde olsa, yine de bir<br />
zerre kadar sır vermeyiz.<br />
• Biz Hz. îsa gibi su beden besiginde baglıyız ama, Hz. Meryem gibi Allahın nuruna gebe kalmısız.<br />
"Meryem Suresi, 19/16-24. ayetlere isaret var."<br />
• Bizi bu cüz´î akılda arama! Biz onun ask ovasına dalmısız, cüz´lerden kurtulmusuz.<br />
• Ask delidir, ama biz delinin delisiyiz. Nefs-i emmare kötülükleri emrediyor. Biz onu emrimiz altına almısız.<br />
• Ey Tebriz sehrinin iftihar ettigi Semseddin! Bu seferden bir kere daha geri dön! Allah askına gel, biz bir tek aska,<br />
senin askına tutulmusuz, o ask ile oyalanmadayız.<br />
789. Ben tövbe etmekten tövbe ettim.<br />
Fa´ilatü, Fa´ilatün, Fa´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. 111, 1619)<br />
• Hoca sen bana sahit ol! Ben tövbe etmekten tövbe ettim. Çünkü askın sarabını içince, tövbe kadehi düstü, kırıldı.<br />
• Sevgilim senin essiz cemaline arslanları uysallastıran sarabına andolsun ki, bundan sonra ben ahdin ve tövbenin<br />
semtine ugramayacagım.<br />
• Senin sekerler tattıran dudaklarına, senin gaybı bilen gönlüne yemin ederim ki, ben ne cihanın maskarasıyım, ne<br />
sarapla kızarmıs, ne de ask ile sararmıs yüzün zebunuyum.<br />
• Sabahın saadetine senin sabah sarabının coskun nesesine yemin ederim ki, ben senin nurunla gökyüzünün sicilini<br />
bastan basa dürdüm, ortadan kaldırdım.<br />
• Ey ebedî sah! Kendi sakîne söyle: "Asıkların toplandıgı meclise*kim asık suratlı gelirse, benim sarap tortumun<br />
tortusunu versin.<br />
• Haydi ikilik, eskilik, yenilik kalmasın. Zira bu mecliste, bu isret yerinde, o topluluk içinde ben tekim.<br />
• Artık susarım, hep kulak ve suur kesilirim. Çünkü ben ne bülbülüm, ne duduyum. Ben bastanbasa sekerim ve gül<br />
dalıyım.<br />
790. Can alemindekilerle, bir bahçeden bir bahçeye salına salına gezmedeyim.<br />
Fa´iluün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. 111. 1590)<br />
• Günesim, yıldızım süretten, sekilden üstün oldugu için manalar aleminden manalar alemine geçer dururum. Bu<br />
yüzden ben pek hosum, pek mutluyum.<br />
• Böylece manalar aleminde kaybolup gitmem daha hos olur. Bir daha da ^ekil alemine gelmem, iki dünyaya da<br />
bakmam.<br />
• Manalar aleminde, o alemin rengine boyanmak için eriyip gitmedeyim. Çünkü mana suya benzer, ben ise suyun<br />
içinde erimis seker gibiyim.<br />
• Hiç kimse hayata doymaz, canından bıkmaz. Benimse su manalar alemi yüzünden sekil aklıma bile gelmiyor.<br />
• Can alemindekilerle bir bahçeden bir bahçeye salına salına gezmedeyim. Kırmızı gül gibi latifim, nilüfer gibi tazeyim.<br />
• Beden gemisini dalgalarım tahta tahta kırıp dagıtınca varlıgımı söküp attım. Zaten ben kendi kendimi demirlemisim.<br />
• Yüregimin katılıgından isimde bir gevseklik gösterirsem, hemen denizden ask atesimin alevleri çıkar, deniz alev alev<br />
yanmaya baslar.<br />
• Onun atesi içinde ben altın gibi gülüyorum. Mutluyum, hosum. Çünkü ask atesinden çıkarsam tıpkı altın gibi sararır<br />
solarım.<br />
• Bir efsun okudu da, yılan gibi onun yazısına bas koydum. Bakalım kardes, onun kader yazısından basıma neler<br />
gelecek<br />
• Sekle uydum da sıfatlar alemine geldim. Her sıfat diyor ki: "Buraya gel, ben yemyesil bir denizim, dal bana!"<br />
• Tebrizli Sems bana, îskender gibi tac, taht, saltanat verdi de ben manalar ordusunun bas komutanı oldum.<br />
791. Sevgilinin yüzünü görmezsem lale gibi gönlüme ates düser, yanar kararırım.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1592)<br />
• Sen; "0 cefalı dilberin cefasına kırılmam, onun askı ile bütün dünyayı birbirine katarım!" dememis miydin<br />
• Sen onun elini sıkıca tutup; "0 canın, o gönlün ugruna canımı, gönlümü feda ederim!" diye söz vermemis, ahitte<br />
bulunmamıs mıydın<br />
• Ey gözümün nuru! Ben mademki senin gözünün nuruyum. Beni uzak görme, basını kaldır da yukarıya bir bak, ben<br />
penceredeyim!<br />
• Ey benim kurtarıcım! Neselere dal, sen zamanın Hz. îsa´sısın! Gerçi ben dikis ignesine benzerim, her yere girerim<br />
ama, sen pencereden basını çıkar da asagılara bak!<br />
• Derler ki: "Kıyamet gününde askın bir atesi olacak, bir de dumanı!" îste o atesin nuru sensin, dumanı da ben!..<br />
• Sevgilinin yüzlerce ilkbaharın gül bahçelerine benzeyen yüzünü görmezsem, lale gibi gönlüme ates düser yanar,<br />
kararırım. Süsen gibi sikayet edecek yüzlerce delilim olur.<br />
• Ey Tebrizli mana padisahı Semseddin! Sana bir tek asık olarak ben yeterim. Toplantı günlerinde mum gibi yanar,<br />
meclisi nüurlandırırım. Nefisle savas gününde ise demir gibi dayanır dururum.<br />
792. Gönülden bir feryat koptu. biz de o feryada uyduk, yükseldik, ötelere gittik.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. III, 1601)<br />
• Bir kere gönülden de olduk, akıldan da olduk, candan da olduk. sevgili geldi, biz artık aradan çıktık gittik. Gönül de,<br />
akıl da, can da onun oldu.<br />
• Yokluktan yüz çevirdik, varlıga yöneldik. Nisansız olanı, iz bulunmayanı bulduk. Nisan aramaktan, iz aramaktan<br />
vazgeçtik.<br />
* îmkansız olanı yaptık, deniz altından toz kaldırdık. Dokuz gögü astık, zamanı da bıraktık, yeryüzünü de, gökyüzünü<br />
de bıraktık.<br />
• Rste Hakk askı ile mest olan kisiler geldi. Yoldan çekilin, onlara yol verin! fok yanlıs söyledim, biz aslında yolu da<br />
bıraktık yolcuları da!..<br />
* Can atesi beden yeryüzünden bas kaldırdı, yüceldi, gönülden bir feryad coptu. Biz de o feryada uyduk, yükseldik,<br />
ötelere gittik.<br />
• Sözü az söyleyelim, söylesek bile sözümüzü er kisi olan anlasın. Sen ask .arabını fazlaca sunmaya bak, biz yoldan<br />
çıktık, gittik.<br />
* Varlık, benlik kadınların isidir. Yokluk da erkeklerin isidir. Sükürler olsun bize, yokluga pehlivanlar gibi daldık, yok<br />
olduk.<br />
793. Ben asık olmayan kisinin insanlıgını inkar ederim.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. III, 1610)<br />
• Ben senin askına asıgım. Bundan baska benim isim yoktur. Ben asık olmayan kisinin insanlıgını inkar ederim.<br />
• Senin gönlünden baskasını aramam. Senden baskasının yanına kosmam. Her bahçenin gülünü koklamam, her dikeni<br />
düsünmem.<br />
• Sana inandım da gönlüm müslüman oldu. Gönül sana dedi ki: "Ey benim canım! Benim asla senin gibi güzel bir<br />
sevgilim olmadı."<br />
• Senin gözün ve dilin, benim gözüm ve dilim oldu. Aramızda artık ikilik kalmadı. Benim yalnız bir canım var ki, o da<br />
sensin. Benim o candan baskasına inancım, ikrarım yok.<br />
• Mademki ben senin balından yiyorum. Neden eksi suratlı olayım Senden akıl almaz gelirim var. Artık ne diye kazanç<br />
pesinde kosayım<br />
• Gam yemem, gam yemem, riyazattan da dem vurmam. Çok altınım yok ama, altın gibi sapsarı yüzüm var. Yüzüme<br />
bak da altın yıgınını seyret!<br />
• Her korkana, her emin olana hakîkati açıklardım ama içimin konusmasından bana söz düsmüyor.<br />
• Sen delilik dagı ile daglanmıssın. Bana haber ver, nasılsın Ben ise öyle bir haldeyim ki, kendime ancak; "Nasılsın,<br />
ne haldesin " demekten baska bir sey yapamıyorum.<br />
794. Çenginin teli gibi feryad edip duruyorum.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. III, 1617)<br />
• Ey sekli olmayan, ey güzelligi güzellige sıgmayan güzelim! Senden baska sevgilim yok. Gönlüm ancak seninle huzur<br />
bulur. Ey benim dostum! Benim huzurumu ve kararımı alma!<br />
• Senin cefan sebebiyle mahzunum. Askından baska seçtigim bir sey yok! Askından baska ne isim var, ne de gücüm!<br />
• Yanagın ay gibi nurlu parlak. Sen ne de latifsin! Ne de güzel ! Sen benim güvendigim en aziz bir varlıksın, isim<br />
gücüm senin himmetinle yoluna girer.<br />
• Askından baska hiç bir sey kabul etmem. Saçından baska hiç birseye el atmam. Bu ahitte ok gibi dosdogruyum.<br />
Çengin teli gibi feryad edip duruyorum.<br />
• Bedenimizi tamamıyla can haline koy, hepimizi hakîkat madenindeki inciye çevir; bagımı, bahçemi neselerle sulayan<br />
bir çesme lütfet!<br />
795. Mademki deger bakımından günese benziyorum, yıkık yerleri aydınlatmalıyım.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. III, 1621)<br />
• Mademki günesin kuluyum, hep günese ait sözler söylemeliyim. Ben ne geceyim, ne de geceyi sevmedeyim. Böyle<br />
olunca rüyadan bahsetmem gerekir mi<br />
• Mademki günesin elçisiyim, onun tercümanı olayım, ona sorayım da size cevap vereyim.<br />
• Mademki deger bakımından günese benziyorum, yıkık yerleri aydınlatmalıyım, mamur yerlerden kaçınmalıyım, harap<br />
sözler söylemeliyim.<br />
• Mademki gönlüm senin topragının kokusunu almıstır, sudan bahsedersem, civarındaki topraktan utanırım.<br />
• Yüzündeki örtüyü kaldır, yüzünü aç! Çünkü senin yüzün çok kutludur. Yüzün örtülü olarak konusmamı bana reva<br />
görme!<br />
• Hasetçi halimi sorarsa, gönlüm sükretmeden bile korkar da, hemen sikayete baslarım. Çektigim ızdırapları<br />
söylemeye koyulurum.<br />
• Dilimi susturdum. Çünkü kitap gibi bir gönlüm var. Yanıp kavrulmus gönlümün dertlerini söylemeye baslasam, senin<br />
gönlün yanar yakılır.<br />
796. Ben pek büyük bir sehir olan hakîkat sehrindenim.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. III, 1615)<br />
• Elimi çırpmıyorsam, bu çırpıs kadınlar yüzünden degildir. Aslında ben ne bundanım, ne de ondanım. Ben pek büyük<br />
bir sehir olan hakîkat sehrindenim.<br />
• Ben ne oyunun, ne kumarın, ne de içkinin, sarabın pesindeyim. Ben ne hamur gibi yogrulmusum, ne de mahmurluga<br />
düsmüsüm. Ne öyleyim, ne de böyleyim.<br />
• Ben eger mest isem, harap bir hale gelmissem, yıkılmıssam, benim bu mest olusum, harap olusum, seninki gibi,<br />
saraptan degildir. Ben ne topraktanım, ne de sudanım, ne de su zamanenin ehlindenim.<br />
• Ademoglunun aklı, fikri bu ilahî nefesten ne haber alabilir Ben yüzlerce perde arkasındayım. Ben bütün cihandan<br />
gizlenmisim.<br />
• Bu sözü benden duyma, isitme! Benim parlak hatırımdan böyle bir söz kabul etme! Ben bu sözü su görünen sekilden<br />
de, görünmeyenden de alıp kabul etmiyorum.<br />
• Gerçi yüzün çok güzel, fakat ruhunun kafesi tahtadandır. Bu sebeple sen, benden kaç git! Çünkü benim dilim, sözüm<br />
bir alev gibidir. Seni yakmasın!<br />
• Ben cennetlerin gül bahçesi gibi olmusum. Dünyanın nese, zevk yurdu halini almısım. Bütün erlerin canlarına yemin<br />
ederim ki, canım candır. Bir yere takılıp kalmamaktadır. Hep yürüyüp gitmededir.<br />
•Ey ask, sen de sasılacak bir essin, ne de sasılacak teksin! Esin benzerin yok! Agzımı tuttun da, söyleyeceklerim<br />
içimde kaldı.<br />
• Fakat can, Tebriz´e Hakk´ın Semseddin´ine giderse, sözlerimdeki bütün sırları sona erdirir.<br />
797. Artık ben hastalıklarla, dertlerle çırpınıp duran bu beden zahmetini istemem.<br />
Mefülü, Mefa´ilün, Fe´uliin<br />
(c. III, 1578)<br />
• Hiç bir seye ihtiyacı olmayan Allah´tan baska, kimsecikleri istemem! Ölümsüzlük mülkünden gayrı hiç bir sey<br />
istemem!<br />
• Kulagına gider diye korkarım da, onsuz yasayıs düsüncesini bile istemem!<br />
• Sarap testimi günes bile tasısa, ben onsuz isret istemem!<br />
• Ben üzüm cıbrasıyım, üzüm gibi yumruktan, tekmeden baska bir sey istemem!<br />
• Canım, onun gönlümde açtıgı yaraların lezzetinden, bir an bile olsa kurtulmak istese, ben onu istemem!<br />
• Halis can olma zamanı geldi çattı. Artık ben hastalıklarla, dertlerle çırpınıp duran bu beden zahmetini istemem!<br />
• Hakîkati örtsün, kapatsın, herkes açıkça görmesin diye Peygamber Efendimize "Ahmed" demis, ben "Ahmed"den,<br />
"Ahad"dan baskasını istemem.<br />
798. Canım, manalar diyarına öyle bir sefer etti ki, gökler ve ay;<br />
"Biz böyle bir sefer yapmadık" dediler.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´iiatü, Fa´ilatün,<br />
(c. III, 1620)<br />
*Beser sevdası olmayan basımda, bir heves var! Bir sevda var! Bu sevda yüzünden öyle bir haldeyim ki, kendimden<br />
bile haberim yok!<br />
*Ask padisahı, bana her zaman binlerce memleket bagıslar. Benim ise, ondan, onun cemalinden baska hiç bir istegim<br />
yok!<br />
*Bana iki cihanda da onun askının kemeri ve külahı yeter! Benim kendi külahım basımdan düsse, belimde de<br />
kemerim olmasa, benim için tasa degil, hiç üzülmem<br />
• Seher vakti onun askı, benim hasta gönlümü öyle bir yere götürdü ki, ben orada nice geceler, gündüzler geçirdim<br />
de seherlerden haberim bile olmadı.<br />
• Canım ise manalar diyarına öyle bir sefer etti ki, gökler ve ay; "Biz ömrürnüzde böyle bir sefer yapmadık." dediler.<br />
• Ayrılıktan ötürü canım, iki gözünden kanlı yaslar saçıyorsa da, sen, bunu gördügün halde, incilerle dolu bir gönlüm<br />
yok sanma!<br />
• 0 essiz varlıgın cemalinden, güzelliginden bir nisane, bir iz gösterirdim ama, iki cihan bir araya gelirdi. Ben kavga ve<br />
gürültü çıkarmak niyetinde degilim.<br />
799. Basıma her ne getirirsen nasıl olur da razı olmam, nasıl olur da onu kabul etmem<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün,Fe´ilatü,Fa´ilatün.<br />
(c.III,1622)<br />
• Sen, benden bıktın, usandın ama, ben senden kaçmıyorum. Sevgilim; sen benden niçin kaçıyorsun Bu kaçısınla<br />
beni öldürüyorsun.<br />
• Sen baskansın, sen emîrsin. Hiç kimseye minnetin, hiç bir seye ihtiyacın yok! Hiç kimsenin ögüdüne de kulak<br />
asmazsın. Sevgilim, benden ne kadar çabuk bıktın, ne çabuk askına doydun. Bu doymandan ben harap oldum, perisan<br />
oldum.<br />
• Ne olur, bir zaman için olsun bana aman versen de, ne sis yansa ne kebabım yansa, ziyan olsa!<br />
• Sen ne kadar ayrılıga asıksın Ne kadar bezginsin Ne kadar vaadini geriye bırakırsın Bütün bunlara ragmen,<br />
senden baskasının elinden içtigim sarap bana sevinç vermiyor.<br />
• Ey ay yüzlü sevgili, odama birdenbire gireceksin diye gönlüm çarpıyor. Günesim gizlenince ben iki gözümle buluta<br />
dönerim.<br />
• Ben hürsem de, acizlikte zerreler gibiyim. Ne yapayım, günesim dogmakta vefasızdır.<br />
• Gökten yaganı, hiç yer kabul etmez olur mu Sen, önüme her ne korsan, basıma her ne getirirsen, nasıl olur da<br />
ona razı olmam Nasıl olur da onu kabul etmem -<br />
"Fikret merhum, Fuzulî merhumu anlatırken söyle yazar;<br />
"Bütün emelleri gönlünden eylemis ib´ad,<br />
Ne verseler ana sakir, ne kılsalar ana sad."<br />
"Fuzülî, bütün emelleri gönlünden uzaklastırmıstır. Ne verseler ona sükreder. Ne yapsalar ondan memnundur."<br />
• Sen benim gibi birisini ararsan, kum sayısınca çokça bulursun. Ama, ben seni çıralarla arasam da bulamam.<br />
• Ancak sana secde ettigim zamandır ki, kendimde bir varlık bulurum. Var oldugumu anlarım. Sevgilim, sana secde<br />
etmek imkanını bulmam dualarımın kabul edilisindendir. :<br />
• Bana; "Herkesi gönlünden çıkar at! Gönlünü cihan halkından yıka, temizle!" demistin. Gönlümü nasıl yıkayayım<br />
Ayrılık atesin bende su bıraktı mı<br />
• Senin yolunda hiç olmakta, can feda etmekte benim gibisi az bulunur. Seni sevmekte yanık gönüllüyüm. Göz<br />
yaslarımla ise bulut gibiyim.<br />
• Seher vaktinde sabah sarabım sensin. Seferde basarım sendendir. Benim için cennet gibisin. îbadetlerimin sevabı da<br />
sensin.<br />
800. Canı tuttum, ezel bayramında kurban etmek için çeke çeke sevgiliye götürüyorum.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1589)<br />
• Gözünü aç da dikkatle cana bak! Ben onu tuttum. Ezel bayramında kurban etmek için çeke çeke sevgiliye<br />
götürüyorum.<br />
• Mademki her sey sevine sevine aslına gider. Ben de canı o yüzden aslına götürüyorum.<br />
• Seker kamısının, dis altına düsmedikçe hiç tadı meydana çıkar mı Bu yüzdendir ki seker kamısına benzeyen canı,<br />
disin altına götürüyorum.<br />
• Altın madende bulundukça parlaklık elde edemez. Onu azar azar madenden alıyor, çabucak kuyumcuya<br />
götürüyorum.<br />
• Atesin dumanı küfürdür. Nur da imandır. Ben ise can mumunu alıyor, küfrün de, imanın da ötesine götürüyorum.<br />
• Günesi etkimin altına almıs, onu delil olarak günesi inkar eden her buluta götürüyorum.<br />
• Ey Tebrizli Sems! Sana armaganım, gönül denizinin incileridir. Fakat tertemiz canından utanıyorum da onları deniz<br />
gibi gizlice getiriyorum.<br />
801. Üstüne bindigimiz ask burakı, arsın burakı idi.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. 111, 1595)<br />
• Basımızı ayak edindik de, sonunda hakîkat ırmagını astık, kainatı birbirine vurduk, biz dısarı fırladık, bizim kainatla<br />
bir ilgimiz kalmadı.<br />
• Üstüne bindigimiz ask burakı, arsın burakıydı. Bu yüzden bir sıçrayısta gökyüzüne vardık.<br />
• Ne oldugunu, nasıl oldugunu bir türlü anlayamadıgımız, o essiz padisahın tahtının önüne varmak için, alemi zerreler<br />
gibi birbirine vurduk, birbirine kattık.<br />
• Rlk menzil olarak kanlarla dolu bir deniz göründü. Kanlı ayaklarımızla dalgaları asıp geçtik.<br />
* Hakk yolunda ilerlerken, insan anlayısı, insan vehmi, insan aklı, hepsi de yolda dökülüp saçıldı. Çünkü biz, insanın<br />
etrafını saran altı yönü de astık, çerilerde bıraktık.<br />
* 0 essiz Leyla´nın Mecnun´larının bulundugu sınıra gelince, atımız serkeslik etti, zapt edemedik. Mecnun´un sınırını da<br />
astık.<br />
* Yaptıgımız ibadetlerle, iyiliklerle gurura kapılıp Karun´a benzeyen nefs, yerin dibine geçti. Ondan sonra ercesine<br />
onun hazinelerine dogru at sürdük.<br />
* Çöllerde, ovalarda onun ask nuruyla astıgımız yollardan bir zerresini bulsaydı, çöl de, ova da canlanırdı.<br />
802. Biz nefs Firavun´unu yakalar, îmran oglu Hz. Musa yaparız.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1598)<br />
• Sevgilinin bize misafir olarak geldigi gün, ne hos bir gündür. Gözümüz, onun güzel yüzünü görünce, bir güzellikler<br />
diyarı olur.<br />
• Gönlümüzde ayrılık derdi varsa, onun günes gibi parlak olan yüzünden o derde derman bulunur.<br />
• 0, gönlümüzü nasıl incitmek isterse öyle incitir. Ne dilerse, biz, onu yaparız.<br />
• Onun diledigini yapmak canımıza minnettir. Biz ona, canla, gönülle hizmet ederiz, o padisahın hizmetinde bulunuruz.<br />
• Rahmetinin günesi, topragımıza vurunca, topragımızın bütün zerreleri, onun günesinin nuru içinde oynar durur.<br />
• Kapkara zerrelerimizi onun nuruyla aydınlatırız. Sasırıp kalan gözlerimizi onun güzel yüzüyle aydınlatırız.<br />
• Kupkuru bir dal halini alan bedenimizi, bir asa gibi onun ask Musa´sının eline veririz de, mücizeler gösterir, onu bir<br />
ejderha yaparız.<br />
• Dünyadaki bütün sasılacak seyler bize sassa yeridir. Çünkü, biz nefs Firavununu yakalar, onu îmran oglu Musa<br />
yaparız.<br />
• Ben yarım söyledim, sözümün gerisi bu söylediklerimden anlasılır ama, gizlilik günü söylemek üzere yarısını<br />
gizleyeyim.<br />
803. îslam´ın binası bes direk üzerine kurulmustur. Allah´a yemin ederim ki,<br />
bu direklerin en büyügü oruçtur.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. III, 1602)<br />
• Sen, orucu, sasılacak acaip meziyetleri bulunan bir sey olarak bil! Oruç, insana can bagıslar. Gönül lütfeder. Sen,<br />
sasılacak bir sey görmek istersen, oruca sas!<br />
• Sen, göklere çıkmak, Mi´rac etmek sevdasındaysan, sunu bil ki, oruç, senin önüne getirilmis bir Arap atıdır.<br />
• Oruç, can gözünün açılması için bedenleri kör eder. Senin gönül gözün kör de, o yüzden kıldıgın namazlar, yaptıgın<br />
ibadetler sana o aydınlıgı vermiyor, hakîkati göstermiyor.<br />
• Oruç, insan seklindeki hayvanın hayvanlıgını giderir. Bu yüzdendir ki oruç, insanın insanlıgını olgunlastırmaya<br />
mahsustur.<br />
• Asıkların hayatı, beden matbahı yüzünden kararmıstı. îste oruç, o matbahları aydınlatmak için çıktı geldi.<br />
• Dünyada seytanın karnını desen bir bıçaga benzeyen oruçtan daha fazla seytan öldürücü, nefsin kanını dökücü bir<br />
sey var mı<br />
• Padisahlar padisahının kapısında kendisine gizli, özel bir vazîfe verilmis, çabucak faydalı olan, kar bagıslayan kim<br />
var Kim olacak Oruç!<br />
• Oruç, özlem çekenlerin gönüllerini, canlarını öyle tazelestirir ki, zavallı balıgı bile su o kadar tazelestirmez.<br />
• Nefis ile savasa girisen mücahidin, gönül maksadına ulasma yolunda oruç, yüz binlerce yardımcı canın yasayısından<br />
daha da iyidir.<br />
• Rslam´ın binası su bes direk üstüne kurulmustur: "Kelime-i Sahadet, Zekat, Hac, Oruç, Namaz." Allah´a yemin<br />
ederim ki, bu direklerin en kuvvetlisi, en büyügü oruçtur!<br />
* Cenab-ı Hakk, bu bes diregin her birinde orucu, orucun kaderini gizlemistir. Zaten oruç kadir gecesi gibi gizlidir.<br />
• Midesine düskün olan, çok mide agrısı çeker, sızlanır durur. Zaten midesine düskün olanların talihlerinde oruç<br />
yoktur.<br />
• Oruç, Allah´ın has kullarına Hz. Süleyman´ın saltanatını bagıslayan bir yüzüktür, yahut da taçtır. Onu ancak seçkin<br />
kullarının baslarına giydirir.<br />
• Oruçlunun gülüsü, oruçsuzun secdedeki halinden iyidir. Çünkü oruç, o Rahman´ın sofrasma oturtacaktır.<br />
• Sen farkında degilsin ama, yemek yedigin vakit, için pislikle dolar. Oruç hamama benzer. Seni maddî ve manevî<br />
kirliliklerden, bütün kötülüklerden temizler.<br />
• Sen, hiç bilgi nuruyla nurlanmıs bir hayvan gördün mü Beden de bir hayvandır. Hayvanın ardına düsüp de orucu<br />
bırakma!<br />
• Sen vahdet denizinden ayrı düsmüs bir damla gibisin. Sen aslına nasıl ulasacaksın îste oruç, sel gibi, yagmur gibi<br />
seni alır, denize ulastırır.<br />
• Nefsinle savasa girisince; "Ben orucu öyle ucuza satmam!" diye kendini yere at, ellerini çırp, ayaklarını vur, diret!<br />
• Nefsin gönlüne musallat olmus bir Rüstem´dir ama, oruç, onu gül yapragı gibi tir tir titretir.<br />
• Rçinde ab-ı hayatın gizlendigi bir karanlıktan bahsederler. Aklı basında olanlara o karanlık, oruçtur.<br />
• Sen, canının içinde Kur´an nurunu istiyorsan, sunu bil ki, oruç bütün Kur´an´ın tertemiz nurunun sırrıdır.<br />
• Gök sofralarının, ruha mahsus sofraların basına tertemiz kisiler oturturlar. Rste oruç, sana, onlarla bir kaptan yemek<br />
yedirir.<br />
• Oruç seni gün gibi gönlü aydın, canı saf bir hale kor. Sonra da padisahla bulusma bayram gününde varlıgını kurban<br />
eder, seni varlıktan ve benlikten kurtarır.<br />
• Oruç ayına girdigin zaman, o aya kavustugun için Hakk´a sükrederek, sevinerek, neseli olarak gir! Çünkü Ramazanın<br />
gelisinden üzülenlere, gamlılara oruç haramdır. Onlar, oruca layık degillerdir.<br />
804. Bütün dostlarımız gittiler, biz yapayalnız kaldık.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. III, 1596)<br />
• Bütün dostlarımız gittiler, biz yapayalnız kaldık. Kimsesizler kimsesi, yalnız kalanların dostunu, her an çagırıp<br />
duruyoruz.<br />
• Bütün dostlar, hayal gibi gözümüzden çekilip gittiler. Biz de yalnız kalınca bütün dostlar bizi bırakıp gidince, bizler de<br />
sevgilinin hayalini gözümüzün önüne aldık.<br />
• Bir zaman geliyordu, sevgilinin ırmagından sular alıyor, kaplarımızı dolduruyorduk. Ayrılık atesiyle tutusmus olan<br />
gönlümüze serpeliyorduk. Zaman oluyordu, ask agacının altında meyve silkiyorduk.<br />
• Bir an oluyordu, bize sekerler, inciler saçıyordu. Bir an oluyordu, sekerlerine üsüsen sinekleri kovuyorduk.<br />
• Sevgilinin hayali, evinin kapısından çıkınca, onun kapısına kapıcı olduk. Hayali kapıdan çıkıp gidince, biz o kapıda<br />
kaldık, ayrılmadık.<br />
805. "Beden´den kaçtım, kurtuldum ama, "can"dan çekiniyorum.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilü, Mefa´ilü, Fe´ulün<br />
(c. III, 1486)<br />
• Canım, sırlar gösteren ayna gibi olunca, agzımı tutmaya, söz söylememeye gücüm yeter, ama görmemeye,<br />
bilmemeye gücüm yetmez.<br />
• "Beden"den kaçtım kurtuldum. Ama "can"dan çekiniyorum. Yemin etmesini bilmem! Su kadar söyleyeyim ki: "Ben<br />
ne bundanım, ne de ondan!".<br />
• Ey benden bir hakîkat kokusu almak isteyen, bu ugurda benlikten ölmek sart! Diri iken bana bakma, ben gördügün<br />
gibi degilim!<br />
• Sen benim egriligime bakma, su dogru söze bak! Ben yay gibiyim ama, sözüm oktur!<br />
• Su bas, sanki bir kabak gibi gelmis tepeme konmus. Su hırka da bedenim! Ben bu dünya pazarında kime<br />
benziyorum Bilmiyorum ki, kime benziyorum.<br />
"Bu beyit Ahmet Hasim merhumun "Basım" baslıklı siirini hatırlatıyor; Duygularla, düsünceler arasındaki fark<br />
açıklanır."<br />
"Bî haber gövdeme gelmis konmus,<br />
Müteheyyic, mütefellis bir bas,<br />
Ayırır sanki bu bastan tenimi,<br />
Emr-i ihrama muadil bir yas."<br />
(Heyecanlı, asık suratlı bu bas, benim haberim olmadan gelmis gövdeme konmus. Benim düsüncelerimle duygularımı<br />
ihramın ömrü gibi binlerce sene birbirinden .)<br />
806. Mademki gülü buldum, dikeni istemiyorum.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. 111, 1522)<br />
• Ben onu istiyorum. Baska bir dost istemiyorum! Mademki gülü buldum, dikeni istemiyorum!<br />
• Senin baska bir dostun varsa, ona git, ben baska dost istemiyorum!<br />
• Onun güzel yüzünden baska bir baht aramıyorum. Onun isinden baska bir is istemiyorum!<br />
• Ben, dogan kusları gibi padisahın bilegini seçtim. Akbaba gibi les kokusunu istemiyorum!<br />
• Gönül ehli arasına, gönülden haska bir sey sıgmaz. Sevgiliden de gönül alıcılıktan baska bir sey beklemiyurum!<br />
807. Sen bana; "Neden kendine gelmiyorsun " diyorsun. Sen, kendimi,<br />
ne oldugumu bana göster de kendime geleyim.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1526)<br />
• Bilmiyorum o ilahî ask sarabıyla nasıl yok olup gitmisim 0 mekansız güzellik yüzünden neredeyim Ne haldeyim,<br />
haberim yok!<br />
• Zaman oldu, denizin dibine düstüm. Zaman oldu, günes gibi dogdum.<br />
• Bir zaman olur, dünya benden gebe kalır. Bir zaman da dünya gibi dogar, meydana gelirim.<br />
• Bir yere varmısım ki, dünyaya sıgmıyorum. Ben artık o mekanı bulunmayan, essiz sevgiliden baskasına yarasmam.<br />
• Ben mest olmus, kendinden geçmis öyle bir rindim ki, bütün rindlerin arasında "Hay Hay" demekteyim. ;<br />
• Sen bana diyorsun ki; "Neden kendine gelmiyorsun " Sen, kendimi, ne oldugumu bana göster de kendime geleyim.<br />
• Ben, güzelligi mest olmus gördüm. Kendi kendine; "Ben belayım, ben belayım, ben belayım!" deyip duruyordu.<br />
• Ona her taraftan, yüzlerce canla cevap geldi.: "Ben seninim, ben seninim, ben seninim!" diyorlardı.<br />
• Ey güzellik, sen öyle bir türsün ki, Hz. Musa´ya; "Ben Allah´ım, ben Allah´ım!" diye seslenmistin.<br />
808. Gel, gel de birbirimizin kıymetini, kadrini bilelim.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1535)<br />
• Gel, gel de birbirimizin kadrini, kıymetini bilelim, çünkü, belli olmaz, birbirimizden ansızın ayrılabiliriz.<br />
• Mademki Peygamber Efendimiz; "Mü´min mü´minin aynasıdır." diye buyurdu. Ne diye aynadan yüz çeviriyoruz<br />
• Kerim olan kisiler, dostları ugruna canlarını feda ederler. Köpekligi bırak, biz de kerim insanlardanız!<br />
• "Kul e´uzü"leri, "Kul hüvallah"! neden birbirimizi sevmek için okumuyoruz<br />
• Garazlar, kinler dostlugu karartır, gönlü yaralar. Ne diye garazları, kinleri gönlümüzden söküp atmıyoruz.<br />
• Bazen, ben ölecegim, su dünyadaki uygunsuz hallerden kurtulacagım diye seviniriz, ölümü isteriz. Bazen de<br />
birbirimizin canlarına düsman oluruz.<br />
809. Allah küpünden verilen sarap haram olmaz.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´dlün<br />
(c. III, 1542)<br />
*Su anda öyle mestim, öyle kendimden geçmisim ki, Havva´yı Adem´den yani kadını erkekten ayırdedemiyorum.<br />
• Deniz, benim coskunlugumdan dalgalandı, köpürdü. Dünya, beni mest bir halde görünce o da mest oldu.<br />
• Rçtigim sarap nasıl bir saraptır ki, cellat onu içince mest olmus, kendinden geçmis, insan bası kesemez olmus da<br />
dünya artık yastan, matemden kurtulmus.<br />
• Bu sarap haram degildir. Helal içinde helaldir. Helalin ta kendisidir. Allah küpünden verilen sarap haram olamaz.<br />
• Rhtiyar felek, bu genç saraptan içseydi beli bükülmezdi.<br />
• Eger yeryüzü bu saraptan içseydi, bulutlardan yagmur dilenmezdi.<br />
• Eger dünyada sır saklayan yan mahrem bir dost bulunsaydı, akılsız gönül, bu sırrı ona açıklardı.<br />
• Eger ayagınız saglam olsaydı, bu sarap sizi balçıktan çeker, çıkarırdı.<br />
810. Su anda, bu alemden görünmez aleme sefer etmedeyiz.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. III, 1553)<br />
• Birbirimizle sohbet etmeyi seçelim, adet edinelim, birbirimizden uzak durmayalım, birbirimizin etegine oturalım.<br />
• Dostlar; "Rsimiz var" diye bizi bırakıp gitmeyiniz. Hepiniz de biraz fazla oturun, oturun da birbirimizin yüzünü daha<br />
çokça görelim.<br />
• Bazen birbirimizden ayrı düsüyorsak da, aslında biz ayrı degiliz. Bizi böyle sanma, biz iç yüzümüzden birbirimizle<br />
dostuz, birbirimizle uzlasmıs, anlasmısız. Biz, birbirimize yabancı degiliz.<br />
• Su anda Hakk asıkları beraberce oturmusuz, elimizde mana sarabı kadehi, gögsümüzde gül var!<br />
• Su anda bu alemden görünmez aleme sefer etmedeyiz.<br />
• Biz evden sevgi bagına, bahçesine yol bulduk. Biz selvi ile, yasemin ile komsu olduk.<br />
• Eve kapanmayalım, her gün baga, bahçeye gidelim. Açılmıs gülleri seyredelim.<br />
• Asıkların baslarına saçmak için etek etek güller toplayalım.<br />
• Bahçeden topladıklarımızın hepsini de önümüze yıgalım, içlerinden güzelleri seçelim.<br />
• Haberimiz olmadan hırsızlar gibi bizim gönlümüzü çalmayın, biz hırsız degiliz. Emin kisileriz.<br />
• Rste gülün kokusu buradan, bizim nefesimizden geliyor. Çünkü biz, gerçek iman gül bahçesinin gül fidanıyız.<br />
• Dünya o gülden esip gelen rüzgarın getirdigi kokuyla doldu.<br />
• Mademki, rüzgardan onun kokusunu aldık, elbette bizim kokumuzu da oraya götürür de, biz köhnelesmis oldugumuz<br />
halde onun kokusuyla iyilesiriz, gençlesiriz..<br />
• Bizler askın degersiz kuluyuz, kölesiyiz, ama, tıpkı ask gibi pusudayız.<br />
811. Biz, kitap yazmaktan baska bir bilgisizlik bilmiyoruz.<br />
Mefa-îlün, Mefa-îlün, Fe´ulün<br />
(c. HI, 1536)<br />
Biz asıklarız, gel, aramıza katıl, katıl da sana ask bahçesinin kapısını açalım. Gel, gölge gibi evimizde otur, biz ask<br />
günesinin komsularıyız.<br />
• Bizler dünyada can gibi göze görünmüyoruz. Asıkların askı gibi bizim nisanımız, izimiz belirmiyor.<br />
• Askımız görünmüyor ama, eserleri meydanda, sararıyoruz, soluyoruz. Bu hal aska baglı. Çünkü biz can gibi hem<br />
gizliyiz, hem görünüyoruz, meydandayız.<br />
• Sen, söyledigin her seyden vazgeç de yücelere bak. Biz yücelerin de yücesindeyiz, ötelerdeyiz.<br />
• Sen, bir çukurda mahpus kalmıs, baska tarafa akamayan bir su gibisin. Bize gel, bize katıl, bozulmaktan, kokmaktan<br />
kurtulursun! Çünkü biz, coskun akan bir ask seliyiz.<br />
• Biz, yokluk aleminde her seyimizi harcamıs kisileriz. Biz, kitap yazmaktan baska bir bilgisizlik bilmiyoruz.<br />
812. Ben atesten bir agaç gördüm.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. III, 1414)<br />
• Ben, atesten bir agaç gördüm. "Ey benim sevgilim!" diye bana seslendi. 0 ates, beni çagırıyordu. Yoksa ben îmran<br />
oglu Musa mıyım<br />
• Belalara düserek çöllere daldım. Kudret helvası, bıldırcın yedim. Kırk yıldır Musa gibi bu çölün etrafında dönüp<br />
dolasmadayım.<br />
• Ey benim canım, gel, sen bir Musa´sın! Bu beden de senin sopandır. Bedenini sevdin mi, bedenini tuttun mu; onu<br />
agaçtan bir sopa yaparım. Bedenini attın, hor gördün mü; onu, hünerler sahibi ejderha haline korum.<br />
• Sen bir îsa´sın, ben de senin bir kusunum. Sen, balçıktan bir kus yaptın. Bana bir üfürünce canlanır, kanatlarımı<br />
açar, göklere uçarım.<br />
• Ben, Medine´deki mescidin diregiyim. Peygamber bana dayanarak hutbesini söyledi. Bir baska yere dayanınca ben<br />
ayrılık derdiyle aglar, inlerim.<br />
• Ey efendiler efendisi! Ey padisahlar padisahı! Ey suretler, sekiller yaratan, fakat suretlerden, sekillerden münezzeh<br />
olan Allah! Beni ne sekle sokacaksın Bunu ben bilemem ki, bunu ancak Sen bilirsin.<br />
813. Biz, yücelere gidiyoruz.<br />
Fa´ilatün, Fa-ilatün, Fa´ilün<br />
(c. IV, 1674)<br />
• Biz yücelerden, ruh aleminden geldik. Yine yücelere gideriz. Biz, vahdet denizindeniz, yine denize gideriz.<br />
• Biz ne öteki alemdeniz, ne de bu alemden. Biz, mekansızlık alemindeniz, yine mekansızlık alemine gideriz.<br />
• Basımızı bir dalga gibi kendimizden çıkardık, yine kendimizi seyretmek için böyle yükselerek yolumuza devam<br />
ederiz.<br />
• Haydi yol arkadaslarını, varacagın durakları hatırla da, bizim her an durmadan ezel alemine dogru gitmekte<br />
oldugumuzu bil, anla!<br />
• Bizim basımızda yüksek himmetler vardır. Bir yücelerden ta büyük ve essiz Allah´ımıza gideriz.<br />
• Ey söz, sus artık! Benimle beraber gelme! Sen dünyada kal! Bak, biz kıskançlıktan ötürü dostun yolunda bizsiz<br />
gideriz.<br />
• Ey bizim varlık dagımız! Yolumu baglama, kapama! Bana engel olma! Biz,Hakk yolcusunun en son varacagı durak<br />
olan Kaf dagına, zümrüd-i anka gibi gideriz.<br />
814. Ben dünyaya mensup degilim, ben ötelerdenim.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. III, 1427)<br />
• Ben ötelerdenim, ruh alemindenim. Bu dünya düsüncesinde degilim. Ben, ne sudan ne de topraktanım. Benim bu<br />
dünya ile iliskim yok!<br />
• Yukarılarda, gökyüzünün sonsuz boslugunda sayısız yıldızlar varmıs, denizlerde inciler bulunurmus. Ovalarda<br />
nergisler, yaseminler, güller açarmıs. Ben, bunlarla da ilgilenemem.<br />
• Ben öyle bir manevî zevke dalmısım ki, neselerden, sevinçlerden bile usanmısım, bıkmısım. Gönlümün yarinden<br />
baska, hiç bir kimse bana yar olamaz, beni neselendirmez!<br />
• Ben, ask ırmagının suyuna düstüm, yıkandım, renkten ve kokudan arındım. Sevgilimin, kalbimde açtıgı yaranın zevki<br />
askına düstüm de, merhem aradıgım yok!<br />
• Ben güzel gülüslü îsa´yım. Su ölü dünya benimle dirildi. Fakat ben Allah´a mensubum. Benim, Meryem´le bir ilgim<br />
yok!<br />
• Ben, asktan, sevgi sözünü duydum da susmayı kendime huy edindim. Aska deyiniz ki; "Ben artık dostla konusurken<br />
´hayır, neden´ sözlerini söyleyemem."<br />
815. Nerede olursan ol sen, her yerde hazır ve nazırsın.<br />
Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefilün,<br />
(c. III, 1377)<br />
• Ey gönül gibi hem benimle beraber olan, hem de benden gizlenen sevgili! Sana gönülden selam veriyorum. Sen,<br />
Kabe´sin. Nereye gidersem gideyim, sana yönelirim, sana varmak isterim.<br />
• Nerede olursan ol, sen her yerde hazır ve nazırsın. Uzaktan bize bakarsın. Adını anınca, gece bile olsa ev aydınlanır.<br />
• Göze görünmeyen bir sevgiliysen, her an niçin gönlümü incitip duruyorsun Eger sen, göz önünde isen ne diye<br />
olmayacak düsüncelere kapılıyorum<br />
• Beden bakımından uzaksın ama, gönlümden gönlüne açılmıs bir pencere var! 0 pencereden, ay gibi hırsızlamacasına<br />
sana haber gönderir dururum.<br />
• Ey günes! Sen, uzaklardan bize nurlar gönderiyorsun. Ey senden ayrı düsmüslerin canı! Canımı sana kul, köle<br />
etmedeyim.<br />
• Kulakta da sen varsın, akılda da, coskun gönülde de! Fakat bunlar da oluyor ki, sen, benimsin! Sen bensin! Seni<br />
böylece övmedeyim, anlatmadayım.<br />
816. Ben garip bir kisiyim. Basımda senin sevdan var!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün,<br />
(c. III, 1611)<br />
• Yapma ey dost! Ben garip bir kisiyim. Basımda senin sevdan var! Ben dertliye, yurdundan ayrı düsmüs ben garibe<br />
hos bir sekilde bak! Ben, seni istemekteyim. Baska istegim yok!<br />
• Senin askınla mestim, kendimden geçmisim. Benim, kendimden bile haberim yok! Hep seni durmadan istemekten<br />
ötürü, basımı bile kasıyamıyorum.<br />
• Gönlüm neden nurlandı, aydınlandı, neden ikbale erdi; sana söyleyeyim.<br />
• Bu garip gönlümün aynasında, senin güzelligini, essizligini, hissediyorum, buluyorum da ondan!<br />
• Ey dost, kıyamet gününü düsün de beni azarlama, ayıplama! Ben senin kınla cosmusum, dalgalanıyorum. Bütün<br />
dalga olmusum. Bütün coskun olmusum. Çünkü bende senin vahdet denizinin mübarek incisi bulunmaktadır.<br />
• Gönül sarayına girip seni görmek istiyorum. Gafletimin kapıcısı beni içeri bırakmıyor. Beni basından savmak<br />
arzusunda ama, o bilmiyor ki, ben gizli gönül penceresinden seni seyretmedeyim, temasadayım.<br />
• Bundan sonra artık cosmayayım, kıyametler koparmayayım. Bende senin askından söz eden gönlün varken, artık<br />
kim benim gönlüme , hükmeder<br />
817. Sen ne bilirsin ki, ben, gönülde hangi padisahla beraberim<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. HI,1426)<br />
• Sen ne bilirsin ki, ben iç alemde nasıl bir padisahla oturmaktayım Sen benim sararmıs yüzüme bakma, benim demir<br />
gibi saglam ayaklarım var!<br />
• Ben, yüzümü beni yaratan ve bu dünyaya getiren o padisaha tamamıyla çevirmisim. Beni yarattıgından ötürü, ona<br />
binlerce sükrüm var!<br />
• Ben bazen günese, bazen içi incilerle dolu denize benziyorum. Tastan, topraktan yaratılmıs, degersiz bir varlık gibi<br />
görünüyorsam da, iç yüzümle, en azîz, en serefli bir mahlukum.<br />
• Su dünya küpünün içinde, bir arı gibi vızıldar dururum. Fakat sen, sadece benim bu sızlanmalarıma bakma, benim<br />
balla dolu bir kovanım var!<br />
• Su çarkı döndüren su, ne de korkunç! Fakat ben, o suyun dolabıyım. 0 suyun üstünde hos, tatlı iniltilerle dönüp<br />
duruyorum.<br />
• Her cüz´üm açılmıs, neden solayım, perisan olayım Altımdaki burak egerlenmis bekliyor. Neden esege kul olayım<br />
Ayagımı akrep sokmadı ya, neden aydan geri kalayım Saglam bir ipim var, neden bu kuyudan çıkmayayım<br />
• Can güvercinlerine, bir güvercinlik yaptım. Ey can kusum, uç, benim bunlardan da saglam yüzlerce kalelerim var!<br />
• Evlere vurur, evlere düsersem de, ben, mana günesinin ısıgıyım. Ben, topraktan, sudan dogdum. Anam balçıktır.<br />
Fakat ben, akîkim, altınım, yakutum!<br />
• Sen, herhangi bir inciyi görürsen, o incinin içinde, öte yüzünde baska bir inci ara! Çünkü her zerre; "Rçimde bir<br />
define saklıdır!" diye söylenip durmaktadır.<br />
• Her inci sana; "Güzelligimle yetinme, alnımda parlayan nur, içimde yanan ısıktan ileri geliyor." demektedir.<br />
• Ben sustum. Sende gerçekleri anlayacak akıl yok! "Gören, anlayan bir can gözüm var!" diye kulagını sallama,<br />
kendini aldatma!<br />
818. Yücelerden gelen yücelere gitmek ister.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1585)<br />
• Ey balçıktan yaratılmıs dünya! Seni tanıdım tanıyalı yüz binlerce mihnetle, yüz binlerce dertle, bela ile tanıstım.<br />
• Sen, eseklerin yayıldıgı bir otlaksın. Hz. Rsa´nın konak yeri degilsin. Ben eseklerin otlagını nasıl oldu da tanıdım,<br />
bilmiyorum ki!...<br />
• Bu balçık yurdundan kurtulus düsüncesini, kurtulus yolunu gönlüme düsürenin havasına uyayım da, agaç gibi yer<br />
altından bas kaldırarak, ellerimi göklere uzatarak kurtulmak için ugrasayım.<br />
• Çiçege dedim ki: "Ey çiçek, bu çocukluk yasında, nasıl oldu da tam olgunlastın; kemale geldin " Çiçek dedi ki:<br />
"Seher rüzgarını tanıdım, o beni uyandırdı da çocukluktan kurtuldum!"<br />
• Agacın dalı yücelerden gelmistir de onun için hep yükselir, yücelere gitmek ister. Ben de aslıma dogru yükseleyim.<br />
Çünkü ben de aslımı bildim, tanıdım.<br />
• Ben, ne diye bu balçık yurdunda, asagı, yukarı deyip duracagım Benim aslım, benim yerim mekansızlık alemidir.<br />
Ben herhangi bir yerin ehli degilim. Nereden, neyi tanımısım, ki!<br />
* Hayır, sus artık, yok ol! Yokluga var da, hiç bir sey olma! Bir bak da gör, ben, her seyi yoklukta gördüm, tanıdım.<br />
819. Kendimi var sayarsam, ben yokum! Fakat kendimin yok oldugumu anladıgım zaman varım!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. III, 1419)<br />
* Gönlümün halini, sevgilime bildigim gibi anlatayım. Gözlerimden yaslar bosandı, gönlüm kana boyandı, bir türlü<br />
anlatamadım.<br />
• Evvelki gün gönlümün halinden kırık dökük bir seyler anlatıyordum. Düsünce kadehi daraldı. Ben de küçük bir sise<br />
gibi onu kırdım.<br />
• Bu ask tüfanında koskoca gemiler paramparça olurken, tahta tahta kırılır, Aynlırken benim gönül kayıgım ne olur, ne<br />
hale gelir Zaten ben dayanıksız, elsiz, ayaksız biriyim!<br />
"Seyh Galip su beyti söylerken acaba Mevlana´nın bu beytinden mi ilham aldı:<br />
"Yine zevrak-ı derünum kırılıp kenara düstü,<br />
Dayanır mı sisedir o reh-i sengsara düstü."<br />
(Yine gönül kayıgım ask denizinde dalgalara dayanamadı kenara düstü. Gönül kayıgı sise gibidir. Taslı yere düsünce<br />
dayanır mı )<br />
• Su gemi de dalgalardan kırıldı, dagıldı. Ne güzelligi kaldı, ne de çirkinligi. Ben de kendimden geçtim, acele bir tahta<br />
parçasına sarıldım.<br />
• Simdi ben, ne yüksekteyim, ne alçaktayım. Fakat, bu söz yerinde olmadı. Konuya uygun düsmedi, asagı düstü.<br />
Çünkü bu dalgayla ben bazen yüceler yücesine çıkmadayım. Bazen de yücelerden çok asagılara inmedeyim.<br />
• Yok muyum, var mıyım; ben ne bileyim Ancak su kadarını biliyorum ki: "Kendimi var sanırsam ben yokum! Fakat<br />
kendimin yok oldugumu anladıgım zaman varım!"<br />
• Kıyamette tekrar dirilecegimden süphem yok! Su dünya mahserinde yüzlerce defa düsünce gibi aglayıp inleyerek<br />
öldüm. Yine düsünce gibi canlanıp dirildim!<br />
• Su dünya ovasında, sevgili avcım beni avlayıncaya kadar cigerim kan kesildi. Av olmama nasıl sevinmeyeyim Beni<br />
avladı da kurtuldum.<br />
• Düsünce sanki bir orman, bu ormanda yüzlerce kurt var! Böyle olunca ben niçin düsünceye dalayım Ben, bana bu<br />
düsünceyi verenin yüzünden mest oldum.<br />
820. Gözlerime hos bir hayal göründü.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün,<br />
(c. III, 1379)<br />
• Ben sevgilinin gül bahçesinden ve ezel meyhanesinin mahallesinden geldigim için gözlerimde hos bir hayal var!<br />
• Mest olusun sermayesi benim! Varlıgın, var olmanın gayesi de benim! Manen yükselen meleklesen de benim, nefsine<br />
uyup asagılara düsen de benim! Ben dönüp duran gökyüzü gibiyim!<br />
• Ta ezelde, baslangıçta, yaratıldıgım yerden geldim. Ben ilahî emanet olan ruh ile anlastım, dost oldum, dönüp gittim,<br />
tekrar geldim. Pergel gibi bir noktanın etrafında dönüp duruyorum.<br />
• Ben de ruha "Gel!" dedim, "Hos geldin, sefalar getirdin, her halde bana yardıma geldin, bana yardım et!" 0 da bana;<br />
"Yardıma geldim, zaten bu is için geldim." dedi.<br />
• Ben ay´ım, sen de benim ısıgımsın. Sen hem gül bahçesisin, hem de su! Bunca yolu senin için astım, ayakkabımı<br />
giymeden, sarıgımı sarmadan kosa geldim.<br />
* Gülerek içeriye gir; acılıgı yok et! Ey hos acılık, sad ol, neselen! Ben önce diken olarak geldim ama, sana güller<br />
verecegim.<br />
• Gül basını kaldırdı da; "Sabır, ferahlıgın anahtarıdır!" dedi. Her dal: "Zorluk yok! Çünkü sabrettim de inciler gibi hos<br />
meyveler vererek geldim." (dedi).<br />
821. Biz, Hakk´ın nuruyla diriyiz!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. III, 1576)<br />
* Biz, Hakk´ın bize lütfettigi nurla diriyiz. 0 nur bizi yasatıyor. Biz, ona hem çok yakınız, çok dostuz, hem de ondan<br />
uzak düsmüsüz, ona yabancıyız. Ne oldugumuzu,<br />
* Gerçek yüzümüzü göstersek, ay utanır, kendini görmeye kendini begenmeye tövbe eder.<br />
* Biz, kolumuzu kanadımızı açsak, günes bile kolunu, kanadını yakar, yandırır.<br />
* Su tenimiz, bedenimiz, su insan seklinde görünen maddî varlıgımız bizim gerçek varlıgımızın perdesi, yüz örtüsüdür.<br />
Aslında biz bütün secde edenlerin kıblesiyiz.<br />
* Sen, balçıktan yaratılan adama bakma, ona üfürülen nefesi gör de o nefese hayran ol!<br />
* Seytan, bizim dıs yüzümüzü, bedenimizi gördü de, bizde bulunanı göremedi. Bizi Hakk´tan ayrı tanıdı.<br />
"Bir yerde de Mevlana söyle buyurur;<br />
"Tevhid sırlanna isaret ettigi için, Mansur halk tarafından daragacına çekildi. Hallac sag olsaydı, sırlarımın<br />
azametinden, taskınlıgından ötürü, o beni daragacına çekerdi." (Dîvan-ı Kebîr, c. III., 1459.)<br />
822. Sen, su bedeni benden al da, beni bedenden kurtar!<br />
Müstef´ilün, Miistef´ilün, Miistef´ilün, Müstef´ilün,<br />
(c. III, 1382)<br />
• Ey gönülleri uyanık kisilerin sakîsi! Kerem kadehini sun, çünkü bizi yokluk aleminden bu dünyaya sarap içmek için<br />
getirdiler.<br />
• Sen bize kerem kadehini sun da, can düsünceden kurtulsun, kendinden geçsin, su benlik perdelerini yırtsın.<br />
Düsünceyi bir tarafa atsın. Çünkü düsünce, canı hırpalar, ömrü her an azaltır.<br />
• Güzellik, Hakk´tan haberi olan bilgi sahiplerinin güzelligidir. 0 hal ariflerin halidir. Onu görecek göz nerede Nerede<br />
mana bilgisi Nerede gül bahçesi Nerede gül bahçesindeki güllerden ask kokusunu alacak burun<br />
• Eger mecliste kimse bulunmasaydı, sözüm yüce olurdu. Ya nur ol, yahut da bizden uzaklas, git! Bize bu kadar<br />
sitemde bulunma! Anlayıssız kisilerin bulundugu mecliste konusulmaz.<br />
• Sen, göz agrısı gibisin, bir türlü gözü bırakmıyorsun. Hoca bu yapragı çevir, yoksa ben kalemimi kıracagım.<br />
• Vatan bos kalmaz, sen, su bedeni benden al da, beni bedenden kurtar! Can sarhos bir halde balçıga saplandı kaldı.<br />
Ayagımın kayacagından korkuyorum.<br />
823. Onun verdiği dertten, beladan sikayet etme!<br />
Ben yüzlerce can verdim de bu belayı satın aldım.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Miistef´ilün,<br />
(c. III, 1372)<br />
• Bu sefer ben büsbütün asıklıga baglandım, tam asık oldum.<br />
• Gönlümü kendimden söküp attım. Ben simdi gönülsüzüm. Baska bir seyle diriyim. Aklı da, düsünceyi de kökünden<br />
yakıp yandırdım.<br />
• Ey insanlar, ey insanlar, artık benden normal insanlık beklemeyiniz. Öyle düsüncelere daldım ki, benim<br />
düsündüklerimi deli bile düsünemez.<br />
• Bu yüzdendir ki, aklım, bu gün benden tamamıyla bıktı, usandı. Onu görmüyorum sanıyor da beni korkutmak istiyor.<br />
• Ben ondan niçin korkayım Onun için ben, bir surete büründüm. Nasıl olur da ben bir define olurum Kendimi<br />
göstermek için bir bucaga gizlendim.<br />
• Benim yıldızların kaselerinde de, felegin sofrasında da gözüm yok! Fakat ben dilenciler ugruna nice kaseler yaladım.<br />
• Ben bir is yüzünden dünya hapishanesine düstüm. Yoksa ben neredeyim, lhapishane nerede Ben kimin malını<br />
çaldım da buraya düstüm<br />
• Rstedigin kadar bana bak! Bütün gücünle, dikkatinle bak, fakat yine de beni tanımazsın. Çünkü benim bir degil<br />
yüzlerce sıfatım, yüzlerce görünüsüm var.<br />
• Gel, gözüme gir de, bana benim gözümle bak, çünkü ben kendime, gözlerin göremedigi bir misafir seçmisim.<br />
• Sen, sarapla sarhossun, ben sarapsız sarhosum. Sen gülen bir asıksın, fakat ben, agızsız, dudaksız gülmedeyim.<br />
• Ben çok tuhaf bir kusum. Acıktım da su çayırlıktan uçtum. Orada avcı da yoktu, tuzak da yoktu. Öyle oldugu halde<br />
geldim, su beden kafesine girdim.<br />
• Dostlarla beraber olunca, kafes, bagdan da iyidir, bahçeden de! Can Yusuflarının hatırı için kuyu dibinde konakladım,<br />
orayı yurt edindim.<br />
• Onun gönülde açtıgı hicran yarasından ötürü sızlanma! Onun verdiği dertten sikayet ederek aglama, hastayım diye<br />
feryat etme! Ben yüzlerce can verdim de bu belayı satın aldım.<br />
• Rpek böcegi gider gelir, ipekler örer. Sözüme dikkat et; ben de bir ipek böcegiyim- Belalar örer, bela iplikleri sarar<br />
dururum.<br />
• Ben, beden kabrinde kalmısım. Yürü benim Rsrafıl´ime git! Benim için suru üfürsün de beni diriltsin! Çünkü bu beden<br />
kabrinde yata yata döküldüm, çürüdüm, eridim, bittim.<br />
824. Padisahın hayali görülen her yer bagdır, bahçedir.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Miistef´ilün,<br />
c. III, 1383)<br />
• Ey bana ay olan, aydınlık olan sevgili, senin güzel yüzünü gördükten sonra nerede olursam olayım neseliyim. Nereye<br />
gidersem gideyim orası bir gül bahçesi olur.<br />
• Padisahın hayali görülen her yer bagdır, bahçedir, gezip dolasma yeridir. Nereye gidersem gideyim, orada bir isret<br />
meclisi kurmaktayım.<br />
• Bu altı kapılı tekkenin bütün kapıları kapalı bile olsa, o ay yüzlü dilber mekansızlık aleminden dogar, penceremden<br />
basını sokar, yine içeri girer.<br />
• Girer de; "Hey!" der. "Sana selamlar olsun, sana yüz türlü sarap, yüz türlü meze getirdim. Ben padisahım,<br />
padisahlar padisahıyım.<br />
• Ben, nurlar saçan günesim. Ben hos bir sekilde perdeleri yırtarım. Ben ilkbaharım, dikenlikleri kökünden sökmeye<br />
geldim."<br />
825. Ben senin günesinin ardında ısık isteyen bir gölgeydim.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün.Müfte´ilün, ,<br />
(c. III, 1406)<br />
• Her gece, her seher vakti dualar ettim, seni istedim. Bilsen nasıl candan yalvararak, diller dökerek, seni Allah´tan<br />
istedim.<br />
• Rstedim ki, benim secdelerimden ötürü, sen, benim varlıgımın enîsi, en yakın dostu olasın. Halbuki, ben, seni candan<br />
ve gönülden isteyince, ben kendimden, kendi varlıgımdan kurtuldum. Bu varlıgım beni bırakıp gitti.<br />
• Senin günesin ardında, ben, ısık isteyen bir gölgeydim. Sen dogunca, senin ısıgında yok oldum gittim.<br />
• Ben bir demir parçası gibi katı ve donuktum. Ayna senin askından nur istedi. Ben de demir donuklugundan kurtulup<br />
ayna gibi parlamak, nurlanmak isteyince ateslere yandım, dövüldüm, yaralar aldım.<br />
• Sana dogru kostum, ama ayak basacak yer bulamadım. Senden yer istedigim için, beni yerden, mekandan<br />
kurtardın, çektin yanına aldın. La mekana, mekansızlık alemine ulastırdın.<br />
826. Kalkın ey asıklar göklere yükselelim!<br />
Mef´ulii, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.III, 1713)<br />
* Kalkın ey asıklar, göklere dogru yükselelim! Su yasadıgımız dünyayı gördük anladık, bir de gidecegimiz o dünyaya<br />
varalım.<br />
• Hayır, hayır su iki dünya bahçesi de güzel, ikisi de hos. Biz, bu ikisinden de hem dünya bahçesinden, hem de ahiret<br />
bahçesinden vazgeçelim de, bahçıvanı arayalım, bulalım, ona dogru gidelim.<br />
• Daglardan kosup gelen sel gibi secdeler ederek, basımızı tastan tasa vurarak, denize kadar gidelim. Denize<br />
kavustuktan sonra da, üstündeki köpükler gibi, el çırpa çırpa kosalım, yürüyelim.<br />
• Su kederlerle dolu alemden, bu yas aleminden dügün dernek alemine, nese alemine sefer edelim. Yüzleri sarartan<br />
bu ızdırap dünyasından uzaklasalım da, yüzümüze kan gelsin, can gelsin.<br />
• Alçalma, insanlıgımızı kaybetme korkusundan yaprak gibi, dal gibi titreyerek, yüregimiz çarparak aman yurduna,<br />
kurtulus yurduna varalım.<br />
• Zaten gurbetteyiz. Dertlerden, kederlerden kurtulmamıza bir çare yoktur. Toprak yurdunda yola düsmüsüz. Günah<br />
tozlarından silkinip kalkmamız mümkün degil!<br />
• Su dünyada gördügümüz güzellikler, sekiller, suretler kendisini gizleyen, büyük bir sanatkarın, bir ressamın varlıgını<br />
ispat etmektedir. Biz kem gözden gizli, izi belirmeyen ressama varalım.<br />
• Rnsanlık yolu, hakîkat yolu belalarla dolu bir yoldur. Fakat yol gösterenimiz ask oldugu için bizim korkumuz yok!<br />
Çünkü, ask, bu yolda nasıl gidecegimizi bize ögretiyor. Yusuf´un sevdasıyla,<br />
• Canımızı dünya sevgisinden, nefsin isteklerinden temizleyelim, bir ayna haline getirelim de Yusuf´un essiz güzelligine<br />
bir armaganla gidelim.<br />
827. Dilsiz, dudaksız gönüllerimizden birbirimize seslenelim.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1540)<br />
• Gel de, birbirimizle candan konusalım, kulaklardan, gözlerden gizli olarak söyleselim!<br />
• Gül bahçesi gibi dudaksız, dissiz gülelim, düsünce gibi dudaksız, dilsiz görüselim!<br />
• Akl-ı evvel mertebesinde Hakk´ın varlıgının idraki içinde, dünyanın sırrını agzımız kapalı olarak ta sonuna kadar<br />
söyleyelim!<br />
• Hiç kimse, kendi kendisiyle apaçık sesle konusmaz. Mademki hepimiz biriz, dilsiz, dudaksız gönüllerimizden<br />
birbirimize seslenelim!<br />
• Sen, nasıl olur da eline tut dersin 0, el senin midir Mademki elimiz bir ellerimizin de bir oldugundan bahsedelim.<br />
• El, ayak gönlün hareketini bilir, dilimiz susarak, gönlümüz titreyerek söyleselim.<br />
828. Günes de, gökyüzünde onun askıyla dönmede, onun askıyla parlamadadır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îliln, Mefa´îlün,<br />
(c. III, 1438)<br />
• Elsiz, ayaksız kalmıs zavallı gönlümde, onun askına direnecek güç, kuvvet kalmadıgı için mecnun gibiyim. Gece,<br />
gündüz beni baglayan ask zincirinin ucunu geveler dururum.<br />
• Kanlar içindeyim. Sevgilinin hayali gelirse, ben kendimde olmadıgım için onu, gönül kanıyla boyarım diye<br />
korkuyorum.<br />
• Ask atesiyle yanıp yakılan, aglayıp feryad eden bu asıgın gecelerini, perilerden sor! Karanlıklar içinde gidip gelirken<br />
ayagım perilere dokunuyor.<br />
• Paramparça olmus gönlüm bütün gece yıldız gibi yanarak dolasıp durmadadır. însafsız sevgilinin büyüsüyle<br />
uykularım dagıldı, gitti.<br />
• Sevgilim beni bırak da senin askınla günes gibi atesten bir elbise giyeyim de, o atesle günes gibi bütün dünyayı<br />
süsleyeyim, aydınlatayım.<br />
• Zaten günes de gökyüzünde onun askıyla dönmede, onun askıyla yanıp yakılmada, hem de her an, onun askına<br />
layıgım diye sükürler etmededir.<br />
• Sevgilim, senin askından bir dem kurtulsam, dinlensem, canım, rahat etmez, dinlenmez. Bir an için olsun senin<br />
sevginden uzak kalmak, dinlenememek, yanmak, yakılmak, benim rahata, huzura kavustugum andır.<br />
829. Bütün dertlerin dermanına kavusmak için ben bastanbasa dert olurum.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün,Miifte´ilün, Müfte´ilün,<br />
(c. III, 1400)<br />
• Kosayım, kosayım da, Hakk yoluna düsen atlılara ulasayım. Yok olayım, yok olayım da sevgiliye kavusayım.<br />
• Hos olmusum, hos olmusum. "Benlik evini yakayım da sahralara düseyim." diye bir ates parçası olmusum.<br />
• Toprak oldum, toprak oldum ki, senden feyiz alarak rahmet alarak yesilleneyim, çiçekler bitireyim. Canlılara yararlı<br />
meyveler yetistireyim. Su oldum ki, köpürerek, kosarak, basımı tastan tasa vurarak, secdeler ederek senin gül bahçene<br />
varayım.<br />
• Ötelerden geldigim, gökten düstügüm için, zerre gibi titriyorum. Sona varınca huzura kavusurum. Emin olurum da<br />
titremem.<br />
• Gök seref yeridir. Toprak telef olma, yok olma yeridir. Ben padisahımın yanına varabilmek için bu iki halden de<br />
kurtuldum.<br />
• Hakk´ın rahmeti su gibidir. 0 ancak asagılara, alçak yerlere akar. Ben de ayak altında çignenen toprak gibi ancak<br />
gönüllü, acındırıcı olurum ki, Rahman´ın huzuruna varayım.<br />
• Hiç bir hekim, hastalık olmaksızın hap ve ilaç vermez. Ben de bütün dertlerin dermanına kavusmak için bastan basa<br />
dert olurum.<br />
830. Benim gizli alevlerim iki dünyayı da bir lokma eder, yutar.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c.IV.1754)<br />
• Agzımda senin atesinden bir ates var. 0 atesin beni nasıl yandırdıgını söyleyemem. Çünkü dilime yüzlerce mühür<br />
vurulmus, baglanmıs.<br />
• Benim öyle gizli sulelerim, alevlerim var ki, o suleler, iki dünyayı da bir lokma eder, yutar.<br />
Seyh Galip hazretleri ne buyurmustu;<br />
"Bir sülesi var ki, sem´-i canın,<br />
Fanusuna sıgmaz asumanın."<br />
(Can mumunun öyle bir alevi var ki, gökyüzü fanusuna sıgmaz.)<br />
• Eger su cihan, tamamıyla yok olsa, ne gam! Dünya olmaksızın benim yüzlerce gizli dünyam var!<br />
• Ben, seker yüklü kervanları, yokluk diyarından yola düsürdüm, yürüttüm.<br />
• Ben, askla mest olmus bir kisi oldugumdan, bu kervanlar yüzünden kar mı ettim, zarar mı ettim, haberim yok!<br />
• Bas gözüm vaktiyle ask derdiyle inciler saçardı. Halbuki, simdi benim, inciler saçan bir canım var!<br />
• Ben, eve barka baglı degilim, Hz. Rsa gibi, benim de dördüncü kat gökte evim var!<br />
• Bedene can verene sükürler olsun. Can gitti ama, canın canına sahip oldum.<br />
• Tebrizli Sems´in verdiği bir sey var ya, iste, sen, benden onu iste, onu ara!<br />
831. Dünyada gizli olan, paha biçilmez bir define benim canımda, gönlümde gömülüdür.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. IV,1755)<br />
• Benim yolumda, yüzlerce nefsanî pusu var! Ama, benim de en ince seyleri gören yüzlerce akıl gözüm var!<br />
• Yüzümde yüzlerce secde izleri var! Onlar, varlıgını gönlümde hissettigim daima benimle beraber olan padisahımın<br />
izleri.<br />
• Dünyada da gizli olan en degerli, paha biçilmez bir define benim canımda, gönlümde gömülüdür.<br />
• Benim Cebrail-i emîn(a.s.)´dan da gizli bir Cebrail´im var!<br />
• Devlet, zenginlik atını kesmem gerekir. Çünkü ben, ask atına eger vurdum, binmek üzereyim.<br />
• Asktan asla vazgeçmem, ayagımı diremisim. Benim demirden ayaklarım var!<br />
• Rçimde manevî baglar, bahçeler, yaseminler var! 0 yüzden nefsimden sevgilimin kokusu geliyor.<br />
• Öyle mutluyum ki, neseden ayaklarım yerden kesilmis. Çünkü, benim mekansızlık aleminden yerim var!<br />
• Haydi yürü, Tebriz sehrine git! Bu hallerin açıklanmasını Semseddin´den iste! Çünkü bütün bu hallere beni<br />
Semseddin ulastırdı.<br />
832. Ben, can Rsa´sına ait nükteleri, eseklerin kulaklarına zorla yerlestirdim.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV,1768)<br />
• Gönlün boyuna göre kaç elbise diktim. Bu ugurda ne kadar akıl yordum ,Fikir harcadım.<br />
• Durup dinlenme bilmeyen su ihtiyar felege, ne de sasılacak bir dönüs ögrettim.<br />
• Kerem hazinesi bana geldi, misafir oldu. Bu yüzden keremle yoksulların borçlarını ödedim.<br />
• Benim su üç sözden fazla sözüm yok! Yandım, yandım, yandım.<br />
• Ben mum gibi tertemiz bir varlıgım, ne biriktirdim ise hepsini döktüm, erittim, yaktım.<br />
• Artık yeter, ben bos yere can Rsa´sına ait nükteleri, hakîkatleri esek seklindeki insanların kulaklarına zorla<br />
yerlestirmege çalıstım.<br />
• Yeter, çünkü, tamamlandıkça noksanı belirir. Sus da o suh güzel; "Bıktım artık yeter!" demesin.<br />
833. Senin güzel yüzünün sarabıyla kendimizden geçmis gitmisiz.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c.IV, 1765)<br />
• Ben senin cana canlar katan yüzüne asıgım, ben senin sevdana kapılmısım, bana acı!<br />
• Sen, bu güzel parlak yüzle ay gibisin, günes gibisin. Bizlerse senin ask günesinin nurunda oynasan zerreleriz.<br />
• Sen, su perdenin arkasından yüz gösteresin diye hepimiz senin sarayının kapısında beklemedeyiz.<br />
• Birbirleriyle anlasmıs asıklar meclisinde, senin güzel yüzünün sarabıyla kendimizden geçmis, gitmisiz.<br />
• Ey dost, sasırıp da bizi düsman gibi öldürme! Biz senin yabancın degiliz.<br />
• Fakat bizi öldürmek istiyorsan, öldürmeye razı olursan, ona da diyecegimiz yok. Hepimiz de senin rızanın, senin<br />
isteginin kuluyuz, kölesiyiz.<br />
834. Hepimiz, bütün varlıklar, senin sevdana kapılmısız da bagları kırıp atmısız.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. IV,1761)<br />
• Hepimiz, bütün insanlar, "Elest"de; ezel meclisinde beraberdik. El ele vermistik. Allah´a sükürler olsun, sonunda bir<br />
kısmımız yine birbirimize kavustuk.<br />
• Birbirimize kavusmus olan hepimizin de yolu bir, gönlü bir! Hepimiz de aynı sevgi sarabıyla mestiz.<br />
• Biz, iki dünyada da nasip olarak kendimize askı seçtik. 0 yüzdendir ki, biz, asktan baska hiç bir seye gönül<br />
vermedik.<br />
• Can, ayrılıktan ne acılar tattı, neler çekti. Fakat sonunda onu bulduk, ayrılıktan kurtulduk.<br />
• Ask penceresinden bir günes dogdu. Balçıktan yaratıldıgımız halde o günes bizi degerlendirdi, yüceltti.<br />
• Eger biz bir la´l isek, senin nurunla la´l olmusuz. Eger varsak» senin yüzünden varız.<br />
• Önünde zerreler gibi oynamadayız. Hepimiz, bütün varlıklar, senin sevdana kapılmısız da, baglan kırıp atmısız.<br />
835. Rsim göklerde, artık benim yeryüzünde ne isim var<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. , 1756)<br />
• Canla, basla o sevgiliye baglanmısız. Onun askıyla mestiz. Nur sarabına kadeh olmusuz.<br />
• Ey gönül, sana her an can vermezsem, ben bu candan usanmısım, bezmisim.<br />
• Ben, o mana atının etrafında, gökyüzü gibi dönüp durmadayım. Artık, benim yeryüzünde ne isim var<br />
• Hakk´a perde olan su dünya tezgahını ortadan kaldırmak istiyorum.<br />
• Gaflet ve uyku perdesini, uyanık gözlerimin atesiyle yakmak arzusundayım.<br />
• Rstiyorum ki, bu hasta gönlüm Tebrizli Sems´in himmetiyle iyilessin, sıhhat bulsun.<br />
836. Senin gönlünden benim gönlüme nasıl bir yol var<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Fa´ilat<br />
(c.IV, 1771)<br />
• Senin gamından gönlüm sevda evi oldu. Gönlüm seni, her tarafta aradı, durdu.<br />
• Zühre yıldızı gibi parlak yanagı, ay gibi nurlar saçan bir yüzü olan sevgiliyi bulmak için gönlüm, gözünü göklere<br />
çevirmis, göklere bakıyor.<br />
• Ah bugün gönlüme neler oldu Dün birisi gönlüme neler söyledi<br />
• Gündüz geldi, gecenin çadırını yırttı. Simdi, artık gönlüm neselenecek, perde yırtıldıgı için güzellikleri seyre dalacak.<br />
• Senin gönlünden benim gönlüme, ne nükteli sözler, gizli isaretler gelmede. Ah senin gönlünden, benim gönlüme<br />
nasıl bir yol var<br />
• Artık, benim zavallı gönlüme acımazsan, benim halim ne olur. Vay bu gönlüme, vay bu gönlüme!<br />
837. Senin kehribarına bir saman çöpü olmak istiyorum.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. IV,1758)<br />
• Niçin senden ayrıldıktan sonra sana kavusunca, yahut sana kavustuktan sonra senden ayrılınca, seni bileyim, seni<br />
tanıyayım Seni baska türlü tanıyamaz mıyım<br />
• Ya sen benim derdime düs, derdimle karıs; yahut ben derdime derman nedir; onu senden ögreneyim.<br />
• Bilgisiz, görgüsüz oldugum için benden kaçıyorsun. Ya benimle arkadas ol, yahut görgüyü, bilgiyi senden ögreneyim.<br />
• Bundan önce senden ayrı bir seyler ögrenmeye çalısıyordum ve sana kızıyordum.<br />
• Mademki gece gündüz Hakk bizimle beraberdir. Sen benden ayrı düstügün için, bundan sonra ögrenecegimi<br />
Hakk´tan ögrenirim.<br />
• "Kusluk vaktine yemin ederim ki" ayetinin sırrını ögrenmek için günese zerre olmak istedim.<br />
"Duha Suresi, 93/1. isaret var."<br />
• Kehribarın samanı nasıl çektigini ögrenmek için senin kehribarına bir saman çöpü olmak istiyorum.<br />
838. Bana su verme, sana susayayım, seni su gibi içeyim!<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. IV, 1751)<br />
• Bana su verme de, sana susayayım. Seni su gibi içeyim. Beni kendine asık et, benim uykumu al götür!<br />
• Ey hayali bana mihrap olan sevgili! Senin haberin yok, ben, gece gündüz namaz kılıp duruyorum.<br />
• Ben, senin güzel hayalini yoklukta bulursam, hemen ölüme dogru kosar giderim.<br />
• Sebepleri meydana getireni bulurum ümidiyle, ben sebep kervanlarının yollarını kesmedeyim.<br />
• Ben, senin ayrılıgına dayanamıyorum, bir merhamet et! Padisahlıkta bulun, bana bir görün! Ne olur, yalvarırım sana!<br />
• Ab-ı hayata dolap olmusum, onun için hem dönüyorum, hem sızlanıyorum, hem aglıyorum.<br />
• Günesim de sensin, ay ısıgım da sen! Seni görmek için gözümü de, gönlümüde açmısım.<br />
• Senin adını duydugum an, benim adım da, namım da mest oldu.<br />
839. Onun ayrılık atesiyle her gece mum gibi yanıyoruz.<br />
Fe´ilfitün, Mefa´iüin, Fe´ilat<br />
(c. IV, 1760)<br />
* Ezelden beri diri olan, her seyi bilen, her seye gücü yeten, daima tasarrufta bulunan Allah´a yemin ederim ki,<br />
• Sems´in nuru, ask mumlarını yaktı da binlerce ilahî sır malum oldu, anlasıldı.<br />
• Onun bir hükmüyle dünya, askla ve asık ile, hükmedenle, hükmedilenle dolup tastı.<br />
• Tebrizli Sems´in tılsımlarında, büyülerinde sasılacak hazineler gizlendi.<br />
• Onun ayrılık atesiyle her gece mum gibi yanıyoruz. Baldan ayrı düsmüsüz ama, onun ask atesinde yanan mum<br />
olmusuz.<br />
• Ondan ayrıldıgımızdan beri bedenimiz yıkıldı, harap oldu. Can da, bu beden harabesinde baykusa döndü.<br />
• Ey Sems, sen olmadıkça sema´ haramdır. Çalgı da seytan isidir ve taslanmıstır.<br />
• Sen yokken okunup anlasılacak, zevk alınacak bir tek gazel bile söylenmemistir.<br />
"Bu gazel Sems-i Tebrizî hazretleri için söylenmis ve Sam´da kendisine okunmustur. Birinci mısraı kafiyesizdir. Belki de<br />
ilk beyti unutulmustur, kaybolmustur."<br />
840. Bazen felek gibi dönerim, bazen melek gibi uçarım.<br />
Mefülü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. III, 1549)<br />
• Bazen felek gibi dönerim, bazen melek gibi uçarım.<br />
• Dönüsüm de, oynayısım da Hakk içindir. Ben onunum, onunla ortak olmus degilim ama..<br />
• 0 güzellik madeni beni gördü, satın aldı. Ben de o yüzden böyle sevimliyim.<br />
• Can ormanında gerçekten de bir iman arslanı var. Benim süphe dagarcıgımı muhakkak o yırttı.<br />
• Padisahım, hükme razı olanı bir gün kadı (=hakim) yapar.<br />
841. Herkesi mest edelim, kararsız hale getirelim.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. IV, 1764)<br />
• Bahar bülbülü gibi feryada baslayalım da, bu feryadlarla bülbülleri avlayalım.<br />
• Sevgilinin isi nazlanmak, bizim isimiz de yalvarmak, yakarmak. Bu durumda feryad etmeyelim de ne yapalım<br />
• Sonra mest olarak çarsıyı, pazarı dolasalım. Herkesi mest edelim, kararsız hale getirelim.<br />
• Parayı, pulu güzel sevgiliyle beraber yiyelim, o mahmur gözlere hizmet edelim.<br />
• Sevgiliyle sürdügümüz sefayı, ettigimiz zevki Allah´tan baska kimse bilmez.<br />
842. Biz dünyaya, günes gibi, herkese can vermeye gelmisiz.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün,Fe´ilat<br />
(c. IV, 1762)<br />
• Biz dünyaya günes gibi, herkese can vermeye ve böylece herkese yararlı bir iste bulunmaya gelmisiz.<br />
• Kalpleri kırılmıs, gamlara düsmüs kisilere dost olalım. Onların gamlarını paylasalırn. Hor görülenleri, topraga<br />
düsenleri, ayak altında ezilenleri gül bahçesi haline getirelim. Biz, dünyaya bunun için gelmisiz.<br />
• Biz altın gibi bir kaç kisinin öz malı degiliz. Biz deniz gibiyiz, maden gibiyiz, bir herkesin malıyız.<br />
• Su alemin bedenine, canın ne oldugunu gösterelim. Gaflet içinde kalan, Hakk´ın san´atını, yaratma gücünü<br />
göremeyen gözleri aydınlatalım. Biz dünyaya bunun için gelmisiz.<br />
• Biz, yeryüzü gibi yagma yurdu degiliz. Gökyüzü gibi eminiz, hosuz.<br />
• Kendine gel, sus; biz bunlardan da üstünüz. Biz, söze, dile sıgmayız. Bizde paha biçilmez bir hazine gizlenmistir.<br />
843. Ask, bana yücelere çıkmam, ötelere gitmem için<br />
göklerin damına dayanmıs bir merdiven oldu.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün,<br />
(c. IV,1776)<br />
• Ben dogdugum günden beri. gönlü de, canı da senin gözünle gören, gönlü de, canı da sana veren ihlas, samimi bir<br />
kulum.<br />
• Gelin ey asıklar gelin, birbirinizden uzak durmayın, bulusmaya, kavusmaya alısın! Dolunay dogdu, sevgi geldi,<br />
nîmetler bagıslandı.<br />
• Sana gönül veren kaybolmaz. Ben, adı sanı ne yapayım Mademki ben, bu hazineye düstüm. Gümüs, para, benim<br />
ne isime yarar<br />
• Ask parladı, alevlendi, sırrın üstünü örttü. Onun parıltısıyla dolunay bile görünmez oldu. Gönül de bas egdi, aska<br />
teslim oldu.<br />
• Nesem de sensin, bayramım da sensin. Ben, ne kadar tali´liyim, ne kadar mes´udum. Gönlümü de sana verdim.<br />
Allah´a yemin ederim ki, ben iyi yaratılıslı bir asıgım.<br />
• Ne yırtarım, ne dikerim, ne yaparım, ne yakarım. Ne gecenin, ne de gündüzün esiriyim. Ne de elim daralmıs, kesada<br />
ugramısım.<br />
• Rman günesi dogdu, etrafı aydınlattı, ruha ulastı. Nefsin karanlıkları dagıldı. Küfrün kalesi yıkıldı, yerle bir oldu.<br />
• Zahidin de, ibadet edenin de yolu, isteksiz olmak, dünyaya ait dileklerden vazgeçmektir. Söyle bakalım, ben neyi<br />
bırakayım Kimden vazgeçeyim Benim bütün dilegim ve istegim hep sensin.<br />
• Ey ask, benim bütün varlıgım sensin. Rükuum da sanadır, secdem de! Nekesligim de cömertligim de senin içindir.<br />
Zaman seninle düzene girmistir.<br />
• Seytan bana musallat oldugu, beni kaptıgı zamanlarda hep seni anarak kurtuluyor ve seviniyordum. Simdi sen, beni,<br />
benden öyle kaptın ki, hatırımdan anmak duygusu bile gitti.<br />
• Zaman düsmanlarımla anlastı. Onlarla dost oldu. Ayrılık yüregimi yaraladı. Uyku beni rahatsız etti, gözümden kaçtı<br />
gitti. Benim saadetimi, mutlulugumu uyuttu.<br />
• Dolunayın söndügünü, yıldızların karardıgını, denizin cosup kabardıgını, geminin dalgalar arasında sıkıstıgını<br />
görüyorum.<br />
• Senin denizine gelince ab-ı hayat olurum. Fakat kıyıya düsersem, tas kesilirim, cansız kaya olurum.<br />
• Rabbim bana dogru yolu buldurdu. Aska sımsıkı sarıldım. Ask bana acıdıda derman etmek için ayaga kalktı. Beni<br />
iyilestirmeye çalıstı.<br />
• Ask evime geldi. Elinde bir sarap kadehi var. 0 bana, yücelere çıkmam, ötelere gitmem için göklerin damına<br />
dayanmıs bir merdiven oldu.<br />
• Seninle düzene girince bayram gibiyim. Seninle yatınca öd agacı olurum. senin yüzünden aglarım, senin yüzünden<br />
gülerim. Senin yüzünden gamlara batarım, senin yüzünden neselenirim.<br />
* Seninle dirilirim, seninle ölürüm. Her seyi seninle elde ederim. Seninle kaybederim, seninle susarım, gönlüm seninle<br />
konusur.<br />
844. Sema´ musîkîsinin tesirine kapılmayan kisinin toprak basına olsun.<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün<br />
(c. IV,1734)<br />
• Sema´ nedir Gönüldeki gizli erlerden haberler almaktır. Onların mektupları gelince garip gönül, dinçelir, rahata<br />
kavusur.<br />
• Bu haberler rüzgarıyla, akıl agacının dalları açılır, uykudan uyanır. Bu sarsılısla beden, darlıktan kurtulur, genisler,<br />
huzura kavusur.<br />
• Bedende tuhaf, görülmemis bir tatlılık baslar. Ney sesinden, mutribin, çalgıcının dudaklarından dile, damaga hos,<br />
manevî zevkler gelir.<br />
• Dikkatle bak da gör, su anda sema´ edenlerin ayakları altında binlerce gam akrebi ezilmede, kırılıp ölmede. Binlerce<br />
ferahlık ve nese hali aramızda kadehsiz dolasmada, bize mana sarabı sunmadadır.<br />
• Her taraftan bir Yakub, kararsız bir halde, neseyle kalkar, sıçrar. Çünkü, burnuna Yusufun gömleginin kokusu<br />
gelmededir.<br />
• Canımız da; "Ona ruhumdan ruh üfürülmüstür" sırrıyla dirilmistir. Bu ruh üfürülüsünü, yemeye, içmeye benzetmek<br />
dogru degildir. Çünkü, bunun bedenle ilgisi yoktur.<br />
• Mademki bütün yaratılmıs varlıklar, surun üfürülmesiyle hasr olacaklar, surun üfürülmesinin zevkiyle ölüler<br />
uykularından uyanacaklar, sıçrayıp kalkacaklardır; sen de "ney"in feryadıyla uyan, kalk, kendine gel!<br />
• Sema´ musîkîsinin tesirine kapılmayan, dönüp, buz kesilen, ölüp yok olanlardan da asagı olan kisinin toprak basına<br />
olsun! Çünkü o, gerçek bir insan degildir. Gezip dolasan bir ölüdür.<br />
• Sema´ın kadehsiz verilen bu helal sarabını içen beden, bu sarapla mest olan gönül, ayrılık atesinde kavrulur, piser,<br />
tam olgunlasır.<br />
• Gayb aleminin güzelligi, söze sıgmaz, anlatılamaz, övülemez. Onu görebilmek için ödünç olarak binlerce göz al,<br />
binlerce göz!<br />
• Senin içinde öyle parlak bir ay vardır ki, gökyüzündeki günes bile ona; "Ben sana kulum, köleyim" diye seslenip<br />
duruyor.<br />
845. Gönülleri nurlandıran o mana sarabını önümüze getir de,<br />
gönül gibi kendi varlıgımızın balçıgından kurtulalım.<br />
Mef´ülü, Fa´ilatu, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1706)<br />
• Kalk, sarabı sürahiyle, testiyle içelim! Bu meclis, padisahlar padisahının meclisidir. Hiç bu mecliste sarap içilmez olur<br />
mu<br />
• Padisah bir denizdir. Sarap da pek lezzetlidir ve içe sinen bir saraptır. 0 la´l renkli sarabı sun da, bizim özümüzü,<br />
bizde bulunan inciyi gör!<br />
• Günes, yeryüzüne bir kadeh nur serpti. 0 nur kadehinden serpilen damlalardan içelim! Biz de zerreler gibi mest<br />
olarak günesin nuru içinde yücelere çıkalım.<br />
• Batmayan, zevalı olmayan günes, mademki bize sarap sundu, biz de gururumuzdan, gökte dolasan ve zamanı<br />
gelince batmayan günesin kadehine artık bakmayız.<br />
• Akıllan yakıp yandıran, gönülleri nurlandıran o mana sarabını önümüze getir de, gönül gibi kendi varlıgımızın<br />
balçıgından kurtulalım.<br />
• Sıçra da, kandil konan yerde, parıl parıl parlayan nurla bizi aydınlat, nurlandır! Biz zaten onun nuruyla parlayıp<br />
duruyoruz.<br />
"Bu beyitte, Kur´an-ı Mübîn´in 24. Nur Süresi´nin 35. ayetine var."<br />
• Sundugun sarabın tesirinden beden bir tandır gibi pek ısındı ve sogudu. Sen, bizi odun gibi o tandırda yak ki, hep<br />
yanıp yakılalım, sogumayalım.<br />
• Can, gökyüzü fanusu gibi ateslerle doludur. 0 bizi atesinde yakarak bakır mıyız; kalp mıyız; yoksa halis altın mıyız,<br />
bunu denemek istiyor.<br />
• Güzel, güzel gel de, meclise güzelligini getir! Biz herkesle hosuz ama, seninle pek hosuz.<br />
• Ey çalgıcı, o taze nagmeyi bir kere daha söyle! Söyle de seyret ki, sen tazesin, latîfsin ama, biz senden daha tazeyiz,<br />
daha latîfiz.<br />
846. Ask, beni kendisine kul edindi de yüzlerce hürriyete kavusturdu.<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. IV,1735)<br />
• Ayrılık, kulagıma acı bir haber ulastırdı. "Tatlı uyku asıklara haramdır" dedi.<br />
• Asktan yarım bir selama nail olan kisi için artık, uyku da, yeme içme de yoktur, ölmüstür.<br />
• Sen bana bak da beni seyret! Ask canımı gönlümü kendisine kul, köle edindi de beni binlerce hürriyete kavusturdu.<br />
• Ask belden asagı duygulara düskün olanlar için bir gösteristen, sehvetten ibarettir. Ama ruhen temiz olan kisilerce<br />
ask, kadîm ve pek büyük bir nurdur.<br />
• Gönlüm yaralanınca gidip tövbe etmek ister. Sen, bana da, tövbe ettin ise kendine de gül! Hangi seye, neye tövbe<br />
ediyorsun Tövbe nerede<br />
• Ask, ne de güzel bir günahtır ki, ona tövbe etmek kafirliktir. 0 öyle bir günahtır ki, ne arkasında kaçıp kurtulacak bir<br />
yol vardır, ne de önünde oturup dinlenecek bir durak vardır.<br />
847. Bütün insanlar, bir agacın dalları gibiyiz.Hepimiz aynı yasayısın,<br />
aynı yolun yolcularıyız.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstefilün, Fe´ulün<br />
(c. IV,1702)<br />
• Geliniz, hepimiz toplanalım! Ey sakî, sen de durmadan sarap ver! Bir an için olsun gölge varlıklarımızı ortadan<br />
kaldıralım, ayrılıktan kurtulalım, hep bir olalım!<br />
• Kendimizi görmeyelim, kendimizden vazgeçerek vahdet denizinde suyla aynı renge girelim! Zaten hepimiz, bütün<br />
insanlar, bir agacın dalları gibiyiz. Bütün yaratıklar, hepimiz aynı yasayısın, aynı yolun yolcularıyız.-<br />
"Seyh Sa´dî de "Rnsanlar bir bedenin uzuvlan gibidir" diye yazmıstı.<br />
• Bütün varlıklar, hepimiz onun asıgıyız. Askın tabiatı geregi, bizler hem gizliyiz, hem meydandayız. Ask sehrinde<br />
gizliyiz. Fakat askın üzerimizdeki tesiriyle, ask mahallesinde apaçık meydandayız.<br />
• Benlikten kurtulur da kendimizi manen ölü görürsek huzura kavusuruz. Beden mezarlıgında rahatça uyuruz. Benlige<br />
kapılınca, kendimizi diri görünce, sikayete baslarız, feryad ederiz, yüzümüzü yırtarız.<br />
• Gönül aynamıza akseden her suret, her sekil, hiç bir seye baglı degilmis gibi görünmededir. Çünkü, biz kendimiz<br />
aslında ondan baska hiç bir seye baglı degiliz.<br />
• Bir sürü balıklar gibi suda yüzüp duruyoruz. Fakat sudan haberimiz yok. Bitmez, tükenmez arzular pesinde kosan,<br />
hevesten hevese düsen su toprak bedeni, yeryüzünün suratına atalım.<br />
848. Bir ömür boyunca senin sofrandayım, senin nimetlerinle besleniyorum.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´ilü, Fa´ilat<br />
(c. IV,1708)<br />
• Ey benim iki kulagımı tutup çeken azîz varlık, sen benim parlak gözümsün. Niçin beni bahçeye götürmek istiyorsun<br />
Benim bagım da sensin, gül bahçem de sensin!<br />
• Bir ömür boyunca senin sofrandayım. Senin nimetlerinle besleniyorum. Senin lütuf bayragının altındayım.<br />
• "Ey dost, gördügüm rüya mıdır, hayal midir " diye o gözümü ovuyorum. Seni gören, sana seslenen, acaba ben<br />
miyim Bu gördügüme bir türlü inanamıyorum.<br />
• Evet benim, fakat benligimi bırakmısım, varlıgımdan sıyrılmısım, hilal gibi senin dolunayına karsı pek ince, sönük<br />
görünmedeyim.<br />
• Cefa tırnagı, istek damarımı kasırsa, o tırnagın zahmetiyle çeng gibi güzel sesler çıkarırım.<br />
• Fakat sen de anladın ki, bir tek damarım bile yok, atan, oynayan bir istek damarım varsa, onu kökünden kesip<br />
atarım.<br />
• Bana, "Ne isle ugrasıyorsun " diye sordun. Yok olanın isi de olmaz. Fakat ben yok degilsem, yok olmasam, neden<br />
yokluk yurdum olmus<br />
• Sen kıyamet günü çalınan Sür´sun! Bense bir ölüyüm. Sen ilkbaharın canısın, bense selviyim, süsenim.<br />
• Sen söyle, ben yarım söyledim, tam söyleyemedim. Sen aklın da aklına akılsın. Bense pek akılsızım.<br />
• Ben bir resim yaptım, ona can vermek senin isin, çünkü sen, canın da canına cansın! Bense, beden pesinde kosan,<br />
beden isteyen bir zavallıyım.<br />
849. Senden nerelere kaçabilirim<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün,<br />
(c. IV,1698)<br />
• Ey tövbemi bozan; senden nasıl kurtulayım, nereye kaçayım Ey gönlümde yer edinen, senden nereye gideyim,<br />
nereye kaçayım<br />
• Ey iki gözümün nuru; sensiz ben, nasıl görebilirim Ey boynumu baglayan, beni esir eden; senden nereye kaçayım<br />
• Ey yüzünün nuruyla, altı yönü de ayna gibi parlatan güzel, ey kutlu yüzlü varlık; ben senden nereye kaçayım<br />
• Gönlüm senin hastan olmus. Can da seninle varlıga kavusmus, seninle gelismis. Simdi de seninle bitkin bir hale<br />
gelmis, ben senden nerelere kaçayım<br />
• Gözlerimi kapasam da, bakmasam; sen yine gönlümdesin, oraya yerlesmissin, oradan bir türlü gitmezsin. Senden<br />
kurtulmak için nasıl kaçabilirim ki ; nereye gitsem, sen gönlümde oldugun için benimle berabersin.<br />
850. Kendimizi daima sana hayran kalmıs bir hale getirelim, sasırıp kalalım.<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün<br />
(c. IV, 1731)<br />
• Yeryüzünü, gökyüzünü selamla doldursak, senin köpeklerinin gezip dolastıkları yerlere ham gümüs dösesek;<br />
• Her seher vakti, senden uçup gelen devlet kusuna, gönülden, gözden tuzaklar kursak;<br />
• Her yol basına, binlerce tertemiz gönlü koysak, her birinin eline gönül kanıyla yazılmıs özlem mektupları versek,<br />
sana haber yollasak;<br />
• Noksan sıfatlardan arınmıs tertemiz canına yemin ederim ki, bütün bunları yaptıktan sonra da, bu yaptıklarımızı hiçe<br />
sayarak; "Daha ne yapalım " diye her tarafa bakar dururuz.<br />
• Sonunda su karara vardık ki, kendimizi daima, sana hayran kalmıs bir hale getirelim. Sasırıp kalalım. Bizi görenler<br />
de bizim halimize sasırıp kalsınlar.<br />
• Sasırıp kalanlardan bize sarap sunuldugu zaman da, bir sırça yurdu olan gönül evinde, biz de onlara yüz binlerce<br />
hayranlık kadehi hazırlayalım.<br />
• 0 hayranlık sarabıyla canın özü cosunca dünyanın dört bucagım iki adımda geçer, gideriz.<br />
851. Cenab-ı Hakk´ın Peygamber Efendimize hitabı.<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün<br />
(c. VI,1723)<br />
• Senden vazgeçmis degilim, daima seninle mesgulüm. Her an seni biraz daha yüceltmedeyim. Biraz daha fazla azîz<br />
etmedeyim.<br />
• Tertemiz zatıma, padisahlık günesim üzerine yemin ederim ki, ben, seni sana bırakmam. Seni lütuflarla, keremlerle<br />
yüceltir dururum.<br />
• Senin yüzüne, kendi ısıklarımdan, kendi nurlarımdan nurlar saçarım. Senin basını, on tane magfıret, yarlıgama<br />
parmagı ile kasırım.<br />
• Rıza gögünde binlerce inayet bulutu var. 0 bulutlardan yagarsam; ancak senin basına yagarım. Baskasının basına<br />
yagmam.<br />
• Lütfum, sana hizmet etmek için hazırlanmıstır. Zaten ben iyiliklerle kaynagıyım.<br />
• Bana; "Hastayım" dedigin geceden beri, binlerce sifa serbeti, sevgiyle, sefkatle kaynayıp duruyor.<br />
• Yanıma gel de, gözlerine yeni bir sürme çekeyim. Çekeyim de, sırlarımı görüp anlamak için gözlerin nurlansın,<br />
aydınlansın.<br />
• Lütfum öyle çok, keremim öyle bol ki, beni inkar eden yabancıların bile ellerinden tutmadayım. En kötü insanları bile<br />
nimetlerimle beslemekteyim. Durum böyleyken, beni sevenlerden, bana yakın olanlardan nasıl olur da lütfumu esirgerim<br />
852. Askla varlıga ulastık, ancak askla varız!<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. IV,1711)<br />
• Sevgilim sen, gözünü aç da, bana bak! Zaten biz senin gözlerinin yüzünden aydınlık içindeyiz. Hasa, biz kendi<br />
gözümüzü, o yüzden ayırıp da baska yüze bakamayız.<br />
• Sen, gögsünü kendin için, kendi pervanen için yak, alevlendir! Alevlendirde, biz de kendimizi askla, senin gibi senin<br />
gögsünün alevleri içine atalım, seninle birlikte yanalım, yakılalım.<br />
• Ask, korkusunu artırdıkça artırır. Biz ondan emin olmayı istemiyoruz. Bizim emin olusumuz, senin askının<br />
korkusundandır.<br />
• Pervaneye her gün senin mumundan, senin atesinden; "Bana kendini at, alevlerim içinde yan!" müjdesi geliyor. Ey<br />
pervane; öl ki, "Biz de onun atesinde ölmeyi kabul ettik." diyelim, biz de onun askının alevleri içinde yanalım.<br />
• Benligimizden geçelim, varlıgımızı terk edelim. "Askla varlıga ulastık ancak ıskla varız" dedigimiz gün, neseliyiz,<br />
sevinç içindeyiz.<br />
* Sevgilim, biz senin güzellik bagını görmüsüz. 0 yüzden selvi gibi boy atmıs, o yüzden süsen gibi dillenmisiz, dilli<br />
olmusuz.<br />
• Sevgilinin güzel yüzüne asık olduktan, onun gül bahçesine daldıktan sonra, yürü git, dünyanın bütün gül bahçelerini<br />
atese ver!<br />
853. Seni bırakıp kendimle oldum da derde, eleme düstüm.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c. IV, 1736)<br />
• Senin.etrafında, dönüp dolasmadım da, kendi kuruntuma uydum, kendi etrafımda dolastım, yani seni bırakıp<br />
kendimle oldum. Rste o zaman, derde, eleme düstüm. Kötü bahtımın etrafında dolastım durdum.<br />
• Halk, sayılı bir kaç lokmanın etrafında döner, dolasır. Bense, yaratıcının sayıya sıgmayan nimetlerinin etrafında<br />
dolasırım.<br />
• Su mahdut, sınırlı alemin olusu da sınırsızlık alemindendir, durusu da! Ben de haddi asarsam, sınırsız dönüp<br />
dolasırsam, beni ayıplama!<br />
• Mezara benzeyen gögsümü, bir bag, bir bahçe haline getiren Rabbim, benim mezara baglanıp kalmamı layık<br />
görmedi.<br />
• Mezar da ne oluyor Can, göklere bile sıgmaz. Besten altıdan geçeyim de, yani bes duygudan, altı yönden geçeyim<br />
de, çabucak, essiz olan, tek olan Rabbimin etrafında dönüp dolasayım, yani dünya sevgisini bırakayım da yalnız Hakk´ı<br />
düsüneyim.<br />
• Ben parlak bir aynaysam da, toz toprak korkusundan iki üç gün kirli bir yün parçasının etrafında dönüp dolasmam da<br />
yersiz degildir.<br />
• Eger, ben bir , su bahar yüzünden bir gül bahçesi haline geleyim. Bir el isem bu bulusmadan yüzlerce beden olayım.<br />
• Çesit çesit sekiller arasında, su beden çaresiz, zavallı bir hale gelir. Fakat kendim, kendimi kötülüklerden, günah<br />
kirlerinden, paslarından temizler de Ayna olursam, artık ne diye bedenin etrafında dönüp dolasayım, onu beslemeye<br />
çalısayım<br />
• Ben bu harf tavlasından yani dünyada görünen çesitli hallerden kurtulup hakîkat çayırına yayılmaya çıkacagım. Ben<br />
bu maddî hayat direginin etrafında dönen baglı katır degilim.<br />
854. Ayrılık sonbaharına doydum.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îliln, Fe´ilün<br />
(c.IV, 1727)<br />
• Gamlara, kederlere batmayayım, yine sevgilinin bulundugu yere gideyim. 0 cennete, o gül bahçesine, o yesillige<br />
varayım.<br />
• Zamanımızın, yaprak döken, ayrılık sonbaharına doydum, bıktım, usandım. Sonsuzluk gül bahçesine, o solmayan,<br />
zevalsiz baga gideyim.<br />
• Balık, suya kanmaz, ben ne yapayım Ben su gibi secdeler ederek ırmaga dogru gidiyorum.<br />
• Askın gamı, önünde sonunda beni çeke çeke götürecek. îyisi mi, ben simdi kendiligimden gideyim.<br />
• Padisahların padisahlıgı bile ask eseri, askın bir lütfu. Askın pesinde kosmayayım da hangi isin pesinde kosayım<br />
• Ask diyarında, beden tozu topragı yoktur. Orada "can ay"ı vardır. 0 göge simsek gibi çakarak gitmem gerek.<br />
• Hilm sahibi Kelîm isem, o agaca dogru gideyim. Eger o büyükler büyügünün Halil´i isem, o kıvılcımlı atese gideyim.<br />
"Kasas Suresi 28/30. ve Enbiya Suresi 21/69. ayetlere isaret var."<br />
855. Allahım! Namazda gönlümü tam manasıyla sana veremezsem,<br />
ben bu namazı namaz saymam!<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilün<br />
(Yazma bir dergiden alınmıstır.)<br />
• Allah´ım! Namazda gönlümü tam manasıyla. sana veremezsem, ben bu namazı namaz saymam!<br />
• Ben, yüzümü Sen´in askından ötürü kıbleye çevirdim! Yoksa, bana Sen´siz usanç veren namazı ve kıbleyi ben ne<br />
yapayım<br />
• Ben, bu riyalı namazdan öyle utanıyorum ki, utancımdan gönlüme inemiyorum, Sen´i bulamıyorum!<br />
• Aslında, gerçekten namaz kılanın melek sıfatlı, melek huylu olması gerekir. Halbuki ben, hala nefse uymus yırtıcı<br />
canavar huyundayım.<br />
"Hz. Mevlana, büyük bir velî, büyük bir Hakk asıgı oldugu halde bize ders vermek için tevazudan ötürü böyle söylüyor.<br />
• Bir kimse, üzerindeki elbisesini bir köpege degdirirse, orasını temizlemedikçe namaz kılamaz! Ben ise, nefis köpegini<br />
koltugumda tasıyıp duruyorum; benim namazımı kim kabul eder<br />
• Benim namaz kılmaktan maksadım odur ki; namazda Sen´i gönlümde öyle bulayım, Sen´inle öyle beraber olayım ki,<br />
ayrılık derdinden artık hiç bahsetmeyeyim!<br />
• Yoksa, bu nasıl namaz olur ki Sen´inle oturayım da, yüzüm mihrapta, gönlüm çarsıda pazarda olsun!<br />
856. Kendi Leylam´dan, bende bulunan Leylanın askından Mecnun oldum!<br />
Mef´ulü, Fa´lün, Mef´ulü, Fa´lün<br />
(c.V,2121)<br />
• Kendi Leylamdan, bende bulunan Leyla´nın askından Mecnun oldum; yüzlerce Mecnun´dan daha deli, divane bir hale<br />
geldim!<br />
• Ey beni hoslukla, rahatlıkla terbiye eden, yetistiren; ey bana mükerrem, üstün bir varlık oldugum müjdesini veren<br />
Allah´ım!<br />
• Askınla beni öldürürsen, ey benim katilim; benim diyetim Sen´sin!<br />
• Ask yüzünden kendini mest edersen, kendinden kurtulursun, varlıgına varlıklar katarsın. Hatırımız için olsun gel;<br />
asıkların halkasına gir! 0 zaman bir baska sekilde oyunlar oynar, bir baska türlü el çırparsın!<br />
• Sen, güzellikten de öte, yüz çesit daha güzelsin, daha hossun! Sen´i böyle gördüm de; "Ne olur, dudagını uzat!"<br />
dedim. Ama o bana; "Onu sen tadamazsın!" dedi.<br />
• Mezarıma gelirsen, bir bak da gör; benim gözlerime toprak dolmamıstır; mezarımda bile gözlerim askla doludur!<br />
• Mana bagında, mana bahçesinde meyvenin, yemisin sekli yoktur; mana hazinesinde altının da sekli görünmez!<br />
• Geceleri beden uykuya dalmısken, mezesiz, hikayesiz öyle içki alemleri olur ki, onun nasıl zevkli oldugunu bana<br />
sorma; o, baska bir seydir!<br />
"Tahran Üniversitesi profesörlerinden Firuzanfer nıerhumun bastırdıgı en güvenilir Dîvan-ı Kebîr olan ve bendenizin<br />
seçmelerinin kaynagını teskil eden Dîvan´da 2121 numaraya kaydedilen bu gazelin tamamı 24 beyittir. Rlk iki beyti<br />
Rumca´dır. Diger beyitlerinin bir kısmı Farsça, bir kısmı Arapça´dır. Kafiyeleri degisiktir. Ben, sadece dokuz beyit aldım.<br />
Firuzanfer nüshasında besinci cildin (n) harfli kafıyeli gazelleri arasına konmustur. Bu siir. Abdülbaki Gölpmarlı merhumun<br />
Dîvan-ı Kebîr Tercemesi´nin 7. cildinin XLVIII numarasına kayıtlıdır."<br />
857. Sema´ın ne oldugunu biliyor musunuz<br />
Mef´ulu, Fa´ilatün, Mefulü, Fa´ilatün<br />
(Dîvan-ı Kebir´de bulunmayan bu sema´ gazeli,Mevlana´ya ait oldugu belirtilen bir yazma mecmuadan<br />
alınmıstır.Dogrusunu ancak Allah bilir!)<br />
• Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Allah´ın; "Ben, sizin Rabbiniz degil miyim " sorusuna ruhların; "Evet;<br />
Rabbimizsin!" deyislerinin sesini duymak, kendinden geçmek, Rabbi´ne kavusmaktır!<br />
• Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Dostun hallerini görmek; lahüt aleminin, görünmez alemin perdelerinden<br />
Hakk´ın sırlarını duymaktır!<br />
• Sema´ın ne oldugunu biliyor musunuz Kendindeki varlıktan geçmek, mutlak yoklukta zevalsiz, devamlı varlık tadını<br />
tatmaktır!<br />
• Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Dostun ask çarpıntıları önünde basını top gibi yapıp bassız ayaksız dosta dogru<br />
kosmaktır!<br />
• Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Nefs-i emmare ile harb etmek, yarı kesilmis kus gibi toprak ve kan içinde<br />
çırpınıp durmaktır!<br />
• Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Hz. Yakub´un derdini ve devasını bilmek, Yusufa kavusma kokusunu, Yusufun<br />
gömleginden koklamaktır!<br />
• Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Hz. Musa´nın asası gibi, her an Firavun´un sihirlerini yutmak, yok etmektir!<br />
• Sema´ın ne oldugunu biliyor musunuz "Benim Allah ile öyle bir vaktim vardır ki, o vakitte ne Allah´a yakın bir melek,<br />
ne de bir peygamber aramıza giremez!" hadîs-i serîfinde buyuruldugu gibi sema´, bir sırdır! Rste, melegin bile sıgmadıgı o<br />
yere, vasıtasız varmaktır!<br />
• Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Sema´, Tebrizli Sems gibi gönül gözlerini açmak, kutsal nurlar görmektir!<br />
858. Rlkbahar gibi ol da baglara, bahçelere gezmeye çıkan güzeller sana gelsinler,<br />
sende eglensinler! Çünkü bu güzeller, kıs soguklugundan kaçarlar!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1847)<br />
• Gönülde salına salına gidiyorsun; canın da, bedenin de ısıgını yakan, canlandıran sensin! Ne de güzel görünürsün, ne<br />
de güzel gönül aydınlıgısın! Zaten gözüm, seninle aydınlanıyor!<br />
• Sen nesin încilerle dolu güzel bir deniz, yıldızlarla dolu güzel bir gök, nergislerle dolu güzel bir ova, süsenlerle dolu<br />
bir bahçe...<br />
• Bedenler, senden canlı, hareketli; canlar, senden mest!. Ey topraktan yaratılmıs olan, dünyanın etegini incilerle<br />
dolduran aziz varlık!..<br />
* 0 ihsan sahibinin, o faziletlinin tatlılıkları, gönülden sabrı kararı aldı görürdü; dünyada O´ndan baska insana huzur<br />
veren bir sey var mıdır<br />
* Büyüklük, üstünlük ancak O´nda; baskasında asla yok! Kadın olsun, erkek olsun ileri gidenler de, geri kalanlar da,<br />
hepsi acz içindeler, hepsi zavallı!..<br />
• Odunun ateste yandıgı gibi ben de askta öyle yanıyordum! Asktan baska herkese, herseye yabancıyım; yagın sudan<br />
kaçtıgı gibi insanlardan kaçıyorum!<br />
• Gönülden baska neyim varsa yak, yandır! "Gönülden baska" diyorum; çünkü her an gönlü, sanınla serefinle gül<br />
bahçesine döndürüyorsun!<br />
• Gönül sahibi olan kisi, din bagının ortasında yemyesil bir agaç gibi gülüp duruyor! Kuru, manasız, meyvesiz agaç ne<br />
olur Hamam külhanına odun olur!<br />
• Gündüzün gözünden korkuyorum; gözünde büyüler var! Gecenin saçlarından ürküyorum; gece fîtnelerle doludur,<br />
hadiselere gebedir!<br />
• Bütün korku, varlıktan gelir; aklını basına al da, varlıktan vaz geç! Bütün ürküntü, kırılma, hor görülme, ezilme<br />
düsüncesinden ileri gelir; kırıl, dökül, ezil de, huzura kavus!<br />
• Rlkbahar gibi ol da, baglara bahçeler gezmeye çıkan güzeller sana gelsinler, sende eglensinler! Çünkü bu güzeller,<br />
kısın soguklugundan kaçarlar!<br />
• Rlkbahar olamıyorsan, bari yaz ol; sıcaklara dal, atesler içinde kal! Çünkü o güzellik, o isve olmayınca insan, pek<br />
çirkin, pek degersiz görünür!<br />
• Bedeninin her cüzünün konusmasını, sair olmasını, sair yüzlü görünmesini istiyorsan, su sözlerden, konusmalardan<br />
vazgeç de, sus; ne siir söyle, ne de nesir yaz!<br />
• Söze baslayınca düsüncen dagılır gider; gönül düsüncesinden de kendini çek, su dilin sözünden de kendini çek!<br />
• Nice yigitler; "Söyle yapacagım, böyle yapacagım!" diye ahitlerde bulundular; fakat ben, padisahların bile ahitlerini<br />
kırdım geçirdim! Haydi; elinden geliyorsa çabala, ugras bakalım!" diye kaza ve kader basımızda dümbelek çalmadadır!<br />
• "Ey ahmak!" diyor. " "Bundan sonra söyle olacagım, böyle davranacagım!" diye kendinle inada giriyorsun; inatla,<br />
kaza ve kadere karsı mı geleceksin "<br />
859. Asıklar ne sasılacak kisilerdir ki, bunlar, ölümlerinden nese duymaktadırlar!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. IV, 1844)D378-379<br />
• "Gönüle kötü seyler getirmeyiniz!" fermanına uymak gerek ama, benim gönlüme hep; "Gönlümü, onun ugrunda<br />
kurban edeyim!" düsüncesi geliyor.<br />
• Tuhaf bir gönlüm var; rahata kavusunca rahatı kaçıyor, huzursuz oluyor. Cana düsman olmamak için böyle bir gönlü<br />
terk etmek gerek!..<br />
• Ask meydanı nasıl bir meydandır Bu meydana ayak basan asıklar ne sasılacak kisilerdir ki, bunlar, ölümlerinden<br />
nese duymaktadırlar! Bu meydana girebilmek için ask çevgeninin önüne bası top gibi atmak gerek!<br />
• Asıgın gönlünde ne garip bir sevda var; basına kazalar, belalar gelince sikayet etmiyor! Gönüle gelen bu sır ne mutlu<br />
bir sırdır; bası döndüren bu bela ne mutlu bir beladır!<br />
• Rebapçı gözlerini kapamıs ama, yayı elinde. Kemençe yavas yavas çalmada. Biz, onun uykusundan sikayetçiyiz,<br />
feryad ediyoruz.<br />
• Canımda çekisler var; çekenin kim oldugunu biliyorum. Bir an için olsun dinleneyim diyorum ama, imkanı yok;<br />
dinlenemiyorum!<br />
• Gecenin koynundan çıkıp gelen her gün, bana bir delilik getirmede, bir baska oyun yüz göstermede; ben, onun<br />
elinde bir oyuncagım! Ben, onun oyunlarına, getirdiklerine hayranım hayran!<br />
• Beni, bir kadeh gibi bazan elden ele dolastırır, kadeh gibi kanımı döker; bazan sarap gibi costurur, köpürtür. Bazan<br />
da mest eder, yerlere yıkar!<br />
• Bazan bana çok içirir; bazan çeng gibi beni costurur! Gecenin karanlıklarını üstüme çeker, beni örter ve gündüz<br />
gelince beni uyandırır!<br />
860. Bedenimden baska, bedenimden daha fazla ölmüs bir ölü arama!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îüin<br />
(c. IV, 1829)<br />
• Dün gece aska; "Ey benim yakinim, ey benim dostum, ey benim sevgilim!" dedim. "Bir an bile yanımdan ayrılma;<br />
beni hiç yalnız bırakma!..<br />
• Sen, benim iki gözümün nurusun; gözümden uzak durma! Gönlümün atesisin, alevisin; kıvılcımlarını eksiltme,<br />
basımdan yagdır!<br />
• Sen, benim sevgilimsin, arkadasımsın; benim güzelimsin, benim latif güzelimsin! Sen, benim bagım bahçemsin!<br />
• Bedenim, senin yüzünden yıkılmıs, harap olmus; gözüm, senin bulutun olmus! Su kararsız, zavallı gönlüm, senin<br />
günesine bir zerre olmus; onun ısıgında titreyip duruyor!<br />
• Bakalım; hadiselere gebe olan su gece bana ne doguracak, karsıma nasıl bir hadise çıkaracak Söyle bakalım;<br />
mahmurlugu olmayan su mestligim, beni nereye çekip götürecek<br />
• Bakalım; Cenab-ı Hakk´a bu sükredisim, su medh u senam, övüsüm acaba ne is basaracak Bakalım; su feryadım,<br />
su aglayıp sızlayısım ne gibi bir tesir yapacak "<br />
• Dedi ki: "Ne mutlu sana ki, bizim gamımızla belin büküldü! Ey dünyada beni sevme isini kendine is edinen! Senin<br />
isin, çok güzel bir is!<br />
• Benim için mest olmussun; benim yüzümden hor ve hakîr görülüyorsun! Ey benim ask sarabıma gönlünü vermis<br />
asıgım; kim yükümü çekerse, benim elimden meyve yer!<br />
• Yürü! îs de senin, eglence de senin; isret meclisini yeni bastan kur, düzene koy! Çünkü beni bekleyis, beni özleyis,<br />
sonunda insana bakıs gücü verir, görüs gücü verir!"<br />
• Dedim ki: "Ölüyü nasıl dirilttigini bana gösterir misin Ölü olan su dirilt de, ibret olsun diye, bana göster!<br />
• Bedenimden baska, bedenimden daha fazla ölmüs bir ölü arama! Sen, su ölüyü hu(=o)nun nuru ile dirilt! Dirilt de,<br />
sevgiliye canını bagıslayan su bedenim bastan basa can olsun!"<br />
• Dedi ki: "Benim bu ölü diriltme gücümü defalarca görüp ibret almadın mı Hala benim gücüme, kudretime inanmıyor<br />
musun "<br />
• Dedim ki: "Ey benim sahibim, efendim, padisahım! Gönül, senin yaratma gücünü çok gördü ama, senin lütfuna,<br />
senin sasılacak islerine gönül bir türlü doymuyor!"<br />
• Derken, birden bire ask geldi; beni tuttu, bir köseye çekti. Bana bir afsun okudu. Rste bir av olarak gönlümün tuzagı,<br />
onun bana okudugu bu afsundur!<br />
• Gönül, böyle oldu ama, onun afsunu ile cana ne oldu, ne hale geldi; onu sorma, bundan hiç bahs etme; "Ne oldu "<br />
deme! Manasız, bos sözler söylemeye kalkısma! Bu hususta fazla ileri gidersen, sen benim mahremim, sırdasım degilsin!<br />
861. Sensiz diri olan can, can sayılmaz!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1833)<br />
* Ey can nesesi, ey gönül huzuru özür dilemeye geldim! Ne olur, canımın günahını görmemezlikten gel; onu bagısla!..<br />
* Aklın da, gönlün de kilidini, ancak senin kadere razı olman, sikayet etmemen açar! Canın, seni dilemekten, seninle<br />
övünmekten baska bir istegi yoktur!<br />
* Benim gönül bahçem de, tarlam da senin ayrılıgına dayanamadıgı için yandı, kül oldu! Ey canın ilkbahar rüzgarı!<br />
Lutuflarda bulun, es; nefesinle onları dirilt, yesert!<br />
• Sen mesrık (dogu) olunca, gönlün önü de, arkası da aydınlanır! Sen dilberlige baslayınca, her nefeste canlar sana<br />
feda olsun!<br />
• Senin ısıkların gönül penceresinden içeri girip gönlü aydınlatınca, o aydınlık, akla göz verir, görüs verir de, bu halden<br />
can, her an ibret alır!<br />
• Sevgilinin yolu ayrılık gamına düsünce zorlasır! Allah yolunda cana dost olan, yine Allah´tır!<br />
• Gayb aleminin güzellerinin güllere benzeyen yüzleri güzellere görününce, çimenlik olmaksızın, canın kucagı kırmızı<br />
güllerle dolar!<br />
• "0, benim magara arkadasımdır!" diye söylendim. "Süphesiz, sen benim dostumsun! Kalk; vakit geçirmeden can<br />
magarasına gel, içeri gir!"<br />
• Gönül; "Benim hakkım!" dedi de, imtihan yurduna geldi. 0 anda daragacının dibi, "can"a sonsuz bir devlet oldu!<br />
• Sen olmadan yeseren bagın cezasını kıs verir! Zaten sensiz diri olan can, can sayılmaz!<br />
862. Bu deri, gam atesinin tesiri ile, deriden yapılmıs sofra gibi burusuk bir hale gelir!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1881)<br />
• Hakk´ın merhameti, keremi her zavallı, fakir adamın evine, can kaynagından kazmasız küreksiz bir ümid arkı açar!<br />
• Gönül! Yüzünü cana dogru çevirdi de; "Ey asık, ey dertlere dalmıs sevdalı!" dedi. "Evinde oturup durma; sevgilinin<br />
penceresinin önüne gel, agla, yalvar! Aglamayan çocuga süt verilmez!"<br />
• Ey sevdalı hoca, ey kar derdine düsmüs tacir! Ovalara dogru yönel, nese bahçesine git; gamlıların gamına bakma!..<br />
• Bu gönül, deriye benzer; gam ise ates gibidir! Gam atesinin tesiri ile, deriden yapılmıs sofra gibi bir hale gelir.<br />
* Gönül gözün gam yüzünden toprakla dolarsa, nerden Tebriz´i bulacaksın nasıl Hz. Semseddin´e ulasacaksın<br />
• Daha fazla sabredemiyorum; artık sırrını açıga vuracagım! Çektigim derdi, ne gögün sırtı çekebilir, ne de yeryüzünün<br />
sırtı!..<br />
• Benim gönlüm gamlarla dolu; senin gönlünse, kayıtsız, gama karsı duygusuz! Senin yüzün, Çin güzellerinin yüzü gibi<br />
çok güzel; benim yüzümse, kırısıklarla dolu!<br />
• Su dünya atesler içinde; neredeyse yanıp gidecek! Bilmem, benim gönlüm ne zamana kadar yanıp gidecek Görelim,<br />
ne vakte kadar bu böyle sürecek<br />
• Dayanamıyorum; bin yıllık sırrı açıga vuracagım! îster gözünü kapa, ister aç, durumu seyret!<br />
• Gökyüzünde dolasıp duran ay, benim coskunlugumu gördü de yolundan seri döndü, benim yanıma geldi. "Kimseye<br />
söylemem!" dedi. "Ben, seni seviyorum, senin dostunum; hep seninle düsüp kalkmadayım!"<br />
• Onu görünce gözlerim kamastı; bir an yüzüne hayranlıkla baktım. "Ey güzel dilberim!" dedim. "Ey sudan yaratılmıs<br />
atesli güzel!<br />
• Ey benim güzelim! Onun cana canlar katan yüzü tıpkı bu yüz! Allah hakkı için söylüyorum; gönüller kapan çalgıcım<br />
bu mu îste bu!..<br />
• Sevgilim! Senin askının yoluna dösenmisim; basıp geçmen için yerlere serilmisim! Yanıyorum; ne olur atesime su<br />
serp! Ey dünyadaki gizli ay, ey Tebrizli Semseddin!..<br />
864. Sanki beden can tekkesi, düsünceler de sofulardır!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1834)<br />
• Ey benim bayram hilalim; bayrama bir görün de, bayram nedir, göster! Ey benim görünmeyen ay yüzlüm; bir görün<br />
de, göklerde dolasan ayın kulagını çek! Kendini ona göster de; "Ay, böyle olur!" de!<br />
• Ey benim varlıgım, ey benim yoklugum; ey benim öfkem, razılıgım; ey benim gerçekligim, gösterisim; ey benim<br />
kilidim, anahtarım!<br />
• Sen, benim aslımsın, mayamsın; benim mescidim, benim kilisemsin; benim cehennemim, benim cennetim, benim<br />
gencim, benim ihtiyarımsın!..<br />
" Arif sairlerden birisi;<br />
"Allahım! Bazan kiliseye gidip itikafa giriyorum, bazan mescide gidiyoruın. Yani ben, ev ev Sen´i arıyorum!" demistir.<br />
• Sen bize cevr edersen, vefa olur, dert verirsen deva olur! Sana layık dilber nerede bulunur; ey benim can gözüm, ey<br />
benim görüsüm!<br />
• Ezelde daha canlar meydanda yokken lütfun, cana can verdi! Herkesin dilegi, istegi candır ama, benim istegim de,<br />
dilegim de Sen´sin!..<br />
• Ey benim güzelim! Senin yüzün benim bayram ayımdır; saçın kadir gecemdir! Senin ırmagına girince bütün<br />
kirlerimden temizlenir, tertemiz bir insan olurum!<br />
• Sanki beden can tekkesi, düsünceler de sofulardır! Hepsi halka olmus zikrediyorlar! Benim gönlüm de, onların<br />
ortasında Bayezid-i Bestamî kesilmis!<br />
• Söylemeyeyim, susayım, herkese yüzümü eksiteyim de, bana sen söyleyesin, karsımda sen olasın; ben, ancak<br />
senden faydalanayım!<br />
865. Baga, bahçeye, bahara söyle; güzellikleriyle övünmesinler!<br />
Benim baharım gelince onlara güzelligi ben gösterecegim!<br />
Müfteilün,Mefailün,Müfteilün,Mefailün<br />
(c.IV.1828)<br />
• Sevgilim, deve imisim gibi, yine benim yularımı tutmus çekiyor! Onun isi, sevdigini çekip götürmek; benim isim de,<br />
yük tasımaktır!<br />
• Beni, katarın öncüsü yapmıs; o sarhos develerin hepsini de benim katarıma katmıs! Benim de yularımı tutmus, çekip<br />
götürüyor!<br />
• Ben, onun sarhos devesiyim; onun yedigi dikenine gönlümü vermisim, tapmadayım! 0, bazan benim yularımı çeker<br />
götürür, bazan da üstüme biner!<br />
• Sarhos deve cosar köpürür, ne varsa kırar döker! Fakat hiç bir deve, benim duydugum zevki duyamaz!<br />
• Gerçekten de cosup köpürünce onun avucuna elimi korum; avucum avucuna degince kanım kaynar, tepemden<br />
dumanım tüter!<br />
• Rsi küçükler gibi görürüm; yükü büyükler gibi çekerim! Yük çekmeye baslayınca, sen, isimdeki güzelligi seyret!<br />
• Nergis gözleri benim kanımı içip mahmurluktan kurtulunca, onun sabrı karan, benim sabrımı kararımı alır göstürür!<br />
• Onun yüzünün hayali, benim gözümün önüne kıble; altına benzeyen sözleri de kulagıma küpe olmustur!<br />
• Baga, bahçeye, bahara söyle; güzellikleriyle övünmesinler; benim baharım gelince, onlara güzelligi ben<br />
gösterecegim!<br />
• Sarap içtigin zaman saraba de ki: "Basımda ne dönüp duruyorsun Galiba, benim mahmurluk veren sarabımı sen<br />
kendi basında görmedin!"<br />
866. Su yeryüzünde dinlenen nagmeler, güzel sesler, gökyüzü nagmesinin çok zayıf kırıntısıdır!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c.IV, 1832)<br />
• Belki bir taraftan ansızın hos bir haber gelir diye kulagımı açtım; etrafı dikkatle dinliyorum! 0 hos haberi, sessizce<br />
bekleyip duruyorum!<br />
• Güzel sesleri, nagmeleri isitmeye alısmıs olan kulak; zaman zaman hem yeryüzünden hem de göklerden güzel sesler<br />
duyar, hos nagmeler isitir!<br />
• Aslında, su yeryüzünde dinlenen nagmeler, güzel sesler, gökyüzü nagmesinin çok zayıf kırıntısıdır! Agızlardan çıkan<br />
beden nagmeleri de, ruh ve gönül nagmelerinin fer´idir, çok zayıf sesleridir!<br />
• Gök gürlemesinin attıgı naraya bak; agaçlara nasıl tesir ediyor Yagmur müjdesi olan o feryaddan sayısız çiçekler<br />
bas gösteriyor, nese ile oynasıp duruyorlar; agaçlarda meyveye gebe olan ne kadar tomurcuklar meydana geliyor<br />
• Yokluga ses geliyor da, yokluk; "Peki!" diyor. "Mademki beni çagırıyorsun, ben, yokluktan varlık yönüne yemyesil<br />
elbiseler giyerek neseli bir halde ayak basıyorum!"<br />
• Bitkilerin hepsi de "elest sesi"ni duydular da, kosmaya basladılar; yaratanın mesti oldular! Onlar yoktular, yokluktan<br />
geldiler! Gül de, lale de, sögüt de yokluk aleminden varlık alemine geldiler!<br />
867. Baharımın nefesleri, gönlü gül bahçesine döndürdü!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. IV.1830)<br />
• Ey benim gönül alan ay yüzlü güzelim! Sen benim dostum oldugun günden beri, gönlümün nuru, agzımdan çerag<br />
gibi ısıklar saçıyor!<br />
• Senin günesinin sıcaklıgı ile gönül, zerre zerre inci oldu; su agır balçık bedenim de, bastan basa gönül kesildi!<br />
• Senin canın ile benim canım ayrı degiller, birlikte yasıyorlar! Ama sen, daha yakına gel, elini gögsümün üstüne koy!<br />
• "Basımın üstüne düsen gölge, acaba kimindir " diye sasırıp kalırım da, senin lütfun seslenir! Der ki: "Kimin olacak;<br />
benim gölgem, benim gölgem!"<br />
• Belalarla dolu olan dünya, senin yüzünden bana cennet oldu! Lutfun, öteki dünyayı nelerle dolduracak, bana ne<br />
ihsanlarda bulunacak, kim bilir<br />
• Sen, elini basımın üstüne koyunca elin, benim tacım olur; belime kusandıgım kemer de, senin saçlarındır!<br />
• Ask kesemi kaptı da, ona; "Hey! Ne yapıyorsun " diye bagırdım. 0, bana dedi ki: "Ne bagırıyorsun Hadsiz hesapsız<br />
nimetlerim senin gözünü doyurmadı mı "<br />
• Benim yapragım yoktu ama, yüregim yaprak gibi titriyordu! 0 bana; ´Korkma!" dedi. "Sen, benim emanımın<br />
haremine girdin!"<br />
• Seni bagrıma öyle bir basacagım ki, vardan da kurtulacaksın, yoktan da. Bütün gece benim çalgıcılanmı seyredecek,<br />
sarkılarımı dinleyeceksin!<br />
• Seni birlige ulastırayım, ebedî olarak mest edeyim de, benim ölümsüz zevkime iyice inan!..<br />
• Baharımın nefesleri, gönlü gül bahçesine döndürdü; erguvan renkli sarabında, yüzü gül bahçesine çevirir!<br />
868. Asık, bizim yasadıgımız su dünyada degildir;o, baska bir dünyadadır!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1861)<br />
• Sarhosların adeti, birbirleriyle dalasmak, gürültü çıkarıp kavga etmektir; kötülüklere düsmektir!<br />
• Asıga gelince, asık sarhostan da beterdir! Zaten asık, bizim yasadıgımız su dünyada degildir; o, baska bir<br />
dünyadadır! Asık olmak ne demektir; sana söyleyeyim: Ask, altın madenine düsmektir!<br />
• Ask için altının ne degeri vardır Asık, sultanların sultanıdır; ask, insanlık tacının bastan düsmesine engel olur!<br />
• Dervis, eski püskü bir hırkaya bürünmüstür ama, koltugunun altında inci vardır! 0, derbederlikten neden sıkılsın<br />
• Gül bahçesinde bülbüle arkadas olup el ele vermek, ruhanî dudu kusları ile sekerler içine dalma zamanı geldi!<br />
• Gönlüm bende degil; ben, onu sana vermisim! Senin yolunda düsmüs düsmüs yıkılmısım! Allah´a yemin ederim ki<br />
ben, düsecek baska bir yer bilmiyorum!<br />
• Kadehi kırdıysam, beni mazur gör! Çünkü ben, senin güzelliginle mest olmusum; aklım basımda degil! Elimi tut da,<br />
tehlikelere düsmeme engel ol!<br />
869. Hakk asıkları, gayb dilberine hayran olmus kalmıslardır!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1880)<br />
• Gece perdesinin arkasındaki su küçük zencilere benzeyenleri gör de, onlarla beraber can isreti sofrasına otur!<br />
• Gece oldugu için halkın hepsi de uyumus ama, asıklar açılıp saçılmıslar birbirlerine ask sırları söylemeye<br />
koyulmuslar! Askolsun; bu hal, ne de hos bir hal!..<br />
• Dostlar, Hakk asıkları cosup köpürmüs; hepsi de candan, gönülden yanıp yakılmıslar! Hepsi de gayb dilberlerine<br />
karsı gönüllerini de, gözlerini de açmıslar, onun güzelligine hayran olup kalmıslar!<br />
• Senin askına kapıldıgımdan beri, dünya askı bana haram oldu; senin »açların bana tuzak olalı, geceler bana mekan<br />
oldu!<br />
• Gece zencisi mest oldu! Hersey sarap kadehi halini aldı! Sarap kadehi ile her varlıgın mest bir hale gelisini, artık o<br />
zencinin gözünden seyret!<br />
870. Sizden önce gelenler, nice akar sular, nice bahçeler terk edip gittiler!<br />
Mefülü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1872)<br />
• Ey bos yere kendini gamlara kaptıran, elde edemedigi dünya malı için üzülüp duran gafil! Kur´an´ı aç da; "Sizden<br />
önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!"-99 ayetini oku!<br />
• Cins atı, süslü egeri yüzünden öfkelenen, gönlünü hasedle, kinle dolduran, dertlere, gussalara düsen! Yürü git;<br />
"Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!<br />
• Rçin bagırsaklarla, dolayısıyla pisliklerle dolu! Aslında sen, pislik içindesin; bir çesit pisliksin! Kendini nefsanî<br />
arzularının, kinlerinin hevasına kaptırmıssın! Ey pisliklerle beraber yasayan, pisliklere bulanan gafil kisi! Git de; "Sizden<br />
önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!<br />
• Ey davalarla, dünyaya ait isteklerle dolu seyh; ey manadan mahrum, gösterise kapılmıs zavallı! Ey yokken var gibi<br />
görünen kisi! Yürü git; "Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!<br />
• Padisahlıgına, beyligine bakma; her gün bir parça ölüyorsun! Zaten günü gelince büsbütün öleceksin, bir yıgın<br />
topragın altına gireceksin! Onu düsün de, git; "Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!"<br />
ayetini oku!<br />
• 0 güzel yüz, o güzel gözler, o isveler, nazlar, o benlikler, o kendini herkesten üstün görmeler nerede kalmıs .. Bütün<br />
beden çürüyüp dagılmıs; o güzel gözlerin oyuklarına toprak dolmus!.. Aklını basına al da, git; "Sizden önce gelen insanlar<br />
nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!<br />
• Yanagını güzellerin yanagına pek koyma, sonunu düsün; yanagın, yüzün çürümüs gitmis, onu hayal et! Yürü git;<br />
"Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!<br />
• Rstersen çok zengin ol, bagın bahçen olsun; isterse konagın, sarayın bulunsun; bunlar ölüme karsı nedir ki ..<br />
Bunlara dayanabilir misin, bunlarla ölümü yenebilir misin Yürü git; "Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice<br />
bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!<br />
• Nerede Firavun gibi, Rskender gibi, Cengiz gibi memleketler alanlar, dünyayı ele geçirenler Nerede binlerce insanın<br />
kanlarını döken zalimler Onlar halka, insanlara ne hizmette bulundular Aklını basına al da, git; "Sizden önce gelen<br />
insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!<br />
• Ey insanların tabutlarını uzaktan görüp de ders almayan, hatta ölümü düsünmeyerek gülen zavallı; ey gözleri<br />
açılmayan gafil! Yürü git; "Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!<br />
Beyitlerin sonunda tekrar edilen cümlelerde, Duhan Süresi, 44/25. ayetten iktibas vardır.<br />
871. 0 yüz, nasıl güzel bir yüzdür ki, geldi de, bagı bahçeyi süsledi!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1879)<br />
• 0 yüz, nasıl güzel bir yüzdür ki, geldi de, bagı bahçeyi süsledi Bu ne hos bir kokudur ki, o koku burnumuza geldi de,<br />
bizi mest etti<br />
• Burası cennet evi mi, yoksa meyhane mahallesi mi Ya Rabbi! Bu ne biçim ev, bu nasıl mahalle ..<br />
• Gönülde, kırmızı saraptan ibaret, kevser gibi bir ırmak akmada; gönül, sevgi ile dolmus! Ya Rabbi! Bu ırmak, nasıl<br />
bir ırmak<br />
• Ey dost! Senin güzelligini, sanatını, yaratma gücünü, kudretini anlamak için bütün dünyada çesitli memleketlerde<br />
yüzlerce bilgin kafa yormus, ölüp gitmis de, Sen yine perde arkasından çıkmamıssın ve hep perde arkasındasın! Ey dost!<br />
Bu ne huydur<br />
• Zevke dalan canlar, aska kapılmıslar da, ikiye ayrılmıslar! Bir kısmı senin askının tesiri ile sarap olmus, bir kısmı da o<br />
saraba testi kesilmislerdir!<br />
872. Sevgili; beni, kendi varlıgımdan tamamıyla kurtar!<br />
Mefulü, Mefa-îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c.IV, 1884)<br />
• Sevgilim! Gel; o gümüs kollarla boynuma sarıl, gögsüme yaslan da, benirn canım senin evin olsun!..<br />
• Ey can; ben, mest oldum, elden çıktım! Ey dost! Gel; o la´l gibi dudaklarla benim mahmurlugumu dagıt!<br />
• Ey sayıları pek az kalmıs olan Hakk asıklarının sakîsi; ey herkesi mest edip bastan çıkaran! Bu sarabı hangi küpten<br />
doldurdun Ey zulmüne kul oldugum sevgili; beni, kendi varlıgımdan tamamıyla kurtar!<br />
• Mademki sen benimle berabersin, hem benim utanma perdemi yırt, hem de gönlümün kanını dök! Ne mutlu bana,<br />
ne mutlu bana!..<br />
• Dosttan gelen sitem, sitem degildir! Mest olmus kisinin suçu bagıslanır; bos yere beni kırma, beni üzme!..<br />
• Ey benim canım! Güzelliginin madeninden, kaynagından çık da, su meydana salına salına gel; madende kaldıkça,<br />
altın bile parlamaz!<br />
• Senin güzelligin, madeninden çıkmıs bir la´l; hangi asıkla beraber olursa, o asıgın canı gama, gussaya düsmez! Can<br />
da, bedende iken hiç kimse kefene sarılmaz, mezara gömülmez!<br />
873. Bir evde iki ev sahibi olursa, o ev yıkık yere döner!<br />
Mefülü, Mefa-îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c.IV, 1883)<br />
• 0 olmadan ne yürümeye, gitmeye, ne de agız açıp söylemeye imkan vardır O´nsuz oturmak mümkün olmadıgı gibi,<br />
yatıp uyumak da mümkün degildir!<br />
• Ey Hakk kuyusunu çalan kisi! Sen, asık olmadıgın için aklın basında oldugundan ve her an bas çekip durdugundan,<br />
bu kapının açılmasına imkan yok tur!<br />
• Bas çekmek, tamahtan ileri gelir! Dünya malına tamah eden kisi, altın ister servet için, yüksek mevkilere ulasmak<br />
için olmayacak isler yapar; kan bile döker!<br />
• Halbuki o tatlı yüzlü asık, Hakk kapısının açılması için varını yogunu, hatta canını bile ; gönül, kus gibi su penceresiz<br />
kubbeden uçar gider!<br />
• "Söyle olsaydı!" "Böyle olsaydı!" "Su gerek!" "Bu gerek!" gibi sözler, gizli sirkten dogar! Fakat gerçek Hakk kulu,<br />
süsen gibi, bu vesveseden kurtulur!-<br />
"Rbrahim Hakkı Hazretleri ne güzel söylemis:<br />
"Deme, su niçin söyle<br />
Yerindedir ol öyle<br />
Bak, sonunu seyr eyle<br />
Mevla görelim neyler<br />
Neylerse giizel eyler."<br />
• Ne gerekse 0 yapar, 0 meydana getirir! 0, tamamıyla inciler yagdırır! Yani 0 herseyi iyi olan, dogru olan tatlı sakînin<br />
neleri vardır, neleri ..<br />
• Bir evde iki ev sahibi olursa, o ev, yıkık yere döner! Ev sahibi O´dur; bense kulum! Ben, su gibi alttayım; 0, yag gibi<br />
üsttedir!-<br />
"Bir sair de; "Bir evde dü-zen olsa, düzen olmaz o evde." (Bir evde iki kadın olursa, o evde düzen olmaz.) demistir."<br />
874. Ben gittim, sevgilinin ayaklarına kapandım;<br />
can da geldi, benim ayaklarıma kapandı!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1858)<br />
* Gönlümün O´na karsı duydugu derin sevgi yüzünden dayanamadım, gittim, sevgilinin ayaklarına kapandım! Benim<br />
bu halimi, bu nesemi gören can da, gizlice geldi, benim ayaklarıma kapandı!<br />
* Fakat bir gün olur da, asktan haberi olmayan ham kisiler gibi, sevgiliye hizmette kusur edersem, gönlüm bana darılır<br />
da, canıma düsman kesilir, ayrılıgı bana layık görür!<br />
* Seher zamanlarında canımın, sevgilinin ayakları altında toprak olmasını dua ettim de, duama, candan "Amin!" sesleri<br />
geldigini duydum!<br />
* Bu gönül, o gizli güzele, manen nasıl yol buldu da ulastı Su can, O´nun canıma canlar katan sevgilim oldugunu nasıl<br />
bir koku aldı da anladı<br />
• 0 bana bir kadeh can sarabı sundu! Ben, nazlandım da; "îstemem!" dedim! "´îstemem!´ olmaz; hatırım için al!" dedi!<br />
• 0 verdiği saf sarabı tattım; sonra bana bir de tortulu sarap verdi! Öyle bir tortulu, öyle bir yıllanmıs sarap ki, onu<br />
içince benim saflıgım, olgunlugum kemale erdi!<br />
875. Ask denizi ne asagıda yeryüzündedir, ne de gökyüzündedir; o, gönüldedir!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1954)<br />
• Ey asıklar! Rçtiginiz içkiler, sevgi sarapları, her zaman içinize sinsin; sizi rahatsız etmesin, agzınızın tadını bozmasın!<br />
Size afiyetler olsun!<br />
• Ey asıklar; afiyetler olsun!" sesleri, arsa kadar yükseldi! Bu söz kervanı arsı astı, ta ötelere ulastı!<br />
• Deniz kıyısından niçin bahsedeyim Can denizinin kıyısı yoktur ki! Ey asıklar; bu can denizi, mekandan da üstündür,<br />
mekansızlıktan da!<br />
• Ey asıklar! 0 nisansız, essiz, benzeri olmayan, o akıl almaz aziz varlıgın eserleri karsısında bizler, bazan dalgalar gibi<br />
ayaktayız, bazan da yerlere kapanıp secdeler etmedeyiz!<br />
• Ey asıklar, ey candan geçenler! Birisi; "Siz kimsiniz " diye sorarsa, hemen su cevabı veriniz! Deyiniz ki; "Bizler,<br />
canın canına can olanlarız!"<br />
• Ey asıklar! Birisi dalgıç degilse, yüzmek bilmiyorsa üzülmesin! Çünkü, can denizi bagıslayıcıdır! Hem de asıklara<br />
incileri bedava, parasız bagıslar!<br />
• Ey asıklar! "Su söyle olmalı imis!" "Bu böyle olacakmıs!" gibi sözler var ya bu sözler, halkı almıs bir çukura<br />
sürüklemistir! Biz, bu sözlerden de kurtulduk, bu düsüncelerden de!<br />
• Gayb aleminin av yerinden; "Sen atmadın; attıgın okları Allah attı!"-denmede! Ey asıklar! 0 oklar, yaysız, kirissiz<br />
olarak her zaman atılıp durmadadır!<br />
"Enfai Süresi, 8/17. ayete isaret var."<br />
• Ey asıklar! Gönlümü kaybetmistim! Onu arayıp bulmaktan ümidimi kestim; döndüm geldim! Bir de baktım ki o,<br />
sevgili ile uyumus kalmıs!<br />
• Ey asıklar! Kaybettigim gönlü, sevgilinin yanında bulunca, ona dedim ki:<br />
"Ne de güzel yatılacak yer seçmissin!" Gönül, güldü de bana dedi ki: "Gül alan, elbette gülbahçesinden gül alır!"<br />
• Ey asıklar! Benim ayagımın altında gül vardır; onların ayakları altında da kil var! Fakat, bunu inkar edenlerin<br />
meclisinde bu hakikati nasıl söyleyebilirim<br />
• Ey asıklar! Canımızın sevgilinin askı ile mest oldugu an, ne mutlu andır! Biz, o an öyle bir hale geliriz ki, iyiyi de,<br />
kötüyü de birbirinden ayırt edemeyiz!<br />
• Ey asıklar! Bu ask denizi, esi görülmemis bir denizdir; buna akıl ermez! 0, ne asagıda yeryüzündedir, ne de yukarıda<br />
gökyüzündedir! îkisinin de ortasındadır; aslında gönüldedir! ´<br />
• Ey asıklar! Sems-i Tebrizî hazretlerinin parıltıları sarktan belirince, yeryüzü de can deryası oldu, gökyüzü de!..<br />
876. Siirim, siirin elbisesidir; fakat, siirin içinde kim var<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün. Failatün, Failatün<br />
(c. IV,1949)<br />
• Sen´i övdügüm zaman söyledigim sözleri ölü bir müride söylesem, mürid dirilir, kefenini atıp kalkar!<br />
• Halbuki, benim müridim ölmez! Çünkü o, lütuflar sahibi Hakk´ın sakîlerinin elinden ab-ı hayat içmistir!<br />
• Ey dirilere kurtulus, ölülere can olan sevgili! Sen; içimde put yontarsın, dısımda put kırarsın!<br />
• Rüzgar, Sen´in yüzünden perdeyi söyle bir kaldırsa, gül, utancından erir, su olur! Ne yesillik güzel kalır, ne de ben<br />
kalırım!<br />
• Bir an için olsun, saraba benzeyen dudaklarını açarsan, gül bahçesinde her yaseminin yapragı mahmurluktan üç<br />
batman olur!<br />
• Bir zaman gelir de, asıklara dem sunar, gönül verirsen, can, zahitlikten kurtulur; biz de, kendimizden geçer gideriz!<br />
• Sen´in bir seyini çalmadıysa, gönlü niçin asmıslar Hırsızın sonu asılmaktır; baska çare yok!<br />
• Her güzellik hırsızı böyle asılsaydı, bütün alem, kadın erkek hırsız olmak sevdasına düserdir!<br />
• Bu çesit asılmaktaki kerametlerin küçügü, ab-ı hayat içmektir, ölümsüzlüge ermektir!<br />
• Mumdaki yanısın tadını zümrüdankaya tattırsaydın, ona pervane gibi kanatlar vermis olurdun da, kendisini yakar<br />
yandırırdı!<br />
• Sanatındaki güzellik, bir an için puthaneye düstü de, bazan puta tapan, put oldu, bazan da put, puta tapan oldu!<br />
• Hz. Ahmed´in medh ü senası haçın üstüne naks edilince, puttan vahdet sırları apaçık duyuldu!<br />
• Ey Hoten güzeli! Askın geldi, gönlün üstüne bindi de, dedi ki: "Böyle bir atı kosturdukça kosturmalı<br />
• Coskunlugun, aklımı basımdan aldı; ben, fitnelere düstüm! Zaten akılsızın nasibi, fitnelere düsmektir; ona bu<br />
layıktır!<br />
• Ben neredeyim, siir nerede Fakat, Türk´ün biri gelir de bana nefes ederse üfürürse, ona; "Hey; sen kimsin " derim!<br />
• Türk kim, Tacik kim, Rum kim, Zenci kim Sen, mülk sahibisin; her gizliyi, her açıgı çok iyi, inceden inceye bilirsin!<br />
• Siirim, siirin elbisesidir; fakat, siirin içinde kim var Ya elbiseyi süsleyen huri, yahut da elbiseyi soyan seytan!..<br />
• Seytanın siirini basımızdan atalım, huriyi bagrımıza basalım!<br />
877. Ben; susan, hareket etmeyen bir avuç topraktım;Sen beni var ettin!<br />
Meffllü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. IV,1934)<br />
• Ey aydın ısık; bizi bırakıp gitme! Gitme de, Sen´in ısıgınla benim gibi manen olmüs binlerce ölü dirilsin!<br />
• Sen´in ısıgınla her dikenin gönlünden yüzlerce nergis, yüzlerce yasemin, yüzlerce süsen açılıp saçılsın!<br />
• Her dal, binlerce meyve versin; her taze gül, binlerce gül bahçesi kesilsin!<br />
*Gecenin canına, ısık gibisin; yahut, her ısık saçan kandilin canına yag gibisin!<br />
*Evin penceresinden günes gibi içeri girersin; yahut, kapısı kapalı evin penceresisi<br />
*Günes, Sen´in yüzünden atesler içinde kalmıs; yahut ay, Sen´in için gökyüzüne harman sermis!<br />
*Sen´den baska hiç kimse kıs mevsiminden baharın intikamını alamaz!<br />
• Bag da, bahçe de, çayır çimen de Sen´in askınla cosmus! Gül, Sen´in sevdana kapılmıs da, yakasını, etegini yırtmıs!<br />
• Pazardan geçtigin gün, Sen´i gören her erkek, her kadın kendinden geçer, kendini bırakıp gider!<br />
• Sen sabah sarabı oldugun gece, beden de, can da harap olur gider!<br />
• "Sus!" dedin, emrine uyup susuyorum! Çünkü Sen, beni söyletmek istemiyorsun!<br />
• Gönül rebabının kulagını bükersen, o zaman ben; "Ten, tenen, ten!" diye söylenmeye baslarım!<br />
• Ben, zaten susan, hareket etmeyen bir avuç topraktım; Sen, beni var ederek mestettin!<br />
• Ben, su varlıgı bırakayım, toprak olayım da, beni bir baska sekilde yarat, baska sekilde var et!<br />
• Sus; söz de varlıktan dogar! "Susunuz!" emrine uy, dilsiz ol!<br />
"Suresi, 7/204. ayete isaret var."<br />
878. Her an, su gökyüzünden ses gelmededir!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1948)<br />
• Her an, su gökkubbesinden ses gelmededir! Bu ses; "Biz, gögü kudretimizle yaptık; Biz, onu genisletmedeyiz!"<br />
ayetini okumadadır!<br />
"Zariyat Suresi, 51/47. ayete isaret var."<br />
• Toprak olacak, çürüyecek bu bas kulagı ile degil de, can kulagı ile bu sesi duyanlar, zaman zaman; "Tövbe ederler,<br />
ibadet ederler, hamd ederler, oruç tutarlar!"<br />
" Tevbe Suresi, 9/112. ayete isaret var."<br />
• Yüce dereceler sahibi Allah´tan bir merdiven elde edin! Çünkü: "Ruhlar da, melekler de O´na yükselirler!"<br />
"Mearic Suresi, 70/4. ayete isaret var."<br />
• Hayal marangozu, ne zaman göge bir merdiven kurar; buna imkan var mı Bu merdiven, ancak; "Her sey dönüp<br />
Biz´e gelir!"diye buyuranın elindedir!<br />
"Enbiya Suresi, 21/93. ayete isaret var."<br />
• Bu merdiveni, sabır ve sükür keseri ile yapmadıkça; "O´na, ancak sabredenler nail olur!" ayetini okumaya kalkısma!<br />
" Kasas Suresi, 28/80. ayete isaret var."<br />
• Bu keser, kimin elinde, onu gör de, ona hosça teslim ol! Yoksa; "Biz üstünüz!"deyip de, keserle inada kalkısma!..<br />
"Suara Suresi, 26/44. ayete isaret var."<br />
• Birkaç basamak yükselince, sag taraf ehlinden, iyi insanlardan olursun fakat, damın üstüne çıkınca; "îleri gidenlerin<br />
de ilerisine geçersin!"<br />
"Vakıa Suresi, 56/10. ayete isaret var."<br />
• Ey sofu! Dünya tekkesinin sofusu isen, yüksel; "Gerçekten de biz, saf kuranlarız!" diyenlerin safına gir!<br />
"Saffat Suresi, 37/165. ayete isaret var."<br />
• Fakirlik, yoksulluk tamamlanıp son haddine varınca; "Allah´tan baska bir sey kalmaz!" sözüne kulak ver! Fıkıh ilmi ile<br />
ugrasıyorsan; "Onlar anlamalar!" kelamından kendini kurtar!<br />
111 Saffat Suresi, 37/165. ayete isaret var.<br />
112 Kasas Suresi, 28/88. ayete isaret var.<br />
113 Enfal Suresi, 8/65. ayete isaret var.<br />
* Nun harfi gibi rukuda isen, kalem gibi secdeye kapanmıs isen; "Nun ve kaleme ve yazdıklarına yemin ederim<br />
ki!"ayetinde oldugu gibi, yazılanlara ulas; onların manaları ile birles!<br />
"Kalem Suresi, 68/1. ayete isaret var."<br />
* "Onlar görür!" vaktinden önce; "Yakında görür!" ayetinin gözü gibi ol! Dalkavukların önünde dalkavukluk edenin<br />
hali gibi, bu dayanma, bu sabır ne olur<br />
"Kehf Suresi, 18/53. ayete isaret var. "<br />
• Sedir agacı gibi kök sal da; "Onda hiç bir süphe yok!" alemine dal! Böylece ölüm nefesinden, dalın, yapragın<br />
titremesin!<br />
"Bakara Suresi, 2/2. ayete isaret var. "<br />
• Dikkat et de bak! 0 bahçe; "Üstünde dolasan felaket yüzünden kavrulmus, kararmıs!" Onların düsünceleri de<br />
yanmıs, bahçeleri de! Halbuki; "Onlar, uyuyakalmıs!"<br />
"Kalem Suresi, 68/19. ayete isaret var."<br />
879. Yenyüzünün bütün sırları, ilkbahar mevsiminde kendini gösterir!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,1945)<br />
• Basa hosluk veren her sey, sevgilinin bir kokusudur; gönlü hayretlere düsüren her sey, sevgiliden gelen bir ısıktır!<br />
• Rkbahar gelince toprakda ve topraktan bas kaldıran her seyde gördügün o coskunluk nedendir, biliyor musun Benim<br />
ask meyhanecim, yeryüzüne bir yudum ask sarabı döktü de, ondan!..<br />
• Kimi duygusuz, donmus görürsen, bil ki, bu dünyaya, bu dünya isine asık olmus, kendini ona vermistir! Sen, onun<br />
isine bakma; sen, benim isime bak!<br />
• Yeryüzünün bütün sırları, ilkbahar mevsiminde kendini gösterir, meydana çıkar! Benim baharım gelince de, benim<br />
sırlarım gönülden bas kaldırır, yeserir!<br />
• Yeryüzünün gül bahçeleri, yeryüzü dikenleri ile örtülür! Halbuki, benirn gül bahçem açılınca, benim dikenim kalmaz!<br />
• Sonbaharda sararıp solanlara, hasta olanlara ilkbahar bir serbet içirir; fakat benim ilkbaharım gelince, benim<br />
hastalıgım basgösterir!<br />
• Soguk soguk esen sonbahar rüzgarı nedir, bilir misin Senin inkarının nefesidir! îlbahar mevsiminde esen hos kokulu<br />
tatlı rüzgar nedir Benim imanım, ikrar nefesimdir!<br />
880. Ney gibi beni feryada getiren Sen´sin!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c.IV, 1914)<br />
• Eger beni istiyorsan, sarap kadehini bana sun; eger beni istemiyorsan, eger bana doymus, benden bıkmıs isen, iste<br />
ben gidiyorum; beni bırak!..<br />
• Beni ney gibi feryada getiren Sen´sin; beni, çeng gibi akord et, seslendir!<br />
• Bana; "Senin güzel sesin var; seslen, bir seyler söyle!" diye, def gibi, silleler vurup duruyorsun!..<br />
• Zaten ben, def gibi, senin elindeyim; yüzümü sana çevirmisim, kendimi sana teslim etmisim! Yüzümü kafa yerine<br />
koy, silleler vur; çekinme!..<br />
• Ey ney; sen, gece gündüz neyzenin dudagı ile dost olmussun! Ne olur, o dudaktan bir öpücük de bize iste!..<br />
• Sen, öpüse düskünsün; daima neyzeni öpüp duruyorsun! Bu yüzden de horlanıyorsun, küçük görülüyorsun! Ama<br />
sen; "Cömertlik et; bizi de öp!" desem, beni dinlemezsin!<br />
* Ey ney! Sen, yaralı bir kamıs parçası idin; seni çalan dudakların efsunu ile .ekerle doldun! Ey seker kamısı; haydi,<br />
sekerle doldugun için sükret!<br />
* Ey ney! Güzel sesin var ama, bu sükür sayılmaz! Seker gibi tatlı bir sesin var ya, sen, o sesle seslen, o sesle<br />
sükret!<br />
881. Cismanî arzularının baglarından kurtul da,<br />
can padisahının emanına ulas!<br />
Mefülü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. IV,1931)<br />
• Akıl, askın elinden afyon yuttu ve bu yüzden delirdi!<br />
• Bugün, delinin askı da, akıllının aklı da deli divane oldu!<br />
• Denize asık olan ırmak, denize dogru kosup onun kucagına düsünce, kendisi deniz oldu; ırmaklıgı kalmadı!..<br />
• Akıl kalktı, aska gitti; onu, bir kan denizi olarak gördü! Onun içine girdi ve ortasına oturdu!<br />
• Kan dalgaları, aklın basından astı; onu her tarafından sarıp "cihetsizlik"e dogru götürmeye çalıstı!<br />
• Sonunda akıl, kendisini tamamıyla kaybetti; askla gençlesip güzellesti!<br />
• Kendini kaybedince öyle bir yere ulastı ki, orada ne yer var, ne de gök!<br />
• Rleri gitse ayagı yok; otursa ziyan edecek!<br />
• Derken, ansızın o mahvolus yanından (bî-çün: neliksiz, niteliksizlik) nur dünyasından<br />
• Latîf nurlardan meydana gelmis bir sancakla yüzbinlerce mızrak gördü anlara meftun oldu!<br />
• Saskınlıga tutulmus, yürüyemez hale gelmis olan ayagı yürür oldu; o acaip alemde yola düstü, yürümeye basladı!<br />
• "Belki oraya ayak basarım da, kendimden de kurtulurum, kendimden asagı olanlardan da kurtulurum!" diye<br />
düsünüyordu!<br />
• Derken, önüne iki vadi çıktı; birisi ates dolu idi, öbürü ise güllük gülistanlıktı!<br />
• "Atese atıl, atesin içine gir de, gül bahçesinde neselere, safalara dal!" diye hatiften bir ses geldi. 0 ses diyordu ki:<br />
• "Dikkatli ol; eger önündeki atese dalmaz da güllük vadisine dalarsan, kendini külhan atesinin içinde bulursun!..<br />
• Ates vadisine dalarsan, Hz. îsa gibi, meleklerin kanatları üstünde göklere yükselirsin! Eger sasırır da gülistana<br />
girersen, Karun gibi, yerin dibine gömülrsün!<br />
• Kaç; dünyaya ait cismanî arzularının baglarından kurtul da, can padisahının emanına ulas!"<br />
• 0 padisah, Tebrizlilerin övündükleri Semseddin´dir! Sen de onu öv; o, bütün övgülerin, medh ü senaların üstündedir!<br />
"Hz. Mevlana bu gazelinde, Hakk asıgının hakikate varması için atesten gömlek giymesi gerektigini, çok hos<br />
benzetmelerle açıklamaktadır. Seyh Galib hazretleri de Hüsn ü Ask adlı kitabında, Asıgın atesten nehirleri geçmesi<br />
gerektigini anlatır. Esrefoglu Rümî hazretleri de; "0l dost için aguları / Seker gibi yutmak gerek" diye buyuruyor. Fransız<br />
yazan Andre Gide de Dar Kapı adlı romanında, asıgın çok ızdırap çekmesi, çok sıkıntılara katlanması, çok dar kapılardan<br />
geçmesi gerektigi üzerinde duruyor ."<br />
882. Küfürle iman, yumurtanın akı ile sarısına benzer!<br />
Aralarında bir berzah vardır; birbirlerine karısmazlar!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,1940)<br />
• Ey ermis kisilerin canı! Ay, sevkinle oynuyor; Zühre yıldızı da askınla tef çalıyor! Kadınlar da, tefleri ile askımızı<br />
etrafa yayıyorlar!<br />
• Benim askımla Sen´in güzelligin, her meclisde söylenmededir, her meclise meze olmustur! "Evvelce söyle idi, simdi<br />
böyle oldu!" diye, bizim askımız, bütün sehirde herkesin dilindedir!<br />
• Gönüllerde, ask okundan yüzbinlerce yara var fakat, ortada ne ok görülüyor, ne de yay!<br />
• Asıgın kanı, gözyası oldu! 0 gözyasından yesillikler bitti ve bu yesilliklere gül yüzün aksetti de, her taraf güllük<br />
gülistanlık oldu!<br />
• Kıs gibi soguk ayrılık, yolları kesmisti, kaplamıstı da, bagın bahçenin çiçekleri bir zindanda hapsolup kalmıslardı!<br />
• Baharın adaleti ile yollar emniyete kavustu! Bu yüzden yesillikler, ellerinde yalın kılıçlarla göründüler; goncalar da,<br />
mızrakları ellerinde olarak meydana çıktılar!<br />
• Ey insanlar; kalkın, dısarı çıkın! Atlarınıza binin ve kırlara açılın; baglara bahçelere gidin! Onlar; ötelerden, çok uzak<br />
yollardan geldiler! Onları karsılamak, onlara; "Hosgeldiniz!" demek adettir!<br />
• 0 yesillikler, yüklerini, denklerini bagladılar; yokluk ülkesinden kalktılar, deniz tarafından geldiler! Denizden gelirken<br />
günesin yüzünden havaya çıktılar, göklere buse verdiler!<br />
• Onlar; burç burç bütün gökleri dolastılar, her yıldızdan yararlandılar, sermaye aldılar! Ve nihayet bize, su toprak<br />
alemine bir çok armaganlarla geldiler!<br />
• Su ile ates, onlara, gökyüzünden her an yardım etmededir! Onlar, birkaç gün su yeryüzünde misafir olarak kalırlar;<br />
sonra yine giderler! Bu hep böyledir; böyle gelir, böyle gider, böyle sürer!<br />
• Onların sofraları, rüzgarın basındadır; kaseleri de seher rüzgarının elindedir! Onların yedikleri yemekler, o sofraya<br />
oturanlardan baskasından gizlidir! Çünkü, yemek kaplarının üstünde kapaklar vardır!<br />
• Sofralar gelince herkes; "Tabaklarda ne var " diye soruyorlar! Soranlara hal dili ile diyorlar ki:<br />
• "Herkes bu sırlara mahrem olsaydı, tabaklar hiç örtülür müydü Canın gıdası, can gibi gizlidir; bedenin gıdası ise,<br />
ekmek gibi meydandadır!<br />
• Ekmegin zevkini, ancak aç kimse bilir; tok olan, o zevki, hiç bilmez! Ekmekçi dükkanındaki ekmeklerden dükkanın<br />
ne haberi vardır<br />
• Ekmekçi aç olsaydı, ekmegi hiç satmazdı; seher rüzgarı gülün kıymetini bilseydi, onu saçıp dökmezdi!<br />
• Sevgilinin kadrini bilmeyenin, onu elden çıkaranın zevki, askı yoktur; o, asık degildir! 0, gerçekten de degersiz, alçak<br />
bir kimsedir!<br />
• Gizlemek, meydana çıkarmaya tam sebeptir; susmak, dilsiz gibi davranmak da, anlatısın ta kendisidir!<br />
• Hayatta iken yaptıkların, her düsünce çocugunun, senin ölümünden sonra mezarının etrafında; "Baba, baba!" diye<br />
dönüp dolastıklarını görürsün!<br />
• Güzel düsüncelerinden huriler, güzel dehkanlılar dogar; çirkin düsüncelerinden ise koca seytanlar meydana gelir!<br />
• Mühendisin gizli düsüncesini, tasavvurunu seyret; ondan kösk olmus, saray meydana gelmis! Ezelî takdirin sırrına<br />
bak; ondan bunca dünyalar var olmus!<br />
* Kendi sırrını, gizledigin seyi biliyorsun ama, o gizlideki gizleneni bilmiyorsun! Gizlenen, gönüle benzer; gizledigin sey<br />
de, dil gibidir!<br />
• Gizledigin sey güzel bile olsa, emin olma! Emin olma ki, emin olmayanlar daima eman bulurlar!<br />
• Selvinin bas kaldırıp yükselmesi, gülün gülmesi, bülbülün ötmesi, güzel, sıcak yüzlü meyveler hep sonbaharın soguk<br />
rüzgarının nefesidir!<br />
• Mutlu zamanlarımızda nice defalar betimiz benzimiz sararıp soldu! Gayb aleminden fırlayıp gelen nice oklar var!<br />
• Lalenin yanakları parıl parıl parlıyor! Padisahın kızgınlıgından gönlü yanmıs basagın içi faydalarla dolu fakat, derin<br />
düsüncelere dalmıs, boynu bükülmüs!<br />
• Penbe gül, kırmızı gülün inadına bir dükkan açmıs, renklerle süslenmis ama, kokusu yok!<br />
• Asmaların ayakları kaydı da, yere yüz koydular! Fakat sonunda; "Secde ederler!" hitabıyla koruklukları öldü,<br />
olgunlastılar ve üzüm verir hale geldiler!<br />
"Rahman Suresi, 55/6. ayete isaret edilmistir."<br />
• "Ey sasırıp kalmıs nergis! Aptal aptal bahçeye bakıp duruyorsun!" dedim. Dedi ki: "Ben herkesin kusurunu arıyorum;<br />
öyle bir haldeyim ki, dünyalara sıgamıyorum!"<br />
• "Ey süsen! Yazıklar olsun sana; dilini niçin çıkardın " diye sordum. "Ya bizim gibi konusma, dilini tut, yahut da<br />
durumu anlat!"<br />
• Dedi ki: "Dilim söz söylemez ama, halimizi bildirir! Rsin sonu iyi olmasaydı, hiç çimenler gelisir, yeserir miydi "<br />
• Sögüt agacına dedim ki: "Neden bodur bir halde yaya kaldın, boyun uzamadı " Dedi ki: "Ben küçük kalmayı, gönül<br />
alçaklıgını akarsudan ögrendimde, ondan!"<br />
• Kırmızı elmanın eksi olusu, bir bakıma, sevgiliyi hatırlatmaktadır! Çünkü, güzellerin somurtması, onları daha güzel<br />
bir hale getirmektedir, onları süslemektedir! "<br />
• Ya seftali agacının dalları neden kısadır, alçaktır Seftali toplayanlara seftalilerini kolayca vermek için degil mi ,<br />
• "Ey kavak agacı!" dedim. "Su uzayıp gitme ile, aleme rezil oluyorsun! çünkü, ne çiçegin var, ne de meyven!" "Sus!"<br />
dedi. "Aklını basına al, böyle ; söyleme!..<br />
• Eger benim çiçegim, meyvem olsaydı, senin gibi kendimi begenirdim, benlige kapılırdım! Halbuki simdi, kendimi<br />
görmeme imkan yok! Basımı kaldırmısım, yukarıdan bakıyorum ama ben, kendini görenleri, benlige kapılanları seyredip<br />
duruyorum!"<br />
• Nar, ayvaya; "Benzin neder sarı " diye soruyor. 0 da; "Senin içinde sakladıgın inci taneleri yüzünden sarardım<br />
soldum!" diye cevap veriyor.<br />
• Nar ona; "îçimde sakladıgım incileri nasıl oldu da bildin " diye sordu. Avva da dedi ki: "Kabına sıgamıyorsun;<br />
gülüyorsun, nar tanelerini gösteriyorsun! Onun için bildim!<br />
• Sen, daima gülüyorsun! ister gül, ister gülme; alem, cennettekilerin gönülleri gibi, senin yüzünden neseli, senin<br />
yüzünden gülüyor!<br />
• Fakat, simsek gibi gülüs, bulut gibi aglayısın sebebidir! Bulut aglamasaydı, simsek çakmazdı, gülmezdi!"<br />
• Topragın yüzünü kara, fakat içini aydın gördüm! Anladım ki, su geldi de onun içini yıkadı, onu tertemiz bir hale<br />
soktu!<br />
• Topragın içi temizlenince, o da, temiz su ile dost oldu, onu bagrına bastı! Bu dostluk, bu sevgi yüzünden kara<br />
toprak, cennet bahçelerinde oldugu gibi, sayıya sıgmaz dallar bitirdi, meyveler verdi!<br />
• Su hıyarlar, su kavunlar, hac kervanlarında yaya kalmıs hacılar gibi, yavas yavas ayaklarını sürüyerek yorgun argın<br />
geliyorlar!<br />
• Kanlar içen çöle bakarsan görürsün ki, emana kavusmak için "Ol!" emrine uyuyor da, herseyi; "Lebbeyk!" deyip<br />
yokluktan varlık alemine kosa kosa geliyor!<br />
"Bakara Suresi, 2/117. ayete isaret var."<br />
• Yukarıda; "Yaya kalmıslar!" dedim; bu da söz mü Onlar; Ashab-ı Kehf gibi uykuda bile yol alıyorlar! Hani onlar yan<br />
üstüne yatmıslardı ama, ta ötelere, göklere kadar gitmislerdi!<br />
• Bu topluluga, su kabagı da gelip katıldı, ipe tırmandı! Bu tırmanısı o nerede gördü, nereden bildi, kimden ögrendi 0<br />
çıkıp giden, uzayıp yükselen ipi ona verenden bildi, ondan ögrendi! .<br />
• Su yesillikler, su yasemenler, su meyveler zaten bizim rızkımız; çöllerde, ovalarda bulunan o ot, o diken, o toprak<br />
onun rızkı!..<br />
• Herkesin rızkı baska çesit; o nasip, o meyve, o rızık baska toplulugun! Bizim onlardan tiksinmemiz, onların üstüne<br />
düsmeyisimiz, onları bizden koruyor!<br />
• Yüzbinlerce karıncanın, yılanın, yüzbinlerce rızık yiyen canlıların her biri, payını aramadadır; her biri feryad edip<br />
durmadadır!<br />
• Her ilaç, bir derdin dermanı; her seyin bir iste neticesi var! Hani sifalı otlar var ya, hekimlik bilgisine sahip<br />
olanlardan baska hiç kimse onları bilmez, tanımaz!<br />
• Ot vardır, bize zehirdir! Onlarca panzehir, bize göre dikendir fakat, deveye hurmadır!<br />
* Cevizle bademin içi özdür, güzeldir; dısı kabuktur! Özler, tıpkı tavuk yumurtası gibi, kabukları içinde olgunlasır!<br />
* Hurma, dıstan hostur ama, içi çekirdeklidir! Onun aksi ol, ey merhametli dost! încir gibi için de güzel olsun, dısın da!<br />
* Agacın su çekisi kökten baslar! Cenab-ı Hakk´ın, canı merdivensiz olarak yücelere çekisi gibi, ta yukarılara, dalların<br />
ucuna kadar çeker götürür!<br />
* Su esip duran rüzgar, çiçek tozlarını ve meyvelerin tohumlarını erkeklerin organlarından alır, dallara, topraklara<br />
götürür! Böylece, dallar ile topraklar gebe kalır! Rüzgarlar, sanki erkek Arap atlarıdır; dallar da disileri, asraklarıdır!<br />
* Bahar mevsiminde kuslar, sıcak yerlere göçerler! Serseri misafirler gibi surada burada yuva yaparlar, bir müddet<br />
orada kalırlar!<br />
* Kuslar ötüsürken, binlerce sırlar söylerler; "Filan göçecek, filan onun yerini utacak!" derler!<br />
* Su hüdhüdler, Hz. Süleyman´dan mektup getirmislerdir! Fakat, nerede kus dilini bilen bir kisi ki, o mektupları<br />
terceme etsin!<br />
* Leylek, bütün kusların arifidir; "Leklek!" der dururlar! Onun ne dedigini biliyor musun "Ey yardımı istenen Allah;<br />
mülk de Sen´indir, emir de »Sen´indir! Hamd ve sena, ancak Sana mahsustur!.."<br />
* Ey can! Yaylaya çıkma zamanı geldi; kıslık beden evini bırak! Türkmenlerin adetini, hiç olmazsa kuslardan ögren!..<br />
* Kuslar gibi, kendine kendin gözcü ol! Allah´ı tesbih et; tesbihin, sana ordugah olur! Allah´ı tesbih et!<br />
* Ask, öyle bir günestir ki, ancak asıkların gönüllerini yakar yandırır! Ona, Rkbahar, sonbahar yol bulamaz; ancak can<br />
sevgisi yol bulabilir!<br />
* Mademki ask bizi zamandan da, zeminden de çıkarıp götürmededir, o halde, emin olalım; yok olmayacagız! Onun<br />
lütfu ile, ihsanı ile, onun cömertligi ile biz, ölümsüzüz!<br />
"Faruk Nafiz merhumun su mısralan da bize müjde veriyor:<br />
"0 büyük Rabb ki, ufuklar boyu nimetlerini<br />
Hüsn ü an, reng-i füsun, ask-ı cünun mahserini<br />
Gayr-i kafî görerek sevdigi biz kullarına<br />
Simdiden va´d ediyor baska bir alem yarına"<br />
* Su yeryüzünü de, su zamanı da, içinde bir kus yavrusu bulunan bir yumurta gibi düsün! Kus, karanlık yerde<br />
mahbustur; kanadı kırıktır, hor ve hakir görülrnededir!<br />
• Küfürle iman, yumurtanın akı ile sarısına benzer; aralarını ayıran bir berzah vardır! Bu sebeple, birbirlerine<br />
karısmazlar!<br />
"Rahman Suresi, 55/20. ayete isaret var."<br />
• Anaç kus, Allah´ın, lütuf ve keremi sonucu olarak, ona verdiği analık duygusu ile yumurtayı kanatları altına alınca<br />
yavru kus, küfrü de, imanı da yok ederek yumurtadan "vahdet kusu, birlik kusu" olarak çıkar!<br />
" Bu son üç beyitte, "vahdet-birlik" konusu, yumurta örnegi ile anlatılmaktadır. Yanlıs anlasılmaması için bazı<br />
marozatta bulunacagım: Önce; küfür nedir, iman nedir, onu arzedeyim. Küfür; Allah´ı inkar etmektir. Rman ise, Allah´ın<br />
varlıgına inanmaktır. Aslında, küfür de bir inançtır. Yani, küfrü benimseyen kafir dedigimiz kisi de, Allah´ı inkar etme<br />
inancını tasımaktadır. Allah´ın varlıgına inanan "mümin" ile inanmayan "kafir", birbirine zıt düsen inanç sahipleridirler.<br />
Biz, bizim inancımızı tasımayanlara kafir diyoruz. hiristiyanlar, musevîler de, bizim dinimizde degillerdir ama, Allah´a onlar<br />
da inanmaktadırlar. Biz, onlara da kafir mi diyecegiz<br />
Mevlana, kafir dedigimiz kisinin son nefesinde imana gelebilecegini düsünerek hiç kimseye kafir dememektedir.<br />
Müslümanlık, Allah´ın en son gelen semavî dinidir; Peygamber Efendimiz de en son peygamber oldugu için bizden evvel<br />
gelen dinlerin hükmü kalmamıstır. Ama, bugün dünyada, müslümanlardan daha çok baska dinlerde olanlar var.<br />
Allah da, yalnız müslümanların Allahı degildir; "Rabbü´l-alemîn" yani, bütün alemlerin, herkesin Rabbi´dir. Tasavvufî inanca<br />
göre biz insanları inançlarına göre ayırıyoruz. Allah´ın nazarında bütün insanlar birdir; hepsi de O´nun kuludur. Herkes de,<br />
kendi inancını dogru bulmaktadır.<br />
Bugün dünyada mevcut çesitli dinler ve mezhepler arasında müslümanlık, yukanda arzettigim gibi, en son din oldugu<br />
için "hidayet yolu"dur. Diger inançlar "dalalet-sapıklık yolu"dur. Aslında, "hidayet yolu" da, "dalalet yolu" da O´nun takdir<br />
ettigi bir yoldur. Hz. Mevlana; "Egri yazı da, dogru yazı da Sen´in mektebinde yazılmıstır!" (Dîvan-ı Kebîr, c. VI, 2778)<br />
buyurmaktadır. Onun için, Ziya Pasa merhum da;<br />
"Birdir nazar-ı Hakk´da mecus ile müselman. (Mecusî ile müslüman Allah´ın nazarında birdir!)" demistir. Çünkü, ikisi de<br />
O´nun çizdigi yolda yürümektedir. Rste, Hz. Mevlana bu uç beyitte "vahdet-birlik" görüsünü bu misallerle açıklamıstır. Bu<br />
gazelden sonra gelen gazelin üçüncü beytini, lütfen dikkatle mutalaa buyurunuz.<br />
883. Dünyanın bütün güzel yüzlüleri, bizden güzellik çaldı!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1947)<br />
• Ay yüzlülerin olan sevgilim, hastalarının yanına geldi de dedi ki: ´Ey sapsarı yüzler, ey benim safran bahçem!<br />
• Safran bahçemi sulayacagım; ab-ı hayatımla onları gül haline getirecegim !<br />
• Zaten sarı renkler de, kırmızı renkler de, güller de, dikenler de, hepsi hepsi bizim emrimizde, bizim hükmümüzdedir!<br />
Bizim yazımızdan, bizim fermanımızdan baska bir seye uymazlar!<br />
* Dünyanın bütün güzel yüzlüleri, bizden güzellik çaldı; hepsi de zerre zerre bizim güzelligimizi, bizim ihsanımızı<br />
gördü!<br />
• Bu güzellikler, onlara belirli bir zaman için igreti olarak verildi! 0 ay yüzlüler, zamanla sararıp solarlar; yüzleri,<br />
sonbahar yapraklarına döner! Hırsızların, bizden güzellik çalanların hali budur!"<br />
884. Akıllının biri gelir de asıklar arasına katılmak isterse, biz, ona yer vermeyiz!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.IV, 1955)<br />
• Mest olmus, kendilerinden geçmis, akıllarını kaybetmis kisilerin arasında bir akıllının bulunması, ne acınacak bir<br />
haldir! 0 kisiye ne yazıktır, ne yazıktır, ne yazıktır; ne yazık!<br />
• Ey sakî! Sen, korkmadan sarap sun; herkese birbiri üstüne sarap sun da, dünyada akıllı bir tek kisi bile kalmasın!<br />
• Sevgili bana; "Sen gerçekten asık isen, aklını kaybet, deli divane ol!" diyor! gerçekten de, delilerin içinde bir akıllının<br />
bulunması yersizdir, manasızdır!<br />
• Akıllının biri gelir de biz asıkların arasına katılmak isterse, ona yer vermeyiz, onu istemeyiz! Ama bir asık gelince,<br />
onu elinden tutar, içeri alırız; ona; ´Hosgeldin!" deriz!<br />
* Ayıp dedikleri sey neden meydana gelir Bir seyi neden ayıp görürsün Usanmıs, melül olmus akıldır! Susuz bir kisi,<br />
yagmur bulutunu ayıplar mı<br />
• Bir ham kisi tutar da seni bir bakırcıya götürürse, Yusuf ol, bir köle gibi satıl; zararı yok! Bir diken senin degerini<br />
bilmezse, sakın üzülme! Sen gül bahçesi ol da, o seni diken bilsin!<br />
• Sen, Hz. îsa ol da, senin evin olmasın; ne zararı var! Sen, göz ol da, sana bir göz örtüsü kalmayacakmıs; kalmasın!<br />
885. Seninle benim bir ayrılıgımız yok ki; "sen" "ben" deyip duruyorsun!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1930)<br />
• Bugün sen mi daha güzelsin, ben mi daha güzelim Sen; bensiz nasılsın, benimle beraber olunca nasılsın<br />
• Hayır, hayır! "Ben" "sen" deme; bunları bırak! Zaten sen ben ayrı degiliz ki! Seninle benim bir ayrılıgımız yok ki;<br />
"sen" "ben" deyip duruyorsun!<br />
"Mevlevî sairlerinden Esrar Dede merhum bir rubaîsinde söyle buyuruyor:<br />
"Ben, ben dedigim, ben dedigim sensin hep<br />
Canım dedigim, ten dedigim sensin hep<br />
Manend-i kudüm sîne-i kuban oldum<br />
Tenna tenena ten dedigim sensin hep."<br />
Fuzulî merhum da Leyla vü Mecnun´unda, Leyla, Mecnun´u sahrada buldugu zaman Mecnun´un agzından sunları<br />
söyler:<br />
"Benden teberrî eyledin beni sen<br />
Kime arz eyleyeyim seni ben<br />
Bende olan asıkar sensin<br />
Ben hod yokum, ol ki var, sensin<br />
Ger ben ben isem nesin sen ey yar<br />
V´er sen sen isen, neyim men-i<br />
• Sen, sensiz, ötelerde, ta gögün üstünde idin; ben de, yıllar boyunca bensiz dim!<br />
• Ben kabuktayım, kabuk gibiyim; sense özsün, özüm gibi tatsın, sudan ibaretsin! Ben nerdeyim, sen nerdesin<br />
Kabukla öz bir olur mu<br />
• Cömertligi ile meshur Hatem-i Tay nekesligi bırakıp cömertlik kapısını açtı da, ondan sonra; "Benim, ben!" dedi!<br />
• Ben, nekesligi de bagısladım, cömertlikte ben, Hatem-i Tayî´den de ilerdeyim!<br />
• Sen, güzel yüzlü, latif bir cansın; ben de, güzel yüze karsı ayna tutan bir kisiyim!<br />
886. Ey neseli dost; dilerim, yüzün her zaman gülsün!<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe-ulün<br />
(c. IV, 1923)<br />
* Ey ay yüzlü, neseli dost; dilerim, yüzün her zaman gülsün! » 0 ay, hiç kimseden dogmamıstır; dogduysa, süphesiz<br />
gülerek dogmustur!<br />
• Ey Yusufların Yusufu! Sen, adalet tahtına gülerek geçtin, oturdun!<br />
• Daima kapalı bulunan o kapı, o ask kapısı, senin yüzüne gülerek açıldı!<br />
• Ey ab-ı hayat! Gelip yetistin de, ates de güldü, rüzgar da güldü, toprak da güldü!<br />
887. Ey dost; sen bizden ayrılma da, belayı, gamı bizden ayır!<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe-ülün<br />
(c. IV,1928)<br />
• Ey dost; bizi azarlamayı bırak da, derdimize deva ara!<br />
• Ey dost! Sen bizden ayrılma da, belayı, gamı bizden ayır; bizi onlardan kurtar!<br />
• Düsünce, bir hırsız gibi geldi, gönle girdi! Sen sarap ver, mest et de, o hırsız defolup gitsin!<br />
• Sen, gamlar içinde bulundugun halde neseli ol; vefasız olan, vefa nedir bilmeyen su dünyada, sen vefalı ol!<br />
888. Sen sus, söyleme; kendi kemalini ask, kendisi söylesin!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. IV, 1926)<br />
• Bedenin kazancı maldır, altındır; gönlün kazancı ise, dostlugu artırmaktır!<br />
• Dostsuz, bag bahçe zindan gibidir; dostla beraber olunca, insana, zindan bile gül bahçesi gibi görünür!<br />
"Sair Nesatî merhum; "Baga sensiz varamam, çesmime ates görünür." .<br />
• Dostluk lezzeti, zevki olmasaydı, ne erkek meydana gelirdi, ne de kadın!<br />
• Dostluk bahçesinde yetisen diken, binlerce selviden, binlerce süsenden daha hostur!<br />
• Biz, igneye iplige minnet etmeden, askımızı birbirine eklemis ve dikmisiz!<br />
• Alem evi karanlıksa, ask, o eve tam altmıs tane pencere açar!<br />
• Eger sen, oktan kılıçtan korkuyorsan, ask zırhcısı sana zırh yapar!<br />
• Sen sus, söyleme; kendi kemalini ask, kendisi söylesin!<br />
889. Bu dünyada çesitli yollardan gelen zevkler,<br />
kendini gizleyen yaratıcının kullarına bir lütfudur!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilaüin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.IV, 1937)<br />
• Sende bulunan hosluk, güzellik seni bırakıp gidince, sakın gam yeme, kederlenme! Ryi bil ki, seni bırakıp giden sey,<br />
bir baska sekle bürünerek yine sana gelir!<br />
• Bir çocuk, sütten hoslanmaz mıydı Sütten kesilince, o zevki, serbetten, baldan alır!<br />
• Bu zevk, bu hosluk, yaratıcının kullarına birer lütfu ve ihsanı olup çesitli sekillere bürünerek kendisini gösterir ve bu<br />
balçık alemde, kaptan kaba bosalır, bütün canlılara sunulur!<br />
• Cömertligi, lütfu, ansızın yagmur halinde gelir, yagar; yerden çayırlar çimenler, çesitli renkte ve kokuda çiçekler,<br />
güller, çesitli sekilde ve tatta meyveler yetisir!<br />
• 0 zevk; O´nun lütfu olarak bazan su yolu ile, bazan ekmek, et, kebap yolu ile, bazan güzel renkli, hos kokulu,<br />
lezzetli, güzel meyvelerle kendini gösterir! Bazan cins atlardan, süslü egerlerden gelir; bazan tatlı dilli, güzel yüzlü<br />
dostlardan gelir! Çesitli yollardan gelen bu zevkler, hep kendini gizleyen büyük, îssiz yaratıcının kullarına ihsanıdır!<br />
• Bütün bu perdelerin ardından, bir gün ansızın çıkagelir! Bir tecelli, seni senden alır, bütün putlar kırılır! 0 zaman, ne<br />
bu kalır, ne de o!<br />
* Uykuda iken can bedenden çıkıp gider, hayal alemine dalar! Beden, oldugu yerde kalır; sen, artık baska sekle<br />
bakma!<br />
• Sen dersin ki: "Ben rüyada kendimi gördüm! Sanki bir selvi imisim; yüzüm bir lalelik, bedenim ise gül, yasemen!.."<br />
• Fakat uyanınca, o selvi hayali geçer gider ve can, beden evine döner gelir! îste bu hallerde, bilenlere, anlayanlara<br />
ibretler vardır!<br />
• Bu hususta söylenecek çok seyler var! Var ama; fitne çıkacagından korkuyorum, söyleyemiyorum!<br />
890. Gönlün ellerini çözmek, gamın ve kederin ellerini baglamak gerekiyor!<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c.IV, 1927)<br />
• Tövbeyi bozmak, binlerce tövbe tuzagından kurtulmak zamanı geldi!<br />
• Gönlün ve canın ellerini çözmek, gamın ve kederin ellerini baglamak gerekiyor!<br />
• Ruhun sevgilisini görmenin, O´nun la´l dudaklarını öpmenin tam zamanıdır!<br />
• Ab-ı hayatla yıkanmanın, onunla bedeni kirlerden temizlemenin zamanı geldi!<br />
• O´nun vuslatının kıyameti koptu; daha ne zamana kadar ümitlere kapılıp oturacaksın<br />
• Sevgili, bir bagı çözer, koparırsa dikkatle bak; o çözmede, o koparmada yüzlerce baglama, yüzlerce uzlastırma<br />
vardır!<br />
891. Günesi gördügün zaman, sevgilinin yüzünü hatırla!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. IV, 1944)<br />
• Günesi gördügün zaman, sevgilinin yüzünü hatırla; bulutları görünce de O´nun özlemi ile döktügüm gözyaslarını<br />
düsün!<br />
• Benim gibi küçülmüs, erimis yeni ayı görünce, canın hakkı için olsun, benim zayıf ve perisan halimi hatırla!<br />
• Gökyüzüne bak; bası dönmüs gögü seyret de, bu bassız ayaksız dönüp duran asıgın halini düsün!<br />
• Gecenin zenci ordusunun dünyayı isgal ederek onu karanlıklar içinde bıraktıgını görünce, kafir ayrılık gecesinin ele<br />
geçirdigi esirleri hatırla!<br />
• Gökyüzünde atesler içinde yanan Nesr-i Tair yıldızını görünce, kolu kanadı yanmıs gönül kusunun yanısını hatırla!<br />
892. Rman ile küfr ses sese vermis, bir perdeden,<br />
ask perdesinden sarkı söylüyorlar!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1922)<br />
• Ey can! Biz mi daha neseliyiz, sen mi daha neselisin; biz mi safız, tortulardan arınmısız, yoksa midenin gönlü mü<br />
• Hepimiz kendi askımıza düsmüsüz; kendimizi seviyoruz, baskasını sevemiyoruz! Bu yüzden, gönülden de olmusuz;<br />
gönülsüz kalmısız! Hepimiz kendi yüzümüze, kendi güzelligimize dalmısız, hayran olup gitmisiz<br />
"Mehmed Akif merhum bir beytinde; "Hepimiz kendimizin asıkıyız / Sade ilanı çekilmez bu acaib askın" diye buyurur."<br />
• Biz mi daha mest olmusuz, içinde sarap bulunan kadeh mi; biz mi daha temiziz, gönül mü, can mı<br />
• Bir bize bakın, bir de askın yüzüne bakın; hangimiz daha begenilecek, sasılacak haldeyiz; hangimiz daha bilgiliyiz<br />
• Rman, asktır; onu görmedigimiz için biz, küfürdeyiz! Sen, simdi küfre de bak, imana da!<br />
"Kafîr"in lügat manası, "hakikati göremeyen, hakikatin üstünü örten kisi"dir. Bu yüzden, tohumu topragın içinde<br />
gizledigi için çiftçiye kafir derler. Mevlana´ya göre, askı anlamayan, inkar eden kisi de küfürdedir; yani kafirdir."<br />
• Rman ile küfür ses sese vermis, bir perdeden, ask perdesinden sarkı söylüyorlar!<br />
"Hz. Mevlana Dîvan-ı Kebîr´m bir baska yerinde de söyle buyurur:<br />
"Sır gözü ile, gönül gözü ile mümine de bak, kafîre de; bunların herbirinde, kendi inançlarına göre; ´Ya Rabbi!´<br />
sesinden, ´Ya Hayy!´ feryadından baska bir sey yoktur!" (Dîvün-ı Kebîr, c. V, nr. 2578) Yunus Emre hazretleri de; "Ask<br />
mezhebi dindir demedi mi<br />
• Anlayan, bilen bile bu sözü anlamazken; bilgisiz, anlayıssız olan bu sözü nasıl anlayacak<br />
893. Sen arada olmayarak yaptıgın is, iyi bil ki, Hakk´ın isidir!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1925)<br />
• Canın, aklın, imanın düsmanı olan o güzel, yine oynayarak geldi!<br />
• Yüzbinlerce gönül yagmalayan, yüzbinlerce dükkan yıkan...<br />
• Yüzbinlerce fitne koparan, yüzbinlerce hayranını hayran eden sevgili geldi´<br />
• Askın hem dadısı, hem de afeti; canın hem dostu, hem de düsmanı olan o dilber yine geldi!<br />
• Geldi de; "Köyün haracını getir!" dedi! "Bu köyün haraç verecek hali yok bu köy, yıkık bir köy!" dedim!<br />
• Dedim ki: "Senin tufanın, sehirleri bile kırdı geçirdi; koca bir tufana karsı yıkık bir köy ne yapabilir "<br />
• Dedi ki: "Yıkık yer, definenin gömülü bulundugu yerdir!" Ey müslümanlar; orası, bizim yıkık yerimizdir!<br />
• 0 yıkık yeri bana ver de, sen, dısarı çık! Beni kınama; yersiz ve manasız konusma!<br />
* Orası, senin yüzünden öyle yıkılmıs; sen oradan çıkıp gidence, padisahın adaleti ile orası mamur olur, onarılır!<br />
* Hile yapma; "Gittim!" diyerek kapının arkasında gizlenme!<br />
* Kendini ölü gibi gösterme ki, insan ruhu ile dirilesin!..<br />
* Dedi ki: "Benlikten kurtuldugun, kendin aradan çıkarak söyledigin söz, kur´an´ın esrarıdır!<br />
• Sen arada olmayarak yaptıgın is, iyi bil ki, Hakk´ın yaptıgı istir!<br />
* Gazelin geride kalan kısmını gizlice söyleyecegim! Çünkü bu söz; hamların, anlayısı kıt kisilerin yanında söylenecek<br />
söz degildir!<br />
894. Asıklar, ney gibi feryad etmedeler; ask da, sanki ney çalan kisi!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1936)<br />
• Asıklar, ney gibi feryad etmededir; ask ise, sanki ney çalan kisi olmus! Bakalım bu ask, benim neyim ile neler<br />
söyleyecek<br />
• Ney meydanda, ney çalan gizli; neyim, onun dudaklarının sarabından mest olmus!<br />
• Ney çalan, bazan neyimi oksamada, bazan da onu ısırmadadır! Ah, su güzel sesli ney - kıran(ney-zen)dan!<br />
• Gökyüzü, bir hırka gibi sema´ ediyor; fakat, hırkanın içindeki sofu görünmüyor! Ey müslümanlar! Bedensiz bir<br />
hırkanın oynadıgını kim görmüstür<br />
• Hırka, beden ile oynar; beden de, canla oynar! Canın boynunu da, sevgilinin askı bir iple baglamıstır!<br />
• Ey mahmur gönül; "Sarabın bana hiç tesir etmedi, beni sarhos etmedi!" diyorsun! însan, onun keskin sarabını içer<br />
de, kendinde kalabilir mi<br />
895. Çabuk gitmek, gül bahçesindeki gülün adetidir!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c.IV, 1920)<br />
• Ey yürüyüsü canın yürüyüsüne benzeyen sevgili; geç geldin, çabuk gitme!<br />
• Geç gelip çabuk gitmek, gül bahçesindeki gülün adetidir!<br />
• Bana; "Nasılsın " diye sordun; nasıl olacagım Kızgın kumun üstüne düsen balıgın hali nasıl olur<br />
• Ey padisahım! Bir sehrin padisahı insafsız ve adaletsiz olursa, o sehir ne hale gelir ben, o haldeyim!<br />
• Ben, sensiz degilim! Fakat, sende bir gizli senlik var ya, ben senden onu istiyorum!<br />
896. Ben, dünyada, gönlü sevgi ile dolu bir düsmanı hiç görmedim!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.IV, 1935)<br />
• Görünüste yabancı gibi duran, dıstan beni sevmiyormus gibi duran dilber, içinden beni sever! 0, bana karsı duydugu<br />
sevgiyi gönlünde gizler; dili acı söylese de, onun agzı sekerlerle doludur!<br />
• Gönülden bir dost, görünüste yabancı olan, gönlü sevgi ile dolu böyle bir düsmanı ben, dünyada görmedim!<br />
• Askından bahs edersem, sevgili bana kızar; kızarsa kızsın! Ben, vefasız asık olmam; ondan asla yüz çevirmem!<br />
• Dilberin huysuzlugu, acılıgı, sarabın acılıgına benzer! Rnsanın mizacı ile uyusur, insanı neselendirir ama, agıza acı<br />
gelir!<br />
• Onun karsısında ölmek, asıga, sekerden tatlı gelir! Bunu, ölen bilir; sen, bu sözü dirilere söyleme!<br />
• Askın huzurunda bu gazeli okudugum gün, ne mutlu gündür; o gün, onun önünde yere kapanıp hemen can vermek<br />
isterim!<br />
• Ask, can kusuna; "Kafese girmek ister misin " diye sorar! Kus da; "Kafesten bahs etme; onu kır gitsin! Ben, yalnız<br />
seni isterim!" der!<br />
897. Yüzünden baska ne görürsem, gözümün nuru azalıyor!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.IV, 1946)<br />
• Keske benim canım, senden baskasını tanımasaydı; uyanık olan, manalar bilen canım, senden baska hiç bir sey<br />
bilmeseydi!<br />
• Ne kimseyi reddetseydim, ne tereddüde düsseydim, ne de tereddütsüz "evet" deseydim; tehlikesiz, tuzaksız, çersiz<br />
çöpsüz kendi denizime dalıp gitseydim!<br />
• Yüzünden baska ne görürsem, gözümün nuru azalıyor! Ey benim kirpiklerimin perdesi; kimseye yol vermeyin,<br />
yabancı bir hayali içeri sokmayın!<br />
• Askın güzelliklerinden, canım inceldi, pek nazik bir hal aldı! Ondan baska her seyden bıktım; ben, can da<br />
istemiyorum, gönül de istemiyorum! Nerede benimki, nerede o<br />
• Bir an bile olsa, benden yüzünü çevirme! Çevirme de, senin derdinden ateslerle dolu gönlümün dumanı, gökyüzünü<br />
yakıp yandırmasın, ne var ne yoksa birbirine katmasın!<br />
• Sustugum zamanlar, senin gül bahçenden reyhanlar toplarım; feryada baslayınca, ah edince de, alem reyhanımın<br />
kokusu ile dolar!<br />
• Sana karsı ben kim oluyorum Adını koydugun degersiz bir kölen! Fakat, sen benim neyimsin Sen, benim<br />
sultanımsın, padisahımsın!<br />
• Ey feryadımdan da, efganımdan da canıma daha yakın olan sevgili; feryadım da senden geliyor! Belki de, benim<br />
feryadım sensin!<br />
898. Bu koku ile, bastan basa bütün dünya, zerre zerre mest oldu!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. IV, 1950)<br />
• Bu hos koku kimin kokusudur Bu koku; güzelligi ile dünyayı süsleyen, güzellestiren, cana canlar katan sevgilinin<br />
kokusudur! Bu koku, her seyi dirilten ilkbaharın, o ask bahçesinin, o gül fidanının kokusudur!<br />
"Peygamber Efendimiz, güzel kokuyu çok severdi. Bir hadîslerinde; "Bana dünyanızdan üç sey sevdirildi: Kadın, güzel<br />
koku, gözümün nuru namaz!" diye buyurdular. Güllerin, miraçtan dönerken yere dökülen mübarek ter damlalarından<br />
bittiginden ve; "Kim benim kokumu duymak isterse, gül koklasın!" diye bir hadîsten bahsedenler de var. Veysel Karanî<br />
hazretlerinin kokusunu duyması da, bir güzel koku sayesindedir. Keza Yusuf aleyhisselamın gömleginin kokusu, babasının<br />
gözlerini açmadı mı "<br />
• Bu koku ile bastan basa bütün dünya, zerre zerre her sey mest oldu! Aslında, bu kadar güzel bir kokunun<br />
yeryüzünden gelmesine imkan yok! Bu koku; ötelerden, yücelerden, mana aleminden gelen bir kokudur!<br />
• Göklerde bulunan yıldızlar, birbirlerine diyorlar ki: "Bu hos kokulu, günes gibi parlak yüzlü güzel kimdir "<br />
Denizlerdeki balıklar da diyorlar ki:<br />
"Yeryüzünde neler oluyor Bu gürültüler, bu kavgalar kimin için, hangi güzel yüzünden "<br />
• Sevgilinin yüzünün parlaklıgı, yüzleri nurlandırıyor, günes haline getiriyor! Yüzü günes gibi parlak olan bu ay yüzlü<br />
dilber, güzelligi ile canı bile kıskandınyor!<br />
• Yüzyıllardan sonra, Hz. Yusufun güzelligi yine geldi; gözleri kamastırıyor! Bu güzellik, hurilere bile saskınlık veriyor!<br />
• Ey iki dünyanın emanı, ey iki alemin sıgınagı, ey her zor iste elden tutan, yardım eden aziz varlık! En zor günlerde<br />
kurtulusa da Sen kefilsin, Sen saglarsın!..<br />
• 0; gökyüzüne kargasalıklarla, coskunluklarla dolu yeni bir dönme sekli ögretti! Allah´ım! Bu ne biçim asktır; nasıl<br />
görülmemis, duyulmamıs bir sevdadır<br />
• Ey güzel sesli aziz varlık; Sen´in güzel sesin, her gönüle ulastı! Sen, simdi, her gönüle sunu anlat; de ki: "Bütün bu<br />
haller, bu güzellikler, o mana denizinin incileridir!"<br />
899. Allah´ım! Söyleyeyim desem, söze gelmiyorsun;<br />
gizleyeyim desem, buna imkan yok!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1968)<br />
• Ey benim güzelim! Ben, Sen´in askına kapılmıs, havana uymus bir asıgınım! Sen´in askın, sanki bir denizdir; canım<br />
da, o denizde bulunan bir balıktır! Sen, bir an benden yüz çevirirsen, bir an Sen´i görmezsem, balıga benzeyen canım ölür<br />
gider!<br />
• Balıklar, sudan dısarda kalınca bir an bile yasayamazlar, ölür giderler! Asıklar da, sevgililerinin ayrılıgına<br />
sabredemezler!<br />
• Balıgın canı sudur; balık cansız, yani su olmadan yasayabilir mi Bir insan da, cana sabredemezse, canın canına nasıl<br />
sabredebilir<br />
• Sen olmayınca bana, dünya da, ahiret de zindandır! Sen benden ayrıldıgın zaman, ab-ı hayat bile içsem beni<br />
diriltmez!<br />
• Su dünya puthanesi, Sen´in yaptıgın resimlerle, yarattıgın sekillerle dolu! Fakat, hiç biri Sen´in yerini tutmuyor! Sekil<br />
nerede, nisan, iz nerede, sekilsiz, nisansız olan nerede<br />
• Gönlümün kanının damlasını, adeta bir dünya haline getirdin! Öyle sasırdım ki, damla ile dünyayı ayırt edemiyorum!<br />
• Agzıma elinle sundugun kadehi içince öyle mest oldum ki, kadeh ile agzımı ayırt edemiyorum!<br />
• Ben kim oluyorum Yeryüzünden göklere kadar her yer Hakk asıkları ile dolu! Onlar, Sen´in sarabınla öyle mest<br />
olmuslar ki, yerle gögü fark edemiyorlar!<br />
• Benim gibi yüzlerce çoban, koyunlarını kurda ısmarlamıs! Kime ne diyeyim; "Koyunları ne yaptın diye kime sorayım;<br />
çoban nerede<br />
• Söyleyeyim desem, söze gelmiyorsun; gizleyeyim desem, buna imkan yok! Muhakkak ki, çok büyük oldugun için ne<br />
dünyaya sıgıyorsun, ne de giz alemine!<br />
• Ben, Hakk asıgı oldugum için su dünyada gizliyi sezersem, tanırsam, bilirsem, durumu açıga vuramadıgım için bana<br />
"ask mümini" deme, "kafir" de!<br />
"Kafir; hakikati gizleyen, Hakk´ı inkar eden kisidir. "Gizliyi bildigim, sezdigim halde açıga vuramadıgım için beni kafir<br />
say!" demek istiyor. Araplar, tohumu toprak altında gizledigi için çiftçiye "kafir" diyorlar."<br />
900. Dün gece rüyamda yoklugu gördüm!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2015)<br />
• Dün gece rüyamda, yoklugu gördüm. Onun güzelliginden sasırdım kaldım; aklım basımdan gitti!<br />
• Yoklugun güzelliginden, kemalinden, olgunlugundan, lütfundan ötürü ta seher vaktine kadar kendime gelemedim!<br />
• Yoklugun la´l madenine benzeyen renginden adeta ipekler, atlaslar giydim!<br />
• Asıkların heyheylerini çok duydum; "Afiyetler olsun, afiyetler olsun!" sesini çok isittim!<br />
• Yokluktan sarhos olmus, kendilerinden geçmis ve halka halinde oturmus asıklar gördüm! Derken, kulagıma bir<br />
yokluk halkasının takıldıgını gördüm!<br />
• Sonunda, yoklugun nurunda, bir takım acaip nakıslar, sekiller gördüm; yoklugun yüzünde de, canlar canı<br />
parıldıyordu!<br />
• Bu hali görünce çok duygulandım; canımdan yüzlerce coskunluk costu! Ask denizi de dalgalanmaya, köpürmeye<br />
basladı!<br />
• Göklerde, binlerce naralar duyuldu! Ben, böyle çavusa kurban olayım!<br />
901. Bir güzelin ayrılıgından ötürü saçlarım agardı, yüzüm burustu!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,1973)<br />
• Güzellikte Çin güzellerini geride bırakan, onların güzelliklerini unutturan bir güzelin ayrılıgından ötürü, saçlarım<br />
agardı, yüzüm burustu!<br />
• Can, tatlı dilli sevgilinin sözlerini kıskandıgı için kulaga; "Onun sözlerini pek isitme, az duy!" demededir! Gönül de,<br />
onun güzelligini kıskanır da, göze; "0 güzele sık sık bakma, onun yüzünü az gör!" demektedir!<br />
• "Gamın ayagını baglayayım!" diye zevk elini uzattım! Ey müslümanlar! Böylece, benim zevkim de gam rengine<br />
boyandı!<br />
• "Belki beni kurtarır!" ümidi ile bir tasa el attım. Fakat, o da, denize düsmüs, suna buna el atmada, önüne gelene<br />
sarılmada!..<br />
• Bugün, gönlün kapısının önünden geçiyordum. Kapıdan içeri baktım ve onu çok perisan bir halde gördüm; yüzü<br />
sapsarı idi, elbisesi yırtılmıstı; sagını solunu bilemez bir hale gelmisti!<br />
• Ona; "Nasılsın " dedim. Hayhaylarla aglamaya basladı. Dostundan ayrıldıgından ötürü feryadlar ediyordu.<br />
902. Ben susuyorum; benim sırlarımı sana uyanık gönlüm söylesin!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2014)<br />
• Sevgilim sırrını bana söylemiyor; benim de dilim tutuluyor, ona bir sey söyleyemiyorum!<br />
• Ondan özür diliyorum da, diyorum ki: "Ben susuyorum; sana sırlarımı, benim uyanık gönlüm söylesin!"<br />
• Halbuki, bir baskası karsımıza çıkınca o, bastan basa dil oluyor; benim sırlarımı da, kendi sırlarını da söylüyor!<br />
• Bu halde, benim vehimli gönlüm kötü bir zanna kapıldı, bir süpheye düstü!<br />
• 0, sırrımı ister söylesin, ister söylemesin; gerçek olan su ki; ben, sevgilinin ayrılıgına sabredemiyorum,<br />
dayanamıyorum!<br />
903. Benim canım, senin canın; senin canın da benim canım!<br />
Bir bedende iki canı kim görmüstür<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
c. IV, 2012)<br />
• Ey benim gönlümün huzuru, rahatı; ey benim gönlümü kıran, perisan eden aziz varlık! Ey hiç bir suçum yokken<br />
kendini benden çeken sevgili!<br />
• Sen gittin, benden uzaklastın ama, gönlümden dısarı çıkamadın, gönlümden uzaklasamadın! Çünkü sen, bir mum<br />
gibisin; gönlüm, canım da senin fenerin!..<br />
• Benim canım, senin canın; senin canın da benim canım! Hiç kimse iki bedende bir can görmüs müdür<br />
• Seninle bulusmak, benim hayatımdır; senden ayrılmak da ölümümdür! Bu iki durumda beni, essiz bir hale getirdin!<br />
• Ab-ı hayatı çok aradım, bulamadım! Sonunda, Hızır (a.s.) bana dedi ki: "Onunla bulusmadıkça canlanamazsın! Bu<br />
sebeple, bos yere ab-ı hayatı arama!"<br />
• Gam; senin gamına düsenin, senin gamınla gamlanarın yanına sokulamaz! Gizlice sokulursa, onun boynunu kesmek<br />
gerek!<br />
• Hallac-ı Mansur hazretleri; "Ey yası küçük, bedeni körpe, taze güzel!" diye baslayan siirini senin için söylemis!<br />
• Senin güzelligin ile mest olanlara, gam yaklasamaz! Düsünce ile gam, halkındır!<br />
"Seyh Galib; "Asıkta keder neyler; gam, halk-ı cihanındır!" diye buyurmustur."<br />
• Kim nefsanî duygularına esir olmus, tabiat kuyusunda kalmıssa, kurtulmak için ipe benzeyen pismanlık düsüncesine<br />
sarılmaktan baska çaresi yoktur!<br />
• Fakat, ask kanadı ile uçabilirse, ip ise yaramaz! "Yakîn"e, tam inanca kavusunca süphe ve zandan tamamıyla<br />
kurtulur!<br />
• Ey gönül; dilsizlerle dil birligi yap, onların dilleri ile dost ol da, dedikoduyu rehine ver, kurtul!<br />
904. Etrafına halkın gözü ile bakma, kendi gönül gözün ile bak!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1972)<br />
• Ey asık! îki gözünü aç da. cennete akan su dört ırmagı kendinde bul, kendinde gör: Su ırmagı, süt ırmagıı, bal<br />
ırmagı, sarap ırmagı!<br />
• Ey asık! Kendine bak da, insanların isine karısma; "Su sunu söylüyor, bu bunu söylüyor!" deyip durma!<br />
• "Filan bana diken diyor, filan yasemin diye çagırıyor!" düsüncesine kapılmayan, her söze, herkese aldırmayan gül<br />
gibi can gözü açık insanın, ben kulu kölesiyim!<br />
• "Filan sana kafir diyor, bir baskası da sana din adamı diyor!.." Bunlardan vazgeç, gözünü aç da, bundan sonra<br />
etrafına halkın gözü ile bakma!<br />
• Allah, sana basiret gözü, gönül vermis! Öyle bir göz vermis ki, senin mahmur bakıslarına karsı Cebrail´in kanadı<br />
secdeye kapanır!<br />
• Sekil ve suret asıkları, "Bal bulurum!" ümidiyle ayran çanagına düsen sinek gibi sekle, surete, görünüse<br />
kapılmıslardır!<br />
• Ey Hakk asıgı; neselen! Seni yükseklere uçuracak kanatların olduktan sonra balçıktan sana ne gam var<br />
• Ey rahmetten kovulmus olan Seytan insan, Cebrail´in bile sana kul, köle almasını istiyorsan, benligi bırak; git, Hz.<br />
Adem´e secde et de...<br />
• Kanlar içen, bir çok yolcunun ölümüne sebep olan çölün sendeki kabeden haberi olsaydı, her taraftan ırmaklar akar,<br />
gül bahçeleri yetisirdi!<br />
• Ey kendine bakmayıp kendi kusurlarını görmeyip de, baska insanların iyisine kötüsüne bakıp kalan zavallı! Allah,<br />
senin yardımcın olsun!..<br />
905. Sen, ayagını nereye basarsan, orada laleler, menekseler, yaseminler biter!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2006)<br />
• Ey benim canım! Sen, nereye ayagını basarsan, orada laleler, menekseler, yaseminler biter!<br />
• Gül dalından bir gül koparsan da ona üfürsen, ya dogan olur, ya güvercin!<br />
• Bir dagarcıgın üstünde elini yıkasan, elinden dökülen sularla o dagarcık, altın bir put halini alır!<br />
• Bir mezarın basında Fatiha okursan, o ölü uyanır, kefenini yırtıp kalkar!<br />
• Etegin bir dikene dolassa, diken, bir çeng haline girer de; "ten ten tene nen" diye nagmelere baslar!<br />
• Ey Halil! Hangi putu kırdıysan, o put canlanır, akıllanır da bir insan olur!<br />
• Gönül sahnesinden her an insanoglu gibi biri dogup çıkar fakat, ortada ne erkek vardır, ne de kadın!<br />
• Derken, onun yanından, arkasından adamcıklar dökülür ve yeryüzü onlarla dolar tasar!<br />
• Bu sekilde, daha elli beyt söylemek isterdim ama, sen agız açar konusursun, diye ben, agzımı kapadım!<br />
906. îçine ask atesi düsen agaç yanmaz!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.IV.2005)<br />
• Neden yabancılar gibi öyle uzakta oturdun Gel, ask delilerinin arasına gir!<br />
• Neden utanıyorsun Hem asık olmak, hem de utanmak bir arada olur mu Can nedir Hem ask hevesi, ask zevki,<br />
hem de can korkusunu kim bir arada görmüstür<br />
"Hz.Mevlana Dîvan-ı Kebîr´in bir baska beytinde söyle buyurur"<br />
*0, bir can karsılıgı bir öpücük veriyor; ne bedeva bir alıs veris! Git; can ver de bir öpücük satın al!<br />
• Askı evler yıkan, harap eden sevgili kalktı da, komsuların evine geldi!<br />
• Su deniz, asık oldugu için cosup köpürüyor; göklerde dolasan ay bile, askın önünde basını eger!<br />
• Ey uykuları baglayan, bırakmayan sevgili! Gel de, bu gece vuslatınla uykumuzu nisansız, izsiz bir hale sok!<br />
• Her padisahın kulları onu korurlar, bekçilik yaparlar! Bizim padisahımız ise kullarını korur, onları gözetir; onlara<br />
gözcülük, bekçilik yapar!<br />
• Bizim padisahımız, uykuyu da bilmez, uyanıklıgı da! 0, bize çok yakındır; o bizim canımızın, damarlarımızın içinde<br />
dolasmaktadır!<br />
• Bu gece bir güzel gördüm; elinde bir mesale vardı! Allah´ım; acaba o kimdir<br />
• Onun yüzünden uykum kaçtı; coskunluksa arttıkça arttı! Hindistan´dan gelen fil, yine Hindistan´ı hatırladı!<br />
• Allah askının atesi, yüceldikçe yüceldi; Allah´ın kaza ve kader oku, yaydan fırladı!<br />
• Gayb yeryüzüne ekilmis tohum, topraktan basgösterdi, bir agaç gibi boy attı, apaçık meydana çıktı!<br />
• Simsek çaktı, agaca bir ates düstü! Büyük, amansız bir simsek, büyük, aman bilmez bir atestir ama, bu ates, baska<br />
türlü bir atestir!<br />
• îçine ask atesi düsen agaç, yanmaz; o atesle daha da güçlenir, yesermeye baslar! Gül bahçesi de, simsekten, ask<br />
atesinden açılıp saçılmaya baslar!<br />
• Su, bu agaçlara zararlıdır! Çünkü bu agaçlar, atesle yeserir, boy atarlar!<br />
• Fakat, sen meydanda iken, sen sen iken, benlikten kurtulmadıgın için, agaç gizlidir! Sen gizlenince, o meydana<br />
çıkar!<br />
• Ask bahçesinin parlaklıgı da, güzelligi de Tebrizli Sems´tir; ask agaçlarını yetistiren bahçıvan da odur!<br />
"Eger sen askın açıgı isen ve askı arıyorsan, keskin hançeri eline al, utanmanın bogazını kes!" (c. I.nr. 213)<br />
907. Nice peygamber, vatan sevgisi ugrunda gözyası dökmüstür!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün,Feilatün ,Feilün<br />
(c. IV,2000)<br />
• Sevgilim! Senin ayrılık acılarına dayanamayarak ölmek, benim için zevktir, nesedir! Sensiz yasamayı ben ne<br />
yapayım Sen olmadıktan sonra ölüm, bana bal gibi tatlı, süt gibi lezzetli gelir!<br />
• Sudan ayrı düsmüs olan balık, can verinceye kadar kupkuru kumun üstünde çırpınır durur; canı bedeninden<br />
ayrılınca, artık her sey bitmistir!<br />
• Acı su, denizde yasayanlara ab-ı hayattır; kuru seker yıgını ise onlara mezardır, kefenden daha beterdir!<br />
• "Cüz´ler"in asılları olan "küll"e dogru gitmeleri ve onda yok olmaları gerekmektedir! Bu, bir oyun degildir! Nice<br />
peygamber, vatan sevgisi ugrunda gözyası dökmüstür; peygamber oldugu halde, geldigi yeri, asıl vatanım özlemistir!<br />
• Yurdunu, dogdugu yeri bilmeyen çocuk, ister Rstanbul´da olmus, ister Yemen´de bulunmus, o, dadı ister, süt anne<br />
ister!<br />
• Yıldızların dolastıkları yer gökyüzüdür; hayvan da, selvi gibi, yasemin gibi topraga baglıdır! Herkesin, herseyin bir<br />
yurdu, bir vatanı vardır! Ey insanoglu; senin vatanın neresidir<br />
• Kurbaganın canı sudandır, havadan degil; o havayı bilmez! Denizlerde yasayanların hepsinin isi gücü budur!<br />
133- Eski sairlerimizden birisi; "0l mahîler ki derya içredir, deryayı bilmezler diye yazmıstır. Evet; denizde yasayanlar,<br />
denizin ne oldugunu bilmezler!<br />
• Rlahî nur denizinde gizlenmis olan ariflerin nefesleri nurdandır! Onlar, hep nuru teneffüs ederler; bilgisiz karanlıgı yok<br />
ederler!<br />
133- Eski sairlerimizden birisi; "0l mahîler ki derya içredir, deryayı bilmezler diye yazmıstır. Evet; denizde yasayanlar,<br />
denizin ne oldugunu bilmezler!<br />
• Buraya gelince kalem kırıldı, kagıt da yırtıldı! Lütuf sahibi Rabb´in büyüklügünü, kudretini anlayınca dag bile<br />
paramparça olur!<br />
908. Sen, canların canısın;asık olmayan canları kır, yok et!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2011)<br />
• Sen, canların canısın; asık olmayan canları kır, yok et! Asıl insan sensin; insan olmayanları, insan seklindeki<br />
varlıkları ortadan kaldır!<br />
• Sen, ölümsüz bir cevhersin! Gel, gözlere gir, gözlerde kal; senin gibi olmayanları taslarla kır geçir!<br />
• Ey mana günesi! Hakk´ın göklerinde ilahî nurlar saç, gözleri kamastırarak parla; gökyüzündeki yıldızları kır, birbirine<br />
geçir!<br />
• Halkın gönüllerini, gaybı bilir bir hale getir; kendi ayıplarını degil de, baskalarının ayıplarını görenlerin gönüllerini kır!<br />
• Rz, eser; izi, eseri olmayana perdedir; izsizligi, esersizligi al; izi, eseri kır geçiir!-<br />
"Aziz Hüdayî hazretleri bu hususta söyle buyurmustur:<br />
"Zuhuru perde olmusdur zuhura<br />
Gözü olan delîl ister mi nura"<br />
(Onun varlıgı, kendi varlıgına perde olmustur! Gözü olan bir kimse, nuru görmek için bir delil, bir gösterici arar mı )<br />
• Karanlık geceyi gündüz gibi aydınlat; bekçilerin insafsızlıgını kır geçir!<br />
• Ey Tebrizli Sems! Sen, Hakk´ın bir günesisin; can mumunu da, samdanını la kır geçir!<br />
909. Benim basımı su merhametsiz, gaddar dünyaya baglatma!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV, 1999)<br />
• Ey dost; gönlüme cefalar ederek onu avare, yersiz yurtsuz bırakma! Çaresiz kalmıs canımı al; cigerimi yakma!<br />
• Sana gönüllerini vermis gamlı, kederli asıkların pek çoktur! Canın hakkı için, basın hakkı için, su zavallı, gamlı<br />
gönlüme dokunma!<br />
• Bana, çaresizligime, zavallılıgıma acı; senden baska çaremi bulan biri varsa, beni bırak! Sen, çaremi bulmaya<br />
ugrasma!<br />
• Gönül, senin ates tapınagının karsısında bir sisedir! Benim sırça bir sise gibi olan gönlüme karsı, gönlünü tas gibi<br />
sert ve merhametsiz hale sokma!<br />
• Her an cefacı ayrılıgın, bana ayrılıgın nefeslerini veriyor!.. 0 nefesleri korkusuzca üfle ama, cefa etme!<br />
• Bogum bogum bedenim bir besige benziyor; gönlümse, o besikte uyuyan çocuk! Çocugu, hep besikte bırakma;<br />
uyanınca onu kucagına al, gögsüne bastır!<br />
• Güzel yüzünün günesi nurunda, benim canımı bir toz zerresi gibi oynat; canımı, gece gibi her yıldıza baglama!..<br />
• Merhametsiz, gaddar dünyanın hileden iki yüz bası var. Benim basımı su gaddar dünyaya baglama!<br />
• Su bir günlük sarabının sonsuz bir mahmurlugu var; beni, bu hain meyhanecinin sarabına susatma!<br />
• "Nasüt" alemindeki bu düzenbazlıklar hep senin "lahut" alemindendir; artık bu düzenbaz kafîre yardım etme!<br />
"Nasut alemi, insanın maddî ve beserî yönü; lahut alemi ise, mutlak vücudun ilk mertebesidir. Bundan evvel mertebe<br />
yoktur. Hakîm Sena´î hazretleri bir beytinde söyle buyurur:<br />
"Can aleminde öyle gönüller vardır ki, orada verilen kararlar bu dünyada tatbik edilir-Yani, bu dünyada bu görülen her<br />
sey, ezelde lahut alemindeki takdire göredir. Allahım.! Artık, bu hileci kafir nefse yardım etme; bizi ezelin takdirine uydur!<br />
910. Ask, alnımıza eziyetler, mihnetler yazdı!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV.1991)<br />
• Hepsi de yediler, içtiler, uyudular; yurt bos kaldı! Çayırlarda, çimenlerde salına salına gezmenin, dolasmanın tam<br />
zamanı geldi!<br />
• Herkes içti ve gitti; biz, sag olalım! Biz zaten zamanın gönlüyüz, canıyız; zamanın bas kumandanıyız!<br />
*Sen ab-ı hayat olunca, ölümsüz kalmayan bulunur mu Herkes ölümsüz olur! Sen sevimli, güzel bir put olunca,<br />
herkes putperest, puta tapan olur!<br />
• Ask alnımıza eziyetler, mihnetler yazdı. Sevgi bize fitneler üstüne fitneler takdir etti.<br />
*Sonra, gönlümüze ferahlık geldi; cihanın hadiseleri ile gönlümüzü karmakarısık, perisan etmesinden kurtulduk!<br />
Dünya sevgisinin engellerinden yakasını sıyıran can, Hakk´ın lütuflar, ihsanlar gül bahçelerine dogru uçar gider!<br />
* Ey devem! Gel, buraya çök, ıh! Burası çok güzel bir konak yeri; sulak, verirnli, bolluk; tam deve yatagı!<br />
• "Rızıklanırlar, rahat ederler!" Biz de o sarabı içelim, o mezeyi yiyelim! "Mak´ad-ı sıdk" (gerçeklik konagı), asıklara<br />
konak oldu, yurt oldu!<br />
"Al-i Rmran Surcsi, 3/169. ve Kamer Suresi, 54/55. ayetlere isaret edilmektedir."<br />
• Elmanın etegini tutalım, seftaliye dogru çekelim; gonca gülden birkaç söz duyalım da, yasemine götürelim!<br />
• Bana sarap sununca, edebe uymamı bekleme! Seriat bile sarhosu cezalandırmaz; sen de beni cezalandırma!<br />
• Edepli olmak da, edepsiz olmak da elimde degil! Ne yapayım; mest olmus deveci ipimi tutmus, beni deve gibi çekip<br />
götürüyor!<br />
• Bülbül asık oldu da, gülden bir öpücük bekledi, gönlünden geçirdi! Ona; "Ne olur" dedi "Seker kamısını kır da,<br />
benim gönlümü kırma!"<br />
• Bülbül; "Öpücük vermezsen, bari bana ask sarabı sun!" dedi. Gül; "Onu da vermeyecegim!" dedi. "Haydi git;<br />
üzüntülere kapıl, hüzünlere dal !.."<br />
• Dal da yaprak da titriyor, benim gönlüm de titriyor; yapragı rüzgar titretiyor, gönlümün titreyisi ise, Hoten güzelinin<br />
yüzünden!<br />
• Gülün, lalenin yüzleri, bana, su lekenin altında bir mumun gizli oldugunu haber veriyor!<br />
• Aklını basına al, çalıs çabala da bilgisizlik legenini gönlünün üstünden kaldır! Kaldır da, can<br />
masrıkından(dogusundan) parlak bir gün belirsin, ortalıgı aydınlatsın!<br />
• Ey Tebrizli Sems; sen, can masrıkından dog! Çünkü, senin günesin candır; bütün dünya ise bedendir!<br />
911. Dünyayı nurlarla doldurmak istiyorsan, yüzünden elini çek!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1960)<br />
• Ey mana günesi; dog! Gönül evini bir kere daha nurlarla doldur, dostları sevindir, düsmanları kahret!<br />
• Tepenin arkasından çık; feyizli nurunla adî tasları la´l yap! Bir kere daha kuru korugu oldur, üzüm haline getir!<br />
• Ey günes! Bagı bahçeyi, ovayı yaylayı, dagı bir kere daha yesert, onlara yesil elbiseler giydir; her tarafı hurilerle<br />
doldur!<br />
• Ey asıklar hekimi, ey göklerin çeragı; asıkların elinden tut, hastaya çare bul!<br />
• Böyle ay yüzlü bir sevgilinin bulutlar altında kalması insafa sıgmaz! 0 ay yüzden, bir an içinde bulutu uzaklastır!<br />
• Dünyayı nurlarla doldurmak istiyorsan, yüzünden elini çek; dünyayı karanlıklar içinde bırakmak istiyorsan, yüzünü<br />
ört!<br />
912. Gel de, benim gönlümden kelimesiz, sözsüz nükteler duy!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2010)<br />
• Gel de, benim gönlümden kelimesiz, sözsüz nükteler duy; aklın almadıgı, sasırıp kaldıgı, anlamaya sıgmayan seyleri<br />
anla!..<br />
• Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanıyorsun însanların tas gibi duygusuz sandıgın yüreklerinde öyle bir ates vardır<br />
ki, sır perdesini tamamıyla yakar, yok eder!..<br />
• Sır perdesi yanınca insan, Hızır(a.s.)´ın hikayelerindeki manayı da, ledün bilgisini de tamamıyla anlar!-<br />
"Kehf Suresi, 18/65. ayete isaret var."<br />
• Canın da, gönlün de içinde o eski ezelî asktan güzel hayaller belirir, yeni sekiller meydana gelir!<br />
• Sen; "Andolsun kusluga ki,.." süresini okuyunca, günesin ne halde oldugunu gör! "Hiç kimse ona es olamaz!" ayetini<br />
okuyunca da, manevî altın madeni seyret!<br />
138 Duha Suresi´ne isaret ediliyor.<br />
913. Kaza ve kader yaylarından atılan oklara bedenini siper et;<br />
bedenine ne kadar ok saplanırsa, o kadar kazanırsın!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV,1998)<br />
• Cenab-ı Hakk´a yemin ederim ki, gül, o tatlı gülüsü senden ögrendi; dag da kemer kusanmayı senden ögrendi!<br />
• Cenab-ı Hakk´a yemin ederim ki, benim gördügümü gökyüzü de görmüstür! Eger görmeseydi, basının üstünde<br />
dönüp durur muydu<br />
• Neye dedim ki: "Niçin böyle feryad edip duruyorsun " Dedi ki: "Onun hos nefesini içime çektim; bu yüzden, feryad<br />
etmem gerekmektedir, sarttır!"<br />
• Gökyüzündeki hilale dedim ki: "Ey yeni ay! Neden böyle azalmada, küçülmede, eriyip gitmedesin " Hilal bana dedi<br />
ki: "Semirmem, serpilmem için o bana ot veriyor!"<br />
• Semirmenin faydası zayıf olmadan, erimeden görülmez; kazanç için çalısmak, harcamak içindir!-<br />
"Her seyin zıddı ile degeri artar. Eski sairlerimizden birisi söyle yazmıs: "Olmayınca hasta, kadrin bilmez adem<br />
sıhhatin." (Rnsan, hasta olmadan saglıgının degerini bilmez.)<br />
• Pervanenin kanadı, uçarak gidip mumun alevini bulmaya yarar! Onu bulunca, kendini alevin içine atınca, artık ne<br />
kanat ister, ne de uçmak!..<br />
• Varlıkların faydaları yoklukta görülür! Öyleyse, beladan sikayet etmek, aglayıp inlemek yersizdir!<br />
• Yeter, sus artık! Kaza ve kader yaylarından atılan bela oklarına bedenini siper et; bedenine ne kadar ok saplanırsa,<br />
ne kadar hırpalanırsan, o kadar kazanırsın, mutlu olursun!<br />
914. Bütün çiçekler barıs taraftan, barıs istemede;<br />
fakat kötü huylu diken kılıcını çekmis, savasa hazırlanmada!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1961)<br />
• Ey ilkbahar; sen, bizim canımızsın! Bize yeniden can ver, canımızı tazele; bagları bahçeleri çiçeklerle doldur;<br />
tarlaları, ovaları gençlestir!<br />
• Gül, güzelligi ile parıl parıl parlamada; kus da, söz söylemeyi ögrenmis fakat, seher rüzgarı esmedigi için<br />
konusamıyor! Haydi, ey seher rüzgarı, es! Es de, her sey tazelensin, canlansın!<br />
• Selvi agacı süsene; "Dilini aç da bir seyler söyle!" diyor. Sünbül de laleye; "Vefa göster, vefakarlıgı tazele!" deyip<br />
duruyor.<br />
• Çınarlar def çalmaya basladı; çamlar el çırpıyor; güvencinler; "Hu, hu!" diye naralar atmada ve; "Allah´ım; bizlere<br />
olan lütfunu ve ihsanını yenile!" diye yalvarmadalar!<br />
• Pembe gül ayaga kalkmıs, menekse egilmis, asma yapragı secdeye kapanmıs! Bunları gör de, hepsini yeniden Hakk´ı<br />
tesbihe çagır!<br />
• Bütün çiçekler barıs taraftarı, barıs istemedeler fakat, kötü huylu diken kılıcını çekmis, savasa hazırlanmada!..<br />
• Gök gürleyerek diyor ki: "Bulut geldi, yeryüzüne miskler saçmaya basladı! Haydi, ey gül bahçesi! Gel, yüzünü, elini,<br />
ayagını yıka; bastanbasa tazelen!"<br />
• Nergis, bülbülün yanına geldi de; "Artık ötmeye, çilemeye basla; askı tazele, nagmeyi yenile!" diye gözünü kırpıyor!<br />
• Bülbül, nergisin göz kırpısını gördü ve sözlerini duydu da, gülün yanına gitti! "Canın sıkılmazsa, gönlü kırık su zavallı<br />
asıgın nagmelerini dinlemek lütfunda bulun!" dedi.<br />
• Yesil elbiseler giyenler, yesillere bürünenler bülbüle diyorlar ki: "Haydi öt; öt de, çiçekler gibi velilerin sırlarının<br />
sırlarını tazele!"<br />
• Van gülü, Sakız gülü, bir de yasemin hep birden bülbüle; "Hayır!" diyorlar. "Sus; sus da, susmaktaki feyzi, kimyayı<br />
gör!"<br />
915. Sözüm mest olmus, gönlüm mest olmus, hayalim mest olmus;<br />
hepsi de birbirine düsmüs!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV, 1996)<br />
• Sevgilim! Senin hayalin oynaya oynaya gönlüme gelince, güzelligine dayanamam, mest olurum! 0 zaman ne hayaller<br />
ederim, daha ne hayaller ortaya çıkar, hiç sorma!<br />
• Hayalin, ay gibi ortada döner durur; öbür hayallerin hepsi de, onun etrafında oynamaya baslarlar!<br />
• Hayaller, mest olarak kendilerinden geçmis bir halde oynarlarken, dalgınlıgından ötürü, sana çarpan bir hayal<br />
senden nur alır da, günes vurunca parıl parıl bir ayna gibi parlar, kendisine bakanların gözlerini kamastırır.<br />
• Sözüm, söylemek istedigim halde söyleyemedigim bir düsünce gibi agzımdan gönlüme gider; sonra, belki de yüz<br />
kere gönlümden agzıma gelen bir sıfat yüzünden mest olur!<br />
• Sözüm mest olmus, gönlüm mest olmus, hayalim mest olmus; hepsi de birbirine düsmüs, birbirine bakmadalar!<br />
• Nice zamandır, hepsi de birbirlerine agız sürmede, dostluk göstermedeler! Halbuki, beden, dostlugu çekemeyip<br />
feryad edince, onların hayalleri birbirine düsmede, birbirini kırıp geçirmedeler!<br />
• Sanki onlar üzüm taneleri, gönlümse sıra sıkılacak tekne; sanki onlar suyu sıkılacak gül yapragı, gönlümse onların<br />
attar dükkanı...<br />
916. Lütfunla, can gibi oldum; kendimde gizlendim, kendimi kaybettim!<br />
Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. IV, 1805)<br />
• Canımın içinde can gibi örtünerek. kendini gizleyerek akıp gitmedesin! Ey bagımın bahçemin aydınlıgı; sen, benim<br />
salına salına yürüyen selvimsin!..<br />
• Mademki gidiyorsun, ey canımın canı; bensiz gitme, bedensiz gitme! Ey gözümün nuru; gözümden çıkma, ayrılma!..<br />
• Bası dönmüs canıma güzellerin baktıkları gibi hos bir bakısla bakarsan, öyle bir güç kazanırım ki, yedi kat gögü de<br />
yırtarım, yedi büyük denizi de asarım!..<br />
• Beni, bassız ayaksız bir hale getirdin; elimi ayagımı aldın! Beni uykudan, yemek yemeden, su içmeden kestin! Ey<br />
benim Yusuf-ı Kenanım; kapıdan gir, Yakub´un önüne gel!..<br />
• Lutfunla, can gibi oldum; kendimden gizlendim, kendimi kaybettim! Ey varlıgı benim gözlerimden silinen, gizlenen;<br />
ey benim varlıgımda gizlenen sevgili!..<br />
• Gül, senin yüzünden elbisesini yırttı; nergisin gözleri, senden mest oldu; dallar, senin lütfunla tomurcuklandı! Ey<br />
benim ucu bucagı bulunmayan bagım bahçem!..<br />
• Bir an oluyor, beni daga götürüyorsun; bir an oluyor, baga götürüyorsun; bir an da oluyor, gözlerim açılsın diye,<br />
beni ısıgın dibine götürüyorsun!<br />
• Ey canlardan da üstün can; ey bütün dünya madenlerinden degerli maden; ey güzeller güzeli; ey benim güzelim!..<br />
• Mademki bizim asıl vatanımız, yurdumuz toprak degil, bırak da su beden toprak altında çürüsün, dagılsın; korkum<br />
yok! Ben, gökleri bile düsünmüyorum ey vuslatı Zühal yıldızı ile bulusmak gibi olan aziz varlık!..<br />
• Senin ay gibi parlak ve güzel yüzünü hatırlayınca, feryada figana baslıyorum! Her an padisahlar padisahının güzel<br />
kokusunu aldıgım için, O´nun eserlerinde sanatını, yaratma gücünü gördügüm için O´na karsı hayranlıgım artıyor!<br />
• Can senin günesinden ayrı kalınca, havadaki zerreler gibi titrer durur! Ey benim dört temelimin temeli, ey benim<br />
dört erkanımın aslı esası; can senden niçin ayrı kalsın<br />
• Ey benim padisahım Selahaddin, ey yol gösterenim, ey benim temkinimden farig olan aziz varlık, ey olması mümkün<br />
olanlardan da üstün olanım!..<br />
917. Rüzgar, sevgilinin saçlarının kokusundan mest oldu!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. IV, 1962)<br />
• Kardesim! Dün gece sevgilimi rüyamda gördüm. 0, çesmenin yanıbasında Agustos gülleri arasında uyuyakalmıstı.<br />
• Huriler, ellerini kavusturmuslar, onun etrafında halka olmuslardı. Bir yanda lale bahçesi, bir yanda da yasemin<br />
bahçesi vardı.<br />
• Rüzgar hafıf hafif esiyor, sevgilimin saçlarını oksuyordu. Onun saçlarının her büklümünden etrafa anber kokuları,<br />
misk kokuları yayılıyordu.<br />
• Rüzgar o güzel kokulardan mest oldu da, ne yapacagını sasırdı, sevgilinin yüzünden saçlarını dagıttı. Parlak bir<br />
mumun üstünden legeni kaldırdıgınız zaman etraf nasıl aydınlanırsa, tıpkı onun gibi, her taraf nura gark oldu.<br />
• Bu rüyanın baslangıcında, rüyama; "Dur!" dedim; "Yavasla! Sabret de, bir an için olsun, kendime geleyim! Sus, artık<br />
konusma!"<br />
918. Neseyi ve mest olmayı, sonsuzluk sürahisinden al!<br />
Fe´ilat, Fa´ilatün, Fe´ilat, Fa´ilatün<br />
(c.IV, 1987)<br />
• Yarım mest oldum; aman bana bir kadeh daha sun!.. Senin iyi bir arkadasın varsa, artık iyiyi kötüyü terk et!..<br />
• Cefadan kim aglıyor Kim çıplak Sen, onlara bakma; sen, onun vasîsı degilsin! Otur da kendi isine bak!<br />
-Alemde her sey ilahî bir nizam içinde adilane bir sekilde isleyip durmadadır. Biz, hadiselerin hakikati ötesinde ne<br />
oldugunu bilemedigimiz için üzülürüz "Neden böyle oldu, neden söyle oldu " diye düsünmeye gerek yok. Rbrahim Hakkı<br />
hazretleri:<br />
*Saraba dogru bak; çeng ve neyin feryadını dinle! Bir taraftan da ay yüzlülere servi boylulara bakıp neselen!..<br />
*Ben çocuk degilim ki, kuru üzümü ve cevizi arzu edeyim! Sen, kuru üzümü ve cevizi al da sepete koy!<br />
*Ocuç ayı gelince ne kadehten bahset, ne de testiden; bundan sonra neseyi, mest olmayı sonsuzluk sürahisinden al!<br />
• Sevgilinin semtinde otur; sema´da, dügünde, ziyafette bulun! Kimse seni görmesin; agyardan habersiz yasa!<br />
Ahadiyyet sarabından iç, neselen!..<br />
• Can gelini mest oldugu için yoklugu bırakır da, varlık semtine gelirse, ona ikram edecegin yemegi ilahî tabaktan ver;<br />
onun yüzünü akıl duvagı ile ört!<br />
• Söz söylemekten bıktın, usandın! Çünkü, kimse senin sözlerine mahrem degildir! Haydi; söz aynasını hemen bir<br />
keçeye sar!<br />
919. Ben, sedefe benzerim; beni kırdıkları zaman gülerim!<br />
Rahata kavusunca, üstünlüge ulasınca gülmek, ham kisilerin isidir!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c.IV, 1989)<br />
"Deme su niçin söyle<br />
Yerindedir ol öyle ı<br />
Bak sonuna seyreyle<br />
Görelim Mevla neyler<br />
Neylerse güzel eyler<br />
Hep isleri faiktir<br />
Birbirine layıktır<br />
Neylerse muvafıktır<br />
Mevla görelim neyler<br />
Neylerse güzel eyler"<br />
diye buyurmustur. Bunu da yanlıs anlamayalım. Tas yürekli olmayacagız, yardım isteyenlerin yardımına kosacagız.<br />
Elimizden geleni yapacagız fakat, üzülmeyecegiz. Hani sairin;<br />
"Çalıs gam-gînleri sad etmeye, sad olmak istersen<br />
Sevindir kalb-i nası gamdan azad olmak istersen"<br />
dedigi gibi."Rnsanların hayırlısı, insanlara yardım edendir!" hadîsini de unutmayacagız.<br />
• Bana kıvılcımlar gibi gülmeyi ögreten güzel, tatlı gülüsü ile dünyayı cennete çevirdi!<br />
• Gerçi ben yokluktan hos gönüllü ve gülerek dogdum ama, ask, bana bir baska çesit gülmeyi ögretti!<br />
• "Herkese gamsız, mihnetsiz gülüsü göstereyim" diye padisah, bana günes gibi gamsız gülmeyi ögretti!<br />
• Ben, sedefe benzerim; beni kırdıkları zaman gülerim! Bir rahatlıga, bir üstünlüge ulasınca gülmek, ham kisilerin<br />
isidir! Rnsan olan, kırılıp ezildigi zaman güler!<br />
• Her sabahın, her seher vaktinin canı olan sevgili, bir gece odama geldi de, bana seherler gibi gülmeyi ögretti!<br />
• Bulut gibi yüzüm eksi ama, içimden gülüyorum! Yagmur yagarken gülmek, simsegin adetidir!<br />
• Eger sen iyi insan isen, pek büyük bir kisi isen, git de egreti padisahlıga, egreti taç ve kemere, egreti servete, mala<br />
mülke gülmeyi ölüm vaktinde ecelden ögren!<br />
• Ey hoca! Eger sen Rsa huylu isen, sehvet duygularını gideremedigi için üzülen, gamlanan erkek ve kadına; "Gülmeyi<br />
git de Hz. Rsa´dan ögren!" de!<br />
• Gonca gibi gizli gül; agaçlar çiçek açtıkları zaman dallar üstünde gülen çiçekler gibi gülme!<br />
920. Ruhlar, topraga ve suya esir oldular! Sen,<br />
su balçık yurduna baskın yap da, esirleri kurtar!<br />
Fe´ilat,Fa´ilatün,Fe´ilat,Fa´ilatün<br />
(c.IV.1986)<br />
• Sevgilim! Güzel ve suh gözünle bir göz isareti et de, yıktıgın bu gönlü bir bakısla tamir et!<br />
• Su beden kabrinin içinde gönül ve can, senin askının sehitleridir! Bu sehitlerin mezarına ugra, bir ziyarette bulun!..<br />
• Sen, Yusuf gibi gülüsünle bütün Mısırlıların ellerinin kesilmesine sebep olmussun; bari yüzünü göster de, gönlü ve<br />
canı al, bir ticarette bulun!..<br />
• Cefa etmeye söz verdin de, bunun için ayak sürüklüyorsun! N´olur, sözünü yerine getirme de, kefaret ver!<br />
• "Böyle lütuflarda bulunmakla sizden ne kazancım, ne faydam olacak " deme! Karsılıgını beklemedigim lütfunun bir<br />
faydasından bize ver de, sen zararet!<br />
• Safran gibi sararmıs yüzleri, güller ve laleler gibi yap; üç-dört kan damlasından müjdelenmis bir gönül yap!<br />
• Devlet, senin kulun kölen olmustur; o hiç bir emrinden dısarı çıkmaz! Ey padisah; bizimle o devletin arasında elçilik<br />
yap!<br />
• Mademki senin hilm dagının önünde günahlar saman çöpü gibidirler, bizim dag gibi olan günahlarımıza hakaretle,<br />
deger vermeyen bir bakısla bak!<br />
• Bedenimiz, ana rahminde iki damla kandi; kudretinle, sanatınla güzel bir adam oldu! Kötü huylarımızı, pis<br />
sıfatlarımızı da yine öyle temiz sıfatlara çevir!<br />
• Canlar, ruh aleminden geldiler, topraga ve suya esir oldular! Sen, bu balçık yurduna bir baskın yap da, esirleri<br />
kurtar!<br />
921. Allah´ın yeryüzündeki baharından baska bir baharı daha vardır ki,<br />
orada ölüm yoktur; çiçekler solmaz!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, , Fe´ilün<br />
(c. IV, 1990)<br />
• Samandan ve ottan baska bir sey görmeyen hayvan canı, Allah´ın kudreti ile akıl, fıkir gül bahçesine layık oldu!<br />
• Allah´ın yeryüzündeki bahar mevsiminden baska bir baharı daha vardır ki, orada ne ölü vardır, ne puta tapan vardır,<br />
ne de put!<br />
• 0 manevî ilkbaharın esen rüzgarından baykuslar beyaz dogan olurlar; baharın nefesi ile disi çaylak, arslandan daha<br />
iyi, daha yigit bir hale gelir!<br />
• Herkes, hersey dirilir ve sükretmek için agızlarını açarlar! Öpüsler bile, agızlardan gelen zevk ve nese kokusundan<br />
serhos olurlar!<br />
• Seher rüzgarının destanlar anlatan eli, güzel kokulu seylerin bulundugu kabı çalkaladı da, etrafa anber kokulan<br />
yayıldı! 0 güzel kokular, çemen çocuklarına güzel seyler ögretti!<br />
• Seher rüzgarının nefesi, Cebrail (a.s.) gibidir; agaçlar da Meryem´dir! 0 nefesin el oyununa bak ki, çiçek tozlarını<br />
dalların üstüne serper de, karı ile kocanın yaptıklarını yapar!<br />
• Bulut duvak altında güzeller bulundugunu gördü de, Aden incileri, mücevherleri saçtı!<br />
• Kırmızı gül, nesesinden yenini yakasını yırttı! Hz. Yakub´a Yusufun gömlegini ulastırma zamanı geldi!<br />
• Sevgilinin iki dudagı Yemen akigi gibi gülünce, Yemen tarafından Hz. Muhammed(s.a.v.)´e Rahman´ın kokusu geldi!-<br />
"Hz. Mevlana bu beyitte, Veysel Karanî hazretleri için söylenen su mealdeki hadîs-i serife isaret etmektedir: "Yemen<br />
tarafından Rahman´ın kokusunu duyuyorum!"<br />
• Bilmiyorum, daha ne kadar böyle dagınık sözler söyleriz Zamanın o güzelinin dagınık saçlarını görmedikçe gönlüm,<br />
bir türlü rahata kavusmuyor!<br />
• Ey Sems-i Tebrîzî; gel, gönlüme günes gibi ısık kılıcını vur! Kalkana benzeyen cana, ancak günesin kılıcı nur<br />
verebilir!<br />
922. Sevgilim! Gönül ve can, senin mest olmus gözlerinin birer kölesidir!<br />
Fe´ilat, Fa´ilatün, Fe´ilat, Fa´ilatün<br />
(c.IV, 1985)<br />
• Sevgilim; sarap getir de, mest olanların mahmurluklarını gider! Onların hepsi de, güzel yüzünün askı ile<br />
kararsızdırlar!<br />
• Onlara, yıllanmıs sarap getir; sabah sarabı ile güller açtır! Mest olanların sarabından gökler bile costu!<br />
• 0 canın kararını, o canın gülünü, lalezarını ver de, mest olanların agızlarını, kucaklarını sekerle doldur!<br />
• Sarap kadehini eline al, seker gibi avucunu dudaklarına götür! Kerem et, rahmet suyundan serp de, mest olanların<br />
elem tozlarını bastır!<br />
• Sevgilim! Gönül ve can, senin mest gözlerinin birer kölesidir! Sende bulunan o hos sarapla mest olan ihtiyarlarını,<br />
cüz´î iradelerini ellerinden al!<br />
• Lale renkli sarabın tadı onların damaklarına degince, mest olanların yüzlerinin, yanaklarının renginden gül bile<br />
utanır!<br />
• Asıklar meclisinin her tarafı saraptan sakinlesince, mest olanların zülfikarının ucu, gamın boynunu vurur!<br />
• Sevgilim! Sen, bizim gündüzümüzsün; gamımızı kederimizi yakansın! Mest olanların islerinin güçlerinin yoluna<br />
girmesi, yücelmesi hep sendendir!<br />
• Arslanların kulaklarından tut da, hepsini deve gibi katar et! Çünkü sen, Hakk arslanını tutansın; mest olanların<br />
yularları avucundadır!<br />
• Akikten kadehin var, tam bir tadın var! Mest olanları avlamak için ne garip bir tuzagın var!<br />
• Sen cansın; senin degerinin ölçüsüz kalmaması için söz burada kesildi! Sen sakîleri imrendirirsin; mest olanlar<br />
seninle avunurlar!<br />
923. Ars sarabı öyle bir sarap ki, bir kadehini ölünün avucuna koysan,<br />
ölü dirilir, telkine cevap verir!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV, 1983)<br />
• Allah´a yemin ederim ki, ne yaglı yemeklere meylim var, ne de ballı tatlıları canım istiyor! Altın dolu kesede de, altın<br />
kasede de gözüm yok!<br />
• Bütün yeryüzündekileri zamanı gelince öldürüyorsun! Bu hali gören ay, gökyüzünden bagırıyor! Diyordu ki: "Bu ne<br />
sasılacak sey; bu ne kudret, bu ne temkin, bu ne cömertlik!.."<br />
• Allah´a hamd olsun ki, bu ülkeye ulastım! Askın, bana; "Oturma, yürü!" dedi. Meger tamamıyla dogru imis! Rste,<br />
dedigi çıktı; yürüyorum!<br />
• Beni ayakta görünce bası ile isaret etti de; "Otur, rahatına bak!" dedi. "Ne diliyorsan dile; o, eline geçecek, muradına<br />
eriseceksin!"<br />
• Bütün varlıklar onun askı ile mest olmuslar da, ona secde etmedeler! Kurt ile kuzu uzlasmıs; gönüllerde ne haset<br />
kalmıs, ne de kin!..<br />
• Öyle mest olmuslar ki, köyün yolu ile evin yolunu ayırdedemiyorlar! Biz insan mıyız, yoksa kırmızı gül müyüz;<br />
farkında bile degiller!<br />
• Herkes eline bir kadeh sarap almıs; "Söyle ey sekerler gibi tatlı, güzel padisah! Ne yapayım; bunu içeyim mi, yoksa<br />
birisine mi bagıslıyayım " diyor!<br />
• 0 da cevap verip diyor ki: "Sen içmene bak; neden bagıslamak istiyorsun Hele sıra sana gelince, bagıslamanın yeri<br />
mi var " Bunu duydum da içtim. Zaten ben, onun kuluyum; içmeyeyim de ne yapayım<br />
• Sen, bu ars sarabını iç! Bu öyle bir sarap ki, bir kadehini ölününün avucuna koysan, ölü dirilir, telkine cevap verir!<br />
924. Dostlarla beraber, yagmur gibi, baglara bahçelere yagalım!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. IV, 1913)<br />
• Yarın, bütün dostlarla beraber bahçeye gidelim; ruhları ile anlasan, sevisen dostlarla beraber yagmur gibi baglara<br />
bahçelere yagalım!<br />
• Çagırdık, seslendik; "Duydum, duymadım!" demeyiniz! Yarın, baga bahçeye gitme günüdür; asıkları, dostlara hakkı<br />
geçenleri çagırdık!<br />
• Su bahar mevsiminde, baglarda bahçelerde yüzbinlerce güzeller, yüzbinlerce yesillik gelinleri, o güzellere gönül<br />
verenler, o gelinlerle gerdege girenler var!<br />
• Onların hepsi de neseli, hepsi de gülüyorlar, el çırpıyorlar; hepsi de ask padisahı, hepsinin tacı tahtı var!<br />
• Her agacın altında bir ay yüzlü dilber var; ne kadar da güzel, ne kadar da hos! Yasemin yanaklı güzeller, güzellikleri<br />
ile göz kamastırıyorlar!<br />
• 0 güzellerin bir kısmı, çayırlar çimenler, yesillikler gibi yaya yürüyorlar; bir kısmı gül dalları gibi atlı!<br />
• Ne yesilligin güle haset ettigini görüyorsunuz, ne de sevgi sarabı ile mest mahmurlugunu görüyorsunuz!<br />
925. Artık dünya evinden bıktım, usandım; ötelere gitmek zamanı geldi!<br />
Mefa´îlün, Mefa-îlün, Fe´ulün<br />
(c.IV, 1896)<br />
• Bu kadar cefa etmek ve mazlumların kanlarına girmek sana yakısmaz!<br />
• Benim, senin için yasamam gerek; yoksa, bence can vermek kolaydır!<br />
• Senin adını duydugum günden beri uykusuz geçen geceleri saymaktan usandım!<br />
• Senin gibi bir kerem ve ihsan sahibinden nasibimin ızdırap duymak, meyus olmak halinde görünmesi reva mıdır<br />
• Ey sahibim, ey efendim! Güzel yüzünü görmek ve gözünün önünde ölmekten daha serefli, daha hos bir sey olamaz!<br />
• Mum gibi kanım atesler içinde kaldı; gönülden cosmadayım; yanaklarım sarardı soldu!<br />
• Artık bu dünya evinden bıktım, usandım; göklerin üstüne çıkmak, ötelere gitmek zamanı geldi!<br />
926. Yokluk bir denizdir; Su alemse, o denizde bir köpük!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´üliin<br />
(c. IV,1902)<br />
• Ey hakikati göremeyen körlerin emîri! Ben sana; "Delileri azdırma, imansızları costurma!" demiyor muyum<br />
Mademki inanmıyorsun, sus, söyleme!<br />
• Bana; "Görünmez alemde olanları göster!" diyorsun; yigit, yürekli erlerin hayvanlarla ne ilgisi var<br />
• Uçsuz bucaksız denizde, vahdet denizinde gemi nedir, tahta nedir Bu kerem deryasına karsı yakınlar kim olur,<br />
uzaklar kim olur<br />
• Aslında, yokluk bir denizdir; su alemse, o denizde bir köpük! 0, bir Süleyman´dır; insanlarsa karıncalar!<br />
• Deniz cosunca köpük meydana gelir; o denizin büyüklügü karsısında Rran ile Turan, ancak iki köpüktür!<br />
• Söyle; bu coskunluk karsısında gayret ne ise yarar Su sabreden kisilerin sabrından kim bahsedebilir<br />
• Çirkinler, bu denize dalınca güzellesirler; acılar, bu köpükle tatlılasırlar!<br />
927. Gönlümü sık sık hırpalama!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c.IV, 1899)<br />
• Ask ugrunda kanlar içen gönlümü, sık sık hırpalama; bir defa da olsun, al git! Senin gamından yüzlerce parçaya<br />
ayrılan, param parça olan gönlümün her parçasını ayrı ayrı alma; parçaların hepsini bir araya getir de öyle al! Gönlümün<br />
bir parçasının bile baskasına gittigini istemem!<br />
• Bugün, ya benim canıma bir çare bul, yahut da bu çaresizin canını al gitsin!<br />
• Dün bütün gece sabaha kadar; "Allah´ım!" diyordum: "0 kan içen zalimden benim intikamımı al!<br />
• 0 tas yürekli nasıl benim kanımı döküyorsa, Sen de o katı tastan benim kanımı al!"<br />
• Gönlün eliyle, sana iki-üç tane mektup gönderdim; ona acı da, o zavallının, o avarenin elinden hiç olmazsa bir<br />
tanesini al, oku; halimi anla!..<br />
• 0 mektuplardaki yazılarda, askın sureti ve sekilleri var; ibret olsun diye onları bir gözden geçir!<br />
928. Akıl gelmis; "Ben ilahî askla mest olanların kuluyum, kölesiyim!" diyor!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c.IV, 1900)<br />
• Ey mest olanların münisi, yakın dostu; gel de, mest olanların düsüncelerini gör, sevdalarını seyret!<br />
• Ey güzellerin emîri, gel! Gel de, mest olanların yüzlerini senin pek güzel olan, pek nurlu olan yüzünün ısıgı ile seyret!<br />
• Gelmeye tenezzül etmesen bile, köskünün penceresinden basını çıkar da mest olanların kavgalarını, gürültülerini<br />
gör!<br />
• Gel ey mest olanların uykularını baglayan, uykunun onların yanına varmasına engel olan; gel de, ayrıca onların<br />
ayaklarındaki bagları gör!<br />
• Hakk askı ile mest olanların feryatları, heyheyleri, bütün gece ta sabaha kadar ötelere, gökyüzündekilere dogru<br />
yükselir durur!<br />
• Gökyüzünde bulunanların hepsi de derler ki: "Biz de o sevgilinin askı ile harabız, gökyüzü de harab! Eyvahlar olsun<br />
böyle mest olanlara!"<br />
• Melek de, insan da, devler de, periler de mest olanların reyleri, kararları gibi altüst olmusuz!<br />
• Su pazar yeri, su dünya Hakk askı ile mest olanlara hiç yurt olabilir mi Burada bütün ayıkların bile külahlarını<br />
kaptılar!<br />
*Dönüp duran gökyüzünü gördüm. Diyordu ki: "Ben, mest olanların helvasından bir lokmayım!"<br />
• Ben, askın agzından isittim. Diyordu ki: "Ben, mest olanların güzel sevgilisiyim!"<br />
• "Oruç ayı geldi; artık, mest olanların cana canlar katan kadehini bulamazsın, göremezsin!" derlerse,<br />
• Onlara de ki: "Mest olanların içtikleri sarap, üzüm sarabı degildir; o sarap, can denizindendir! îlahî askla mest<br />
olanların sakîsi, o sarabı ele, agıza sunmaz; cana, gönüle sunar!"<br />
• Su dünyada hersey, insanoglunun aklının eseridir; bu yüzden hersey, insanoglunun aklının kölesidir! îsin tuhaf tarafı<br />
su ki; akıl da gelmis; "Ben, ilahî askla mest olanların kuluyum, kölesiyim!" diyor!<br />
929. Sen, bize ötelerin, o yüce alemin tertemiz sarabını sun!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1912)<br />
• Ey sakî; gel, bize sarabımızı sun! Sun da, o sarabın tesiri ile kazaları bizden def´ et, onları uzaklastır!<br />
• Basımıza gelecek olan kaza ve kaderin yücelerden geri dönüp gitmesini istiyorsan, sen, bize ötelerin, o yüce alemin<br />
tertemiz sarabını sun´.<br />
• Tozdan topraktan ibaret olan yeryüzü de ne oluyor; sunulan sarap yeri de döndürür, gögü de, denizi de!..<br />
• Artık, su küçücük, su degersiz fanî sevdayı düsünmüyorum! Gel de, verdigin sarapla sevda denizlerini de<br />
döndürmeye basla!<br />
• Eger ben sarap kadehinin mahremi degilsem, beni yok say da, sunacagın sarapla var et!<br />
• Mest oldukları için ask yollarında egri bügrü yürüyen gönülleri, sarapla, elsiz ayaksız yürüt gitsin!<br />
930. Bütün varlıkların her birine, degerlerine göre,<br />
padisah mutfagından bir sofra hazırlanmıstır!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. IV,1910)<br />
• Dünyanın her cüz´ünü, her parçasını seyret; hepsi de hareket halindeler; bir yerden bir yere geçip gitmedeler! Sunu<br />
iyi bil ki; hersey, bir yolculuktan gelmistir!<br />
• Bil ki; hersey, rızık ümidi ile kendini yaratan padisahın önüne basını koymustur!<br />
• Bütün varlıklar, bunalmıs, perisan bir halde yıldızlar gibi parlamak için günesin ayagına düsmüslerdir!<br />
• Hepsi de; "Denizi bulurum!" ümidi ile seller gibi altüst olmus, bosanarak, köpürerek, feryad ederek denize dogru<br />
akıp gitmedeler!<br />
• Bütün varlıkların her birine, degerlerine göre, padisah mutfagından bir sofra, bir nimet hazırlanmıstır!<br />
• Onların, denizleri sömürüp içen, bir türlü kanmayan canlarına karsılık, su dünya denizleri degersizdir!<br />
• Tebrizli Sems´in gözlerine bak da; incilerle dolu baska bir denizi seyret.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Divan-ı Kebir´den Seçmeler - II</span><br />
<br />
460. Bir avuç toprak, senin çaresiz bir asıgın olursa sasılmaz!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. II, 544)<br />
• Ey bir panltısı ile Uhud Dagı´nı paramparça eden Rabbim! Bir avuç toprak, Sen´in çaresiz bir asıgın olursa sasılmaz!<br />
" A´raf Suresi, 7/143. ayete isaret var."<br />
• Lutfeder de bir bakarsan, kayalar, taslar mum olur; fakat kahr ile bakınca da, mum tas olur!<br />
• Sen inlersen, feryad edersen, o zaman ölmüs gönlü diriltirsin, ona can verirsin, bir seyler edersin; senin canının isi<br />
gücü budur!<br />
• Can, sefer etmek, yolculuga çıkmak ister; sen, onu saglam bir bagla baglarsın! Sonunda can, o bagı koparır da avare olur!<br />
• Süleyman gidince Seytan, padisahlar padisahı olur! Akıl ve sabır gidince nefs-ı emmare baskaldırır. seni emir kulu yapar; sana kötülükler, günahlar isletir.<br />
• Ask, bütün cihanı kaplamıstır ama, sen onun rengini bile göremezsin´ Fakat onun ısıgı bedene vurunca asık olursun;betin benzin solar, sararırsın!<br />
• Bir sehzade olmalı ki, yakutun müsterisi olsun; esi az bulunur, degeri bir insan olmalı ki, senin ask gamını çeksin!<br />
• Cenab-ı Hakk; "Yeryüzü size besiktir!" diye buyurdu. insan çocuk olmasaydı, besige baglı kalır mı idi -<br />
"Taha Süresi, 20/53. ayete isaret edilmektedir."<br />
• Benim su gölge varlıgımın dönüp dolasması, Hakk günesinin yüzündendir´ 0 müneccim degıldir ki, gönlü yıldızların<br />
emrinde olsun!<br />
461. Baglar, bahçeler ona selama durmuslar; selviler de ayaga kalkmıs!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 549)<br />
* Haydi, tozmaması için yollara su serpin; sevgili geliyor! Bahçeye müjde verin; bahar kokusu geliyor!<br />
* Ayın ondördü gibi nurlu yüzlü olan sevgiliye yol açın. yol verin; o nurlar açarak geliyor!.<br />
• Gökler heyecandan yarıldı; cihanda bir ugultu var! Etrafa anberler, miskler yayıldı; yarin bayragı geliyor!<br />
• Bagın, bahçenin yüzü güldü; gören göze hakikat çeragı geliyor! Gam bir kenara sıkıstı kaldı; ay, sanki bizim kucagımıza dogmada!..<br />
• Ok, hedefe dogru uçup gidiyor! Padisah ava çıktı; biz neden oturmus kalmısız Haydi, gidelim; o padisaha av olalım!<br />
• Baglar, bahçeler ona selama durmuslar; selviler ayaga kalkmıs! Yesil çemenler yaya olarak ona dogru kosuyorlar;goncalar da atlara binmis geliyorlar!<br />
• Gökyüzünde sevgili ile halvete girenler nasıl bir sarap içiyorlar ki, canlar mest oldu, yerlere yıkıldı, akıl da mahmurlastı<br />
462, Onun mana sarabı yüzünden gökyüzünün damı bana konak olmustur!<br />
Miifte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. II, 547)<br />
• 0 selvi gibi uzun boya posa karsı secde edersem ne olur Ben, onun maddî varlıgına degil, onu yaratanın kudretine,büyüklügüne hayran oluyorum da secdeye kapanıyorum! Gönül gözü uyanık o aziz varlıga gözlerimi verirsem ne çıkar<br />
• Ben, onun sevgi sarabını içerim; zaten benden baska kim içebilir ki .. 0 sarabı bugün bulmus iken içsem de, yarına bırakmasam daha iyi olmaz mı<br />
• Çünkü onun sarabı, benim gönül arkadasımdır; onun yüzünden, gökyüzünün damı bana konak olmustur! Ask kanatlarını açarak oraya uçarsam ne olur<br />
• Ben gönlü tanımasam ne olur Bırak; can da varsın gitsin, beden de gitsin! Ben, bunun için gam yemem, gam yemem, gam yemem! Çünkü ben, onun yüzünden yok oldum; gönülsüz, , bedensiz kaldım!<br />
463. Bu dünya sarabının sarhoslugu, gece uyuyunca geçer gider;<br />
ilahî sarabın mestligi ise, insanı mezara kadar götürür!<br />
Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstefilün<br />
(c. II, 537)<br />
• Babacıgım; bize sarabı sunan, bizi bizden alan sakîmize hizmetten baska bir isimiz yok! Ey sakî! Fazla sarap sun da<br />
biz, iyiden de, kötüden de kurtulalım!<br />
• Allah, bu dünyaya her insanı bir is için getirdi ama, bizi issizlik, hünersizlik sanatı için getirdi! Yani, bizim, dünyada<br />
asktan baska bir isimiz yok; Allah, bizi dünyaya kendisini sevmemiz için getirdi!<br />
• Allahım; zaten bizden bir is isteyecek olsaydın, bize ask sarabını nasip etmezdin! Bu sarabı içenin bası hiç yere egilir<br />
mi, dünya islerine dalar mı; Sen´den baska kimsenin önünde egilir mi<br />
• îlahî sarapla mest olmus, kendinden geçmis kisi bir is yapabilir mi Mest olan kisi, sarap gibidir; sarap ne yaparsa o da onu yapar! îlahî sarap, hiç bir seye ihtiyacı olmayan Cenab-ı Hakk´ın sevgisinden baska her seyi, iki dünyayı bile<br />
ortadan kaldırır!<br />
• Üzüm suyundan yapılan bu dünya sarabının sarhoslugu, gece uyuyunca geçer gider! Fakat ilahî sarabın mestligi,insanı mezara kadar götürür!<br />
"Seyh Sadî hazretleri bir beytinde söyle buyurmus:<br />
"Sarabın verdiği sarhosluk, gece yansına kadar devam eder ama, bir güzel yüzlü sakînin verdiği mestlik, kıyamete kadar sürer!"<br />
• Ey gönül! Aklını basına al da, ilahî sarapla oldugundan da daha fazla mest ol; nereye gidersen git, hep mest olarak<br />
git! Yalnız kendine degil, baskalarına da o saraptan içir, mest et! Onlar da bu sarabın zevkini duysunlar da, sana birkaç kadeh daha fazla sunsunlar!<br />
• Bu sarabı içtigim için artık susayım, sükuta dalayım; gördügüm lütfu, buldugum keremi sayamayayım! Zaten o keremler, lütuflar sayıya sıgmaz ki!..<br />
464. Allah, beni ask sarabından yaratmıstır,ölsem de,<br />
çürüsem de ben, yine o askım!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. II, 683)<br />
• Benim mezarımın topragından bugday biter de sen o bugdaydan ekmek yaparsan, onu yiyince sarhoslugun artar!<br />
• 0 bugdayın hamuru da deli olur, o ekmegi yapan da! 0 ekmegi pisiren tandır da yanarken aska gelir de, sarhosça beyitler söyler!<br />
• Eger sen, benim mezarımı ziyarete gelirsen, üstümdeki toprak yıgınının nese ile oynadıgını görürsün!<br />
• Kardesim; benim mezarıma sakın defsiz gelme! Çünkü, Allah´ı sevenlere, O´nun huzurunda olanlara dertli olmak,<br />
kederli olmak yarasmaz!<br />
• Çenemi baglamıslar; mezarda yatıp uyumus gibiyim ama, agzım sevgilinin lütf ettigi mezeleri çignemededir!<br />
• Kefenimden bir parçacık yırtar da gögsüne baglarsan, canından sarhosluga bir kapı açılır da, her yandan Hakk<br />
sarhoslarının çalıp çagırmasını duyarsın; isin is olur! Sana, her isten mutlaka ugurlu, hayırlı baska bir is dogar!<br />
• Allah, beni ask sarabından yaratmıstır; ölsem de, çürüsem de ben, yine o askım!<br />
• Ben, Hakk sevgisinin sarabıyla öyle kendimden geçmisim, öyle bir mest haldeyim ki, zaten benim aslım ask !<br />
• Söyle bakalım; saraptan, sarhosluktan baska ne dogar<br />
• Ruhum beni terk eder, Tebrizli Semseddin´in ruhunun bulundugu burca gider de, artık bir daha geri gelmez!<br />
465. Bu ask, yagmur gibidir; biz de otlar gibiyiz!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 624)<br />
• Her zerre, ezel günesinin nuru içinde ilahî askla kendinden geçmis, ayagını vurarak oynamaktadır<br />
"-Yalnız insanlar, hayvanlar ve bitkiler canlı degildir. Cansız sandıgımız seyler, taslar, topraklar, kullandıgımız,<br />
giydigimiz elbise, içtigimiz su, her sey, her sey canlıdır. Kur´an´da;"Yerde gökte ne varsa her sey O´nu tesbih etmektedir.<br />
Ama siz, onların tesbihlerini duymuyorsunuz." diye buyurulmaktadır. Yeni buluslar göstermistir ki, bütün varlıkların<br />
atomları, bir proton etrafında bas döndürücü bir hızla dönüp durmadadır. Cansız olsalardı, bu dönüs, bu hareket olur mu<br />
idi Nitekim eski hukema; "rüh-ı insanî", "ruh-ı hayvanî", "rüh-ı nebatî", "ruh-ı cemadî" diye, her seyin ruhu oldugunu<br />
sezmislerdir. Mevlana da, asırlarca önce "zerre" diye tavsif ettigi atomların canlı olduklarına isaret etmektedir."<br />
• Su yükseklerde bulunan gök, iki kat olmus kambur felek bile o ilahî sarapla mest olmus da; "Su kirli, su kötülüklerle<br />
dolu dünyadan uzaklasın, yücelin; buralara gelin!" diye çan çalarak insanları gök sofrasına davet etmektedir.<br />
• Bu ask, mest olmus da gelmis; elest bagına girmis, bir çok sıkıntılara katlanarak varlık üzümünü ayaklan altında ezip<br />
durmadadır.<br />
• Ask mest olmasaydı, ilahî sarabı sevmeseydi, onun bu bagda ne isi vardı Ne sebeple gelip de bu bagda üzüm ezme<br />
sıkıntısına katlanacaktı<br />
• Zavallı sen de, ayak vurup duruyorsun ama, üzümü göremiyorsun! Halbuki, senin asık ve sofu olan canın, varlık<br />
üzümünü ayakları altına almıs, bir ar bile durmadan ezmekle mesguldür!<br />
• "0 dost, sanki bütün mihneti, bütün gamı, derdi bana veriyor!" diyorsun diyorsun ama, bag senin olursa, o kimin<br />
üzümünü ezebilir ki Yani, senin basına gelen bütün üzüntüler, belalar, üzüm gibi kaderin ayakları altında ezilerek<br />
benlikten kurtulmak ve mana sarabı olmaktır!<br />
• Ey canlar! Mademki o sevgilinin huzurundasınız, ayak vurun, oynayın! Belli olmaz; belki de mutluluk ayagı ayagınıza<br />
dokunur, seninle beraber oynamaya baslar!<br />
• Ey can! Bu ask, yagmur gibidir; biz de yapraklar ve otlar gibiyiz! Olabiliı ki, bir gün yagmur çayır çimene, yapraga,<br />
ota yagar da, onları yesertir, gelistirir!<br />
466. Ölümün ne oldugundan haberli olan asıklar!<br />
Fa´ilatün, Mefa´îlün, Fa´lün<br />
(c. II, 972)<br />
• Gerçeklerden haberli olarak ölen Hakk asıkları, sevgilinin huzurunda seker gibi erirler!<br />
• Ruh aleminde, elest meclisinde ab-ı hayat içenler, bir baska tarzda ölürler!<br />
• Ötelerden haberdar olanlar, Hakk sevgisinde derlenip toplananlar, su insan kalabalıgı gibi olmazlar!<br />
• Hak asıkları, letafette melekleri bile geride bırakmıslardır! Bu sebeple, diger insanlar gibi ölmek, onlardan uzaktır!<br />
• Sen sanır mısın ki, arslanlar da köpekler gibi kapı dısında can verir<br />
• Hak asıkları sevgi yolunda ölürlerse, onları can padisahı karsılar!<br />
• Birbirlerinin canı kesilen, aynı emaneti, aynı canı tasıdıklarından haberdar alan Hakk asıkları, birbirlerinin askıyla<br />
ölürler!<br />
• Asıklar, gökyüzüne uçarlar; münkirler ise, cehennemin dibinde can verirler!<br />
• Ölürken Hakk asıklarının gönül gözleri açılır da, öteleri, gayb alemini görürler! Baskaları ise, ölüm korkusu ile kör ve<br />
sagır olarak ölürler!<br />
• Geceleri ibadetle vakit geçirenler, Hakk korkusuyla uyumayanlar, ölüm zamanı gelince korkusuz, rahatça ölürler!<br />
• Bu dünyada bogaz derdine düsenler, sadece yemeyi, içmeyi düsünenler öküzlesirler, esekler gibi ölürler!<br />
• Bugün yasarken, Hakk´ın nazarından düsmemek isteyenler, o nazarı, o bakısı arayanlar, o bakısa karsı neseli bir<br />
halde gülerek can bagıslarlar!<br />
• Can padisahı, onları lütuf kucagına alır; onlar, öyle hor ve basit bir halde ölmezler!<br />
• Ahlaklarını Mustafa (s.a.v.)´nın ahlakına benzetenler, Hz. Ebubekir gibi, Hz. Ömer gibi ölürler!<br />
• Aslında, Hakk asıklarından ölüm uzaktır! Onlar, ne ölürler ne de yok olurlar! Ben bu sözleri; "Sayet ölürlerse, böyle<br />
ölürler!" diye söyledim!<br />
467. Deliligin bulundugu yerde aklın ne isi var<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 609)<br />
• Gam evinde oturup kalmak, manen zayıf ve az himmet sahibi olmaktandır! Himmetsiz bir kisinin gönlünde nasıl olur<br />
da senin sevgi sırların bulunabilir<br />
• Neyi çok seviyorsan, neyin üstüne titriyorsan, bil ki, sen osun, senin degerin ancak odur! îste bu yüzdendir ki, Hakk<br />
asıgının gönlü arsın da üstündedir!<br />
• Sifa sandıgın, pesinde kostugun seyin, senin için bir dert oldugundan haberin yoktur! Sana vefalı gibi kendini<br />
gösterenlerin, seni aldattıklarını, hile yaptıklarını, yüzüne güldüklerini anlıyamıyorsun!<br />
• Askın geldigi yere can sıgabilir mi Deliligin bulundugu yerde aklın ne isi var<br />
• Asıgın zümrüdankaya benzeyen gönlü, nasıl olur da sehvet tuzagına düser Böyle bir kusun uçtugu yer, ötelerde,<br />
varlık aleminden dısardadır!<br />
• Ey Tebrizli Semsülhak! Musa sarabından bir kadeh iç de, kan kesilmis olan her Nil nehri sana saf ve duru bir su<br />
olsun!<br />
468. Ölüm, kasla göz arasında; onu hatırlamaktan bile bize daha yakın!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 823)<br />
• Ömür, yarınlara baglanan ümitlerle geçip gitmede; gafilcesine kavgalarla, gürültülerle, didinmelerle tükenip<br />
durmadadır!<br />
• Sen aklını basına al da, ömrünü su içinde bulundugun bugün say! Bak bakalım, bugünü de hangi sevdalarla<br />
harcıyorsun<br />
• Gah cüzdanını para ile doldurmak kaygısı ile, gah iyi yemek, içmek ile bu aziz ömür geçip gitmede, her nefesde<br />
eksilmede!<br />
• Ölüm, bizi birer birer çekip alıyor; onun heybetinden, korkusundan akıllı insanların bile beti benzi sararıp<br />
durmadadır!<br />
• Ölüm, yolda durmus, bekliyor; efendi ise gezip tozma sevdasındadır!<br />
• Ölüm, kasla göz arasında; onu hatırlamaktan bile bize daha yakın! Fakat, gaflete dalanın aklı nerelere gitmede,<br />
bilmem ki ..<br />
• Teni besleyip sismanlatmaya bakma! Çünkü o, sonunda topraga verilecek, mezar kurtlarına yem olacak bir<br />
kurbandır! Sen, gönlünü manevî gıdalarla beslemeye bak; yücelere gidecek, sereflenecek olan odur!<br />
• Bu lese, yaglı ballı seyleri az ver! Çünkü, tenini besleyen kisi, sehvetine, nefsani arzulara kapılıyor; sonunda da rezil<br />
olup gidiyor!<br />
• Sen, ruha manevî yiyecekler ver; yaglı ballı düsünüs, anlayıs, bulus gıdaları ver de, gidecegi yere güçlü kuvvetli<br />
gitsin!..<br />
469. Kusların adı geçince, gönül kusum da uçmaya baslar!<br />
Müstef´ilün, Müstefiliin, Müstefilün, Müstef´iliin<br />
(c. II, 535)<br />
• Senin sevgin, can ırmagında ab-ı hayat gibi akmadadır! Aslında, ab-ı hayat bile sana gönül vermis de, can ırmagında<br />
senin askınla akıp durmada, seni aramadadır!<br />
• Dünyada gördügümüz, bildigimiz bütün kuslar, ötüsleri ile seni övmedeler, seni zikretmedeler! Kusların adı geçince,<br />
gönül kusum da uçmaya baslar!<br />
• Onların ötüslerini duyarak, zikirlerini sezerek hos bir halde, gülerek canımı vermek istiyorum! Bu can, sevgili<br />
zikredilirken bedenden çıkarsa, bu can veris ne tatlı bir can veristir, ne hos bir ölümdür!<br />
• Aslında, Allah´ı seven herkesin canından her an manevî bir duygu, ruhani bir özlem, mest olmus, kendinden geçmis,<br />
harap ve perisan bir halde ötelere, ta rahmet sahibinin arsına kadar gitmededir!<br />
• Can nedir Mana padisahlarının, ermislerin küpüdür; içinde de gökyüzünün sarabı vardır! îste bu yüzdendir ki,<br />
sözlerim de, asıklar gibi, perisan ve dagınık halde agzımdan çıkıyor!<br />
470. Sensiz hiç bir sey olmaz Allahım!<br />
müfte´ilün, Mefailün,Müfte´ilün,Mefa´ilün<br />
(c,II,553)<br />
• Komsuların, dostların yardımı olmasa bile bir is yoluna girebilir ama, Sen´in takdirin olmasa, o is asla olmaz! Sen´in<br />
askının yarası, su gönlümdedir; onun baska yeri olamaz!<br />
• Yarattıgın güzel eserleri görerek, aklın gözü, Sen´in mestin olmustur! Kudretinin, yaratma gücünün karsısında felegin<br />
çarkı alçalmıstır! Zevk ve nesenin kulagı da Sen´in elindedir! Yani, zevki ve neseyi de ancak Sen´in lütfunla duyarız; Sen´siz<br />
hiç bir sey olmaz Allahım!<br />
• Can, Sen´in askınla cosar; gönül, Sen´in sevgi sarabınla mest olur; akıl, Sen´in yarattıgın güzellikler karsısında sasırır<br />
kalır! Sen´siz hiç bir is basa çıkmaz Allahım!<br />
• Mevkiim, serefim, malım mülküm hep Sen´in lütfun, ihsanındır; yedigim yemegi, içtigim suyu da Sen lütfediyorsun!<br />
Sen´siz bunlann hiç biri olmaz Allahım!<br />
• Bazan vefaya dogru gidiyorsun, bazan cefaya dogru! Sen benimsin; nereye gidiyorsun Hiç kimsenin isi Sen´siz basa<br />
çıkamaz!<br />
• Sen´siz bir is basa çıksaydı, Sen´in koydugun kurallar geregince isler yürüse idi, dünyanın altı üstüne gelirdi; hersey<br />
bozulur, altüst olurdu! Güzelligi ile dillere destan olan îrem Bagı cehennem kesilirdi! Sen´siz hiç bir is basa çıkmaz Allahım!<br />
• Dostum! Sen olmasan, Sen bana yardım etmesen, isim gücüm yıkılır gider! Ey benim can dostum, ey benim dert<br />
ortagım; Sen´siz hiç bir is yürümez!<br />
• Bana, Sen´siz yasayıs da hos degildir, Sen´siz ölüm de hos degildir! Gamından nasıl bas çekeyim, nasıl kurtulayım<br />
Sen´siz hiç bir is basa çıkmıyor ki!..<br />
• Ey lütfuna, ihsanına dayandıgım, güvendigim Allahım! Ne söylersen söyleyeyim; iyiden kötüden ayrı degil; içinde iyi<br />
de var, kötü de var! Lutfet de Sen söyle: Sensiz hiç bir is yürümüyor degil mi<br />
471. Asıkların baharı<br />
Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefilün<br />
(c. II, 536)<br />
• Yeryüzünü baglar bahçeler haline getirmek, her tarafı yesilliklerle, çiçeklerle süslemek için asıkların baharı ötelerden<br />
çıkıp geldi!<br />
• Bu gelen bahar, bildigimiz bahar degildir; bu, asıkların baharıdır! Bu bahar gelince, deniz incilerler dolar; acı sular,<br />
cennette akan kevser ırmagı kesilir; bütün taslar la´l olur; su topraktan yaratılmıs olan beden de, bastan basa can halini<br />
alır!<br />
• Asıkların canları ve gözleri tufan bulutlan gibi yagmurlar yagdırsa da, beden bulutu içinde bulunan gönülleri<br />
simsekler gibi çakmada ve etrafı aydınlatmadadır!<br />
• Biliyor musun, asıkların gözleri askla neden tufan bulutu oldu, aglamaya basladı 0 ay, önce bulutlarla gizlendi de<br />
ondan!..<br />
• Ne neseli, ne hos andır ki, o an, bulutlar aglar; ne mübarek, ne tatlı bir zamandır ki, bulutlar aglarken bulutların<br />
arasından simsekler güler!<br />
• Ne sasılacak seydir ki, ötelerde, can aleminde yagan ask yagmurunun yüzbinlerce damlasından tek bir damla<br />
yeryüzüne düsemez! Eger düsse, bütün dünya bastan basa yıkılır, harap olur!<br />
• Ask yagmurunun bir damlası yüzünden yeryüzü harabeye döner! Bir damlanın meydana getirdigi tufanda, niceleri<br />
Nuh aleyhisselamla birlikte aynı gemiye biner, niceleri de bogulur gider!<br />
472. Gönlümün evini bosalttım, içinde bulunan her seyi dısarı attım!<br />
Mef´ulü, Mefa´îliin, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 622)<br />
• Birisi seninle ilgilenmeye, seninle konusmaya cesaret eder diye can, kıskançlıgından ötürü her saat, senin önünde<br />
ölüyor, diriliyor!<br />
• Sen ayagını nereye bassan, topraktan bir insan bas kaldırır, hayat bulur! Hal böyleyken, kim kendindeki bir bas için<br />
senden vazgeçer, kim sana canım vermez<br />
• Senin latîf, manevî kokunu alarak uçtugu gün, senden nasıl bir koku aldıgını, ancak can bilir; baskası bilemez!<br />
• Senin mahmurlugun bir an için basımda azalsa, basım feryada baslar ve basımda bulunan her kıl da, yana yakıla<br />
aglar!<br />
• Gönlümün evini bosalttım; içinde bulunan her seyi dısarı attım da, orayı senin esyanla doldurdum, dösedim! Askın<br />
günden güne artsın, çogalsın diye ben, eriyip gitmede, eksilmedeyim!<br />
• Simdi canım, Tebrizli Sems´in askı ile denizdeki gemiler gibi ayaksız kosuyor!<br />
473. Benim karanlık gecem, senin yüzünden bana gündüz oldu!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü,<br />
(c. II, 620)<br />
• Selvi agacından, senin uzun boyunun kokusunu alıyorum; ay da bana, senin parlak. güzel yüzünün rengini haber<br />
veriyor!<br />
• Dünyada görünen her parıltı, her nur, senin yüzünün nurundan doguyor! Sarap da, yarın günes dogunca her tarafın<br />
senin nurunla aydınlanacagı müjdesini veriyor!<br />
• Bize, senin hiç kimseye benzemeyen tatlı gülüsünü hatırlatan gül, susene hoca oldu!<br />
• Ne zaman senden kaçsam, uzaklassam askınla savasa girerim; her taraftan basıma senin sevdan hevesi gelir! içime<br />
bir ates düser de, senden kaçtıgım halde, seni özler dururum!<br />
• Haksızlıklarla, zulümlerle dolu olan su dünyadan yücelince, ötelere gidince yok olurum fakat, yokluk aleminde bile<br />
kulagıma yine senin sesin, senin hey hey nefhaların gelir!<br />
• Gönlümde duydugum coskunluklarla, fitnelerle dolu olan her feryad, her Figan, biliyorum ki, senin "ney"inden<br />
gelmektedir!<br />
• Benim karanlık gecem, senin yüzünden bana gündüz oldu ama, gam çekmeye, üzülmeye, bu halden sikayet etmeye<br />
yer yok! Çünkü, senin sevgi deryan, kosarak bana gelmededir!<br />
• Su gökkubbenin altında aklı basında kimse kalmadı! Çünkü, sagdan soldan, inden arkadan senin mana sarapların<br />
sunulmaktadır!<br />
• Senin cevrinden cefandan korkarım, ürkerim fakat, cevrin, cefan gelip beni bulunca görürüm ki, o acı nesneler, senin<br />
denizinden geldikleri için tatlılasmıslardır!<br />
474. Ben kendimi, kendi benligimi inkar ettim de, ona inandım, iman getirdim!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. II, 543)<br />
• Sevgili beni gögsüne bastırmıs, sıkıp durmada; beni, basımı kasımaya bile bırakmıyor!<br />
• Bazan beni deve katarı gibi arkasından çekip götürüyor; bazan da, bas komutan gibi öne sürüyor!<br />
• Benim bedenimi kan halinden geçirir, erlik suyu yapar; erlik suyundan geçirir, beni insan sekline sokar, bana akıl<br />
verir! Böylece, nasıl da derlenip toplandıgımı, hasir sırrını açıga vurur!<br />
"Mü´minun Süresi 23/12, 13, 14. ayetlere isaret edilmektedir."<br />
• Bazan yasadıgım vatandan beni güvercin gibi ötelere uçurur, sevdiklerimden ayırır; bazan da tutar, yüzlerce nazla<br />
niyazla yokluktan beni alır, huzuruna çıkarır!<br />
• Bazan gemi gibi denizin üstünde sefere çıkarır; bazan da demir yapıp çapasına baglar, beni denize atar!<br />
• Bazan temizlenmek isteyenler için beni su yapar; bazan bahtsız kulunun yolunda beni diken eder, onu bana<br />
yaralatır!<br />
• Ebedî sekiz cennet bile o padisaha yurt olamadı da, ne sasılacak seydir ki, ne mutlu haldir ki, su gönlüm ona yurt<br />
oldu!<br />
• Ben, o can güzelinin birligini, varlıgını dilimle söyleyerek ona inanmadım, iman sahibi olmadım; kendime kafir<br />
oldum, yani kendi benligimi inkar ettim de o vakit inandım, iman getirdim!<br />
• Ben, Cibrîl´le beraber uçuyordum; benim de altıyüz kanadım vardı! Mademki ona ulastım, onu manen buldum, artık<br />
kanadı ne yapayım<br />
• Ben, geceleri, gündüzleri can incisinin bekçisi idim; onu koruyordum. Simdi, inci denizinin dibinde, kendi incimden<br />
vazgeçmis bulunuyorum!<br />
475. Denizde inciden baska ne acaip yaratıklar, ne sasılacak seyler var!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 605)<br />
• Dostum! Seker mi daha iyidir, yoksa sekeri yapan mı Ay mı daha güzeldir, ayı yaratan mı<br />
• Sekerden vazgeç, ayı da bırak; o yaratan bambaska seyler biliyor, bambaska. seyler yaratıyor!<br />
• Denizde inciden baska ne acaip yaratıklar, ne sasılacak seyler var fakat, denizi yaratan, incileri, o acaip balıkları,<br />
çesit çesit varlıkları yaratan padisah bambaska bir padisahtır!<br />
• Su ırmagın üstünde gördügün dolaptan baska, akıl almaz, öyle görülmemis, sasılacak bir kainat dolabı var ki, bu<br />
sudan baska bir su ile bir an bile durmadan dinlenmeden dönmede, sayısız mahlukata can gıdaları hazırlamadadır!<br />
• Hamamın duvarına çizilen resim bile akılsız çizilmezken aklı, haberi yaratanın bilgisi nicedir; onu sen düsün!<br />
• Canlar vardır ki, sevdalıdırlar; seher vaktinde kurulan o manevî, acaip meclis için sasırmıslar, yememisler,<br />
içmemisler, uyumamıslardır!<br />
* Sustum, sustum; artık sözü bıraktım! Kulaga görüs kabiliyeti veren, ona ötelerden ses duyuran sevgili söylesin!<br />
476. Bu paramparça olan gönlümü senin hayalinin önüne koydum da;<br />
"Vefa böyle mi olur " dedim!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îliln, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 551)<br />
• Ey benim canım, ey benim cihanım! îki dünyada da senin yüzüne benzer bir yüz nerededir Acaba böyle bir yüz var<br />
mı Sen cana sitem edersen et; senden gelen sitem de yerindedir, tatlıdır!<br />
• Mademki her tarafta senin yüzünün nuru var, senin zamanında, sen varken cihanda iki tane yüz olamaz! Çünkü,<br />
yeryüzünde bulunan yüzleri nurunla kaplamıssın, aydınlatmıssın! Artık senin yüzünden baska bir yüz bulunur mu<br />
• Senin yüzünü gören kisinin gözüne senden baska her sey, yeryüzünün definesi, gökyüzünün ayı da olsa, sönük ve<br />
degersiz görünür!<br />
• Yüzü böyle nürlu ve güzel bir varlık, bir de ask hevesine düsmüsse, o kul bile olsa, padisah onun kulu kölesi olur!<br />
• Bu parça parça olan gönlümü senin hayalinin önüne korum da, vefaya ait sözler söylerse; "însaf et; vefa bu mudur "<br />
derdim<br />
477. Ben, tamamıyla yok olmusum, kendimden geçmisim, sen kesilmisim!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 1031)<br />
• Benim canımla senin canın birbirlerine öyle baglanmıslar ki, bu halimizle biz, ister hayır olsun, ister ser, aynı renge<br />
boyanalım, birbirimizin aynı olalım!<br />
• Ey suh, neseli dilberim; ey rengimin, halimin aslı; ey yükümdeki seker; ey seker yükümden de tatlı ve güzel<br />
dostum!<br />
• Ey vurusu saglam ve yerinde; ey nükteli sözleri yarama merhem olan sevgili! Ben, tamamıyla yok olmusum,<br />
kendimden geçmisim de, bastan basa sen kesilmisim<br />
" Arifane söylenmis olan su beyit, Hz. Mevlana´nın bu tamamlıyor:"<br />
• Ey güzel ay; ey ay yüzlü sevgili! Yüzünü gösterdikçe bizim komsumuz idin! Simdi evi birlestirdik; komsuluktan çıktık,<br />
aynı evde oturuyoruz!<br />
• Sen, simdi bir padisah gibi saldırısa geç, hücum et de, içerde senden baska ne varsa hepsi yok olup gitsin; "Allah<br />
çok büyüktür!" sırrı zuhur etsin!<br />
478. 0 ask sarabını akıllıya da, deliye de sun; ikisini de mest et!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. II, 1019)<br />
• Allah, bizi bu dünyaya niçin getirdi Dünyayı fesatlarla, kötülüklerle dolduralım diye mi Zaten onun zenciri, delileri<br />
büsbütün deli eder!<br />
• Sasılacak kadar güzel, sasılacak kadar suh bir ask canımıza nese verdi. Eve her gece yarısı mest, kendinden geçmis<br />
bir halde habersizce geldi, içeri girdi.<br />
• Ey ask; kanımı içmissin; sabrımı, kararımı almıssın! Senin gecenin, gündüzünün fıtnesinden ben, seher vakti gibi<br />
gizlenmisim!<br />
• Ey ask! Ben, latîf bir hale gelsem de can gibi olsam, candan nasıl gizlenebilirim Hatta, yokluk alemine yuvarlanıp<br />
gitsem, o aleme bile bakar, beni görürsün!<br />
• Ey her yoklukta varlıklara sandık kesilen; ey yoklukta varlıga kapı açar Sen, bizi yarattıgın vakit yokluktan<br />
getirmedin mi<br />
• Varlık seninle hos; senin mestin! Yoklugun kulagı da senin elinde, varlıgın kulagı da; ikisi de senin kulun, ikisi de<br />
senin yarattıgın sey! îkisi de senin hükmünü kabul etmisler, "Basüstüne!" demisler!<br />
"Ben sen oldum; sen de ben oldun! Ben ten oldum; sen de can oldun! Öyle bir hale geldik ki bundan sonra hiç kimse;<br />
´Sen ayrısın, ben ayrıyım!´ diyemez!"<br />
• Köskü yık; akıllıyı deli et, aklını elinden al! 0 ask sarabını akıllıya da, deliye de sun; her ikisi de zarardan da<br />
kurtulsun, tehlikeden de!..<br />
479. Sevgili ile bir konusma.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilat<br />
(c. II, 1022)<br />
• Dün, seher vaktinde sevgili bana dedi ki: "Kendinden geçmissin; hiç bir seyden haberin yok! Bu hal ne zamana<br />
kadar sürecek<br />
• Benim yüzümün güzelligine gül bile haset ederken sen, bir dikene gönül vermissin, cigerini yaralamıssın, kanlar<br />
içinde kalmıssın!"<br />
• "Ey uzun boyunun karsısında selvinin utanarak küçük bir fidan haline geldigi güzel varlık; ey yüzünün nurunu görüp<br />
günesin bile karardıgı sevgili!" dedim.<br />
• Sevgili bana dedi ki: "Senin canın da, gönlün de benim! Neden sasırıp kalmıssın Sus; nefes bile alma! Gümüs renkli<br />
gögsüme basını koy; agla, inle!"<br />
• Ona dedim ki: "Sen, benim gönlümden de, canımdan da huzur*ve kararı aldın! Böylece, benim ne huzurum kaldı, ne<br />
kararım!" Bunu duyunca dedi ki:<br />
• "Sen, benim denizimin bir damlasısın; daha fazla ne söylenip duruyorsun Hemen denize dal da, sedef gibi canın<br />
incilerle dolsun!"<br />
480. Sevgilim; beni insafsız ayrılıga terk etme!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. II, 1041)<br />
• Sevgilim! Beni böyle dostsuz bırakma; benden uzaga gitme; beni yalnız bırakma!<br />
• Benim zavallı canım, insafın bulunmadıgı bir yerde insaf dilenmeye geldi; beni, insafsız ayrılıga bırakma!<br />
• Sen hekimsin; belki zamanın îsa´sısın! Gitme; bizi böyle hasta bırakma!<br />
• Sen bana; "Magara dostumsun!" dedin; beni magarada böyle yalnız basıma bırakma!<br />
• Sana, bir gece ayrılık çok az bir sey görünür ama, o ayrılıgı bir de sen bana sor da, benim için çok uzun olan ayrılıga<br />
bırakma.<br />
"Fuzulî merhumun su beyti de bu konuyu terennüm eder:<br />
"Seb-i yeldayı miineccimle muvakkıt ne bilir<br />
Mübtela-yı gama sor kim geceler kaç sa´at!"<br />
(En uzun gecenin kaç saat oldugunu, yıldız bilgisi ile ugrasan, müneccim ile vakitleri belirleyen (muvakkit) bilmez; sen<br />
onu, geceleri uyuyamayan gamlı kederli insanlara sor!)<br />
• Az da olsa, gönlüme ates düsürme; az da olsa, onu önemsiz sayma; beni bırakma!<br />
• Nefsim, bitti gitti. Fakat, beni bir kerre daha dinle; beni bu sefer bırakma!<br />
481. Neden yaratana degil de onun yarattıgına gönül veriyorsun<br />
Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. II, 1036)<br />
• Ey ümitle, korku ile dünya malı üzerinde titreyip duran kisi! Biraz da sana bu malları, bu nimetleri vereni, sana<br />
bakısı, görüsü bagıslayanı düsün, ona bak!<br />
• Ey isteyen, ey asık! Sana bu istegi vereni düsün; eseri yaratanı gör! Neden yaratana degil de, onun yarattıgı esere<br />
gönül veriyorsun<br />
• Etrafında bulunanlarla didismeye, savasmaya çekip götüren, yahut da sana huzur içinde, barıs halinde yasama<br />
duygusunu verene bak! 0 bazen seni dostlarla, halkla görüsmeye sevkeder. Bazen de seni yücelere dogru yolculuga<br />
düsürür.<br />
• 0, hep sana bakıp durmada!.. Halbuki senin gözün sagda solda! 0 sana, dilsiz dudaksız söz söylemede; sense,<br />
kulagını dünya masalına vermissin!<br />
• Hayatta duydugun ıstırap, keder sislerini beden öküzüne saplayan o; öküzün aklı ise hep hayhuyda! Hz. îsa yol<br />
arkadası olmus ama, esekçinin bundan haberi yok; o, hep esegini kollamada!<br />
• Her öküz, her esek sırtından, sagrısından modullanır; sen ise pismanlık sisini gögsünden, gönlünden yiyorsun!<br />
• Dünyada sana saplanan bela, felaket sislerini senin sagırlasmıs gönlün anlamasa da, onun asçısı, cehennemde seni o<br />
sislerle kebap eder!<br />
482. Asıkların hali.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. II, 1018)<br />
• Haydi gönül gözü; can gözünü aç da, asıklara dikkatle bak! Onlar, gönül gibi karısık duygularla, karısık düsüncelerle<br />
alt üst olmus, can gibi bassız ayaksız kalmıs kisilerdir!<br />
• Hepsi de bir sey kazanamadan çalısıp çabalamada; hepsi de tencere gibi kaynasıp cosmadalar! Hepsi de riyadan,<br />
gösteristen uzak, perdesiz örtüsüz! Hepsinin de gönlü Hakk´ın hükmüne karsı siper olmus da, ne gelirse, canla basla<br />
sikayet etmeden kabul etmedeler!<br />
• Onların gönülleri gülden de, bahçeden de daha neseli; hatta onlar, selviden bile daha da hür boy atmıslar! Onlar,<br />
akıldan da, fikirden de üstünler; onlar, ab-ı hayattan bile temizdirler!<br />
• Onlar, los bir yere düsen günesin ısıgındaki zerreler gibi havada titrer dururlar; onlara günesin ısıgı kaftan olmustur!<br />
Onlar, balçıktan yaratılmıslar, balçıga ayak basmıslar ama, gönlün tam içinden basgöstermislerdir!<br />
• Onlar, kan denizlerinin dalgaları üstünden, yani dünya hayatının baslarına getirdigi çesitli musibetlerden, belalardan<br />
geçip gitmislerdir! Ufak dalgalarından, ufak köpüklerinden eteklerine bir zerre bile bulasmamıstır da, tertemiz kalmıslardır!<br />
• Onlar, gönül gibi dikenler içinde kalmıslar ama, insanlara nese veren sarap gibi hapistedirler! Onlar, balçık içinde<br />
kalmıs gönül gibidirler; onlar, gece içinde gizlenmis seher gibidirler!<br />
• Sen de, bir an için olsun, onların canlarına arkadas olunca, onların kadehlerinden onların sarabını içince mest<br />
olursun, hos bir hale gelirsin! Onların sarabı ile hayırdan da, serden de kurtulursun!<br />
• Oglum; yeter, sus! Her kus, bütün bir inciri yutabilir mi Dudu kusunun yiyecegi sekerdir; karganın yiyecegi ise,<br />
baska bir seydir!<br />
483. Yeryüzünün cüz´lerine bir bak; senin askına düsmüsler de,<br />
oynayıp duruyorlar!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. II, 1028)<br />
• Ey benim canım! Senin kendin cana yakınsın, tatlısın, bal gibisin! Sözlerin de pek hos, pek güzel; sanki onlar da bir<br />
baska çesit bal! Ey ask; senin her an canda, gönülde bir baska isin gücün var!<br />
• Senin güzel yüzünü gören her canda, baglar bahçeler meydana gelmektedir yesillikler gülümsemededir! Kıvırcık<br />
saçlarının, her gönülde bir baska misk yagı var!<br />
• Gökyüzünde dolasan ay, senin askının yüzünden bazan zayıflıyor, inceliyor, bazan da bedir haline geliyor, dolunay<br />
oluyor! Böylece askın, aya bile yüzlerce dertler, hastalıklar vermektedir!<br />
• Senin bahar mevsimin de, baglara bahçelere ayrıca lütuflar, keremler bagıslamaktadır ama, gönül yine de<br />
çayırlıktaki yapraklar gibi titremede; "Sonbahar gelince hersey altüst olur!" diye korkmadadır!<br />
• Senin kapının topragından olmayan her sürme, her ilaç gönül gözüne bir baska hastalık verir, bir baska dert getirir!<br />
• Yeryüzünün cüz´lerine bir bak; senin askına düsmüsler de oynasıp durmadalar! Bir kısmı oynamayı bırakıp oturunca,<br />
yerine baska zerreler gelip oynamaya baslarlar!<br />
• Yeryüzünde cana yücelik de asktan gelmede, nur da asktan gelmededir! Yeraltında bedene tohum gibi bitme,<br />
baskaldırma yine ondan gelmededir!<br />
• Ne zamana kadar surete, harfe, söze bürünmüs gazeller söyleyip duracaksın Sen, candan harfsiz, suretsiz, sözsüz<br />
bir baska gönül gazeli duy!<br />
484. Düsünceyi, endiseyi bırak!<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´ilü, Fa´ilün<br />
(c. 111, 1122)<br />
• Düsünceyi, kuruntuyu bırak; onlara gönlünde yer verme! Çünkü sen, çıplak bir kisi gibisin; düsünce de zemheri<br />
sogugu gibidir; zemheriden kendini koru!<br />
• Mihnetten, sıkıntıdan, ıztıraptan kurtulma düsüncesine kapılmıssın! Bunlardan için sarıldıgın düsünce, mihnetin,<br />
ıztırabın kaynagıdır!<br />
• Sanat pazarında düsünce yoktur; orası, düsüncenin dısarısındadır; bunu böyle bil! 0 havaya kapılan, onun maskarası<br />
olan eserleri seyret, endiseden kurtul da, içinde huzuru bul!<br />
• Binlerce kus, yokluk aleminden uçup gelir; su binlerce ok da, bir tek yaydan fırlar gider!<br />
• Nutfeden, erlik tohumundan güçlü kuvvetli bir er yaratan Allah, uyuyana, uykusunda uçup gidecek bir yol açar!<br />
• "Su hayale kapılanlar yola düssünler, acele etsinler!" diye her an yoklukta bir sekil gösterir!<br />
• Mademki bana; "Sus!" dedi, emre uymam gerek! îste ben de susuyorum! 0 emir sahibi, bir gün bunu kendisi açıklar!<br />
485. Sen askı görmediysen, bari onun yaptıgı isleri, güçleri seyret!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1101)<br />
• Sevgilinin yumusak yüzüne, yumusacık yanagına bak; gözlerini aç da, onun bakısları ile insana kadehsiz sarap<br />
sunan gözlerini seyret!<br />
• 0 çok kıymetli akik dudaklar gülünce, gönüllerin ona tutuldugunu gör!<br />
• Sarhosluktan baskaldır, uyan; uyan da, onun uyanık bahtının gücüne, kuvvetine yaptıgı islere bak!<br />
• Ucu bucagı olmayan gönül bahçesine gir; gir de, o bahçenin sayısız tatlı meyvelerini seyret!<br />
• 0 bahçenin oynayıp duran yemyesil dallarına bak; etrafına hos kokular yayan dikensiz güllerini seyret!<br />
• Daha ne zamana kadar dünya nakıslarını, dünya güzellerini ve güzelliklerini dünya gül bahçelerinde seyre<br />
dalacaksın Dön de, onun sırlarını, hikmetlerini düsün! Kara topraktan baskaldırıp çıkan çesitli meyve agaçlarındaki<br />
meyvelere o tadı, o kokuyu, o rengi, o güzelligi kim verdi Yeraltında güllere, çiçeklere o güzel kokuyu kim asıladı 0 güzel<br />
renkler hangi ressamın fırçasından çıktı<br />
• Hayvanlann ve bitkilerin tabiatlarındaki açgözlülügü gör de, ondan sonra onların tokgözlülüklerini, bol bol nimet<br />
verislerini seyret<br />
"Hayvanlar olsun, bitkiler olsun kendi soylarının devamı için hırsla çalısırlar, mahsul verirler. Bu dıs görünüs, bütün<br />
varlıklar, bütün kainat insan için yaratılmıs; "Sen olmasaydın yaratmazdım!" sırrı tecelli etmistir. Mesela, su tavukların<br />
yeme karsı gösterdikleri hırsı düsün; bir sene zarfında yumurtladıkları yumurtaları say! Onlar, kaç yumurta üzerinde<br />
yatarak civciv çıkaracaklardı Arta kalan yumurtalar ne olacak Arılar, hırsla kovanlarını balla doldururlar. Yaptıkları balın<br />
ancak onda birini kendileri yiyeceklerdir; üst tarafı kim için Bir elma agacında yüzlerce elma var. Bunlar, kendi nesilleri<br />
için bolca meyve verdiler ama, elmalarda bulunan çekirdeklerin her birinin içinde bir elma agacı gizli. Böylece, bir elma kaç<br />
agaca gebedir; üst tarafı ne olacak "<br />
• Hırs da, tokluk da askın isidir, sanatıdır! Sen askı görmediysen, bari onun yaptıgı isleri güçleri seyret!<br />
• Renkten renge giren askı görmediysen, ona gönül verip aglayan, inleyen asıgın yüzünün rengine bak!<br />
486. Dünya, binlerce yıllardan beri insanlara birbirlerinden miras kalmıstır!<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. III, 1119)<br />
• Yalnız kaldıgın için üzülme! Su kadarını bil ki; dünyada hiç kimse kimsesiz kalmaz! Birisi ile uyusamazsan,<br />
anlasamazsan, onun yerine Allah bir baskasını senin karsına çıkarır!<br />
• Ben bu evden gidersem, evi bosaltırsam, benim gibi bir baskası, yahut da benden beteri çıkar gelir!<br />
• Dünya, binlerce yıllardan beri insanlara birbirlerinden miras kalmıstır; baba toprak altına gidince, ogul baba yerine<br />
geçer!<br />
• Yalnız insanlar degil, hayvanlar da böyle! Böyle olmasaydı, dünyada bir tek canlı varlık göremezdin!<br />
• Günes, geceleyin gökyüzü damından çekilip gidince, günesin yerini yıldızlar, yahut ay alır!<br />
• Rnsan bir hüneri, bir sanatı bırakınca, tabiatı geregi, bir baska isle, bir baska sanatla oyalanmaya koyulur!<br />
• Çünkü, herkesin gönlüne bir memur tayin edilmistir! Bu memur, onları issiz güçsüz, sefersiz bırakmaz!<br />
487. îlkbahar, bir dost elçisi olarak ötelerden çıkageldi!<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü,Mefu´îlü, Fa´ilat<br />
(c. III,1121)<br />
• Neseli ilkbahar, dost elçisi olarak ötelerden çıkageldi! Dosttan gelen bu elçi, bizi çok sevindirdi; yerimizde<br />
duramıyoruz; kararsızız, mestiz, asıgız, mahmuruz!<br />
• Ey göz, ey gönül çeragı! Siz de, hasret kaldıgınız çemen güzellerini, yesillik dilberlerini artık beklemeyiniz; onların<br />
hepsi de geldiler! Haydi; onları görmek için bahçeye çıkın!<br />
*Çıkınız; bahçelere, çayırlıklara, çemenliklere gayb aleminden tanımadıgınız garip kisi´ler geldiler, kondular; gelenleri<br />
karsılamak, onlara; "Hosgeldiniz!" demek, hatırlarını sormak adettir!<br />
• Görmüyor musunuz Gül, ötelerden kokular getirdi, güzel renkler getirdi; bahçede gelisini kutlamak istiyor! Diken,<br />
beraber yasayacagı güler yüzlü efendisinin yüzünü seyretmek için süslendi, güzellesti!<br />
• Ey selvi agacı! Kulak ver de dinle ki; susen, seni övmek, senin boyunu posunu anlatmak için ırmak kıyısına gitti;<br />
orada bastan ayaga kadar dil kesildi!<br />
• Gonca, dügüm dügüm olmus bir halde gül fidanında sallanıp duruyor ama, senin lütfun dügümleri çözer de,<br />
goncalardan hos kokulu, güzel renkli güller açılır! Zaten senin lütfun, ihsanın topraga akseder de, o toprakta çesit çesit,<br />
renk renk çiçekler biter; sonra, o çiçekleri yine geldikleri yere saçar, döker!<br />
• Sanki kıyamet koptu da, geçen sene aralık ayında çürüyüp gidenler, ocak ayında donanlar, ölüp gidenler kutlu<br />
ilkbahar gelince dirildiler, topraktan bas çıkardılar!<br />
• Ölmüs tohum dirildi, tekrar hayata kavustu! Böylece, su kara topragın gizledigi sır, simdi meydana çıktı, kendini<br />
gösterdi!<br />
• Meyveli dallar, ötelerden canlılara yararlı armaganlar getirdikleri için nese ile nazlanmadadalar! Meyvesi olmayan<br />
kökler, eli bos geldikleri için utandılar da, yaprakların arkasına gizlendiler!<br />
• Madde aleminde böyle oldugu gibi, mana aleminde de can agaçları böyle olur! îyi agaç, verimli agaç belli olur,<br />
meydana çıkar, manevî meyveler verir; kötü agaç da, verimsiz, bahtsız, zavallı bir halde kalır!<br />
488. Halının tozları silkerek, sopa ile vurarak çıkarılabilir;<br />
insanın içinde de manevî tozlar vardır!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa-îlün, Fa´îlün<br />
(c.IIl, 1139)<br />
• Mademki sevgili seni gamlı kederli görmek istiyor, artık nese arama! Ey aziz av; sen, ask arslanının iki pençesi<br />
arasındasın!<br />
• Eger sevgili senin basına gülsuyu dökerse, sen, o gülsuyunu Tatar diyarının miski olarak kabul et!<br />
• Senin içinde gizli bir düsman var! 0 korkunç düsmanı, o nefis köpegini cefadan, ıstıraptan baska hiç bir sey<br />
defedemez, içinden çıkaramaz!<br />
• Birisi keçeye, halıya sopa ile vurup durursa, o sopalar keçeyi, halıyı dövmek için degil, tozlarını çıkarmak içindir!<br />
• Senin içinde varlıktan, benlikten tozlar var; o tozlar, halının tozları gibi silkmekle birden bire geçmez!<br />
• Bir bela gelince, bir derde, bir ıztıraba düsünce basına gelen zahmetlere katlanınca, gah uyurken, kah uyanıkken o<br />
keder tozları sen farkına varmadan azar azar uçar giderler!<br />
• Sen uyumak istemesen, uykudan kaçsan uyku seni yakalar da uyutursa, sevgilinin cefasını, o iyi isler basaran<br />
devasının zahirde yanlıs görünen islerini rüyada görürsün!<br />
• Tahtayı yontmak, onu mahvetmek için degildir; dogramacının, marangozun gönlündeki istege uydurmak içindir!<br />
• Bu yüzdendir ki, Allah yolundaki serlerin hepsi de hayırdır; onun hayır olusu, güzelligi, sonunda meydana çıkar,<br />
görülür!<br />
• Görmez misin; tabak, posta pislikler sürer durur; binlerce defa bu isi tekrarlar!<br />
• Maksadı da, derideki gizli illetin çıkmasıdır! Derinin, azdan çoktan haberi bile yoktur ama, tabagın istedigi, derinin<br />
temizlenmesidir!<br />
489. Hakk´ın dergahına yol bulan, ancak görüstür!<br />
Mıifte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.III, 1169)<br />
• Günahlardan arınmıs, tertemiz, güzel görünüslü biri var mıdır ki, su kirli yeryüzünden basını kaldırsın da, gökyüzüne,<br />
yücelere baksın<br />
• Toprak ve su ile yapılan balçıktan temizlenmis biri var mıdır ki, aslı olan denizi seyretsin!<br />
• Yahut da Kaf dagının beline ayak bassın da zümrüdankanın kanadını görsün<br />
• Nazar, bakıs günes yüzünden mest olunca, bakıs da elsiz ayaksız bir hale gelir, görüs de!<br />
• Ask yüzünden yardım görmüs biri var mıdır ki, hep oraya baksın, orasını seyretsin<br />
• Su, ancak su ile temizlenir, saf bir hale gelir; görüs de görüsle düzene girer, görüs elde eder!<br />
• Bastan basa görüs ol! Çünkü, Hakk´ın dergahına yol bulan ancak görüstür!<br />
490. Benim canım, çıkardıgı feryatlarla tanbura döndü!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1168)<br />
• Can, ask meyhanesinde baglanmıs kalmıs; ömür de baska mevsim istemiyor; hep baharı yasıyor! Dikkat et de anla<br />
ki, ömür, bu çesit yasayısla!<br />
• Ey canım, ey cihanım; benim canımın elinden tutunuz! Ey cihanın gözü; benim sözlerime kulak tut!<br />
• Gögün hayali geldi, önüme durdu! Basını baglamıstı, yorgundu; hasta gibi idi!<br />
• Elimi tuttu, kendi basına koydu! "Dostun gamı ile perisanım; bana yardım edin!" demek istedi!<br />
• Benim basımın agrısı ne safradan, ne de hararetten; basım ask sarabından mahmur olmus!<br />
• Ey tatlılıgı ile gönlümü avlayan güzel! Bunların hepsi de cilve; onun istedigi ancak sensin! Gönlüm, sadece sana<br />
hayrandır, sana asıktır!<br />
• Benim canım, çıkardıgı feryatlarla, yedigi darbelerle tanbura döndü! Gönlümün halini, tanburun tellerinden çıkan<br />
feryatlardan anla!<br />
491. Hakk´ın sevgili kuluna hitabı:<br />
"Senin, mezarında en yakın dostun, candan arkadasın benim!"<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´lün<br />
(c. III, 1145)<br />
• Bana bak, bana dikkat et ki, senin, mezarında en yakın dostun, candan arkadasın benim! Dükkandan, evden, bütün<br />
seni sevenlerden ayrıldıgın zaman seni, ben karsıladım; yapayalnız kaldıgın vakit, seninle ben düser kalkarım!<br />
• Mezarda, benim selamımı duyarsın! Haberin olsun; zaten hiç bir vakit benden ayrı düsmedin, gözüme görünmez<br />
olmadın ki!<br />
• Senin içinde, gölge varlıgın ötesinde akıl gibi, düsünce gibi daima seninle beraberim; zevk aldıgın, neselendigin,<br />
sıkıntılara düstügün, bunaldıgın zamanlarda da senin içindeyim; senden ayrı degilim!<br />
• Ask mahmurlugu, armagan olarak sana mezarda manevî saraplar sunar, güzel getirir; seni karanlıkta bırakmaz,<br />
mum uyandırır! Pis kokulan gidermek için buhur yakar, kebap verir. meze hazırlar! Kendi gözünle bak ki, hata etmeyesin!<br />
Sunu anla ki, gören de, görünen de hep O´dur!<br />
• Hangi tarafa bakarsan bak, hep beni görürsün! Hatta ister kendine bak, ister birbirleri ile savasanların çıkardıgı<br />
gürültülere, ister yeryüzünde karınca gibi kaynasan insan kalabalıgına bak; hep beni görürsün!<br />
• Ben, görünüste insanım fakat, sakın ha sakın benim bu bedenime, bu gölge varlıgıma bakarak yanılma! Çünkü bu<br />
gölge varlıgın ötesinde bulunan ruh, çok güzeldir, çok latiftir! Beden gibi çürüyecek, gelip geçecek degildir; sonsuzdur! Ask<br />
ise serttir, pek kıskançtır!<br />
492. Mademki Hz. Yusuf´a asık degilsin, git, Züleyha´nın gamını çek!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. II, 1023)<br />
• Sarap içeceksen, bari bizim dilberimizin elinden al, iç; güzel yüzlü, güzelligi ile alemleri yakıp yandıran sevgilimizin<br />
elinden iç!..<br />
• Mecnun gibi sevgiye engel olan akıl perdesini yırtmak istiyorsan, cesur askı bul da, onun elinden kadehsiz verilen<br />
mekansızlık sarabını al, iç!..<br />
• Eger içinde bir sıkıntı varsa, gönlün daralmıs ise, betin benzin solmussa, onun gül bahçesine git, orada otur;<br />
mahmur isen, onun seçkin mana sarabını iç!<br />
• Bayezid-i Bistamî, Maruf-ı Kerhî hazretleri gibi Hakk dostları elde etmek istiyorsan, günahlarla dolu olan su dünyada<br />
üzüm sarabı içme de, o yüce aleme ötelere git de, orada mana sarabı iç!..<br />
• Yürü; bir isin varsa, git, isinin basına geç! Mademki Hz. Yusufa asık degilsin. git, Züleyha´nın gamını ye!..<br />
493. Sevgilim; bana can da, gönül de sana kurban etmek için verildi!<br />
Mefa´îlün, Meffl´îlün, Fe´ulün<br />
(c. II, 1042)<br />
• Eger sen benden incinirsen, ben, kendi canımdan incinirim, bıkarım, usanırım!<br />
• Ey her seyi güzel olan sevgili; bana can da, gönül de sana kurban etmek için verildi!<br />
• Sen, gönlünün incindigini söylemiyorsun; ama ben, o incinisi canımın içinden duyuyorum!<br />
• Benim baharım geçer gider, gönlümdeki gül bahçesi de dikenlerle dolarsa, ben, bunu nasıl olur da bilmem<br />
* Senin yolunda toprak olmayan beden, yılancı sepeti olsun; senin yolunda toprak olmayan can da, yılan kesilsin!<br />
494. Bu yasemenlik Allah´ın bagındandır!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. II, 1049)<br />
• Bir kere degil, yüz kere söyledim; "Hiddete, öfkeye kapılma, kimse ile kavgaya girisme!" dedim.<br />
• Vefa ve sevgi çengine mızrab vurursan, usülüne göre vur!<br />
• Sen, pek iyi bilirsin ki, sert mızrab vurunca tel gevser!<br />
• Uyuma da, sen bize sarap sun! Biz mest olduk, harap bir halde uykuya daldık, fakat fitne uyumamıs, uyanık! Bu,<br />
hos bir hal degildir!<br />
• Ben, kurnaz adam degilim; durmadan söylüyorum, sana ögüt veriyorum!<br />
• Sevgilinin mahmur gözleri ise, benim bu ögütlerime gülüp duruyor!<br />
• Onun güzel gözleri benimle alay ederek diyor ki: "Ne güzel söylüyorsun; haydi, bir daha söyle!..<br />
• Örtülü, kapalı ögütlerini dinlemez, içime sindirmez isem, senden daha beter olurum!<br />
• Sus; kıstan korkma! Bu yasemenlik Allah´ın bagındandır, Allah´ın bahçesindendir!<br />
495. Sen, ezeldeki asıla bak; halen ulastıgın, içinde bulundugun fer´e bakma!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. II, 1044)<br />
• Sen, sakîye bak; onun verdiği sarapla mest olmus kisiye bakma; Hz. Yusufun yüzüne bak; onun güzelligini gör!<br />
Yoksa, bu güzellige hayran olarak Mısırlı kadınların kestikleri ellere<br />
• Ey beden oltasına düsmüs can balıgı! Sen, avcıya bak; oltaya bakma!..<br />
• Baslangıçta. ezelde hep bir asıldık; sen, o asla bak Simdi ulastıgın ve hala içinde bulundugun fer´e bakma!..<br />
• Ezeldeki uçsuz bucaksız gül bahçesini hayal et de, ona bak! Simdi ayagını; yaralayan su dikene bakma!..<br />
• Elinden kaçan kargaya bakma; sana mutluluk gölgesi düsüren devlet kusuna bak!..<br />
• Selvi gibi, basak gibi basını kaldır, yücelere, ötelere bak; menekse gibi asagılara, su kirli dünyaya bakma!..<br />
• Mademki ab-ı hayat Allah´ın lutfu ile senin derenden, ırmagından akmaya basladı, artık küpe, testiye kırılsa bile<br />
bakma!..<br />
• Sana varlıgı bagıslayanın, mestligi verenin çevresinde dolas! Yok olan, sende bulunmayan seyler için aglama,<br />
inleme; sende bulunan, var olan seye de sevinme, onlara bakma!<br />
• Kötü duygulardan, nefsanî isteklerden kurtulmuslara bak; onlar yücelere, ötelere kosmadalar! Günahlarla<br />
kirlenenlere, dibe çöken tortulara bakma!..<br />
• Kutsal suretlerle dolu olan dünyaya bak; yolunu baglayan, fanî olan sekle, surete bakma!..<br />
• Tuzagından kurtulan baykusa bakma; ask tuzagındaki kuslara bak!..<br />
• Pusuya yatmıs, senden daha iyi söz söyleyen biri var; o, simdi susmakta ama, sen onun susmasına bakma!..<br />
496. Allah´ım benim adımı "Sarap îçenlerin Kölesi" koy;<br />
ben, baska ad istemiyorum!<br />
Mefa´îlün, Mefa-flün, Fe´ülün<br />
(c. 11, 1045)<br />
* Ey sakî! Her zamanki sundugun kadehle degil, baska bir kadehle bana sarap sun da, canıma bir baska rahatlık, bir<br />
baska huzur ver!<br />
• Bugün beni gör; yoksa, canın hakkı için olsun, baska günleri beklemeye sabrım yok!<br />
• Bana bir zerrecik olsun merhametin varsa, acıyorsan, görüsmemizi bir baska zamana bırakma!..<br />
• Beni kurtar; kurtar, kurtar ki, ben çok fena halde baska türlü bir tuzaga düstüm!<br />
• Beni düsüncenin, endisenin eline bırakma! Çünkü düsünce de, insanın kanını bir baska türlü içerden emer durur!<br />
• Saki! 0 ham sarabı sunmaz isen, yüzlerce ham düsünce, yüzlerce ham hayal bana zahmet verir!<br />
• Borcum varsa da, bu eski hırkayı rehin olarak al ve borç olarak bir baska kadeh ver!<br />
• Allahım! Benim adımı; "Sarap îçenlerin Kölesi" koy; ben, baska ad istemiyorum!<br />
497. Güzelliginin gücü ile aklın elini ayagını bagladın da, akıl hiç bir is yapamaz oldu!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. II, 1048)<br />
• Ey sırlar sahibi, efendiler efendisi! Ey nurlar günesinin günesi olan aziz varlık!<br />
• Ay yüzlüler senin güzelliginin askı ile oyuna dalmıslar da, gökyüzü gibi dönüp duruyorlar.<br />
• Güzelliginin gücü ile aklın elini, ayagını bagladın da akıl hiç bir sey yapamaz oldu.<br />
• Askının atesinden ab-ı hayat fıskırmada. Ey dost onun suyu mu güzeldir, atesi mi<br />
• 0 atesten gül bahçeleri bitmistir. 0 gül bahçeleri yüzünden de dünyalar dolusu güzeller feryad etmekteler.<br />
• Onların feryadı, her an ter ü taze olan, solmak nedir bilmeyen Hakk´ın bahçelerinin gülleri içindir. Dünya bahçelerinin<br />
pek az ömürlü olan gülleri için degildir.<br />
• Biz onun askına layık olmadıgımız için, askı bizden utanırsa da hiç kimse onun askını gizleyemez.<br />
• Onun ayrılıgı atesle dolu bir magara gibidir. Acaba bu magaradan basımı çıkaracagım bir gün gelecek mi<br />
• Onun inkarından gönül gözleri perdelenmededir. 0 sevgilinin isinde sakın inkara kalkısma!<br />
• Garaz ve hased perdesi olmasaydı, kardesleri Yusufun yüzünü bir kurt gibi görmezlerdi.<br />
• Hasetler, garazlar insandan, insanın canından dogar. Bu yüzden sen insan seklini bırak da melek ol!<br />
• Garaz tohumlan nefsin gıdasıdır. Rnsan içine o tohumları ekerse çaresiz biterler.<br />
• Öküz, elbette bülbül gibi ötemez. Uyanık olan akıl da mest olmanın, kendinden geçmenin zevkini bilemez.<br />
• Ne kurttan Yusuf(a.s.)´ın güzel yüzündeki lütuflar dogar, ne de tavus kusu yılan yumurtası yumurtlar.<br />
• "Yann, öbür gün" diye diye su yan kesici nefis, ömürleri asırır durur.<br />
• Zavallı insan, senin bütün ömrün ancak bugünkü yasadıgın ömürdür, baska gün degil! Geçip giden dünü, gelecek<br />
olan yarını düsünme! Bugününü iyi kullan, dînî ve insanî vazifelerini bugün yap, yarına bırakma, aklını basına al da hileci<br />
nefsin vadesine inanma!<br />
• Benlikten, varlıktan kemerini çöz, bunlardan kendini kurtar da, hizmet kemerini kusan, sana yabancı olan nefîsten<br />
uzaklas!<br />
• Namaz kılarken yüzünü Bulgar güzeline çevirirsen bu namaz kabul edilmez.<br />
• Misk istiyorsan tatar ceylanının otladıgı ovaya gel!<br />
• Göklerdeki, yerlerdeki eserlerde görülen degismeyi, halden hale girmeyi görmüyor musun Sen de ibadetle, insanî<br />
vazife ile kendini yenile! Bugünün dünkü gününden daha iyi olsun!<br />
• Gam yiyenden de bir fayda görmeyecek hale geldikten, toprak olup gittikten sonra, senin güzel, paha biçilmez<br />
cevherini kim bilecek<br />
• Kendi nefsinin esegine hizmetçi olursan, ermislerin halkasında elbette sana yer vermezler, seni asagılarda bırakırlar.<br />
498. Bu evde hasta iki asık var: Hastalardan birisi benim,<br />
birisi de benim hasta gönlüm.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün.Fe´ulün<br />
(c. II, 1038)<br />
• Ey güzellerin ayı! Bir kere daha dog, bir kere daha gözlerimizi nurlandır! Çünkü senin gibi güzel baska bir sevgili<br />
olamaz.<br />
• Dünyada benim, senin güzel yüzünü seyretmekten baska bir isim olmasın!<br />
• Yüzünün günesi dogunca, onun ısıgı içinde titreyerek, o cosan her zerre senin essiz güzelligini anlatır durur.<br />
•Bu evde hasta iki asık var: Hastalardan birisi benim, birisi de hasta gönlüm. » Allah´ım, sen acıdın, her ikisine de<br />
saglık verdin. Fakat bu saglık baska türlü lir saglıga benziyor.<br />
499. Toprak mest olmus, yerlere serilmistir. Ayak altında çignenmektedir.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Fa´ulün<br />
(c. II, 1055)<br />
• Kardesim incir satan bir kisiye, incir satmaktan daha iyi bir is yoktur.<br />
• Biz mest olarak yasıyoruz. Mest olarak ölürüz. Mahserde de mest olarak kosa kosa gideriz.<br />
• Ölsek de toprak olsak da kullarını besleyen, bütün yarattıklarına lutuflarda, ihsanlarda bulunan mana sakîsi bizimle<br />
beraberdir.<br />
• Ayak altında çignenen topragı hor görme! Onun yarattıgı toprak güzellessin, hos olsun! Çünkü o da asıktır. Topragın<br />
topragı da can sarabı ile yogrulmustur.<br />
• 0 toprak çiçekler yetistirir, güller bitirir. Biz burada da mestiz, orada da mestiz diye söylenir.<br />
• Rnsan mest olunca daha da güzellesir, fakat toprak insandan da daha fazla mest olmus, yerlere serilmistir. Ayak<br />
altında çignenmektedir.<br />
• Rste sen de mest olunca toprak kesilirsin, yerlere dösenirsin. Hayat gemisinin kaptanı artık demir alır, ötelere<br />
yolculuk baslar.<br />
* Böyle mest olup yerlere dösenmek, ayak altında çignenmek nasıl olur da güzel olmaz Aklının iki gözünü aç da bak,<br />
hakîkati gör!<br />
500. Kötü huy nasıl güzellesir<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 1073)<br />
• Benim kötü huyum var, sen beni mazur tut, hos gör! Sevgilim senin güzel yüzün olmadıkça, benim bu kötü huyum<br />
nasıl güzellesir<br />
• Sen olmayınca, ben kıs mevsimi gibi soguk bir hal alıyorum. Halk benden hoslanmıyor, benim yüzümden azaba<br />
giriyor, fakat seninle beraber olunca hos bir hal alıyorum. Güllük gülistanlık kesiliyorum, huyum bahar huyuna dönüyor.<br />
• Sensiz olunca aklım basımda degil, melülüm, yasayıstan usanmıs, bezmis bir hale geliyorum. Ne söylesem ters<br />
düsüyor, kötü oluyor. 0 zaman ben akıldan utanıyorum, akıl da senin yüzünün nurundan utanıyor.<br />
• Bozulmus, kokmus bir suyun kullanılır bir hale gelmesi için ne yapmalı Onun tekrar ırmaga karısması lazımdır. Kötü<br />
huyumun düzelmesi, güzellesmesi çaresi nedir; tekrar sevgilinin yüzünü görmektir.<br />
• Can suyunu bu beden girdabında hapsedilmis görüyorum da, hakîkat denizine yol açayım diye topragı kazıyorum.<br />
• Senin ümitsiz zavallılara gizli olarak sundugun bir sarabın mevcut oldugunu sezdikleri için ümitsizlerin hasretle<br />
feryadı göklere yükseliyor.<br />
• 0 isterse seni kucaklasın, bagrına bassın, isterse seni istemesin, bir kenara çekilsin. Ey gönül! Sen mümkün oldukça<br />
gözünü sevgiliden ayırma!<br />
501. Gam ve nese<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. II, 1078)<br />
•Ne mutlu sana, bu dünyada gönlüne ötelerden haberler geliyor. Ne mutlu sana ki içinde manevî zevkler, tatlı<br />
duygular duyuyorsun.<br />
•Gam nesenin gölgesidir. Gam neseyi kovalar. Onun arkasından kosar durur. Aklını basına al da kahkahalarla gülmeyi,<br />
fazla neseli olmayı bırak! çünkü nese ile gam birbirinden hiç aynlmazlar.<br />
"Fazla güldügünüz zaman gözyaslarının dökülmesinin sebebi, gam ile nesenin daima beraber olduklarını anlatmak<br />
içindir. Peygamber kahkaha atmazdı, ama daima tebessüm ederdi.<br />
Bir Rranlı sair:<br />
"Bu dünyada bizim nesemiz nedir Neye benzer Kasap dükkanında kuzunun oynamasına!"<br />
•Gam nesenin arkasında kostugu gibi, gece de gündüzün pesinde kosar. Gündüzü görünce bil ki karanlık geceden<br />
kurtulmaya imkan yoktur.<br />
• Sen gamın pesinde kostukça, nese de senin pesinde kosar, fakat sen nesenin arkasında kosarsan yol kavsagında<br />
gam önüne çıkar, yolunu keser.<br />
• Rnsanda anlayıs da kalmasın vehim de! Güzel de yok olsun, çirkin de! Kuru da kalmasın yas da! Rste bu yüzden bizi<br />
çekip sömüren "zaman timsahını" d üsün, ona göre davran!<br />
502. Hayalinin sevdasına kapıldık da hayale döndük.<br />
Sevgilim ya seninle bulusursak ne hale geliriz<br />
Fa´ulün, Fa´ilatün, Fa´ulün, Fa´ilatün<br />
(c. 11, 1034)<br />
• Sevgilim yapma, sevgilim etme! Ey pek kurnaz ay yüzlüm gitme! Ne olur bir kerecik olsun görünce insanın içi açılan<br />
ugurlu yüzünü örtme!<br />
• Sen Allah´ın bir deryasısın. Bütün halk, bütün yarattıkların balıklar gibi o deryanın içindeler. Onları kendinden<br />
mahrum edersen, onları karaya atarsan hepsi birden ölür giderler.<br />
• Senin askından deli olmus gönüle; "Yarın görüsürüz!" diye vaadde bulunma! Senin yarın deyisinden ötürü çıkan<br />
feryadlar gökleri astı.<br />
• Senin elinde olunca kendimizden geçeriz de basımızı ayagımızdan ayırdedemeyiz. Senin mestin olunca da, bas da<br />
düser, sarık da!<br />
• Senin lutufların, ihsanların pesindir, sikayet edilemez, ama agyarın, sevgimizi çekemeyenlerin gönüllerini hos etmek<br />
için sikayet etmis gibi görünürüz.<br />
• Ask bana; "Ey hoca ne istiyorsun " diye sordu. Ona; "Mahmurun bası meyhanenin kapısından baska nereyi ister "<br />
dedim.<br />
• Ey ask benim bütün ayıplarımı, kusurlarımı gördügün halde yine beni satın aldın. Bu ne kusurlu, ayıplı meta, bu ne<br />
kusur görmeyen lütuf sahibi bir alıcı<br />
• Padisahların hepsi de altın bagıslarlar. Halbuki sen öyle bir padisahlar padisahısın ki, "can" bagıslarsın. Senelerce<br />
önce ölmüs, çürümüs ölü bile senin yüzünden dirilir, mezardan bas çıkarır.<br />
• Sevgilinin askı gönlümde ne elem bırakır, ne de keder! Kıskansa da can yolumu kesse, ben candan bile bıkarım.<br />
• Sevgilinin bulutundan yagmur yagınca kumlarda bile yaseminler biter. Günesi parlayınca her yer güllük gülistanlık<br />
kesilir.<br />
• Sevgilim biz senin hayalinin sevdasına kapıldık da hayale döndük. Ya seninle bulusursak ne hale geliriz, kim bilir ne<br />
oluruz<br />
• Hepimiz de meyhanede siseleri kırdık, ayaklarımız paralandı, tabanlarımız kesildi, bütün arkadaslar mest, hepimiz<br />
mestiz. Sen düz yoldan baska bir yola sapma!<br />
503. Arif kisi dünya nimetlerine doymustur da,<br />
gökyüzü nimetine gönül vermistir.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. II, 1035)<br />
• Ey altın sevdasına kapılan! Ey dünya nimetlerine asık olarak aglayıp inleyen zavallı! Ölüm gelmeyecek, kapıyı<br />
çalmayacak mı sanıyorsun<br />
• Düsün ki sen sayı ile verilen nefeslerini bitirmek üzeresin. Esin ise bir baska koca düsüncesinde...<br />
• Aklını basına al da ecel gelip kapıyı çalmadan önce, Hakk´ın emirlerine uy! Dînî ve insanî vazifelerini yerine getir!<br />
• Adam olmaktan maksat, bakıs ve görüs sahibi olmaktır. Ey anlayısa, görüse, bakısa durmadan yagıp duran ilahî<br />
rahmet!<br />
• Ey nuru günese de, aya da bol bol vuran essiz varlık! Sen bizim gözümüze, görüsümüze güneste de, ayda da<br />
bulunmayan baska bir nur ver!<br />
• Arif kisinin hatırı dünya nimetlerine doymustur da baska bir nimete, gökyüzü nimetine gönül vermistir. 0 baska bir<br />
seye asık olmustur.<br />
*Arif kisi sunu anlamıstır ki, sen olmadıktan sonra, dünyanın suyunu içse, onun susuzlugu gitmez.<br />
*Sen dünyaya asık olmussun, onun nimetlerine kapılmıssın. Bu yüzden de bütün gece uyumaktasın, aglayıp<br />
inliyorsun. Hiç olmazsa seher vakti uyan da Allah´ı zikret!<br />
• Geceleyin de, seher vakti de uyuyup kalmayanlar, günün birinde ansızın o hakîkat hazinesine kavusmuslardır.<br />
• Hz. Musa bütün geceleri nur aradı da sonunda agacın tepesinde hiç görülmemis acayip bir nur gördü.<br />
• Hz. Yakup canla, gönülle gecenin karanlık saçlarını yurt edindi de sonunda oglunun yanagını, saçını öptü.<br />
• Fakat maksat Hakk idi. Ogul bahane idi. Hiç bir peygamberin canı bir insana asık olmaz.<br />
• 0 Hz. Halil´in soyundandır. Batıla meyletmez. Fanî olan, batmaya mahkum olan sey onun gözüne diken kesilir.<br />
• Ey can putu halini alan sevgili, güzel varlık! Sen bir resimden, bir kerpiçten ibaretsin. Senin Hakk´ı inkar etmen<br />
tastan yontulmus puta tapanların yolundan baska nedir<br />
• Ey güzel gözleri nergisi çirkin bulan dilber! Bir an için olsun bana kulak ver, sana bir sey söyleyecegim.<br />
• Ey gözü; "Bana neden oldu, keske olmasaydı!" gibi düsüncelere, kaygılara kapılmıs kisi! Ey dost! Sen su ana bak,<br />
gelecegi bırak! Senin dostun sana pesin verilendir.<br />
• Ben dudaklarımı kapadım. Sana söylecegimi göz yolu ile söylüyorum. Sarhoslugu fanî olan, gelip giden hersey, basa<br />
yüktür, yük!<br />
• Hayır, hayır! Söyleyemeyecegim. 0 görüs kusudur, acayip bir kustur. 0 hayırlara konmaz.<br />
504. Hakk´ın sevdigi kuluna hitabı: "Ben senin yanındayım, beni uzakta sanma!"<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. II, 1053)<br />
• Senin yanındayım, beni uzak görme! Benim yanımdasın, benden ayrılma!<br />
• Mimardan, yani kendini yaratandan uzak düsen kisinin isi yolunda, uygun olur mu<br />
• Benim gözümle neselenen göz parlar, keskinlesir, öteleri, gaybı görür. Duydugu manevî zevkden ötürü mahmurlasır.<br />
• Rçinde benim rüzgarımın estigi, sevgimin dolastıgı gönülde, manevî güller açar, nurlarla dolu gül bahçesi olur.<br />
• Bensiz sana bir parmak bal verseler, o bir parmak baldır ama yüzlerce arısı vardır.<br />
• Bensiz seni bir ise, bir yere amir tayin etseler, binlerce memurdan beter hale gelirsin. Bir emir kulu olursun.<br />
• Halk, insanlar karınca gibidirler. Biz ise Süleyman´ız. Sus, sırlı ol, gizlen.<br />
505. Seninle beraber bulunmayınca, ben cenneti bile istemem.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 1062)<br />
• Senin yüzünü görmedikten sonra, yüzlerce dünya güzeli görmüsüm ne önemi var Senin sözün olmadıktan, senden<br />
bahsedilmedikten sonra yasayısın sırrının sırrını duysam ne isime yarar<br />
*Seni ne Hz. Adem rüyasında gördü, ne de onun neslinden gelenler, onun «sovu sopu! Ben senin güzelligini kimlere<br />
sorayım Bütün insanlara teker teker sorsam bile bir anlatan çıkmaz.<br />
• Ey güzelliklerden bile gizli olan aziz varlık! Seninle beraber bulunmadıktan sonra, ben cennette sonsuza kadar<br />
hürilerle dost olmusum. Devlet bana yar olmus, ben bunlardan hiç bir sey anlamam. Ben senden baska hiç bir sey<br />
istemem.<br />
Yunus Emre Hz.leri de<br />
"Cennet cennet dedikleri<br />
Bir kaç köskle bir kaç hüri<br />
Rsteyene ver onları,<br />
Bana seni gerek seni!" diye niyazda bulunmadı mı<br />
• Ben her an senin sekerler gibi tatlı öfkeni görmedikten, ballar gibi hos nazını çekmedikten sonra, ben mana<br />
padisahlarına bile nazlanmısım, onlar bile nazımı çekiyorlar, bunun ne faydası var<br />
• Ayrılık bulutu senin ay gibi parlak olan yüzünü örttükten sonra o bulut yagmur yerine gökten basıma inciler,<br />
mücevherler yagdırsa, bunda benim ne karım olur<br />
• Sarhoslara mum da, sevgili de senin nurlu yüzündür. Senin yüzünü görmedikten sonra her taraf yüz binlerce sarap<br />
küpü ile dolmus olsa ne çıkar<br />
• Sen yok iken Hızır senin yüzünü görürse, bana yazıklar olsun! Fakat yüzünü görmezse o her an ab-ı hayat içse ne<br />
faydası var<br />
• Çirkin binlerce kocadan arta kalan büyücü kadın gibi olan su dünya, sana taht bagıslamıs, baht bagıslamıs, bütün<br />
alemin hazinelerini sana vermis,"ne çıkar Bunların hepsi yok olup gitmeyecekler mi<br />
• Ezelde sıddıkların, gerçek velilerin canları senin yoluna dökülmüs, saçılmıs, senin yüzünü görmedikten sonra<br />
ayrılıgınla iki dünyada da en mazlum olan biri varsa, o da benim. Öyle farz et ki, zalim senin mazlumundan feryad ediyor.<br />
Varsın etsin ne çıkar<br />
• Ey Tebrizli Sems! Ben senin köpeklerinden bahsetmesem de, dünyadaki arslanları methetsem ayıp olmaz mı<br />
506. Can çocugu okulun da, hocaların da hocası oldu.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. 11, 1065)<br />
* Sevgilim, dudaklarınla lütuflarda bulundun. Bu lütufların sonsuza kadar levam etmesini dilerim. Sevgili zaten<br />
bastanbasa lütufdan ibaret; Allah´ım sen onu sonsuza kadar yasat!<br />
• Ayın karanlık gecelere çok hakkı geçmistir. Ey gündüzün gecenin Rabbi! sen onu daim kıl!-<br />
"Hz.Mevlana´nın rubaîlerinin birisinde söyle bir mısra var:<br />
"Gecenin karanlıgına katlandıgı, ondan ürküp kaçmadıgı için, Allah aya nurlar bagısladı."<br />
* Hakîkat yolunda ilerleyen ruh, bir çok güzel menzillere, konaklara ulastı. Alahım sen onu bu hos yolculuktan<br />
ayırma!<br />
• Can çocugu, okulun da hocaların da hocası oldu. Allahım sen bu çocugu o okuldan ayırma!<br />
• Din ordusunun yolunu Sems-i Tebrîzî aydınlatmadadır. Allah´ım onun yolunu aydınlattıgı din ordusunu sonsuza kadar<br />
yürüt!<br />
507. Bilmiyorum ki ben benden, kendimden kurtulup nerelere gideyim<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 1074)<br />
• Sevgili bir seye kızdı da acı sözler söylemeye basladı. Bilmiyorum ki nereye kaçayım Yokluk aleminden "Haydi<br />
kalkın" diye feryadlar gelmeye basladı. Ben nerelere gideyim<br />
• Kapıda yüz binlerce sule, alev, yüzbinlerce mesale var. Kapıdaki kimdir, kapıyı kim çalıyor Kapıyı çalan benim,<br />
baskası degil. Ben kendi kapımı calıyorum ama ben nerelere gideyim Ben beni arıyorum.<br />
• Rçeriden "Kapıdaki kimdir " diyen de benim, kapıdan gidip halkayı çalan da ben! Bilmiyorum ki ben, benden kurtulup<br />
nerelere gideyim<br />
"Mesnevi´nin V. cildinin 668-670 numaralı beyitleri aynı konuyu beyan buyurmaktadır:<br />
´Yasadıkça, kanım damarlarımda dolastıkça, kendimden kaçıyorum. Çünkü insanın kendinden kaçması kolay degildir.<br />
Baskasından kaçan, ondan kurtulunca rahatlar, bir yerde karar eder. Halbuki benim düsmanım da benim, benden kaçan da<br />
ben! Su halde kıyamete kadar kaçmam gerek. Çünkü kaçarken kendimi de beraber götürüyorum, kendimden nasıl<br />
kurtulabilirim ki "<br />
• Kim beni iki gördü ise, ikiye ayrılmıs sandı ise kahrından çatladı, ikiye bölündü. Eger ben iki degil bir isem, ben hem<br />
suyum hem de yag, ben, birbiri ile anlasamayan, barısamayan, bir bedende yasayan iki kisiyim.<br />
• Ben nasıl bir olabilirim ki Saçlarım binlerce karanlıklar diyarı. Fakat nasıl iki olabilirim ki Karanlık gecelerde<br />
parlayıp duran ay gibi meydandayım. Ben kendimi bırakarak nerelere gidebilirim<br />
• Sen beni bir kumas hırsızı gibi ne zamana kadar evin etrafında arayıp duracaksın Halbuki hırsız evin dısında degil<br />
içinde, ve pencereden basını çıkarmada. Ben nerelere kaçayım bilmem ki<br />
• Bu kafesin her deliginden basımı çıkarmadayım. Bulusma yurduna dogru kanat açıp uçmadayım. Ben nerelere<br />
gideyim<br />
• Bedenim bu kafesin içinde sevdalara düstü, yandı, yakıldı, fakat basım her an bu kafesten dısarılarda bulunuyor. Ben<br />
nerelere kaçayım bilmem ki<br />
508. Aslında söyledigimiz sözler bizim degildir. Bizim ötemizde bulunan,<br />
bize o sözleri söyletiyor.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 1077)<br />
* Her gece kendi kendimi kucaklayınca, kendimde sevgilimin kokusunu bulurum.<br />
* Dün ask bahçesine gitmistim. Aklıma onu görmek hevesi düstü. Ona karsı duydugum asırı özlem, sevgi gönlümden<br />
tastı, gözlerimden costu da gözyası ırmagı halinde akmaya basladı.<br />
* Gözyasları halinde akan sevgi ırmagının kıyısında her gülen gül, varlık, benlik dikeninden kurtulmus, solmaktan<br />
eman bulmustu. Dalından kesecek kılıçtan kendini kurtarmıstı.<br />
* Çayırlıkta bulunan her agaç, her ot oynamaktaydı, fakat benlik sevdasına kapılmıs degersiz kisilerin gözleri onları<br />
görmüyordu.<br />
* Ansızın o selvi boylu güzelimiz bir taraftan çıkageldi. Onun güzelligi karsısında bahçe kendinden geçti. Heyecana<br />
kapılan çınar el çırpmaya basladı.<br />
• Yüz ates gibi, sarap ates gibi, ask ates gibi, bunların üçü de hos. Can bu atesler yüzünden alt üst olmus, perisan<br />
olmus, feryadlar içinde; "Nerelere kaçayım " deyip duruyordu.<br />
"Seyh Galip hazretlerinin su beyti Mevlana´nın beytine ne kadar benziyor:<br />
"Bana duzahdan ey meh dem vurur gülzarlar sensiz<br />
Dıraht ates, nihal ates, gül ates berk ü bar ates!"<br />
• Allah´ın (vahdet=) birlik dünyasında bu çesit çesit varlıklarda sayıya yer oktur. Sayı bes duygu ile dört unsur<br />
arasında anlatılması zor olan bu konuları anlatmak için meydana gelmis bir sey!<br />
* Yüz binlerce tatlı elmaları teker teker saymayı düsünebilirsiniz. Onların hepsinin bir olmasını istiyorsan, onların<br />
hepsini sık, suyunu çıkar!<br />
* Görmüyor musun Yüzbinlerce üzüm tanesi, birer yuvarlak kabuk perdesinin içinde gizlenmislerdir. Onlar ezilerek<br />
kabuk perdeleri yırtıldıgı zaman padisahın sarabı olurlar.<br />
* Harfleri saymaksızın gönülde beliren sözlere dikkat et! Bu sözler nereden meydana geliyor Sözlerin rengi yoktur,<br />
fakat bu kainatta her seyi güzel, hos bir sekilde yaratan, her seyi akıl almaz bir halde tertip edenden bir sekle bürünüp<br />
gelir. Aslında o sözler bizim degildir. Bizim ötemizde bulunan birisi o sözleri bize söyletiyor.<br />
•(Ey ay yüzlü sevgili! Sen olmayınca gül bahçesi bana cehennem gibi gelir. Agaç ates, fidan ates, gül ates, meyveler<br />
ve yapraklar bana hep ates gibi görünür.)<br />
• Güzel, tatlı sözler onun cemalinin; hos olmayanlar da onun celalinin bir tecellîsidir.<br />
• Tebrizli Sems, bir padisah gibi gönül tahtına oturmus, benim siirlerimde kullar, köle misali onun huzurunda saf<br />
baglamıslardır.<br />
509. Ben senin yanında hos bir haldeyim, evimi yık gitsin!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. 11, 1091)<br />
• Sen beni bir dost, bir ahbab olarak sayma da, hiç olmazsa uzak yerlerden gelmis, kimsesiz, garip bir misafir olarak<br />
kabul buyur! Beni bir emîr, bir basbug olarak görme de, senin kapında hizmetçi olan birisi say!<br />
• Susuzluk hastalıgına tutulmus gibi senin askına susamıs olan ben zavallıyı, sen susamıs bir hasta yerine koyma da,<br />
ayırdetmeden herkese sundugun rah-metinin, merhametinin sifa ilacından bana da sun!<br />
• Sen beni güzel yüzüne asık olmus, onun nurunun özlemini çeken biri sanma da, her tasın günesten bir nasibi, bir<br />
payı oldugu ısıgını bana da düsür!<br />
• Sen beni suçlarının bagıslanması için tövbe etmis biri sanma, ama sen affedıcisin, senin lütfun, ihsanın suçluların<br />
suçlarını yakmaz mı<br />
• Mademki senin yardımın olmadıkça ikiyüz kanatla da olsa uçulamıyor. Sen beni böyle bir tuzaga düsmüs sanma!<br />
• Sen uyuyanları rüya alemine götürmedin mi Onlara gizli bir temasa, gizli bir seyir seyran bagıslamadın mı Ne olur<br />
senin sevdana kapıldıgı için uyuyamayan ben zavallıyı, uyanık degil de uyur say! Beni de gizli aleme götür, hiç olmazsa<br />
hayalinle beni sevindir!<br />
• Mecnun senin yüzünden aklını kaybedip bag, bahçe bulmadı mı Delilikten hoslanıp; "Sakın akıl aramayın, akıl<br />
yoluna düsmeyin!" demedi mi<br />
• Mademki senin mest gözlerin herkesin aklını alıyor, gönlünü harap ediyor. Sen benim mecnun gibi aklımı alıp, beni<br />
mutlu etmen için, ne olur ay gibi nurlu olan yüzünü, nar gibi olan yanagını benden gizleme!<br />
• Cosup köpüren, dalgalanan, uçsuz bucaksız bir denize benzeyen askı, sekilsiz sayma! Su resimler, su sekiller zaten<br />
hep askın resimleri, askın sekilleridir!<br />
• Sen beni su dönüp duran gök kubbesine es sanma, onunla beni bir tutma! Ben balçıktan yaratılmıs öyle bir toprak<br />
harmanıyım ki ay bile bana hayran olmus da etrafımda dönüp duruyor.<br />
• Senin yanında ben hos bir haldeyim, evimi yık gitsin! Ben Tatar ülkesinin miski ile degil, senin kokunla mest<br />
olmusum.<br />
• Putçuya söyle artık put yontmasın! Benim gönlüm puthane oldu. Basım da saraphane, sarap yapılan yer oldu,<br />
meyhaneye gitme.<br />
510. Bir çok defalar düstün, seni elinden tutup ben kaldırdım.<br />
Bir defa daha düsebilirsin. Bunu hatırla!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. II, 1040)<br />
• Sevgilim yeni bastan cefaya basladın, dedigini yapmadın, sözünde durmadın; bunu hatırla!<br />
• Karanlık gecelerde beni yapayalnız, uyanık bıraktın da gittin. Yatagında hiç bir sey olmamıs gibi rahatça uyudun;<br />
bunu hatırla!<br />
• Düsrnanın kulagına bir seyler söylüyordun da beni görünce gizledin; bunu hatırla!<br />
• "Düsmana karsı diken olacagım." dememis miydin Gittin ona karsı gül oldun, açıldın, saçıldın.<br />
• Etegine sıkıca sarıldım, yalvardım, yakardım. Sen etegini sertçe çektin, beni bırakıp gittin; bunu hatırla!<br />
• Sana yumusaklıkla sitemler ediyordum. Sen ise bana agır sözler söylüyordun; bunu hatırla!<br />
• Bir çok defalar düstün. Seni elinden tutup ben kaldırırdım. Bundan sonra dikkatli ol, bir defa daha düsebilirsin.<br />
511. Beni sakın defnettiginiz mezarda aramayınız. Ben orada degilim!<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. II, 1054)<br />
• Ey sevgili, ey her iste essiz olan güzel! Sen çok kumazsın, fakat seni seven de kurnaz!<br />
• Ecel günü gelip de ben ölünce sakın defnettiginiz mezarda beni aramayınız, ben orada degilim<br />
"Mevlana´nın bu beyti, bir Rsveç sairinin su beytini hatırlattı:<br />
Kimsenin görmedigi bir günes vardır.<br />
Hiç ölüsü olmayan bir mezar vardır!<br />
Hiç batmayan bir günes vardır!"<br />
1945 Sonrası Rsveç Siiri, Haz. L. Özkök, Peker Yay.<br />
Hz.Mevlana´nın bir baska beyti de söyle:<br />
"Öldükten sonra bizim mezarımızı yeryüzünde aramayınız, arif kisilerin gönlü bizim mezarımızdır."<br />
• Benim dirilmemi istiyorsan, bu isi vuslat rüzgarına bırak, ona ısmarla!<br />
• Sensiz yasamanın tadı, zevki, nesesi yoktur. Sen neredeysen biz de oradayız.<br />
• Sensiz bir damarımın bile aklı basında ise, can damarım kopsun.<br />
• Gül bahçesine benzeyen yüzünün güzelligi beni mest etti. Elimi dikenlere attım, ayagımı dikenlere bastım.<br />
• Ey güzel varlık! Sensiz yasayıs bana haramdır. Sensiz baht uyanmaz.<br />
• Zaten baht sensin, hayat da sensin. Geriye kalan addır, laftan, azardan, incinmeden baska bir sey degildir.<br />
• Ey beni gönlünden çıkaran, beni unutan sevgili! Ne olur beni düsün, beni hatırla!<br />
512. 0 benim canım, ben de o canın bedeniyim.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün<br />
(c. II, 1016)<br />
• Gerçekten de biz sizin gönül gözlerinizi açtık. Siz simdi gizli seyleri görmeye bakın! Gerçekten biz simdi sizinı<br />
aranızda bulunmadayız. Yardıma gelenden müjdeyi bekleyin.<br />
• Ey seher vakti esen, ötelerden gelen! Ey hos haberler getiren rüzgar! Müjdeyi ver de gönlümü al! Ey müjdeci!<br />
Elimde bir canım kaldı, o da sana feda olsun, onu da al!<br />
* Senden manevî bir bakısa nail olunca, bizi öldürmek için çekilen kılıçlar bize kalkan olur, zırh olur. Yıkık yerler gül<br />
bahçesine döner. Dünyanın gözü aydın olur.<br />
• Ey ısıracak disleri kalmayan kahır! Ey kötürüm oldugu için yanımıza gelemeven gam! Ey yüzlerce defa güldükçe<br />
gülen lütuf! Canlar zafere kavustugu için can da gülmede, cihan da!<br />
• Zevkim, sefam göçüp gittiyse de, aklım uykusuzluktan dagıldıysa da Cenab-ı Hakk´a yemin ederim ki yine de ruhum<br />
ondan vazgeçmedi. Allah´a yemin ederim ki yine de canım onun lütfunu inkar etmedi.<br />
• Sanki ben onun bulutuyum, o da benim ay´ım! Sanki o benim gündüzüm oldu da, ben de ona geceyim. 0 benim<br />
canım, ben de o canın bedeniyim. Velhasıl; o güzellige, o parlaklıga ben hayranım. Daima; "Hayranın olayım senin!" diye<br />
yalvarıp duruyorum.<br />
• Rsiteni, duyanı olmayan, kabul edilmeyen duadan; sefaatçisi bulunmayan günahtan; ilacı, hekimi ele geçmeyen<br />
dertten, o gümüs rengi bedenli sevgili olmadıgı için yüzün sararıp solmasına ah olsun, yazıklar olsun.<br />
513. Rnsan öyle mest olmalı ki, hiç bir seyden haberi olmamalı.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. II, 1051)<br />
• Karanlık bastı, gece oldu, oldu ama bu gece benim için degil, yabancılar içindır. Çünkü sevgilimin yüzünün nuru ile<br />
benim gecelerim gündüz olarak geçmektedir.<br />
• Butün dünyayı dikenler kaplasa, bütün dünya bahçeleri çiçekler yerine dikenlerle dolsa, fakat sevgilimin sayesinde<br />
biz dikenler arasına degil, gül bahçelerine dalmıs oluruz.<br />
• Dünya zelzelelerle harap olsa, yahut da bastan basa mamur ve abadan olsa, bunların hiç birisi bizi ilgilendirmez.<br />
Çünkü biz kendimiz sevgilinin askı ile rnest olmus, harap olmus, yerlere serilmisiz. Onun hiç bir seyden haberi yoktur.<br />
*Çünkü insanın bir seyden haberi olması, onun büsbütün melül olmasına, bıkmasına, usanmasına sebep olur. Ama<br />
haberlerin aslı su ki, insan ilahî askla öyle mest olmalı ki, hiç bir seyden haberi olmamalıdır-<br />
"Mevlana bir Dîvan-ı Kebîr beytinde:<br />
"Ben onu bunu bilmem. Ben ask kadehi ile mestim." diyor.<br />
514. Ey bütün aleme günes olan güzel! Merhaba!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 1066)<br />
*Merhaba ey ölümsüz can, ey muradına ermis padisah! Ey her tali´i ölmüs kisilere ruh bagıslayan! Ey bütün dünyaya<br />
günes olan güzel!<br />
*Bu dünya da öteki dünya da, her ikisi de senin emrinin kulu, kölesi olmuslar sana boyun egmislerdir. Eger<br />
istemiyorsan onları birbirine vur, ikisi de dagılsın gitsin! îstiyorsan onları koru, mamur et!<br />
*Varlık alemine yokluk günesinin nurunu düsür de, herkesi cennet nimetlerini istemez ve cehennem atesinden<br />
korkmaz bir hale getir!<br />
*Yoksulluk ile övünenleri, can korkusundan kurtar! Su dünyada görünen bütün fanî güzellikleri, resimleri, nakıslan,<br />
onları yapanın ugruna feda et!<br />
*Allah´ım lütuflarındaki, ihsanlarındaki bu sırları herkes anlamaz. Onları ancak yoklukta mahvolan, varlıktan<br />
tamamıyla kurtulan kisiler anlar.<br />
*Kaderin o kıvılcımlı belalar atesinde, gönlün kırmızı altın gibi güldügünü ren kisi çekinmeden, tiksinmeden canını feda<br />
eder.<br />
*Sen kendin, asıl altın ve inci madenindensin. Artık dünyada kimyalara basvurarak bakırları altın haline getirerek<br />
zengin olmaya ugrasmak senin için ayıptır.<br />
515. Bir ask ovası seyretmistik; onu hatırla!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. II, 1063)<br />
• Rstemedigimiz halde ayrılık atına eyer vurdun. Bir tatlı ömür gibi gitmek istiyorsun, ama bizi unutma, bizi hatırla!<br />
• Yeryüzünde de, gökyüzünde de sana çok çok temiz dostlar, iyi dostlar bulunur, fakat eski dostla ettigin ahdi, yemini<br />
unutma, hatırla!<br />
• Sana karsı kusurlar etmistim. Belki bu yüzden bana darıldın, kin gütmeye basladın! Fakat ey kin gütmeyen dost;<br />
beraber geçirdigimiz geceleri unutma!<br />
• Sen her gece yollarda ay degirmisini basına yastık edince, dizimizi yastık ettigin geceleri unutma, hatırla!<br />
• Senin sevdana kapılmıstım. Ferhat gibi ayrılık dagını delmeye ugrasmıstım. Ey yüzlerce Hüsrev, yüzlerce Sirin gibi<br />
nice güzeli kendine kul, köle eden güzel; beni hatırla!<br />
• Bir deniz halini alan gözlerimin kıyısında, safran dalları ile, agustos gülleri ile dopdolu bir ask ovası seyretmistik; onu<br />
hatırla!<br />
• Atesli dileklerim göklere yükselmede. Cebrail (a.s.) arsa çıkmıs, arstan; "Amin, amin!" demede, bunu hatırla!<br />
• Ey Tebrizli Sems! Senin yüzünü gördügümden beri benim dinim asktır. Benim dinim senin yüzünle avunur. Bunları<br />
unutma, hatırla!<br />
516. Bu dünyada gördügümüz baglardan,<br />
bahçelerden baska baglar, bahçeler de vardır!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün,<br />
(c. III, 1094)<br />
*Sakî sarap kadehini bir kere daha doldur! Dünyada da ahirette de senin gibi sadık bir dost yoktur.<br />
*Sen meclisimize geldin, yüzünü gösterdin de, aklı da fikri de aldın. Artık can Mansuruna her taraf bir baska daragacı<br />
oldu.<br />
*Can senin yüzünden deli divane oldu. Gönül de deniz halini aldı. Artık gönül nasıl olur da baska bir sevgiliye döner<br />
bakar<br />
*Asıklar meyhanesinde can, sakîlik etmektedir. Bu yüzdendir ki, asıklar gibi mest olmus, kendinden geçmis kisiler<br />
bulunmaz.<br />
*Ask yolunda yürür, yol alırsan bilirsin, anlarsın ki, bu dünyada gördügümüz bu baglardan, bu gül bahçelerinden<br />
baska baglar, baska gül bahçeleri de vardır.<br />
*Gönül ansızın beni aldı, o tanınmıs ask otagına götürdü. Ben, ask otagındaki sultanın yüzünü görünce kendimden<br />
geçtim. Gonül de bir baska sekilde kendinden geçti.<br />
*Dünyayı güzel eserlerle süsleyen essiz sanatkarın askı ile geçmeyen ömrü sen ömür sayma, o kaybolup gitmistir.<br />
Hakk yolunda hakîkate varmak sözle olmaz, inandıgını yasamakla olur.<br />
"Hz.Mevlana bir beytinde aynı görüsü beyan buyurur:<br />
"Asksız geçen ömrü sen ömür sayma, onu hiç hesaba katma! Ask ab-ı hayattır. Onu canla ve gönülle kabul et!"<br />
(Dîvan-ı Kebîr, c. III, nr. 1129)<br />
• Hak yolunda yürüyen asık ilahî sevgiyi gönlünde hissedince onun için baht da budur, devlet de budur, zevk de<br />
budur, yasayıs da budur. Onun için bu asktan, bu sevdadan baska bir alıs veris, baska bir kar yoktur.<br />
• Deniz ask yüzünden cosar köpürür. Kus bu yüzden öter. Onların hepsinin de dilegi bu ask tuzagına her an yeni bir<br />
avın düsmesidir.<br />
• Allah dünyayı gizli bir hazine gibi meydana çıkarınca, sevdalarla dolu olan her bas, bos durmadı. Onu bulmak için<br />
dünyada bir baska seyi meydana getirdi.<br />
• Su dünyada nerede olursa olsun, bir güzel varsa, o gece gündüz kararsızdır. Kendi güzelligine bir alıcı arar durur.<br />
• Nerede bir ay yüzlü, nerede bir misk kokulu varsa, kendine aglayıp inleyen bir asıgı müsteri gibi beklemektedir.<br />
• Su anda su nefeste ben, onun mestiyim. Baska bir gün su ter ü taze perdeden sırlarla dolu baska gazeller söylerim.<br />
517. Ask; kıyısı, dibi olmayan büyük bir denizdir.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1096)<br />
• Eger onun ask sırrından haberin varsa, canını ver de sevgiliye öyle bak!<br />
• Ask kıyısı, dibi bulunmayan büyük bir denizdir. 0 denizin suyu bastan basa atestir, dalgası da incidir.<br />
• Onun incileri sırlardır. 0 sırların her biri de Hakk yolunda yürüyen yolcuyu manalar alemine götüren bir kılavuzdur.<br />
• Dün gece mest olarak uyumustum. Gece yarısı o ay yüzlü sevgili yanıma geldi.<br />
• Ay ısıgında sapsarı yüzümü gördü de acıdı ve sapsarı yüzümü gözyasları ile ıslattı.<br />
• Merhameti da bana vuslat serbeti sundu. Bedenimde bulunan kılların her biri ayrı ayrı can buldu.<br />
518. Hakk yolunda yürüyenlere, bu sebeplerden baska sebepler hazırlandı.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1104)<br />
*Asıklıkta bir baska kapı açıldı. Simdi Yüsuf(a.s)´ın güzelliginde bir baska parlaklık, bir baska güzellik var.<br />
*Ask yolunda gözü kapalı olmayan uyanık olanlara müjdeler olsun! Ben dün gece bambaska bir rüya gördüm.<br />
*Hakk yolunda yürüyenlere, su sebeplerden baska sebepler hazırlandı.<br />
*Bulutlardan sarap yagmasa bile, yasayıs baska bir ab-ı hayat elde etti.<br />
*Dostlar huylarını degistirdiler, asabî, serkes oldular da, Allah bize uysal baska dostlar ihsan etti.<br />
*Asıklara baska münbit bir ova, bir baska su dolabı verildi de, onlar ask yesilliklerini yeniden yeserttiler.<br />
*Eger ask senin adını kötüye çıkarırsa gam yeme, askın baska adları, baska sanları da var!<br />
*Süfî; söz, harf bilmezse bilmesin! Ask derdinî anlatan baska bir bab, baska bir bölüm var!<br />
519. Dünya onun yüzünden alt üst olmustur.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat<br />
(c.III, 1110)<br />
• Sevgilinin dudaklarından sekerin haberi var mı Yüzünün nurundan günesin, ayın haberi var mı<br />
• Onun nefsine karsı gül bahçelerinde esip duran ilkbahar rüzgarı ne söz edebilir<br />
• Dünya onun yüzünden alt üst olmus, ayrılık acısı ile perisan olmus, asıgın bundan haberi olabilir mi<br />
• Mademki can onun ask sırlarına mahrem degildir, onun halinden haberi olanların ne haberi olabilir Çünkü sırları<br />
ancak can bilir!<br />
• Nergis bahçeye mahmur mahmur bakar durur ama, çayırlardan, çimenlerden onun ne haberi vardır<br />
• Her kavim, her toplum, kendi aralarında mest olmuslardır da; "Baska kavimlerin bizim mest olusumuzdan ne<br />
haberleri var " diye söylenir dururlar.<br />
• "Nasılsın Gönlün nasıldır " diye sordu, ama su cigeri yaralanmısın gönlünden ne haberi olacak<br />
520. Kendi cinsinden olmayanla düsüp kalkan münafık sayılır!<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. III, 1116)<br />
* Ey güzel varlık! Herkes kendi cinsi ile uzlasmıs, kendi cinsi ile kaynasmıstır. Herkes kendi tabiatine layık birisini dost<br />
edinmistir.<br />
* Fakat gönlünde senin açtıgın yara bulunan, hiç kimseyi seçmez. Senin avın olan nasıl olur da baskasına av olabilir<br />
* Mademki lütfun, ihsanın bizi bizden aldı, kendimizden geçtik, lütfunu esirgeme, bizi sensiz bırakma!<br />
* Cins cins herkes, her sey kendi cinsi ile kaynasır, herkes, her sey kendi cinsinden birisini seçer, alır.<br />
* Kendi cinsinden olmayanla düsüp kalkan münafık sayılır. Su ile yag, katran ile kar bir arada bulunabilir mi<br />
* Cinsinden olmayandan ayrılıp kendi cinsinden olana kavusuncaya kadar, bululundugu yerde susadıkça susar,<br />
susuzlugu arttıkça artar.<br />
* Kim senden kaçar da baskasından hoslanırsa, kim seni bırakır baskası ile karar ederse;<br />
* Kim senin yanında suratını eksiterek, bulut gibi somurtarak oturur, baskasının yanında ilkbahar gibi gönlü açılır<br />
gülerse;<br />
* 0 zaman anla ki; "Gayb alemindeki ay´dan benim nasibim yok, can sarabı, can kadehi ancak basımıza sersemlik<br />
veriyor." demek ister.<br />
* 0 ney sesi, o mana sarabı hatırına gelmiyor mu ki, seytanın elinden hos bir halde üzüm sarabı içiyorsun<br />
* Ey zavallı sen seytanın elinden yüzlerce kadeh sarap içiyorsun, ne fena hale düsecegini yakında görürsün.<br />
* Burada basın düsük, yüzün asık, halinden memnun degilsin. Fakat bil ki, burada bir de dag gibi kapkara bir nefis<br />
ejderhası var!<br />
* Kendi cinsin ile olunca süsen gibi dil kesilirsin, neseli neseli konusursun. kendi cinsinden gayrısının yanında ise dilsiz<br />
olursun, hiç konusmazsın. Kendi cinsinle olunca gül gibi açılırsın, kendi cinsinden gayrısı ile diken<br />
olursun.<br />
521. Sen bu dünyada nereden geldigini,<br />
nereye gidecegini aklına bile getirmedin.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1128)<br />
• Onu yol basında gördüm, geceleyin ay gökyüzünde nasıl hızlı hızlı giderse, o da öyle hızlı hızlı gidiyordu. "Allah<br />
askına biraz yavasla, bir an için olsun yavas git!" dedim.<br />
• "Ey ay´a benzeyen güzel!" dedim. "Ne olur bir an için olsun atının dizginini çek, yavasla! Ey günese, güne benzeyen<br />
dilber! Çabucak geçerek gölgenden bizi mahrum etme!"<br />
• Dedi ki: "Ben bir günesim, senin gözlerin kamasır. Beni görmeye gücün yetmez. Eger sen bir an için beni görebilsen<br />
mahvolursun. Isıgım seni senden alır, senden eser bile kalmaz."<br />
• Çünkü sen bu tatsız, bu soguk hayat yolculugunda devamsız olan mal, mülk sevdasına kapıldın. Nereden geldigini<br />
nereye gittigini aklına bile getirmedin. Kendini lüzumsuz yere harcadın. Dünya nimetlerine olan susuzlugundan ötürü,<br />
dudakların kumdu, gözlerin yasardı.<br />
• Benim asıl burcum benim asıl nimetlerim, bu dünyada degildir, ötelerdedir. 0 pek acayip bir incidir, coskunluklarla,<br />
hünerlerle doludur.<br />
• Bu kadar çok çesitli gaflet perdelerinin arkasında yenini yakanı yırtmıssın. Dünya sevgisi ugruna kendini<br />
kaybetmissin.<br />
522. Secde senliksiz, benliksiz, neliksiz, niteliksiz dur.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1095)<br />
• 0 güzel elime bir süpürge verdi, "Haydi!" dedi, "Bununla denizden toz kopar!"<br />
• Sonra o süpürgeyi atese attı yaktı. "Haydi!" dedi, "Atesten bir süpürge getir!<br />
• Hayretler içinde kaldım da ona secde ettim. Bu halimi görünce dedi ki: "Bana öyle hos, öyle candan secde et ki,<br />
secde eden olmasın!"<br />
• Ben ona; "Secde eden olmadan nasıl secde edilir " dedim. 0; "Secde neliksiz, niteliksiz, senliksiz, benliksiz olur."<br />
dedi.<br />
• Ben boynumu önüne uzattım ve "Secde edenin basını kılıçla kes!" dedim.<br />
• 0 kılıcını çekti, basımı kesti. Basım onun önüne düsünce, kesilmis boynumdan yüz binlerce bas çıktı.<br />
• Ben bir çerag oldum, kandil oldum, her basım da birer fitil halini aldı. 0 zaman her taraf kıvılcımlarla doldu.<br />
• Basımın her birinden mumlu kandiller çıkmaya basladı. Bu mumlar katar katar dogudan batıya kadar her tarafı<br />
kapladı, her tarafı nurlandırdı.<br />
• La-mekan da, mekansızlık aleminde dogu, batı nedir Karanlık bir külhan ile ise yarar bir hamamdan baska bir sey<br />
degil!<br />
• Ey soguk mizaçlı kisi! Senin yıkanmak için hamamda kullanılan gönül tasın nerede Manevî kirlerini ne ile<br />
temizleyeceksin Zavallı; temizlenemeden bu hamamın yıkanma yerinde ne zamana kadar oturup kalacaksın<br />
• Haydi hamamın yıkanma yerinden çık, ama büsbütün kirlenmemen için külhan tarafına gitme, çamasırların<br />
bulundugu soyunma yerine gel! Elbiselerini giyinirken orada bulunan resimleri seyret!<br />
• 0 resimlerdeki gönül alan güzellerin güzelliklerini, lale bahçelerindeki lalelerin renklerini doya doya seyret!<br />
• Onları seyrettikten sonra bir de pencereye bak! Çünkü hamamın soyunma yerinde gördügün o renkler, o güzellikler<br />
pencereden gelen günesin nuru ile, aksi ile büsbütün güzellesti. Pencereden ısık gelmeseydi, karanlıklar içinde kalsaydın, o<br />
güzel resimleri göremezdin.<br />
• Aslını ararsan, su dünyadaki altı cihet, altı yön hamamdır. Hamamınsa sonu dur, pencere ise mekansızlık alemidir.<br />
Padisahın o güzel yüzü pencereden görünmektedir.<br />
• Toprak ve su, balçıktan yaratılan insan, o cemalin akseden nurundan güzellesti. Türkili´ne, Zengibar´a hayat<br />
yagdıran o yüzün nurudur.<br />
• Gün geçti gitti, ama sözüm bitmedi. Ey gece ve gündüz! 0 güzeller güzelinin sözü bitmeden geçip gitmekten utanın!<br />
Yazıklar olsun size!<br />
• Mana padisahı Tebrizli Sems, beni sarhosluk içinde, sarhoslukla mest edip bıraktı.<br />
523. Sırrı ortaya koy, gizleme!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1106)<br />
• Sırrı ortaya koy, gizleme, kulunu her an yüceltme!<br />
• Sen herseyin nereden geldigini, neden oldugunu daha iyi bilirsin. Yanlıslar oldu ise, yapılmayacak isler yapıldıysa<br />
onları bizden gizleme!<br />
• Köylü bile olsam, senin köylünüm. Köylünü kaba bulma, hor görme!<br />
• Beni askta usta ettin ama yine de usta sayma, çırak olarak bil!<br />
• Feryad etmem, "Oradan tutma!" diye bagırmam için zevkle benim bogazıma sarılıyorsun.<br />
• Ben senin çör çöpünüm. Beni denize dogru sürükle, ama beni rast gele denize layık görme, beni denizine dök!<br />
• Selahaddin tamamıyla elest meclisinden gelmistir. Sakın onu bugünden, yarından sanma!<br />
524. Bahçedeki selviler, gül fidanları neseden secdeye kapanıyorlar.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. 111, 1130)<br />
• Her an padisahtan elinde bir sarap kadehi ile bir elçi geliyor. Elçi padisahın kadehini sununca, biz içimizde padisaha<br />
kavusma ferahlıgı duyuyoruz.<br />
• 0 zaman akl-ı küll el çırpıyor, cüz´ler oynamaya baslıyorlar. Bahçelerdeki selviler, gül fidanları, neseden secdeye<br />
kapanıyorlar.<br />
"Akl-ı küll, Allahın kudretinden ilk önce ortaya çıkan akıl, "Ars-ı a´zam, Cebrail, Hz. Muhammed´in nuru" olarak da<br />
dusünülür."<br />
• 0 anda deniz, çırpınıyor, köpürüyor. Dag bu yüzden la´l elbiseler giyiyor, Nuh bu halden cosuyor, ruh da utanıyor.<br />
• Ey uzakları gören akıl! Su huri gibi güzel olan sakîye bak! Ey kararsız bir hale gelen can ve gönül! Siz de mansur<br />
sarabını içenlerin ne hale geldiklerini seyrediniz.<br />
• Sagdan soldan gelen saadet müjdesini duy, sen seni seçtikçe, sen seni sevdikçe, sen seni buldukça bahtın safalar<br />
içinde safalara dalar.<br />
• Gök kubbesi perdesini yırt, hesapsız cennet nimetlerini ye, kevser suları iç rahatla; hurileri kucakla!<br />
• 0 kucaga gelince; ermislere, hal sahiplerine o geceden hayal gibi görünen her sey, sonunda gerçeklesir, elde edilir.<br />
525. Bana üzümden yapılmıs yeryüzü sarabı verme!<br />
Bana sevgi ile hazırlanmıs gökyüzü sarabı ver!<br />
Mefulü, Fa´ilatü, Mefa´îlii, Fa´ilat<br />
(c. III, 1118)<br />
• Ey benim avcılar beyim! Sen beni avladın. Simdi sensiz ne zevkim ve nesem var, ne uykum, ne kararım!<br />
• Gönlümün sahibi sensin, alıs verisimin aslı esası sensin! Bu kadar cevri bu zavallıya reva görme!<br />
• Ey ask dünyasında bir sevgilisi bile olmayan kisi! Bir de bana bak, cihanı dolasıyorum. "Ey sevgili, ey sevgili, ey<br />
sevgili!" diye bagırıp seni arıyorum, seni çagırıyorum.<br />
• Daha önce sundugun o saraptan sun! Sonra bakısınla o mest gözlerinden sunacagın sarapla mahmurlugumu gider!<br />
• Bize üzümden yapılmıs yeryüzü sarabı degil, sevgi ile hazırlanmıs gökyüzü sarabı gönder! Gönder de yeryüzünde aklı<br />
basında, ayık bir kimse kalmasın!<br />
• Bir günde, bir bakısla binlerce is basarırsın. Bir de bana bak da, benim bu isimi de basar gitsin!<br />
526. Ben, sarapla mest olmadım, senin güzelligin ile mest oldum.<br />
Müfte-ilün, Müfte´ilün,Fa´ilat<br />
(c.III, 1167)<br />
• Ben sarapla, afyonla mest olmadım. Senin güzelliginle mest oldum. Gel kucaklasma zamanı geldi, kucaklasma<br />
nerede<br />
• Haydi bahar mevsimi geldi. Mestane bir eda ile agaç gibi, rüzgar gibi sıçra, sen de bir yer tut!<br />
• Taze dal rüzgar yüzünden bir yere tutundu. Bir kucak buldu da benim gibi kararsız bir halde oynamaya basladı.<br />
• Bu haber gayb alemi güzellerine ulastı da, gayb aleminden esi görülmemis yüzlerce güzel çıktılar, bahçeye geldiler.<br />
• Lale, yüzünü, yanaklarını kızartarak dagdan indi. Sünbül, ayagı balçıklı olarak çimenlikten kostu, geldi.<br />
• Süsen kılıçla, yasemin kalkanla, yesillik yaya, ter ü taze gül atlı olarak geldiler.<br />
• Fındık agacı, hashas ovaya gelip kondular. Nane ile tere ırmak kıyısını seçtiler.<br />
• Dostun dosttan bir yardım bulması için, bunların hepsinin arkları ayrı ayrıdır.<br />
• Bahan kutlamak arzusu ile sehirdeki bütün helvacılar geldiler. Sekerlerle, fıstıklarla dolu dükkanlar açtılar.<br />
• Meyva satanlar da, tablaları meyvalarla dolu olarak geldiler. Etrafa meyvalar saçtılar, herkesi meyva ile doyurdular.<br />
• Sen onu bunu bırak da, gülden bahset! Çünkü gül sevgilinin etegindedir. Sevgilinin kokusundadır, durmadan onun<br />
güzel kokusunu anlat! Çünkü onun kokusu perilerin yandır. Çünkü periler gül kokusu ile beslenirler.<br />
• Bülbül, kumru, daha yüzlerce kus baharı kutlamak için baga, bahçeye geldiler.<br />
• Ey nergis! Ben senin küçük gözün gibi agzımı kapadım, sustum. Artık çayırlıktaki, çimenlikteki kusların ötüslerinin<br />
güzelligini sen anlat, o hos ötüslere sen kulak ver!<br />
527. Kopuz, kendisine mızrap vurarak çalsın diye<br />
çalgıcının ayaklarına yüzünü sürer, yalvarır.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c.III, 1173)<br />
• Dogru haberi, Hz. Peygamber´in sözünden duy! Mümin, yani Allah´a inanan kisi hakkında Peygamberimiz<br />
buyurmustur ki: "Mümin kopuza benzer!"<br />
• 0 peygamber en büyük mana padisahıdır. îste o geldi. 0 ne güzel padisahtır. 0 ne güzel görüslüdür. Onun tesrifi,<br />
onun gelisi ile dünya misk kokusu ile, anber kokusu ile doldu.<br />
• Mademki mümin feryad edip aglamada bir kopuzdur, kopuz birisi kendisine mızrap vurmadıkça feryad eder mi, aglar<br />
mı<br />
• Büyükler büyügü ferah geldi. Eksilmeyen, her an devam eden kerem geldi. Ayların ayı geldi.<br />
• Kopuz, kendisine mızrap vurulmasını huy edinmistir. Mızrap yemedikçe yerinde duramaz. Bu yüzden kendisine<br />
mızrap vurarak çalsın diye çalgıcının ayaklarına yüzünü sürer, basını kor, yalvarır.<br />
• Ruh da, dünya da, dünyanın süsleri de, yesillikleri de, kırmızılıkları da, hakkın mana sarabından mest olmuslardır.<br />
• Sen de sus, mahrem ol da her an Rabbanî mecliste can sarabını agızsız, dudaksız ve kadehsiz olarak gizlice iç, iç!<br />
528. Ey seher vakti hayali gönlüme gelen sevgili!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1105)<br />
• Ey her seher vakti hayali gönlüme gelen ve ay gibi bastan basa nur olarak hayal halinde gönlümde dolasan sevgili!<br />
• Senin güzelligin bizim canımıza nakıs olmustur. 0 güzellik içimize bir karısık nur, bir ates düsürür. Bizi yakar<br />
yandırır.<br />
• Beni ateslere atıyorsun, yakıp yandırıyorsun; sonra bana "Sabret!" diyorsun. Bilmiyorum insan ateslerle dolu tandırın<br />
içine atılırsa yanarken nasıl sabreder<br />
• Hatırladın mı Dün gece mest olarak gelmistin, öyle güzeldin ki sasırıp kaldım. Gelen ay mıdır, peri midir, yoksa hüri<br />
mi diye düsündüm.<br />
• Söyledigin o tatlı sözler, o tatlı diller, o uzaktan yaptıgın isaretler!..<br />
• Elini dudagına götürüyor, bana hatırım için cosma demek istiyordun.<br />
• Elini agzına götürüyor; "Sabret!" demek istiyordun. "Hatırım için cosma, köpürme!" Fakat o la´l dudaklara<br />
sabredebilecek kisi nerede<br />
• Yüzünü göge dogru kaldıryor; "Allah´ım bana göz degdirme, kötü göz benim güzelligimden uzak olsun!" demek<br />
istiyordun.<br />
• Ey sekillerden, nakıslardan pak olan güzelim! Senin yüzünden her an gönül kapılarıma bir Yusuf atılmaktadır.<br />
529. Sevgilim, gönül senin yüzünü seyrettigi halde yine de yüzünün hasretini çekiyor.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.IIl, 1117)<br />
• Sevgilim; gönül senin yüzünü seyrettigi halde yine de yüzünün hasretini çekiyor, yine de seni görmeyi bekliyor. Can,<br />
senin gül bahçende mest olmus. Güller arasında oldugu halde dikenlere dalmıs gülü bekliyor.<br />
• Ne tuhaf sey, gönül her an gönle bakmada, onun bakısının ısıgından sagda bir huri, solda da çok güzel bir dilber!<br />
• Biz her seher vaktinde gece ile gündüzün tuzagını yırtınca sevgiliden bir öpücük alırız. Ona yüzbinlerce defa secde<br />
ederiz.<br />
• Su askla geçen ömür geri gelmezse de ne çıkar Biz bu yıl asıkların sevdalarından meydana gelmis bir halkadayız.<br />
• Sen ask çengini muvakkat sürecek nagmelerle degil, ebedî olarak devam edecek nagmelerle çal. Can ask çenginin<br />
nagmeleri ile tel tel olmus.<br />
• Sel nasıl durup dinlenmeden ta denize kadar akıp giderse, can da elest vahdetinin, birliginin manevî zevkini<br />
hatırlayınca mest olur, bedenden çıkar, gider.<br />
• Cüz´ küll yanından bir ok gibi fırlar, uçar gider; gider ama onun küllden baska gidecek bir yeri yoktur. Böylece cüz´,<br />
küllden gider, yine külle gelir.<br />
• Sadıkların, gerçek asıkların canları o namlı, sanlı cana kavusmak, ondan murada ermek için hep ona sarılmıslardır.<br />
Hep onun etegini tutmuslardır.<br />
530. Sen cansın, hatta candan da öte bir seysin!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1113)<br />
• Ey canların canlarının canı! Sen cansın, hatta candan da öte bir seysin. Ey madenlerin kimyası! Sen bir madensin<br />
ama daha da ileri bir seysin!<br />
• Ey baki olan, batmak nedir bilmeyen günes! Ey her yerin çarsısının, pazarının sakîsi! Ey zevk ve nese kaynagı! Sen<br />
güzelliksin, güzellikten de öte "aska bir güzelliksin, baska bir seysin!<br />
• Ey Hakk mazharı, ey esi bulunmaz, sasılıp kalınacak varlık! Sen her gaybı, her gaibi bilirsin. Daha da neler bilirsin<br />
neler.<br />
• Afyona benzeyen askla, bazılarını Leyla edersin, bazılarını Mecnun! Ey nuru ile gökleri aydınlatan! Sen daha baska<br />
bir seysin!<br />
• Ey gögüslere nur, sabırlara ümit olan aziz varlık! Göklerdeki bulutları meçhul ufuklara dogru sürersin. Daha da neler<br />
edersin neler!<br />
• Ey peygamberlerin övündükleri aziz varlık, ey velilerin manevî yiyecegi, ey gönül köskünü yapan! Sen daha da neler<br />
yaparsın neler.<br />
• Ey magfiret hazinesi, ey merhamet denizi! Kapından baska dayanılacak kapı yok! Zaten senin kapından baska kapı<br />
yok!<br />
531. Ask ugrunda çektigim dertler, cefalar, belalar geldiler, gözyaslarıma karıstılar.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. III, 1138)<br />
• Ben su ana kadar sevgiliden ne dertler çektim, ne cefalar gördüm, ne acılara, ne ıstıraplara katlandım. Onun<br />
yüzünden çok belalara ugradım. Sonunda çekdigim dertler, cefalar, belalar geldiler, gözyaslarıma karıstılar. Oradan<br />
ayrılmaz oldular, orayı vatan edindiler.<br />
• Binlerce ates, binlerce ah, duman, binlerce gam; bunların adı ask! Binlerce dert, binlerce cefa; bunların adı da<br />
sevgili!<br />
"Hz. Mevlana´nın çok tesiri altında kalan Seyh Galip merhum bir siirinde:<br />
"Dert ve mihnettir beladır, adı ask,<br />
Bir marazdır ibtiladır, adı ask,<br />
Andadır raz-ı adem, sırr-ı vücud,<br />
Hiçtir, yoktur, bekadır adı ask" diye askı hos bir sekilde anlatmıslır.<br />
• Kim kendi canına düsmansa, kendi canına susamıssa, buyursun; iste can verme meydanı burada! Aglayıp<br />
inleyenleri, asktan sikayetçi olanları, feryad edenleri öldürme zamanı geldi. Haydi buraya geliniz!<br />
• Sevgilim yalvarırım sana, bana bak! 0 güzel bakısın nice yüzlerce cana deger. Ben sevgilinin beni öldürmesinden ne<br />
kaçıyorum, ne de korkuyorum.<br />
• Öd agacı gibi, mum gibi asıgını yakıp yandırmadıktan sonra askın ne degeri kalır Yanmadıkça öd agacı ile kuru<br />
dikenin ne farkı vardır<br />
• Arslan yüzlerce naz ettikten, sagda solda oyalandıktan sonra avını avlar. Ona av olma hevesi ile avlar, katar katar<br />
kosusup durulur.<br />
• Kanlar içinde can veren av; "Allah için olsun beni bir kere daha öldür!" diye aglar durur.<br />
• Ask ugrunda can verenin, ölenin iki gözü, diri olan kisiye bakar da; "Ey akıllara dalmıs, buz gibi dona kalmıs zavallı!<br />
Gel aptalca kulagını kasıyıp durma, ölümde hayat vardır!" der.<br />
532. Biz günde bes vakitte, bes kere gayb aleminden gizlice ibadete çagrılmaktayız.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. III, 1140)<br />
• Bir kere daha seher rüzgarı gibi eserek geldin, bir kere daha günes gibi nurlar saçarak geldin.<br />
• Siddetli sogukların hüküm sürdügü kıs mevsimine ragmen Temmuz günesi gibi gül bahçelerine sevinç ugultuları,<br />
neseler saçmaya geldin.<br />
• Binlerce üveyik kusu; "Ku ku ku" (=Nerede, nerede, nerede ) diye bizi aramada. Binlerce bülbül, binlerce dudu bize<br />
dogru uçmadalar.<br />
• Balıklar bizim haberimizi aldılar da denizi costurdular, deniz mest oldu, kabına sıgamaz oldu. Binlerce dalgalar<br />
kabardı, köpürdü, feryad ederek baslarını kıyılardaki kayalara çarpmaya basladı.<br />
• Bıze can kulagı gönül kulagı veren, akıl fikir bagıslayan Allah´a yemin ederimı ki, dünyada bir tek ayık, bir tek akıllı<br />
bırakmayacagız.<br />
• Mustafa (s.a.v.) hakkı için, o mübarek zatın dört üstün dostu hakkı için, haber veriyorum: Gizliden gizliye gayb<br />
aleminden biz günde bes vakitte bes ibadete çagrılmaktayız.<br />
533. Senin askının sarabından içtik, mest olduk.<br />
Mefulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü,, Fa´ilat<br />
(c. III, 1120)<br />
* Mestiz, kendimizde degiliz, sen ise perde arkasına girmissin, bizden gizlenmissin. Ey ay yüzlü güzelim! Bundan fazla<br />
bulut altında kalma!<br />
• Kusluk vakti senin yüzünden bir günes dogdu, onun parlaklıgını, güzelligini tam görmek için damlara çıktık.<br />
* Askının sarabından içtik, mest olduk. Güzellik günesinin nuru basımızda parladı da, basımız elden gitti.<br />
* Ey ruh asıklarının gönül hevasına uyan çalgıcı! "Ten, tene nen ten" diye daha hos, daha güzel bir can nagmesi çal!<br />
* Çal da canlar ten hırkasından çıksınlar, herseyden haberi olan can da hırka gibi kendinden geçsin!<br />
* Saf sarabı sun, beden çer çöpünü yücelt de talihle kucaklasalım, gögüs,ögüse gelelim!<br />
* Gözler, perdelerin arkasında ne varsa onları görsün; görsün de evden barkdan, maldan mülkten kurtulsun!<br />
534. 0 sarabı sun ki, kokusu ölüleri bile diriltir, mezarlardan çıkarır.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c.III, 1160)<br />
• Ey ay gibi yedi kat gögün tanıdıgı güzel! Nurunu göster, bizden gizleme!<br />
• Biz asıklarınız, seni görmek sevdasına kapıldık da çok uzun bir yoldan geldik.<br />
• Ey gönlünde, canının içinde yüzbinlerce cennet, yüzbinlerce huri, yüzbinlerce köskün bulundugu sevgili!<br />
• Damdan basını eg de, hasta asıklarına bir hosça bak!<br />
• Ey süfîlerin sakîsi! Üzümden yapılmamıs olan, küplerde bulunmayan o mana sarabından bize sun!<br />
• 0 sarabı sun ki, coskunlugunun kokusu ölüleri bile diriltir, mezarlarından çıkarır.<br />
535. Sen askı kimseye sorma, aska sor.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1097)<br />
• Akıl ask yoluna düsenlerin yolunu keser. Ey ogul; yol apaçık görünüyor. Akıl bagım çöz kopar!<br />
• Aslında akıl bagdır. Duygu insanı yanıltan bir his, hayvanî ruh da bu gerçegı bizden gizleyen bir perdedir. Hakîkatin,<br />
gerçek askın yolu, bu üçünden de gizlidir ey ogul!<br />
• Akıldan, duygudan, hayvanî ruhun etkisinden kurtulunca; gerçek inanca Bu da senden umulur ey ogul!<br />
• Kendinden, kendi benliginden geçmeyen bir asık, asık degildir! Ey ogul! Sunu iyi bil ki: Dertsiz ask bir masaldır!<br />
• Ask, ızdıraptan, dertten korkan nazlı, nazenin kisilerin harcı degildir. Ey ogul! Ask, nefsine hakim olan yigitlerin,<br />
pehlivanların isidir.<br />
• Sen askı kimseye sorma, ancak aska sor! Ey ogul! Ask, inciler yagdıran bir buluttur.<br />
• Aslında, askın benim tercümanlıgıma, benim anlatmama ihtiyacı yoktur! Ey ogul; ask kendi kendinin tercümanıdır.<br />
• Yedinci kat gögün üstüne çıkmak istiyorsan, ask senin için çok güzel bir merdivendir ey ogul!<br />
536. Sen zamanın emrindesin, onun hükmü altındasın.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c.III, 1155)<br />
• Rnsanın huzur bulamadıgı, içinde bir hosluk bulamadıgı, çabucak gelip geçen makamı, mevkii bırak da; sana da altın<br />
gibi deger veren, senin kıymetini takdir eden kisinin yanına git!<br />
• Sonra bir yere takılıp kalma, çalıs, çabala! Çünkü, agaç bir yere takılıp kalmasaydı, bir yerden bir yere gidebilseydi,<br />
ne testere eziyeti çekerdi, ne de balta yaraları alırdı.<br />
• Haberin yok; sen zamanın emrindesin, onun hükmü altındasın, mekan ise geçecegin yerdir! Su halde aklını basına al<br />
da, kendine muvakkat da olsa huzur bulacagın bir mekan seç! Zamanın degerini bil! Onu bos yere harcama, yerinde ve<br />
güzel harca!<br />
• Sonunda öyle bir hale gelirsin ki, mekan da, zaman da; mekandakiler de, zamandakiler de sana bir sey yapamazlar.<br />
Çünkü sen mekan ve zaman kaydından kurtulursun.<br />
• Gecenin karanlıgı bastı da, gök aynası gibi karardın, bir seyler göstermez oldun, ama sonbahar rüzgarları yüzünden<br />
agaç gibi betin benzin sararmadı, solmadı.<br />
537. Sen günese dogdugu zaman bakma;<br />
aksam üstü onu batarken seyret! Nasıl da sararır solar!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. III, 1143)<br />
• Neden böyle kupkuru dal halini almıssın Sevgilinin yüzüne baksana; neden böyle sararmıs bir yapraksın Rlkbaharı<br />
seyretsene!<br />
• Rindler arasına gir; yapılması gereken en uygun is bu! Çünkü, orada bitmez tükenmez saraplar var! Sayısız güzeller<br />
var, sakîler var!<br />
• Bil ki, ask kararsız bir cihandır! Sen o cihandaki binlerce cansız ve kararsız asıgı seyret!<br />
• Adını söyleyemedigim, gizledigim o padisaha ulasır, kavusursan; o padisahın padisahlıgı hakkı için ona, padisaha<br />
layık bir sekilde saygı göster!<br />
• Gözüne sürme çekince, yüzünü tekrar bu tarafa dogru çevir de dertlerle, üzüntülerle, günahlarla kirlenmis, tozlu<br />
dumanlı bu cihana bak!<br />
• Bu cihanı kaplamıs bulunan binlerce kirli duman, sis nedir Sis sıyrılsın da sen ondaki güzel renge, yesilliklere bak!-<br />
"Tevfik Fikret merhüm, meshur "Sis" manzumesinde yalnız Rstanbul´u düsünmüs:<br />
"Örtün, evet ey haile örtün, evet ey sehr´<br />
Örtün ve müebbed uyu ey facire-i dehr!<br />
Milyonla barındırdıgın ecsad arasından,<br />
Tek nasiye yoktur çıkacak pak ve dırahsan!"<br />
(Ey kötülüklerle kirliliklerle dolu facia sehir, sis ile örtün! Ey dehrin kötü kadını olan Rstanbul, örtün ebedî olarak uyu!<br />
Senin içinde barındırdıgın milyonla ölü insan arasında lekesız tek bir insan bulunmaz!" diye seslenmis. Halbuki Mevlana bir<br />
sehri degil; bütün dünyayı sisli görüyor, kirli, dumanlı buluyor.<br />
• Sen, günese dogdugu zaman bakma; onu aksam üstü batarken seyret! Nasıl da sararır solar, gücünü kaybettigi için<br />
utanır.<br />
20-Rıza Tevfik merhum "Aksam Garipligi" adındaki siirinde:<br />
"Magribi yakmıstı fırkat atesi,<br />
Yuvaya dönmüstü her kusun esi,<br />
Daglara yaslanıp batan günesi,<br />
Yaralı, hastadır, yorgundur sandım.<br />
Nus ettim günesin akan rengini,<br />
Ruhumu haz ile yakan rengini,<br />
Ufukta görünce o kan rengini,<br />
Felekler ben gibi dilhundur sandım.´ diye batan günesi anlatmıstı.<br />
• Ay da yusyuvarlak oldugu zaman, sanki dilenmek için zenbilini gökyüzünde dolastırır ama, sen onu, onbes gün sonra<br />
seyret! Nasıl hor ve zavallı bir hale gelir! Nasıl süzülür, erir!<br />
• Aklını basına al da su dünyadaki fanî güzellere gönlünü kaptırma; sen ebedî sürecek olan güzellik denizine gel! Gel<br />
de bulusma kaynagına git! 0 gerçek ölümsüz sevgilinin iki mahmur gözünü seyret!<br />
538. Asktan haberi olmayan sürüyü, köpek sürüsü say!<br />
Mefu´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. III, 1154)<br />
• Semseddin, Tebriz sehrinden ay gibi dogup gelince; günes ile ay, onun kölelik hizmetinde bulunmak için, bellerini<br />
baglayıp divan durdular.<br />
• Onun nurlu yüzü, gözlere göz olunca, insanların gözleri, yarattıgı eserlerde Hakk´ı görme gücünü elde etti.<br />
• Melekler, çavuslar gibi onun önünde nara atarak yürümede idiler. Gökler basla, gözle huzurunda secdeye<br />
kapanmıslardı.<br />
• Bu fanî bas gözü ile, onun yüzünü görmeye imkan yoktur! Çünkü nefis padisaha bakmaz, o güç onda yoktur.<br />
• Ona saygı göstermeyen, önünde egilmeyen kisinin agacı, yokluk testerelerinden, balta yaralarından kurtulamadı.<br />
• Simdi o ay ayrılık bulutu içinde gizlendi. 0 ayrılık bulutu yüzünden iki gözümden yagmurlar yagıyor.<br />
• Saray kethüdasının, nasıl padisahın cemalinden, güzel yüzünden haberi varsa, tıpkı bunun gibi evdeki esyanın,<br />
herseyin asktan haberi vardır.<br />
• Ondan haber almak istiyorsan, ondan haberi olmayanlarla az görüs, asktan haberi olmayan sürüyü, köpek sürüsü<br />
say!<br />
• Kalbi ölü arkadas, seni ölü yıkayıcı yapar. Ölü koca ise, ölü yıkayandan beterdir.<br />
539. Su gördügümüz gök kubbe döner ama, ask gökleri daha da hızlı döner.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. III, 1159)<br />
• Ask candır! Senin askınsa, candan da daha can, candan da daha kıymetlidir. Aslında lütuf bir derman gibidir. Fakat o<br />
lütuf senden gelirse, dermandan da daha güzel bir derman olur.<br />
• Rnsan asık olursa, pervane gibi sevgilisi ugrunda can vermek kolaydır. Sana asık olan ise canını daha kolayca verir.<br />
• Herkes, dünyada bulunan bütün canlı varlıklar, senin misafirindir, hepsi de senln ziyafet sofrandadır. Ama senin bu<br />
kölenin oglu, daha da aziz bir misafirdir.<br />
• Senin askın ebedî devlet madenidir. Fakat güzel yüzünü görmek, sana kavusmak daha da zengin bir madendir.<br />
• Bir Hint kılıcı gibi olan ayrılık keskindir. Fakat ask kılıcı daha da keskindir.<br />
• Her gönül senin arkandan dört kanatla uçuyor. Fakat bizim gönlümüzün yüz kanadı var! 0 yüzden daha da fazla<br />
uçuyor.<br />
• Su gördügümüz gök kubbe döner ama, ask gökleri daha da hızlı döner.<br />
• Herkes ask göklerinden korkar. Fakat o gök de senin gamınla senden daha da fazla korkuyor.<br />
540. Bir insan hem asık olsun, hem mest olsun,<br />
sonra kalksın tövbe etsin. Sen buna inanma!<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. III, 1162)<br />
• Ey çalgıcı, aska dair nagmelere yeniden basla, sazını da bir iki tel daha pesten al, sesini de birazcık yavaslat!<br />
" Bu gazelin ilk beyti Piruzanfer baskısı Divan-ı Kebîr´in 1161 numaralı gazelinin ilk beytinin aynıdır.<br />
• Felek sana sarap sununca, yüksel, yücelere çık ve gök kubbesinin damında ev kur!<br />
• Mestlik mülkünü elde edersen, kendinde olmamak serefine nail olursun da, Büyük Selçuklu hükümdarı Sencer´in<br />
mülkü gözünden düser.<br />
• Mest ol, dostlarını da mest et! Kırmızı sarabın atına bin, ötelere dogru yol al!<br />
• Mestlik dimagın damının yolundan çıkageldi. Ey akıl, ey düsünce! Sen de defol git, sen de artık kapının yolunu tut!<br />
• Yeryüzünde, su kara toprakta çok yol vardır. Kendine bir gemi yap da ask denizine açıl!<br />
• Manevî kanatlarım çıktı da uçtum. Sen de benim gibi ask yemegi ye de kanatlan!<br />
• Su kara toprakta hiç üzüm yetismese de iyi bil ki, ask mestleri, yine bu ask yolunda yürür giderler.<br />
• Siseci artık hiç kadeh yapmasa da, ask sarabının görünmez kadehi yine bizim elimize geçer.<br />
• Bir ruh zerresine sekil, nakıs verirsen, onu beden elbisesi ile süslersen, o da sana; "Beni süslenmis, sekil verilmis bir<br />
dilber say!" der.<br />
• Tövbe ettim, artık söylemeyecegim, ama sen yine de mest olmus asıgın tövbesini yalancı tövbe say!<br />
• Bir insan hem asık olsun, hem mest olsun, sonra da kalksın tövbe etsin; sen buna inanma!<br />
Mefa´îlün, Pe´ilatün, Mefa´îliln, Fa´ilün<br />
(c. III, 1151)<br />
* Kadeh kırıldı, sarabım kalmadı. Ben de mahmurum. Benim bu perisan halimi, manevî yıkınlıgımı ancak Sems-i<br />
Tebrizî mamur edebilir.<br />
* Çünkü o görüs aleminin padisahıdır. Kesif aleminin ısıgıdır. Ruhlar onu uzaktan görünce canla basla ona secde<br />
ederler.<br />
* Harap olmus binlerce can, binlerce gönül, elini uzatsın da, onları saskınlık denizinden çıkarıp kurtarsın diye ona<br />
secde etmedeler.<br />
* Gökler ve yerler küfür karanlıgına gömülmüs olsalar, onun ısıgı parlayınca her taraf aydınlanır, her taraf nurlanır.<br />
* Meleklerin ondan elde ettikleri, temizlik, paklık, seytanlara da nasip olsa onların her biri güzellesir, birer huri olurlar.<br />
* 0 nur, seytana nasip olmasa bile yine de kerem perdeleri ile onu gizler.<br />
* Bayram gelerek lütuflara ve ihsanlara baslayınca, her tarafta dügün dernek kurulur. Her aglayan neseye gark olur,<br />
güler.<br />
• 0 günes Tebriz´den dogunca, bütün alemin zerreleri, sür sesi duymus gibi canlanır, dirilirler.<br />
• Ey seher rüzgarı! Allah askına tuz ekmek hakkı için lütfet! Bilirsin ki her seher vakti ben onun yüzünden sevinirim,<br />
neselenirim. Sen de onun yüzünden sevinir, tatlı tatlı esersin.<br />
• Ey seher rüzgarı! Gayb aleminin ta ötelerinden esip gelirken bir de oralara, gayb alemine ugra, bu isi ihmal etme,<br />
tenbellik etme!<br />
• Oradan elde ettigin kanatla üç bin yıllık yol bile olsa uç, onun verdiği kanatlarla o yol uzun gelmez!<br />
• Kanadın yorulup uçamayacak kadar yorgun düsersen, ona secdeye kapan, gönlü yaralı, ayrılıktan canı hasta olan<br />
asıgın halinden bahset!<br />
• Gözyasları dökerek ona de ki: "Senden ayrıldıgı andan beri günleri karardı, gece oldu, saçları kafur gibi agardı."<br />
• Sen öyle affedicisin ki, dünyadaki bütün suçluları merhamet denizine daldınr, hepsinin suçunu örter ve bagıslarsın.<br />
• Gören can gözü bile senin canını göremezken, gözü olmayan elbette mazurdur.<br />
• Gözleri yas dökerek ona yalvarırken, bir yolunu bul, ayagının bastıgı topraktan al getir de, gözlerime sürme olarak<br />
çekeyim. Çünkü bu dert gittikçe artmada.<br />
• Ey seher rüzgarı! Bu yolculuktan saadetle, kutlulukla dönünce, varlık alemini de, yokluk alemini de ateslere<br />
yakarsın.<br />
• Sürme olarak gözlerime çekecegim topragı bana getirirsen, sana, senin canına sayısız yıllar boyunca rahmetler<br />
olsun!<br />
552. Kimin nabzı ask ile atmıyorsa, Eflatun bile olsa sen onu esek say!<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün,Fe´ilat<br />
(c. III, 1161)<br />
• Ey çalgıcı! Zevk ve isrete yeni bastan basla! Sazmı da bir iki tel daha pesten al, sesini yavaslat!<br />
• Kavgayı bırak da dostlarla uzlas, hos geçin, savastan vazgeç! Eline kadehi ve sürahiyi al!<br />
• Gülün Iutfuna bak! Dikenin suçunu görme! Sevgilinin saçlarının örgülerini aç, dügümleri çöz de etrafa miskler,<br />
anberler saç!<br />
• Gökyüzü de yeryüzü de senin yüzünden semirmis, güzellesmistir. Bir tek yıldızı da zayıf olarak kabul buyur!<br />
• Baht da, devlet de senin ayagının topragıdır. Sana lazım olan her sey kolaylasmıstır. Onlar senin ayagına gelirler.<br />
• Mademki saadet ve zafer senin kulun, kölen olmustur. Senin düsmanların binlerce olsa ne çıkar<br />
• Ey gönül! Sana Kevser ırmagının suyu gerekse, sen ask atesini Kevser say!<br />
• Kimin nabzı askla atmıyorsa, Eflatun bile olsa, sen onu esek say!<br />
• Asktan kanadı olmayan bası, sen kuyruktan da asagı, degersiz bil!<br />
553. Yıkılan beden evinin hikayesi<br />
Mefa´îlün, Fe´iiatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. 111, 1134)<br />
• Neden degerli ve aziz ömrün varını, yogunu nefis hırsızı çalıp götürüyor da, hayat kervanında yol alanlardan hiç bir<br />
ses çıkmıyor<br />
• Neden senin ömrünü çalan, seni Hakk´tan habersiz bırakan uykuya ve nefis hırsızına incinmiyorsun, kızmıyorsun da,<br />
sana dogru yolu haber veren, gösteren dosta inciniyor, kızıyorsun<br />
• Seni kıran, seni inciten, senin seyhindir. Sana ögüt verendir. Dünya sevgisi, su üstüne yapılan resme benzer. Kararı<br />
yoktur, geçer gider.<br />
• Birisi durmadan içinde oturdugu eve gizlice; "Ey ev, sakın yıkılma, eger yıkılacaksan bana haber ver!" diyordu.<br />
• Bir gece ev, birdenbire yıkıldı. Adam ne dedi, bilir misiniz Dedi ki: "Ey ev, bunca zamandır, sana söyledigim sözler,<br />
ettigim vasiyetler ne oldu Sözlerim sana hiç mi tesir etmedi<br />
• Yıkılmadan önce bana haber ver, haber ver de çolugumla çocugumla kaçmak için bir çare bulayım, demedim miydi<br />
• Ey ev, bir habercik bile vermedin. Bu vefasızlık degil midir îkimiz de senelerce beraber yasamadık mı Bunca yıllık<br />
dostluk, bunca yıllık sohbetler ne oldu Rnsafsızca basıma çöktün, yıkıldın da beni çoluk çocugumla perisan bir halde, aglar,<br />
inler vaziyette bıraktın."<br />
• Ev dile geldi de dedi ki: "Gece gündüz kaç kere, ama kaç kere sana haber verdim.<br />
• ´O tarafta, bu tarafta çöküntüler, yıkıntılar oldu. Gücüm kuvvetim kalmadı. Aklını basına al, vakit geldi, çökecegim!´<br />
diye agız açtım. Durumumu sana açıkça haber verdim.<br />
• Sense çatlayan, agız gibi açılan yerime öfke ile balçık sıvamaktaydın. Duvarlarım bastan basa deliklerle doldu. Sen o<br />
delikleri balçıkla tıkadın.<br />
• Nerede agız açtımsa, sen agzımı kapattın, bırakmadın ki söyleyeyim! Ne diyeyim sana ey mimarbası "<br />
• Bu anlatılan ev beden evidir. Bunu böyle bil! Agrılar sızılar, çöküntüleri, çatlakları göstermektedir. Ey hasta! Bedende<br />
hasıl olan agrı ve sızı deliklerini sen ilaçla sıvamaktasın.<br />
• 0 ilaç, o macun samanlı balçıga benzer, haydi bakalım sen durmadan yarıkları, çatlakları, delikleri samanlı balçıkla<br />
sıva!<br />
• Senin bedenin de agzını açar, hal dili ile sana der ki: "Ben gittim, fakat hekim gelir onun agzını kapatır, bedeni<br />
söyletmez."<br />
• Mahmurlugu, sersemligi ölüm sarabından bil! Menekse sarabını, nar sarabım bırak, vazgeç onlardan, ölüm sarabı<br />
sana yeter.<br />
• Eger içersen adet olarak iç! Çünkü bu bir yüz örtüsüdür. Fakat bütün sırları bilen Allah´tan içyüzünü nasıl gizlersin<br />
Nasıl örtersin<br />
• înabe sarabını yani pisman olus, Allah´a yönelis sarabını iç, hakkın sevgi ekmegini ye, tövbeyi macun yap, günahın<br />
açtıgı yaralara sür! îstigfar gıdası ile gıdalan!<br />
• Gönlünün, dininin nabzını tut, bak bakalım nasılsın Bir kerecik de ibadet sisesini gözden geçir, manevî hastalıgının<br />
ne oldugunu anlamaya çalıs!<br />
• Aklını basına al da Allah´a sıgın, ona dogru kaç! Çünkü ab-ı hayat ondadır. Her nefeste ondan aman dile!<br />
• Eger bir kimse sana; "îstemek fayda vermez!" derse sen ona de ki: "îstek Allah´tan istenirse nasıl olur da fayda<br />
vermez "<br />
• Mürid nedir Kosarak murad isteyendir. Dilek isteyenin, av avlayanındır.<br />
• Sevgilim eger beni istemediyse bana neden istek verdi Ve o güzel yanaklarının hasreti ile yüzümü sararttı<br />
• Bakısları beni ask okları ile paralamasaydı, neden su gönlüm kan kesildi Neden gözlerimden kanlı yaslar akıyor<br />
• Sonbahar, ilkbaharı diledigi, özledigi için sararıp soldu, ah edip durmada. Bu sararıp solmalar, bu ah edisler sonunda<br />
bahar seyhi onun bas ucuna gelip, îrismedi mi<br />
• Baharı diledin, sonbahar dirildi, ölü bir halde kalmadı. Su halde nasıl olur da Allah´ı dileyen les kesilir, yol ortasında<br />
kalakalır, toprak olur gider<br />
• Bahçeye gel de; "Her sey nasıl yaptıgını buluyor " bir seyret! Her temiz tohum layık oldugu çiçegi açmadadır.<br />
• Ey benim canım, baharın elbisesi de kürsüde vaaz edenlerin elbiseleri gibi vemyesil. Ey dost! Artık sen sus da hal<br />
dilini, can dilini aç da o söylesin.<br />
554. Münacat<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilat<br />
(c. III, 1180)<br />
• Efendim ben yorgunum, perisanım, bilgisizlik karanlıkları içinde kalmısım. Sen aydınlık içindesin, gündüzlerdesin.<br />
Ben gecemin uzayıp gitmesinden sikayetçiyim. Kaçmak kurtulmak istiyorum ama, nereye kaçacagımı bilemiyorum.<br />
• Sanki benim gecem ellerini uzatmıs gündüzün etegini tutmus, onu bir yere bırakmıyor. Gecem kaçılacak yer, fakat<br />
sıgınılacak yeri yok!<br />
• Rabbimiz sana kavusacagımız, seninle bulusacagımız gün bizi nurlandırdıkça nurlandır. Rabbimiz günahlarımızı affet,<br />
bize magfiret elbisesi giydir!<br />
• Rabbimiz bizim insanlarla aramızda olan dargınlıklar, kırgınlıklar, ancak bedenimiz yüzündendir. Rabbimiz su beden<br />
duvarının ötesindeki dostluk bahçesi, ask bahçesi ne de güzel bir bahçedir, ne de hos bir bahçedir.<br />
• Rabbimiz su duvarı kaldır da aradaki engel, aradaki düsmanlıklar yok olsun! Rabbimiz gerçekten de günahlarımız<br />
yüzünden senden utanıyoruz, özür dilemedeyiz.<br />
555. Herkes kendi cinsiyle uzlasmıs, kendi cinsiyle kaynasmıstır.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. III, 1116)<br />
*Ey aziz dost, ey essiz sevgili! Herkes kendi cinsiyle uzlasmıs, kendi cinsiyle kaynasmıstır. Herkes kendi tabiatına<br />
layık, kendi ruhuna uygun birisini dost edinmistir.<br />
*Madem lütfun, sevgin bizi bizden aldı, kendimizden geçirdi. Lütfunu bizden esirgeme, sensiz bırakma bizi!<br />
*Cins cins herkes, hersey kendi cinsiyle kaynasır. Herkes, her sey kendi cinsinden birisini, bir seyi seçer.<br />
*Bu yüzdendir ki birisi cinsinden olmayanla düsüp kalkarsa, o, münafık sayılır. Bu hal su ile yagın, katranla karın<br />
beraber bulunusuna benzer.<br />
*0 bahtsız kisi, cinsinden olmayandan ayrılıp, kendi cinsine kavusuncaya .dar, bulundugu yerde susadıkça susar,<br />
susuzlugu arttıkça artar.<br />
*Kim senden kaçar da baskasından hoslanırsa, kim senden ürker, seni bırakır baskasıyla karar kılarsa;<br />
*0 aslından, kendi cinsinden ayrı düstügü için sevdigi sandıgının yanında suratını eksiterek bulut gibi somurtkan<br />
oturur. Kendi cinsinden olanın yanındaysa ilkbahar gibi gönlü açılır, neselenir.<br />
*0 kendi cinsiyle beraber olunca susam çiçegi gibi dil kesilir, cinsinden baskasının yanında dilsiz kalır. Kendi cinsiyle<br />
bir arada olunca gül gibi açılır, güzel kokular saçar. Cinsinden baskasına ise diken olur.<br />
556. Yine gönül kusum gögsümden uçmaya basladı.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. III, 1198)<br />
• Kaf Dagı´ndaki zümrüd-ı anka yine geldi. Yine gönül kusu gögsümden uçmaya basladı.<br />
• Aynlık gecesi kanlara gark olan göz, yine vuslat sabahının yüzünü görmeye basladı.<br />
• Hz. Peygamber Efendimiz ile Hz. Ebubekir bir magarada bulustular. Örümcek de magaranın agzına yine ag örmeye<br />
basladı.<br />
• Mısır´daki iffetli kadınlar yine Hz. Yusufun yüzünü gördüler, onun güzelligine hayran oldular da turunç yerine ellerini<br />
dogradılar.<br />
• Beden sarayında oturup duran ruh kadını asık oldu da yine çarsafını basına aldı. Kosmaya basladı.<br />
• Halil îbrahim´i seyret, yine kendi parmagından belki süt emmeye basladı.<br />
• Uyuyanların, uykuya dalanların fikir damına çıkan gönül, yine askımızla yıldızlan saymaya basladı.<br />
557. Ben bedenden kurtuldum, ruh oldum.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1200)<br />
• Ey ruhanîlerin sakîsi! Ben bedenden kurtuldum ruh oldum. Kalk, kalk da halk kıyametin ihtisamını debdebesini<br />
görsün.<br />
• Dün gece sevgili beni çagırdı. Benim hakkımdaki hükmünü verdi. Korkudan bedenimde kan kalmadı. Sen bana acı da<br />
özümün gönül kanını doldur!<br />
* Ben öyle sasılacak bir hale geldim ki, canın da, gönlün de düsmanı oldum. Onları içimden kovdum, artık ben bundan<br />
sonra cansız ve gönülsüz yasayacagım. îçim padisaha av olmus ama, dısım ondan kaçmadadır.<br />
* Ben her nefeste Circis peygamber gibi huzurunda ölürüm. Senin önüne bas koymak benden, keskin kılıcı vurmak da<br />
sendendir.<br />
* Ben kumlardan daha susuzum. Testiyi, kabı bırak! Can sakîsi de bir ise yaramaz. 0, talihsiz cigerimle dünden beri<br />
savastadır.<br />
• Ben gönlümün içkisini içdigimden beri cigerimden vazgeçtim. Beni kabre oydukları zaman, sen gönül kadehini çeyiz<br />
olarak benim yanıma koy!<br />
* Ey sevgili! Kadehi bırak, testi ile bana sarap sun! Çünkü benim küçücük kadehim ancak testidir. Ben kepçeyi ne<br />
yapayım<br />
558. Sen bugün rahmetten bir merdiven yaptın,<br />
yücelere, ötelere göçmek istiyorsun.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1189)<br />
*Bu kıs günü sen de bizim gibi düsünüyorsun, bugün zevk pesindesin, gezip dolasmak, gönlünü eglendirmek<br />
istiyorsun.<br />
*Sen bir günessin, biz de senin ısıgındaki zerreleriz. Sen bugün bizi bassız ve ayaksız ettin.<br />
*Sen bugün bizi Hz. îsa gibi dördüncü kat göge çıkardın, günesin yanına oturttun.<br />
*Ey gönül! Sen bugün kayaların gönlünden yüzlerce kaynak fıskırt! Bugün sözünde duruyor, bol bol bagıslarda<br />
bulunuyorsun.<br />
*Sen bugün rahmetten bir merdiven yaptın, yücelere, ta ötelere göçmek istiyorsun.<br />
*Bu ne devlet; senin yücelere çıkısın, göklere sereftir, mutluluktur.<br />
559. Gel bugün seninle bir isim var!<br />
Ben bugün gül sevdasına düstüm, gül arıyorum, gül!..<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´ülün<br />
(c. III, nr 1184)<br />
• Gel bugün seninle bir isim var! Ben bugün gül sevdasına düstüm. Gül arıyorum, gül!...<br />
• Gönlüm elbiselerini yırtmada; bugün sevgili ile bulusma günüdür.<br />
• Gel ey benim sevgilim gel! Gönlümü al! Çünkü bugün lütuf günüdür, bagıs günüdür.<br />
• Ne olur sevgilim gel de güllerle, nar çiçekleri ile dolu olan güzel yüzünle bugün bizi neselendir, güldür!<br />
• Niçin canlar o dudakları görünce mest oldu, kendinden geçti bilir misin;<br />
bugün o dudaklarda bol bol mezeler var da, onun için!<br />
560. Ey kırık gönlü sevindiren sevgili! Gönlüm kırılmadan önce kalk!<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün,Fe´ulün<br />
(c. III, 1190)<br />
*Ey uyuyup kalan asık! Sevgiliyi anarak kalk, o magara dostu geliyor.<br />
*Halka emniyet veren, huzur veren o üstün varlık geldi. Kalk, kalk da ondan nan dile!<br />
*Binlerce îsa´ya can veren geldi. Kalk ey geçen senenin ölmüs kisisi, kalk! Ey kullarını besleyip yetistiren sakî! îki üç<br />
mahmurun hatırı için kalk! Ey yüzbinlerce hastaya ilaç olan; iste o kararsız biçare hasta surada, kalk!<br />
*Ey lütfu hastanın elinden tutan aziz varlık; kalk ayagıma diken battı, sana îldim.<br />
*Ey güzelligi tertemiz canlara tuzak olan! îste sana zavallı bir av; kalk da avla<br />
*Senin askının yüzünden gönül kan oldu. Kan da costu kaynadı. Bütün bunları bize reva görme, kalk!<br />
*Zorda kaldım da hep sana; "Kalk, kalk!" dediysem, sen beni mazur gör;benim özürümü kabul et de kalk!<br />
*Ey mest bir halde uykuya dalmıs nergis! Ey yanagı ve yüzü hos olan diIber, haydi kalk!<br />
*Kalk kulunun ve senin bildigin o sarapla kadehi doldur, bana sun! Ey kırık gönlü sevindiren sevgili! Gönlüm<br />
kırılmadan önce kalk!<br />
571. Sevgilinin gamından neler çektigimi benden sorma. Elini gönlümün üstüne koy, o söylesin<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün,<br />
(c. III, 1212)<br />
• Sevgilinin gamından neler çektigimi bana sorma! Elini gönlümün´ üstüne koy, o söylesin! Gözlerimin içine bak, sarabı<br />
ve kadehi bana sorma!<br />
• Ask ordu çekti, geldi, can alemini ele geçirdi. Artık sen, ben zavallının halini benden sorma, asktan sor!<br />
• Asıkların gönülleri, sevgilinin yüzünden kus yüregi gibi çırpınıp duruyor. Asıklıga ait nükteli, üstü örtülü sözleri,<br />
çırpınıp duran gönüllerden baskasına sorma!<br />
• Pencereden uçan kusun özelligi nedir Uçmak degil mi Eger sen kus gibi isen kanadını aç, uç! "Kapı nerededir "<br />
diye sorma, kapı senin ne isine yarar<br />
• Asıgın babası da, anası da onun askıdır. Bu yüzden sen, babadan o kadar çok bahsetme, anayı da o kadar sorma!<br />
• Asıkların gönülleri kızgın tandıra benzer. Tandıra gelince artık baska bir sey sorma!<br />
• Gönül kusu, tandırdaki atese asık ise pervane gibi kanadının yanması sana daha yakısır, daha hostur. Artık kanadı<br />
sorma!<br />
• Sevgili ile sen, her ikiniz bir bas olduysanız, iki ayrı beden de bir beden olduysa, artık geri adım atma, artık su bası<br />
da sorma!<br />
• însanoglunun kulagı da, gözü de hangi toprakla doludur Arayıp durdugun hazineyi, görülmesi gereken inciyi sen,<br />
balçıga bulasmıs bas gözünden sorma! Sen onu gönül gözünden sor!-<br />
"Bu beyitte geçen hazine ile, insanda bulunan ilahî emanete, "kenz-i mahfî" (=gizli hazine)´ye isaret edilmektedir."<br />
572. Sen bugünkü kıyameti gör de, yarınki kıyameti hiç sorma!<br />
Fa´ilatiln, Fa´ilatiin, Fa´ilatün<br />
(c. 111, 1208)<br />
• 0 güzel, o ay yüzlü sevgili olmayınca bizim halimiz nice olur Sorma, hele askından basımıza ne geldigini, neler<br />
çekdigimizi hiç sorma!<br />
• Bak da gör, yerler de, gökler de onun yüzünün nuru ile doldu, onun boyunu bosunu, salınısını, edasını hiç sorma!<br />
• Ask gayreti ile inci daneleri gibi dökülen gözyaslarıma bak, fakat ask denizinin ne kadar saf oldugunu, dalgalarının<br />
ne kadar hos oldugunu sorma!<br />
• Gönlümüzün kanına ayagını basma, sevdadan da bana hiç bir sey sorma!<br />
• Ayagını basma diye yalvardıgım, gönlümün kanını gör, fakat kimseye ondan bahsetme, bir sey söyleme, o suh,<br />
kavgacı güzeli de hiç sorma!<br />
• Yüzbinlerce gönül kusunun çok kanat çırptıkları için kanatlarının döküldügünü gör, fakat Kaf Dagı´ndan, zümrüd-ı<br />
ankadan bir sey sorma!<br />
• Onun askının belasında yüzlerce kıyamet var. Sen bugünkü kıyameti gör de, yarınki kıyameti hiç sorma!<br />
573. Ey gönül, sen kendi hayalinden ürküp kaçıyorsun, sen kendi kendinden kaçıyorsun.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îliin<br />
(c. III, 1206)<br />
• Onun dudagına kim yaklassa, onu öpmek istese, önden arkadan yaralanır. Çünkü nerede balarısı varsa oraya<br />
yaklasanı sokar.<br />
• Onun yüzü bir gül bahçesidir. Orada yılan gizlenmistir. Siyah saçları geceye benzer. Hırsızlar, gece bekçileri orada<br />
toplanırlar. Bu yüzden orada huzur yoktur.<br />
• Sensiz cihanın ne hüneri, ne degeri vardır Sensiz o nasıl var olabilir Can la, cihan da senin kulun ve kölendir.<br />
Aslında can da sensin, cihan da sensin.<br />
• Yüzlerce günes, yüzlerce ay, senin nurundan alınmıs birer parıltıdır. Senin günesin manevî oldugu için, hiç bir zaman<br />
batmaz.<br />
"Hz. Mevlana bu beyti yediyüz sene önce söylemisti. 0 zamanki kozmografyada, dünyada tek bir günes oldugu<br />
sanılıyordu. Bugün onbes milyar ısık yılı uzakta günesler kesfediyorlar. Bu görüs, Mevlana´nın kerametlerinden birisi<br />
olamaz mı "<br />
• Gök senin mana suyunda döner, durur. Akıl senin hekimliginin önüne bütün ecza sevablarını sunuyor.<br />
*Zerre zerre bütün yiyecekler, senin hudutsuz, sınırsız olan sofranın önünde dizilmisler, her nefeste bütün canlı<br />
varlıklara gıda olmak ümidi ile secdeye kapanarak ihsanını, lütfunu dilerler.<br />
*0 sevgili elini açarak der ki: "Baharın çerçöpe nefesi ile verdiği hayatı, ben bütün cihana veririm."<br />
*Toprak nur yedigi için, içinde gümüs ve altın vardır. Toprak aynı zamanda su içtigi için börülceler, mercimekler bitirir.<br />
*Dünyada görülen çesitli renkler, büyülere benzer. Ask ise Hz. Musa´nın asasıdır. Agzını açar da bir nefeste onların<br />
hepsini yutar.<br />
*Ey gönül, kendi naksından, kendi hayalinden ne kadar çok korkuyor, ne adar çok kaçıyorsun Arkana dön de bir bak!<br />
Senden baska kimse yok! Sen kendi kendinden kaçıyorsun.<br />
"Mevlana Mesnevî´nin V. cildinin 669. 670 numaralı beyitlerinde aynen söyle söylemisti:<br />
"Baskasından kaçan adam ondan kurtulunca rahata kavusur, karar kılar. Halbuki benim düsmanım da benim, benden<br />
kaçan da ben! Su halde isim kıyamete kadar boyuna kaçmaktır. Ben kendimden kaçarken kendimi de beraber<br />
götürüyorum."<br />
• Artık yeter! Sen sakanın atından da daha asagı degilsin ya! Saka bir müsteri bulunca atın boynundaki çıngıragı<br />
çıkarır.<br />
574. Onun adını kim anarsa, mezarda kemikleri çürümez.<br />
Mefa´îliin, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1235)<br />
• Canla aradıgım güzeli, burada bulunanlar arasında göremiyorum.<br />
• Burada bulunanlar arasında yok, acaba nereye gitti Bu mecliste ondan bir nisane, bir iz göremiyorum.<br />
• Her yere, her tarafa bakıyorum. Onun gül bahçesinden bir iz göremiyorum.<br />
• Müslümanlar; güzelligi ile etrafa nam sarmıs olan o güzeli, mum gibi bu meclisin ortasında ısık saçarken görmüstüm.<br />
0 nereye gitti<br />
• Adını söyle, onun adını kim anarsa mezarda kemikleri çürümez.<br />
• Elini öpene ne mutlu! Can verirken onun adını ananın agzı tatlılasır.<br />
• Yüzünü gördügüme mi, yoksa huyunu ögrendigime mi sükredeyim Dünya onun bir esini benzerini görememistir.<br />
• Yeryüzünün onu bulamamasına sasmamalı. Gökyüzü bile onun askı ile dönüp duruyor.<br />
575. Ask bir tek candır, ama yüzlerce sekle girmistir.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1227)<br />
• Yüzü de güzel, saçı da güzel, hele alnına dökülen o kıvrım kıvrım kakülleri daha da güzel! Her an, her saat onun<br />
canına da, dinine de yüzlerce rahmet olsun.<br />
*0 her lahza, her saat bir önceki nazından, edasından daha da tatlı, daha da güzel. Haydi sevgilim, yeni bir eda, yeni<br />
bir isve göster.<br />
*Büklüm büklüm saçlarını rüzgar karıstırınca, büklümlerinde yüzlerce Çin, yüzlerce Maçin ülkesi kaybolur.<br />
*Ey benim gözüm; nefesini kes, sus! Gülüp duran, güzelliginin anlatılmasına imkan olmayan o ay yüzlüye dikkatle<br />
bak! Ara vermeden onu seyret!<br />
*Onun ab-ı hayatının üstünde, yüzlerce gökyüzü döner. Onun temkinli hizmetinde yüzlerce dag, el pençe divan durur.<br />
*Ask bir tek candır, ama yüzlerce sekle girmistir. Onun bu haline. bu kurnazlıklarına, oyunlarına baktım da sasırdım,<br />
deli divane oldum.<br />
*Görülmemis güzellikler, isitilmemis edalar, ask sekline girmis de, gelmis anın karsısına çıkmıs. Böylece ask, canın<br />
gerçek ve ölümsüz güzelligine kavusmasını, anlatılamaz manevî zevkler duymasını saglamıstır.<br />
*Artık ben susayım, ey çalgıcı! Sen bu hali perdeye vur, çalgınla sen söyle! perdelerden çıkan nagmelerden, askın<br />
ihtisamını, debdebesini duy, güzelligini isit!<br />
576. Gündüzler senin güzel yüzünün aydınlıgıdır, geceler ise siyah saçlarının gölgesidir.<br />
Mef´ülü, Mefa´îliin, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1128)<br />
*Ey ay yüzlülerin Yüsuf´u! Ey mevkii, serefı. güzelligi hos dilber! Ey Hüsrev, ey Sirin, ey yüzü gözü, bedeni güzel,<br />
hayali güzel varlık!<br />
*Ey yüzü aya benzeyen sevgili! Sanki yüzün bir sudur, fakat o suyun içine îs düsmüstür. Hem atesin görülmemis bir<br />
ates, hem dupduru, saf olan suyun çok hos, çok tatlı bir su!<br />
• Ey Allah´ın lütfunun, ihsanının sekle, sürete bürünmüs hali! Gerçekten de suretin hos! Ey sekli ve sureti ruhanî güzel!<br />
Senin güzellik ve ululuk nurun pek hos!<br />
• Ey akılların sarhoslugu! Artık sevgi ile bir cos! Ey bulusma sabahının pek hos, pek doyulmaz oldugu dilber! Artık bizi<br />
birbirimize kavusturmaya çalıs!<br />
• Gündüzler senin güzel yüzünün aydınlıgıdır, geceler ise siyah saçlarının gölgesidir. Ey falı ve talihi güzel varlık! Bu<br />
gece ay gibi dog!<br />
• Eger sen bana lütuflarda bulunur, kavusturmakla sevindirirsen, yahut cefa ve imkansızlıklarla beni hırpalarsan,<br />
üzersen; mademki sen benim canımla karısmıssın, benim için yalnız safan degil, cefan da imkansızlıgın da hostur!<br />
• Gönül bir gün bana dedi ki: "Ay elbette bir yıl olur, döner gelir." Can gönlün kulagına; "Ey gönül!" dedi, "Senin ay´ın<br />
da güzel, yılın da güzel!"<br />
577. Su tertemiz lütfa bak! Bir avuç topraga mekansızlık aleminde yer vermede.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îliln, Mefa´îlün<br />
(c. 111, 1225)<br />
• Bizim önümüzde riyazet yoktur. Bütün lütuf ve bagıs, bütün sevgi, gönül alıs, bütün zevk ve safa içinde yasama<br />
vardır. Rahat ve huzur vardır.<br />
• Yoksulluktan bunalan, can bahçesinde yetisen meyveler elde eder. Bu lütuf yoksullara padisahtan geliyor. Bundan<br />
ötesi süsten, gösteristen ibarettir!<br />
• Onun yolu bütün görüstür. Sarayının her tarafı baskösedir. Beden eriyip gidiyorsa ne gam, sen cana bak; her an ,<br />
cana canlar katmadadır.<br />
• Su tertemiz lütfa bak! Bir avuç topraga mekansızlık aleminde yer vermededir.<br />
• Nice körler, kötürümler onun yüzünden yol görür, yol alır oldular. Nice gamlıların canları onun lütfu ile seker yiyen<br />
dudular oldular.<br />
• Su bes duygudan, dört unsurdan, altı yönden dısarıda nice hançersiz açılmıs<br />
yaralar vardır ki; bu yaralar, sakîsi ancak kan sunan, susamıs askın eliyle açılmıslardır.<br />
• Ben onun mumundan alev aldıgım için, tatlı tatlı yanıyorum. Yarın ötelerde,ruh aleminde bana bagıslayacagı devlet<br />
yüzünden ben bugün çok sevinçliyim.<br />
• Ben niçin toprak olmusurn, ayak altında çigneniyorum Neden asagı bir hale düsmüsüm Çünkü asıgım, mestim;<br />
onun bedenimi yırtan, harap eden askı yüzünden bastanbasa can oldum.<br />
• Onun yüzünden bu gönül nasıldır Ne haldedir Gönül onun yüzünden kanlara gark olmustur. Onun yüzünden<br />
gökyüzünde gürültüler kopmustur. canın feryadları ile, hay huyları ile doludur.<br />
578. Ben, ötelerden geldigim için, bu dünyaya ait olan altı yönden de,<br />
bes duygudan da kurtuldum.<br />
Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. III, 1231)<br />
*Hos bir haldesin, seker gibi tatlısın. Sen çok büyük bir varlıksın. îran hükümdarı Cemsid senin bir kölendir. Günes bile<br />
senin ayak basacagın yerlere serilmis.<br />
*Selvi boyunla sevine sevine gel, Allah´a yemin ederim ki; senden baska hiç kimsede bu naz, bu eda, bu güzellik<br />
olamaz. Rengi ile, kokusu ile hiç bir meyve sana benzeyemez. Bu güzellik, ne gökte vardır, ne ayda, ne de aya benzer<br />
güzellerde.<br />
• Bu mecliste bizden, senden, bir de adı hos sakîden baskasına yer yoktur. Tencere gibi kederlerle, gamlarla kaynayıp<br />
cos! Gel de safa sarabını, zevk sarabını kumlar gibi doymadan iç, iç! Ben ötelerden geldigim için;<br />
• Bu dünyaya ait olan altı yönden de, bes duygudan da kurtuldum. Hepsini de kırdım, geçirdim. Ya Rabbî! Bu bes<br />
duygu ile, bu altı yönle bu dünyada kim savasabilir; nefsanî duygularını ayak altına alıp da üstün insan olabilir<br />
• Ey hos nefesli güzel, ey sarap içinde sarap, ates içinde ates olan sevgili! Hiç bir hazırlıgım yokken gaflet içinde<br />
geldim, senin tuzagına düstüm.<br />
579. Ask yüzünden degil midir ki, Hz. Musa´nın Tur dagı kendinden geçmistir.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. III, 1215)<br />
• Sevgilim, su hos gökyüzü de, yıldızlar da senin ay yüzünü görerek sarhos olmuslar; senin yüzün de güzel, kasın,<br />
gözün, saçların da güzel! Senin her seyin güzel ama, edan o kadar güzel ki, güzellige de sıgmaz, güzellikten de üstün daha<br />
güzel!<br />
• Gökler simdiye kadar ne senin gibi bir can Leylası, ne de benim gibi bagrı yanık bir Mecnun görmüstür. Zaten senin<br />
gibi bir Leyla ve benim gibi bir Mecnun dünyaya hiç bir zaman gelmemistir ve gelmeyecektir!<br />
• Yeryüzündeki bütün zerreler, senin nagmenle oynarlarsa hiç onlara sasılır mı 0 ask yüzünden degil midir ki Hz.<br />
Müsa´nın Tur dagı da kendinden geçmis, oynayıp duruyor.<br />
• Ey gönül! Altın sevdasına kapılmıssın, hünerler göstermedesin! Fakat altından da, hünerden de zenginlesmis de,<br />
sonunda yere gömülmemis bir Karun gördün mü<br />
• Zenginlik, para, pul, yüksek mevki; görünüste göze hos gelirler, güzel görünürler ama, onlarla gerçek güzellige,<br />
zevke, huzura yol yoktur. Onlar güzel bir panzehir içine gizlenmis korkunç zehirdir. Dag yılanının zehiri gibi bir zehirdir.<br />
580. Senin canın Hakk meclisine, ilahî askla mest olarak gelsin,<br />
bedenini bırak halk arasında, halktan biri olarak dolassın dursun!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1258)<br />
*Sen bizimsin, gönlün bizim gibi neselensin, gül bahçesindeki selvi gibi hür ol, salına salına uzun boyunu göster!<br />
*Ey ince duygulu, zarif varlık! Sen ask kalfalarından isen, ask gibi gönülleri açmada usta ol!<br />
• Eger bir gam gelip de bizim huzurumuzu bozmak isterse, adalet emîn ol, insanları perisan ve huzursuz ettigi için<br />
onun bogazını sık, öldür, intikam al!<br />
*Senin canın Hakk meclisine ilahî askla mest olarak gelsin! Bedenini bırak halk arasında, halktan biri olarak dolassın<br />
dursun!<br />
*Bazan onun gül bahçesi gibi kokular, renkler, neseler saç! Bazan bülbül gibi agla, hosça feryad et!<br />
*Selvi uzun boyu ile gurura kapılıp, nazlı nazlı salındıkça ona karsı yerlere seril, toprak ol, gül bahçesi anber gibi hos<br />
kokular saçmaya baslayınca, sen oları etrafa yaymak, insanlara yararlı olmak için rüzgar ol, es!<br />
581. Ben kimim Ben kendime ancak gam yemeyi, ızdırap çekmeyi layık buldum.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa-ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1246)<br />
• Dün padisahımın sarayına gittim. Canımı, sakînin elindeki sürahinin içinde gördüm.<br />
• Ona; "Ey sakîlerin canlarına can olan aziz varlık!" dedim. "Allah askına kadehi doldur, ahdini, peymanını, verdigin<br />
sözü unutma!"<br />
• Bir hosça güldü de dedi ki: "Ey kerem sahibi, hizmette kusur etmem, sana saygı gösteririm."<br />
• Güzel yüzü gibi parıl parıl parlayan saraptan bir kadehe doldurdu da, kadehi öptü ve bana sundu.<br />
• Birbiri üstüne bir kaç kadeh sundu. Onları içince içime bir ates doldu. 0 ates beni benden aldı, kendi atesi madenine<br />
götürdü.<br />
• Baht, kısmet, alın yazısı herkesi bir meyhaneye çeker götürür. Ben kimim Ben kendime ancak gam yemeyi, ızdırap<br />
çekmeyi layık buldum.<br />
• Ben susayım, susayım da, meclisin emîri kendi gizli meclisinin yüzbinlerce destanını size söylesin.<br />
582. Seher vaktinde askının ezanını canımın kulagı isitir. 0 ezan asıga der ki:<br />
"Ates gibi yakıcı belalarla dolu olan su dünyadan sıçra, kurtul da gel benim sevgi atesime gir, yan!"<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. III, 1249)<br />
*Senin güzelliginin üzerlik tohumu oldum. Artık benim vatanım atesin tam ortasıdır. Mademki ok senin okundur;<br />
elbette kolun atesten yayı çeker.<br />
*Asıgın canı yanınca sevgiliden bas çıkarır. Kim atesinde yanmıstır da atesin anı olmamıstır.<br />
*Ancak gönlümü yak, gönlümden baskasını yakma! Çünkü bagrım senin atesinle daglanmıstır. Gönlüme bak da<br />
atesten olan kılıcının açtıgı yarayı gör!<br />
*Atesin çıkardıgı kıvılcımlar, yanmıs yakılmıs kisiye sıçrarsa, o kiside atesten nisaneler, izler bulur.<br />
*Senin askının gamı ateslidir. Beni agaç gibi kurutur. Agaç kuruyunca da ateste yanmaktan baska bir ise yaramaz.<br />
*0 kisi ne mutlu kisidir ki, onun yasemini de gülü de bahçede bitmez de, senin atesinde biter. Atesin safasını, atesin<br />
dilinin tatlılıgını ancak Halil îbrahim hazretleri bilir.<br />
*Onun Halil´i duman gibi atese biner. Çünkü Halil sanki cehennemin kapıcısı Malik´dir de atesin dizgini onun elindedir.<br />
*Seher vaktinde senin askının ezanını canımın kulagı isitir. 0 ezan asıga derki: "Ates gibi yakıcı ızdırapla, belalarla dolu<br />
olan su dünyadan sıçra, kurtul da gel benim ask atesime gir, yan!"<br />
*"Ateslerle dolu agzım, atesin dilinden ne zamana kadar söz söyleyecek, ne amana kadar yanmıstan, yakılmıstan<br />
bahsedecek " diye tandıra henzeyen gönlüm soruyor.<br />
583. Kaybolan asıgı nerede aramalı<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1221)<br />
• Eger bir asık kaybolursa onu sevgilinin yanında arayın! Eger asık bir seyden ürker, saklanırsa, onu sevgilinin<br />
mahallesinde arayınız.<br />
• Eger bu canımın bülbülü ansızın bu bedenden uçup giderse, onu dikenlerden sormayınız, onu o gül bahçesinde<br />
arayınız.<br />
• Eger onun askının hastası bu meclisten kaybolursa, onu fettan güzelin nergis gözlerinde arayınız.<br />
• Sarhos gönül günün birinde o siseyi tasa vurur parçalarsa, o zaman meyhaneye gidin, onu meyhaneciden arayın,<br />
sorun!<br />
• Aklınızı basınıza alın, kaybolan asıgı simsekler çaktıran, yıldırımlar yagdıran, aman vermeyen günesin kucagında<br />
arayınız!<br />
• Eger bir hırsız duvara bir delik deler de asıgın varını yogunu çalarsa; siz o hırsızı, o kurnaz sevgilinin misk gibi kokan<br />
simsiyah saçları arasında arayınız!<br />
• Ben, o sevgilinin nerede oldugunu, gönül diyarında bir pîrden sordum. Pîr parmagı ile beni isaret ederek; "Onu sırlar<br />
içinde arayınız!" dedi.<br />
• Ben o pîre dedim ki: "Allah´a yemin ederim ki, isaret ettiginiz sırlar sizsiniz!" Pîr; "Evet" dedi, "încilerle dolu deniz<br />
benim, onu engin denizlerde arayınız!"<br />
• Müslümanlar! 0 ne güzel bir incidir ki, nurları ile denizleri dolduruyor. Siz onu o nurlarda arayınız!<br />
584. Yasayan kisiler kimlerdir Hakk´ın askı ile ölen kisilerdir.<br />
Mef´ulü,Mefa´ilün,Fe´ülün<br />
(cIII,1242)<br />
• Dünyada bütün nefsanî isteklerden kurtulma, hiç bir seye aldırmama, duygusuz, bayagı insanların sapık yolu mudur<br />
Asla asla! Her iki dünya da bu yola düsenlerin, sehvanî duygulara sırt çevirenlerin kurbanı olsun, kölesi olsun.<br />
"Biz dünyada zevk için yasıyoruz." diyen Epicure (341-370) milattan asırlarca önce bu fikri ortaya atarak "Zevkiye<br />
mezhebi´ni kurmustur. Bir çoklarının sandıgı gibi Epicure veya Epikoros "Hayatın gayesi zevkdir." dedigi zaman, ye iç<br />
eglen, canının istedigi herseyi yap demek istememistir. Bizim Ziya Pasa´mızın dedigi gibi:<br />
"Rç bade, güzel sev var ise akl u suurun,<br />
Dünya varmıs ya ki yokmus ne umurun!"<br />
(Aklın varsa, içki iç, güzelleri dost edin, dünya varmıs, yokmus diye ilgilenme. Sen gönlünün istedigi gibi yasamaya<br />
bak.) görüsünü benimsememistir. Çünkü bizim zevk adını verdigimiz sey, bedenimize ait nefsani isteklerden asıl yasayıs,<br />
zevk ve safayı terk etmek, nefsini ayak altına alarak ruhen temiz kalmaktır. Nitekim Epicure; "Bu hayatın gayesi zevktir."<br />
dedigi halde, kendisi bir bahçe içinde bir kulübede yasıyor. Tam bir dervis gibi bütün isteklerden kurtulmustu. Bu sekilde<br />
nefsanî ve sehevanî isteklerden kendini kurtararak manevî zevki buluyordu. Namık Kemal merhum da bir beytinde:<br />
"Kimi vicdana dokundu, kimi cism ü cana<br />
Zevk namıyla ne yaptımsa pisman oldum"<br />
demisti. Fuzulî merhum da<br />
"Bütün emelleri gönlünden eylemis ib´ad<br />
Ne verseler ana sakir ne kılsalar ana sad"<br />
(Bütün istekleri gönlünden uzaklastırmıs, ne verseler ona sükrediyor, ne kötülük yapsalar Hakk´tan bilerek ondan<br />
memnun oluyor.) demisti. Alman mütefekkiri Fichte (1782-1814):<br />
"Bu dünyada da öteki dünyada da zevk için yasayan kisiler, en kötü insanlardır." diye yazmıstır. Mevlana bu konuyu<br />
bir beyitte ne güzel hülasa etmis.<br />
*Ey dünyayı görüp de canı görmeyen kisi! Sunu bil ki dünya fanîdir ve bir nefesten ibarettir!<br />
*Dünya dedigin bir yıgın tozdur. Havaya yükseliyor, bu tozun içinde süpürge de kirlenmis, süpüren de!<br />
*Zavallı insan öldügün, hashas gibi kırılıp döküldügün gün, bu hayat mesgalesi, bu didinip durmalar neymis görürsün,<br />
anlarsın.<br />
" Mevlana´nın bu gazeli bendenize, Tanzimat Edebiyatı öncülerinden Pertev Pasa´nın Jean Jack Rousseau´dan tercüme<br />
ettigi "Ruhun ölümsüzlügü" adındaki su manzumeyi hatırlattı:<br />
"Hab-ı pür-ıztıraptır bu hayat<br />
Dogmusuz ölmek üzere va hayfa<br />
Var ise zerre zerre zevkiyat<br />
Onu da kahr-ı dehr eder ifna<br />
Gideriz böyle cehl ü gafletle<br />
Ka´r-ı girdab-ı mevte hasretle<br />
Türlii mihnetle, bin mesekkatle<br />
Mahv ü kemnam eder bizi dünya<br />
Bizse seyreyleyip bu bünyadı<br />
Aranz tarhına nedir badi<br />
Haliki, halkı sırr-ı icadı<br />
Cümleyi bilmek isteriz hala<br />
Sıyrıhp ruh zulmet-i tenden<br />
Süzülüp eyledikte azm-i vatan<br />
0 zaman hallolur bu süphe ve zan<br />
Bilinir hasılı nedir mana" (Bu hayat ıztıraplarla dolu bir rüya gibidir. Ne yazık ki biz ölmek için dünyaya gelmisiz. Yani<br />
anamızdan dogdugumuz andan itibaren ölüme dogru gideriz. Dünyada az da olsa zevkler vardır, fakat o zevkleri dünyanın<br />
kahrı burnumuzdan getirir. Bizler hayat yollarında bilgisizlikle, gafletle, hasretle ölüm girdabının derinliklerinde kaybolur<br />
gideriz. Akla gelmez çesitli mihnetlerle, bin türlü mesekkatle dünya bizi mahveder, geçer gideriz. Adımız bile anılmaz olur.<br />
Halbuki bizler ölümü düsünmeden, kainatın nasıl yaratıldıgına dair sebepler ararız. Yaratıcıyı, yaratılmısları, yaratılmanın<br />
sırlarını arar dururuz. Biz kendi halimize bakmadan her seyi bilmek isteriz. Fakat ruhumuz beden karanlıklarından sıyrılarak<br />
geldigi yere ruh alemine kendi asıl vatanına gidince, o zaman süphelerden ve zanlardan kurtulur. Hayatın ne oldugu belli<br />
olur.)<br />
• Su hem gizli, hem apaçık olan meydanda bulunan ask, ne kadar kan dökücüdür, ne kadar zalimdir<br />
• Onun eliyle öldürüldügün gün, yasamaya kavusacaksın. Yasayan kisiler kimlerdir; ask yüzünden ölen kisiler!<br />
"Hallac-ı Mansur "Muhakkak ki ölümümde hayat vardır." demisti.<br />
• Askın gizli kalmasına imkan yok! Asık olanın bütün sırlan meydandadır.<br />
• Ask yoksa, zevk veren güzellik de yoktur! Bu ne güzelliktir; bu güzelligi alkıslayınız!<br />
585. Bülbüle seslenis.<br />
Mef´ulü, Mefa´îliln, Mefulii, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1232)<br />
• Ey bülbül! Sabah sarabı içme zamanı geldi. Zühre yıldızı ile beraber sarkılar söyleyerek, gel sarhosların arasına gir!<br />
• Nerede bir mahrem varsa hemen onu uyandır, sevgiye mahrem olmayanları, sevgiden anlamayanları sakın güzel,<br />
tesirli sesinle uyandırma! Bırak o ham kisiler, o duygusuzlar mahsere kadar uyuyakalsınlar!<br />
• Gönlün kulagına sevgiye dair, remizli sözleri yavas yavas söyle de küfür bile îmana gelsin, yüzlerce iman incisi<br />
ortaya dökülsün.<br />
• Gökyüzünde padisahın askından ansızın bir simsek çakar. 0 simsek yüzünden aya bir ates düser.<br />
586. Meleklerin bile mahrem olamadıkları o cemal, o güzellik,<br />
insanlara meyletmezse yeridir.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. III, 1251)<br />
*Dudakları sekerin degerini düsürürse sasmamalı, yüzü taze gülü begenmezse haklıdır.<br />
*Bütün alem akıl padisahının kuludur, kölesidir. Fakat akıl padisahı da o güzele hizmet etmek için karsısında el pençe<br />
divan durursa yerindedir.<br />
*Gece zencisine kılıç çeken günes padisahı, onun varlıgını korumakta siper olursa dogrudur.<br />
*Meleklerin bile mahrem olamadıkları o güzellik, insanlara meyletmezse, insanları özlemezse yeridir.<br />
*însan meleklerin yüksek is ve güçlerini yapmaz. Yapmıs olsa hepsinin uhdesinden gelmek gücündedir.<br />
*Ben bu gibi sözleri sayıp dururken, gökten söyle bir ses duydum: "Bunlardan, bu sözlerden vazgeç ki yerine daha<br />
baska bir sey gelsin!"<br />
587. Gönül onun derdinden ne zevklere dalmıstır.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilatiin, Fe´ilün<br />
(c. III, 1253)<br />
• Günlük halimiz; yaptıgımız iyilikler, kötülükler, padisaha gizli degildir. Nefis bas kaldırırsa onu kulagından tutar da<br />
sürüye sürüye çeker.<br />
• Can da, gönül de, gönlün aslı da bize O´nun bir lütfudur. Eger 0 cana da, gönüle de can vermese, onlara baska kimin<br />
yardımı gelebilir<br />
• Gönül O´nun derdinden ne zevklere dalmıstır! Ne hosluklar elde etmistir! O´nun sayısız keremini, bagısını sayıp<br />
dökmeye kalkma!<br />
• Allah´ın askının gamı, hangi kervanın önünü vurmussa, o kervan iki dünyanın da dile gelmez, söze sıgmaz karını elde<br />
etmistir.<br />
• O´nun ebedî hayat, ölümsüz yasayıs gerdanlıgı ile sereflendigun günden beri, ölüm melegi Azrail gönlümden ümit<br />
kesti.<br />
• Süsen, O´nun lütfundan dil oldu da, O´nu örmeye basladı. Selvi, hürriyeti O´ndan elde etti. Çünkü boyunu bosunu<br />
ona 0 bagısladı.<br />
• Bülbül durmadan O´nu över durur. Çünkü bülbüle dili 0 ögretti. Gül O´nun yüzünden elbisesini yırtar. Çünkü gülün<br />
yanagına o güzel rengi 0 verdi.<br />
• Kim bu topraga ümit tohumu ektiyse, O´nun bahar keremi ona, bire karsı yüz bagıslamıstır.<br />
• Günes, her aksam O´na secde eder. Bu secde yüzünden 0 padisahtan, ne ziyan gördü, ziyan görmek söyle dursun,<br />
onun bedeni can bulmustur.<br />
• Günes, her aksam O´na secde ederek batar gider. Yorgun, hasta, perisan bir halde batıp giden günese, seher<br />
vaktinde öyle genç ve parlak bir yüz bagıslar, gökyüzü, ay ve yıldızlar haset ederler de hasetlerinden ölürler, kaybolup<br />
giderler.<br />
• Kim bugün bu dünyada nefsanî arzularını, sehvetini gönülden söker atarsa, her vazgeçtigi, özlem duydugu, nefsanî<br />
isteklerinin, arzularının her biri, mezarında ona bir huri olur, es dost kesilir.<br />
• Kim azgınlık yolunda at kosturursa, at ona çifteler atar, o çiftelerden perisan olur, gider.<br />
• Sen su gazeli yarıda bırak da ezel alemini düsün, o güzelliklere hayran ol, sasır kal! Hiç bir seye ihtiyacı olmayan,<br />
onları tamamlasın, hissettirsin.<br />
588. Su dünyada gördügümüz güzeller, gönülde güzeli gizleyen perdedeki resimlerdir.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatıin, Fa´ilat<br />
(c. III, 1244)<br />
• Ey Senayi; gelmiyorsan, git kendi isinle ugras! Dünyada herkesin bir isi vardır. Sen kendi isinle oyalan!<br />
*Su kervanda bulunanların her biri kendi malını, kendi esyasını, parasını pulunu çalmak için yol keser. Sen kervandan<br />
geri kal da kendi yükünün basında bulun! Yani onun bunun malını çalan zorbalar kendi ibadetlerinin, iyiliklerinin sevabını<br />
itmekte, günaha girmektedirler. Kervandan geri kalan, günaha girmedigi için kazançlıdır.<br />
*Bunlar geçici güzellik verirler de geçici ask alırlar. Sen su iki kuru ırmagı geç de kendi kendinin ırmagı ol!<br />
*Bu dostlar, insanın elinden tutarlar da çeke çeke yokluga kadar götürürler. Onlardan elini çek de kendi kendinin elini<br />
tut, kendinle yetin!<br />
*Su dünyada gördügümüz güzeller, gönüldeki güzeli gizleyen perdedeki esimlerdir. Perdeyi kaldır, içeri gir de,<br />
sevgilinle bas basa kal!<br />
*Sen kendi güzelligin ile kal, güzelles, güzel seyler düsün! îki alemden de vazgeç, kendi aleminde ol!<br />
• Yürü, benligi artıran sarapla mest olma, aklını basına al da, o tertemiz yüzü görmeye çalıs!<br />
589. Dirilik seni görse ölmez, ebedî olarak diri kalır.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1243)<br />
• îçeri gir ey nesenin aslının aslı! Neselen, sevin ey ab-ı hayatın ab-ı hayatı! îçeriye ak, neselen, sevin!<br />
• Dirilik seni görse ölmez, ebedî olarak diri kalır. Ölü bile seni görse, senin can oldugunu anlar, neselen, sevin!<br />
• Böylece sen o ebedî sarabı her an bize sun da, elden çıkalım, kendimizden geçelim. Bundan ötesini artık sen bilirsin,<br />
neselen, sevin!<br />
• Hem arkadassın, hem nazik ve nazeninsin, hem bize ısıksın, hem sarapsın, hem cihansın, hem gizlisin, hem<br />
meydandasın, neselen, sevin!<br />
• Zaman zaman bize ötelerden, o cihandan hediyeler getiriyorsun. Getir, getir; pek hos seyler getiriyorsun, neselen,<br />
sevin!<br />
• Ask sarabıyla mest olmusların canları; varlarını yoklarını senin tarafına çekrnedeler; çek onları, pek hos çekiyorsun,<br />
neselen, sevin!<br />
• Ey cihanı neselendiren, sevindiren! Ey yeryüzünü bastan basa defıne haline getiren! Sonunda yeryüzü sana der ki:<br />
"Ey gökyüzünün eri, neselen, sevin!"<br />
590. Sen yol almayı bırakırsan, canın yol almaya baslar.<br />
0 zaman onun canından sana rahmetler gelir.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatiin, Mefulü,<br />
(c. III, 1266)<br />
• Nisansız, izi belli olmayan bir ruh var. Biz onun izine düsmüsüz, eserlerine dalmısız. 0 mekanı olmayan bir ruhtur.<br />
Fakat basımızdan ayagımıza kadar her birimiz onun mekanı olmustur.<br />
• Onu bulmak istiyorsan, bir an için olsun onu arama! Bilmek istiyorsan bir an için olsun onu bilme!<br />
• Onu gizli gizli ararsan, apaçık meydanda olusundan uzaksın. Apaçık görüldügünden senin haberin yoktur. Onu<br />
apaçık olarak ararsan, bu sefer de onun gizliligini göremezsin, perde altında kalırsın.<br />
• Kesin bir burhan, bir delil elde eder de apaçık aramaktan, gizli aramaktan kurtulursan, o zaman ayaklarını uzat,<br />
emanını elde ederek uyu!<br />
• Sen yol yürümeyi bırakırsan, canın yol almaya baslar. 0 zaman onun canından, onun ruhundan sana ne rahmetler<br />
gelir, ne rahmetler!<br />
• Ey canımı hapseden aziz yarlık, ne zamana kadar dizginlerini kısacaksın Atını onun dünyasına sür, beni ona<br />
kavustur!<br />
• Bedenin körlügünü bil de, hırsa kapılmadan ayagını iyi bas! Çünkü beden, hırsı yüzünden ona tercüman olamaz.<br />
• Görgüsüz ve basit insanlar gibi ne zamana kadar bir iki lokma ekmek için cosup duracaksın Ne zamana kadar, onun<br />
kılıcını yiyeceksin<br />
581. Ben kimim Ben kendime ancak gam yemeyi, ızdırap çekmeyi layık buldum.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa-ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1246)<br />
• Dün padisahımın sarayına gittim. Canımı, sakînin elindeki sürahinin içinde gördüm.<br />
• Ona; "Ey sakîlerin canlarına can olan aziz varlık!" dedim. "Allah askına kadehi doldur, ahdini, peymanını, verdigin<br />
sözü unutma!"<br />
• Bir hosça güldü de dedi ki: "Ey kerem sahibi, hizmette kusur etmem, sana saygı gösteririm."<br />
• Güzel yüzü gibi parıl parıl parlayan saraptan bir kadehe doldurdu da, kadehi öptü ve bana sundu.<br />
• Birbiri üstüne bir kaç kadeh sundu. Onları içince içime bir ates doldu. 0 ates beni benden aldı, kendi atesi madenine<br />
götürdü.<br />
• Baht, kısmet, alın yazısı herkesi bir meyhaneye çeker götürür. Ben kimim Ben kendime ancak gam yemeyi, ızdırap<br />
çekmeyi layık buldum.<br />
• Ben susayım, susayım da, meclisin emîri kendi gizli meclisinin yüzbinlerce destanını size söylesin.<br />
582. Seher vaktinde askının ezanını canımın kulagı isitir. 0 ezan asıga der ki:<br />
"Ates gibi yakıcı belalarla dolu olan su dünyadan sıçra, kurtul da gel benim sevgi atesime gir, yan!"<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. III, 1249)<br />
*Senin güzelliginin üzerlik tohumu oldum. Artık benim vatanım atesin tam ortasıdır. Mademki ok senin okundur;<br />
elbette kolun atesten yayı çeker.<br />
*Asıgın canı yanınca sevgiliden bas çıkarır. Kim atesinde yanmıstır da atesin anı olmamıstır.<br />
*Ancak gönlümü yak, gönlümden baskasını yakma! Çünkü bagrım senin atesinle daglanmıstır. Gönlüme bak da<br />
atesten olan kılıcının açtıgı yarayı gör!<br />
*Atesin çıkardıgı kıvılcımlar, yanmıs yakılmıs kisiye sıçrarsa, o kiside atesten nisaneler, izler bulur.<br />
*Senin askının gamı ateslidir. Beni agaç gibi kurutur. Agaç kuruyunca da ateste yanmaktan baska bir ise yaramaz.<br />
*0 kisi ne mutlu kisidir ki, onun yasemini de gülü de bahçede bitmez de, senin atesinde biter. Atesin safasını, atesin<br />
dilinin tatlılıgını ancak Halil îbrahim hazretleri bilir.<br />
*Onun Halil´i duman gibi atese biner. Çünkü Halil sanki cehennemin kapıcısı Malik´dir de atesin dizgini onun elindedir.<br />
*Seher vaktinde senin askının ezanını canımın kulagı isitir. 0 ezan asıga derki: "Ates gibi yakıcı ızdırapla, belalarla dolu<br />
olan su dünyadan sıçra, kurtul da gel benim ask atesime gir, yan!"<br />
*"Ateslerle dolu agzım, atesin dilinden ne zamana kadar söz söyleyecek, ne amana kadar yanmıstan, yakılmıstan<br />
bahsedecek " diye tandıra henzeyen gönlüm soruyor.<br />
583. Kaybolan asıgı nerede aramalı<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1221)<br />
• Eger bir asık kaybolursa onu sevgilinin yanında arayın! Eger asık bir seyden ürker, saklanırsa, onu sevgilinin<br />
mahallesinde arayınız.<br />
• Eger bu canımın bülbülü ansızın bu bedenden uçup giderse, onu dikenlerden sormayınız, onu o gül bahçesinde<br />
arayınız.<br />
• Eger onun askının hastası bu meclisten kaybolursa, onu fettan güzelin nergis gözlerinde arayınız.<br />
• Sarhos gönül günün birinde o siseyi tasa vurur parçalarsa, o zaman meyhaneye gidin, onu meyhaneciden arayın,<br />
sorun!<br />
• Aklınızı basınıza alın, kaybolan asıgı simsekler çaktıran, yıldırımlar yagdıran, aman vermeyen günesin kucagında<br />
arayınız!<br />
• Eger bir hırsız duvara bir delik deler de asıgın varını yogunu çalarsa; siz o hırsızı, o kurnaz sevgilinin misk gibi kokan<br />
simsiyah saçları arasında arayınız!<br />
• Ben, o sevgilinin nerede oldugunu, gönül diyarında bir pîrden sordum. Pîr parmagı ile beni isaret ederek; "Onu sırlar<br />
içinde arayınız!" dedi.<br />
• Ben o pîre dedim ki: "Allah´a yemin ederim ki, isaret ettiginiz sırlar sizsiniz!" Pîr; "Evet" dedi, "încilerle dolu deniz<br />
benim, onu engin denizlerde arayınız!"<br />
• Müslümanlar! 0 ne güzel bir incidir ki, nurları ile denizleri dolduruyor. Siz onu o nurlarda arayınız!<br />
584. Yasayan kisiler kimlerdir Hakk´ın askı ile ölen kisilerdir.<br />
Mef´ulü,Mefa´ilün,Fe´ülün<br />
(cIII,1242)<br />
• Dünyada bütün nefsanî isteklerden kurtulma, hiç bir seye aldırmama, duygusuz, bayagı insanların sapık yolu mudur<br />
Asla asla! Her iki dünya da bu yola düsenlerin, sehvanî duygulara sırt çevirenlerin kurbanı olsun, kölesi olsun.<br />
"Biz dünyada zevk için yasıyoruz." diyen Epicure (341-370) milattan asırlarca önce bu fikri ortaya atarak "Zevkiye<br />
mezhebi´ni kurmustur. Bir çoklarının sandıgı gibi Epicure veya Epikoros "Hayatın gayesi zevkdir." dedigi zaman, ye iç<br />
eglen, canının istedigi herseyi yap demek istememistir. Bizim Ziya Pasa´mızın dedigi gibi:<br />
"Rç bade, güzel sev var ise akl u suurun,<br />
Dünya varmıs ya ki yokmus ne umurun!"<br />
(Aklın varsa, içki iç, güzelleri dost edin, dünya varmıs, yokmus diye ilgilenme. Sen gönlünün istedigi gibi yasamaya<br />
bak.) görüsünü benimsememistir. Çünkü bizim zevk adını verdigimiz sey, bedenimize ait nefsani isteklerden asıl yasayıs,<br />
zevk ve safayı terk etmek, nefsini ayak altına alarak ruhen temiz kalmaktır. Nitekim Epicure; "Bu hayatın gayesi zevktir."<br />
dedigi halde, kendisi bir bahçe içinde bir kulübede yasıyor. Tam bir dervis gibi bütün isteklerden kurtulmustu. Bu sekilde<br />
nefsanî ve sehevanî isteklerden kendini kurtararak manevî zevki buluyordu. Namık Kemal merhum da bir beytinde:<br />
"Kimi vicdana dokundu, kimi cism ü cana<br />
Zevk namıyla ne yaptımsa pisman oldum"<br />
demisti. Fuzulî merhum da<br />
"Bütün emelleri gönlünden eylemis ib´ad<br />
Ne verseler ana sakir ne kılsalar ana sad"<br />
(Bütün istekleri gönlünden uzaklastırmıs, ne verseler ona sükrediyor, ne kötülük yapsalar Hakk´tan bilerek ondan<br />
memnun oluyor.) demisti. Alman mütefekkiri Fichte (1782-1814):<br />
"Bu dünyada da öteki dünyada da zevk için yasayan kisiler, en kötü insanlardır." diye yazmıstır. Mevlana bu konuyu<br />
bir beyitte ne güzel hülasa etmis.<br />
*Ey dünyayı görüp de canı görmeyen kisi! Sunu bil ki dünya fanîdir ve bir nefesten ibarettir!<br />
*Dünya dedigin bir yıgın tozdur. Havaya yükseliyor, bu tozun içinde süpürge de kirlenmis, süpüren de!<br />
*Zavallı insan öldügün, hashas gibi kırılıp döküldügün gün, bu hayat mesgalesi, bu didinip durmalar neymis görürsün,<br />
anlarsın.<br />
" Mevlana´nın bu gazeli bendenize, Tanzimat Edebiyatı öncülerinden Pertev Pasa´nın Jean Jack Rousseau´dan tercüme<br />
ettigi "Ruhun ölümsüzlügü" adındaki su manzumeyi hatırlattı:<br />
"Hab-ı pür-ıztıraptır bu hayat<br />
Dogmusuz ölmek üzere va hayfa<br />
Var ise zerre zerre zevkiyat<br />
Onu da kahr-ı dehr eder ifna<br />
Gideriz böyle cehl ü gafletle<br />
Ka´r-ı girdab-ı mevte hasretle<br />
Türlii mihnetle, bin mesekkatle<br />
Mahv ü kemnam eder bizi dünya<br />
Bizse seyreyleyip bu bünyadı<br />
Aranz tarhına nedir badi<br />
Haliki, halkı sırr-ı icadı<br />
Cümleyi bilmek isteriz hala<br />
Sıyrıhp ruh zulmet-i tenden<br />
Süzülüp eyledikte azm-i vatan<br />
0 zaman hallolur bu süphe ve zan<br />
Bilinir hasılı nedir mana" (Bu hayat ıztıraplarla dolu bir rüya gibidir. Ne yazık ki biz ölmek için dünyaya gelmisiz. Yani<br />
anamızdan dogdugumuz andan itibaren ölüme dogru gideriz. Dünyada az da olsa zevkler vardır, fakat o zevkleri dünyanın<br />
kahrı burnumuzdan getirir. Bizler hayat yollarında bilgisizlikle, gafletle, hasretle ölüm girdabının derinliklerinde kaybolur<br />
gideriz. Akla gelmez çesitli mihnetlerle, bin türlü mesekkatle dünya bizi mahveder, geçer gideriz. Adımız bile anılmaz olur.<br />
Halbuki bizler ölümü düsünmeden, kainatın nasıl yaratıldıgına dair sebepler ararız. Yaratıcıyı, yaratılmısları, yaratılmanın<br />
sırlarını arar dururuz. Biz kendi halimize bakmadan her seyi bilmek isteriz. Fakat ruhumuz beden karanlıklarından sıyrılarak<br />
geldigi yere ruh alemine kendi asıl vatanına gidince, o zaman süphelerden ve zanlardan kurtulur. Hayatın ne oldugu belli<br />
olur.)<br />
• Su hem gizli, hem apaçık olan meydanda bulunan ask, ne kadar kan dökücüdür, ne kadar zalimdir<br />
• Onun eliyle öldürüldügün gün, yasamaya kavusacaksın. Yasayan kisiler kimlerdir; ask yüzünden ölen kisiler!<br />
"Hallac-ı Mansur "Muhakkak ki ölümümde hayat vardır." demisti.<br />
• Askın gizli kalmasına imkan yok! Asık olanın bütün sırlan meydandadır.<br />
• Ask yoksa, zevk veren güzellik de yoktur! Bu ne güzelliktir; bu güzelligi alkıslayınız!<br />
585. Bülbüle seslenis.<br />
Mef´ulü, Mefa´îliln, Mefulii, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1232)<br />
• Ey bülbül! Sabah sarabı içme zamanı geldi. Zühre yıldızı ile beraber sarkılar söyleyerek, gel sarhosların arasına gir!<br />
• Nerede bir mahrem varsa hemen onu uyandır, sevgiye mahrem olmayanları, sevgiden anlamayanları sakın güzel,<br />
tesirli sesinle uyandırma! Bırak o ham kisiler, o duygusuzlar mahsere kadar uyuyakalsınlar!<br />
• Gönlün kulagına sevgiye dair, remizli sözleri yavas yavas söyle de küfür bile îmana gelsin, yüzlerce iman incisi<br />
ortaya dökülsün.<br />
• Gökyüzünde padisahın askından ansızın bir simsek çakar. 0 simsek yüzünden aya bir ates düser.<br />
586. Meleklerin bile mahrem olamadıkları o cemal, o güzellik,<br />
insanlara meyletmezse yeridir.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. III, 1251)<br />
*Dudakları sekerin degerini düsürürse sasmamalı, yüzü taze gülü begenmezse haklıdır.<br />
*Bütün alem akıl padisahının kuludur, kölesidir. Fakat akıl padisahı da o güzele hizmet etmek için karsısında el pençe<br />
divan durursa yerindedir.<br />
*Gece zencisine kılıç çeken günes padisahı, onun varlıgını korumakta siper olursa dogrudur.<br />
*Meleklerin bile mahrem olamadıkları o güzellik, insanlara meyletmezse, insanları özlemezse yeridir.<br />
*însan meleklerin yüksek is ve güçlerini yapmaz. Yapmıs olsa hepsinin uhdesinden gelmek gücündedir.<br />
*Ben bu gibi sözleri sayıp dururken, gökten söyle bir ses duydum: "Bunlardan, bu sözlerden vazgeç ki yerine daha<br />
baska bir sey gelsin!"<br />
587. Gönül onun derdinden ne zevklere dalmıstır.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilatiin, Fe´ilün<br />
(c. III, 1253)<br />
• Günlük halimiz; yaptıgımız iyilikler, kötülükler, padisaha gizli degildir. Nefis bas kaldırırsa onu kulagından tutar da<br />
sürüye sürüye çeker.<br />
• Can da, gönül de, gönlün aslı da bize O´nun bir lütfudur. Eger 0 cana da, gönüle de can vermese, onlara baska kimin<br />
yardımı gelebilir<br />
• Gönül O´nun derdinden ne zevklere dalmıstır! Ne hosluklar elde etmistir! O´nun sayısız keremini, bagısını sayıp<br />
dökmeye kalkma!<br />
• Allah´ın askının gamı, hangi kervanın önünü vurmussa, o kervan iki dünyanın da dile gelmez, söze sıgmaz karını elde<br />
etmistir.<br />
• O´nun ebedî hayat, ölümsüz yasayıs gerdanlıgı ile sereflendigun günden beri, ölüm melegi Azrail gönlümden ümit<br />
kesti.<br />
• Süsen, O´nun lütfundan dil oldu da, O´nu örmeye basladı. Selvi, hürriyeti O´ndan elde etti. Çünkü boyunu bosunu<br />
ona 0 bagısladı.<br />
• Bülbül durmadan O´nu över durur. Çünkü bülbüle dili 0 ögretti. Gül O´nun yüzünden elbisesini yırtar. Çünkü gülün<br />
yanagına o güzel rengi 0 verdi.<br />
• Kim bu topraga ümit tohumu ektiyse, O´nun bahar keremi ona, bire karsı yüz bagıslamıstır.<br />
• Günes, her aksam O´na secde eder. Bu secde yüzünden 0 padisahtan, ne ziyan gördü, ziyan görmek söyle dursun,<br />
onun bedeni can bulmustur.<br />
• Günes, her aksam O´na secde ederek batar gider. Yorgun, hasta, perisan bir halde batıp giden günese, seher<br />
vaktinde öyle genç ve parlak bir yüz bagıslar, gökyüzü, ay ve yıldızlar haset ederler de hasetlerinden ölürler, kaybolup<br />
giderler.<br />
• Kim bugün bu dünyada nefsanî arzularını, sehvetini gönülden söker atarsa, her vazgeçtigi, özlem duydugu, nefsanî<br />
isteklerinin, arzularının her biri, mezarında ona bir huri olur, es dost kesilir.<br />
• Kim azgınlık yolunda at kosturursa, at ona çifteler atar, o çiftelerden perisan olur, gider.<br />
• Sen su gazeli yarıda bırak da ezel alemini düsün, o güzelliklere hayran ol, sasır kal! Hiç bir seye ihtiyacı olmayan,<br />
onları tamamlasın, hissettirsin.<br />
588. Su dünyada gördügümüz güzeller, gönülde güzeli gizleyen perdedeki resimlerdir.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatıin, Fa´ilat<br />
(c. III, 1244)<br />
• Ey Senayi; gelmiyorsan, git kendi isinle ugras! Dünyada herkesin bir isi vardır. Sen kendi isinle oyalan!<br />
*Su kervanda bulunanların her biri kendi malını, kendi esyasını, parasını pulunu çalmak için yol keser. Sen kervandan<br />
geri kal da kendi yükünün basında bulun! Yani onun bunun malını çalan zorbalar kendi ibadetlerinin, iyiliklerinin sevabını<br />
itmekte, günaha girmektedirler. Kervandan geri kalan, günaha girmedigi için kazançlıdır.<br />
*Bunlar geçici güzellik verirler de geçici ask alırlar. Sen su iki kuru ırmagı geç de kendi kendinin ırmagı ol!<br />
*Bu dostlar, insanın elinden tutarlar da çeke çeke yokluga kadar götürürler. Onlardan elini çek de kendi kendinin elini<br />
tut, kendinle yetin!<br />
*Su dünyada gördügümüz güzeller, gönüldeki güzeli gizleyen perdedeki esimlerdir. Perdeyi kaldır, içeri gir de,<br />
sevgilinle bas basa kal!<br />
*Sen kendi güzelligin ile kal, güzelles, güzel seyler düsün! îki alemden de vazgeç, kendi aleminde ol!<br />
• Yürü, benligi artıran sarapla mest olma, aklını basına al da, o tertemiz yüzü görmeye çalıs!<br />
589. Dirilik seni görse ölmez, ebedî olarak diri kalır.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1243)<br />
• îçeri gir ey nesenin aslının aslı! Neselen, sevin ey ab-ı hayatın ab-ı hayatı! îçeriye ak, neselen, sevin!<br />
• Dirilik seni görse ölmez, ebedî olarak diri kalır. Ölü bile seni görse, senin can oldugunu anlar, neselen, sevin!<br />
• Böylece sen o ebedî sarabı her an bize sun da, elden çıkalım, kendimizden geçelim. Bundan ötesini artık sen bilirsin,<br />
neselen, sevin!<br />
• Hem arkadassın, hem nazik ve nazeninsin, hem bize ısıksın, hem sarapsın, hem cihansın, hem gizlisin, hem<br />
meydandasın, neselen, sevin!<br />
• Zaman zaman bize ötelerden, o cihandan hediyeler getiriyorsun. Getir, getir; pek hos seyler getiriyorsun, neselen,<br />
sevin!<br />
• Ask sarabıyla mest olmusların canları; varlarını yoklarını senin tarafına çekrnedeler; çek onları, pek hos çekiyorsun,<br />
neselen, sevin!<br />
• Ey cihanı neselendiren, sevindiren! Ey yeryüzünü bastan basa defıne haline getiren! Sonunda yeryüzü sana der ki:<br />
"Ey gökyüzünün eri, neselen, sevin!"<br />
590. Sen yol almayı bırakırsan, canın yol almaya baslar.<br />
0 zaman onun canından sana rahmetler gelir.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatiin, Mefulü,<br />
(c. III, 1266)<br />
• Nisansız, izi belli olmayan bir ruh var. Biz onun izine düsmüsüz, eserlerine dalmısız. 0 mekanı olmayan bir ruhtur.<br />
Fakat basımızdan ayagımıza kadar her birimiz onun mekanı olmustur.<br />
• Onu bulmak istiyorsan, bir an için olsun onu arama! Bilmek istiyorsan bir an için olsun onu bilme!<br />
• Onu gizli gizli ararsan, apaçık meydanda olusundan uzaksın. Apaçık görüldügünden senin haberin yoktur. Onu<br />
apaçık olarak ararsan, bu sefer de onun gizliligini göremezsin, perde altında kalırsın.<br />
• Kesin bir burhan, bir delil elde eder de apaçık aramaktan, gizli aramaktan kurtulursan, o zaman ayaklarını uzat,<br />
emanını elde ederek uyu!<br />
• Sen yol yürümeyi bırakırsan, canın yol almaya baslar. 0 zaman onun canından, onun ruhundan sana ne rahmetler<br />
gelir, ne rahmetler!<br />
• Ey canımı hapseden aziz yarlık, ne zamana kadar dizginlerini kısacaksın Atını onun dünyasına sür, beni ona<br />
kavustur!<br />
• Bedenin körlügünü bil de, hırsa kapılmadan ayagını iyi bas! Çünkü beden, hırsı yüzünden ona tercüman olamaz.<br />
• Görgüsüz ve basit insanlar gibi ne zamana kadar bir iki lokma ekmek için cosup duracaksın Ne zamana kadar, onun<br />
kılıcını yiyeceksin<br />
591. Ben ölümden ebedî zevk ve safaya ulasacagımı haber aldım.<br />
Allah ölümü ebedî ömür peygamberi yapmıs, onunla ölümsüzlügü müjdeliyor.<br />
Mefa´îliin, Fe´ilatün, Mefa´îliin, Fa´îlün<br />
(c. III, 1284)<br />
• Basını kaldır da bak! Haydi zevk ve safa meclisine varalım. Bedensiz can gibi bir an olsun zevk ve safanın kucagına<br />
kavusalım. Onunla kucaklasalım.<br />
• Ben ölümden ebedî zevke, ebedî ömre ulasacagımı haber aldım. Cenab-ı Hakk´ın lütfuna bakınız ki, ölümü ebedî<br />
ömür peygamberi yapmıs, onunla ölümsüzlügü müjdeliyor.<br />
• Varlıgımızın göbegini ebedî zevk ve safa ile kestiler. Biz zevk ve safa anasından bayram günü dogduk.<br />
• însanların pesinde kostukları zevk ve safa nedir, diye bana sor, söyleyeyim:<br />
"Zevk ve safa su dünyadaki zevk ve safayı terk etmektir. Aslında su dünyada çekici, hos bir sekle bürünerek karsımıza<br />
çıkan zevk ve safa, gelecek zevkin, gelecek safanın kapısının ancak dıs halkasıdır."<br />
• Ötelerde su gördügümüz hayat perdesinin ardında temiz rühlar zevk ve safadadır. Nefsanî isteklere kapılarak su<br />
dünyada arzu ettigimiz zevk ve safa, onların zevk ve safalarının gölgeleridir.<br />
• Aklını basına al da, altına benzeyen varlıgını gerçek, ebedî zevk ve safaya ver, gama, kedere verme! Manevî zevk ve<br />
safaya layık olmayan altının toprak basına olsun!<br />
• Dur! Su gök neden dönüp duruyor, sana söyleyeyim: Onu zevk, safa yıldızının parıltısı döndürüyor.<br />
• Dur! Deniz neden dalgalanıyor, köpürüyor, cosuyor sana söyleyeyim: Onu zevk ve safa incisinin nuru oynatıyor da<br />
ondan!<br />
• Su yeryüzü, toprak neden hüriler, gılmanlar doguruyor, sana söyleyeyim:<br />
Ona zevk ve safa anberinden kopup gelen rüzgar cennet kokuları verdi de ondan!<br />
• Dur, dur! neden eser eser, gelir geçer sana söyleyeyim: Zevk ve safa defterine yaprak yaprak, fakat çabucak<br />
gelmeni ister de ondan!<br />
• Dur! Gece neden siyah perdeler geriyor, sana söyleyeyim: Ötelerde dügün var, demek var! Zevk ve safa çarsafına<br />
sarıl da dügüne gel, demek ister de ondan!<br />
* Sana besin de, dördün de, yedinin de sırrını söylerdim ama, zevk ve safa tavlasında bir iki oyunla yenildim de bu<br />
yüzden söyleyemiyorum, susuyorum.<br />
"Bu gazelde Hz. Mevlana, milattan asırlarca önce gelen Epikoros(341-370)´un felsefî görüslerini hos bir ifade ile hülasa<br />
etmistir. Bilindigi gibi Epikoros, "Rnsanlar dünyada zevk ve safa için yasarlar" görüsünü benimseyen "Zevkiyyeci doktirini"ni<br />
ortaya atmıstı. Epikoros bütün dünyevî zevklerden kendisini mahrum ederek manevî zevki duymus, gelip geçici fanî<br />
zevklere sırtını çevirmis bir bahçe içinde, bir kulübede yasayarak nefsine hakim olma serefine ermistir."<br />
592. Hz. Süleyman gönül gözüyle, can gözüyle gördü de,<br />
bu yüzden bütün kusların dillerini bildi.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. III, 1281)<br />
* Düsünce hüdhüdlerinden mademki onun nisanı, izi, belirtisi göründü; artık Süleyman´ın mülkü benimdir!<br />
"Neml Suresi, 27/20. ayete isaret var.<br />
* Hz. Süleyman´ın yüksek tahtının yerini peri ile dev bilmezler. Çünkü onun ahtı gözdür, bakıstır. Dünyası ise basiret,<br />
gönül gözü ile görüstür.<br />
* Çünkü o, gönül gözüyle, can gözüyle görür de bu yüzden bütün kusların dillerini bilir. Fakat hiç bir kus onun diline<br />
yol bulamaz. Hiç bir kus kendi anlayısı ile onun dilini bilemez.<br />
* Onu ancak rindlerin arasında görebilirsin. Çünkü ask araya girer, onu alır, rindlerin arasına sokar.<br />
* Ötelerden uçup gelen gönül onun okudur. Yoksa onun çok güçlü olan ayını hangi yigit çekebilir<br />
• Askının sakîsi kime sarap sunduysa, kim o sakînin elinden sarap içtiyse, sen yine ona o sarabı sun, kadehi doldur,<br />
ver!<br />
593. Kimi eksi suratlı görürsen, bil ki o ask atesinden kaçmıstır.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. 111, 1274)<br />
• Ey hoca! Neden yüzünü eksitmissin Sen bu seker ülkesinden, bu tatlılıklar diyarından git, burada herkes<br />
güleryüzlüdür. Burada kimse eksi suratlı degildir.<br />
• Ezel alemindeki gönül ülkesindeki tattan, seker bile utanır. Sen böyle kasın asık, çehren eksi nereden geldin Belli ki<br />
sen ötelerden, o nese ´diyarından gelmemissin.<br />
• Dudu kusları yani ermisler, gökyüzünde sekerler yemedeler. Sen niçin göklere uçmazsın, niçin bu kirli dünyada<br />
sürünür durursun Niçin suratını asmıssın Yüceleri, geldigin yerleri hiç düsünmez misin Yoksa oraları inkar mı ediyorsun<br />
• Seher vaktinde sarap içen, yani seher vaktini ibadetle geçiren, gündüz arslan avlar. Yani manen güçlü oldugu için<br />
hayatın zorluklarını yener. Fakat ayran içen kimsenin, yani dinî ve insanî vazifesini yapmayan kisinin bu dünyada da suratı<br />
asıktır, yarın ahirette de.<br />
• îman sahibi de, iman da, din de zevklidir, tatlıdır. Helva tablasının eksi oldugunu sen nerede gördün<br />
• Bu eksiligin hepsi cinsi cinsine gider. Eksi, eksi ile birlikte gider oldugundan ötürü, eksilik de senin önünde ve<br />
yüzünde toplanmıstır.<br />
• îlahî günesin ısıgı ile, sıcaklıgı ile olgunlasmayan meyve, seker kamısı bile olsa eksidir.<br />
• Ask günesinin yakısına sabır gerektir. Sabret, su uygunsuz hallerine, eksi davranıslarına bak da bir iki gün sabret,<br />
olgunlas, pis!<br />
• Kimi eksi suratlı görüsen bil ki o, ask atesinden kaçmıstır. Hep gölge içinde kalan koruk, salkım, bastanbasa eksidir.<br />
594. Vuslat sabahı gelinceye kadar, karanlık geceyi kucakla!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1241)<br />
• Her kulaga gitmesin, ham adamlar duymasın diye, biz geceleri susarak inleriz, dilsiz, dudaksız feryad ederiz.<br />
• Her ham kisinin burnuna kokusu gitmesin diye vefa tenceresinin kapagını örtüyoruz.<br />
• Gece oldu, halkın coskunlugu durdu. Kalk simdi coskunluga baslamak sırası bizimdir.<br />
• Bir müddet çalgı dinledik. Simdi de kendinden geçen canın çalgısını dinleyelim.<br />
• Can arslanını avladı da, tavsan avından bezdi, usandı.<br />
• Serden kaç, geceye dost olmaya bak! Çünkü gecenin örtüsünü gecenin basına örterler.<br />
• Vuslat sabahı gelinceye kadar, karanlık geceyi kucakla!<br />
* Uyku nedir bilmeyen sevgilinin yüzünü hayal ettikçe, uykuyu unuttuk.<br />
* Gece nedir; maksat yüzünün örtüsü! 0 yüze rahmetler, aferinler.<br />
595. Sana susamıs kisiye kim su verebilir<br />
Fe´ülün, Fe´ulün, Fe´ülün, Fe´ul<br />
(c. III, 1289)<br />
• Senin askınla yanıp tutusan kisinin devası ne olabilir Sana susamıs kisiye kim su verebilir<br />
• Seni seven hastalanır da çarsıda, pazarda dolasır. Sekerler çigneyerek senin dükkanını arar durur.<br />
• Bag sensin, gül bahçesi sensin, parlak gündüz de sensin. Gönlünü demir gibi katılastırma, yüzünü görmekten bizi<br />
mahrum etme!<br />
• Dertlerle, feryadlarla, mihnetlerle, horluklarla ne vakte kadar bizi sarayının dısında bekleteceksin.<br />
• Ey ay! Sen gölgeni onun bası üstünden çekersen hümanın gölgesinden ona ne fayda vardır, ne de rahat!<br />
• Bir an cemalini ve celalini görmezse canı da elemlere ugrar, dünyadan usanır, oturdugu yeri de elemler kaplar.<br />
• Dünya onun güzelligi yüzünden cennete döner, çayırlar, çimenler dilsiz dudaksız onu överler.<br />
• înciler bagıslayan kimdir Onun denize benzeyen eli, avucu.. Cana canlar katan kimdir Yanagı, yüzü..<br />
• Dünya senin gölgendir. Sen yürüyünce o da yürür. Var olusu da senin nurundandır, yok olusu da!<br />
• Edep yolunu tutayım, iki dudagımı da kapayayım da sırlar açan dudakları söze gelsin. Artık o söylesin<br />
596. Ask Allah´ın Burak´ıdır. Onu yukarılara dogru kostur!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatiin, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. III, 1283)<br />
• Asıga onun sırlar aleminden söyle bir ses geldi: "Ask Allah´ın Burak´ıdır. Onu yukarılara dogru kostur!"<br />
• Allah kutlu etsin, yeryüzünde toprakta yasayanlara nasıl bir rüzgar esti ki, onun nazındaki atesten bile su gibi<br />
lütuflar cosup fıskırmada<br />
• Dünyada ay´dan balıga kadar ne varsa her sey Hakk´ın doganının pençesine düsmüsün askıyla birer güvercin oldu.<br />
• Asıkların çehreleri kuyumcuların askından ve elindeki maharetin zevkinden altın rengine ve basılmıs sikkelere döndü.<br />
• Nefsanî istekleri tozduran o havada gönül kusu acaba bizden ne gördü Neden böyle uçup duruyor<br />
• Söyleme, kıskançlık her an elini ısırıyor da: "Sevgiliden utanacagına onun isvesinden, edasından, askından utan."<br />
diyor.<br />
597. O´nun derdini tanıyan deva istemez.<br />
Mefa´îliin, Fe´ilatiin, Mefa´îlün, Fa´îliin<br />
(c. III, 1287)<br />
*O´nun begenmesi, övmesi de, kusur görmesi, hatta sövmesi de baskasının degil benim olsun. Çünkü O´nun her iki<br />
hali de; olgunu da, hamı da benim için ab-ı hayattır.<br />
*Sarabının mahmurlugu mu daha hos, mestlik verisi mi Ne olursa olsun canlarımız ebediyyen O´nun sarabının kadehi<br />
olsun.<br />
*Ben O´nun sitemiyle, zulmüyle öyle mestim ki sitemi ile lütfunu, adaletini ayırdedemiyorum.<br />
• Cefası, kaçıp giden canımı, yemle, tuzakla tuttu da, beni vefa kusuna arkadas etti.<br />
• Canım gitmemek için çok bahaneler buldu. Ama baht 0 bahtsızı adım adım yanına çekti.<br />
• Onun derdini tanıyan deva istemez. Gönlünde O´nu hisseden, can kulagı ile O´nun adını duyan da kendinden geçer,<br />
kendinden nisan kalmaz, iz kalmaz.<br />
"Fuzülî merhum da:<br />
"Ask derdiyle hosum el çek ilacımdan tabip,<br />
Kılma derman kim, helakim zehir-i dermanındadır."<br />
(Ey hekim´ Ben ask derdinden memnunum, hosum. Bana ilaç verme! Çünkü benim helakim , senin verecegin<br />
dermandadır.) diye yazmıs.<br />
598. Bu gördügün tamamıyla odur! Çünkü onda maddî varlık kalmamıstır.<br />
Mefa´îlün, Fe-ilatiin, Mefa´îliin, Fa´îlün<br />
(c. III, 1282)<br />
• Su gördügün tamamıyla odur. Çünkü onda maddî varlık kalmamıstır. Daha ilk dostlugunda isi bitti.<br />
• Benim ask yolunda pek harap olmus bir gönlüm var! Bir harabat ehli, bir meyhane dostu onu harap etti gitti.<br />
• Aska dedi ki: Düskün ve perisan birisini görmek istiyorsan gel, benim gönlümü gör! 0 tıpkı senin istedigin gibi bir<br />
düskündür. Gel bu düskünü, yerlere serilmis olan zavallıyı yerinden kaldır!<br />
• Ona pek yaklasma, uzaktan bak, içindeki atesin alevleri seni de yakar.<br />
• Seni ates sararsa, gözlerimin önüne gel de durumu gör! inciler saçan gözlerimden yaslar sel gibi akmaktadır.<br />
• Hz. Musa´nın asasını tasa vurarak akıttıgı kaynak suyunun örnegini bu kulun akan gözyaslarında görürsün.<br />
"Bakara Süresi 2/60. ayete isaret var."<br />
• Seslen, "Onun hasta gözleri sifalar dagıtıyor. Nerede bir hasta varsa gelsin, saglık dagıtma vakti geldi!" diye bagır!<br />
• Daga çık da nerede gönlü uykuya dalmıs biri varsa; "Onun uyanık bahtı ona görüs verecek. Geliniz, geliniz!" diye<br />
seslen!<br />
599. Beden ötelerden can sarabı içince, basına gelecek seyler de o taraftan olur.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´iiat<br />
(c. III, 1290)<br />
• Sevgilinin sövmesi zevkinden mest oldum. Allah´ım ask sarabı mı daha iyidir, yoksa kadehi mi<br />
* Onun acı sözleri, hakaretleri, sövmeleri bile insana saraptan daha fazla zevk vermede ve neselendirmededir.<br />
• Ben tuzaga yem için gitmiyorum, tuzagının muhabbetine, ızdırabına olan ıskımdan ötürü gidiyorum.<br />
• Dogulu, batılı olmayan ay yüzü ile sevgili, geceleri de gündüzler gibi aydınlatıyor, nurlandınyor.<br />
• Hz. Adem´in topragı neden akik ile dolu Tutsun da onu madenine kadar çeksin götürsün diye!<br />
• Gözün de, gönlün de incisi, Allah´ın Peygamberidir. 0 incinin getirdigi haberleri kulagına küpe yap!<br />
• Beden ötelerden can sarabı içince, burada basına gelecek seyler de aslında ötelerden olur.<br />
• Nimetleri verenin güzelligi önünde dünya nimetleri gönüle soguk geliyor.<br />
600. Gül yüzlülerin hevesine düsmüssün, ahmakça sözler söylersin.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1277)<br />
• Hocam! Sen sevgilinin huyunu, vasfını yanlıs anlamıssın. îsin sonucu hakkında gevsek bir zanna, kötü bir süpheye<br />
kapılmıssın.<br />
• Gülyüzlülerin hevesine düsmüs, ahmakça sözler söylüyorsun. Ne olurdu, bir de nar çiçegine benzeyen kendi güzel<br />
yüzünü görseydik.<br />
• Korkudan topallıyasın da yolundan kalasın diye, yol kesenler aska ölüm adını taktılar.<br />
• Bana kulak ver ki, sözümü senin kulagına küpe yapayım. îste ben kulagıma küpe ettigim sözlerden ötürü söze<br />
doydum.<br />
• Yanıma gel, ben hosum, güzelim, seni bagrıma basayım. Çünkü benim gelirim, varım yogum hep senden<br />
gelmededir.<br />
601.Ask ve akıl!<br />
Mufte´iliin, Fa´ilatü, Müfte´ilün,<br />
(c. III, 1276)<br />
• Dün sevgili kendinden geçmis, mest bir yoldan geldi. Ey tevbe edenler! Dün sevgiliyi bu halde görünce, sizin<br />
tevbelerinizi sel aldı götürdü.<br />
• Dün ask, elinde bir demir tokmakla geldi. Aklın kafasını ezdi ise ne oldu Askın yüceliginden basımız göklere erdi.<br />
• Dün yeni bir devlet belirdi de, dünya tuzagını yırttı. Sükürler olsun ki güzel ask kusu kafesinden kurtuldu.<br />
• Yedi kat göge sıgmayan, meleklerden bile gizlenen aziz varlık, dün bu kirli toprakta, yeryüzünde kendini gösterdi.<br />
• Elsiz, ayaksız olan ask, dün arslanların bile boyunlarını koparan aklı tuttu da boynunu bagladı.<br />
• Gökyüzünün sisesi, günesin alevli ısıkları ile canlandı da, gölgesi olmayan birisinin gölgesini gördü. Dün dayanamadı<br />
kırıldı.<br />
• Asıklar gibi günesin pesinde kosup duran ay, uzun bir ayrılıktan sonra dün sevgiliyi görünce gizleniverdi.<br />
602. Herkesin gönlüne gelen ask, nasıl bir atestir<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatil, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1273)<br />
• Bizim Süleyman ile aramız pek hos, devler, periler varsın olmasın! Güzelligin haddi astı. Edan, cilven olmasa ne olur<br />
• Ey ömrümün hasılı, ey benim varım, yogum! Senin sevgin gönlümün saglıgıdır. Altın gibi degerli olan canım bana<br />
yeter. Altın mühürüm varsın olmasın, ne çıkar.<br />
• Herkesin gönlüne gelen ask nasıl bir atestir Ona kul köle olmak ne kadar da güzeldir, ne kadar da hostur. Mülküm,<br />
saltanatım yokmus, olmasın ne çıkar<br />
• Sen istersen elini birdenbire isten çek, sözden vazgeç! Dudagını istersen kuru bırak, varsın ıslaklıgı hiç olmasın, ben<br />
sana minnet etmek istemiyorum.<br />
• Benim canım askın canının yüzünden bastan basa ask madeni kesildi. Ask yolunda yürüyenlere yol arkadası olan<br />
erkek de, disi de olmasa ne çıkar<br />
• Gölgen önümde, arkamda canıma yardımcıdır. Fidanın gölgesi yeter. Meyvesi yokmus, olmayıversin!<br />
603. Dün gece ben yedinci kat gökten asıkların feryadlarını duydum.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1270)<br />
• Bugünkü sarhoslugun dünküne benzemiyor. Bana inanmıyorsan sarap kasesini al, iç!<br />
• Ben sarap içmedim. Sanki saraba battım, gark oldum. Aklımı sel aldı gitti. Akıl bana; "Elveda, Allaha ısmarladık!"<br />
dedi. Ben bir daha kendime gelemedim, akıllanamadım.<br />
• Akıl da, fikir de delirdi. Dünyalara sıgmaz oldu. Dünyadan da dısarı çıktı. Üzerinde yasadıgı dünyayı da bıraktı, gitti.<br />
Tencere kaynadı, bastan çıktı, coskunluk haddi astı.<br />
• Su divane sarhos gönül, delilik bagını koparıp fırladı. Ey gönül, sarhosların dolasıp durma; yürü, sus hiçbir sey de<br />
söyleme! Çünkü bu hal anlatılamaz.<br />
• Dama çıkan gece bekçisi, seher vakti merdivenden bana söyle seslendi:<br />
"Dün gece, ben yedinci kat gökten asıkların feryadlarını, coskunluklarını duydum."<br />
• Gözünü aç da her tarafta, altı yönde de parıl parıl parlayan nuru gör! Ey gözü, kulagı keskin kisi! Gökyüzüne kulak<br />
ver! Ötelerden gelen coskunluk seslerini duy!<br />
• Canın selamlarını duy da, artık sözden kurtul! "0l !" kelamının manasına bak da sekillere kapılıp kalmaktan kendini<br />
kurtar!<br />
604. Kim asıkların gözlerinde gözbebegi olursa, o bakıs, onu insanın özüne çeker.<br />
Fe´ilatiin, Fe´ilatiin, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. III, 1252)<br />
• Eyer örtüsünü ayın köle gibi tasıdıgı o güzel sevgiliyi, belki bizim himmetimiz bahçeye dogru çeker getirir.<br />
• Canda o güç kuvvet yoktur. Onda o cüret olamaz. Ama belki de bu isi sevgilinin yardımı sayesinde yapabilir.<br />
• Ermis kisiler, varlarını yoklarını "yokluk" diyarına çekerler de "varlık" da lütfeder, onları kendine dogru çeker.<br />
• Nice canlar Yakub (a.s.) gibi daima zehirler tadarlar da sonunda can Yusufu onları tutar, seker diyarına; tatlılıklar,<br />
hosluklar yurduna çeker götürür.<br />
• Kim asıkların gözlerinde gözbebegi olursa, o bakıs onu alır, insanın özüne dogru çeker götürür.<br />
605. Sen kendi güzelligine asıksın, fakat kendinden de gizlisin.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1271)<br />
• Yine hekim hastasının kapısından içeri girdi. Elini kendisinden ayrılmıs asıgının basına koydu.<br />
• Yine o sevgili bir defa daha o garibin yanına geldi de, onun cigeri bol bol deva serbeti içti.<br />
• 0 serbeti dostun elinden kapıp içince varlıgından geçti. Bakan da, bakılan da, vahdet sakisi de hepsi bir oldu.<br />
• Onun tatlı serbetinde acılık yoktur. Olsa bile ben razıyım. Bal yiyenin arının ignesine katlanması gerek.<br />
• Bu ayrılık gecesi neden uzundur Sana söyleyeyim: 0 günes örtünmekle kendi örtülü yüzüne sıkıntı oldu da ondan.<br />
• Her güzelin kendi yüzünden, gözünden, kendi güzelliginden gafleti, haberi olmayısı bir rahmettir. Yoksa ortada<br />
görünüp duran yüzünü himmeti örtü altında gizlerdi.<br />
• Sen kendi güzelligine asıksın, fakat kendinden de gizlisin. Su çıplak bedenine bulusma elbisesi giyiver.<br />
• Ey sakî, bu siiri tamamlamamı istiyorsan, mahmur dudagıma bir söyletici sarap sun!<br />
606. Biz sekeri, sekerin özünü, seker kamıslıgından degil,<br />
kendi seker alemimizden yiyip dururuz.<br />
Müfte´iliin, Fa´ilatii, Müfte´ilün, Fa´ilat.<br />
(c. III, 1272)<br />
• Yine padisahımızın kapısına geldik. Yine can kolunu, can kanadını bir hosça açtık.<br />
• Yine mutluluk geldi, etegimizi çekti. Biz yine çadırımızı gökyüzüne kurduk.<br />
• Devin de, perinin de yüzü gözü sayemizde yüceldi, sereflendi. Can hüdhüdü döndü, Süleyman´a kavustu.<br />
• Sarhoslarımızın sakîsi bizim seker yurdumuz oldu. Can Yusufu dagınık saçlannı açtı, salıverdi.<br />
• Dün sevgili bana dedi ki: "Dünya ile aran nasıl " "Gülen bahtını gören kisi dünyada nasıl olursa, biz de öyleyiz."<br />
dedim.<br />
• Mısır´ın bile göremedigi o sekeri, sükürler olsun ki ben disimin dibinde buldum.<br />
• Biz altınsız, ihtisamsız ölü bir kisiyiz. Ordusuz, ihtisamsız büyük bir varlıgız. Sekeri, sekerin özünü, seker<br />
kamıslıgından degil, kendi seker alemimizden yiyip duruyoruz.<br />
• Sen esi bulunmaz nadir bir altınsın. Kimse cesaret edip de sana müsteri alamaz. Sen ancak o kuyumcunun isine<br />
yararsın. 0 kuyumcunun güzel eserisin. Senin bu dünya pazarında ne isin var Yürü; aslına, madenine git!<br />
607. 0 benim suyumdur, o benim ekmegimdir.<br />
Müfte´ilün, Fa´, Müfte´ilün, Fa´<br />
(c. 111, 1280)<br />
• 0 benim canımdır, onu yanımdan almayın. 0 benimdir, onu benden almayın.<br />
• 0 benim suyumdur, o benim ekmegimdir, Onun ümit bagı essizdir.<br />
• Onun gül bahçeleri, onun cennetleri, onun akar suları, onun elmalarının kırmızılıgı, onun sögüt agaçlarının yesilligi<br />
nerede vardır<br />
• 0 ayrı degildir, bitisiktir. 0 mutedildir. 0 gönlün ısıgıdır, onu bagrınıza basınız.<br />
• Kavgasından, sevdasından ötürü o burada. Ona bas çekenin, ondan yüz çevirenin basını kesiniz.<br />
• Kırmızı saraptan zevk almayanın önüne köpegin yemek çanagını koyunuz.<br />
• Avamdan, bilgisiz kisilerden birisi onu bilgili ve aydın kisi yapsın. Ham adam gelirse onu piskinlestirirsin.<br />
• Rste o hidayet sahı, o sah tarafından, sevinç tarafının müjdesini verdi.<br />
• Ab-ı hayattan zekat verdi. Ansınlar diye seker kamısından bir dal uzattı.<br />
608. 0, zamanın Nuh(a.s.)´dır. Ebedî ask da onun gemisidir.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatiin, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. III, 1250)<br />
• Tatlı gülüsü ile canı bile alsa deger. Büyülü bakısları ile imanı bile alıp götürse bir sey söylemez.<br />
• Dev ve peri orduları onun fermanına boyun egerler. Bu üstünlükle, bu güçle Hz. Süleyman´ın saltanatını bile ele<br />
geçirse yerindedir.<br />
• Onda Kenan Rli´nin Yusufuna yarasan öyle bir seref, öyle bir üstünlük var ki, yüzbinlerce mahzun gönülleri onunla<br />
canlıdır, neselidir.<br />
*Hz.Rsa vasıflı dudagı, nefesi ile ölüyü diriltir. Eger can kanatlarını açıp ;uçarsa zuhal yıldızına ulasır.<br />
O ,zamanın Nuh(a.s.)´dır. Ebedî ask onun gemisidir. Tufan bütün cihanı kaplasa bile o asıkları kurtarır.<br />
609. Bu ask yolunda Rsmail gibi kurban ol!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´uliin<br />
(c. III, 1237)<br />
* Ey dogru yolda yürüyen dost, benden bir ögüt duy; "Dervisin isi gönül kanı ile basa çıkar, gönül kanı ile elde edilir."<br />
*Bunu iyi bil ve inan ki, Allah gönlü yaralı dervisin duasını duyar, ve kabul eder,<br />
*Ne oldugu bir türlü bilinemeyen o padisahı gönlünde bulunca, zenginlestin, azdan çoktan kurtuldun demektir.<br />
*Bu ask yolunda Rsmail gibi kurban ol, sen koyun degilsen bir ermise, bir baglan! Ona gönül ver!<br />
* Sen Tebrizli Sems´in havasında yetistigin için bos yere su hamları düsünme, kendi hallerine bırak!<br />
610. Kendini baskası sanma, kendini bırakıp da gitme!<br />
Fe´ilatii, Fa´iiatün, Fe´ilatii, Fa´ilatiin<br />
(c. III, 1254)<br />
• Ey dost! Ben, senim. Sen de bensin. Kendini bırakıp da kendinden gitme! kendini baskası sanarak kapına geleni<br />
kapıdan kovma!<br />
• Gölge gibi senden hiç ayrılmayan biri varsa o da benim. Dostum, kendi hançerini kendi gölgene çekme!<br />
• Ey mana agacı! Her yana binlerce gölgen serilmis. Gölgelerini oksa. Aslından onları ayırma!<br />
• Rlahî nurunda gölgelerin hepsini gizle! Onları yok et, parlak günese benzeyen yüzünü aç, göster!<br />
• Gönül ülkesi, senin iki gönüllülügün yüzünden perisan olmus, çık, tahtına kendi minberinden ayak çekme!<br />
• "Akıl tacdır." Hz. Ali temsil yolu ile böyle buyurmustur. Sen de kendi için ile, kendi özün ile taca bir baska güzellik<br />
ver, yeni bir parlaklık bagısla!<br />
611. Ey dost! Bana pek yaklasma, ask atesinin alevleri seni de yakmasın!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
c. III, 1282)<br />
• Bu maddî varlıgımızın, bu vücudumuzun eserleri fanidir. Fakat bu varlıgımızın ötesinde bulunan ruhumuz, manevî<br />
varlıgımız tamamıyla ondan ibarettir. Ezelde onun askıyla içilen ilk kadehle is tamamlandı.<br />
• Benim ask yolunda harap olmus bir gönlüm var. Ask meyhanesine çok baglı olusu, onu birden yıktı, harabın harabı<br />
etti.<br />
• Aska dedi ki: Sana gönül vermis, sevginle yıkılmıs, harap olmus birini istiyorsan, istedigin asık düsmüs, yerlere<br />
serilmistir. Gel elinden tut, kaldır!<br />
• Senin askınla yıkılmıs bu zavallıya sakın pek yakın gelme, onu uzaktan seyret! Çünkü korkuyorum ki içindeki atesin<br />
alevleri seni de yakmasın.<br />
• Eger onun atesi seni tutusturursa, o zaman sen gözlerimin önüne gel, inciler saçan gözlerimden seller gibi yaslar<br />
akmadadır. Göz yaslarım, senin atesini söndürebilir.<br />
• Seslen, onun hasta gözleri sifalar veriyor; "Nerede bir hasta varsa gelsin, sıhhat, saglık zamanı geldi." diye bagır.<br />
• Daglara çık ve nerede gönlü uyumus kalmıs birisini görürsen, askın uyanık bahtının gönlü uykuda olan herkese<br />
görüs, bilis lütfedecegini haber ver, onlara; "Gelin gelin!" diye seslen!<br />
• "Allah´ın gögsünü Islama açtıgı kimse Rabbinden bir nur almadı mı " ayetinin nuru öyle bir mumdan gelir ki o<br />
mumun nurlarının parıltısı iki dünyaya da sıgmaz.<br />
"Zümer Süresi 39/22."<br />
612. Dünyada herkes bir Leyla´ya Mecnun olmustur.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1247)<br />
• Ariflerin sevgilileri de, manevî aydınlıkları da gönüllerinin dısında degildir. Onlar üzüm suyundan yapılmıs sarabı<br />
içmezler, onlar mana sarabını kendi damarlarında dolasan kanda bulurlar.<br />
• Dünyada herkes bir Leyla´ya Mecnun olmustur. Ariflerin her an Leyla´ları da kendileridir, Mecnun´ları da!<br />
• Sen eger "benlik Firavunu"nu "beden Mısır´ından (beden sehrinden) dısarı atabilirsen, gönül evinde Musa´nı da<br />
görürsün, Harun´unu da!<br />
• Sarabı gamlılar, kederliler içer. Bizim gönlümüzse insana nese veren saraptan da daha neseli, daha hos! Ey sakî!<br />
Sen git de o sarhosluk veren nesneni gam mahpuslarına sun!<br />
• Bizim kanımız gama haramdır. Yani gam bize dis geçiremez, kanımızı dökemez. Fakat gamın kanını dökmek bize<br />
helaldir. Biz askımızla gamı yok ederiz. Bu sebepledir ki, çevremizde dönüp dolasan gam, bize bir sey yapamaz da kendi<br />
kanına girer.<br />
• Ben ölüler gibi dirilip kalkmak için sürun üfürülmesini beklemiyorum. Ask bana her an üfürüp yeni bir can<br />
bagıslamadadır.<br />
613. Mana zevki ve safası meclisine varalım.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îliin, Fa´îliin<br />
(c. III, 1284)<br />
• Kalk mana zevki ve safası meclisine varalım! Bir an için olsun bedensiz can gibi zevk ve safanın kucagına kavusalım!<br />
• Ben kendi ölümümden, ebedî zevke, ebedî ömre ulasacagımı haber aldım. 0 ne kudretli, ne büyük bir yaratıcıdır ki:<br />
"Ölümü ebedî ömür peygamberi yapmıs da, onunla bizlere sonsuz hayatı müjdeliyor. Biz fanî varlıklar degiliz.<br />
• Bizim varlıgımızın göbegini sonsuz yasayıs adıyla kestiler. Biz manevî zevk ve safa anasından bayram günü dogduk.<br />
• "Mana zevk ve safası nedir " diye sen bize sor! Insanların pesinde kostukları, unutmak için herseyi göze aldıkları<br />
maddî ve cismanî zevkler. Bu sekle bürünmüs zevk ve safa, gerçek safanın ve zevkin kapısının dıs halkasıdır. Mana zevkini<br />
terk etmenin ne büyük bir kayıp oldugunu hesap et!<br />
• Su dünya zevkleri dedigimiz seyler, gerçek zevklerin, manevî safaların canlarının perdeye vurmus gölgeleri gibidir.<br />
Birer hayal olan zevk ve perdesindeki sekiller, o yüzden görünmededirler.<br />
• Altın gibi çok degerli olan varlıgını su manevî zevk ve safaya ver! Gama, kedere verme! Zevke ve safaya layık<br />
olmayan altının toprak basına!<br />
• Gökyüzü neden dönüp duruyor Nedenini sana söyleyeyim: "Onu zevk ve safa yıldızının parıltısı döndürmektedir."<br />
• Deniz neden dalgalanıyor Neden köpürüp duruyor Neden hırçınlasıyor Sebebini sana söyleyeyim: "Onu zevk ve<br />
safa incisinin parıltısı oynatıyor, costuruyor."<br />
• Toprak, su yeryüzü, neden huriler, gılmanlar dogurdu; sana söyleyeyim: Ona zevk ve safa anberinden kopup<br />
gelen rüzgar, cennet kokuları verdi de ondan!<br />
• Rüzgar neden eser eser, gelip geçer; sana söyleyeyim: Zevk ve safa defterine yaprak yaprak, fakat çabucak gelmeni<br />
ister de ondan!<br />
614. Karanlık gece benim geceligi bırakır,gördügüm rüyayı görseydi,<br />
geceligi bırakır gündüz olurdu<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün ,Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. III,1222)<br />
• 0 hocanın gönlünde ne var ki; yüzü parıl parıl parlıyor, içindeki yüzünden görünüyor Ne içmis ki nergis gözleri<br />
süzülüp kapanıyor<br />
• Böyle denizde dile gelen, söyleyen inciden baska ne olabilir Gökyüzü incilerle dolu olan bu maddî denize aksetmis<br />
de o yüzden rengi güzellesmis, parlamıs.<br />
• Kendi dervisligimle yola düsmüs isime gidiyorum. Ansızın o hoca karsıma çıktı. Onun sarıgının büklümünü gördüm.<br />
• Ben usta bir kusum, ama o hocanın güzelliginin tuzagına düstüm. Gönlürnü, gözümü ona verdim, onun bir esiri, bir<br />
düskünü oldum.<br />
• Onun kasları tekbir getirmeye basladı. Gözleri gönlüme ok attı. Böylece takdir oku ile beni yaraladı. Bir anda ona<br />
tutuldum, onun kulu kölesi oldum.<br />
• Su perisan asıgın dün gece gördügü rüya gerçeklesti, iste bugün uyanık iken onu gördüm.<br />
• Su zifiri karanlık gece, benim gördügüm rüyayı görseydi, aydınlanır, öyle parlak bir hale gelirdi ki, gecelikten çıkar,<br />
gündüz olurdu.<br />
• Masallah, masallah ne de güzel bir hoca! Binlerce hoca onun yüzünün meftunu olmaya, onun ask tuzagına tutularak<br />
onun esiri olmaya deger.<br />
• Can kaydına düsen kisi, nasıl olur da dünya hocası olur Dünyaya gönül veren kisinin hocalık, efendilik hakkı olamaz.<br />
Çünkü o hür degildir, dünyanın kuludur, kölesidir.<br />
615. Gönlün hali padisaha gizli degildir.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatun, Fe´ilatü, Fe´ilün<br />
(c. III, 1253)<br />
• Gönlün hali, iyiligi, kötülügü padisaha gizli degildir. Nefis, baskaldırır, isyan ederse, kulagını tutar da, onu sürüye<br />
sürüye çeker.<br />
• Gönül, onun derdinden ne zevklere dalmıstır, ne hosluklar elde etmistir. Onun keremini, onun sayısız lutuflarını,<br />
bagıslarını hiç sayıp dökmeye kalkma!<br />
• Allah askının gamı, hangi kervanın yolunu vurdu ise, o kervan iki dünyanın da karını öylesine elde etmistir ki, dile<br />
gelmez, sözle anlatılamaz.<br />
• Susam çiçegi onun lütfundan dillendi, dile geldi de onu övmeye, onun ihsanlarını anlatmaya . Selvi azatlıgı, boy<br />
göstermeyi ondan elde etti. Çünkü ona, boyu, bosu o bagısladı.<br />
• Bülbül, durmadan hep onu över durur. Çünkü bülbüle dili o ögretti. Gül de o yaratıcının yüzünden, onun asıgı oldugu<br />
için elbisesini yırtar. Zaten gülün yanagını da o parlattı. Ona o güzel rengi o verdi.<br />
• Günes, her aksam ona secde eder. Bu secde yüzünden, o padisahtan ne ziyan görür Ziyan görmek söyle dursun,<br />
onun maddî varlıgı, bu secde, bu batıs yüzünden can bulur, ertesi gün yine dünyaya nurlar saçmaya baslar.<br />
• Günes, her aksam secdeler ederek gider, fakat seher vaktinde Allah ona öyle güzel, öyle latif bir yüz bagıslar ki,<br />
gökyüzü hasedinden ölür.<br />
• Kim, azgınlık etmez de bugün nefsanî duygusunu, sehvet arzusunu mezara gömerse, o duygu, mezarında ona bir<br />
huri olur, o karanlık lahitte ona es, dost kesilir.<br />
616. Gözümden kaçtı gitti, ama yine onu gözümle yakalayacagım.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1220)<br />
• Onu tutabilmek için baska bir tuzak kurdum, elimden kaçanı, tekrar yakalayacagım.<br />
• Ben gönülden esiri olduguma, canımı da, gönlümü de veririm. Ömrüm geçti gitti ise de gam yemem, çünkü ben<br />
onun sevgisi ile ömrümü yeni bastan elde ederim. Yeni bastan yasamaya baslarım.<br />
• Gönlüm seker gibi eridi, ciger sogudu, buz kesildi. Gözümde ona yer vermistim, o gözümden kaçtı gitti, yine onu<br />
gözümle yakalayacagım.<br />
• Ben geceleri, onun yüzünün nuru ile yol bulur, ona dogru giderim. Mahallesine gidince de onun kapısının halkasına<br />
yapısırım.<br />
• Gönlümün derdi arttıkça arttı. Yüzüm sarardı, altına döndü. Yüzümden altın toplamaya koyulursa, belki o zaman onu<br />
yakalarım.<br />
• Kemer oldumsa ne oldu Beter oldumsa ne çıkar Alt üst oldumsa ne var Alt üst olurken onu yakalarım.<br />
• Seher vaktine kadar elbette onu tutarım. Tutunca da onu seker gibi emerim. Kemerinden yakalarım, elbisesinin<br />
dügmelerini çözerim.<br />
• Nergis gözlerini uyku bürümüs. Ben de acele arkasından gideyim de daldıgı uykudan yararlanarak onu yakalayayım.<br />
617. Bir gün gönül, onun yanagının gülleri arasında yuvarlanıyordu.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îlün, Mefa´îliin<br />
(c. III, 1224)<br />
• Eger yarın mahserde, basımı, onun sevda yakasından çıkarmama imkan yoksa, gönlüm onun perisan saçları gibi<br />
darmadagın olsun.<br />
• Ey güzellik polisi! Benim canım, senin la´linden çok cevherler çaldı. Onu hırpala, onu hırpala!<br />
• Yüzünü gizledikçe, saçları perisan olsun, darmadagın olsun. Yüzünün gizli kalısı yalnız beni perisan edecek degil ya!<br />
Benim gibi niceleri perisan olmakta.<br />
• Aska düstüm, her seyimi kaybettim. Onun ask gül bahçesinin sevdası ile gül gibi elbisemi yırtacagım.<br />
• Bir gün gönül, onun yanagının gülleri arasında yuvarlanıp duruyordu. "Bu nedir Bu ne haldir " dedim. Dedi ki:<br />
"Onun ihsanına düstüm de böyle yuvarlanıp duruyorum."<br />
• Onun yanagının üstüne, perisan, zavallı halimi bildiren bir yazı yazacagım. Yanagı onu okusun. Zaten o yanak böyle<br />
yazıları okumakta pek ustadır.<br />
• Fakat onun siyah renkli saçlarından korkuyorum. Çünkü nice gönülleri o siyah Hintli kahrederek baglamıstır.<br />
• Ey gönül! Onun çehresinin çukuruna hayranlıkla bak! Oraya düsmekten korkma! Çünkü o saçlar, ipini gören her<br />
gönlün zindanı, iste böyle bir kuyudur.<br />
618. Üzüm sarabı gönül gözündeki körlügü artırır.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefülii, Mefa´îlün<br />
(c.111,1226)<br />
• Su suratını asmıs, yüzünü eksitmis dostu bir tarafa çekin de, su güler yüzlü saraptan ona bir kadeh sunun!<br />
• Belli ki o, bu saraptan içmemis de onun için suratını asmıs, yüzünü eksitmis, soguk durumda kalmıs. Ne olursa olsun<br />
siz, yine de ona bu saraptan bir kadeh sunun da pissin, olgunlassın!<br />
• Bilir misiniz, o neden sirkelesiyor, koruklasıyor Hepiniz, onun ne oldugunu, mahiyetini bilesiniz diye etrafa<br />
sogukluklar, zehirler yagdırıyor.<br />
• Üzüm sarabı gönül gözündeki körlügü artırmaktan baska bir sey yapmaz. Allah askına böyle bir sarabın yanına<br />
gitmeyin. Böyle bir sarabı yapmayın, ortaya koymayın.<br />
• 0 bu haliyle mezarda da durgun kalır. Öyle olmaması için onun agzına bir avuç ab-ı hayat dökünüz.<br />
619. Can sana dogru kosunca, yol bulması için ona bir mum ver!<br />
Mefa´îliin, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îliin<br />
(c. III, 1223)<br />
• Ey gönülleri kendine çeken güzel! Senin o iki güzel gözün, aya yakın olan iki Merih yıldızıdır. Senin Harut´un<br />
Marut´un olan iki gözünle canımı tut, Babil kuyusuna çek!<br />
• Bütün dünya güzellerinin güzelligi sende. Ey Süleyman! Sen, bu güzellik yüzügü ile bütün devleri, perileri zincirlere<br />
vur!<br />
• îhsan hazinesini cinlere de, insanlara da açmıssın. Mahrum dilenciye: "Biz sana verdik." emrini yerine getir, ver!<br />
• Can ile bedeni parlat, aydınlat! Cesedi kökünden sök, at! Gözünü dogrulara çevir! Aklı sorgula!<br />
• Dudak "Alemlerin Rabbi Allaha hamd" ayetini okuyunca, ona, dudaga manevî saraplar, mezeler ver! "Sapıkların<br />
yoluna degil" deyince ona delil göster!<br />
• Can sana dogru kosunca, yol bulması için ona bir mum ver! Senin günesini aramaya baslayınca, onu ay gibi<br />
konaklara çek!<br />
• Lutfunla, inayetinle canı kendine çek, ona kabiliyet ver! Kabil´e benzeyen nefse de hediyeler ver, elbiseler ihsan et!<br />
620. Seni aglattıgı için çenge Teşekkür et, onu öp, kucakla!<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1240)<br />
• Çalgıcımız da güzel, çengi de! Gönül onun sesini duyunca, dünya yasayısını unutuyor, harap olup gidiyor.<br />
• Çeng çalınırken, güzel sesler çıkararak aglarken onu seyret, güzelligi ne hal alıyor, beti benzi ne renge giriyor<br />
• Yasayısa doymussan, hayatın acılıklarını duyuyorsan, için daralmıssa, gözlerin yasarmıssa kalk çenge Teşekkür et!<br />
Onu öp, onu kucakla, kollarının arasına al !<br />
621. Yine mutluluk geldi, etegimizi çekti.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(Dîvan-ı Kebîr, 1272)<br />
• Yine sultanımızın kapısına geldik, yine can kanadını güzelce açtık.<br />
• Yine mutluluk, saadet geldi, bizim etegimizi çekti. Yine çadırımızı, eyvanımızı gökyüzüne kurduk.<br />
• Dün sevgili bana; "Bu vefasız dünyanın elinden nicesin " diye sordu. Gülen devletini, gülen bahtını gören nasıl olur<br />
• Mısır´ın rüyasında bile göremedigi o sekeri, sükürler olsun ki ben, disimin dibinde buldum.<br />
• Biz zengin olmadıgımız, yüksek bir mevkide bulunmadıgımız halde, çok üstün, önde gelen bir büyügüz, maiyyeti,<br />
ordusu olmayan bir padisahız. Biz kendi seker kamıslıgımızdan sekerler yemedeyiz.<br />
• Ayın dönüp dolasması ömrü törpüler, hayatı kısaltır, azaltır. Halbuki sevgilimiz kendi devrine, devranına çok uzun bir<br />
ömür ihsan etti.<br />
622. Akıl geldi, ey asık gizlen!<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1259)<br />
• Akıl geldi, ey asık gizlen! Akıldan, fikirden vay bize eyvah bize!<br />
• Ey kusur gören göz, ey düsünen akıl! Bizim toplulugumuzdan çık, git! Yahut da, utancımdan yaptıklarını görmemek<br />
için gözsüz, söylediklerini isitmemek için sagır olayım.<br />
• Ey akıl! Sen suya benziyorsun. Atesimizden uzak dur! Yahut da bizim aramıza karıs, kazanımıza gir, bizimle beraber<br />
kayna, bizimle beraber köpür, cos!<br />
• Aklının seni kırıp dökmesini, perisan etmesini istemiyorsan, akıl deryasında ölü gibi ol, onun dalgalan ile ugrasma!<br />
• Eger sen; "Ben asıgım." dersen, bil ki senin için bir çok imtihanlar vardır. Basını egme, asıkların kadehinden iç!<br />
• Benim coskunlugum, ask mesti oldugumdandır. Çeng gibi cosup köpürüyorsam da; benim bu halden haberim bile<br />
yok!<br />
• Ey Tebrizli Sems! Beni harap ettin, sen hem sakîsin, hem sarapsın, hem de sarap satan!<br />
623. Zavallı gönlüm saçlarının arasında kayboldu, gönlümü bulmak için o saçları dagıtın!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1229)<br />
• Can denizinde olan, canlar bagıslayan o saçları dagıtın. Çünkü o saçların arasında ruhlara safa veren mi´skler<br />
gizlenmistir. 0 saçları çözün, dagıtın.<br />
• Onun siyah saçlarının gerisinde yüzlerce sabah vardır. 0 saçları her an, her lahza yüzlere çözün,<br />
• Dünyaya devlet ve cennet olan saçları dagıtın, dagıtın ki onların kokusu ile canlarda gül bahçeleri açılsın.<br />
• 0 saçlar dagılınca, sarap gibi kaynar, cosar durur ve onun pek güzel olan yüzünü halktan gizler. 0 saçları çözün,<br />
dagıtın, dagıtın da o saçların hos kokusu ile sarhos olsun, sarhosca neselensin, parlasın.<br />
• Zavallı gönül onun saçlarının kıvrımları arasında kayboldu. Kaybolan gönlü bulabilmek için o saçları dagıtın, perisan<br />
edin.<br />
"Fuzulî merhum bir beytinde söyle der:<br />
"Asiyan-ı mürg-ı dil zülf-i perisanındadır.<br />
Kande olsam ey peri. gönlüm senin yanındadır."<br />
(Gönül kusunun yuvası senin dagınık, perisan saçlarının arasındadır./ Ey peri! Nerde olursam olayım, benim gönlüm<br />
senin yanındadır.)<br />
624. Senin askınla oynayan her zerre sevke gelseydi, kucagını açsaydı,<br />
günes zerrelerin kucagına sıgmazdı.<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´Olün<br />
(c. III, 1238)<br />
• Bugün, gönlün hali pek hos. Çünkü sen, dün benim gönlümün kanını içmistin.<br />
• Dün ay yüzünü göstermistin, bugünse binlerce sekle bürünüyor, gönlünü binlerce örtülerle örtüyorsun.<br />
• Gönül, o gözün önünde secdeler ediyor. Canımsa onun güzel kulagına, bir halka olmus asılmıs.<br />
• "Her an aklını basına al !" diye isaret ediyorsun. Aklı, fıkri olmayandan, akıl, fikir mi istiyorsun<br />
• Ben, senin zurnanım, benden söyle; ben sensin. Senin zurnaya üfürdügün nefesi ben vermedeyim. Cosmayacaksan<br />
cosma!<br />
• Senin korkundan arslan bile kedi gibi olmus, sabır ise fare gibi tuzaga düsmüs, gizlenmis.<br />
• Senin askınla oynayan her zerre, sevke gelseydi de kucagını açsaydı, günes, zerrelerin kucaklarına sıgmazdı.<br />
• Ey zerre! Mademki günes seni almak istiyor. Veresiye para ile olsa da kendini ona sat gitsin.<br />
625. Bizi Hakk´a yükselten sema´ merdiveni, gögün damını da asar geçer.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatiin, Mefa´îliin, Fa´îlün<br />
(c. 111, 1295)<br />
• Gel, gel ki sen cansın, sema´ın canının canısın. Gel ki, sen sema´ bahçesinin, yürüyen selvisisin.<br />
• Yüz binlerce yıldızın gönlü senin yüzünden aydınlanmıstır. Gel ki, sen sema´ gögüne dogan bir aysın.<br />
• Gel ki can da, cihan da güzel yüzüne hayrandır. Gel ki, sen sema´ aleminde, sen sasılacak bir güzelsin, esi benzeri<br />
görülmemis, aziz bir varlıksın.<br />
• Sen, sema´a girince iki dünyadan da dısarı çıkarsın, zaten bu sema´ alemi, iki alemden de dısarıdadır.<br />
• Yedinci kat gögün damı, ötelerde, pek yücelerdedir. Fakat bizi Hakk´a yükselten ´ merdiveni, gögün damını da asar<br />
geçer. Bu damdan da yücedir.<br />
• Ondan baska ne varsa ayagınızın altına alın, ayagınızı vurun, ezin. Sema´ sizindir, siz de sema´ınsınız.<br />
• Zerrelerin kucakları günes ısıgı ile dolunca, hepsi de sessiz sedasız sema´a baslarlar.<br />
• Gel ki, Sems-i Tebrîzî askın süretidir, seklidir. Zira onun askından, sema´ın agzı, dudagı açıkta kaldı.<br />
626. Dediklerinin hepsi yalan!<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefu-îlü, Fa´ilat<br />
(c. III, 1299)<br />
• "Ask padisahı vefasızdır." diyorlar. Bu söz yalandır. "Senin çektigin ızdıraplar bitmez, senin keder gecenin sabahı<br />
yoktur. Sen gündüzü göremezsin." diyorlar, bu söz de yalan!<br />
• Asktan anlamayanlar bana diyorlar ki: "Ask için ne diye kendini öldürüyorsun Beden yok olduktan sonra hayat ve<br />
ask da yok olur, gider." Bu görüsler de yalan!<br />
• "Ask yüzünden gözyası dökmen anlamsız, gözünü kapayınca (ölüp gidince), artık sevgiliyi görmek, bulusmak<br />
imkansızdır." diyorlar. Böyle sözler de /alan!<br />
• Diyorlar ki: "Zaman geçip gitti. Biz de zamanımızı doldurduk. Yasamamız )itti. Biz ölünce bizim canımız, ötelere<br />
gitmez ki!" Bu söz de yalan!<br />
* Dogru yolu tutmayanlar, ask yolunda yürümeyenler diyorlar ki: "Kulun hakk´a varmasına da imkan yoktur!" Bu<br />
görüs de yalan!<br />
* Diyorlar ki: "Kula, gönül sırrını açmazlar, lütfedip kulu gönüllere almazlar, yukanlara çıkarmazlar." Bu düsünce de<br />
yalan!<br />
• "Balçıktan yaratılmıs olan insanın, gökyüzünde bulunanlarla, gök ehli ile dostluk kurmasına imkan yoktur." diyorlar.<br />
Bu sözler de yalan!<br />
• Diyorlar ki: "Rnsanın tertemiz ruhu, su topraktan yapılmıs olan yuvadan, ask kanatlarını açıp da havalanamaz,<br />
ötelere gidemez." Bu söz de yalan!<br />
627. Keskin kılıcını çek, haset edenlerin kanlarını dök!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilün, Müfte´ilün, Fa´iliin<br />
(c. III, 1304)<br />
• Bana sarap gerekmez, ben sarabın durusundan da, tortusundan da vazgeçtim. Ben kendi kanıma susamısım, nefisle<br />
savas zamanı geldi.<br />
• Keskin kılıcı kınından çek! Haset edenlerin kanlarını dök, ta ki bedensiz bas kendi bedeni etrafında çırpınarak dönüp<br />
dursun!<br />
• însan kellelerinden dag yap! Dökülen kanımızdan deniz meydana getir, ta ki toprak ve kum, akan kan damlalarını<br />
içsin!<br />
• Ey gönlümden haberdar olan! Yürü git, agzımı tutma, yoksa gönlüm yarılır da yarıgından kan fıskırır.<br />
• Bırak söyleyeyim, sözümden belki kavga çıkar ama kavgaya kulak verme, hiç aldırıs etme. Bizim saltanatımız ve<br />
kahrımız insanlar tarafından meydana gelmez.<br />
• Atesin gönlüne atılırım, atesine sevine sevine lokma olurum. Kibrit gibi olan canın göbegini neyin üstünde kestiler<br />
biliyor musunuz<br />
• Ates bizim oglumuzdur ve kanımıza susamıstır. Bizim bagımızla baglanmıstır. Aramızda ayrılık olmaması için, her<br />
ikimiz beraber bulunuruz.<br />
• Ates oduna der ki: "Git, sen siyahsın, ben beyazım." Odun da der ki: "Sen yanmıssın, ben yanmamısım,<br />
kurtulmusum."<br />
• Ne bu tarafta, ne de o tarafta yüz bulamaz. 0 da iki karanlık arasındaki siyahta gizlenir kalır.<br />
• 0 anka gibi bütün kusları geçmistir. Göklere yol bulamadı da o zavallı, Kaf dagında kaldı.<br />
• Ey fitne, karısıklık arayan, haydi kalk! Sendeki o idrak testisini tasa vur kır, ta ki hakîkat nehrinin suyunu onunla<br />
çekemezsin, tasıyamazsın. Senin kusurunu söyleyeyim.<br />
• Bedenleri toprak altında uyuyan, topragı bedenlerine yorgan edinen temiz ruhlar gibi artık biz de susalım.<br />
628. Bütün dünya, mevki, servet, söhret pesinde çırpınıp durmada.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1301)<br />
* Biz tenhaya çekilmis iki üç rind, bir tarafta toplandık. Yüz yüze gelmis agızlarını ota daldırmıs develer gibiyiz.<br />
* Sagdan soldan develer gibi agzı köpüre köpüre tama´ sarhosu biri gelmede.<br />
* Gam yemeyen her deve, bu agıla yol bulamaz. Çünkü onlar vadide, asagıdalar. Bizse yüce dagın tepesinde, en<br />
yüksek bir yerdeyiz.<br />
* Dünya deniz kesilse, biz o denizde Nuh´un gemisiyiz. Nuh´un gemisinin atmasına, kaybolmasına imkan var mıdır<br />
*Bütün dünya, mevki, servet, söhret pesinde çırpınıp durmada, dertlere düsmededir. Bizse bu kösede mutluyuz,<br />
hosuz, epeyce de saygılar görmedeyiz, nese ile mest olmadayız.<br />
• Arifler mest oldular. Ey hünerli, marifetli, güzel sesli çalgıcı! îçeriye gel, defi eline al, acele bir rubaî söyle!<br />
• Ormanda bir rüzgar estir, her selviye, her sögüde bir esinti yolla, yolla da sögütlerle selviler, çınarlar saf saf olarak<br />
bas sallasınlar.<br />
629. Tebrizli Sems´in atesi Hallac´ın dükkanına düstügü için<br />
Mansur sevinerek daragacına asılmıstır.<br />
Mefa´iliin, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilün<br />
(c. III, 1306)<br />
• Gel gel ki, sen arslansın, arslanların arslanısın. Sen nefsine esir olmus hayvanlardan degilsin. Çayırlıktan dısarı çık,<br />
gel nefsanî istekler ordusunun saflarını yar!<br />
• Medhinde ne söylerlerse hiçbiri yalan degil, ne derlerse dogrudur, hiçbiri de bos söz degildir.<br />
• Su dünya asıkları, canlarını dünya için, dünya malı için feda ettiler. Bense canımı canların canına feda ettim.<br />
• Her ne kadar canım ikbal Ka´besi ise de, binlerce can Ka´besi senin etrafında dönmekte, tavaf etmekteler.<br />
• Sır söylememek için agzımı kapadım. Ben gam anasının karnındaki çocuk gibiyim. Çünkü çocuklar annelerinin<br />
göbekleri ile kan emerek beslenirler.<br />
• Sen aklın aklısın, ben ise mest olmusum. Sana karsı hata ediyorum, fakat mestin hatası aklın aklı önünde<br />
bagıslanırmıs, affolunurmus.<br />
• Hudutsuz olan humarım, denizleri bile içsem geçmez. Çünkü senin askınla mest olanlara kaseler, sürahiler yetmez.<br />
• Ben senin askından baska bir yere sıgamam. Çünkü ask zümrüd-ı ankasının yeri Kaf dagıdır.<br />
• Ben Sems-i Tebrîzî´nin hallaç yayı yım. Sems´in atesi bu hallaç dükkanına düstügü için, Mansur hazretleri o askı<br />
tatmıs da sevine sevine daragacına asılmıstır.<br />
630. Ask devleti<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa-ilat<br />
(c. III, 1309)<br />
• Ey dünyada gönüller açan, gönüller kazanan ask devleti! Ey "Allah diledigini yapar." ayetinin sırrına mazhar olan ask<br />
ikbali!<br />
"Rbrahim Süresi, 14/27. ayet."<br />
• Ey askın cevrinde, cefasında gizlenen safa ve vefa! Ask devleti ne de hos, ne de güzel!<br />
• Ey candan da daha can olan ask yüzü, ask didarı! Ey candan da, yüksek mevki´den de üstün olan ask devleti!<br />
• Rhlastan da, gösteristen de kurtuldum da sunu anladım ki: Ihlasın da, gösterisin de canı ask devletiymis.<br />
• Eger günes dönüp dolasırsa, bu onun güçsüz olusundan, ayrı düsüsünden degildir. Ask devleti yerden yere konup<br />
göçmektedir.<br />
• Halk her iste "Sonu hayır olsun." der. Bizim sonumuz ask devletidir.<br />
• Ben sustum, agzımı kapadım. Çünkü ask devleti Allaha gönül vermis kisilerin gönüllerinde kanat açtı.<br />
• Dua zenbil gibidir. Bu varlık, bu devlet ise Mekke daglarında el açıp yalvaran Halil îbrahim´dir. Fakat ask devleti<br />
duaya bile çıkmaz.<br />
• Ask birliktir. Burada iki yok, ya sen varsın, ya ask, ya da ask devleti var.<br />
631. Aziz Peygamberim, ben ask hastasıyım, aglayıp inliyorum.<br />
Ben hangi çareye bas vurayım<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ülün<br />
(c. III, 1310)<br />
• Ey Hakk´ın ilhamı ile konusan, ey hakîkatler gözü, ey su ateslerle denizde, yani kötülüklerle, zulümle, belalarla dolu<br />
dünyada insanların kurtulmasına çare olan aziz varlık!<br />
• Sen çok kadim bir pîrsin. Senin evveline evvel yok! Sen esi ve benzeri olmayan bir mana padisahısın! Canların<br />
elinden tutan, onları dünya sevgisinden, nefsanî arzular afetinden kurtulmalarına yardım eden sensin!<br />
• Can verme yolunda canlan avlayan sensin. Ah! Bir bilinse ki su avlar arasında avlanmaya layık olan kimin canıdır<br />
• Mahluk da kim oluyor ki senin askından bahsetsin. Allah´ın celal, ululuk nuru bile senin cemaline, senin güzelligine<br />
asık!<br />
• Diyorsun ki: "Ben o aska avlandım, ben ask hastasıyım, aglayıp inliyorum. Ey nazik, ey hünerli hekim! Ben hangi<br />
çareye bas vurayım "<br />
• Lutfun; "Gel!" diyor, kahrın "Git!" diyor. Bu ikisinden hangisi daha dogru, hangisi dogru sözlü, hangisi gerçek; bize<br />
bir haber ver!<br />
632. Ey asıga bir elçi gibi gönderen ve onun vasıtasıyla aska davet eden sevgili!<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1307)<br />
• Ey asıgın en yakın dostu, ey asıgın derdini dert edinen, gamını gam edinen dost, ey asıgın gözü, çeragı ve yarı!<br />
• Ey asıgın saglıgının ilacı, ey zayıflamıs bedenine deva olan sevgili!<br />
• Ey rahmet padisahlıgı, ey asıkların gönlünü kapan, kararını alan güzel!<br />
• Ey hayalini asıga bir elçi gibi gönderen ve onun vasıtasıyla aska davet eden sevgili!<br />
• Asıgın hüngür hüngür aglayısı senin onu çekisindendir.<br />
• Asıgın bütün isi, gücü, davranısı senin buyrugunla, senin dileginledir.<br />
• Nice zamandan beri geceleri asıgın utangaç gözünde uyku karar kılmamıstır.<br />
• Nice zamandan beri asıgın kucagı göz yaslarından denize dönmüstür.<br />
• Fakat asıgın derdine çare bulan, gamı ile gamlanan sen olduktan sonra bunlann ne ziyanı var<br />
633. Askı akıl göremez, askı ancak askın uyanık gözü görür.<br />
Müfte´ilün, Fa´iliin, Müfte´iliin, Fa´ilün<br />
(c. III, 1311)<br />
• Yine Kaf dagından ask ankası geldi. Yine candan askın naraları, hey heyleri yükselmeye basladı.<br />
• Ask, akıl sandalını ask denizinde kırmak için timsah gibi yine basını dısarı çıkardı.<br />
• Yokluk temiz gönüllere gögsünü açmıstır. Sen Tur dagının içinde, askın parlak sinesini gör!<br />
• Asıkların gönül kusları, yine kanatlarını açtılar. Gönül kafesi içindeki uçsuz bucaksız ask aleminde uçmaya basladılar.<br />
• Fitne, ayaklanma, karısıklık çıkarma aklın alameti idi. Akıl gitti, bir tarafa oturdu. Sen simdi her tarafta askın<br />
ayaklanmasını, askın fitnelerini gör!<br />
• Akıl bir ates gördü: "Rste bu asktır." dedi. Hayır! Askı akıl göremez, askı ancak askın uyanık gözü görür.<br />
• Ask agızsız, dilsiz, sessiz sedasız feryad ederek dedi ki: "Ey gönül! Sen yükseklerde uç da, askın yüksekligini gör!"<br />
634. 0 yakut sarabı getir ki, kıvılcımlarından ruh madenlerine atesler düssün.<br />
Mefa´îliin, Fe´ilatiin, , Fe´ilün<br />
(c. III, 1312)<br />
• 0 tatlı dilli sevgili, bir yolunu bulup beni aldattı. Dedi ki: "Kalk, akik kadehi eline al, bana yeni bir siir söyle!"<br />
• Ben kendi sakimin kölesiyim. îsvelerinin tutkunuyum. Çünkü sükür hos yasayısın lezzetidir. Sarap da güzel<br />
arkadastır.<br />
• Asıklıkla, mestlikle seçilmis kisiler ne güzel kisilerdir. Onlar çerag gibi geceleri aydınlatırlar, gündüzleri de günes<br />
gibidirler.<br />
• Siz ve iyiden, kötüden ne murad ettinizse, neyi diledinizse onların hepsi sizin olsun. Sakînin kaldıgı yer ve sarap<br />
kadehleri de benim olsun.<br />
• 0 yakut sarabı getir ki kıvılcımlarından ruh madenlerine atesler düssün, yüz binlerce coskun yangınlar olsun.<br />
• Askın kemali sevgili ile içli dıslı olmaktır. Kavrulmus un ile yagın birlesmesi gibi.<br />
• Toprak Allah´ın lütfettigi tertemiz hakîkatlerle içli dıslı olunca, o basarıyı daima sükran secdeleri ile karsılar ve<br />
canlılara çesitli nimetler dogurur, bagıslar.<br />
635. Sevgilim, ayrılık pek zor, hele birbirine sarıldıktan sonra gelen ayrılık!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1313)<br />
• Canına ve basına and veriyorum, dogru söyle! Lütufta, güzellikte neden dünyada sen teksin; esin benzerin yok<br />
• Senin günes gibi parlak olan yüzün insana ayrılıgı olmayan kavusma gülünü bagıslar.<br />
• Ben senin için herkesten gönlümü çekeyim, herkesi gönlümden söküp atayım. Senin vefana kavusmak için kendimi<br />
tamamıyla sana vereyim, sana hizmet edeyim.<br />
• Fakat bana kızıp da: "Yürü, git, sabret!" dersen, iste o zaman bu emri yerine getirmeye gücüm, kuvvetim yetmez.<br />
Bu yerine getirilmesi imkansız olan bir teklif olur.<br />
• Ey sevgili! Ayrılık pek zor, hele birbirine sarıldıktan, dudak dudaga öpüstükten sonra gelen ayrılık!<br />
• Mademki ruh aklın babası ve annesidir, ben senin gönlüne girip sevgini kazanırsam, benim aklım da, ruhum da sen<br />
olursun.<br />
• Bütün asıklar seni hayal ederler. Bu yüzdendir ki sen bir tane degilsin, bu yüzdendir ki asıklarının gönül perdeleri<br />
ardında nice ay yüzlü, seker dudaklı, gümüs baldırlı güzellerin hepsi de sensin.<br />
636. Elini agzımın üstüne koydu; "Sus" demek istedi. Ama gözleri;<br />
"Asık sevgilisini yalnız görünce ne yapmak isterse sen de gizlice onu yap!" diyordu.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliın, Mefa´îlün, Mefa´îliin<br />
(c. III, 1314)<br />
• Sevgilim gönül alıcı, sevimli edalarla gizlice içeri girdi. Asıkların kanlarını döken, o güzeller geceleyin gizlice yanıma<br />
geldi.<br />
• Elini agzımın üstüne koydu: "Sus, sesini çıkarma!" demek istedi. Gözleri ise: "Asık sevgilisini yalnız görünce ne<br />
yapmak isterse, sen de gizlice onu yap!" diyordu.<br />
• Onun bu lütfu beni sarhos etti. Dayanamadım, onun gül bahçesinin kapısnı kırdım, bahçeye girdim, o bahçeden<br />
gizlice çok hos kokulu güller çalıp duruldum.<br />
• Sonra ona dedim ki: "Sevgılim sen mademki bu kadar kurnaz ve gönül alıcısın, ne olur gizlice bir kurnazlık yap!"<br />
• 0 güzel dudaklarını kulagımın üstüne koy! Gerçi simdi gecedir, tenhayız kimse duymaz ama yine sen dudaklarını<br />
kulagıma o kadar sıkı yapıstırır ki´ rüzgar bile gizlice o sırları duymasın.<br />
• Ey ay parçası ne olur! Asıgı kendinden geçiren, öldüren o sırları bu gece söyle, susma, gönüldeki isret çenginin neva<br />
tellerine gizlice dokun!<br />
• Ey gülüp duran sevgili, ey cana can katan dilber. Sekerler saçan o iki yakut dudagından sadaka olarak gizlice bir<br />
öpücük ver!<br />
• Bütün dedi koducuların hepsi de sarhos olmuslar, hepsi de uyuyup kalmıslar. "Evet" dedi ama, bu sarhosların<br />
arasında biri var ki, o gizlice uyanıktır.<br />
637. Ey nazlı dilber! Gönül yapmaya, gönül almaya bak!<br />
Maldan mülkten ayrıldıgın zaman seninle yalnız gönül kalacaktır.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. 111, 1316)<br />
* Ey perçem,;ey yüzündeki ben, ey göz, ey bilezikli nazik ayak! Gidiniz, gidiniz, siz mademki asık degilsiniz, sizi<br />
sevmiyorum, istemiyorum.<br />
*Siz bu halde iken, asktan haberiniz yokken, o saçların, o kıvrım kıvrım kaküller nasıl olur da ölüm korkusu ile<br />
kıvranacak 0 kollar, o kanatlar, nasıl olur da göge uçup havalanacak<br />
*Ev nazlı, ey nazik gönüllü dilber! Gönül yapmaya, gönül almaya bak! Mal, mülk altın ve gümüsten ayrıldıgın zaman<br />
seninle yalnız "gönül" kalır. ne diye kırık dökük bir hale gelirsin, ne diye gönlünü daraltırsın. Ey gönlü igne gözü gibi<br />
daralmıs kisi, beli bükülmüs kisi!<br />
• Ben gece seni rüyamda gördüm, mest bir halde, hos bir halde idin. Gökvüzünde gezip duruyordun. Hem de öyle<br />
olacak, bu rüya dogru çıkacak.<br />
• Gökte hem geziyordun hem de: "Ey zühre yıldızı" diyordun, "Bana bak, beni seyret. Mest bir haldeyim. Senin<br />
tesirinden kurtuldum. Artık sen bana bir sey yapamazsın"<br />
• Hem dervislik, aynı zamanda dert, elem! Sarap da az mı az. Yürü git, erkekçesine bir ay yüzlüye bir sene olsun<br />
hizmet et de su dertlerden kurtul!<br />
638. Aslında sen hem asıksın, hem de ma´suksun.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. 111, 1315)<br />
*Rste gözlerden yakut gibi yaslar döküldü. Ne oldugu bir türlü bilinemeyen askın, ne oldugu bilinemeyen hali budur.<br />
Bu göz yasları niçin akıyor, bilinemez.<br />
*Sevilenlerin rengini gör, sevenlerin rengine bak! Bu iki güzel renk, iste o rengi olmayan candan .<br />
• Gökyüzü de her an yeryüzüne, su kara topraga binlerce renk bagıslar, ama bu renkler ne yeryüzünün rengine<br />
benzer, ne de gökyüzünün.<br />
• Çünkü rengin aslı renksizdir. Nakısın aslı nakıssızdır. Çünkü harfin aslı harfsizdir, nakdin aslı madendir.<br />
• Aslında sen hem asıksın, hem de ma´suksun. Bu her ikisini de arayan, isteyen de sensin, aranan istenen de sen!<br />
Ama ona buna hasedinden ötürü kat kat olmussun da durumu anlayamıyorsun.<br />
• Sen ab-ı hayat kırbasısın, ama hasedin kırbanın agzını baglamıs, iste bu yüzdendir ki amansız askın tesiri ile can<br />
inlemede, agız da susmadadır.<br />
• Seher vaktinde kusların feryadları, susanlardan, mezarlarda uyuyanlardan gelen bir elçidir. Cihan da sessizce inliyor.<br />
iste agız o iniltinin bir nisanıdır.<br />
• Eger sen sevgiliye av olmadınsa, söyle senin bu kararsızlıgın nedendir Bir su degirmenini döner gördün mü; bil ki<br />
iste orada akar bir su vardır.<br />
• Canım, bana; "Sus, beni incitme!" diye isaret ediyor. Susuyorum, ben canımın fermanının kölesiyim. îste sözü<br />
bıraktım.<br />
639. Bedenimle yanında degilim ama, ruhum ve gönlüm senin yanındalar.<br />
Fa´ilatün, Mefu´îlün, Fe´ilün<br />
(c. III, 1323)<br />
• Ey cihanın zarif, kibar, nazik, güzel varlıgı! Sana selamlar olsun, esenlikler olsun. Senin hastalıgın da sendendir,<br />
saglıgın da sendendir, bundan süphe etme!<br />
• Derde düsmüs kulunun devası nedir Söyle: "Lütfedip dudaklarından bir öpücük bagıslamak!"<br />
• Senden harfsiz, sözsüz bir ses seda çıkmıyorsa da, dünya nasıl oluyor da "Lebbeyk" (=Ne istiyorsun) sedaları ile<br />
dolu<br />
• Bedenimle yanında degilim, sana hizmette bulunamıyorum, ama ruhum ile gönlüm senin yanındadır, sendedirler.<br />
640. Su canı cansız bırakma! Bedenindeki canı bilmezlikten gelerek<br />
hayvanlar gibi cansız yasama!<br />
Mefulü, Mefa´îliin, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1317)<br />
• Su yalancı beye bak! Süslü egerini vurmus, ata kurulmus, gösteris pesinde. Basına da altınlarla süslenmis bir sarık<br />
sarmıs.<br />
• 0 kendini öyle güçlü görüyor ki ölümü bile inkar ediyor da; "Ecel neredeymis, gelsin bakalım!" diye söylenip duruyor.<br />
Ölüm ise; "îste ben buradayım!" diyor ve altı yönden ona kosup geliyor.<br />
• Ecel ona der ki: "Ey esek! Nerede o debdebe, nerede o satafat, nerede o ihtisamlı yürüyüsün Nerede o büyük<br />
burun, o kendini büyük görüsün Nerede o kinin, nefretin "<br />
• "Nerede o etrafını alan güzeller, nerede zevk ve safa, o cümbüsler, o kus tüyünden yatak, halıyı kilimi kimlere<br />
verdin Simdi yastıgın da toprak, dösegin de."<br />
• Asırı derecede yemeyi içmeyi bırak, uyuyup rahat etmeyi azalt! Gerçek dini ara da debdebeden, ihtisamdan,<br />
gösterisli merasimlerden uzak, ebedîlige eris!<br />
• Ey ilahi! înciyi gübre içine düsürmüs zavallı, su canı cansız bırakma! Bedenindeki canı bilmemezlikten gelip<br />
hayvanlar gibi cansız yasama! Allah´ın verdiği su ekmegi gübre haline sokma!<br />
• Biz inci aramak için su gübrelige girmisiz, kapanmısız. Ey kendini gören, kendini begenen, ey bas çekip gururlanan<br />
gafil! Sen de basını, belini bük de inci ara!<br />
• Allah erini görünce, insanlıkta bulun, ona yardım et, eziyete, sıkıntıya, belalara ugrayınca sabret, yüzünü !<br />
• Ey beden! Benim bu sözlerim, kendimi kınamam içindir. Siirin basında geçen bey de benim. Bilmiyorum ki ben, ne<br />
zamana kadar sundan bundan, iyiden kötüden bahsedip duracagım.<br />
641 Sana selamlar olsun!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1318)<br />
• Ey can! Her günün baslangıcında sana yüzlerce selam! Sevgilim söylerken de, susarken de sana esenlikler, selamlar<br />
olsun!<br />
• Can bakımından bastanbasa tertemizsin ama, beden bakımından tamamıyla gösteristen, hileden ibaretsin. Sen<br />
gülsün, dertlere devasın, dikenden sana esenlikler, selamlar olsun!<br />
• Ben bir Türküm, sarhosum. Türk gibi silah kusandım, köye girdim, köy agasına dedim ki: "Sana esenlikler, selamlar<br />
olsun"<br />
• 0 elime bir kadeh sarap verdi ve dedi ki: "Bu tanınmıs, sevilmis emaneti iyi tut, aklını basına al, bunun kıymetini bil,<br />
sana esenlikler, selamlar olsun!"<br />
• Ben deliyim, divaneyim. Halil îbrahim (a.s.) gibi atesler içinde yandıgım halde, durumdan sikayetçi degilim.<br />
Cehennemin kapıcısı Malik´e; "Sana esen-ikler, selamlar olsun!" derim.<br />
• Dısarda iken herkese selamlar ediyorum, alem selamımla doldu. Sevgili ile magraya girince de; "Sana esenlikler,<br />
selamlar olsun!" derim.<br />
• Dünyada görünen bütün sekillerde, süretlerde büyük sanatkarlar tarafından ortaya konmus bütün saheserlerde onun<br />
sanatı var, hersey onun ilhamıyla vapılmıstır. Dolayısıyla onun eseridir. Ey yuvasında istirahata çekilmis çalıskan karınca!<br />
Gecen hayırlı olsun, hos geçsin. Ey yılan! Sana da esenlikler, selamlar olsun´.<br />
• Bütün yarattıklarını sevdigin, onlara çesitli ihsanlarda, lütuflarda bulundugun gibi, yarattıkların, bütün varlıklar seni<br />
sevmekte ve tesbih etmektedirler. Davud (a.s.) tahtı üstünde; "Canım sana feda olsun!" der. Hallac-ı Mansur hazretleri de<br />
daragacında; "Sana esenlikler olsun, selamlar olsun Rabbim!" diye seslenir.<br />
• Sana müstak olan, seni çok özleyen, senden hiçbir sey istemeksizin, hiçbir seyi arzu etmeksizin sana candan selam<br />
verir. îhtiyacı olan da çaresizlik içinde: "Sana selamlar olsun!" der.<br />
• Padisahlar merasimler tertip ederler; davullarla, bayraklarla sana selam verirler. Hastalar ızdıraplar içinde, atesler<br />
içinde kurumus agızlarında dillerini zorluklarla oynatarak seni hatırlarlar, sana selamlar yollarlar.<br />
• Can sarabını içince, meyhaneciye elbisemi rehin olarak verdim. Senin askınla mest olmus biri beni görüp: "Sana<br />
selamlar olsun!" demesi üzerine ben bütün varımdan, yogumdan soyundum.<br />
• Bu sene senin ay yüzünden öyle hos, öyle mutlu ki, gurura kapılmıs da geçen seneye yüzünü döndürüp: "Sana<br />
selamlar olsun!" diyemiyor.<br />
• Senin mızrabının vurusundan duydugu zevkten ötürü felegin çengi öyle kendinden geçmis ki, her an basını çengin<br />
üstüne egiyor da: "Ey tel!" diyor "Sana esenlikler, sana selamlar olsun!"<br />
642. Akıl, dîvane gönlü kendisi ile savasta görünce dısarı fırladı.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilün<br />
(c. III, 1332)<br />
• Tövbe, topal ayakla sefere çıktı. Sabır da dar bir kuyunun içine bas asagı düstü.<br />
• Çeng, sesler çıkarmaya baslayınca, ben ve sakîden baska kimse kalmadı.<br />
• Akıl, dîvane gönlü kendisi ile savasta görünce, dısarı fırlayıp gitti.<br />
• Ask meyhanesinin sadrı, en yüksek yeri, yüksek makam hırsından, namdan söhretten kendisini kurtaranlar içindir.<br />
• Gönlünü dünya hırsından, düsünceden kurtarıp da onu rahata kavusturan kimse, timsahın sırtını kendisine gemi<br />
yapar.<br />
643. Akıl, aska karsı sasırır kalır, can ise abdallasır.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1331)<br />
• Kimin gönlünde bu asktan eser yoksa, o Allahın nazarında çer çöptür, tastır, topraktır.<br />
"Esrar Dede merhum:<br />
"Bir sînede kim nar-ı nnuhabbet eseri yok!<br />
Zulmettedir ol nür-ı Hüdadan haberi yok!"<br />
(Bir gönülde sevgi atesi, ask yoksa, o gönül karanlıklarda kalmıstır. Allahın nurundan haberi yoktur!) diye söylemislir.<br />
• Ask tasın gönlünden su fıskırtır. Ask gönül aynasındaki tozu, topragı giderir.<br />
• Kafirlik Hakk´ın. "Celal" isminin tecellîsi geregi savasmaya, insanları birbirine kırdırmaya geldi. îman ise Hakk´ın<br />
"Cemal" isminin tecellîsi geregi barısmaya, insanları birbirine sevdirmeye geldi. Fakat ask, savası da, barısı da atese<br />
vermek için geldi.<br />
• Ask gönül denizinden bas kaldırır, agzını açarsa, timsah gibi iki dünyayı da yutuverir.<br />
• Ask arslan gibidir. Ne hîledir, ne de kurnazlıktır. 0 bazen tilkilesip, bazen kaplanlasmaz.<br />
• Asktan yardım üstüne yardım gelince, can kapkaranlık, dapdaracık bedenden kurtulur.<br />
• Ask daha baslangıçta bile bastan basa saskınlıktır, hayran olmaktır. Akıl aska karsı sasırır kalır. Can ise abdallasır.<br />
• Ey seher rüzgarı! Benim gönlüm bende degil Tebriz´dedir. Daima eserek Sems hazretlerine bizim hizmetimizi bildir.<br />
644. Karanlık gecenin zenci sakîsinin sundugu görünmez uyku kadehi ile insanlar<br />
kendilerinden geçmislerdir.<br />
Fe´ulün, Fe´ulün, Pe´ülün, Fe´ul<br />
(c. 111, 1330)<br />
• Ey güzel varlık! Durmadan, dinlenmeden sarap kadehini döndür, bizlere sun! Meclis kurulmus, çeng çalmada, sazlar<br />
nagmelenmede, inlemede.<br />
• Fakat bu meclis üzüm sarabı içenlerin meclisi degildir. Bu meclis ruhların rneclisi, sakîmiz de gayb aleminin sakîsi,<br />
meclistekiler gayb aleminin kokusunu almada, fakat bir renk görmemedeler.<br />
• Sen bu meclise gel de bir katre kanda gönül sahrasını seyret 0 daracık yerde uçsuz bucaksız bir sahra.<br />
• Hakk´ın askı ile mest olmus kisilere durmadan sarap sun! Çünkü orada kavga yoktur, sevgi vardır.<br />
• Ezel meclisinde elest gününde, Allah, onlara öyle bir sevgi kadehi göstermistir ki; onlar bu dünya günesinin kadehini,<br />
yani üzüm suyu sarabının kadehini ellerine almayı ayıp bilirler, günah sayarlar.<br />
• Sen diyorsun ki: "Elsiz sisesiz sunulan sarabı kim görmüstür Böyle sarap olur mu "<br />
• Sen su gece yarısında düsün, seyret de gör! Karanlık gecenin zenci sakisinin sundugu uyku kadehi ile insanlar<br />
sarhos olmuslar, kendilerinden geçmisler, yataklara serilmisler.<br />
645. Düsünce ile gönül birbirlerine öfkeli oldukları halde, beden sehrinde beraber kalıyorlar.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1324)<br />
• Uykudan uyan kalk, çengi düzene koy! 0 ay yüzlü, gül renkli fitneyi yürüt!<br />
• Ask ne uyku bıraktı, ne sabır. Ask ne nam bıraktı, ne de ar!<br />
• Akıl binlerce hırkayı yırttı. Edep binlerce fersah uzaklara kaçtı.<br />
• Düsünce ile gönül öfkeli oldukları halde beden sehrinde beraber kalıyorlar. Halbuki ay ve yıldızlar kıskançlıklarından<br />
ötürü birbirleri ile savasa girdiler.<br />
• Yıldız savasa girmis, ayrılıgı yüzünden bu alem ona dar gelmeye baslamıs.<br />
* Ay diyor ki: "Onun günesi olmadıktan sonra, ben neden bosubosuna gökyüzünde solgun hüzünlü ısıklar yayarak<br />
gezip duracagım."<br />
• Varlık pazarı onun akiki olamadıktan sonra, varsın harap olsun, tas üstüne tas kalmasın.<br />
• Ey binlerce ada, sana sahip, ey kadehi güzel ask, binlerce fikir sahibine, hünerli kisilere fikir bagıslayan, hüner ihsan<br />
eden ask! Bütün dünya sanatkarları senden ilham almada, senin tesirinle eserler ortaya koymaktadırlar. Bütün güzel<br />
saheserlerin ortaya konulmasına sebep olan sensin.<br />
646. Bütün kainat, bütün varlıklar gönlün mestidir.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlun, Müfte´ilün, Mefu´îlün<br />
(c. III, 1336)<br />
• Bir gece gönlün selamını almak arzusu ile kapısını çaldım. îçerden; "Kimdir o " sesi geldi. "Kapıyı çalan senin<br />
gönlünün kölesidir!" dedim.<br />
• 0 içerdeki ay yüzlünün nurunun su´lesi; "Kapının aralıgından yol üstüne, gönüle, göze düstü.<br />
• Gönül mahallesi gönlün yüzünün dalga dalga nuru ile doldu. Her taraf nurlandı. Günes ile ay, gönlün degersiz birer<br />
kadehi oldular.<br />
• Gönülden bir haber gelince, gökyüzüne bir gürültü düstü. Varlık, kainat eline bir mesale aldı. Halk, duygularının<br />
zincirinden kurtuldu.<br />
• Her tarafı göz kamastıran, sasılacak bir nur kapladı. Kürsü de, ars da gönlün nuru ile aydınlandı. Ruh gönlün<br />
selamını almak için kapısının önüne oturmus, gönül damını gözlüyordu.<br />
• Kalender, insan degildir. Rste sana kısa, özlü bir söz: 0 bastan basa bakıstır, görüstür. Gönül susarak konusur.<br />
• Bütün kainat, varlıklar, gönlün sarhosu, gönlün ! Dokuz gögün konakları, gönle ancak iki adımlık yoldur.<br />
647. Ey gönül! Canlar senin parıltından meydana gelmis gölgelerdir.<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün<br />
(c. III, 1359)<br />
• Ey gönül, ben o tertemiz yüze, o güzel yüze bakınca kendimden geçtim. Ona dedim ki: "Ne kadar da güzelsin!<br />
Sende ilahî bir güzellik var."<br />
• Binlerce günes, binlerce göz, binlerce çerag senin kulundur, kölendir. Ey gönül! Canlar senin parıltından meydana<br />
gelmis gölgelerdir.<br />
• Ey gönül! Güzellik zamanla gelir geçer, sonu yoktur. Halbuki senin güzelligin zamanı da astı, sonu da astı.<br />
• Ey gönül! Periler, cinler önüne geldiler, sana hizmet etmek istediler. Melek de, yıldız da, gökyüzü de sana secde<br />
ediyorlar.<br />
• Hangi gönülde senin kulun ve kölen olduguna dair bir damga, bir isaret yok Hangi dert, hangi gam vardır ki sen ona<br />
derman olmayasın<br />
• Ey gönül! Zevallı olmayan hazineler senin emrinde. Yokluk aleminde hangi hazine vardır ki senin olmasın<br />
• Ey gönül! Senin askınla yanıp yakılanlara bak! Onlardan yüz çevirme! çünkü bakıslarında yanıp yakılmayı gideren, ne<br />
gözler, ne devalar vardır.<br />
648. Su kara topraktan biten çiçeklerde onun güzelliginin akisleri vardır.<br />
Mefa´îlün. Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. 111, 1339)<br />
• Ey gönül! Ay yüzlü güzelim, lütuf üstüne lütuflarda bulunuyor. Bu yüzden bir yerde duramıyorum, kararsızım.<br />
Gönlüm ab-ı hayat kaynagında, bedenim lale bahçesinde.<br />
• Ey gönül! Gel de gör! 0 bahçede her agacın gölgesi altında gönülleri çeken ay yüzlü bir güzel, gül yanaklı sevimli bir<br />
dilber; oturmus, padisahın yüzünü görmek için bekliyorlar.<br />
• Ey gönül! 0 öyle bir padisah ki, ruh güzellerinin de, beden güzellerinin de kendi güzelliginin askından sevda<br />
kıvılcımları düsürmüs.<br />
• Ey gönül! 0 büyük yaratıcı, narın içindeki taneler gibi kullarının gönüllerine neseler, ümitler doldurmus.<br />
• Ey gönül! Padisahın güzellere, kendi öz kadehi ile sarap sundugu o halvette Ruhulemin bekçidir, Hızır da perdecidir.<br />
• Ey gönül! Onun en degersiz kulu, o meclisten mest olarak çıkınca, artık o dünya malına, zenginlige, mevkiye,<br />
söhrete yukardan bakar, onlara hiç önem vermez.<br />
• Ey gönül! Sen bu cihanı onun bahçesi olarak bil! Herkes, her varlık bu bahçede rızkını, nasibini bulmaktadır. Bu<br />
alemi de onun pek büyük bir magarası say! Onun lütfu, ihsanı geldigi zaman seni o karanlık magradan dısarı çıkarır.<br />
• Çıkarır da "toprak-su-hava-ates" birlesigi içinde sana ne gül bahçeleri, reyhanları, türlü türlü sakayık çiçekleri,<br />
menekseler, laleler hazırlar.<br />
• Su kara topraktan biten, baskaldıran çiçeklerde onun güzelliginin akisleri vardır. Onların hepsi de onun lütfu ile<br />
bitmedeler. Sen burada topraktan çıkan mahsülleri yemekle mesgulsün. Sanki toprak yiyorsun. Halbuki senin rızkın<br />
göklerdedir. Ey gönül! Senin burada ne isin<br />
• Ey gönül! 0 padisahlar padisahının askı ile el çırp, oyna! Onun bir öpücügüne nail olabilirsen, dünyanın bütün<br />
belaları, bütün felaketleri def olur gider.<br />
• Ey gönül! Simdi ayagımda ayrılık atesinden bir bag var! Çok da zayıf düstüm. Ama sevgiliyi andıgım zaman, onun<br />
askı ile mest olurum.<br />
• Ey gönül! Onun ask koparan sivesiyle aglayıp inlemeye baslar, çeng gibi binlerce nagme çıkarırım.<br />
649. Göklerden gelen ordunun saflar yaran saldınsı yüzünden,<br />
beden seytanlarının basları ezildi.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün<br />
(c. III, 1333)<br />
• Ey gönlü ihsan eden aziz varlık! Sen lütuflar sahibisin, ihsanlar sahibisin, gönüller avlıyorsun. Benim gönlüm senin<br />
yarattıgın güzellikler ile huzura kavusuyor.<br />
• Ey iki alemin de kendisine kul, köle oldugu üstün varlık! Biz senin ikramınla diriyiz. Ey adının verdiği hayatla gönlün<br />
adına can olan, onu dirilten aziz varlık!<br />
• Gönül, bedenin etrafında bir halka oldu, onu sardı. Gönlüm bedenimin hırkasını giydi. Sonunda her ikisi de sende<br />
gark oldu. Ey gönle lütuflarda bulunan güzel!<br />
• Ey gönül deryasının incisi! Senin karsında, canın da, gönlün de ne önemi var Gönül geceleri seninle aydınlıktır;<br />
gönlün gündüzleri de seninle mutludur.<br />
• "Akl-ı küll"ün dergahından davul sesleri geliyor. "Simdi gönlün fermanı hüküm sürmededir." deniyor. Ötelerden<br />
gökyüzü ordusu gelmede.<br />
"Akl-ı küll: Allahın kudretinden ilk önce ortaya çıkan akıl. Buna Hz nuru da denilir.<br />
• 0 ordunun kılıç vurusundan, padisahın düsmanlarını öldürüsünden ötürü, ovalar kanla doldu, yollarda kan akıyor.<br />
• Gök ordusunun saflar yaran saldırısı yüzünden beden seytanlarının basları ezildi. Padisahın namına hutbe okunmaya<br />
baslandı. Dîvan gönlün fermanları ile doldu.<br />
650. Ben can´ın boynunu bagladım, sevgilinin kapısına götürdüm de; "Bu, ask suçlusudur;<br />
sakın bunun suçunu bagıslama!" dedim.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. III, 1335)<br />
• "Bu gönül evinde bulunan kimdir " diye gece yarısı bagırdım. Bir ses; "îste benim!" dedi. "Sen kimsin " dedim.<br />
"Ay´ın da, günesin de yüzümü görüp utandıkları güzel benim!" dedi.<br />
• Bana; "Neden bu gönül evi böyle çesitli sekillerle, hayallerle dolu " dedi,. "Ey ay yüzüne dünya güzelinin bile hayran<br />
kaldıgı, haset ettigi dilber!" dedim. "0 gördügün sekillerin, hayallerin hepsi de oraya senden aksetmis."<br />
• "Peki!" dedi. "Su benim cigerimin kanına bulanmıs olan sekil de nedir " "Bu" dedim, "Benim seklim. Gönlü yaralı,<br />
ayagı beden balçıgına saplanmıs bu degersiz kulunun sekli."<br />
• Ben can´ın boynunu bagladım, sevgilinin kapısına götürdüm de; "Bu, ask suçlusudur, sakın bunun suçunu<br />
bagıslama!" dedim.<br />
• Sevgili bana bir ip ucu verdi. "Bu ask ipidir. Ucu fıtnelerle, hilelerle doludur. Bunu tut, çek, ben de çekeyim. Hem<br />
çek, hem de koparma!" dedi.<br />
651. Ey gönül! Sen aynada kendini egri görürsen, bu egrilik sendendir, aynadan degil.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. 111, 1337)<br />
• Ey yüzünü eksitmis sevgili! îsine karısmamam, "Neden yüzünü eksittin " dememem için, sanki yüzünün etrafına;<br />
"Sirke ne güzel katıktır!" diye yazan dost!<br />
• Yüzünün asıklıgını, eksiligini, dolayısıyla basına gelenlerden sikayetini bırakır da; kinden, hırstan bir iki adım<br />
uzaklasır da hilme, yumusaklıga, basa gelenlere razı olmaya dogru yaklasırsan, bal gibi olursun, kendinle beraber nice<br />
kisileri de tatlılastırırsın. Fakat sen çok tenbelsin, kemale dogru yürüyemiyorsun.<br />
• Aslında ben hata ettim, yanlıs gördüm, yanlıs söyledim. Zaten ben her zaman yanlıs isler yaparım. Ben senin gerçek<br />
yüzünü görebilseydim, gözüm böyle sası kalır mıydı<br />
• Ey gönül! Sen aynada kendini egri görürsen, bu egrilik sendendir. Egri alan sensin, ayna egri degil! Ayna her seyi<br />
dogru gösterir. Önce sen kendini dogrult!<br />
"Mevlana bir Mesnevî beytinde söyle buyurur<br />
"Seni görünce kendimi gördüm. Aferin beni bana gösteren aynaya!" (Mesnevî, c. VI, nr. 1085). Baskaları bizim için<br />
ayna gibi olunca, baskalarında gördügümüz kusur, kendi kusurumuzdur. 0 kusur onlara ait degildir."<br />
• Adamın biri kuyu basına gitmis de ayı kuyuda görmüs, ayın kuyuya düstügünü sanmıs. Ay ise gökyüzünden ona<br />
seslenmis; "Acele etme, yanlıs görme, ben buradayım." demis.<br />
• Sen ayı su kirli, alçak yeryüzünde arama! Yoklukta varlık olmaz. Bir adam Ebucehil karpuzu ekse, seker kamısı<br />
biçmez. însan ne ekti ise onu biçer.<br />
• Ey benim canım! Hosluk, güzellik varlıgını, benligini gidermektedir. Sense güzelligini varlıkta arıyorsun. 0 burada<br />
görünmez. Sen her seyi elde edebilecegin yerde ara!<br />
652. Öteki dünya gönül günesinden bir parıltı, bu dünya da gönül denizinden bir damla.<br />
Fa´ilatün. Fa´ilatün, Fa´ilat ,<br />
(c. III, 1346)<br />
• Ömrüm gönül sevdası ile geçti gitti. Benim gönül gamından bir korkum yok!<br />
• Gönül benim canıma saldırmak için kalkmıs gelmis. Cansa; "Bakalım gönlün meramı nedir Ne yapacak " diye<br />
oturmus kalmıs.<br />
• Gönül din halkasından kaçıyor da, güzellerin saçlarının büklümü halkasını yer ediniyor.<br />
"Fuzulî hazretleride:<br />
"Asiyan-ı mürg-ı dil zülf-i perisanındadır<br />
Kande olsam ey peri gönlüm senin yanındadır" demisti.<br />
• Gönlümle oynayanın, gönlümü perisan edenin etrafında dönüyorum, onu terk edemiyorum. Çünkü gönül kavgasında<br />
benim yardımıma kosacak ancak odur, baskası degil!<br />
• Sabah olsun da gönlün yüzünü bir defa olsun göreyim diye geceleri uykuyu gözlerime haram ettim.<br />
• Gönlün boyunu bosunu göreyim diye egilmekten boynum yay gibi oldu.<br />
• Öteki dünya gönül günesinin parıltısından bir parıltı, bu dünya ise gönül denizinden bir damla!<br />
• Agzını kapa, dudaklarını yum! Çünkü gönlün feryadları dilsiz, dudaksız olarak göklere yükselmede.<br />
653. Güllerin güzelliginden dikenler sarhos olur, gam gülmeye baslar.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün<br />
(c. 111, 1356)<br />
• Sevgili hiç beklenmedik bir zamanda, ansızın çıkar gelirse; ne mutluluktur! 0 güzelligiyle, kendisini çekemeyen<br />
güzelleri haset ateslerine yakarsa ne devlettir.<br />
• Dün sevgili tövbe eden binlerce kisinin tövbelerini güzelliginin etkisi ile bozdurmustu. Bugün de aynı sey olursa ne<br />
mutluluktur.<br />
• Ona gönül verenler, onu görmek ümidi ile grup grup kapısının önünde ;oturmuslar, beklesiyorlar. Lütufeder de<br />
onlara söyle bir görünürse ne mutluluktur.<br />
• 0 kılıçlar kusanmıs, savasa hazırlanmıs, ayrılık ordusunun içine dalsa da vuslat ordusunu zafere kavustursa ne<br />
mutluluk olur.<br />
• Binlerce güller açılır, onların güzelliginden dikenler sarhos olur. Bu durum carsısında gam bile güler, kahkahalar<br />
atmaya baslarsa bu ne saadettir.<br />
• Ask harekete geçince, beden çeviklesir. Acele hemen elsiz, ayaksız gökyüzünün etrafında kosmaya baslar. Bu ne<br />
saadettir<br />
654. Develer sarhos oldular.<br />
Fe´ilatiin, Fe´ilattln, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. 111, 1344)<br />
• Develer sarhos oldular. Simdi sen deve oyununu seyret! Kim sarhos deveden edep, bilgi ve ibadet bekler<br />
• Bizim bilgimiz onun yani Hakk´ın bilgisi, yolumuz onun caddesi, hararetimiz koç burcundan günesten degil, onun<br />
sıcak nefesi.<br />
•"Ruhumdan ruh üfürdüm." günü nefesi sana can verir.<br />
• Hakkın isi "0l emri ile oldurmaktır." Yaratısı sebeplere, vasıtalara baglı degildir-<br />
"Bu beyitte Bakara Süresi, 2/117. ve Hicr Süresi, 15/29. ayetlerine isaret var.<br />
• Biz bu Hakk yolunda nesrin ve karanfil çigneriz. Balçık çigneyen yani yerden biten otları, dikenleri yiyen bayagı<br />
develerden degiliz.<br />
• Balçık çigneyen develer bu dünyaya, su balçıga baglanıp kalmıslardır. Ruhumuzun, gönlümüzün balçıkla ne ilgisi var<br />
• Din mücizesini göstermek arzusu ile Hz. Salih´in duası dagın bagrından Allah devesini dogdurdu.<br />
"Hud Süresi, 11/64. ayetine isaret var."<br />
• Biz dogu tarafına da gitmeyiz batı tarafına da. Biz durmadan ezel günesine dogru adımlar atar dururuz.<br />
655. Bugün gönlüm yeni bir sevda ile baska bir renge boyandı.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün ,<br />
(c. III, 1341)<br />
• Allah´a hamdolsun, su gönül bugün dünden de daha beter bir halde, bugün gönlüm, yeni bir sevda ile baska bir<br />
renge boyandı.<br />
• Dün gönlüm gül fidanının altına oturmus, durmadan sarap içiyordu. 0 yüzden olacak, bugün bambaska bir halde.<br />
• Senin ask "ney"in bu perdesinde bir hayli bekledi. Gönlüm ask neyinin zevki ile tatlılastı, sekere döndü.<br />
• Ey ipek kaftanlar giyenen sevgili! Ben senin beline kemer gibi sarıldım.<br />
• Ey tatlılıklar, lezzetler denizi! Senin askından bu beden sedefe dönmüstür. Su gönül de o sedefin içindeki inci.<br />
• Her mü´minin benlik evi mademki senin askınla harap oldu, yıkıldı; bu kargasadan ötürü, bu gönül de her an benlik<br />
kapısından çıkıp, varlık damına yükseldi.<br />
• Tebrizli Sems, Hakk günesi gibi parıldıyor. Onun günesinin parıltısından su gönül seher vakti gibi olmustur.<br />
656. Gözyasları niçin akıyor;gönül atesini söndürmek için.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1351)<br />
• Sasılacak seydir ki; bu açık mesrepli güzellere, celal sahibi hakkın hareminde, has bahçelerde, çesme baslarında,<br />
çayırlık çimenlik yerlerde makamlar verildi´. Orada suhluklar, güzel yüzlere hırsızlamaca bakmalar helal sayıldı.<br />
• Yol kesmeyi, ancak yollan bilen becerir. Eve girmeyi, hile yapmayı güzellikten anlayan basarır.<br />
• Dünya ehli sanki örümcektir. Her biri de sinek avlar durur. Onlardan hiç bahsetme, bana usanç gelmesin.<br />
• Eve gizlenmis nefis hırsızını kim görür, kim söyler îlahi askla safran çiçegi gibi sararmıs bir yüz ile, berrak, duru su<br />
gibi olan göz yasları.<br />
• Gözyasları neden akıyor Gönül atesini söndürmek için. Yüz niçin sararır, solar îç alemini, gönül derdini anlatmak<br />
için.<br />
• Asıkların yanaklarına akan gözyasları, seni ayakkabıların çıkarıldıgı kapı yanındaki saftan alır; "Buradan hemen kalk,<br />
askın huzuruna git!" der.<br />
• Asıkların yüzlerinin sanlıgı, sevgilinin elma gibi kırmızı olan yanaklarının aynasıdır. Gözyasları ise, benlerinin ve<br />
yanak sayfalarının üzerine yazılar yazıyor.<br />
• Bu balçıktan, bu kara topraktan yaratılmıs yüzündeki bunca güzellikler, bunca eda ve cilveler, gayb alemindeki<br />
aydan parlayıp vuran kemal nurunun parıltısıdır.<br />
• Hele bir iki gün sabret, bu parıltı bütün güzellikleri ile, bütün nuru ile yine aslına gider, onunla birlesir.<br />
657. Kurak yere düsmüs balıgın kulagına dalga sesleri gelince,<br />
balık hemen sıçrayıp yurdu olan denize atlamaz mı<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün,<br />
(c. III, 1353)<br />
• Bütün kainatın ve varlıkların yaratıcısından, o celal ve cemal sahibinden ruha çok tatlı bir hitapla; "Gel!" denilince<br />
ruh, nasıl olup da kanatlanıp uçmaz<br />
• Duru, lekesiz denizden ayrılmıs, kurak yere düsmüs bir balıgın kulagına dalga sesleri gelirse, balık nasıl olur da<br />
hemen sıçrayıp asıl yurdu olan denize atlamaz<br />
• Davuldan ve davula vurulan tokmaktan "Geri dön!" haberini duyunca, dogan, nasıl olur da avı bırakıp gerisin geri<br />
sultana dogru uçmaz<br />
• Bu kadar latif, bu kadar güzel, sevimli ve can baglayıcı olan essiz varlıgı bulamayan, tanıyamayan ve sevemeyen<br />
kimse cidden ne zavallı, ne kötü, ne sapık bir kimsedir<br />
• Ey ruh kusu! Günahlarından temizlendin, nefsinin kafesinden kurtuldun, mana kanatların açıldı. Haydi geldigin yere,<br />
kendi vatanına dogru uç, uç!<br />
• Acı sudan ab-ı hayata dogru yollan! Esik dibinden, papuçlukta oturanlar arasından ayrıl, can meclisinin bas sedirine<br />
geç otur!<br />
• Ey can! Sen git, git ki biz de bu ayrılık cihanından o bulusma cihanına kavusalım.<br />
658. Gönlün vasıflarını saysam aklın almaz.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´fllün<br />
(c. III, 1342)<br />
• Su gönülde nasıl bir is yurdun, nasıl bir tezgahın var Su gönülde ne putlar yontuyorsun Ne putlar yapıyorsun<br />
• Bahar oldu, ekin zamanı geldi. Kimbilir sen su gönüle neler ekiyorsun<br />
• Allah´ım sen zahirde, dısarda yücelik, üstünlük perdesi ile örtündün, ama su gönülde apaçık meydandasın.<br />
• Gönül göklerden de yüce, göklerden de genis olmasaydı, su gönül ata binip gökleri dolasmazdı.<br />
• Gönül pek büyük bir sehir olmasaydı, bir padisah oraya sıgmazdı; o gönülde dolasmazdı.<br />
• Ey benim canım! Gönül sasılacak büyük bir ormandır. Sen de bu gönül ormanında av emirisin. Sen orada neler<br />
avlayacaksın<br />
• Gönül denizinden binlerce dalgalar cosar, köpürür. Sen de bu gönül denizinde inciler elde edersin.<br />
• Sustum. Artık gönül hakkında bir sey söylemeyecegim. Çünkü gönlün vasıflarını saysam, aklın almaz, gönül senin<br />
düsüncene sıgmaz.<br />
"Rbrahim Hakkı Erzurumî hazretleri de:<br />
"Vasf-ı lisan seninledir, vasfedemem gönül seni<br />
Nutk-ı beyan seninledir, vasfedemem gönül seni<br />
Asl-ı cihansın ey gönül, vasla mekansın ey gönül´<br />
Kevn n mekan seninledir, vasfedemem gönül seni" diye yazmıslardır. (Dîvan-ı Hakkı s. 181)<br />
659. Senin güzelligin ile, ruhlar huzura kavusur, bedenler de mest olur.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. 111, 1361)<br />
• Ey benim biricik güzelim! Senin ömrüne yemin edirim ki, kemal derecelerinde senin esin ve benzerin yoktur. Ey<br />
benim güvendigim, dayandıgım aziz varlık! Çok kederliyim, gamlara batmısım, artık kalk, gel!<br />
• Ey beni dertlerden kurtaranım, feraha çıkaranım! Ey benim enîsim, en yakın dostum! Ey meclisimizin ay´ı! Senin<br />
yüzün tam bir bedirdir, dolunaydır. Dudaklarının ıslaklıgı bana helal bir saraptır.<br />
• Senin ruhun vefa denizidir. Rengin ayrılık parıltısı, ömrüne yemin ederirn ki, günaha girmekten korkmasam, sana<br />
"Zülcelal sahibi Allah" derdim.<br />
• Alemdekilerin hepsini eritirsin. Hepsinin de kalpleri rahata kavusur, onların rnana gözleri açılır da görünmeyen<br />
seyleri görürler. Sevgilim senin hayalin bile çok latif, çok güzel!<br />
• Senin güzelligin ile insanların ruhları huzura kavusur. Bedenleri de mest olur. Onları ilahi sarabın büyük kadehlerle<br />
içildigi bir meclise oturtursun.<br />
• Ask hususunda gönle gelen bütün sorular ve cevaplar hep Hakk´tandır. 0 sorar, sonra kendi sorusuna kendisi cevap<br />
verir. Ben onun elinde bir rebab gibiyim. 0 bana sık sık mızrap vuruyor. Bana; "Rnle, agla!" diyor.<br />
660. Davul çalan olmadıkça, davul nasıl ses verir<br />
Mefa´îliin, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c. III, 1358)<br />
• Rlahî rahmet gönlün kulagına gizlice dedi ki: "Ne istersen yap, fakat bizden ayrı düsme, bizi unutma!"<br />
• Tıpkı gözle gündüz gibi; sen bizimsin, biz de seniniz. Ne diye bizden ayrılır, kötü isler yapan, kötü kisilerin yanına<br />
gidersin<br />
• Gönül dedi ki: "Sana darılmaya, senden incinmeye imkan var mıdır Davul çalan olmadıkça, davul nasıl ses verir "<br />
• Bütün dünya davuldur, sen de davul çalan! Bütün yollar zaten kapanmıs, seni bırakıp da nereye gidebilirler<br />
• Can kımıldamadıkça su zavallı beden kımıldayamaz. At hareket etmedikçe üstündeki, çul oynamaz.<br />
• Gönlün Allah arslanıdır, nefsin ise at. Akıl meydanı ata dar geldi de o daracık meydandan sıçradı "Söyle" alanına<br />
vardı.-<br />
"Söyle!": Kur´an´da bir çok sürelerin basında geçer. Dünyanın fanî, gelip geçici oldugu ayetlerle haber verilir, .<br />
• Sözden harften geç de su gibi nakıslar kabul eder ol, sekilden sekle gir´. Cünkü harf de dünyadandır, ses de´. Dünya<br />
da zaten bir köprüden ibarettir.<br />
661. Gül, can bahçesinden gelmis bir habercidir.<br />
Mef´aiü, Fa´iiaiü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. III, 1348)<br />
• Bugün, bu bahar günü, nese günü, sevinç günü. Güllerin çok açtıgı bir yıl, gül yılı. Bu bahar mevsiminde halimiz,<br />
durumumuz çok iyi! Bizim gibi gülün de hali iyi olsun!<br />
• Ötelerden dostun yüzünün gül bahçesinden güle yardım geldi. Bu sebeple artık gözlerimiz, gülün soldugunu,<br />
dökülüp saçıldıgını görmez.<br />
• Gülün güzelliginden, letafetinden, ihtisamından, renginden, kokusundan nergisin gözleri mest oldu, bahçede agzını<br />
açmıs gülüyor.<br />
• Süsen selvinin kulagına, bülbülün askının sırlarını ve gülün güzel huylarını fısıldıyor.<br />
*Gül bize iyilik etmek, lutuflarda bulunmak, bize kokusunu daha iyi duyurmak için elbisesini yırtarak kostu, geldi.<br />
*Biz de güle kavustugumuz için, ona daha yakın olmamız için elbisemizi yırtıyoruz.<br />
*Gül ötelerden geldi; o cihandandır. Bu yüzden bu cihana sıgmıyor. Gül o kadar latiftir, o kadar güzeldir ki, hayal<br />
alemi bile gülü hayal etmeye dar geliyor.<br />
*Gül denilen varlık kimdir Akıl bostanından, can bahçesinden gelmis bir haberci. Gül nedir Solmayan, dökülmeyen,<br />
hakîkat gülünün güzelligini, yüceligini bildiren bir bilge.<br />
*Gülün etegini tutalım, ona yol arkadası olalım da oynaya, güle gülün aslına. zevalsiz gül fidanına gidelim.<br />
*Gülün aslı, zevalsiz gül fidanı Mustafa(s.a.v.)´in terinden bitti, yetisti, lütfundan meydana geldi. 0 büyük varlıgın<br />
yüzünden hilal halinde iken, bedir haline geldi.<br />
"Bazılarının mevzu saydıkları bir hadîse isaret var. Hadîs söyle:<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: "Miraç gecesinde gökyüzüne çıktıgım zaman terlemistim. Ter damlalarım<br />
yeryüzüne düsünce, topraktan gül fıdanları bitti, yetisti. Kim benim kokumu koklamak isterse, kokumu almak isterse<br />
gülleri koklasın."<br />
*Siz gülün yapraklarını yolarsınız, dallarını kırarsınız ama, ona yeniden yeniye can verirler, onu diriltirler, ona yeniden<br />
yeniye kol kanat ihsan ederler.<br />
*Gör ki gül baharın davetine nasıl icabet etti. Halil Rbrahim´in öldürülmüs dört kusu gibi ölü iken dirildi, kosarak geldi.<br />
*Ey hoca sus! Dudagını açma! Gülün gölgesinde otur da gonca gibi dudak altından gizlice gülümse!<br />
662. Sevgilinin dudakları ile gönlüm ne haldedir, bunu hiç sorma!<br />
Mefa´îlün, Fe´iiatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. III, 1355)<br />
• Visal, bulusma günesinin iki gözünü açtınsa, hakîkatler gögüne çık, artık hayalden hiç bahsetme!<br />
• Karanlıgın ve aydınlıgın ötesinde, celal nuru ve içinde zerreler gibi oynasıp duran yıldızları seyret!<br />
• Her ne kadar zerre günese ulasmazsa da, ısıgının parıltısı ile nur kesilir; bu kafi degil mi<br />
• Aska hizmet için kas gibi beli bükülen gönlün bakısından yüzbinlerce kemal gözü açılır.<br />
• Agzını kapa da sevgilinin dudakları ile gönlümün arasının nasıl oldugunu, gönlümün ne halde oldugunu hiç sorma! 0<br />
hali ancak Allah bilir, baskası bilemez.<br />
• Gönlümü isaret etmeye kalkısma, o gönül senin bildigin eski gönül degildir. Bu kanatlarla padisahın devlet kuslarının<br />
yanına uçmaya heveslenme!<br />
• Herkes yarasına tuz ekilince feryat eder. Bense onun tuzlugundan uzakta kaldıgımdan ötürü, gönül yaram onun<br />
tuzundan mahrum kaldıgı için feryad ediyorum.<br />
663. Ötelere göç var!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilatü<br />
(c. III, 1347)<br />
• 0 güzeller padisahının bulundugu yere göç var! 0 sevgilinin günesinin dogdugu yere göç var!<br />
• Geri kalanların kervanı yola düstü. Haydi ey davrananlar, biraz çabuk olun, göç var!<br />
• 0 erlik ve ölümsüzlük denizine dogru, haydi ey erler erkekçe göçün, ötelere göç var!<br />
• Padisahın yüzünün günesi dogdu, dünya aydınlandı. Ey bekçiler sabah oldu, göç var!<br />
• Asıllarına, yani can denizine dogru dostlar toplulugu yagmur gibi yagıyor, seller gibi akıyor, ötelere göç var!<br />
• Evi barkı, dösegi, yastıgı bırak! Attan katırdan, süslü egerden, semerden vazgeç, ötelere göç var!<br />
664. Ben öyle bir çocugum ki hocam asktır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1523)<br />
• Arslan degilim ki düsmanla savasayım. Ben arslandan daha çetin bir düsman olan kendimle, kendi nefsimle<br />
savasayım, bu bana yeter.<br />
• Mademki askın ayakları altında toprak olmusum. Sunu iyi bil ki; o topraktan ben gül gibi, süsen gibi bitip boy<br />
atacagım.<br />
• Askın gamı ile geceler gibi karalar giymisim. Fakat ben bu karanlık gecenin koynundan parlak bir ay gibi dogacagım.<br />
• Ben ask atesi ile yanmısım, bastan basa duman haline gelmisim. Duman gibi bu pencereden çıkacagım; göklere<br />
yükselecek, ötelere gidecegim.<br />
• Ben öyle bir çocugum ki, hocam asktır. Bırakmıyor ki basımı kaldırayım, boyumu göstereyim.<br />
• Ask gibi daima diri olayım, daima varlık sahibi olayım, yemeden, içmeden, yatmadan, uyumadan kesileyim.<br />
• Kendine gel de Ebu Bekr-i Rebabî gibi sus, sus da ben can olayım, bedenden sıyrılayım.<br />
665. Bir damlayım ki, hem damlayım hem deniz!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´ulün<br />
(c. III, 1520)<br />
• Bana nasılsın diye soruyorsun Nasıl oldugumu ben söylemeyeyim, sen bak da gör! Harap bir haldeyim, kendimden<br />
geçmisim, deliler gibi aklını basımda degil, sarhosum.<br />
• Meger gökyüzü gibi ay´ın evi olmusum. Sevgilinin askı yüzünden gökler gibi kararsızım.<br />
• Yanlıs söyledim, ben askın mizacına sahibim. Bu yüzden dönüp dolasmayı da, durup dinlenmeyi de bilmiyorum.<br />
• Sevgiliden ayrıldıgım için, sanki dünyanın diregi olmusum gibi agır bir yük altında eziliyorum.<br />
• Ben görünüste bir zerrenin yarısından da küçügüm. Fakat ask bakımından alemden de genisim, dünyadan da<br />
büyügüm.<br />
• Bir damlayım ki, hem damlayım hem deniz! Çesitli yönden, çesitli sekilller ve hadiselerle denenmedeyim, imtihan<br />
edilmedeyim.<br />
• Bu sözü ben söylemiyorum. Bu söz askın sözü; ben bu ince sözü bilmeyenlerdenim, ben bir hiçim, hiç!<br />
• Bu hikaye, bu ask macerası binlerce yıllık bir hikaye. Bunu ben nereden bileyim Ben daha dünkü çocugum.<br />
• Fakat öyle bir çocugum ki, ben evveline evvel olmayan, kadîm olan o ezelî büyük varlıga aidim. Beni o yarattı, bu<br />
çocuk yüzyıllardan onunladır.<br />
*Bu sözler balçıktan dogan sözler, ormandaki dolambaçlı yollara benziyor kendimi nasıl bir renkte göstereyim ki, ben<br />
o dolambaçlı yollardayım.<br />
*Hayır! Yanlıs söyledim. Benim günes gibi bir rengim var. Bu denî, alçak dünyanın bulutlan içinde kalmıs.<br />
*Sus, insanın topragını tozutma! Çünkü ben peri gibi buralarda gizlenmisim.<br />
666. Senin verdigin seyden baska benim neyim var<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. III, 1521)<br />
*Ben bu dünyada dost olarak yalnız seni seçtim. Böyle olmakla beraber, sen benim kederlere kapılmamı, gamlara<br />
düsmemi uygun bulur musun<br />
*Gönlüm kalem gibi senin avucunda, parmaklarının arasında, neselerim de senden gelmede, hüzünlerim, gamlarım da<br />
sendendir.<br />
*Senin dilediginden baska ne olabilirim ki Ben senin gösterdigin seyden baska ne olabilirim<br />
*Bazen benden diken bitirirsin, bazen gül. Bu yüzdendir ki ben bazen gül :koklarım, bazen diken toplarım. Bazen çok<br />
neseliyim, bazen çok mahzunum, üzgünüm.<br />
*Beni ne hale getirirsen o halde olurum. Sen mademki benim böyle olmamı istiyorsun, ben de öyleyim, baska türlü<br />
degilim.<br />
*Önce de sen varsın, sonra da sen varsın. Sen benim evvelimi de, airimida hayırlı et!<br />
*Sen gizlenirsen, seni manen hissedemezsem, küfür ehlinden olurum. Yarattıgın eserlerle kudretini, yaratma gücünü<br />
ortaya koyunca imana gelirim. Bütün bu haller senin lutfunla, ihsanınla olmaktadır.<br />
*Senin verdigin seyden baska benim neyim var Sen koynumda, yanımda ne arıyorsun<br />
"Dîvan sairlerimizden Urfalı Nabî merhum bir siirinde aynen Mevlana gibi düsünmüstü:<br />
"Bu karhanede bilsem neyim, bepim nem var Varlıgım Allah´ın bir armaganı, hayatımı da o bagıslamıs; nefes onun bir<br />
Ifltfu, konusmam onun bir fazlı, ihsanı; beden onun binası, ruh onun nefhası, üfürügü; kuvvetim, yapma gücüm de ondan;<br />
benim hislerimi, duygularımı da o vermis. Bilsem ki bu dünyada ben neyim, benim nem var "<br />
667. Gönle gelen sekiller, hadiseler misafirlere benzerler;<br />
gelirler, giderler. Ben de onların gelip gittikleri ev!<br />
Mefa´îliin, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. III, 1519)<br />
• Gel ki ben bugün dünyada degilim. Dünyadan dısarı çıktım. Ben bugün kendimden de gizliyim.<br />
• Ben hançeri aldım, varlıgımı kestim, yok ettim. Artık ben ne kendime aidim, ne de baskasına.<br />
• Yanlıs söyledim, ben kendimden kesilmedim; bu isi, bu tedbiri canım "ben"siz yaptı.<br />
• Gönül atesi ne haldedir; bilmiyorum. Çünkü dilim baska bir sekilde yanıyor.<br />
• Kendimi yüzlerce sekilde gördüm. Her sekli gördükçe: "Rste ben buyum!" diyorum.<br />
• "Kendimi yüzlerce sekilde gördüm" dedim. Belki de ben sekil degilim, benim izim, nisanım yok!<br />
*Çünkü gönle gelen sekiller misafirlere benzerler; gelirler, giderler. Ben de onların gelip gittikleri ev!<br />
668. Körün gözüne göre ben bir hiçten ibaretim;<br />
sagırın kulagına göre de ben dilsizim.<br />
Mefa´îliin, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1518)<br />
*Ben mekansızlık aleminde bulunan bir ay´ım. Beni dısarda arama, ben canın kendisiyim.<br />
*Seni herkes kendi yanına çagırır. Bense seni senden, senin yanından baska yere çagırmam.<br />
*Bazen dersin ki: "îstedigim gibi degilsin, vefasızsın." Evet, sen öyle oldukça ben de öyleyim.<br />
*Körün gözüne göre ben bir hiçten ibaretim. îste öyleyim. Sagırın kulagına göre de ben bir dilsizim.<br />
*Niçin gözün yasına gül suyu dökersin Gözünü yıka; toz toprak gitsin! Ben apaçık ortadayım, görünüyorum.<br />
*Senin giydigin elbiseler de, yedigin yemekler de hep topraktan gelmede. Hepsi de renkli toprak. Bu yüzden sen<br />
toprak yiyorsun. Sen bana misafir olmaya layık degilsin.<br />
*Su güzel renkli, hos kokulu gül de topraktan ibaret! Ben ona igreti olarak verdigim güzelligi geri alınca, onda baska<br />
bir güzelllik, hos kokulu suyu vardır, o ortaya çıkar; sen onu seyret!<br />
*Ey benim canım! Ben bagın da bagıyım, suyun da suyuyum. Ben binlerce erguvana erguvan olmusum.<br />
669.Dünyadaki bütün sehirleri dolastım. Ask sehri gibi güzel bir sehir bulamadım.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c- III, 1509)<br />
• Sefer ettim, dünyada bulunan bütün sehirlere ugradım. Fakat ask sehri gibi güzel bir sehir göremedim, bulamadım.<br />
• Ben ezeldeki ask sehrinin kıymetini bilmedim de, bilgisizlik yüzünden isbu dünya sehrine sürgün edildim. Böylece<br />
gurbete düstüm. Çok kahır çektim, çok belalara ugradım.<br />
• Ben akılsızlıgımdan öyle güzel seker kamıslıgını bıraktım da, bu dünyada her otu otladım durdum.<br />
• Bu dünyada askın sesinden gayrı duydugum sesler, davul sesinden baska bir sey degildir.<br />
• 0 davul sesinin yüzünden ben, "küll alemi"nden su fanî dünyaya düsüp kaldım.<br />
• Ben ezelde tamamıyla candım, candan ibarettim. Canlar aleminde gönül gibi kanatsız, ayaksız uçup duruyordum.<br />
• însana güzellikler veren gülüsler bagıslayan mana sarabından ben de gül gibi bogazsız, dudaksız tadıp duruyordum.<br />
*Derken asktan bir ses geldi. Ask; "Ey can!" dedi; "Yola düs, bir mihnet ve ızdırap yurdu yarattım, oraya git!"<br />
*Ben o mihnet yurdunu istemem!" diye çok yalvardım, çok agladım, çok inledim, çok elbiseler yırttım.<br />
*Simdi bu dünyadan ötelere gitmekten nasıl korkuyor, kaçıyorsam, oradan gelmekten de öyle kaçıyordum, öyle<br />
ürküyordum.<br />
*Ey can, korkma git! Nerede olursan ol, ben seninle beraberim, sana sah damarından daha yakınım.<br />
"Hadid Suresi 57/4. ve Kaf SOresi, 50/6. ayetlerden iktibas var."<br />
*Büyüler yaptı, beni oradan uzaklastırdı.<br />
*Büyü dünyaları bile yerinden oynatır. Ben kim oluyorom ki; zaten ben göze bile görünmüyorum.<br />
*Beni yolumdan alıkoydu. Sonra da diledigi yola düsürdü. Gerçek yoldan çıkıp da o yola düsmeseydim kurtulurdum.<br />
*Söyleyeyim; asıl yurduna, nasıl dönersin, ulasırsın; yazayım. Fakat buraya varınca kalemim kırıldı.<br />
670. Benim sözümde ben de cana bir aynayım. Can kendi halini benim sözümde bulur.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1516)<br />
*Senin canın benim canıma ne kadar da çok yakın. Çünkü sen ne düsünüyorsan, ben onu biliyorum.<br />
• Zaten dostlar birbirlerinin gönüllerinden geçenleri bilirler. Ben de senin gönlünden geçeni biliyorum. Bilmesem dost<br />
sayılmam.<br />
• Dost dosta karsı saf, duru suya benzer. Onun için de dostun hayalıni parmagımla gösterebilirim.<br />
• Adeta herkes aynadır; aynada herkes karını, ziyanını gösterebilir.<br />
• Fakat o ayna her nefeste bugulanır, her an kararır. Çünkü onda benim can cilam yoktur.<br />
• Ama arif kisinin gönlüne, dünyanın tozunu, topragını atsan yine kararmaz, yine cilası kaybolmaz.<br />
• Sakın bu aynadan yüz çevirme! 0 ayna; "Ben senin canına emanım!" deyip duruyor.<br />
• Benim sözüm de, ben de cana bir aynayım. Can kendi halini benim sözümde bulur ve anlar.<br />
• Sus, sus da, ben kasla gözle ona binlerce macera okuyayım.<br />
671 .Seni gördügüm gün,benim bayram günümdür<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. 111, 1508)<br />
• Sefere çıktım, her sehre ugradım, senin gibi latif, senin gibi güzel hiç kimseyi göremedim.<br />
• Ayrılıktan kurtuldum. Gurbetten geri geldim. Bir kere daha seni görmek saadetine erdim.<br />
• Essiz bir bahçeye benzeyen güzel yüzünden düseli, ne bir gül gördüm, ne bir meyve tattım.<br />
*Kötü bahtımın yüzünden senden ayrı düstüm. Fakat her bahtsızdan da yüzlerce zahmetler, mihnetler çektim.<br />
*Ne diyeyim, sensiz ben tamamıyla ölmüstüm. Allah beni yeniden diriltti.<br />
*Acaba yüzünü gören ben miyim Acaba senin tatlı sesini ben mi duydum<br />
*Bırak da elini, ayagını öpeyim, bana bayramlık ver; çünkü seni gördügüm gün benim bayram günümdür.<br />
*Ey Mısır ülkesinin Yusufu, sana armagan olarak böyle parlak bir ayna aldım.<br />
672. Sen sevda çekenlerin gönüllerine huzur verirsin.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1507)<br />
*Sevgilim, ben sende kaybolup gitmisim, görünmüyorum. Dün gece tuhaf sekilde seni rüyada gördüm.<br />
*Mısırlı kadınlar gibi elimde turunç vardı. Yusufun güzelligi ile kendimden geçtim, ellerimi dogradım.<br />
*O ay yüzlü güzel nerededir 0 dün gece gördügüm gözler nerede 0 sözleri duyan kulaklar nerede<br />
*Ne sen varsın, ne de ben varım. Ne de o an, o zaman var. Ne de hayran dudakları ısıran disler var.<br />
*Senin sevdandan ben bir ambar doldurdum. Ben o ambara harmandan sevda tasıdım, durdum.<br />
*Sen sevda çekenlerin gönüllerine rahatlık verirsin, huzur verirsin. Sen Zünnun´sun, sen Cüneyd´sin, sen Bayezid´sin.<br />
673. Galiba ben, simdi bu hale gelmemisim, ezelde de böyle imisim.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1506)<br />
• Ben her zaman böyle zeki degildim. Ben akıldan, fikirden çıkmıs bir kisi degildim.<br />
• Senin gibi ben de akıllı idim. Böyle deli, divane degildim. Ben böyle düskün ve perisan bir halde de degildim.<br />
• Güzeller gibi gönüller avlar dururdum. Ben gönül gibi kanlar içinde degildim.<br />
• 0 nasıldır; bu nasıldır; diye arar dururdum. 0 nasıl oldugu bilinemeyen büyük yaratıcının yarattıklarına böyle hayran<br />
degildim.<br />
• Sen benim gibi degilsin, senin aklın basında, otur da bir düsün bakalım; galiba ben simdi bu hale gelmemisim.<br />
Ezelde de böyleymisim.<br />
• Ben böyle günden güne artan aska av olmamıstım. Eskiden herkesten üstün olmayı arar dururdum.<br />
• Sonunda bir defîne gibi topraktan dısarı çıktım. Çünkü ben topraga gömülen Karun degildim, ben ilahi bir<br />
defıneydim.<br />
674. Öyle bir arkadas istiyorum ki, benim derdimi kendine dert edinsin.<br />
Mefa´îliin, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. 111, 1505)<br />
*Su anda öyle bir mutrip (çalgıcı) istiyorum ki, mest olsun kendinden geçsin de ne çaldıgının farkında olmasın.<br />
*Öyle bir arkadas istiyorum ki, benim derdimi kendine dert edinsin. Fakat öyle kendinden geçsin ki nese ile gamı<br />
birbirinden ayırt edemesin.<br />
"Mevlana kendi derdini dert edinen arkadas istiyor. Behçet Kemal merhum da "Rstiyorum" adlı siirinde:<br />
"Bir zincir istiyorum, hırsımı baglayacak<br />
Bir yangın istiyorum, ruhumu daglayacak<br />
Bir ana istiyorum, basımda aglayacak." diye yazmıstı.<br />
*0 bütün varlıgı ile mest olsun da Ademoglu olmaktan çıksın, degissin, baska birsey olsun.<br />
"Ademoglu Esref merhum da:<br />
"Gözlerim Ademoglu´ndan o rütbe yıldı kim<br />
Rstemem bir fatiha, tek çalmasınlar tasımı." demisti.<br />
*Müslümanlık ondan nur alsın da, varlıgından sıyrılsın, çıksın.<br />
*Allah´ım, bize mest olmus bir güzel gönder de sunacagı sarapla karnımızı davul gibi sisirsin.<br />
*Davul çala çala kendimizden geçelim, dısarı çıkalım, sakîyi karsılamayı düsünelim.<br />
*Bugün perisan, darmadagın sözler söylemek istiyorum. Elbette perisan olmus bir kisi perisan sözler söyler, baska ne<br />
söyleyebilir ki<br />
*Bu perisan sözleri bana söyletmemek için sakinin gelmesi, birbiri ardınca nacagı kadehlerle agzımı kapaması<br />
gerekmektedir.<br />
675. Seni tanımadan önce, gece gündüz ask masalları okurdum.<br />
Simdi senin askınla ben kendim masal oldum.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´ulün<br />
(c. III, 1499)<br />
• Sevgilim gel ki, askından deli divane oldum. Bir sehir gibiydim, yıkıldım, harap oldum.<br />
• Askının yüzünden her seyimi kaybettim. Maldan, mülkten oldum. Simdi ben senin askının derdi ile aynı evde, gönül<br />
evinde beraber oturmaktayız.<br />
• Ben anlatılamayacak derecede tenbel birisiydim. Senin yüzünü görünce canlandım, bir yerde duramaz oldum.<br />
• Canımın senin canınla dost oldugunu görünce, bütün dostlardan, akrabalardan ayrıldım.<br />
• Ben seni tanımadan önce, gece gündüz ask masalları okurdum. Simdi senin askınla ben kendim masal oldum.<br />
676. Genç iken mana sarabı içseydi, ihtiyar felegin beli bükülmezdi.<br />
Mefa´îlün, Mefa-îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1500)<br />
* Cenab-ı Hakk Hz. Adem´e kendi ruhundan üfürdügünden beri, Ademogulları o üfleyisten öyle mest olmuslardır ki,<br />
kendilerine verilen canları bile tanımaz olmuslardır.<br />
* Denizlerin dalgalanması, cosması, köpürmesi hep onun coskunlugundandır. Dünyada mana sarabıyla mest olanlarda<br />
görülen mestlik de Hz. Adem´in ezeldeki mestligi yüzündendir.<br />
* Ezel sarabı ile mest olan insanoglu, mestliginden uyanıp matem eylemesin diye ilahi rahmet ecelin boynunu<br />
vurmustur.<br />
* Hakk sarabı helal mi, helaldir. Allah köyünden gelen sarap haram olamaz.<br />
» Genç iken bu saraptan içseydi, ihtiyar felegin beli bükülmezdi.<br />
» Yeryüzü, o saraptan içseydi bulutlardan yagmur dilenmezdi.<br />
677. Ben halkı zindandan azat ettim.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. III, 1502)<br />
*Ben halkı zindandan azat ettim. Asıkların gönüllerini neselendirdim.<br />
*Nefis ejderhasının agzını yırttım, ask yolunu mamur bir hale getirdim.<br />
*Yusufları, Yakublar´dan duydum da hepsini kapıdan çıkarıverdim.<br />
*Hos bir sekilde tertib ettigim gönül bahçesi ne de güzel bir bahçe! Yeni bastan yaptıgım ask sehri, ne de güzel bir<br />
sehir!<br />
*Bütün dünya da bilir ki, ben o sehrin padisahı olarak bulundukça, adaletle hüküm sürdüm, insaflı hareket ettim.<br />
*Bütün dünya da bilir ki, ben cihandan dısarıyım. Benim düsünceye tenezzül edisim sözlerime sahit bulmak içindir.<br />
*Ben nice ustaları mat ettim, nice kalfaları usta yaptım.<br />
*Nice arslanlar, üstüme kükreyerek saldırdılar da, ben onları tilki gibi güçsüz, kuvvetsiz bir hale getirdim.<br />
678. Ben bir kulum, köleyim; ama efendimi azat ettim.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. III, 1503)<br />
• Ben bir kulum, köleyim; ama efendimi azat ettim. Ben öyle birisiyim ki üstadı üstad ederim.<br />
• Ben öyle bir canım ki, dünyadan daha dün dogdum. Fakat köhnemis dünyayı yeni bastan kurdum, imar ettim.<br />
• Benim davam budur: Ben çeligi çelik yapan bir mumum.<br />
• Ben gam gecesinde kara bulutum. Ben öyle bir kara bulutum ki, bayram gününün gönlünü sevinçle doldururum.<br />
• Ben öyle acaip topragım ki, ask atesi ile tüttüm de gökyüzünün burnunu rüzgarla doldurdum.<br />
• Beni ayıplama, beni sen mest ettin. Apaçık ortaya çıkarsam, insafsızlık edersem, sakın darılma!<br />
679. Ey ask! Sen bedene cansın, ben senin lütfun sayesinde beden hapsinden kurtuldum.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. 111, 1496)<br />
• Gece rüyamda ne gördüm ki, bugün mest bir haldeyim Bugün deliler gibi akıldan kurtuldum, akıl bagından<br />
sıçradım, çıktım.<br />
• Yoksa ben uyanıkken mi rüya gördüm Çünkü bu dert bende iken, gözüme uyku girmiyor<br />
*Yoksa ben, hakiki askı mı rüyada gördüm ki, hep onunla mesgulüm, ona yöneldim<br />
*Gel ey hakiki ask! Sen bedene cansın, ben senin lutfun sayesinde beden hapsinden kurtuldum.<br />
*Bana; "Perdeyi yırt!" dedin, ben de hiç tereddüt etmeden yırttım. "Kadehi kır!" dedin, hiç düsünmeden onu da<br />
kırdım.<br />
*Bana; "Bütün dostlarından ayrıl!" dedin, bütün dostlarımı gönlümden attım. yalnız sana gönül bagladım.<br />
*Kirpiklerimle hayalini topluyordum. Bunu suç saydın, gönlümü yaraladın.<br />
*Ben yedi kat yerin dibine geçsem, sen yanımda bulununca göklerin üstündeymisim gibi yücelirim. Fakat sen yanımda<br />
olmayınca, yedi kat gögün üstünde bulunsam orası benim için asagının asagısıdır.<br />
680, Benim nesem saraptan degil, baska yönden, baska seyden.<br />
Mefulü, Mef´ulü, Mefulü, Meful<br />
(c. III, 1494)<br />
*Ben düstüm, ben düstüm, ben suya düstüm. Bir hayli su yuttum. Ama üzgün degilim, korkmadım. Gönlüm neseli,<br />
gönlüm neseli!<br />
*Ben ne def çalmadayım, ne de ney üflemedeyim. Ben issiz güçsüz bir kisiyim, Küple degil, sarapla degil, nesem<br />
baska yönden. Çok iyi bir haldeyim. kabıma sıgamıyorum, huzur içindeyim.<br />
*Ben bir gönül alanın askı ile gül bahçesine dönüstüm. Can gördüm, can gördüm, gönül verdim, gönül verdim!<br />
• Sarap içtim, sarap içtim, senin sehrinde dönüp dolasmadayım. Öfkeliyim, öfkeliyim. Sözlerle doluyum, söylenip<br />
duruyorum.<br />
• Ben gökyüzüne, gögün en üst yerine, deniz üstüne, dalga üstüne güzel bir taht kurdum, güzel bir taht kurdum.<br />
• Efendiyim, efendiyim, denizin emrine uymusum, köpürürüm, dalgalanırım, cosarım. Ona uymusum, ona uymusum.<br />
• Ey yıldız, ey yıldız! Aç dudagını aç, hani bir sır vardı ya, o sırrı bana vadettigin gibi anlat!<br />
• Her zerre, her damla, hem onu arar durur, hem de onun sözü ile, onun lütfu ile; "Ben üstadım, ben üstadım." der<br />
durur.<br />
681. Çok ugrasarak, birbirimizle çekiserek, bin türlü zorluklarla elde ettigimiz servet,<br />
mal, mülk meger bize birer bela tuzagıymıs. Bizim bundan haberimiz yok!<br />
Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. III, 1491)<br />
• Su begendigimiz, üzerine titredigimiz, çesitli gıdalarla besledigimiz bedenden bütün halk, herkes iyidir. Fakat bu<br />
bedenin ahmaklıgı yüzünden sasırıp kaldık, parmagımızı disledik.<br />
• Birseyden kaçacaksan yılandan, akrepten, arslandan, kaplandan kaçma da, bedenden kaynagını alan nefsanî<br />
isteklerden, heveslerden kaç! Çünkü basımıza gelen bütün belalar, çektigimiz bütün zahmetler, mesakkatler bos ve<br />
olmayacak heveslerden meydana gelir.<br />
• Vallahi onun yesilligine, onun gül bahçesine bakıyorum da görüyorum ki onun yüzünün nurundan baska sıgınılacak<br />
yer yok!<br />
• Her sabah kalkıp yüzünü tertemiz yıkayınca, yine günlük isler baslar, yine gönül, hayat mücadelesi sevdasına düser.<br />
zamanında kosulan yere kosar.<br />
*Halkın gönlü güç bir hale ugrayınca, basa bir sıkıntı, bir bela gelince, Allah´ım hepimiz sana muhtacız, irademizi sana<br />
vermisiz." diye bir yere yönelir, iste oraya varır.<br />
*Çok ugrasarak, birbirimizle çekiserek, bin türlü zorluklarla elde ettigimiz servet, mal, mülk meger bize birer bela<br />
tuzagıymıs. Dünya islerinden, hayat mücadelesinden, senelerin getirdigi bitkinlikten artık bıktık ve usandık. kanadı kınk,<br />
bedeni yorgun bir halde; "Allahım sana dogru uçuyoruz, sana geliyoruz. Bize acı, merhamet et.!"<br />
682. Sevgili ile öyle bir hale geldim ki, kendimi sevgiliden ayırdedemiyorum.<br />
Mefulü, Mefa´îlii, Mefa´îlii, Fe´uliin<br />
(c. III, 1487)<br />
*Bugün öyle bir haldeyim ki, esegi sırtındaki yükten ayırd edemiyorum. gün öyle bir haldeyim ki, gülü de dikenden<br />
ayırd edemiyorum.<br />
*Sevgili bugün beni öyle bir hale getirdi ki, sevgili ile öyle bir hale geldim kendimi sevgiliden ayırd edemiyorum. Ben<br />
kimim Sevgili kim bilemiyorum.<br />
*Dün içtigim sarabın verdiği mestlik, beni sevgilinin kapısına götürmüstü. fakat bugün öyle bir haldeyim ki, evle kapıyı<br />
ayırd edemiyorum.<br />
*Geçen sene, gönlümün havf (korku) ve reca(ümit)dan iki kanadı vardı.bugün ise öyle bir haldeyim ki, kanat nedir,<br />
uçus nedir, geçen sene nerede farkında bile degilim.<br />
*Asık kisi dünya islerine karsı kör olur. Fakat benim gibi degil. Çünkü ben, ne sagırın, ne körün farkındayım, ne de isin<br />
gücün farkındayım.<br />
*Ben çenge benziyorum. Çıkardıgım nagmelerden haberim yok, sırlar söylemedeyim. Fakat sırlar nedir; bilmiyorum.<br />
683. Bahçede sevgilinin güzel yüzünden baska birsey göremiyoruz.<br />
Mefülü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. III, 1483)<br />
• Ey ay yüzlü sevgilim! Bugün biz öyle mestiz ki, evimizin yolunu bulamıyoruz, kendimizi yabancıdan ayırd<br />
edemiyoruz.<br />
• Senin askının yüzünden akıl bagından kurtulduk. Simdi biz perisan olmaktan, deli divane olmaktan baska birsey<br />
bilmiyoruz.<br />
• Bahçede sevgilinin güzel yüzünden baska birsey göremiyoruz. Güller, laleler, reyhanlar hep bize sevgiliyi hatırlatıyor.<br />
Agaçların dallarının mestane bir eda ile oynamalarından baska birsey seyretmiyoruz.<br />
• Dediler ki: "Bu toprakta bir dane gizlidir. Biz tuzaga öyle bir tutulduk ki, daneden haberimiz bile yok!"<br />
• Bugün su nükteye ait sözlere dalmayın, masal okumayın, gönül efsun kabul etmez. Biz masal nedir bilmiyoruz.<br />
• Gönlümüz sevgilinin saçlarına tarak gibi öyle daldı ki, saçı taraktan ayırd edemiyoruz.<br />
"Bir halk sairimizin su beyti hatıra geldi:<br />
"Yapsalar kemigim tarak<br />
Yar zülfünün tellerine.!"<br />
• Sen bize sarap ver; "Bu kaçıncı kadehtir " diye de sorma! Sevgilim biz seni hatırladıgımız için sarapla kadehi<br />
birbirinden ayırd edemiyoruz.<br />
684. Mana evi, dünya evi.<br />
Mefülü, Mefa´îlii, Mefa´îlii, Fe´flliin<br />
(c. 111, 1479)<br />
• Rçinde yüz kere sofra kurdugumuz, yemekler yedigimiz, etrafında dönüp dolastıgımız ev yok mu<br />
• Rste biz o saadet eviyiz, o mana eviyiz. 0 mana evinin bölgesiyiz. 0 evin nimetlerini unutmadık.<br />
• 0 ev mert kisilerin evidir. 0 evde arslan yürekliler yasar. Biz bu mert insanların evinden kaçarsak nasıl olur da insan<br />
olabiliriz.<br />
• Orada mana sarabıyla mest olmus insanlar var. Dısarda üzüm sarabıyla mest olanların bas agrıları, uygunsuz<br />
hareketleri, sersemlikleri var. Mana evinde tamamıyla lütuf kesiliriz, baska yerlerde ise bastanbasa derdiz, mihnetiz.<br />
• Mana evinde lal renkli saraptan da daha neseliyiz. Fakat burada, dünya evinde iki yanagımız da sapsarı, sarı siseden<br />
de daha sarı.<br />
• Mana evinde hepimiz sütle seker gibi birbirimize karısmısız, birlesmisiz. Burada ise hepimiz birbirimize düsmanız,<br />
birbirimizle kavgalıyız. Dünya nimetleri için birbirimizle insafsızca çekisir dururuz.<br />
• Bilmedigimiz, görmedigimiz bir gök vardır ki, o gökte bir simsek çakınca bizler gökyüzüne, ötelere yükseliriz. Orada<br />
kendimizi gösterir, su yeryüzünü de ise yaramaz eski bir hasır gibi dürer, kaldırırız.<br />
685. Sus onun varlıgı tecelli edince, öyle bir var oluruz ki, var olusumuzu biz de bilemeyiz.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa-îlü, Fe´ülün<br />
(c. III, 1477)<br />
• Bugün seher vaktinden beri perisanız, mestiz. Mademki perisan olmusuz, biz de halimize uygun olarak perisan sözler<br />
söyleyelim.<br />
• 0 sarabı ki sen verdin ve bu akıl ki bizdedir. Eger biz bu akılla kadeh kırarsak bizi mazur gör!<br />
• Harabatın rindleri, üzüm suyu sarabını içtiler ve sızdılar. Bizse içtikçe içtik, sızmadık, oturduk kaldık.<br />
• Biz bir an kadim olan askın belasını içmedeyiz. Bir anda elest münacatına "bela" (=evet) demedeyiz.<br />
• Yukarısı tamamıyla bag, bahçe olmus, asagısı bastan basa define kesilmis, bizde öyle sasılacak kisileriz ki, ne<br />
yukardanız, ne de asagıdan!<br />
• Sus, onun varlıgı tecelli edince öyle bir var oluruz ki varlıgımızı, var olusumuzu biz de bilemeyiz.<br />
• Ey bilgin kisi! Nabzımıza bir el at! Biz elden çıkmısız, ama hangi elin yüzünden çıkmısız Bunu bir anla!<br />
• Puta tapmak kafirligin temelidir. Ama bu canlı puta tapmasak biz kafir oluruz.<br />
686. Biz Allah´ın hekimleriyiz. Hiçbir hastadan muayene ve tedavi ücreti almayız.<br />
Fe´ulün, Fe´ülün, Fe´ulün, Fe´ul<br />
(c. III, 1474)<br />
• Biz mütefekkiriz, hekimiz Bagdat´tan geliyoruz. Biz bir çok hastalan, gamdan kurtardık.<br />
* Biz gerçek hekimleriz. Hz. Rsa´nın talebeleriyiz. Nice ölülere üfürdük, dirilttik.<br />
* Ölüleri nasıl dirilttigimizi görenlerden sorunuz. Onlar elemlerden kurtulanları, sükranlar içinde hayata kavusanları<br />
size anlatsınlar.<br />
* 0 hekimler çok uzaklardan gelen garip kisilerdir. Hastalara verdikleri ilaçlar da hiç görülmemis, acayip, garip<br />
ilaçlardır.<br />
* Onlar diyorlar ki: "Rnsanların baslarına bela olan gussaların, kederlerin baslarını ezeriz. Gamı evlerden dısarı atarız.<br />
Hepimiz güzeliz, dilberiz, bayram ayı gibi her tarafa sevinç ve nese getiririz.<br />
* Biz Allahın hekimleriyiz. Hiçbir hastadan muayene ve tedavi ücreti almayız. Biz tertemiz ruhlarız. Kirli huysuz degiliz.<br />
* Biz anlayıslı hekimleriz. îdrar tahlili sisesine ihtiyacımız yoktur. Fikir gibiyiz, hastanın bedeninde dolasır dururuz."<br />
687. Bana az gam verdigin zaman gönlüm darılır, mahzun olurum.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1431)<br />
* Bana az gam verdigin zaman gönlüm daralır, mahzun olurum. Derdi, gamı asımdan asagı dökersen bana çok gam<br />
vermek, çok ızdırap çekdirmek lütfunda bulundugunuz için utanırım. iyiliginize karsı mahcup olurum.<br />
"-Fuzulî merhum:<br />
"Az eyleme inayetini ehl-i dertten,<br />
Yani ki çok belalara kıl mübtela beni!" diye münacatta bulundugu gibi, Azmizade Haletî merhum da:<br />
"Mahzun oluruz kaçan ki dilsad olsak<br />
Neselendigimiz zaman mahzun oluruz." diye yazmıstı.<br />
• Sen verdigin için, senden geldigi için ben gamı çok seviyorum, daha çok gamlanmak istiyorum. Fakat gamın<br />
kıskanıyor da, bana daha çok gam gelmesine müsaade etmiyor. Sevdan da beni bırakmıyor ki, bedenimin aslına döneyim,<br />
balçık haline geleyim.<br />
• Yalnız ben degil, senin gamını herkes sever. Çünkü bütün dünyanın cezalarını senin gamın diri tutar. Fakat ben senin<br />
verdigin gamı baskaları ile paylasrnak istemiyorum. Senin bütün gamını tek basıma çekmek istiyorum.<br />
• Karsıma çok acayip, sasılacak derecede acı bir dert çıkarırsın; bu yeni gelen büyük dert, eski derdime deva olur.<br />
Beni ızdıraptan kurtarır, gam yollarından bir acayip toz kaldırırsın ki, o toz benim gözlerime sürme olur.<br />
• Senin verdigin hastalık, baska bir hastalıgın gelmesine yol vermez; hazinen, benim fakir olmama imkan vermez.<br />
• Sabahın bir mum yakmama müsade etmez. Apaçık meydanda olusun delil getirmeme yer vermez.<br />
• Önüme gelen bir hayal, fanî bir güzel, gerçek sevgiliye perde olur. Gerçek sevgilinin hayalini örter. Bana örtü olan o<br />
hayalin kanını dökmek helaldir.<br />
• Senin askınla ben iki dünyanın da hayalini yakar, yandırırım. Ben bir mum gibi yanarsam bu iki pervane de benim<br />
alevimle yanar.<br />
688. Benim canım ile senin canın birlesmisler, bir can olmuslardır.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mefulü,<br />
(c. III, 1458)<br />
• Bir lahza, bir an bile senden vazgeçemem, elimi çekemem. Çünkü benim isim gücüm hep sensin, her an seninle<br />
mesgulüm.<br />
• Benim canımla senin canın birlesmisler, bir can olmuslardır. Bu tek can hakkı için, bu tek cana yemin ederim ki, ben<br />
su dünyada senden baskasından bezmisim, usanmısım.<br />
• Ben senin güzelliginin bagından derlenmis bir demet çimenim, bir demet otum. Lütuf, ihsan elbisesinden tek bir<br />
külah gibiyim.<br />
• Bu alem senin etrafında vuslat gülünü koklamak ümidi ile, duvarların üstüne saçılmıs bir dikendir. Ben o dikeni<br />
çigneyip durmadayım.<br />
• Bu dünya dikeni böyle güzel olursa, kim bilir gül bahçesi nasıldır Ey sırları benim sırlarımı silip süpüren, alıp götüren<br />
güzel!<br />
• Ey benim canım! Gökyüzünde bile aya günes arkadas olmus; anlıyorum ki sen de beni yabancılar meclisinde yalnız<br />
bırakmayacaksın.<br />
• Bir dervisin yanına gitmistim. Bana: "Allah sana yardır, yaverdir!" dedi. Sanki onun duası ile, senin gibi bir padisah<br />
bana yar oldu.<br />
* Her cins kendi hayat zincirini sürüyerek, kendi cinsinin yanına gider. Ben ;imin cinsiyim ki, burada su tuzaga<br />
tutulmus kalmısım<br />
* Sevgili! Gizlice hırsız gibi gönlümün etrafında dönüp duruyorsun. Ey kurnaz dilberim! Ben senin ne aradıgını, ne<br />
istedigini biliyorum. Benim gönlümü alıp götürmek istiyorsun.<br />
* Sevgili! Elbisenin altında gizli bir mumun var. Onu yakarak, harmanımı ambarımı atese vermek niyetindesin.<br />
* Ey benim gönlüm, gül bahçem! Ey benim saglıgım, hastalagım! Ey benim Yusuf yüzlü sevgilim! Ey benim pazarımın,<br />
alıs verisimin parlaklıgı!<br />
* Sen gönlümün etrafında dönüp duruyorsun. Ben de senin kapının önünde d önüyorum, dolasıyorum. Elinde bir<br />
pergel gibiyim. Bası dönmüs bir halde senin etrafında dönüp duruyorum.<br />
* Senin kutlu güzel yüzüne karsı, gam ve elem hikayesine baslarsam vallahi gam ve elem benim kanımı içer, ben<br />
buna layıgım.<br />
• Su halk senin hikmet definin çalınmasıyla oynar, durur. Fakat senin istedigin perde vurulmadıkça, bir perde tutsun<br />
da oyuna, çalgıya girissin; ben bunu ummam.<br />
• Senin defınin sesi gizli de, halkın oynaması asikar. Kasıdıgım meydanda da, kasıyıs gizli.<br />
• Sudayım, topraktayım, atesler içindeyim. Rüzgarlarla üzülüyorum. Bu dört unsurun etrafında, fakat ben bu<br />
dördünden degilim. Ben ötelerdenim.<br />
689. Susarak, agızsız, dilsiz konusanların yazı tahtasıyım.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1466)<br />
• Ben askta Hz. Süleyman gibiyim. Kusların dostuyum. Onların dilinden anlıyorum. Bende hem peri askı var, hem de<br />
istedigim zaman perileri çagırabiliyorum.<br />
• Her kimde daha çok peri huyu varsa, hemen onu yakalar, siseye kapatırım. Ona bir efsun okurum, keskin kılıcımı<br />
sallaya sallaya onu korkuturum.<br />
• Bu isten ötürü de dehset içindeyim, sasırıp kalmısım. Hem aklım basımda, hem de kendimde degilim. Hem söz<br />
söylüyorum, hem de susmadayım, hem de susarak, agızsız, dilsiz olarak konusanların yazı tahtasıyım.<br />
• Feryad ki, Hz. Meryem ilahî bir ruh ile bir baska renge girdi, bir baska hale büründü. Feryad su halden ki, ben artık<br />
feryad etmeyi de bilmiyorum.<br />
• 0 renkten nasıl da renksiz hale geldim! 0 alına dökülen kıvrım kıvrım saçlar yüzünden salkıma döndüm. Ya Rabbî, o<br />
mum yüzünden pervane gibi oldum, yandım, yakıldım.<br />
• Dedim ki: "Ey ay yüzlü sevgili senin bugün bir baska güzelligin var." ´Git!" dedi, "Bana böyle söyleme, bana bir insan<br />
gözü ile bakma!"<br />
• Ey hoca, eger sen insansan neden süphelere düsüyor, kuruntulara kapılıyorsun Üzülüp duruyorsun Senin<br />
hasedinden, hırs atesinden canım dumanlar içinde kaldı.<br />
• Ya deli divane bir asık ol; yahut da yanımızdan git! Su hayat perdesine varlıkla, benlikle aksetme de, perdeyi yüzüne<br />
örtmeyeyim.<br />
• Ben hem kanım, hem de süt. Hern çocugum, hem de ihtiyar. Hem kulum köleyim, hem de emîrim. Hem buyum hem<br />
de o!<br />
• Ben hem sekerler dagıtan Sems´im, hem de Tebriz sehriyim. Hem sakîyim hem mestim, hem meshurum, hem de<br />
gizli. Beni hiç kimse göremez.<br />
690. Sen bana bir ad tak da, kendimi o ad ile çagırayım.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1467)<br />
• Hocam benim tuhaf bir seklim var. Acaba ben kime benziyorum Bir an oluyor, peri sekline giriyorum. Bir an oluyor<br />
perileri çagırıyorum.<br />
• îstiyak, özlem atesi içinde hem toplu haldeyim, hem de bir mum olmusum, toplulugu aydınlatmadayım. Hem<br />
dumanım, hem nurum. Hem topluyum, hem dagınık, perisanım.<br />
"Mevlana´nın bu beyti, rnuasır tran sairlerinden Sehriban´ın su beytini hatırlattı:<br />
"Toplumu aydınlatan mumun kendi yanmasından ne korkusu olacak; çünkü o yanarak, eriyerek, kendini yok ederek<br />
toplumun aydınlanmasını aramaktadır."<br />
• Gönül rebabının kulagından baska hiçbir seyi öfke ile çekip durmam. Saadet çenginden baska hiçbir seyi mızrapla<br />
incitmem.<br />
• Seker gibi tatlıyım, süt gibi yagımı çıkarmak için kendimi dövmedeyim. Bazen hiçbir seye kızmaz, kendimi tutarım.<br />
Baskasını kırmamak için kendimi kırarım. Bazen tabiatım delirince zincirimi sakırdatır dururum.<br />
• Hocam ben ne biçim bir kusum. Ne keklige benziyorum, ne de dogana. Ne güzelim ne çirkin, ne buyum ne oyum.<br />
• Ne pazar taciriyim ne de gül bahçesinin bülbülü. Sen bana bir ad tak da kendimi o ad ile çagırayım.<br />
• Ne kulum ne hür, ne mumum ne demir, ne ben kimseye gönül verdim ne de kimse bana gönül verdi.<br />
• îster serde olayım ister hayırda, hayrım da serrim de benden degil, baskasındandır. 0 beni nereye çekerse oraya<br />
giderim. Baska bir çarem yok.<br />
691. Perisan bir haldeyim, sen bana acı da evinin yolunu göster!<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa-îlün<br />
(e. III, 1465)<br />
• Ey beni evine misafir olarak almak isteyen, yanıma gel! Ey benim canıma can olan sevgili, bu müjdeli haberden<br />
sasırdım kaldım. Ben evin nerede oldugunu bilmiyorum.<br />
• Ey güzelligi ile sehri de sehirliyi de hayran bırakan aziz varlık! Ev nerede göster, bulundugu yeri tarif et! Ben evi<br />
bilmiyorum.<br />
• Kendisine can oldugun kiside akıl, fikir, bilgi, anlayıs arama! Sorguya çekerek onu incitme, sen beri gel, zaten ben<br />
evin yolunu bilmiyorum.<br />
• Seni görüp sasıran, aptallasan kisiyi mazur gör! Evden uzaklastırma! Zaten ben evi bilmiyorum .<br />
• Ben asıgım, istiyaklar, özlemler içindeyim. Herkes benim oldugumu bilir, beni tanır. Perisan bir haldeyim, gücüm,<br />
kuvvetim kalmadı. Sen de bana acı da evini göster, çünkü ben evi bilmiyorum.<br />
• Ey usta çalgıcı, vur vur! Elindeki defe vur! Gönlümün yolunu da vur, beni sasırt! Zaten ben evin yolunu<br />
kaybetmisim, evi bilmiyorum.<br />
692. Ne olursam olayım, senin talebenim; gülün dudaklarından bir gülüs ögrenmek istiyorum.<br />
Mefnlü, Meffi´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1463)<br />
• Ne olursam olayım, ister anlayısı kıt bir adam, ister egri agızlı yalancı bir kisi olayım; senin talebenim. Daima gülün<br />
dudaklarından bir gülüs ögrenmek istiyorum.<br />
• Ey anlayıs, duyus çesmesi, yoksa sen talebe istemiyor musun Bilmem ne hileye bas vurayım, ne yapayım da<br />
senden uzak düsmeyeyim; bir talebe olarak daima senin karsında bulunayım<br />
• Hiç olmazsa kapı aralıgından simsek gibi çak, yüzünü göreyim de o dehlizdeki atesten yüzlerce mum uyandırayım.<br />
Her tarafı aydınlatayım.<br />
• Bir an olur; "Vergi memuruyum!" diye varımı yogumu alır gidersin. Bir an olur; "Kılavuzum!" diye önüme düsersin.<br />
• Ben tavadaki balıga benziyorum. Tavada o tarafa bu tarafa döne döne kavruluyorum.<br />
• Tavada beni o tarafa bu tarafa çeviren sensin. Gece karalıgında bile seninle beraber olunca, ben gündüzden daha<br />
aydınım.<br />
693. Sevgilim, su balçıktan yaratılmıs evde, sen olmadıkça gönül mahzundur.<br />
Mef´ülü, Mefa´îliin, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1462)<br />
• Ben ressamım, her an bir güzellik resmini yaparım. Fakat seni görün yaptıgım resimlerin hepsini senin önünde<br />
yırtar, atarım.<br />
• Yüzlerce resim yaparım, sanki onlara can veririm. Fakat senin güzelligini görünce, onların hepsini atese atar,<br />
yakarım.<br />
• Sen ya sakisin sarap sunarsın, yahut ayık kisilerin düsmanısın, yahut yaptıgım her benlik evini harap eden birisisin.<br />
• Can dökülüp saçıldı. Sana dogru akıp gitti, sana karıstı, seninle bir oldu Canda senin kokun var. Onun için su canı<br />
hos tutalım, sevip oksayalım.<br />
• Benden akan her kan damlası, senin topragına düser de, ona der ki: "Ser sevgin ile aynı renkteyim, senin askınla<br />
ben ortagım."<br />
• Sevgilim, su balçık evde sen olmadıkça gönül mahzundur, perisandır, har bir haldedir. Ya eve gel, eve sahip ol,<br />
yahut da ben bu evi temelinden yıkayım gitsin.<br />
694. Hallaç sag olsaydı, sırlarımın azametinden ötürü o beni daragacına çekerdi.<br />
Mefülü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1459)<br />
• Ben o sevgiliye asık oldugumdan beri tuhaf bir haldeyim. Onu sevdigim için büyük bir is basarmısım gibi is güç<br />
sahibi olmusum. Dünya islerinden yüz çevirdigim için issizim, issiz kalmısım. Pergel gibi ayagımı bir yere koymusum, basım<br />
dönüp duruyor.<br />
• Ey dost! Eger sen bana gerçekten yakınsan bak da seyret; ben nasıl kendimden geçmisim; neden hep bana ask<br />
sırlarını sorar durursun Anlıyorum, askta ben meshur olmusum, herkes benden bahsedip duruyor.<br />
• 0 arslan, askın gönül kanından baska birsey içmez. Ben de o arslanın yavrusuyum. Kan içmek için gönül arıyorum.<br />
• Dertliyim, hastayım. Biliyorsun da bana Fatiha okuyorsun. Fakat ey dost görmüyor musun Ben zaten Fatiha´dan<br />
hastayım, yani ruhların ilk yaratılısından, ezelden asıgım da oradan ayrı düstügüm için hastayım.<br />
• "Enelhakk" (=Ben Hakk´ım) dedigi, gerçege isaret ettigi için halk gerçegi anlayamadı, Hallaç´ı daragacına çekti.<br />
Hallaç sag olsaydı sırlarımın azametinden ötürü, o beni daragacına çekerdi.<br />
695. Sen beni görmek istiyorsun ama, bedenimi görüyorsun, beni göremiyorsun.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1445)<br />
• Ben hırkamı rehin ettim. Meyhanede elbisesiz olarak kaldım. Bütün varım yogumu satıp yedim, bir seyim kalmadı.<br />
Bu yüzden ben bugün meyhane mi safiriyim.<br />
• Ey güzel yüzlü mutrip! El çırpa çırpa güzel bir gazel söyle, de ki: "Seni yerin burası degil, sen münacat ehlisin.<br />
Halbuki ben meyhane erlerindenim."<br />
• Ey beden süretine, sekle takılıp kalan gafil! Sen beni görmek istiyorsun ama, sen sadece benim bedenimi<br />
görüyorsun. Canı görmeye imkan yoktu Ben meyhanenin canıyım.<br />
• Ben midesine düskün, yiyip içmeyi seven, yemek için yasayanlardan degilim. Ben yemekten içmekten bezmis,<br />
usanmıs bir insanım. Ben meyhane sofrrasının basındayım.<br />
• Ben padisahın yakın dostu, hemdemiyim. Gerçekten de zamanının Süleyman´ıyım. Ben tamamıyla iman halini aldım.<br />
Meyhanenin de imanı oldum.<br />
• Ben bu dünyada ask ile neselendim. Ask ile mest oldum. Birisini gördüm de "Kimsin " diye sordum. "Ben<br />
meyhanenin padisahıyım." diye cevap verdi<br />
• Nerede olursam olayım, ask ile birlikte, aynı kaseden içiyorum. Her nerede gezersem gezeyim bana hep meyhanede<br />
dolasıyormusum, meyhanede gez yormusum gibi geliyor.<br />
• Altınım, gümüsüm gitti ama, gümüs gibi parlak bedenli bir güzelin gögsüne dayanmısım, onun kucagındayım. Malım<br />
mülküm yok ama, kendim meyhanenin malı, mülkü olmusum.<br />
• Ey canıma can olan sakî! Sen harap olmus gönlümün mumusun. Hara gönlümü bir gör! Ben meyhanede düsüp<br />
kalmısım.<br />
• Sen; "Bu yıkık yere, bu meyhaneye seytan seni düsürmüs." dedin, fakat meyhanenin seytanında bile melek huyu,<br />
melek güzelligi var.<br />
• Ben sustugum zaman meyhane küpüyüm. Söz söylemeye basladıgım Zaman meyhanenin kapısı olurum.<br />
696. Kendimden geçtim de senin askını seçtim.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü,<br />
(c. III, 1446)<br />
• Gönlüm yok, elim yok. ayagımı da senin askın baglamıs. Halbuki ben nice baglar koparmısım, nice kayıtlardan<br />
kurtulmusum. Ey sevgili yavas davran! Ben ayık degilim, mest olmusum.<br />
• Hayranlık meclisinde senin bildigin, tanıdıgın padisahtan bana can gibi görünmez bir sarap kadehi sunuldu. Yavas ol,<br />
ben mestim.<br />
• Ey canım sevgili! Birazcık olsun bana yaklas, uzak durarak beni daha fazla incitme Ey dilberim, yavas ol; ben<br />
mestim.<br />
• Ey sevgilinin sakîsi! Sevgiliye sarap sunarken agır canlılıktan, donukluktan sakın! Rahiblere göstermeden gizlice o<br />
saraptan bana da sun! Yavas sun ki, ben mest bir haldeyim.<br />
• Ey sarap! Ben senden daha beter bir haldeyim. Ben senden daha fazla sarabım. Senden daha fazla cosuyorum,<br />
köpürüyorum. Yavas davran, ben mestim.<br />
• Rnsanları sarhos eden, cosup köpüren sarapla aynı cinstenim. Hırkalarını satanlardan degilim. Neden durumu<br />
sevgiliden gizleyeyim, örtüneyim Ben mestim.<br />
• Kendimden geçtim de senin askını seçtim. Sonra gördüm ki tamamıyla yok olup gitmisim. Artık sen de yavas<br />
davran! Çünkü benim aklım basımda degil.<br />
697. Ben bir dogan kusuyum, o ruhanî padisah beni çagırmada.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1447)<br />
• Can hekimine gittim. "Lütfen beni muayene eder misiniz, su nabz bakar mısınız " dedim. Ben tuhaf bir haldeyim.<br />
Hem gönlüm bende de hem hastayım, hem asıgım, hem de mestim, kendimden geçmisim.<br />
• Keske bir olsaydı, benim yüz çesit hastalıgım var. Bütün bu hastalıklarla raber bir de isin ötesini arastırmaya<br />
kalkmısım. Ötelerden haber almak istiyorum.<br />
• Can hekimi: "Bu kadar çok hastalıklar seni öldürmedi mi " dedi, "Ev dedim, "Bu kadar hastalıklara dayanamadım,<br />
öldüm. Beni mezara koydu Fakat senin kokunu alınca mezardan sıçrayıp kalktım."<br />
• 0 ruhanî güzellige sahip aziz varlık, o Hakk´a mensup dost, o nuruna, zelligine dalıp da ellerimi kesip dogradıgım o<br />
Yüsuf-ı Kenan olan hekim,<br />
• Hos bir halde yanıma geldi. Elini gönlüme koydu da: "Ne ildensin sen haldesin " dedi. Dedim ki: "Ben yabancı<br />
degilim, bu ildenim, halim meydanda!"<br />
• Durumumdan süpheye düstügü için münakasa etmeye, çekismeye kalkısınca, tuttu bana bir kadeh sarap sundu.<br />
îçince sapsarı yüzüm kızardı. Alev yanmaya basladı. Bu yüzden çekismeden vazgeçtim.<br />
• Derken elbisemden soyundum, mest oldum. Deli divane oldum. Hakk rabıyla mest olmus kisilerin meclisine girdim.<br />
Sag tarafa oturdum.<br />
• Yüzlerce kat elbiseler giyindim. Yüzlerce çesit coskunluklarda bulum Yüzlerce kase döktüm. Yüzlerce testi kırdım.<br />
• Musa(a.s.)´ın yoklugunda îsraillogulları altından yapılmıs buzagıya tapmıslardı. Ben aska tapmazsam, yünden,<br />
yapagıdan yapılmıs yalancı buzagı olayım.<br />
• Ben bir dogan kusuyum. 0 ruhanî padisah yine beni gizlice çagırın, beni padisahlara bir sekilde yücelere dogru çekip<br />
götürmede.<br />
• Sevgilim, ayagımı baglayan sensin. Sevgilim, ben senin mestinim. îster ok olayım, ister yay yüzügü; ben senin<br />
elindeyim, seninim.<br />
• Göklere dogru fırlar, yücelirsem, senin yüzünden fırlar, yücelirim. Mest olmussam, senin mestinim, alçalırsam senin<br />
yüzünden alçalırım. Varsam senin yüzünden var olmusum.<br />
• Beni mest ettin de döndürüp oynatıyorsun. Mademki küpün agzını kapadın, ben de artık agzımı kapayayım.<br />
698. Senin hayalini suda gördüm de yakalamak için suya el attım, su bulandı.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1453)<br />
• Aynada güzel yüzünüzün hayalini görünce hayran oldum. Dil dökmeye basladım, fakat ayna nefes istemez, söz<br />
istemez, bugulanır. Bu yüzden ayna bugulandı da hayalin görünmez oldu. Vah benim sözlerime, vah benim sözlerime!<br />
• Senin hayalini suda gördüm de yakalamak için suya el attım. Fakat su bulandı, seni göstermez oldu. Ben de bos<br />
yere ugrasmıs oldum.<br />
• Ey dost! Aramıza "Ey dost!" sözü bile sıgmıyor. Ey sevgili demeye kalkıssam, "Ey sevgili!" bile diyemiyorum.<br />
• Ah etsem, o da ne taraftan geldiyse o tarafa geçip gidiyor. Agzımın yolunu kapadım. Artık feryad bile edemiyorum.<br />
• Benim feryadım, benim ahım o ayın bulutlar arasına girip kendini göstermemesindendir. Ey benim ayın on dördü<br />
olan dilberim! Gögümdeki bulutlar arasına gizlenir, ama sen gizlenmezsin. Elbette canlı ay yüzlüye bakmak daha hos!<br />
699. Varlıktan kurtulus.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1443)<br />
• Varlık tahtasını yıkadım, temizledim. Varlıktan, benlikten kurtuldum. Benim artık dünya ile bir ilgim kalmadı. Nasıl<br />
oldugu bilinemeyen, anlasılamayan büyük yaratıcı ile aramızdaki perdeyi de yırttım, attım. Artık bu hus kafamı<br />
yormayacagım, düsüncelere dalmayacagım.<br />
• 0 essiz kutsal varlık, beni lütuf sütü ile besledi, yetistirdi. Ayıplanma kınanma tası nasıl olur da bana ulasabilir<br />
Bende gamın yapragı bile yok.<br />
• Ben yokluga öyle dalmısım ki sevgilim: "Bir an için olsun gel, ben otur!" deyip duruyor da, ben ona bile<br />
aldırmıyorum.<br />
• Hani bir an var ya, Adem(a.s.)´ı bir anda varlık alemine getirdi. On andan da usanmısım, benim onunla da ilgim yok!<br />
• Sen bir an bile kendisinde olmayana ne dersin Binlerce defa basıma vuruyor, basımı eziyor da ona bile<br />
aldırmıyorum.<br />
700. Rçtiginiz sarap, sizi utandıracak yalancı sarap olmasın.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. III, 1441)<br />
• Ey benim kır atım! Nalını göklerin üstüne koy! Nasıl oldugu bilinmeyen ay, bir davet mektubu yazmıs.<br />
• Ovadan can gibi bir ceylan çıkageldi. Hem de öyle bir ceylan ki, erkek arslan onun korkusundan kuyrugunu kızgın<br />
kumlara vuruyor.<br />
• Hocam bugün bayram gününe benziyor. Hepimiz de mest olmusuz. Davul da mest, davul çalan da mest olmus,<br />
kendinden geçmis, güm güm diye davul çalmada.<br />
• Aramızda ilaç için olsun bir akıllı bulamazlar. Su deliler arasına katılan herkes deli divane oluyor.<br />
• Mahmur kisiye bir kadeh sarap, altınla dolu yüz evden daha degerlidir. 0 saraptan su zayıf bedene bir kadeh<br />
dökelim.<br />
• Sen oruçlular arasında rahat rahat, hosça bir ask sarabı kadehini al, iç! Üzüm sarabı içsen sonunda utancından akrep<br />
gibi gizlice eve gelirsin, ama bu sarabın sarhoslugu öyle sarhosluk degildir. însanı rezil etmez.<br />
• Sen oruç bozmayan sarabı küpsüz, testisiz, kadehsiz iç! Bu ne üzümden yapılmıstır, ne de cibreden.<br />
• Bu sarap mahmurun basına döktügün, onu uyardıgın, aklını basına getiren sarap degildir. 0 sarap yalancı saraptır.<br />
0 yüzden onun kuyrugu kısa kalmıstır.<br />
• Deve sarapla dolu küpü yüklenmis olarak meyhaneden çıkageldi. Onu görünce kadeh dile geldi: "Kalkın, uykuyu,<br />
yemeyi, içmeyi bırakın! Sarap için!" diye seslendi.<br />
701. Ben beni satın alana dogru giderim.<br />
Müfte´ilün, Mefa´ilün, Müfte´ilün, Mefa´ilün<br />
(c. III, 1396)<br />
• Yine sırlar içinde sevgiliye dogru giderim. Bülbülün nagmelerini dinleyerek, güle, gül bahçesine dogru giderim.<br />
• Bu utanma, bu haya ne vakte kadar sürecek Sen bu utanmayı atese at, yak da yanımıza öyle gel! Ben gönlü<br />
kendime yol arkadası olarak alırım da sevgilinin yanına öyle giderim.<br />
• Bende sabır kalmadı ki unutkanlıga kulak vereyim. Akıl kalmadı ki usül ve adet üzere yol yürüyeyim.<br />
• Ey benim Zühre yıldızım, çengi eline al "tın tın tın" diye çalmaya basla! Kulagım çenginin nagmelerinde, gözlerim de<br />
yüzünde olarak sevgiliye giderim.<br />
• Gönlüm ask tuzagının hastasıdır. Gönlüm bazen sevgilinin kapısında, bazen de damındadır. Gönlüm beni sevgiliye<br />
dogru çekiyor. Ben, beni satın alana dogru giderim.<br />
• Sevgili bana sordu: "Senin ne hünerin, ne marifetin var Niçin bir isle mesgul olmuyorsun " Ona dedim ki: "Sen<br />
bana dükkanımın yolunu göster de; ben de ise gideyim."<br />
• Gönlümün kendinden haberi varken isime giderdim, dükkanımı bulurdum. Ama gönül beni bıraktı gitti. Artık bende<br />
gönül var mı ki, ben de isime gideyim.<br />
702. Ey güzeller Yusuf´u, neden kuyudasın, neden dısarı çıkmıyorsun,<br />
kendini göstermiyorsun<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. III, 1436)<br />
• Bilmiyorum, sen günes misin, Zühre yıldızı mısın Yoksa ay mısın Askla bası dönmüs bu deliden ne istiyorsun,<br />
bilmiyorum.<br />
• Ne oldugu, ne kadar üstün bir yaratıcı oldugu anlasılamayan bu aziz varlıgın dergahında, hep lütuf var, güzellik var.<br />
Nasıl bir ova, nasıl bir yesillik, nasıl bir dergah bilmiyorum.<br />
• Galaksilerin süsledigi hududsuz göklerde, güzeller gibi sayısız yıldızların etrafında döndükleri dergahın nasıl bir<br />
dergahtır bilmiyorum.<br />
• Senin güzel yüzünden canımız gül bahçesi halini almıs; menekselerle, nergislerle, süsenlerle dolmus, parlak ayın ile<br />
yolumuz aydınlanmıs, nasıl bir yol arkadasısın bilmiyorum.<br />
• Gönlün içinde hakîkat balıkları ile dolu, kıyısı olmayan bir deniz var. Ben böyle acayip bir denizi de görmedim, böyle<br />
balıklar da görmedim. Bunların ne olduklarını bilemiyorum.<br />
• Rnsanların padisahlıgı masaldan ibaret! îri taneli inci, padisahın nazarında nasıl degersizse, mana padisahlıgının<br />
yanında da dünya padisahlıgı öyle degersizdir. Ben bakî olan ölümsüz padisahlar padisahından baska bir padisah<br />
bilmiyorum.<br />
• Sen ne de sonsuz bir günessin ki, senin ısıgın içinde oynasan bütün zerreler söz söylemede. Sen Allah´ın zatının nuru<br />
musun Yoksa Allah mısın, bilmiyorum!<br />
• Binlerce Yakub´un canı bu güzellik, bu kudret yüzünden yanıp duruyor. Ey güzeller Yusufu! Sen neden kuyudasın,<br />
neden dısarı çıkmıyorsun, neden kendini göstermiyorsun, bilmiyorum.<br />
703. Dualarım mumun alevi etrafında dönen pervanenin kanatları gibi yanıktır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1425)<br />
• Konusma gücüm oldukça, isim gücüm dua etmektir. Duaları kabul etmeli de sana düser! Dua benden, kabul senden!<br />
Duanın kabulü hususunda benim ne hakkım olabilir<br />
• Dualarım senin muma benzeyen kulagının etrafında döner durur. Bu yüzdendir ki dualarım mumun alevi etrafında<br />
dönüp duran pervanenin kanatlar gibi yanıktır.<br />
• Ihtiyaçlarımın, dileklerimin kütüphanesine gelip giresin, yakından duyasır diye arzularımı kitap kitap üstüne<br />
koymusum. Dileklerim sahife sahife altta bulunmaktadır.<br />
• Bana çok lütufta bulundugun, baska yaratıklara vermedigin düsünce duyma, hayal etme gücünü bana verdigin için<br />
basım gökyüzüne sıgmaz Gönlüm neselidir; "Bende tan yerini agartanın gamı var!" der durur.<br />
"Felak Suresi, 113/1. ayete isaret var."<br />
• Düsünce sögüt agacı dalı gibi, her esen rüzgarda oynar durur. Ama yemyesil sidre agacının kökü gibi köklerim bir<br />
aradadır, güçlüyüm.<br />
704. Ben sıcak göz yaslanmla soguk ah edisimin farkındayım.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1435)<br />
• Hıç durmadan gönlün etrafında dönüp duruyorsun. Ne yapacagını biliyorum. Gönlü kanlara bogacak, yüzü sapsarı<br />
sarartacaksın.<br />
• Bir kumazlık ettin, bir oyun oynadın, gönlün varını yogunu aldın, götürdün. Bu oyundan sonra daha ne oyunlar<br />
oynayacagını, basıma neler açacagını, neleri meydana çıkaracagını biliyorum.<br />
• Bir bakısla cigerimi yaraladın, onu ateslere attın, yaktın, yandırdın. Daha neler yapacagını biliyorum.<br />
• Sıcak göz yaslarım hakkı için, soguk ah edisimin hatırı için olsun, nasıl yandıgımı zaten biliyorsun. Sor bakalım, ben<br />
sıcak göz yaslarımla, soguk ah edisimin farkındayım. Sıcagın yakıcılıgını, sogugun donduruculugunu anlıyorum.<br />
• Benim bagrım tutusmus, gönlüm yanıyor. Senin etegin tutusmus ama arada fark var. Yanıstan yanısa, dumandan<br />
dumana, dertten derde farklar oldugunu ben biliyorum.<br />
705. Bahara: "Sen nerelerden çıkageldin " diye sordum.<br />
"Ben ötelerden, onun güzellik bahçesinden geldim" diye cevap verdi.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1417)<br />
• Yüzün hakkı için yemin ederim ki, ben dünyada senin yüzün gibi güzel bir yüz görmedim. Senin güzelligini<br />
anlatanlardan duydugum güzellik nerede; senin güzelligin nerede Sen onların anlattıklarına hiç benzemiyorsun.<br />
• Bu dünyada böyle güzel bir bag ne yetismistir, ne de yetisir. Böyle essiz bir bagın meyvelerini ne rüyada<br />
toplamısımdır, ne de uyanıkken.<br />
• Sevgilim, sen bir baba duası degil, yüzlerce peygamber duası almıssın ki böyle bir güzellik devletine konmussun.<br />
• Seker kamısına: "Kimin yüzünden böyle sekerlerle doldun " diye sordum. Seni isaret etti de dedi ki: "Ben onun<br />
nefesini içime çekmistim de o yüzden bu hale geldim."<br />
• Cana dedim ki: "Neden gonca gibi yüzünü gizledin " Dedi ki: "Onun yüzünden utandım da gözlerimi kapadım, kendi<br />
içime çekildim."<br />
• îlkbahar mevsimi kanatlarında binlerce renkler bulunan tavus kusu gibi geldi, her tarafı süsledi, güzellestirdi.<br />
Bahar´a: "Sen nerelerden çıkageldin " diye sordum. "Ben ötelerden, onun güzellik bahçesinden geldim." diye cevap verdi.<br />
• Sonra dedi ki: "Canlar zevke dalsınlar diye sarap getirdim. Çiçekler getirdim, hastaların iyilesmeleri için ilaçlar<br />
getirdim, macunlar getirdim."<br />
"Sarap üzümden çıkarılır. Bütün ilaçlar çiçeklerden, elde ediliyor.<br />
706. Gül dedi ki: "Padisahımın hayali yüzüme güldügü için o günden beri hep gülmedeyim."<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1412)<br />
• Kim dagınıklıktan kurtulmak, dügümlenmek istiyorsa, bana gelsin, ona güzel bir dügüm vurayım. Efendimin dügümü<br />
ile mermer kaya bile´ can bulur. Ona ulasan tas bile cana kavusur.<br />
• Bir gün bahçede dolasırken güle: "Sen daima gülüp duran, hos kokular saçan, gözleri oksayan renginle bizi Hakk´a<br />
götüren bir kılavuzsun." dedim. Gül bana: "Neden daima gülüp duruyorum, biliyor musun "<br />
• "Güzel huylu padisahımın hayali tebessüm etti, yüzüme güldü de o günden beri dünyada bulunan bütün güller<br />
soydan soya böyle gülmeye basladık. Oguldan ogula hepimiz güler yüzlü olduk. 0 günden beri, suratı asık bir gül hiçbir<br />
yerde görünmez oldu."<br />
• Padisahım dedi ki: "Ömrü olmayan her zavallıya ben ömür olurum." Ben de bir zavallıyım, padisahımın bu vadinden<br />
ümide kapıldım da ömürden oldum. Ömürsüz kaldım.<br />
• Gönlüm güle; "Senin ömrünün ne degeri vardır ki, beni neden minnet altında bırakıyorsun Ben kimim, sen kimsin "<br />
diye bagırdı.<br />
• Ask diyor ki: "Bir sırrım var, söyleyeyim de duy, bunu ganimet say, hayırlara kavus! Ne kötülük et, ne de ondan<br />
ayrıl, yoksa ümitsizlige düsersin, pisman olursun."<br />
• Bütün padisahlar kullarını, aç gözlü olmadıklarından, kanaat sahibi olduklarından ötürü överler. Benim padisahımın<br />
bütün öfkesi ise, onun lutuflarını yeter bulmamdır. ¦<br />
707. Ben hiçbir sey bilmiyorum, bilmiyorum.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1439)<br />
• Ben bu dokuz kat gögü, insanı büyüleyen saheserler ortaya koyan ressamı geregi gibi bilemiyorum, bilemiyorum.<br />
• Bana her tarafa gitme, sen üstadsın, buraya gel diyorsun, ama ben o mekansızlık yerini bilmiyorum, bilmiyorum.<br />
• 0 bazen benim yakamı tutar, beni hırpalar, perisan eder. Beni hırpalayan o güzel huyluyu bilemiyorum, bilemiyorum.<br />
• Ben musikiden zevk alan, güzel seslileri dinlemeyi is edinmis bir canım. Çalgıcı olmadıkça huzur bulamıyorum.<br />
Musikiyi ve nese arayan canımı bilemiyorum, bilemiyorum.<br />
• Ben bir arslan görüyorum. Bütün dünya onun önünde bir ceylan sürüsü. Fakat bu arslan kim Bu ceylan sürüsü ne<br />
Bilemiyorum, bilemiyorum.<br />
• Beni sel kaptı, sürüklüyor. Asagılara dogru akıp dereyi aramadayım. Fakat beni alıp götüren seli de, dereyi de<br />
bilemiyorum, bilemiyorum.<br />
• Köyü, çarsı pazarı bilmeyen ve orada kaybolan bir çocuga benziyorum.<br />
• Sefkatli, merhametli bir dost bana: "Kötü insanlar seni çekistiriyorlar, senin hakkında kötü sözler söylüyorlar." diye<br />
haber verdi. Ama ben iyiligimi de, kötülügümü de söyleyenleri bilemiyorum, bilemiyorum.<br />
• Yeryüzü bir kadın gibi, gökyüzü de onun kocası. Bu kadın kedi gibi kendi yavrularını yiyor. Fakat ben ne kadını<br />
biliyorum, ne de o kocayı.<br />
• 0 gayb aleminin güzeli bana kası ile isaretler etmede, bir seyler anlatmada, gizli bir seyler söylemede. Ama ben ne o<br />
bakısı, ne o kasın isaretini bilmiyorum, bilmiyorum.<br />
• Ben Yakub´um, o Yusuf! Yusufun kokusunun aslı nedir, bilmiyorum. Ama yine de gözüm onun kokusu ile açılmada,<br />
aydınlanmada.<br />
• Dünya suratını eksitse de, o ay yüzlü güzel benim yüzüme gülüp duruyor. Ama ben o ay yüzlüden baskasını<br />
bilmiyorum, bilmiyorum.<br />
• Kudret elinden, kudret kolundan her an bir ok uçup gelmede! Fakat ben o eli de bilmiyorum, o kolu da!<br />
• Sus, ne zamana kadar dedi-kodu ile ugrasacaksın Ben dedi-koduyu da bilmiyorum, söyleyenleri de!<br />
• Benim öyle bir derdim, öyle bir dermanım var ki, hekimlerin en büyügü, en meshuru olan Calinos bile; "Bu derdi de,<br />
ilacını da bilmem!" diyor.<br />
• Ey gece! Önümden çekil, git! Büklüm büklüm saçlarını, perçemlerini bana gösterme! Ben o siyah kıvırcık saçlarından<br />
baska bir sey bilmiyorum, bilmiyorum.<br />
• Ey güzel yüzlü gündüz! Seni aydınlatan günesin ne de parlak, ne de gül renkli. Fakat git, git, ben Allah´ın nurundan<br />
baska birsey bilmiyorum. Allah göklerin ve yerlerin nurudur.<br />
708. Ben bedendeki can gibiyim, ask gibiyim. Hem görünürüm, hem görünmem.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1430)<br />
• Ben asıkların bası olmak sevdasına kapıldım da, ask yoluna düstüm. Ben askın ogluyum ama, benim varlıgım<br />
babamdan öncedir.<br />
• Görmez misiniz Bademyagı bademden çıkar ama, can da bilir ki, badem; "Ben agaçtan önceyim." diye söylenip<br />
durur.<br />
• Zahire bakan, görünüse kapılan; "Hz. Adem´e melekler secde ettiler" der Ama Hz. Adem´in hakîkatini gören; "Abdal!"<br />
der, "Nasıl olur da Adem bedenden ibaret olur, buna imkan var mı Melekler Hz. Adem´e degil Hz Adem´de bulunana secde<br />
ettiler."<br />
• Ben bedendeki can gibiyim, ask gibiyim. Hem görünürüm, hem görünmem. Ben hem gızliyim görünmem, hem de<br />
beldeki kemer gibi meydandayım, görülürüm.<br />
• Gizlj sevgili benim de kendisi gibi gizli kalmamı istiyor. Yoksa geceleyin gözleri görmeyenlerin inadına ben ay gibi<br />
apaçık görünür, dururum.<br />
• Gökyüzü bana; "Seni ay gibi basımda tasırım." diyor. Ona dedim ki: "lyi ama sen bana sor bakalım; ben var mıyım<br />
ki, sen beni basında tasıyasın "<br />
* Vuslat gününde sen beni o güzelden ayırdedebilirsen, sunu iyi bil ki- gördügün o güzel baskasıdır, ben baska biriyim.<br />
709. Ask; "Ben daima devam eden, hos geçen bir ömürüm." dedi.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1402)<br />
• Ey seker gibi tatlı olan güzelim! Dün gece ne yedin Söyle, ben de bundan sonra bütün ömrüm boyunca, gece<br />
gündüz onu yiyeyim.<br />
• Yazdıgın mektupların zevki, verdigin müjdeli haberlerin nesesi içime kadar yerlesmis ki, oradan ayrılıp dudaklarıma<br />
kadar gelemiyor da bu yüzden duyduklarımı söyleyemiyorum.<br />
• Ben içime yerlesen zevke yalvararak derim ki: "Ne olur gel, benim duyduklarımı herkese duyur!" 0; "Ben içerde<br />
daha hosum!" diye sözlerime omuz silker.<br />
• Ask elbette her gönüle ugrar. Bu hal herkesin basına gelir. Sükürler olsun ki ask benim gönlüme de ugradı. Bu is<br />
bana zorluk çıkarmadı.<br />
• Bir gece aska; "Dogru söyle, sen kimsin " dedim. "Ben ölmeyen hayatım, ölmeyen yasanısım. Ben daima devam<br />
eden, hos geçen bir ömürüm." dedi.<br />
• Tekrar sordum: "Ey mekandan dısarı olan ask! Senin evin nerededir " "Ben gönül atesinin dostuyum. Ben yaslı<br />
gözlerin yanı basındayım." diye cevap verdi.<br />
• Sararıp solan her benzin rengi bendendir, benim rengimdendir.<br />
• Güllerin, lalelerin rengi benimdir. Kumasların degeri de benim. Ask mektuplarının zevki de benim. Her gizli seyi kesf<br />
eden de benim.<br />
• Ask en küçük isvesi ile benim gibi yüzlerce kisiyi yoldan çıkarır. Hocam sen bana bir yol göster, ben onun elinden<br />
nasıl kurtulabilirim<br />
• Gökyüzü aska söyle seslenir: "Ben senin için dönüp duruyorum." Ay da aska söyle nida eder: "Ben senin yüzünden<br />
nurlandım."<br />
• Akıl ask yüzünden kararsızdır. Yerinde duramaz, düsünceden düsünceye atlar. Ruh huzura kavusmak için aska haraç<br />
verir. Bas, "Ben senin ardında kosmak için yuvarlagım diye söylenir ve askın önünde secdeye kapanır.<br />
710. Ben çok güzel gördüm. Fakat hiçbirisi senin gibi güzel degildi.<br />
Mefa´îlün, Mefa-îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1416)<br />
• Sevgili yüzünü eksitmis, asabi ve öfkeli bir halde bakıyor. Ben hayatımda böyle tatlı bir güzellik görmemistim. Onun<br />
güzelliginin büyüsünden deli, divaneyim. Onun ask masallarından mest olmusum.<br />
• Sevgili, ben hayatımda çok güzel görmüsüm. Fakat hiçbirisi senin gibi güzel degildi. Bu yüzden ben sana<br />
baglanmısım. Benim varım, yogum sensin, ben artık bende degilim. Ben kendimden geçip gittim.<br />
• Bildigin gibi ben bütün gece perisan bir halde idim. Ruhum, aklım darmadagınıktı. Fakat simdi günün aydınlıgında<br />
senin güzelligini görünce hayran oldum, saskınlıktan bambaska bir hale geldim.<br />
• Elimden tut, beni kaldır, beni bu halden kurtar! Ben topraktanım, topraktan yaratılmısım. Senin nurunla topraktan<br />
sıçradım kalktım.<br />
711. Ben takdirin, o acı emrin hükmü altındayım.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa-îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1432)<br />
• Sen de bilirsin ki, ben sensiz yok olur giderim, yok olur giderim. Yokluktada bir varlık kabiliyeti vardır. Halbuki ben<br />
ondan da asagı bir hale gelirim.<br />
• 0 Yusuf gibi güzel varlıktan ayrı düsünce mahzun olurum, kötü zanlara düserim. Her pismanlıga arkadas olurum.<br />
• Irem bagına girince gamın boynunu bagladım. Onu deve gibi her taraf; çeker götürürüm. Ona dikenden baska<br />
birsey tattırmam.<br />
• Ben takdirin, o acı emrin hükmü altındayım. Bazen kervanbasıyım, bazen deve, bazen göç davuluna tokmak<br />
vururum. Bazen bayragın perçemi olurum<br />
• Rster davul, ister davul çalan olayım. 0 büyük padisahın ordugahındayım ya! Bu degisikliklerden, bu renkten renge<br />
girislerden ne diye üzüleyim! Ne olursam olayım, padisahın hizmetindeyim ya!<br />
• Ben bir mum gibi söz söylemeden her seyin suretini gösteririm. Egri bügrü düsünmem. Çünkü düsündeki yazının<br />
isareti olurum.<br />
• Ask der ki: "Ey aklı basında olan kisi! Sundugum sarabı ganimet bil. Al, iç sarhos ol! Ey aç kisi! Seni doyurduk. Ey<br />
burnu koku almayan! Seni iyilestir dik."<br />
• Efendimizin, sahibimizin nimetlerine sükrettik. Zaten efendimiz buna layık, bu zevkin sonu yoktur. Bu kadeh, adi<br />
kadeh degildir. Bu ask sarabı kadehi kırılmaz.<br />
712. Ben su anda asktan dogmusum.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1409)<br />
• Ey seher vakti bana sarap sunan sevgili! Nazı bırak da bir seyler söyle Sesinle de mest olmak istiyorum: "Hiç<br />
olmazsa sarabı sana ben verdim." diye söylen!<br />
• Sen kucagımdan gittinse de sarhosluk basımdan gitmedi. Yolun basına gel de gör, yol üstünde düsüp kalmısım.<br />
• Bende kem göz vardı. Ona buna nazarım degerdi. Bu yüzden güzelligin perde altında gizlendi, benden ürktü. Ben de<br />
güzelligini ona zarar vermeden görebilmem için kem gözümü kapattım, kendime baska bir göz buldum, baska bir göz<br />
açtım.<br />
• Bilhassa ahdine olan ümidimle gönlüm nasıl açılmaz, nasıl ferahlanmaz Bu yüzden de senin ahd mektubunu<br />
gönlümün basına koydum.<br />
• Rlk dogusum geçti, gitti. Ben su anda asktan dogmusum. Kendimde bir baskalık, bir fazlalık var. Çünkü herkes bir<br />
kere dogar, ben iki kere dogmusum.<br />
• Ben kafirler diyarında bulunuyordum. Ask beni esir aldı, bu ellere getirdi. Bu yüzden asıkların canlan gibi safım,<br />
tertemizim, güzelim.<br />
• Ben böyle yaya yürüyorsam da, bu ilde ben bir padisaha kavustum. Simdi o padisahın evindeyim. Onun güzel<br />
saçlarını oksuyorum.<br />
713. Sevgilinin güzel hayalinin sevdasına kapıldım da, hayal gibi oldum.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1403)<br />
• Ben senin askını basarabilmek, askını elde etmek için bas vermeye geldim. Eger sen; "Hayır!" dersen, ben o seker<br />
kamısını kırarım, içindeki sekeri alırım.<br />
• Akıl gibi, can gibi bütün gözlerden gizli olarak canlara ve gözlere görüs mesalesi götürmeye geldim.<br />
• Eger gönlümü kırarsa, o gönül kırana canımı veririm. Basımdaki külahı alsa, belimdeki kemeri de ona veririm.<br />
• 0 gözümün önüne oturmus ben nereye bakabilirim 0 gönül sehrini zaptetmis, ben nereye gidebilirim<br />
• 0 attıgı okun keskin ucuyla dagı bile deler. 0 ok atmaya basladıgı zaman, beni kalkan yerine tutarsan, yazık bana!<br />
• Sevgilinin güzel hayalinin sevdasına kapıldım da hayal gibi oldum. Adını kimseler duymasın diye kıskanırım da, onu;<br />
"Ay yüzlü!" diye çagırırım.<br />
• Sevgilim önüme sarap getirdi. "Bunu iç; sen bunu içmesen baskasına götürürüm." dedi. Rste benim bu gazelim onun<br />
sarap ikramına bir cevaptır.<br />
714. Sevgili! Ben yokluk aleminden bu dünyaya senin askınla geldim.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1418)<br />
• Ey gönül! Ben garibim, asıgım, mestim, yüzünü görmek özlemindeyim. Sana gelmek, seninle bulusmak için pılımı<br />
pırtımı bagladım, denk yaptım. Rste suracıkta duruyor.<br />
• Sen bütün dünyanın kıblesisin. Kıbleden baska tarafa dönemem. Nerede olursam olayım, hep kıbleye yüz çeviririm.<br />
Namazımı kılarken oraya dönerim.<br />
• Canım bedenimde oldukça, senden baskasına giden bir yola ayak basamam, buna imkan yok! Sevgili, ben yokluk<br />
aleminden bu dünyaya senin askınla geldim.<br />
• Senden baskasını düsünürsem, daragacına layık olurum. Senden baskasının etegine sarılırsam, elim kesilsin.<br />
• Bütün dünya ve bütün dünyadakiler, kendi vesveselerine uymus, yollarını kaybetmisler, dinlerinden dönmüslerdir.<br />
Bense öyle büyük bir askın lütfu ile kendi serrimden bile kurtulmusum.<br />
• Su gönül kirlilikten kurtulmus, saf, tertemiz bir hale gelmis de yükselmis, askın yücesine çıkmıs. Bense beden<br />
balçıgının meydana getirdigi bulanıklık yüzünden, su kirli yerde, dünyada kalmısım, yücelere çıkamıyorum.<br />
• Sevgilinin kendisi bana gelmeye tenezzül etmedi de, lütufta bulundu, hayalini gönderdi. Ne de güzel bir hayal!<br />
Dayanamadım, o hayalin ayaklarına kapandım, ayaklarını dudagımla yaraladım, incittim.<br />
715. Ben asıklar arasında tanındım, meshur oldum.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. III. 1410)<br />
• 0 güzelin esiri ve asıgı oldugum günden beri, ona karsı duydugum sevgi can gibi gönlümde gizlendi kaldı. Ben seytan<br />
da degilim, peri de degilim. Nasıl oldu da sevgim herkesten gizli kaldı<br />
• Sanki ben kar idim, eridim, yer beni yedi, içine çekti. Bastan basa gönül dumanı kesildim, göklere dogru yüceldim,<br />
yükseldim.<br />
• Benim bedenim var, ben ruhlardan degilim, canlardan de çekinirim. Can candan çekinmez. Ben de cana döndüm.<br />
Öyle oldugu halde neden canlardan çekiniyorum<br />
• Beni bir sey sanmayana benim sanısım gitti. Sonunda onun basında bir vehim oldum.<br />
• Ben kendimde olmadıgımdan ötürü, gönlüm ona sahitlik etti. Bu gönlüm, elden gitti de o ne söylediyse, o oldum.<br />
• Benim bütün feryadlarım, iniltilerim benden degildir. Hep ondandır. Dudagının sarabı yardım etti de gönülsüz, dilsiz<br />
bir hale geldim.<br />
• Sevgilim bana; "Mademki asıksın niçin askını gizliyorsun " dedi. îste bu sözden ötürü asıklar arasında tanındım,<br />
meshur oldum.<br />
• Ey cihanın canı! Senin askın yüzünden cihan isime yaramaz oldu. Ben bu cihanı ne yapayım Çünkü ben öteki<br />
cihandan oldum.<br />
716. Ben marangozun elindeki tahta gibiyim.<br />
Bu yüzden ne keserden korkarım, ne çividen.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. III, 1429)<br />
• Bende güzellikten anlamayan bir gönül yok ki, sevgiliden kaçayım. Elimdeki hançer, savasta ise yaramayacak bir<br />
hançer degildir.<br />
• Ben marangozun elinde bulunan tahta gibiyim. Bu yüzden ne keserden korkarım, ne de çividen kaçarım!<br />
• Tahta gibi kendimde degilim, tahtalıga aykırı düsüncem de yok! Marangozun elinden kaçarsam, atesten baska bir<br />
seye layık olmam.<br />
• Tas gibi katı, sert bir hale gelirsem, lal olmaya yol bulamam. Sadık magara dostundan kaçarsam, magara gibi dar ve<br />
karanlık kalırım.<br />
• Yapraksız kalmaktan kaçarsam, seftaliyi öpemem. Tatardan kaçarsam, Tatar miskini koklayamam.<br />
• Kendimden su yüzden incinip durmadayım: Ben kabıma sıgamıyorum, bir yerdeyim ki, oraya bas bile sıgmıyor.<br />
Sarıktan kaçarsam haklıyım.<br />
• Bulundugum hale, bu devlete ulasmam için binlerce yıl gerek. Kıymetini bilmez de bu sefer kaçarsam, bu devleti bir<br />
daha nerede elde edebilirim<br />
• Hasta degilim, namert de degilim. Niçin güzellerden çekineyim Mide fesadına ugramadım ki meyhaneden kaçayım.<br />
717. Ben az sarhos oldugum günü ömür saymam.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün<br />
(c. III, 1381)<br />
• Ben kapımın önünde düsüp yıkılan sarhosu hor görmem. Kapımdan sürüp kovmam. Evimde sarap varsa, önüne<br />
korum. Onunla beraber ben de içmeye baslarım.<br />
• Misafirim olan sarhos benim canımdır. Basımın tacıdır. Benim sultanımdır. O bana o kadar azizdir ki, yerde<br />
oturmasın, kalksın, benim basımın üstüne otursun.<br />
• Ey sarhos dostum, ey bana çok yakın olan aziz varlık! Bana çok içir, beni çok sarhos et! Çünkü ben az sarhos<br />
oldugum günü ömür saymam.<br />
• Ömrümü altın gibi saraba vakfettigimden sakîden baskasının yüzüne bakmam. Sakînin emrinden dısarı çıkmam.<br />
• Ben kendimi ne zamana kadar deneyecegim Ne zamana kadar su aklı sorguya çekecegim Ben sarhos oldugum gün<br />
kendini düsüncelere kaptırmıs îlan canımın gemisi olurum da, gezer dururum. Halbuki aklım basımda oldugu gün, demir<br />
atmıs bir gemi gibi, oldugum yerde kalırım.<br />
* Beden sarabı nerede Can sarabı nerede Beden sarabı üzümden yapılır. Can sarabı ise ötelerden gelir. Gök nerede,<br />
ip nerede Sen, sonu basagrısı olan hayırsız bir kadehle sarhossun. Bense ötelerden gelen Kevser havuzunun sarabı ile<br />
sarhosum.<br />
718. Ryi, kötü, güzel, çirkin her sey Hakk´ın eseridir. Her seyi o yaratmıstır.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün<br />
(c. III, 1384)<br />
• Ey ask! Beni put gibi kırıp döktün, senden sikayetim var. Seni kadıya götürecegim. Hiç kimse benden sahit<br />
isteyemez, ben sahit getirmeye mecbur degilim, çünkü ben kendim sahidim.<br />
• Hüküm verilen de sensin, hüküm veren de sen! Gelecek zaman da sensin, geçmis zaman da sen! Öfkelenen de<br />
sensin, razı olan da sensin! Andan ana Çesit çesit görünüyorsun. Aslında her sey senindir, herseyi sen yarattın!<br />
• Ey güzel ask! Ben senim, sen de bensin! Hem selsin hem de harman, hem nesesin hem de gam!<br />
• Sunlar da senden ibaret, bunlar da! Bundan da münezzehsin, ondan da! 0 genis ova da sensin, su dag da! Kerem<br />
ovası da sensin! Çünkü her seyi sen yarattın, her sey senin emrinle var oldu.<br />
• Söz söyleme askı da sensin, susma sevdası da sen! Anlayıs da sensin, kendinden geçis de sen! Kafirlik de hidayet de<br />
senden, adalet de sitem de sendendir.<br />
• Ey padisahlar padisahına padisah olan! Ey akıl, ey can ülkesine taht kuran, ey yüzlerce eseri, nisanesi oldugu halde,<br />
kendini göstermeyen! Ey yokluk denizi olan aziz varlık!<br />
• Sana karsı güzellerle çirkinler ignenin ucundaki resme benzerler. Dilersen kagıda o igne ile güzel resim yaparsın,<br />
dilersen çirkin yaparsın. Sonra onları ölümle, hastalıkla yırtar atarsın.<br />
• Resimler aynı kalemden çıktıklarını bilselerdi, her resim ile süt ile bal gibi kaynasır, birlesirdi.<br />
• Senin civarında can vermek için sana dogru gelene, gayretin; "Git!" der. Lütfun, ihsanın; "Beri gel!" diye çagırır.<br />
• Fakat lutfun asındır. Asıkı kendine çektikçe çeker. Aydınlık nasıl karanlık-tan üstünse, lutfun da kahrından fazladır,<br />
üstündür.<br />
• Herkes bir vehim, bir hayal pesine takılmıstır. Yerden yere çeker durur. Fakat o hayal ordularını çeken de sensin.<br />
• Ey mülk sahibi, ey devlet sahibi! Sonunda bir hayal getirirsin. Üstünlügü, büyüklügü bir önce gelen hayalden kapar<br />
alırsın. Onu bunun esiri yaparsın. Hikmetinden sual olunmaz.<br />
• Her an can diyarından bedene bir hayal gelir de kısmetleri dagıtandan habersiz olarak çocuklar gibi; "Kale bizimdir."<br />
der.<br />
• Susayım, dudaklarımı yumayım da su dünya benim bu sözlerimden karıs-masın, darmadagın olmasın. Zaten sen<br />
söze sıgmıyorsun, artık fazla eksik ne söyleyeyim<br />
"Dikkat buyrulursa anlasılacaktır ki Hz. Mevlana bu uzun gazelinde vahdet konusunu bir çok benzetmelerle hos bir<br />
sekilde ifade buyurmaktadır. Ryi, kötü, güzel, çirkin, bütün bu zıtlar, hep O´nun eseri, hersey O´nundur. Herseyi 0<br />
yaratmıstır. Panteistler (vahdet-i mevcuda inananlar) gibi; "Her sey O´dur" diyemeyiz, "Her sey O´ndandır, her seyi 0<br />
yaratmıstır." diyecegiz."<br />
719. Senin askına kurban oldugum gün benim bayramımdır.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. III, 1394)<br />
• Bana; "Defol git!" deme! Beni basından savma, ben sarap içmedikçe bir yerlere gidemem. Arlanma; isveler etme; bu<br />
davranıslarınla beni kandıramazsın. Ben mest olanların isvelerine aldanmam.<br />
• Vaadlerde bulunma, vaadlerle beni oyalama, ben vaad müsterisi degilim. Ya istedigimi verirsin, yahut seni<br />
dükkanından rehin alırım.<br />
• Ey gönlümün de, canımın da kulu oldugu aziz varlık! Senin tatlı gülüsüne baglanıp kalmısız. Senin gülüsün nedir<br />
Söyle, kerem deryasının cosması degil midir<br />
• Bu davranısınızdan hayrete düsen gönlün bası döner. Gerçi ben maddî varlıgımla, bedenimle küçük, ufak tefek<br />
görünüyorsam da, gökten de daha büyügüm. Onun bir kaç misliyim.<br />
• Ben laf ederim, ulu orta söz söylerim, ama korkmam. Çünkü sözlerimi sen düzeltirsin. Ben naz ederim, nazım sana<br />
dokunmaz, çünkü senin nazarında benim itibarım vardır.<br />
• Bütün gece herkesin üzerine zehir yagsa, ben yine sekerden daha tatlıyım Çünkü ben sekerler içinde sekerim.<br />
• Dünyada herkesin bir kimsesi vardır. Her gönlün de bir hevesi vardır. Fakat bu nerede; o nerede Ben bambaska bir<br />
havadayım.<br />
• Dünyanın bütün kalkanları savasta bozulur, ise yaramaz olur. Ama ben senin zahmete, gönülde açtıgın yaralara<br />
kalkan oldugum zaman bozulmam.<br />
• Su avare gönlüm seferden dönerse, evi bos bulacak. Benden hiçbir haber alamayacak.<br />
• Senin askına kurban oldugum gün, benim bayramımdır. Sana kurban oldugum gün bayram sayılmazsa, ben insan<br />
degilim, belki pek asagı varlıgım.<br />
720. Benim bedenimde baska bir can var, canımda da baska bir can var.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün,<br />
• Ey asıklar, ey asıklar, ben kadehi kaybettim de, kadehlerle verilmeyen, kadehlere sıgmayan baska türlü bir sarap<br />
içtim.<br />
• Ben "ledün" sarabından içmisim, mest olmusum. Harabım, kendimde degilim. Sen git, polis komiserine beni çekistir!<br />
îçtigim saraptan sana da, o polis komiserine de tattırmak istiyorum.<br />
• Ey sadıklar padisahı! Benim gibi uysal bir kisi gördünüz mü Ben senin diriliginle diriyim, ölülügünle ölüyüm.<br />
Güzellerle, gül yüzlülerle gül bahçesi gibi açılırım, kıs gibi soguk münkirlere karsı da kıs mevsimi gibi donar kalırım.<br />
• Ey ekmek pesinde kosan zavallı! Allah askına bana dikkatle bak; ben mestim ve kendimden haberim yok! Fakat ben<br />
ne sarap küpünün etrafında dolastım, ne de üzüm cibresi sıktım.<br />
• Ben mestim, ama onun yüzünden mestim. Batmısım, ama onun ırmagına batmısım, onun sekerine karısmısım.<br />
Onun gül bahçesinde "gülbeseker" olmusum.<br />
• Sarap kadehine sarıldım, düsüncenin kanını döktüm, sevgilimle bulustum. Perdenin arkasında oldugum için sen beni<br />
göremiyorsun.<br />
• Düsünceyi daragacına astım, çünkü düsünce ayrılık veriyor. Ben düsünceden hoslanmıyorum. Ondan bezdim,<br />
usandım. Zaten ben hep akıl yüzünden, düsünce yüzünden perisan olurum.<br />
• Benim bedenimde baska bir can var, canımda baska bir canan var. Benim zamanımda da baska bir zaman vardır.<br />
Çünkü ben, benden kurtuldum. Ona kavustum.<br />
721. Yanagımı tırmalaması, gömlegimi yırtması için<br />
her nefeste bir güzelin yakasına yapısırım.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. 111, 1397)<br />
• Su dünyada yasayan insanlar, hep "ben" ve "biz" deyip duruyorlar. Su yüzbinlerce ben ve biz içinde acaba ben nasıl<br />
bir benim Insan kalabalıgından gelen gürültüye kulak ver! Beni konusturmamak için elini, agzıma koyma!<br />
• Çünkü ben, bende degilim, ben elden gittim. Yoluma kadehleri koyma! Eger korsan, üstüne ayagımı basar, hepsini<br />
kırar geçiririm.<br />
• Gönlüm her nefeste senin hayalinin rengine boyanır. Eger siz sevinçliyseniz ben de sevinirim, mahzunsanız, ben de<br />
mahzun olurum.<br />
• Acılık ederseniz ben de acı olurum. Lutuflarda, ihsanlarda bulunursanız, ben de lütuflarda ve ihsanlarda bulunurum.<br />
Ey güzel yüzlü sevgili; seninle her sey hostur, güzeldir.<br />
• Asıl olan sensin, ben kimim Ben senin elinde bir aynayım. Sen her ne gösterirsen, ben oyum.<br />
• Sen güzel endamınla, uzun boyunla çimenler arasındaki selvi agacı gibisin. Ben gülün gölgesi oldum, gideyim de<br />
gülün yanında çadır kurayım.<br />
• Sensiz bir gül koparırsam, o gül avucumda diken olur. Ben kendim bastanbasa diken olsam, senin yanında gül<br />
olurum, yasemin olurum.<br />
• Yanagımı tırmalaması, gömlegimi yırtması için, ben her nefeste bir güzelin yakasına yapısırım.<br />
• Gönül ve din salahının lütfu gönlümde parladı. Zaten kuyumcu Salahaddin cihana bir gönül mumu olmustur. Ben<br />
neyim 0 mumun samdanı!<br />
722. Ben senin emrine kul olmus bir zavallıyım.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Miifte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. III, 1393)<br />
• Ben ölü idim, dirildim; aglardım, güldüm. Askın devleti geldi, ben ebedî devlet oldum.<br />
• Benim tok gözüm vardır, cesaretli canım vardır, arslan yüregi gibi bir yüregim var. Ben parlak Zühre yıldızı oldum.<br />
• Dedi ki: "Sen divane degilsin. Bu eve layık degilsin." Ben de gittim divane olup zinciriyle baglandım.<br />
• Dedi ki: "Sen sermest degilsin, git!" Ben de gittim sermest olup nese ile doldum.<br />
• Dedi ki: "Sen öldürülmemissin, nese ve müzik ilgin yok!" Can bagıslayan yüzüne karsı sehid oldum.<br />
• Dedi ki: "Sen zeki bir kisisin, hayal ve süphenin sarhosusun." Ben hemen abdallastım, hayal ve süpheden sıyrıldım.<br />
• Dedi ki: "Sen mum oldun, meclisin kıblesi oldun." Ben mum degilim!" dedim, yandım, yakıldım, duman oldum.<br />
• Dedi ki: "Sen seyhsin, önde gidenlerdensin, yol gösterensin." "Hayır! Ben seyh degilim!" dedim. "Önde gidenlerden<br />
de degilim. Kimseye de yol gösterdigim yok. Ben senin emrine kul olmus bir zavallıyım."<br />
• Sen günesin kaynagısın, ben sögüt agacının gölgesi düsen yerim. Sen benim basucuma gelince, alçalır, erir, yok olur<br />
giderim.<br />
• Gönlüm canın parıltısını buldu. Dünyanın nuruna nail oldu. Gönlüm yeni bir atlas buldu da bu hırkaya düsman<br />
kesildi.<br />
* Hakk arifi "Ben her seyden hikmet dersi aldım. Yedi kat gögün üstünde parıldayan yıldız oldum." diye sükreder.<br />
723. Ey insan! Bana yaklas da seni bundan daha güzel bir hale getireyim,<br />
kamil insan yapayım.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. 111, 1374)<br />
• Ey asıklar, ey asıklar! Ben topragı cevher haline getiririm. Ey çalgıcılar, ey çalgıcılar! Deflerinizi altın doldururum.<br />
• Ey susuzlar, ey susuzlar! Ben bugün sakîlik ederim Bu çorak topragı cennete çeviririm. Kevser ırmagı akıtırım.<br />
• Ey kimsesizler, ey kimsesizler! Kurtulus vakti geldi, ben çok dertler çekmis çok belalara ugramıs gam hastalarını<br />
padisah yaparım.<br />
• Ey kimya, ey kimya! Sen bana bak! Çünkü ben yüzlerce kiliseyi mescid yaparım, yüzlerce daragacını minbere<br />
çeviririm.<br />
• Ey kafirler, ey kafirler! Ben sizin kilitlerinizi açarım, çünkü ben mutlak hakîmim. Diledigimi mü´min ederim, diledigimi<br />
kafir.<br />
• Sen bir damla meni idin, kan oldun, sonra çesitli merhalelerden geçtin. Uzun boylu bir güzel insan haline geldin. Ey<br />
insan! Bana yaklas da seni bundan daha güzel bir hale getireyim. Kamil bir insan haline getireyim.<br />
• Ben gussayı, derdi nese haline getiririm, yolunu sasırmısları dogru yola götürürüm. Ben kurdu Yusuf yaparım, zehiri<br />
seker haline sokarım.<br />
• Ey gül bahçesi, ey gül bahçesi! Reyhanları, nilüferlere arkadas ederim. Gel benim bahçeme de benden gül al!<br />
724. Ben ucu bucagı bulunmayan bir deryanın damlasıyım.<br />
Damla damla o deryaya gidiyorum.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.IV, 1667)<br />
• Ben vuslattan ayrılıga nasıl giderim Baglık bahçelik yerleri bırakır da dikenlerle dolu çöllere nasıl düserim<br />
• Hiç ben kendim isteyerek gider miyim Beni o çekiyor, o sürüklüyor.<br />
• Bagı bahçeyi bırakıp gittigim için, nergisin gözü sasırdı. Bana saskın saskın bakıyor.<br />
• Ben canımı gül bahçesinde bıraktım. Cansız gidiyorum. Akıl da durumu gördü, sasırdı. Parmagını dislemeye basladı.<br />
• Gizli, görünmez bir el yakama yapısmıs, beni çekip sürüklüyor. Ben de ona uymusum, gidiyorum.<br />
• Böylece kendisi görünmeyen, fakat çekisi meydanda olan el, kimin elidir Kimin eli ki, ben onun çekisi ile hem açık,<br />
hem de gizli gitmedeyim<br />
• Anladım ki, el önce beni derlemis, toplamıstı. Simdi de perisan bir halde gidiyorum.<br />
• Ben böyle sasılacak bir eli seyre daldım da kendimi kaybettim. Elden çıktım, hayran oldum, saskın saskın gidiyorum.<br />
• Ben aslında ucu bucagı bulunmayan bir deryanın katresiyim, damlasıyım. Damla damla o denize dogru gitmedeyim.<br />
• Ben manalar madeninin arpa büyüklügünde bir zerresiyim. 0 madene dogru gidiyorum.<br />
• Bu söz bitmez, tükenmez. Fakat ben o baslangıçtan geldim, ona dogru gidiyorum.<br />
725. Yarattıgın bütün varlıklar, hepimiz senin sofranda karnımızı doyuruyoruz.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1673)<br />
• Sevgilim, ben bu gece senin misafırinim. Yalnız gece mi misafir olacagım Ben gece gündüz seninim.<br />
• Yarattıgın bütün varlıklar, hepimiz, nerede olursak olalım, nereye gidersek gidelim, Sen´in kasenin basındayız, Sen´in<br />
sofrandayız.<br />
• Bizler, bütün varlıklar, Sen´in san´atkar elinden çıkan resimleriz. Çünkü herseyi Sen yarattın. Bizler Sen´in çesitli<br />
nimetlerinle yetistik, bu hale geldik. Sen´in ekmeginle beslendik.<br />
• "Nerede olursanız olun, o tarafa dönün!-" ayetine uyarak gönül sisesi ile ben de Sen´in perini çagırıyorum.<br />
"Bakara Suresi, 2/150. iktibas var."<br />
• Her zaman beynimize bir resim yaparsın, bizi bir hayale düsürürsün. Sanki biz Sen´in adının, Sen´in yazının yazıldıgı<br />
bir sahifeyiz.<br />
• Hz. Musa gibi biz de dadıdan pek az süt emiyoruz. Çünkü biz Sen´in siütünle mest olmusuz.<br />
• Ey ask! Sen bize arka oluyor, bizden yana çıkıyorsun. Çünkü bizim yüzümüz, Sen´in bagından, Sen´in bahçenden<br />
gülümsemededir.<br />
726. Öyle bir haldeyim ki, yokluga da dayanamıyorum, varlıga da!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilat<br />
(c. IV,1676)<br />
• Ey cana canlar katan, dayanamadım, gittim. Kızıp gittim ama, sensiz yasamaya da dayanamıyorum.<br />
• Ayrılıga alısayım dedim, fakat dogrusunu söyleyeyim, ayrılıga dayanamıyorum.<br />
• Bir saman çöpü, kehribarın çekisine nasıl dayanır Ben bir saman çöpüyüm, kehribara karsı koyamıyorum,<br />
dayanamıyorum.<br />
• Her cefa çeken, vefa ümidine kapılır, vefa gününü bekler. Bense öyle cefa çeken bir asıgım ki, sevgilimin cefası bana<br />
çok tatlı gelir de vefa beklemem, vefa gelirse vefaya dayanamam.<br />
• Yumusak yumusak; "Yine geldin." der. Ona derim ki: "Ey canan, sana dayanamıyorum."<br />
• Basıma vuruyordu da: "Sen buna layıksın." diyordu. Layık degilim, layık degilim, dayanamıyorum.<br />
• Ölümü de denedim, yasamayı da denedim. Öyle bir haldeyim ki yokluga da dayanamıyorum, varlıga da!<br />
• Ey mutrip! Allah askına, sen çalgınla su perdeyi çal: "Allah´ım, Allah´ım, ayrılıga dayanamıyorum."<br />
727. Ask aynasının yüzünü benlik ve varlık nefesi ile bulandırmayalım.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV, 1649)<br />
• Dünyaya ait baglarımızı koparmamız, herkese yabancı kalmamız ve senin zincirinle baglanıp deli divane olmamızm<br />
vakti geldi.<br />
• Can feda edelim, artık böyle bir canın ayıbını çekmeyelim. Varlık ve benlik evini yakalım da ates gibi meyhaneye<br />
kosalım.<br />
• Cosup köpürmedikçe, su dünya küpünden dısarı çıkamayız. Küpün içinde mahpus kaldıkça, cosup küpten dısarı<br />
çıkmadıkça, nasıl olur da biz o sürahinin, o kadehin dudaklarını öperiz<br />
• Dogru sözü deliden duy, varlıgımızdan ölmedikçe, sakın bizim erkek oldugumuzu, insan oldugumuzu sanma!<br />
• Su yokluk yolunda, tohum gibi yerlere dökülüp saçılırsak, bagda, bahçede agaç gibi topraktan bas kaldırıp boy atar,<br />
kol kanat açarız.<br />
• Biz tas gibi sert isek de, senin mühürün ugruna yumusar, mum oluruz. Mum olunca da senin güzelliginin nuruna<br />
pervane kesiliriz.<br />
• Ask aynasının yüzünü, varlık, benlik nefesi ile bulandırmayalım, kirletmeyelim. Mademki gönlümüz bir harabeye<br />
döndü, hiç olmazsa biz gizli defineye mahrem olalım.<br />
• Gönül masalı gibi elsiz, ayaksız kalalım da, asıkların gönüllerinde masal gibi yer edinelim, konaklarda konaklayalım.<br />
• Mustafa (s.a.v.) gönlümüzü yol etmez, gönlümüzde olmaz, gözlümüze dayanmazsa, bu ayrılıktan feryat etsek,<br />
aglasak, inlesek, Hannane diregine dönsek yeridir.<br />
728. Bu manevî zevkler bana gayb aleminden geliyor.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün,<br />
(c. IV, 1635)<br />
• Zaman zaman gönül yolundan senin hayalinin habercisi geliyor, bana güzelliginden yeni yeni nurlar, parıltılar<br />
getiriyor.<br />
• Allah´ım bu manevî zevk ve nese kokusu cennetten mi geliyor Yahut bu hos rüzgar bulusma gününden mi esip<br />
geliyor<br />
• Yahut bu rüzgar dogrudan dogruya asktan mı geliyor Duydugum manevî zevkten, neseden aklım fikrim sasırdı,<br />
kaldı. Yoksa bana sunulan bu zevk kadehi onun güzelliginin büyüklügünün sarabıyla dolu bir kadeh midir<br />
• Yahut asktan uçup gelen bir dogan kusu mudur Yahut onun kanatları ile uçup gelen güvercin yavruları mıdır<br />
• Anlıyorum ki, gönlümde uyanan, bas kaldıran bu manevî duygular, bu hos zevkler bana gayb aleminden geliyorlar.<br />
Bütün bu manevî yardımlar bana, ona bagısladıgı manevî halin tadından geliyor.<br />
729. Hepimiz puta benzer sekillere, kalıplara bürünmüsüz, bedenlere hapsolmusuz.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilfitiin, Fe´ilün<br />
(c. IV,1652)<br />
* Ne yazık ki gece geldi. Artık birbirimizden ayrılalım, meclis bitti. Bizse hala susuzuz, basımızda mahmurluk var.<br />
• Bu uzun gün geçti gitti, Duygularımızın kapısı dünyaya karsı kapandı da, yücelere, ötelere dogru açıldı. Biz gün<br />
basladıgı zaman bile mahmurduk, gecemizi sorma, gecemiz gündüzümüzden daha beter.<br />
• Içimizde, gönlümüzde sanki gökyüzü gibi susuzluk hastalıgına tutulmus kanmaz bir susuzluk var. Rki üç gün için<br />
hayvanlıktan kurtulmus, insan sekline bürünmüsüz.<br />
• Rlahi duygularla beslenen gönül midemiz, bizi bırakmıs gitmis, yerine öküz midesi gelmis, yerlesmis. Yoksa biz<br />
ölümsüzlük yaylasında öküz açlıgına mı tutulmusuz<br />
• Kardesim, Allah´ın nazarında ne sabah vardır, ne de aksam! Bir baska anlatılamaz bir sey var ki, biz iste o baska<br />
seye uymusuz, gidiyoruz.<br />
• Dünya zindanı güzellerle, güzel resimlerle, nakıslarla doludur. Hepimiz de puta benzer sekillere, kalıplara<br />
bürünmüsüz, bedenlere hapsolmusuz.<br />
• Sen su görünen suretleri, bedenleri birer testi farzet! Testi gibi gör! Hayaller düsüncelerde, o testilerde bulunan<br />
zehirli serbettir. Hepimiz her an testi gibi zehirli düsünce serbeti ile dolar, bosalırız.<br />
• Bazen nese ile, çalgı ile raks doluyoruz. Bazen kederlerle, kavga ve gürültülerle doluyoruz. Bazen hiçbir seye aldırıs<br />
ettigimiz yok! Bazen da fayda ve zarar kaydına düsüyoruz.<br />
• Serbet testinin içinde elbette kendi kendine olmaz. Serbet baska yerden gelir, testiye konur. Bizim de tıpkı testi gibi<br />
serbetin nereden geldiginden haberimiz yok!<br />
• Göz görmeyi, bakısı, görüsü vereni bilmez. Kendini bile göremez. Neden göz, görüsü vereni bilmez Biz, bize görüsü<br />
verene dalmısız, onda gark olmusuz. 0 yüzden gözlerimiz perde içinde kalmıstır.<br />
"Aziz Hüdayi hazretleri:<br />
"Zuhuru perde olmustur zuhura<br />
Gözü olan delil ister mi nura " diye buyurmus.<br />
• Bir seyden çok uzakta olan, o seyi görmez. Bizse ona çok yakın oldugumuzdan ötürüdür ki onu göremiyoruz.<br />
"Kaf Süresi, 50/16. ayetinin meali söyle: "Biz ona sah damarından daha yakınız."<br />
• Bazen cansızlara karısıyoruz, buz gibi donuyoruz. Bazen da seker gibi o sütün içinde eriyoruz.<br />
• Gerçi gönül görünüste sevgili ile bulusmamıs, bu yüzden de cigerinde su yok, ama dostun cömertligi ile, keremi ile<br />
biz, su ve ciger gibi ona bitisik bir haldeyiz.<br />
• Ezel mühendisi, can için gizli bir ev yaptı. Biz o evin içinde mühendisle beraber oturmusuz, evin hesaplarını yapıp<br />
duruyoruz.<br />
• Arkasında asla sonbahar olmayan ilkbahar yüzünden hepimiz de selviler agaçlar gibi yesermisiz, boy atmadayız,<br />
büyümedeyiz.<br />
• Can gündüze benzer, bedenimiz ise gecedir. Biz ikisinin ortasındayız. gündüzle gece yüzünden seher vaktine<br />
dönmüsüz.<br />
730. Ey seçilmis dost, ben seni nasıl buldum<br />
Fa´ilatün, Failatün, Fa´ilat ,<br />
(c. IV.1660)<br />
* Ey seçilmis dost, ben seni nasıl buldum Ey gönül, ey sevgili, ben seni nasıl buldum<br />
* Her zaman bizim isimizden kaçardın, is arasında ben seni nasıl oldu da budum<br />
* Kaç defa vaad ettin, söz verdin, sözünde durmadın. Ey güzel varlık! Bu defa nasıl oldu da seni buldum<br />
* Yabancıların zahmetini ne zamana kadar çekecegim Yabancilar yokken nasıl oldu da seni buldum<br />
* Ey asıkların perdelerini yırtan, perdeyi kaldır da ben seni nasıl buldugumu göreyim!<br />
* Ey yüzünün güzelligi karsısında gül bahçelerinin utandıkları güzel! Güller içinde, gül bahçeleri içinde seni nasıl<br />
buldum<br />
* Ey gönül! Kötü göz az degildir, nazar deger. Bu sebeple "Seni nasıl buldum " sözünü çok söyleme!<br />
* Ey padisahların bile rüyalarında göremedikleri güzel varlık! Sasılacak sey su ki: Ben uyanıkken nasıl oldu da seni<br />
buldum<br />
731. Asık olan ölür müymüs, buna imkan var mı<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV,1639)<br />
• Senin gibi essiz bir padisahın huzurunda ölecegim gün, ne mutlu bir gündür. Senin seker madeninin kapısında<br />
ölmek, tatlı candan ayrılmak ne hos bir gündür.<br />
• Senin gül bahçenin selvisi gölgesinde ölürsem, topragımdan yüzbinlerce gül biter.<br />
• Senin ayak ucunda sevine sevine el çırparak ölürsem, yasayısa harîs olan nice kisi saskınlıklarından ellerini ısırırlar.<br />
• Kadehime ölüm serbetini sen dökersen kadehi öperim, sevine sevine ölüm serbetini içerim de neseden mest olmus<br />
bir halde salına salına ölüme dogru gider, can veririm.<br />
"Bu beyit, ölüme mahkum edilen Sokrates´in baldıran zehiri içerek nese içinde can verisini hatırlattı. Sokrates´in<br />
talebesi olan Eflatun´un anlattıgına göre; Sokrates baldıran zehirini hiç bir teessür göstermeden içerken talebeleri<br />
aglamaya baslamıslar. Sokrates onlara; "Ben size ruhun ölmeyecegini söylememis miydim Neden aglıyorsunuz, ben<br />
ölmeyecegim, bedenim ölecek." demisti.<br />
• Can tatlı oldugu için beser olarak ölüm haberinden sonbahar yaprakları gibi sararıp solarım, ama bahara benzeyen<br />
güller gibi gülüp duran o güzel dudaklarının yüzünden, ölümden sikayet etmeden, güle güle can veririm.<br />
• Senin nefesinle kaç defa öldüm, yine dirilirim. Senin yüzünden bir kere degil, bin kere ölsem korkmam. Ben yine ilk<br />
öldügüm gibi, yine o çesit ölürüm.<br />
"Fuzülî merhum bir beytinde:<br />
"Bin can olaydı kas ben dil-i sikestede<br />
Ta her biri ile bir kez olaydım feda demisti.<br />
• Anasının kucagında ölen çocuk gibi Rahman´ın rahmet kucagında, acıyıs, bagıslayıs kucagında ölürüm.<br />
• Bu ne biçim söz Asık olan ölür müymüs Ab-ı hayat kaynagında ölmeme imkan var mı<br />
"Yunus hazretlerinin;<br />
"Asık öldü diye sala verirler Ölen hayvan-durur asıklar ölmez." diye beyti de var.<br />
• Ey Tebrizli Sems! Seninle diri olmayanlar var ya, iste ben onların yanında ölürüm de senin yanında dirilirim.<br />
732. Biz az bir zaman için bu yıkık yerde misafiriz, ama aslında ask definesiyiz.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV, 1645)<br />
• Eger sen mest isen bizim yanımıza gel! Çünkü biz de mestiz. îlahi ask ile kendimizden geçmisiz. Sunu bil ki eger biz<br />
mest olmasak, kimsenin isvesi ile, kimsenin durumu ile ilgilenmeyiz.<br />
• Dertli gönüllere derman olan Yusuflar çok, fakat onlar mest oldukları için, gönüllere derman oluslarından kendilerinin<br />
haberleri bile yoktur.<br />
• Eger onlar gönüllere derman olduklarını bilseler, kendilerine deger vermezler, çünkü bize karsı derman bile basını<br />
tutar da; "Biz derman degiliz." der.<br />
• Biz yıkılmıs kalmısız, meyhane de bizim yüzümüzden karısmıs, alt üst olmus. Biz az bir zaman için misafir olarak bu<br />
yıkık yerdeyiz, ama aslında ask definesiyiz. Fakat kendimizden haberimiz yok.<br />
• Mest olmus bir kisi için gam, düsünce, tedbir ne ise yarar Mest olan kisi bas köseye mi oturmus, kapının yanına mı<br />
çömelmis; fark eder mi<br />
• Ancak kapıcı bas kösenin ne oldugunu bilir. Bizim degil bas köseden, canımızdan bile haberimiz yok! îste biz böyle<br />
oldugumuz için sevgiliye kavusmusuzdur.<br />
• Rçimiz ney gibi bom bos, saki üflüyor da söylüyoruz. Yoksa biz söz söylemek istemeyiz.<br />
• Ne hostur o bedeni gümüs renkli güzel ki, kim oldugunu bilmez. Onun kendinden bile haberi yoktur. 0 bizim<br />
derdimizi, yükümüzü çeker, bizse hep onu incitir dururuz.<br />
• Sevgilimiz kendinin kim oldugunu bilir ama, bilmemezlikten gelir, bilmez görünür. Kendini degersiz sayar. "Biz pek<br />
degersiz bir varlıgız, biz pek ucuza satılmıs bir köyüz." der.<br />
733. Senin güzel hayalini, yol arkadası olarak yanımıza aldık.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV,1632)<br />
• Biz yola düstük gittik ama, senin güzelliginin paha biçilmez hatırasını da yanımıza aldık, götürdük. Seninle<br />
bulusmanın, sana kavusmanın tatlı zevkini, yol azıgı olarak bagrımıza bastık, yola onlarla düstük.<br />
• Sana da bana da bir bulusma hatırası olsun diye, ayrılıktan ötürü kan aglayan yaralı gönlü senin evinde bıraktık. Ve<br />
senin güzel hayalini yol arkadası olarak yanımıza aldık, yola öyle düstük.<br />
• Yol arkadası olarak yanımıza aldıgımız hayaline yalnız biz degil, ay bile kuldur, köledir. Yeni dogmus aya benzeyen<br />
egri kaslarının hayali de bizimle beraberdi. bile kul oldugu o tatlı gülüsünün hayalini de tatlı, uysal ve güzel olan bütün<br />
huylarının sekerliginden aldık götürdük.<br />
• Biz nese ile, sevinç ile güvercin gibi uçar gidersek, güvercinin yuvasına geri dönüp geldigi gibi, biz de döner yine<br />
sana geliriz. Çünkü, biz o kanatları, senin kanatlarından elde ettik.<br />
• Fer´ler, cüz´ler nereden uçarsa uçsun, yine döner aslına gelirler. Bizse varımız, yogumuz nemiz varsa hepsini senin<br />
büyüklügünden, lütfundan, ihsanından elde etmistik.<br />
• Ey Tebrizli Sems! Selamımızı seher rüzgarından duy! îster seher rüzgarı olsun, ister güney rüzgarı olsun, onların<br />
hepsini de biz senin rüzgarından elde ettik.<br />
734. 0 elimi tutmus, ben ise kör gibi onun elini arayıp durmadayım.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilün<br />
(c. IV,1628)<br />
• Senin güzel yüzünü gördügümden beri halka gözlerimi kapadım. Herkesi, her seyi görmez oldum. Güzelliginin<br />
lütufları ile, bagısları ile mest oldum, kendimden geçtim, can verdim.<br />
• Onun reyini, tedbirini görünce, kendi egri bügrü tedbirimi fırlattım attım, onun "ney"i oldum, onun dudagında<br />
feryada basladım.<br />
• 0 elimi tutmus, ben ise kör gibi onun elini arayıp durmadayım. Ben onun elindeyim, isin farkında degilim de<br />
yabancılardan, ondan haberi olmayanlardan onu soruyorum.<br />
• Sadedil idim, saftım, yahut mest idim, yahut da deliydim. Gönlümde bir seyler yoktu. Korka korka kendi<br />
altınlarımdan kendim çalar dururdum.<br />
• Gönül bahçesinin etrafındaki duvarın yıkık yerinden hırsızlar gibi kendi bahçeme girdim, kendi gül bahçemden<br />
yaseminler devsirdim.<br />
• Ayın nuru da, yıldızların nuru da Tebrizli Sems´tir. Ben onun ayrılık gamından aglar, inlersem, bayram ayına<br />
dönerim.<br />
735. Biz daglardan asagılara dogru akan sel gibiyiz,<br />
sen ise denizsin, biz kosarak sana geliyoruz.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatiün, Fe´ilün<br />
(c. IV,1633)<br />
• Kapıyı kapa, biz bu toplulugun asıgıyız! Kapıyı kapa da, tatlı dilli sevgili ile biraz konusup seviselim!<br />
• Biz bu mecliste oldukça, sarap ve meze bize gerekmez. Yesillikte selvi ile gül eksik olur mu<br />
• Mesalemiz sen olunca, biz gökyüzünün nur kaynagı halini alırız, seçkin sakîmiz sen oldugun için, biz de sana layık<br />
zamanın seçkin erleriyiz.<br />
• Sen aklın da aklısın, gönlün de gönlüsün. Sen yüzlerce cansın, artık biz de senin sayende su gölge varlıga, su<br />
bedene sırtımızı dönmeliyiz.<br />
• Mademki gökyüzü damına bizim için çadır kurdular. Eseklerin yayıldıgı su yeryüzü çayırlıgından niçin çadırımızı<br />
sökmeyelim<br />
• Biz daglardan asagılara dogru akan sel gibiyiz. Sen ise denizsin. Biz uzun zamandan beri senden uzak<br />
düstügümüzden ötürü basımızı ayak yapmısız. Kosa kosa yüzümüzü yerlere süre süre denize, asıl vatanımıza gidiyoruz.<br />
• Sana dogru kosarken bu yolda sel gibi naralar atmadayız. Yüz üstü akmadayız, denize yol bulamamıs, çukur<br />
yerlerde kalmıs, kendi çevresinde dönen kokmus su gibi kendimizi baglamamısız.<br />
736. Eger aklın aklı basında ise eline hançeri al, onun cigerini des!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün,<br />
(c.IV, 1629)<br />
• Acaba gönül dün gece ne içti ki, ben bugün mahmurum Yahut kimin tuzlasını gördü ki, ben böyle acılıklar<br />
içindeyim, perisan haldeyim.<br />
• Bugün öyle bir haldeyim ki neyi döker kırarsam mazurum. Bugün ne söyler, ne edersem suçsuz sayılırım.<br />
• Benim her nefeste dudaklarımdan, agzımdan can kokusu geliyor. Bu hal de canın; "Candan uzagım." diye sikayet<br />
etmemesi içindir.<br />
• Dudaklarını dudaklarıma korsan mest olursun. Bu isi bir dene! 0 zaman anlarsın ki ben üzüm sarabından da asagı<br />
degilim.<br />
• Sakî, beni bogazıma kadar suya daldır, çünkü düsünce arıya benzer, bense çırçıplagım.<br />
• Eger akıl kendindeyse, eger aklın aklı basındaysa; eline hançeri al, onun cigerini des! Eger gönlüm askla<br />
yaralanmadıysa, onu da param parça et!<br />
• Sarap geldi, beni bos yere rüzgara vermek, havalandırmak arzusunda. Sakîde, mamur bedenimi yıkmaya, yere<br />
sermeye ugrasıyor.<br />
• Ben gece gündüz, hadiselerle, dünya isleri ile dopdoluyum. Benim iç yüzümü görebilsen, bir kadeh sanırsın. Bir<br />
taraftan da dostlar beni öyle hırpalamıslar, öyle zayıflatmıslardır ki, sıçrayıp ayaga kalksam, belimde kemer olmadıgı halde,<br />
belimi sıkılmıs görürsün de, bu defa da bana karınca dersin.<br />
• Kadeh hasta olmus; "Beni tedavi et, iyilestir!" diye sarap küpünün yanına gelmis. Küp ise; "Ben senden daha<br />
hastayım!" diye basını tutmus inlemis.<br />
"Fuzulî merhum:<br />
"Kime kim derdimi ızhar kıldım, isteyip derman,<br />
Özümden hem beter derde mübtela gördüm." diye yazmıs.<br />
• Mezarımın topragı bir yudum su gibi bedenimi içince can; "Ben beden degilim, nurum!" diye gökyüzünün üstüne<br />
çıkar, ötelere gider.<br />
• Ben ölüp tahtadan tabuta giren padisah degilim! Benim saltanat fermanımın yazısı - "Ölümsüz yasarlar" ayetidir.<br />
73-Nisa Süresi, 4/57. ayete isaret var.<br />
737. Sanki ben ölmüsüm de, içimin mezarlıgına gömülmüsüm.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV,1641)<br />
• Sanki ben ölmüsüm de, içimin mezarlıgına gömülmüsüm. Yavas yavas çürüyorum. Fakat sen mezarımı ziyarete<br />
gelince dirilirim, basımı kaldırır mezardan çıkarım.<br />
• Benim için surun üfürülmesi de sensin, mahser de sensin. Ben ne yapayım îster ölü olayım, ister diri! Sen nerede<br />
isen ben oradayım.<br />
• Ben ney gibi cansız bir kamıs halini almısım. Senin güzel dudakların olmayınca ölü gibi susarım. Fakat sen beni elime<br />
alıp da "ney"ime üfürünce, senin sıcak nefesinle dirilirim, sesler çıkarırım, nagmeler veririm. Bazen ayrılıklardan sikayet<br />
ederek aglarım, feryad ederim.<br />
• Senin zavallı "ney"in, senin seker gibi dudaklarına alısmıstır. Ben zavallıyı, hatırlı eline al, dudaklarını bana ver de,<br />
senin duygularına tercüman olayım, seni yasatayım.<br />
738. Kamil insan hiç kandırılabilir mi<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV, 1634)<br />
• Akıl der ki: "Ben onu dil dökerek, meth ü sena ederek kandırırım." Ask der ki: "Sen sus, ben onu ugrunda can<br />
vererek aldatırım."<br />
• Can ise gönüle der ki: "Yürü git, beni de gülünç bir hale sokma, etrafındakileri de kendine güldürme! Ben onda<br />
bulunmayan, onun ihtiyacı olan seyle onu kandırırım."<br />
• Gamlı düsüncelere dalmıs, ızdıraptan basına gelen belalardan bunalmıs, sarhos olmayı, kendinden geçmeyi düsünen<br />
biri degil ki; büyük kadehle kırmızı sarap sunarak onu kandırayım.<br />
• Dünya nimetlerine gönlünü kaptırmıs, topraktan yaratılmıs su aleme baglı degil ki; onu altınlarla, servetle, yüksek<br />
mevki ile, dünya saltanatı ile kandıralım.<br />
• 0 görünüste bir insan ama, aslında insan degil, melek! Söhret duygusu yok ki, güzel kadınlarla onu kandırabileyim.<br />
• Rçi nakıslarla, güzel resimlerle süslenmis bir ev, o evi melek bile görse ürker, kaçar. Peki ben onu hangi nakıslarla,<br />
hangi resimlerle, hangi süslerle aldatabilirim.<br />
• At sürülerine, saf kan Arap atlarına ihtiyacı yok! Çünkü o, kanatla uçuyor. Nefis yemekler, güzel renkli hos kokular,<br />
meyveler yemiyor; onun yedigi içtigi nur, onu nasıl olur da herkesin pesinde kostugu ekmek ile kandırabilirim<br />
• Dünya pazarlarına asık, alıcı, satıcı bir tacir degilim ki, onu kazançla, karla, ziyanla aldatayım.<br />
• Hiç bir sey ondan gizli degil kî,kendimi hasta göstereyim, "ah vah" diyerek, feryad ederek onu kandırayım.<br />
• Hararetim varmıs gibi sirkeli bezle basımı baglayayım. Öksürerek, aksırarak; "Mahvoldum, hastalıktan ölüyorum!"<br />
diye onu merhamete getireyim.<br />
• Kıldan kıla, benim egriligimi, sapık düsüncelerimi, gizli hayallerimi, nefsani arzularımı, her seyimi bilir. Ne yaparsam<br />
hepsini görür. Ondan gizli olan bir sey yok ki, onu o gizli seyle kandırayım.<br />
• Söhret pesinde kosan, sairlerin meth ü senalarına, övmelerine düskün olan bir padisah degil ki, güzel beyitler<br />
okuyarak, gazeller terennüm ederek akıp giden, insanı büyüleyen siirlerle onu aldatayım.<br />
• Gayb aleminden, ötelerden kendisinin duydugu anlatılamaz yüce zevkler, dünya zevklerinden de ahiret zevklerinden<br />
de çok üstündür. Onu merhamete getirmek, cehennem azabıyla korkutmak, yahut ona cennetleri vaadederek hürilerle,<br />
gılmanlarla kandırmak da imkansızdır.<br />
• Tebrizli Sems onun seçtigi tek varlıktır. Onun sevgilisidir. Olsa olsa onu ancak, o "Zamanın Kutbu" ile kandırabilirim.<br />
739. Bahar geldi!<br />
Müstef´ilün, Miistef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. III, 1336)<br />
• Dostlar, bahar geldi. Selvi agaçlarının yanına gidelim. Yüz üstü yatmıs uyuklamıs bahtı, sevgilinin bahtı gibi<br />
uyandıralım.<br />
• Çimen garipleri nasıl bir hileye bas vurarak, ayaksız olarak yürüyüp kostularsa, biz de hem ayagımız baglı, hem de<br />
adım atarak o garipler yurduna gidelim.<br />
• Toprak bedenden bas kaldıran, kurtulan ruhun adı "akan, yürütüp giden´ manasına gelen "revan"dır. Biz de, dizi<br />
baglı canı tutalım, onların menzillerine kondukları yere götürelim.<br />
• Akıl der ki: "Ben onu dil dökerek, meth ü sena ederek kandırırım." Ask der ki: "Sen sus, ben onu ugrunda can<br />
vererek aldatırım."<br />
• Can ise gönüle der ki: "Yürü git, beni de gülünç bir hale sokma, etrafındakileri de kendine güldürme! Ben onda<br />
bulunmayan, onun ihtiyacı olan seyle onu kandırırım."<br />
• Gamlı düsüncelere dalmıs, ızdıraptan basına gelen belalardan bunalmıs, sarhos olmayı, kendinden geçmeyi düsünen<br />
biri degil ki; büyük kadehle kırmızı sarap sunarak onu kandırayım.<br />
• Dünya nimetlerine gönlünü kaptırmıs, topraktan yaratılmıs su aleme baglı degil ki; onu altınlarla, servetle, yüksek<br />
mevki ile, dünya saltanatı ile kandıralım.<br />
• 0 görünüste bir insan ama, aslında insan degil, melek! Söhret duygusu yok ki, güzel kadınlarla onu kandırabileyim.<br />
• Rçi nakıslarla, güzel resimlerle süslenmis bir ev, o evi melek bile görse ürker, kaçar. Peki ben onu hangi nakıslarla,<br />
hangi resimlerle, hangi süslerle aldatabilirim.<br />
• At sürülerine, saf kan Arap atlarına ihtiyacı yok! Çünkü o, kanatla uçuyor. Nefis yemekler, güzel renkli hos kokular,<br />
meyveler yemiyor; onun yedigi içtigi nur, onu nasıl olur da herkesin pesinde kostugu ekmek ile kandırabilirim<br />
• Dünya pazarlarına asık, alıcı, satıcı bir tacir degilim ki, onu kazançla, karla, ziyanla aldatayım.<br />
• Hiç bir sey ondan gizli degil kî,kendimi hasta göstereyim, "ah vah" diyerek, feryad ederek onu kandırayım.<br />
• Hararetim varmıs gibi sirkeli bezle basımı baglayayım. Öksürerek, aksırarak; "Mahvoldum, hastalıktan ölüyorum!"<br />
diye onu merhamete getireyim.<br />
• Kıldan kıla, benim egriligimi, sapık düsüncelerimi, gizli hayallerimi, nefsani arzularımı, her seyimi bilir. Ne yaparsam<br />
hepsini görür. Ondan gizli olan bir sey yok ki, onu o gizli seyle kandırayım.<br />
• Söhret pesinde kosan, sairlerin meth ü senalarına, övmelerine düskün olan bir padisah degil ki, güzel beyitler<br />
okuyarak, gazeller terennüm ederek akıp giden, insanı büyüleyen siirlerle onu aldatayım.<br />
• Gayb aleminden, ötelerden kendisinin duydugu anlatılamaz yüce zevkler, dünya zevklerinden de ahiret zevklerinden<br />
de çok üstündür. Onu merhamete getirmek, cehennem azabıyla korkutmak, yahut ona cennetleri vaadederek hürilerle,<br />
gılmanlarla kandırmak da imkansızdır.<br />
• Tebrizli Sems onun seçtigi tek varlıktır. Onun sevgilisidir. Olsa olsa onu ancak, o "Zamanın Kutbu" ile kandırabilirim.<br />
• Ey yaprak; elbette bir kuvvet buldun da dalı yarıp çıktın, ne yaptın da zindandan kurtuldun Söyle, söyle de biz de<br />
beden hapishanesinden kurtulmak için senin yaptıgını yapalım.<br />
• Ey selvi! Yerden bas kaldırdın, yüceldin. Seni yaratan sana ne seyir gösterdi Bilelim de biz de seyredelim.<br />
• Ey gonca! Gülün rengine boyanıp çıktın, kendinden geçip geldin, geldin ana nasıl geldin Söyle de, ne yaptınsa biz<br />
de onu yapalım.<br />
• Bu hos beyaz abher rengi nereden geldi 0 anber kokusu hangi semtten geliyor Bu evin kapısı nerede, gösterin de;<br />
o kapıya hizmet edelim, o kapının kulu olalım.<br />
* Ey bülbül! Feryadına acıdılar, imdadına kostular. Ben senin feryadına kul olayım, köle olayım. Sen, gül yüzünden<br />
neselisin. Ben senin ötüslerinden neseliyim. 0 ihsana nasıl sükredebilirim<br />
* Aklını basına al da, gül bahçesinden sırlar duy! Harfsiz, sessiz, sedasız hakîkatler isit! Ey bülbül! 0 ask masalını<br />
anlayabilirsem, sen de sazına düzen ver, güzel seslerle beni mest et!<br />
740. Adama baktıgın zaman, onun hakîkatini gör, onu, îblis gibi, su ve toprak görme!<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün<br />
(c.IV, 1737)<br />
• Sarap getir, mahmurlugum var. Allah beni giriftar etti. Ben de o yüzden saraba giriftar (düskün) oldum.<br />
• Sarap sun askın serefine, askın canı için. Günesin bile kıskandıgı kadehi sun, çünkü ben asktan baska her seyden<br />
bıktım, usandım.<br />
• Sarap sun, o saraba can bile desem, dogrusu yazık olur. Çünkü ben can yüzünden çok sıkıntılara katlandım. Çok bas<br />
agrıları çektim.<br />
• Sun o sarabı ki, adı bile agzıma sıgmıyor. 0 yüzden sözlerim perisan bir haldedir, darmadagındır.<br />
• Sarap sun ki onsuz ahmaklastım. Bir seycikler bilmez oldum. Fakat onu içince, onunla beraber olunca; yigitlerin, yol<br />
vurucuların bile sahı kesildim.<br />
• Sarap sun ki, bir an bile basım onsuz kalınca; duygusuz, donmus, kapkara kesilirim, nursuz kafirlerden biri olurum.<br />
• 0 sarabı sun ki, beni; "Sun!", "Sunma!" demeden o kurtarır. "Nerede bulayım, nasıl sunayım " diye beni basından<br />
savma! Sen o sarabı hemen sun!<br />
• 0 sarabı sun da uzun gecelerde, tükenmek nedir bilmeyen feryatlarımdan gök kubbesini kurtar, huzura kavustur.<br />
• 0 sarabı sun ki, ben kadehsiz sarap eminiyim. Karnıma giren sarabı hiç zayi etmeden gereken yerlere veririm.<br />
• Kemigime, kanıma bakma! Beden bakımından hor, hakîr biriyim. Fakat ruh bakımından yüce bir padisahım.<br />
• Ben bir marangozum: Yontup yaptıgım merdiveni yedinci kat göge dayadım da göklerin damına, yücelere çıktım,<br />
ötelere yükseldim.<br />
• Adama baktıgın zaman onun hakîkatini gör! Onu, îblis gibi, su ve toprak görme, topragın ötesindeki yüz binlerce gül<br />
bahçesini gör!<br />
• Sakın yanılma, bir kere daha balçıga girersem degismem, neysem oyum. Çünkü ben yüzümü örttügüm beden<br />
örtüsüne büründügüm için utanmadayım.<br />
741. Senin gamının dikenleri benim için güllerden daha degerlidir.<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün<br />
(c. IV, 1724)<br />
• Gözümü açınca her seyde senin güzelligini, san´atını, yaratma gücünü görürüm. Dudaklarımı açınca hepsinin vahdet<br />
(=birlik) sarabını içerim.<br />
• Rnsanlarla bos yere konusmayı, onların dedi kodularını dinlemeyi haram sayarım. Fakat senden bahsettikleri, senin<br />
güzelligini anlattıkları zaman sözü çok uzatırım.<br />
• Beni hangi yola götürseler, bin türlü aksaklık gösteririm, fakat sana giden yolda kosarım.<br />
• Hızır gibi elime ab-ı hayat geçse, o suyu senin bulundugun yerin topragı ile süslerim.<br />
• Gamının verdiği elemlerden, keder dikenlerinden dikenler toplarım da nergis, sadberk gülü devsirmeyi düsünmem.<br />
Gamının dikenleri benim için güllerden daha degerlidir.<br />
• Yüzümü gönüller açan, hatırlar yapan padisahlar padisahına çevirince, nurum günesten de üstün olur, ay ısıgından<br />
da!<br />
* Günes halini alırsam, gönlümün harareti ile herkesin, her seyin bütün zerrelerini, sarhos ederim ask oyununa<br />
düsürürüm.<br />
742. Biz yarın ihtiyarlayacak güzel degiliz. Biz ebediyyen genciz.<br />
Mef´ülü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1705)<br />
• Bizden bıkma biz çok güzeliz! Baskalarının kıskanmasından ötürü ürktük, güzelligimizi gizledik.<br />
• Birgün beden örtüsünü canın üstünden atınca görürsün ki; canı ay da, firkad yıldızı da kıskanmaktadır. Onların hiç<br />
birinde canın parlaklıgı yoktur.<br />
• Bizi görmek için yüzünü yıka, temizlen, kirliliklerden kurtul! Çünkü kirli bir insan bizi göremez. Kendini manevî<br />
kirlerden temizleyemeyeceksen bizden uzak dur! Kendi güzelligimiz bize yeter.<br />
• Biz yarın ihtiyarlayacak bir güzel degiliz, biz ebediyyen genciz. Gönlümüz rahattır, hostur. Biz kadîmiz, önümüze ön,<br />
sonumuza son yoktur.<br />
• Giydigimiz beden elbisesi eskidi, yıprandıysa da, ne gam 0 elbisenin içindeki ihtiyarlamadı. Ömür örtümüz fanîdir.<br />
Fakat kendimiz uçsuz bucaksız bir ömürüz.<br />
• Rblis Adem´in hakîkatini göremedi. Örtüsünü gördü de ondan yüz çevirdi. Hz. Adem ona; "Sen Hakk dergahından<br />
sürülmüssün, kovulmussun, biz sürülmedik, kovulmadık." diye seslendi.<br />
• Rblis secde etmedi ama meleklerin hepsi secde ettiler de; "Gönlümüz örtü altında bir güzele düstü.<br />
• Örtü altında öyle bir güzel var ki; güzelligi aklımızdan basımızdan aldı da o güzellige karsı secdeye kapandık."<br />
dediler.<br />
• îhtiyarlamıs kisileri güzellerden ayırdedemezsek, aklımız, ask aleminde bu seçmeyi yapamazsa, biz askta dinimizden<br />
dönmüs sayılırız.<br />
• Güzelin sözü mü olur 0 Allah arslanıdır, biz çocukça sözlere daldık. Zaten de çocuklarız. Biz ask bilgisinde daha<br />
alfabedeyiz, ebced okumadayız.<br />
743. Biz senin gibi bir güzeli rüyada bile görmedik.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstefilün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1701)<br />
• Sevgilim, senin güzelliginin sesini ruhumda duyunca, su gibi, rüzgar gibi ben de senin askına dogru kosmaya<br />
basladım.<br />
• Mısırlı kadınların Hz. Yusufun güzelligini görünce, kendilerinden geçip ellerini kestikleri gibi, sen de bir kerecik olsun<br />
elini canımıza koy bak da gör ki; biz güzellikler karsısında gönlümüzde neler kestik.<br />
• Rindlerin, müflislerin halleri meydanda, artık ne yapılabilir Biz de varımız yogumuz olan su yamalı hırkayı senin<br />
ayaklarının altına dösedik.<br />
• Ask aleminde bizim gibi binlerce kisi can vermistir. Fakat biz senin gibi bir güzeli rüyada bile göremedik.<br />
* Biz sana layık bir asık olamadık da, su içen hayvanlar gibi suda aksimizi görünce, kendi çirkinligimizden ürktük.<br />
744. Onun askının hevesi ile dokuz kat çarh edip dönüyor.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c.IV,1714)<br />
• Ne zamana kadar hep böyle habersizce gideceksin Basını yerden kaldır da jama bak; hatta dam da bir sey mi<br />
Söyle sen yukarılara, göklere bak!<br />
• Hiç belli olmaz, can ansızın bir cilveye, bir cezbeye kapılır da, yüzlerce ayın, yüzlerce günesin kendisine kul, köle<br />
olacagı bir ay halini alabilir.<br />
• Görmüyor musun Onun askının hevesi ile dokuz kat gök çarh edip dönüyor. Canla gönül de onun sarabından kadeh<br />
kadeh içiyorlar.<br />
• 0 tecellî edince, canlara onun nuru vurunca can sarabını içmek mübahtır. yiyip içmek, yatıp uyumak da haramdır.<br />
* Dünya; "Ey rüzgar ne haber var " diye sordu. Rüzgar da cevap verdi ki: Korkudan baska hiç bir seyden haberim<br />
yok!"<br />
745. Ben derdimi sevmekteyim, derdime gönül vermisim.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat<br />
(c. IV,1678)<br />
• Ben aglasam da, özür dilesem de sevgili duymaz, ilgilenmez. Çünkü o kulaklarına pamuk tıkamıstır.<br />
• Bana ne cefa ederse etsin, sevgili yaptıgı islerden, cefalardan üzüntü duymaz. Yaptıkları kendinde kalır, ama ben o<br />
ne cefa ederse etsin, sikayet etmeden o cefalara katlanırım.<br />
"Eski sairlerimizden birisi bu konuda söyle yazmıs:<br />
"Yarın cefası cümle vefadır, cefa degil!<br />
Yarı cefa etti diyenler ehl-i vefa degil!"<br />
• Beni adam yerine koymasa, beni yok saysa, (varsın) saysın, ben onun sitemini kerem sayarım.<br />
• Onun bana verdiği dert, gönlüme deva olmaktadır. Bu yüzdendir ki ben derdimi sevmekteyim, derdime gönül<br />
vermisim.<br />
"Bu beyt Niyazî-i Mısrî hazretlerinin:<br />
"Derman aradım derdime<br />
Derdim bana derman imis beytini hatırlatıyor.<br />
• Onun aziz askı beni horlayınca, kendimde yücelik bulurum, saygı görmüs olurum.<br />
• Bedenim, üzüm gibi onun ayakları altında ezilince, mutlu olurum, sarap haline gelirim.<br />
• Onun sevimli ayakları altında üzüm gibi ezilmek bana can verir. Sırlarım nese bulur, zevke erer.<br />
• Halbuki bu mutluluktan gafil oldugu için, onun ayakları altında ezilen üzüm, kan aglar. "Bu cevrden, bu cefadan, bu<br />
iskenceden bıktım!" der.<br />
• Onu ezen ayaklar; "Ben seni bilgisizlikten ezemiyorum!" der de, kulaklarına pamuk tıkar, sikayetleri duymaz.<br />
746. Sen bana o gizli dünyayı göster de, artık bu dünyayı yok sayayım, inkar edeyim.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat.<br />
(c.1V.1679)<br />
• Ben mest de olsam ayık da olsam, sevgilinin güzel gözlerinin kuluyum, kölesiyim.<br />
• Canın ve cihanın yüzünün hayali olmadıkça, kendimden de, candan da, cihandan da bezginim, usanmısım.<br />
• Beni gece gündüz güller, gül bahçeleri içinde bırakan güzelimin gül yüzünün kölesiyim.<br />
• Rste ben onun gül yüzünde böyle bir ayna görmedeyim. Gözümü bu aynadan nasıl ayırabilirim<br />
• Güzelim bana dedi ki: "Ben güzellerin canıyım!" "Evet ey sevgili!" dedim. ´Ben de seni öyle görüyorum."<br />
• Dedi ki: "Basında eger benim coskunlugum varsa, senden kıl kadar ayrılmam, seni bırakmam.<br />
• Ben öyle bir mumum ki pervane olanı tutar, kendi atesimin içine çeker, yakanm."<br />
• Ona dedim ki: "Benden ne yakarsan yak, zaten ben senin ask dumanından ibaretim."<br />
• Sakî geldi de: "Dostça bana bir sey ver!" dedi. "îste sarıgım; al sende rehin olarak kalsın!" dedim. ;<br />
• "Hayır hayır yanlıs söyledim." dedim. "Sarıgım yerine sen basımı al da, ondan kurtulayım. Fakat biraz dur, aklım<br />
basımda. Sen bana sarap ver aklım gitsin de ondan sonra basımı al!<br />
• Sen bana o gizli dünyayı göster de artık bu dünyayı yok sayayım, inkar edeyim."<br />
747. Sen edepten bahsediyorsun, ama sende edep görmedim.<br />
Müstefilün, Fe´ülün, Müstef´ilün, Fe´ülün<br />
(c. IV, 1690)<br />
• Sevgilim, sensiz iki cihanda da nese görmedim. Çok güzel varlıklar, sasılacak seyler gördüm ama senin gibi güzel<br />
göremedim.<br />
• "Ates kafirin nasibidir." diyorlar. Senin atesine yanmamıs Ebu Leheb´den baskasını görmedim.<br />
• Gönül penceresine nice zaman can kulagını dayadım, dinledim. Pek çok sözler isittim ama söyleyen iki dudagı<br />
görmedim.<br />
• Kuluna birdenbire rahmetini saçtın. Bu ihsana sebep senin hududsuz lütfundur. Baska sebep görmedim.<br />
• Cibresi üzüm teknesine girmeyen, Halep´te bile esi bulunmayan o billur sisedeki saraptan,<br />
• 0 kadar sun ki kendimden geçeyim. Çünkü ben varlıkta kendinde olmakta zahmetten baska bir sey görmedim.<br />
• Ey nihayetsiz ask, ey ilahi mazhar! Sen hem güvenilir dayanaksın, hem de kuvvetli arkasın. Senin sanına, haline<br />
uygun düsecek bir lakab görmedim.<br />
• Kardesim sus, fazileti, edebi bırak! Sen bahsediyorsun, ama sende edep görmedim.<br />
748. Ben sasılacak acayip bir cihanım, bir avuç toprakta gizlenmisim.<br />
Müstef´ilün, Fe´ülün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c.IV, 1693)<br />
• Ben tertemiz olarak ask yoluna düsmüsüm. Bu yolda gizlenmeden yürümekteyim. Ben kimseye kin gütmem, garaz<br />
tohumu ekmem. Yokluk bile bana sıgınır, bana dayanır. Benim gözüm toktur. Ben hiç bir zaman tama´ın sırtını kasımam.<br />
• Ne halkın dedikodusu ile rahatsız oluyorum, ne de kimseden korkum var. Ben hür bir kusum, kafes azıgına<br />
ihtiyacam yok.<br />
• Ben yagmurlar yagdıran bir bulutum. Rnciler saçan bir gögüm. Yeryüzünde susuzlara ab-ı hayat sunmadayım.<br />
• 0 agaç, Hz. Müsa´ya uzaktan ates gibi göründü ama o ates gönüllere hos gelen bir nurdu, ben de uzaktan ates<br />
görünürüm ama ates degilim, ben de nurum.<br />
• Rüzgarla agacın dah titrer, oynar ama gövdesi hiç titremez durur. Benim de görünüste kararım yok. Hadiseler<br />
karsısında ben de agaç gibi titriyorum ama, ruh aleminde karar etmisim. Korkmam, titremem.<br />
• Ben sasılacak, acayip bir cihanım. Bir avuç toprakta gizlenmisim. Her gece gönlüm gündüz gibi aydınlıktır. Her<br />
sonbaharın içinde ilkbaharlar bulunmaktadır.<br />
• Ben tamamıyla yok olup kendimden geçtigim zaman kendime gelirim, kendimi bulurum. Bedenimin aslı olan dört<br />
unsur ile bes duygudan kurtulunca tam adam olurum.<br />
• Rnsan haksız yere kendisinde bir ihtiyar oldugu, cüz´î iradesi bulundugu davasına girisir. Aslında Hakk´ın ihtiyarındaki<br />
yücelik, benim ihtiyarımı elimden almıs, beni ihtiyarsız bırakmıstır.<br />
749. Ben degersiz bir saman çöpü gibiysem, benim kehribarım sen degil misin<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. IV,1728)<br />
• Sen beni istemesen de ben seni canla, gönülle isterim. Sen bana kapıyı açmasan da ben kapının esiginden ayrılmam,<br />
orada oturur kalırım.<br />
• Ben balık gibiyim, dalga beni karaya atsa da, sudan baska sıgınacagım yer yoktur. Gönlüm sudan baska bir sey<br />
istemez.<br />
• Kendi kendime nereye gidebilirim Benim gönlüm mü var Ben de, beden de, gönül de ancak padisahlar padisahının<br />
gölgesine sıgınmısız.<br />
• Mest olup gitmissem, yıkılmıs, kendimden geçmissem, mest olusum, yıkılıp gidisim sendendir. Bir sey biliyor, bir sey<br />
duyuyorsam bilisim, duyusum da sendendir.<br />
• Eger bende bir gönül kalmıssa gönlümü alan sen degil misin Eger ben degersiz bir saman çöpü gibiysem, benim<br />
kehribarım sen degil misin<br />
• Yedigim nefis yemeklerin tatlı helvaların, çöreklerin agzımda bıraktıkları tat, o güzel dudaklarının tadından,<br />
lezzetinden birer kırpıntı degil midir<br />
• Ne yüksek mevkiler düsünürüm, ne sultanlık, ne mal mülk, ne söhret, ne ululuk! Bunların hiç birisinde gözüm yok!<br />
Senin askın bunların hepsinden üstündür!<br />
750. Su zamanda, Mansur gibi, ben senin daragacının altındayım.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c.IV, 1726)<br />
• Bana sarap sun, çoktanberi ben senin güzelliginin mahmuruyum. Ben eski bir hırkaya bürünmüsüm, ama senin<br />
gerçek dostun degil miyim<br />
• Su anda mahmurum, sen bana uy! Benim dedigimi yap! Mest olup kendimden geçtikten sonra zaten senin<br />
emrindeyim, senin diledigini yaparım.<br />
• Sen simdi "Enel-hakk" kadehini doldur! Mansur sarabından sun! Su zamanda Mansur gibi ben senin daragacının<br />
altındayım.<br />
• Elest demindeki sözleri, ahitleri, sartları hatırla. Benimle nelere karar vermistin Ben hala o karardayım.<br />
• Ey avucum! Tuttugum kadehe de ki: "Sen at gibi bana binmissin, ben seni tasıyorum. Fakat aslında sasılacak sey su<br />
ki; içindeki sarabı içince ben sana biniyorum, sen beni tasıyorsun.<br />
• Ey kadeh! Ben asıklar halkasının ortasındayım. Sen benim etrafında dönmedesin, ama aslında beni döndüren sensin.<br />
Senin etrafında dönen de benim.<br />
• Ben nasıl kafir olurum ki, senin gibi bir puta tapıyorum Ben nasıl fasık olurum ki, senin sarabını içiyorum<br />
* Gel gel! Sen zamanenin sırlarını bilensin, gönlümün sırlarını ört ki ben senin sırdasınım<br />
751. Ask dersi, çalısmakla ögrenilmez.<br />
Mef´ulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.IV,1710)<br />
• Senin güzel yüzünü görünce, yesil çimenlerden, gül bahçelerinden vazgeçtik. Gözünü görünce de sarabı ve sarapçıyı<br />
görmez olduk.<br />
"Gözün döktügü kanlı yaslar, saraba benzetilmistir. Bir ilahide: "Gözüm ki kana boyandı, sarabı neyleyeyim "<br />
denmistir.<br />
• Oturdugumuz evi rehine verdik, geldik, senin mahalleni yurt edindik. Dükkanı yıktık, isten, kazançtan vazgeçtik.<br />
• Neyimiz varsa hepsini ask yagma etti. Kardan, zarardan, alıs veristen vazgeçtik.<br />
• Ask davasına girismek, sonra da hayadan, utanmaktan bahsetmek olamaz. Bu sebeple biz ask yoluna düsünce<br />
hayadan, utanmaktan vazgeçtik.<br />
"Bir baska beyitte Mevlana söyle buyurmustu:<br />
"Eger sen askın asıgı isen ve askı arıyorsan, keskin hançeri al, utanmanın bogazını kes!"<br />
• Gamın haddine mi düsmüs ki bizim adımızı ansın Elini çırp, bizi alkısla ki artık biz gamdan da, gam çeken gönülden<br />
de kurtulduk.<br />
• Nese yürüdü, gönül hoslugu ülkesi bize verilmis. Azın, çogun varından da yogundan da vazgeçtik.<br />
• Biz söz söylüyoruz, sen inkar ediyorsun. Biz iki alemin ikrarından da, inkarından da vazgeçtik.<br />
• Dünya isini paylasmayan su köpeklere bak! Nasıl da birbirlerine düsmüsler. Biz köpekten dogmadık, köpek de<br />
degiliz. Bu sebeple biz dünya isinden vazgeçtik.<br />
"Bu beyitte su hadîse isaret var: "Dünya bir lestir. Köpekler onu isterler."<br />
• Gönül sırlarını ancak Allah bilir. Bu bize kafi. Bizler kötünün kötülügünden, hilecinin de hilesinden kurtulduk.<br />
• Askın verdiği ders hiç unutulur mu Ona çalısmaya ihtiyacımız yok. Zaten o ders çalısmakla ögrenilemez.<br />
752. Ben eskiden ettigim tövbelerden tövbe ettim.<br />
Müstef´ilün, Fe´ülün, Müstefilün, Fe´ulün<br />
(c.IV,1685)<br />
• Ey çalgıcı! Su gazeli oku: Ben sevgiliden, her çesit gülden, her çesit dikenden vazgeçtim. Çünkü artık tövbe ettim.<br />
• Bazen isime çok düskün olurum. Adeta isimin mesti olurum. Bazen mahmur olurum. Artık isten de, mahmurluktan<br />
da vazgeçtim. tövbe ettim.<br />
• Bogazıma kadar tövbe etmek suçuna gömülmüsüm. Tövbeden o kadar canım yandı ki, eskiden ettigim tövbelerden<br />
de simdi tövbe ettim.<br />
" Tövbe etmekten tövbe etmek ne demektir Ariflere göre bir insanın: "Ben bu isi bir daha yapmayacagım." diye tövbe<br />
etmesi, o kisinin kendinde bir güç, bir varlık hissetmesi anla-mına gelir. Ey zavallı insan! Sen kimsin ki: "Ben bunu bir daha<br />
yapmayacagım." diyor-sun. Her sey Hakk´tan geldigine göre, senin bir yapma gücün var mıdır Tövbe etmekten tövbe<br />
etmek hali, bize ait degildir. Kamil insanlara aittir. Arifler, kamil insanlar, Hakk´ta fanî olduklan için, bıitiin isteklerinden,<br />
bütiin iradelerinden kurtulmuslardır. Tamamıyla Hakk´a teslim olmuslardır. Bizim gibi insanların yaptıgı hatalardan tövbe<br />
etmesi, o suçu bir daha islememek için ahitte bulunması ve Hakk´ın verdiği cüz´î iradeyi kullanması sart-tır. tnsanın isledigi<br />
giitidhlardan tövbe etmesi, Kur´an-ı Kerîm´in bir çok yerlerinde emre-dilmektedir. Peygamber Efendimizin bir çok<br />
hadîslerinde tövbe üzerinde durulmaktadır. Bu konu hassas bir konudur. Yanlıs anlasılmamalıdır. Peygamberler ve onlann<br />
varisleri olan gerçek veliler niçin geldiler Hepsi de cüz´î iradelerimizi kullanarak imana gelmemizi, günahlardan arınmamızı<br />
emretmiyorlar mı "<br />
• Ey sarap satan, kadehi elime ver. Ben sıkılmayı bıraktım. Arlanmaktan tövbe ettim.<br />
• Allah Allah! Ey çalgıcı! Ben yolumu sasırdım. Sen kendi yolunu, kendi isini iyi bilirsin. Çengi eline al da telleri üzerine<br />
tövbe ettigimi çal!<br />
• Düsünmekten, çare aramaktan gönlüm parça parça olmustu. Anladım ki çare, çaresizliktedir. Çaresiz tövbe ettim.<br />
• Sen ay yüzünü göster de karanlık geceyi nurlandır, güzellestir! Ben o günahın zevkinden çok tövbe ettim.<br />
• Tövbe vaktidir dedim. Bir çılgın asık bana: "Ben eski bir tövbe eden kisiyim, ben geçen sene tövbe ettim." dedi.<br />
753. Bana tas tas sarap ver de; beni varlıgımdan kurtar!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1716)<br />
• Bu gece su ben zavallının bedeninden canı tamamıyla al, al da bundan sonra dünyada, kimse benden bahsetmesin!<br />
• Su anda senin mestinim. Bana bir kadeh sun da iki cihandan da vazgeçip, büsbütün sende yok olayım.<br />
• Ben sende yok olunca, hani o senin bildigin hal basına gelince, yokluk kadehini elime alırım da kadeh kadeh senin<br />
ask sarabını içerim.<br />
• Can senin yüzünden yandı, yakıldı. Mum senden nur aldı, aydınlandı. Bir insan da eger senden yanmazsa, o hamdır,<br />
ham!<br />
• Sen bana birbiri ardınca yokluk sarabını sun! Ben tamamıyla yok olunca, yokluga dalınca, artık evi damdan<br />
ayırdedemem.<br />
• Ey yokluguna binlerce varlık kul olan, köle olan! Yoklugun arttıkça can sana yüzlerce secde eder.<br />
• Bana tas tas sarap ver de, beni varlıgımdan kurtar! Sarap olgun kisilere Hakk´ın bir nimetidir. Akıl ise ham kisilere<br />
mahsus bir seydir.<br />
• Yokluk denizini dalgalandır da, beni kapsın götürsün! Ne zamana kadar korku ile deniz kıyısında adım adım<br />
duracagım<br />
754. Ben onun ask bahçesinde güller, reyhanlar, yaseminler içindeyim.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat<br />
(c. IV, 1682)<br />
• Ben kederle dolsam da, gülsem de o padisahın devletine asıgım.<br />
• Padisahın askına gönül vermek, benim tacımdır. Bana bundan baska bir tac verse bile, ben onu almam.<br />
• Onun gül dalının rengi, benim varım yogumdur. Çünkü ben onun gül bahçesinin bülbülüyüm.<br />
• Ben onun kapısının topragından baska bir yere oturmam. Onu gönlümden, canımdan baska bir yere oturtmam.<br />
• Gece gündüz ben onun nimeti ile besleniyorum. Ben onun ask bahçesinde güller, reyhanlar, yaseminler içindeyim.<br />
• Dünya ister harap olsun, ister mamur olsun, benim için önemi yok! Sunu biliyorum ki, ben onun yıkılmıs, harap<br />
olmus bir kuluyum.<br />
• Aslım toprak oldugu için, yeryüzünün topragı ile dostum, onunla birim! ama yine de padisahım bana büyük bir<br />
lütufta bulunmustur. Bana hiç bir yaratıga vermedigini vermistir. Bana kendinden can bagıslamıstır.<br />
755. Biz dertlere dermanız, çaresizlere çareyiz.<br />
Mefulü, Fa´ilatü, Mefa´îlii, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1709)<br />
• Biz kıtlık içinde kalmıs susuzlarız, çok nimetler görmüs, çok yemekler yemis kisileriz. Çaresiz degiliz, dertlere<br />
dermanız, çaresizlere çareyiz.<br />
• Mecliste saraba benzeriz, nese dagıtırız, gamlılara nese bagıslarız. Savasta Hz. Ali´nin Zülfikar´ıyız. Sükretmede sanki<br />
kaynagız, sabretmede mermer kaya gibiyiz.<br />
• Biz rüsvet padisahı degiliz. Biz paramparça olmus gönül hırkalarını diker, yamarız.<br />
• Bizden sır saklama, biz senin gönlündeyiz. Her seyi biliyoruz. Bizden gönlünü çekip alma, gönlün bizim elimizdedir!<br />
• Biz saman altında kalmıs gizli, uçsuz bucaksız bir deniziz. Yahut da göklerde parlayan günesiz.<br />
• Mest bir halde ask evinin damı kenarında durdugumuza bakma! Dam da bilir ki, bizim kıyımız kenarımız yoktur.<br />
• Ay ısıgı dam kenarına vurmaktan hiç korkar mı Peki biz neden gam yiyelim Biz üstün bir varlıgız, göklerde dolasan<br />
aya binmisiz.<br />
• Biz Ahmed(s.a.v.)´in tevhid müjdesini vermedeyiz. Hz. îsa gibi çocukken besikte konusuruz. Bütün bunlara ragmen,<br />
biz artık konusmayalım, susalım.<br />
756. Kan oldum, askın damarlarında dolasmaya basladım.<br />
Gözyası oldum Hakk asıklarının gözlerinden aktım.<br />
Fa´ilatün, Fallatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,1661)<br />
• Hakk yoluna düsenlere mahrem oldum. Herkesin madde pesinde kostukları bir zamanda manaya önem verenlere<br />
hemdem oldum, arkadas oldum.<br />
• Altı yönden de dısarda manevî bir kubbe gördüm. Ben o kubbeye toprak aldum. Döseme oldum, kan oldum, askın<br />
damarlarında cosarak dolasmaya basladım. Gözyası oldum, Hakk asıklarının gözlerinden aktım.<br />
• Bazen besiginde konusan Rsa gibi bastan basa dil kesildim. Bazen de Hz. Meryem gibi susan bir gönül oldum.<br />
• Hz. Rsa´nın, Hz. Meryem´in kaybettikleri bir sey vardı ya, eger bana inanırsan bil ki; o kaybedilen sey ben oldum.<br />
• Zevalsiz ask nesterine karsı yüzlerce defa yara oldum, merhem oldum.<br />
• Her adımda Azrail (a.s.) benim yol arkadasım olmustu. Ondan korktum, perisan oldumsa canım çıksın.<br />
• Ölümle yüzyüze savasa giristim. Korkmak söyle dursun, karsıma çıktıgı için ölürnün kendisinden neseler aldım,<br />
sevinçler elde ettim.<br />
• Varlık yükünü tamamıyla sırtımdan attım, ölümsüzlük üzengisine ayak bastım, ölümsüzlük atına bindim.<br />
• Gerçi belim çeng gibi büküldü ise de, yine de sen ölümsüzlük "ney"inin sesini benden duy, benden isit!<br />
• Benim için Sems-i Tebrizî bayramların en büyügü olan "îd-i ekber" idi. Rste ben o bayrama büyük bir kurban oldum.<br />
757. Ben neyim<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. IV,1759)<br />
• Ah ben ne biçim bir insanım, ne renkteyim, ne haldeyim Ne oldugum belirsiz, acaba ne zaman kendimi oldugum<br />
gibi görecegim<br />
• Sen bana dedin ki: "Gönlündeki sırları gizleme, ortaya dök, benim içinde bulundugum orta nerede; göster bana´."<br />
• Hem hareketsizim, hem de kosup duruyorum. Su ruhum ne zaman süküta kavusacak<br />
• Ben kıyısı bulunmayan öyle sasılacak bir denizim ki, denizim de kendisinde gark oldu gitti.<br />
• Beni bu dünyada da arama, öte dünyada da! Benim bulundugum alemde her iki dünya da kayboldu.<br />
• Ben yokluk gibi kardan da ziyandan da kurtulmusum. Ben kardan da ziyandan da haberi olmayan acaip bir kisiyim.<br />
• Ona dedim ki: "Ey can, sen bizim ta kendimizsin." Dedi ki: "Su görünen maddî varlıgımda ben kendimi<br />
göremiyorum, kendim neyim ki, siz olayım."<br />
• Su halde: "Sen o´sun." dedim. "Haydi sus; öyle söyleme!" dedi. "Ben öyle bir seyim ki dile gelemem."<br />
• Dedim ki: "Dile gelmiyorsun, söze sıgmıyorsun ama, iste ben simdi seni dilsiz, dudaksız, sözsüz söylemedim."<br />
• Ben yokluktan ay gibi dogdum, dünyaya geldim, parlamaya basladım. îste gökyüzünde ayaksız olarak kosup<br />
duruyoruz.<br />
• "Ne kosuyorsun, dur da bak! Ben apaçık ortadayım ama aynı zamanda gizliyim!" diye bir ses geldi.<br />
• Ben Sems-i Tebrizî´yi görünce essiz bir deniz oldum. Görülmemis bir inciyim, emsali bulunmayan bir hazineyim.<br />
758. Ecel beden evini yıkmadan, biz beden evini yapana kavustuk.<br />
Fa´ilatün, Fa-ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1670)<br />
• Can harman yerine yine geldik. Dogan kusu gibi padisaha dogru yine uçtuk geldik.<br />
• Gariplikten, ayrılıktan bıktık; aslımızın, baslangıcımızın yanına geldik.<br />
• Dilencilikten, niyazdan, yalvarmadan kurtulduk. Oynayarak nazlanmanın yanına geldik.<br />
• Sırra mahrem olanların sofrasında can besleyelim. Çünkü bizler sır perdelerinin arkasına geçtik.<br />
• Takdir ezel kemendi attı, bizi kendine çekti. Böylece biz de sebepleri hazırlayanın yanına geldik. Sebeplere<br />
ihtiyacımız kalmadı.<br />
• Ecel beden evini yıkmadan, biz beden evini yapana kavustuk. Allah´a hamdolsun, biz "Ölümden evvel ölünüz!" sırrına<br />
mazhar olduk.<br />
• Somunumuz pisti, kokusu burnumuza geliyor. Biz o kokuyu aldık da ekmekçinin yanına geldik.<br />
• Artık sen sus da, can, duygularımıza tercümanlık etsin; "Kötülüklerden,<br />
kirliliklerden, bayagılıklardan kurtulduk, yücelikten yüceliklere ulastık." desin.<br />
759. Ben onun tortulu saraba benzeyen derdine kadeh olurum.<br />
Fe´ilStiin, Fe´iiatün, Fe´ilat<br />
(c. IV, 1677)<br />
• Bir an beni gül bahçesi gibi hos bir hale sokar, bir an da kıs mevsimi gibi soguk bir hale getirir.<br />
* Bir an beni faziletli bir insan, üstad bir kisi yapar, bir an da beni okula yeni baslamıs bir çocuk eder.<br />
• Bir an olur tas atar, beni kırar, bir an olur beni gerçekler padisahı eder.<br />
• Bir an olur, beni günes kaynagı yapar, bir an olur bastanbasa karanlık bir gece haline sokar.<br />
• Rki elimle etegini tuttum. Bakalım beni ne hale sokacak<br />
• 0 beni mest olmus kisilere sakî yapar, ama ben onun tortulu saraba benzeyen derdine kadeh olurum.<br />
• Bana seker kamıslıgı lakabını verir diye gece gündüz onun sekerini satın alır dururum.<br />
760. însanın kendinden geçmedikçe, kendine gelmesine imkan yoktur.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1669)<br />
• Varlıgı atese attık yaktık. Yeni bastan yokluga gittik.<br />
• Ey kardes! Sunu bil ki, iyi de kötü de varlık dünyasındadır. Yokluga gittigimizden ötürü, biz ne iyiyiz, ne de kötüyüz.<br />
• Hayırsız felek, neyimizi çaldı, götürdü ise, biz gece bekçisi gibi gittik, çalınanların hepsini ondan geri aldık.<br />
• Yüzlerce ben ve biz arasında biz bir kisi idik. 0 tekten arpa kadarı bile kalmadı. Biz simdi yüzlerceyiz.<br />
• Rnsanın kendinden geçmedikçe kendine gelmesine imkan yoktur. Bu yüzden biz de kendimizden geçtik de sonra<br />
kendimize geldik.<br />
• Askın boyuna, bosuna göre bizim boyumuz kısaldı. Bizim boyumuz, bosumuz kısaldıktan sonra, biz yüce bir boya,<br />
bosa sahip olduk.<br />
• Rnsanlıgı, kemal mertebesini Hakk´tan ögrendik. Biz ask pehlivanıyız. Bu yüzden de Ahmed(s.a.v.)´in dostuyuz.<br />
• Varlık levhinde yirmi dokuz harf vardır. Biz bu harfleri sildik, ebced içine daldık da elif gibi tek kaldık.<br />
761. Asıkların okuyup bilgi elde ettikleri mektep, ateslerle doludur.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.IV, 1657)<br />
• Dudaklanmdan içimin yanık kokusu geliyor. "Ya Rabbi, ya Rabbi!" derken agzımdan duman tütüyor.<br />
• Gökler bile ahımdan aglamaya basladı. Her an can vermek benim adetim, yolum oldu.<br />
• Senin uyku ile geçirdigin gecenin, benim uykusuz ve feryadlarla geçen gecemden haberi olsaydı, benim halimi<br />
birazcık olsun anlardın.<br />
• Asıkların okuyup bilgi elde ettikleri mektep atestir, ateslerle doludur. îste ben gece gündüz böyle bir mektebin<br />
içindeyim.<br />
• Yüzünü sapsarı yüzüme koy! Elini gögsüme daya! Atesler içinde tir tir titriyorum.<br />
• Sevgiliye; "Kulagına bir sey söylemek istiyorum!" dedim. Çekindi; "Yanagımın yanmasından korkarım." dedi.<br />
762. Ask ötelerden kalktı geldi. Bu yanmıs, yakılmıs asıga misafir oldu.<br />
Fa-ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1656)<br />
• Ben bu derde, dertle derman edecegim. Bu isi sabırla kolaylastıracagım.<br />
• Ya canın ayagını bu balçık bedenden kurtaracagım, yahut da canımı da, gönlümü de güzellere vakfedecegim.<br />
• Ben "Elest mumuna" atılmıs canını daglamıs, kanatlarını yakmıs bir pervaneyim. Simdi de padisahımın mumuna<br />
hizmet etmedeyim.<br />
• Ask ötelerden kalktı, geldi. Bu yanmıs, yakılmıs asıga misafir oldu. Çok mutluyum. Benim bir tek gönlüm var, onu da<br />
misafirim olan hazret-i askın serefine kurban etmem gerekir.<br />
• Nefis, gönül evine gelen bu mübarek konuktan hoslanmaz, kedi gibi miyavlar da aska gelme derse, nefsi tutayım,<br />
kedi gibi dagarcıga atıvereyim.<br />
• Melal kimin basını döndürürse, onu sema´a çekeyim, fırır fırıl döndüreyim.<br />
763. Benim gönlüm hasta! Ey gönül derdimin devası; ben hos degilim!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. )IV,1659<br />
» Oglum elimi tut, ben hos degilim! Ey fidan boylum, ben hos degilim!<br />
• Hayır hayır! Elimi bırak, benim hastalıgım baska türlü bir hastalık! Benim gönlüm hasta! Ey gönül derdimin devası!<br />
Ben hos degilim!<br />
• Sen beni bırakıp gittiginden beri gücüm, kuvvetim, sabrım, takatım gitti. Sen gittin gideli ben hos degilim!<br />
• Kollarını aç; kemer gibi bana sarıl! Dikkat et, bu kemer olmadıkça ben hos degilim!<br />
• Ey doktor ! Benim kuvvetim yok. Elini nabzıma koy da anla, ben hastayırn, hos degilim!<br />
• "Sen gönül hastası degil misin " diye ne soruyorsun Dudagının kadehi olmadıkça ister haberim olsun, ister olmasın,<br />
ben hos degilim!<br />
• Her an gözlerimi kapıyorum. Çünkü sen olmayınca bir seyi görmek isterniyorum. Sensiz görüsten, bakıstan<br />
hoslanmıyorum. Zaten ben gönül hastasıyım, hos degilim!<br />
764. Tek basına insan bir hiçten ibarettir!<br />
Fa-ilatün, Fa-ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1671)<br />
• Neseden de bahsetsek, gamdan da dem vursak, hep bir arada oturalım, birbirimizle dertleselim!<br />
• Sevgilimiz ileri giderse, biz de ileri gidelim. Sevgilimiz az konusursa, biz de az konusalım!<br />
• Gerçi biz yigit kisileriz ama, yalnız basımıza yola düsünce kadınlar gibi güçsüz, kuvvetsiz oluruz. Acılara<br />
dayanamayız, feryada baslarız.<br />
• Hiç yoluna yapayalnız düstün mü Yolda çok tehlikeler vardır. Yalnız basımıza zemzem kuyusuna ulasacagımızı<br />
sanma!<br />
• Tek basına insan bir hiçten ibarettir. Hepimiz bir araya gelince insan olurmusuz. Haydi tekrar bir araya gelelim de<br />
insan olalım!<br />
• Yaratılıstaki nüktenin üstü örtülür, pek anlasılamaz. Rnsan bir vasıtadır. Haydi gidelim, o pek büyük, uçsuz bucaksız<br />
olan vahdet denizinin kıyısına çadırımızı kuralım, birlik olalım, bir olalım!<br />
765. Toprak onun yüzünden yesermis, çayır, çimen olmustur.<br />
Gökler onun yüzünden kararsızdır.<br />
Müfte´ilün, Fe´ulün, Müfte´ilün, Fe´ulün<br />
(c. IV,1655)<br />
• Dün gece can gökyüzüne diyordu ki: "Ey sonsuz, ey pek büyük gökyüzü! Ne de çok dönmede, takla atmadasın.<br />
Karnında sayısız yıldızların ısıkları parlıyor.<br />
• Suçsuz günahsız oldugun halde, sonu gelmez bir dönüse mahkum edilmissin. Haklı olarak sızlanıyorsun, sikayet<br />
ediyorsun, feryad ediyor, gürlüyorsun. Mavi renkte matem elbiselerine bürünmüssün.<br />
• Görünüste korkunçsun, bazen insanlara yıldırım okları atmadasın, fakat içyüzünden de dertlisin, degirmen gibi<br />
dönersin, alaca yılan gibi kıvranır durursun.<br />
• Mukaddes gökyüzü cevap verdi de dedi ki: "Ben insanoglundan nasıl olur da korkmam Yeryüzüne sürgün<br />
edildiginden beri o, dünya cennetini cehenneme çevirmistir."<br />
• Halbuki Cenab-ı Hakk insanı insan seklinde hayvan olarak degil de, insan olarak kendisine ibadet etsin, iyilikler<br />
yapsın diye yaratmıstır. 0 büyük yaratıcının avucunda toprak muma döner. 0 topragı zenci sekline kor, yine o, topraktan<br />
Rum ülkesi halkı gibi güzel birini yaratır. 0 dogan kusu yapar, baykus yapar. 0 topraktan hem zehirli, hem sekerli bitkiler<br />
bitirir.<br />
• Ey dost! 0 gizlidir de kendisi gizli kalsın diye bizi böyle apaçık ortaya at-îustır.<br />
• Senin topraktan yaratılmıs olan su bedenin, suya benzeyen canının üstünde îerdedir. Can dügünde, neseli gününde<br />
gamlı kederli oldugu zaman da îedeni perde olarak, duvak olarak kullanır.<br />
• Duvak altında sert huylu, ters yeni bir gelin var. Dünyanın iyisi ile de, kö-;üsü ile de alay edip duruyor.<br />
• Toprak onun yüzünden yesermis, çayır, çimen olmus, gökler onun yüzün-ien kararsız hale gelmis, her tarafta onun<br />
yüzünden bütün kötülüklerden curtulmus bir talihli var.<br />
• Akıl ondan tam bir inanç istemede, sabır ondan yardım beklemede, ask înun yüzünden gizli seyleri bilmede, toprak<br />
onun yüzünden insan sekline<br />
766. Allahın askı pek saglam bir kaledir.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1663)<br />
• Hergün yeni bir yük çekmedeyim. Bütün bu yükü, bu belayı bir is için ^ekiyorum.<br />
• Kıs mevsiminin dondurucu sogununa, karına, tipisine ilkbahara kavusma imidi ile katlanıyorum.<br />
• Beni ikiyüz sehirden de sürüp çıkarsalar, ben onun, padisahın askı ile bu iürgüne katlanmm.<br />
• Allah´ın askı pek saglam bir kaledir. Ben can yükümü o kaleye çekerim.<br />
• Onun nergise benzeyen iki mahmur gözü için mahmurluk çekmedeyim.<br />
• Gönül bir magara, Tebrizli Sems de bir dost. Bir dost için bu magaranın îahmetine katlanmaya mecburum.<br />
767. Biz ilahî nürla aydınlanmıs eve kuluz, köleyiz.<br />
Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.IV, 1672)<br />
• Bugün yagmurlu bir gün. Rahmet yagıyor. Biz de susuz kalan ask bahçe-sine ark açıyoruz ve rahmetine kavusma<br />
ümidi ile el çırpıyoruz.<br />
• Rahmet yagdıran bulutlar, ask denizinden gebe kalmıslardır. Biz de ask bulutundan gebeyiz.<br />
• Sen kendini inkar ederek; "Ben mutrip, yani çalgıcı degilim!" deme, gel bi-zim aramıza katıl da seni mutrip yapalım.<br />
• Su ev aydınlıktır. Sen; "Kimin evi " diye soruyorsun. Kimin evi olursa ol-sun, biz ilahî nürla aydınlanmıs eve kuluz,<br />
köleyiz.<br />
• Biz kendimizden habersiz yasıyoruz. Kendi ab-ı hayatımıza kendimiz per-deyiz. 0 ab-ı hayatın üstüne dökülmüs yag<br />
gibi ab-ı hayata örtü oluyoruz.<br />
768. Ben deve gibi senin gamını gevis getirmedeyim.<br />
Mef´ulii, Mefa´iliin, Fe´ulün<br />
(c. 111, 1562)<br />
• Sevgilim nazlandı da bana; "Ben sana atesim!" dedi. Ben de; "Evet!" dedim, "Sen beni yakan bir ates oldun ama<br />
sevgin de gönlümde!"<br />
• Senin sevgin olmadan bir gül koklasam, acımadan, dikenmisim gibi hemen beni !<br />
• Balık gibi sessiz sedasız ama dalgalar gibi, deniz gibi çırpınıp duruyorum kararım, huzurum yok!<br />
• Deve gibi senin gamını gevis getirmedeyim. Sarhos deve gibi agzım köpürmede.<br />
• Her ne kadar gizlesem, söylemesem de askın huzurunda apaçık meydandayım.<br />
• Tohum gibi toprak altındayım, topraktan bas kaldırmam için baharın isaretini bekliyorum.<br />
769. Toz gibi yolundan kalktım, sonra yine toz olarak çignenmek için senin yoluna kondum.<br />
Mefülü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. 111, 1559)<br />
• Dün yeniden ahdettim. Hem de senin canına yemin ettim.<br />
• Gözümü yüzünden ayırmayacagım. Kılıcı çekip beni öldürsen dahi senden yüz çevirmeyecegim.<br />
• Baska birisinden derman aramayacagım. Çünkü derdim senin ayrılıgındandır.<br />
• Beni basasagı atese atsan, "ah" dersem erkek degilim.<br />
• Toz gibi yolundan kalktım, toz halinde yükseldim, sonra yine toz olarak senin yoluna kondum.<br />
770. Mademki askının kılıcını canıma vurdun, bedenime de vur da bu isi tamamla!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1543)<br />
*Ev sakî! Neredesin Biz asıklara sarap verdigin için, ben candan senin kölenin kölesiyim. Haydi bana sarap sun!<br />
*Senin neyin var Nasıl sarabın var Benim elim bos, bana sarap sun! Çünkü ben çok dertliyim, kadehim cigerimin<br />
kanı ile dolu.<br />
• Benim durumumdan utanıyorlar da kimse benim adımı bile anmıyor. Zaten benim gibi perisan bir adamın ad kaygısı<br />
olur mu<br />
• Mademki askının kılıcını canıma vurdun, su isi tamamla, bedenime de vur! Çünkü yarı ölüyüm, yarı diri.<br />
• Bana bazen zahid diyorlar, bazen da rind. Ben zavallı bilmiyorum ki hangisiyim<br />
• Bende mum gibi bir zerre varlık kalsa, gidecegim yer atestir. Atesi bagrıma basacagım.<br />
• Benim için yanmaktan baska çare kalmadı. Gel de hosça yanıp yakılayım. Çünkü ben çok hamım.<br />
771. Eger ben sensem, peki sen kimsin<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
c. III, 1544)<br />
• Bana; "Nasılsın " diyorsun, nasıl oldugumu ben ne bileyim "Nerelisin, kimlerdensin " diye soruyorsun, nereli<br />
oldugumu, kimlerden oldugumu ben ne bileyim<br />
* Bana; "Niçin böyle mest olmussun, kendinden geçmissin, hangi büyük kadehten içtin de bu hale geldin " diye , ben<br />
ne bileyim<br />
*"0 dudakta ne var ki, o dudak yüzünden böyle tatlı dillisin " diyorsun, böyle oldugunu ben ne bileyim<br />
*Bana; "Su dünya hayatında saglıklı yasamaktan, gençlikten daha hos, daha iyi ne gördün " diye soruyorsun, ben ne<br />
bileyim<br />
*Onun yanagında ab-ı hayat gibi parlak bir ates gördüm fakat, o nasıl bir seydi; bilemem!<br />
*Eger ben sensem, peki sen kimsin Sen bu musun, yoksa o musun; ben ne bileyim<br />
*Ben kim oluyorum da böyle düsüncelere dalıyorum Sen gönlü merhaetle, sevgi ile dolu bir can mısın; ben ne<br />
bileyim<br />
772. Ben askı, insanı bütün belalardan, felaketlerden koruyan bir kale olarak gördüm.<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1548)<br />
*Rlkbahara benzeyen yüzünü gördüm. Sunu fark ettim ki; gül senin güzelgini görmüs de kendi güzelliginden utanmıs.<br />
*Geldin gönlüme yerlestin, karar ettin de, ben gönlümü senin yüzünden kararsız bir hale gelmis gördüm.<br />
*0 mahmur nergis gözlerini gördügümden beri, bastan basa nergis gibi göz haline geldim.<br />
*Ben askı insanı bütün belalardan, felaketlerden koruyan, muhafaza eden bir kale olarak gördüm de, bu yüzden aska<br />
gidiyorum, aska sıgınıyorum.<br />
*Ben bütün dünya mülkünden, dünya zevkinden vazgeçtim de yalnız senin askını seçtim.<br />
*Alemin canı sensin. Kainatta görülen binlerce varlık, mal mülk her sey, hepsi hepsi senin yarattıgın seyler. Ben onları<br />
çokluk halinde, ayrı ayrı görmüstüm. Meger onların hepsi de birmis, senin eserinmis.<br />
• Sehrimizde niçin sevgili arayayım Ben padisahlar padisahının dostluguna ulastım.<br />
773. Biz senin rüzgarının önünde toz gibiyiz.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1528)<br />
• Biz senin rüzgarının önünde toz gibiyiz. Sürüp götürdügün yere nasıl olur da gitmeyiz<br />
• Biz senin ilkbaharının nuru ile yesiliz, hararetliyiz. Sonbaharının tesiri ile de sapsarıyız, soguguz.<br />
• Senin hilminin aksi ile bas egmisiz, teslim olmusuz. Öfkenizin aksi ile de savastayız. Onunla bununla çekisir dururuz.<br />
• Bizi yokluga gönderirsen, yok olur gideriz. Keremini çogaltırsan, hepimiz adam oluruz.<br />
• Dünyadan da üstün ve ileri olanı görünce, iki dünyayı da kırar geçiririz.<br />
• Asıkların gözlerine hem canız, hem de cihan! Kötülerin gözlerine ise ölümüz, derdiz!<br />
• Mademki sen bize; "Yeter!" dedin, biz gülün ve gül bahçesinin bülbülü oldugumuz halde, emrine uyarız, susarız.<br />
774. Gönül hastalarının hekimi oldugun için hasta olmayı istiyorum.<br />
Mefa´ilün Mefa´îlün, , Fe´ülün<br />
(c. III, 1545)<br />
• Üzüm sarabı istiyorum. Sarhos, mahmur bir arkadas bulmak arzusundayım.<br />
• Fakat bana Hallac-ı Mansur´dan bir koku geldi de, bu yüzden sakîden üzüm sarabı degil de Mansur sarabı istiyorum.<br />
• Ey sakî yanıma gel, bana yaklas! Bugün ben kendimden kendimi uzaklastırmak istiyorum.<br />
• Eger; "Beni mazur gör!" desem, "Evet!" diyor. "Ben seni mazur görmek istiyorum."<br />
• Benim gözüme bir yol ver de senin gözüne gireyim. Ben baskalarının gözlerine görünmek istemiyorum.<br />
• Bir an için olsun elini yüzünden çek! Ben dünyada iken cennet görmek istiyorum, huri görmek istiyorum.<br />
• Gözüm, gönlüm senden baskasını görürse, ben o anda gözlerimin kör olmasını istiyorum.<br />
• Sen gönül hastalarının hekimi oldugun için, hasta olmayı arzu edersem haklıyım.<br />
• Mademki sen ölülere can veriyorsun, mezara girmemi istersem yeridir.<br />
775. Ask ve gönül gibi hem gizliyiz, hem de meydandayız.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1531)<br />
• Gel, biz bugün padisaha av olduk. Ne basımızı, ne de alemi düsünürüz.<br />
• Cüssemizin sivrisinek gibi inceligine bakma! Biz himmetimizle gururun kanını dökeriz.<br />
• 0 mana arslanının elindeyiz, aglıyoruz, sızlanıyoruz. Ama arslanlara da, fillere de üstünüz.<br />
• Develer gibi egri bügrü yaratılmısız ama, deve gibi Kabe yoluna düsmüs gidiyoruz.<br />
• Rki günlük devlete gönül baglamadık, ölümsüz devlete erdik. 0 sayede muradımıza kavustuk.<br />
• Günesle ay gibi hem birbirimize yakınız, hem de uzagız. Ask ve gönül gibi hem gizliyiz, hem de açıgız, meydandayız.<br />
• Kanlar için zalim askın köpeklerine azık olmak için dagarcındayız.<br />
776. Muradımız muratsızlık olunca, daima murada ereriz.<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1551)<br />
• Aslında bizim hüriden dogmus olmamız gerekir ki, daima neseli olalım.<br />
• Nesenin, zevkin istedigini verelim de askın adalet amiri olalım.<br />
• Biliyorsun ya; bizim varlık binamızın temelini ask attı. 0 yüzden bizim huyumuz iyi olmus.<br />
•Senin askınla gözümü açmısım. 0 yüzden hep onu gözetiyorum. Çünkü ancak askınla darlıktan kurtuluyor, gönlüm<br />
rahatlıyor.<br />
• Mademki bizim muradımız muratsızlıktır, bu yüzden biz daima murada ereriz.<br />
"Muratsız olmak, bütün emellerden vazgeçmek, kemal alametidir. Fuzülî merhum bir beytinde söyle buyuruyor:<br />
"Bütün emelleri gönlünden eylemis ib´ad<br />
Ne verseler ona sakir, ne kılsalar ona sad!"<br />
(Bütün istekleri gönlünden uzaklastırmıs, ne verirseler ona sükrediyor, ne yapsalar memnun, sikayet yok.)<br />
• Biz askın kullarına kul olduktan sonra, dünyanın en kudretli, güçlü hükümdarlarından oluruz.<br />
• Mademki Mısır azizinin Yusufuyuz, satmak için bizi mezada çıkarsalar ne önemi var<br />
• Gönlüne gelelim de, bizi hatırlasın, gönlümüzü Kuyumcu Salahaddin hazretlerine verdik.<br />
777. Biz senin güzel ayaklarının altında hasır gibi çignenmek istiyoruz.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1573)<br />
• Biz asıgız, gönülsüz, fakiriz. Biz çocuguz, hem genciz, hem ihtiyarız.<br />
• Barut gibiyiz, kuru ot gibiyiz. Hemen ask atesi ile tutusur, yanarız.<br />
• Ask atesi ile parlıyoruz fakat, simsek gibi çabucak sönüyoruz.<br />
• "Siz hangi eli tutuyorsunuz " derlerse, de ki: "Biz senin elini tutuyoruz, biz elden tutanlardanız.<br />
• Kendilerine tapanlara biz diken oluruz ama, dostu sevenler için ipek oluruz."<br />
• Mum gibi yanıp yakılan asıktan ayrılmamıza imkan yoktur. Sanki biz o mumun fitiliyiz, sanki biz o mumun fitiliyiz.<br />
• Bizden kaçma! Çünkü biz seninle sütle seker gibi birbirimize karısmısız.<br />
• Güzellik tandırın kızmıs, biz senin elinde bir hamur gibiyiz. Bizi o tandırda pisir!<br />
• Bizi ayaklarının altına yay! Çünkü biz senin güzel ayaklarının altında bir hasır gibi çignenmek istiyoruz.<br />
778. Ben yeryüzüne benziyorum, sen de benim baharımsın!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1565)<br />
• Ey benim orucumun, namazımın düsmanı! Ey benim hayatım, ey devam eden saadetim!<br />
• -Hangi perdeyi gerdimse, onu yırttın, attın. Artık perde germek zamanı geldi geçti.<br />
• Ben yeryüzüne benziyorum, sen de benim baharımsın! Bütün sırlarım senin yüzünden meydana çıktı.<br />
• Pervanem muma atıldı yandı. Artık neden çekineyim<br />
• Sen bana aklımdan da daha yakınsın. Artık ben nasıl sana yönelebilirim<br />
• Tamamıyla vefadan ümidini kesme! Bir kere daha yalvarısımı yakarısımı duy,<br />
• Bir kere daha bana büyü yap, bir kere daha Mesîh´in ruhu ile beni süsle!<br />
779. Ben senin gönlünde bir keder tozu görürsem, onu gözyaslarımla temizlerim.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. III, 1568)<br />
• Ey benim latîf canım! Ey benim cihanım! Su agır uykudan seni uyandıracagım.<br />
• Utanmadan, sıkılmadan senden borcumu isteyecegim. Sen de bilirsin ki, ben, aman bilmez, insafsız bir alacaklıyım.<br />
• Ben senin gönlünde toz görürsem onu gözyaslarımla yıkar, temizlerim.<br />
• Ey can! Gül fidanı güllerini meclise serpmek için seni bagrıma basmıs bulunuyorum.<br />
• Bana bir öpücük ver! Bu yolda ben akîkten bac, yani vergi alıyorum.<br />
• Nice gecelerdir bu ask yolunda, ben bac almak için yol gözetlemedeyim.<br />
• Mademki ask kervanlarından bac almak istiyorum; bekçiler gibi geceleri naralar atmalıyım.<br />
• Feryadımdan evinde oturan kaçtı. Komsum da figanım yüzünden benden uzaklastı.<br />
780. Gel seninle ask ilkbaharı olalım.<br />
Mefulü. Mefailün. Fe´ülün<br />
(c. 111, 1532)<br />
• Gel, gel de yeni bastan asıklıga baslayalım. Su toprak dünyayı ask ile altın haline getirelim.<br />
• Gel seninle ask ilkbaharı olalım. Ötelerden, can aleminden misk kokuları, anber kokuları getiren rüzgarlarla<br />
ferahlayalım.<br />
• Can aleminin yerini, dagını, ovasını, bagını, bahçesini yesil elbiseler giydirerek süsleyelim.<br />
• Allah´ın bize lütfettigi, içimizdeki nimet dükkanını açalım. Gösterissiz, sessiz sedasız o nimetten yararlanalım. Bu<br />
huyu ilkbaharda uyanan ter ü taze agaçtan ögrenelim.<br />
• Görmüyor musun Agaç sessiz sedasız yiyip içtigi için yapraklandı, meyve verdi. Biz de kendi sırrımızdan<br />
yapraklanalım, meyve verelim.<br />
• Asıklar sevgiliye gönülden yol buldular. Biz de sevgiliye gönülden yol bulalım.<br />
• Senin gamının mermer gibi bir gönlü var, fakat biz o mermerden yüzlerce cevher elde ederiz.<br />
781. Ben senin askınla arsa yükselmisim.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1560)<br />
• Askın beni öd agacı gibi yakıp yandırdı. Hayata baglılıgım kalmadı. Varlıgım tamamıyla yok oldu.<br />
• Bazen öyle yücelirim ki gök kubbesinin kalesini bile deler geçerim. Günesin sikkesini yakarım.<br />
• Bazen de ay olur, günesin pesine düserim, azalırım, eririm, hilal olurum çogalırım, artarım, dolunay olurum.<br />
• Yüzlerce defa ugrastım, denedim; gönlüm sana doymuyor.<br />
• Ask kapısının gümüs halkasını yakalamısım. Bu benim gücümden, kuvvetimden degil. Senin lütfun, senin ihsanın!<br />
• Rster yücelere yükseleyim, ister asagılarda kalayım önemi yok! Çünkü ben senin askınla arsa yükselmisim.<br />
• Eger gülüp durursam, bu senin lütfundur. Eger haset edersem, senin gayretindendir.<br />
782. Gölge varlıgım bu dünyada ama, ben bu dünyada degilim, o dünyadayım.<br />
Mef´ulü, Mefa´ililn, Fe´ulün<br />
(c. III, 1566)<br />
• Canım seni tanıdıgından, sana yakınlık duydugundan beri, her nereye gidersem gideyim, kendimi gül bahçesinde<br />
buluyorum.<br />
• Senin güzel suratın, seklin gönlüme yakın oldugundan beri, ben yeryüzünde yasamıyorum, gökyüzünde yasıyorum.<br />
• Gölgem, gölge varlıgım bu dünyada olsa da gam degil. Çünkü ben bu dünyada degilim, o dünyadayım, mana<br />
alemindeyim.<br />
• Hosuma gitmeyen sey benim için igretidir. Ne hosuma giderse, ne ile hossam ben oyum.<br />
• Ben ask gemisinde hosça bir uykuya dalmısım, ben uyurken yolculuk etmedeyim.<br />
• Bugün cansız sandıgımız bütün varlıklar da açılıp saçılmıs. Zaten dünyada sansız hiç bir sey yok! Her sey Hakk´ı<br />
tesbih etmede. Bu sebeple ben daima canlılar arasındayım.<br />
• Mademki; "Kalemle ögretti." ayetine mazhar oldum. Ben yazılmıs levhi de okudum.<br />
" Alak Süresi, 96/4. ayete isaret edilmektedir."<br />
783. Sevgilim, nürunla mezarımın içini aydınlat, nürlandır!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. III, 1564)<br />
• Sevgilim, mezarımın yanından geçtigim gün su feryadımı, su coskunlugumu yadet, hatırla!<br />
• Ey benim gözüm, ey benim nurum! Nurunla mezarımın içini aydınlat, nurla doldur!<br />
• Nurlandır da su sabırlı bedenim, mezarımda sükür secdesine kapansın.<br />
• Ey gül harmanı! Mezarımın yanından tez geçme, bir an için olsun o güzel kokunla beni sar!<br />
• Geçip gittigin zaman da sanma ki ben senin pencerenden, kapından uzaktayım.<br />
• Mezarımın üstüne konan tas, toprak bedenimin yolunu bagladı, ama ben hayal yolundan gelir dururum. Seni ziyaret<br />
ederim. Bu hususta hiç füturum, korkum yok!<br />
• Benim atlastan yüzlerce kefenim olsa, hayalen senin giydigin elbiseye bürünmedikçe ben çırçıplagım.<br />
• Delik delmede galiba karınca olmusum da, sarayının üstüne dogru tırmanıyorum.<br />
• Ben senin karıncanım, sen de benim Süleyman´ımsın. Ne olur bir an için olsun beni huzurundan ayırma!<br />
• Sustum, kalanını sen söyle! Kendi söyleyip kendi isitmemden artık bıktım!<br />
• Ey Tebrizli Sems! Çagır beni, Sur´un üfürülmesi senin çagırmandır.<br />
784. Biz yokluk yolunun azıgı ile geçinmedeyiz.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. 111, 1554)<br />
* Zerreler gibi oynaya oynaya gelelim, senin günesinin ısıgı içine girelim.<br />
• Biz her seher vakti ask masrıkından, ask dogusundan günes gibi dogalım.<br />
• Ey nur! Biz; "Dog, parla da altın haline gelelim!" diye feryad eden nice mest olmus kisilerin feryadını duyduk.<br />
• Onların yalvarısları, onların dertleri yüzünden gök kubbesine çıktık, yıldızlara ulastık.<br />
• Biz yokluk yolunun azıgı ile geçinmedeyiz. Haydi biz kırmızı ask sarabı ile mest olalım.<br />
* Bütün dünyanın zehirini verseler, biz içimizde o zehiri seker haline getiririz.<br />
* Biz meleküt aleminde, mekansızlık dünyasında gök kubbenin yüz atına bileriz.<br />
785. Mezarımın tasına sunu yazınız:"Ben basımı beladan ve imtihandan kurtardım."<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1546)<br />
• Gittim, ötelere gittim. Dünyadan bir bas agrısı eksildi. Üzüntüden, gamdan canımı kurtardım.<br />
• En yakınlarıma, dostlarıma; "Dünyada hosçakalın!" dedim. Canımı aldım, nisansız, ne oldugu bilinmeyen öteki<br />
dünyaya götürdüm.<br />
• Dünyadan, su altı kapılı evden çıktım. Varımı yogumu mekansızlık alemine tasıdım.-<br />
"-Altı kapılı dünya sunları gösteriyor Sag, sol, ön, arka, yukarı, asagı."<br />
• Penceremden sasılacak bir ay göründü. Dama gittim, merdiven götürdüm.<br />
• Ruhların toplandıgı yer olan su gökyüzü damı, ne de hos bir yermis!<br />
• Gül dalım soldu, pörsüdü, döküldü. Onu aldım, tekrar gül bahçesine götürdüm.<br />
• Can dedikleri altın kırpıntısını aldım. Su kalp para basanlardan kaçırdım. 0 essiz kuyumcuya armagan olarak<br />
götürdüm.<br />
• Gayb aleminde uçsuz bucaksız bir dünya gördüm. Kara çadırımı o sınırsız yere götürdüm.<br />
• Bana aglamayın! Ben bu yolculuktan memnunum, neseliyim. Ben yolumu cennetlerin bulundugu diyara götürdüm.<br />
• Mezarımın tasına su derin manalı sözü yazınız: "Ben basımı beladan, sık sık, karsılastıgım imtihandan kurtardım!"<br />
• Ey beden! însanlardan, kavgadan, gürültüden uzak, su daracık yerde rahat hos bir sekilde uyu! Senin haberini<br />
gökyüzüne ben götürdüm.<br />
• Çeneni bagla, artık sen sus! Feryadlarının, gamlarının hepsini de ben dünyayı yaratana götürdüm.<br />
• Bundan sonra artık gönül gamını da söyleme! Çünkü gönlü de gizli seyleri bilene götürdüm.<br />
786. Söyleyeceklerimi gizlemek için, ben seninle dilsiz olarak konusmak istiyorum.<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe-ulün<br />
(c. III, 1547)<br />
• Söyleyeceklerimi hazır bulunanlardan gizlemek için, seninle dilsiz olarak konusmak istiyorum.<br />
• Zaten sana söyleyeceklerimi insanların arasında açıkça söylesem de sözlerimi senin kulaklarından baskasının<br />
kulakları duymazlar, anlamazlar.<br />
• Hani uykuda dilsiz, dudaksız söz söylerler. îste ben uyanık iken de sözümü sana öyle söylerim.<br />
• Acılarımı kimsenin duymaması için, ben kuyunun dibinden baska yerde inlemem, feryad etmem. Ben senin gamının<br />
sırlarını mekandan da dısarı söylerim.<br />
• Ben rahatça, hos bir sekilde yeryüzüne oturmus da yeryüzünün hallerinı gökyüzüne söylemekteyim.<br />
• Her ne kadar alametini, nisanını, yarattıgı eserleri anlatıp dursam da sevgilim benden yine de gizlenir durur.<br />
• Ben onun ayrılık gamından feryada baslayınca, latîf canlar da benimle beraber feryada baslarlar.<br />
787. Yeryüzüne ait bir bedenle, gökyüzünün üstünde kosuyorum.<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. 111, 1567)<br />
• Bilmiyorum, bugün bana ne oldu ise, bugün bir yerde kararım yok, pek tez canlıyım.<br />
• Nedense bugün aklın gözüne yerlesmisim, askın gözünde yerim yok.<br />
• Ne yazık ki yeryüzünde oturup kalmısım. insaf edin, ben zamanenin keskin kılıcıyım.<br />
• Sasılacak sey su ki: "Yeryüzüne ait bir beden ile gökyüzünün üstünde kosup duruyorum."<br />
• Gökyüzünün çekmedigi yükü ben askın kuvveti ile çekmedeyim.<br />
"-Ahzab Suresi, 33/72. Ayete isaret var."<br />
• Onun gönlüne düsen ask atesinden alıyorum. Tasların, kayaların gönüllerine ulastırıyorum.<br />
• Sekerindeki lezzetten su agzım ballarla doldu.<br />
788. Tur dagı bile onun sarabını içince kendinden geçti. Biz ne yapalım<br />
Biz demirden, kayadan ibaret bir dag mıyız<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1594)<br />
• Ey asıklar! Bizler yıldızlar gibi tamamıyla ates halini almısız. Bütün gece o ay parçasının, o güzeller güzelinin<br />
etrafında dönüp durmadayız.<br />
• Günes dogunca yıldızlar görünmez. Bizim günesimiz görünmezken biz meydana çıktık ama, bil ki biz avareyiz.<br />
Basıbos dolasıp duruyoruz.<br />
• Gelin ey asıklar, gelin ey is erleri! îse yarar sarap burada! Zaten biz de onun için bu ise koyulmusuz.<br />
• Her seher vakti o güzeller peygamberinden haber gelir: "Gelin ey çaresizler, gelin!" der. Asıklara dermanda<br />
biçareyiz.<br />
• Asıkların hepsinden de "Lebbeyk, lebbeyk!" sesleri göklere yükselmede, onlar diyorlar ki: "Mana mushafı sensin.<br />
Bizler ise otuzar parçaya ayrılmısız, cüz´lerden ibaretiz."<br />
• Dudagı bile onun sarabını içince kendinden geçti. Biz ne yapalım Biz demirden, kayadan ibaret bir dag mıyız<br />
"-A´raf Suresi, 7/142, 143. ayetlere isaret var."<br />
• Biz gökyüzü harmanında yıldızız ama, parça parça kesilsek, her parçamız bir arpa büyüklügünde olsa, yine de bir<br />
zerre kadar sır vermeyiz.<br />
• Biz Hz. îsa gibi su beden besiginde baglıyız ama, Hz. Meryem gibi Allahın nuruna gebe kalmısız.<br />
"Meryem Suresi, 19/16-24. ayetlere isaret var."<br />
• Bizi bu cüz´î akılda arama! Biz onun ask ovasına dalmısız, cüz´lerden kurtulmusuz.<br />
• Ask delidir, ama biz delinin delisiyiz. Nefs-i emmare kötülükleri emrediyor. Biz onu emrimiz altına almısız.<br />
• Ey Tebriz sehrinin iftihar ettigi Semseddin! Bu seferden bir kere daha geri dön! Allah askına gel, biz bir tek aska,<br />
senin askına tutulmusuz, o ask ile oyalanmadayız.<br />
789. Ben tövbe etmekten tövbe ettim.<br />
Fa´ilatü, Fa´ilatün, Fa´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. 111, 1619)<br />
• Hoca sen bana sahit ol! Ben tövbe etmekten tövbe ettim. Çünkü askın sarabını içince, tövbe kadehi düstü, kırıldı.<br />
• Sevgilim senin essiz cemaline arslanları uysallastıran sarabına andolsun ki, bundan sonra ben ahdin ve tövbenin<br />
semtine ugramayacagım.<br />
• Senin sekerler tattıran dudaklarına, senin gaybı bilen gönlüne yemin ederim ki, ben ne cihanın maskarasıyım, ne<br />
sarapla kızarmıs, ne de ask ile sararmıs yüzün zebunuyum.<br />
• Sabahın saadetine senin sabah sarabının coskun nesesine yemin ederim ki, ben senin nurunla gökyüzünün sicilini<br />
bastan basa dürdüm, ortadan kaldırdım.<br />
• Ey ebedî sah! Kendi sakîne söyle: "Asıkların toplandıgı meclise*kim asık suratlı gelirse, benim sarap tortumun<br />
tortusunu versin.<br />
• Haydi ikilik, eskilik, yenilik kalmasın. Zira bu mecliste, bu isret yerinde, o topluluk içinde ben tekim.<br />
• Artık susarım, hep kulak ve suur kesilirim. Çünkü ben ne bülbülüm, ne duduyum. Ben bastanbasa sekerim ve gül<br />
dalıyım.<br />
790. Can alemindekilerle, bir bahçeden bir bahçeye salına salına gezmedeyim.<br />
Fa´iluün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. 111. 1590)<br />
• Günesim, yıldızım süretten, sekilden üstün oldugu için manalar aleminden manalar alemine geçer dururum. Bu<br />
yüzden ben pek hosum, pek mutluyum.<br />
• Böylece manalar aleminde kaybolup gitmem daha hos olur. Bir daha da ^ekil alemine gelmem, iki dünyaya da<br />
bakmam.<br />
• Manalar aleminde, o alemin rengine boyanmak için eriyip gitmedeyim. Çünkü mana suya benzer, ben ise suyun<br />
içinde erimis seker gibiyim.<br />
• Hiç kimse hayata doymaz, canından bıkmaz. Benimse su manalar alemi yüzünden sekil aklıma bile gelmiyor.<br />
• Can alemindekilerle bir bahçeden bir bahçeye salına salına gezmedeyim. Kırmızı gül gibi latifim, nilüfer gibi tazeyim.<br />
• Beden gemisini dalgalarım tahta tahta kırıp dagıtınca varlıgımı söküp attım. Zaten ben kendi kendimi demirlemisim.<br />
• Yüregimin katılıgından isimde bir gevseklik gösterirsem, hemen denizden ask atesimin alevleri çıkar, deniz alev alev<br />
yanmaya baslar.<br />
• Onun atesi içinde ben altın gibi gülüyorum. Mutluyum, hosum. Çünkü ask atesinden çıkarsam tıpkı altın gibi sararır<br />
solarım.<br />
• Bir efsun okudu da, yılan gibi onun yazısına bas koydum. Bakalım kardes, onun kader yazısından basıma neler<br />
gelecek<br />
• Sekle uydum da sıfatlar alemine geldim. Her sıfat diyor ki: "Buraya gel, ben yemyesil bir denizim, dal bana!"<br />
• Tebrizli Sems bana, îskender gibi tac, taht, saltanat verdi de ben manalar ordusunun bas komutanı oldum.<br />
791. Sevgilinin yüzünü görmezsem lale gibi gönlüme ates düser, yanar kararırım.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1592)<br />
• Sen; "0 cefalı dilberin cefasına kırılmam, onun askı ile bütün dünyayı birbirine katarım!" dememis miydin<br />
• Sen onun elini sıkıca tutup; "0 canın, o gönlün ugruna canımı, gönlümü feda ederim!" diye söz vermemis, ahitte<br />
bulunmamıs mıydın<br />
• Ey gözümün nuru! Ben mademki senin gözünün nuruyum. Beni uzak görme, basını kaldır da yukarıya bir bak, ben<br />
penceredeyim!<br />
• Ey benim kurtarıcım! Neselere dal, sen zamanın Hz. îsa´sısın! Gerçi ben dikis ignesine benzerim, her yere girerim<br />
ama, sen pencereden basını çıkar da asagılara bak!<br />
• Derler ki: "Kıyamet gününde askın bir atesi olacak, bir de dumanı!" îste o atesin nuru sensin, dumanı da ben!..<br />
• Sevgilinin yüzlerce ilkbaharın gül bahçelerine benzeyen yüzünü görmezsem, lale gibi gönlüme ates düser yanar,<br />
kararırım. Süsen gibi sikayet edecek yüzlerce delilim olur.<br />
• Ey Tebrizli mana padisahı Semseddin! Sana bir tek asık olarak ben yeterim. Toplantı günlerinde mum gibi yanar,<br />
meclisi nüurlandırırım. Nefisle savas gününde ise demir gibi dayanır dururum.<br />
792. Gönülden bir feryat koptu. biz de o feryada uyduk, yükseldik, ötelere gittik.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. III, 1601)<br />
• Bir kere gönülden de olduk, akıldan da olduk, candan da olduk. sevgili geldi, biz artık aradan çıktık gittik. Gönül de,<br />
akıl da, can da onun oldu.<br />
• Yokluktan yüz çevirdik, varlıga yöneldik. Nisansız olanı, iz bulunmayanı bulduk. Nisan aramaktan, iz aramaktan<br />
vazgeçtik.<br />
* îmkansız olanı yaptık, deniz altından toz kaldırdık. Dokuz gögü astık, zamanı da bıraktık, yeryüzünü de, gökyüzünü<br />
de bıraktık.<br />
• Rste Hakk askı ile mest olan kisiler geldi. Yoldan çekilin, onlara yol verin! fok yanlıs söyledim, biz aslında yolu da<br />
bıraktık yolcuları da!..<br />
* Can atesi beden yeryüzünden bas kaldırdı, yüceldi, gönülden bir feryad coptu. Biz de o feryada uyduk, yükseldik,<br />
ötelere gittik.<br />
• Sözü az söyleyelim, söylesek bile sözümüzü er kisi olan anlasın. Sen ask .arabını fazlaca sunmaya bak, biz yoldan<br />
çıktık, gittik.<br />
* Varlık, benlik kadınların isidir. Yokluk da erkeklerin isidir. Sükürler olsun bize, yokluga pehlivanlar gibi daldık, yok<br />
olduk.<br />
793. Ben asık olmayan kisinin insanlıgını inkar ederim.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. III, 1610)<br />
• Ben senin askına asıgım. Bundan baska benim isim yoktur. Ben asık olmayan kisinin insanlıgını inkar ederim.<br />
• Senin gönlünden baskasını aramam. Senden baskasının yanına kosmam. Her bahçenin gülünü koklamam, her dikeni<br />
düsünmem.<br />
• Sana inandım da gönlüm müslüman oldu. Gönül sana dedi ki: "Ey benim canım! Benim asla senin gibi güzel bir<br />
sevgilim olmadı."<br />
• Senin gözün ve dilin, benim gözüm ve dilim oldu. Aramızda artık ikilik kalmadı. Benim yalnız bir canım var ki, o da<br />
sensin. Benim o candan baskasına inancım, ikrarım yok.<br />
• Mademki ben senin balından yiyorum. Neden eksi suratlı olayım Senden akıl almaz gelirim var. Artık ne diye kazanç<br />
pesinde kosayım<br />
• Gam yemem, gam yemem, riyazattan da dem vurmam. Çok altınım yok ama, altın gibi sapsarı yüzüm var. Yüzüme<br />
bak da altın yıgınını seyret!<br />
• Her korkana, her emin olana hakîkati açıklardım ama içimin konusmasından bana söz düsmüyor.<br />
• Sen delilik dagı ile daglanmıssın. Bana haber ver, nasılsın Ben ise öyle bir haldeyim ki, kendime ancak; "Nasılsın,<br />
ne haldesin " demekten baska bir sey yapamıyorum.<br />
794. Çenginin teli gibi feryad edip duruyorum.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. III, 1617)<br />
• Ey sekli olmayan, ey güzelligi güzellige sıgmayan güzelim! Senden baska sevgilim yok. Gönlüm ancak seninle huzur<br />
bulur. Ey benim dostum! Benim huzurumu ve kararımı alma!<br />
• Senin cefan sebebiyle mahzunum. Askından baska seçtigim bir sey yok! Askından baska ne isim var, ne de gücüm!<br />
• Yanagın ay gibi nurlu parlak. Sen ne de latifsin! Ne de güzel ! Sen benim güvendigim en aziz bir varlıksın, isim<br />
gücüm senin himmetinle yoluna girer.<br />
• Askından baska hiç bir sey kabul etmem. Saçından baska hiç birseye el atmam. Bu ahitte ok gibi dosdogruyum.<br />
Çengin teli gibi feryad edip duruyorum.<br />
• Bedenimizi tamamıyla can haline koy, hepimizi hakîkat madenindeki inciye çevir; bagımı, bahçemi neselerle sulayan<br />
bir çesme lütfet!<br />
795. Mademki deger bakımından günese benziyorum, yıkık yerleri aydınlatmalıyım.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. III, 1621)<br />
• Mademki günesin kuluyum, hep günese ait sözler söylemeliyim. Ben ne geceyim, ne de geceyi sevmedeyim. Böyle<br />
olunca rüyadan bahsetmem gerekir mi<br />
• Mademki günesin elçisiyim, onun tercümanı olayım, ona sorayım da size cevap vereyim.<br />
• Mademki deger bakımından günese benziyorum, yıkık yerleri aydınlatmalıyım, mamur yerlerden kaçınmalıyım, harap<br />
sözler söylemeliyim.<br />
• Mademki gönlüm senin topragının kokusunu almıstır, sudan bahsedersem, civarındaki topraktan utanırım.<br />
• Yüzündeki örtüyü kaldır, yüzünü aç! Çünkü senin yüzün çok kutludur. Yüzün örtülü olarak konusmamı bana reva<br />
görme!<br />
• Hasetçi halimi sorarsa, gönlüm sükretmeden bile korkar da, hemen sikayete baslarım. Çektigim ızdırapları<br />
söylemeye koyulurum.<br />
• Dilimi susturdum. Çünkü kitap gibi bir gönlüm var. Yanıp kavrulmus gönlümün dertlerini söylemeye baslasam, senin<br />
gönlün yanar yakılır.<br />
796. Ben pek büyük bir sehir olan hakîkat sehrindenim.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. III, 1615)<br />
• Elimi çırpmıyorsam, bu çırpıs kadınlar yüzünden degildir. Aslında ben ne bundanım, ne de ondanım. Ben pek büyük<br />
bir sehir olan hakîkat sehrindenim.<br />
• Ben ne oyunun, ne kumarın, ne de içkinin, sarabın pesindeyim. Ben ne hamur gibi yogrulmusum, ne de mahmurluga<br />
düsmüsüm. Ne öyleyim, ne de böyleyim.<br />
• Ben eger mest isem, harap bir hale gelmissem, yıkılmıssam, benim bu mest olusum, harap olusum, seninki gibi,<br />
saraptan degildir. Ben ne topraktanım, ne de sudanım, ne de su zamanenin ehlindenim.<br />
• Ademoglunun aklı, fikri bu ilahî nefesten ne haber alabilir Ben yüzlerce perde arkasındayım. Ben bütün cihandan<br />
gizlenmisim.<br />
• Bu sözü benden duyma, isitme! Benim parlak hatırımdan böyle bir söz kabul etme! Ben bu sözü su görünen sekilden<br />
de, görünmeyenden de alıp kabul etmiyorum.<br />
• Gerçi yüzün çok güzel, fakat ruhunun kafesi tahtadandır. Bu sebeple sen, benden kaç git! Çünkü benim dilim, sözüm<br />
bir alev gibidir. Seni yakmasın!<br />
• Ben cennetlerin gül bahçesi gibi olmusum. Dünyanın nese, zevk yurdu halini almısım. Bütün erlerin canlarına yemin<br />
ederim ki, canım candır. Bir yere takılıp kalmamaktadır. Hep yürüyüp gitmededir.<br />
•Ey ask, sen de sasılacak bir essin, ne de sasılacak teksin! Esin benzerin yok! Agzımı tuttun da, söyleyeceklerim<br />
içimde kaldı.<br />
• Fakat can, Tebriz´e Hakk´ın Semseddin´ine giderse, sözlerimdeki bütün sırları sona erdirir.<br />
797. Artık ben hastalıklarla, dertlerle çırpınıp duran bu beden zahmetini istemem.<br />
Mefülü, Mefa´ilün, Fe´uliin<br />
(c. III, 1578)<br />
• Hiç bir seye ihtiyacı olmayan Allah´tan baska, kimsecikleri istemem! Ölümsüzlük mülkünden gayrı hiç bir sey<br />
istemem!<br />
• Kulagına gider diye korkarım da, onsuz yasayıs düsüncesini bile istemem!<br />
• Sarap testimi günes bile tasısa, ben onsuz isret istemem!<br />
• Ben üzüm cıbrasıyım, üzüm gibi yumruktan, tekmeden baska bir sey istemem!<br />
• Canım, onun gönlümde açtıgı yaraların lezzetinden, bir an bile olsa kurtulmak istese, ben onu istemem!<br />
• Halis can olma zamanı geldi çattı. Artık ben hastalıklarla, dertlerle çırpınıp duran bu beden zahmetini istemem!<br />
• Hakîkati örtsün, kapatsın, herkes açıkça görmesin diye Peygamber Efendimize "Ahmed" demis, ben "Ahmed"den,<br />
"Ahad"dan baskasını istemem.<br />
798. Canım, manalar diyarına öyle bir sefer etti ki, gökler ve ay;<br />
"Biz böyle bir sefer yapmadık" dediler.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´iiatü, Fa´ilatün,<br />
(c. III, 1620)<br />
*Beser sevdası olmayan basımda, bir heves var! Bir sevda var! Bu sevda yüzünden öyle bir haldeyim ki, kendimden<br />
bile haberim yok!<br />
*Ask padisahı, bana her zaman binlerce memleket bagıslar. Benim ise, ondan, onun cemalinden baska hiç bir istegim<br />
yok!<br />
*Bana iki cihanda da onun askının kemeri ve külahı yeter! Benim kendi külahım basımdan düsse, belimde de<br />
kemerim olmasa, benim için tasa degil, hiç üzülmem<br />
• Seher vakti onun askı, benim hasta gönlümü öyle bir yere götürdü ki, ben orada nice geceler, gündüzler geçirdim<br />
de seherlerden haberim bile olmadı.<br />
• Canım ise manalar diyarına öyle bir sefer etti ki, gökler ve ay; "Biz ömrürnüzde böyle bir sefer yapmadık." dediler.<br />
• Ayrılıktan ötürü canım, iki gözünden kanlı yaslar saçıyorsa da, sen, bunu gördügün halde, incilerle dolu bir gönlüm<br />
yok sanma!<br />
• 0 essiz varlıgın cemalinden, güzelliginden bir nisane, bir iz gösterirdim ama, iki cihan bir araya gelirdi. Ben kavga ve<br />
gürültü çıkarmak niyetinde degilim.<br />
799. Basıma her ne getirirsen nasıl olur da razı olmam, nasıl olur da onu kabul etmem<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün,Fe´ilatü,Fa´ilatün.<br />
(c.III,1622)<br />
• Sen, benden bıktın, usandın ama, ben senden kaçmıyorum. Sevgilim; sen benden niçin kaçıyorsun Bu kaçısınla<br />
beni öldürüyorsun.<br />
• Sen baskansın, sen emîrsin. Hiç kimseye minnetin, hiç bir seye ihtiyacın yok! Hiç kimsenin ögüdüne de kulak<br />
asmazsın. Sevgilim, benden ne kadar çabuk bıktın, ne çabuk askına doydun. Bu doymandan ben harap oldum, perisan<br />
oldum.<br />
• Ne olur, bir zaman için olsun bana aman versen de, ne sis yansa ne kebabım yansa, ziyan olsa!<br />
• Sen ne kadar ayrılıga asıksın Ne kadar bezginsin Ne kadar vaadini geriye bırakırsın Bütün bunlara ragmen,<br />
senden baskasının elinden içtigim sarap bana sevinç vermiyor.<br />
• Ey ay yüzlü sevgili, odama birdenbire gireceksin diye gönlüm çarpıyor. Günesim gizlenince ben iki gözümle buluta<br />
dönerim.<br />
• Ben hürsem de, acizlikte zerreler gibiyim. Ne yapayım, günesim dogmakta vefasızdır.<br />
• Gökten yaganı, hiç yer kabul etmez olur mu Sen, önüme her ne korsan, basıma her ne getirirsen, nasıl olur da<br />
ona razı olmam Nasıl olur da onu kabul etmem -<br />
"Fikret merhum, Fuzulî merhumu anlatırken söyle yazar;<br />
"Bütün emelleri gönlünden eylemis ib´ad,<br />
Ne verseler ana sakir, ne kılsalar ana sad."<br />
"Fuzülî, bütün emelleri gönlünden uzaklastırmıstır. Ne verseler ona sükreder. Ne yapsalar ondan memnundur."<br />
• Sen benim gibi birisini ararsan, kum sayısınca çokça bulursun. Ama, ben seni çıralarla arasam da bulamam.<br />
• Ancak sana secde ettigim zamandır ki, kendimde bir varlık bulurum. Var oldugumu anlarım. Sevgilim, sana secde<br />
etmek imkanını bulmam dualarımın kabul edilisindendir. :<br />
• Bana; "Herkesi gönlünden çıkar at! Gönlünü cihan halkından yıka, temizle!" demistin. Gönlümü nasıl yıkayayım<br />
Ayrılık atesin bende su bıraktı mı<br />
• Senin yolunda hiç olmakta, can feda etmekte benim gibisi az bulunur. Seni sevmekte yanık gönüllüyüm. Göz<br />
yaslarımla ise bulut gibiyim.<br />
• Seher vaktinde sabah sarabım sensin. Seferde basarım sendendir. Benim için cennet gibisin. îbadetlerimin sevabı da<br />
sensin.<br />
800. Canı tuttum, ezel bayramında kurban etmek için çeke çeke sevgiliye götürüyorum.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1589)<br />
• Gözünü aç da dikkatle cana bak! Ben onu tuttum. Ezel bayramında kurban etmek için çeke çeke sevgiliye<br />
götürüyorum.<br />
• Mademki her sey sevine sevine aslına gider. Ben de canı o yüzden aslına götürüyorum.<br />
• Seker kamısının, dis altına düsmedikçe hiç tadı meydana çıkar mı Bu yüzdendir ki seker kamısına benzeyen canı,<br />
disin altına götürüyorum.<br />
• Altın madende bulundukça parlaklık elde edemez. Onu azar azar madenden alıyor, çabucak kuyumcuya<br />
götürüyorum.<br />
• Atesin dumanı küfürdür. Nur da imandır. Ben ise can mumunu alıyor, küfrün de, imanın da ötesine götürüyorum.<br />
• Günesi etkimin altına almıs, onu delil olarak günesi inkar eden her buluta götürüyorum.<br />
• Ey Tebrizli Sems! Sana armaganım, gönül denizinin incileridir. Fakat tertemiz canından utanıyorum da onları deniz<br />
gibi gizlice getiriyorum.<br />
801. Üstüne bindigimiz ask burakı, arsın burakı idi.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. 111, 1595)<br />
• Basımızı ayak edindik de, sonunda hakîkat ırmagını astık, kainatı birbirine vurduk, biz dısarı fırladık, bizim kainatla<br />
bir ilgimiz kalmadı.<br />
• Üstüne bindigimiz ask burakı, arsın burakıydı. Bu yüzden bir sıçrayısta gökyüzüne vardık.<br />
• Ne oldugunu, nasıl oldugunu bir türlü anlayamadıgımız, o essiz padisahın tahtının önüne varmak için, alemi zerreler<br />
gibi birbirine vurduk, birbirine kattık.<br />
• Rlk menzil olarak kanlarla dolu bir deniz göründü. Kanlı ayaklarımızla dalgaları asıp geçtik.<br />
* Hakk yolunda ilerlerken, insan anlayısı, insan vehmi, insan aklı, hepsi de yolda dökülüp saçıldı. Çünkü biz, insanın<br />
etrafını saran altı yönü de astık, çerilerde bıraktık.<br />
* 0 essiz Leyla´nın Mecnun´larının bulundugu sınıra gelince, atımız serkeslik etti, zapt edemedik. Mecnun´un sınırını da<br />
astık.<br />
* Yaptıgımız ibadetlerle, iyiliklerle gurura kapılıp Karun´a benzeyen nefs, yerin dibine geçti. Ondan sonra ercesine<br />
onun hazinelerine dogru at sürdük.<br />
* Çöllerde, ovalarda onun ask nuruyla astıgımız yollardan bir zerresini bulsaydı, çöl de, ova da canlanırdı.<br />
802. Biz nefs Firavun´unu yakalar, îmran oglu Hz. Musa yaparız.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1598)<br />
• Sevgilinin bize misafir olarak geldigi gün, ne hos bir gündür. Gözümüz, onun güzel yüzünü görünce, bir güzellikler<br />
diyarı olur.<br />
• Gönlümüzde ayrılık derdi varsa, onun günes gibi parlak olan yüzünden o derde derman bulunur.<br />
• 0, gönlümüzü nasıl incitmek isterse öyle incitir. Ne dilerse, biz, onu yaparız.<br />
• Onun diledigini yapmak canımıza minnettir. Biz ona, canla, gönülle hizmet ederiz, o padisahın hizmetinde bulunuruz.<br />
• Rahmetinin günesi, topragımıza vurunca, topragımızın bütün zerreleri, onun günesinin nuru içinde oynar durur.<br />
• Kapkara zerrelerimizi onun nuruyla aydınlatırız. Sasırıp kalan gözlerimizi onun güzel yüzüyle aydınlatırız.<br />
• Kupkuru bir dal halini alan bedenimizi, bir asa gibi onun ask Musa´sının eline veririz de, mücizeler gösterir, onu bir<br />
ejderha yaparız.<br />
• Dünyadaki bütün sasılacak seyler bize sassa yeridir. Çünkü, biz nefs Firavununu yakalar, onu îmran oglu Musa<br />
yaparız.<br />
• Ben yarım söyledim, sözümün gerisi bu söylediklerimden anlasılır ama, gizlilik günü söylemek üzere yarısını<br />
gizleyeyim.<br />
803. îslam´ın binası bes direk üzerine kurulmustur. Allah´a yemin ederim ki,<br />
bu direklerin en büyügü oruçtur.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. III, 1602)<br />
• Sen, orucu, sasılacak acaip meziyetleri bulunan bir sey olarak bil! Oruç, insana can bagıslar. Gönül lütfeder. Sen,<br />
sasılacak bir sey görmek istersen, oruca sas!<br />
• Sen, göklere çıkmak, Mi´rac etmek sevdasındaysan, sunu bil ki, oruç, senin önüne getirilmis bir Arap atıdır.<br />
• Oruç, can gözünün açılması için bedenleri kör eder. Senin gönül gözün kör de, o yüzden kıldıgın namazlar, yaptıgın<br />
ibadetler sana o aydınlıgı vermiyor, hakîkati göstermiyor.<br />
• Oruç, insan seklindeki hayvanın hayvanlıgını giderir. Bu yüzdendir ki oruç, insanın insanlıgını olgunlastırmaya<br />
mahsustur.<br />
• Asıkların hayatı, beden matbahı yüzünden kararmıstı. îste oruç, o matbahları aydınlatmak için çıktı geldi.<br />
• Dünyada seytanın karnını desen bir bıçaga benzeyen oruçtan daha fazla seytan öldürücü, nefsin kanını dökücü bir<br />
sey var mı<br />
• Padisahlar padisahının kapısında kendisine gizli, özel bir vazîfe verilmis, çabucak faydalı olan, kar bagıslayan kim<br />
var Kim olacak Oruç!<br />
• Oruç, özlem çekenlerin gönüllerini, canlarını öyle tazelestirir ki, zavallı balıgı bile su o kadar tazelestirmez.<br />
• Nefis ile savasa girisen mücahidin, gönül maksadına ulasma yolunda oruç, yüz binlerce yardımcı canın yasayısından<br />
daha da iyidir.<br />
• Rslam´ın binası su bes direk üstüne kurulmustur: "Kelime-i Sahadet, Zekat, Hac, Oruç, Namaz." Allah´a yemin<br />
ederim ki, bu direklerin en kuvvetlisi, en büyügü oruçtur!<br />
* Cenab-ı Hakk, bu bes diregin her birinde orucu, orucun kaderini gizlemistir. Zaten oruç kadir gecesi gibi gizlidir.<br />
• Midesine düskün olan, çok mide agrısı çeker, sızlanır durur. Zaten midesine düskün olanların talihlerinde oruç<br />
yoktur.<br />
• Oruç, Allah´ın has kullarına Hz. Süleyman´ın saltanatını bagıslayan bir yüzüktür, yahut da taçtır. Onu ancak seçkin<br />
kullarının baslarına giydirir.<br />
• Oruçlunun gülüsü, oruçsuzun secdedeki halinden iyidir. Çünkü oruç, o Rahman´ın sofrasma oturtacaktır.<br />
• Sen farkında degilsin ama, yemek yedigin vakit, için pislikle dolar. Oruç hamama benzer. Seni maddî ve manevî<br />
kirliliklerden, bütün kötülüklerden temizler.<br />
• Sen, hiç bilgi nuruyla nurlanmıs bir hayvan gördün mü Beden de bir hayvandır. Hayvanın ardına düsüp de orucu<br />
bırakma!<br />
• Sen vahdet denizinden ayrı düsmüs bir damla gibisin. Sen aslına nasıl ulasacaksın îste oruç, sel gibi, yagmur gibi<br />
seni alır, denize ulastırır.<br />
• Nefsinle savasa girisince; "Ben orucu öyle ucuza satmam!" diye kendini yere at, ellerini çırp, ayaklarını vur, diret!<br />
• Nefsin gönlüne musallat olmus bir Rüstem´dir ama, oruç, onu gül yapragı gibi tir tir titretir.<br />
• Rçinde ab-ı hayatın gizlendigi bir karanlıktan bahsederler. Aklı basında olanlara o karanlık, oruçtur.<br />
• Sen, canının içinde Kur´an nurunu istiyorsan, sunu bil ki, oruç bütün Kur´an´ın tertemiz nurunun sırrıdır.<br />
• Gök sofralarının, ruha mahsus sofraların basına tertemiz kisiler oturturlar. Rste oruç, sana, onlarla bir kaptan yemek<br />
yedirir.<br />
• Oruç seni gün gibi gönlü aydın, canı saf bir hale kor. Sonra da padisahla bulusma bayram gününde varlıgını kurban<br />
eder, seni varlıktan ve benlikten kurtarır.<br />
• Oruç ayına girdigin zaman, o aya kavustugun için Hakk´a sükrederek, sevinerek, neseli olarak gir! Çünkü Ramazanın<br />
gelisinden üzülenlere, gamlılara oruç haramdır. Onlar, oruca layık degillerdir.<br />
804. Bütün dostlarımız gittiler, biz yapayalnız kaldık.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. III, 1596)<br />
• Bütün dostlarımız gittiler, biz yapayalnız kaldık. Kimsesizler kimsesi, yalnız kalanların dostunu, her an çagırıp<br />
duruyoruz.<br />
• Bütün dostlar, hayal gibi gözümüzden çekilip gittiler. Biz de yalnız kalınca bütün dostlar bizi bırakıp gidince, bizler de<br />
sevgilinin hayalini gözümüzün önüne aldık.<br />
• Bir zaman geliyordu, sevgilinin ırmagından sular alıyor, kaplarımızı dolduruyorduk. Ayrılık atesiyle tutusmus olan<br />
gönlümüze serpeliyorduk. Zaman oluyordu, ask agacının altında meyve silkiyorduk.<br />
• Bir an oluyordu, bize sekerler, inciler saçıyordu. Bir an oluyordu, sekerlerine üsüsen sinekleri kovuyorduk.<br />
• Sevgilinin hayali, evinin kapısından çıkınca, onun kapısına kapıcı olduk. Hayali kapıdan çıkıp gidince, biz o kapıda<br />
kaldık, ayrılmadık.<br />
805. "Beden´den kaçtım, kurtuldum ama, "can"dan çekiniyorum.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilü, Mefa´ilü, Fe´ulün<br />
(c. III, 1486)<br />
• Canım, sırlar gösteren ayna gibi olunca, agzımı tutmaya, söz söylememeye gücüm yeter, ama görmemeye,<br />
bilmemeye gücüm yetmez.<br />
• "Beden"den kaçtım kurtuldum. Ama "can"dan çekiniyorum. Yemin etmesini bilmem! Su kadar söyleyeyim ki: "Ben<br />
ne bundanım, ne de ondan!".<br />
• Ey benden bir hakîkat kokusu almak isteyen, bu ugurda benlikten ölmek sart! Diri iken bana bakma, ben gördügün<br />
gibi degilim!<br />
• Sen benim egriligime bakma, su dogru söze bak! Ben yay gibiyim ama, sözüm oktur!<br />
• Su bas, sanki bir kabak gibi gelmis tepeme konmus. Su hırka da bedenim! Ben bu dünya pazarında kime<br />
benziyorum Bilmiyorum ki, kime benziyorum.<br />
"Bu beyit Ahmet Hasim merhumun "Basım" baslıklı siirini hatırlatıyor; Duygularla, düsünceler arasındaki fark<br />
açıklanır."<br />
"Bî haber gövdeme gelmis konmus,<br />
Müteheyyic, mütefellis bir bas,<br />
Ayırır sanki bu bastan tenimi,<br />
Emr-i ihrama muadil bir yas."<br />
(Heyecanlı, asık suratlı bu bas, benim haberim olmadan gelmis gövdeme konmus. Benim düsüncelerimle duygularımı<br />
ihramın ömrü gibi binlerce sene birbirinden .)<br />
806. Mademki gülü buldum, dikeni istemiyorum.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. 111, 1522)<br />
• Ben onu istiyorum. Baska bir dost istemiyorum! Mademki gülü buldum, dikeni istemiyorum!<br />
• Senin baska bir dostun varsa, ona git, ben baska dost istemiyorum!<br />
• Onun güzel yüzünden baska bir baht aramıyorum. Onun isinden baska bir is istemiyorum!<br />
• Ben, dogan kusları gibi padisahın bilegini seçtim. Akbaba gibi les kokusunu istemiyorum!<br />
• Gönül ehli arasına, gönülden haska bir sey sıgmaz. Sevgiliden de gönül alıcılıktan baska bir sey beklemiyurum!<br />
807. Sen bana; "Neden kendine gelmiyorsun " diyorsun. Sen, kendimi,<br />
ne oldugumu bana göster de kendime geleyim.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1526)<br />
• Bilmiyorum o ilahî ask sarabıyla nasıl yok olup gitmisim 0 mekansız güzellik yüzünden neredeyim Ne haldeyim,<br />
haberim yok!<br />
• Zaman oldu, denizin dibine düstüm. Zaman oldu, günes gibi dogdum.<br />
• Bir zaman olur, dünya benden gebe kalır. Bir zaman da dünya gibi dogar, meydana gelirim.<br />
• Bir yere varmısım ki, dünyaya sıgmıyorum. Ben artık o mekanı bulunmayan, essiz sevgiliden baskasına yarasmam.<br />
• Ben mest olmus, kendinden geçmis öyle bir rindim ki, bütün rindlerin arasında "Hay Hay" demekteyim. ;<br />
• Sen bana diyorsun ki; "Neden kendine gelmiyorsun " Sen, kendimi, ne oldugumu bana göster de kendime geleyim.<br />
• Ben, güzelligi mest olmus gördüm. Kendi kendine; "Ben belayım, ben belayım, ben belayım!" deyip duruyordu.<br />
• Ona her taraftan, yüzlerce canla cevap geldi.: "Ben seninim, ben seninim, ben seninim!" diyorlardı.<br />
• Ey güzellik, sen öyle bir türsün ki, Hz. Musa´ya; "Ben Allah´ım, ben Allah´ım!" diye seslenmistin.<br />
808. Gel, gel de birbirimizin kıymetini, kadrini bilelim.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1535)<br />
• Gel, gel de birbirimizin kadrini, kıymetini bilelim, çünkü, belli olmaz, birbirimizden ansızın ayrılabiliriz.<br />
• Mademki Peygamber Efendimiz; "Mü´min mü´minin aynasıdır." diye buyurdu. Ne diye aynadan yüz çeviriyoruz<br />
• Kerim olan kisiler, dostları ugruna canlarını feda ederler. Köpekligi bırak, biz de kerim insanlardanız!<br />
• "Kul e´uzü"leri, "Kul hüvallah"! neden birbirimizi sevmek için okumuyoruz<br />
• Garazlar, kinler dostlugu karartır, gönlü yaralar. Ne diye garazları, kinleri gönlümüzden söküp atmıyoruz.<br />
• Bazen, ben ölecegim, su dünyadaki uygunsuz hallerden kurtulacagım diye seviniriz, ölümü isteriz. Bazen de<br />
birbirimizin canlarına düsman oluruz.<br />
809. Allah küpünden verilen sarap haram olmaz.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´dlün<br />
(c. III, 1542)<br />
*Su anda öyle mestim, öyle kendimden geçmisim ki, Havva´yı Adem´den yani kadını erkekten ayırdedemiyorum.<br />
• Deniz, benim coskunlugumdan dalgalandı, köpürdü. Dünya, beni mest bir halde görünce o da mest oldu.<br />
• Rçtigim sarap nasıl bir saraptır ki, cellat onu içince mest olmus, kendinden geçmis, insan bası kesemez olmus da<br />
dünya artık yastan, matemden kurtulmus.<br />
• Bu sarap haram degildir. Helal içinde helaldir. Helalin ta kendisidir. Allah küpünden verilen sarap haram olamaz.<br />
• Rhtiyar felek, bu genç saraptan içseydi beli bükülmezdi.<br />
• Eger yeryüzü bu saraptan içseydi, bulutlardan yagmur dilenmezdi.<br />
• Eger dünyada sır saklayan yan mahrem bir dost bulunsaydı, akılsız gönül, bu sırrı ona açıklardı.<br />
• Eger ayagınız saglam olsaydı, bu sarap sizi balçıktan çeker, çıkarırdı.<br />
810. Su anda, bu alemden görünmez aleme sefer etmedeyiz.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. III, 1553)<br />
• Birbirimizle sohbet etmeyi seçelim, adet edinelim, birbirimizden uzak durmayalım, birbirimizin etegine oturalım.<br />
• Dostlar; "Rsimiz var" diye bizi bırakıp gitmeyiniz. Hepiniz de biraz fazla oturun, oturun da birbirimizin yüzünü daha<br />
çokça görelim.<br />
• Bazen birbirimizden ayrı düsüyorsak da, aslında biz ayrı degiliz. Bizi böyle sanma, biz iç yüzümüzden birbirimizle<br />
dostuz, birbirimizle uzlasmıs, anlasmısız. Biz, birbirimize yabancı degiliz.<br />
• Su anda Hakk asıkları beraberce oturmusuz, elimizde mana sarabı kadehi, gögsümüzde gül var!<br />
• Su anda bu alemden görünmez aleme sefer etmedeyiz.<br />
• Biz evden sevgi bagına, bahçesine yol bulduk. Biz selvi ile, yasemin ile komsu olduk.<br />
• Eve kapanmayalım, her gün baga, bahçeye gidelim. Açılmıs gülleri seyredelim.<br />
• Asıkların baslarına saçmak için etek etek güller toplayalım.<br />
• Bahçeden topladıklarımızın hepsini de önümüze yıgalım, içlerinden güzelleri seçelim.<br />
• Haberimiz olmadan hırsızlar gibi bizim gönlümüzü çalmayın, biz hırsız degiliz. Emin kisileriz.<br />
• Rste gülün kokusu buradan, bizim nefesimizden geliyor. Çünkü biz, gerçek iman gül bahçesinin gül fidanıyız.<br />
• Dünya o gülden esip gelen rüzgarın getirdigi kokuyla doldu.<br />
• Mademki, rüzgardan onun kokusunu aldık, elbette bizim kokumuzu da oraya götürür de, biz köhnelesmis oldugumuz<br />
halde onun kokusuyla iyilesiriz, gençlesiriz..<br />
• Bizler askın degersiz kuluyuz, kölesiyiz, ama, tıpkı ask gibi pusudayız.<br />
811. Biz, kitap yazmaktan baska bir bilgisizlik bilmiyoruz.<br />
Mefa-îlün, Mefa-îlün, Fe´ulün<br />
(c. HI, 1536)<br />
Biz asıklarız, gel, aramıza katıl, katıl da sana ask bahçesinin kapısını açalım. Gel, gölge gibi evimizde otur, biz ask<br />
günesinin komsularıyız.<br />
• Bizler dünyada can gibi göze görünmüyoruz. Asıkların askı gibi bizim nisanımız, izimiz belirmiyor.<br />
• Askımız görünmüyor ama, eserleri meydanda, sararıyoruz, soluyoruz. Bu hal aska baglı. Çünkü biz can gibi hem<br />
gizliyiz, hem görünüyoruz, meydandayız.<br />
• Sen, söyledigin her seyden vazgeç de yücelere bak. Biz yücelerin de yücesindeyiz, ötelerdeyiz.<br />
• Sen, bir çukurda mahpus kalmıs, baska tarafa akamayan bir su gibisin. Bize gel, bize katıl, bozulmaktan, kokmaktan<br />
kurtulursun! Çünkü biz, coskun akan bir ask seliyiz.<br />
• Biz, yokluk aleminde her seyimizi harcamıs kisileriz. Biz, kitap yazmaktan baska bir bilgisizlik bilmiyoruz.<br />
812. Ben atesten bir agaç gördüm.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. III, 1414)<br />
• Ben, atesten bir agaç gördüm. "Ey benim sevgilim!" diye bana seslendi. 0 ates, beni çagırıyordu. Yoksa ben îmran<br />
oglu Musa mıyım<br />
• Belalara düserek çöllere daldım. Kudret helvası, bıldırcın yedim. Kırk yıldır Musa gibi bu çölün etrafında dönüp<br />
dolasmadayım.<br />
• Ey benim canım, gel, sen bir Musa´sın! Bu beden de senin sopandır. Bedenini sevdin mi, bedenini tuttun mu; onu<br />
agaçtan bir sopa yaparım. Bedenini attın, hor gördün mü; onu, hünerler sahibi ejderha haline korum.<br />
• Sen bir îsa´sın, ben de senin bir kusunum. Sen, balçıktan bir kus yaptın. Bana bir üfürünce canlanır, kanatlarımı<br />
açar, göklere uçarım.<br />
• Ben, Medine´deki mescidin diregiyim. Peygamber bana dayanarak hutbesini söyledi. Bir baska yere dayanınca ben<br />
ayrılık derdiyle aglar, inlerim.<br />
• Ey efendiler efendisi! Ey padisahlar padisahı! Ey suretler, sekiller yaratan, fakat suretlerden, sekillerden münezzeh<br />
olan Allah! Beni ne sekle sokacaksın Bunu ben bilemem ki, bunu ancak Sen bilirsin.<br />
813. Biz, yücelere gidiyoruz.<br />
Fa´ilatün, Fa-ilatün, Fa´ilün<br />
(c. IV, 1674)<br />
• Biz yücelerden, ruh aleminden geldik. Yine yücelere gideriz. Biz, vahdet denizindeniz, yine denize gideriz.<br />
• Biz ne öteki alemdeniz, ne de bu alemden. Biz, mekansızlık alemindeniz, yine mekansızlık alemine gideriz.<br />
• Basımızı bir dalga gibi kendimizden çıkardık, yine kendimizi seyretmek için böyle yükselerek yolumuza devam<br />
ederiz.<br />
• Haydi yol arkadaslarını, varacagın durakları hatırla da, bizim her an durmadan ezel alemine dogru gitmekte<br />
oldugumuzu bil, anla!<br />
• Bizim basımızda yüksek himmetler vardır. Bir yücelerden ta büyük ve essiz Allah´ımıza gideriz.<br />
• Ey söz, sus artık! Benimle beraber gelme! Sen dünyada kal! Bak, biz kıskançlıktan ötürü dostun yolunda bizsiz<br />
gideriz.<br />
• Ey bizim varlık dagımız! Yolumu baglama, kapama! Bana engel olma! Biz,Hakk yolcusunun en son varacagı durak<br />
olan Kaf dagına, zümrüd-i anka gibi gideriz.<br />
814. Ben dünyaya mensup degilim, ben ötelerdenim.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. III, 1427)<br />
• Ben ötelerdenim, ruh alemindenim. Bu dünya düsüncesinde degilim. Ben, ne sudan ne de topraktanım. Benim bu<br />
dünya ile iliskim yok!<br />
• Yukarılarda, gökyüzünün sonsuz boslugunda sayısız yıldızlar varmıs, denizlerde inciler bulunurmus. Ovalarda<br />
nergisler, yaseminler, güller açarmıs. Ben, bunlarla da ilgilenemem.<br />
• Ben öyle bir manevî zevke dalmısım ki, neselerden, sevinçlerden bile usanmısım, bıkmısım. Gönlümün yarinden<br />
baska, hiç bir kimse bana yar olamaz, beni neselendirmez!<br />
• Ben, ask ırmagının suyuna düstüm, yıkandım, renkten ve kokudan arındım. Sevgilimin, kalbimde açtıgı yaranın zevki<br />
askına düstüm de, merhem aradıgım yok!<br />
• Ben güzel gülüslü îsa´yım. Su ölü dünya benimle dirildi. Fakat ben Allah´a mensubum. Benim, Meryem´le bir ilgim<br />
yok!<br />
• Ben, asktan, sevgi sözünü duydum da susmayı kendime huy edindim. Aska deyiniz ki; "Ben artık dostla konusurken<br />
´hayır, neden´ sözlerini söyleyemem."<br />
815. Nerede olursan ol sen, her yerde hazır ve nazırsın.<br />
Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefilün,<br />
(c. III, 1377)<br />
• Ey gönül gibi hem benimle beraber olan, hem de benden gizlenen sevgili! Sana gönülden selam veriyorum. Sen,<br />
Kabe´sin. Nereye gidersem gideyim, sana yönelirim, sana varmak isterim.<br />
• Nerede olursan ol, sen her yerde hazır ve nazırsın. Uzaktan bize bakarsın. Adını anınca, gece bile olsa ev aydınlanır.<br />
• Göze görünmeyen bir sevgiliysen, her an niçin gönlümü incitip duruyorsun Eger sen, göz önünde isen ne diye<br />
olmayacak düsüncelere kapılıyorum<br />
• Beden bakımından uzaksın ama, gönlümden gönlüne açılmıs bir pencere var! 0 pencereden, ay gibi hırsızlamacasına<br />
sana haber gönderir dururum.<br />
• Ey günes! Sen, uzaklardan bize nurlar gönderiyorsun. Ey senden ayrı düsmüslerin canı! Canımı sana kul, köle<br />
etmedeyim.<br />
• Kulakta da sen varsın, akılda da, coskun gönülde de! Fakat bunlar da oluyor ki, sen, benimsin! Sen bensin! Seni<br />
böylece övmedeyim, anlatmadayım.<br />
816. Ben garip bir kisiyim. Basımda senin sevdan var!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün,<br />
(c. III, 1611)<br />
• Yapma ey dost! Ben garip bir kisiyim. Basımda senin sevdan var! Ben dertliye, yurdundan ayrı düsmüs ben garibe<br />
hos bir sekilde bak! Ben, seni istemekteyim. Baska istegim yok!<br />
• Senin askınla mestim, kendimden geçmisim. Benim, kendimden bile haberim yok! Hep seni durmadan istemekten<br />
ötürü, basımı bile kasıyamıyorum.<br />
• Gönlüm neden nurlandı, aydınlandı, neden ikbale erdi; sana söyleyeyim.<br />
• Bu garip gönlümün aynasında, senin güzelligini, essizligini, hissediyorum, buluyorum da ondan!<br />
• Ey dost, kıyamet gününü düsün de beni azarlama, ayıplama! Ben senin kınla cosmusum, dalgalanıyorum. Bütün<br />
dalga olmusum. Bütün coskun olmusum. Çünkü bende senin vahdet denizinin mübarek incisi bulunmaktadır.<br />
• Gönül sarayına girip seni görmek istiyorum. Gafletimin kapıcısı beni içeri bırakmıyor. Beni basından savmak<br />
arzusunda ama, o bilmiyor ki, ben gizli gönül penceresinden seni seyretmedeyim, temasadayım.<br />
• Bundan sonra artık cosmayayım, kıyametler koparmayayım. Bende senin askından söz eden gönlün varken, artık<br />
kim benim gönlüme , hükmeder<br />
817. Sen ne bilirsin ki, ben, gönülde hangi padisahla beraberim<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. HI,1426)<br />
• Sen ne bilirsin ki, ben iç alemde nasıl bir padisahla oturmaktayım Sen benim sararmıs yüzüme bakma, benim demir<br />
gibi saglam ayaklarım var!<br />
• Ben, yüzümü beni yaratan ve bu dünyaya getiren o padisaha tamamıyla çevirmisim. Beni yarattıgından ötürü, ona<br />
binlerce sükrüm var!<br />
• Ben bazen günese, bazen içi incilerle dolu denize benziyorum. Tastan, topraktan yaratılmıs, degersiz bir varlık gibi<br />
görünüyorsam da, iç yüzümle, en azîz, en serefli bir mahlukum.<br />
• Su dünya küpünün içinde, bir arı gibi vızıldar dururum. Fakat sen, sadece benim bu sızlanmalarıma bakma, benim<br />
balla dolu bir kovanım var!<br />
• Su çarkı döndüren su, ne de korkunç! Fakat ben, o suyun dolabıyım. 0 suyun üstünde hos, tatlı iniltilerle dönüp<br />
duruyorum.<br />
• Her cüz´üm açılmıs, neden solayım, perisan olayım Altımdaki burak egerlenmis bekliyor. Neden esege kul olayım<br />
Ayagımı akrep sokmadı ya, neden aydan geri kalayım Saglam bir ipim var, neden bu kuyudan çıkmayayım<br />
• Can güvercinlerine, bir güvercinlik yaptım. Ey can kusum, uç, benim bunlardan da saglam yüzlerce kalelerim var!<br />
• Evlere vurur, evlere düsersem de, ben, mana günesinin ısıgıyım. Ben, topraktan, sudan dogdum. Anam balçıktır.<br />
Fakat ben, akîkim, altınım, yakutum!<br />
• Sen, herhangi bir inciyi görürsen, o incinin içinde, öte yüzünde baska bir inci ara! Çünkü her zerre; "Rçimde bir<br />
define saklıdır!" diye söylenip durmaktadır.<br />
• Her inci sana; "Güzelligimle yetinme, alnımda parlayan nur, içimde yanan ısıktan ileri geliyor." demektedir.<br />
• Ben sustum. Sende gerçekleri anlayacak akıl yok! "Gören, anlayan bir can gözüm var!" diye kulagını sallama,<br />
kendini aldatma!<br />
818. Yücelerden gelen yücelere gitmek ister.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. III, 1585)<br />
• Ey balçıktan yaratılmıs dünya! Seni tanıdım tanıyalı yüz binlerce mihnetle, yüz binlerce dertle, bela ile tanıstım.<br />
• Sen, eseklerin yayıldıgı bir otlaksın. Hz. Rsa´nın konak yeri degilsin. Ben eseklerin otlagını nasıl oldu da tanıdım,<br />
bilmiyorum ki!...<br />
• Bu balçık yurdundan kurtulus düsüncesini, kurtulus yolunu gönlüme düsürenin havasına uyayım da, agaç gibi yer<br />
altından bas kaldırarak, ellerimi göklere uzatarak kurtulmak için ugrasayım.<br />
• Çiçege dedim ki: "Ey çiçek, bu çocukluk yasında, nasıl oldu da tam olgunlastın; kemale geldin " Çiçek dedi ki:<br />
"Seher rüzgarını tanıdım, o beni uyandırdı da çocukluktan kurtuldum!"<br />
• Agacın dalı yücelerden gelmistir de onun için hep yükselir, yücelere gitmek ister. Ben de aslıma dogru yükseleyim.<br />
Çünkü ben de aslımı bildim, tanıdım.<br />
• Ben, ne diye bu balçık yurdunda, asagı, yukarı deyip duracagım Benim aslım, benim yerim mekansızlık alemidir.<br />
Ben herhangi bir yerin ehli degilim. Nereden, neyi tanımısım, ki!<br />
* Hayır, sus artık, yok ol! Yokluga var da, hiç bir sey olma! Bir bak da gör, ben, her seyi yoklukta gördüm, tanıdım.<br />
819. Kendimi var sayarsam, ben yokum! Fakat kendimin yok oldugumu anladıgım zaman varım!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. III, 1419)<br />
* Gönlümün halini, sevgilime bildigim gibi anlatayım. Gözlerimden yaslar bosandı, gönlüm kana boyandı, bir türlü<br />
anlatamadım.<br />
• Evvelki gün gönlümün halinden kırık dökük bir seyler anlatıyordum. Düsünce kadehi daraldı. Ben de küçük bir sise<br />
gibi onu kırdım.<br />
• Bu ask tüfanında koskoca gemiler paramparça olurken, tahta tahta kırılır, Aynlırken benim gönül kayıgım ne olur, ne<br />
hale gelir Zaten ben dayanıksız, elsiz, ayaksız biriyim!<br />
"Seyh Galip su beyti söylerken acaba Mevlana´nın bu beytinden mi ilham aldı:<br />
"Yine zevrak-ı derünum kırılıp kenara düstü,<br />
Dayanır mı sisedir o reh-i sengsara düstü."<br />
(Yine gönül kayıgım ask denizinde dalgalara dayanamadı kenara düstü. Gönül kayıgı sise gibidir. Taslı yere düsünce<br />
dayanır mı )<br />
• Su gemi de dalgalardan kırıldı, dagıldı. Ne güzelligi kaldı, ne de çirkinligi. Ben de kendimden geçtim, acele bir tahta<br />
parçasına sarıldım.<br />
• Simdi ben, ne yüksekteyim, ne alçaktayım. Fakat, bu söz yerinde olmadı. Konuya uygun düsmedi, asagı düstü.<br />
Çünkü bu dalgayla ben bazen yüceler yücesine çıkmadayım. Bazen de yücelerden çok asagılara inmedeyim.<br />
• Yok muyum, var mıyım; ben ne bileyim Ancak su kadarını biliyorum ki: "Kendimi var sanırsam ben yokum! Fakat<br />
kendimin yok oldugumu anladıgım zaman varım!"<br />
• Kıyamette tekrar dirilecegimden süphem yok! Su dünya mahserinde yüzlerce defa düsünce gibi aglayıp inleyerek<br />
öldüm. Yine düsünce gibi canlanıp dirildim!<br />
• Su dünya ovasında, sevgili avcım beni avlayıncaya kadar cigerim kan kesildi. Av olmama nasıl sevinmeyeyim Beni<br />
avladı da kurtuldum.<br />
• Düsünce sanki bir orman, bu ormanda yüzlerce kurt var! Böyle olunca ben niçin düsünceye dalayım Ben, bana bu<br />
düsünceyi verenin yüzünden mest oldum.<br />
820. Gözlerime hos bir hayal göründü.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün,<br />
(c. III, 1379)<br />
• Ben sevgilinin gül bahçesinden ve ezel meyhanesinin mahallesinden geldigim için gözlerimde hos bir hayal var!<br />
• Mest olusun sermayesi benim! Varlıgın, var olmanın gayesi de benim! Manen yükselen meleklesen de benim, nefsine<br />
uyup asagılara düsen de benim! Ben dönüp duran gökyüzü gibiyim!<br />
• Ta ezelde, baslangıçta, yaratıldıgım yerden geldim. Ben ilahî emanet olan ruh ile anlastım, dost oldum, dönüp gittim,<br />
tekrar geldim. Pergel gibi bir noktanın etrafında dönüp duruyorum.<br />
• Ben de ruha "Gel!" dedim, "Hos geldin, sefalar getirdin, her halde bana yardıma geldin, bana yardım et!" 0 da bana;<br />
"Yardıma geldim, zaten bu is için geldim." dedi.<br />
• Ben ay´ım, sen de benim ısıgımsın. Sen hem gül bahçesisin, hem de su! Bunca yolu senin için astım, ayakkabımı<br />
giymeden, sarıgımı sarmadan kosa geldim.<br />
* Gülerek içeriye gir; acılıgı yok et! Ey hos acılık, sad ol, neselen! Ben önce diken olarak geldim ama, sana güller<br />
verecegim.<br />
• Gül basını kaldırdı da; "Sabır, ferahlıgın anahtarıdır!" dedi. Her dal: "Zorluk yok! Çünkü sabrettim de inciler gibi hos<br />
meyveler vererek geldim." (dedi).<br />
821. Biz, Hakk´ın nuruyla diriyiz!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. III, 1576)<br />
* Biz, Hakk´ın bize lütfettigi nurla diriyiz. 0 nur bizi yasatıyor. Biz, ona hem çok yakınız, çok dostuz, hem de ondan<br />
uzak düsmüsüz, ona yabancıyız. Ne oldugumuzu,<br />
* Gerçek yüzümüzü göstersek, ay utanır, kendini görmeye kendini begenmeye tövbe eder.<br />
* Biz, kolumuzu kanadımızı açsak, günes bile kolunu, kanadını yakar, yandırır.<br />
* Su tenimiz, bedenimiz, su insan seklinde görünen maddî varlıgımız bizim gerçek varlıgımızın perdesi, yüz örtüsüdür.<br />
Aslında biz bütün secde edenlerin kıblesiyiz.<br />
* Sen, balçıktan yaratılan adama bakma, ona üfürülen nefesi gör de o nefese hayran ol!<br />
* Seytan, bizim dıs yüzümüzü, bedenimizi gördü de, bizde bulunanı göremedi. Bizi Hakk´tan ayrı tanıdı.<br />
"Bir yerde de Mevlana söyle buyurur;<br />
"Tevhid sırlanna isaret ettigi için, Mansur halk tarafından daragacına çekildi. Hallac sag olsaydı, sırlarımın<br />
azametinden, taskınlıgından ötürü, o beni daragacına çekerdi." (Dîvan-ı Kebîr, c. III., 1459.)<br />
822. Sen, su bedeni benden al da, beni bedenden kurtar!<br />
Müstef´ilün, Miistef´ilün, Miistef´ilün, Müstef´ilün,<br />
(c. III, 1382)<br />
• Ey gönülleri uyanık kisilerin sakîsi! Kerem kadehini sun, çünkü bizi yokluk aleminden bu dünyaya sarap içmek için<br />
getirdiler.<br />
• Sen bize kerem kadehini sun da, can düsünceden kurtulsun, kendinden geçsin, su benlik perdelerini yırtsın.<br />
Düsünceyi bir tarafa atsın. Çünkü düsünce, canı hırpalar, ömrü her an azaltır.<br />
• Güzellik, Hakk´tan haberi olan bilgi sahiplerinin güzelligidir. 0 hal ariflerin halidir. Onu görecek göz nerede Nerede<br />
mana bilgisi Nerede gül bahçesi Nerede gül bahçesindeki güllerden ask kokusunu alacak burun<br />
• Eger mecliste kimse bulunmasaydı, sözüm yüce olurdu. Ya nur ol, yahut da bizden uzaklas, git! Bize bu kadar<br />
sitemde bulunma! Anlayıssız kisilerin bulundugu mecliste konusulmaz.<br />
• Sen, göz agrısı gibisin, bir türlü gözü bırakmıyorsun. Hoca bu yapragı çevir, yoksa ben kalemimi kıracagım.<br />
• Vatan bos kalmaz, sen, su bedeni benden al da, beni bedenden kurtar! Can sarhos bir halde balçıga saplandı kaldı.<br />
Ayagımın kayacagından korkuyorum.<br />
823. Onun verdiği dertten, beladan sikayet etme!<br />
Ben yüzlerce can verdim de bu belayı satın aldım.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Miistef´ilün,<br />
(c. III, 1372)<br />
• Bu sefer ben büsbütün asıklıga baglandım, tam asık oldum.<br />
• Gönlümü kendimden söküp attım. Ben simdi gönülsüzüm. Baska bir seyle diriyim. Aklı da, düsünceyi de kökünden<br />
yakıp yandırdım.<br />
• Ey insanlar, ey insanlar, artık benden normal insanlık beklemeyiniz. Öyle düsüncelere daldım ki, benim<br />
düsündüklerimi deli bile düsünemez.<br />
• Bu yüzdendir ki, aklım, bu gün benden tamamıyla bıktı, usandı. Onu görmüyorum sanıyor da beni korkutmak istiyor.<br />
• Ben ondan niçin korkayım Onun için ben, bir surete büründüm. Nasıl olur da ben bir define olurum Kendimi<br />
göstermek için bir bucaga gizlendim.<br />
• Benim yıldızların kaselerinde de, felegin sofrasında da gözüm yok! Fakat ben dilenciler ugruna nice kaseler yaladım.<br />
• Ben bir is yüzünden dünya hapishanesine düstüm. Yoksa ben neredeyim, lhapishane nerede Ben kimin malını<br />
çaldım da buraya düstüm<br />
• Rstedigin kadar bana bak! Bütün gücünle, dikkatinle bak, fakat yine de beni tanımazsın. Çünkü benim bir degil<br />
yüzlerce sıfatım, yüzlerce görünüsüm var.<br />
• Gel, gözüme gir de, bana benim gözümle bak, çünkü ben kendime, gözlerin göremedigi bir misafir seçmisim.<br />
• Sen, sarapla sarhossun, ben sarapsız sarhosum. Sen gülen bir asıksın, fakat ben, agızsız, dudaksız gülmedeyim.<br />
• Ben çok tuhaf bir kusum. Acıktım da su çayırlıktan uçtum. Orada avcı da yoktu, tuzak da yoktu. Öyle oldugu halde<br />
geldim, su beden kafesine girdim.<br />
• Dostlarla beraber olunca, kafes, bagdan da iyidir, bahçeden de! Can Yusuflarının hatırı için kuyu dibinde konakladım,<br />
orayı yurt edindim.<br />
• Onun gönülde açtıgı hicran yarasından ötürü sızlanma! Onun verdiği dertten sikayet ederek aglama, hastayım diye<br />
feryat etme! Ben yüzlerce can verdim de bu belayı satın aldım.<br />
• Rpek böcegi gider gelir, ipekler örer. Sözüme dikkat et; ben de bir ipek böcegiyim- Belalar örer, bela iplikleri sarar<br />
dururum.<br />
• Ben, beden kabrinde kalmısım. Yürü benim Rsrafıl´ime git! Benim için suru üfürsün de beni diriltsin! Çünkü bu beden<br />
kabrinde yata yata döküldüm, çürüdüm, eridim, bittim.<br />
824. Padisahın hayali görülen her yer bagdır, bahçedir.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Miistef´ilün,<br />
c. III, 1383)<br />
• Ey bana ay olan, aydınlık olan sevgili, senin güzel yüzünü gördükten sonra nerede olursam olayım neseliyim. Nereye<br />
gidersem gideyim orası bir gül bahçesi olur.<br />
• Padisahın hayali görülen her yer bagdır, bahçedir, gezip dolasma yeridir. Nereye gidersem gideyim, orada bir isret<br />
meclisi kurmaktayım.<br />
• Bu altı kapılı tekkenin bütün kapıları kapalı bile olsa, o ay yüzlü dilber mekansızlık aleminden dogar, penceremden<br />
basını sokar, yine içeri girer.<br />
• Girer de; "Hey!" der. "Sana selamlar olsun, sana yüz türlü sarap, yüz türlü meze getirdim. Ben padisahım,<br />
padisahlar padisahıyım.<br />
• Ben, nurlar saçan günesim. Ben hos bir sekilde perdeleri yırtarım. Ben ilkbaharım, dikenlikleri kökünden sökmeye<br />
geldim."<br />
825. Ben senin günesinin ardında ısık isteyen bir gölgeydim.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün.Müfte´ilün, ,<br />
(c. III, 1406)<br />
• Her gece, her seher vakti dualar ettim, seni istedim. Bilsen nasıl candan yalvararak, diller dökerek, seni Allah´tan<br />
istedim.<br />
• Rstedim ki, benim secdelerimden ötürü, sen, benim varlıgımın enîsi, en yakın dostu olasın. Halbuki, ben, seni candan<br />
ve gönülden isteyince, ben kendimden, kendi varlıgımdan kurtuldum. Bu varlıgım beni bırakıp gitti.<br />
• Senin günesin ardında, ben, ısık isteyen bir gölgeydim. Sen dogunca, senin ısıgında yok oldum gittim.<br />
• Ben bir demir parçası gibi katı ve donuktum. Ayna senin askından nur istedi. Ben de demir donuklugundan kurtulup<br />
ayna gibi parlamak, nurlanmak isteyince ateslere yandım, dövüldüm, yaralar aldım.<br />
• Sana dogru kostum, ama ayak basacak yer bulamadım. Senden yer istedigim için, beni yerden, mekandan<br />
kurtardın, çektin yanına aldın. La mekana, mekansızlık alemine ulastırdın.<br />
826. Kalkın ey asıklar göklere yükselelim!<br />
Mef´ulii, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c.III, 1713)<br />
* Kalkın ey asıklar, göklere dogru yükselelim! Su yasadıgımız dünyayı gördük anladık, bir de gidecegimiz o dünyaya<br />
varalım.<br />
• Hayır, hayır su iki dünya bahçesi de güzel, ikisi de hos. Biz, bu ikisinden de hem dünya bahçesinden, hem de ahiret<br />
bahçesinden vazgeçelim de, bahçıvanı arayalım, bulalım, ona dogru gidelim.<br />
• Daglardan kosup gelen sel gibi secdeler ederek, basımızı tastan tasa vurarak, denize kadar gidelim. Denize<br />
kavustuktan sonra da, üstündeki köpükler gibi, el çırpa çırpa kosalım, yürüyelim.<br />
• Su kederlerle dolu alemden, bu yas aleminden dügün dernek alemine, nese alemine sefer edelim. Yüzleri sarartan<br />
bu ızdırap dünyasından uzaklasalım da, yüzümüze kan gelsin, can gelsin.<br />
• Alçalma, insanlıgımızı kaybetme korkusundan yaprak gibi, dal gibi titreyerek, yüregimiz çarparak aman yurduna,<br />
kurtulus yurduna varalım.<br />
• Zaten gurbetteyiz. Dertlerden, kederlerden kurtulmamıza bir çare yoktur. Toprak yurdunda yola düsmüsüz. Günah<br />
tozlarından silkinip kalkmamız mümkün degil!<br />
• Su dünyada gördügümüz güzellikler, sekiller, suretler kendisini gizleyen, büyük bir sanatkarın, bir ressamın varlıgını<br />
ispat etmektedir. Biz kem gözden gizli, izi belirmeyen ressama varalım.<br />
• Rnsanlık yolu, hakîkat yolu belalarla dolu bir yoldur. Fakat yol gösterenimiz ask oldugu için bizim korkumuz yok!<br />
Çünkü, ask, bu yolda nasıl gidecegimizi bize ögretiyor. Yusuf´un sevdasıyla,<br />
• Canımızı dünya sevgisinden, nefsin isteklerinden temizleyelim, bir ayna haline getirelim de Yusuf´un essiz güzelligine<br />
bir armaganla gidelim.<br />
827. Dilsiz, dudaksız gönüllerimizden birbirimize seslenelim.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 1540)<br />
• Gel de, birbirimizle candan konusalım, kulaklardan, gözlerden gizli olarak söyleselim!<br />
• Gül bahçesi gibi dudaksız, dissiz gülelim, düsünce gibi dudaksız, dilsiz görüselim!<br />
• Akl-ı evvel mertebesinde Hakk´ın varlıgının idraki içinde, dünyanın sırrını agzımız kapalı olarak ta sonuna kadar<br />
söyleyelim!<br />
• Hiç kimse, kendi kendisiyle apaçık sesle konusmaz. Mademki hepimiz biriz, dilsiz, dudaksız gönüllerimizden<br />
birbirimize seslenelim!<br />
• Sen, nasıl olur da eline tut dersin 0, el senin midir Mademki elimiz bir ellerimizin de bir oldugundan bahsedelim.<br />
• El, ayak gönlün hareketini bilir, dilimiz susarak, gönlümüz titreyerek söyleselim.<br />
828. Günes de, gökyüzünde onun askıyla dönmede, onun askıyla parlamadadır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îliln, Mefa´îlün,<br />
(c. III, 1438)<br />
• Elsiz, ayaksız kalmıs zavallı gönlümde, onun askına direnecek güç, kuvvet kalmadıgı için mecnun gibiyim. Gece,<br />
gündüz beni baglayan ask zincirinin ucunu geveler dururum.<br />
• Kanlar içindeyim. Sevgilinin hayali gelirse, ben kendimde olmadıgım için onu, gönül kanıyla boyarım diye<br />
korkuyorum.<br />
• Ask atesiyle yanıp yakılan, aglayıp feryad eden bu asıgın gecelerini, perilerden sor! Karanlıklar içinde gidip gelirken<br />
ayagım perilere dokunuyor.<br />
• Paramparça olmus gönlüm bütün gece yıldız gibi yanarak dolasıp durmadadır. însafsız sevgilinin büyüsüyle<br />
uykularım dagıldı, gitti.<br />
• Sevgilim beni bırak da senin askınla günes gibi atesten bir elbise giyeyim de, o atesle günes gibi bütün dünyayı<br />
süsleyeyim, aydınlatayım.<br />
• Zaten günes de gökyüzünde onun askıyla dönmede, onun askıyla yanıp yakılmada, hem de her an, onun askına<br />
layıgım diye sükürler etmededir.<br />
• Sevgilim, senin askından bir dem kurtulsam, dinlensem, canım, rahat etmez, dinlenmez. Bir an için olsun senin<br />
sevginden uzak kalmak, dinlenememek, yanmak, yakılmak, benim rahata, huzura kavustugum andır.<br />
829. Bütün dertlerin dermanına kavusmak için ben bastanbasa dert olurum.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün,Miifte´ilün, Müfte´ilün,<br />
(c. III, 1400)<br />
• Kosayım, kosayım da, Hakk yoluna düsen atlılara ulasayım. Yok olayım, yok olayım da sevgiliye kavusayım.<br />
• Hos olmusum, hos olmusum. "Benlik evini yakayım da sahralara düseyim." diye bir ates parçası olmusum.<br />
• Toprak oldum, toprak oldum ki, senden feyiz alarak rahmet alarak yesilleneyim, çiçekler bitireyim. Canlılara yararlı<br />
meyveler yetistireyim. Su oldum ki, köpürerek, kosarak, basımı tastan tasa vurarak, secdeler ederek senin gül bahçene<br />
varayım.<br />
• Ötelerden geldigim, gökten düstügüm için, zerre gibi titriyorum. Sona varınca huzura kavusurum. Emin olurum da<br />
titremem.<br />
• Gök seref yeridir. Toprak telef olma, yok olma yeridir. Ben padisahımın yanına varabilmek için bu iki halden de<br />
kurtuldum.<br />
• Hakk´ın rahmeti su gibidir. 0 ancak asagılara, alçak yerlere akar. Ben de ayak altında çignenen toprak gibi ancak<br />
gönüllü, acındırıcı olurum ki, Rahman´ın huzuruna varayım.<br />
• Hiç bir hekim, hastalık olmaksızın hap ve ilaç vermez. Ben de bütün dertlerin dermanına kavusmak için bastan basa<br />
dert olurum.<br />
830. Benim gizli alevlerim iki dünyayı da bir lokma eder, yutar.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c.IV.1754)<br />
• Agzımda senin atesinden bir ates var. 0 atesin beni nasıl yandırdıgını söyleyemem. Çünkü dilime yüzlerce mühür<br />
vurulmus, baglanmıs.<br />
• Benim öyle gizli sulelerim, alevlerim var ki, o suleler, iki dünyayı da bir lokma eder, yutar.<br />
Seyh Galip hazretleri ne buyurmustu;<br />
"Bir sülesi var ki, sem´-i canın,<br />
Fanusuna sıgmaz asumanın."<br />
(Can mumunun öyle bir alevi var ki, gökyüzü fanusuna sıgmaz.)<br />
• Eger su cihan, tamamıyla yok olsa, ne gam! Dünya olmaksızın benim yüzlerce gizli dünyam var!<br />
• Ben, seker yüklü kervanları, yokluk diyarından yola düsürdüm, yürüttüm.<br />
• Ben, askla mest olmus bir kisi oldugumdan, bu kervanlar yüzünden kar mı ettim, zarar mı ettim, haberim yok!<br />
• Bas gözüm vaktiyle ask derdiyle inciler saçardı. Halbuki, simdi benim, inciler saçan bir canım var!<br />
• Ben, eve barka baglı degilim, Hz. Rsa gibi, benim de dördüncü kat gökte evim var!<br />
• Bedene can verene sükürler olsun. Can gitti ama, canın canına sahip oldum.<br />
• Tebrizli Sems´in verdiği bir sey var ya, iste, sen, benden onu iste, onu ara!<br />
831. Dünyada gizli olan, paha biçilmez bir define benim canımda, gönlümde gömülüdür.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. IV,1755)<br />
• Benim yolumda, yüzlerce nefsanî pusu var! Ama, benim de en ince seyleri gören yüzlerce akıl gözüm var!<br />
• Yüzümde yüzlerce secde izleri var! Onlar, varlıgını gönlümde hissettigim daima benimle beraber olan padisahımın<br />
izleri.<br />
• Dünyada da gizli olan en degerli, paha biçilmez bir define benim canımda, gönlümde gömülüdür.<br />
• Benim Cebrail-i emîn(a.s.)´dan da gizli bir Cebrail´im var!<br />
• Devlet, zenginlik atını kesmem gerekir. Çünkü ben, ask atına eger vurdum, binmek üzereyim.<br />
• Asktan asla vazgeçmem, ayagımı diremisim. Benim demirden ayaklarım var!<br />
• Rçimde manevî baglar, bahçeler, yaseminler var! 0 yüzden nefsimden sevgilimin kokusu geliyor.<br />
• Öyle mutluyum ki, neseden ayaklarım yerden kesilmis. Çünkü, benim mekansızlık aleminden yerim var!<br />
• Haydi yürü, Tebriz sehrine git! Bu hallerin açıklanmasını Semseddin´den iste! Çünkü bütün bu hallere beni<br />
Semseddin ulastırdı.<br />
832. Ben, can Rsa´sına ait nükteleri, eseklerin kulaklarına zorla yerlestirdim.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV,1768)<br />
• Gönlün boyuna göre kaç elbise diktim. Bu ugurda ne kadar akıl yordum ,Fikir harcadım.<br />
• Durup dinlenme bilmeyen su ihtiyar felege, ne de sasılacak bir dönüs ögrettim.<br />
• Kerem hazinesi bana geldi, misafir oldu. Bu yüzden keremle yoksulların borçlarını ödedim.<br />
• Benim su üç sözden fazla sözüm yok! Yandım, yandım, yandım.<br />
• Ben mum gibi tertemiz bir varlıgım, ne biriktirdim ise hepsini döktüm, erittim, yaktım.<br />
• Artık yeter, ben bos yere can Rsa´sına ait nükteleri, hakîkatleri esek seklindeki insanların kulaklarına zorla<br />
yerlestirmege çalıstım.<br />
• Yeter, çünkü, tamamlandıkça noksanı belirir. Sus da o suh güzel; "Bıktım artık yeter!" demesin.<br />
833. Senin güzel yüzünün sarabıyla kendimizden geçmis gitmisiz.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c.IV, 1765)<br />
• Ben senin cana canlar katan yüzüne asıgım, ben senin sevdana kapılmısım, bana acı!<br />
• Sen, bu güzel parlak yüzle ay gibisin, günes gibisin. Bizlerse senin ask günesinin nurunda oynasan zerreleriz.<br />
• Sen, su perdenin arkasından yüz gösteresin diye hepimiz senin sarayının kapısında beklemedeyiz.<br />
• Birbirleriyle anlasmıs asıklar meclisinde, senin güzel yüzünün sarabıyla kendimizden geçmis, gitmisiz.<br />
• Ey dost, sasırıp da bizi düsman gibi öldürme! Biz senin yabancın degiliz.<br />
• Fakat bizi öldürmek istiyorsan, öldürmeye razı olursan, ona da diyecegimiz yok. Hepimiz de senin rızanın, senin<br />
isteginin kuluyuz, kölesiyiz.<br />
834. Hepimiz, bütün varlıklar, senin sevdana kapılmısız da bagları kırıp atmısız.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. IV,1761)<br />
• Hepimiz, bütün insanlar, "Elest"de; ezel meclisinde beraberdik. El ele vermistik. Allah´a sükürler olsun, sonunda bir<br />
kısmımız yine birbirimize kavustuk.<br />
• Birbirimize kavusmus olan hepimizin de yolu bir, gönlü bir! Hepimiz de aynı sevgi sarabıyla mestiz.<br />
• Biz, iki dünyada da nasip olarak kendimize askı seçtik. 0 yüzdendir ki, biz, asktan baska hiç bir seye gönül<br />
vermedik.<br />
• Can, ayrılıktan ne acılar tattı, neler çekti. Fakat sonunda onu bulduk, ayrılıktan kurtulduk.<br />
• Ask penceresinden bir günes dogdu. Balçıktan yaratıldıgımız halde o günes bizi degerlendirdi, yüceltti.<br />
• Eger biz bir la´l isek, senin nurunla la´l olmusuz. Eger varsak» senin yüzünden varız.<br />
• Önünde zerreler gibi oynamadayız. Hepimiz, bütün varlıklar, senin sevdana kapılmısız da, baglan kırıp atmısız.<br />
835. Rsim göklerde, artık benim yeryüzünde ne isim var<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. , 1756)<br />
• Canla, basla o sevgiliye baglanmısız. Onun askıyla mestiz. Nur sarabına kadeh olmusuz.<br />
• Ey gönül, sana her an can vermezsem, ben bu candan usanmısım, bezmisim.<br />
• Ben, o mana atının etrafında, gökyüzü gibi dönüp durmadayım. Artık, benim yeryüzünde ne isim var<br />
• Hakk´a perde olan su dünya tezgahını ortadan kaldırmak istiyorum.<br />
• Gaflet ve uyku perdesini, uyanık gözlerimin atesiyle yakmak arzusundayım.<br />
• Rstiyorum ki, bu hasta gönlüm Tebrizli Sems´in himmetiyle iyilessin, sıhhat bulsun.<br />
836. Senin gönlünden benim gönlüme nasıl bir yol var<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Fa´ilat<br />
(c.IV, 1771)<br />
• Senin gamından gönlüm sevda evi oldu. Gönlüm seni, her tarafta aradı, durdu.<br />
• Zühre yıldızı gibi parlak yanagı, ay gibi nurlar saçan bir yüzü olan sevgiliyi bulmak için gönlüm, gözünü göklere<br />
çevirmis, göklere bakıyor.<br />
• Ah bugün gönlüme neler oldu Dün birisi gönlüme neler söyledi<br />
• Gündüz geldi, gecenin çadırını yırttı. Simdi, artık gönlüm neselenecek, perde yırtıldıgı için güzellikleri seyre dalacak.<br />
• Senin gönlünden benim gönlüme, ne nükteli sözler, gizli isaretler gelmede. Ah senin gönlünden, benim gönlüme<br />
nasıl bir yol var<br />
• Artık, benim zavallı gönlüme acımazsan, benim halim ne olur. Vay bu gönlüme, vay bu gönlüme!<br />
837. Senin kehribarına bir saman çöpü olmak istiyorum.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. IV,1758)<br />
• Niçin senden ayrıldıktan sonra sana kavusunca, yahut sana kavustuktan sonra senden ayrılınca, seni bileyim, seni<br />
tanıyayım Seni baska türlü tanıyamaz mıyım<br />
• Ya sen benim derdime düs, derdimle karıs; yahut ben derdime derman nedir; onu senden ögreneyim.<br />
• Bilgisiz, görgüsüz oldugum için benden kaçıyorsun. Ya benimle arkadas ol, yahut görgüyü, bilgiyi senden ögreneyim.<br />
• Bundan önce senden ayrı bir seyler ögrenmeye çalısıyordum ve sana kızıyordum.<br />
• Mademki gece gündüz Hakk bizimle beraberdir. Sen benden ayrı düstügün için, bundan sonra ögrenecegimi<br />
Hakk´tan ögrenirim.<br />
• "Kusluk vaktine yemin ederim ki" ayetinin sırrını ögrenmek için günese zerre olmak istedim.<br />
"Duha Suresi, 93/1. isaret var."<br />
• Kehribarın samanı nasıl çektigini ögrenmek için senin kehribarına bir saman çöpü olmak istiyorum.<br />
838. Bana su verme, sana susayayım, seni su gibi içeyim!<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. IV, 1751)<br />
• Bana su verme de, sana susayayım. Seni su gibi içeyim. Beni kendine asık et, benim uykumu al götür!<br />
• Ey hayali bana mihrap olan sevgili! Senin haberin yok, ben, gece gündüz namaz kılıp duruyorum.<br />
• Ben, senin güzel hayalini yoklukta bulursam, hemen ölüme dogru kosar giderim.<br />
• Sebepleri meydana getireni bulurum ümidiyle, ben sebep kervanlarının yollarını kesmedeyim.<br />
• Ben, senin ayrılıgına dayanamıyorum, bir merhamet et! Padisahlıkta bulun, bana bir görün! Ne olur, yalvarırım sana!<br />
• Ab-ı hayata dolap olmusum, onun için hem dönüyorum, hem sızlanıyorum, hem aglıyorum.<br />
• Günesim de sensin, ay ısıgım da sen! Seni görmek için gözümü de, gönlümüde açmısım.<br />
• Senin adını duydugum an, benim adım da, namım da mest oldu.<br />
839. Onun ayrılık atesiyle her gece mum gibi yanıyoruz.<br />
Fe´ilfitün, Mefa´iüin, Fe´ilat<br />
(c. IV, 1760)<br />
* Ezelden beri diri olan, her seyi bilen, her seye gücü yeten, daima tasarrufta bulunan Allah´a yemin ederim ki,<br />
• Sems´in nuru, ask mumlarını yaktı da binlerce ilahî sır malum oldu, anlasıldı.<br />
• Onun bir hükmüyle dünya, askla ve asık ile, hükmedenle, hükmedilenle dolup tastı.<br />
• Tebrizli Sems´in tılsımlarında, büyülerinde sasılacak hazineler gizlendi.<br />
• Onun ayrılık atesiyle her gece mum gibi yanıyoruz. Baldan ayrı düsmüsüz ama, onun ask atesinde yanan mum<br />
olmusuz.<br />
• Ondan ayrıldıgımızdan beri bedenimiz yıkıldı, harap oldu. Can da, bu beden harabesinde baykusa döndü.<br />
• Ey Sems, sen olmadıkça sema´ haramdır. Çalgı da seytan isidir ve taslanmıstır.<br />
• Sen yokken okunup anlasılacak, zevk alınacak bir tek gazel bile söylenmemistir.<br />
"Bu gazel Sems-i Tebrizî hazretleri için söylenmis ve Sam´da kendisine okunmustur. Birinci mısraı kafiyesizdir. Belki de<br />
ilk beyti unutulmustur, kaybolmustur."<br />
840. Bazen felek gibi dönerim, bazen melek gibi uçarım.<br />
Mefülü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. III, 1549)<br />
• Bazen felek gibi dönerim, bazen melek gibi uçarım.<br />
• Dönüsüm de, oynayısım da Hakk içindir. Ben onunum, onunla ortak olmus degilim ama..<br />
• 0 güzellik madeni beni gördü, satın aldı. Ben de o yüzden böyle sevimliyim.<br />
• Can ormanında gerçekten de bir iman arslanı var. Benim süphe dagarcıgımı muhakkak o yırttı.<br />
• Padisahım, hükme razı olanı bir gün kadı (=hakim) yapar.<br />
841. Herkesi mest edelim, kararsız hale getirelim.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. IV, 1764)<br />
• Bahar bülbülü gibi feryada baslayalım da, bu feryadlarla bülbülleri avlayalım.<br />
• Sevgilinin isi nazlanmak, bizim isimiz de yalvarmak, yakarmak. Bu durumda feryad etmeyelim de ne yapalım<br />
• Sonra mest olarak çarsıyı, pazarı dolasalım. Herkesi mest edelim, kararsız hale getirelim.<br />
• Parayı, pulu güzel sevgiliyle beraber yiyelim, o mahmur gözlere hizmet edelim.<br />
• Sevgiliyle sürdügümüz sefayı, ettigimiz zevki Allah´tan baska kimse bilmez.<br />
842. Biz dünyaya, günes gibi, herkese can vermeye gelmisiz.<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün,Fe´ilat<br />
(c. IV, 1762)<br />
• Biz dünyaya günes gibi, herkese can vermeye ve böylece herkese yararlı bir iste bulunmaya gelmisiz.<br />
• Kalpleri kırılmıs, gamlara düsmüs kisilere dost olalım. Onların gamlarını paylasalırn. Hor görülenleri, topraga<br />
düsenleri, ayak altında ezilenleri gül bahçesi haline getirelim. Biz, dünyaya bunun için gelmisiz.<br />
• Biz altın gibi bir kaç kisinin öz malı degiliz. Biz deniz gibiyiz, maden gibiyiz, bir herkesin malıyız.<br />
• Su alemin bedenine, canın ne oldugunu gösterelim. Gaflet içinde kalan, Hakk´ın san´atını, yaratma gücünü<br />
göremeyen gözleri aydınlatalım. Biz dünyaya bunun için gelmisiz.<br />
• Biz, yeryüzü gibi yagma yurdu degiliz. Gökyüzü gibi eminiz, hosuz.<br />
• Kendine gel, sus; biz bunlardan da üstünüz. Biz, söze, dile sıgmayız. Bizde paha biçilmez bir hazine gizlenmistir.<br />
843. Ask, bana yücelere çıkmam, ötelere gitmem için<br />
göklerin damına dayanmıs bir merdiven oldu.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün,<br />
(c. IV,1776)<br />
• Ben dogdugum günden beri. gönlü de, canı da senin gözünle gören, gönlü de, canı da sana veren ihlas, samimi bir<br />
kulum.<br />
• Gelin ey asıklar gelin, birbirinizden uzak durmayın, bulusmaya, kavusmaya alısın! Dolunay dogdu, sevgi geldi,<br />
nîmetler bagıslandı.<br />
• Sana gönül veren kaybolmaz. Ben, adı sanı ne yapayım Mademki ben, bu hazineye düstüm. Gümüs, para, benim<br />
ne isime yarar<br />
• Ask parladı, alevlendi, sırrın üstünü örttü. Onun parıltısıyla dolunay bile görünmez oldu. Gönül de bas egdi, aska<br />
teslim oldu.<br />
• Nesem de sensin, bayramım da sensin. Ben, ne kadar tali´liyim, ne kadar mes´udum. Gönlümü de sana verdim.<br />
Allah´a yemin ederim ki, ben iyi yaratılıslı bir asıgım.<br />
• Ne yırtarım, ne dikerim, ne yaparım, ne yakarım. Ne gecenin, ne de gündüzün esiriyim. Ne de elim daralmıs, kesada<br />
ugramısım.<br />
• Rman günesi dogdu, etrafı aydınlattı, ruha ulastı. Nefsin karanlıkları dagıldı. Küfrün kalesi yıkıldı, yerle bir oldu.<br />
• Zahidin de, ibadet edenin de yolu, isteksiz olmak, dünyaya ait dileklerden vazgeçmektir. Söyle bakalım, ben neyi<br />
bırakayım Kimden vazgeçeyim Benim bütün dilegim ve istegim hep sensin.<br />
• Ey ask, benim bütün varlıgım sensin. Rükuum da sanadır, secdem de! Nekesligim de cömertligim de senin içindir.<br />
Zaman seninle düzene girmistir.<br />
• Seytan bana musallat oldugu, beni kaptıgı zamanlarda hep seni anarak kurtuluyor ve seviniyordum. Simdi sen, beni,<br />
benden öyle kaptın ki, hatırımdan anmak duygusu bile gitti.<br />
• Zaman düsmanlarımla anlastı. Onlarla dost oldu. Ayrılık yüregimi yaraladı. Uyku beni rahatsız etti, gözümden kaçtı<br />
gitti. Benim saadetimi, mutlulugumu uyuttu.<br />
• Dolunayın söndügünü, yıldızların karardıgını, denizin cosup kabardıgını, geminin dalgalar arasında sıkıstıgını<br />
görüyorum.<br />
• Senin denizine gelince ab-ı hayat olurum. Fakat kıyıya düsersem, tas kesilirim, cansız kaya olurum.<br />
• Rabbim bana dogru yolu buldurdu. Aska sımsıkı sarıldım. Ask bana acıdıda derman etmek için ayaga kalktı. Beni<br />
iyilestirmeye çalıstı.<br />
• Ask evime geldi. Elinde bir sarap kadehi var. 0 bana, yücelere çıkmam, ötelere gitmem için göklerin damına<br />
dayanmıs bir merdiven oldu.<br />
• Seninle düzene girince bayram gibiyim. Seninle yatınca öd agacı olurum. senin yüzünden aglarım, senin yüzünden<br />
gülerim. Senin yüzünden gamlara batarım, senin yüzünden neselenirim.<br />
* Seninle dirilirim, seninle ölürüm. Her seyi seninle elde ederim. Seninle kaybederim, seninle susarım, gönlüm seninle<br />
konusur.<br />
844. Sema´ musîkîsinin tesirine kapılmayan kisinin toprak basına olsun.<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün<br />
(c. IV,1734)<br />
• Sema´ nedir Gönüldeki gizli erlerden haberler almaktır. Onların mektupları gelince garip gönül, dinçelir, rahata<br />
kavusur.<br />
• Bu haberler rüzgarıyla, akıl agacının dalları açılır, uykudan uyanır. Bu sarsılısla beden, darlıktan kurtulur, genisler,<br />
huzura kavusur.<br />
• Bedende tuhaf, görülmemis bir tatlılık baslar. Ney sesinden, mutribin, çalgıcının dudaklarından dile, damaga hos,<br />
manevî zevkler gelir.<br />
• Dikkatle bak da gör, su anda sema´ edenlerin ayakları altında binlerce gam akrebi ezilmede, kırılıp ölmede. Binlerce<br />
ferahlık ve nese hali aramızda kadehsiz dolasmada, bize mana sarabı sunmadadır.<br />
• Her taraftan bir Yakub, kararsız bir halde, neseyle kalkar, sıçrar. Çünkü, burnuna Yusufun gömleginin kokusu<br />
gelmededir.<br />
• Canımız da; "Ona ruhumdan ruh üfürülmüstür" sırrıyla dirilmistir. Bu ruh üfürülüsünü, yemeye, içmeye benzetmek<br />
dogru degildir. Çünkü, bunun bedenle ilgisi yoktur.<br />
• Mademki bütün yaratılmıs varlıklar, surun üfürülmesiyle hasr olacaklar, surun üfürülmesinin zevkiyle ölüler<br />
uykularından uyanacaklar, sıçrayıp kalkacaklardır; sen de "ney"in feryadıyla uyan, kalk, kendine gel!<br />
• Sema´ musîkîsinin tesirine kapılmayan, dönüp, buz kesilen, ölüp yok olanlardan da asagı olan kisinin toprak basına<br />
olsun! Çünkü o, gerçek bir insan degildir. Gezip dolasan bir ölüdür.<br />
• Sema´ın kadehsiz verilen bu helal sarabını içen beden, bu sarapla mest olan gönül, ayrılık atesinde kavrulur, piser,<br />
tam olgunlasır.<br />
• Gayb aleminin güzelligi, söze sıgmaz, anlatılamaz, övülemez. Onu görebilmek için ödünç olarak binlerce göz al,<br />
binlerce göz!<br />
• Senin içinde öyle parlak bir ay vardır ki, gökyüzündeki günes bile ona; "Ben sana kulum, köleyim" diye seslenip<br />
duruyor.<br />
845. Gönülleri nurlandıran o mana sarabını önümüze getir de,<br />
gönül gibi kendi varlıgımızın balçıgından kurtulalım.<br />
Mef´ülü, Fa´ilatu, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1706)<br />
• Kalk, sarabı sürahiyle, testiyle içelim! Bu meclis, padisahlar padisahının meclisidir. Hiç bu mecliste sarap içilmez olur<br />
mu<br />
• Padisah bir denizdir. Sarap da pek lezzetlidir ve içe sinen bir saraptır. 0 la´l renkli sarabı sun da, bizim özümüzü,<br />
bizde bulunan inciyi gör!<br />
• Günes, yeryüzüne bir kadeh nur serpti. 0 nur kadehinden serpilen damlalardan içelim! Biz de zerreler gibi mest<br />
olarak günesin nuru içinde yücelere çıkalım.<br />
• Batmayan, zevalı olmayan günes, mademki bize sarap sundu, biz de gururumuzdan, gökte dolasan ve zamanı<br />
gelince batmayan günesin kadehine artık bakmayız.<br />
• Akıllan yakıp yandıran, gönülleri nurlandıran o mana sarabını önümüze getir de, gönül gibi kendi varlıgımızın<br />
balçıgından kurtulalım.<br />
• Sıçra da, kandil konan yerde, parıl parıl parlayan nurla bizi aydınlat, nurlandır! Biz zaten onun nuruyla parlayıp<br />
duruyoruz.<br />
"Bu beyitte, Kur´an-ı Mübîn´in 24. Nur Süresi´nin 35. ayetine var."<br />
• Sundugun sarabın tesirinden beden bir tandır gibi pek ısındı ve sogudu. Sen, bizi odun gibi o tandırda yak ki, hep<br />
yanıp yakılalım, sogumayalım.<br />
• Can, gökyüzü fanusu gibi ateslerle doludur. 0 bizi atesinde yakarak bakır mıyız; kalp mıyız; yoksa halis altın mıyız,<br />
bunu denemek istiyor.<br />
• Güzel, güzel gel de, meclise güzelligini getir! Biz herkesle hosuz ama, seninle pek hosuz.<br />
• Ey çalgıcı, o taze nagmeyi bir kere daha söyle! Söyle de seyret ki, sen tazesin, latîfsin ama, biz senden daha tazeyiz,<br />
daha latîfiz.<br />
846. Ask, beni kendisine kul edindi de yüzlerce hürriyete kavusturdu.<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. IV,1735)<br />
• Ayrılık, kulagıma acı bir haber ulastırdı. "Tatlı uyku asıklara haramdır" dedi.<br />
• Asktan yarım bir selama nail olan kisi için artık, uyku da, yeme içme de yoktur, ölmüstür.<br />
• Sen bana bak da beni seyret! Ask canımı gönlümü kendisine kul, köle edindi de beni binlerce hürriyete kavusturdu.<br />
• Ask belden asagı duygulara düskün olanlar için bir gösteristen, sehvetten ibarettir. Ama ruhen temiz olan kisilerce<br />
ask, kadîm ve pek büyük bir nurdur.<br />
• Gönlüm yaralanınca gidip tövbe etmek ister. Sen, bana da, tövbe ettin ise kendine de gül! Hangi seye, neye tövbe<br />
ediyorsun Tövbe nerede<br />
• Ask, ne de güzel bir günahtır ki, ona tövbe etmek kafirliktir. 0 öyle bir günahtır ki, ne arkasında kaçıp kurtulacak bir<br />
yol vardır, ne de önünde oturup dinlenecek bir durak vardır.<br />
847. Bütün insanlar, bir agacın dalları gibiyiz.Hepimiz aynı yasayısın,<br />
aynı yolun yolcularıyız.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstefilün, Fe´ulün<br />
(c. IV,1702)<br />
• Geliniz, hepimiz toplanalım! Ey sakî, sen de durmadan sarap ver! Bir an için olsun gölge varlıklarımızı ortadan<br />
kaldıralım, ayrılıktan kurtulalım, hep bir olalım!<br />
• Kendimizi görmeyelim, kendimizden vazgeçerek vahdet denizinde suyla aynı renge girelim! Zaten hepimiz, bütün<br />
insanlar, bir agacın dalları gibiyiz. Bütün yaratıklar, hepimiz aynı yasayısın, aynı yolun yolcularıyız.-<br />
"Seyh Sa´dî de "Rnsanlar bir bedenin uzuvlan gibidir" diye yazmıstı.<br />
• Bütün varlıklar, hepimiz onun asıgıyız. Askın tabiatı geregi, bizler hem gizliyiz, hem meydandayız. Ask sehrinde<br />
gizliyiz. Fakat askın üzerimizdeki tesiriyle, ask mahallesinde apaçık meydandayız.<br />
• Benlikten kurtulur da kendimizi manen ölü görürsek huzura kavusuruz. Beden mezarlıgında rahatça uyuruz. Benlige<br />
kapılınca, kendimizi diri görünce, sikayete baslarız, feryad ederiz, yüzümüzü yırtarız.<br />
• Gönül aynamıza akseden her suret, her sekil, hiç bir seye baglı degilmis gibi görünmededir. Çünkü, biz kendimiz<br />
aslında ondan baska hiç bir seye baglı degiliz.<br />
• Bir sürü balıklar gibi suda yüzüp duruyoruz. Fakat sudan haberimiz yok. Bitmez, tükenmez arzular pesinde kosan,<br />
hevesten hevese düsen su toprak bedeni, yeryüzünün suratına atalım.<br />
848. Bir ömür boyunca senin sofrandayım, senin nimetlerinle besleniyorum.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´ilü, Fa´ilat<br />
(c. IV,1708)<br />
• Ey benim iki kulagımı tutup çeken azîz varlık, sen benim parlak gözümsün. Niçin beni bahçeye götürmek istiyorsun<br />
Benim bagım da sensin, gül bahçem de sensin!<br />
• Bir ömür boyunca senin sofrandayım. Senin nimetlerinle besleniyorum. Senin lütuf bayragının altındayım.<br />
• "Ey dost, gördügüm rüya mıdır, hayal midir " diye o gözümü ovuyorum. Seni gören, sana seslenen, acaba ben<br />
miyim Bu gördügüme bir türlü inanamıyorum.<br />
• Evet benim, fakat benligimi bırakmısım, varlıgımdan sıyrılmısım, hilal gibi senin dolunayına karsı pek ince, sönük<br />
görünmedeyim.<br />
• Cefa tırnagı, istek damarımı kasırsa, o tırnagın zahmetiyle çeng gibi güzel sesler çıkarırım.<br />
• Fakat sen de anladın ki, bir tek damarım bile yok, atan, oynayan bir istek damarım varsa, onu kökünden kesip<br />
atarım.<br />
• Bana, "Ne isle ugrasıyorsun " diye sordun. Yok olanın isi de olmaz. Fakat ben yok degilsem, yok olmasam, neden<br />
yokluk yurdum olmus<br />
• Sen kıyamet günü çalınan Sür´sun! Bense bir ölüyüm. Sen ilkbaharın canısın, bense selviyim, süsenim.<br />
• Sen söyle, ben yarım söyledim, tam söyleyemedim. Sen aklın da aklına akılsın. Bense pek akılsızım.<br />
• Ben bir resim yaptım, ona can vermek senin isin, çünkü sen, canın da canına cansın! Bense, beden pesinde kosan,<br />
beden isteyen bir zavallıyım.<br />
849. Senden nerelere kaçabilirim<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün,<br />
(c. IV,1698)<br />
• Ey tövbemi bozan; senden nasıl kurtulayım, nereye kaçayım Ey gönlümde yer edinen, senden nereye gideyim,<br />
nereye kaçayım<br />
• Ey iki gözümün nuru; sensiz ben, nasıl görebilirim Ey boynumu baglayan, beni esir eden; senden nereye kaçayım<br />
• Ey yüzünün nuruyla, altı yönü de ayna gibi parlatan güzel, ey kutlu yüzlü varlık; ben senden nereye kaçayım<br />
• Gönlüm senin hastan olmus. Can da seninle varlıga kavusmus, seninle gelismis. Simdi de seninle bitkin bir hale<br />
gelmis, ben senden nerelere kaçayım<br />
• Gözlerimi kapasam da, bakmasam; sen yine gönlümdesin, oraya yerlesmissin, oradan bir türlü gitmezsin. Senden<br />
kurtulmak için nasıl kaçabilirim ki ; nereye gitsem, sen gönlümde oldugun için benimle berabersin.<br />
850. Kendimizi daima sana hayran kalmıs bir hale getirelim, sasırıp kalalım.<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün<br />
(c. IV, 1731)<br />
• Yeryüzünü, gökyüzünü selamla doldursak, senin köpeklerinin gezip dolastıkları yerlere ham gümüs dösesek;<br />
• Her seher vakti, senden uçup gelen devlet kusuna, gönülden, gözden tuzaklar kursak;<br />
• Her yol basına, binlerce tertemiz gönlü koysak, her birinin eline gönül kanıyla yazılmıs özlem mektupları versek,<br />
sana haber yollasak;<br />
• Noksan sıfatlardan arınmıs tertemiz canına yemin ederim ki, bütün bunları yaptıktan sonra da, bu yaptıklarımızı hiçe<br />
sayarak; "Daha ne yapalım " diye her tarafa bakar dururuz.<br />
• Sonunda su karara vardık ki, kendimizi daima, sana hayran kalmıs bir hale getirelim. Sasırıp kalalım. Bizi görenler<br />
de bizim halimize sasırıp kalsınlar.<br />
• Sasırıp kalanlardan bize sarap sunuldugu zaman da, bir sırça yurdu olan gönül evinde, biz de onlara yüz binlerce<br />
hayranlık kadehi hazırlayalım.<br />
• 0 hayranlık sarabıyla canın özü cosunca dünyanın dört bucagım iki adımda geçer, gideriz.<br />
851. Cenab-ı Hakk´ın Peygamber Efendimize hitabı.<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün<br />
(c. VI,1723)<br />
• Senden vazgeçmis degilim, daima seninle mesgulüm. Her an seni biraz daha yüceltmedeyim. Biraz daha fazla azîz<br />
etmedeyim.<br />
• Tertemiz zatıma, padisahlık günesim üzerine yemin ederim ki, ben, seni sana bırakmam. Seni lütuflarla, keremlerle<br />
yüceltir dururum.<br />
• Senin yüzüne, kendi ısıklarımdan, kendi nurlarımdan nurlar saçarım. Senin basını, on tane magfıret, yarlıgama<br />
parmagı ile kasırım.<br />
• Rıza gögünde binlerce inayet bulutu var. 0 bulutlardan yagarsam; ancak senin basına yagarım. Baskasının basına<br />
yagmam.<br />
• Lütfum, sana hizmet etmek için hazırlanmıstır. Zaten ben iyiliklerle kaynagıyım.<br />
• Bana; "Hastayım" dedigin geceden beri, binlerce sifa serbeti, sevgiyle, sefkatle kaynayıp duruyor.<br />
• Yanıma gel de, gözlerine yeni bir sürme çekeyim. Çekeyim de, sırlarımı görüp anlamak için gözlerin nurlansın,<br />
aydınlansın.<br />
• Lütfum öyle çok, keremim öyle bol ki, beni inkar eden yabancıların bile ellerinden tutmadayım. En kötü insanları bile<br />
nimetlerimle beslemekteyim. Durum böyleyken, beni sevenlerden, bana yakın olanlardan nasıl olur da lütfumu esirgerim<br />
852. Askla varlıga ulastık, ancak askla varız!<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. IV,1711)<br />
• Sevgilim sen, gözünü aç da, bana bak! Zaten biz senin gözlerinin yüzünden aydınlık içindeyiz. Hasa, biz kendi<br />
gözümüzü, o yüzden ayırıp da baska yüze bakamayız.<br />
• Sen, gögsünü kendin için, kendi pervanen için yak, alevlendir! Alevlendirde, biz de kendimizi askla, senin gibi senin<br />
gögsünün alevleri içine atalım, seninle birlikte yanalım, yakılalım.<br />
• Ask, korkusunu artırdıkça artırır. Biz ondan emin olmayı istemiyoruz. Bizim emin olusumuz, senin askının<br />
korkusundandır.<br />
• Pervaneye her gün senin mumundan, senin atesinden; "Bana kendini at, alevlerim içinde yan!" müjdesi geliyor. Ey<br />
pervane; öl ki, "Biz de onun atesinde ölmeyi kabul ettik." diyelim, biz de onun askının alevleri içinde yanalım.<br />
• Benligimizden geçelim, varlıgımızı terk edelim. "Askla varlıga ulastık ancak ıskla varız" dedigimiz gün, neseliyiz,<br />
sevinç içindeyiz.<br />
* Sevgilim, biz senin güzellik bagını görmüsüz. 0 yüzden selvi gibi boy atmıs, o yüzden süsen gibi dillenmisiz, dilli<br />
olmusuz.<br />
• Sevgilinin güzel yüzüne asık olduktan, onun gül bahçesine daldıktan sonra, yürü git, dünyanın bütün gül bahçelerini<br />
atese ver!<br />
853. Seni bırakıp kendimle oldum da derde, eleme düstüm.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c. IV, 1736)<br />
• Senin.etrafında, dönüp dolasmadım da, kendi kuruntuma uydum, kendi etrafımda dolastım, yani seni bırakıp<br />
kendimle oldum. Rste o zaman, derde, eleme düstüm. Kötü bahtımın etrafında dolastım durdum.<br />
• Halk, sayılı bir kaç lokmanın etrafında döner, dolasır. Bense, yaratıcının sayıya sıgmayan nimetlerinin etrafında<br />
dolasırım.<br />
• Su mahdut, sınırlı alemin olusu da sınırsızlık alemindendir, durusu da! Ben de haddi asarsam, sınırsız dönüp<br />
dolasırsam, beni ayıplama!<br />
• Mezara benzeyen gögsümü, bir bag, bir bahçe haline getiren Rabbim, benim mezara baglanıp kalmamı layık<br />
görmedi.<br />
• Mezar da ne oluyor Can, göklere bile sıgmaz. Besten altıdan geçeyim de, yani bes duygudan, altı yönden geçeyim<br />
de, çabucak, essiz olan, tek olan Rabbimin etrafında dönüp dolasayım, yani dünya sevgisini bırakayım da yalnız Hakk´ı<br />
düsüneyim.<br />
• Ben parlak bir aynaysam da, toz toprak korkusundan iki üç gün kirli bir yün parçasının etrafında dönüp dolasmam da<br />
yersiz degildir.<br />
• Eger, ben bir , su bahar yüzünden bir gül bahçesi haline geleyim. Bir el isem bu bulusmadan yüzlerce beden olayım.<br />
• Çesit çesit sekiller arasında, su beden çaresiz, zavallı bir hale gelir. Fakat kendim, kendimi kötülüklerden, günah<br />
kirlerinden, paslarından temizler de Ayna olursam, artık ne diye bedenin etrafında dönüp dolasayım, onu beslemeye<br />
çalısayım<br />
• Ben bu harf tavlasından yani dünyada görünen çesitli hallerden kurtulup hakîkat çayırına yayılmaya çıkacagım. Ben<br />
bu maddî hayat direginin etrafında dönen baglı katır degilim.<br />
854. Ayrılık sonbaharına doydum.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îliln, Fe´ilün<br />
(c.IV, 1727)<br />
• Gamlara, kederlere batmayayım, yine sevgilinin bulundugu yere gideyim. 0 cennete, o gül bahçesine, o yesillige<br />
varayım.<br />
• Zamanımızın, yaprak döken, ayrılık sonbaharına doydum, bıktım, usandım. Sonsuzluk gül bahçesine, o solmayan,<br />
zevalsiz baga gideyim.<br />
• Balık, suya kanmaz, ben ne yapayım Ben su gibi secdeler ederek ırmaga dogru gidiyorum.<br />
• Askın gamı, önünde sonunda beni çeke çeke götürecek. îyisi mi, ben simdi kendiligimden gideyim.<br />
• Padisahların padisahlıgı bile ask eseri, askın bir lütfu. Askın pesinde kosmayayım da hangi isin pesinde kosayım<br />
• Ask diyarında, beden tozu topragı yoktur. Orada "can ay"ı vardır. 0 göge simsek gibi çakarak gitmem gerek.<br />
• Hilm sahibi Kelîm isem, o agaca dogru gideyim. Eger o büyükler büyügünün Halil´i isem, o kıvılcımlı atese gideyim.<br />
"Kasas Suresi 28/30. ve Enbiya Suresi 21/69. ayetlere isaret var."<br />
855. Allahım! Namazda gönlümü tam manasıyla sana veremezsem,<br />
ben bu namazı namaz saymam!<br />
Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilün<br />
(Yazma bir dergiden alınmıstır.)<br />
• Allah´ım! Namazda gönlümü tam manasıyla. sana veremezsem, ben bu namazı namaz saymam!<br />
• Ben, yüzümü Sen´in askından ötürü kıbleye çevirdim! Yoksa, bana Sen´siz usanç veren namazı ve kıbleyi ben ne<br />
yapayım<br />
• Ben, bu riyalı namazdan öyle utanıyorum ki, utancımdan gönlüme inemiyorum, Sen´i bulamıyorum!<br />
• Aslında, gerçekten namaz kılanın melek sıfatlı, melek huylu olması gerekir. Halbuki ben, hala nefse uymus yırtıcı<br />
canavar huyundayım.<br />
"Hz. Mevlana, büyük bir velî, büyük bir Hakk asıgı oldugu halde bize ders vermek için tevazudan ötürü böyle söylüyor.<br />
• Bir kimse, üzerindeki elbisesini bir köpege degdirirse, orasını temizlemedikçe namaz kılamaz! Ben ise, nefis köpegini<br />
koltugumda tasıyıp duruyorum; benim namazımı kim kabul eder<br />
• Benim namaz kılmaktan maksadım odur ki; namazda Sen´i gönlümde öyle bulayım, Sen´inle öyle beraber olayım ki,<br />
ayrılık derdinden artık hiç bahsetmeyeyim!<br />
• Yoksa, bu nasıl namaz olur ki Sen´inle oturayım da, yüzüm mihrapta, gönlüm çarsıda pazarda olsun!<br />
856. Kendi Leylam´dan, bende bulunan Leylanın askından Mecnun oldum!<br />
Mef´ulü, Fa´lün, Mef´ulü, Fa´lün<br />
(c.V,2121)<br />
• Kendi Leylamdan, bende bulunan Leyla´nın askından Mecnun oldum; yüzlerce Mecnun´dan daha deli, divane bir hale<br />
geldim!<br />
• Ey beni hoslukla, rahatlıkla terbiye eden, yetistiren; ey bana mükerrem, üstün bir varlık oldugum müjdesini veren<br />
Allah´ım!<br />
• Askınla beni öldürürsen, ey benim katilim; benim diyetim Sen´sin!<br />
• Ask yüzünden kendini mest edersen, kendinden kurtulursun, varlıgına varlıklar katarsın. Hatırımız için olsun gel;<br />
asıkların halkasına gir! 0 zaman bir baska sekilde oyunlar oynar, bir baska türlü el çırparsın!<br />
• Sen, güzellikten de öte, yüz çesit daha güzelsin, daha hossun! Sen´i böyle gördüm de; "Ne olur, dudagını uzat!"<br />
dedim. Ama o bana; "Onu sen tadamazsın!" dedi.<br />
• Mezarıma gelirsen, bir bak da gör; benim gözlerime toprak dolmamıstır; mezarımda bile gözlerim askla doludur!<br />
• Mana bagında, mana bahçesinde meyvenin, yemisin sekli yoktur; mana hazinesinde altının da sekli görünmez!<br />
• Geceleri beden uykuya dalmısken, mezesiz, hikayesiz öyle içki alemleri olur ki, onun nasıl zevkli oldugunu bana<br />
sorma; o, baska bir seydir!<br />
"Tahran Üniversitesi profesörlerinden Firuzanfer nıerhumun bastırdıgı en güvenilir Dîvan-ı Kebîr olan ve bendenizin<br />
seçmelerinin kaynagını teskil eden Dîvan´da 2121 numaraya kaydedilen bu gazelin tamamı 24 beyittir. Rlk iki beyti<br />
Rumca´dır. Diger beyitlerinin bir kısmı Farsça, bir kısmı Arapça´dır. Kafiyeleri degisiktir. Ben, sadece dokuz beyit aldım.<br />
Firuzanfer nüshasında besinci cildin (n) harfli kafıyeli gazelleri arasına konmustur. Bu siir. Abdülbaki Gölpmarlı merhumun<br />
Dîvan-ı Kebîr Tercemesi´nin 7. cildinin XLVIII numarasına kayıtlıdır."<br />
857. Sema´ın ne oldugunu biliyor musunuz<br />
Mef´ulu, Fa´ilatün, Mefulü, Fa´ilatün<br />
(Dîvan-ı Kebir´de bulunmayan bu sema´ gazeli,Mevlana´ya ait oldugu belirtilen bir yazma mecmuadan<br />
alınmıstır.Dogrusunu ancak Allah bilir!)<br />
• Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Allah´ın; "Ben, sizin Rabbiniz degil miyim " sorusuna ruhların; "Evet;<br />
Rabbimizsin!" deyislerinin sesini duymak, kendinden geçmek, Rabbi´ne kavusmaktır!<br />
• Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Dostun hallerini görmek; lahüt aleminin, görünmez alemin perdelerinden<br />
Hakk´ın sırlarını duymaktır!<br />
• Sema´ın ne oldugunu biliyor musunuz Kendindeki varlıktan geçmek, mutlak yoklukta zevalsiz, devamlı varlık tadını<br />
tatmaktır!<br />
• Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Dostun ask çarpıntıları önünde basını top gibi yapıp bassız ayaksız dosta dogru<br />
kosmaktır!<br />
• Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Nefs-i emmare ile harb etmek, yarı kesilmis kus gibi toprak ve kan içinde<br />
çırpınıp durmaktır!<br />
• Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Hz. Yakub´un derdini ve devasını bilmek, Yusufa kavusma kokusunu, Yusufun<br />
gömleginden koklamaktır!<br />
• Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Hz. Musa´nın asası gibi, her an Firavun´un sihirlerini yutmak, yok etmektir!<br />
• Sema´ın ne oldugunu biliyor musunuz "Benim Allah ile öyle bir vaktim vardır ki, o vakitte ne Allah´a yakın bir melek,<br />
ne de bir peygamber aramıza giremez!" hadîs-i serîfinde buyuruldugu gibi sema´, bir sırdır! Rste, melegin bile sıgmadıgı o<br />
yere, vasıtasız varmaktır!<br />
• Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Sema´, Tebrizli Sems gibi gönül gözlerini açmak, kutsal nurlar görmektir!<br />
858. Rlkbahar gibi ol da baglara, bahçelere gezmeye çıkan güzeller sana gelsinler,<br />
sende eglensinler! Çünkü bu güzeller, kıs soguklugundan kaçarlar!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1847)<br />
• Gönülde salına salına gidiyorsun; canın da, bedenin de ısıgını yakan, canlandıran sensin! Ne de güzel görünürsün, ne<br />
de güzel gönül aydınlıgısın! Zaten gözüm, seninle aydınlanıyor!<br />
• Sen nesin încilerle dolu güzel bir deniz, yıldızlarla dolu güzel bir gök, nergislerle dolu güzel bir ova, süsenlerle dolu<br />
bir bahçe...<br />
• Bedenler, senden canlı, hareketli; canlar, senden mest!. Ey topraktan yaratılmıs olan, dünyanın etegini incilerle<br />
dolduran aziz varlık!..<br />
* 0 ihsan sahibinin, o faziletlinin tatlılıkları, gönülden sabrı kararı aldı görürdü; dünyada O´ndan baska insana huzur<br />
veren bir sey var mıdır<br />
* Büyüklük, üstünlük ancak O´nda; baskasında asla yok! Kadın olsun, erkek olsun ileri gidenler de, geri kalanlar da,<br />
hepsi acz içindeler, hepsi zavallı!..<br />
• Odunun ateste yandıgı gibi ben de askta öyle yanıyordum! Asktan baska herkese, herseye yabancıyım; yagın sudan<br />
kaçtıgı gibi insanlardan kaçıyorum!<br />
• Gönülden baska neyim varsa yak, yandır! "Gönülden baska" diyorum; çünkü her an gönlü, sanınla serefinle gül<br />
bahçesine döndürüyorsun!<br />
• Gönül sahibi olan kisi, din bagının ortasında yemyesil bir agaç gibi gülüp duruyor! Kuru, manasız, meyvesiz agaç ne<br />
olur Hamam külhanına odun olur!<br />
• Gündüzün gözünden korkuyorum; gözünde büyüler var! Gecenin saçlarından ürküyorum; gece fîtnelerle doludur,<br />
hadiselere gebedir!<br />
• Bütün korku, varlıktan gelir; aklını basına al da, varlıktan vaz geç! Bütün ürküntü, kırılma, hor görülme, ezilme<br />
düsüncesinden ileri gelir; kırıl, dökül, ezil de, huzura kavus!<br />
• Rlkbahar gibi ol da, baglara bahçeler gezmeye çıkan güzeller sana gelsinler, sende eglensinler! Çünkü bu güzeller,<br />
kısın soguklugundan kaçarlar!<br />
• Rlkbahar olamıyorsan, bari yaz ol; sıcaklara dal, atesler içinde kal! Çünkü o güzellik, o isve olmayınca insan, pek<br />
çirkin, pek degersiz görünür!<br />
• Bedeninin her cüzünün konusmasını, sair olmasını, sair yüzlü görünmesini istiyorsan, su sözlerden, konusmalardan<br />
vazgeç de, sus; ne siir söyle, ne de nesir yaz!<br />
• Söze baslayınca düsüncen dagılır gider; gönül düsüncesinden de kendini çek, su dilin sözünden de kendini çek!<br />
• Nice yigitler; "Söyle yapacagım, böyle yapacagım!" diye ahitlerde bulundular; fakat ben, padisahların bile ahitlerini<br />
kırdım geçirdim! Haydi; elinden geliyorsa çabala, ugras bakalım!" diye kaza ve kader basımızda dümbelek çalmadadır!<br />
• "Ey ahmak!" diyor. " "Bundan sonra söyle olacagım, böyle davranacagım!" diye kendinle inada giriyorsun; inatla,<br />
kaza ve kadere karsı mı geleceksin "<br />
859. Asıklar ne sasılacak kisilerdir ki, bunlar, ölümlerinden nese duymaktadırlar!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. IV, 1844)D378-379<br />
• "Gönüle kötü seyler getirmeyiniz!" fermanına uymak gerek ama, benim gönlüme hep; "Gönlümü, onun ugrunda<br />
kurban edeyim!" düsüncesi geliyor.<br />
• Tuhaf bir gönlüm var; rahata kavusunca rahatı kaçıyor, huzursuz oluyor. Cana düsman olmamak için böyle bir gönlü<br />
terk etmek gerek!..<br />
• Ask meydanı nasıl bir meydandır Bu meydana ayak basan asıklar ne sasılacak kisilerdir ki, bunlar, ölümlerinden<br />
nese duymaktadırlar! Bu meydana girebilmek için ask çevgeninin önüne bası top gibi atmak gerek!<br />
• Asıgın gönlünde ne garip bir sevda var; basına kazalar, belalar gelince sikayet etmiyor! Gönüle gelen bu sır ne mutlu<br />
bir sırdır; bası döndüren bu bela ne mutlu bir beladır!<br />
• Rebapçı gözlerini kapamıs ama, yayı elinde. Kemençe yavas yavas çalmada. Biz, onun uykusundan sikayetçiyiz,<br />
feryad ediyoruz.<br />
• Canımda çekisler var; çekenin kim oldugunu biliyorum. Bir an için olsun dinleneyim diyorum ama, imkanı yok;<br />
dinlenemiyorum!<br />
• Gecenin koynundan çıkıp gelen her gün, bana bir delilik getirmede, bir baska oyun yüz göstermede; ben, onun<br />
elinde bir oyuncagım! Ben, onun oyunlarına, getirdiklerine hayranım hayran!<br />
• Beni, bir kadeh gibi bazan elden ele dolastırır, kadeh gibi kanımı döker; bazan sarap gibi costurur, köpürtür. Bazan<br />
da mest eder, yerlere yıkar!<br />
• Bazan bana çok içirir; bazan çeng gibi beni costurur! Gecenin karanlıklarını üstüme çeker, beni örter ve gündüz<br />
gelince beni uyandırır!<br />
860. Bedenimden baska, bedenimden daha fazla ölmüs bir ölü arama!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îüin<br />
(c. IV, 1829)<br />
• Dün gece aska; "Ey benim yakinim, ey benim dostum, ey benim sevgilim!" dedim. "Bir an bile yanımdan ayrılma;<br />
beni hiç yalnız bırakma!..<br />
• Sen, benim iki gözümün nurusun; gözümden uzak durma! Gönlümün atesisin, alevisin; kıvılcımlarını eksiltme,<br />
basımdan yagdır!<br />
• Sen, benim sevgilimsin, arkadasımsın; benim güzelimsin, benim latif güzelimsin! Sen, benim bagım bahçemsin!<br />
• Bedenim, senin yüzünden yıkılmıs, harap olmus; gözüm, senin bulutun olmus! Su kararsız, zavallı gönlüm, senin<br />
günesine bir zerre olmus; onun ısıgında titreyip duruyor!<br />
• Bakalım; hadiselere gebe olan su gece bana ne doguracak, karsıma nasıl bir hadise çıkaracak Söyle bakalım;<br />
mahmurlugu olmayan su mestligim, beni nereye çekip götürecek<br />
• Bakalım; Cenab-ı Hakk´a bu sükredisim, su medh u senam, övüsüm acaba ne is basaracak Bakalım; su feryadım,<br />
su aglayıp sızlayısım ne gibi bir tesir yapacak "<br />
• Dedi ki: "Ne mutlu sana ki, bizim gamımızla belin büküldü! Ey dünyada beni sevme isini kendine is edinen! Senin<br />
isin, çok güzel bir is!<br />
• Benim için mest olmussun; benim yüzümden hor ve hakîr görülüyorsun! Ey benim ask sarabıma gönlünü vermis<br />
asıgım; kim yükümü çekerse, benim elimden meyve yer!<br />
• Yürü! îs de senin, eglence de senin; isret meclisini yeni bastan kur, düzene koy! Çünkü beni bekleyis, beni özleyis,<br />
sonunda insana bakıs gücü verir, görüs gücü verir!"<br />
• Dedim ki: "Ölüyü nasıl dirilttigini bana gösterir misin Ölü olan su dirilt de, ibret olsun diye, bana göster!<br />
• Bedenimden baska, bedenimden daha fazla ölmüs bir ölü arama! Sen, su ölüyü hu(=o)nun nuru ile dirilt! Dirilt de,<br />
sevgiliye canını bagıslayan su bedenim bastan basa can olsun!"<br />
• Dedi ki: "Benim bu ölü diriltme gücümü defalarca görüp ibret almadın mı Hala benim gücüme, kudretime inanmıyor<br />
musun "<br />
• Dedim ki: "Ey benim sahibim, efendim, padisahım! Gönül, senin yaratma gücünü çok gördü ama, senin lütfuna,<br />
senin sasılacak islerine gönül bir türlü doymuyor!"<br />
• Derken, birden bire ask geldi; beni tuttu, bir köseye çekti. Bana bir afsun okudu. Rste bir av olarak gönlümün tuzagı,<br />
onun bana okudugu bu afsundur!<br />
• Gönül, böyle oldu ama, onun afsunu ile cana ne oldu, ne hale geldi; onu sorma, bundan hiç bahs etme; "Ne oldu "<br />
deme! Manasız, bos sözler söylemeye kalkısma! Bu hususta fazla ileri gidersen, sen benim mahremim, sırdasım degilsin!<br />
861. Sensiz diri olan can, can sayılmaz!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1833)<br />
* Ey can nesesi, ey gönül huzuru özür dilemeye geldim! Ne olur, canımın günahını görmemezlikten gel; onu bagısla!..<br />
* Aklın da, gönlün de kilidini, ancak senin kadere razı olman, sikayet etmemen açar! Canın, seni dilemekten, seninle<br />
övünmekten baska bir istegi yoktur!<br />
* Benim gönül bahçem de, tarlam da senin ayrılıgına dayanamadıgı için yandı, kül oldu! Ey canın ilkbahar rüzgarı!<br />
Lutuflarda bulun, es; nefesinle onları dirilt, yesert!<br />
• Sen mesrık (dogu) olunca, gönlün önü de, arkası da aydınlanır! Sen dilberlige baslayınca, her nefeste canlar sana<br />
feda olsun!<br />
• Senin ısıkların gönül penceresinden içeri girip gönlü aydınlatınca, o aydınlık, akla göz verir, görüs verir de, bu halden<br />
can, her an ibret alır!<br />
• Sevgilinin yolu ayrılık gamına düsünce zorlasır! Allah yolunda cana dost olan, yine Allah´tır!<br />
• Gayb aleminin güzellerinin güllere benzeyen yüzleri güzellere görününce, çimenlik olmaksızın, canın kucagı kırmızı<br />
güllerle dolar!<br />
• "0, benim magara arkadasımdır!" diye söylendim. "Süphesiz, sen benim dostumsun! Kalk; vakit geçirmeden can<br />
magarasına gel, içeri gir!"<br />
• Gönül; "Benim hakkım!" dedi de, imtihan yurduna geldi. 0 anda daragacının dibi, "can"a sonsuz bir devlet oldu!<br />
• Sen olmadan yeseren bagın cezasını kıs verir! Zaten sensiz diri olan can, can sayılmaz!<br />
862. Bu deri, gam atesinin tesiri ile, deriden yapılmıs sofra gibi burusuk bir hale gelir!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1881)<br />
• Hakk´ın merhameti, keremi her zavallı, fakir adamın evine, can kaynagından kazmasız küreksiz bir ümid arkı açar!<br />
• Gönül! Yüzünü cana dogru çevirdi de; "Ey asık, ey dertlere dalmıs sevdalı!" dedi. "Evinde oturup durma; sevgilinin<br />
penceresinin önüne gel, agla, yalvar! Aglamayan çocuga süt verilmez!"<br />
• Ey sevdalı hoca, ey kar derdine düsmüs tacir! Ovalara dogru yönel, nese bahçesine git; gamlıların gamına bakma!..<br />
• Bu gönül, deriye benzer; gam ise ates gibidir! Gam atesinin tesiri ile, deriden yapılmıs sofra gibi bir hale gelir.<br />
* Gönül gözün gam yüzünden toprakla dolarsa, nerden Tebriz´i bulacaksın nasıl Hz. Semseddin´e ulasacaksın<br />
• Daha fazla sabredemiyorum; artık sırrını açıga vuracagım! Çektigim derdi, ne gögün sırtı çekebilir, ne de yeryüzünün<br />
sırtı!..<br />
• Benim gönlüm gamlarla dolu; senin gönlünse, kayıtsız, gama karsı duygusuz! Senin yüzün, Çin güzellerinin yüzü gibi<br />
çok güzel; benim yüzümse, kırısıklarla dolu!<br />
• Su dünya atesler içinde; neredeyse yanıp gidecek! Bilmem, benim gönlüm ne zamana kadar yanıp gidecek Görelim,<br />
ne vakte kadar bu böyle sürecek<br />
• Dayanamıyorum; bin yıllık sırrı açıga vuracagım! îster gözünü kapa, ister aç, durumu seyret!<br />
• Gökyüzünde dolasıp duran ay, benim coskunlugumu gördü de yolundan seri döndü, benim yanıma geldi. "Kimseye<br />
söylemem!" dedi. "Ben, seni seviyorum, senin dostunum; hep seninle düsüp kalkmadayım!"<br />
• Onu görünce gözlerim kamastı; bir an yüzüne hayranlıkla baktım. "Ey güzel dilberim!" dedim. "Ey sudan yaratılmıs<br />
atesli güzel!<br />
• Ey benim güzelim! Onun cana canlar katan yüzü tıpkı bu yüz! Allah hakkı için söylüyorum; gönüller kapan çalgıcım<br />
bu mu îste bu!..<br />
• Sevgilim! Senin askının yoluna dösenmisim; basıp geçmen için yerlere serilmisim! Yanıyorum; ne olur atesime su<br />
serp! Ey dünyadaki gizli ay, ey Tebrizli Semseddin!..<br />
864. Sanki beden can tekkesi, düsünceler de sofulardır!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1834)<br />
• Ey benim bayram hilalim; bayrama bir görün de, bayram nedir, göster! Ey benim görünmeyen ay yüzlüm; bir görün<br />
de, göklerde dolasan ayın kulagını çek! Kendini ona göster de; "Ay, böyle olur!" de!<br />
• Ey benim varlıgım, ey benim yoklugum; ey benim öfkem, razılıgım; ey benim gerçekligim, gösterisim; ey benim<br />
kilidim, anahtarım!<br />
• Sen, benim aslımsın, mayamsın; benim mescidim, benim kilisemsin; benim cehennemim, benim cennetim, benim<br />
gencim, benim ihtiyarımsın!..<br />
" Arif sairlerden birisi;<br />
"Allahım! Bazan kiliseye gidip itikafa giriyorum, bazan mescide gidiyoruın. Yani ben, ev ev Sen´i arıyorum!" demistir.<br />
• Sen bize cevr edersen, vefa olur, dert verirsen deva olur! Sana layık dilber nerede bulunur; ey benim can gözüm, ey<br />
benim görüsüm!<br />
• Ezelde daha canlar meydanda yokken lütfun, cana can verdi! Herkesin dilegi, istegi candır ama, benim istegim de,<br />
dilegim de Sen´sin!..<br />
• Ey benim güzelim! Senin yüzün benim bayram ayımdır; saçın kadir gecemdir! Senin ırmagına girince bütün<br />
kirlerimden temizlenir, tertemiz bir insan olurum!<br />
• Sanki beden can tekkesi, düsünceler de sofulardır! Hepsi halka olmus zikrediyorlar! Benim gönlüm de, onların<br />
ortasında Bayezid-i Bestamî kesilmis!<br />
• Söylemeyeyim, susayım, herkese yüzümü eksiteyim de, bana sen söyleyesin, karsımda sen olasın; ben, ancak<br />
senden faydalanayım!<br />
865. Baga, bahçeye, bahara söyle; güzellikleriyle övünmesinler!<br />
Benim baharım gelince onlara güzelligi ben gösterecegim!<br />
Müfteilün,Mefailün,Müfteilün,Mefailün<br />
(c.IV.1828)<br />
• Sevgilim, deve imisim gibi, yine benim yularımı tutmus çekiyor! Onun isi, sevdigini çekip götürmek; benim isim de,<br />
yük tasımaktır!<br />
• Beni, katarın öncüsü yapmıs; o sarhos develerin hepsini de benim katarıma katmıs! Benim de yularımı tutmus, çekip<br />
götürüyor!<br />
• Ben, onun sarhos devesiyim; onun yedigi dikenine gönlümü vermisim, tapmadayım! 0, bazan benim yularımı çeker<br />
götürür, bazan da üstüme biner!<br />
• Sarhos deve cosar köpürür, ne varsa kırar döker! Fakat hiç bir deve, benim duydugum zevki duyamaz!<br />
• Gerçekten de cosup köpürünce onun avucuna elimi korum; avucum avucuna degince kanım kaynar, tepemden<br />
dumanım tüter!<br />
• Rsi küçükler gibi görürüm; yükü büyükler gibi çekerim! Yük çekmeye baslayınca, sen, isimdeki güzelligi seyret!<br />
• Nergis gözleri benim kanımı içip mahmurluktan kurtulunca, onun sabrı karan, benim sabrımı kararımı alır göstürür!<br />
• Onun yüzünün hayali, benim gözümün önüne kıble; altına benzeyen sözleri de kulagıma küpe olmustur!<br />
• Baga, bahçeye, bahara söyle; güzellikleriyle övünmesinler; benim baharım gelince, onlara güzelligi ben<br />
gösterecegim!<br />
• Sarap içtigin zaman saraba de ki: "Basımda ne dönüp duruyorsun Galiba, benim mahmurluk veren sarabımı sen<br />
kendi basında görmedin!"<br />
866. Su yeryüzünde dinlenen nagmeler, güzel sesler, gökyüzü nagmesinin çok zayıf kırıntısıdır!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c.IV, 1832)<br />
• Belki bir taraftan ansızın hos bir haber gelir diye kulagımı açtım; etrafı dikkatle dinliyorum! 0 hos haberi, sessizce<br />
bekleyip duruyorum!<br />
• Güzel sesleri, nagmeleri isitmeye alısmıs olan kulak; zaman zaman hem yeryüzünden hem de göklerden güzel sesler<br />
duyar, hos nagmeler isitir!<br />
• Aslında, su yeryüzünde dinlenen nagmeler, güzel sesler, gökyüzü nagmesinin çok zayıf kırıntısıdır! Agızlardan çıkan<br />
beden nagmeleri de, ruh ve gönül nagmelerinin fer´idir, çok zayıf sesleridir!<br />
• Gök gürlemesinin attıgı naraya bak; agaçlara nasıl tesir ediyor Yagmur müjdesi olan o feryaddan sayısız çiçekler<br />
bas gösteriyor, nese ile oynasıp duruyorlar; agaçlarda meyveye gebe olan ne kadar tomurcuklar meydana geliyor<br />
• Yokluga ses geliyor da, yokluk; "Peki!" diyor. "Mademki beni çagırıyorsun, ben, yokluktan varlık yönüne yemyesil<br />
elbiseler giyerek neseli bir halde ayak basıyorum!"<br />
• Bitkilerin hepsi de "elest sesi"ni duydular da, kosmaya basladılar; yaratanın mesti oldular! Onlar yoktular, yokluktan<br />
geldiler! Gül de, lale de, sögüt de yokluk aleminden varlık alemine geldiler!<br />
867. Baharımın nefesleri, gönlü gül bahçesine döndürdü!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. IV.1830)<br />
• Ey benim gönül alan ay yüzlü güzelim! Sen benim dostum oldugun günden beri, gönlümün nuru, agzımdan çerag<br />
gibi ısıklar saçıyor!<br />
• Senin günesinin sıcaklıgı ile gönül, zerre zerre inci oldu; su agır balçık bedenim de, bastan basa gönül kesildi!<br />
• Senin canın ile benim canım ayrı degiller, birlikte yasıyorlar! Ama sen, daha yakına gel, elini gögsümün üstüne koy!<br />
• "Basımın üstüne düsen gölge, acaba kimindir " diye sasırıp kalırım da, senin lütfun seslenir! Der ki: "Kimin olacak;<br />
benim gölgem, benim gölgem!"<br />
• Belalarla dolu olan dünya, senin yüzünden bana cennet oldu! Lutfun, öteki dünyayı nelerle dolduracak, bana ne<br />
ihsanlarda bulunacak, kim bilir<br />
• Sen, elini basımın üstüne koyunca elin, benim tacım olur; belime kusandıgım kemer de, senin saçlarındır!<br />
• Ask kesemi kaptı da, ona; "Hey! Ne yapıyorsun " diye bagırdım. 0, bana dedi ki: "Ne bagırıyorsun Hadsiz hesapsız<br />
nimetlerim senin gözünü doyurmadı mı "<br />
• Benim yapragım yoktu ama, yüregim yaprak gibi titriyordu! 0 bana; ´Korkma!" dedi. "Sen, benim emanımın<br />
haremine girdin!"<br />
• Seni bagrıma öyle bir basacagım ki, vardan da kurtulacaksın, yoktan da. Bütün gece benim çalgıcılanmı seyredecek,<br />
sarkılarımı dinleyeceksin!<br />
• Seni birlige ulastırayım, ebedî olarak mest edeyim de, benim ölümsüz zevkime iyice inan!..<br />
• Baharımın nefesleri, gönlü gül bahçesine döndürdü; erguvan renkli sarabında, yüzü gül bahçesine çevirir!<br />
868. Asık, bizim yasadıgımız su dünyada degildir;o, baska bir dünyadadır!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1861)<br />
• Sarhosların adeti, birbirleriyle dalasmak, gürültü çıkarıp kavga etmektir; kötülüklere düsmektir!<br />
• Asıga gelince, asık sarhostan da beterdir! Zaten asık, bizim yasadıgımız su dünyada degildir; o, baska bir<br />
dünyadadır! Asık olmak ne demektir; sana söyleyeyim: Ask, altın madenine düsmektir!<br />
• Ask için altının ne degeri vardır Asık, sultanların sultanıdır; ask, insanlık tacının bastan düsmesine engel olur!<br />
• Dervis, eski püskü bir hırkaya bürünmüstür ama, koltugunun altında inci vardır! 0, derbederlikten neden sıkılsın<br />
• Gül bahçesinde bülbüle arkadas olup el ele vermek, ruhanî dudu kusları ile sekerler içine dalma zamanı geldi!<br />
• Gönlüm bende degil; ben, onu sana vermisim! Senin yolunda düsmüs düsmüs yıkılmısım! Allah´a yemin ederim ki<br />
ben, düsecek baska bir yer bilmiyorum!<br />
• Kadehi kırdıysam, beni mazur gör! Çünkü ben, senin güzelliginle mest olmusum; aklım basımda degil! Elimi tut da,<br />
tehlikelere düsmeme engel ol!<br />
869. Hakk asıkları, gayb dilberine hayran olmus kalmıslardır!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1880)<br />
• Gece perdesinin arkasındaki su küçük zencilere benzeyenleri gör de, onlarla beraber can isreti sofrasına otur!<br />
• Gece oldugu için halkın hepsi de uyumus ama, asıklar açılıp saçılmıslar birbirlerine ask sırları söylemeye<br />
koyulmuslar! Askolsun; bu hal, ne de hos bir hal!..<br />
• Dostlar, Hakk asıkları cosup köpürmüs; hepsi de candan, gönülden yanıp yakılmıslar! Hepsi de gayb dilberlerine<br />
karsı gönüllerini de, gözlerini de açmıslar, onun güzelligine hayran olup kalmıslar!<br />
• Senin askına kapıldıgımdan beri, dünya askı bana haram oldu; senin »açların bana tuzak olalı, geceler bana mekan<br />
oldu!<br />
• Gece zencisi mest oldu! Hersey sarap kadehi halini aldı! Sarap kadehi ile her varlıgın mest bir hale gelisini, artık o<br />
zencinin gözünden seyret!<br />
870. Sizden önce gelenler, nice akar sular, nice bahçeler terk edip gittiler!<br />
Mefülü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1872)<br />
• Ey bos yere kendini gamlara kaptıran, elde edemedigi dünya malı için üzülüp duran gafil! Kur´an´ı aç da; "Sizden<br />
önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!"-99 ayetini oku!<br />
• Cins atı, süslü egeri yüzünden öfkelenen, gönlünü hasedle, kinle dolduran, dertlere, gussalara düsen! Yürü git;<br />
"Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!<br />
• Rçin bagırsaklarla, dolayısıyla pisliklerle dolu! Aslında sen, pislik içindesin; bir çesit pisliksin! Kendini nefsanî<br />
arzularının, kinlerinin hevasına kaptırmıssın! Ey pisliklerle beraber yasayan, pisliklere bulanan gafil kisi! Git de; "Sizden<br />
önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!<br />
• Ey davalarla, dünyaya ait isteklerle dolu seyh; ey manadan mahrum, gösterise kapılmıs zavallı! Ey yokken var gibi<br />
görünen kisi! Yürü git; "Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!<br />
• Padisahlıgına, beyligine bakma; her gün bir parça ölüyorsun! Zaten günü gelince büsbütün öleceksin, bir yıgın<br />
topragın altına gireceksin! Onu düsün de, git; "Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!"<br />
ayetini oku!<br />
• 0 güzel yüz, o güzel gözler, o isveler, nazlar, o benlikler, o kendini herkesten üstün görmeler nerede kalmıs .. Bütün<br />
beden çürüyüp dagılmıs; o güzel gözlerin oyuklarına toprak dolmus!.. Aklını basına al da, git; "Sizden önce gelen insanlar<br />
nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!<br />
• Yanagını güzellerin yanagına pek koyma, sonunu düsün; yanagın, yüzün çürümüs gitmis, onu hayal et! Yürü git;<br />
"Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!<br />
• Rstersen çok zengin ol, bagın bahçen olsun; isterse konagın, sarayın bulunsun; bunlar ölüme karsı nedir ki ..<br />
Bunlara dayanabilir misin, bunlarla ölümü yenebilir misin Yürü git; "Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice<br />
bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!<br />
• Nerede Firavun gibi, Rskender gibi, Cengiz gibi memleketler alanlar, dünyayı ele geçirenler Nerede binlerce insanın<br />
kanlarını döken zalimler Onlar halka, insanlara ne hizmette bulundular Aklını basına al da, git; "Sizden önce gelen<br />
insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!<br />
• Ey insanların tabutlarını uzaktan görüp de ders almayan, hatta ölümü düsünmeyerek gülen zavallı; ey gözleri<br />
açılmayan gafil! Yürü git; "Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!<br />
Beyitlerin sonunda tekrar edilen cümlelerde, Duhan Süresi, 44/25. ayetten iktibas vardır.<br />
871. 0 yüz, nasıl güzel bir yüzdür ki, geldi de, bagı bahçeyi süsledi!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1879)<br />
• 0 yüz, nasıl güzel bir yüzdür ki, geldi de, bagı bahçeyi süsledi Bu ne hos bir kokudur ki, o koku burnumuza geldi de,<br />
bizi mest etti<br />
• Burası cennet evi mi, yoksa meyhane mahallesi mi Ya Rabbi! Bu ne biçim ev, bu nasıl mahalle ..<br />
• Gönülde, kırmızı saraptan ibaret, kevser gibi bir ırmak akmada; gönül, sevgi ile dolmus! Ya Rabbi! Bu ırmak, nasıl<br />
bir ırmak<br />
• Ey dost! Senin güzelligini, sanatını, yaratma gücünü, kudretini anlamak için bütün dünyada çesitli memleketlerde<br />
yüzlerce bilgin kafa yormus, ölüp gitmis de, Sen yine perde arkasından çıkmamıssın ve hep perde arkasındasın! Ey dost!<br />
Bu ne huydur<br />
• Zevke dalan canlar, aska kapılmıslar da, ikiye ayrılmıslar! Bir kısmı senin askının tesiri ile sarap olmus, bir kısmı da o<br />
saraba testi kesilmislerdir!<br />
872. Sevgili; beni, kendi varlıgımdan tamamıyla kurtar!<br />
Mefulü, Mefa-îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c.IV, 1884)<br />
• Sevgilim! Gel; o gümüs kollarla boynuma sarıl, gögsüme yaslan da, benirn canım senin evin olsun!..<br />
• Ey can; ben, mest oldum, elden çıktım! Ey dost! Gel; o la´l gibi dudaklarla benim mahmurlugumu dagıt!<br />
• Ey sayıları pek az kalmıs olan Hakk asıklarının sakîsi; ey herkesi mest edip bastan çıkaran! Bu sarabı hangi küpten<br />
doldurdun Ey zulmüne kul oldugum sevgili; beni, kendi varlıgımdan tamamıyla kurtar!<br />
• Mademki sen benimle berabersin, hem benim utanma perdemi yırt, hem de gönlümün kanını dök! Ne mutlu bana,<br />
ne mutlu bana!..<br />
• Dosttan gelen sitem, sitem degildir! Mest olmus kisinin suçu bagıslanır; bos yere beni kırma, beni üzme!..<br />
• Ey benim canım! Güzelliginin madeninden, kaynagından çık da, su meydana salına salına gel; madende kaldıkça,<br />
altın bile parlamaz!<br />
• Senin güzelligin, madeninden çıkmıs bir la´l; hangi asıkla beraber olursa, o asıgın canı gama, gussaya düsmez! Can<br />
da, bedende iken hiç kimse kefene sarılmaz, mezara gömülmez!<br />
873. Bir evde iki ev sahibi olursa, o ev yıkık yere döner!<br />
Mefülü, Mefa-îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c.IV, 1883)<br />
• 0 olmadan ne yürümeye, gitmeye, ne de agız açıp söylemeye imkan vardır O´nsuz oturmak mümkün olmadıgı gibi,<br />
yatıp uyumak da mümkün degildir!<br />
• Ey Hakk kuyusunu çalan kisi! Sen, asık olmadıgın için aklın basında oldugundan ve her an bas çekip durdugundan,<br />
bu kapının açılmasına imkan yok tur!<br />
• Bas çekmek, tamahtan ileri gelir! Dünya malına tamah eden kisi, altın ister servet için, yüksek mevkilere ulasmak<br />
için olmayacak isler yapar; kan bile döker!<br />
• Halbuki o tatlı yüzlü asık, Hakk kapısının açılması için varını yogunu, hatta canını bile ; gönül, kus gibi su penceresiz<br />
kubbeden uçar gider!<br />
• "Söyle olsaydı!" "Böyle olsaydı!" "Su gerek!" "Bu gerek!" gibi sözler, gizli sirkten dogar! Fakat gerçek Hakk kulu,<br />
süsen gibi, bu vesveseden kurtulur!-<br />
"Rbrahim Hakkı Hazretleri ne güzel söylemis:<br />
"Deme, su niçin söyle<br />
Yerindedir ol öyle<br />
Bak, sonunu seyr eyle<br />
Mevla görelim neyler<br />
Neylerse giizel eyler."<br />
• Ne gerekse 0 yapar, 0 meydana getirir! 0, tamamıyla inciler yagdırır! Yani 0 herseyi iyi olan, dogru olan tatlı sakînin<br />
neleri vardır, neleri ..<br />
• Bir evde iki ev sahibi olursa, o ev, yıkık yere döner! Ev sahibi O´dur; bense kulum! Ben, su gibi alttayım; 0, yag gibi<br />
üsttedir!-<br />
"Bir sair de; "Bir evde dü-zen olsa, düzen olmaz o evde." (Bir evde iki kadın olursa, o evde düzen olmaz.) demistir."<br />
874. Ben gittim, sevgilinin ayaklarına kapandım;<br />
can da geldi, benim ayaklarıma kapandı!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1858)<br />
* Gönlümün O´na karsı duydugu derin sevgi yüzünden dayanamadım, gittim, sevgilinin ayaklarına kapandım! Benim<br />
bu halimi, bu nesemi gören can da, gizlice geldi, benim ayaklarıma kapandı!<br />
* Fakat bir gün olur da, asktan haberi olmayan ham kisiler gibi, sevgiliye hizmette kusur edersem, gönlüm bana darılır<br />
da, canıma düsman kesilir, ayrılıgı bana layık görür!<br />
* Seher zamanlarında canımın, sevgilinin ayakları altında toprak olmasını dua ettim de, duama, candan "Amin!" sesleri<br />
geldigini duydum!<br />
* Bu gönül, o gizli güzele, manen nasıl yol buldu da ulastı Su can, O´nun canıma canlar katan sevgilim oldugunu nasıl<br />
bir koku aldı da anladı<br />
• 0 bana bir kadeh can sarabı sundu! Ben, nazlandım da; "îstemem!" dedim! "´îstemem!´ olmaz; hatırım için al!" dedi!<br />
• 0 verdiği saf sarabı tattım; sonra bana bir de tortulu sarap verdi! Öyle bir tortulu, öyle bir yıllanmıs sarap ki, onu<br />
içince benim saflıgım, olgunlugum kemale erdi!<br />
875. Ask denizi ne asagıda yeryüzündedir, ne de gökyüzündedir; o, gönüldedir!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1954)<br />
• Ey asıklar! Rçtiginiz içkiler, sevgi sarapları, her zaman içinize sinsin; sizi rahatsız etmesin, agzınızın tadını bozmasın!<br />
Size afiyetler olsun!<br />
• Ey asıklar; afiyetler olsun!" sesleri, arsa kadar yükseldi! Bu söz kervanı arsı astı, ta ötelere ulastı!<br />
• Deniz kıyısından niçin bahsedeyim Can denizinin kıyısı yoktur ki! Ey asıklar; bu can denizi, mekandan da üstündür,<br />
mekansızlıktan da!<br />
• Ey asıklar! 0 nisansız, essiz, benzeri olmayan, o akıl almaz aziz varlıgın eserleri karsısında bizler, bazan dalgalar gibi<br />
ayaktayız, bazan da yerlere kapanıp secdeler etmedeyiz!<br />
• Ey asıklar, ey candan geçenler! Birisi; "Siz kimsiniz " diye sorarsa, hemen su cevabı veriniz! Deyiniz ki; "Bizler,<br />
canın canına can olanlarız!"<br />
• Ey asıklar! Birisi dalgıç degilse, yüzmek bilmiyorsa üzülmesin! Çünkü, can denizi bagıslayıcıdır! Hem de asıklara<br />
incileri bedava, parasız bagıslar!<br />
• Ey asıklar! "Su söyle olmalı imis!" "Bu böyle olacakmıs!" gibi sözler var ya bu sözler, halkı almıs bir çukura<br />
sürüklemistir! Biz, bu sözlerden de kurtulduk, bu düsüncelerden de!<br />
• Gayb aleminin av yerinden; "Sen atmadın; attıgın okları Allah attı!"-denmede! Ey asıklar! 0 oklar, yaysız, kirissiz<br />
olarak her zaman atılıp durmadadır!<br />
"Enfai Süresi, 8/17. ayete isaret var."<br />
• Ey asıklar! Gönlümü kaybetmistim! Onu arayıp bulmaktan ümidimi kestim; döndüm geldim! Bir de baktım ki o,<br />
sevgili ile uyumus kalmıs!<br />
• Ey asıklar! Kaybettigim gönlü, sevgilinin yanında bulunca, ona dedim ki:<br />
"Ne de güzel yatılacak yer seçmissin!" Gönül, güldü de bana dedi ki: "Gül alan, elbette gülbahçesinden gül alır!"<br />
• Ey asıklar! Benim ayagımın altında gül vardır; onların ayakları altında da kil var! Fakat, bunu inkar edenlerin<br />
meclisinde bu hakikati nasıl söyleyebilirim<br />
• Ey asıklar! Canımızın sevgilinin askı ile mest oldugu an, ne mutlu andır! Biz, o an öyle bir hale geliriz ki, iyiyi de,<br />
kötüyü de birbirinden ayırt edemeyiz!<br />
• Ey asıklar! Bu ask denizi, esi görülmemis bir denizdir; buna akıl ermez! 0, ne asagıda yeryüzündedir, ne de yukarıda<br />
gökyüzündedir! îkisinin de ortasındadır; aslında gönüldedir! ´<br />
• Ey asıklar! Sems-i Tebrizî hazretlerinin parıltıları sarktan belirince, yeryüzü de can deryası oldu, gökyüzü de!..<br />
876. Siirim, siirin elbisesidir; fakat, siirin içinde kim var<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün. Failatün, Failatün<br />
(c. IV,1949)<br />
• Sen´i övdügüm zaman söyledigim sözleri ölü bir müride söylesem, mürid dirilir, kefenini atıp kalkar!<br />
• Halbuki, benim müridim ölmez! Çünkü o, lütuflar sahibi Hakk´ın sakîlerinin elinden ab-ı hayat içmistir!<br />
• Ey dirilere kurtulus, ölülere can olan sevgili! Sen; içimde put yontarsın, dısımda put kırarsın!<br />
• Rüzgar, Sen´in yüzünden perdeyi söyle bir kaldırsa, gül, utancından erir, su olur! Ne yesillik güzel kalır, ne de ben<br />
kalırım!<br />
• Bir an için olsun, saraba benzeyen dudaklarını açarsan, gül bahçesinde her yaseminin yapragı mahmurluktan üç<br />
batman olur!<br />
• Bir zaman gelir de, asıklara dem sunar, gönül verirsen, can, zahitlikten kurtulur; biz de, kendimizden geçer gideriz!<br />
• Sen´in bir seyini çalmadıysa, gönlü niçin asmıslar Hırsızın sonu asılmaktır; baska çare yok!<br />
• Her güzellik hırsızı böyle asılsaydı, bütün alem, kadın erkek hırsız olmak sevdasına düserdir!<br />
• Bu çesit asılmaktaki kerametlerin küçügü, ab-ı hayat içmektir, ölümsüzlüge ermektir!<br />
• Mumdaki yanısın tadını zümrüdankaya tattırsaydın, ona pervane gibi kanatlar vermis olurdun da, kendisini yakar<br />
yandırırdı!<br />
• Sanatındaki güzellik, bir an için puthaneye düstü de, bazan puta tapan, put oldu, bazan da put, puta tapan oldu!<br />
• Hz. Ahmed´in medh ü senası haçın üstüne naks edilince, puttan vahdet sırları apaçık duyuldu!<br />
• Ey Hoten güzeli! Askın geldi, gönlün üstüne bindi de, dedi ki: "Böyle bir atı kosturdukça kosturmalı<br />
• Coskunlugun, aklımı basımdan aldı; ben, fitnelere düstüm! Zaten akılsızın nasibi, fitnelere düsmektir; ona bu<br />
layıktır!<br />
• Ben neredeyim, siir nerede Fakat, Türk´ün biri gelir de bana nefes ederse üfürürse, ona; "Hey; sen kimsin " derim!<br />
• Türk kim, Tacik kim, Rum kim, Zenci kim Sen, mülk sahibisin; her gizliyi, her açıgı çok iyi, inceden inceye bilirsin!<br />
• Siirim, siirin elbisesidir; fakat, siirin içinde kim var Ya elbiseyi süsleyen huri, yahut da elbiseyi soyan seytan!..<br />
• Seytanın siirini basımızdan atalım, huriyi bagrımıza basalım!<br />
877. Ben; susan, hareket etmeyen bir avuç topraktım;Sen beni var ettin!<br />
Meffllü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. IV,1934)<br />
• Ey aydın ısık; bizi bırakıp gitme! Gitme de, Sen´in ısıgınla benim gibi manen olmüs binlerce ölü dirilsin!<br />
• Sen´in ısıgınla her dikenin gönlünden yüzlerce nergis, yüzlerce yasemin, yüzlerce süsen açılıp saçılsın!<br />
• Her dal, binlerce meyve versin; her taze gül, binlerce gül bahçesi kesilsin!<br />
*Gecenin canına, ısık gibisin; yahut, her ısık saçan kandilin canına yag gibisin!<br />
*Evin penceresinden günes gibi içeri girersin; yahut, kapısı kapalı evin penceresisi<br />
*Günes, Sen´in yüzünden atesler içinde kalmıs; yahut ay, Sen´in için gökyüzüne harman sermis!<br />
*Sen´den baska hiç kimse kıs mevsiminden baharın intikamını alamaz!<br />
• Bag da, bahçe de, çayır çimen de Sen´in askınla cosmus! Gül, Sen´in sevdana kapılmıs da, yakasını, etegini yırtmıs!<br />
• Pazardan geçtigin gün, Sen´i gören her erkek, her kadın kendinden geçer, kendini bırakıp gider!<br />
• Sen sabah sarabı oldugun gece, beden de, can da harap olur gider!<br />
• "Sus!" dedin, emrine uyup susuyorum! Çünkü Sen, beni söyletmek istemiyorsun!<br />
• Gönül rebabının kulagını bükersen, o zaman ben; "Ten, tenen, ten!" diye söylenmeye baslarım!<br />
• Ben, zaten susan, hareket etmeyen bir avuç topraktım; Sen, beni var ederek mestettin!<br />
• Ben, su varlıgı bırakayım, toprak olayım da, beni bir baska sekilde yarat, baska sekilde var et!<br />
• Sus; söz de varlıktan dogar! "Susunuz!" emrine uy, dilsiz ol!<br />
"Suresi, 7/204. ayete isaret var."<br />
878. Her an, su gökyüzünden ses gelmededir!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1948)<br />
• Her an, su gökkubbesinden ses gelmededir! Bu ses; "Biz, gögü kudretimizle yaptık; Biz, onu genisletmedeyiz!"<br />
ayetini okumadadır!<br />
"Zariyat Suresi, 51/47. ayete isaret var."<br />
• Toprak olacak, çürüyecek bu bas kulagı ile degil de, can kulagı ile bu sesi duyanlar, zaman zaman; "Tövbe ederler,<br />
ibadet ederler, hamd ederler, oruç tutarlar!"<br />
" Tevbe Suresi, 9/112. ayete isaret var."<br />
• Yüce dereceler sahibi Allah´tan bir merdiven elde edin! Çünkü: "Ruhlar da, melekler de O´na yükselirler!"<br />
"Mearic Suresi, 70/4. ayete isaret var."<br />
• Hayal marangozu, ne zaman göge bir merdiven kurar; buna imkan var mı Bu merdiven, ancak; "Her sey dönüp<br />
Biz´e gelir!"diye buyuranın elindedir!<br />
"Enbiya Suresi, 21/93. ayete isaret var."<br />
• Bu merdiveni, sabır ve sükür keseri ile yapmadıkça; "O´na, ancak sabredenler nail olur!" ayetini okumaya kalkısma!<br />
" Kasas Suresi, 28/80. ayete isaret var."<br />
• Bu keser, kimin elinde, onu gör de, ona hosça teslim ol! Yoksa; "Biz üstünüz!"deyip de, keserle inada kalkısma!..<br />
"Suara Suresi, 26/44. ayete isaret var."<br />
• Birkaç basamak yükselince, sag taraf ehlinden, iyi insanlardan olursun fakat, damın üstüne çıkınca; "îleri gidenlerin<br />
de ilerisine geçersin!"<br />
"Vakıa Suresi, 56/10. ayete isaret var."<br />
• Ey sofu! Dünya tekkesinin sofusu isen, yüksel; "Gerçekten de biz, saf kuranlarız!" diyenlerin safına gir!<br />
"Saffat Suresi, 37/165. ayete isaret var."<br />
• Fakirlik, yoksulluk tamamlanıp son haddine varınca; "Allah´tan baska bir sey kalmaz!" sözüne kulak ver! Fıkıh ilmi ile<br />
ugrasıyorsan; "Onlar anlamalar!" kelamından kendini kurtar!<br />
111 Saffat Suresi, 37/165. ayete isaret var.<br />
112 Kasas Suresi, 28/88. ayete isaret var.<br />
113 Enfal Suresi, 8/65. ayete isaret var.<br />
* Nun harfi gibi rukuda isen, kalem gibi secdeye kapanmıs isen; "Nun ve kaleme ve yazdıklarına yemin ederim<br />
ki!"ayetinde oldugu gibi, yazılanlara ulas; onların manaları ile birles!<br />
"Kalem Suresi, 68/1. ayete isaret var."<br />
* "Onlar görür!" vaktinden önce; "Yakında görür!" ayetinin gözü gibi ol! Dalkavukların önünde dalkavukluk edenin<br />
hali gibi, bu dayanma, bu sabır ne olur<br />
"Kehf Suresi, 18/53. ayete isaret var. "<br />
• Sedir agacı gibi kök sal da; "Onda hiç bir süphe yok!" alemine dal! Böylece ölüm nefesinden, dalın, yapragın<br />
titremesin!<br />
"Bakara Suresi, 2/2. ayete isaret var. "<br />
• Dikkat et de bak! 0 bahçe; "Üstünde dolasan felaket yüzünden kavrulmus, kararmıs!" Onların düsünceleri de<br />
yanmıs, bahçeleri de! Halbuki; "Onlar, uyuyakalmıs!"<br />
"Kalem Suresi, 68/19. ayete isaret var."<br />
879. Yenyüzünün bütün sırları, ilkbahar mevsiminde kendini gösterir!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,1945)<br />
• Basa hosluk veren her sey, sevgilinin bir kokusudur; gönlü hayretlere düsüren her sey, sevgiliden gelen bir ısıktır!<br />
• Rkbahar gelince toprakda ve topraktan bas kaldıran her seyde gördügün o coskunluk nedendir, biliyor musun Benim<br />
ask meyhanecim, yeryüzüne bir yudum ask sarabı döktü de, ondan!..<br />
• Kimi duygusuz, donmus görürsen, bil ki, bu dünyaya, bu dünya isine asık olmus, kendini ona vermistir! Sen, onun<br />
isine bakma; sen, benim isime bak!<br />
• Yeryüzünün bütün sırları, ilkbahar mevsiminde kendini gösterir, meydana çıkar! Benim baharım gelince de, benim<br />
sırlarım gönülden bas kaldırır, yeserir!<br />
• Yeryüzünün gül bahçeleri, yeryüzü dikenleri ile örtülür! Halbuki, benirn gül bahçem açılınca, benim dikenim kalmaz!<br />
• Sonbaharda sararıp solanlara, hasta olanlara ilkbahar bir serbet içirir; fakat benim ilkbaharım gelince, benim<br />
hastalıgım basgösterir!<br />
• Soguk soguk esen sonbahar rüzgarı nedir, bilir misin Senin inkarının nefesidir! îlbahar mevsiminde esen hos kokulu<br />
tatlı rüzgar nedir Benim imanım, ikrar nefesimdir!<br />
880. Ney gibi beni feryada getiren Sen´sin!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c.IV, 1914)<br />
• Eger beni istiyorsan, sarap kadehini bana sun; eger beni istemiyorsan, eger bana doymus, benden bıkmıs isen, iste<br />
ben gidiyorum; beni bırak!..<br />
• Beni ney gibi feryada getiren Sen´sin; beni, çeng gibi akord et, seslendir!<br />
• Bana; "Senin güzel sesin var; seslen, bir seyler söyle!" diye, def gibi, silleler vurup duruyorsun!..<br />
• Zaten ben, def gibi, senin elindeyim; yüzümü sana çevirmisim, kendimi sana teslim etmisim! Yüzümü kafa yerine<br />
koy, silleler vur; çekinme!..<br />
• Ey ney; sen, gece gündüz neyzenin dudagı ile dost olmussun! Ne olur, o dudaktan bir öpücük de bize iste!..<br />
• Sen, öpüse düskünsün; daima neyzeni öpüp duruyorsun! Bu yüzden de horlanıyorsun, küçük görülüyorsun! Ama<br />
sen; "Cömertlik et; bizi de öp!" desem, beni dinlemezsin!<br />
* Ey ney! Sen, yaralı bir kamıs parçası idin; seni çalan dudakların efsunu ile .ekerle doldun! Ey seker kamısı; haydi,<br />
sekerle doldugun için sükret!<br />
* Ey ney! Güzel sesin var ama, bu sükür sayılmaz! Seker gibi tatlı bir sesin var ya, sen, o sesle seslen, o sesle<br />
sükret!<br />
881. Cismanî arzularının baglarından kurtul da,<br />
can padisahının emanına ulas!<br />
Mefülü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. IV,1931)<br />
• Akıl, askın elinden afyon yuttu ve bu yüzden delirdi!<br />
• Bugün, delinin askı da, akıllının aklı da deli divane oldu!<br />
• Denize asık olan ırmak, denize dogru kosup onun kucagına düsünce, kendisi deniz oldu; ırmaklıgı kalmadı!..<br />
• Akıl kalktı, aska gitti; onu, bir kan denizi olarak gördü! Onun içine girdi ve ortasına oturdu!<br />
• Kan dalgaları, aklın basından astı; onu her tarafından sarıp "cihetsizlik"e dogru götürmeye çalıstı!<br />
• Sonunda akıl, kendisini tamamıyla kaybetti; askla gençlesip güzellesti!<br />
• Kendini kaybedince öyle bir yere ulastı ki, orada ne yer var, ne de gök!<br />
• Rleri gitse ayagı yok; otursa ziyan edecek!<br />
• Derken, ansızın o mahvolus yanından (bî-çün: neliksiz, niteliksizlik) nur dünyasından<br />
• Latîf nurlardan meydana gelmis bir sancakla yüzbinlerce mızrak gördü anlara meftun oldu!<br />
• Saskınlıga tutulmus, yürüyemez hale gelmis olan ayagı yürür oldu; o acaip alemde yola düstü, yürümeye basladı!<br />
• "Belki oraya ayak basarım da, kendimden de kurtulurum, kendimden asagı olanlardan da kurtulurum!" diye<br />
düsünüyordu!<br />
• Derken, önüne iki vadi çıktı; birisi ates dolu idi, öbürü ise güllük gülistanlıktı!<br />
• "Atese atıl, atesin içine gir de, gül bahçesinde neselere, safalara dal!" diye hatiften bir ses geldi. 0 ses diyordu ki:<br />
• "Dikkatli ol; eger önündeki atese dalmaz da güllük vadisine dalarsan, kendini külhan atesinin içinde bulursun!..<br />
• Ates vadisine dalarsan, Hz. îsa gibi, meleklerin kanatları üstünde göklere yükselirsin! Eger sasırır da gülistana<br />
girersen, Karun gibi, yerin dibine gömülrsün!<br />
• Kaç; dünyaya ait cismanî arzularının baglarından kurtul da, can padisahının emanına ulas!"<br />
• 0 padisah, Tebrizlilerin övündükleri Semseddin´dir! Sen de onu öv; o, bütün övgülerin, medh ü senaların üstündedir!<br />
"Hz. Mevlana bu gazelinde, Hakk asıgının hakikate varması için atesten gömlek giymesi gerektigini, çok hos<br />
benzetmelerle açıklamaktadır. Seyh Galib hazretleri de Hüsn ü Ask adlı kitabında, Asıgın atesten nehirleri geçmesi<br />
gerektigini anlatır. Esrefoglu Rümî hazretleri de; "0l dost için aguları / Seker gibi yutmak gerek" diye buyuruyor. Fransız<br />
yazan Andre Gide de Dar Kapı adlı romanında, asıgın çok ızdırap çekmesi, çok sıkıntılara katlanması, çok dar kapılardan<br />
geçmesi gerektigi üzerinde duruyor ."<br />
882. Küfürle iman, yumurtanın akı ile sarısına benzer!<br />
Aralarında bir berzah vardır; birbirlerine karısmazlar!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,1940)<br />
• Ey ermis kisilerin canı! Ay, sevkinle oynuyor; Zühre yıldızı da askınla tef çalıyor! Kadınlar da, tefleri ile askımızı<br />
etrafa yayıyorlar!<br />
• Benim askımla Sen´in güzelligin, her meclisde söylenmededir, her meclise meze olmustur! "Evvelce söyle idi, simdi<br />
böyle oldu!" diye, bizim askımız, bütün sehirde herkesin dilindedir!<br />
• Gönüllerde, ask okundan yüzbinlerce yara var fakat, ortada ne ok görülüyor, ne de yay!<br />
• Asıgın kanı, gözyası oldu! 0 gözyasından yesillikler bitti ve bu yesilliklere gül yüzün aksetti de, her taraf güllük<br />
gülistanlık oldu!<br />
• Kıs gibi soguk ayrılık, yolları kesmisti, kaplamıstı da, bagın bahçenin çiçekleri bir zindanda hapsolup kalmıslardı!<br />
• Baharın adaleti ile yollar emniyete kavustu! Bu yüzden yesillikler, ellerinde yalın kılıçlarla göründüler; goncalar da,<br />
mızrakları ellerinde olarak meydana çıktılar!<br />
• Ey insanlar; kalkın, dısarı çıkın! Atlarınıza binin ve kırlara açılın; baglara bahçelere gidin! Onlar; ötelerden, çok uzak<br />
yollardan geldiler! Onları karsılamak, onlara; "Hosgeldiniz!" demek adettir!<br />
• 0 yesillikler, yüklerini, denklerini bagladılar; yokluk ülkesinden kalktılar, deniz tarafından geldiler! Denizden gelirken<br />
günesin yüzünden havaya çıktılar, göklere buse verdiler!<br />
• Onlar; burç burç bütün gökleri dolastılar, her yıldızdan yararlandılar, sermaye aldılar! Ve nihayet bize, su toprak<br />
alemine bir çok armaganlarla geldiler!<br />
• Su ile ates, onlara, gökyüzünden her an yardım etmededir! Onlar, birkaç gün su yeryüzünde misafir olarak kalırlar;<br />
sonra yine giderler! Bu hep böyledir; böyle gelir, böyle gider, böyle sürer!<br />
• Onların sofraları, rüzgarın basındadır; kaseleri de seher rüzgarının elindedir! Onların yedikleri yemekler, o sofraya<br />
oturanlardan baskasından gizlidir! Çünkü, yemek kaplarının üstünde kapaklar vardır!<br />
• Sofralar gelince herkes; "Tabaklarda ne var " diye soruyorlar! Soranlara hal dili ile diyorlar ki:<br />
• "Herkes bu sırlara mahrem olsaydı, tabaklar hiç örtülür müydü Canın gıdası, can gibi gizlidir; bedenin gıdası ise,<br />
ekmek gibi meydandadır!<br />
• Ekmegin zevkini, ancak aç kimse bilir; tok olan, o zevki, hiç bilmez! Ekmekçi dükkanındaki ekmeklerden dükkanın<br />
ne haberi vardır<br />
• Ekmekçi aç olsaydı, ekmegi hiç satmazdı; seher rüzgarı gülün kıymetini bilseydi, onu saçıp dökmezdi!<br />
• Sevgilinin kadrini bilmeyenin, onu elden çıkaranın zevki, askı yoktur; o, asık degildir! 0, gerçekten de degersiz, alçak<br />
bir kimsedir!<br />
• Gizlemek, meydana çıkarmaya tam sebeptir; susmak, dilsiz gibi davranmak da, anlatısın ta kendisidir!<br />
• Hayatta iken yaptıkların, her düsünce çocugunun, senin ölümünden sonra mezarının etrafında; "Baba, baba!" diye<br />
dönüp dolastıklarını görürsün!<br />
• Güzel düsüncelerinden huriler, güzel dehkanlılar dogar; çirkin düsüncelerinden ise koca seytanlar meydana gelir!<br />
• Mühendisin gizli düsüncesini, tasavvurunu seyret; ondan kösk olmus, saray meydana gelmis! Ezelî takdirin sırrına<br />
bak; ondan bunca dünyalar var olmus!<br />
* Kendi sırrını, gizledigin seyi biliyorsun ama, o gizlideki gizleneni bilmiyorsun! Gizlenen, gönüle benzer; gizledigin sey<br />
de, dil gibidir!<br />
• Gizledigin sey güzel bile olsa, emin olma! Emin olma ki, emin olmayanlar daima eman bulurlar!<br />
• Selvinin bas kaldırıp yükselmesi, gülün gülmesi, bülbülün ötmesi, güzel, sıcak yüzlü meyveler hep sonbaharın soguk<br />
rüzgarının nefesidir!<br />
• Mutlu zamanlarımızda nice defalar betimiz benzimiz sararıp soldu! Gayb aleminden fırlayıp gelen nice oklar var!<br />
• Lalenin yanakları parıl parıl parlıyor! Padisahın kızgınlıgından gönlü yanmıs basagın içi faydalarla dolu fakat, derin<br />
düsüncelere dalmıs, boynu bükülmüs!<br />
• Penbe gül, kırmızı gülün inadına bir dükkan açmıs, renklerle süslenmis ama, kokusu yok!<br />
• Asmaların ayakları kaydı da, yere yüz koydular! Fakat sonunda; "Secde ederler!" hitabıyla koruklukları öldü,<br />
olgunlastılar ve üzüm verir hale geldiler!<br />
"Rahman Suresi, 55/6. ayete isaret edilmistir."<br />
• "Ey sasırıp kalmıs nergis! Aptal aptal bahçeye bakıp duruyorsun!" dedim. Dedi ki: "Ben herkesin kusurunu arıyorum;<br />
öyle bir haldeyim ki, dünyalara sıgamıyorum!"<br />
• "Ey süsen! Yazıklar olsun sana; dilini niçin çıkardın " diye sordum. "Ya bizim gibi konusma, dilini tut, yahut da<br />
durumu anlat!"<br />
• Dedi ki: "Dilim söz söylemez ama, halimizi bildirir! Rsin sonu iyi olmasaydı, hiç çimenler gelisir, yeserir miydi "<br />
• Sögüt agacına dedim ki: "Neden bodur bir halde yaya kaldın, boyun uzamadı " Dedi ki: "Ben küçük kalmayı, gönül<br />
alçaklıgını akarsudan ögrendimde, ondan!"<br />
• Kırmızı elmanın eksi olusu, bir bakıma, sevgiliyi hatırlatmaktadır! Çünkü, güzellerin somurtması, onları daha güzel<br />
bir hale getirmektedir, onları süslemektedir! "<br />
• Ya seftali agacının dalları neden kısadır, alçaktır Seftali toplayanlara seftalilerini kolayca vermek için degil mi ,<br />
• "Ey kavak agacı!" dedim. "Su uzayıp gitme ile, aleme rezil oluyorsun! çünkü, ne çiçegin var, ne de meyven!" "Sus!"<br />
dedi. "Aklını basına al, böyle ; söyleme!..<br />
• Eger benim çiçegim, meyvem olsaydı, senin gibi kendimi begenirdim, benlige kapılırdım! Halbuki simdi, kendimi<br />
görmeme imkan yok! Basımı kaldırmısım, yukarıdan bakıyorum ama ben, kendini görenleri, benlige kapılanları seyredip<br />
duruyorum!"<br />
• Nar, ayvaya; "Benzin neder sarı " diye soruyor. 0 da; "Senin içinde sakladıgın inci taneleri yüzünden sarardım<br />
soldum!" diye cevap veriyor.<br />
• Nar ona; "îçimde sakladıgım incileri nasıl oldu da bildin " diye sordu. Avva da dedi ki: "Kabına sıgamıyorsun;<br />
gülüyorsun, nar tanelerini gösteriyorsun! Onun için bildim!<br />
• Sen, daima gülüyorsun! ister gül, ister gülme; alem, cennettekilerin gönülleri gibi, senin yüzünden neseli, senin<br />
yüzünden gülüyor!<br />
• Fakat, simsek gibi gülüs, bulut gibi aglayısın sebebidir! Bulut aglamasaydı, simsek çakmazdı, gülmezdi!"<br />
• Topragın yüzünü kara, fakat içini aydın gördüm! Anladım ki, su geldi de onun içini yıkadı, onu tertemiz bir hale<br />
soktu!<br />
• Topragın içi temizlenince, o da, temiz su ile dost oldu, onu bagrına bastı! Bu dostluk, bu sevgi yüzünden kara<br />
toprak, cennet bahçelerinde oldugu gibi, sayıya sıgmaz dallar bitirdi, meyveler verdi!<br />
• Su hıyarlar, su kavunlar, hac kervanlarında yaya kalmıs hacılar gibi, yavas yavas ayaklarını sürüyerek yorgun argın<br />
geliyorlar!<br />
• Kanlar içen çöle bakarsan görürsün ki, emana kavusmak için "Ol!" emrine uyuyor da, herseyi; "Lebbeyk!" deyip<br />
yokluktan varlık alemine kosa kosa geliyor!<br />
"Bakara Suresi, 2/117. ayete isaret var."<br />
• Yukarıda; "Yaya kalmıslar!" dedim; bu da söz mü Onlar; Ashab-ı Kehf gibi uykuda bile yol alıyorlar! Hani onlar yan<br />
üstüne yatmıslardı ama, ta ötelere, göklere kadar gitmislerdi!<br />
• Bu topluluga, su kabagı da gelip katıldı, ipe tırmandı! Bu tırmanısı o nerede gördü, nereden bildi, kimden ögrendi 0<br />
çıkıp giden, uzayıp yükselen ipi ona verenden bildi, ondan ögrendi! .<br />
• Su yesillikler, su yasemenler, su meyveler zaten bizim rızkımız; çöllerde, ovalarda bulunan o ot, o diken, o toprak<br />
onun rızkı!..<br />
• Herkesin rızkı baska çesit; o nasip, o meyve, o rızık baska toplulugun! Bizim onlardan tiksinmemiz, onların üstüne<br />
düsmeyisimiz, onları bizden koruyor!<br />
• Yüzbinlerce karıncanın, yılanın, yüzbinlerce rızık yiyen canlıların her biri, payını aramadadır; her biri feryad edip<br />
durmadadır!<br />
• Her ilaç, bir derdin dermanı; her seyin bir iste neticesi var! Hani sifalı otlar var ya, hekimlik bilgisine sahip<br />
olanlardan baska hiç kimse onları bilmez, tanımaz!<br />
• Ot vardır, bize zehirdir! Onlarca panzehir, bize göre dikendir fakat, deveye hurmadır!<br />
* Cevizle bademin içi özdür, güzeldir; dısı kabuktur! Özler, tıpkı tavuk yumurtası gibi, kabukları içinde olgunlasır!<br />
* Hurma, dıstan hostur ama, içi çekirdeklidir! Onun aksi ol, ey merhametli dost! încir gibi için de güzel olsun, dısın da!<br />
* Agacın su çekisi kökten baslar! Cenab-ı Hakk´ın, canı merdivensiz olarak yücelere çekisi gibi, ta yukarılara, dalların<br />
ucuna kadar çeker götürür!<br />
* Su esip duran rüzgar, çiçek tozlarını ve meyvelerin tohumlarını erkeklerin organlarından alır, dallara, topraklara<br />
götürür! Böylece, dallar ile topraklar gebe kalır! Rüzgarlar, sanki erkek Arap atlarıdır; dallar da disileri, asraklarıdır!<br />
* Bahar mevsiminde kuslar, sıcak yerlere göçerler! Serseri misafirler gibi surada burada yuva yaparlar, bir müddet<br />
orada kalırlar!<br />
* Kuslar ötüsürken, binlerce sırlar söylerler; "Filan göçecek, filan onun yerini utacak!" derler!<br />
* Su hüdhüdler, Hz. Süleyman´dan mektup getirmislerdir! Fakat, nerede kus dilini bilen bir kisi ki, o mektupları<br />
terceme etsin!<br />
* Leylek, bütün kusların arifidir; "Leklek!" der dururlar! Onun ne dedigini biliyor musun "Ey yardımı istenen Allah;<br />
mülk de Sen´indir, emir de »Sen´indir! Hamd ve sena, ancak Sana mahsustur!.."<br />
* Ey can! Yaylaya çıkma zamanı geldi; kıslık beden evini bırak! Türkmenlerin adetini, hiç olmazsa kuslardan ögren!..<br />
* Kuslar gibi, kendine kendin gözcü ol! Allah´ı tesbih et; tesbihin, sana ordugah olur! Allah´ı tesbih et!<br />
* Ask, öyle bir günestir ki, ancak asıkların gönüllerini yakar yandırır! Ona, Rkbahar, sonbahar yol bulamaz; ancak can<br />
sevgisi yol bulabilir!<br />
* Mademki ask bizi zamandan da, zeminden de çıkarıp götürmededir, o halde, emin olalım; yok olmayacagız! Onun<br />
lütfu ile, ihsanı ile, onun cömertligi ile biz, ölümsüzüz!<br />
"Faruk Nafiz merhumun su mısralan da bize müjde veriyor:<br />
"0 büyük Rabb ki, ufuklar boyu nimetlerini<br />
Hüsn ü an, reng-i füsun, ask-ı cünun mahserini<br />
Gayr-i kafî görerek sevdigi biz kullarına<br />
Simdiden va´d ediyor baska bir alem yarına"<br />
* Su yeryüzünü de, su zamanı da, içinde bir kus yavrusu bulunan bir yumurta gibi düsün! Kus, karanlık yerde<br />
mahbustur; kanadı kırıktır, hor ve hakir görülrnededir!<br />
• Küfürle iman, yumurtanın akı ile sarısına benzer; aralarını ayıran bir berzah vardır! Bu sebeple, birbirlerine<br />
karısmazlar!<br />
"Rahman Suresi, 55/20. ayete isaret var."<br />
• Anaç kus, Allah´ın, lütuf ve keremi sonucu olarak, ona verdiği analık duygusu ile yumurtayı kanatları altına alınca<br />
yavru kus, küfrü de, imanı da yok ederek yumurtadan "vahdet kusu, birlik kusu" olarak çıkar!<br />
" Bu son üç beyitte, "vahdet-birlik" konusu, yumurta örnegi ile anlatılmaktadır. Yanlıs anlasılmaması için bazı<br />
marozatta bulunacagım: Önce; küfür nedir, iman nedir, onu arzedeyim. Küfür; Allah´ı inkar etmektir. Rman ise, Allah´ın<br />
varlıgına inanmaktır. Aslında, küfür de bir inançtır. Yani, küfrü benimseyen kafir dedigimiz kisi de, Allah´ı inkar etme<br />
inancını tasımaktadır. Allah´ın varlıgına inanan "mümin" ile inanmayan "kafir", birbirine zıt düsen inanç sahipleridirler.<br />
Biz, bizim inancımızı tasımayanlara kafir diyoruz. hiristiyanlar, musevîler de, bizim dinimizde degillerdir ama, Allah´a onlar<br />
da inanmaktadırlar. Biz, onlara da kafir mi diyecegiz<br />
Mevlana, kafir dedigimiz kisinin son nefesinde imana gelebilecegini düsünerek hiç kimseye kafir dememektedir.<br />
Müslümanlık, Allah´ın en son gelen semavî dinidir; Peygamber Efendimiz de en son peygamber oldugu için bizden evvel<br />
gelen dinlerin hükmü kalmamıstır. Ama, bugün dünyada, müslümanlardan daha çok baska dinlerde olanlar var.<br />
Allah da, yalnız müslümanların Allahı degildir; "Rabbü´l-alemîn" yani, bütün alemlerin, herkesin Rabbi´dir. Tasavvufî inanca<br />
göre biz insanları inançlarına göre ayırıyoruz. Allah´ın nazarında bütün insanlar birdir; hepsi de O´nun kuludur. Herkes de,<br />
kendi inancını dogru bulmaktadır.<br />
Bugün dünyada mevcut çesitli dinler ve mezhepler arasında müslümanlık, yukanda arzettigim gibi, en son din oldugu<br />
için "hidayet yolu"dur. Diger inançlar "dalalet-sapıklık yolu"dur. Aslında, "hidayet yolu" da, "dalalet yolu" da O´nun takdir<br />
ettigi bir yoldur. Hz. Mevlana; "Egri yazı da, dogru yazı da Sen´in mektebinde yazılmıstır!" (Dîvan-ı Kebîr, c. VI, 2778)<br />
buyurmaktadır. Onun için, Ziya Pasa merhum da;<br />
"Birdir nazar-ı Hakk´da mecus ile müselman. (Mecusî ile müslüman Allah´ın nazarında birdir!)" demistir. Çünkü, ikisi de<br />
O´nun çizdigi yolda yürümektedir. Rste, Hz. Mevlana bu uç beyitte "vahdet-birlik" görüsünü bu misallerle açıklamıstır. Bu<br />
gazelden sonra gelen gazelin üçüncü beytini, lütfen dikkatle mutalaa buyurunuz.<br />
883. Dünyanın bütün güzel yüzlüleri, bizden güzellik çaldı!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1947)<br />
• Ay yüzlülerin olan sevgilim, hastalarının yanına geldi de dedi ki: ´Ey sapsarı yüzler, ey benim safran bahçem!<br />
• Safran bahçemi sulayacagım; ab-ı hayatımla onları gül haline getirecegim !<br />
• Zaten sarı renkler de, kırmızı renkler de, güller de, dikenler de, hepsi hepsi bizim emrimizde, bizim hükmümüzdedir!<br />
Bizim yazımızdan, bizim fermanımızdan baska bir seye uymazlar!<br />
* Dünyanın bütün güzel yüzlüleri, bizden güzellik çaldı; hepsi de zerre zerre bizim güzelligimizi, bizim ihsanımızı<br />
gördü!<br />
• Bu güzellikler, onlara belirli bir zaman için igreti olarak verildi! 0 ay yüzlüler, zamanla sararıp solarlar; yüzleri,<br />
sonbahar yapraklarına döner! Hırsızların, bizden güzellik çalanların hali budur!"<br />
884. Akıllının biri gelir de asıklar arasına katılmak isterse, biz, ona yer vermeyiz!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.IV, 1955)<br />
• Mest olmus, kendilerinden geçmis, akıllarını kaybetmis kisilerin arasında bir akıllının bulunması, ne acınacak bir<br />
haldir! 0 kisiye ne yazıktır, ne yazıktır, ne yazıktır; ne yazık!<br />
• Ey sakî! Sen, korkmadan sarap sun; herkese birbiri üstüne sarap sun da, dünyada akıllı bir tek kisi bile kalmasın!<br />
• Sevgili bana; "Sen gerçekten asık isen, aklını kaybet, deli divane ol!" diyor! gerçekten de, delilerin içinde bir akıllının<br />
bulunması yersizdir, manasızdır!<br />
• Akıllının biri gelir de biz asıkların arasına katılmak isterse, ona yer vermeyiz, onu istemeyiz! Ama bir asık gelince,<br />
onu elinden tutar, içeri alırız; ona; ´Hosgeldin!" deriz!<br />
* Ayıp dedikleri sey neden meydana gelir Bir seyi neden ayıp görürsün Usanmıs, melül olmus akıldır! Susuz bir kisi,<br />
yagmur bulutunu ayıplar mı<br />
• Bir ham kisi tutar da seni bir bakırcıya götürürse, Yusuf ol, bir köle gibi satıl; zararı yok! Bir diken senin degerini<br />
bilmezse, sakın üzülme! Sen gül bahçesi ol da, o seni diken bilsin!<br />
• Sen, Hz. îsa ol da, senin evin olmasın; ne zararı var! Sen, göz ol da, sana bir göz örtüsü kalmayacakmıs; kalmasın!<br />
885. Seninle benim bir ayrılıgımız yok ki; "sen" "ben" deyip duruyorsun!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1930)<br />
• Bugün sen mi daha güzelsin, ben mi daha güzelim Sen; bensiz nasılsın, benimle beraber olunca nasılsın<br />
• Hayır, hayır! "Ben" "sen" deme; bunları bırak! Zaten sen ben ayrı degiliz ki! Seninle benim bir ayrılıgımız yok ki;<br />
"sen" "ben" deyip duruyorsun!<br />
"Mevlevî sairlerinden Esrar Dede merhum bir rubaîsinde söyle buyuruyor:<br />
"Ben, ben dedigim, ben dedigim sensin hep<br />
Canım dedigim, ten dedigim sensin hep<br />
Manend-i kudüm sîne-i kuban oldum<br />
Tenna tenena ten dedigim sensin hep."<br />
Fuzulî merhum da Leyla vü Mecnun´unda, Leyla, Mecnun´u sahrada buldugu zaman Mecnun´un agzından sunları<br />
söyler:<br />
"Benden teberrî eyledin beni sen<br />
Kime arz eyleyeyim seni ben<br />
Bende olan asıkar sensin<br />
Ben hod yokum, ol ki var, sensin<br />
Ger ben ben isem nesin sen ey yar<br />
V´er sen sen isen, neyim men-i<br />
• Sen, sensiz, ötelerde, ta gögün üstünde idin; ben de, yıllar boyunca bensiz dim!<br />
• Ben kabuktayım, kabuk gibiyim; sense özsün, özüm gibi tatsın, sudan ibaretsin! Ben nerdeyim, sen nerdesin<br />
Kabukla öz bir olur mu<br />
• Cömertligi ile meshur Hatem-i Tay nekesligi bırakıp cömertlik kapısını açtı da, ondan sonra; "Benim, ben!" dedi!<br />
• Ben, nekesligi de bagısladım, cömertlikte ben, Hatem-i Tayî´den de ilerdeyim!<br />
• Sen, güzel yüzlü, latif bir cansın; ben de, güzel yüze karsı ayna tutan bir kisiyim!<br />
886. Ey neseli dost; dilerim, yüzün her zaman gülsün!<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe-ulün<br />
(c. IV, 1923)<br />
* Ey ay yüzlü, neseli dost; dilerim, yüzün her zaman gülsün! » 0 ay, hiç kimseden dogmamıstır; dogduysa, süphesiz<br />
gülerek dogmustur!<br />
• Ey Yusufların Yusufu! Sen, adalet tahtına gülerek geçtin, oturdun!<br />
• Daima kapalı bulunan o kapı, o ask kapısı, senin yüzüne gülerek açıldı!<br />
• Ey ab-ı hayat! Gelip yetistin de, ates de güldü, rüzgar da güldü, toprak da güldü!<br />
887. Ey dost; sen bizden ayrılma da, belayı, gamı bizden ayır!<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe-ülün<br />
(c. IV,1928)<br />
• Ey dost; bizi azarlamayı bırak da, derdimize deva ara!<br />
• Ey dost! Sen bizden ayrılma da, belayı, gamı bizden ayır; bizi onlardan kurtar!<br />
• Düsünce, bir hırsız gibi geldi, gönle girdi! Sen sarap ver, mest et de, o hırsız defolup gitsin!<br />
• Sen, gamlar içinde bulundugun halde neseli ol; vefasız olan, vefa nedir bilmeyen su dünyada, sen vefalı ol!<br />
888. Sen sus, söyleme; kendi kemalini ask, kendisi söylesin!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. IV, 1926)<br />
• Bedenin kazancı maldır, altındır; gönlün kazancı ise, dostlugu artırmaktır!<br />
• Dostsuz, bag bahçe zindan gibidir; dostla beraber olunca, insana, zindan bile gül bahçesi gibi görünür!<br />
"Sair Nesatî merhum; "Baga sensiz varamam, çesmime ates görünür." .<br />
• Dostluk lezzeti, zevki olmasaydı, ne erkek meydana gelirdi, ne de kadın!<br />
• Dostluk bahçesinde yetisen diken, binlerce selviden, binlerce süsenden daha hostur!<br />
• Biz, igneye iplige minnet etmeden, askımızı birbirine eklemis ve dikmisiz!<br />
• Alem evi karanlıksa, ask, o eve tam altmıs tane pencere açar!<br />
• Eger sen, oktan kılıçtan korkuyorsan, ask zırhcısı sana zırh yapar!<br />
• Sen sus, söyleme; kendi kemalini ask, kendisi söylesin!<br />
889. Bu dünyada çesitli yollardan gelen zevkler,<br />
kendini gizleyen yaratıcının kullarına bir lütfudur!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilaüin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.IV, 1937)<br />
• Sende bulunan hosluk, güzellik seni bırakıp gidince, sakın gam yeme, kederlenme! Ryi bil ki, seni bırakıp giden sey,<br />
bir baska sekle bürünerek yine sana gelir!<br />
• Bir çocuk, sütten hoslanmaz mıydı Sütten kesilince, o zevki, serbetten, baldan alır!<br />
• Bu zevk, bu hosluk, yaratıcının kullarına birer lütfu ve ihsanı olup çesitli sekillere bürünerek kendisini gösterir ve bu<br />
balçık alemde, kaptan kaba bosalır, bütün canlılara sunulur!<br />
• Cömertligi, lütfu, ansızın yagmur halinde gelir, yagar; yerden çayırlar çimenler, çesitli renkte ve kokuda çiçekler,<br />
güller, çesitli sekilde ve tatta meyveler yetisir!<br />
• 0 zevk; O´nun lütfu olarak bazan su yolu ile, bazan ekmek, et, kebap yolu ile, bazan güzel renkli, hos kokulu,<br />
lezzetli, güzel meyvelerle kendini gösterir! Bazan cins atlardan, süslü egerlerden gelir; bazan tatlı dilli, güzel yüzlü<br />
dostlardan gelir! Çesitli yollardan gelen bu zevkler, hep kendini gizleyen büyük, îssiz yaratıcının kullarına ihsanıdır!<br />
• Bütün bu perdelerin ardından, bir gün ansızın çıkagelir! Bir tecelli, seni senden alır, bütün putlar kırılır! 0 zaman, ne<br />
bu kalır, ne de o!<br />
* Uykuda iken can bedenden çıkıp gider, hayal alemine dalar! Beden, oldugu yerde kalır; sen, artık baska sekle<br />
bakma!<br />
• Sen dersin ki: "Ben rüyada kendimi gördüm! Sanki bir selvi imisim; yüzüm bir lalelik, bedenim ise gül, yasemen!.."<br />
• Fakat uyanınca, o selvi hayali geçer gider ve can, beden evine döner gelir! îste bu hallerde, bilenlere, anlayanlara<br />
ibretler vardır!<br />
• Bu hususta söylenecek çok seyler var! Var ama; fitne çıkacagından korkuyorum, söyleyemiyorum!<br />
890. Gönlün ellerini çözmek, gamın ve kederin ellerini baglamak gerekiyor!<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c.IV, 1927)<br />
• Tövbeyi bozmak, binlerce tövbe tuzagından kurtulmak zamanı geldi!<br />
• Gönlün ve canın ellerini çözmek, gamın ve kederin ellerini baglamak gerekiyor!<br />
• Ruhun sevgilisini görmenin, O´nun la´l dudaklarını öpmenin tam zamanıdır!<br />
• Ab-ı hayatla yıkanmanın, onunla bedeni kirlerden temizlemenin zamanı geldi!<br />
• O´nun vuslatının kıyameti koptu; daha ne zamana kadar ümitlere kapılıp oturacaksın<br />
• Sevgili, bir bagı çözer, koparırsa dikkatle bak; o çözmede, o koparmada yüzlerce baglama, yüzlerce uzlastırma<br />
vardır!<br />
891. Günesi gördügün zaman, sevgilinin yüzünü hatırla!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. IV, 1944)<br />
• Günesi gördügün zaman, sevgilinin yüzünü hatırla; bulutları görünce de O´nun özlemi ile döktügüm gözyaslarını<br />
düsün!<br />
• Benim gibi küçülmüs, erimis yeni ayı görünce, canın hakkı için olsun, benim zayıf ve perisan halimi hatırla!<br />
• Gökyüzüne bak; bası dönmüs gögü seyret de, bu bassız ayaksız dönüp duran asıgın halini düsün!<br />
• Gecenin zenci ordusunun dünyayı isgal ederek onu karanlıklar içinde bıraktıgını görünce, kafir ayrılık gecesinin ele<br />
geçirdigi esirleri hatırla!<br />
• Gökyüzünde atesler içinde yanan Nesr-i Tair yıldızını görünce, kolu kanadı yanmıs gönül kusunun yanısını hatırla!<br />
892. Rman ile küfr ses sese vermis, bir perdeden,<br />
ask perdesinden sarkı söylüyorlar!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1922)<br />
• Ey can! Biz mi daha neseliyiz, sen mi daha neselisin; biz mi safız, tortulardan arınmısız, yoksa midenin gönlü mü<br />
• Hepimiz kendi askımıza düsmüsüz; kendimizi seviyoruz, baskasını sevemiyoruz! Bu yüzden, gönülden de olmusuz;<br />
gönülsüz kalmısız! Hepimiz kendi yüzümüze, kendi güzelligimize dalmısız, hayran olup gitmisiz<br />
"Mehmed Akif merhum bir beytinde; "Hepimiz kendimizin asıkıyız / Sade ilanı çekilmez bu acaib askın" diye buyurur."<br />
• Biz mi daha mest olmusuz, içinde sarap bulunan kadeh mi; biz mi daha temiziz, gönül mü, can mı<br />
• Bir bize bakın, bir de askın yüzüne bakın; hangimiz daha begenilecek, sasılacak haldeyiz; hangimiz daha bilgiliyiz<br />
• Rman, asktır; onu görmedigimiz için biz, küfürdeyiz! Sen, simdi küfre de bak, imana da!<br />
"Kafîr"in lügat manası, "hakikati göremeyen, hakikatin üstünü örten kisi"dir. Bu yüzden, tohumu topragın içinde<br />
gizledigi için çiftçiye kafir derler. Mevlana´ya göre, askı anlamayan, inkar eden kisi de küfürdedir; yani kafirdir."<br />
• Rman ile küfür ses sese vermis, bir perdeden, ask perdesinden sarkı söylüyorlar!<br />
"Hz. Mevlana Dîvan-ı Kebîr´m bir baska yerinde de söyle buyurur:<br />
"Sır gözü ile, gönül gözü ile mümine de bak, kafîre de; bunların herbirinde, kendi inançlarına göre; ´Ya Rabbi!´<br />
sesinden, ´Ya Hayy!´ feryadından baska bir sey yoktur!" (Dîvün-ı Kebîr, c. V, nr. 2578) Yunus Emre hazretleri de; "Ask<br />
mezhebi dindir demedi mi<br />
• Anlayan, bilen bile bu sözü anlamazken; bilgisiz, anlayıssız olan bu sözü nasıl anlayacak<br />
893. Sen arada olmayarak yaptıgın is, iyi bil ki, Hakk´ın isidir!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1925)<br />
• Canın, aklın, imanın düsmanı olan o güzel, yine oynayarak geldi!<br />
• Yüzbinlerce gönül yagmalayan, yüzbinlerce dükkan yıkan...<br />
• Yüzbinlerce fitne koparan, yüzbinlerce hayranını hayran eden sevgili geldi´<br />
• Askın hem dadısı, hem de afeti; canın hem dostu, hem de düsmanı olan o dilber yine geldi!<br />
• Geldi de; "Köyün haracını getir!" dedi! "Bu köyün haraç verecek hali yok bu köy, yıkık bir köy!" dedim!<br />
• Dedim ki: "Senin tufanın, sehirleri bile kırdı geçirdi; koca bir tufana karsı yıkık bir köy ne yapabilir "<br />
• Dedi ki: "Yıkık yer, definenin gömülü bulundugu yerdir!" Ey müslümanlar; orası, bizim yıkık yerimizdir!<br />
• 0 yıkık yeri bana ver de, sen, dısarı çık! Beni kınama; yersiz ve manasız konusma!<br />
* Orası, senin yüzünden öyle yıkılmıs; sen oradan çıkıp gidence, padisahın adaleti ile orası mamur olur, onarılır!<br />
* Hile yapma; "Gittim!" diyerek kapının arkasında gizlenme!<br />
* Kendini ölü gibi gösterme ki, insan ruhu ile dirilesin!..<br />
* Dedi ki: "Benlikten kurtuldugun, kendin aradan çıkarak söyledigin söz, kur´an´ın esrarıdır!<br />
• Sen arada olmayarak yaptıgın is, iyi bil ki, Hakk´ın yaptıgı istir!<br />
* Gazelin geride kalan kısmını gizlice söyleyecegim! Çünkü bu söz; hamların, anlayısı kıt kisilerin yanında söylenecek<br />
söz degildir!<br />
894. Asıklar, ney gibi feryad etmedeler; ask da, sanki ney çalan kisi!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1936)<br />
• Asıklar, ney gibi feryad etmededir; ask ise, sanki ney çalan kisi olmus! Bakalım bu ask, benim neyim ile neler<br />
söyleyecek<br />
• Ney meydanda, ney çalan gizli; neyim, onun dudaklarının sarabından mest olmus!<br />
• Ney çalan, bazan neyimi oksamada, bazan da onu ısırmadadır! Ah, su güzel sesli ney - kıran(ney-zen)dan!<br />
• Gökyüzü, bir hırka gibi sema´ ediyor; fakat, hırkanın içindeki sofu görünmüyor! Ey müslümanlar! Bedensiz bir<br />
hırkanın oynadıgını kim görmüstür<br />
• Hırka, beden ile oynar; beden de, canla oynar! Canın boynunu da, sevgilinin askı bir iple baglamıstır!<br />
• Ey mahmur gönül; "Sarabın bana hiç tesir etmedi, beni sarhos etmedi!" diyorsun! însan, onun keskin sarabını içer<br />
de, kendinde kalabilir mi<br />
895. Çabuk gitmek, gül bahçesindeki gülün adetidir!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c.IV, 1920)<br />
• Ey yürüyüsü canın yürüyüsüne benzeyen sevgili; geç geldin, çabuk gitme!<br />
• Geç gelip çabuk gitmek, gül bahçesindeki gülün adetidir!<br />
• Bana; "Nasılsın " diye sordun; nasıl olacagım Kızgın kumun üstüne düsen balıgın hali nasıl olur<br />
• Ey padisahım! Bir sehrin padisahı insafsız ve adaletsiz olursa, o sehir ne hale gelir ben, o haldeyim!<br />
• Ben, sensiz degilim! Fakat, sende bir gizli senlik var ya, ben senden onu istiyorum!<br />
896. Ben, dünyada, gönlü sevgi ile dolu bir düsmanı hiç görmedim!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.IV, 1935)<br />
• Görünüste yabancı gibi duran, dıstan beni sevmiyormus gibi duran dilber, içinden beni sever! 0, bana karsı duydugu<br />
sevgiyi gönlünde gizler; dili acı söylese de, onun agzı sekerlerle doludur!<br />
• Gönülden bir dost, görünüste yabancı olan, gönlü sevgi ile dolu böyle bir düsmanı ben, dünyada görmedim!<br />
• Askından bahs edersem, sevgili bana kızar; kızarsa kızsın! Ben, vefasız asık olmam; ondan asla yüz çevirmem!<br />
• Dilberin huysuzlugu, acılıgı, sarabın acılıgına benzer! Rnsanın mizacı ile uyusur, insanı neselendirir ama, agıza acı<br />
gelir!<br />
• Onun karsısında ölmek, asıga, sekerden tatlı gelir! Bunu, ölen bilir; sen, bu sözü dirilere söyleme!<br />
• Askın huzurunda bu gazeli okudugum gün, ne mutlu gündür; o gün, onun önünde yere kapanıp hemen can vermek<br />
isterim!<br />
• Ask, can kusuna; "Kafese girmek ister misin " diye sorar! Kus da; "Kafesten bahs etme; onu kır gitsin! Ben, yalnız<br />
seni isterim!" der!<br />
897. Yüzünden baska ne görürsem, gözümün nuru azalıyor!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.IV, 1946)<br />
• Keske benim canım, senden baskasını tanımasaydı; uyanık olan, manalar bilen canım, senden baska hiç bir sey<br />
bilmeseydi!<br />
• Ne kimseyi reddetseydim, ne tereddüde düsseydim, ne de tereddütsüz "evet" deseydim; tehlikesiz, tuzaksız, çersiz<br />
çöpsüz kendi denizime dalıp gitseydim!<br />
• Yüzünden baska ne görürsem, gözümün nuru azalıyor! Ey benim kirpiklerimin perdesi; kimseye yol vermeyin,<br />
yabancı bir hayali içeri sokmayın!<br />
• Askın güzelliklerinden, canım inceldi, pek nazik bir hal aldı! Ondan baska her seyden bıktım; ben, can da<br />
istemiyorum, gönül de istemiyorum! Nerede benimki, nerede o<br />
• Bir an bile olsa, benden yüzünü çevirme! Çevirme de, senin derdinden ateslerle dolu gönlümün dumanı, gökyüzünü<br />
yakıp yandırmasın, ne var ne yoksa birbirine katmasın!<br />
• Sustugum zamanlar, senin gül bahçenden reyhanlar toplarım; feryada baslayınca, ah edince de, alem reyhanımın<br />
kokusu ile dolar!<br />
• Sana karsı ben kim oluyorum Adını koydugun degersiz bir kölen! Fakat, sen benim neyimsin Sen, benim<br />
sultanımsın, padisahımsın!<br />
• Ey feryadımdan da, efganımdan da canıma daha yakın olan sevgili; feryadım da senden geliyor! Belki de, benim<br />
feryadım sensin!<br />
898. Bu koku ile, bastan basa bütün dünya, zerre zerre mest oldu!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. IV, 1950)<br />
• Bu hos koku kimin kokusudur Bu koku; güzelligi ile dünyayı süsleyen, güzellestiren, cana canlar katan sevgilinin<br />
kokusudur! Bu koku, her seyi dirilten ilkbaharın, o ask bahçesinin, o gül fidanının kokusudur!<br />
"Peygamber Efendimiz, güzel kokuyu çok severdi. Bir hadîslerinde; "Bana dünyanızdan üç sey sevdirildi: Kadın, güzel<br />
koku, gözümün nuru namaz!" diye buyurdular. Güllerin, miraçtan dönerken yere dökülen mübarek ter damlalarından<br />
bittiginden ve; "Kim benim kokumu duymak isterse, gül koklasın!" diye bir hadîsten bahsedenler de var. Veysel Karanî<br />
hazretlerinin kokusunu duyması da, bir güzel koku sayesindedir. Keza Yusuf aleyhisselamın gömleginin kokusu, babasının<br />
gözlerini açmadı mı "<br />
• Bu koku ile bastan basa bütün dünya, zerre zerre her sey mest oldu! Aslında, bu kadar güzel bir kokunun<br />
yeryüzünden gelmesine imkan yok! Bu koku; ötelerden, yücelerden, mana aleminden gelen bir kokudur!<br />
• Göklerde bulunan yıldızlar, birbirlerine diyorlar ki: "Bu hos kokulu, günes gibi parlak yüzlü güzel kimdir "<br />
Denizlerdeki balıklar da diyorlar ki:<br />
"Yeryüzünde neler oluyor Bu gürültüler, bu kavgalar kimin için, hangi güzel yüzünden "<br />
• Sevgilinin yüzünün parlaklıgı, yüzleri nurlandırıyor, günes haline getiriyor! Yüzü günes gibi parlak olan bu ay yüzlü<br />
dilber, güzelligi ile canı bile kıskandınyor!<br />
• Yüzyıllardan sonra, Hz. Yusufun güzelligi yine geldi; gözleri kamastırıyor! Bu güzellik, hurilere bile saskınlık veriyor!<br />
• Ey iki dünyanın emanı, ey iki alemin sıgınagı, ey her zor iste elden tutan, yardım eden aziz varlık! En zor günlerde<br />
kurtulusa da Sen kefilsin, Sen saglarsın!..<br />
• 0; gökyüzüne kargasalıklarla, coskunluklarla dolu yeni bir dönme sekli ögretti! Allah´ım! Bu ne biçim asktır; nasıl<br />
görülmemis, duyulmamıs bir sevdadır<br />
• Ey güzel sesli aziz varlık; Sen´in güzel sesin, her gönüle ulastı! Sen, simdi, her gönüle sunu anlat; de ki: "Bütün bu<br />
haller, bu güzellikler, o mana denizinin incileridir!"<br />
899. Allah´ım! Söyleyeyim desem, söze gelmiyorsun;<br />
gizleyeyim desem, buna imkan yok!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1968)<br />
• Ey benim güzelim! Ben, Sen´in askına kapılmıs, havana uymus bir asıgınım! Sen´in askın, sanki bir denizdir; canım<br />
da, o denizde bulunan bir balıktır! Sen, bir an benden yüz çevirirsen, bir an Sen´i görmezsem, balıga benzeyen canım ölür<br />
gider!<br />
• Balıklar, sudan dısarda kalınca bir an bile yasayamazlar, ölür giderler! Asıklar da, sevgililerinin ayrılıgına<br />
sabredemezler!<br />
• Balıgın canı sudur; balık cansız, yani su olmadan yasayabilir mi Bir insan da, cana sabredemezse, canın canına nasıl<br />
sabredebilir<br />
• Sen olmayınca bana, dünya da, ahiret de zindandır! Sen benden ayrıldıgın zaman, ab-ı hayat bile içsem beni<br />
diriltmez!<br />
• Su dünya puthanesi, Sen´in yaptıgın resimlerle, yarattıgın sekillerle dolu! Fakat, hiç biri Sen´in yerini tutmuyor! Sekil<br />
nerede, nisan, iz nerede, sekilsiz, nisansız olan nerede<br />
• Gönlümün kanının damlasını, adeta bir dünya haline getirdin! Öyle sasırdım ki, damla ile dünyayı ayırt edemiyorum!<br />
• Agzıma elinle sundugun kadehi içince öyle mest oldum ki, kadeh ile agzımı ayırt edemiyorum!<br />
• Ben kim oluyorum Yeryüzünden göklere kadar her yer Hakk asıkları ile dolu! Onlar, Sen´in sarabınla öyle mest<br />
olmuslar ki, yerle gögü fark edemiyorlar!<br />
• Benim gibi yüzlerce çoban, koyunlarını kurda ısmarlamıs! Kime ne diyeyim; "Koyunları ne yaptın diye kime sorayım;<br />
çoban nerede<br />
• Söyleyeyim desem, söze gelmiyorsun; gizleyeyim desem, buna imkan yok! Muhakkak ki, çok büyük oldugun için ne<br />
dünyaya sıgıyorsun, ne de giz alemine!<br />
• Ben, Hakk asıgı oldugum için su dünyada gizliyi sezersem, tanırsam, bilirsem, durumu açıga vuramadıgım için bana<br />
"ask mümini" deme, "kafir" de!<br />
"Kafir; hakikati gizleyen, Hakk´ı inkar eden kisidir. "Gizliyi bildigim, sezdigim halde açıga vuramadıgım için beni kafir<br />
say!" demek istiyor. Araplar, tohumu toprak altında gizledigi için çiftçiye "kafir" diyorlar."<br />
900. Dün gece rüyamda yoklugu gördüm!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2015)<br />
• Dün gece rüyamda, yoklugu gördüm. Onun güzelliginden sasırdım kaldım; aklım basımdan gitti!<br />
• Yoklugun güzelliginden, kemalinden, olgunlugundan, lütfundan ötürü ta seher vaktine kadar kendime gelemedim!<br />
• Yoklugun la´l madenine benzeyen renginden adeta ipekler, atlaslar giydim!<br />
• Asıkların heyheylerini çok duydum; "Afiyetler olsun, afiyetler olsun!" sesini çok isittim!<br />
• Yokluktan sarhos olmus, kendilerinden geçmis ve halka halinde oturmus asıklar gördüm! Derken, kulagıma bir<br />
yokluk halkasının takıldıgını gördüm!<br />
• Sonunda, yoklugun nurunda, bir takım acaip nakıslar, sekiller gördüm; yoklugun yüzünde de, canlar canı<br />
parıldıyordu!<br />
• Bu hali görünce çok duygulandım; canımdan yüzlerce coskunluk costu! Ask denizi de dalgalanmaya, köpürmeye<br />
basladı!<br />
• Göklerde, binlerce naralar duyuldu! Ben, böyle çavusa kurban olayım!<br />
901. Bir güzelin ayrılıgından ötürü saçlarım agardı, yüzüm burustu!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,1973)<br />
• Güzellikte Çin güzellerini geride bırakan, onların güzelliklerini unutturan bir güzelin ayrılıgından ötürü, saçlarım<br />
agardı, yüzüm burustu!<br />
• Can, tatlı dilli sevgilinin sözlerini kıskandıgı için kulaga; "Onun sözlerini pek isitme, az duy!" demededir! Gönül de,<br />
onun güzelligini kıskanır da, göze; "0 güzele sık sık bakma, onun yüzünü az gör!" demektedir!<br />
• "Gamın ayagını baglayayım!" diye zevk elini uzattım! Ey müslümanlar! Böylece, benim zevkim de gam rengine<br />
boyandı!<br />
• "Belki beni kurtarır!" ümidi ile bir tasa el attım. Fakat, o da, denize düsmüs, suna buna el atmada, önüne gelene<br />
sarılmada!..<br />
• Bugün, gönlün kapısının önünden geçiyordum. Kapıdan içeri baktım ve onu çok perisan bir halde gördüm; yüzü<br />
sapsarı idi, elbisesi yırtılmıstı; sagını solunu bilemez bir hale gelmisti!<br />
• Ona; "Nasılsın " dedim. Hayhaylarla aglamaya basladı. Dostundan ayrıldıgından ötürü feryadlar ediyordu.<br />
902. Ben susuyorum; benim sırlarımı sana uyanık gönlüm söylesin!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2014)<br />
• Sevgilim sırrını bana söylemiyor; benim de dilim tutuluyor, ona bir sey söyleyemiyorum!<br />
• Ondan özür diliyorum da, diyorum ki: "Ben susuyorum; sana sırlarımı, benim uyanık gönlüm söylesin!"<br />
• Halbuki, bir baskası karsımıza çıkınca o, bastan basa dil oluyor; benim sırlarımı da, kendi sırlarını da söylüyor!<br />
• Bu halde, benim vehimli gönlüm kötü bir zanna kapıldı, bir süpheye düstü!<br />
• 0, sırrımı ister söylesin, ister söylemesin; gerçek olan su ki; ben, sevgilinin ayrılıgına sabredemiyorum,<br />
dayanamıyorum!<br />
903. Benim canım, senin canın; senin canın da benim canım!<br />
Bir bedende iki canı kim görmüstür<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
c. IV, 2012)<br />
• Ey benim gönlümün huzuru, rahatı; ey benim gönlümü kıran, perisan eden aziz varlık! Ey hiç bir suçum yokken<br />
kendini benden çeken sevgili!<br />
• Sen gittin, benden uzaklastın ama, gönlümden dısarı çıkamadın, gönlümden uzaklasamadın! Çünkü sen, bir mum<br />
gibisin; gönlüm, canım da senin fenerin!..<br />
• Benim canım, senin canın; senin canın da benim canım! Hiç kimse iki bedende bir can görmüs müdür<br />
• Seninle bulusmak, benim hayatımdır; senden ayrılmak da ölümümdür! Bu iki durumda beni, essiz bir hale getirdin!<br />
• Ab-ı hayatı çok aradım, bulamadım! Sonunda, Hızır (a.s.) bana dedi ki: "Onunla bulusmadıkça canlanamazsın! Bu<br />
sebeple, bos yere ab-ı hayatı arama!"<br />
• Gam; senin gamına düsenin, senin gamınla gamlanarın yanına sokulamaz! Gizlice sokulursa, onun boynunu kesmek<br />
gerek!<br />
• Hallac-ı Mansur hazretleri; "Ey yası küçük, bedeni körpe, taze güzel!" diye baslayan siirini senin için söylemis!<br />
• Senin güzelligin ile mest olanlara, gam yaklasamaz! Düsünce ile gam, halkındır!<br />
"Seyh Galib; "Asıkta keder neyler; gam, halk-ı cihanındır!" diye buyurmustur."<br />
• Kim nefsanî duygularına esir olmus, tabiat kuyusunda kalmıssa, kurtulmak için ipe benzeyen pismanlık düsüncesine<br />
sarılmaktan baska çaresi yoktur!<br />
• Fakat, ask kanadı ile uçabilirse, ip ise yaramaz! "Yakîn"e, tam inanca kavusunca süphe ve zandan tamamıyla<br />
kurtulur!<br />
• Ey gönül; dilsizlerle dil birligi yap, onların dilleri ile dost ol da, dedikoduyu rehine ver, kurtul!<br />
904. Etrafına halkın gözü ile bakma, kendi gönül gözün ile bak!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1972)<br />
• Ey asık! îki gözünü aç da. cennete akan su dört ırmagı kendinde bul, kendinde gör: Su ırmagı, süt ırmagıı, bal<br />
ırmagı, sarap ırmagı!<br />
• Ey asık! Kendine bak da, insanların isine karısma; "Su sunu söylüyor, bu bunu söylüyor!" deyip durma!<br />
• "Filan bana diken diyor, filan yasemin diye çagırıyor!" düsüncesine kapılmayan, her söze, herkese aldırmayan gül<br />
gibi can gözü açık insanın, ben kulu kölesiyim!<br />
• "Filan sana kafir diyor, bir baskası da sana din adamı diyor!.." Bunlardan vazgeç, gözünü aç da, bundan sonra<br />
etrafına halkın gözü ile bakma!<br />
• Allah, sana basiret gözü, gönül vermis! Öyle bir göz vermis ki, senin mahmur bakıslarına karsı Cebrail´in kanadı<br />
secdeye kapanır!<br />
• Sekil ve suret asıkları, "Bal bulurum!" ümidiyle ayran çanagına düsen sinek gibi sekle, surete, görünüse<br />
kapılmıslardır!<br />
• Ey Hakk asıgı; neselen! Seni yükseklere uçuracak kanatların olduktan sonra balçıktan sana ne gam var<br />
• Ey rahmetten kovulmus olan Seytan insan, Cebrail´in bile sana kul, köle almasını istiyorsan, benligi bırak; git, Hz.<br />
Adem´e secde et de...<br />
• Kanlar içen, bir çok yolcunun ölümüne sebep olan çölün sendeki kabeden haberi olsaydı, her taraftan ırmaklar akar,<br />
gül bahçeleri yetisirdi!<br />
• Ey kendine bakmayıp kendi kusurlarını görmeyip de, baska insanların iyisine kötüsüne bakıp kalan zavallı! Allah,<br />
senin yardımcın olsun!..<br />
905. Sen, ayagını nereye basarsan, orada laleler, menekseler, yaseminler biter!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2006)<br />
• Ey benim canım! Sen, nereye ayagını basarsan, orada laleler, menekseler, yaseminler biter!<br />
• Gül dalından bir gül koparsan da ona üfürsen, ya dogan olur, ya güvercin!<br />
• Bir dagarcıgın üstünde elini yıkasan, elinden dökülen sularla o dagarcık, altın bir put halini alır!<br />
• Bir mezarın basında Fatiha okursan, o ölü uyanır, kefenini yırtıp kalkar!<br />
• Etegin bir dikene dolassa, diken, bir çeng haline girer de; "ten ten tene nen" diye nagmelere baslar!<br />
• Ey Halil! Hangi putu kırdıysan, o put canlanır, akıllanır da bir insan olur!<br />
• Gönül sahnesinden her an insanoglu gibi biri dogup çıkar fakat, ortada ne erkek vardır, ne de kadın!<br />
• Derken, onun yanından, arkasından adamcıklar dökülür ve yeryüzü onlarla dolar tasar!<br />
• Bu sekilde, daha elli beyt söylemek isterdim ama, sen agız açar konusursun, diye ben, agzımı kapadım!<br />
906. îçine ask atesi düsen agaç yanmaz!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.IV.2005)<br />
• Neden yabancılar gibi öyle uzakta oturdun Gel, ask delilerinin arasına gir!<br />
• Neden utanıyorsun Hem asık olmak, hem de utanmak bir arada olur mu Can nedir Hem ask hevesi, ask zevki,<br />
hem de can korkusunu kim bir arada görmüstür<br />
"Hz.Mevlana Dîvan-ı Kebîr´in bir baska beytinde söyle buyurur"<br />
*0, bir can karsılıgı bir öpücük veriyor; ne bedeva bir alıs veris! Git; can ver de bir öpücük satın al!<br />
• Askı evler yıkan, harap eden sevgili kalktı da, komsuların evine geldi!<br />
• Su deniz, asık oldugu için cosup köpürüyor; göklerde dolasan ay bile, askın önünde basını eger!<br />
• Ey uykuları baglayan, bırakmayan sevgili! Gel de, bu gece vuslatınla uykumuzu nisansız, izsiz bir hale sok!<br />
• Her padisahın kulları onu korurlar, bekçilik yaparlar! Bizim padisahımız ise kullarını korur, onları gözetir; onlara<br />
gözcülük, bekçilik yapar!<br />
• Bizim padisahımız, uykuyu da bilmez, uyanıklıgı da! 0, bize çok yakındır; o bizim canımızın, damarlarımızın içinde<br />
dolasmaktadır!<br />
• Bu gece bir güzel gördüm; elinde bir mesale vardı! Allah´ım; acaba o kimdir<br />
• Onun yüzünden uykum kaçtı; coskunluksa arttıkça arttı! Hindistan´dan gelen fil, yine Hindistan´ı hatırladı!<br />
• Allah askının atesi, yüceldikçe yüceldi; Allah´ın kaza ve kader oku, yaydan fırladı!<br />
• Gayb yeryüzüne ekilmis tohum, topraktan basgösterdi, bir agaç gibi boy attı, apaçık meydana çıktı!<br />
• Simsek çaktı, agaca bir ates düstü! Büyük, amansız bir simsek, büyük, aman bilmez bir atestir ama, bu ates, baska<br />
türlü bir atestir!<br />
• îçine ask atesi düsen agaç, yanmaz; o atesle daha da güçlenir, yesermeye baslar! Gül bahçesi de, simsekten, ask<br />
atesinden açılıp saçılmaya baslar!<br />
• Su, bu agaçlara zararlıdır! Çünkü bu agaçlar, atesle yeserir, boy atarlar!<br />
• Fakat, sen meydanda iken, sen sen iken, benlikten kurtulmadıgın için, agaç gizlidir! Sen gizlenince, o meydana<br />
çıkar!<br />
• Ask bahçesinin parlaklıgı da, güzelligi de Tebrizli Sems´tir; ask agaçlarını yetistiren bahçıvan da odur!<br />
"Eger sen askın açıgı isen ve askı arıyorsan, keskin hançeri eline al, utanmanın bogazını kes!" (c. I.nr. 213)<br />
907. Nice peygamber, vatan sevgisi ugrunda gözyası dökmüstür!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün,Feilatün ,Feilün<br />
(c. IV,2000)<br />
• Sevgilim! Senin ayrılık acılarına dayanamayarak ölmek, benim için zevktir, nesedir! Sensiz yasamayı ben ne<br />
yapayım Sen olmadıktan sonra ölüm, bana bal gibi tatlı, süt gibi lezzetli gelir!<br />
• Sudan ayrı düsmüs olan balık, can verinceye kadar kupkuru kumun üstünde çırpınır durur; canı bedeninden<br />
ayrılınca, artık her sey bitmistir!<br />
• Acı su, denizde yasayanlara ab-ı hayattır; kuru seker yıgını ise onlara mezardır, kefenden daha beterdir!<br />
• "Cüz´ler"in asılları olan "küll"e dogru gitmeleri ve onda yok olmaları gerekmektedir! Bu, bir oyun degildir! Nice<br />
peygamber, vatan sevgisi ugrunda gözyası dökmüstür; peygamber oldugu halde, geldigi yeri, asıl vatanım özlemistir!<br />
• Yurdunu, dogdugu yeri bilmeyen çocuk, ister Rstanbul´da olmus, ister Yemen´de bulunmus, o, dadı ister, süt anne<br />
ister!<br />
• Yıldızların dolastıkları yer gökyüzüdür; hayvan da, selvi gibi, yasemin gibi topraga baglıdır! Herkesin, herseyin bir<br />
yurdu, bir vatanı vardır! Ey insanoglu; senin vatanın neresidir<br />
• Kurbaganın canı sudandır, havadan degil; o havayı bilmez! Denizlerde yasayanların hepsinin isi gücü budur!<br />
133- Eski sairlerimizden birisi; "0l mahîler ki derya içredir, deryayı bilmezler diye yazmıstır. Evet; denizde yasayanlar,<br />
denizin ne oldugunu bilmezler!<br />
• Rlahî nur denizinde gizlenmis olan ariflerin nefesleri nurdandır! Onlar, hep nuru teneffüs ederler; bilgisiz karanlıgı yok<br />
ederler!<br />
133- Eski sairlerimizden birisi; "0l mahîler ki derya içredir, deryayı bilmezler diye yazmıstır. Evet; denizde yasayanlar,<br />
denizin ne oldugunu bilmezler!<br />
• Buraya gelince kalem kırıldı, kagıt da yırtıldı! Lütuf sahibi Rabb´in büyüklügünü, kudretini anlayınca dag bile<br />
paramparça olur!<br />
908. Sen, canların canısın;asık olmayan canları kır, yok et!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2011)<br />
• Sen, canların canısın; asık olmayan canları kır, yok et! Asıl insan sensin; insan olmayanları, insan seklindeki<br />
varlıkları ortadan kaldır!<br />
• Sen, ölümsüz bir cevhersin! Gel, gözlere gir, gözlerde kal; senin gibi olmayanları taslarla kır geçir!<br />
• Ey mana günesi! Hakk´ın göklerinde ilahî nurlar saç, gözleri kamastırarak parla; gökyüzündeki yıldızları kır, birbirine<br />
geçir!<br />
• Halkın gönüllerini, gaybı bilir bir hale getir; kendi ayıplarını degil de, baskalarının ayıplarını görenlerin gönüllerini kır!<br />
• Rz, eser; izi, eseri olmayana perdedir; izsizligi, esersizligi al; izi, eseri kır geçiir!-<br />
"Aziz Hüdayî hazretleri bu hususta söyle buyurmustur:<br />
"Zuhuru perde olmusdur zuhura<br />
Gözü olan delîl ister mi nura"<br />
(Onun varlıgı, kendi varlıgına perde olmustur! Gözü olan bir kimse, nuru görmek için bir delil, bir gösterici arar mı )<br />
• Karanlık geceyi gündüz gibi aydınlat; bekçilerin insafsızlıgını kır geçir!<br />
• Ey Tebrizli Sems! Sen, Hakk´ın bir günesisin; can mumunu da, samdanını la kır geçir!<br />
909. Benim basımı su merhametsiz, gaddar dünyaya baglatma!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV, 1999)<br />
• Ey dost; gönlüme cefalar ederek onu avare, yersiz yurtsuz bırakma! Çaresiz kalmıs canımı al; cigerimi yakma!<br />
• Sana gönüllerini vermis gamlı, kederli asıkların pek çoktur! Canın hakkı için, basın hakkı için, su zavallı, gamlı<br />
gönlüme dokunma!<br />
• Bana, çaresizligime, zavallılıgıma acı; senden baska çaremi bulan biri varsa, beni bırak! Sen, çaremi bulmaya<br />
ugrasma!<br />
• Gönül, senin ates tapınagının karsısında bir sisedir! Benim sırça bir sise gibi olan gönlüme karsı, gönlünü tas gibi<br />
sert ve merhametsiz hale sokma!<br />
• Her an cefacı ayrılıgın, bana ayrılıgın nefeslerini veriyor!.. 0 nefesleri korkusuzca üfle ama, cefa etme!<br />
• Bogum bogum bedenim bir besige benziyor; gönlümse, o besikte uyuyan çocuk! Çocugu, hep besikte bırakma;<br />
uyanınca onu kucagına al, gögsüne bastır!<br />
• Güzel yüzünün günesi nurunda, benim canımı bir toz zerresi gibi oynat; canımı, gece gibi her yıldıza baglama!..<br />
• Merhametsiz, gaddar dünyanın hileden iki yüz bası var. Benim basımı su gaddar dünyaya baglama!<br />
• Su bir günlük sarabının sonsuz bir mahmurlugu var; beni, bu hain meyhanecinin sarabına susatma!<br />
• "Nasüt" alemindeki bu düzenbazlıklar hep senin "lahut" alemindendir; artık bu düzenbaz kafîre yardım etme!<br />
"Nasut alemi, insanın maddî ve beserî yönü; lahut alemi ise, mutlak vücudun ilk mertebesidir. Bundan evvel mertebe<br />
yoktur. Hakîm Sena´î hazretleri bir beytinde söyle buyurur:<br />
"Can aleminde öyle gönüller vardır ki, orada verilen kararlar bu dünyada tatbik edilir-Yani, bu dünyada bu görülen her<br />
sey, ezelde lahut alemindeki takdire göredir. Allahım.! Artık, bu hileci kafir nefse yardım etme; bizi ezelin takdirine uydur!<br />
910. Ask, alnımıza eziyetler, mihnetler yazdı!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV.1991)<br />
• Hepsi de yediler, içtiler, uyudular; yurt bos kaldı! Çayırlarda, çimenlerde salına salına gezmenin, dolasmanın tam<br />
zamanı geldi!<br />
• Herkes içti ve gitti; biz, sag olalım! Biz zaten zamanın gönlüyüz, canıyız; zamanın bas kumandanıyız!<br />
*Sen ab-ı hayat olunca, ölümsüz kalmayan bulunur mu Herkes ölümsüz olur! Sen sevimli, güzel bir put olunca,<br />
herkes putperest, puta tapan olur!<br />
• Ask alnımıza eziyetler, mihnetler yazdı. Sevgi bize fitneler üstüne fitneler takdir etti.<br />
*Sonra, gönlümüze ferahlık geldi; cihanın hadiseleri ile gönlümüzü karmakarısık, perisan etmesinden kurtulduk!<br />
Dünya sevgisinin engellerinden yakasını sıyıran can, Hakk´ın lütuflar, ihsanlar gül bahçelerine dogru uçar gider!<br />
* Ey devem! Gel, buraya çök, ıh! Burası çok güzel bir konak yeri; sulak, verirnli, bolluk; tam deve yatagı!<br />
• "Rızıklanırlar, rahat ederler!" Biz de o sarabı içelim, o mezeyi yiyelim! "Mak´ad-ı sıdk" (gerçeklik konagı), asıklara<br />
konak oldu, yurt oldu!<br />
"Al-i Rmran Surcsi, 3/169. ve Kamer Suresi, 54/55. ayetlere isaret edilmektedir."<br />
• Elmanın etegini tutalım, seftaliye dogru çekelim; gonca gülden birkaç söz duyalım da, yasemine götürelim!<br />
• Bana sarap sununca, edebe uymamı bekleme! Seriat bile sarhosu cezalandırmaz; sen de beni cezalandırma!<br />
• Edepli olmak da, edepsiz olmak da elimde degil! Ne yapayım; mest olmus deveci ipimi tutmus, beni deve gibi çekip<br />
götürüyor!<br />
• Bülbül asık oldu da, gülden bir öpücük bekledi, gönlünden geçirdi! Ona; "Ne olur" dedi "Seker kamısını kır da,<br />
benim gönlümü kırma!"<br />
• Bülbül; "Öpücük vermezsen, bari bana ask sarabı sun!" dedi. Gül; "Onu da vermeyecegim!" dedi. "Haydi git;<br />
üzüntülere kapıl, hüzünlere dal !.."<br />
• Dal da yaprak da titriyor, benim gönlüm de titriyor; yapragı rüzgar titretiyor, gönlümün titreyisi ise, Hoten güzelinin<br />
yüzünden!<br />
• Gülün, lalenin yüzleri, bana, su lekenin altında bir mumun gizli oldugunu haber veriyor!<br />
• Aklını basına al, çalıs çabala da bilgisizlik legenini gönlünün üstünden kaldır! Kaldır da, can<br />
masrıkından(dogusundan) parlak bir gün belirsin, ortalıgı aydınlatsın!<br />
• Ey Tebrizli Sems; sen, can masrıkından dog! Çünkü, senin günesin candır; bütün dünya ise bedendir!<br />
911. Dünyayı nurlarla doldurmak istiyorsan, yüzünden elini çek!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1960)<br />
• Ey mana günesi; dog! Gönül evini bir kere daha nurlarla doldur, dostları sevindir, düsmanları kahret!<br />
• Tepenin arkasından çık; feyizli nurunla adî tasları la´l yap! Bir kere daha kuru korugu oldur, üzüm haline getir!<br />
• Ey günes! Bagı bahçeyi, ovayı yaylayı, dagı bir kere daha yesert, onlara yesil elbiseler giydir; her tarafı hurilerle<br />
doldur!<br />
• Ey asıklar hekimi, ey göklerin çeragı; asıkların elinden tut, hastaya çare bul!<br />
• Böyle ay yüzlü bir sevgilinin bulutlar altında kalması insafa sıgmaz! 0 ay yüzden, bir an içinde bulutu uzaklastır!<br />
• Dünyayı nurlarla doldurmak istiyorsan, yüzünden elini çek; dünyayı karanlıklar içinde bırakmak istiyorsan, yüzünü<br />
ört!<br />
912. Gel de, benim gönlümden kelimesiz, sözsüz nükteler duy!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2010)<br />
• Gel de, benim gönlümden kelimesiz, sözsüz nükteler duy; aklın almadıgı, sasırıp kaldıgı, anlamaya sıgmayan seyleri<br />
anla!..<br />
• Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanıyorsun însanların tas gibi duygusuz sandıgın yüreklerinde öyle bir ates vardır<br />
ki, sır perdesini tamamıyla yakar, yok eder!..<br />
• Sır perdesi yanınca insan, Hızır(a.s.)´ın hikayelerindeki manayı da, ledün bilgisini de tamamıyla anlar!-<br />
"Kehf Suresi, 18/65. ayete isaret var."<br />
• Canın da, gönlün de içinde o eski ezelî asktan güzel hayaller belirir, yeni sekiller meydana gelir!<br />
• Sen; "Andolsun kusluga ki,.." süresini okuyunca, günesin ne halde oldugunu gör! "Hiç kimse ona es olamaz!" ayetini<br />
okuyunca da, manevî altın madeni seyret!<br />
138 Duha Suresi´ne isaret ediliyor.<br />
913. Kaza ve kader yaylarından atılan oklara bedenini siper et;<br />
bedenine ne kadar ok saplanırsa, o kadar kazanırsın!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV,1998)<br />
• Cenab-ı Hakk´a yemin ederim ki, gül, o tatlı gülüsü senden ögrendi; dag da kemer kusanmayı senden ögrendi!<br />
• Cenab-ı Hakk´a yemin ederim ki, benim gördügümü gökyüzü de görmüstür! Eger görmeseydi, basının üstünde<br />
dönüp durur muydu<br />
• Neye dedim ki: "Niçin böyle feryad edip duruyorsun " Dedi ki: "Onun hos nefesini içime çektim; bu yüzden, feryad<br />
etmem gerekmektedir, sarttır!"<br />
• Gökyüzündeki hilale dedim ki: "Ey yeni ay! Neden böyle azalmada, küçülmede, eriyip gitmedesin " Hilal bana dedi<br />
ki: "Semirmem, serpilmem için o bana ot veriyor!"<br />
• Semirmenin faydası zayıf olmadan, erimeden görülmez; kazanç için çalısmak, harcamak içindir!-<br />
"Her seyin zıddı ile degeri artar. Eski sairlerimizden birisi söyle yazmıs: "Olmayınca hasta, kadrin bilmez adem<br />
sıhhatin." (Rnsan, hasta olmadan saglıgının degerini bilmez.)<br />
• Pervanenin kanadı, uçarak gidip mumun alevini bulmaya yarar! Onu bulunca, kendini alevin içine atınca, artık ne<br />
kanat ister, ne de uçmak!..<br />
• Varlıkların faydaları yoklukta görülür! Öyleyse, beladan sikayet etmek, aglayıp inlemek yersizdir!<br />
• Yeter, sus artık! Kaza ve kader yaylarından atılan bela oklarına bedenini siper et; bedenine ne kadar ok saplanırsa,<br />
ne kadar hırpalanırsan, o kadar kazanırsın, mutlu olursun!<br />
914. Bütün çiçekler barıs taraftan, barıs istemede;<br />
fakat kötü huylu diken kılıcını çekmis, savasa hazırlanmada!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1961)<br />
• Ey ilkbahar; sen, bizim canımızsın! Bize yeniden can ver, canımızı tazele; bagları bahçeleri çiçeklerle doldur;<br />
tarlaları, ovaları gençlestir!<br />
• Gül, güzelligi ile parıl parıl parlamada; kus da, söz söylemeyi ögrenmis fakat, seher rüzgarı esmedigi için<br />
konusamıyor! Haydi, ey seher rüzgarı, es! Es de, her sey tazelensin, canlansın!<br />
• Selvi agacı süsene; "Dilini aç da bir seyler söyle!" diyor. Sünbül de laleye; "Vefa göster, vefakarlıgı tazele!" deyip<br />
duruyor.<br />
• Çınarlar def çalmaya basladı; çamlar el çırpıyor; güvencinler; "Hu, hu!" diye naralar atmada ve; "Allah´ım; bizlere<br />
olan lütfunu ve ihsanını yenile!" diye yalvarmadalar!<br />
• Pembe gül ayaga kalkmıs, menekse egilmis, asma yapragı secdeye kapanmıs! Bunları gör de, hepsini yeniden Hakk´ı<br />
tesbihe çagır!<br />
• Bütün çiçekler barıs taraftarı, barıs istemedeler fakat, kötü huylu diken kılıcını çekmis, savasa hazırlanmada!..<br />
• Gök gürleyerek diyor ki: "Bulut geldi, yeryüzüne miskler saçmaya basladı! Haydi, ey gül bahçesi! Gel, yüzünü, elini,<br />
ayagını yıka; bastanbasa tazelen!"<br />
• Nergis, bülbülün yanına geldi de; "Artık ötmeye, çilemeye basla; askı tazele, nagmeyi yenile!" diye gözünü kırpıyor!<br />
• Bülbül, nergisin göz kırpısını gördü ve sözlerini duydu da, gülün yanına gitti! "Canın sıkılmazsa, gönlü kırık su zavallı<br />
asıgın nagmelerini dinlemek lütfunda bulun!" dedi.<br />
• Yesil elbiseler giyenler, yesillere bürünenler bülbüle diyorlar ki: "Haydi öt; öt de, çiçekler gibi velilerin sırlarının<br />
sırlarını tazele!"<br />
• Van gülü, Sakız gülü, bir de yasemin hep birden bülbüle; "Hayır!" diyorlar. "Sus; sus da, susmaktaki feyzi, kimyayı<br />
gör!"<br />
915. Sözüm mest olmus, gönlüm mest olmus, hayalim mest olmus;<br />
hepsi de birbirine düsmüs!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV, 1996)<br />
• Sevgilim! Senin hayalin oynaya oynaya gönlüme gelince, güzelligine dayanamam, mest olurum! 0 zaman ne hayaller<br />
ederim, daha ne hayaller ortaya çıkar, hiç sorma!<br />
• Hayalin, ay gibi ortada döner durur; öbür hayallerin hepsi de, onun etrafında oynamaya baslarlar!<br />
• Hayaller, mest olarak kendilerinden geçmis bir halde oynarlarken, dalgınlıgından ötürü, sana çarpan bir hayal<br />
senden nur alır da, günes vurunca parıl parıl bir ayna gibi parlar, kendisine bakanların gözlerini kamastırır.<br />
• Sözüm, söylemek istedigim halde söyleyemedigim bir düsünce gibi agzımdan gönlüme gider; sonra, belki de yüz<br />
kere gönlümden agzıma gelen bir sıfat yüzünden mest olur!<br />
• Sözüm mest olmus, gönlüm mest olmus, hayalim mest olmus; hepsi de birbirine düsmüs, birbirine bakmadalar!<br />
• Nice zamandır, hepsi de birbirlerine agız sürmede, dostluk göstermedeler! Halbuki, beden, dostlugu çekemeyip<br />
feryad edince, onların hayalleri birbirine düsmede, birbirini kırıp geçirmedeler!<br />
• Sanki onlar üzüm taneleri, gönlümse sıra sıkılacak tekne; sanki onlar suyu sıkılacak gül yapragı, gönlümse onların<br />
attar dükkanı...<br />
916. Lütfunla, can gibi oldum; kendimde gizlendim, kendimi kaybettim!<br />
Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. IV, 1805)<br />
• Canımın içinde can gibi örtünerek. kendini gizleyerek akıp gitmedesin! Ey bagımın bahçemin aydınlıgı; sen, benim<br />
salına salına yürüyen selvimsin!..<br />
• Mademki gidiyorsun, ey canımın canı; bensiz gitme, bedensiz gitme! Ey gözümün nuru; gözümden çıkma, ayrılma!..<br />
• Bası dönmüs canıma güzellerin baktıkları gibi hos bir bakısla bakarsan, öyle bir güç kazanırım ki, yedi kat gögü de<br />
yırtarım, yedi büyük denizi de asarım!..<br />
• Beni, bassız ayaksız bir hale getirdin; elimi ayagımı aldın! Beni uykudan, yemek yemeden, su içmeden kestin! Ey<br />
benim Yusuf-ı Kenanım; kapıdan gir, Yakub´un önüne gel!..<br />
• Lutfunla, can gibi oldum; kendimden gizlendim, kendimi kaybettim! Ey varlıgı benim gözlerimden silinen, gizlenen;<br />
ey benim varlıgımda gizlenen sevgili!..<br />
• Gül, senin yüzünden elbisesini yırttı; nergisin gözleri, senden mest oldu; dallar, senin lütfunla tomurcuklandı! Ey<br />
benim ucu bucagı bulunmayan bagım bahçem!..<br />
• Bir an oluyor, beni daga götürüyorsun; bir an oluyor, baga götürüyorsun; bir an da oluyor, gözlerim açılsın diye,<br />
beni ısıgın dibine götürüyorsun!<br />
• Ey canlardan da üstün can; ey bütün dünya madenlerinden degerli maden; ey güzeller güzeli; ey benim güzelim!..<br />
• Mademki bizim asıl vatanımız, yurdumuz toprak degil, bırak da su beden toprak altında çürüsün, dagılsın; korkum<br />
yok! Ben, gökleri bile düsünmüyorum ey vuslatı Zühal yıldızı ile bulusmak gibi olan aziz varlık!..<br />
• Senin ay gibi parlak ve güzel yüzünü hatırlayınca, feryada figana baslıyorum! Her an padisahlar padisahının güzel<br />
kokusunu aldıgım için, O´nun eserlerinde sanatını, yaratma gücünü gördügüm için O´na karsı hayranlıgım artıyor!<br />
• Can senin günesinden ayrı kalınca, havadaki zerreler gibi titrer durur! Ey benim dört temelimin temeli, ey benim<br />
dört erkanımın aslı esası; can senden niçin ayrı kalsın<br />
• Ey benim padisahım Selahaddin, ey yol gösterenim, ey benim temkinimden farig olan aziz varlık, ey olması mümkün<br />
olanlardan da üstün olanım!..<br />
917. Rüzgar, sevgilinin saçlarının kokusundan mest oldu!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,<br />
(c. IV, 1962)<br />
• Kardesim! Dün gece sevgilimi rüyamda gördüm. 0, çesmenin yanıbasında Agustos gülleri arasında uyuyakalmıstı.<br />
• Huriler, ellerini kavusturmuslar, onun etrafında halka olmuslardı. Bir yanda lale bahçesi, bir yanda da yasemin<br />
bahçesi vardı.<br />
• Rüzgar hafıf hafif esiyor, sevgilimin saçlarını oksuyordu. Onun saçlarının her büklümünden etrafa anber kokuları,<br />
misk kokuları yayılıyordu.<br />
• Rüzgar o güzel kokulardan mest oldu da, ne yapacagını sasırdı, sevgilinin yüzünden saçlarını dagıttı. Parlak bir<br />
mumun üstünden legeni kaldırdıgınız zaman etraf nasıl aydınlanırsa, tıpkı onun gibi, her taraf nura gark oldu.<br />
• Bu rüyanın baslangıcında, rüyama; "Dur!" dedim; "Yavasla! Sabret de, bir an için olsun, kendime geleyim! Sus, artık<br />
konusma!"<br />
918. Neseyi ve mest olmayı, sonsuzluk sürahisinden al!<br />
Fe´ilat, Fa´ilatün, Fe´ilat, Fa´ilatün<br />
(c.IV, 1987)<br />
• Yarım mest oldum; aman bana bir kadeh daha sun!.. Senin iyi bir arkadasın varsa, artık iyiyi kötüyü terk et!..<br />
• Cefadan kim aglıyor Kim çıplak Sen, onlara bakma; sen, onun vasîsı degilsin! Otur da kendi isine bak!<br />
-Alemde her sey ilahî bir nizam içinde adilane bir sekilde isleyip durmadadır. Biz, hadiselerin hakikati ötesinde ne<br />
oldugunu bilemedigimiz için üzülürüz "Neden böyle oldu, neden söyle oldu " diye düsünmeye gerek yok. Rbrahim Hakkı<br />
hazretleri:<br />
*Saraba dogru bak; çeng ve neyin feryadını dinle! Bir taraftan da ay yüzlülere servi boylulara bakıp neselen!..<br />
*Ben çocuk degilim ki, kuru üzümü ve cevizi arzu edeyim! Sen, kuru üzümü ve cevizi al da sepete koy!<br />
*Ocuç ayı gelince ne kadehten bahset, ne de testiden; bundan sonra neseyi, mest olmayı sonsuzluk sürahisinden al!<br />
• Sevgilinin semtinde otur; sema´da, dügünde, ziyafette bulun! Kimse seni görmesin; agyardan habersiz yasa!<br />
Ahadiyyet sarabından iç, neselen!..<br />
• Can gelini mest oldugu için yoklugu bırakır da, varlık semtine gelirse, ona ikram edecegin yemegi ilahî tabaktan ver;<br />
onun yüzünü akıl duvagı ile ört!<br />
• Söz söylemekten bıktın, usandın! Çünkü, kimse senin sözlerine mahrem degildir! Haydi; söz aynasını hemen bir<br />
keçeye sar!<br />
919. Ben, sedefe benzerim; beni kırdıkları zaman gülerim!<br />
Rahata kavusunca, üstünlüge ulasınca gülmek, ham kisilerin isidir!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c.IV, 1989)<br />
"Deme su niçin söyle<br />
Yerindedir ol öyle ı<br />
Bak sonuna seyreyle<br />
Görelim Mevla neyler<br />
Neylerse güzel eyler<br />
Hep isleri faiktir<br />
Birbirine layıktır<br />
Neylerse muvafıktır<br />
Mevla görelim neyler<br />
Neylerse güzel eyler"<br />
diye buyurmustur. Bunu da yanlıs anlamayalım. Tas yürekli olmayacagız, yardım isteyenlerin yardımına kosacagız.<br />
Elimizden geleni yapacagız fakat, üzülmeyecegiz. Hani sairin;<br />
"Çalıs gam-gînleri sad etmeye, sad olmak istersen<br />
Sevindir kalb-i nası gamdan azad olmak istersen"<br />
dedigi gibi."Rnsanların hayırlısı, insanlara yardım edendir!" hadîsini de unutmayacagız.<br />
• Bana kıvılcımlar gibi gülmeyi ögreten güzel, tatlı gülüsü ile dünyayı cennete çevirdi!<br />
• Gerçi ben yokluktan hos gönüllü ve gülerek dogdum ama, ask, bana bir baska çesit gülmeyi ögretti!<br />
• "Herkese gamsız, mihnetsiz gülüsü göstereyim" diye padisah, bana günes gibi gamsız gülmeyi ögretti!<br />
• Ben, sedefe benzerim; beni kırdıkları zaman gülerim! Bir rahatlıga, bir üstünlüge ulasınca gülmek, ham kisilerin<br />
isidir! Rnsan olan, kırılıp ezildigi zaman güler!<br />
• Her sabahın, her seher vaktinin canı olan sevgili, bir gece odama geldi de, bana seherler gibi gülmeyi ögretti!<br />
• Bulut gibi yüzüm eksi ama, içimden gülüyorum! Yagmur yagarken gülmek, simsegin adetidir!<br />
• Eger sen iyi insan isen, pek büyük bir kisi isen, git de egreti padisahlıga, egreti taç ve kemere, egreti servete, mala<br />
mülke gülmeyi ölüm vaktinde ecelden ögren!<br />
• Ey hoca! Eger sen Rsa huylu isen, sehvet duygularını gideremedigi için üzülen, gamlanan erkek ve kadına; "Gülmeyi<br />
git de Hz. Rsa´dan ögren!" de!<br />
• Gonca gibi gizli gül; agaçlar çiçek açtıkları zaman dallar üstünde gülen çiçekler gibi gülme!<br />
920. Ruhlar, topraga ve suya esir oldular! Sen,<br />
su balçık yurduna baskın yap da, esirleri kurtar!<br />
Fe´ilat,Fa´ilatün,Fe´ilat,Fa´ilatün<br />
(c.IV.1986)<br />
• Sevgilim! Güzel ve suh gözünle bir göz isareti et de, yıktıgın bu gönlü bir bakısla tamir et!<br />
• Su beden kabrinin içinde gönül ve can, senin askının sehitleridir! Bu sehitlerin mezarına ugra, bir ziyarette bulun!..<br />
• Sen, Yusuf gibi gülüsünle bütün Mısırlıların ellerinin kesilmesine sebep olmussun; bari yüzünü göster de, gönlü ve<br />
canı al, bir ticarette bulun!..<br />
• Cefa etmeye söz verdin de, bunun için ayak sürüklüyorsun! N´olur, sözünü yerine getirme de, kefaret ver!<br />
• "Böyle lütuflarda bulunmakla sizden ne kazancım, ne faydam olacak " deme! Karsılıgını beklemedigim lütfunun bir<br />
faydasından bize ver de, sen zararet!<br />
• Safran gibi sararmıs yüzleri, güller ve laleler gibi yap; üç-dört kan damlasından müjdelenmis bir gönül yap!<br />
• Devlet, senin kulun kölen olmustur; o hiç bir emrinden dısarı çıkmaz! Ey padisah; bizimle o devletin arasında elçilik<br />
yap!<br />
• Mademki senin hilm dagının önünde günahlar saman çöpü gibidirler, bizim dag gibi olan günahlarımıza hakaretle,<br />
deger vermeyen bir bakısla bak!<br />
• Bedenimiz, ana rahminde iki damla kandi; kudretinle, sanatınla güzel bir adam oldu! Kötü huylarımızı, pis<br />
sıfatlarımızı da yine öyle temiz sıfatlara çevir!<br />
• Canlar, ruh aleminden geldiler, topraga ve suya esir oldular! Sen, bu balçık yurduna bir baskın yap da, esirleri<br />
kurtar!<br />
921. Allah´ın yeryüzündeki baharından baska bir baharı daha vardır ki,<br />
orada ölüm yoktur; çiçekler solmaz!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, , Fe´ilün<br />
(c. IV, 1990)<br />
• Samandan ve ottan baska bir sey görmeyen hayvan canı, Allah´ın kudreti ile akıl, fıkir gül bahçesine layık oldu!<br />
• Allah´ın yeryüzündeki bahar mevsiminden baska bir baharı daha vardır ki, orada ne ölü vardır, ne puta tapan vardır,<br />
ne de put!<br />
• 0 manevî ilkbaharın esen rüzgarından baykuslar beyaz dogan olurlar; baharın nefesi ile disi çaylak, arslandan daha<br />
iyi, daha yigit bir hale gelir!<br />
• Herkes, hersey dirilir ve sükretmek için agızlarını açarlar! Öpüsler bile, agızlardan gelen zevk ve nese kokusundan<br />
serhos olurlar!<br />
• Seher rüzgarının destanlar anlatan eli, güzel kokulu seylerin bulundugu kabı çalkaladı da, etrafa anber kokulan<br />
yayıldı! 0 güzel kokular, çemen çocuklarına güzel seyler ögretti!<br />
• Seher rüzgarının nefesi, Cebrail (a.s.) gibidir; agaçlar da Meryem´dir! 0 nefesin el oyununa bak ki, çiçek tozlarını<br />
dalların üstüne serper de, karı ile kocanın yaptıklarını yapar!<br />
• Bulut duvak altında güzeller bulundugunu gördü de, Aden incileri, mücevherleri saçtı!<br />
• Kırmızı gül, nesesinden yenini yakasını yırttı! Hz. Yakub´a Yusufun gömlegini ulastırma zamanı geldi!<br />
• Sevgilinin iki dudagı Yemen akigi gibi gülünce, Yemen tarafından Hz. Muhammed(s.a.v.)´e Rahman´ın kokusu geldi!-<br />
"Hz. Mevlana bu beyitte, Veysel Karanî hazretleri için söylenen su mealdeki hadîs-i serife isaret etmektedir: "Yemen<br />
tarafından Rahman´ın kokusunu duyuyorum!"<br />
• Bilmiyorum, daha ne kadar böyle dagınık sözler söyleriz Zamanın o güzelinin dagınık saçlarını görmedikçe gönlüm,<br />
bir türlü rahata kavusmuyor!<br />
• Ey Sems-i Tebrîzî; gel, gönlüme günes gibi ısık kılıcını vur! Kalkana benzeyen cana, ancak günesin kılıcı nur<br />
verebilir!<br />
922. Sevgilim! Gönül ve can, senin mest olmus gözlerinin birer kölesidir!<br />
Fe´ilat, Fa´ilatün, Fe´ilat, Fa´ilatün<br />
(c.IV, 1985)<br />
• Sevgilim; sarap getir de, mest olanların mahmurluklarını gider! Onların hepsi de, güzel yüzünün askı ile<br />
kararsızdırlar!<br />
• Onlara, yıllanmıs sarap getir; sabah sarabı ile güller açtır! Mest olanların sarabından gökler bile costu!<br />
• 0 canın kararını, o canın gülünü, lalezarını ver de, mest olanların agızlarını, kucaklarını sekerle doldur!<br />
• Sarap kadehini eline al, seker gibi avucunu dudaklarına götür! Kerem et, rahmet suyundan serp de, mest olanların<br />
elem tozlarını bastır!<br />
• Sevgilim! Gönül ve can, senin mest gözlerinin birer kölesidir! Sende bulunan o hos sarapla mest olan ihtiyarlarını,<br />
cüz´î iradelerini ellerinden al!<br />
• Lale renkli sarabın tadı onların damaklarına degince, mest olanların yüzlerinin, yanaklarının renginden gül bile<br />
utanır!<br />
• Asıklar meclisinin her tarafı saraptan sakinlesince, mest olanların zülfikarının ucu, gamın boynunu vurur!<br />
• Sevgilim! Sen, bizim gündüzümüzsün; gamımızı kederimizi yakansın! Mest olanların islerinin güçlerinin yoluna<br />
girmesi, yücelmesi hep sendendir!<br />
• Arslanların kulaklarından tut da, hepsini deve gibi katar et! Çünkü sen, Hakk arslanını tutansın; mest olanların<br />
yularları avucundadır!<br />
• Akikten kadehin var, tam bir tadın var! Mest olanları avlamak için ne garip bir tuzagın var!<br />
• Sen cansın; senin degerinin ölçüsüz kalmaması için söz burada kesildi! Sen sakîleri imrendirirsin; mest olanlar<br />
seninle avunurlar!<br />
923. Ars sarabı öyle bir sarap ki, bir kadehini ölünün avucuna koysan,<br />
ölü dirilir, telkine cevap verir!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. IV, 1983)<br />
• Allah´a yemin ederim ki, ne yaglı yemeklere meylim var, ne de ballı tatlıları canım istiyor! Altın dolu kesede de, altın<br />
kasede de gözüm yok!<br />
• Bütün yeryüzündekileri zamanı gelince öldürüyorsun! Bu hali gören ay, gökyüzünden bagırıyor! Diyordu ki: "Bu ne<br />
sasılacak sey; bu ne kudret, bu ne temkin, bu ne cömertlik!.."<br />
• Allah´a hamd olsun ki, bu ülkeye ulastım! Askın, bana; "Oturma, yürü!" dedi. Meger tamamıyla dogru imis! Rste,<br />
dedigi çıktı; yürüyorum!<br />
• Beni ayakta görünce bası ile isaret etti de; "Otur, rahatına bak!" dedi. "Ne diliyorsan dile; o, eline geçecek, muradına<br />
eriseceksin!"<br />
• Bütün varlıklar onun askı ile mest olmuslar da, ona secde etmedeler! Kurt ile kuzu uzlasmıs; gönüllerde ne haset<br />
kalmıs, ne de kin!..<br />
• Öyle mest olmuslar ki, köyün yolu ile evin yolunu ayırdedemiyorlar! Biz insan mıyız, yoksa kırmızı gül müyüz;<br />
farkında bile degiller!<br />
• Herkes eline bir kadeh sarap almıs; "Söyle ey sekerler gibi tatlı, güzel padisah! Ne yapayım; bunu içeyim mi, yoksa<br />
birisine mi bagıslıyayım " diyor!<br />
• 0 da cevap verip diyor ki: "Sen içmene bak; neden bagıslamak istiyorsun Hele sıra sana gelince, bagıslamanın yeri<br />
mi var " Bunu duydum da içtim. Zaten ben, onun kuluyum; içmeyeyim de ne yapayım<br />
• Sen, bu ars sarabını iç! Bu öyle bir sarap ki, bir kadehini ölününün avucuna koysan, ölü dirilir, telkine cevap verir!<br />
924. Dostlarla beraber, yagmur gibi, baglara bahçelere yagalım!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. IV, 1913)<br />
• Yarın, bütün dostlarla beraber bahçeye gidelim; ruhları ile anlasan, sevisen dostlarla beraber yagmur gibi baglara<br />
bahçelere yagalım!<br />
• Çagırdık, seslendik; "Duydum, duymadım!" demeyiniz! Yarın, baga bahçeye gitme günüdür; asıkları, dostlara hakkı<br />
geçenleri çagırdık!<br />
• Su bahar mevsiminde, baglarda bahçelerde yüzbinlerce güzeller, yüzbinlerce yesillik gelinleri, o güzellere gönül<br />
verenler, o gelinlerle gerdege girenler var!<br />
• Onların hepsi de neseli, hepsi de gülüyorlar, el çırpıyorlar; hepsi de ask padisahı, hepsinin tacı tahtı var!<br />
• Her agacın altında bir ay yüzlü dilber var; ne kadar da güzel, ne kadar da hos! Yasemin yanaklı güzeller, güzellikleri<br />
ile göz kamastırıyorlar!<br />
• 0 güzellerin bir kısmı, çayırlar çimenler, yesillikler gibi yaya yürüyorlar; bir kısmı gül dalları gibi atlı!<br />
• Ne yesilligin güle haset ettigini görüyorsunuz, ne de sevgi sarabı ile mest mahmurlugunu görüyorsunuz!<br />
925. Artık dünya evinden bıktım, usandım; ötelere gitmek zamanı geldi!<br />
Mefa´îlün, Mefa-îlün, Fe´ulün<br />
(c.IV, 1896)<br />
• Bu kadar cefa etmek ve mazlumların kanlarına girmek sana yakısmaz!<br />
• Benim, senin için yasamam gerek; yoksa, bence can vermek kolaydır!<br />
• Senin adını duydugum günden beri uykusuz geçen geceleri saymaktan usandım!<br />
• Senin gibi bir kerem ve ihsan sahibinden nasibimin ızdırap duymak, meyus olmak halinde görünmesi reva mıdır<br />
• Ey sahibim, ey efendim! Güzel yüzünü görmek ve gözünün önünde ölmekten daha serefli, daha hos bir sey olamaz!<br />
• Mum gibi kanım atesler içinde kaldı; gönülden cosmadayım; yanaklarım sarardı soldu!<br />
• Artık bu dünya evinden bıktım, usandım; göklerin üstüne çıkmak, ötelere gitmek zamanı geldi!<br />
926. Yokluk bir denizdir; Su alemse, o denizde bir köpük!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´üliin<br />
(c. IV,1902)<br />
• Ey hakikati göremeyen körlerin emîri! Ben sana; "Delileri azdırma, imansızları costurma!" demiyor muyum<br />
Mademki inanmıyorsun, sus, söyleme!<br />
• Bana; "Görünmez alemde olanları göster!" diyorsun; yigit, yürekli erlerin hayvanlarla ne ilgisi var<br />
• Uçsuz bucaksız denizde, vahdet denizinde gemi nedir, tahta nedir Bu kerem deryasına karsı yakınlar kim olur,<br />
uzaklar kim olur<br />
• Aslında, yokluk bir denizdir; su alemse, o denizde bir köpük! 0, bir Süleyman´dır; insanlarsa karıncalar!<br />
• Deniz cosunca köpük meydana gelir; o denizin büyüklügü karsısında Rran ile Turan, ancak iki köpüktür!<br />
• Söyle; bu coskunluk karsısında gayret ne ise yarar Su sabreden kisilerin sabrından kim bahsedebilir<br />
• Çirkinler, bu denize dalınca güzellesirler; acılar, bu köpükle tatlılasırlar!<br />
927. Gönlümü sık sık hırpalama!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c.IV, 1899)<br />
• Ask ugrunda kanlar içen gönlümü, sık sık hırpalama; bir defa da olsun, al git! Senin gamından yüzlerce parçaya<br />
ayrılan, param parça olan gönlümün her parçasını ayrı ayrı alma; parçaların hepsini bir araya getir de öyle al! Gönlümün<br />
bir parçasının bile baskasına gittigini istemem!<br />
• Bugün, ya benim canıma bir çare bul, yahut da bu çaresizin canını al gitsin!<br />
• Dün bütün gece sabaha kadar; "Allah´ım!" diyordum: "0 kan içen zalimden benim intikamımı al!<br />
• 0 tas yürekli nasıl benim kanımı döküyorsa, Sen de o katı tastan benim kanımı al!"<br />
• Gönlün eliyle, sana iki-üç tane mektup gönderdim; ona acı da, o zavallının, o avarenin elinden hiç olmazsa bir<br />
tanesini al, oku; halimi anla!..<br />
• 0 mektuplardaki yazılarda, askın sureti ve sekilleri var; ibret olsun diye onları bir gözden geçir!<br />
928. Akıl gelmis; "Ben ilahî askla mest olanların kuluyum, kölesiyim!" diyor!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c.IV, 1900)<br />
• Ey mest olanların münisi, yakın dostu; gel de, mest olanların düsüncelerini gör, sevdalarını seyret!<br />
• Ey güzellerin emîri, gel! Gel de, mest olanların yüzlerini senin pek güzel olan, pek nurlu olan yüzünün ısıgı ile seyret!<br />
• Gelmeye tenezzül etmesen bile, köskünün penceresinden basını çıkar da mest olanların kavgalarını, gürültülerini<br />
gör!<br />
• Gel ey mest olanların uykularını baglayan, uykunun onların yanına varmasına engel olan; gel de, ayrıca onların<br />
ayaklarındaki bagları gör!<br />
• Hakk askı ile mest olanların feryatları, heyheyleri, bütün gece ta sabaha kadar ötelere, gökyüzündekilere dogru<br />
yükselir durur!<br />
• Gökyüzünde bulunanların hepsi de derler ki: "Biz de o sevgilinin askı ile harabız, gökyüzü de harab! Eyvahlar olsun<br />
böyle mest olanlara!"<br />
• Melek de, insan da, devler de, periler de mest olanların reyleri, kararları gibi altüst olmusuz!<br />
• Su pazar yeri, su dünya Hakk askı ile mest olanlara hiç yurt olabilir mi Burada bütün ayıkların bile külahlarını<br />
kaptılar!<br />
*Dönüp duran gökyüzünü gördüm. Diyordu ki: "Ben, mest olanların helvasından bir lokmayım!"<br />
• Ben, askın agzından isittim. Diyordu ki: "Ben, mest olanların güzel sevgilisiyim!"<br />
• "Oruç ayı geldi; artık, mest olanların cana canlar katan kadehini bulamazsın, göremezsin!" derlerse,<br />
• Onlara de ki: "Mest olanların içtikleri sarap, üzüm sarabı degildir; o sarap, can denizindendir! îlahî askla mest<br />
olanların sakîsi, o sarabı ele, agıza sunmaz; cana, gönüle sunar!"<br />
• Su dünyada hersey, insanoglunun aklının eseridir; bu yüzden hersey, insanoglunun aklının kölesidir! îsin tuhaf tarafı<br />
su ki; akıl da gelmis; "Ben, ilahî askla mest olanların kuluyum, kölesiyim!" diyor!<br />
929. Sen, bize ötelerin, o yüce alemin tertemiz sarabını sun!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1912)<br />
• Ey sakî; gel, bize sarabımızı sun! Sun da, o sarabın tesiri ile kazaları bizden def´ et, onları uzaklastır!<br />
• Basımıza gelecek olan kaza ve kaderin yücelerden geri dönüp gitmesini istiyorsan, sen, bize ötelerin, o yüce alemin<br />
tertemiz sarabını sun´.<br />
• Tozdan topraktan ibaret olan yeryüzü de ne oluyor; sunulan sarap yeri de döndürür, gögü de, denizi de!..<br />
• Artık, su küçücük, su degersiz fanî sevdayı düsünmüyorum! Gel de, verdigin sarapla sevda denizlerini de<br />
döndürmeye basla!<br />
• Eger ben sarap kadehinin mahremi degilsem, beni yok say da, sunacagın sarapla var et!<br />
• Mest oldukları için ask yollarında egri bügrü yürüyen gönülleri, sarapla, elsiz ayaksız yürüt gitsin!<br />
930. Bütün varlıkların her birine, degerlerine göre,<br />
padisah mutfagından bir sofra hazırlanmıstır!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. IV,1910)<br />
• Dünyanın her cüz´ünü, her parçasını seyret; hepsi de hareket halindeler; bir yerden bir yere geçip gitmedeler! Sunu<br />
iyi bil ki; hersey, bir yolculuktan gelmistir!<br />
• Bil ki; hersey, rızık ümidi ile kendini yaratan padisahın önüne basını koymustur!<br />
• Bütün varlıklar, bunalmıs, perisan bir halde yıldızlar gibi parlamak için günesin ayagına düsmüslerdir!<br />
• Hepsi de; "Denizi bulurum!" ümidi ile seller gibi altüst olmus, bosanarak, köpürerek, feryad ederek denize dogru<br />
akıp gitmedeler!<br />
• Bütün varlıkların her birine, degerlerine göre, padisah mutfagından bir sofra, bir nimet hazırlanmıstır!<br />
• Onların, denizleri sömürüp içen, bir türlü kanmayan canlarına karsılık, su dünya denizleri degersizdir!<br />
• Tebrizli Sems´in gözlerine bak da; incilerle dolu baska bir denizi seyret.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Divan-ı Kebir´den Seçmeler - III]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10256</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 01:27:38 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10256</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Divan-ı Kebir´den Seçmeler - III</span><br />
<br />
<br />
931. Ask mahallesinde; "Gönül evine bir pencere açıldı." diye bir ses duyuldu!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1909)<br />
• Sevgilinin gönlü, acıklı halimi gördü de, bana acıdı, yandı yakıldı! 0 yanısın kıvılcımları, dünya harmanına düstü;dünya harmanı da yandı, kül oldu!<br />
• Mum gibi yanan yakılan, aglayan, eriyen bir güzel de, benim canıma bir ates düsürdü! Öyle bir ates ki, onun yüzünden tasla demirin canı bile mum gibi eridi!<br />
• 0 atesten, gece , binlerce aydın sabah meydana geldi!<br />
• Ask mahallesinde; "Gönül evine bir pencere açıldı!" diye bir ses duyuldu!<br />
• 0 nasıl bir penceredir ki, oradan, igne kadar bile gölgesi olmayan yepyeni, bambaska bir günes dogdu!<br />
• Aklını basına al da, mekansızlık alemine gel! Bu alemde, her zaman bahar mevsimi hüküm sürmektedir; buradan baska her taraf soguktur, kıstır!<br />
• Can, Semseddin-i Tebrizî hazretlerinden geldi! Sen, can çekistirmek istiyorsan, durma; git de, can çekistir!<br />
932. Allah´ım! Bizi, bedenimize ait isteklerden, sehvet ve hiddetten kurtar!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. IV,1898)<br />
• Gökyüzünden, Ülker yıldızından cana söyle bir ses geldi: "Sen, yeryüzüne mensup degilsin; sen, ötelerden geldin! Bu yüzden, aklını basına al da, yücelere yüksel, tortu gibi dibe çökme!..<br />
• Hiç kimse esinden dostundan, eski bildiklerinden bu kadar uzun müddet seferde, yolculukta kalamaz! Bu ne bitmez bir yolculuk; artık sehrine geri dön!"<br />
• Sonunda; "Geri dön!" sesini o padisahtan, o padisahlar padisahından duydun! 1 -(1 Fecr Suresi, 89/28. ayete isaret var.)<br />
• Ey zavallı; bu dünyayı, bu yıkık yeri ancak baykuslar yurt edinir! Sen, ötelerden geldigin halde, nasıl oluyor da bu yıkık yerde oturuyorsun<br />
• Kendisine dikenden dösek döseyen kisinin yanı, beli, sırtı hiç rahat eder mi, dinlenir mi<br />
• Her nefeste yüzlerce Çin´e, Maçin´e deger hikmetlerle canı neden beslemiyorsun, süslemiyorsun 2 -(2 Maçin diye bir memleket yok; halk arasında Çin´i "Çin-Maçin" diye yad ederler ki, Çin demektir.)<br />
• Fakat, bos sözlerden, dedikodulardan ibaret olan hikmetlerle degil, insanın canını Allah´a yaklastıran, manen Allah´ı görür, hisseder hale getiren hikmetlerle beslemelidir!<br />
• Sen, bir inci ol, mücevher ol da, isteseler de istemeseler de alsınlar, seni taca taksınlar!<br />
• Egri bügrü yürüyen ayak gibi olma! Bırak su egri yürüyüsü de, elif gibi dümdüz ol, dosdogru ol!<br />
• Mezarlıga git de tasın, kerpiçin altına bak; yatanların baslarını ayaklarından ayırt edemezsin!<br />
• Allah´ım! Sen, canları, Yasîn soyunun gittigi yoldan canlara ulastır!- 3<br />
3 ("Yasîn soyu": Kur´an-ı Kerim´in 36. süresi "Yasîn" diye baslar. "sîn", Arapça´da insan manasına gelmektedir. Bu<br />
ayette, Hz. Muhammed(s.a.v.)´e hitap edilmektedir. 0 zaman "sîn", Hz. Muhammed´in adı olmaktadır. "Yasîn soyu" da,<br />
Peygamber´in soyundan gelen, Hz. Ali ile Hz. Fatıma´dan gelen soydur.)<br />
• Nasıl ki, dua etmek bizden, kabul etmek de Sen´den ise, dualarımızı, Yasîn soyundan gelenlerin dualarına kat!<br />
• Allah´ım! Nasıl ki, bizim isimiz az bir ihsanda bulunmak, Sen´in sanın da azı çok görüp begenmekse, lütfet de, bize o çesit yardımda bulun! Yani, azımızı çok olarak kabul buyur!<br />
• Allah´ım! Bizi, nefsanî arzulardan, bedenimize ait isteklerden, sehyet ve hiddetten kurtar, akıl ve vicdan alemine ulastır! Bizi, asıl vatanımız olmayan su dünyadan al, ötelere, yücelere götür!<br />
933. "Güzeller perde arkasından çıksınlar!" diye hakandan ferman geldi!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c.IV, 1903)<br />
• Elbette duymussundur; hakandan; "Güzeller perde arkasından çıksınlar!" diye ferman geldi!<br />
• Hakan; "Bu sene böyle istiyorum; güzelleri görmek kolay olsun!" diye buyurdu!<br />
• Hakan salına salına meydanda gezerken evde oturup kalmak haramdır!<br />
• Bizimle meydana gel de, hem apaçık, hem de gizli meclisi seyret!<br />
• Helvalar yapılmıs, kebap olmus kuslar hazırlanmıs! Ne de çok, çesitli nimetler var; bereketli sofralar kurulmus!..<br />
• Ay parçası gibi güzel köleler, önde de sakî, her taraftan çalgıların cana hos gelen nagmeleri duyulmada!..<br />
• Fakat, mest olmus kisilerin canları padisahın askına tutulmus da, sakîden de vazgeçmis, sofradan da!..<br />
934. Hz. Yusuf´un askı ile elini kestinse, sakın yarana merhem arama; git, Yusuf´a sarıl!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c.IV, 1905)<br />
• Eger asık isen, gamı bırak gitsin! Nerede dügün varsa, oraya git, dügün seyret; yastan ve matemden uzak dur!-4-(4<br />
Seyh Galib hazretleri; "Asıkta keder n´eyler, gam halk-ı cihanındır" diye buyurmustu. Asıkta kederin ne isi var; kederli olmak, gamlı olmak asık olmayan cahil isidir, demek istemisti.)<br />
• Sen, deniz ol; gemiyi bir tarafa bırak! Sen, su içinde yasadıgın gamlarla, belalarla dolu alemi bırak da, kendin bir alem ol!<br />
• Hz. Adem gibi tövbe et de, cennete geri dön; yeryüzünde birbirleri ile didisip duran ademogullarını terk et!<br />
• Meryem oglu Hz. Isa gibi göklere çık da, Meryem oglu Isa´nın esegini yeryüzünde bırak!<br />
• Yusuf(a.s.)´ın güzelliginin askı ile elini kestinse, sakın yarana merhem arama; git, Yusufa sarıl!..<br />
• "Ona ruhumdan üfürdüm!" müjdesi geldi. Anlasıldı ki sen, ötelerden gelmissin; artık su fanî dünya malı için kederlenmeyi, gam yemeyi bırak!<br />
• Gönlünü varlıktan kurtar; varlıktan elde edilmemis seyleri beklemekten vazgeç!..<br />
• Ey arslan yavrusu! Arslanların huyunu, kendine huy edin; terbiyesiz köpekleri bırak!..<br />
• Sen, Allah askı ugruna tacını tahtını terk eden Ibrahim Edhem hazretlerini bırakmıssın da, sana, ates gibi bir dünya hırsı musallat olmus, seni çekip götürüyor!..<br />
935. Gel; canımda, gönlümde isledigini, gözümün önünde isle!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´uliln<br />
(c. IV, 1907)<br />
• Gizlice burada isen, yine öyle gizlice burada ol! Hatırlıyor musun, bir defa bir is yapmıstın; yine o isi yap!<br />
• Dün, beni bagrına basıp sıkmıstın! Gel ey tatlı varlık; yine öyle yap, beni bagrına bas!<br />
• Dün, benim kapımı, damımı kırmıstın! Bugün de gel, kapıdan içeri gir öyle yap!..<br />
• Bu degersiz kölenin canının ta içine girip bir sey yapmıstın da, o yaptıgın is benim canıma islemisti! Gel; canımda,gönlümde isledigin o isi gözümün önünde de isle; benim gözümün önünden gitme!<br />
• Ey ay yüzlüm; dün, ne de güzel cilvelenmistin! Nazı bırak; ondan daha hos cilvelen!<br />
936. Gönül Kabesi putlarla dolu; lütf edip gel de, Rahman´ın evinden putları dısarı at.<br />
Mefa´ilün, Fe´ulün, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1889)<br />
• Gönlüm, gönlüm, gönlüm için gönlümü incitme! Niçin, niçin bu davranısının manası ne; neden beni perisan edersin<br />
• Ben, senin gül bahçesine benzeyen yüzünün askı ile destanlar gibi uzadım; gül bahçesinden de genis oldum,serviden de uzun boyluyum!<br />
• Gel; gel de, bana bir nefes ver! 0 latif nefesin, ab-ı hayat gibi, gönlümün ömrünü uzatır!<br />
• Sen, bizim aklımızın aklısın! Su halde, neden bizden ayrı duruyorsun Akıl bir bası bırakıp giderse, o bas aptallasmaz mı, sasırıp kalmaz mı<br />
• Sen, gökyüzündeki parlak aysın; bizse, kapkaranlık geceyiz! Ay olmayan geceler pek karanlık olur!<br />
• Sen, Musa(a.s.)´sın; biz de, senin elinde asayız! Asa, Musa´nın elinden baska elde ise yaramadı!<br />
• Sen, hos nefesli Hz. Isa´sın; bizse, çamurdan yapılmıs kusuz! Bir nefes üfür de, bizim nasıl göklere yükseldigimizi seyret!<br />
• Sen, zamanımızın Nuh´usun; bizse, sana bir gemiyiz! Nuh gemiden çıkıp giderse, o gemi bela tufanından kurtulabilir mi<br />
• Ey benim canım; sen, benim Halil´imsin! Bütün dünya ateslerle dolu; Halil (a.s.) olmadıkça, ates, gül bahçesi olamaz!<br />
• Sen, Mustafa(s.a.v.)´in nurusun! Gönül Kabesi putlarla dolu; lütf edip gel de, Rahman´ın evinden putları dısarı at gitsin!<br />
• Sen, güzellik Yusufusun! Halkın gözleri baglı; hakikati görmüyorlar! Onların gözleri, Kenan´ın ihtiyarı Yakup(a.s.)´ın<br />
gözleri gibi, seninle açılır; lütf edip gel de, gözlerini aç!<br />
937. Ey güzeller Yusufu; gözün de, gönlün de ilacı, senin güzel yüzündür!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ülün<br />
(c. IV,1891)<br />
*Hoca! Senin elini tutup çekecegiz; seni, iyiden de, kötüden de kurtulacagız.!<br />
• Gaflet gecesidir; senin mest olusun da uzadıkça uzadı! Ama biz, sabah günesi gibi dogup her tarafı aydınlatacagız!<br />
• Dünya bahçelerinde her meyve oldu, kemale geldi! Ey tas kesilmis üzüm korugu; sen, bir türlü olmayacak mısın<br />
• Su tuzakta çırpınıp duran canlara acı; sen´in kulagın, onun çırpınma sesini, feryadını duymayacak mı<br />
• Senin, gönlünde bir can gözün var; o da hastalanmıs, agrıyıp duruyor! Elde edemedigin seyler için duydugun gam, o<br />
gözü hasta etmekte ve yaralamaktadır!<br />
• 0 göze igneler batmaya baslayınca, derman aramaya çalıs; onu, agrılardan, yasarmalardan kurtar!<br />
• Ey güzeller Yusufu; gözün de, gönlün de ilacı, ancak senin güzel yüzünü görmektir!<br />
938. Bir yaratıcı olmadan ne kimse dogabilir, ne de var olabilir!<br />
Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1893)<br />
• O´ndan sır duymak için yüz tane yeni kulagım açıldı! Bir yaratıcı olmadan ne kimse dogabilir, ne de var olabilir!<br />
• Sen´i övmek için bahar rüzgarı esmeye basladı! Ben de, sanki bir bahçeyim; dallarım, yapraklarım, tomurcuklarımın<br />
arasından eserek gelen rüzgarın Sen´i îvmesinden ötürü benim bütün cüz´lerim gebe kaldı!<br />
• Sen´in askınla mest olanların birbirlerine düsmeleri, birbirlerinden vefa kadehini kapmaları ne kadar hostur, ne kadar<br />
güzeldir!<br />
• Ey benim güzelim; yüzünün askı ile gönül askını hurafelerden, aslı esası olmayan seylerden temizlemek, gerçekten<br />
de vaciptir!<br />
• Islıgını duydum; can kusunun ayagındaki bagı çözmek, onu uçurmak bana farz oldu!<br />
• 0 ay, daha ne zamana kadar bulut içinde gizlenecek O´nu beklemekten canlar agıza geldi; simdi, artık görünme<br />
zamanıdır!<br />
• Ay yüzünün gül bahçesi, soguk kıs mevsiminden emin olmus; ey sünbül kasları biçilmekten kurtulmus güzel!<br />
• Sen, sakî olduktan sonra içmemek, ayık kalmak küfürdür; karanlık gecelerde ay gibi dogup gönül penceresinden<br />
içeri girdigin zaman uyumaksa haram!..<br />
• Sen´in gibi bir Yusufun güzel kokulu gömlegini ele geçirdikten sonra baska güzel kokulardan bahsetmek, onları<br />
övmek, misk ve anber sürünmek pek çirkin, pek soguk düser!<br />
• Sevgiliye; "Senin güzel ayagının altını öpeyim!" dedim de, bana dedi ki: "0, ancak gözlere sürülür!"<br />
939. Balçıktan yapılmıs beden evi nerede, can evi, gönül evi nerede<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün,<br />
(c.IV, 1837)<br />
• "Ya Rabbi! Sevgilinin maksadı ne; bir bilsem!" dedim. Kaçacagım yolu baglamıs; gönlümü de, kararımı da almıs<br />
gitmis!<br />
• Ya Rabbi! 0, beni nereye kadar çekecek; bir bilseydim! Yularımı tutmus, her tarafa çekip durmada; niçin, ne<br />
maksatla çekip duruyor<br />
• "Ya Rabbi! 0, benim varım yogum; o, benim merhametli padisahım! Neden merhametsiz, tas yürekli olmada; bir<br />
bilseydim!" dedim.<br />
• Ya Rabbi! Su tüten dumanım, su; "Ya Rabbi!" diye feryad edislerim, sızlanıslarım sevgilinin kulagına erisebilecek mi,<br />
sevgilim bunları duyacak mı;<br />
bunları bir bilseydim!..<br />
• Ya Rabbi! Bir bilseydim; sonunda beni nereye çekecek! Ya Rabbi; bu bekleyis gecesi ne kadar uzadı!<br />
• Ya Rabbi! Bu coskunlugum nedir, yüzüme gerilen perde nedir Çünkü, benim için hersey Sen´sin; bana bir de<br />
Sen´sin, bin de Sen´sin, Sen!..<br />
• Her an, susarken de, söylerken de gözümde Sen´in askın, Sen´in hayalin var; benim rızkım da Sen´sin, zamanım da<br />
Sen´sin!..<br />
• Bazan, ona "av" derim, bazan "bahar" derim; bazan, ona "sarap" adını takarım, bazan da ona "mahmurlugum"<br />
derim!<br />
• Balçıktan yapılmıs beden evi nerede, can evi, gönül evi nerede Ya Rabbi! Ben, buradan bıktım; asıl sehrimi,<br />
vatanımı arzu ediyorum!<br />
• Ey gönül; galiba sen, isin farkında degilsin! Sen, asıl kendi sehrinden sürülmüssün; sen, burada gurbettesin! "Ey<br />
Allah´ım! Benim adamlarım nerede; soyum sopum nerede " diye feryatlar içinde, su kirli dünyada kalmısım!..<br />
• Ya Rabbi; sehrime geri dönseydim de, padisahımın merhametini, o sehirdeki dostum, sevgilim olan canların hepsini<br />
de görseydim!<br />
• Kara yüzlü dünya gecesi, benim gündüzüme es olamaz; benim ilk baharımın arkasından tas yürekli sonbahar<br />
gelmez!<br />
• Ey gerçek duygulara, hakikatlere perde olan dudaklarım! Hiç susmuyorsunuz; bos yere konusup duruyorsunuz! Bu<br />
manasız davul ne zamana kadar çalınacak Ah, iste perde yırtıldı gitti!<br />
940. Içinde Sen´in hayalin olan gönüle gam ve gussanın gelmesine imkan var mıdır<br />
•Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1882)<br />
• Sen, candan ibaretsin! Sen´i beden olarak gören kisi aynaya bakmıstır ama, aynayı meydana getiren demirin siyah<br />
renginden baska bir sey görmemistir!<br />
• Zatına yemin ederim ki; Sen´in ab-ı hayatın, ululuktan ötürü, yag gibi üste çıkmaktan uzaktır!<br />
• Ey yüzü ay gibi parlak olan güzel! Can, bir kerecik olsun senin ayagını öpse, o öpüsün lezzeti dudaklarında kalır da,<br />
mahsere kadar dudaklarını yalar durur!<br />
• Gönlüme; "Nasılsın " diye sordum. Dedi ki: "Allah´a yemin ederim ki; hayaline ev oldugumdan beri. canıma canlar<br />
katmadasın!.."<br />
• Içinde Sen´in hayalin olan gönüle gam ve gussanın gelmesine imkan var mı Sen´in ab-ı hayatına dalan kisi, ölüm<br />
tehlikesinden korkar mı<br />
941. Ben, tamamıyla kendimden kopmusum;kendi yanıma ugramam, kendi yüzüme bakmam!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1841)<br />
• Ey benim kötü zanlara kapılan güzelim; ne biçim bir zanna, ne biçim bir hayale kapılmıssın Ey benim cana<br />
benzeyen ay yüzlü sevgilim; senin yüzünden hayale döndüm!<br />
• Ölümümden sonra benim canım senin hayalini görürse, hemen onun pesine düser; onu bırakmaz, onun arkasından<br />
kosar durur!<br />
• Ben, o yüze, o güzellige kulum, köleyim; benim kemal ile, olgunlukla ne isim var Senin kemalin bana yeter! Zaten,<br />
sende ne varsa onların hepsi benimdir; ben, senden ayrı degilim ki !..<br />
941. Ben, tamamıyla kendimden kopmusum;kendi yanıma ugramam, kendi yüzüme bakmam!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1841)<br />
• Ey benim kötü zanlara kapılan güzelim; ne biçim bir zanna, ne biçim bir hayale kapılmıssın Ey benim cana<br />
benzeyen ay yüzlü sevgilim; senin yüzünden hayale döndüm!<br />
• Ölümümden sonra benim canım senin hayalini görürse, hemen onun pesine düser; onu bırakmaz, onun arkasından<br />
kosar durur!<br />
• Ben, o yüze, o güzellige kulum, köleyim; benim kemal ile, olgunlukla ne isim var Senin kemalin bana yeter! Zaten,<br />
sende ne varsa onların hepsi benimdir; ben, senden ayrı degilim ki !..<br />
• Ben, tamamıyla kendimden kopmusum; kendi yanıma ugramam, kendi yüzüme bakmam! Çünkü, gizli seyleri gören<br />
gözüm, kusurlu seylere, ayıplara bakmaz, onları görmez!<br />
• Iki gözüm de, senin seyrine dalmıstır! Ben, senden baskasına nasıl bir yüzle, ne gözle bakabilirim Her iki gözümde<br />
de gözcü ve bekçi senin nurun degil midir<br />
• Zamanenin o sasılacak güzeli yüzünden, zamanlar neselenmistir! 0 yere göge sıgmaz, o mekansız olan ayımın<br />
yüzünden, yerlerle gökler saf bir hal almıstır!<br />
• Tebrizli Semseddin yenini salladıgından beri esigim, kanlı gözyasları ile sulandı, bir an bile kurumadı!<br />
942. Feryad etme de, senin yerine ben feryad edeyim!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c.IV,1827)<br />
• Ey gönül; dün ne içtin Dogru söyle, gizleme; suçsuz olup da susan kisiler gibi, yüzünü göge çevirme!<br />
* Has bir sarap içmissin, kurtulus mezesi yemissin! îçtigin sarabın kokusu dısarı vuruyor; nafile agzını güzel kokularla<br />
çalkalama!..<br />
* Elest gününde canın, senin sofranda bir sarap içti. Bu sarap yüzünden, artık sen, mekansızlık alemine sahipsin!<br />
Tutup da, su anda içinde bulundugun dünyaya kulluk etme, dünya malı için çırpınıp durma!..<br />
* Ey benim param parça olmus gönlüm! Çare, onu görmektir; benim dayandıgım, güvendigim odur! Sen de aklını<br />
basına al da, bu dünyaya güvenme!<br />
* Sevgilim; bütün insanlar, senin "ney"in olmus, her biri senin havanla dolmus! Sema´a düskün degilsen, can neyine<br />
el atma!<br />
• "Ruhumdan üfürdüm!"-5 . dedin de, üfledin; herseye, herkese bir nefes verdin! Mademki "ney"in senin nefesindir,<br />
bizim nefesimiz olmadıkça feryad etme! (5 Hicr Suresi, 15/29. ayete isaret .)<br />
• Feryad etme de, senin için ben feryad edeyim! Sen kurtsun, ben çobanım; benim yerime çobanlık etmeye<br />
kalkısma!..<br />
• Asagı kisilerin sarabı dısardadır; arifin sarabı ise içerdedir! Zaten agızın kokusu, durumu bildirir; dille söylemeye<br />
lüzum yok!<br />
943. Ask gamı, asıgın gönlünden bir an için olsun çıkıp gidince, gönül evi mezara döner!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c.IV, 1840)<br />
• Ey benim güzel sesli, güzel nagmeli çalgıcım! Askı söyle bir oksa, aska dair baska bir nagme çal!..<br />
• Canım, seninle neseli; dilerim, sensiz kalmasın! Gönül, benim canımı sana verdi de, o, simdi senin gamınla dost<br />
oldu, gamınla beraber yasıyor!<br />
• Insana gam acı gelir fakat, ask gamı seker gibi tatlıdır! Artık bundan sonra ask gamına, gam gözüyle bakma!<br />
• Ask gamı, asıgın gönlünden bir an için olsun çıkıp gidince, gönül evi mezara döner; evde bulunanların hepsi de<br />
mahzun olurlar, üzülürler!<br />
• Senin ayagını bastıgın topragın tozu, bizim gözümüze sürmedir; senin derdin, gönüle rahatlık getirir! Ey insan<br />
yaratan padisah; Sen´in esin, benzerin yoktur!<br />
• Seni tanıdıgımdan beri tuz gibi eridim; zaten ben, zandan ve süpheden ibaretim! Zan ve süphe, insan "yakîn"e, yani<br />
tam inanca ulasınca yok olur gider!..<br />
• Gönül karalıgıyla, adeta gece gibiyim; Sen´se güzel, parlak, üstün bir aysın! Yol gören, yol gösteren ayın yüzüne<br />
karsı gece yok olur gider!<br />
• Ask, Sen´in yüzünden can gibi olmustur; akıl, Sen´in yüzünden okumaya baslamıstır! Maden de, mekan da Sen´in<br />
kırıntılarını aramadadır! Deniz bile Sen´in yüzünden inci taneleri devsirmededir!<br />
• Sen´in mestin olan bosbogazdır, söylenip durur! 0, iki dünyadan da usanır! Asık, Sen´in peygamberin olmustur; her<br />
yerin bas tacıdır!<br />
944. Toprakta çürümek, hayvan isidir; gönlün, canın isi degildir!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1892)<br />
• Her aksam yemek yemek için sofra kurmak adettir; bizse, orucumuzu senin hayalinle açarız!<br />
• Ey oruç tutanlara lütfu, ihsanı, Hz. Mesih gibi gökten sofra indirmek adeti olan Allah´ım!<br />
• Mademki gönlün gıdası Sen´in sevgi mutfagından geliyor, oraya varmamız, 3 gıdaya tam kavusmamız gerekiyor!<br />
• Bize, ab-ı hayat da o gönül atesinden gelmededir! 0 yüzdendir ki, biz, hos kokulu ladin külü gibi neseli bir halde<br />
yanarız!<br />
• Topraktan dogmak, toprakta çürümek hayvan isidir; gönlün, canın isi degildir!<br />
945. su görünen beden, benim gölge varlıgımdır!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1824)<br />
• Ey benim canıma canlar katan ay yüzlü sevgili; ben, senin ayrılıgına dayanamıyorum! Bana cevr etme, cefalarda<br />
bulunma; ben, bu cevrlere, cefalara layık degilim; ben, bunları hak etmedim!<br />
• Atesler içinde yanıyorum ama, ey benim devlet kusum, basıma gölgen düsünce, bana cevrin de hos geliyor, cefan<br />
da!<br />
• Dün, hayalin bana geldi de; "Gam yeme, üzülme!" dedi. "Ey derdi bana deva olan sevgili; ben, gam yemiyorum!"<br />
dedim!<br />
• Dedi ki: "Ben, gamı sana gölge yaptım; iki dünyayı da senin emrine verdim! Ama, eger sen bana kavusmak<br />
istiyorsan, ikisinden de vazgeç; hem dünya nimetlerini, ahiretteki cenneti bırak, hem de gamlara, kederlere dal!"<br />
• Dedim ki: "Ecel gelse de, can bu balçık bedeni terk edip gitse! Hayatı ve dirilmeyi arzu ederek cana dogru gidersem,<br />
sen varken canı tekrar ararsam, ayaklarım kırılsın!"<br />
• "Evet!" dedi. "Sen, ibret için su güle bak; kaza ve kader onu dalından ayırsa, basını koparsa bile gülmeyi bırakmaz;<br />
gülerek takdirimin ayaklarına basını kor!"<br />
• Ona dedim ki: "Yüzümü eksitirsem, bunu, sevgimi görüp de beni kıskanrnasınlar, sevgime göz degmesinler diye<br />
yapıyorum!"<br />
• Dedim ki: "Ben, ötelerden gelip bu bedene girdim, iki-üç gün bu bedende kaldım! Bu balçık bedenden beni geldigim<br />
yere ne zaman çagıracaklar " diye korku ve ümit ile yasıyorum.<br />
• Dedi ki: "Sen, balçıkta degilsin; sen, bu taraftasın, mana alemindesin! Su görünen, senin gölgendir! Benim sanatım,<br />
seni tuttu, bu mana aleminden aldı götürdü, balçık bedene hapsetti; bir gölge varlık olarak seni, birkaç gün için bu<br />
dünyada bıraktı!"<br />
• Dilberim, beni yaratanım bu sözü söyleyince, aklım basımdan uçtu gitti! hikayenin kalan kısmından akl-ı kül bile bir<br />
koku alamaz! Artık, ben kim oluyorum da konusuyorum, konusmak benim ne haddime!..<br />
946. Harfler, seni anlatmaya kafi gelmiyor!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c.IV, 1877)<br />
* Ey gönül! Seni anlatmaya dilim dönmüyor, gücüm yetmiyor; harfler, seni anlatmaya kafi gelmiyor! Seni anlatmak<br />
için yeni harfler, yeni kelimeler bulmak gerek!<br />
* Çalgıcı da, çalgıya, benim vuruslarımla vurmada, benim gönlüme göre çalmada! Dilimin yerine bütün varlıgım onun<br />
çalıslarında, vuruslarında dönüp duruyor! Gönlümün halini o vuruslar dile getirmede!..<br />
* Sakînin güzelligi karsısında kadeh de sarhos olmus, sarap da; benim canıma, benim cihanıma can da hayran olmus,<br />
cihan da!<br />
* Gayb aleminden bir la´l, bu dünya magarasına düstü! 0, benim madenimin yüceligini gördü de, sasırıp kaldı!<br />
* Dün gece can, o ay yüzlüye diyordu ki: "Gönlümü incittin, yaraladın! Ey merhametsiz sevgilim; acımadan attıgın<br />
kanlara bulanmıs su oka bak!"<br />
947. Ey bahçıvan; sonbahar geldi!<br />
Müstefilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. IV, 1794)<br />
• Ey bahçıvan, ey bahçıvan; sonbahar geldi, sonbahar geldi! Dallarda, yapraklarda gönül derdinin eserlerini seyret!..<br />
• Ey bahçıvan; dikkat et de, agaçların içten gelen feryatlarını duy! Her tarafta, dilsizce aglayıp inleyen yüzlerce can<br />
var!<br />
• Gözler sebepsiz yasarmaz, dudaklar sebepsiz kurumaz! Gönlünde bir dert olmadıkça, kimsenin yüzü sararmaz,<br />
sapsarı kesilmez!..<br />
• Hasılı, gam kargası geldi! Nispet verir gibi; "Gül bahçesi nerede, gül bahçesi nerede " diye sorarak sitemlerle<br />
bahçeye ayak bastı!<br />
• Süsenler nerede, agustos gülleri nerede Selviler, laleler nerede Çayır ve çimenler, yesiller, yesil elbiseler giyinmis<br />
güzeller nerede Erguvan nerede, erguvan nerede<br />
• Meyvelerin dadıları nerede Agaçların, herkese, bütün canlılara sundugu ballı sütlü meyveler nerede Herkesin canı<br />
acıkmıs, süte hasret kalmıs!<br />
• Güzel sesli bülbül nerede Huhu diye öten üveyik kusu nerede Nerede, güzeller gibi yakısıklı tavuslar, dudukusları<br />
nerede<br />
• Sanki onlar, Hz. Adem gibi, bir bugday tanesi yediler de, cennetten kovuldular, dünyaya, bu imtihan yerine geldiler;<br />
taçları baslarından uçtu, elbiseleri üstlerinden döküldü!<br />
• Gül bahçesi, Hz. Adem gibi, mahrumiyetlere düstü, herseyini kaybetti ama, ümidini kaybetmedi; hem aglıyor, hem<br />
bekliyor! Söyledigi, tekrar ettigi söz de su: "Lütuf ve kerem sahibi Allah´tan ümit kesmeyin; lütuf ve kerem sahibi Allah´tan<br />
ümit kesmeyin!"6 ( 6-Zümer Suresi, 39/53. ayete isaret edilmektedir.)<br />
• Bütün agaçlar saf oldular! Hepsi de yaslı; siyah elbiseler giymisler! Herseylerini kaybetmisler; bir yapraga bile sahip<br />
degiller! Bu imtihan yüzünden aglayıp feryad ediyorlar; feryad edip aglıyorlar!<br />
• Ey leylek, ey köy agası; lütf et de, soruma cevap ver! Neredesin, yerlere mi geçtin, yoksa göge mi çıktın<br />
• Sonunda, bahçedekiler dile geldiler de; "Ey düsman karga!" dediler. "0 herseye hayat veren su, gül bahçesine yine<br />
akar; tıpkı cennetler gibi, bu alem, yine renklerle, kokularla dolar!<br />
• Ey saçma sapan söylenip duran karga! Üç ay sonra görürsün; senin inadına, yine dünyanın bayramı gelir, yine<br />
dünyanın bayramı gelir!.."<br />
• Canavara benzeyen sonbahar ölüyor; elbette onun mezarını çigner ve tekmelersin! Ey bekçi, ey bekçi; iste simdi<br />
devlet sahibi doguyor!<br />
• Ey yararlı, güzel isler yapan günes; yine Hamel burcuna gel; ne buz, ne çamur; etrafa anberler saç, anberler saç!..<br />
• Ey günes! Gül bahçesini gülüslerle doldur, su ölüleri dirilt; simdiden mahseri meydana getir!<br />
• Görmüyor musun; tohumlar kabuklarını yarmıs, hapisten kurtulmuslar; biz de, evlerimizin kucagından kurtulup<br />
baglara bahçelere gidelim! Bahçeler, bize, gayb aleminden yüzlerce armaganlar getirmis, yüzlerce armaganlar getirmis!..<br />
• Gül bahçesi yüzlerce gülle dolar, dedikodu biter, zaman dogurmaya baslar, zaman dogurmaya baslar!<br />
* Leylek, gök gibi yüksek bir köskün üstüne yuva yapmıs, leklek diye öterek; "Ey yardımı dilenen Allah; mülk<br />
Sen´indir, mülk Sen´indir!" demek istiyor!<br />
• Bülbül.sesi ile saz çalar; üveyik huhu diyerek öter! Öbür kuslar da, civan bahtın. genç talihin çalgıcısı olarak gelirler!<br />
-7<br />
(7-Hz. Mevlana, bu iki beyitte taklidî ahenk sanatı yapmıstır. Arapça "lek" "senindir" manasına geldigi için leylegin<br />
"leklek" diye ötüsünden; "Allahım; mülk Sen´indir!" anlamını; üveyik kusunun "huhu" demesinden "0, 0" yani "Allah,<br />
Allah" manasını çıkarmıstır.)<br />
• Bütün ölülerin dirilip kalktıkları bu kıyamete öyle sastım kaldım ki, artık söz söyleyemiyorum; sözü bitirecegim!<br />
Zaten gönlümdeki düsünce ve duygulan anlatmaya imkan yok!<br />
• Babacıgım; sus da, bahçedeki kuslardan, ötelerden, gayb aleminden gelen haberleri dinle! Sanki onlar, mekansızlık<br />
aleminden uçarak gelen birer oktur!<br />
948. Ben her gazeli bitirdigim zaman, gönlüm, cosarak söyledigim sözlere tövbe etmek istiyor!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1823)<br />
• Sana doyamıyorum; benim, bundan baska bir suçum yok! Ne olur; Sen de, benim verdigim zahmete, mesakkate<br />
doyma, ey benim iki dünyada da sıgındıgım aziz varlık!<br />
• Küp de, sakî de, onun su tulumu da benden doydular, usandılar! Ama, benim içimdeki ask deryasının balıgı hiç de<br />
doymuyor; her an biraz daha susuz!<br />
• Ben, gerçek yolumu buldum; ask denizine gidiyorum! Artık, size ihtiyacım kalmadı; testiyi kırın, tulumu da yırtın!<br />
• Bilmiyorum; ne zamana kadar su zavallı gönlüm sızlanıp duracak! Vah benim yıkılmıs, harap olmus gönlüme! Ne<br />
zamana kadar bu dudaklarım padisahın hayaline karsı feryad edip duracak<br />
• Denize dogru git de gör; ask dalgaları nasıl cosup köpürüyor ve benim gönül evim o dalgalar arasında nasıl gark<br />
oluyor!<br />
• Dün gece, evimin ortasında, ask ab-ı hayatı costu köpürdü, dalgalandı; dün de, Yusufum, ay gibi gönlümün<br />
kuyusuna düstü!<br />
• Ansızın sel bastı, harmanımı sildi süpürdü! Gönlümden de bir ask dumanı yükseldi ve tarlayı da, bugdayı da yaktı!<br />
• "Harmanım elden gitti!" diye gam yemiyorum; niçin gam yiyeyim Ay yüzlümün nur harmanı, benim için yüzlerce<br />
harmandan daha degerlidir!<br />
• Ben akıl, fikir, bilgi istemiyorum; O´nun bilgisi bana yeter! Sevgilimin güzel yüzünün nuru, gece yarısında bana seher<br />
vaktini getirir, tan yerini agartır!<br />
• Yine gam askerleri toplanıyor; bana saldıracaklar! Fakat ben, gam ordusundan ürkmüyorum; benim bölük bölük ask<br />
ordularım o kadar çok ki, göklere dayanmıs!<br />
• Ben her gazeli bitirdigim zaman, gönlüm, cosarak söyledigim sözlere tövbe etmek istiyor! Ama Cenab-ı Hakk´ın<br />
dilegi, gönlümün yolunu kesiyor ve onu tövbeden alıkoyuyor!<br />
949. Ben, varlıktan kurtulmusum, yok olup gitmisim; zerre zerre her sey, benim yokluktaki ihtisamımı anlatıyor!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c.IV, 1825)<br />
• Ben sevincim, sevinç benim! Zühre yıldızı bile benim neseli nagmelerimi çalıyor; ask, asıklar arasında benim için<br />
cilveleniyor!<br />
• Ask, mest olup da hos bir hal alınca, kendinden geçer, huysuzluga, çekismeye baslar; gönlünü kaptıran asıklar gibi,<br />
benim sevdamı yayar, beni herkese duyurur!<br />
• Sevgili, benim nazımı canla basla çeker, beni hırpalar, yüzümü tırmalar! "Benim yerime neler yapıyor!" diye felek,<br />
ona hased eder!<br />
• Ben, basımı ellerimin arasına almısım, varlıktan kurtulmusum, yok olup gitmisim; zerre zerre her sey, benim<br />
yokluktaki ihtisamımı anlatıp durmada!<br />
• Ah! Gün geçti gitti; lütuf ahusu da arslanlastı! Sevgili de, dost da sözlerimden, yalvarmalarımdan usandılar!<br />
• Sevgili gitti; gönül, bütün gece, balçık bedende üzüntü içinde kaldı! Ben, sabah sarabı vaktine kadar acı bir humarın<br />
sersemligi ile çırpınıp duruyorum; vah bana!<br />
• Sabah sarabı içilecek zaman gelir, tan yeri agarır, günes gökyüzünde bayragını yüceltir! Su iki kat olmus, bükülmüs<br />
bedenim yine düzelir, yine selvi gibi tazelesir, boy atar!<br />
• Güzel yüzlü can sakisi, Hakk´ın rızasını kazandıgı için kendini üstün gören zahidin elini ayagını kaybetsin diye, testi<br />
testi sarap sunmaya baslar!<br />
• Ey sakî! Benim gönlümü almak istiyorsan, Allah rızası için, o en büyük kadehi pirimin avucuna koy!<br />
• Sakî dedi ki: "Ben, ona sarap verdim; onu gönlümün, canımın içine aldım! Benim sıfatlarımdan ona kol kanat<br />
verdim; onu, ötelere dogru uçurdum gitti!"<br />
• Pîr, simdi elden çıktı; adam akıllı mest olup yıkıldı! Artık onun, benim nükteli sözlerime cevap verecek hali kalmadı!<br />
• Adam öldüren sakîm eger beni öldürürse, sikayetçi degilim, pek hosum! Onun sundugu, onun vergisi saraptır; benim<br />
cömertligim de, can vermektir!<br />
• Ey benim sarap verenim! Aslında, sarap sensin; bense, testiden ibaretim! Su sensin, ben kuru dereyim! Ey benim<br />
sakim; mahallede mest olan benim!<br />
• Daima benim emir verenim, hakimim, padisahım, Allah´ım oldugu içindir ki, ben, O´nun ask dertlisiyim; O´nun ask<br />
küpünün dibinde oturmusum!<br />
950. Sararmıs yüzüm ve döktügüm gözyasları, gönlümün ve askımın sahididir!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c.IV, 1814)<br />
• Senin askın bana, gönlümün dertleri ile, belaları ile dolu bir kadeh getirdi! Ona; "Ben, sarap içmem!" dedim. 0,<br />
bana; "Gönlümün hatırı için olsun, bunu al, iç!" dedi!<br />
• Sonra bana kendi irfan sarabından sundu ve; "Bunun nasıl bir sarap oldugunu sana söyleyeyim!" dedi. "Bu acıdır<br />
ama, hazmı kolaydır; gönlümün vefası gibi hostur!"<br />
• Biz, içtigimiz saraplardan mest olmusken, bir taraftan Ruh-ı Emîn çıkageldi. Ben hemen; "Su gönlümün haline bak!"<br />
diye onun önüne kostum!<br />
• 0; "Ey Allah´ın sırrı; yüzünü herkese gösterme!" dedi ve sonra, gönlüme asina oldugu için, onunla bulustugundan<br />
ötürü, Allah´a sükür ve senada bulundu!<br />
• Ve dedi ki: "Iste, o dedigin olamaz; senin askın gizlenemez! Senin askına perde olacak sey nedir; öyle bir sey var<br />
mı<br />
• Senin askın çok kan dökücüdür! Dünyanın en ünlü kahramanı Rüstem bile onun karsısında çaresiz kalır! Uhud Dagı<br />
ona dayanamayıp parça parça olursa, benim zavallı gönlüm ne yapabilir "<br />
• Padisahım çadırıma geldigi zaman benim için ne hos, ne mutlu bir zamandır! Keremi ile benim kaftanımın bagını<br />
çözer de,<br />
• Bana der ki: "Bensiz perisan oldun, sararıp soldun! Bana yaklas da, gönlümün sevdası seni canlandırsın, sana hayat<br />
versin!"<br />
• Ona dedim ki: "Hani sizin lütfunuz Kölenizi siz arayınız; gönlümün bagını çözmesini sizden baska bilen kim var "<br />
• "Hayır!" dedi. "Seher vaktinde gönlümden esip gelen rüzgarla, güllerden ve nergislerden daha çok sonsuzlasır,<br />
tazelesirsin!.."<br />
• Dedim ki: "Ey her derde, her belaya gereken devayı veren, çare olan aziz varlık! Senden baska deva yoktur;<br />
gönlümün devası, ancak sensin!"<br />
• Her agacın, her dalın meyvesi, O´nun cömertliginin, kereminin sahididir; sararmıs yüzüm, döktügüm gözyasları da<br />
gönlümün, askımın sahididir!<br />
951. Bari, canıma su dilden baska bir dil ver!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´iliin<br />
(c.IV,1791)<br />
• Bana, hos bir koku geliyor; bu koku, belki sevgiliden geliyor, belki de vefalı o mest sevgili beni anarak sarap<br />
içmededir!<br />
• Ey canımı ve gönlümü menzil edinen sevgili; nasıl olur da senin gönlünden çıkarım Sen, her an, benim hasta<br />
gönlüme bir macun hazırlamadasın!<br />
• Bu söylediklerim, bu sözlerim, benim gönlümün hallerine, çektiklerime perdedir! Gül bahçesine benzeyen gönlüm,<br />
diken gibi olan düsüncemden öyle utanıyor ki...<br />
• Bu sevdama layık nara nerede; benim nurlarımı saçan bir günes ve ay var mı<br />
• Ya Rabbi! Canıma su dilden baska bir dil ver de, Sen´in büyüklügünü, Sen´in birligini ederken gönül sazımın teli<br />
kopmasın!<br />
• Gönlümün sabrını kararını aldın da, beni mest edip yerlere yıktın! Nerede bilgim, nerede hilmim; nerede her seyi<br />
anlayan aklım<br />
• Uyumus olan gönlüm uyandı; gece mest olan varlıgım ayıldı, kendine geldi! Yagmurla dolu olan gönül bulutumdan<br />
canıma bir simsek çaktı!<br />
• Ey gözlerime ibret kesilen sevgili; önce gidenlerin de, sonra gidenlerin de gözleri, benim sana karsı duydugum ask<br />
gibi bir ask görmedi!<br />
• Bir gün olsun kendimden geçeyim de, iyiye de, kötüye de aldırmayayım; herkesin muhtaç oldugu, fakat kendisi<br />
kimseye ihtiyaç duymayan Allah´ın sıfatlarını, büyüklügünü, essizligini söylemeye baslayayım!<br />
• Bir gece de nedir ki! Yüzyıllar geçti de, bu ates yine sönmedi, bu cehennem yatısmadı! Ben hayadan, utançtan su<br />
kesildim de, bu ates, yine sakinlesmedi!<br />
• Her an, daha fazla gençlesmedeyim, daha fazla kendimden gizlenmedeyim; O´nun lütufları sayesinde daha da fazla<br />
güzellesmedeyim!<br />
952. Ask, göklere uçmaktır!<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(Dîvan-t Kebîr, c. IV, 1919)<br />
• Ask; her an göklere uçmaktır, yüzlerce perdeyi yırtmaktır!<br />
• Ask, önce kendini nefsinin isteklerinden kurtarmak, nefsanî yollarda yürümekten ayak çekmektir!<br />
• Dünyayı yok saymak, görmemezlikten gelmektir; geldigi ve tekrar gidecegi alemi düsünmek, kendini anlamaya,<br />
bilmeye çalısmaktır!<br />
• Gönüle dedim ki: "Ey gönül! Asıkların arasına karısman, herkesin bakmadıgı<br />
• Yönden cihana bakman, gönüllerin sokaklarında kosman kutlu olsun! » Ey gönül! Bu duygu sana nerden geldi, bu<br />
çırpınma nedendir<br />
• Ey gönül kusu, kusların dillerini söyle! Ben, senin kapalı sözlerinin anlamını bilirim!"<br />
• Gönül dedi ki: "Su balçıktan yaratılmıs eve uçup gelmeden önce, is yurdunda, ezel aleminde idim!<br />
• Sonra o is yurdundan, o sanat evinden uça uça, sanatı yaratanın evine geldim!"<br />
953. "Günes nasıldır " diye soranlara, yüzünü göster;<br />
"Tıpkı böyle!" de!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1826)<br />
• Birisi sana; "Günes nasıldır " diye sorarsa, ona yüzünü göster de; "Tıpkı böyledir!" de! Eger sana ay´dan bahsederse,<br />
damın üstüne çık, ona seslen;<br />
"Tıpkı böyledir!"de!<br />
• Kim peri kızı görmek isterse, ona yüzünü göster; miskten bahsederse, saçlarını çöz; "Iste böyledir!" de!<br />
• Kim sana; "Acaba ay bulutların içinden nasıl sıyrılır çıkar " diye sorarsa, kaftanının dügmelerini birer birer, yavasça<br />
çöz, ona kendini göster de; "Tıpkı böyle çıkar!" de!<br />
• Birisi sana; "Acaba Hz. Isa ölüyü nasıl diriltti " diye sorarsa, dudaklarını uzatıp onun önünde bize bir öpücük ver ve;<br />
"Iste böyle diriltti!" de!<br />
• Kim; "Acaba ask sehidi nasıl olur " diye sorarsa, ona bizi, bizim canımızı göster ve; "Tıpkı böyle olur!" de!<br />
• "Can bedenden ayrıldıktan sonra nasıl olur da geri gelir ve tekrar bedene girer!" inancını inkar edenlere karsı, gel,<br />
evimize gir de; "Iste böyle olur diye göster!<br />
• Her nerede olursa olsun, bir ask feryadı duyarsanız, Allah hakkı için biliniz ki, o feryad bizim hikayemizdir, bizim<br />
feryadımızdır! "Bizim feryadımız, iste böyledir!" demektir!<br />
• Dostun vuslat sırrını seher rüzgarından baska kimseye açmadım, söylemedim! Seher rüzgarı da, kendi sırrının safası<br />
yüzünden; "Evet" dedi; "Tıpkı böyledir!"<br />
954. Agzımızdaki dil, gönül kapısının halkasıdır!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c.IV, 1821)<br />
• Ask ab-ı hayatını damarlarımıza, iliklerimize dök, akıt; gece karanlıklarında geçen hayatımızı, sabah sarabınının<br />
aynasına, parlaklıgına çevir!<br />
• Ey yeni bir manevî nesenin mayası olan sarap! Sen, benim bedenimde degil de, canımın damarları içinde ak! Gökleri<br />
gösteren bir kadeh ol; her iki cihandan da uzak dur!<br />
• Mademki, ask okları yagdırmak senin adetindir ve aklım da senin avın olmustur, o halde, yay yüksügüne benzeyen<br />
kalbimi parmagına tak da, bu defa okunu canıma nisan al!<br />
• Akıl bekçisi seni ask yolundan alıkoymak isterse, bir kurnazlık et ve bir bahane ile onu basından sav; ondan kaç,<br />
kurtul!<br />
• Kalk, külahını yana eg; gam ve keder tuzaklarından sıçra ve kurtul! Ruhun yanagını öp, sevincin saçlarını tara!<br />
• Kalk, gökyüzüne yüksel; meleklerle tanıs, dost ol! Gerçek sevgilinin kapısına, sıdk duragına gel; o esige bas koy!<br />
• Mademki gönlüne sevgilinin güzel hayali yerlesti, mademki sen de askın tesiri ile eridin, hayale döndün, artık yürü;<br />
git, gönlü ve aklı kendine yurt edin!<br />
• Önünde iki legen var; birinde ates, öbüründe altın dolu! Aklını basına al da, elini ask atesi ile dolu legenin içine sok!<br />
• Musa Kelimullah gibi yap; altın dolu legene bakma! Ask atesini agzına al ve dudagını alev vatanı yap!<br />
• Ey sakî; senin isin gücün, ikiligi def etmektir! Gel; gel de, elime o birlik kadehini, tek kadehi sun; ayrılıgı, aykırılıgı<br />
ortadan kaldır!<br />
• Bu dünya vatanının altı yönü vardır! Orada kıbleler çoktur; tek bir kıble arama! Yürü; sen, yoklukta yuva kur; orada<br />
yönsüzlük, vatansızlık kıble yeridir! Yokluk sırrını anlamaya çalıs!..<br />
• Içinde yasadıgımız zaman, bir eskicidir; hep eskiler alır satar! Sen, orada ölümsüzlük arama; ölümsüz yasayıs<br />
yaylasını, zamanın dısında ara!<br />
• Agzımızdaki dil, gönül kapısının halkasıdır; hep konusup durarak neden kapı halkası olup kalıyorsun Sus, konusma;<br />
cana kavusmak için kapıyı kır da içeri gir!<br />
955. Feryad, su çok çabuk geçen ömürden feryad!..<br />
Müstefilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. IV, 1789)<br />
• Ey asıklar, ey asıklar; dünyadan göçme zamanı geldi çattı! Kulagım; "Kervan kalkıyor haberini veren göç davulunun<br />
sesini duyuyor!<br />
• Iste simdi, kervanbası kalkmıs, hersey hazırlanmıs, yükler de develere yüklenmis; "Ey kervan halkı; uyanın, kalkın!<br />
Ne olur ne olmaz, yollar tehlikelerle dolu; bize hakkınızı helal edin!" diyor ! -8<br />
( 8-Sîrazlı Hafız merhum bir gazelinde;<br />
"Sevgiliye giden yolun menzillerinde nasıl dinlenir, nasıl zevk u safaya dalabilirim Kervanın çanı; ´Yükleri baglayın!´<br />
diye feryad edip durmada!" demistir.)<br />
• Bu hayat yolunda önden arkadan gelen sesler, göç sesleri, kervan sesleridir; develerin boynundaki çan sesleridir!<br />
Bizden evvel göç edenler, ölüp gidenler oldugu gibi, bizden sonra da dünyaya gelenler var; bir çok canlar, mekansızlık<br />
aleminden gelmede, sayılı nefeslerini almaya baslamadalar!<br />
• Ötelerden, yıldızlardan, su bas asagı dönmüs kandillerin ısıklarından, su masmavi gök perdesinin ardından, gizli<br />
seyleri açıga vurmak için dünyanın her tarafından bölük bölük sasılacak insanlar gelmedeler!<br />
• Su dolap gibi dönüp duran gökyüzünden, sana agır bir gaflet uykusu gelip seni bastırmıs; sen, aklını basına al da, su<br />
agır uykudan sakın! Feryad, su çok çabuk geçen ömürden feryad!..<br />
• Ey gönül; sevgiliye dogru git; ey yar, yarin yanında bulun! Ey bekçi, uyanık ol; bekçiler uyumaz!<br />
• Sen, balçıktan yaratılmıs idin, gönül oldun; bilgisizdin akıllandın! Seni bu çesit buraya getiren, yine çekip sürüyerek<br />
seni buradan oraya götürecektir!<br />
956. Dünyada görülen bütün güzelliklerde, her güzel yüzde, O´nun nuru var!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. IV, 1809)<br />
• Dün bahçede, sevgilinin hayali, gülün etrafında dolasıp duruyordu. Ona; "Bahçede neden dolasıyorsun Içeri gir de,<br />
yüzünün nuru ile gönlümü, gönül sırlarımı aydınlat!" dedim!<br />
• Ey yüzünün baharı ile ömrümü tazeleyen, yeserten sevgili! Benim canım da, herkesin canı da, ask tesirine kapılarak<br />
yaptıgım islere hayran oldular, sasırdılar!<br />
• Ey padisahlar padisahı, ey benim sultanım; ey benim sultanımın sultanı! 0 yanık olan canımı ateslere attın, yaktın!<br />
• Yalnız yeryüzündeki insanların degil, gökyüzündeki meleklerin bile canı olan sevgili; ey denizlerdeki balıkların adını<br />
andıkları, tesbih ettikleri essiz varlık! Dünyada görünen bütün güzelliklerde, her güzel yüzde kendinden bir nur, bir iz, bir<br />
tatlılık bulunan güzeller güzeli! 9<br />
(9 Arif-i rabbanî Ibn-i Fariz hazretleri meshur Ta´iyye-i Kübra Kasîdesi´nin 242. beytinde söyle buyurur:<br />
"Her gencin ve her güzel kadının güzelliginde, Hakk´ın, muvakkat bir zaman için verdigı bir güzellik vardır!")<br />
• Her büyük varlıgın, her üstün, her ulu varlıgın ulusu Sen´sin; her peygamberin yol göstericisi, delili Sen´sin! Hem<br />
hüküm yürütürsün, hem adalet sahibisin; hem de benim çaresiz ask derdime Sen çaresin!<br />
• Günesinin parlaklıgı ile su degersiz topragım, su naçiz bedenim gizli bir altın hazinesi oldu; her tarafa uçan<br />
düsüncem, ısıgınla, nurunla kanatlandı!<br />
• Sen´in lütuf kucagında bir çeng gibi nagmelerle doluyum; yavas vur da, tellerim kopmasın!<br />
• Can bahçesine rahmetinin ilkbaharı gelince, dikenler ya güller arasında kayboldu, yahut da bütün dikenlerim gül<br />
halini aldı!<br />
• Beni yokluktan var eden, beni yaratan, her an beni söyletmede! Sonunda da, beni söyleten kerem buyurdu ve bütün<br />
söyledigim sözler, 0 oldu!<br />
957. Ey alemlere rahmet olarak gönderilen aziz Peygamberimiz Efendimiz!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(Dîvdn-ı Kebîr, IV, 1974)<br />
*Ey gökleri aydınlatan ilahî çerag, ey yeryüzünü nurlandıran Allah´ın rahmeti benim dertli halimi gör, feryadımı,<br />
iniltilerimi dinle, isit!..<br />
*Yüzlerce beladan kaçtım, senin merhametine, inayetine sıgındım! Merhamet elini basıma koy, beni oksa; yahut iyilik<br />
ve ihsan etegini aç, iyilikler saç!..<br />
*Ya benim muradımı ver, isteklerimi kabul buyur, yahut bu murad ve istek duygusundan beni kurtar, bu dünya<br />
duygularını, isteklerini benden al! verdigin lütuf sözlerini yarına bırakmaktan vazgeç, geciktirme; bugün vadini yerine getir!<br />
Ya öyle yap, ya böyle yap!..<br />
*Ey nebîler sultanı! Ya; "Süphe yok ki Biz,.sana apaçık bir fetih vermisizdir "10 kapısını aç da, yüzlerce zevk u safa<br />
gülistanları, yüzlerce nese yaseminleri seyredeyim,<br />
*Yahut; "Senin gögsünü açıp genisletmedik mi "11 ayetinin ilhamlar tasan memba´ından su, sarap, süt ve bal, bu dört<br />
çesit lütuf, iyilik, ihsan, ask manevî ırmaklarını gönlüme akıt, feyizlerle cosayım!<br />
*Ey Senayî, ey büyük veli; yürü! Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz´in mübarek ruhundan meded, yardım iste;<br />
"Mustafa, alemlere rahmet olarak gönderilmistir!"12<br />
10. Fetih Suresi 48/1.<br />
11.Insirah Suresi 94/1.<br />
12.Enbiya Suresi 21/107.<br />
958. Bir zamanlar beden yoktu; ben, tamamıyla candan ibarettim!<br />
Müfte´ilün, Mefa´ilün, Müfte´ilün, Mefa´ilün<br />
(c. IV, 1822)<br />
• Ey cevrinden, cefasından ahım göklere yükselen sevgili; bu kadar cevr etme! Beni çekemeyen, bana hased eden<br />
kisi, çektiklerimi duyar da sevinir!<br />
• Gönlümü sen aldın; benim sevgilim sensin! isime gücüme parlaklık veren, yoluna koyan sensin; bagım bahçem<br />
sensin, baharım da sensin! Ben, senin için yasıyorum; ben, senin için varım!<br />
• Sen, benim en yakın dostum idin; tuttun benim gece uykularımı çaldın ve bana yeni bir hırsızlık gösterdin! Halbuki,<br />
benim senden baska bir karım yok!<br />
• Sen, benim canımsın; sen, benim dünyamsın, benim gökyüzümün Zühre yıldızısın! Öd agacına benzeyen gönlüme<br />
ates attın, yaktın!<br />
• Bir zamanlar beden yoktu; ben, tamamıyla candan ibaret idim, seninle göklerde beraber idim! 0 zamanlar<br />
birbirimizle konusamıyorduk; ne benim söz söylemem vardı, ne de söz isitmem!<br />
959. Biz, dönüp efendimize gidenlerdeniz!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(Dîvan-ı Kebîr. V, 2129)<br />
• Biz, dönüp yine efendimize, yaratanımıza gidenlerdeniz; hem de tertemiz bir özle! Çünkü biz, O´na isyan edenlerden<br />
degil, emirlerine boyun egenlerdeniz!<br />
• Efendimiz ne diye bizi satın almaya kalkısır Zaten biz, kendimizi O´na satmısız!<br />
• Acıkan kisi fazla yerse, mide fesadına ugrar! Fakat biz, O´nun bakıslarına acıkmısız!<br />
• Sen ölüp gidince, toprak altına atılınca, ebediyyen zayi olup gideriz sanırsın! Halbuki bizler, vade verdiği yerde<br />
O´nunla tekrar bulusacagız!<br />
960. Ey canıma can katan! Perdeyi kaldır; Sen´i görmek istiyorum!<br />
Fa´ilatün, Fa-ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.IV, 1963)<br />
• Ey benim canıma can katan hayatım; perdeyi kaldır! Ey benim gamıma, ke-derime ortak olan, nerde olursam<br />
olayım, daima benimle beraber bulunan Rabbim! Ey geceleri bana dost olan sevgili!<br />
• Ey vakitli vakitsiz benim yalvarıslanmı yakanslarımı duyan, ey varlıgımın bütün zerrelerine sevgi atesi salan Rabbim!<br />
• Sen, bütün sekillerden münezzehsin, berîsin; canlardan bile temizsin! Suretin, seklin yok! Fakat, benim bütün<br />
sekillerimin mıknatısısın; bütün varlı-gım Sana dogru kosmada, Sen´de yok olmadadır!<br />
• Bu gece. kimselerin gelmedigi tenha gecelerden biridir! Benim kimsesizli-gime acı, lütf et ve gel; gel de, bu tenha<br />
gecede Sana sevda defterimi okuya-yım, seni ne kadar çok sevdigimi uzun uzun anlatayım!<br />
961. îçimde, ölümden baska devası olmayan bir dert var!´3<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstefiliin, Fe´ülün<br />
• Git; basını yastıga koy, beni yaln z bırak! Geceleri dolasıp duran, yanmıs yakılmıs müpteladan v .´ .geç!<br />
• Biz, geceleri, yapayı ´nız, sabahlaı ı kadar sevda dalgaları arasında çırpımr dururuz! îstersen, pd bıa bagısla; istc sen,<br />
hicranınla bize cefa et!<br />
13 Hz. Mcvlana´nın öl´ nı ^iiseginde söyledigi .ın siiri; oglu Sultan Veled´e hitap ediyor!<br />
• Sen benden kaç ki, sen de benim gibi dertlere düsmeyesin! Sen, dert ) lunu terk et de, kurtulus yolunu seç!<br />
• Biz, gam kösesinde gözyasları dökerek sürünmekte, inlemekteyiz; isters gel, gözyaslarımızla yüz yerde degirmen<br />
kur!<br />
• Bizim, kalbi kara tas gibi sert, merhametsiz bir sevgilimiz var! 0, asıkları dürür de, kimse ona kanının bahasını<br />
sormaz!<br />
• Güzeller padisahı için, ahde vefa etmek gerekmez! Ey yüzü sararmıs as sen, sabr ederek ahdine vefa göster!<br />
• tçimde, ölümden baska devası olmayan bir dert vardır! Ben, nasıl olur ı "Gel bu derde deva kıl!" diyebilirim<br />
• Dün gece rüyamda, ask mahallesinde bir ihtiyar gördüm; "Bizim tarafa gel!" diye eliyle bana isaret etti!<br />
• Eger hakikat yolunda bir ejderha varsa, zümrüt gibi de bir ask vardır! îç o ask zümrüdünün saçtıgı ısıklarla ejderhayı<br />
def et!<br />
• Artık yetisir; birseylerden bahsetme! Çünkü ben, kendimde degilim! Eger senin hünerin varsa, Ebu-Alî Sîna´nın<br />
tarihini söyle, Ebu´1-ala Mu´arra´nın ögütlerinden bahset!<br />
962. Biz, orucumuzu gök sofrası ile açarız!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ülün<br />
(c. IV, 1892)<br />
• Her aksam sofra kurmak nasıl adetse, bizde de ey sevgili, orucumuzu senin güzel hayalinle açmak adetimiz<br />
olmustur!<br />
• Senin hayalinle, seni düsünerek oruç bozanlara, lütfedersin, yüzlerce ihsanlarda bulunursun! Bu, Hz. Isa´nın<br />
yukarılardan gök sofrası indirmesi gibi olur !<br />
• Gönlün gıdası senin ask mutfagından olunca, yer sofrasından el çekerek uzakta durmak gerektir!<br />
• Gıda olarak bize, o gönül atesinden hep ab-ı hayatlar sunulur! Biz, gönül atesinin üzerinde hos kokulu ladin yagı gibi<br />
sevinerek yanarız ve etrafa güzel kokular yayarız !<br />
• Topraktan dogup tekrar topragın içine girerek çürümek, hayvan isidir! Bu is, gönlün ve canın isi degildir!<br />
963. Akıllılar ve asıklar<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilün<br />
(c.IV, 1957)<br />
• Akıllı kisi, her zaman kendini göstermek sevdasındadır; herkesin kendisini tanımasını, sevmesini arzu eder! Halbuki<br />
Hakk asıgı, her zaman kendinden geçmek, deli divane olmak ister!<br />
• Akıllılar, kendilerini sevdikleri için, ask denizine batmak istemezler! Asıkların isi gücü ise, sevda denizine batıp yok<br />
olmaktır!<br />
• Akıllılara rahat, rahata ermekten gelir; asıklarsa, rahata kavusmaktan utanırlar!<br />
• Asık, nerede olursa olsun, herkesten uzak ve manen sevgilisi ile beraberdir; halk içinde ve halktan ayrı kalması,<br />
tıpkı zeytin yagı ile suyun bir arada kalmasına benzer!<br />
• Asıklara ögüt vermeye kalkmak, sevdaya mashara olmaktan baska bir sey degildir!<br />
• Ask, misk gibi kokar; onun için gizli kalmaz, belli olur!<br />
• Ask, agaç gibidir; asıklar da, agacın gölgeleridir! Gölge gerçi agaçtan uzak düsse de, yine orada kalmak gerektir!<br />
• Bir çocuk, çocuk yasta akıllı olursa, akıllılar gibi davranırsa, o çocuk yaslanmıs sayılır; yaslı adam da asık olursa, ask<br />
makamına yükselirse, o kisi delikanlı olur!<br />
• (Ey Tebrizli Sems!) Senin askına karsı kendini alçaltan kimse, askın gibi yücelir, sereflenir!<br />
964. Senin askın bir deniz, gönlümse bir balık!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1968)<br />
• Ey gönül verdigim essiz ve yüce varlık; askına düsmüsüm, sevdana kapılmısım! Sen´in askın bir deniz, gönlümse bir<br />
balık! Bu sebeple, bir an Sen´den ayrı düssem yasayamam!<br />
• Balıklar, suyun dısında bir an bile yasayamazlar! Asıklar da, gönül kaptırdıkları sevgilinin ayrılıgına sabredemezler!<br />
• Balıgın canı sudur; balık, canından ayrı düsmeye sabredebilir mi Can; sabredilemezse, canın canına nasıl<br />
sabredilebilir<br />
• Sen´siz bana iki dünya da zindan kesilir; Sen´den ayrı olunca, ab-ı bile içsem bana dokunur, zarar verir!<br />
• Çesitli güzelliklerle süslenmis su dünya evinde görülen bütün güzel Sen´in güzelliginin kırpıntıları var! Fakat, hiç biri,<br />
Sen´in yerini tutmuyor Sekil, iz nerededir; sekilsiz olan, sekilden münezzeh olan güzeller güzeli nerededir<br />
965. Bedenin, bu dünyadandır;gönlün de, o dünyadandır!<br />
Fe´ulün, Fe´ulün, Fe´ulün,<br />
(c. IV, 2089)<br />
• Bedenin, bu dünyadandır; gönlün de, o dünyadandır! Bedenin dostu heva, heves, sehvet, hiddettir; gönlün dostu da<br />
Hakk´tır!<br />
• Senin gönlün, bu dünyada gariptir; onun da derdi, gamı gariptir! îkisi de ne su yeryüzündendir, ne de<br />
gökyüzündendir!<br />
• Eger sen canın ve aklın dostu isen, hakiki dosta ulastın, canını kurtardın demektir!<br />
• Fakat, canın ve aklın dostu degil de bedenin, heva ve hevesin dostu isen, su yeryüzünde kalmaya mahkumsun!<br />
• Fakat, beklenmedik bir zamanda ansızın bir inayet, bir yardım, bir cezbe gelirse, o zaman yeryüzünde kalmaktan<br />
kurtulursun! Iste ben, ansızın gelen bu cezbenin kuluyum, kölesiyim!<br />
• Çünkü, Hakk´ın bir cezbesi, yani kulu kendine çekisi, yüzlerce çalısıp çabalamalardan degerlidir! Herseyin üstünde<br />
olan, izi olmayanın nisanlar, belgeler, izler ne isine yarar<br />
• Sen nisanı, izi, belgeyi köpük say; nisansız, izsiz olanı, kendini göstermeyeni deniz gibi gör! Nisan ve iz, sözle<br />
anlatısa benzer; nisansız ve izsiz olan da, apaçık görülmektedir!<br />
• Günesin arpa büyüklügünde bir ısıgı belirse, gökyüzünde, samanyolunda dönüp duran sayısız yıldızı siler süpürür!<br />
Yani, ilahî nurdan küçük bir ısın parlarsa, herseyi alır götürür!<br />
• Sus; sus ki, sususta yüzlerce dil, yüzlerce anlatıs vardır!<br />
966. Aslında can vermek, cana kavusmaktır!<br />
Müstef´ilün, Fe´ülün, Müstefilün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 2037)<br />
• Canı Sen alınca, ölüm, seker gibidir; tatlı can, Sen´inle beraber olunca, ölüm bize tatlı candan da tatlı gelir!<br />
• Ölmek, bu dünyaya mahsustur; yani, bu dünyada ölüm vardır! Öteki dünyada ölüm yoktur, dogmak vardır!<br />
• Topraktan yaratılmıs su bedeni bırak da, can ol; öteki dünyaya oynaya oynaya git! Ölüm, burada bize acı görünür,<br />
kötü görünür fakat, gerçekte degildir; sen, ölümden korkma!<br />
• Ey can; ölümden ne diye korkalım, kaçalım Aslında can vermek candır ,cana kavusmaktır! Madenden niçin<br />
kaçalım; ölüm, altın madenidir!<br />
• Hakk seni çagırınca, kendine dogru çekince o emre uyup gitmek, cennet gibidir; ölmek ise, kevsere benzer!<br />
• Eger iman sahibi isen, tatlı isen, ölümün de eminliktir, hosluktur; eger kafirsen, acı isen, ölümün de acıdır, kötüdür!<br />
• Ölüm, bir aynadır; güzelligin oraya vurur, akseder, orada görünür! seni sana gösterince de; "Ölmek, çok hos bir<br />
seydir!" der!<br />
967. Kesretten (=çokluktan) kurtul, vahdete (=birlige) ulas;<br />
yükseldikçe daha çok yükselmeye, daha ötelere gitmeye çalıs!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c.IV, 1876)<br />
• Ey Hakk asıgı! Kesret (çokluk) aleminden kurtul, mekansızlık alemine git, vahdete ulas! Böylece, iki görmekten halas<br />
ol ve ikilik inancını tasıyan bası kes, imansız kisinin boynuna tak!<br />
• Sen sonsuzlugun mesti olunca, ezel kılıcını eline al ve yigit bir Türk gibi varlık Hintlisini bozguna ugrat!<br />
• Su hayvana bak; bası yerdedir! Evet; otlamakla mesguldür! Sen, hayvan degilsin; Adem soyundansın! Basını<br />
göklere kaldır!<br />
• Hz. Adem´in medresesinde Hakk´a mahrem olunca, gökyüzünün en üst kürsüsüne otur, ilahî isimlerden ders al!<br />
• Eger Hakk yolunda sefere çıkmak istiyorsan, mana atına bin, yüksel; yücelere çık!<br />
• Hakikate susamıs kisilerden ol! Çünkü onlar, suya kanmazlar; yükseldikçe daha çok yükselmek isterler!<br />
• Mecnun gibi Hakk ugrunda savasa giris! 0 zaman ask sana der ki: "Akıldan yüz çevir; onu bırak, def olup gitsin!"<br />
• Sen, hem yakıcı ates ol, hem ham iken pis, hem de yan yakıl!.. Hem mest olup kendinden geç, hem de sarap ol!..<br />
• Hem mahrem ol, hem sır ol; hem sohbet arkadası ol, bizimle beraber ol, hem de bizim kullugumuzu yerine getir!<br />
968. Ey bütün insanların yöneldigi kıble!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. IV, 1798)<br />
• Ey sevgili, ey sevgili; ey insafı olmayan sevgili! Ey gönlümü alan, ey bana mahrem olan, gamımı paylasan dilber!<br />
• Ey yeryüzünde bana ay, ey gece yarısında seher olan sevgili! Ey tehlike anında benim siperim, ey benim sekerler<br />
yagdıran bulutum!<br />
• Ey yüzünün nuru ile gece yolcularına mesale olan, ey Hakk´a gönlünü kaptırmıs ask delilerine zincir kesilen, ey bütün<br />
insanların yöneldigi kıble, ey benim ask yollarında kervanbasım olan sevgili!<br />
• Sen, nasıl bir sevgilisin, anlıyamıyorum! Hem yol kesersin, hem yol gösterirsin;´hem aysın, hem müsteri yıldızısın;<br />
hem bu dünyaya aitsin, hem öteki dünyaya; hem benim gizli hazinemsin, hem de meydandasın!<br />
• Hem dünya zindanında benim en yakın dostumsun, hem bana gülümseyen devletim, mutlulugumsun! Allah´a yemin<br />
ederim ki, bu söylediklerimin yüz mislisin; çok fazla övülmeye, medh ü senaya layıksın!<br />
969. Hersey sana; "Benim gibi ol!" demektedir!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 2041)<br />
• Ask ugrunda pervane, atese atıldı! Alevler içinde kanat çırpıyor, yanıp yakılıyor da; "Sen de böyle ol!" diyordu!<br />
• Yagı konmus, fitili tutusturulmus kandil, kırık boynu ile hem yanıyor hemde yavas yavas, yumusak yumusak; "Sen<br />
de böyle ol!" diyordu!<br />
• Mum hem yanıyor, hem de aglıyordu; kendini atese, ızdıraba vermisti fakat gözyaslarını dökerken etrafa ısık saçıyor<br />
ve bana da; "Benim gibi de böyle yan yakıl, böyle eri!" demekte idi!<br />
• Mum; "Bu dünyada kazanç elde etmek, yararlanmak için altınlar, gümüsler saçsan, bunlar sana ne fayda saglar<br />
Manevî kar elde etmek istiyorsan benim gibi yanmaya, erimeye bak!" diye söyleniyordu!<br />
• Derya, etegini incilerle doldurmus, bas köseye çekilip kurulmus, içindeki incileri belli etmemek için kendisini acı<br />
göstermeye kalkısıyor ve bana; "Gösteristen kaçın; sen de benim gibi ol!" demek istiyordu!<br />
• Bahçede bulunan gül, yüzünü yanagını tozlardan, kirlerden arındırmıs gömlegini yırtmıs, gülüyor; dikenleri verdiği<br />
acılara, kederlere sabrediyor ! Adeta; "Ey insanoglu; sen de benim gibi ol!" diyordu!<br />
• Hz. Adem, tam kırk yıl özürler getirdi, günahının bagıslanması için yas tutup agladı! 0 da çocuklarına; "Siz de<br />
babanız gibi olun!" diyordu!<br />
• Sus, sabr et! Dagdaki su kayaya bak da, ibret al! 0 bile hiç birsey söylemiyor; o bile susmakta! Fakat, aglamakta!<br />
Adeta; "Ey insanoglu; sus, agla!" demek istemekte!<br />
970. Ne olurdu, su agzımdaki dilim konusmasaydı da, gönlüm konussaydı!<br />
Müfte´ilün, Mefa´ilün, Müfte´ilün, Mefa´ilün<br />
(c.IV, 1817)<br />
• Gönlüme cefa etme! Cefa edersen, vah gönlüme; vah gönlüme, vah gönlüme!..<br />
• Gönlümü hırpalarsan, üzersen, düsmanım sevinir ama, o zaman da ya senin gönlün, ya benim gönlüm incinir!<br />
• Hayran ve mecnun gönlüm, elsiz ayaksız gönlüm, haline bakmıyor, seher vakitlerinde her tarafta dolasıp duruyor!<br />
• Yanık ve zayıf gönlüm, senin sevgi incini elde etmek için geldi, ask denizinin kıyısına çadır kurdu!<br />
• Gönlüm, bazan kebap gibi kavrulur, kokusu cihana yayılır; bazan da bir rebap olur ve "a-la-la" diye sesler çıkarır!<br />
• Parçalanıp inleyen, nefisle savas safına giren gönlüm, simdi de, Kaf Dagı´nda Zümrüd-ü Anka´nın pesindedir!<br />
• Gönül çocugum, gece dadısından süt ememiyor! Çünkü gece dadısı, gögsünü simsiyah yapmıs, görünmez olmus!<br />
• Hz. Musa, büyük ve yalçın bir kayadan ırmak gibi bir su akıtmıstı! Benim ı de mermer gibi olan gönlümün<br />
kaynagından Hakk´ın hikmet ırmagı akmaya basladı!<br />
• Hz. Meryem´in îsa´sı göge çıktı da, esegi asagıda kaldı! Benim de su bedenim, gölge varlıgım yeryüzünde kaldı da,<br />
gönlüm göklere, ötelere yükseldi!<br />
• Sus; artık söyleme! Çünkü su agzımızdaki dilin söyledikleri, gönüle, cana perde olmadadır! Keske su yarım yamalak<br />
konusan dilim gönlümün sırlarına vakıf olmasaydı da, gönlüm konussaydı!<br />
971. Hakk asıgının kanı, gözyası oldu!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(Dîvan-l Kebîr, c. IV, 1940)<br />
• Ey Hakk asıklarının canı! Ay senin askınla oynamaya, Zühre def çalmaya koyulmus! Sanki, sana karsı duydugumuz<br />
sevgiyi, oynayarak, çalarak aleme yayıyorlar!<br />
• Ask okunun açtıgı yaradan, nice bagrı yaralı, nice avlanmıs hasta var! Faka ortada ne ok görünüyor, ne de yay!<br />
• Asıgın kanı gözyası olmus da, gözyaslarından yesillikler bitmis ve yesilliklere de gül yüzünün aksi vurmus, her taraf<br />
güllük gülistanlık olmus!<br />
• Kıs gibi soguk ayrılık, yolları kesmis, baglamıstı! Bu yüzden, bagın bahçen çiçekleri, yer zindanında hapsolup<br />
kalmıslardı!<br />
• Baharın adaleti ile yol emin olunca, soguklar gidip yol açılınca, yesillikler, ellerinde yalın kılıçlarla göründü; gonca da,<br />
eline mızragını almıs, çıkageldi!<br />
• Kalk, dısarı çık; baga bahçeye gel! Onlar, uzak yoldan geldiler! Kalk! Binek atın var; ona bin ve kırlara sür,<br />
gülistanlara sür! Uzak yoldan gelenler karsılanır!..<br />
• Yesillikler ve çiçekler, yol yüklerini baglayıp yokluk aleminden geldiler; denizlere ulastılar, denizlerden göklere<br />
yükseldiler!<br />
• Burç burç bütün gökleri dolastılar; her yıldızdan bir fayda, bir hüner elde ettiler ve nihayet, yagmur halinde toprak<br />
alemine düstüler!<br />
• Su ve sıcaklık, her an, onlara gökyüzünden yardım etmektedir! Onlar, birkaç gün su yeryüzünde misafir olarak<br />
kalacaklar, sonra geldikleri yere dönüp gideceklerdir! Bu, hep böyle sürüp gider!..<br />
• Bu misafirlere rüzgarlar, basları üstünde sofralar tasırlar; seher yeli de, elinde kaselerle gelir, ikramda bulunur!<br />
Sofraya oturacaklardan baskalarının görmemeleri için, bu yemek kaplarının üstlerinde kapaklar vardır!..<br />
• Can ehlinden, gönül ehlinden baskalarına kapalı olan bu tabakların içindeki yemekleri herkes merak eder; "Bu<br />
tabaklarda ne var " diye sorarlar! Soranlara, hal dili ile derler ki:<br />
• "Eger herkes bu sırlara mahrem olsaydı, tabagın örtülmesine ne lüzum vardı Herkes bilirdi ki, can gıdası, can gibi<br />
gizlidir; ten gıdası, beden gıdası da, ekmek gibi meydandadır!"<br />
972. Güller, senin yüzünden gömleklerini yırtmıslar, dallar, senin lutfunla tomurcuklarla dolmus, meyvelere gebe<br />
kalmıslar!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. IV,1786)<br />
• Sen, benim canımsın; canımın içinde, gönül evimde hırsızlar gibi sessizce gezip dolasmadasın! Ey bagımın bahçemin<br />
aydınlıgı! Sen, benim salına salına yürüyen bir selvimsin!<br />
• Mademki gidiyorsun, bensiz gitme! Ey canımın canı; ben, senin bedenin degil miyim Beni bırakıp bedensiz gitme!<br />
Ey parıl parıl parlayan ısıgım; benim gözümden çıkma, ayrılma; sen, benim gözümün nuru degil misin<br />
• Sen, benim bası dönmüs canıma dilberler gibi sevgi ile bakarsan, ben, kabıma sıgamam ve yedi kat gögü de<br />
yırtarım, yedi denizi de asarım!<br />
• Beni aldın, bassız ayaksız bir hale getirdin; uykudan, yeme ve içmeden vazgeçirdin! Ey benim Yusufum; mest bir<br />
halde gülerek içeri gir!<br />
• Lutfunla kendimden geçtim, maddî varlıgımdan kurtuldum; can gibi oldum! Ey varlıgı gözlerden silinen, ey varlıgı<br />
gönlümde gizlenen güzeller güzeli!<br />
• Ey gözleri ile nergisi mest eden güzel; güller, senin yüzünden gömleklerini yırtmıslar, dallar, senin lütfunla<br />
tomurcuklarla dolmus, meyvelere gebe kalmıslar! Ey benim ucu bucagı bulunmayan bagım bahçem!..<br />
973. Iki kerpiç parçası alırsın da, birinden Veysî, birinden Ramin yaparsın!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1932)<br />
• Ey aklın ve tatlı canın düsmanı, ey Hz. Musa´nın nuru ve Tur-ı Sînası!<br />
• Senin nisanını, izini, nasıl oldugunu anlatmak için canda kudret, cesaret yoktur!<br />
• Sensiz olan her zevk, ham incir surubudur, ejderha sokmasıdır!<br />
• Balçıktan yapılmıs iki kerpiç parçası alırsın da, birinden Veysî yaparsın birinden Ramin.<br />
971. Hakk asıgının kanı, gözyası oldu!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(Dîvan-l Kebîr, c. IV, 1940)<br />
• Ey Hakk asıklarının canı! Ay senin askınla oynamaya, Zühre def çalmaya koyulmus! Sanki, sana karsı duydugumuz<br />
sevgiyi, oynayarak, çalarak aleme yayıyorlar!<br />
• Ask okunun açtıgı yaradan, nice bagrı yaralı, nice avlanmıs hasta var! Faka ortada ne ok görünüyor, ne de yay!<br />
• Asıgın kanı gözyası olmus da, gözyaslarından yesillikler bitmis ve yesilliklere de gül yüzünün aksi vurmus, her taraf<br />
güllük gülistanlık olmus!<br />
• Kıs gibi soguk ayrılık, yolları kesmis, baglamıstı! Bu yüzden, bagın bahçen çiçekleri, yer zindanında hapsolup<br />
kalmıslardı!<br />
• Baharın adaleti ile yol emin olunca, soguklar gidip yol açılınca, yesillikler, ellerinde yalın kılıçlarla göründü; gonca da,<br />
eline mızragını almıs, çıkageldi!<br />
• Kalk, dısarı çık; baga bahçeye gel! Onlar, uzak yoldan geldiler! Kalk! Binek atın var; ona bin ve kırlara sür,<br />
gülistanlara sür! Uzak yoldan gelenler karsılanır!..<br />
• Yesillikler ve çiçekler, yol yüklerini baglayıp yokluk aleminden geldiler; denizlere ulastılar, denizlerden göklere<br />
yükseldiler!<br />
• Burç burç bütün gökleri dolastılar; her yıldızdan bir fayda, bir hüner elde ettiler ve nihayet, yagmur halinde toprak<br />
alemine düstüler!<br />
• Su ve sıcaklık, her an, onlara gökyüzünden yardım etmektedir! Onlar, birkaç gün su yeryüzünde misafir olarak<br />
kalacaklar, sonra geldikleri yere dönüp gideceklerdir! Bu, hep böyle sürüp gider!..<br />
• Bu misafirlere rüzgarlar, basları üstünde sofralar tasırlar; seher yeli de, elinde kaselerle gelir, ikramda bulunur!<br />
Sofraya oturacaklardan baskalarının görmemeleri için, bu yemek kaplarının üstlerinde kapaklar vardır!..<br />
• Can ehlinden, gönül ehlinden baskalarına kapalı olan bu tabakların içindeki yemekleri herkes merak eder; "Bu<br />
tabaklarda ne var " diye sorarlar! Soranlara, hal dili ile derler ki:<br />
• "Eger herkes bu sırlara mahrem olsaydı, tabagın örtülmesine ne lüzum vardı Herkes bilirdi ki, can gıdası, can gibi<br />
gizlidir; ten gıdası, beden gıdası da, ekmek gibi meydandadır!"<br />
972. Güller, senin yüzünden gömleklerini yırtmıslar, dallar, senin lutfunla tomurcuklarla dolmus, meyvelere gebe<br />
kalmıslar!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. IV,1786)<br />
• Sen, benim canımsın; canımın içinde, gönül evimde hırsızlar gibi sessizce gezip dolasmadasın! Ey bagımın bahçemin<br />
aydınlıgı! Sen, benim salına salına yürüyen bir selvimsin!<br />
• Mademki gidiyorsun, bensiz gitme! Ey canımın canı; ben, senin bedenin degil miyim Beni bırakıp bedensiz gitme!<br />
Ey parıl parıl parlayan ısıgım; benim gözümden çıkma, ayrılma; sen, benim gözümün nuru degil misin<br />
• Sen, benim bası dönmüs canıma dilberler gibi sevgi ile bakarsan, ben, kabıma sıgamam ve yedi kat gögü de<br />
yırtarım, yedi denizi de asarım!<br />
• Beni aldın, bassız ayaksız bir hale getirdin; uykudan, yeme ve içmeden vazgeçirdin! Ey benim Yusufum; mest bir<br />
halde gülerek içeri gir!<br />
• Lutfunla kendimden geçtim, maddî varlıgımdan kurtuldum; can gibi oldum! Ey varlıgı gözlerden silinen, ey varlıgı<br />
gönlümde gizlenen güzeller güzeli!<br />
• Ey gözleri ile nergisi mest eden güzel; güller, senin yüzünden gömleklerini yırtmıslar, dallar, senin lütfunla<br />
tomurcuklarla dolmus, meyvelere gebe kalmıslar! Ey benim ucu bucagı bulunmayan bagım bahçem!..<br />
973. Iki kerpiç parçası alırsın da, birinden Veysî, birinden Ramin yaparsın!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1932)<br />
• Ey aklın ve tatlı canın düsmanı, ey Hz. Musa´nın nuru ve Tur-ı Sînası!<br />
• Senin nisanını, izini, nasıl oldugunu anlatmak için canda kudret, cesaret yoktur!<br />
• Sensiz olan her zevk, ham incir surubudur, ejderha sokmasıdır!<br />
• Balçıktan yapılmıs iki kerpiç parçası alırsın da, birinden Veysî yaparsın birinden Ramin.<br />
• Sekiller yaratan sanatının karsısında su padisahlar, sanki birer oyuncaktır!<br />
• Geceleyin yolcunun uykusunu baglarsın! Yani; "Uyuma; kalk, otur!" dersin!<br />
• Gönlün hayal evinde otur, yaptıgın çesit çesit sekilleri seyr et!<br />
• Seyr et de, yalancı sekilleri gör, dogrusunu gönlünde bul!<br />
• Kalemimi övesin, begenesin diye bu sekilleri ben, senin için yaptım!<br />
974. Yigitligi pervaneden ögren!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. IV,1848)<br />
• Asıgın, delilikten baska ne sanatı, ne hüneri vardır<br />
• Sevgililerin nazlanmaları da, kendilerini asıklara yabancı gibi göstermekten baska ne olabilir<br />
• Nurun, ısıgın önünde oynamayı, sıçramayı, dönüp dolasmayı zerrelerden; yigitlikte bulunmayı, korkmadan kendini<br />
atese atıp yanmayı da pervaneden ögren!<br />
• Sarhos arslan gibi sıçra, atıl; ne evveli ne de ahiri, yani ne önü ne de sonu bil! Arslanlara, kedi ile savasmak ayıptır!<br />
• Sen, sırlar kadehisin; kulagını tıka, gözünü kapa! Çatlak kase, kadehlik edemez!<br />
• Kim, keskin kılıcın önünde kalkan gibi çırçıplak durur da paralanmak ister; kim, altın gibi, kuyumcunun tavasında<br />
atesle bir evde oturabilir<br />
• Irmagın suyu tatlıdır ama, denizin heybeti nerededir! Nerede saha vezir olmak, nerede her çesit kayıttan, bagdan<br />
kurtulmak, hür olmak!<br />
• Gece, yıldızlar ve ay yüzünden aydınlık olsa bile, gündüzün yerini tutabilir mi Boncuk parlak olsa bile, incilik edebilir<br />
mi<br />
975. Allahım; Sen´i, geregi gibi anlıyamıyoruz! Sen, canda ve gönüldesin ama, canın da, gönlün de Sen´den haberi<br />
yok!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(Mecalis-i Seb´a,s.34)<br />
Dil ü canda nihansın gerçi her sey bîhaber senden<br />
Cihan zatınla dolmusken cihan da bîhaber senden<br />
Nasıl bulsun seni can ve gönül senden ibaretken<br />
Gönülde candasın amma ki can da bîhaber senden<br />
Hayalin dilde naksı varsa da bilmez hayal zatın<br />
Dilimde gerçi namın ah, dilim de bîhaber senden<br />
Bütün mahluk ise nam u nisanın gerçi bilmekde<br />
Fakat gördüm ki ben nam u nisan da bîhaber senden<br />
Ilahî künh-i zatın bilmeye sa´y eyleyen zümre<br />
Yuvarlandı yakîn ile güman da bîhaber senden<br />
Cihan durdukça serh etsem seni mümkin degil zîra<br />
Seni îzah ve serh aciz, beyan da bîhaber senden<br />
Sinek Cibrîl kanadından nasıl bahs eyler Allah´ım<br />
Seni ta´rif eden ehl-i cihan da bîhaber senden<br />
• Sen, canımda gizli oldugun halde, canımın Sen´den haberi yoktur! Cihan da zatınla dopdolu; fakat, cihanın Sen´den<br />
haberi yok!<br />
• Sen, can ve gönülden ibaret oldugun için, can Sen´i nasıl bulabilir Sen candasın, gönüldesin ama, canın da, gönlün<br />
de Sen´den haberi yok!<br />
• Sen´in manevî hayalinin gönülde naksı varsa da, hayal, zatını bilemez! Bu yüzden hayalin de Sen´den haberi yoktur.<br />
Adın dilimde, Sen´i tesbih ediyorum, zikrediyorum ama, Sen´i zikreden dilimin de Sen´den haberi yoktur!<br />
• Aslında, yarattıgın hersey, bütün varlıklar namını nisanını bilmektedirler Fakat ben, sunu gördüm ki, nam ve nisan<br />
da Sen´den habersizdir!<br />
• Allahım! Sen´in zatının ne oldugunu anlamak için ugrasan, gayret sarfeden bütün mütefekkirler, bilginler, inanç ve<br />
tahminlerinin derinliklerinde kayboldular! Yakîn, yani Sen´i tam olarak geregi gibi bilme de, süphe de Sen´de !<br />
• Dünya var oldukça bütün insanlar, yasadıkları ömür boyu Sen´i anlatsalar, Sen´in yaratma gücünü, sanatını,<br />
kudretini açıklasalar yine bitiremezler! Çünkü, Sen´i etraflıca anlatma, açıklama Sen´den habersizdir!<br />
• Sinek, Cebrail(a.s.)´ın açtıgı zaman gökleri kaplayan, günesleri göstermeyen kanadından nasıl bahsedebilir Allahım;<br />
Sen´i tarif eden, anlatan insanların hepsinin de Sen´den haberleri yoktur! 14- (14 Dîvan-ı Kebîr´de bulunmayıp<br />
Mevlana´nın Mecülis-i Seb´a adlı eserindin 34. sayfasında bulunan ve; ( ... ) mısraı ile baslayan bu gazelini, aslına sadık<br />
kalarak ve manzum olarak terceme eden Kitapçı merhum Hulusi Efendi "nun" kafiyesi ile tercerne ettigi için, bendeniz de<br />
bu gazeli "dal" kafiyesine almadım, "nun" harfıne tercemesini aldım.)<br />
976. Içimde, alev alev yanıp duran gizli bir ates var!<br />
Fe´ulün, Fe´ulün, Fe´ülün, Fe´ul<br />
(c. IV,2087)<br />
• Bu yakıp yandıran aska bir ömek vereyim: Içimde, alev alev yanıp duran gizli bir ates var!<br />
• Ister aglayıp inleyeyim, ister aglamayayım, inlemeyeyim; o ates, gece gündüz içimde yanmadadır!<br />
• Bütün akıllı kisiler, dünyalık düsünmekte, hırkalarını dikmekteler! Halbuki, asıkların içlerindeki ates, hırkaları yakıp<br />
durmadadır!<br />
977. Ey sütten daha yeni kesilmis masum! Sen, Allah´a bizden daha çok yakınsın!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 21271)<br />
• Ey yası küçük, bedeni ter-ü-taze olan güzel; ey süt emmekten daha yeni kesilmis masum! Lekesiz halinle sen,<br />
Allah´a bizden daha çok yakınsın!<br />
• O´nun ruhu benim ruhum, benim ruhum da O´nun ruhu; bir bedende iki ruhun yasadıgını kim görmüstür -15<br />
(15-Hz. Mevlana bir baska gazelde bu Arapça beyti Farsça söylemisti :<br />
Benim canım senin canın, senin canın da benim canım; hiç kimse iki bedende bir can görmüs müdür " (nr. 2019)<br />
Baska bir yerde de; "Senin canınla benim canım birdir; bir tek can, iki bedende gizlenmistir!" demisti. (nr. 2108) )<br />
• Benim asık oldugumu herkes anladı; yalnız, kime asık oldugumu kimse bilmiyor! 16-<br />
16-Seyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabî hazretleri (vefatı 1238) Mevlana´nın bu beytini çok begenmis, Fusüsu´l-Hikem adlı<br />
eserinin Kelime-i Muhammediyye kısmına aynen almıs fakat, o zamanın adeti geregi, kimden aldıgını yazmamıstır.<br />
• Ister benimle sizin aramızı açın, ayırın, ister ulastırın, kavusturun; bence, sizden ne gelirse gelsin; iyidir, güzeldir!<br />
978. Sen, benim canımsın, canımsın, canım!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2107)<br />
• Sen, benim canımsın, canımsın, canım; sen, benimsin, benimsin, benim!<br />
• Sen, benim padisahımsın; sen, benim sevdama layıksın; sen, benim dislerime uygun sekerimsin!<br />
• Sen, benim nurumsun; benim gözümde kal, gitme! Sen, benim gözümsün, ab-ı hayat kaynagımsın!<br />
• Gül, seni görünce, süs çiçegine dedi ki: "Benim selvi agacım, gül bahçeme geldi!"<br />
• Sevgilim; su iki dagınık sey yüzünden nasılsın Birisi, senin dagınık olan saçların, birisi de, benim perisan ve<br />
darmadagınık olan halim!<br />
• Ipe benzeyen saçların, benim ayak bagım olmustur; çenenin çukuru da, benim zindanımdır!<br />
• El çırparak mest bir halde nereye gidiyorsun Ey benim gülen gönlüm; bana gel!..<br />
979. Sen, ab-ı hayatsın; ben de, susuz kalmıs bir zavallıyım!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c.IV, 2081)<br />
• Can, senin verdigin nimetlere bir türlü doymaz! Senin nimetlerin o kadar yok ki, yemek için senin sofranın basına<br />
oturanların binlerce bogazı, binlerce agzı olması gerek!<br />
• Gel! Sen, ab-ı hayatsın; ben de, susuz kalmıs bir zavallıyım! Ne ben senin ab-ı hayatını içmekten usanırım, bıkarım;<br />
ne de senin ihsanına son vardır!<br />
• Gel! Sen, bir denizsin; bense, senin denizinde bir balıgım! Ama, senin denizinin ucunu, kıyısını kim görmüstür ki<br />
• Su çamurlu, su bulanık su, senin denizinden bir damladır! Böyle oldugu halde bu bulanık su, susuzluktan bunalanlara<br />
hayattır, candır!<br />
• Gel; gel ki, sen bir günessin; ben de, senin yüzünün ısıgı içinde bir zerreyim! Zerre, senin ısıgında titreyip<br />
oynamadadır!<br />
980. Asıga göre,bir yerden bir yere göçmenin, ölümün, yasamanın bir farkı yoktur!<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. IV,2102)<br />
• Bilir misin, askla asina olmak, tanısmak nedir Gönül isteklerinden tamamıyla sıyrılmak, ayrılmaktır! -17<br />
17 Tevfık Fikret, Fuzulî hakkında yazdıgı bir siirde, Fuzulî´nin karakterini anlatırken söyle yazar:<br />
"Bütün emelleri gönlünden eylemis ib´ad<br />
Ne verseler ona sakir, ne kılsalar ona sad"<br />
Fuzulî; bütün emelleri, dünyaya ait bütün istekleri gönlünden uzaklastırmıs! Ne verseler ona sükrediyor, ne<br />
yaparlarsa yapsınlar, ondan memnun ve asla degil.<br />
• Askla asina olmak, kan olmaktır, gönül kanını içmektir; köpeklerle beraber vefa kapısında beklemektir, bekçilik<br />
etmektir!<br />
• Asık, bir fedaîdir! Asıga göre, bir yerden bir yere göçmenin, ölümün, yahut yasamanın hiç bir farkı yoktur!<br />
• Yürü ey müslüman! Kendini kötülüklerden koru, günahtan sakın; saglıklı ol, zahit olmaya ugras!<br />
• Çünkü bu sehitler, ölüme sabredemezler; onlar, yok olmaya asıktır!<br />
• Sen, kaza ve beladan kaçarsın; onların korkusu ise, belasız kalmaktır!<br />
981. Senin canın ile benim canım birdir; bir tek can iki bedende gizlenmistir!<br />
Müfte´ilün, Miifte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2108)<br />
• Ben, bu evden hiç çıkmam; ben, bu evin içini kendime yurt edindim!<br />
• Bu ev, yabancının degil, sevgilinin evidir! Burası, tam oturulacak, karar kılınacak bir yerdir; burası, iman evidir!<br />
Buradan dısarı çıkmak kafirliktir!<br />
• Basımı, mest oldugum yere koyayım; kulagımı da, su sesin geldigi tarafa tutayım: "Te-nen ten!"<br />
• Burası, Leyla´nın evidir; ben de Mecnun´um! Benim canım buradadır! Yürü git; benim canımı alma!<br />
• Bu eve kim girerse, onun, bu evde benim gibi kalması gerekir!<br />
• Ey her kadının, her erkegin yüzüne hasret çektigi, özlem duydugu güzel! Aya benzeyen o güzel yüzünü örtü ile<br />
örtme, güzelligini gizleme!<br />
• Ey kapısı ızdırap çekenlere, belalarla imtihan olunanlara kıble halini alan aziz varlık! Açtıgın bu rahmet kapısını<br />
kapama!<br />
• Mum da sensin, güzel de sensin, sarap da sensin! Sen, hem Süheyl yıldızısın, hem de Yemen akiki!<br />
• Bundan sonra geri kalan ömrüm boyu senden ayrılmayacagım! Ben, senin kulunum, kölenim; ben, seninim!..<br />
• Sen gülsen, ben de senin dikeninim; yesillikte dikensiz gül olmaz!<br />
• Ben geceyim, sense aysın; ben, seninle aydınlanırım! Sen, gecenin canısın; geceyi unutma, onu gönlünden çıkarma!<br />
• Senin canınla benim canım birdir; bir tek can, iki bedende gizlenmistir!<br />
• Senin canınla benim canım, bir tek günes gibidir! Bu yüzdendir ki, binlerce topluluk, bütün dünya o günesle<br />
aydınlanmaktadır!<br />
982. Ey can Musası; sen, çoban olmussun! Sürüyü bırak, Tur Dagı´na çık!<br />
Mef´ülü, Fa´liln, Mefülü, Fa´lün<br />
(c. IV,2095)<br />
• Sevgilim; gönlünü bana ver de benimle birlestir! Eger huzurunda bas egmezsem, emirlerini dinlemezsem, o vakit<br />
benden sikayet et!<br />
• Mecnun oldum, deli divane oldum; Allah askına, o güzel saçlarından bu deliye bir zincir yap!<br />
• Kimsenin bilmedigi yere gitme; yol sasırtan gulyabani ile sakın yok düsme! Kervanla sefer et, toplumdan ayrılma!..<br />
• Ey gönül çalgıcısı; o güzel nagmelerinle içimi doldur!<br />
• Ey Zühre yıldızı, ey ay! Yüzünüzdeki parıltılarla, iki gözümü iki mesale haline getiriniz!<br />
• Ey can Musası; sen, çoban olmussun! Sürüyü bırak, Tur Dagı´na çık!..<br />
• Ayagından nalınlarını çıkar, Tuva Sahrası´na yalın ayak yürü!<br />
• Sana dayanak, asa degil, Hakk´tır; asayı elinden at; ondan vazgeç!<br />
• Heva ve heves Firavunu hayvan olunca, onun boynuna çıngırak tak!<br />
983. Sevgili; senin güzel kokun bana ötelerden haberler getirmededir!<br />
Mefulü, Fa´lün, Mefülü, Fa´lün<br />
(c. IV,2093)<br />
• Benim bagım bahçem, meyvelerim, gül dallarım, nilüferlerim, bunların hepsi de, sevgilinin yüzünden tazelesti!<br />
• Kevserimden cosan ab-ı hayat, vefa deresinde akmaya basladı!<br />
• Ey güzel yüzü benim gönlüm ve dinim olan sevgili; senin güzel kokun bana ötelerden haberler getirmede!..<br />
• Benim ayna yapan ustam, beni, her an güzel yüzünün karsısında ayna haline getirmektedir!<br />
• Kapısında toprak oldugum sevgili, benim gönlümün kapısını çalmada, vurmadadır!<br />
• Ben sarap içmem ama, eger sevgili benim kadehimi öperse, iste o zaman içerim!<br />
• 0 benim dadımdır, o benim anamdır; vefa memesi süt vermez olur mu<br />
984. Gecenin karanlıgı, benim karanlıklarımın ısıgıdır!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2112)<br />
• Gecenin karanlıgı, benim karanlıklarımın ısıgıdır; ayın nuru, benim sevgili ile bulusmamın nurundandır!<br />
• 0 kimya yüzünden, günahlarımla cinayetlerim, ibadet elçisi oldu!<br />
• Gökler bile, benim manevî göklerimi seyretmek arzusuna kapıldı da, kararsız bir hale geldi!<br />
• Ey benim burcumda günes yüzlüm; ey can padisahı, ey sahları bile mat eden güzelim!<br />
985. Ask bahçıvanları, kendi gönüllerinden meyveler devsirirler!<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. IV, 2103)<br />
• Her ne kadar aglayıp feryad etmede biraz kendini görmek varsa da,<br />
• Bu hal, bana göre degildir! Çünkü ben, senin askınla aglamayı, feryad etmeyi huy edinmisimdir!<br />
• Cenab-ı Hakk´a ve O´nun zatının pak olusuna yemin ederim ki, ben, kendini begenmekten kurtulmusum, arınmısım!<br />
• Senin yüzünden baska tarafa bakan göz, baktıgı zaman acaba kimi görür<br />
• Senden baska bir sey görmemek saadetine eren kisinin ölümden korkması ayıptır!<br />
• Senin asıkların, bütün ölümlere gülerler; bu hal, onlara mahsustur!<br />
• Agaçların dalları, yaprakları titrer dururlar ama, gövdeleri ve kökleri titreme korkusundan kurtulmuslardır!<br />
• Ask bahçıvanları, kendi gönüllerinden meyveler devsirirler!<br />
• Ey asıgın canı! Zahmetlere katlandıgın, gamlar ve kederler içinde çırpındıgın için, manevî zevkler, nevaleler devsir!<br />
• Ey hoca! Sen, zahid olmaya, bu hususta bilgi edinmeye ugras! Çünkü sen, askı, çalısıp çabalamayla elde edemezsin!<br />
• Bundan önce, Tebrizli Sems, bunları söylemisti; ama isitecek kulak nerede ..<br />
986. Bazan, gönlümde gizli bulunan sevgiliden bir ses gelmededir!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV.2114)<br />
• Gönlümden, canımdan bir ses geldi; bazan da bu ses, gönlümde gizli bulunan sevgiliden gelmededir!<br />
• Benim gönlüm de, elim de ve Kenan Yusufum´un gam eli de yorgundur, baglanmıstır!<br />
• Elimi gösterdim de; "Söyle; bu kimin yarasıdır " dedim. Dedi ki: "Bu yara, benim elimden ve benim ask<br />
destanımdan açılmıstır!"<br />
• Ona yaralı gönlümü gösterdim de; "Bak; nasıl kanlar içinde kalmıstır!" dedim! Gönül verdigim sevgili, gönlümü<br />
kanlar içinde görünce bana acıyacagı yerde, gülmeye basladı!<br />
• Sonra, yine gülerek bana; "Ey benim bayramımın kurbanı!" dedi. "Yürü git, bu haline sükret!"<br />
• Ona; "Ben kimin kurbanıyım, kimin kurbanıyım " dedim! Sevgili; "Benim kurbanımsın, benim kurbanımsın!" dedi!<br />
• Sabah gülüp açılınca, gözlerimden yaslar akmaya basladı! Padisah, benim aglayan gözlerimi görünce; "Neden<br />
aglıyorsun " dedi. Ona dedim ki:<br />
• "Sevgilinin sefkati yüzünden ab-ı hayat kaynagım costu, suları akmaya basladı!<br />
• Arstan ab-ı hayat akıyordu; iman agacım, o su ile terütaze kaldı!<br />
• Ben, bu suyun da, bu suyun sahibi emîrin de kuluyum, kölesiyim! Fakat, benim bu hayran kalmıs gönlüm, benden<br />
daha fazla onun kulu, kölesi olmus!"<br />
987. Sayısız insan, ask yüzünden canından olmustur! Ama, ey gönül; sen, yine de kollarınla onun boynuna sarıl!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. IV,2074)<br />
• Yapma, yapma! Suçsuz adam öldürmek, dogru bir sey degildir! Gitme gitme! Sen, bizim ısıgımızsın, aydın<br />
gözümüzsün; biz, sensiz karanlıklarda kalırız, gözümüz görmez!<br />
• Lütfedip sarap küpünün agzını açtın da, basımız mahmurlastı, mahmurluktan gebe kaldı!<br />
• Mademki açtın, küpün agzını kese gibi baglama, örtme; pencere kapanınca, ev karanlık olur!<br />
• Gamlara düsmüs, belalara ugramıs adam, kaza ve kader oklarının hedefine benzer; onun, rıza sarabıyla mest<br />
olmaktan, kendinden geçmekten baska zırhı yoktur!<br />
• Askın iki eli, zırh yapan Davud Peygamber´in ellerine benzer! Onun avucunda, demir bile olsa, mum gibi yumusar!<br />
• Aska ait sözleri, yine asktan dinlemek gerek! Çünkü ask, aynaya benzer! Ayna, herseyi oldugu gibi göstererek birçok<br />
gerçek sözler konusur; hem de dilsizdir, susar durur!<br />
• Gerçi halkın kanı askın boynundadır, sayısız insan onun yüzünden canından olmustur ama, ey gönül, yine de sen,<br />
kollarınla askın boynuna sarıl!<br />
• Çünkü ask, kan bahası vermekten korkmaz! Askın, görünmez defineleri, hazineleri vardır! Bu yüzden, ölü bile dirilir<br />
ve kefenini yırtar, kurtulur!<br />
• Uyku, seni kolları arasına aldı! Haydi, gayb alemine uç; seher vakti onun elinden yakan kurtulur! 0 zaman sen, seher<br />
vaktinde buldugun etege yapıs!<br />
• Haydi uyu da, gazelin arta kalan kısmını yarın söyleyeyim! Zaten halk, gül bahçesine sabahleyin gider, sabahleyin<br />
gül devsirir!<br />
988. Kendi içini günahlardan temizle de, gizli ay, perdelerden sıyrılsın, sana görünsün!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. IV,2073)<br />
• Ey gönül! Mideleri bozulmus hastalara bal yedirme; kör kisilere de, göze ait sözler söyleme!<br />
• 0, kuluna, boynundaki damardan daha yakındır! Fakat, Allah´tan uzak olanlara Allah da onlardan uzaktır! 18- 8 Kaf<br />
SOresi 50/16. ayete isaret var.<br />
• Kendi içini günahlardan temizle de, gizli ay, perdelerden sıyrılsın, sana görünsün!<br />
• Kendini de, bu dünyayı da kaybedersen, kendinden de, dünyadan da dısarı çıkarsan, Hakk yolunda tanınmıslardan<br />
olursun!<br />
• Eger sen, bulusma ayı isen, bulustuguna dair bir nisan, bir belirti göster; hurilerin kollarından, yasemin gibi<br />
bembeyaz gögüslerinden, güzel yüzlerinden bir seyler anlat!<br />
• Eger sen, altın gibi madeninden ayrı düsmüs isen, nerede ayrılık yarası, ayrılık dagı, ayrılık damgası Sevgiliden<br />
ayrılanların damgalı paraları, böylece donar kalır, kalplasır!<br />
• Mademki sende ask yok, onun yerine kulluk etmeye bak! Allah, çalısanların ücretini muhakkak verir!<br />
• Sunu iyi bil ki, "Allah askı", Süleyman(a.s.)´ın yüzügü gibidir! Nerede Süleyman´ın geliri, nerede karıncanın kazancı!<br />
• Düsünce elbiselerinden soyun, onları üstünden at! Çünkü günes ve ay, çıplakları kucaklar!<br />
989. Allah´ım! Putperest bile, tastan yonttugu puta secde eder de, Sen´in lütfunla, ondan manevî zevk duyar!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2109)<br />
• Ey mihnetlere düstükleri, belalara ugradıkları zamanlarda bütün insanların basvurdukları, sıgındıkları aziz varlık! Ben<br />
de, her dertli insan gibi, yine kendimi sana verdim, senden yardım diliyorum!<br />
• Sen, kıyısı olmayan bir sevgi denizisin; erkekle kadının birbirlerine karsı duydukları istek, senin sevgi denizinin<br />
sadece küçük bir damlasıdır!<br />
• Arslanlar, o sevgi ile yavrularına süt verirler; padisah, gönlüne o denizden gelen bir acıma duygusu ile fakire; "Sen<br />
kimsin " diye hatır sorar, yardım eder!<br />
• Senin sevgin sebebiyle, ates Hz. Ibrahim´e dadılık eder, gömlek Yakup(a.s.)´ın gözünü açar!<br />
• Senin sevgin yüzündendir ki, göz günesten nur alır, yasemin yeryüzünden su içer!<br />
• Hatta, seni inkar eden putperest bile, tastan yonttugu puta secde eder de, senin lütfunla ondan manevî bir zevk<br />
duyar!<br />
• Senin lütfunla, kahır bile insanlara dadılık eder! Ama, insan hile yoluna saparsa, dadı ona zehir verir!<br />
• Bir küçük kör kurt olan ipek böcegi de, senin sevginden ilham alarak insanlara giyecekler örer, kefenler biçer!<br />
• Yeter, bundan fazla anlatma; sus! Sus da, can bülbülü dalın üstüne konsun, hutbe okusun!<br />
990. Senin çok güzel olan gözlerin, feryadlarıma ve döktügüm merhamet etmez mi<br />
Fa´lün, Fa´lün, Fa´lün, Fa´lün<br />
(c. IV, 2092)<br />
• 0 dilber yanıma gelince, ölmüs gibi olan bedenim, bastan basa, tepeden tırnaga kadar dirildi!<br />
• Ona dedim ki: "Ey benim kurnaz sevgilim, ey asıgı çıldırtan, perisan eden güzelim; sen, bu gece benim<br />
misafırimsin!"<br />
• 0 benim pasam, o benim canım olan sevgili; "Hayır, olamaz!" dedi. "Çünkü, sehirde beni ilgilendiren önemli bir isim<br />
var; ben, oraya gidecegim!"<br />
• Ona; "Allah askına!" dedim! "Bu gece bana gelmez de gidersen, su bedenim cansız kalır, yasamaz!<br />
• Bir gece olsun, su altın gibi sararmıs yüzümün rengine acımaz mısın<br />
• Senin çok güzel olan gözlerin benim feryadlarıma ve döktügüm gözyaslarına merhamet etmez mi<br />
• Yüzünün gül bahçesi, kevser gibi hos bir sekilde akan gözyası ırmagına hatıra olarak bir gül olsun atmaz mı "<br />
• Sevgili; "Ben ne yapabilirim " dedi! "Kaza ve kader, herkesin kanını benim kadehime doldurdu!<br />
• Hiçbir öd agacı, benim ask buhurdanımda yanmadıkça Allah´ın makbulü olmuyor, kokusu bile duyulmuyor!"<br />
• Dedim ki: "Mademki cana kasdetmissin, benim de kandan baska sarabım, mezem olamaz!<br />
• Sen, selvi agacısın, gül fidanısın; ben de senin gölgenim! Sen, benim haydarımsın; ben de senin sehidinim!<br />
• Ben askım; senin kanını dökersem, mahserde seni yine diriltirim!<br />
• Aklını basına al da, benim penceremde çırpınma; kendine gel de, hançerimden kaçma!..<br />
• Ölümden korkup yüzünü eksitme de, kucagım, sana sükürler etsin!<br />
• Ölüm, seni kökünden söküp çıkarınca, gül gibi gül de, seni benim sekerimle yogursun!<br />
• Asıklar sürüsünün babası asktır; benim bütün varlıgım, ihtisamım da asktan dogmustur!"<br />
• Bu sözleri söyledi ve seher rüzgarı gibi uçtu gitti; benim de, gözlerimden yaslar bosandı!<br />
• Ben, arkasından seslendim: "Efendim!" dedim! "Durmuyorsun, gidiyorsun! Ne olur, hiç olmazsa birdenbire gitme,<br />
yavas git!..<br />
• Ey benim canım, cihanım; böyle çabuk gitme! Ey benim yüzlerce kanatlım; çabuk uçma, biraz daha yavas uç!"<br />
• 0, cevap verdi; dedi ki: "Hiç kimse benim çabuk gidisimi görmemistir; benim en yavas gidisim budur!<br />
• Su gökyüzü bile çalıssa çabalasa, pesimden kossa, yine bana yetisemez!<br />
• Sus!" dedi! "Su felek kıratı bile benim karsımda topallaya topallaya yürüyebilir!<br />
• Sus artık! Eger susmazsan, benim bu atesim dünya ormanına düser, onu bastan basa yakar!"<br />
• Geri kalanını yarına kadar söyleme! Söyleme de, gönül agzımdan uçup gitsin!<br />
991. Can Musam, Tur Dagı´na çıktı; benim bulusma zamanım geldi!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün,<br />
(c. IV, 2111)<br />
• Meyhanemden bir ses geldi; sevgili, benim hatırımı sormaya geldi!<br />
• Çok nurlu olan ay yüzlümü görünce, münacatımın zevki arttı, haddi astı!<br />
• Can Musam, Tur Dagı´na çıktı; benim bulusma zamanım geldi!<br />
• Tur Dagı; "Bulusma ve görüsme yerime gelen o yorgun argın kisi kimdir " diye nida etti!<br />
• "Simsek gibi parlayan o aydın nefes kimindir Göklerim, ta kubbesine kadar o ısıkla doldu!<br />
• Onun gönlü, bizim mest olmus asıgımızdır; o, benim ayrılıgımdan ve afetlerimden kurtuldu!<br />
• Yanıp yakılarak, binlerce yalvarıslarla benim lütfumu istemeye geldi!<br />
• Daha yakına gel, daha yakına gel! Benim lütuflarımı, ihsanlarımı, benim neler bagısladıgımı gör!<br />
• Beni istemede, bana vuslatta yok oldun; benim varlıgımda ölümsüz ömrü buldun!<br />
• Vahdet küpünden bir kadeh sarap iç, mest ol; bu kerametlerim, hep vahdet sarabındandır!"<br />
992. Halkın hayalleri kendilerine perde olmasaydı, hepsi de benim hayallerimden yanardı!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2110)<br />
• Benim gönül meyhanemden bir ses geldi; Cenab-ı Hakk´a münacatımdan, samimi yakarıslarımdan gökyüzü iki kat<br />
oldu!<br />
• Cenab-ı Hakk´a hamd ü senalar olsun; sonunda, zafer nasip oldu! Sevgili, hatırımı sormaya geldi ve bize riayetlerde<br />
bulundu!<br />
• Ya Rabbi, ya Rabbi! Ey essiz, örneksiz güzel varlık! Benim çektigim belalara, sıkıntılara karsılık ne lütuflarda, ne<br />
ihsanlarda bulundun!<br />
• 0 aziz varlık, o kimya, sonsuz lütufları ile benim gafletimi, inkarımı, cinayetlerimi ibadete çevirdi!<br />
• Ettigim kusurlarıma karsılık, bana kösk verdi; ayagımın kaymasına, yanlıs yollara sapmasına karsılık bagıslarda<br />
bulundu!<br />
• Onunla bulustugum günün manevî zevki, harareti, denizin de, dagın da gönüllerini costurdu!<br />
• Halkın hayalleri kendilerine perde olmasaydı, hepsi de benim hayallerimden yanardı!<br />
• Benim askla, imanla kükreyisim, davulum, sancagım, naralarım, can ordusunu zelzelelere düsürdü!<br />
• Gece yarıları sevgili ile bulusmanın atesi, tan yerini aydınlatır, ısıklandırır!<br />
993. Neyi istersen yak yık; yalnız ayrılıktan bahsetme!<br />
Mefa´îlün, Fa´ilün Mefa´îlün, Fe´ilatün<br />
(c. IV, 2076)<br />
• Canın için olsun, bu asıktan uzaklasma; bu zavallı ile birlikte otur da, eve gitmeye kalkısma!<br />
• Bahaneler bulmaya ugrasma, özür getirmeyi bırak! Beni asagı, hor, hakir görme; kendini üstün görerek gurura<br />
kapılma!..<br />
• Sarap hazır, hersey yerinde; devlet, varlık.. Dostumuz, sakîmiz de sensin! Artık, sarap sun; sakîlik nazlarına girisme,<br />
sakinin hilelerine basvurma!<br />
• Arkadaslarının yüzlerine bak; hepsi de senin güzelligin ile mest olmuslar! Onlar yanında iken pencereye, dehlize,<br />
aralıga, esige bakma!<br />
• Asıkların arasından baska yerde ömür sürme, meyhaneden baska bir yerde oturma!<br />
• Etrafına dikkatle bak da gör ki, dünya bir tuzaktır; dünyaya ait arzularımız, isteklerimizse o tuzakta bulunan birer<br />
yemdir! Dünya tuzagına kosma, yem hevasına düsme!<br />
• Dünya tuzagından kurtulunca, gökyüzüne ayak bas; gökten baska bir esige ayak basma!<br />
• Günese, mehtaba iltifat etme, yüz verme! Çünkü sen, bu dünyaya ait degilsin! Sen, ötelerden geldin; o essiz<br />
güzelden baskasını dileme!<br />
• Kase nasıl suyun üstünde durmaz çalkalanırsa, sen de o olmayınca bir yerde karar kılma, sen de çırpın dur! Eline<br />
kaseyi alıp her mutfaga kosma!<br />
• Hava, zaman olur aydınlanır, zaman olur kararır; bazan sıcak olur, bazan soguk olur! Sen, zamanların kaynagına git<br />
ve o kaynagın basından ayrılma!<br />
• Fakat ne çare ki, güzellerin isleri güçleri hep böyledir! Ne olur, ates alevi gibi konusma; ne olur, yakıp yandırma!..<br />
• Söyle; neyi istersen yak yık! Yalnız, ayrılıktan bahsetme! Ben, ayrılık sitemini haketmedim; bu, bana layık degil!<br />
Bana ayrılıgı reva görme de, ne yaparsan yap!..<br />
994. Haydi; güzellik ile vefayı birbirine nikah et!<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. IV,2100)<br />
• Hos geçinmemiz için, arada sırada birkaç öpücük vermeyi is edin; bizi, tatlı bir gülüsle tatlılastır!<br />
• "Allah, gönlünü yatıstırsın, huzura kavustursun!" duası, hos bir duadır; bu duaya, sen de; "Amîn!" de!<br />
• Galiba, senin dizini yastık edinecegim zamanı rüyada görecegim!<br />
• Senin dudagından ayrı düsmek, ecel efsunudur! Sen, simdi git de, Hz. Mesih´in usulüne göre bir efsun oku!<br />
• Sen olmayınca, göklerin alanı asıga dar gelir! Haydi; vuslat buragına eyer vur da, asıgın önüne getir!<br />
• Sen güzelsin; güzellige yakısan huy da, vefalı olmaktır! Haydi; güzellik ile vefayı birbiri ile evlendir, onları birbirine<br />
nikahla!<br />
• Muhakkak ki, asıklar ölünce acıyacaksın! Haydi; bu merhameti, onlara ölmeden önce simdi göster!<br />
995. Cennette bile olsam, altına gümüse gark olsam, sen olmayınca ben, bir yetim sayılırım!<br />
Müstef´ilatün, Müstefilatün, Müstef´ilatün, Müstef´ilatiın<br />
(c. IV, 2091)<br />
• Ey yedi deniz; inci bagısla ve su bakırları kimya ile doldur!<br />
• Ey mest olmus kisiler toplulugunun ısıgı, ey bagın bahçenin selvisi! Ne vakte kadar bizi lafla oyalayacaksın Artık,<br />
vefa göster!<br />
• Her mermer, her granit kaya, bizim halimize agladı! Ey sevgili; sen de bize acı da, su derdimize derman ol!<br />
• Ey öfkelenip de yüzünü bizden çeviren, gizleyen dost! Ne olur, bu maceraya bir an için olsun son ver; artık bize<br />
görün!<br />
• Bize pek çok ihsanlarda, lütuflarda bulundun; o lütufları, ihsanları simdi de esirgeme bizden!<br />
• Ey yolu ve davranısı güzel varlık, ey yıldız, ey ay! Gece karanlıgında ay gibi cömertlik et, ısıgınla bizi aydınlat!<br />
• Eski derdi gider, hastalıgımızı iyilestir, sıkıntılarımızı ferahlıga çevir; bize, yetimligimizi unuttur! Çünkü ben, hiçbir<br />
seyi, hiçbir kimsesi olmayan bir yetimim!<br />
• Cennette bile olsam, altına gümüse gark olsam, sen olmayınca ben, bir yetim sayılırım!<br />
• Ben, agzımı kapadım; gamlar içinde otura kaldım! Yüzümdeki ellerimi aç da, kendini bana göster!<br />
996. Yeryüzünde gökyüzünün bile göremedigi seyleri seyretmek istiyorsan, bir an için olsun, kendini görme!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2057)<br />
• Sevgili ol da, sevgiliyi gör; gönül ol da, dostu gör! Yürüyen selvinin pesine düs, kaynagı ve gül bahçesini seyret!<br />
• Geçim derdini düsünen aklın yolunda tembel davranma; sıçra, ileri atıl! Büyügüne bir kumas armagan et de, tüccarın<br />
ticaretteki parlaklıgını gör!<br />
• Bizim bütün tüccarlarımız asıklardır, gönül ehli kisilerdir, peygamberlerdir! Bu tüccar kervanının yoldası da, cümle<br />
suçları bagıslayan, günahları örten, gizleyen yaratıcıdır, Allah´tır! Sen, O´nun hikmetlerini gör!<br />
• Yine Sultan Mahmud, Ayaz´ın odasına geldi! Askı seç, askla oyuna dal da, o zevalsiz devleti, o tükenmez ikbali<br />
seyret!<br />
• Ben, Ayaz´ın ayagı altındaki topragım! Çünkü, o da benim gibi askı huy edinmisti! Sen de asık ol, askı dile ve kurnaz<br />
sevgiliyi gör!<br />
• Bu çarıkla bu posta baglanmak, aslı unutmamak iyi bir adettir! Bu adeti kıble edin de, onun lütfunun gerisini<br />
seyret!..<br />
• Eziyete düsüp belalara ugradın mı, çarıgı görmeye baslıyorsun! Hiçbir illete ugramamıs gibi, hiç hasta olmamıs gibi<br />
kendini yorgun say, hasta gör!<br />
• Bizim çarıgımızı, erlik suyu gibi düsün; postumuzu da, ana karnındaki kan say! Akıl ve görüs incisini ise, padisahın<br />
ihsanından bil!<br />
• Padisahın önüne inciyi koy ki, seni köy agası yapsın! Eskileri ver, yenileri al; taneleri ver de ambarı gör!<br />
• Yeryüzünde gökyüzünün bile görmedigi seyleri seyretmek istiyorsan, bir an için olsun, kendini görme ve onun<br />
verecegi görüs elbisesini giy!<br />
• Inciler saçan bu sözü de, sözleri verene bagısla! Ondan sonra, varlıgının her tarafından cosup fıskıran nükteleri gör,<br />
sözlere bak!<br />
997. Beden ressamı, gönül güzellerinin yanına gelip onların güzelligini görünce, agzı açık kaldı!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2061)<br />
• Ey gümüs bedenli güzel! Kendini öp; yanılıp da güzelleri ile meshur olan Hoten ilinde kendini arama!.<br />
• Hatta, senin gibi bir gümüs bedenliyi bagrına basarsan, sana bir can öpücügü vermek gerekiyorsa, sen, yine kendi<br />
agzını öp!..<br />
• Huriler ne yapıyorlarsa, senin için, senin güzelligin için yapıyorlar! Her er-cegin, her kadının güzelligi, senin<br />
güzelligindendir, senin güzelliginin aksin-iendir!<br />
• Ey çenesi güzel sevgili; senin güzelligini örten, yine senin saçlarındır! yoksa, senin güzel yüzünün nuru, alemi çoktan<br />
aydınlatırdı!<br />
• Beden ressamı, gönül güzellerinin yanına gelip onların güzelligini görünce eli kırıldı, gönlü mahzun oldu, agzı açık<br />
kaldı!.<br />
• Bu sekillerle, nakıslarla dolu beden kafesi, gönül kusunun perdesidir! Fakat sen, sekle, kafesin nakıslarına kapıldın<br />
da gönlü göremedin!<br />
• Gönül, Hz. Adem´in topragından perdeyi öyle kaldırdı ki, melekler, o güzellige, o ihtisama hayran oldular;<br />
dayanamadılar ve hemen secdeye kapandılar!<br />
998. Ney´in ayrılık hikayesi, dille anlatılamaz; dilsiz söylenir!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2063)<br />
• Ey gülen yüzü yüzlerce gül bahçesinin aslı olan güzel! Sen, Allah bahçesisin; senin dikenlerin bile güllerden ibarettir!<br />
içeri gir de, diken ver, gül al!<br />
• Bu kadar canın karsısında dilsiz degilsin ya! Birseyler söyle! Fakat, ney´in ayrılık hikayesi, dille anlatılamaz; dilsiz<br />
söylenir! Askla yanan yakılan canın feryadı, narası da agızsız atılır!<br />
• Bugün sevgili geldi de; "Sana selamlar olsun!" dedi! iste sen o zaman, yeryüzünü de, gökyüzünü de onun nefesinde<br />
ara, bul!<br />
• Güzeller padisahı geldi ve güzellerden, vergi olarak baslarını vermelerini istedi! Bu istek karsısında gökyüzü isyan<br />
etti; aya karsı; "Yazıklar olsun!" narasını attı!<br />
• Ask gammazı geldi de, kulagıma; "Sevgili baska yerde degil, sizin aranızdadır! 0 güzeldir, latiftir ama gizlidir!" diye<br />
fısıldadı!<br />
• Sevgili geldi, gönlün etegini tutup çekti ve onu bir yere götürdü! Yedi kat gögün ötesinde bulunan o yer, çok<br />
sasılacak bir yerdir!<br />
• 0 bana dedi ki: "Ben, seninim ama, kim benden söz ederse, benim dudagımın lezzetinden bahsedecek olursa, iki<br />
elinle onun agzına vur, onu söyletme!<br />
• Senden bahseden, beni de aldı götürdü, seni de! Fakat benden bahseden, ikimizden de uzaklastı!"<br />
999. Ey beden! Sus; sus da, artık can söylesin!<br />
Fe´ulün, Fe´ulün, Fe-ulün, Fe´ül<br />
(c. IV,2088)<br />
• Gönlümü aldın da, kargalara verdin! Ben de buna karsılık senin hayalini tuttum, rehin aldım!<br />
• Gelirsen gelirim, tutarsan tutarım; söylersen, ben de, mest olmus kisilerin hallerini söylerim!<br />
• Yenimi yakamı yırtmam, etegimi çekip gömlegimi parçalamam; bana sitem etmek yakısmaz!..<br />
• Bahsettigin sarabı getir; getir, incitme; söylemedim deme!<br />
• Perisan olmus gönlü derleyip toparlayan sarabı getir, sun! Gönül derlenip toparlanınca, beden darmadagın olur!<br />
• Ben, parayla pulla alınan, deger biçilen sarabı istemem! Sen, bana kıyısı olmayan, sonu bulunmayan vahdet<br />
denizinden sarap sun!..<br />
• Senden sarap sunmak, benden secde etmek; benden sükretmek, senden inciler saçmak!..<br />
• Ey can; beni öyle bir hale getir ki, sükrüm kalmasın; lütfunu, ihsanını da iki kat, üç kat artır!<br />
• 0 sarabı gönülden costur; gam sonbaharının döktügü yapraklardan bir ask ikbaharı meydana getir!<br />
• Ey benim canım; beni yık, harab et! Çünkü, harab olmus bir sehirden sultan vergi alamaz!<br />
• Ey beden! Sus; sus da, artık can söylesin! Hz. Osman´ın devri geçti gitti; simdi, Hz. Ali emîrdir!<br />
• Ey can! Ben sustum; konusma sırası sana geldi! Sen, bizim Yusufumuzsun; sen, bizim Kenan güzelimizsin!<br />
1000. Seher vaktinde içim yanarak sana dertli bir mektup yazdım!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. IV,2084)<br />
• Gel; gel ki, senin ayrılıgın yüzünden bende ne akıl kaldı, ne de din! Bu zavallı, bu kimsesiz gönülden sabır da gitti,<br />
karar da!<br />
• Yüzümün sararmasını, gönlümün derdini, içimin yanısını sorup durma! Onların halleri anlatılamaz, anlatısa sıgmaz!<br />
Gel de, ne halde olduklarını kendi gözlerinle gör!<br />
• Senin hararetinle, senin atesinle pismis somun gibi kızarmıs yüzüm, simdi, bayat ekmek gibi ufalanmada, yerlere<br />
saçılmadadır!<br />
• Ben, önceden, senin güzel yüzünden ayna gibi hayaller toplar, hayallere dalardım! Gel de, sararmıs benzime bak,<br />
bumburusuk olmus yüzümü seyret!<br />
• Derede egri bügrü, saga sola akıp duran su gibiyim! Ayrılık, pesimi bırakmıyor; sagımda solumda pusu kurmus, beni<br />
gözlüyor!<br />
• Yerlere ve göklere sıgmayan güzelligine asık oldugum için, yüzümü, yeryüzü gibi, gece ve gündüz göklere<br />
çevirmisim!<br />
• "Allah askına, bu seferden dön ve bize dogru gel!" diye seher vaktinde içim yanarak dertli bir mektup yazdım ve<br />
götürüp sana vermesi için onu seher rüzgarına verdim!<br />
• 0 mektubumda dedim ki: "Basında kil bile olsa yıkama, gel! Ayagına diken bile batsa, onu çıkarmak için oturma,<br />
vakit kaybetme!"19<br />
19-Eski devirlerde insanlar sabun bilmedikleri için hamamlarda bir çesit beyaz renkli, yaglı çamur olan kili<br />
kullanıyorlardı. Seyh Sadî de Gülistan´ında;<br />
"Bir gün hamamda hos kokulu bir kil parçası, bir dostun elinden bana geldi!" der.<br />
1001. Zaten dünyada garipsin; seni candan seven kimsen yok!<br />
Mefülü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2054)<br />
• Isittim ki, sefere çıkmayı düsünüyormussun; bu düsünceden vazgeç! Bir baskasını sevmeye, bir baskasını dost<br />
edinmeye niyet ediyormussun; bunu yapma!..<br />
• Zaten dünyada garipsin, yalnızsın; seni candan seven kimsen yok! Böyle oldugu halde neden gurbete düseceksin;<br />
hangi zavallıya, hangi dertliye kasdediyorsun Bunu yapma!..<br />
• Bizden ayrılıp yabancılara gitme! Gizlice baskalarına bakıyorsun; bakma!..<br />
• Ey ay yüzlü sevgili; gök bile, senin askınla alt üst olmus! Bizi yıkıyor, yerlere seriyor, alt üst ediyorsun; etme!..<br />
• Neden vaadlerde bulunuyorsun Niçin yeminler ediyor, yemin ve isveyi kendine kalkan ediniyorsun Böyle yapma!..<br />
• Bana verdigin söz, benimle ettigin ahid nerede Bu kulla ettigin ahdi bozuyorsun; bozma!.. Verdigin sözden<br />
dönüyorsun; dönme!..<br />
• Ey kapısı varlıktan da, yokluktan da üstün olan sevgili! Sen, varlık ülkesinden geçip gidiyorsun; gitme!..<br />
• Cennet de, cehennem de senin elinde, senin emrinde; sana kul köle olmuslar! Sen, cenneti bize cehennem<br />
ediyorsun; etme!..<br />
• Senin seker yurdunda zehirden kurtulmusuz ama, sen, o zehiri sekere katıyorsun; katma!..<br />
• Canım, sanki ateslerle dolu bir ocak; bu yaptıgın, yakıp yandırdıgın yetmez mi Ayrılıkla yüzümüzü sararttın,<br />
soldurdun; soldurma, etme!..<br />
• Sen yüzünü gizleyince, ay bile derdinle kararır! Ayın tutulmasını mı istiyorsun, kastın bu mu; yapma!..<br />
• Sen bize kırılıp darılınca, bizim dudaklarımız kurur! Neden gözlerimizi gözyasları ile ıslatırsın; bu isi yapma!..<br />
• Mademki asıklar topluluguna tahammülün yok, neden aklını sasırırsın Sen, asıklara hiç bakma, onları görme!..<br />
• Perhiz yüzünden hastaya helva vermiyorsun, tatlı bir yüz göstermiyorsun ama, hastayı daha fazla hasta ediyorsun;<br />
etme!..<br />
• Su haramlar yemeye alısmıs gözüm, senin güzelliginin hırsızı! Ey benim canım sevgilim! Sen, göz hırsızına ceza<br />
veriyorsun; verme!..<br />
• Ey yol arkadası; söz söyleme sırası degil! Zaten, askın bası yok! Hal böyleyken, neden basını kesmeye kalkısıyorsun;<br />
yapma bu isi, kesme!..<br />
1002. Kendinden geçmeyen kisi hos olmaz!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2060)<br />
• Ey yüzü muma benzeyen, mum gibi ısık saçan güzel! Kalk, aramıza gel; surada hazır olanlar hakkında, onları<br />
anlatan bir gazele basla!..<br />
• Nurlar saçan iki yanagınla, ortalıgı aydınlatan muma nur bagısla; cana benzeyen kadehinle bu toplulugu canlandır!..<br />
• Elini kadehe uzat; hepimizi o sevgi sarabıyla mest et! Kendinden geçmeyen kimse hos olmaz, iyi adam sayılmaz!<br />
• Kendini bırakıp kendinden geçince, hemen su kirli ve kötülüklerle dolu olan dünyadan kaç; aklını basına al ve bir<br />
daha yüzünü geriye çevirme!<br />
• Ey düsünce; yeter artık, yeter! Her nefeste; "Acaba ona ne oldu " "Ah, o filanı ne edeyim " diye endiseye kapılma!<br />
Sevgili, sana herseyi söyler!<br />
1003. Kendini görmedigin halde ne zamana kadar baskalarının pesinde kosacaksın<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2059)<br />
• Dudagımdan, ansızın, güle ve gül bahçesine ait bir laf çıktı da, o gül yanaklı yanıma gelip agzıma bir tokat attı!<br />
• Dedi ki: "Padisah da benim, gül bahçesinin canı da benim! Benim gibi bir padisahın huzurunda filandan<br />
bahsediyorsun! 20<br />
- 20 Mevlana, bir rubaisinden de söyle buyuruyor:"Sevgili ile gül bahçesinden geçiyordum; habersizligimden,<br />
dalgınlıgımdan dolayı gözüm güle baktı. Sevgilim bana; ´Yazıklar olsun sana! Benim yanagım burada iken sen güle<br />
bakıyorsun!" (dedi).<br />
• Sen, benim defimsim; kendine gel de, her adam olmayanın tokadını yeme! Sen, benim neyimsin; aklını basına al da,<br />
herkesin nefesi ile feryad etme!..<br />
• Kem gözler benden uzak olsun! Benim gibi bir hükümdarın, benim gibi bir padisahlar padisahının huzurunda degersiz<br />
kisilerden bahseden utanmaz mı<br />
• Gül bahçesinde harabeleri, ancak baykus yad eder; bahar mevsiminde de karga hatırlar sonbaharı!..<br />
• Sen, benim kucagımda çengimsin! Mızrap vurulan tel gevser; sen de, bari gevse!..<br />
• Dünyanın arkasını görmüssün; bir de yüzünü gör! Bir de kendine arka çevir de, dünyanın yüzünü seyret!.."<br />
• Ey bulut altında gizlenen ay; yazıklar olsun sana! Kendini görmedigin halde ne zamana kadar baskalarının pesinde<br />
gölge gibi kosup duracaksın<br />
• Yeter artık; siir tuzagı bir hile yaptı! Av, ansızın elimden fırlayıp ormana kaçtı!<br />
1004. Benim mevki ve serefim, iki dünyada da asktır!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2062)<br />
• Padisahıma bakmaya, onun güzelligini seyretmeye göz de, gönül de doymadı! Sen de, benim su uyanık gönlümün<br />
güzelligine doyma!<br />
• Ne zamana kadar yeryüzü gözyaslarıyla ıslanacak; ne zamana kadar gökyüzü benim ahlarımın, feryadlarımın<br />
harareti ile tutusacak, yanacak<br />
• Ne vakte kadar gönlüm; "Vay gönül, vay gönül!" deyip duracak; ne vakte kadar dudaklarım benim padisahlar<br />
padisahımın sırlarını söyleyecek<br />
• Her an dalga dalga cosup gelen ve benim çadırımı, varımı yogumu kapıp götüren o büyük, sonsuz denize dogru<br />
yürü, yürü!..<br />
• Dün gece yarısı evimden hosça bir dalga costu, köpürdü! Ansızın, güzellik Yusufu kuyuya düstü!..<br />
• Bu Yusufun yanagından cosup gelen bir sel, benim harmanımı aldı götürdü; gönülden atesli bir ah yükseldi ve<br />
sabrımın samanı yandı gitti!..<br />
• Harmanımın yanıp kül olmasından benim korkum yok! Çünkü, o ay yüzlümün harmanı, benim gibi yüzlercesine<br />
yeter!<br />
• Aklım yok ama, ben akıl istemiyorum; sevgilinin bilgisi ve hüneri bana yeter! Vakitsiz gelip beni karanlıklar içinde<br />
bırakan geceme de, onun yüzünün nuru aydınlık olarak yeter!<br />
• Birisi bana dedi ki: "Bu güzel sesler, mevkii kaybettirir, edebi giderir!" Ben, mevki istemiyorum; iki dünya da da<br />
benim mevkiim ve serefim asktır!<br />
• 0 uyanık, herseyden haberi olan padisahım sözü aklımdan alıp götürüyor da, bu yüzden ben, her beyti söyleyince;<br />
"Sonu geldi!" deyip duruyorum!<br />
1005. Beden ne is yaparsa yapsın, o isi asıl yapan candır!<br />
Fa´lü, Fe´ulün, Fa´lü, Fe-ulün<br />
(c. IV, 2071)<br />
• Sen, her ne yapıyorsan bil ki, o benim isimdir; beden ne is yaparsa yapsın, o isi asıl yapan candır!<br />
• Sen, benim gözümsün; sen, benim kulagımsın! Ben, sadece bu ikisini söyledim; ötesini sen bil, sen anla!..<br />
• 0 gizli hazine dünyada olmasaydı, dünyada yıkık bir ev olur muydu Çünkü hazineler, daima yıkık yerlerde bulunur!<br />
• Babacıgım; sen, define iste! Elini oynat, elini oynat!..<br />
• Onun güzel kokusu, bizim yol göstericimiz oldu; güllere, feslegenlere kadar bize yol gösterdi!<br />
• Varlık alemi, zerre zerre sana müsteridir; aklını basına al da, sende bulunan inciyi ucuza satma!<br />
• Ask olunca, can kaybolmaz! Sevgilinin gölgesi, basımızdan uzaklasmasın!<br />
1006. Yüzlerce karakıs ötesinden sen, bize bir can baharı ihsan ettin!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. IV, 2075)<br />
• Sen, bazan yol göstericisin, bazan yol kesicisin! Sen, hem bizim manevî sahire harmanımızsın, hem de harmanımıza<br />
afet olur, ates düsürür yakarsın!<br />
• Askla sevdiklerine, binlerce elbise dikensin! Sonra da tutar, bu diktigin elbiseleri yırtıp suçu benim defterime<br />
yazarsın!..<br />
• Sen, kıyısı olmayan bir denizsin; iki alem de senin denizinden bir damladır! Sen, yüzlerce altın madenisin; iki dünya<br />
da, o altın madeninden bir parça altın kırıntısıdır!<br />
• Emir ve hüküm senindir! Kör bir kisiye; "Gözünü aç!" dersin ve söz söyleme kudreti bagıslar, söyletirsin! Sonra da;<br />
"0 dilsiz, o pepe konustu!" dersin!..<br />
• Hevesle, yüzlerce mıknatıs yaparsın! Fakat her mıknatıs, o halis çakmak tasına layık bile degildir!<br />
• Beni, mest bir halde, o çakmak tası ile mıknatısa dogru çekersin! Ben, aydın can mıyım, beden miyim, haberim bile<br />
yok; bunlarla benim ne isim var .<br />
• Sarap sensin; mahmurluk, mestlik sensin! Düsman sensin, dost sensin! Bu düsmana, binlerce mukaddes can feda<br />
olsun!..<br />
• Gerçekten de sen, Semseddin´sin, dinin günesisin, Tebriz´in övündügü cansın! Yüzlerce karakıs ötesinden sen, bize<br />
bir can baharı ihsan ettin!<br />
1007. Kulakların duydugu, ancak benim dudaklarımdan dökülen sözlerdir; candan attıgım feryadı kimsecikler<br />
duymuyor!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. IV, 2077)<br />
• Bana bak; su safran gibi sararmıs iki yanagımı seyret! Benim yüzümde, bırakıp geldigim o aleme ait türlü alametler<br />
var; onları gör!<br />
• Gönlümdeki kadîm olan, evveline evvel olmayan pîrin canına yemin ederim ki, dilegim; "Gençligim toprak olsun da,<br />
onun ayakları altına serilsin!"dir!<br />
• Gözlerini iyi aç da, gözlerime bak; su benim gönüller alan dilberimden gönlünü sakın!<br />
• 0 bahttan, o talihten dudagıma hayalî bir öpücük geldi de, tatlı dilimden hos sekerler tastı!<br />
• Kulakların duydugu, ancak benim dudaklarımdan dökülen sözlerimden ibarettir! Fakat, candan attıgım feryadları<br />
kimsecikler duymuyor!<br />
• Bu nefesten dünyada, nice atesler yanıyor, parlıyor; su fanî sözlerimden, alemde nice ebedilikler cosuyor!<br />
1008. Canın ve gönlün çaldıkları çengi, askla nagmelendir!<br />
Müstefilün, Fe´ulün, Müstefilün, Fe´ülün<br />
(c. IV, 2042)<br />
• Ey tas yürekli sevgili; canı, degerli incilerle dolu bir deniz haline getir! Ey sevgilinin karanlık geceye benzeyen siyah<br />
saçları; gece yarısında bir seher vakti ortaya koy!<br />
• Canın ve gönlün çaldıkları çengi, askla nagmelendir; dilsiz dudaksız neyleri, o tatlı güzelin askı ile sekerlerle doldur!<br />
• Kulagında ve gözünde, Cenab-ı Hakk´ın lütfettigi inciler gibi binlerce meziyetlere, vasıflara maliksin! Bu yüzden,<br />
baskalarının görmediklerini görüyor, duymadıklarını duyuyorsun! Etegine o incileri doldur da, dünyadaki körlere ve<br />
sagırlara dagıt!<br />
• Canlar, çok çesitli yollara düstüler fakat, bir türlü yol alamadılar! Ey canların dertlerine çare bulan; onlara, baska bir<br />
yolu, askın nurlu yolunu göster!<br />
• Su kuslarının da, karada uçan kusların da kanatları, balçıga saplandı kaldı! ey devlet kusu; ask kanatlarını aç ve<br />
onlara dogru uç!<br />
• Karınca ayagı gibi olan canı, onun huzuruna armagan olarak götür; o Süleyman´ın geçecegi her yol agzında dur, onu<br />
bekle!..<br />
• Deniz, acı bir sudur ama, içinde inciler vardır! Sen, acı sudan vazgeç de, inci elde etmek için derinlere dal!<br />
1009. Senin mestin olmayan, senin güzelligin ile büyülenmeyen kim vardır<br />
Müfte´ilün, Fa´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilün<br />
(c. IV, 2055)<br />
• Sonunda, mest olup ortaya çıktın; fakat, sarapla mest olmadın! Sen, kendi kendinin, kendinde bulunanın mesti<br />
olmussun! Dünyada kendinden baska sevecek kimse yok mu, su yeryüzünde sen yalnız basına mı yasıyorsun<br />
• Aslında sen, elestten mest olarak geldin! Bak; yine elestten bir ses geldi, yine is isten geçti! Mestlik gizlenemez;<br />
agzın kokusu ve davranısların, senin mest oldugunu herkese bildirir!<br />
• Topragın her zerresi ruh oldu, tertemiz can kesildi! Artık ona "toprak dünyası" deme; ona "herseyi altın haline<br />
getiren iksirin, ilahî askın mayası" de!<br />
• Senin gibi bir varlıgı kimsecikler görmedi! Zaten ey benim canım; hersey senindir! Kimse dedigimiz de, ancak<br />
sensin! Dünyada esi örnegi olmayan, görülmeyen birisin! Sen, dünyada fıskırıp akan vefa suyusun!<br />
• Ask, gerçi bir alemdir ama, alemin de canıdır! Sevgili gizlidir; ama o, gizliliklerin de basıdır!<br />
• Senin gözün benim gözüme dedi ki: "Sen ne kadar da tamahkarsın; hem seker yemiyorsun, hem de armagan olarak<br />
alıp götürüyorsun!"<br />
• Alemde bulunan her beden, her can, senin topraktan yarattıklarının mesti olmuslardır! Ey nisansız olan, ey izi belli<br />
olmayan güzel; seni görmesinler diye herkesi gaflete düsürmüssün!<br />
• Kimseye kafir, mümin deme; iyiyi, kötüyü arama! Hepsi de senin yüzünden, senin askınla yıkılmıs, kendilerinden<br />
geçmislerdir! Kendilerine gelmeleri için bir efsun oku!<br />
• Senin mestin olmayan, senin güzelligin ile büyülenmeyen kim vardır Senin elinde bir tavla zarı olmayan kimse var<br />
mı Ne olur, kerem elini aç<br />
1011. Bana; "Nasılsın " dedin; yüzüme bak da, nasıl oldugumu anla!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstefilün, Fe´ülün<br />
(c. IV, 2030)<br />
• Bana, acıdın da; "Nasılsın " diye sordun; sen yüzüme bak da, nasıl oldugumu anla! Biz yokken, bize; "iyi misin "<br />
dedin; artık su kınamaları bırak!<br />
• Gülerek; "Günlerin hos geçsin!" dedin; sen olmadıkça hiç kimsenin günü hos geçmez! Bunları bırak da, baska bir<br />
hikayeye basla!..<br />
• "Usandım, bıktım! Artık sen, ne zamana kadar hep asktan bahsedeceksin " dedin; sen git de, asık olmayana;<br />
"Hikayeyi kısa kes!" de!<br />
• Atesler içindeyim, terler döküyorum; böyle oldugum halde bir mahrem bulamıyorum! Ben, bir köseye gideyim;<br />
baska çarem kalmadı! Bari, su kılıcı kalkan et!<br />
• Sen, bizi küstah, terbiyesiz bir hale getirdin; "Ne istedigini ilk gün bize söyle!" dedin! Sen, durumu, bizim<br />
derdimizden haber al!..<br />
• "Dostların müflis oluslarından perisan oldum!" dedin; iki dudagını aç da, güzel sözlerinle dünyayı incilerle,<br />
cevherlerle doldur!<br />
• "Hürmetle hizmet kemerini kusan!" dedin; öyle ise, iki rahmet elini aç da, beni kucakla!..<br />
1012. Ey Hakk asıgı; herseyi terkettigin gibi, yoklugu da terk et!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, , Fe´ulün<br />
(c. IV, 2031)<br />
• Ey Hakk yoluna düsen, o yolda yoklukta mahvolan, yok olan asık! Sen, yoklugu da geride bırak, yokluktan da yola<br />
düs; sen, onu da terket! 21 Gönlünden basını çıkar da, gönlün ta kendisini, özünü seyret!.<br />
21. Hz. Mevlana´nın bu beyitte bahsettigi terk, son merhaledir. Ariflere göre dört türlü terk vardır: l - Terk-i dünya<br />
(dünyayı terketmek) 2- Terk-i ukba (ahiretteki nimetleri terketmek) 3- Terk-i hestî (kendi benligini, varlıgını terketmek) 4-<br />
Terk-i terk (terki de terketmek, onda yok olmak).<br />
• Gönül, Çin aynasıdır! Gönülle beraber oturup karsında yüzlerce kılıç görürsen korkma; o kılıçlara karsı gözünü kalkan<br />
et!<br />
• Biliyorum; herseyden vazgeçtin, gönülde yok oldun, yoklugun içindesin! Fakat, tam bir basarı için bir saldırıs daha<br />
gerekmektedir!<br />
• Bir kere daha saldır; saldır da, ask kaynagının basındaki benlik avını yakala, onu parçala! Ey gönül ormanının<br />
arslanı; pençeni, benlik avının çenesine bas!<br />
• Bizler, günesin ısıgı içinde titreyerek oynasan zerreleriz! Bu balçık zerresinden azıcık toprak al da, sürme gibi ayın<br />
gözüne çek!..<br />
• Delilik ve sevdadan ötürü, bizde can kalmadı! Ey herseyi bilen, herseyi gören padisah; bize baska seyden de degil,<br />
kendinden bir haber ver! Biz, yalnız seni istiyoruz!<br />
• Ey atese benzeyen ask; su sekillerle, nakıslarla, resimlerle dolu olan alemde bulunan bütün sekilleri, nakısları,<br />
resimleri sil, yok et de, kendinden canlı bir sekil ortaya koy!<br />
• Ey padisahım; seni sevenler, kendilerinden geçtiler, mest oldular, öldüler! Ama, rindlerin yine de sana selamlan var;<br />
onların bulundukları yere bir defa daha ugra, ne olur<br />
• Kaf dagındaki zümrüdanka bile Tebrizli Sems´in askıyla kanat çırpar, uçar! Sen de o varlık kanadını kökünden yol, at<br />
da, kendine asktan kanat elde et!<br />
1013. Nasıl olur da susuz kalırım 0 ırmak, beni arıyor!<br />
Miistef´ilün, Fe´ülün, Miistef´ilün, Fe´ülün<br />
(c. IV,2032)<br />
• Ben, kimden korkarım Sevgili benimle beraber olunca, artık korkum kalır mı Zülfikar benim yanımda olunca, bir<br />
igneden korkulur mu<br />
• Nasıl olur da susuz kalırım 0 ırmak, beni arıyor!.. Gönlüm gamlanır mı Gamımı dagıtan gam ortagım benimle<br />
beraber!..<br />
• Nasıl olur da agzım acılasır, acılık çekerim Ben, sekerler ve helvalar arasındayım! Kıs, bana ulasabilir mi Ben,<br />
ilkbaharımla beraberim!..<br />
• Hz. Isa aklımın doktoru olunca sıtmadan, hararetten rahatsız olur muyum Ben, av emiriyim; köpekten korkar<br />
mıyım<br />
• Meclise gelmez olur muyum Sakî beni çekip duruyor! 0 güçlü kuvvetli padisah benimle beraber olunca, elbette<br />
sehirler zabtederim!<br />
• 0 kocaman küpteki sarap, bizim için köpürüp cosuyor! Artık, burada zahmetin, mahmurlugun ne isi var<br />
• Eger ben gökyüzü ile savasa girsem, onu kırsam döksem, özür dilemeye hacet yok! Çünkü, o güzel yüzlü benimle<br />
beraber, benim yanımda!..<br />
• Ben, lütuflar ve nimetler içindeyim; lütfun, rahmetin mesti olmusum; bahtın, devletin kucagındayım! 0 kucaklayısı<br />
güzel olan dost, benimle beraber!<br />
• Ey kavgacı, gürültücü dil! Ben, söze doydum; sus artık! Yoksa, benimle sohbet etme!<br />
1014. Herkes, ask atesine kendini atamaz! Cins atlar, padisahı tasır; ahmak atlar ise, tezek tasır!<br />
Müstef´ilün, , Müstef´ilün, Fe´ülün<br />
(c. IV, 2043)<br />
• Gördün mü, kıs mevsimi ne diyor Sen, harman gibi odun yıg! Kıs soguk geçmese de, ikisinin de, kısın da, odunun<br />
da soguklugu, vebali bana, benim üstüme olsun!<br />
• Soguk artınca, siddetlenince atese odun at; odunu esirgeme! Odun mu daha degerlidir, yoksa beden mi<br />
• Gönlünde atesi saklayan odun, yokluk suretidir; ates ise, Allah´ın askıdır! Ey can; aska ulasmak için suretleri,<br />
sekilleri yak, yandır!<br />
• Suretleri, sekilleri yakmadıkça, canın üsür, donar, buz kesilir; askı bulamazsın, sekilde kalırsın! Sekilde kalırsan,<br />
puta tapanlar gibi manevî baharlardan haberin olmaz, eminlik yurdundan uzak düsersin!..<br />
• Atese benzeyen askın içine gir, kendini temizle; ates içinde gümüs gibi gönlünü hos tut, güzelles! Mademki Hz.<br />
Halil´in oglusun, ates senin evindir, yurdundur!<br />
• Ates, Allah´ın emri ile, gönlü uyanık kisilere lale olur, gül olur, çiçek olur, reyhan olur, sögüt, süsen olur! 22<br />
22 Eski Sairlerimizden birisi; "Ates kenan, kıs gününün lalezandır" (Ates kenan, kıs gününün lale bahçesidir)<br />
demistir.<br />
• Allah´a inanan kisi, efsun bilir; atese efsun okuyunca, o atesin yakıcılıgı kalmaz; ates atesligini kaybeder, parlak bir<br />
ay olur!<br />
• Demiri bile eritip igne gibi incelten atesi yatıstıran efsuna aferin!<br />
• Mumun atesi pervaneye pencere gibi görünür de, o yüzden onun alevi içine atılır, yanar!<br />
• Herkes, ask atesine kendini atamaz! Cins atlar, padisahı tasırlar; ise yaramaz, ahmak atlar ise, palan yüklenirler,<br />
tezek tasırlar!<br />
1015. Duayı tatlılastır; dua, agzımıza süt gibi, bal gibi tatlı gelsin!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ülün<br />
(c. IV,203~)<br />
• Önce, bizi adam et, aska layık bir kisi haline getir! Sonra, bize sarap sun; kadehi durmadan döndür!..<br />
• Ey can; bizden, bizim hizmetimizden ne çıkar Mademki binayı sen kurdun, onu yine kendin tamamla!<br />
• Bizim selamet evimizi melamet evi yaptın; melamet evimizi de selamet evi yap!<br />
• Bu ask yolu, sonsuzdur, uzundur! Onu, sonsuz lütfunla kısalt, iki adımlık yol yap!<br />
• Bizi, nefs-i emmareye esir ettin fakat, kötülügü emreden nefsin de emiri sensin; sen, bizi emir yap da, onu bize kul<br />
et!<br />
• Herkese ait olan lütuflarını has kullarına nasip ettin! Bugün de, has kullarına ihsan ettigin lutufları herkese, bütün<br />
kullarına lütfet!<br />
• Her zerreye, lutfunla, bir baska günes ver; lutuf ve ihsan günesini, herkese tam olarak ver!<br />
• Duayı bize tatlılastır; dua, agzımıza süt gibi, bal gibi tatlı gelsin! "Amin!" diyene de lutfet, onu herkesin iyiligini ister<br />
bir hale getir!<br />
1016. Senin maddî varlıgın ve benligin, bir ayıptır; sen, bogazına kadar bu ayıbın içindesin!<br />
Müstef´ilün, Fe´ülün, , Fe´ulün<br />
(c. IV, 2028)<br />
• Her ne kadar uzun zamandan beri bogazıma kadar ayrılık atesleri içinde oturdum, yandım yakıldım ise de, Allah´a<br />
sükür, simdi de, sevgili ile bogazıma kadar vuslat suyu içindeyim!<br />
• Sevgiliye; "Bogazıma kadar lütuflarına garkolmusum!" dedim. Sevgili, beni bogazıma kadar lütuflara garketmeye<br />
kani olmadı da,<br />
• Dedi ki: "Basını ayak yap, askın derinliklerine dal! Çünkü, bogazına kadar askın derinliklerine dalmazsan, isin yoluna<br />
girmez!"<br />
• Dedim ki: "Ey can; benim basım, senin nalınındır! Fakat iki gözüm, sen nalınlarda kalma; bogazına kadar bu isin<br />
içine girmeye bak!"<br />
• Sevgili bana; "Dikenden de asagı mısın " dedi. "0 da, gülleri beklerken tam dokuz ay, bogazına kadar topraga<br />
gömülü kaldı!"<br />
• Sevgiliye; "Diken de nedir ki " dedim. "Senin gül bahçen için, gül gibi, yok zaman ta bogazıma kadar kanlara<br />
battım, kanlar içinde kaldım, yapraklarım kanlara boyandı!"<br />
• Dedi ki: "Çekisme aleminden kurtuldun, ask alemine ulastın! 0 alemde ta bogazına kadar savaslara, kavgalara<br />
dalmıstın!<br />
• 0 çekisme aleminden kurtuldun ama, kendinden kurtulamadın, yokluga kavusamadın! Senin maddî varlıgın,<br />
benliginin bir ayıbıdır; sen, bogazına kadar bu ayıbın içindesin!<br />
• Yankesici gibi çok tuzak kurma; hileye az basvur! Yankesici, bogazına kadar kendi tuzagının içinde kalır!"<br />
• Dünya sevgisi, dünya tuzagı öyle berbat, öyle fena bir tuzaktır ki, padisahlar ve arslanlar, köpekler gibi, o pisligin<br />
içine düsmüsler, bogazlarına kadar gömülmüslerdir!<br />
• Bundan daha fazla sasılacak bir tuzak vardır! Oraya düstünse, görürsün ki, aklı olmayan, saf olan, kendini görmeyen<br />
kisi o tuzaga topuguna kadar batmıstır da, zeki olan, aklı basında olan kisi bogazına kadar o tuzagın içindedir!<br />
• Artık, söylemeyi bırak; nefesin kesiliyor! Ben yorulmasaydım, nefes nefese gelmeseydim, seni, bogazına kadar söze<br />
garkederdim!<br />
1017. Eger nefs-i emmareni öldürebilirsen, yakandan bir çok huriler bas gösterirler!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilün<br />
(c. IV, 2021)<br />
• Ey genç; sabah oldu! Çabuk kalk, yükünü bagla, hazırla; kervandan geri kalma!<br />
• Kervan geçip gider, sen gafil, uyuyakalırsan, çok ziyandasın, çok ziyandasın, çok ziyandasın!..<br />
• Günah yollarında ömrünü zayi etme, tüketme; ömrünü tüketme de, terütaze kal, ebedî ömür al!..<br />
• Nefs-i emmareni öldürmeye çalıs! Çünkü o, senin seytanındır! Eger onu öldürebilirsen, yakandan bir çok huriler bas<br />
çıkarırlar!<br />
• Sunu iyi bil ki, kötü nefsini öldürünce, yedi kat gögün üstüne ayagını basarsın!..<br />
• Senin kıldıgın namaz, tuttugun oruç kabul edilirse, nefsine hakim olur, dogru yola düsersin! 0 zaman sen, bir<br />
pehlivansın, bir pehlivansın, bir pehlivan!..<br />
1018. Can; dille, dudakla, harfle, sözle anlatılamaz ki!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2016)<br />
• Benim canım, senin canındır; senin canın da, benim canımdır! Bir bedende iki can hiç görülmüs müdür<br />
• Ey beden; yüzlerce can ile diri olsan bile sen, yine can iste; bedenden hiç bahsetme!<br />
• Su candan gönlünü al da, yerine koy! Bu can o olmadan canlık edemez; bos yere yorulma!<br />
• De ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir! 23" ayetini anla! Ey benim canım! Can; dille, dudakla, harfle, sözle<br />
anlatılamaz!<br />
23 Isra Süresi 17/85.<br />
1019. Sen, duru bir su gibisin; yaptıgın kötülüklerle bu temiz suyu bulandırma!<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
c. IV, 2045)<br />
• Sen, duru bir su gibisin; bu duru suyu, yaptıgın kötülüklerle bulandırma, gönlünü örtme! Gönül gözünün önüne<br />
günah perdesini çekme; yapma bu isi<br />
* Tertemiz kisiler, gönül erleri, gönlünü seyretmek için onun etrafında topandılar! Bu temiz insanlara karsı sen de<br />
utanç içinde kalma; sen de tertemiz ol, gönlünü utandırma!..<br />
* Gönül; "Fanî güzellere asık olmaktan kendini çek!" diye nara atıyor! Eger sen tamamıyla can halini almıssan, gönlü<br />
üzme, onu gerçek asktan mahrum etme, onu öyle nekes alıstırma!<br />
*Bakırı, iksir sürerek altın ederler! Bu, bir baska bilgidir! Senin yaptıgın bu islerle bakırın altın olmaz! Ermislerden uzak<br />
kaldıgın için, balçık mertebesinden kurtulamazsın, yücelemezsin, insan olamazsın!..<br />
• Ey can! Gönülden ayrı düseli bir hayli zaman oldu; otuz yıldır onu arıyorsun, hala bulamadın! Bari bu otuz yılı kırk<br />
yıla çıkarma!<br />
• Hakk yolunda nice savaslar var! Öyle her yol basında durma; vakit geçti, gün bitiyor! Sense, lüzumsuz seylerle<br />
oyalanıp duruyorsun!<br />
1020. Hz. Musa gibi, ilahî askla kendinden geç, asa gibi sus; Tur Dagı gibi ses verip durma!<br />
Mefulü, Fa´ilatü, Mefa-îlü, Fa´ilat<br />
(c. IV,2051)<br />
• Görüyorum ki, bana cefa etmeyi düsünüyorsun; böyle düsünme! Bize çıkısmaya, bizden ayrılmaya hazırlanıyorsun;<br />
yapma!..<br />
• Güzelim; aslında sen, bastan basa Hakk´ın lütfusun, ihsanısın! Böyle oldugu halde, davranıslarınla, kendini Hakk´ın<br />
azabı, Hakk´ın kahrı haline getiriyorsun; yapma!..<br />
• Gönlümü lütfunla, kereminle elde ettin! Sonra neden lutuftarı, keremden onu mahrum ediyorsun; etme!..<br />
• Güzel yüzünün nuru ile ayın ondördü haline gelen bu kulu, neden dertlerle yeni ay gibi yapar, iki kat edersin;<br />
etme!..<br />
• Ister atese tapar olsun, ister mümin olsun, hepsi de senin havana uymus, sevdana kapılmıs kulların; niçin atese<br />
tapanla savasırsın; savasma!..<br />
1021. Hz. Nuh´un gönlüne girmeyenleri denize at!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2017)<br />
• Hoten güzeli aramıza geldi; artık, candan da, bedenden de vazgeç!<br />
• 0 askın eline bir kılıç verdi de, dedi ki: "Benden baska kimi görürsen, onun boynunu vur!<br />
• Güzel olsun, çirkin olsun, kadın olsun, erkek olsun; Nuh(a.s.)´dan baskasını denize at gitsin!..<br />
• Nuh´un gönlünde yer alanları bırak; nefsanî arzularının esiri olanları, Nuh´un gönlüne girmeyenleri denize at!.."<br />
1022. Diyorsun ki; "Gel; sabrı senin üstüne çoban yapayım!" Niçin kuzuya kurdu çoban yapıyorsun<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. IV,2052)<br />
• Bizden bıkıyorsun, sıkılıyorsun; bunu yapma, bizden sıkılma! Nedense bize kızıyorsun, bizden yüz çeviriyorsun; ne<br />
olur, bizden yüz çevirme!<br />
• Kendi karını düsünüyorsun, sana faydalı olan seyin pesine düsmüssün; bizim de ziyanımızı istiyorsun! Bu gibi<br />
düsüncelerden kimse karlı çıkmadı; sende karda degilsin, ziyan ediyorsun! Bunu böyle yapma!..<br />
• Bundan sonra, bizim ziyanımızı istemeye razı oldun! Fakat, etme; kimin kimlerin razı olması için buna katlanıyorsun<br />
• Bize, sarap yerine gam sirkesi veriyorsun; verme! Neden derede su yerine kan ırmagı akıtıyorsun; akıtma!..<br />
• Benim yüzümden zevk, nese ve sevinci alıyorsun ama, yüzümü bakıslarına hedef tutuyorsun; tutma!..<br />
• Hem mazlumu öldürüyorsun, hem de ona acıyorsun; yol vuran da sensin yolu vurulan, feryad eden de!..<br />
• Ayagım, hiçbir ise yaramıyor! Çünkü, sevgilinin mesti olmus! Mest olmus ( ayagı bırak; niçin onu çekip duruyorsun<br />
Bırak, çekme!..<br />
• Diyorsun ki; "Gel; sabrı senin üstüne çoban yapayım!" Niçin kuzuya kurdu çoban yapıyorsun; yapma!..<br />
• Gündüz vakti zahidsin, hep ibadet ediyorsun; gece olunca da, zahidleri öldürüyorsun! Bu gece barıs gecesi ama, sen,<br />
yine de o isi yapıyorsun; yapma!.<br />
• Dostlar, kıskançlıklarından birbirlerine düsman oldular! Bu dostu, niçin öbürüne düsman edersin; etme!..<br />
• Bana; "Sus!" diyorsun fakat, beni susturmayan, söyleten de yine sensin Askınla, bedenimdeki her kılı bir dil haline<br />
getirirsin; getirme!..<br />
1023. Gerçek sevgili onun o kadar çok bagrına basmıstır ki, ona, sevgilinin kokusu sinmis, onda toprak kokusu<br />
kalmamıstır!<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. IV.2053)<br />
• Asıklarla beraber otur kalk! Arkadas olarak her zaman asık olan kisiyi seç; asık olmayanla bir an bile dost olma!<br />
• Eger yar, izzet perdesini, namus perdesini yüzüne indirirse, sen git, yüzünde perde olmayan güzelin yüzüne bak,<br />
güzelligini seyret!<br />
• Yüzünde secde izleri bulunan, gerçek sevgilinin nuru olan yüzü gör; alnında mana günesi parlayan güzeli seyret!..<br />
• Vahdet günesi, onun yanaklarına yanaklarını koymus; ona öyle bir nur vermistir ki, ay bile, onun yüzünü görünce<br />
kendinden geçer, yerlere serilir!..<br />
• Onun bedeni, hayalin bedeni gibi kansız ve damarsızdır; içi de, dısı da tamamıyla mana sütü ile, mana balı ile<br />
doludur!<br />
• Esi benzeri olmayan sevgili, onu o kadar çok kucaklamıs, o kadar çok bagrına basmıstır ki, ona sevgilinin kokusu<br />
sinmis; artık, onda toprak kokusu kalmamıstır!<br />
• 0, aydınlıksız bir sabah, renksiz bir aksamdır; yönsüz bir zattır; dogmaz, dogurmaz bir hayattır!<br />
• Günes, gökyüzünden hiç borç nur ister mi Gül fıdanı, yaseminden ödünç koku ister mi<br />
• Balık gibi dilsiz ol, konusma; deniz suyu gibi duru, saf bir hale gel de, çarçabuk inci ve mücevher hazinesine emîn ol!<br />
• Hiç kimseye söyleme; ben, senin kulagına söyleyeyim! Bütün bu saydıgım vasıflara sahip olan kimdir, biliyor musun<br />
Tebrizlilerin kendisi ile iftihar ettikleri, övündükleri Semseddin´dir!..<br />
1024. Bahar, baglarda ve bahçelerde kıyametin kopmasıdır!<br />
Mefülü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. IV,2046)<br />
• Neseli bahar geldi de, mestlik, asıklık, gençlik ve bütün bu cins güzelliklerin hepsi bir araya geldiler, bir yerde<br />
toplandılar, beraberce oturdular!<br />
• Bunların suretleri, sekilleri yoktur! Fakat, hepsi de birer sekle büründüler, güzel birer surete girdiler! Hayal edilenler,<br />
düsünülenler nasıl da sekillesti; gel de, bunları ibretle seyret!<br />
• Gönül, gözün dehlizidir, kapı arasıdır; gönüle ne gelirse, oradan göze gelir ve gözde bir sekle bürünür!<br />
• Aslında bahar, baglarda ve bahçelerde kıyametin kopmasıdır, topragın içinde gizli olan sırların açıga çıkmasıdır,<br />
meydana vurulmasıdır, Çin güzellerinin gönüllerini göstermesidir!<br />
• Onlar, gizli bir dille bize diyorlar ki: "Insan isen, eger sende bir gönül varsa göster! Senin gönlün, insanlıgın ne<br />
zamana kadar balçık içinde gizlenecektir "<br />
• Kıs mevsiminde bagların bahçelerin duası; "Allahım! Ancak Sana ibadet ederiz!" sözüdür! Ilkbaharda ise; "Ancak<br />
Sen´den yardım dileriz!" niyazıdır!<br />
• "Allah´ım; ancak Sana ibadet ederiz!" demekle, bir sey dilemeye, lütuf istemeye geldik; bizi, soguk kıs günlerinde,<br />
hazanlar içinde daha fazla bekletme! Artık, zevk ve nese kapısını aç!..<br />
• Onun; "Allahım; ancak Sen´den yardım dileriz!" deyisi ise, meyvelerin çoklugundan, agırlıgından dallarım kırılacak!<br />
Ey yardımı istenen, yardım eden Allah´ım; Sen, beni koru! demek isteyisidir!<br />
• Laleler, her an güllere; "Nergisler, yaseminlere acaba neden hayran hayran bakmaktalar " demektedirler!<br />
• Süsen dile gelir de, yasemine; "Yazıklar olsun!" der. "Kimseyi hor görme!.."<br />
• Menekseler, yalancıktan iki büklüm olmuslar! Zaten, menekselerin hile yapmada, herkesi aldatmada esleri yoktur;<br />
onların sırlarını iyi bilen, arkadasları nilüferlerdir!<br />
• Sümbüllerin basları, mahmurluktan saga sola egilmektedir; sag taraflarından hos kokulu bahar rüzgarı eserek onları<br />
oksamada, soldansa, reyhanların güzel kokuları gelmektedir!<br />
• Ata binmis, herkese yukardan bakan selvilerin ardı sıra çimenler yaya yürümedeler; goncalar, kötü gözlerden<br />
korktukları için kendilerini gizlemedeler!<br />
• Sögüt agaçları, ırmak kenarında yaya kalmıslardır! Onlar, ırmagın ayna gibi olan suyuna bakarak; "Bizim bu taze<br />
dallarımız, neden böyle kollarını açmıslar, oynayıp durmadalar " diye, kendi dallarına hayran olmadalar!<br />
• Bu dalların elleri, avuçları, önceleri böyle açılmıs saçılmıs degil idi; sonradan derlenip toplanıp açıldılar! Sanki,<br />
ırmagın üstüne bahar incileri serpmedeler!<br />
• Büyük, essiz yaratıcı baglarda bahçelerde böyle bir meclis kurunca, kuslar, çalgıcılar gibi terennüme basladılar!<br />
Aferin bu kanatlı çalgıcılara!..<br />
• 0 çalgıcıların beyinin adına "bülbül" derler! 0, mesttir; güle de asık olmustur! Asık oldugu için de, böyle güzeldir;<br />
böyle hos sesler çıkararak öter, öter, öter...<br />
• Kumrular, bülbüllere soruyorlar: "Ne güzel ötüyorsunuz! Simdiye kadar sizler nerede idiniz " Onlar da; "Bizler, yeri<br />
ve oturagı olmayan ötelerde idik!" diye cevap veriyorlar!<br />
• Sahin, dogan kusuna diyor ki: "Bu güzel avları yokluktan kim aldı da yeryüzüne getirdi "<br />
• Bir kısım gül yanaklılar, bir kısım delikanlılar, hepsi de gayb perdesinin arkasında idiler. Onlar; "Büyüktür onlar; yazı<br />
yazarlar!" 24 diye ayette anlatılan melekler gibidirler<br />
!24-Infitar Suresi 82/11, 12.<br />
• "Biz, birkaç kisiyiz; öncü olarak geldik! Bizim arkamızdan güzeller ordusu, o pusudan çıkarak gelmedeler!"<br />
• Yusuf yüzlüler, o dünyanın Kenan elinden, tatlı dilli dilberler de, bal denizinden çıkıp geldiler!<br />
• Iste; hurmaya, sekerkamısına, o tane tane nara, o tane tane incire ötelerden, o tatlılık, o güzellik diyarından<br />
mektuplar geldi!<br />
• Ötelerde bulunan ova, ne hos, ne verimli bir ovadır; elma, rengini ve kokusunu o ovadan aldı; turunç da, o güzel<br />
kokuyu, o olgunlugu oradan elde etti!<br />
• Üzüm, geç geldi; çünkü, atlı degildi, yaya olarak geliyordu! Ey geç gelen, olgun gelen üzüm! Sarabın anası oldugun<br />
için sen, bir fitnesin; fakat, meyvelerin son gelenisin!<br />
• Ey son gelip önce gelenleri geçen, ey meyvelerin gözü; sen, Allah´ın saglam ipine sarılmıssın!<br />
• Senin tatlılıgın, görülmemis bir tatlılıktır; acılıgını ise hiç sorma! Acılıgın, akıla benzer; ser de ondandır, hayır da<br />
ondandır; küfür de ondan meydana gelir, din de!<br />
• Bela zamanında seker gibi tatlısın, ferahlık zamanında ot gibisin! Devedikeninin üstüne inen kudret helvasına<br />
benziyorsun; acılıgın da tatlı bir bela!..<br />
• Ey bilgi ve anlayıs sahibi, ey herseyin aslı, temeli; Sen´in kolun her tarafa uzanır, herseye gücün yeter; zaman,<br />
Sen´in elindedir!<br />
• Sen´in elinle kavun öyle bir eve konmus, gizlenmis ki, o evin ne kapısı var, ne de penceresi; Sen, cansın; ben de,<br />
iste, gördügün gibiyim!<br />
• Sukabagı senden kaçmıs, ipe tırmanmaga baslamıs! Fakat, o kırık testi, kaynaktan, aslından nasıl kurtulur<br />
• Sen´i dinlemedigi için, onun boynunu bagladılar! Onun kulagı olsaydı, tutar çekerdin; o kulagı, bir hosça çınlatırdın!<br />
1125. Alem, var gibi görünen bir yokluktur!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ülün<br />
(c. IV,2040)<br />
• Ey iki. gözüm; gündüz oldu! Penceremden bak; günesin aslı sensin! Mademki geldin, günümüzü seher vakti yap!<br />
• Aradıklarını bul, istediklerini meydana çıkar; sen, asagı yukarı bütün varlıklardan münezzehsin! Su eskimis, harap<br />
olmus dünya evinin altını üstüne getir!<br />
• Çünkü alem, tamamıyla yoktur; var gibi görünen bir yokluktur! Bir an içinde onu, "kün" (ol) emriyle var et! Dünya,<br />
zehirli bir yılandır; sen, onun zehirini seker haline getir!<br />
• Nerede kuru, çorak bir yer görürsen, orada çesmeler akıt, orayı yesert; nerede bir tas görürsen, onu nurunla<br />
mücevher yap!<br />
• Asıgın arkasında bir düsman görürsen, ona bir sille vur, onu yok et!<br />
• Ne zamana kadar; "Onlar kördür, görmezler!" diye özür dileyeceksin Onların kör olmamalarını istiyorsan, gözlerine<br />
bir görüs ver!<br />
• Gözlerinde perde olmamasını istiyorsan, emret ki, perdeler kaldırılsın, körlükten kurtulsunlar!<br />
1026. Derdimi, sana gönderiyorum; ona bak! Temiz degilse, derman etme!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2019)<br />
• Ey sevgili! Gönlümü aldın götürdün; bari, benim canıma kasdetme, benim yaptıgımı sen bana yapma!..<br />
• Derdimi, sana gönderiyorum; ona bak! Eger saf ve temiz degilse, ona derman etme!<br />
• Güzellerin adeti. cefa üstüne cefa etmektir! Sen de o adete uy ve bize ihsanlarda, lütuflarda bulunma!..<br />
• Biz, zaten ölümü göze aldık, onu gönlümüze koyduk; sen, cefa etmekte o kadar yavas davranma!<br />
• Zevkimizin, nesemizin, yasayısımızın perdecisi ölümdür! Perdeyi indir, ört; ölümü güldürme!<br />
• Ey Züleyha! Ask fıtnesine sebep sensin; Yusufu bos yere zindana attırma!<br />
• Mademki sende rindlerin aklı fikri yok, rindlerin basına yemin ederek vaadlerde bulunma!..<br />
• Sen, asıkların göz nurusun; onları kör etmek için yasama!..<br />
1027. Dünyada, ayrılıktan daha acı bir sey yoktur!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2020)<br />
• Allahım; bu bulusmayı ayrılıga döndürme, askınla mest olanları aglatma!..<br />
• Can bahçesini tazelestir, yemyesil et; bu mest olanlara, bu baga bahçeye acı onları perisan etme!..<br />
• Gönül yapraklarını, sonbahar gelmisçesine dökme, gönül dallarını kırma; halkı perisan ve yoksul etme!...<br />
• Üstünde, Sen´in ask kusunun yuvasının bulundugu agacın dallarını kırma kusu uçurma!..<br />
• Kendi toplulugunu, kendi mumunu birbirine vurma, kırma, dökme; düsmanları kör et, onları güldürme,<br />
neselendirme!..<br />
• Hırsızlar, parlak ve aydınlık gündüze düsmandır! Ama sen, onların gönüllerinin isteklerini yapma!..<br />
• Devlet ve ikbal kabesi, ancak bu halkındır; onların ümit kabesini yıkma!..<br />
• Dünyada, ayrılıktan daha acı bir sey yoktur; ne yaparsan yap, bizi ayrılıkla karsılastırma!..<br />
1028. Su bedenimizde, mest olmamıs, aklı basında bir kıl bulabilirsen, otur da, onunla hesaplas!<br />
Mef´ulü, Fa´îlatü, Mefa´îlü, Fa´îlat<br />
(c. IV, 2044)<br />
• Sevgili; sarap getir, bahtımı yücelt! 0 halka halka saçlarınla gönlümü bagla, dügümle!..<br />
• Hakk asıklarından esirgenmeyen o sarabı, düsüncelerin, üzüntülerin basına dök! Kendinden geç de, su kendini<br />
begenmis gönlü utandır; o, bu utanmayı haketti!<br />
• Ey gam; yürü git! Ilahî askla mest olmus kisilerle senin isin yok! Kimi ayık bulursan, onu hırpala, onun basına bela<br />
ol!<br />
• Mest olmus kisiler, düsüncelerden, gamlardan kendilerini kurtarmıslardır! sen git de, düsüncelerden, gamlardan<br />
kendilerini kurtaramayanları yakala, sıkıstır!<br />
* "Allah´a itaat eden, iyiliklerde bulunanlar, süphe yok ki, kaselerle saraplar içerler! 0 saraba, Kafur Irmagı´nın suyu<br />
da karıstırılmıstır!"25 ayetinin sırrına erenlerin meclisinde mest olan can, heva ve heveslerine esir olanların aglayıslarına<br />
acı acı güler!<br />
25- Insan Suresi 76/5. Ayete isaret .<br />
• Dünyada fanî sevgililere gönül verenlerin hepsinin de sakalı ölümün elindedir; onlara acı! Onları gerçek ask sarabıyla<br />
mest et de, ölümden kurtar!<br />
• Su bedenimizde, mest olmamıs, aklı basında bir kıl bulabilirsen, otur da, onunla hesaplasmaya giris, yetmis defter<br />
karala!<br />
• Nerede mest olursan orada otur, orasını yurt edin; nerede sarap içtiysen orada yat, uyu!<br />
• Eger sana Hakk´ın mutfagından ruh gıdası gelmiyorsa, o zaman git, basını, su koyunların agılına sok, orada kal!<br />
• Gökyüzü güzellerinin sana görünmelerini, cilvelenmelerini istiyorsan, gönlünü bir aynacıya (mürside) götür; cilalattır,<br />
parlattır!<br />
• Ey gönül; artık sus, harfsiz konus! Ötelerden, ruh aleminden dilsiz dudaksız bahset!<br />
• Hz. Musa gibi, ilahî askla kendinden geç, asa gibi sus; neden Tur Dagı gibi ses verip duruyorsun; ses verme!...<br />
1031. Basın hakkı için olsun, ayrılık fikrine kapılma!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat<br />
(c. IV,2024)<br />
• Ey güzel! Sana mat olanı, sen mat etme; ona lütuf ve riayetten baska bir sey yapma!<br />
• Bazı kusurlarda bulundu, terbiyesizlik etti ise, onları, lütfunla bagısla; cezasını vermeye kalkısma!..<br />
• Acımak vaktidir; ona acı, kin tutma! Kulunu belalara ugratıp da, yok etme!<br />
• Basının hakkı için olsun, ayrılık fikrine kapılma; bulusmaktan, kavusmaktan baska bir sey düsünme!..<br />
• Topraktan yaratılmıs olan kulunun topragını yerlere saçma; ona, göklerden baska bir yeri durak olarak verme!<br />
• Önceden, onu, kendinden baskasına çekme; sonunda da, ona, kutluluktan baska bir sey verme!<br />
• Neye alıstı ise, lütfunla, onu, alıstıgı seye ulastır! Onu, kendi basına bırakma; onu, manen beslemekten,<br />
yetistirmekten bıkma, usanma!<br />
• Ben, senin meyhanende bulunanlara kulum, köleyim; bizi, meyhaneden sogutma, meyhaneye sırt çevirtme!<br />
• Biz kim oluyoruz ki, "Yapma, etme!" diyelim! Fakat, mademki dedik, bizim suçumuza bakma!<br />
1032. Yalnız ben degil, hersey, onun ask atesi ile yanmaktadır!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat<br />
(c. IV, 2025)<br />
• Ey hakkı, hakikati inkar ederek bize bakan kisi! Ben, sana karsı baskaları gibi iki gönüllü degilim; ben, inandıgımı<br />
yasıyorum!<br />
• Ey bütün tatlılıkların kaynagı! Neden bize acı sözler söylemeyi düsünüyorsun; bu sana yakısır mı<br />
• Askınla yanmıs yakılmıs gönlüme su serp! Çünkü sen, acı çekenlerin, içi yananların yardımcı güzelisin!<br />
• Yay gibi gam oklarını basıma yagdırma; kalkanı olmayana niçin oklar atarsın<br />
• Sevgilim! Senden güle sikayetlerde bulundum, vefasızlıgından bahsettim! Gül, bana dedi ki: "Ben de, senin sevgilin<br />
yüzünden yakamı yırtmakta, elbisemi parçalamaktayım!"<br />
• Nergis; "Onu benden sor!" dedi. "Ben, bakıs ve görüs sahibi olanların kulu kölesiyim!<br />
• Yalnız ben degil, bastan basa bütün çayırlar, çimenler, baglar bahçeler benim gibi, onun ask atesi ile yanmaktadırlar!<br />
• Ayla günes bile, onun yüzünün askı ile mest olmuslar da, bu yüzden su gökkubbede dönüp durmadalar!<br />
• Deniz, onun ask atesi ile cosup köpürmüs; gökyüzünün de, bu agır yükten beli bükülmüstür!<br />
• Dag, ona hizmet ederek, onun beli kemerli kullarından sayılsın diye, beline kemer kusanmıstır!"<br />
• Kulagıma; "Bize, su sekle sıgmayanlardan bir haber ver!" diyen canların sesleri geliyor!<br />
• Fakat, bu hali kime söyliyeyim Bu sesleri kime duyurayım Cihanda mahrem nerede Hiç birseyden haberi<br />
olmayanlara neyi haber vereyim<br />
• Denizin yüzü, çerçöp yeridir; içi ise, incilerle doludur!<br />
• Benim içim dısım ise, çerçöple sıvanmıs bir avuç balçık; ama, Hakk´ın lütna mazhar olarak su denizde yol bulmus,<br />
ona dogru geçip gitmede!..<br />
•Su bassız ayaksız gazelimize bak! Ayagımızdan tutmus. bizi, sana dogru çekmede; basa kadar götürmededir!<br />
1033. Sen, hakikatlerin canısın!<br />
Mef´ülü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. IV,2049)<br />
• Ey su bedenin içindeki canı zaman zaman suretten surete, sekilden sekile koyan ve ey bu nükteleri düsünüsümden<br />
bile yakın olan Rabbim! 26<br />
26 Su mealdeki Kaf Suresi 50/16. Ayete isaret var: "Biz, sana, sahdamarından daha yakınız!"<br />
• Geçmis zamanla gelecek zamanı düsünerek neden üzüleyim Zamanın tadı tuzu da Sen´sin, kıblesi de Sen´sin!<br />
• Sen, hakikatlerin canısın; aynı zamanda, gönüller alan hayaller de Sen´sin! Anlatılamayan, su agıza sıgmayan, yüce,<br />
büyük vasıflar, sıfatlar da Sen´sin!<br />
1034. Biz gök sofrası ile orucumuzu açarız.<br />
Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. III, 1892)<br />
• Her aksam sofra kurmak nasıl adetse, bizim de ey sevgili; senin güzel hayalinle orucumuzu açmamız adetimiz<br />
olmustur.<br />
• Senin hayalinle, seni düsünerek oruç bozanlara lütfedersin. Yüzlerce ihsanlarda bulunursun. Bu Hz. îsa´nın<br />
yukarılardan gök sofrası indirmesi gibi olur.<br />
• Gönlün gıdası senin ask matbahından olunca, yer sofrasından el çekerek uzakta durmak gerektir.<br />
• Gıda olarak o gönül atesinden bize hep ab-ı hayatlar sunulur. Biz gönül atesinin üzerinde hos kokulu ladin yagı gibi<br />
sevinerek yanar, etrafa güzel kokular yayarız.<br />
• Topraktan dogmak, tekrar topragın içine girip çürümek hayvan isidir. Bu is, gönlün ve canın isi degildir.<br />
1035. Askın gönülde açtıgı yaralar gönle sifadır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c.V.2119)<br />
• Sevgilim bugün de dünkü gibi gülerek gelirse, gökler bastanbasa secdeye varır, yerlere kapanır.<br />
• Ey aklı basında, mest olmamıs kisi! Beni öldürmek için acele etme! Zaten beni öldürdügün yere yaklastık, bir an için<br />
yumusak davran, ayrılıgı kim önce icat etti bir sor!<br />
• "Ey gülen gönül!" dedim. "Neden böyle sert davranıyorsun Yüregin demirci örsü gibi. Su dinmeyen gözyaslarımı<br />
seyret! Gözyası tufanımın etrafında dön dolas!<br />
• Senden af dilemedeyim, özürler getirmedeyim. Ey benim efendim; gam her yanımı sardı. Bu durumda vefalı olmaya<br />
layık olan sensin, bana seytanı güldürme, onu sevindirme!"<br />
• Bana diyor ki: "Niçin üzüleyim, niçin avare bir gönle sahip olayım Ben ne hastayım, ne de gamlıyım, bana gam,<br />
keder kolayca yaklasamaz."<br />
• Ey beni öldüren! Beni diriltmek, yeniden hayata kavusturmak için yanıma gel. Zaten her tarafımı sen sarmıssın, sen<br />
kaplamıssın. Üstünlük, lütfetmekle olur. Bana yardım et!<br />
• Yapma sevgilim, yapma! Bu sana yakısmaz. Sen hem güzelsin, hem bilgilisin. Bizden lütfunu, keremini esirgeme! Ey<br />
padisahım, esirgeme!<br />
• Sabırsızlıktan baska benim ne suçum var Bu huyumdan ötürü benden yüz çevirme, suçumu bagısla, bana cömertlik<br />
göster. Günahımı görmemezlikten gel, üstünü ört!<br />
• Sevgilimin ilgisizligi ile beraber, kalbi acır da bizi affetmek isterse buna sasılır. Rabb´im, onun bize olan sevgisini<br />
artır, olmayacak seyi olur hale getir!<br />
• Ey kardesler; biz, size geldik, size geldik. Bulusmamızla bize hayat veren sarabınızdan, bize sarap sunun!<br />
Cömertliginizle bizi sevindirin.<br />
• Bir sefaatçi çıksa da; "0 zavallı ölüyor." dese, senin gönlün bu sözü duymaz. Iste bu hal dermansız bir derttir.<br />
• Mest bir halde ateslere atıldım. Atesi yurt edindim. Atese alıstım. Atesle arkadas oldum. Benden baska yakıcı atesle<br />
arkadas olan var mıdır<br />
• 0 benim yanıp yakıldıgımı görünce; "Bu hal ya bir gösteristir, yahut da simsek kıvılcımıdır." der. Göz yaslarımı<br />
seyredince; "Bu ya göz yasıdır, yahut da yagmurdur." der.<br />
• Dostum! Benim hem gönülsüz, hem akılsız olarak göçecegim zaman geldi Bana acı, benden yüz çevirme! Beni helak<br />
etme! Hatırlamayarak, unutarak beni mahvetme!<br />
• Sevgili bana der ki: "Bizim derdimiz, sekerden de, helvadan da tatlıdır Sende ya sevda illeti var, yahut da sara<br />
hastalıgı var. Yoksa sekerden hoslanmayan, feryad eden bulunur mu "<br />
• Güzelligi ile herkesin aklını basından alan, aldatan güzel bana der ki "Askın belası tatlıdır. Sekere benzer. Sevda<br />
dikeni nergis gibidir, niçin yalancıktan aglıyorsun<br />
• Benim rahmetimden hazineler, defineler sahibi oldun. Benim dikenlerime katlandıgın için gül bahçesi haline geldin.<br />
Neden aglarsın Ben kurnazlar padisahıyım. Göz yaslarınla beni aldatamazsın."<br />
• Askın gönülde açtıgı yaralar, gönle sifadır. Askın kederleri cana safadır. Askın sogukları üsütmez, ısıtır. Askın<br />
atesleri, gönülde reyhanlar açar, güller bitirir.<br />
• Yoksa, sen ham kisileri, gerçek asık olmayanları, bizim yolumuzdan çıkarmak mı istiyorsun da, onlara karsı böyle<br />
ters bir yol tutmussun, aglayıp duruyorsun<br />
• Zengin oldunsa hasislik etme, askla sadaka ver, yüceliklerde bulun Rızktan, yiyecek seylerden hasislik, ne kötü<br />
hasisliktir. Bagıslarda bulunmak ne güzel cömertliktir.<br />
• Ey asık! Isret meclisinde bulundugun zaman, hasislik etme! Çünkü sevgili de huysuzluga kalkısır. 0 da sana<br />
güzelliginden hasislik eder.<br />
• Ey sakî; sundukça sun! Sarabı basa kakarak verme! Kadehlerimizi döndür! Bizı mest et; zevk ve nese ancak mest<br />
olmakla elde edilir.<br />
• Güzel kokulu, halis mana sarabını sen içtigin gibi, sarabı isteyen dostlara da ver. Hırsı, kötü huyları bırak! Bu<br />
meclisten baska yerde sarap içme!<br />
• Sarabı, küçük kaselerle sunma, taslarla sun! Ey sanı yüce kisi! Bize taslarla (testilerle yardımda bulun!<br />
´*Ey benim canım´ meyhaneden getirdigin o küçük kadehi bırak, testiyi kadeh yerini kullan! Çünkü, biz vakitsiz geldik,<br />
geç kaldık. Bize, çok çok sarap sun !<br />
• Rabbimiz lütfetti, bizi agırladı. Büyük taslarla içmek ne de hos! Büyük tas da pek güzel! Gam ve keder tıpkı kurt<br />
gibidir, çok kötü bir seydir.<br />
• Gamın boynunu kesen, o güzel kadehi getir, yüzlerce padisah o sarap kadehinin ayaklarına baslarını koymus, ondan<br />
nese dilenmislerdir. Sen o mana dostunu, o sarap kadehini getir!<br />
• Ey ask, bana acıyorsan, benim yasamamı arzu ediyorsan, sen benim sakim ol! Sen, benim varımı yogumu al! Borç<br />
da sensin, borç veren de sensin.<br />
• Ruhtan cosup gelen sarap, yokluk kadehine konunca, sonsuz olan ask gibi insana ölümsüz bir yasayıs verir.<br />
• Ey bizi mest eden saki! Kadehlerimizi, gönlü müjdelerle teselli eden, bizi asagı duygulardan, düsmanlık<br />
duygularından kurtaran, tertemiz hale getiren mana sarabı ile doldur.<br />
• Ey saki! Hileyi bırak. Kendini bize baska türlü gösterme. Sen sarap sun da hepimizi ölümsüz bir hale getir. Sen de<br />
küpteki sarap gibi saf, tertemiz bir güzelsin.<br />
• Bu verdigin sarap, nasıl bir sudur ki, içinde ates var, yüzlerce alev var. Bir renk ki, içinde yüzlerce renk parıl parıl<br />
parlamadadır.<br />
• Bu öyle bir sudur ki, ates gibi yanar, yakar. Para gibi degerlidir. Hem de öyle bir para ki, kantarlarla, batmanlarla ne<br />
sayılabilir, ne de terazi ile tartılabilir.<br />
• Kırmızı altın gibi bir sarap fakat üzüm suyundan degil de nurdan meydana gelmis, gözlerden körlügü giderir. Insanı<br />
Zuhal yıldızına dogru uçurur.<br />
• 0 sarabı içip kendinden geçince, içtikçe içersin. Ve hakla olan baglılıgın artar. 0 zaman, o hep sizindir. Siz de hep<br />
onunsunuz. Ayrılık dehsetinden kurtulursunuz.<br />
• 0 sarap, içeni baska türlü bir sey yapınca, kendinden kurtulunca, manen Hakk´ı bulunca, onda acaib bir coskunluk<br />
görünür. Bunun delili, belgesi ise onun Mansur gibi dudaklarından degil de, canından "Ene´1-Hakk" (=Ben Hakk´ım) sesinin<br />
yükselmesidir. Bu ne güzel güç, ne güzel delildir.<br />
1036. 0 sarap mekansızlık aleminde topraktan yetismemis üzümden sıkılmıstır.<br />
Milfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2122)<br />
• Kardesim! Ben erguvan renkli saraptan nasıl tövbe edebilirim 0 sarap mekansızlık aleminde, topraktan bitmemis<br />
üzümden sıkılmıstır.<br />
• Içtigimiz o sarabın kaselerine çok okunaklı bir yazı ile sunlar yazılmıstır "Bunu içen ölümden de, asagılık bir hale<br />
düsmeden de kurtulur, aman bulur.´<br />
• Tebriz´de yetisir, orada olur, olgunlasır, bir bu tarafa akar, bir de gönüllere akar.<br />
1037. Basa gelen bela, zor bir seydir. Ama ona razı ol;<br />
çünkü ayrılık beladan da zordur.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 2123)<br />
• Ask, bana; "Süslen, kendini güzellestir!" diyor. Fakat bizim süslenmemiz, güzellesmemiz, yakin ile, tam bir inançla,<br />
tam bir anlayısla olur. Bunlara sahip olmayan güzellesemez.<br />
• Bizden baskasına bakma da körlesme! Yakîne, tam bir inanca sahip olanın gözü sasırmaz.<br />
• Korkan, hor ve hakir olan kisi de manen zevk alamaz. Bizim yanımızda eziyet çekme, emin ol!<br />
• Beni seven. bana gönül veren, nasıl olur da helak olur. Beni isteyen, muradı ben olan nasıl olur da mahzun olur<br />
• Akıl, bizim size gönderilrnis bir peygamberimizdir. Iste sana bir güzel, fakat biz ondan da daha güzeliz.<br />
• Bela zor bir seydir. Ama razı ol, ayrılık beladan da zordur.<br />
• Kim yücelere yükselmek istiyorsa, su sebebe, aska dayansın!<br />
• Ey dertlere düsen, ızdırap çeken! Gel kurtul! Su yurdumuzda muradına eris, bu yurt ne de güzel bir yurttur<br />
1038. Cenab-ı Hakk buyurdu ki: "Çiçekleri boya, fırça olmadan boyadık. Onlara güzel kokular bagısladık."<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. V, 2120)<br />
• Biz bir kere daha ay gibi parlak bir harman meydana getirdik. Düsmanın körlügüne ragmen, orada yine salına salına<br />
yürüdük.<br />
•Günes, yine koç burcuna girdi, alemi gül bahçesi gibi güldürdü.<br />
• Çiçek nazlandı, dudagını açtı; kusur aradıgı, gizli sikayetlerde bulundugu için süsenin dilini kestiler.<br />
• Baglarda, bahçelerde ne varsa her sey, bahar terzisinin makassız, ignesiz kesip diktigi süslü atlas elbiseler giydiler.<br />
• Agaçlar da baslarına, yagsız ve pekmezsiz yapılmıs helva ile dolu birer tabak koymuslar.<br />
• Bahar davulcusu, davul çalmaya baslayınca biz de, çiçekli agaçlar altında neselendik. îstiha ile yemek yedik de, yine<br />
karnımızı davul gibi sisirdik.<br />
• Kıs mevsiminin soguk rüzgarlarından, suların yüzü pul pul görünen demir zırhlar giyinmis gibi idi.<br />
• Senin baharın galiba zamanın Davud(a.s.)´u olmus da, böyle demirden zırhlar örüyor.<br />
• Hakk, yokluk aleminden söyle nidada bulundu: "Ey reyhanlar, ey çiçekler 0 dondurucu soguklar birkaç aydan beri<br />
oturmakta oldukları evlerinden çıktılar, baska yerlere gittiler."<br />
• Halil Ibrahim´in kusları kondukları yerlerden nasıl geldilerse, ey çiçekler siz de gizlice varlık alemine yüz gösterin,<br />
gelin! 27<br />
27 Ibrahim (a.s.), Cenab-ı Hakk´ın ölüyü nasıl dirilttigini anlamak istedi. Kendisine; dört kus alıp kesmesi, onları<br />
parçalayıp, parçaları birbirine karıstırması, birbirine karıstırılmıs kus etlerini dagların tepelerine koyması, sonra onları<br />
çagırması emredilmis. Hz. Ibrahim emredilenleri yapınca, her kusun et parçaları bir araya gelerek dirilmisler. Bakara<br />
Süresi 2/260. ayete isaret eder.<br />
• Irfan sahibi leylek, gurbetten, gizlilik aleminden geldi. "Lek, lek" diye söylenerek, dilsiz peltek kusları tespih çeker bir<br />
hale getirdi.<br />
• Kıs mevsimi yüzünden kaçanlar, bozulanlar, gizlenenler, gizlendikleri yerlerin pencerelerinden göründüler, etrafa<br />
bakmaya basladılar.<br />
• Kulakları küpelerle, boyunları mücevher gerdanlıklarla süslenmis olan yesil elbiseler giyinmis güzeller ortaya çıktılar.<br />
• Bahar mevsiminin bu sema´ ayında, binlerce huri kızları kıs mevsiminin mezarı üstünde ayaklarını vura vura<br />
oynamaya basladılar.<br />
• Ey sögüt agaçları! Haydi, siz de basınızı ve kulaklarınızı oynatın. Eger sizde de nergisler gibi aydın gören bir göz<br />
varsa ne duruyorsunuz, etrafınıza gayretlebakın!<br />
• Ben söze; "Benden vazgeç!" diyorum. Ama, o çok inatçı yüzsüz, durmadan pesimden geliyor.<br />
• Ben de onun yüzsüzlügü sebebiyle asıklara ait sözleri söylemiyorum, susuyorum.<br />
• Gül; "Ey Medyenliler, kim kederli ise gelsin! Bizimle ferahlansın, neselensin!" diye bagırdı.<br />
• Cenab-ı Hakk, çıplak yeryüzüne acıdı da; "Haydi artık süslen, giyin!" diye buyurdu. Bunun üzerine yeryüzü nurlarla<br />
yemyesil oldu.<br />
• Yurtlarını bırakıp kaçanlar, baska yerlere göçenler geldiler, yeniden hayata kavustular. Yarın onların hepsi de<br />
ilkbahar mahserinde toplanacaklar.<br />
• Onlar Allah´ın emri ile öldüler. Sonra dirilip geldiler. Cenab-ı Hakk, belalarla kısın dondurucu sogukları ile onları<br />
imtihan etti. Sonra lütfetti, onlara ihsanda bulundu.<br />
• Allah´ın lütfu ile hararetli günes dogdu. Böylece Cenab-ı Hakk´ın sanatının, kudretinin belgesi apaçık meydana çıktı.<br />
• Cenab-ı Hakk buyurdu ki: "Bütün dünyada bulunan çiçekleri boya, fırça olmadan boyadık. Onlara çesitli güzel<br />
kokular bagısladık. Süt emzirmeden çiçek bebeklerini büyüttük, gelistirdik, güzellestirdik.<br />
• Cennetler içinde cennet, cennetler içinde cennet meydana getirdik. Ey komsu, gel orasını vatan edin.<br />
• Canları yücelere yönelttik, uçurduk. iste canlar, sevgilileri ile simdi bulustu."<br />
• Yeter sus artık, sen onlarla sözle degil, susarak konus. Zaten sükut, gizli seyleri daha iyi anlatır, daha iyi açıklar.<br />
1039. Gönüldeki duyguların gönülde uzun zaman kalmaması gerekir.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V, 2125)<br />
• Bence mekandan, yani bu dünyadan göçmek, yolculukların en hayırlısıdır. Çünkü mekanlar, mekansızlık aleminin<br />
perdeleridir.<br />
• Mekanlar, su gibidir, mekansızlık ise, tatlı bir denizdir. Duru su, çukur yerlerdeki gölcüklerde durursa; bir yere<br />
akmasa, kokar, pislenir.<br />
• Gönüldeki duyguların da gönülde uzun zaman kalmaması gerekir. Bu yüz dendir ki, duyguları, düsünceleri<br />
söyleyiste, anlayısta gönüI için bir bosalma bir ferahlık vardır. Bu hal gönülde bulunan mahpus bir kusun uçmasına<br />
benzer. Fakat, ey gönlümün kusu gizlice uç; göz önünde apaçık uçma!<br />
• Tavuklar avlunun içinde yeme dogru uçusurlar, kuslar kurtulmak içir havalanırlar, uçup giderler.<br />
• Ey genç! Bu uçuslar arasında fark vardır. Biri alçaklıga uçus, öbürü cennetlere uçustur.<br />
• Bu iki uçusta da, ilk önce bir zevk vardır. Fakat denenince, sıkıntılar baslatınca, aradaki fark meydana çıkar.<br />
1040. Ask bahçesinin meyvesi kararmıs akılları parlatmada, güçlendirmededir.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V, 2126)<br />
• Ömürlerin en güzeli asıkların gittikleri yolda sürülen ömürdür. Güzel bir dilberin bulusma va´dini bildiren bir göz<br />
isareti, bir asık için ömrün en tatlı anıdır.<br />
• Korkulu bir yerde, hizmetçiler arasında bile huri gibi güzel olan sevgiliyi görmek cana can katar.<br />
• Yaslarla dolu yüzüm, sevgilinin kapısının topragını istiyor. Yüzüme o kapıdan toprak serpin. 0 toprak yüzümün duru<br />
suyunu daha da güzellestirir.<br />
• Özürler getirirken de, kınarken de onu görsem erir giderim. Çünkü o her halinde bana Semseddin´in sıfatlarını haber<br />
verir.<br />
• 0 selvi boylunun gölgesi ne de güzel bir gölge. Her korkudan, her beladan, hatta o gölgeye sıgınandan da emin bir<br />
yer.<br />
• 0 ask bahçesinin meyvesi nurları kararmıs akılları parlatmada, güçlendirmededir. Akılları artıran, yapılacak isleri<br />
gösteren saraba hayret edin.!<br />
1041. Peygamberleri perde gibi önüne çekmis de; o perdenin arkasından haberler verir, sözler söyler.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. V, 2181)<br />
• Gönlün de, canın da nese yeri, huzur yurdu O´dur. Sonsuzluk koyundaki sarabın da kıvamı O´dur.<br />
• Bütün dünyanın dili, damagı kupkuru. Herkes susuz, herkese, her seye su veren, herkesin gıdasını temin eden<br />
O´dur.<br />
• Gıdalar bile ondan gıda arar. Gıdalara gıda veren O´dur. Bu gıda bile buluttan suyunu onun müsaadesi ile alır.<br />
• Biz insanlar yüzlerce azara, yüzlerce gazaba layıgız. Layık oldugumuz cezanın yularını çekip kısan, acıyan, lütfeden,<br />
hak ettigimiz cezayı bize vermeyen O´dur.<br />
• O´nun hilminin, yumusak davranısının yüzünden dünya küstahlasıyor. Kul, padisahlık iddiasına kalkısıyor.<br />
• Askından mahmur olanlara, her an görünmez saraplar sunulmaktadır.<br />
• Askı ile mahmur olmayanların da kulaklarını çeker, kulagın çekilmesi ne büyük bir devlettir ve devamlı bir ikbaldir.<br />
• Peygamberleri perde gibi önüne çekmis de, o perdenin arkasından haberler verir, sözler söyler.<br />
• Kullar selam etmeden önce onlara selam eden O´dur. 28<br />
28- En´am Süresi, 6/54. Syete isaret var.<br />
• Sabahlar da O´nundur, aksamlar da O´nundur. Ne olur, bir gece olsun, onun askı ile dirilsen, uyumasan.<br />
• Ey dost! Hamlık eder, gaflete kapılır, uyursan, 0 seni ham bırakmaz.<br />
• Küçüklügünden, zavallılıgından ötürü bu ana kadar çok yerlerde uyudun kaldın. Buna ragmen 0 seni asagılardan<br />
yukarılara dogru çekti durdu.<br />
• Sen topraga, bitkiye, erlik suyuna kaçardın. 0 seni varlık oltasına düsürdü Sana hayat verdi.<br />
• Nice yollardan, merhalelerden çekti, seni misafirlige getirdi. Seni intikam almak için getirmedi.<br />
• Derde düsünce O´ndan oldugunu anlarsın. 0 bir avuç topraga varlık, benlik verdi.<br />
• Bir günes, ısıkları ile bütün dünyayı kaplamıstır. Hangisi diyen, O´nu hissetmeyen kisi ne kadar kördür.<br />
• Insan bunalınca O´ndan baskasını çagırmaz. Ama dertten kurtulunca yine çerçöpe takılır.<br />
• Hırsız oldugu, O´ndan çok seyler çaldıgı için insana iskence gerekir, 0 yumusaklıkla, güzellik ile yola gelmez.<br />
• Sus! Farsça´yı bırak da Arapça söyle: "Göçmeyi onlar istemedi, benim ömrüm istedi." 29<br />
29- Bu beytin ikinci mısraı Arapça´dır. Arap sairlerinden "Mütenebbî"nindir.<br />
1042. Ne yüzle senden baskasından söz açayım<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. V, 2183)<br />
• Senin huzurunda tutayım da canın adını anayım. Dogru olur mu Senin karsında tutayım da gül bahçesinin sözünü<br />
edeyim, ne yüzle<br />
• Sen burada hazır ve nazırken, güzellerin güzelliklerinden söz açayım, dogru olur mu Sözlerimden utanmaz mıyım<br />
• Nisanı, izi belirmeyen padisah, dünyayı güzel eserlerle süsledi. Ben o güzellikler içinde sekilden, izden bahsedeyim,<br />
dogru mu<br />
• Mekansızlık nuru bütün kainatı kapladı. Ben tutayım da yerden, yurttan söz edeyim, yakısır mı<br />
• Sonsuz sırlara asina, essiz bir padisahın huzurunda gönlümden egri bügrü sözler söyleyeyim, fikirler yürüteyim, ne<br />
yüzle<br />
• Günesin nuru içinde dünya, yıldızlar gibi görünmez oldu. Ben tutayım da bir hiç olan, görünmez olan su dünya<br />
malını, su dünyada olup bitenleri söyleyip durayım, bu sözler yersiz olmaz mı<br />
• Sevgiliye dogru uçup giden canı, her cansıza yasıyor gibi görünen ölmüs kisilere anlatayırn, dogru olur mu<br />
• Canın bile mahrem olmadıgı bir sözü dille, agızla söylemeye kalkısayım, ne yüzle, bu olur mu<br />
• Allah´ım, sen yüzlerce canın, yüzlerce cihanın padisahlar padisahısın. Ben tutayım, candan laf edeyim, cihandan söz<br />
açayım, yersiz sözlerimden ötürü beni affet!<br />
1043. Gönül, sevgilinin yurdu oldu.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2163)<br />
• Ey benim canım! Ey benim ay yüzlü sevgilim! Senden gelen bela bana candan da tatlıdır. Bu yüzden ben, tatlı canı<br />
bıraktım. Varsın senin için yansın, yakılsın.<br />
• Can, seni görünce kendinden utanır. Gönlüm sasırır, ayagı balçıga saplanır. Benim gönülle alakam kalmadı. Çünkü o,<br />
gönülde yasamaktadır. Gönül onun yeri yurdu oldu.<br />
• Sen bir günessin, gönül ise bir kuyuya düsmüstür. Arada sırada ısıgını kuyuya düsür. Çünkü gönül, cana canlar<br />
katan askınla eriyip gitmededir.<br />
• Ben kendimde olunca bakırım. Seninle olunca altın kesilirim. Kendimde olunca tasım, seninle olunca inci haline<br />
gelirim. Senin kaftanını giymek ümidi ile aska düsmüsüm, kemer baglamısım.<br />
• Ey ay yüzlüm! Dökülsem de sana muhtacım, bitsem de sana muhtacım. Senin kehribarının askı ile saman çöpü gibi<br />
uçar giderim.<br />
• Ey güzel yurdum Tebriz! Semseddin yüzünden hayhuya düstüm. Ben senin bulusma Kabe´ne "Lebbeyk" diye diye<br />
geliyorum.<br />
1044. Sen burada iken, güzellerin güzelliklerinden bahsetmekten utanırım.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. V, 2182)<br />
• Senın karsında "Can´ın adını söylemek, gül bahçesinden bahsetmek saygısızlık olur.<br />
• Sen burada iken güzellerin güzelliklerini anlatmaktan utanırım.<br />
• Yalnız ilkbahar degil, yüzlerce bahar senden, senin güzelliginden utanmısken ben nasıl olur da sonbahar mevsiminin<br />
hikayesini söylerim<br />
• Sen, yüzlerce canın, yüzlerce cihanın padisahlar padisahısın. Böyle oldugu halde ben nasıl olur da candan, cihandan<br />
bahsedebilirim<br />
• Senin tatlı konusmaların canın bile agzına sagmazken, ben nasıl olur da dilimle seni övebilirim<br />
• Senin ay yüzün ortaya çıkınca, dünya utancından kaybolup gider. Benim böyle bir ay´ı gizli söylememe imkan var<br />
mı<br />
• Bütün alem senin güzelliginin yüzünden la´l olmus. Ben senin önünde ne yüzle la´l ma´deninden bahsedebilirim<br />
• Senin yüzünden gönüller yakîn, yani tam inanç nuru ile dolmusken, nasıl olur da ben bu inancı süphe ile karıstırırım<br />
• Güzelliginin nuru, günes gibi yeryüzünü aydınlattı. Bu hal karsısında benim ay´dan ve yıldızlardan bahsetmem dogru<br />
olur mu<br />
• Tebrizli Sems´in lütfu, ihsanı haddi asmısken, ben nasıl olur da ondan sikayet ederim, feryad ederim, buna imkan var<br />
mı<br />
1045. Ey bülbül; ey binlerce ask masalı okuyan asık! Bize baharın güzelliginden bahset!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. V, 2191)<br />
• Ey ilkbaharın parlaklıgı! Bir seyler söyle; ey lale bahçesinin nesesi, söyle!<br />
* Ey bülbül! Ey binlerce ask masalı okuyan asık! Baharın güzelliklerinden, vasıflarından bir seyler söyle!<br />
• Ardıcın ve çınarın üstüne kon da, uzun boylu selvinin salına salına yürüyüsünü, gülün yüzünün güzelligini anlat!<br />
• Sonbahar geçti gitti. Gül, güzel yüzünü gösterdi. Selvinin üstüne kon da çekinmeden gülü methet!<br />
• Sana "Üzümün canı nasıldır " diye sorarlarsa yapragına bakmadan söyle!<br />
• Özrünün kabul edilmesini istiyorsan, sen bize güzel yüzlü çiçeklerden bahset!<br />
• Mest olmus asıkları kararsız kılmak istiyorsan, onlara mahmur nergisin gözlerini methet!<br />
• Biz bugün sarap içmek istiyoruz. Haydi ey güzel, sen bize saki ol, güpe gündüz sarkılar söyle!<br />
• Sarhosluk geldi; bıkma, usanma gitti. Artık yüz kere söyle, bin kere söyle!<br />
• Ey Hakk arifi sevaba girmek, Hakk´ın rahmetini kazanmak istiyorsan; bi seyler söyle! Bize Hakk´tan, hakîkatten,<br />
asktan bahset!<br />
• Ey arif! Seni bekliyoruz. Çabuk gel, bizi bekletme! Atesine yakma, hemen söyle!<br />
1046. Dertlerle, agrılarla dolu olan bu toprak, bastan baska manevî bir bas elde eder.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ulün<br />
(c. V, 2213)<br />
• Mest olarak salına salına ona dogru giden can, ne mutlu bir candır. 0, beden eseginden kurtulmus, sevgiliye yalnız<br />
can olarak gitmektedir.<br />
• 0, iki na´lini de ayagından çıkarır, böylece dünyadan da, kendinden de vazgeçer. Hz. Musa gibi sıdk, dogruluk ayagını<br />
sevgilinin kapısına basar.<br />
• Cercis gibi onun askı ile yüz kere sehit olur, yahut îshak gibi onun hançeri ile kesilir. 30<br />
30 Bir peygamber olan Cercis yetmis kere sehit edildi. Her öldürülüste Allah onu diriltti. Ismail´in (a.s.) degil de<br />
Ibrahim(a.s.)´ın oglu îshak´ı Allah´a kurban etmek istedigini yazanlar da var.<br />
• Dertlerle, agrılarla dolu olan bu toprak, bastan baska bir bas elde eder. Magfiret; kendi migferini onun basına kor.31<br />
31 Hz. Mevlana, baska bir gazelinde söyle buyurmustu:<br />
"Fakat sizin iki basınız vardır. Biri dünyaya ait toprak bas, öbürü göge ait tertemiz, ruhanî bas." (Dîvan-ı Kebîr c. I,<br />
463)<br />
• Anası, babası, yakınları onu topraga gömdükleri zaman, o bir balık halini alır. Anası, babası da deniz olur.<br />
• Ask, kıyısı, dibi olmayan bir hayat deryasıdır. Onun en degersiz armaganı, ölümsüz bir yasayıstır.<br />
• Günesle ay her gece yatarlar, sanki gurub mezarına gömülürler. Fakat, büyük Yaratıcı´nın cevherinin parlaklıgı,<br />
mezarda onlara yeni bir nur, yeni bir parlaklık verir.<br />
• Onun mahserinden haberi olan, onun mahserini gören ölüm melegi Azrail, onun canını yüzlerce nazla, niyazla alır.<br />
• Halkın gözünde bedenimiz, mezarda toprak altında uyumaktadır. Ama aslında ruhumuz onun yesilliginde, gül<br />
bahçelerinde selviler gibi salına salına yürümektedir.<br />
• Bedenin uyudugu mezar çöplügünde cana binlerce bag, bahçe var. Hal böyle iken can mezardan niçin korkar durur<br />
• Cenab-ı Hakk, kanı, saf sarap gibi cana gıda olarak lutfetmistir. Sen simdi insanın nurlarla dolu bedenine, kırmızı<br />
yüzüne bak!<br />
1047. Bana ayrılıgını gösterme, ayrılıgın pek tas yüreklidir.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ulün<br />
(c. V, 2215)<br />
• Göz de, akıl da, can da giderse gitsin, sen gitme! Bence seni görmek, onlardan daha iyidir. Yeter ki, sen gitme!<br />
• Günes de, gök de senin gölgene sıgınmıslardır. Eger su gökyüzü, su yıldızlar giderse gitsinler, yeter ki, sen gitme!<br />
• Iman ehlinin hepsi de son nefeslerinde imanlarından ayrılmaktan korkarlar. Ey iman padisahı! Benim korkumsa,<br />
senin gitmendendir. Ne olur sen gitme!<br />
• Sen gitme, gidersen benim canımı da al beraber götür. Eger beni bu sofradan alıp kendinle beraber<br />
götürmeyeceksen, gitme!<br />
• Ben seninle beraber olunca, cihanın her cüz´ü bana bahçedir, bostandır. Sonbaharda bahçenin, bostanın güzellikleri<br />
gitse bile sen gitme!<br />
• Bana ayrılıgını gösterme, ayrılıgın pek tas yüreklidir. Ey güzelligi yüzünden tasın bile la´l oldugu sevgili, sen gitme.<br />
• Zerre de kim oluyor ki; "Ey günes gitme!" desin Kul da kim oluyor ki; "Padisahım gitme!" demege cesaret<br />
edebilsin<br />
• Fakat sen ab-ı hayatsın. Bütün insanlar da o ab-ı hayatın içinde yüzen balıklardır. Keremin pek boldur. Ihsanına son<br />
yoktur. Merhamet et, kerem buyur da gitme!<br />
1048. Herkes asık olamaz, asık olan kisiye dert gerek.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V, 2206)<br />
• Kardesim! Herkes asık olamaz. Asık olan kisiye dert gerek, dert nerede Asık olan kisinin sabırlı olması, askına sadık<br />
kalması lazımdır. Böyle bir er nerededir Gerçek asık nerededir<br />
• Ne zamana kadar böyle yersiz, manasız düsüncelere kendini kaptıracaksın Ne zamana kadar "Ben" düsüncesine<br />
saplanıp kalacaksın Hani atesli naralar, nerede sararmıs yüzler<br />
• Ben kimya ve altın aramıyorum. Altın olmaya istidadı bulunan bakır nerede Aska dogru hararetli hararetli, hızlı hızlı<br />
gideni kim bulmustur. Yarı hararetli, yarı soguk yol alan nerede<br />
1049. Ey canımın canı; bensiz gitme!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V, 2195)<br />
• Ey canımın canı! Ne de hos salına salına gidiyorsun. Bensiz gitme, ey dostların hayatı, ey dostların canına can katan,<br />
gül bahçesine bensiz gitme!<br />
• Ey gök, bensiz dönme, ey ay bensiz parlama, ey yeryüzü bensiz yeserme, bitki bitirme, ey zaman bensiz geçme!<br />
• Bu dünya da seninle hos, güzel, o dünya da; bu dünyada da bensiz olma, o dünyaya da bensiz gitme!<br />
• Ey apaçık bilinen, görünen; bensiz bilme! Ey dil; bensiz okuma! Ey göz; bensiz görme! Ey ruh; bensiz gitme!<br />
• Gece ay ısıgında yüzünü ak görür. Ben geceyim. Karanlıgımı gideren, aydınlatan sen, bana bir aysın. Gökyüzünde<br />
bensiz yürüme!<br />
• Diken güle sıgındı, onun sayesinde atesten emin oldu, kurtuldu. Sen bir gülsün, ben de senin dikeninim. Gül<br />
bahçesine bensiz gitme!<br />
• Bu yola iz bilmeden düsene yazıklar olsun. Benim aradıgım, izinde oldugum sensin. Ey izi görünmez dost, bensiz<br />
gitme!<br />
• Bu Hakk yoluna bilgisiz düsene yazıklar olsun. Ey yolu izi bilen! Benim bilgim sensin, bensiz gitme!<br />
• Baskaları sana "ask" diyorlar. Halbuki ben sana "ask sultanı" diyorum. Ey sunun bunun aklına, vehmine sıgmayacak<br />
kadar yüce varlık! Bensiz gitme!<br />
1050. Ask kasabı ol, kibrin ve hiddetin kanını dök!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V, 2198)<br />
• Insanlann birbirlerine karsı duydukları hiddet, öfke; hep kibirden, kendini begenmekten, kendilerini baskalarından<br />
üstün görmekten ileri gelir. Bu yüzden aklını basına al da, kibirden gönlünü temizle! Eger kibirli olmak istemiyorsan, kibri<br />
bırak, alçak gönüllü ol!<br />
• Hiddet, kızgınlık kendini begenmekten, benlikten dogar. Sen ikisini de ayagının altına al! Onları kendine merdiven<br />
yap da, göklere yüksel!<br />
• Sen nerede bir öfke görürsen, o öfkede kendini begenmeyi ara! Benligi ara! Yürü git, Dahhak ol!32<br />
32-Dahhak: Üç baslı bir yılan olarak tahayyül edilen efsanevî bir kahraman.<br />
• Kendini begenmekten ve öfkeden kurtuldunsa, bir köseye çekil! Rahatça huzur içinde yasa! Eger bu iki huyla<br />
beraber yasamaktan zevk alıyorsan git, gamlara dal! Bahtsız bir ömür sür!<br />
• Köpekler gibi kızmayı bırak da, arslanların kızmasına bak! Arslanların kükreyisini gördügün zaman da koyun gibi<br />
yavas ol ! 33<br />
33-Sırazlı Hafız merhum: "Iki dünyada da huzur içinde yasamak, dostlara lutuflarda, iyiliklerde bulunmak,<br />
düsmanları da idare ederek yasamak gerekir." demektedir.<br />
• Seni öfkelendirecek tatlı lokmayı yeme, hakkında; "Sen olmasaydın gökleri yaratmazdım!" denen essiz varlıktan<br />
lokma ye, onun kulu, kölesi ol!34<br />
34-Peygamber Efendimiz hakkında söylenmis bir hadîs-i kudsîde: "Habîbim, sen olmasaydın ben kainatı<br />
yaratmazdım!" buyurulmustur.<br />
• Yürü git "hüve"nin (=0´nun) kasabı, ask kasabı ol. Kibrin ve hiddetin kanını dök! Ne zamana kadar bu iki köpekle<br />
beraber uyuyup kalacaksın Artık aklını basına al, onlardan kurtul!<br />
1054. Dünyayı birbirine katan hep senin sevdandır, senin sevdandır.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V, 2202)<br />
• Sevgilim! Dünyayı birbirine katan hep senin sevdandır, hep senin sevdandır. Yasayıstan duydugum zevk de, hep<br />
senin tatlı lütfundan, hep senin tatlı lutfundandır.<br />
• Gökyüzünün etegi incilerle, mercanlarla, la´llerle doludur. Gökyüzü, bunların hepsini, senin ayaklarının altına saçmak<br />
için toplamıs, senin ayaklarının altına saçmam için toplamıs.<br />
* Asıkların canları, seller gibi cosarak, köpürerek senin denizine dogru akmadadır, senin denizine dogru akmadadır.<br />
• Sevgilim, asıkların mahmurlugu, senin dün gece onlara sundugun saraptandır. Bense bugün harabım, senin yarın<br />
sunacagın sarabı düsünüyorum. Senin yarınını düsünüyorum.<br />
• Senin gönlünün saflıgına, tertemiz olusuna dikkat ettim. Sonra senin yüzünde ben ay´ı gördüm, ay´ı gördüm.<br />
• Ben senin yüzünde ay´ı görünce, sana; "Ay!" diye seslendim. Böyle seslenmekle ben, büyük bir suç isledigimi<br />
anladım. Ay da kim oluyor ki, sana es olsun! Ay da kim oluyor ki, sana es olsun!<br />
• Büyükler büyügü Semseddin Efendimiz söyle diyor: "Gönül sehrini hep senin kavgan, gürültün kaplamıs, senin<br />
kavgan, gürültün kaplamıs."<br />
1055. Arılar, karıncalar gibi yüzlerce ev yapsan, yine seni<br />
kimikimsesiz, evsiz barksız bırakırım.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V, 2204)<br />
• Eger sen bana asıksan, ben seni perisan ederim. Beni iyi dinle! Su fanî dünyada az ev yap, sonra onu yıkar, viran<br />
ederim, beni iyi dinle!<br />
• Arılar gibi, karıncalar gibi yüzlerce ev yapsan yine seni kimi-kimsesiz, evsiz barksız bırakırım, beni iyi dinle!<br />
• Sen erkek, kadın bütün insanların sana hayran olmalarını, sana karsı duydukları sevgi ile mest olmalarını istiyorsun.<br />
Fakat ben, seni mest etmeyi, seni saskın hale getirmeyi istiyorum.<br />
• Mademki Halil´sin, atesten hiç korkma, emin ol! îçin rahat etsin! Ben atesi sana yüzlerce gül bahçesi yaparım, beni<br />
iyi dinle!<br />
• Sen, Kaf dagı olsan; seni hızlı hızlı dönen degirmen haline getirir, seni fırıl fırıl döndürürüm, beni iyi dinle!<br />
• Sen belki de hünerde zamanın Eflatun´u, Lokman´ı olsan, seni bir bakısta hiçbir sey bilmez bir hale getiririm, beni iyi<br />
dinle!<br />
• Ismail gibi seni kurban etmek istemem. Bogazına bıçaklar sürmem. Ne el görünür, ne yara görünür, beni iyi dinle!<br />
• Ben devlet kusuyum. Senin basına gölge düsürmek lutfunda bulundum. Böylece seni essiz, üstün bir padisah<br />
yapacagım, beni iyi dinle!<br />
• Kendine gel de, az oku! Lüzumsuz kitaplarla kendini yorma! Sus, sabırlı ol! Ben seni kitap yapayım, ben seni<br />
Kur´an´ın ta kendisi yapayım.<br />
1056. Temiz, lekesiz bir gönüle sahip olan herkes, gönül sesi ile balçıktan meydana gelen bedenin sesini ayırdeder.<br />
Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün,<br />
(c.V, 2130)<br />
• Ey asıklar, ey asıklar! Onun yüzünü görenin aklı basından gider, huyu degisir. Deli divane olur, kendinden geçer.<br />
• Kendine gelince, sevgiliyi aramaya koyulur. Onda dünya sevgisi kalmaz Dükkanı bile yıkılır. Zerredeki su gibi, yüz<br />
üstü sürünerek ona dogru kosar durur.<br />
• Ask yolunda mecnun olunca, gökler gibi dönmege baslar. Böyle bir hastalıga tutulan, sonunda onun dermanını bulur.<br />
• Ask, nice gönülleri yaraladı. Nice uykuları kaçırdı. Onun büyüleyen nergis gözleri Firavun´un sihirbazlarının bile<br />
ellerini bagladı.<br />
• Bütün padisahlar o benzeri olmayan sevgilinin dilencisi; bütün güzeller onun güzelliginden kırıntılar almıslardır.<br />
Arslanlar bile onun mahallesindeki<br />
köpeklere karsı kuyruklarını kısmıslar, ona teslim olmuslardır.<br />
• Göklere bir bak, ermislerin kalesini seyret! Onun burcunda, kale bedeninde nice ısıklar var, nice mes´aleler yanıyor.<br />
• Ey karanlık gecelerde, göklerde parlayıp duran ay, sen onun yüzünü mü gördün Güzelligi, nuru ondan mı aldın Ey<br />
gece! Sen onun saçlarını mı gördün Hayır hayır, olsa olsa onun siyah saçlarının bir telini mi gördün<br />
• Bu gece siyah elbiseler giymis; her halde yaslı olacak; kocası ölmüs bir kadın gibi siyah elbiselere bürünmüs.<br />
• Ey gece! Bu feryadıma, bu fıganıma senden yardım istemiyorum. Çünkü, sen de benim gibi onun çevgeninin önünde<br />
bir top gibi yuvarlayıp duruyorsun.<br />
• Onun çevgenine top olan, saadet topunu elde eder de, gönül gibi onun çevgeninin önünde top olur, bassız ayaksız<br />
kosar.<br />
• Sen aska dayan, çünkü ask bastanbasa odur, onun yüzüdür. Onun gözüdür. Bu tarafa dönmüstür. Seni<br />
gözetmektedir. Zaten askın varlıgı yüzünden gözden, görüsten baska bir sey degildir.<br />
• Askın sekli yoktur. Fakat isi gücü sekil yapmaktır. Ey gönül! Sen bir türlü sekilden suretten geçemiyorsun. Çünkü<br />
onun cinsinden degilsin.<br />
• Temiz, lekesiz gönüle sahip olan herkes, gönül sesi ile topraktan meydana gelen bedenin sesini ayırt eder. Bu ses<br />
onun ceylan sekline girmis arslanının kükreyisidir.<br />
• Bu ask bana misafir oldu. Canımı vurdu, yaraladı. Bu ask, herkese nasip olmaz. Bu sebeple bu hal bana yüzlerce<br />
lütuftur. Yüzlerce ihsandır. Bana vuran, ele, kola yüzlerce aferin.<br />
• Ben elimden, ayagımdan vazgeçtim, arastırmayı bıraktım. Ey arastırması ile bizim arastırmamızı süpüren, yok eden<br />
aziz dost!<br />
• Ne zamana kadar; "Hey gönül!" deyip duracaksın Su gönül sevdasından vazgeç de sus artık! Gönül onun "Hu"<br />
sesini duyunca, artık benim hay ve huyumun bir degeri kalmaz.<br />
1057. Sana misafir olan can, ekmek yerine nese yer.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstefilün,<br />
(c.V, 2138)<br />
• Ey ask! Sen mi daha biçimlisin, hossun, yoksa senin bahçen mi, bahçendeki elma agaçları mı daha düzgündür Ey<br />
özlem duyanlara canlar bagıslayan yeni ay, bir dog, bir dön!<br />
• Ey güzelligi ile halkın basını döndüren ask! Sen göklere merdiven dayarsın. însana kanatlar verirsin. Aynı zamanda<br />
herkesin basını belaya sokarsın. Yüzlerce kavgaya salarsın.<br />
• Ey ask! Sen ne güzel huylusun, ne güzel yüzlüsün. Ey ask; sen eglenmeyi, isreti de çok seversin, esine, dostuna<br />
neseler verirsin.<br />
• Agaçlar oynamayı senden ögrenirler. Ter ü taze tomurcuklar, seninle dala ayak basarlar. Yapraklar da meyveler de<br />
senin ab-ı hayat kaynagından içerler, mest olurlar.<br />
• Bahçesinden armagan olarak hazanı olmayan bir bahar istedigi içindir ki, senin güller saçan rüzgarınla, yapraklarını<br />
döküp saçmadadır.<br />
• Senin nese bahçelerinde, ne de hos davetçilerin var Sana misafir olan can, ekmek yerine nese yer.<br />
• Tedbirlere giristim, fayda etmedi. Gönül zincirlerini kırdı da, canı çeke çeke, sürüye sürüye senin sadırvanının önüne<br />
getirdi.<br />
• Orada ne bir inatçı görüyorum, ne de soguk kisi. Orada her an bir hayat var. Her an ucuz, bol ihsanlardan bir ihsan,<br />
bir lutuf var.<br />
• Kıyamete kadar, senin yüzünün güzelligini anlatsam, hiç durmadan vasıflarını sayıp döksem, bitiremem, aciz kalırım.<br />
Senin uçsuz, bucaksız denizin bir çanak su almakla biter tükenir mi<br />
1058. Ben sözü askla söylüyorum. Çünkü dersi asktan alıyorum.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2165)<br />
• 0 yokluktadır, 0 yokluktadır, 0 yokluktan dogandır, 0 yokluktadır. 0 her seyi bilir.<br />
• 0 latîftir, 0 latîftir, 0 emîrdir, emîrdir. 0 mülk ve saltanat sahibi bir emîrdir.<br />
• 0 sıgınaktır, o sıgınaktır. 0 her günahkarın, her suçlunun sıgınagıdır. 0 ısıktır, 0 ısıktır. 0 esi benzeri olmayan bir<br />
ısıktır.<br />
• 0 sakinliktir, 0 sakinliktir. 0 her deliligi teskin eder. 0 cihandır. 0 pek tatlı bir cihandır.<br />
• Sen sırrını ona söyleyince 0 bütün aleme söyler. Gizlesen de bil ki, 0 her gönülde olan sırrı bilir.<br />
• Herkes seni terk etse, 0 seni yalnız bırakmaz. Gel de su devlet gölgesine gır! 0 kaçırılmaya imkan bulunmayan bir<br />
padisahtır.<br />
• Sen O´nun harmanına git, 0 seni canlandırır, yetistirir, gelistirir. Ey can! Sen Onun eteginin altına sıgın! 0 kılıcı da,<br />
oku da sana degdirmez.<br />
• 0 ne buyurursa; "Duyduk, itaat ettik." de! Neden korkuyorsan, O´ndan seni ancak 0 kurtarır, 0 kurtarır.<br />
• Küfür olsun, günah olsun, isterse kapkara seytan olsun, bütün bunlar O´nun günesinin ısıgında aydınlık veren bir<br />
dolunay olurlar.<br />
• Ben sözü askla söylüyorum. Çünkü dersi asktan alıyorum. Ben canımı O´nun önüne koyuyorum. O´na peskes<br />
çekiyorum. 0 pek az sey kabul eder. Her seyi kabul etmez.<br />
• Benim perde arkasında bir putum var. Bu dünya putu pek güzeldir. Ama o ölü bir puttur. Onu diri sanarak bagrına<br />
basma! Çünkü o soguktur, zemheridir.<br />
• 0 sık, süslü elbiseler giymistir. Yüzlerce hileler düsünmektedir. Genç görünmege çalısıyor ama, o binlerce esten arta<br />
kalan kart bir varlıktır.<br />
• Gönlüm costu, yüzlerce kaynak akıtmak istiyor ama, dünya putu yolumu kesti. 0 yol kesmesini pek iyi bilir.<br />
1059. Kalbleri kırık, mahzun kisilerin evlerine ısık ol!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2164)<br />
• Ey benim canım! Gün geçti gitti ise gitsin, sen geceleyin mest olanlara misafir ol! Bir gece sabaha kadar kendinden<br />
geçmis olanlara misafir ol!<br />
• Ey güzeller Yusuf´u! Yakupların gözlerinin önünden ayrılma! Bu geceyi bir Kadir gecesi yap! Kalbi kırık, mahzun<br />
kisilerin evlerine ısık ol!<br />
• Biz uzak isek yakınlık göster, bize acı, rahmet ol! Biz çıplaksak bize hil´at ol, elbise ol! Biz zayıf isek bize sıhhat ol,<br />
biz dert isek bize derman ol!<br />
• Küfür isek, bize iman ol, suç isek merhamet ol, bizi affet! Aç ve fakir isek, bize ihsan ol, cennet ol!<br />
• Bekçilik ederek can davulunu çal! Seytanı kovmak için sihaplar at! 36<br />
36 Mülk Süresi, 67/5. ayete isaret var.<br />
• Sen bir denizsin, dünya ise balık! Balıkların yasamasını istiyorsan, onlara ab ı hayat ol!<br />
• Karanlık gecelerde ay´ın bize misafir olması ne hostur. Ey benim ay yüzlüm, geceleri yolculuk edenlere dog, parla,<br />
onlara yol göster!<br />
• Ey ıztıraplara düsmüs gönül; sus artık! Hayırdan, serden bahsetme! Madem sırları meydana çıkaranın sırrı onun<br />
huzurundadır, agzını kapa, gizle!<br />
1060. Tas sana kavusma hevesine düser de yarılır, parçalanır.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2157)<br />
• Tas, sana kavusma hevesine düser de yarılır, parçalanır. Can da senin nesene, sevgin hevesine kapılır da kol kanat<br />
çırparak uçar!<br />
• Senin askınla ates erir, su olur. Akıl harap olur, yıkılır. Gözlerim senin yüzünden uykuya düsman olur.<br />
• Sabır elbisesini yırtar, akıl, kendinden geçer. Ejderha olan askın ise insanları yer, tasları yutar.<br />
• Yürüyüp gideni baglama, gülmeyi aglamaya çevirme, bu kuluna cefa etme. Çünkü onun senden baska, senin yerini<br />
tutacak kimsesi yoktur.<br />
• Suyun derede aktıkça, sözlerim nasıl olur da düzgün olur Bazen senden utanırım, nefes bile alamam.<br />
• Senin askının gıdası nedir Su yanmıs, kavrulmus cigerim, benim yıkılmıs, harap olmus gönlüm nedir Senin için<br />
vefa kumasının dokundugu yerdir.<br />
• Senin vasıflarını saymak, seni övmek için sarap küpü cosuyor, köpürüyor. Çeng costukça cosmada; "Sarap içen yok<br />
mu " demede.<br />
• Ask kapımdan içeri girdi, geldi, elini basıma koydu. Beni sensiz görünce; Yazıklar olsun sana !" dedi.<br />
• Ben bu dünyayı yasanması zor bir menzil olarak gördüm. îsleri karmakarısık, zorluklarla dolu. Gönül de elden gitmis,<br />
ben de orada senin eline, ayagına kapandım kaldım.<br />
1061. Bulundugun hale sükret! Cefadan degil, vefadan bahset!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefî´îlün<br />
(c. V, 2149)<br />
• Ey gönlü sözlerle dolu oldugu halde susan asık; ötelerden bir haber var mı Sen "(Hel eta)" süresini oku (=La feta)"<br />
nüktesini söyle! 37<br />
37 Kur´an-ı Kerîm´in 76. "Hel eta" süresi "Dehr" ve "Insan" adlan ile de anılır, bu surede insanın insan haline<br />
gelmeden önce maddî varlıgının geçirdigi safhalara isaret edilir. "Insanı erlik tohumundan yarattık, ona isitme, görme<br />
vasıfları verdik." diye buyurulmustur. Bu surenin 8. ayetinden sonra Hz. Ali ve ehl-i beytine sevgi saygı duyulmasına isaret<br />
edilir. " nüktesi odur. Ehl-i beytten olmayanlara degil, ehl-i beytine saygı gerekir.<br />
• Can çadırını göklerin üstüne kur! Denizin gönlünden dalgalar kopar. Varlık tulumunu yırt. Su iki üç sakayı bırak<br />
gitsin.<br />
• Varlıgından yola düsüp, benliginden kurtulursan, iki dünyadan da vazgeçersin. Sen kimden çekiniyorsun; korkma<br />
söyle!<br />
• Manevi incilerle dolu, la´l renkli saraptan haberin var mı; yok mu Gönlümüze kıvılcımlar saç, basımıza çık da su<br />
sorulara cevap ver!<br />
• Gökyüzü sakîsi neseli bir halde; yeryüzü meclisinde sarap içenlerin, eglenenlerin dudakları kupkuru. Bu iki halden<br />
gece ile gündüz meydana gelmis. Neden bu böyle olmus; söyle!<br />
• Gökyüzünün gönlünden rahmetler yagmıs, yeryüzünde baglar, bahçeler, güller, yaseminler bitmis. Sonbahar rüzgarı<br />
ise pusuda bekliyor. Bu neden böyle oluyor; söyle!<br />
• Cimrilik, cömertlik, hayır, ser birbirinden ayrı degil. Bir de degil, iki de degil, iki görünen nedir, öyle!<br />
• Ey mest olmus bülbül, gelmekte olan kıs mevsiminin rüzgarlarından, soguklarından ne vakte kadar feryad<br />
edeceksin Cefayı hatırlayarak feryad edip durma! Bulundugun hale sükret! Cefadan degil de, vefadan bahset!<br />
• Su fanî dünyada, su iki konaklık yolda hiçbir sükrün yok ki, sikayetsiz olsun. Yok ol, yokluga dal da safa aynasını<br />
seyret, onu anlat!<br />
• Cüz´ü bırak, küllden bahset! Dikeni bırak, gülden bir seyler anlat! Onun sıfatlarından geç, zatına yönel, Allah´tan<br />
bahset!<br />
1062. Ey balçıga bulanmıs, kirlenmis insan, su tozdan, topraktan yıkan, temizlen!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2160)<br />
• Dünyada hiç kimseyi görmedim ki, bastan basa kanatlı olmasın. Herkes isteklerınin havasında uçmada, herkes<br />
coskun, herkes atesli, herkes pusuda, herkes sevmek için bir bahane arıyor.<br />
• Herkes asktan meydana gelmis, herkesin cigeri yaralı, herkes dudagını yummus konusmuyor ama, herkesin can<br />
bahçelerinde sakayıklar açılmıs.<br />
• Iyi, kötü bütün hakîkatler arslana benzerler, onlara dokununca alemi birbirine katarlar.<br />
• Her insanın topraktan yaratılmıs olan bedeninde nice gökyüzü günesi vardır. Orada nice güçlü, kuvvetli kükremis<br />
arslanlar ceylanlar sekline girmis, gizlenmislerdir.<br />
• Bu gizli gerçek, insanların yaratılısı gibi balçık ile havadan dogmamıstır. Bu damatla bu gelinden, yani toprakla<br />
havadan çok essiz çocuklar dogmustur. Ama bu hakîkatler onlardan meydana gelmemistir. Bunlar görünmez alemde<br />
tasarlanmıslardır.<br />
• Düsüncenin ayagı balçıga saplanmıstır ama, o nice yerleri dolasır, Zuhal yıldızının bile üstüne ayak basar.38<br />
38-Hz. Mevlana bir Mesnevî beytinde; "Ey kardesim, sen düsünceden ibaretsin, geriye kalan bir yıgın et, kemiktir."<br />
diye buyurmustur.<br />
• "Ey balçıga bulanmıs, kirlenmis insan; su tozdan, topraktan yıkan, temizlen!" diye ta yücelerden peygamberler eliyle<br />
lütuf ve merhamet suyu akıtılmıstır.<br />
1063. Dilersen akik ol, elmas ol! Dilersen kerpiç ol, tas ol! Bu ülkeye o da lazım, bu da.<br />
Müstef´ilün, Müstefiün, Müstef´ilün, Müstefilün,<br />
(c.V, 2134)<br />
• Dünyada böyle bir ay, böyle büyük bir varlık olamaz. Ey gönül aksak yürü, inada kalkısma! Beni savasla<br />
korkutuyorsun. Haydi savas bakalım, savas!<br />
• Biz ebediyet sarabı içmis, Hakk sevgisi ile mest olmus kisileriz. Sen ise akıllısın, hünerlisin; tanınmak istiyorsun,<br />
söhret pesinde kosuyorsun.<br />
• Sevgilinin askı ile can ver! Bu varlık, benlik dövüsü asksız çözülmez. Ey ruh, burada mest ol! Ey akıl, sen de burada<br />
topalla!<br />
• Onun ask ayranına düsmüssün. Zaten sen onun askından dogmussun. Esirsen yüzlerce fersah ileriye kos; bu puttan,<br />
bu güzelden kurtulmana imkan yok.39<br />
39-Eski insanların kullandıkları "Fersah" mesafe , bugünün bes kilometrelik bir mesafesidir.<br />
• Mümin isen o seni aramadadır. Kafir isen seni imana çagırmadadır. istersen bu tarafa git, sıddık ol, dogru bir insan<br />
ol. istersen o tarafa git, fırenk ol, sapık ol!<br />
• Gözün onun bagında bahçesinde kalmıs. Kulagın onun tatlı sözlerinde. Sen onun gelirine, ihsanına dal, bal arısı gibi<br />
ol! Onun hurma fidanına sarıl, salkım salkım meyve ver! insanlara yararlı ol!<br />
• Gökyüzünün beli bükülmüs, onun okuna yay olmustur. Su onun emrine uymus çaglayarak denize dogru kosmadadır.<br />
Dogru isen git bir eren ol! Insanca dogru yürümesini bilmiyorsan, egri bügrü gidiyorsan, yengeç ol!<br />
• Onun yüce, genis bir ülkesi var. Nasıl olursan, ne olursan ol sen ona lazımsın. Dilersen akîk ol, la´l ol, elmas ol!<br />
Dilersen kerpiç ol, tas ol! 0 büyük ülkeye o da lazım, bu da.<br />
• La´l isen de gel, tas isen de gel, onun bela seline düs, yuvarlana yuvarlana onun "Ehadiyyet" (=birlik) denizine dogru<br />
kos, kos da ilahî askla çırpınıp duran ask denizine misafir ol!<br />
• Bu deniz Hızır(a.s.)´ın ab-ı hayatına benzer. Ne kadar içersen iç eksilmez. 0 denizin suyu eksilirse, senin gönlün de o<br />
zaman daralsın, senin canın sıkılsın.<br />
1064. Hepimiz, bütün insanlar, ayrı ayrı dillerle dosta sesleniriz. Hepimizin duygusu bir ama, dillerimiz ayrı.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün,<br />
(c. V, 2173)<br />
• Akıl çengimdem benlik, senlik telini kopar; onun yerine sevgi telini tak! Vakit geçirmeden gönül nagmelerini<br />
seslendirmeye basla, bir benim için çal, bir de senin için çal!<br />
• Bütün insanlar, ezelden geldigimiz için, oraya karsı duydugumuz istiyakta, özlemde birlesiriz, bir oluruz, ama söze<br />
baslayınca hepimiz ayrı ayrı dillerle dosta sesleniriz. Hepimizin duygusu bir ama, dillerimiz ayrı.<br />
• Bir magaraya girince Hz. Muhammed´le, Hz. Ebubekir gibi oluruz. Birbirimize çok yakın oluruz. Çünkü ikilik benim<br />
için ayrı bir magaradır, senin için ayrı bir magaradır.<br />
• Çesitli hadiselerle çalkanıp duran ve manevî dikenlerle dolu olan su dünyada çok sefer ettik, çok dolastık durduk.<br />
Artık sen ayagından benlik senlik dikenini çıkar at!<br />
• Ey gönül, sen kendi Mesîh´inin gölgesine sıgın da orada mest bir halde yat, uyu! 0 gitmis idi, onu kaybetmistik. Sen<br />
de ben de onun için aglayıp inlemede idik.<br />
• Ben altın sevdasına düstüm. Dünya malı için didinip duruyorum. Sense ey bas, ibadetle mesgulsün. Secde edip<br />
duruyorsun. Evet, senin de issiz güçsüz durman dogru degildir. Benim için de issiz güçsüz durman dogru degil.<br />
• Beni arayan kisi, beni senin mahallende aramalı. Çünkü ikimiz Leyla ile Mecnun gibiyiz. Birisi Leyla olsa, ancak sen<br />
olabilirsin. Mecnun olsa o da ben olabilirim.<br />
• Sus ki, susmak bana da övünülecek bir seydir, sana da. Söylemede sabredememek, durmadan konusmak sana da<br />
ayıptır, bana da.<br />
1065. Ondan baska hiçbir seyden bahsetme!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. V, 2219)<br />
• Ben, bir ay yüzlü dilberin kölesiyim. Bu yüzden benim yanımda ay´dan, ay ısıgından, sekerden baska seylerden hiç<br />
bahsetme!<br />
• Dün deli oldum, aklımı kaybettim. Ask, beni gördü de dedi ki, "Ben geldim, aklını basına al, artık bagırıp çagırma,<br />
elbiselerini yırtma, hiç söylenme!"<br />
• Ben dedim ki: "Ey ask! Ben baska bir seyden korkarım." Ask dedi ki "Ondan baska bir sey yoktur. Yalnız ondan<br />
bahset, ondan gayrısından söz açma!"<br />
• Ben senin kulagına gizli bir seyler söylemek istiyorum. Basını salladı da "Evet!" dedi. "Sen bana yalnız sır söyle,<br />
baska bir sey söyleme!"<br />
• 0 sırada can gibi bir ay, gönül yolunda belirdi. Gönül yolunda sefer etmek ne hostur, ne güzeldir; hiç sorma!<br />
• Ben dedim ki: "0 ay yüzlü güzel, acaba melek midir; insan mıdır " Ask cevap verdi de dedi ki: "0 ne melektir, ne de<br />
insan, bunu bana hiç sorma!"<br />
1066. Sen ve ben!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. V, 2214)<br />
• Sevgilim! Sen ve ben, iki ayrı beden, iki ayrı suret, fakat bir can, bir ruh olarak avlunun kapısında oturdugumuz<br />
zaman ne mutlu bir zamandır.<br />
• Ikimiz birlikte meyve bahçesine girince, bahçenin rengi ve kusların ötüsleri, bize can bagıslar, ab-ı hayat sunardı.<br />
• Gece olunca, gökyüzündeki yıldızlar bizi´ seyretmege geldikleri zaman sen ve ben onlara kendi ay´ımızı gösterirdik,<br />
yani birbirimizi gösterirdik.<br />
• Sen ve ben senlikten ve benlikten kurtularak, sensiz ve bensiz olarak zevk yönünden manen birlesiriz, bir oluruz. 0<br />
zaman perisan hayalleri, yersiz endiseleri, bos düsünceleri bırakırız. Ne güzel neseleniriz, mutlu oluruz.<br />
• Fakat bunların ve duyulan manevî zevklerin hepsinden de daha çok sasılacak bir sey ki, sen ve ben su anda burada,<br />
aynı yerde, aynı kösede bulundugumuz halde, aynı zamanda hem Irak´ta, hem de Horasan´da yine beraber bulunuruz.<br />
• Sen ve ben, görünen maddî suretimizle, bedenimizle, su yeryüzünde kederlerle, ızdıraplarla dolu, gizli dünyadayız.<br />
Öbür suretimizle, manevî yüzümüzle ebedî cennette huzur ve tatlılıklar içindeyiz.<br />
1067. Ben, benzeri olmayan bir mana ay´ının kuluyum.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c.V, 2219)<br />
• Ben benzeri olmayan bir mana ay´ının kuluyum, kölesiyim. Bana yalnız ay´dan bahset, onun nurundan söz aç, onun<br />
tatlılıklarını anlat! Ondan baska bir seyden söz etme!<br />
• Dünya zahmetlerinden, sıkıntılarından bahsetme de, gizli defineden baska hiçbir seyden söz açma! Eger gizli<br />
defıneden haberin yoksa, kendini yorma, zahmet etme, bize baska bir sey söyleme!<br />
• Dün perisan bir halde idim. Adeta deli, divane oldum, ask beni gördü de dedi ki: "Feryad etme, elbiseni yırtma,<br />
hiçbir seye aldırma; iste ben geldim."<br />
• Ona; "Ey ask!" dedim. "Ben baska bir seyden korkuyorum." 0; "Baska sey yok!" dedi. Ondan hiç söz açma!<br />
• Ben senin kulagına gizli sözler söyleyecegim. Askımdan bahsedecegim. Fakat, sen yalnız "peki", "evet" diye basını<br />
salla, baska hiçbir sey söyleme.<br />
• Ask yolunda, gönül yolunda can huylu, ilahî nurlar saçan bir ay beliriverdi. Gönül yolunda sefere çıkmak, yol olmak<br />
ne de güzel, ne de hos. Sakın bundan hiç söz etme!<br />
• "Ey gönül!" dedim. "Bu ask yolunda beliriveren ay, ne biçim bir ay " Gönül; "Bu senin anlayacagın bir sey degil.<br />
Bunu geç, bundan hiç bahsetme!" diye bana isaret etti.<br />
• "Bu gönül yolunda beliren ay yüzlü güzeller güzeli, melek midir; yoksa insan mıdır "diye sordum. "Bu" dedi,<br />
"Melekten de baska bir sey, insandan da. Sen bundan hiç söz etme, bir sey sorma!"<br />
• "Bu nedir " dedim, "Söyle! Bunu görünce kendimden geçtim. Altüst oldum." "Sen altüst ol, kendinden geç, fakat,<br />
ondan hiç söz açma, ne oldugunu sorma!"dedi.<br />
• Ey su hayallerle insanı oyalayan; güzel nakıslarla, sekillerle dopdolu olan dünya evinde oturup kalan kisi; kalk su<br />
evden çık, pılını pırtını topla al götür! Bu hususta hiçbir söz söyleme!<br />
• "Ey gönül!" dedim. "Gel, bana babalık et de söyle; sevmek Allah´ın huyu degil mi " "Evet" dedi, "Bu böyle ama, ey<br />
babasının canı, bu hususta da sen hiçbir söz söyleme!"<br />
1068. Su gaddar dünyadan bahsetme, onu bırak!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. V, 2187)<br />
• Sevgilim; tembellik etme! 0 saçlardan bahset; o gül yanagı anlat!<br />
• Can bahçesinden iki üç gül demeti yap! Sen bize o gül bahçesinin hikayesini söyle!<br />
• Senin güzelliginden söylenecek çok seyler vardır. Melali bir tarafa bırak da o güzellikleri çok çok söyle!<br />
• Dünyada dostu yad etmekten daha hos ne vardır Böyle sessiz sedasız durma! Gel, dosttan haber ver, dosttan<br />
bahset!<br />
• Dün ne söylemistin de beni costurmustun Gel, bugün de o sözü bir kere daha tekrar et!<br />
• Su gaddar dünyadan bahsetme, onu bırak! Sen, gizli seyleri bilenin lutfundan, ihsanından bahset!<br />
1069. Senin gibi bir sakî her an bana Mansur sarabı sunarsa, bende akıl düsünce kalır mı<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V, 2209)<br />
• Ey yüzünden her zaman yeni bir nur parlayan güzel, ey nuru her an yeni bir günes meydana getiren sevgili!<br />
• Egri otur da dogru söyle; senin gibi bir sakî, her an bana Mansur sarabı sunarsa bende akıl, düsünce kalır mı<br />
• Atesle siseyi çatlatmamak kimin elinden gelir Yahut taze üzümden yıllanmıs eski sarabı kim çıkarabilir<br />
• Gönlü uyanık kisilere çok çok saraplar sunarak, onları costur. Su köhne dünyayı onlara tazelestir.<br />
• Sen isi gücü zevk olan bir asıksın. Senin devletin ebedî olsun. Her günün bayram günü olsun. Her günün yeni bir<br />
dügün dernek olsun.<br />
1070. Bir ölüye seslenis.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. V, 2180)<br />
• Su kirli dünyadan göklere dogru yüksel, ruhun sad olsun, ötelerde manevî yürüyüs yap!<br />
• Kötülüklerle dolu, günah atesleri ile yanıp kavrulan bu dünya sehrinden sıçradın, çıktın. Nese ile kurtulus evini yurt<br />
edin, orada yasamaya basla!<br />
• Ey ruh! Su dünyada içinde yasadıgın beden öldü, yok oldu ise olsun. Ser o bedeni yaratana git! Beden yıkıldı,<br />
topraga düstü ise düssün. Sen kendin bastan basa can ol, ruh ol!<br />
• Ecel gelip çattıgı için yüzün safran gibi sararıp soldu ise üzülme, ötelerde erguvan renkli lalelikte oturmaya baslarsın.<br />
• Ahbaplarından, dostlarından ayrıldın, yapayalnız kaldıysan, gam yeme, dostlukla Hakk´a yakın ol!<br />
• Eger sudan o ekmekten uzak kaldıysan, sen kendin manevî ekmek ol da canlara, gönüllere güç kuvvet ver!<br />
1071. bende kendi kokusunu buldu.<br />
Mefulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. V, 2235)<br />
• Sevgilim, senin gül bahçesi gibi olan yüzünün hayali geldi. Bana dudaklarından seker destanları getirdi.<br />
• Ona dedim ki: "Mademki, sen canın içindeki her gizli seyi biliyorsun. Böyle oldugu halde, can ve cihan nasıl oluyor da<br />
senin aleminden habersizdirler "<br />
• Sen nesin Nereden geldin Nerelisin Asıl vatanın neresidir Nasıl bir cevhersin, madenin nerededir<br />
• Ancak, ask yol gösterdi de beni çekti, sana getirdi. Bu yüzden ben önce askın kuluyum, kölesiyim.<br />
• Sonra senin o elini, benim kan aglayan gönlümün üstüne koydu da; "Bu kimindir " diye sordu. Ben utanarak ona<br />
yavasça; "Senindir." dedim.<br />
• Sonra güzel gözleri ile gözlerime baktı. "Peki, bunlar nedir Kimindir " diye sordu. "Bunlar senin inciler saçan iki<br />
nemli bulutundur dedim.<br />
• Zagferan renginde olan ve kan aglayan gönlümü, lale bahçesi sandı. Ona; "Ey gül yanaklı, yanılma, bu gördügün<br />
lale bahçesi degil, bunlar senin gül bahçesi gibi olan güzel yüzünün aksidir, naksıdır."dedim.<br />
• 0 beni kokladı, her neremi kokladı ise, bende kendi kokusunu buldu. Ona dedim ki: "Gül yanaklı güzelim, iyi bak,<br />
senin canın hakkı için söylüyorum, ben böyle buldugun gibiyim."<br />
1072. Göklere çıkan gizli merdivenden cimriler, kötü kisiler yararlanamaz.<br />
Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2257)<br />
• Allah´ım ben senin büyüklügünü, üstünlügünü, güzel sıfatlarım yazınca, kalem askından, hayranlıgından yarılır.<br />
Sen´in gibi essiz bir varlıktan ayrı düstügüm için aklım sasırır, yolunu kaybeder.<br />
• Ben Halil Ibrahim gibi ask atesine düstüm, yanıyorum. Fakat Sen´in atesinin alevlerinden sikayetçi degilim. Amansız<br />
gamından, verdigin sayısız dertlerinden de bas çekenlerden degilim. Çünkü Sen´i seviyorum.<br />
• Allah´ım, müskül islerimi kolaylastır! Sen bana gönül ver, gönül ihsan et! Çünkü beni gönülsüz yaptın, bende gönül<br />
bırakmadın.<br />
• Ey dost! Bana gül bahçenden baska bir menzil verme!<br />
• Melek, insan, peri, padisah, ordular, güller, günes, müsteri yıldızı hepsi Ser´in sultanlık sarayının esiginin<br />
ihtisamından utançtadırlar.<br />
• Bütün insanlar, yarattıgın bütün varlıklar, karıncalar gibi Sen´in harmanını kosuyorlar, Sen´in nimetlerinden<br />
rızıklanıyorlar. Sen öyle cömert, öyle büyük bir ihsan sahibisin ki, bütün cihan, lütuflarının sofrasının bir nevalesi, bir<br />
lokmasıdır.<br />
• Her derde Sen´in merhamet hazinen ne devalar veriyor, Sen´in mekansızlık alemin her mekana, her yere ne<br />
ihsanlarda, ne iyiliklerde bulunuyor sayılamaz ki!<br />
• Beden, ten Sen´in nevalelerinin, rızıklarının pesinde; onları ummakta, gönül ise, senin cemalinin, güzelliginin<br />
sevdasındadır. Ten, gözünü ekmegine dikmis, ona bakıyor. Gönül, Sen´in mana zevkini, can zevkini arıyor.<br />
• Göklere çıkmak için kullarının önüne koydugun gizli merdivenden cimriler, kötü kisiler faydalanamaz.<br />
• Ancak emin kisilere, iyi kisilere merdivenini gösterirsin ki, ruhlar kervan oradan çıkarak Sen´in göklerine dogru<br />
yükselsinler.<br />
• Ey gönül, sus artık söyleme! Artık onun gizli sırlarını arastırma; çünkü Sen onun gizli seylerini bilmezsin. Ama o<br />
Sen´in gizli seylerini bilir.<br />
1073. Sararmıs, solmus yüzümü gör de, bana hiç bir sey söyleme!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. V, 2217)<br />
• Sararmıs solmus yüzümü gör de, bana hiç bir sey söyleme! Sayısız dertlerimi seyret de, Allah askına olsun, hiç bir<br />
sey sorma!<br />
• Kanlarla dolmus gönlüme bak, ırmaga dönmüs gözyaslarımı seyret! Ne görürsen geç hepsinden; neymis, nasılmıs<br />
diye bir sey sorma!<br />
• Dün gece hayalin gönül evinin kapısına geldi de, kapıyı çaldı. "Gel!" dedi. Kapıyı aç, fakat hiç bir sey söyleme!"<br />
• Senin verdigin ıztıraptan, gamından feryad diye elimi ısırdım. "Ben artık seninim, elini ısırma, hiç bir söyleme!" dedi.<br />
• "Sana baglanan su canı, ne zamana kadar dünyanın etrafında döndürüp duracaksın " diye sordum. "Hiç ses çıkarma,<br />
nereye çekersem tez gel!" dedi.<br />
• "Sussam, hiçbir sey söylemesem, gönlün buna razı olur mu " dedim. "Bir ates yaktın, yandırdın, alevlendirdin. Sonra<br />
da gir içine; hiç bir sey söyleme!" diyorsun.<br />
• Benim bu sözlerime karsı sevgili gül gibi güldü de; "Gir atese!" dedi. "Gir de o ates içinde yaseminler, yapraklar,<br />
çayır, çemenler gör ve hiç bir söz söyleme!"<br />
• Ask atesi, bastanbasa söz söyleyen gül oldu. Gül yapraklan atesten dil kesildi de; "Bizi yaratan sevgilinin lütfundan,<br />
ihsanından, büyüklügünden, güzelliginden baska hiç bir söz söyleme!" dedi.<br />
1074.. Gökyüzü senin matbahın, bütün insanlar da senin çoluk çocugundur.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2150)<br />
• Senin hilale benzeyen kaslarını seyretmedikçe, bayram insana bir ferahlık vermiyor. Senin tokmagının serefi<br />
olmadıkça davulun sesi çıkmıyor.<br />
• Her nefeste gönlüm sana meyl ediyor. Sense her nefeste benden biraz daha usanıyorsun. Yazıklar olsun ki,<br />
gönlümün sana olan meyli, senin benden usanmandan utanıyor.<br />
• Her güzellik ayetini senin ay´a benzeyen yüzün okudu. Dünyaya her çesit saadet mayası senin ay yüzündür.<br />
• Akan tertemiz sular senindir. Baglar, bahçeler, fidanlar da hep senindir. Senin fidanın, senin tertemiz suyundan<br />
baska içmez.<br />
• Mülkler, tahtlar senin, saraylar, baglar, bahçeler dünyada ne varsa hepsi senindir. Seher rüzgarın esince agaçlar<br />
neselenir, oynamaya baslarlar.<br />
• Gökyüzü senin matbahındır. Matbahta bulunanlar da yıldızlardır. Ates, su senin malındır. Bütün insanlar da senin<br />
çolugun çocugundur.40<br />
40- 1892 numaralı gazelde söyle bir beyit vardır:<br />
Gönlün gıdası, senin ask mutfagından olunca, yeryüzü sofrasından el çekerek uzakta durmak gerek<br />
• Ask, senin en degersiz adın, gökyüzü en alçak damın. Güneslerin parlaklıgı bile, senin zevalsiz olan ay´ından bir<br />
ısıktır.<br />
• Bulusma ümidine kapılınca agacın hali degisir, yeserir, boy atar. Ey ay yüzlüm; canın, gönlün hali nice olur<br />
1075. Sen kendini yabancı say, kendine yabancı ol!<br />
Müstef´ilün, Milstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün,<br />
(c.V, 2131)<br />
• Ey asık; hileyi bırak! Aklı terk et, divane ol, divane! Atesin tam ortasına atıl, adeta gönlüne gir! Pervane ol, pervane!<br />
• Kendini yabancı say, kendine yabancı ol! Hem de evini yık, harap et! Sonra gel; asıklarla, aynı evde otur, onlarla<br />
düs, kalk!<br />
• Git, gönlünü siniler gibi yedi kere yıka, kinden, nefretten temizlen! Sonra gel ask sarabına kadeh ol!<br />
• Sevgiliye layık olmak için tamamıyla can halini al! Mest olanların yanına gidince sen de mest ol mest!<br />
• Güzellerin takdıkları küpelerin sohbet yeri, bulusma yeri onların yanaklarıdır. Güzel yanaklarla, güzel kulaklarla dost<br />
olmak istiyorsan; inci tanesi ol, inci tanesi!<br />
• Düsüncen nereye giderse seni pesinden sürükler, oraya çeker götürür. Sen düsünceden vazgeç de, kaza ve kader<br />
gibi en ileride yürü, en öne geç!<br />
• Sehvete kapılmak, heva ve hevese meyl etmek bir kilittir ki, gönüllerimiz onunla kilitlenir. Sen anahtar ol, anahtarın<br />
disi ol!<br />
• Mustafa (a.s.) Hannane diregini oksadı. Sen bir agaçtan da asagı degilsin ya, haydi Hannane diregi ol, Hannane<br />
diregi! 41<br />
41 Medine´de ilk mescitte minber yoktu. Peygamber Efendimiz, bir hurma kütügüne oturarak hutbesini okurdu. Üç<br />
basamaklı ilk minber yapılınca Peygamber Efendimiz, kenara alınan kütüge oturmamıs, minbere oturmustu. Kütük<br />
Peygamber´den ayrı düsünce aglamaya baslamıstı. Ona Hannane kütügü dendi.<br />
• Hz. Süleyman sana; "Kus dilini duy, ögren!" diyor. Halbuki sen öyle bir tuzaksın ki, kus senden ürker kaçar, sen<br />
tuzak olma, yuva ol, yuva!<br />
• Bir güzel sana yüz gösterirse, ona ayna ol, onu içine al, onunla dol! Güzel sana karsı saçlarını yüzer açarsa, sen ona<br />
tarak ol, tarak.<br />
• Zenginlestin, armaganlara, mallara sahip oldun da bunlara karsılık sükran olarak askı verdin. Malı bırak, mal söyle<br />
dursun, sen aska sükrane olarak kendini ver, kendini.<br />
• Bir müddet ates oldun, rüzgar oldun, su oldun, toprak oldun. Bir müddet de hayvan oldun, hayvanlık aleminde<br />
dolastın. Madem ki, bir müddet can haline geldin, hiç olmazsa sevgiliye layık bir can ol, sevgiliye layık bir can.<br />
1076. Söz herkese kolay görünür ama, binlerce kisi arasında onu anlayan bir kisi bile çıkmaz.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c.V,2141)<br />
• Tatlı gülüsüne hayran olarak beden ve can onun kölesi olmuslardır. Akıl ve fikirde onun güzelligini görünce sasırıp<br />
kalmıslar, gönül de onun ihsanlarına sükretmekle mesgul.<br />
• Bizim basımızın dilegi nedir Onun insanı mest eden kadehi! Gönlümüzün istegi nedir Devletinin ebedî olarak<br />
yasaması!<br />
• 0 bir lesin yanına varsa, les dirilir kalkar. Yamalı bir hırka giyinmis dervisin yanına varsa, dervisin hırkası parıl parıl<br />
parlayan bir atlas olur.<br />
• Onun sureti, sekli hiç bir zaman gönlümden gitmedi, gitmez. Ona benzer, ona esit kimse dünyaya gelmemistir. Ve<br />
bundan sonra da gelmez.<br />
• Dünyanın mülkü nedir ki, onunla övünsün Aksine dünya onunla övünür: çünkü dünyanın sahibi odur.<br />
• Ne mutlu o gönle ki, onun derdi, düsüncesi sensin; ne mutlu o köye ki, onun vergi alıcısı sensin.<br />
• Ask bizim sevgilimizdir. Bizce onun sekli, kılıgı yoktur. Zaten onun gönlüne karsı suretin, seklin ne degeri vardır<br />
• Sevgili bana dedi ki: "Ben bundan sonra sinekleri sekerden kovacagım. Ne mutlu o sineklere ki, onları kovan<br />
sensin."<br />
• Felek bir hırsızdır. Ömür kesesini ondan koru! Onun tanesi tuzaktır. Onur dirisi de ölü olur.<br />
• Sus artık; zaten söz herkese kolay görünür. Ama, binlerce kisi arasında onu anlayan bir kisi bile çıkmaz.<br />
1077. Biz senin güzelliginin mestiyiz.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. V.2144)<br />
• Dünyanın isi ne olursa olsun, o nerede Senin isin nerede îki cihan güzellerle dolu olsa, o güzeller nerede, senin<br />
kurnaz güzelin nerede<br />
• Farz et ki, dünyayı kıtlık kaplamıs, ne yemek var, ne ekmek. Ey gizli, ey asıkar Sultan! Senin zahîre ölçegin, ambarın<br />
nerede<br />
• Farzet ki, dünya dikenlerle, akreplerle, yılanlarla dolmus. Ey canın nesesi, sevinci; senin bagın, çiçeklerle, güllerle<br />
dolu gül bahçen nerede<br />
• Farzet ki, cömertlik ölmüs, hasislik herkesi öldürmüs. Ey bizim gözümüz, ey bizim gönlümüz! Senin lütfun, ihsanın,<br />
giydigin süslü elbiseler nerede<br />
• Farzet ki, ayla, günes, ikisi de yola düsmüs, gitmisler, görünmez olmuslar; o kulaga, göze yardımcı olan güzelligin,<br />
nurun nerede<br />
• Farzet ki, müsteriye inci satacak sarraf kalmamıs, sen nasıl olur da ihsanlarda bulunmazsın Senin inciler yagdıran<br />
bulutun nerede<br />
• Farzet ki, dünyada senin sırlarını söyleyecek agız, dil kalmadı. Peki senin sırlarının cosması, köpürmesi nerede<br />
•Sen kendine gel de hepsinden vazgeç! Biz senin güzelliginin, bulusmanın mestiyiz. Geç oldu, erken gel, senin<br />
meyhanen nerede<br />
• Bir yabancı gelmis. Ezelî sarapla mest olanların yolunu kesmede. Niçin sehnelik, polislik etmiyorsun Senin yigitligin,<br />
onu bunu yaralaman, kurdugun daragacı nerede kaldı<br />
• Ey sözler söyleyen, harfler saçan, sus artık! Mezarlıkta yatan, konusmayan, susanlar gibi kulak kesil; halka<br />
tercümanlık etme! Kendi halin, senin hal yönünden, hal dile ile söyleyen sözlerin nerede<br />
1078. Ey akıl; yanımdan çekil git de, iyiden de kötüden de kurtulayım.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2148)<br />
• Ey ogul! Senin canına, basına yemin ederim ki, güzellikte esin benzerin yoktur. Aynaya bak, kendi güzelligini seyret!<br />
Aslında aynada görünen güzel sen degilsin. Senin ötende bulunan kimdir; biliyor musun<br />
• Kendi yanagını öp, kendi kulagına sır söyle, kendi güzelligini seyret, kendi kendini methet!<br />
• Sırrın mecaz degildir, bir gerçektir. Sen bos yere nazlanmıyorsun. Nazın senin kendin içindir.<br />
• Ey akıl, yanımdan çekil git de, iyiden de kötüden de kurtulayım. Ey gönül, seni de istemiyorum, sen de benden<br />
uzaklas da senin hak ettigin sözleri söyleyerek seni kırmayayım.<br />
• Sen hem babasın, hem ogul, hem seker kamısısın, hem seker. Senin yerini tutacak kim var; söyle!<br />
• Kapadıgın dudaklarını aç, deger biçilmez akîk nedir; söyle! Zaten akîk madeni sensin. Ben sana, nasıl baha<br />
biçebilirim<br />
• Ey ogul! Bu dünyada ne bitti ise, ne yetisti ise hepsi senin gölgendir. Ey ogul! iki dünyaya da gölge salan senin<br />
devlet kusundur.<br />
1079. Hepimiz, bütün insanlar hep sana sıgınmaktayız.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2153)<br />
• Ey basa gelen her bela için aman olan, kendisine sıgınılan aziz varlık´ Biz hepimiz, bütün insanlar, sana<br />
sıgınmaktayız. Bizler hep senin emanındayız. Herkesin, her seyin canı, Sen´in canının lütfu ile hostur, güzeldir.<br />
• Bütün dünyanın, bütün insanların manevî padisahı sensin. Herkesin, her seyin aslı sensin. Mademki, Sen bizimsin;<br />
Sen´in olanlardan, sana mensup olanlardan bizim bir gamımız, bir sikayetimiz yoktur.<br />
• Ey benim ay yüzlüm! Dün gece Sen´in gam bulutun cigerime geldi de Sen´in dilinden bana sagdan soldan olmayacak<br />
yüzlerce seyden bahsetti.<br />
• Onun perisan sözleri yüzünden gönlüm sıçradı. Onun hayaline dogru gitti. Ey seker huylum! Yaptıgın her sey<br />
yerindedir, güzeldir. Bütün bu isler, bizlere layıktır.<br />
• Agzımıza Sen´in sevgi atesin düsmüstür de, bu yüzden sana kavusma hevesi ile, Sen´in dünyana ulasma arzusu ile<br />
bizim canlarımız bu dünyada çırpınıp durmadadır.<br />
• Sen´in askının yolunda ne bedenimde, ne de hanemde bir nisan, bir iz vardır! Sen´den perisan bir iz bulurum ümidi<br />
ile ben, ates gibi gidiyorum.<br />
• Bu degersiz kul, senin mücevherini gördü de kapında topalladı kaldı. Ey mücevherat sahibi! Ben Sen´in dükkanının<br />
yanında ayakta kalmıs, içeri giremiyorum, bana acı!<br />
1080. Güller, susamlar, bütün çiçekler senindir.<br />
Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2256)<br />
• Sen´in askınla kararsız olan kisi, sana kavusunca karar bulur, huzura erer. Böylece, ayrılık dikeninle gönlü yaralanan<br />
kimse, Sen´in gül bahçene ulasır da mutlu olur.<br />
• Su dünyada görülen güller, susamlar, bütün çiçekler, bütün gül bahçeleri Sen´indir, Sen´in yarattıklarındır. 0 güllerin,<br />
çiçeklerin solmaları, ölmeleri Sen´in sonbaharının hayırhahlıgındandır. Onların topraktan bas kaldırmaları, tekrar hayata<br />
kavusmaları, neseli neseli oynasmaları da Sen´in ilkbaharının eseridir.<br />
• Gerek yeryüzünde, gerekse göklerde bulunan canlı, cansız her varlık, her sey, her zerre asıkların canları ve gönülleri<br />
gibi Sen´in askına düsmüsler de kararsız olmuslardır. içlerinden yanıyorlar, kosuyorlar.<br />
• Yarattıklarının hepsi de, Sen´in askınla yasarlar. Sevdana taparlar. Bütün alem, Sen´in kudretli elindedir. Onlar,<br />
bazen Sen´in düskünlerin, mestlerin olurlar. Bazen de Sen´in humarındadırlar.<br />
• Varlıkların hepsi de Sen´in sevdana kapılmıs, alt üst olmuslardır. Neseyi de, kederi de Sen´den almıslardır. Ne yazık<br />
ki, her seyi Sen yarattıgın halde, yarattıkların Sen´den habersizdirler.<br />
• Yarattıgın eserlerde Sen´in sıfatını sezmek, hadiselerde takdirini müsahade etmek ne tuhaftır Mukadderata boyun<br />
egerek sikayet etmeden Sen´in tecellilerini beklemek ne hostur.<br />
• Sen´inle beraber olunca, Sen´in sevgine ulasınca, ölü ömrü, pörsümüs teni, ve donuk canı ne yapayım Sayılı iki üç<br />
günlük ömür ne ise yarar<br />
1081. Sakın bizi bırakıp gitme!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün,<br />
(c. V, 2143)<br />
• Evin aydınlıgı sensin, evi bırakıp gitme! Bizim zevkimizin, nesemizin tadısın, bizi gözet, gitme!<br />
• Düsmanım seni aldatmaya kalkısır. Onun isvesine, tatlı sözlerine kanma! Canımı, gönlümü gamlar, kederler içinde<br />
bırakıp gitme!<br />
•Allah askına, senin düsmanını da, benim düsmanımı da sevindirme! Düsmanın hilesine kulak verme, dostu incitme,<br />
gitme!<br />
• Ey güzel, ona buna haset eden kisi, hiç kimse için iyi söz söylemez. Sen Keremine ne layıksa, dosta onu yap, gitme!<br />
Elinden gelen lütfu, ihsanı dosttan esirgeme!<br />
• Kötü kisiler gibi her nefeste kendini esen rüzgara kaptırma, vesveselerinin hepsini atese at, yak! Sakın bizi bırakıp<br />
gitme!<br />
1082. Sen, bana gök sarabından, ilahî saraptan sun!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2154)<br />
• Kendine gel, egri bügrü yalpa vurarak yürüyorsun. Yine ne içtin; ev ev, mahalle mahalle mest ve harap bir halde<br />
dolasıyorsun<br />
• Kiminle arkadas olmustun Kimden bir öpücük kapmıstın Kimin saçlarını halka halka, tel tel çözmüstün<br />
• Hayır, hayır kim seninle dost olabilir Ey bütün gözlerin ısıgı güzel! Sen havuzdan havuza, dereden dereye gizli<br />
gidersin.<br />
• Canın hakkı için dogru söyle! Gönlüm de, canım da senindir. Benim sıseye benzeyen gönlüm, sürahi sürahi sarap<br />
içmistir.<br />
• Dogru söyle; gizleme! Asıklara arka dönme! Çesme nerede; söyle de testi testi su tasıyayım.<br />
• Dün gece hayalin asıklar arasında beni arıyordu. Ne yazık ki, yüz yüze geldigimiz halde bu kulunu tanıyamadı.<br />
• Sonra kulunu, o egri bügrü yürüyen kulunu tanıyınca dedi ki: "Hey! Eve gel; ne zamana kadar o tarafa bu tarafa<br />
gideceksin "<br />
• Benim bütün ömrüm odadan odaya, kocadan kocaya giden saskın kadınlar gibi; kötü ile, iyi ile, serle, hayırla<br />
beraber yolculukta geçti.<br />
• Ona; "Ey can Peygamberi" dedim. "Ey can ayetinin yeryüzüne inmesine sebep olan aziz varlık! Sen bana, senin<br />
içtigin, sana sunulan gök sarabından, i-lahî saraptan sun, sun da bu dünya dedikodusundan beni kurtar."<br />
• Can Peygamberi bana dedi ki: "Ezel kıvılcımını agzına götürürsen, agzını da yakar, bogazını da. Sonra; ´Ah bogazım,<br />
ah bogazım!´ diye bagırır durursun.<br />
• Allah, her yiyenin lokmasını, onun kabiliyetine göre vermistir. Bogazında kalacak lokmayı bos yere arama, arama!"<br />
• Can Peygamberine dedim ki: "Canım da, gönlüm de sana kurban olsun Kusuruma bakma; sen bana can sarabı ver!<br />
Ben korkak kisilerden degilim ki, asıkların hay-huyundan ürkeyim<br />
• 0 sarapla dost olmayan, o saraptan ürken kisinin bogazı kesilsin. 0 yolda topallayan kisi bana düsmandır."<br />
1083. Bizi görüsten mahrum etme, gözsüz bırakma! Çünkü sen bizim gözümüz, görüsümüzsün.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün,<br />
(c. V.2174)<br />
• Ey kalender gönüllü sevgili! Neden üzülüyorsun Gönlünü sıkıntılara sokuyorsun Daraltıyorsun Neden harabelerde<br />
yasayan baykusla ilgileniyorsun, onu düsünüyorsun Sen üstün bir varlıksın, devlet kusunun canısın.<br />
• Salına salına gel, ask ugrunda canlarım vermekten çekinmeyen asıkların arasına gir! Sen de canınla oyna! Sen de bu<br />
ugurda canını vermege hazırlan! ey asıl yerinden yurdundan ayrılıp gelmis olan aziz varlık! Sen, simdi neredesin Su<br />
dünyada gurbette degil misin<br />
*Senin la´1 dudakların ayrılıp geldigin madenin zenginligini, ihtisamını bildirmededir. Sonunda sende bulunan o can<br />
incisini göstermeyecek misin<br />
• Sen pek güzelsin, pek latîfsin, pek zarifsin. Ay gibi parlak bir yüzün var. Asıklara ne cilveler yaparsın Ayrılıgın ile<br />
onları ne belalara sokarsın<br />
• Öyle parlaksın, öyle güzelsin ki, can güzelligine hayran olmus da, bir halka sekline girmis, gelmis kulagına takılmıs.<br />
Fakat sen, asıklar arasına karısmayacak mısın Hiç bir halkaya girmeyecek misin<br />
• Gönülden derdi, gamı aldın, gönlümüzü kederden, gamdan azad ettin. Gönül ilk sarabı yapan efsanevî hükümdar<br />
Cem´in küpü gibi oldu. Bu kadeh senin için parlar durur. Ey can! Artık meydana çık!<br />
• Ey Tebrizli Hakk´ın Semsi! Ey görüsümüzün aslı, temeli! Bizi görüsten mahrum etme! Gözsüz bırakma, çünkü sen<br />
bizim gözümüz, görüsümüzsün.<br />
1084. Herkes sustu ama, gayb alemi, gizli alem dilsiz, dudaksız konusmada, hutbe okumada...<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2159)<br />
• Ey güzel! Mademki sarap var, sunmaktan çekinme; olmaz deme! Bos iki elini açıp da gösterme! Çabuk o sarabı<br />
testiden doldur, getir!<br />
• Ey gam gideren çalgıcı! Bu testiye tas atma! Hakk kapısından bir testi su almakla onun ihsan deresinin suyu<br />
azalmaz.<br />
• Hani Hz. Musa, bir mücize göstermisti. Bu mücizesi ile sihirbazlara bir iman kadehi sunmustu. Onlar kendilerinden<br />
geçmis, seve seve canlarını feda etmislerdi. Ey sakî ! Sen de bize sihirbazlara sunulan kadehle sarap sun!<br />
• Açıkça gel, sarabı apaçık olarak sun! Ask sarabının apaçık sunulması daha iyidir. Ramazan oldugu halde, ilahî ask<br />
sarabı yüzünden bugün herkese bayram günüdür.<br />
• Geçen sene ölen kisi, sevgilinin yüzünden yine dirildi. 0 Mesîh huylu sevgilinin lütfu ile kefeni içinde gülmege basladı.<br />
• Ey dirilmeyi, kıyameti inkar eden, aptalca konusma! Bahar geldi. Onun bahçesinde, selvi boylular, çemen gibi<br />
yeniden topraktan bittiler, bas gösterdiler, gel de gör!<br />
• Herkes sustu ama, gizli alem, dilsiz konusmada, dedikodu nagmeleri ol maksızın dünyaya hutbe okumada...<br />
1085. Mumun sana ısık degil, karanlık saçmadadır.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2155)<br />
• Söyle bakalım, bedeni ile dünyanın bir cüz´ü olan insan, nasıl olur da dünyanın dısında kalabilir Islaklık ne zaman<br />
sudan kurtulabilir Birincisi nasıl olur da ikincisinden kaçar, ayrılır<br />
• Ey ogul! Hiç bir ates, bir baska atesle sönmez. Benim gönlüm, ask yüzünden kanlar içinde kalmıs. Sen benim<br />
kanımı, kanla yıkama!<br />
• Ne kadar kaçtımsa gölgem benden ayrılmadı. Kıl gibi incelsem de, beni vekil eden pesimden gelen yine gölgemdir.<br />
• Gölgeleri ancak günes giderebilir. 0 bir gölgeyi uzatır, kısaltır. Sen gölge ile oynamak hünerini güneste ara!<br />
• Iki bin yıl gölgenin pesinden kossan, sonunda geride kaldıgını görürsün. Sen yine geridesin, gölge ileridedir.<br />
• Hizmetin, çalısman, çabalaman suç sayılmıstır. Nimetin, sana zahmet olmustur. Mumun sana ısık degil karanlık<br />
saçmadadır. Arayıp taraman senin elini ayagını baglamıstır.<br />
• Bunların sebebini sana anlatırdım, ama, senin gönlünün beli kırılır diye korkuyorum. Gönül sisesini de kırarsan, senin<br />
için o kırıkları tamir etmek yoktur.<br />
• Benden duy, benden isit! Sana gölge de lazımdır, nur da. insana ikisi de gereklidir. "Kötülüklerden sakın (=itteku)"<br />
agacının önüne basını koy da, gölge varlıgın uzasın gitsin.<br />
• Sen, Hakk´ın lütuf agacından yetistin, gelistin. Kanatların çıktı. Sus artık. Güvercinler gibi "bakara, bakara" demege<br />
kalkısma!<br />
1086. Hz. Adem, senin azarlayısının verdiği nese ile cennetin bahçesini bıraktı da yeryüzünde kapı esigini makam<br />
edindi.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün,<br />
(c. V.2170)<br />
• Ey benim canım! Benim her yönümde, altı cihetimde de senin güzelliginin resmi var. Ben her tarafta seni<br />
görüyorum. Aynada da parıl parıl senin yüzün parlamada.<br />
• Aynasını ancak kendi miktarınca görebilir. Çünkü sen bu kadar güzellikle, bu ihtisamla aynaya sıgamazsın.<br />
• Günes, seni ne vakit görebilirim diye, senin günesinden sordu. Günesin cevap verdi de, dedi ki; "Sen battıgın zaman<br />
ben dogarım."<br />
• Ey ask! Isıgı yedi kat göge sıgmayan akıl, nasıl oldu da senin tuzagına düstü, senin çuvalına girdi<br />
• Akıl, ask harmanının ancak bir bugday tanesidir. Fakat bu bugday tanesi, senin kolunu kanadını baglamıstır.<br />
• Hakk´ın ebedî hayat denizine dalarak ebedî canı görünce, bu can sana kol ve kanat kesildi.<br />
• Artık aska sahip oldun. Sence su mal mülk ne ise yarar Bu alemin devleti yüksek mevkî, senin ulastıgın mevki´e ve<br />
devlete göre, ne ise yarar Kaç pars eder<br />
• Sana karsı köpek nefsimiz, tilkilik edecek, hilelere bas vuracak, buna imkar var mı Senin çakalına arslan bile secde<br />
eder.<br />
• Ey benim canım! Gece gibi, gündüz gibi, elsiz ayaksız yollara düsmüs, kosup duruyorum. Çünkü gökyüzünden her an<br />
"gel" diye çagırdıgını duymadayım.<br />
• Senin nuruna karsı bizim karanlıgımız da nedir Senin güzel islerine karsı bizim kötü islerimizin ne degeri olabilir<br />
• Gündüzleri, senin agacının altına düsmüs gölge gibiyiz. Geceleri de seher zamanına kadar dertten, eleminden emin<br />
oldugumuz halde aglayıp, inlemedeyiz.<br />
• Hz. Adem, senin azarlayısının verdiği sevkle, nese ile cennetin bahçesini bıraktı da huzurunda kapı esigini makam<br />
edindi.<br />
• Gönül denizi, senin insana deger verisinden, insana ikramda bulunusundan köpürür, cosar. Fakat ben, senin<br />
sözlerine müstakım. Onun için dudagımı kapıyorum, susuyorum.<br />
1087. Benim canım sensin. Ben dünyaya meyleden gamlarla dolmus olan kendi canımı istemiyorum, ondan vazgeçtim.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. V. 2162)<br />
• Yine öyle bir coskunluk halindeyim ki, canına yemin ederim. Beni ne biçim baglarla baglarlarsa baglasınlar, hepsini<br />
koparır atarım.<br />
• Benim aziz ömrüm sensin, ben fanî ömrü istemiyorum. Canına yemin ederim ki, benim canım sensin, ben dünyaya<br />
meyleden gamlarla dolmus olan kendi canımı istemiyorum, ondan vazgeçtim.<br />
• Bir su kabından su içsem, o suyun içinde senin hayalini görürüm. Canına yemin ederim ki, ben sensiz bir nefes<br />
alsam; onsuz neden yasıyorum diye pisman olurum.<br />
• Sen olmadan ben havalara yükselsem, göklere çıksam, siyah bulutlar içime gamlarla dolar, aglarım. Canına yemin<br />
ederim ki, sensiz gül bahçesine girsem, kendimi zindanda hissederim. 42<br />
42 Nesatî merhum beyti söylerken Mevlana´yı hatırladı:,<br />
"Baga sensiz bakamam çesmime ates görünür,<br />
Gül-i handanı degil, serv-i hıramanı bile."<br />
"Sevgilim, ben baga sensiz bakamam, yalnız gülen gül degil servi agacı bile gözüme atesler içinde kalmıs gibi<br />
görünür."<br />
• Kulagım senin adından baska ses duymaz. Aklımın, fikrimin duydugu sey, senin kadehinin sesidir. Canına yemin<br />
ederim ki, ben çok perisanım, yıkılmısım, gel de beni kaldır, canlandır.<br />
• Ey beni dogru yola götüren azîz varlık! Mabette de maksadım sensin, mescitte de sensin. Sen, nereye yüz çevirirsen,<br />
canına yemin ederim ki, ben de yüzümü oraya çeviririm. 43<br />
43 Arif bir sair de;<br />
"Allah´ım; bazen kiliseye gidiyorum bazen mescide. Böylece ev ev seni arıyonım." diye söylemistir.<br />
• Ben askla konusuyordum, diyordum ki; "Ask arslandır. Ben de ceylanım." Fakat canına yemin ederim ki, ben<br />
arslanlardan kaçmak söyle dursun, onları ben gözetirim, onlara bekçilik yaparım.<br />
• Ey içten içe inkar eden; gizlice inkar etme! Canına yemin ederim ki, ben alına yazılan gizli yazıyı bile okurum.<br />
• 0 bir türlü anlasılamayan, neliksiz niteliksiz varlık, acaba su kanlarla dopdolu gönlüme nasıl bir yakınlık gösterdi ki;<br />
canına yemin ederim, bütün yakınlarımdan uzak düstüm.<br />
• Sen, kurbanlık canın bayramısın. Bütün asıklar, senin kurbanlarındır. Canına yemin ederim ki, ben senin kurbanınım,<br />
beni matbahına çek al!<br />
• Geceleri Tebrizli Sems´in askı ile uyuyamıyorum. Canına yemin ederim ki onun yüzünden zerreler gibi dagınık bir<br />
haldeyim.<br />
1088. Insanların yüzleri, senin yüzünün aynası olmasaydı, insanlardan kaçardım, daglara sıgınırdım.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2158)<br />
• Sen´inle bulusma, sana kavusma arzusuna kapılmıstım da, bu arzuda ısrar etmekte idim. Sen´in vefana erismek için<br />
bu vefalı canımı verecegim, ölüp gidecegim.<br />
• Gönlümün arzu ettigi lütufta bulundun da gönlümü ferahlandırdın. Fakat bu Sen´in binlerce lütfundan ancak biridir.<br />
Ben, sana karsılık olarak ne yapabilirim<br />
• Bir tat tattırmasaydın, yesillik yerden bitmezdi; gökyüzü Sen´in çagrını duymazdı da, böyle dönüp durmazdı.<br />
• Gül fidanlarının dünyası, Sen´in kırmızı, yesil renkli elbiselerine bürünmüstür. Gece yolcularının ümidi de Sen´in<br />
gündüzünün uyanmasına baglanmıstır.<br />
• Insanlann yüzleri, Sen´in yüzünün aynası olmasaydı, insanlardan kaçardım. daglara sıgınırdım.<br />
• Cansız sandıgımız varlıklarla, bitip boy atan bitkilerle bir samanlıga benzeyen dünya, Sen´in kehribarın olmasaydı;<br />
yokluktan nasıl meydana gelirdi<br />
• Sen´ın; "hay, huy" diye birbiri ardınca çagırman olmasıydı, topragın gönlünden bu hay, huylar olur muydu Bu<br />
sayısız bitkiler baskaldırır mıydı<br />
• Eger sen çagrılmasaydın; bu dünyada senin ne isin vardı Kendiliginden bir lütuf gelir, çatar. Onu çeken kimdir Ey<br />
gönül o kendiliginden gelis de, sana Rabb´inin bir lütfudur.<br />
• Zerre zerreye der ki: "Ne vakte kadar havada titreyerek oradan oraya uçup duracaksın Zaten, hava da, zerre de<br />
hepsi Sen´in havana kapılmıslar, sevdana düsmüslerdir.<br />
• Su hava da sabahın erken saatlerinden aksama kadar yüzlerce sekle girer, her sekilde de, her durumda da, Sen´in<br />
için çark vururlar, oynar dururlar.<br />
• Havanın oyununu görmüyorsun ama, agaçların oyunlarına bak! Yahut da, canın Rabb´inin huzurunda secdeye<br />
kapanısını seyret!<br />
• Yeter, sen artık sus; sus da varlıkların her biri kendi sözüne dalsın. Bütün huylar, elbette senin dilegine asık<br />
olmazlar.<br />
1089. 0 sana, senden daha yakındır. Ne için onu dısarıda arıyorsun<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün,<br />
(c. V.2172)<br />
• Belki gelir, belki de gelmez diyordum. Ama sevgili ansızın bana misafır olarak geldi. Bu gelisten gönlüm sasırdı da<br />
heyecanla; "Iste geldi." dedi. Can da; "Ne sasıyorsun, iste o ay yüzlü geldi, burada!" dedi.<br />
• 0, eve geldi ama, biz deliler gibi sokaklara döküldük. Onu arıyoruz. "0 nerede, o ay yüzlü nerede " diye bagırıp<br />
duruyoruz.<br />
• Halbuki, o evin içinde; "Ben buradayım." diye bagırıyordu. Benim ise, evin içinden gelen sesten haberim bile yoktu<br />
da "Neredesin " diye her tarafa bagırıp duruyordum.<br />
• Bizim mest olmus bülbülümüz, bizim gül bahçemizde ötüp duruyordu da biz kumru gibi "Ku, ku, nerede, nerede "<br />
diye feryad ederek uçuyorduk.<br />
• Sanki gece yarısı, bir çok kisiler yataklarından sıçrayıp kalkmıslar; "Hırsız var, hırsız var!" diye bagırıyorlardı.<br />
Halbuki, hırsız orada idi. 0 da onlarla beraber; "Hırsız var!" diye bagırmakta idi.<br />
• Hırsızın kendisinin bagırması, öbürlerinin bagırmaları ile öyle karısmıstı ki onların bagırıs ve çagırıslarından sesi bile<br />
ayırdedilemiyordu.<br />
• "Nerede olursanız olunuz, o sizinle beraberdir."44 Yani bu arayısta o da sizinle beraber oldugu için arıyorsan asıl onu<br />
ara!<br />
44--(57. süre olan Hadîd Suresi´nin su mealdeki 4. ayetinden iktibas var: "Her nerede bulunursanız bulunun, Allah<br />
sizinle beraberdir)"<br />
• 0 sana senden yakmdır.45 Ne için onu dısarıda arıyorsun Kar gibi eri, yok ol da, kendini kendinde aramaya basla!<br />
45--(50. süre olan Kaf Suresi´nin su mealdeki 16. ayetinden iktibas var "Biz ona yakın olan sah damarından daha<br />
yakınız.)"<br />
• Insan, asık olunca süsen gibi dillenir, söze baslar, konusur durur. Ama, sen dilini tut, sus! Süsenin de huyu budur,<br />
dili vardır ama, söylemez, susar.<br />
1090. Varlık aleminde asıl yasayıs, duyus asktır.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. V. 2265)<br />
• Bugün dostla bulusma rüzgarı, mutlu olma rüzgarı esmededir. Bugün sevgi, verdiği sözde, ahdinde durmus, vefa<br />
göstermededir.<br />
• Rakip gitmis, artık sevgilinin yanında yok. Sevgili, düsmanın zahmetini çekmeden, asıkların yalvarıslarını,<br />
yakarıslarını duymadadır.<br />
• Ey gönül! Sana sevgili ile bulusma müjdesi, onunla birlikte sarap içme müjdesi veriyorum. Zaman senden neler aldı<br />
gitti ise, onların hepsini sana geri verecek.<br />
• Sükürler olsun, düsman def´ oldu gitti. Biz de sarap kadehi ile arkadasız. Bizim neseden yanaklarımız kırmızı; rakipse<br />
kör olmus, yaslara girmis.<br />
• Ey sevgi! Ne mutlu sana, bulusma lütfunda bulunarak kendini gösterdin. Senin canına canlar feda olsun. Zaten asıl<br />
cömertlik mal ile degil, can ile olur.<br />
• Sevgili, haset edenlerin gönülleri hos olsun diye, bize cefa etti. Ama bugün onunla basbasa kaldık da, o bizi<br />
methetmege basladı.<br />
• 0, öyle bir ay yüzlüdür ki; onun nuru, günesin ısıgından üstündür. Bugün onu gören kisi, günesi kararmıs görür.<br />
• Bugün o, ay gibi olan yüzünden örtüyü kaldırdı. Onun nuru, günesten de, aydan da, Zühre yıldızından da üstündür.<br />
• Aynrııktan ötürü ne rahat kalmıstı, ne de huzur. Bugün ise, yasayısımız güzellesti, tatlılastı.<br />
• Yeni ay, her zaman günesten nur alır. Bu ay ise; günese kendi nurunu veriyor. Bu ay nasıl sasılacak bir aydır.<br />
• Ey gönül! Bu halden faydalan, Allah´a sükret! Sevgi sana sefik olmaya, acımaya basladı. Allah da seni seviyor, ne<br />
mutlu sana!<br />
• Su anda ask ordusu tarafından esip gelen rüzgar hos bir eda ile el attı, onun büklüm büklüm olan saçlarından bir<br />
büklümünü çözüverdi.<br />
• Sevgi, bizim susuzlugumuzu gidermek için meclise geliyor. Kahvenin verdiği sarhosluk ise, zaman gibi uzadıkça<br />
uzuyor, yeniden yeniye sarhosluklar doguruyor.<br />
• Asıkları rahatsız eden gam, su anda kapının dısında kaldı. Damdan da asagı indi.<br />
• Bugün o, bulusma ihsan ediyor, sifalar veriyor. Bugün ilahî askla kendimizden geçtigimiz için rüku´ ediyoruz,<br />
secdelere kapanıyoruz.<br />
• Sen bize o incelmis kadehi gönül sifası olarak sun! Biz çoktan beri onun zevkinden mahrum kaldık.<br />
• Ey insanlar! Aska sarılın, onun çagrısına cevap verin. Ona gidin, onu bırakmayın. Çünkü, Allah aska ölümsüzlük<br />
vermistir.<br />
• 0 uyumayan, daima uyanık olan ask, gökyüzünden, ötelerden gelen sevgi bugün gafilleri, gönülleri uykuda olanları<br />
çagırıyor.<br />
• Varlık aleminde asıl yasayıs, duyus asktır. Asksız yasayıs, yasayıs degildir, kabuktur.46<br />
46 Fuzülî merhum; "Ask imis her ne varsa alemde" demisti. Hz. Mevlana da bir siirinde:<br />
"Asksız geçen ömrü, ömür sayma. Onu hiç hesaba katma."demisti. (Dîvan-ı Kebîr, 3-1129)<br />
• Seni asktan alıp, dünya sevgisine dogru çeken dost, iyice bil ki senin düsmanındır. 0 sana haset etmededir.<br />
• Askta konusma, asktan bahsetme yoktur. Askı yasamak vardır. Askta inlemek, gözyası dökmek vardır. Bu gözyasları<br />
sana kafidir.<br />
• Sus, söyleme; hiç bir sey deme! Deme de askın ne oldugunu gözyası söylesin. Gönül yanmaya baslayınca öd agacı<br />
gibi koku verir.47<br />
47 Bir sairimiz ;"Sen hamüs ol, macerayı, çesm-i giryan söylesin." (Sen sus bastan geçeni anlayan göz söylesin.)<br />
demisti.<br />
1091. Ben dünyada her seyden bıktım da senin arzundan baska bir sey istemiyorum.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2229)<br />
• Ey adı benim mest olmus canıma gıda olan sevgili; gözüm de, aklım da senin günlerinle aydınlanmadadır.<br />
• Senin güzel yüzünü, gözünü, boyunu, posunu, elini, ayagını gümüs renkli bedenini görünce, altı cihet de benim<br />
yüzümün ısıgı ile altın rengini aldı.<br />
• Bana; "Gönlüm senden bıktı, usandı." demistin. Ben de o dünyada her seyden bıktım da, senin arzundan baska bir<br />
sey istemiyorum.<br />
• Iste ben de oturdum, bekliyorum. Canıma, beni özledigine dair bir haber gelinceye kadar bekleyecegim.<br />
1092. Ask ehli Tebriz sehrinin topraklarından kokular alır.<br />
Fe´ulün, Fe´ulün, Fe´ulün, Fe´ul<br />
(c. V. 2274)<br />
• Bir inciye yolum düstü. Denizler onun sevdasına kapılmıslardı. Onu dolunayla cilvelesirken gördüler de sasırıp<br />
kaldılar.<br />
• Bir su gördüm, ruh, o suya asık oldu. Onunla arınmak, onda sefa bulmak diledi. 0 kirlilikleri temizlerdi ama, ates<br />
degildi.<br />
• Askın öyle bir nuru vardır ki, güneste, ona benzer bir nur yoktur. 0 nur, asıklara delil olur, kılavuz olur, onları<br />
yürütür.<br />
• Sevgi gelini, bir dolunaydır, karanlıklarda parıl parıl parlar. Asıkların kanları ona mahmurluk verir.<br />
• Sevgiyi elde etmek için dünyaya sırtımı döndüm. Bana kendi diyarımdan baska türlü aydınlandı, göründü.<br />
• Ask yolunda atlılar gördüm. Atları yaralanmıstı ama, yollarında pek hızlı gidiyorlardı.<br />
• Onlara; "Böyle hızlı hızlı nereye gidiyorsunuz " dedim. "Sevgi diyarına gidiyoruz, sevgi diyarından kaçan helak olur."<br />
dediler.<br />
• Buna tam bir delil, bir örnek istersen "Tebriz" denen sehre git! Orası tam ziyaret edilecek bir sehirdir.<br />
• Ask ehli o sehrin topraklarından kokular alır. Ruh için orada manevî süsler ziynetler vardır.<br />
• Gider, karanlık bir gece gibi onun havasına girersin. Sonra neselenmis bir halde gündüz olursun, geri gelirsin.<br />
1093. Hayalinin etrafında asıkların dönüp dolastıkları o kerem sahibi geliyor.<br />
Fe´ulün, Fe´ülün, Fe´ulün, Fe´ül<br />
(c. V. 2272)<br />
• Ey komsu! Müjdeci, müjdeli bir haber verdi. 0 müjdeyi duyunca gönüller kendinden geçti, yandı, tutustu.<br />
• Sizin evinizin ve çadırınızın yakınında müjdecinin agzından Hakk´ın sesi duyuldu.<br />
• 0 müjdeci; "Karanlık gecelere, yüzü ay olan ve hayalinin etrafında asıkların donüp dolastıkları, o kerem sahibi<br />
geliyor, yaklastı." diyordu.<br />
• Müjdeciyi karsıladılar. Onun etrafında halka oldular. Hepsi de müjdeciye secde ettiler, onu ziyaret ettiler.<br />
• Bela yatıstıktan sonra, gönüller de yatıstı. Ondan baht elbiseleri giydiler ve yürüdüler, gittiler.<br />
1094. Uykudan uyanınca benim aklım olur, düsüncem olur, gelir beni bulur. Uykum gelip de uyusam, gelir, rüyama<br />
girer.<br />
Fe´ulün, Fe´ülün, Fe´ulün, Fe´ul<br />
(c. V. 2251)<br />
• Yeni bir is yapmaya baslasam; bana emir veren, yaptırtan odur. Ben gönül aramaya kalkıssam, benim gönlümü alan<br />
dilber odur.<br />
• Ben barıs arasam, bana barıs saglayan odur. Savasa girissem, düsmanı öldürmek için hançerim o olur.<br />
• Eglenmek için asıklar meclisine gitsem, mecliste o bana sarap olur, meze olur. Gül bahçesine gitsem, o bana<br />
yasemin olur.<br />
• Bir maden ocagına insem, o madeni bastan basa akîk haline getirir, akîk olarak karısma çıkar, denize girsem, denizin<br />
incisi olur, avucuma düser.<br />
• Bir ovaya gitsem, bir bahçe olur gelir beni bulur. Gökyüzüne yükselsem, bu defa bir yıldız olur, karsımda parlar<br />
durur.<br />
• Basıma gelen bir belaya sabretmek için bir köseye çekilsem, bana minder olur, üstüne oturtur; gamdan, kederden<br />
yanıp yakılsam, beni içine alır, buhurdanım olur.<br />
• Nese zamanında, asıklar arasına katılsam, gelir, hem sakî olur, bana sarap sunmaya baslar, hem mutrib olur, güzel<br />
nagmelerle beni büyüler, hem bana sarap sundugu kadeh olur, sarap içerken kendini bana öptürür.<br />
• Uzakta bulunan dostlara mektup yazmak istesem, bana kagıt olur, kalem olur, mürekkep olur.<br />
• Ben, uykudan uyanınca, benim aklım olur, düsüncem olur, gelir beni bulur. Uykum gelip de uyusam, bu defa gelir,<br />
rüyama girer.<br />
1095. Allah rızası için, bize güzelliginden bir seyler ver!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün,Fa´ilat<br />
(c. V. 2230)<br />
• Biz süffîer, çok uzaklardan geldik. Senin kapında bekliyoruz. Allah rızası için bize yüzünüzün güzelliginden bir seyler<br />
ver!<br />
• Susuz kaldık. Yanımızda bos ibriklerimiz var. Çünkü, biliyoruz ki; senin ırmagından baska bir ırmakta güzellik suyu<br />
yoktur.<br />
• Ey huyu her zaman merhamet ve lütuf, iyilik olan güzel! Haydi, kapında bekleyen bu yoksullarına bir seyler ver!<br />
• Kıtlık senesinde, Hz. Yusufun güzelligi can gıdası oldu. Biz de kıtlıktan bunaldık, sana geldik.<br />
• Süfîler, yine helva arzu etmekteler. Onların gönüllerinin arayıp özledigi senin o tatlı dudaklarındır. 0 tatlı sözlerindir.<br />
• Dün gece, tekkede bir gürültü kopmustu. Tekke senin kokunla misklere bürünmüstü, misk kokuları ile dolmustu.<br />
• Haydi, biz dilencilerin zembiline dogru elini uzat, aç! Senin sadaka veren eline, koluna aferinler.<br />
1096. Insanın kendini begenme huyunu bir kokla; onda can kokusu yoktur, toprak kokusu vardır.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2203)<br />
• Meyhanenin yolu nerede Ben meyhaneye yalnız basıma gitmek istiyorum. Benimle beraber beden de gelmesin, can<br />
da gelmesin. Böyle nadir bir küfre ait dünyada layık bir zünnar var mıdır<br />
• Can, ilahî saraptan esip gelen rüzgarla her an mest olmada ve meyhanenin kapısına kadar kosmada, fakat onun<br />
yükü, yani bedeni nerede<br />
• Kulagın bulunmadıgı bir taraftan (ötelerden) bir çeng sesi geliyor. Bu çeng bildigimiz çeng degil, sevgilinin çengi. 0<br />
çengi yapmak için tahta nerede bulunacak, tel nerede bulunacak.<br />
• Asık beden elbisesinden soyununca, ona öyle bir can elbisesi giydirirler ki, onun kumasını hızlı hızlı çalısan çulhalar<br />
dokumamıstır. Peki o nerede dokunuyor Ipligi nerede<br />
• Asıgın kibrini, kendini begenme huyunu, bir kokla! Onda can kokusu yoktur. Toprak kokusu vardır. Zaten o koku<br />
aslında topraktan yaratılan bedendendir. Böyle uçsuz bucaksız vahdet denizinde kendini begenmek ayıptır, utanç vericidir.<br />
• Eger burnun açılır da bir hakîkat kokusu alırsa, o koku burnuna ask magarasından gelmededir. 0 koku hiç<br />
duyulmamıs, hiçbir attarda bulunmayan acayip bir kokudur. Her tarafa kosarsın, magara nerede bilemezsin.<br />
• Asıgın tertemiz bir halde bulunan yüzünde, renksizlik rengi vardır. Fakat o güzel yüzlü sevgilinin vefası, lütfu, sefası<br />
nerede<br />
• Sermedî olan yani ölümsüz olan ömürden sana bir müjde geldi. Allah´a hamdet! Artık senin ömründe ne bu senenin<br />
bir gamı vardır, ne de geçen senenin.<br />
• Artık orada, iyi kisilerle de, kötü kisilerle de konusup görüsmek ruha yük olur, zahmet verir. Iyilerin en iyisinin<br />
gölgesindeki halvete kim sıgabilir<br />
• Hakk Sems´i ve din Sems´i ölümsüzlük sefalarında büyükler büyügüdür. Onun günesinin parıltısında aklı basında<br />
kalmıs, bir zerre bulunur mu Bu zerre nerede<br />
1097. Senin canının çekisleri olmasaydı, topraktan yaratılmıs beden nasıl asık olabilirdi<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2223)<br />
• Üstün insanların, seçkin kisilerin hepsi senin misafirindir. Günes bile gökte seni sormada, seni aramadadır.<br />
• Kem göz, senin güzel yüzünden uzak olsun, binlerce can sana feda olsun.<br />
• Sana feda olan canlar ölümsüz olurlar. Çünkü, canlar senin madeninin iksiridir.<br />
• Sen, Hakk´ın ismet, temizlik sarayındasın. Baht ve devlet de gece gündüz sana kapıcılık yapmadalar.<br />
• Allah´ım bu bahçeyi sonsuz baharının lütfu ile daima yesert, yemyesil, ter ü taze sakla!<br />
• Sakla da melekler oradan meyve devsirsinler, elmalıklarında gezinsinler.<br />
• Allah´ım, su ask ırmagının suyu, senin ihsanın, bu ırmak her tarafa aksın, hiç bulanmasın.<br />
• Allah´ım, bu duaya, sen de amin de! Zaten dua da senin duan, amin de senin aminin.<br />
• Dünya çenginde, dünya kanununda teller var. Her telin feryadı, senin emrine göre, senin arzuna göredir.<br />
• Ben uyumustum, beni sen uyandırdın. Ben senin çevgeninde bir top gibiyim.<br />
• Senin canının çekisleri olmasaydı; topraktan yaratılmıs bu beden, nasıl asık olabilirdi Toprak nerede Ask nerede<br />
• Kuru toprak mest oldu da nagmelere basladı. Bu nagmeler senindir, nagmeler senindir, senin!<br />
1098. Gönül, senin etegini tuttu. Beden de gönlün etegini tuttu. Vah bu çekisten, vah bu isten!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2242)<br />
• Senin nar çiçegi gibi olan yüzün bahçeye gelince, gülün gönlüne atesin düser, onu yakar, yandınr.<br />
• Lalelerin gönüllerindeki atesin dumanı senin can renkli atesindendir. Senin yükünü çektikleri için, menekselerin beli<br />
bükülmüstür.<br />
• Can gül bahçesinin goncası, senin gül gibi olan yüzünü gördü ve dikeninin sevdasına kapıldı da gözünü hos bir<br />
sekilde açtı.<br />
• Süsen kılıcını çekmis, yaseminin kanını dökmüstür. Fakat süsene bu kılıcı kim vermistir Kim verecek, senin kanını<br />
içen, kan dökücü nergis gözlerin vermistir.<br />
• Bütün çemenler, ham sofular gibi soguk ve kupkuru idiler. Senin görünmez saraplar veren meyhaneci dudaklarından<br />
mest oldular, yeserdiler, gelistiler.<br />
• Askla mest oldugum için ona; "Sen, benim sevgilim degil misin " dedim. Yoksa, iki dünyada da sasıdan baska, kim<br />
senin sevgilini görmüstür<br />
• Gönlümde; "Ben sizin Rabb´iniz degil miyim Evet."48 yazısı var. 0 yazıyı inkar etme! Iste yazın, iste ikrarın!<br />
48 A´raf Süresi, 7/172. ayete isaret var.<br />
• Gönül, senin etegini tuttu. Beden de gönlün etegini tuttu. Vah bu çekistirenden, vah su isten!<br />
• Ey can padisahlarının padisahı Tebrizli Semseddin! Bedenin gönlünde, gönlün askı var. Gönlün gönlünde ise, senin<br />
askın var.<br />
1099. Ey can! Gönlümün gam yemesinden ötürü beni seviyor, benden razı oluyorsan, ben gama yüzlerce gönül<br />
verdim.<br />
Mef´ulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa-ilat<br />
(c. V. 2236)<br />
• Sevgili! Sen Hz. Musa gibisin. Ben de senin elinde asanım. Bazen halkın dayanagı oluyorum. Bazen de senin<br />
ejderhan!<br />
• Ey bakî olan, ölümsüz ve sonsuz olan Allah´ım! Senin varlıgına ne gün sıgar, ne de zaman! Gönlüm de senin sevdana<br />
kapılmıs, zamanım da!<br />
• Bana yüzlerce gün, yüzlerce zaman bagıslasan,onların hepsi de, senin askına, muhabbetine feda olsun.<br />
• Gözlerim, yarattıgın güzelleri, güzellikleri, çesit çesit hayvanları, bitkileri, gökleri, yıldızları gördü de, senin essiz<br />
vasıflarını, yaratma gücünü, dilsiz dudaksız olarak gönle söyledi. Gönül, gözün anlattıklarını duyunca, kendisi bastan basa<br />
göz oldu.<br />
• Bu gözlerim, senden gönüle haber götüreliden beri, gönül iki gözüme, dua edip durmada.<br />
• Gökyüzü, yüzlerce mumla, senin gönüller alan o güzel gözlerini, gece gündüz aramada, telasla dönüp durmadadır.<br />
• Ey can! Gönlümün gam yemesinden ötürü beni seviyor, benden razı oluyorsan; ben gama yüzlerce gönül verirdim.<br />
• Beni, senin gam havanında yüzlerce defa döv, ez. Bu ezilisle, senin tutiya´n olurum. Gözlere çekilir, gözleri<br />
aydınlatırım.<br />
• Can da nedir Senin güzelliginin gül bahçesinden bir yarım bayraktır. Peki gönül dedigin nedir Senin bagında<br />
açılmıs bir çiçek.<br />
1101. Birisi asık olunca, artık ondan vazgeç, onu arama, bırak gitsin!<br />
Mef´ülü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. V. 2239)<br />
• Hocanın mahallesine gittim. "Hoca nerede " diye sordum. Dediler ki; "Hoca asık olmus, hoca mest olmus, yer yer,<br />
mahalle mahalle dolasmadadır."<br />
• Dedim ki; "Ona bir isim düstü. Onun nerede oldugunu söyleyiniz. Ben hocanın dostuyum, ona düsman degilim, onu<br />
çok severim."<br />
• Dediler ki; "Hoca birisine asık oldu. Onu ya baglarda ara, ya ırmak kıyısında!"<br />
• Mest olmus kisiler, asıklar, sevgililerinin bulundugu yere giderler. Birisi asık olunca ondan vazgeç, onu arama, bırak<br />
gitsin!<br />
• Suyu gören balık, kıyıya gelmez. Asık nasıl olur da renge, kokuya kapılır kalır<br />
• Donmus dahi olsa günesin yüzünü görünce, dayanamaz, erir gider.<br />
• Bilhassa birisi, padisahımıza, o vefalı olmakta esi bulunmayan, tatlı huylu padisaha asık olursa;<br />
• 0, hadde hesaba sıgmayan, o kıyaslanmasına imkan bulunmayan büyük bir padisahtır. 0 kimya gibi benzeri olmayan<br />
varlık, kime dokunursa; "Geri dön!"50 emri ile hemen onu altın haline sokar.<br />
50 Fecr Suresi, 89/27-28. ayetlere isaret var.<br />
• Uykuya dal, dünyadan vazgeç, altı yönden de kaç! Ne zamana kadar, aptalcasına, basıbos, surada burada dolasıp<br />
duracaksın<br />
• Nasıl olsa seni çekip götüreceklerdir. Bari sen kendi isteginle git de, padisahın yanında yüzün olsun, yerin olsun,<br />
serefin olsun.<br />
• Su dünyada öteye beriye kosan bir serseri olmasaydın, varlıgından geçseydin, sırları kesf eden Isa sayılırdın, sana kıl<br />
kadar bir sey bile gizli kalmazdı.<br />
• Ben, su görünen agzımı kapadım. Gizli agzımı açtım. Bir kadeh sarapla "Dedi" sevdasından kurtuldum.<br />
1102. Senin utancın daglara düsünce dag, kan kesildi, adı da la´l oldu.<br />
Mefulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. V. 2238)<br />
• Ey utandıgın için, yüzü gül gibi kızaran sevgili! Ben neden çekiniyorum, senden mi Yoksa utancından mı<br />
• Gül bahçesi, senin güzel yüzünü gördü de, yüzlerce renge boyandı. Böyle oldugu halde, sen neden, kimden<br />
utanıyorsun da yüzün gül gibi kızarıyor<br />
• Ben sevdadan yüz binlerce hırka diktim. Bir çok çarelere, türlü tedbirlere bas vurdum. Fakat senin utancın bunların<br />
hepsini de yaktı.<br />
• Senin utancının saflıgı, aslı, sebebi ötelerden geliyor. Senin utancın bu dünyaya ait degil, gayb aleminin perdesinin<br />
arkasındadır. Senin su görünen utancın, gül bahçesine benzeyen yüzüne düsen, ötelerin utanç gölgesidir.<br />
• Duygusuz, tas kesilmis gönül, senin utancını gördü de eridi, su kesildi. Ya Rabbî, duygulu, uyanık gönül, senin<br />
utancını görürse ne olur<br />
• Senin utancın daglara düsünce, tastan, topraktan ibaret olan dag, kan kesildi; adı da la´l oldu.<br />
1103. Ask atesi bastan basa yasemin, çayır, çimen oldu.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. V. 2217)<br />
• Sararmıs yüzümü gör de bana hiçbir sey sorma, basıma gelen sayısız belaları, dertleri seyret de, Allah için olsun<br />
bana sebebini sorma!<br />
• Kanlanmıs gözlerime, ırmak gibi akıp duran gözyaslarıma bak! Ne görürser gör; "Ne imis, ne içinmis, nasılmıs " diye<br />
bana bir sey sorma!<br />
• Dün hayalin gönül evinin kapısına geldi. Kapıyı çaldı. "Gel!" dedi, "Kapıyı aç, fakat bana hiçbir sey söyleme!"<br />
• Ayrılık gamından feryad ederek, elimi ısırdım. Halimi gördü de; "Elini ısırma, hiçbir sey söyleme, iste ben<br />
seninim."dedi.<br />
• Dedi ki: "Sen benim zurnamsın, dudagım olmadıkça feryad etme! Sanî çeng gibi nagmeler vermezsem, nagmemden<br />
sikayet etme!"<br />
• "Kederlerle dolu su dünyada, canımı oradan oraya çekip durmadasın. Bu ne zamana kadar sürecek " dedim. "Nereye<br />
çekersem" dedi, "Oraya gel! Hiç bir sey sorma, hiç ses çıkarma !..<br />
• "Hiçbir sey söylemesem, hiç sikayet etmesem, sen bana yaptıklarını reva görüyor musun " dedim. "Bir ates yaktın,<br />
alevlendirdin, hiçbir sey söyleme, gir içine!" diyorsun.<br />
• Gül gibi güzel bir gülüsle güldü de, "Gir atese!" dedi. "Gir de ask atesini bastan basa yasemin, yaprak, çayır, çimen<br />
olarak gör! Fakat hiçbir sey söyleme!"<br />
• Bütün ates, söz söyler gül halini aldı da; "Sevgilimizin lütfundan, kereminden baska hiçbir söz söyleme!" dedi.<br />
1104. Senin parlak yüzün can aynasıdır.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2243)<br />
• Senin parlak yüzün, can aynasıdır. Benim canımla senin canın, her ikisi de bir imis.<br />
• Gökyüzünde parlayan dolunay, senin bir incindir. Gönül evi de benim degil, senindir. Akıl, vaktiyle beden evinin<br />
efendisi, sahibi idi. Simdi senin kulun kölen oldu. Senin kapıcın oldu.<br />
• Ruh, ezelde, "Elest" gününde senin yüzünün güzelligini görmüs, mest olmustu. Ezelden gelip bu balçık bedende<br />
sürgün hayatı yasarken, senden ayrı düstügü için perisan oldu.51<br />
51 Hakk asıklarından Ibn-i Farız hazretleri, Kasîde-i Hamriyye´sine su beyitle baslamıstı:<br />
"Daha dünyada üzüm çubugu yaratılmadan önce, biz sevgilinin askı ile içtik, mest olduk."<br />
• Bizim maddî varlıgımızdan olan toprak asagı çöktü, oturdu. Su ise simdi saftır, berraktır. Fakat simdi benimki de,<br />
seninki de ortadan kalktı gitti.<br />
• "Gönül devletin kıyamete kadar yasasın!" diye Rum Kayseri simdi zenciler ordusunu bozguna ugrattı.<br />
• Ey yüzü aya benzeyen sevgili! Zaman zaman feryad ediyorum. Çünkü ince nükteleri bilen askın bile bana perde<br />
oluyor.<br />
1105. Hiç acımayan merhametsiz gönlü, gel de sevgilide ara!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. V. 2247)<br />
• Eger sen, beni sagda solda arar da bulamazsan, git; beni sevgilinin yanında ara! Beni o cennette, o gül bahçesinde,<br />
o yesillikte ara!<br />
• Tembelim, issizim. Gölge gibi yere uzanmısım. Sen de beni ebedî olan o selvinin gölgesinde ara!<br />
• Beni yıkılmıs, mest olmus bir halde yerlere serilmis görmek istersen, gel de o mahmur yüzlerin civarında ara!<br />
• 0 iki mahmur göze, ilahî nurlarla dolu olan, o kıyısız denize dal da büyük yaratıcının sır incilerini ara!<br />
• Hiç aglamayan, merhametsiz gönlü, gel de sevgilide ara! Hiç solup sararmayan dökülüp saçılmayan gülü de, o<br />
baharda ara!<br />
• Askın verdiği kararsızlıktan hoslanmayan, huzur arayan adam soguk bir adamdır. Sen, sabır, karar nedir bilmeyen<br />
mest olmus asıgın canını ara!<br />
• Çeragın yoksa, ondan çerag iste! Sarabın yoksa, ondan sarap iste, sarap ara!<br />
• Dün gece kendimden geçtim de bir suç isledimse; zavallı aklımın o güzel yüzden iste, o gül renkli yanaklarda ara!<br />
1106. Ey neseli gönül! Söyle, söyle!<br />
Fa´lü, Fe´ulün, Fa´lü, Fe´ulün<br />
(c. V. 2246)<br />
• Ey yigitlerin bası! Söyle, söyle! Ey meydanın padisahı! Söyle, söyle!<br />
• Ey ölümsüz ay, ey sakîlik eden padisah, ey hakîkatleri bilenin canı! Söyle, söyle!<br />
• Sen herkesin kıblesisin. Sen muma ısıksın. Asıkların hikayelerini söyle, söyle!<br />
• Ey bastanbasa kurnazlık olan varlık, ey mest olanların sakîsi! Gül bahçesinin sırlarından söyle, söyle!<br />
• Sen her seyi bilirsin, hem de bastan basa cansın. Sen dîvanın basısın, söyle, söyle!<br />
• Sen ab-ı hayatsın, seker kamısısın. Sevgiliye ait nükteleri söyle, söyle!<br />
• Gamlanmazsın, öfkelenmezsin, ey neseli gönül! Söyle, söyle!<br />
• 0 saf sarabı, o büyük kadehi sun, gülerek söyle, söyle!<br />
• Ey rebab çalan dost! Her neyi bulursan, her neyi biliyorsan iman hürmetine söyle, söyle!<br />
• Sen ne kavga edersin, ne de kaçarsın. Söyleyeceklerinin sonu da olmasa, bası da olmasa söyle, söyle!<br />
1107. Ben, senin gönlüne asık oldum.<br />
Fe´ilün, Fe´ilün, Fe´ilün, Fe´ilün<br />
(c. V. 2252)<br />
• Ben senin gönlüne asık oldum. Senin oturdugun mahallede ev tuttum.<br />
• Ilkbahar geldi. Nefsinle bütün dünya yeserdi. Senden bir emri kabul eder her sey gönle de, cana da kıble oldu.<br />
• Akıl da, fikir de senin deli divanen oldu. Sana ibadet eden kisi, benlikten af dünya islerinden de vazgeçti.<br />
• Gök kuslarının, meleklerin senin yüzünden kanatları baglı, daha ötelere uçamıyorlar. Her akıllı can, sana akıl<br />
erdiremez.<br />
• Can; "Bogazlayasın da dirileyim." diye deve gibi boynunu sana uzatmadadır.<br />
• Canın her müskülü seninle çözüldü. Ama, dünyada çözülmesi gereken bir müskülün olarak, yalnız ben kaldım.<br />
• Senin ay gibi olan yüzünün ısıgı ile bizim gecemiz, gündüzden daha aydınlıktır.<br />
• Geceleyin develer, senin kondugun yere, seni bir an önce götürmek için rehvan olarak yürürler.<br />
1108. Hz. Yusuf güzelligini, gömlegi de kokusunu ondan almıslardır.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, , Fe´ilün<br />
(c. V. 2218)<br />
• Hepsi de yediler, içtiler, gittiler. Bir ben kaldım, bir de sen! Beni buldun, artık her ham kisinin sohbetini arama!<br />
• Canın bütün yesilligi, gençligi, gönül devletindendir. Aklını basına al da, sen de yesillik gibi, sögüt agacı gibi, ırmagın<br />
kıyısında kal!<br />
• Gönül evi, güzel ay yüzlülerle doludur. Bunların bir kısmı, Züleyha yüzlü, bir kısmı da Yusuf yüzlüdürler.<br />
• Ey ask! Ben de senin kulunum, sen pek güzelsin, iyi huylusun. Senin yüzün de güzel, huyun da!<br />
• Sen, meclisin nesesisin, heyecanısın. Herkesin ab-ı hayatısın. Senin yüzünden herkes asagı duygulara, bogaza<br />
düskünlügü unutmus, bastan basa gönül halini almıstır.<br />
• Ey gönül Senin gözün benim gözümden daha keskin. Bana söyler misin Su sokak basında duran, yüzü günes gibi,<br />
ay gibi parlak olan kimdir<br />
• Yoksa o, ask mıdır 0, zaten insana benzemiyor. Padisahlar bile onun kapısında köle olmuslardır.<br />
• Günes de, gök de ondan parıltı çalmıslar, Hz. Yusuf güzelligini, gömlegi de kokusunu ondan almıslardır.<br />
1109. Sen bizim dileksiz mi olmamızı istiyorsun<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2245)<br />
• Ey ay ısıgı çalgıcısı! Gel de havalarda dolasırken su dünyada neler gördüysen, neler duyduysan onları bir bir söyle;<br />
korkma biz yabancı degiliz.<br />
• Ey bizim padisahımız, ey bizim zevk alemimiz! Bizim canımızın içinde ne gördüysen söyle!<br />
• Ey sevgilinin nergis gözleri! Allah size yar olsun, Allah sizi korusun. Dün gece onun gül bahçesinden neler derdin,<br />
nasıl güller devsirdin, söyle!<br />
• Ey benim elimden mest gönlüm gibi kaçıp kurtulan, ey her seyi oldugu gibi gören, bilen! Gördüklerinden neler<br />
begendin, seçtin; onları söyle!<br />
• Bayram gelir, geçer, fakat senin bayramın ebedî olarak kalır. Kimseye yardımı dokunmayan su fanî felegin<br />
cazibesinden kendini nasıl kurtardın; onu söyle!<br />
• Ey seker gibi tatlı sevgili! Ben can seker kamıslıgında yolumu kaybettim boguldum. Sen can seker kamıslıgında neler<br />
tattın; onu söyle!<br />
• Beni serap sola çekiyor, gönül de saga. Sevinerek yürü, git! Çünkü bu çesitli yönlerden çekilmek, sevgi alametleridir,<br />
bu da hos bir seydir. Peki ama ey zavallı! Sen hayatında neler çektin, onu söyle!<br />
• Meyhanecimizin coskunlugu, münacatımızın nuru olan güzel! Dilek perdelerimizi sen yırttın. Niçin yırttın söyle Bizim<br />
dileksiz mi olmamızı istiyorsun söyle!<br />
• Gökyüzündeki ay, bulutlar arasına girer, kararır. Isıkları zayıflar. Ey bulutlarla gizlenmeyen, ey bulutlardan uzak olan<br />
"can ay"ı; sen bir seyler söyle!<br />
• Gölgen daimî olsun, ay´ın da daima parlasın dursun. Felek de sana kul köle olsun, neden korktun, ürktün, söyle!<br />
• Ask, dün gece, bana dedi ki; "Nasıl oldu da, bana asık oldun " Ona dedim ki: "Nasılı, nedeni bırak da, ne sekilde<br />
gönlünü çaldıgını söyle!"<br />
• Ben nefsi ile savasan kisiydim, akıllıydım, zahittim. Ey zahitlik, ey takva Neden kus gibi uçup gittiniz Onu söyle!<br />
1111. Ben, onun eliyle kırılmaktan sikayetçi degilim.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. V. 2250)<br />
• Insafsız ve imansız ask, gece yarısı beni yakaladı. Damdan beni bin kere odaya çekti, aldı. Sonra beni odadan aldı,<br />
köyün dısına çıkardı.<br />
• 0 beni gece gafıl avladı. Öyle vakitsiz, öyle ansızın geldi ki, neye ugradıgımı anlayamadım. Bir testinin kulagını tutar<br />
gibi kulagımı sıkıca tuttu.<br />
• Zaten, ben ona bir testi gibi teslim olmusum. 0 bigane isterse doldurur. Testi, sucunun esiridir. Ondan nasıl<br />
kaçabilir<br />
• Sucunun canı isterse, taslar atar, testiyi kırar. Sahibi odur. Her sey onun elindedir. Fakat, ben onun testisi oldugum<br />
için memnunum. Ben onun eliyle kınlmaktan sikayetçi degilim. Bilakis seviniyorum. Beni zevkle, sevkle yenı-den<br />
yapmasından da memnunum.<br />
• Testi, ırmagın içinde çalkalanmak, dalgalar yutmak, hevesiyle, binlerce canla, binlerce gönülle, iki kulagını da ırmaga<br />
teslim etmistir.<br />
1112. Rum da, Türk de kıyamete kadar senin sofranda yesinler, içsinler.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2244)<br />
• Ben, senin gülen dudaklarına doymam, doyamam. 0 senin güler dudaklarına, dislerine binlerce aferin.<br />
• Ey ogul, hiç kimse kendi canına doyar mı Sen, benim canımsın. Çünki senin canınla benim canım, birdir.<br />
• Susuzum, içtikçe içiyorum, kanmıyorum. Benim ölümüm de sudandır, diriligim de sudandır. Sen suyunu devrettir,<br />
döndür! Ben senin suyu döndürüsünün kuluyum, kölesiyim.<br />
• Bana peskes çekiyorsun, armagan sunuyorsun. Sen armagan olarak bana kendini sun da, ben senin gömleginden<br />
bas çıkarayım.<br />
• Iki elim de yoruldu, isten güçten kaldı. Ama zaten ellerim benim degil, senindir. Senin nefesin, senin hikayen<br />
olmadıkça, benim elim ne ise yarar<br />
• Senin askın; "Ey dost!" dedi. "Bizim evimize gir de, hiçbir hırsız evimize girmeyi düsünmesin."<br />
• Ben de ona dedim ki: "Ey ayagı ugurlu ask! ´Senin kapının bekçisi benden incinmesin.´ diye ben bu kapıya halka<br />
olurum."<br />
• Bu sözüme ask su cevabı verdi: "Bilirim, sen halka gibi kapının üstündesin, hem de gönlümün içindesin. Sen hem<br />
dıstasın, hem içtesin. îki vatan da senin yerin yurdun, malın, mülkün."<br />
• Sus artık, söyleme, yeter! Rum da, Türk de kıyamete kadar senin yesinler, içsinler.<br />
1113. Seni dertlerle, belalarla imtihan edisim, seni sevmedigimden ötürü degildir; senin olgunlasman içindir.<br />
Fa´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilatün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2259)<br />
• Çabuk ol, vefakarlık davulunu çal, çünkü senin bekledigin günler geldi. Erguvan çiçeklerin açıldı. Haydi sen de<br />
erguvan renkli sarabı sun!<br />
• Senin bagının tatlı üzümlerinden sıkıp sıra çıkaralım. Genç taze agaçlarından meyveler toplayıp, dagıtalım.<br />
• Canı, aklı, lütuf ve kerem sofrasından kovma! Bir iki sinek, sofrasından ne yiyebilir Onların yemeleri ile sofrandan<br />
ne eksilir<br />
• Bütün insanların dünya mallarına karsı duydukları hırs, tama´, senin harmanından ancak bir arpa tanesi<br />
degerindedir. Senin mana cihanına nispetle dünya ve ahiret iki küçük köyden ibaret!<br />
• Günes, bütün gün ısık kılıcını çekip vursa, yine de senin kılıcının korkusundan erir, zerreden daha küçük bir hale<br />
gelir, daha da görünmez olur.<br />
• Göklerin canı senin arkanda, yere kapanıp yeri öpünce, yer kanatlanır ama, o, hangi kanatlarla senin göklerine<br />
dogru uçabilir<br />
• Kanadı kırılmıs bir halde ortada kalır. Kendisine senden armagan olarak bir kanat gelsin, uçsun diye bekler durur.<br />
• Benim feryadım ne gece, ne de seher vaktinde sana ulasabildi. Senin gece bekçisinin korkusundan feryadlarım atesli<br />
bir hale gelemedi.<br />
• Halbuki bana vaatlerde bulunmustun, yeminler etmistin, sana dualar ederken, yalvarırken, yakarırken göklere<br />
çıkmam için merdivenler gelmeyecek miydi<br />
• 0 nergis gözlerle kuluna baktıgın zaman, onun canı mekan aleminden uça da, senin mekansızlık alemine varır.<br />
• Sen de onu oksarsın da, "Ey kendini hüzünlere kaptıran! Bundan sonra ne gam çek, ne de elem! Çünkü gökler bile<br />
senin coskunlugundan, feryadından costu, feryad etti." dersin.<br />
• Sana merhamet etmede, oksamada anandan, babandan daha ileriyim. San; onlardan daha fazla acırım. Seni<br />
belalarla, dertlerle imtihan edisim, seni sevmedigimden ötürü degildir. Senin olgunlasman, piskinlesmen içindir.<br />
• Sana baglar, bahçeler, cennetler hazırlarım. Dertlerine deva veririm. Sana su sislerle, dumanlarla gökyüzünden daha<br />
güzel, yepyeni bir gökyüzü hazırlarım.<br />
• Ey güzelim, sana söylenecek sözlerin hepsini söyledim. Ama, sözün aslın söylemedim. Çünkü, senin sırrını, senin<br />
kendi agzından duyup isitmeleri daha iyi olacak.<br />
1114. Onun yüzünün güzelligi karsısında tövbem de, günahım da yandı gitti.<br />
Müfte´ilün,Mefa´ilün,Müfte´ilün,Mefa´ilün<br />
(c.V.2147)<br />
•Seni böyle her an onun tarafına dogru çeken sey nedir; amber mi Hayır! mı Hayır! Beni çeken onun kokusudur,<br />
onun kokusu!<br />
• Çok kıymetli paha biçilmez bir zincir var. 0 bütün tövbelere düsmandır. Bana tövbeyi bozdurdu. Ben kim oluyorum<br />
da tövbe ediyorum. Tas atan o, kırılan testi de onun testisi.<br />
• 0, pek çok tövbeleri bozdurur. Böyle güzele karsı, insan nasıl tövbe edebilir Perdeler yırtmak, gönüller kapmak,<br />
onun huyudur, onun huyudur.<br />
• Tövbem onun içindir. Tövbeyi bozduran da onun sevgisidir. Onun yüzünün güzelligi karsısında, tövbem de, günahım<br />
da yandı gitti.<br />
• Akıl ve can agacının dalları yoktur. Ancak onun bagında bulunur. Ab-ı hayat suyu yoktur. Ancak onun ırmagında<br />
bulunur.<br />
• Ask da, sarapla neselenmek de ondandır. Her taraftan, her yerden onun askının sesi gelmededir.<br />
• Kendini begenen kimse, kabak gibi büyür, yukarılara tırmanır. Ama insan, kendi varlıgından bosalmadıkça onun<br />
kabagı (yani bası) irfanla dolmaz.<br />
• Yere düsen, kısalan, uzayan gölge, gölgenin yerde sürünmesi, bir seyler arayıp durması, hep can günesinin<br />
yüzündendir.<br />
• Aslında, gölge de odur, nur da. Derlenip toplanan, uzayıp giden de odur. Nur, onun yüzünün aksindendir. Gölge de<br />
onun saçlarındandır.<br />
• Ey can günesi, ey can ay´ı! Açıkça perdeleri yırt da, gökler de yedi kat per-desini yırtsın.<br />
• Ey varlıgına karsı benim de, benligin de, senligin de yok olup gittigi güzel! Benim koynum da, varlıgım da, senden<br />
baska ne varsa, onların hepsi bana perdedir.<br />
1115. Ruhanî doguslarda ana rahmi olur mu<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2207)<br />
• Askın özündeki Islam sivesi, islamî yasayıs tarzı nerede Askı, islamî sekilde yasamanın zorluklarını açıklayacak bilgi<br />
sahibi nerede<br />
• Kendi gönlündeki miske asık olan, yani kendinde bulunan güzelden haber olan ars ceylanının yeme bakması, yani<br />
dünyanın maddî güzellerine bakması beklenir mi 0 tuzagın etrafında dönüp dolasacak ceylan nerede<br />
• Ayrılık zamanında her gün insana bir sene gibi uzun gelir. Ama, ayrılık geride bırakılınca gece de nedir Gündüz de<br />
nedir<br />
• Canlı varlıklar, erkeklerle disilerin bulusmalarından olurlar ve ana rahminden dogarlar. Fakat ruhanî doguslarda ana<br />
rahmi olur mu<br />
• Ey sakî; akıl basta iken, askı bulmanın imkanı yok. Ask kadehinin kokusu beni kararsız bir hale getirdi. Karar<br />
nerede Huzur nerede<br />
• Hac´da ihramın giyilmesinin manası varlık, benlik elbisesini kendinden sıyırıp atmaktır ama, ihramın bu sartını<br />
yasayan, benlikten, varlıktan kurtulan hacı nerede<br />
• Varlıgını atınca, benlikten kurtulunca, gel de sen ruh içinde ruhu gör! Çok çok canlar, hepsi de tek olmus. Ayrı ayrı<br />
bedenlerde yasayan canlar birlesmis. Yıldızlar nerede<br />
• Dereler halinde denize dogru kosup duran, bütün susamıs canlar, denize kavustukları zaman, denizde yok olurlar, bu<br />
hakîkati bilen tek varlık nerede<br />
• Uzak, yakın mesafeler, köyler, sehirler, iklimler, memleketler, çesit çesit diller konusan, çesit çesit renkte olan, çesit<br />
çesit dinler tasıyan insanların hepsi de bu tarafta; denizin öte tarafında ne sehir var, ne iklim, ne de memleketler, insanlar<br />
var.<br />
• Bu beden eliyle ne yazarsa mutlaka onu kalemle yazar. Fakat canın kendisine yazdıgı yazıda kalem bulunur mu<br />
Kalemler nerede<br />
• Insanın aklı da, fıkri de, ondan ayrı düstügü için, sogumasından ileri gelir. fakat insan, ask sarabı ile kırısınca, ne akıl<br />
kalır, ne fikir.<br />
• Evet, ask sarabı ile kendinden geçiste bir baska çesit akıl vardır. Fakat gönlü "yanık bıir kisinin aklı nerede, korkulu<br />
ve karısık rüyalara dalmıs akıl nerede<br />
• Kus, kafeste kaldıgı müddetçe bir baskasının emri altındadır. Kafes kırılıp da kus uçunca, ona verilecek emirler<br />
nerededir<br />
• Akıl basta iken, nefis suçlar isler. Fakat aklın da aklı gelince, nefsin suçları nerede kalır<br />
• Beden, bedene temas edince, insan, hamama gitmek zorunda kalır, fakat ruhların birlesmesinde hamama ihtiyaç<br />
yoktur.<br />
• Asıgın yüzüne vurulursa, bu vurulus onun canına huzur verir. Onun basına gelen bela, zahmet, mesakkat ona<br />
lütuftan, ihsandan baska bir sey degildir.<br />
1116. Canlar Kabesi, tasla, kerpiçle degil, nurla yapılmıstır.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2205)<br />
• Asıklarda uyku olur mu Öyle oldugu halde, ben dün gece uyudum ve bir rüya gördüm. Rüyamda kendimi Kabe´nin<br />
içinde gördüm. "Kabe´nin içinde oldugum halde, mihrap nerede " diye arayıp duruyordum.<br />
• Karanlık bir gecede, sen Mekke´de bulunan, bildigimiz Kabe´ye gidince; "Mum nerede Ay ısıgı nerede " diye sorar<br />
durursun. Ama canlar Kabe´sinın muma, ay ısıgına ihtiyacı yoktur.<br />
• Canlar Kabesi tasla, kerpiçle degil, nurla yapılmıstır. Onun parıltısından canın da nurlanır, bütün dünya da nurlar<br />
içinde kalır. Fakat, o nura tahammül edebilecek can nerede<br />
• Canlar dergahı, bastanbasa nurdan ibarettir. Canlar dergahı kilimle, halı ile degil, akılla, bilgi ile dösenmistir. Orada<br />
bulunan sufîler, bassız ve ayaksızdırlar. Bu yüzden o dergahta ayak patırtısı, nalın tıkırtısı duyulmaz.<br />
• Ey bahtiyar kisi, senin içinde, gizli bir tacın, gizli bir tahtın var. Sen pek büyük bir sultansın. Dünyanın en büyük, en<br />
güçlü sultanlarından daha büyüksün, daha güçlüsün.<br />
• Ey gönül kusu! Onun güzelliginin bahçesinde uç! Orası emin bir yerdir Orada ne tuzak vardır, ne de sapan tası!<br />
• Senin fanî bedeninin içinde sana hediye edilmis, gizli bir define var Kullana çok hediyeler veren, çok ihsanlarda<br />
bulunan, o essiz, azîz varlıgın sana bagısladıgı defineyi canında ara!<br />
• Su balçık bedenden kurtulunca, hemen o gönül bagına girersin. Orada hosa giden oyunlar, eglenceler var.<br />
• Verimsiz, susuz beden topragını bırakıp gidince, topragı pek verimli olar can bostanına varırsın, orada çesmeler<br />
akmada, güller, reyhanlar bitmededir.<br />
• Orada, bedenle ilgili olmayan, binlerce güzellikler görürsün, öyle oldugu halde neden; "Kapılar açan Allah´ın cemali<br />
nerede " deyip duruyorsun.<br />
• Ey gafil kisi! Basına belalar gelince, eziyete, mihnete düsünce, çabucak onun kapısını bulup çalıyorsun; sıkıntılar<br />
geçince; "0 nerede Onun dergahının kapısı nerededir " diyorsun.<br />
• Uyanık ol da, vuslat dalgası seni kapsın. 0 dalgayı kaybedersen; "Nerede sebepler alemi " deyip durursun.<br />
1117. Yaradanla yaratılanın bulusmaları çok sasılacak bir bulusmadır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. V. 2290)<br />
• Dün gece, kuluna verdigin söz ne oldu Senin söz verisin, sözünden dönüsün ve güzelliginin, her üçü de yasasın, var<br />
olsun.<br />
• Cihanı bir bakısı, bir gülüsü ile kendine meftun eden padisahlar padisahının sözünde durmayısından, ahdini<br />
bozmasından ne kaygısı olur<br />
• Ey gönül! Ne istiyorsan iste, lütuflar, ihsanlar hazır, padisah burada. 0 ay yüzlü; "Haydi, git de, gelecek sene gel!"<br />
demez.<br />
• Padisahın canına yemin ederim ki; O´nun ihsanı pesindir, ben ondan yarın vadesini duymadım. Gökyüzünde parıl<br />
parıl parlayan ayın aydınlık vermeyi unuttugunu hiç duydun mu<br />
• Nerede o yardımlar, lütuflar; nerede o hikayeler; ne oldu o açıslar, nerede açan<br />
• Hepsi de bizde, hepsi de bizimle beraber; biz de kim oluyoruz Zaten bastan ayaga kadar hepsi biziz. Bir ata sözü<br />
var: "Dünyada arayan muhakkak bulur."<br />
• Biz, dedim, aslında biz var mıyız Biz O´nun ayagının altında öldük. Hayır, yanlıs söyledim, O´nun askı ile dirilen, hiç<br />
ölür mü<br />
• Padisahın hayali, salına salına yürüdü. Kerpiç de çatladı, tas da. Kuru agaç bile gülmeye basladı. Kısır kart kadın<br />
gebe kaldı, dogurdu.<br />
• Padisahın hayali böyle olunca, artık onun cemalini gör ki, nasıl olur. Hayali, cemalini bize hayalimizde gösterendir.<br />
• Hayali bir mana günesinin nurudur. Canımıza düsmüs, aksetmistir. Cemali, sanki dördüncü kat gökte, parıl parıl<br />
parlayan günesin kursudur.<br />
• Yemekteki tuzu, yalnız o yemegi yiyen, agzına alıp çigneyen kisi bilir.<br />
• Sevgili ile asık neye benzerler Ezelde tanınan sasılacak bir tanıdık ile ondan ayrı düsmüs bir gafil kisinin<br />
bulusmalarıdır. Helalayanla helalananın (=Yaratan ile yaratılanın) bulusmaları, zaten çok sasılacak bir bulusmadır.<br />
1118. Senin hayalinden baska nerede sana es bulunabilir<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün,<br />
(c. V. 2289)<br />
• Önüne bir ayna koymussun, hep kendine bakıp duruyorsun. Çünkü sani benzeyen bir baska güzel yoktur. Sen´in<br />
aynada görülen hayalinden baska esin yoktur.<br />
• Ben, Sen´in yüzünün hayalinden baska, nerede sana erisebilir, nerede Sen´i bulabilirim Çünkü, gönlün de, canın da<br />
gözünde görecek güç var ama görülecek yer yoktur.<br />
• Sen, her yerden, her seyden münezzehsin. Hem de her yerdesin. Her yerde hazırsın, her seyi görüyorsun. Neliksiz,<br />
niteliksiz olusunun delili, hem yalnızsın hem de her yerde apaçık görünmedesin.<br />
• Sana karsı Sen bir olarak bilinmedesin. Kendime göre ise, isimlerinin tecellisi geregi, Sen´i her yerde müsahede<br />
etmedeyim. Sen´in tarafından sana ulasmak var, kavusmak var. Benim yönümde ise, ayrılık vardır, ayrılık.<br />
1119. Oruç ayı geldi.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. V. 2344)<br />
• Oruç ayı geldi. Hepinize kutlu olsun. Ey oruca yol arkadası olan, dost olar kisi! Yolun ugurlu olsun, hos olsun.<br />
• Ben ayı görmek için dama çıkmıstım. Çünkü candan, gönülden orucu özlemistim, onu hasretle bekliyordum.<br />
• Aya bakayım derken basımdan külahım düstü. Mübarek oruç padisahı benim aklımı basımdan aldı. Beni mest etti.<br />
•Ey Müslümanlar! Ona gönül verdigimden beri ben zaten mest olmusum Aklım basımda degil. Ah, orucun ne de hos<br />
bahtı varmıs, ne de güzel devleti varmıs, hali varmıs.<br />
• Bu oruç ayında gizlenmis essiz bir ay var. Hem de Türk gibi oruç çadırında gizlenmis.<br />
• Bu mübarek ayda, oruç harman yerine sıkıntısız, neseli gelen kisi, o güzeller güzeli aya yol bulur.<br />
• Sıhhatli, atlasa benzeyen yüzünü kim sarartırsa, o orucun ipekli elbisesini giyer.<br />
• Bu ayda dualar kabul olur. Oruçlunun ahı gökleri deler, geçer.<br />
• Oruç kuyusunda sabr eden kisi, Yusuf gibi ask Mısır´ında sultan olur.<br />
• Ey sahura kalkan, sahur yemegi yiyen kisi! Az konus, hatta sus! Sus da orucu anlayanlar, oruçtan söz etsinler.<br />
• Gel ey Semseddin, ey Tebriz sehrinin avundugu büyük insan! Oruç askerinin bas kumandanı sensin.<br />
1120. Kuyumcu Selahaddin hazretlerinin vefatı münasebetiyle söyledigi mersiye<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilün<br />
(c. V. 2364)<br />
• Ey ayrılıgı ile göklerin, yerlerin agladıgı sevgili! Ayrılıgın yüzünden gönül kanlar içinde kalmıs, akıl ile can da<br />
aglasıyorlar.<br />
• Dünyada senin yerini tutacak hiç kimse yoktur. Bu sebepledir ki, senin mateminde hem bu dünya, hem de öteki<br />
dünya aglamadadır.<br />
• Cebrail ile diger meleklerin kanatlarını mosmor olmus, bütün peygamberler, bütün velîler senin ölümün için gözyası<br />
dökmekteler.<br />
• Bu matem içinde öyle bir hale geldim ki, söz söylemeye kudretim kalmadı Yoksa, aglamanın ne oldugunu ben aleme<br />
gösterirdim. Aglamada, feryad etrnede örnek olurdum.<br />
• Sen bu dünya evinden gidince, devlet, saadet tavanı yıkıldı. Ayrılıkla, ölümle imtihan edilenlere, mutluluk dahi<br />
aglamaya basladı.<br />
• Ey azîz varlık; hakîkatte sen, bir kisi halinde görünen, yüzlerce alemdin Dün gece, senin için o alemin de, bu alemin<br />
de agladıklarını gördüm.<br />
• Sen gözden uzak düsünce, göz de senin arkana takıldı, gitti. Böylece can gözsüz kaldı da, kanlar saçmaya basladı.<br />
• Aglamamı isteseydin; sana, yagmur gibi gözyasları dökerdim fakat, gönlümün, kanlar saçarak böyle gizlice aglaması<br />
daha iyi.<br />
• Senin için aglamak degil, ayrılıgınla tulumlar dolusu yas dökmek, her ar kanlarla erimek, her nefes feryad etmek<br />
gerek.<br />
• Yazık, yazık, yazık ki, her seyi açıkça gören, nur ve imanla dolu olan gözlere, bu fanî gözler aglamaktadır.<br />
• Ey sah Selahaddin! Ey hızlı uçan devlet kusu! Yaydan ok gibi fırladın gittin, Simdi yay da senin için aglamadadır.<br />
• Selahaddin gibi üstün bir varlıga aglamayı kimse beceremez. 0 aglamanın ne oldugunu, insanlara aglamasını bilen<br />
bilir. Herkes o aglamayı ne bilsin.<br />
1121. Bu gece yarısı gelen kimdir<br />
Mef´ulü, Mefa´ilü, Mefa´ilü, Fe´ulün<br />
(c. V. 2336)<br />
• Bu gece yarısı, böyle ay ısıgı gibi nurlar saçarak gelen kimdir Bildim, bildim, bu ask peygamberidir, mihraptan<br />
çıkageldi.<br />
• Ask peygamberi, bir mes´ale getirmis de uykuyu ateslere vermis, yakmıs yok etmis. Bu nerelerden gelmis Bunu kim<br />
göndermis 0, hiç uyumayan, uyku nedir bilmeyen padisahlar padisahının yanından gelmis.<br />
• Bu sehre, bu velveleyi, bu gürültüyü salan kimdir 0, dervisin harmanına sel gibi gelip çatmıs.<br />
• Kainatta, varlık aleminde, ondan baska kimse bulunmayan, tek olan, essiz olan kimdir; söyleyin! Bir padisah ki,<br />
kalkmıs, gece yarısı degersiz bir kulunun yanına, bir kapıcının kapısına gelmis.<br />
• Kimdir bu ki yarattıklarına bir kerem sofrası açmıs, herkesi yediriyor, içiriyor. Gülerek dostları davete gelmis.<br />
• Onun büyüklüklügü, onun kudreti karsısında, bütün gönüller tirtir titremede. bütün canlar sabırsız. 0 korkunun<br />
titreyisinin bir zerresi de cıvaya düsmüs de titreyip duruyor.<br />
• Kullarına gösterdigi yumusaklık, o lütuf var ya; iste o yumusaklıktan, o lutuftan bir parçacıgı da, sincap postuna<br />
nasip olmus.<br />
• Askın getirdigi üzüntüler, gözyasları, feryadlar; iniltilerden ıslak bir nagme de su dolabına verilmis de bu yüzden<br />
aglayarak, inleyerek dönüp duruyor.<br />
• Askın koltugu altında bir deste anahtar var. 0 bu anahtarlarla, açılmayan bütün kapıları açmaya gelmis.<br />
122. Ey gönül! Sen gördüklerinden mi mest oldun, yoksa görmediklerinden mi<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. V. 2406)<br />
• Ey seher rüzgarı gibi sabah vaktinin zevkini gören, o anlardaki ilahî tecellîlerin manasını sezen gönül! Sen<br />
gördüklerinden mi mest oldun, yoksa görmediklerin mi Gördüklerin mi göremediklerin mi seni senden aldı<br />
• Bazen hayret, saskınlık denizine dalmadasın, kendinden geçip gitmedesin bazen tecellî dagının etegine kosuyor,<br />
ugrasıyor; orada hakîkat cevheri, ask kehribarı görüyorsun.<br />
• Sen, gözden de gönülden de ötelere gitmissin, sana yüzlerce pencere açılmıs. Sen gökten de, yerden de dısarı<br />
çıkmıssın, uçup gitmissin de yüzlerce gökyüzü görmüssün!<br />
• Denize öyle bir coskunluk düsmüs, öyle bir sis çökmüs ki, onu seyretmedeki lezzet yüzünden, bas bütün göz<br />
kesilmis.<br />
• Ask sebebiyle gözden cosup dalga dalga akan yaslar denize karısmıs da ne sasılacak sey, ne sasılacak sey!<br />
Gözyasları da, deniz de bir derya olmus, yahut da deniz bir göz haline gelmis.<br />
• Iki dünya da, onun gözünde bir horozun önüne konmus bir yem tanesi gibidir. Zaten gerçegi, ululugu görmüs<br />
tertemiz göz de böyle olur.<br />
• Birlik aleminde, isteyen (talip) ile, istenen(matlup)in sıfatlarını ayrı gören kisi, ne isteyendir, ne de istenen.<br />
• Allah´ı kim tanır, bilir "La"dan, inkardan kurtulan kimse! "´La´dan, inkardan kim kurtulmustur " diye sorana de ki;<br />
"Belalara düsmüs asık."<br />
• Hz. Bayezid-i Bestamî´nin "Cübbemin içinde Allah´tan baska kimse yok!" sözünün gerçek manasını Hakk asıgı bilmis,<br />
anlamıstır da, o cübbeyi basit, degersiz bir kaftan olarak görmüs, onu büsbütün üstünden atmak, hakîkî varlıgı ile<br />
görünmek istemistir.<br />
1<br />
1123. Ask baharı geldi, can bahçesine gel de seyret!<br />
Mef´ulü, Fa´ilat, Mefa´îlü,Fa´ilat<br />
(c. V. 2400)<br />
• Bahçeye gel de güle bak! Lütfetti, kerem buyurdu, alçak gönüllülük gösterdi, dikenin yanına geldi. Sevgili geldigi için<br />
de gönül naza, edaya basladı, açılıp saçıldı.<br />
• Ay´ı seyret, etegini çekerek, nazlı nazlı ötelerden, nurlar aleminden çıkageldi, karanlık geceye konuk oldu.<br />
• Bir de günese bak. Yıldızların padisahı oldugu halde çamasırları ıslak kalan üzgün çamasırcılardan özür dilemek için<br />
bulutların arkasından çıkageldi.<br />
• Bu ask, ruh gibi, yeryüzüne ötelerden gelmis bir gariptir. Oda, Hz. Mustafa gibi, kafirleri imana getirmek için gurbete<br />
düstü. Su toprak yurda geldi, kondu.<br />
• 0 güzellik ilkbaharı, bizim kurumus, perisan olmus agaçlarımızı yesertmek onları diriltmek için lutuflarda bulunmaya,<br />
bagıslar saçmaya geldi.<br />
• Bahar gizlidir, görünmez ama, yaptıgı islere bak! Bag, bahçe onun yüzünden dirildi, onun yüzünden gelisti, yeserdi,<br />
güzellesti.<br />
• Can bahçesine ask baharı geldi, yerlesti. Sen de can bahçesine gel de yaptıklarını seyret! Dallara, yapraklara<br />
dikkatle bak! Hepsi bir seyler söylüyorlar, baharın geldigini bildiriyorlar.<br />
• Onlar neler söylüyorlar, neler bildiriyorlar "Kıyamet koptu." diyorlar. "Bahçenin uluları, tekrar dirildi." diyorlar.<br />
1124. Ey gönül, çesit çesit perdelerden çık, sıyrıl!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. V. 2414)<br />
• Gözüne perde kesilen lokmadan çok yeme, yoksa, gidecek yere gidemezsin, evini kaybedersin.<br />
• Yasamanı o lokmaya baglı sanırsın, ama aslında çok yedigin lokma, can gözüne kıl, bas gözüne perde kesilir.<br />
• Su dünya çayırlıgında pek fazla bayılıp gezme! "Neden gezmeyecekmisim " de deme! Bu fazla dolasmalar da can<br />
gözüne perdedir.<br />
• Beden tılsımı her zehri bal gibi, seker gibi gösteriyor. 0, kendini perde arkasında gizleyen bir gelindir. Aslında senin<br />
gerçegi görmene bir perde olmustur.<br />
• Fazla lokmadan elini çekersen, daha fazla hayaller belirir gelir. Daha fazla hayallere dalarsın. Fakat hayallerden<br />
bazıları safa kapısına perde olur.<br />
• Aslında tabiattan gelen hayal, ruh hayalinin yüzünü örter. 0 zaman akıl "Bu cana canlar katan bir perdedir." diye<br />
haykırır.<br />
• Ey gönül! Sen, çesit çesit, renk renk olan perdelerden çık, sıyrıl, aklını basın; al da; perdeler seni gerçek dosttan<br />
ayırmasın.<br />
1125. Askı inkar edene inkisar<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. V. 2377)<br />
• Allah´ım! Ona cefacı bir sevgili ver! Onu isveli, serkes, merhametsiz bir güzele düsür!<br />
• Düsür de biz asıkların gecelerinin nasıl geçtigini bilsin, anlasın. Ona ask gamı ver, ask ver, hem de çok çok ask ver!<br />
• Bir kaç gün sen onu hasta et de hastalık neymis, denesin, sonra onu düzenci bir hekime düsür!<br />
• Onu çöllere sür, susuzluktan dudakları, dili kurusun! Sonra onu tas yürekli bir sakîye satastır.<br />
• Yolunu kaybettir, sehre varan yollardan uzaklarda kalsın! Sonra onu, bosuna , egri bir kılavuza rastlat!<br />
1126. Ruhun köskü!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilün<br />
(c. V. 3024)<br />
• Su tenimiz ruhumuzun bir kösküdür. Orası bir tepe, bir yıkık yer degildir. Ruhumuz, bizim biricik dostumuz,<br />
yarimizdir. 0, bize hiç bir zaman yabancı olmaz.<br />
• Gönül yolu, korkunç bir çölden geçer. Yürekli bir er, Rüstem gibi yigit olmayan bir kisi oraya nasıl varabilir Oraya<br />
varacak kisi, bir pehlivan gibi hasmını yere vuran, çesitli gıdalarla bedenini besleyen, kuvvetli, güçlü kisi degildir.<br />
• Oraya varacak kisi, nefsini yenen, kendi benligini yıkıp alt eden; dünya asıgı degil, Allah asıgı olan kisidir.<br />
• Böyle bir kisinin bedeni mezara girince, mezarın topragı ile örtülünce, o bedenden tohum nasıl bas verir, yücelirse,<br />
tıpkı onun gibi Hakk tarafından kabul edilis agacı yükselir, boy atar.<br />
• Nurlu bir gönül ehlinden baska, o nura asık olan kimdir Ask mumu, pervanenin gönlünden baska neyi yakar<br />
1127. Allah´ım! Sen, hem mekandan münezzehsin, hem de her yerde hazır ve nazırsın.<br />
Müfte´ilün. Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2889)<br />
• Allah´ım! Yarattıgın her varlık, her sey, her zerre senin san´atını, yaratma gücünü, kuvvetini, kudretini gösteren birer<br />
ayna. Sanki, daimsî önüne bir ayna koymadasın. Bu bir gerçek ki, essizsin, benzerin yok. Aynadakinden baska sana bir es<br />
de yoktur.<br />
• Allah´ım; aynalara, yarattıgın eserlere, aksettirdigin güzelligine nasıl erisebilirim Gönülde, canda, gözde görecek<br />
güç var ama, mekandan münezzeh oldugun için, görülecek yer yok.<br />
• Ne sasılacak seydir ki, sen hem mekandan münezzehsin, hem de her yerde hazır ve nazırsın. Kemiyetsiz, keyfiyetsiz<br />
(neliksiz, niteliksiz) olusunun delili hem yalnız sende, hem de her yerde apaçık görünmendir.<br />
• Allah´ım; sana karsı muvahhidim, vahdet ehlindenim. Seni "bir" bilmedeyim, kendime göre ise, mübarek isim ve<br />
sıfatlarının tecellîsi ile kesrete düsmüsüm. Çokluga kapılmısım. Bana senin tarafından gelen lütuflar, ihsanlar var. sana<br />
kavusma, bulusma var. Benim yönümdense ayrılık var, senden ayrı düsme var.<br />
1128. Kendini ask atesine at."<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(6brahim Hakkı Dîvanı, s. 166)<br />
• Ey gönül! Eger sen, sevgiliyi istiyorsan; kendinden kurtul, kendine yabancı ol! Pervane gibi sevgide vefalı ol!<br />
Bedenini, canını düsünme; ask alevinin içine kendine at!<br />
• Tamamıyla yüzünü Hakk´a çevir, Hakk´a yönel! Gerçek asktan bahset, aklını yorma, onun boynuna halka geçir, onu<br />
serbest bırakma da, bizim gibi mest ol,divane ol!<br />
• Eger ölümsüzlügü istiyorsan; kendinden geç, yok ol; Allah adamı ol! Nefsanî arzuların kölesi olma da, bu ask<br />
deryasında inci tanesi kesil!<br />
• Bir olmak; kesretten kurtulup vahdete gelmek, tevhîde ulasmaktır. Bu dünyada ne bekliyorsun Eger sen bizden<br />
isen, bizim mezhebimizde isen ask meyhanesinin kösesine gel!<br />
52-Bu siir, yazma bir mecmuadan alındı. Ibrahim Hakkı Erzurumî hazretleri de bu siiri manzum tercüme etmistir.<br />
• "Biz onları temiz sarapla doyurduk." ayetinin sırrına eren kisi, hem evveldir, hem ahirdir, hem sakîdir, hem de<br />
kadehtir.<br />
• Ibrahim Edhem hazretleri gibi ol; alemin mülkünden, tacından tahtından kendini kurtar. Ask yoluna basını koy,<br />
Hakk´tan gafil olma, ondan ilgisiz kalma!<br />
• Kalenderler gibi o dilberin vuslat kadehinden sarap içiyorsun. Sekle, görünüse bakma, küfür de, din de bir süsten,<br />
bir nakıstan ibarettir. Sen imanın özüne baglan, masal arama, taklitle yasama!<br />
1129. Beden, dün balçıktan meydana gelmis bir gölge varlık, ben ezelden gelmis bir ölümsüzüm.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. VI.3012)<br />
• Ey merhametsiz, demir yürekli sevgili! Meger senin o demir yüregin, üstü cilalanmıs bir aynaymıs. Halbuki, ayna,<br />
benim canımın çok eski bir dostu, çok yakın bir arkadasıdır.<br />
• Ben aynayı çok seviyorum. Bu yüzden de ona sık sık bakıyorum. Ona baktıgım zaman hayalen onun içine düsüyor,<br />
gönlüne giriyorum. Ayna da benim gönlüme giriyor. Beden de kim oluyor Çünkü ben beden degilim ki, ben baskayım,<br />
beden de baska! Beden dün, evvelki gün meydana gelmis bir gölge varlık, ben ezelden gelmis bir ölümsüzüm.<br />
• Sen bedene, bu gölge varlıga bakma, o bir görünüsten, balçıktan yapılmıs bir sekilden ibarettir. Sen, ezelden gelmis<br />
ölümsüz bir varlıksın. Bazen padisah, kendini göstermemek için, kıyafetini degistirir, kaba, yün bir hırka giyer.53<br />
53 Mevlana, Dîvan-ı Kebîr´in 1576 numaralı gazelinde söyle buyurur:<br />
"Su bedenimiz, su insan seklinde görünen maddî varlıgımız, bizim gerçek varlıgımızın perdesi, yüz örtüsüdür. Aslında<br />
biz, bütün secde edenlerin kıblesiyiz."<br />
• Aklını basına al da, gönlünü tamamıyla ölümsüz bir dilbere ver, ver de gönlün, dünya malı kazancına, hasede, kine<br />
düsmesin, mahvolup gitmesin.<br />
• Hiddet, sehvet, söhret gibi manevî kirlerden arınmıs, güzel, tertemiz bir hale gelmis ve durmadan ilahî askı arayan<br />
gönlün önünde, Tür Dagı bile aska gelir, paramparça olur, yerlere serilir, ayaklarının altına dösenir.<br />
• Ilahî ask serbetine susamıssın. Fakat dünya hayatının mihnetleri, sıkıntıları seni yaralıyor, hasta ediyor. Sen, bu<br />
gurbette (=dünyada) çesitli ihtiyaçlar, istekler içinde çırpınırken huzuru, tam inancı bulamazsın.<br />
• Insanın aklı sekere benzer, bedeni ise seker kamısı gibidir. Manalar saraptır harfler ise sarap küpü! 54<br />
54 Balçıktan yaratılmıs olan bedenimizde ilahî emanet olan ruh bulundugu için, onun etkisiyle düsünürüz, duygulanır,<br />
hayaller kurarız. Mevlana, bu beyitte aklı sekere, bedeni de seker kamısına benzetmis. Bir kitabı elimize alıp okumak<br />
istedigimiz zaman, gözlerimiz, harfler üzerinde dolasmaya baslar. Harfler nedir Kargacık burgacık bir takım sekiller,<br />
çizgilerdir. Bunların birlesmesinden meydana gelen kelimeler, manalı sözlerdir. Kitaptaki kelimeler arasında sanki o harfleri<br />
yazanın duyguları, fikirleri gizlenmistir. Harfler vasıtasıyla biz o fikirlerin, duyguların zevkine vardıgımız zaman, sanki,<br />
(harfler küpünden) manevî saraplar içmis gibi olunuz.<br />
• Eger gelin güzel degilse, boynuna taktıgı gerdanlıkla, parmaklarına geçirdigi yüzüklerle, bilegindeki bileziklerle,<br />
atlastan yapılmıs, yahut altın islemeli elbiselerle göze hos görünmez. Gönüller, güzeller arar, çirkinlerden hoslanmazlar.<br />
• Sen, mademki bu dünyadan vazgeçip can meyhanesine gitmiyorsun. Sen, evde otur da, manevî ve ruhanî zevkler<br />
veren sarap yerine tarhana çorbası iç!<br />
• Aklını basına al da, beden evini kirliliklerden, günahlardan temizle, orasını hos bir bag, bir gül bahçesi yap! Gönlünü<br />
de bir mabed, bir Cuma mescidi haline getir!<br />
• Bu hale gelmis kisiye her nefeste ruhanî, gönül alıcı bir güzel kendini gösterir. Varlıklara, Allah´ın yarattıgı her seye,<br />
her hadiseye vahdet (=birlik) gözüyle bakarız. Hakk asıgına her an bir peri kızı, bir güzel gelir. Ona altın bir tabak içinde<br />
badem helvası sunar.<br />
1130. Burada gizli birisi var, kendini yalnız sanma!<br />
Müstefilün, Fe-ulün, Müstefilün, Fe´ulün<br />
(c. V. 2388)<br />
• Burada gizli birisi var. Benim etegimi tutmus, kendisini geriye çekmis, göstermiyor. Perçemimden tutmus, beni çekip<br />
duruyor.<br />
• Burada gizli birisi var. Can gibi, candan da güzel, bana bir bag göstermis, benim evimi barkımı zabtetmis.<br />
• Burada gizli birisi var. Gönüldeki hayal gibi gizli. Fakat yüzünün nuru, bütün varlıgımı kaplamıs.<br />
• Burada gizli birisi var. Seker kamısındaki seker gibi gizli, tatlı mı tatlı bir sekerci, benim dükkanımı elimden almıs.<br />
• Onunla gülsuyu ve seker gibi karısmısım. Ben onun huyunu almısım, o benim varlıgımı elde etmis.<br />
• Dünya güzellerinin gözümde yeri yok! Dikkat et de bak; onun güzel hayali, benim kirpiklerime sinmis.<br />
• Ben hasta asık, alemin etrafında dönüp dolastım. Kimseden bir derman görmedim. Sonunda onun derdini buldum.<br />
Baktım ki, onun derdi, benim dermanımı da elimden almıs.<br />
• Senin de gönlün yanmıs yakılmıs ise, buyruguma uyar da derdin etrafında döner dolasırsan elbet dermanını<br />
bulursun.<br />
1131. Yüzlerce çesit nimetler harmanı sana armagan edilmis, sen bir tane için didinirsin.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. V. 2332)<br />
• Ey bütün varlık aleminden seçtigimiz güzel! Sen, bizi bırakmıssın da kendine yönelmissin, kendine bakmaktasın.<br />
Kendini seyretmedesin.<br />
• Bu davranısından ötürü, sen utanmıyor musun Çünkü senin aynan biziz însanı egri gösteren aynaya bakılmaz ki...<br />
• Ey kendinden haberi olmayan! Gönlünün aksi, canların yanaklarına düstü de, orada güller açıldı, gül bahçeleri<br />
meydana geldi.<br />
• Yüzlerce ruh sana gönlünü vermis, senin kulun, kölen olmus; sense bir cariye gibi her an süslenerek müsteri bulmak<br />
için esir pazarına kosuyorsun.<br />
• Sen dünya islerine dalmıssın, ihtiyaçların, isteklerin, elde edemediklerinin üzüntüsü içinde ay gibi iki büklüm<br />
olmussun. Halbuki, gökyüzünde senin üstünlügünün, güzelliginin nesesiyle dügünler oluyor, gök halkı bayram yapıyor.<br />
• Yüzlerce çesit nimetler harmanı sana armagan edilmisken, sen bir tek tane için bu ihtiyaç tuzagına düsmüssün.<br />
• Ey "ask" sözünü duymus olan kimse; adını duydugun askı gör! îsitmek nerede Görünmek nerede<br />
1132. Ask köyünün sınırında kesik baslar görürsen ürkme!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün,Fe´ulün<br />
(c. V. 2350)<br />
• Ay ve yıldızlar ordusu gelince, günes, onlara karsı koyamadı. Bir atlı gibi kaçtı, dagların arkasında kayboldu.<br />
• Gündüzlerden de, gecelerden de ötelerde bulunan o mana ay´ını görecek bir göz var mıdır<br />
• Minareyi göremeyen bir göz, minarenin üstündeki kusu görebilir mi<br />
• Gönül bulutu, o manevî ay´ın askı ile bazen toplanıyor, bir araya geliyor. Bazen, parça parça oluyor, dagılıyor.<br />
• Askın gönle dogunca, dünyaya karsı duyulan hırs ölür gider. Dünyada yapılacak binlerce isin varken avare olursun,<br />
issiz güçsüz kalırsın.<br />
• Ask köyü sınırında kesik baslar görürsen, korkup kaçma, köyün içine gir de dikkatle bak; gör ki; öldürülenler ikinci<br />
defa dirilmislerdir, çünkü asıklar ölümsüz.<br />
1133. Sevgilim! Sensiz yasayısın bir tadı yoktur.<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. V. 2348)<br />
• Kızan kızgınlıkla, kinle yemin eden sevgiliden feryadlar olsun.<br />
• Bizi de, evi de birbirimize düsürdü, birbirimize kattı. Sonra hamal tuttu, varımızı yogumuzu aldı götürdü, bizi yoksul<br />
bıraktı.<br />
• Gönle kocaman bir kilit vurdu gitti. Anahtarı da beraber götürdü.<br />
• Sevgilim! Sensiz yasayısın bir tadı yoktur, acıdır. Sensiz zevk çeragı yanmaz.<br />
• Sensiz sarap saflıgını kaybeder, tortulasır. Sensiz sema´ların da zevki yoktur.<br />
• Ey kırmızı yanaklar, ey beyaz ten! Sensiz kaldım da sarardım soldum. Gecem sensiz kapkaranlık oldu.<br />
• Ey askı perdeler yırtıp atan sevgili! Ne olur, perdeden bir an için olsun basını dısarı çıkar da o güzel yüzünü bize<br />
göster!<br />
1134. Gökyüzü feryaddarı bunaldı da, seher vaktinde gök kapılarını açtılar.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. V. 2339)<br />
• Ey Hakk yolunu sasıranlar, yanlıs yola düsenler! Padisahlar padisahı sizi geriye, dogru yola çagırmaktadır.<br />
• Padisahlar padisahı; "Siz bizimsiniz." diyor. Haydi, ey ask yolunun çavusları; kapımıza geliniz!<br />
• Zaten diri olan, daima kainatı idare eden Allah´ın dergahına geliniz. Seher vakitlerinde o kapıya bas vurmak, dua<br />
etmek pek hostur.<br />
• Kadîm olan, evveline evvel olmayan Allah´ın dogru yol ipine sanlın!<br />
• Hz. Yusuf gibi kuyudan, zindandan çıkın; Mısır´ın azîzi ile beraber olun!<br />
• Ey gönül; vakit gecikti, eve dön! Çünkü, o essiz, o güzel varlık gece vakti ansızın çadıra gelir.<br />
• Sakî sarap sunmak için hazırlandı. Gönlün istedigi, o güzel ise, sevgiden mest olmus, kendinden geçmis.<br />
• Görmez misin Demir kırıntısı, sonunda mıknatısa dogru kosar. Süphe yok ki, saman çöpü de kehribara dogru uçar.<br />
• Gökyüzü feryaddan, ah´dan bunaldı da seher vaktinde gök kapılarını açtılar.<br />
• Ey dostum! Gölge gibi secdeler ederek gel ki, o ay minbere çıktı.<br />
• Gerçi görünüste o bir surete bürünmüstür. Fakat benzerlerinden, ömeklerinden o münezzehtir.<br />
• Can hazînesi gibi, evin kösesine geldi. Çulha gibi çevresini dokuyup durmada.<br />
• Sus da, sana pervasızca, korkmadan bazı sözler söyleyeyim. Fakat bunların manasını benden sorma.<br />
1135. Senin rüzgarın gönül bahçesinin agaçlarını oynatmada.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ülu, Mefa-îlün<br />
(c. V. 2314)<br />
• Ey yüzü yüzümü ay gibi parlatan sevgili! Senin gözün, senin bakısın bedenimin bütün cüz´lerini görüs, anlayıs sahibi<br />
yaptı.<br />
• Senin rüzgarın, gönül bahçesinin agaçlarını oynatmada, adını andıgım zaman, agzım sekerle, ballarla dolmadadır.<br />
• Ey benim agacımı, dallarımı yapraklarla, meyvelerle dolduran! Bilir misin, benim agacım neden oynuyor<br />
• Yapraklarla, meyvelerle doldugundan ötürü nazlanmıyor, oynamıyor. Senin sevgin benim gönül agacımın sabrını,<br />
kararını alt üst ettigi için oynayıp durmadadır.<br />
1136. Akıl, askın korkusundan sasırmıs, evden eve kaçıyor.<br />
Mefülü, Mefa´îlü, Mef´ulü, Fe´ulün<br />
(c. V. 2335)<br />
• Rindlerin hepsi de Deyr-i Mugane´de toplanmıslar. Sen, o tek olan pîre er büyük kadehi sun! 55<br />
55 Deyr-i Mugane: Mug´ların manastın, mecazi olarak hakîkat meyhanesi manasına gelir.<br />
• Kanlar döken ask, belki kapıyı da, damı da ele geçirmis. Akıl ise sasırmıs, askın korkusundan o da evden eve<br />
kaçmaya çalısıyor.<br />
• 0 essiz güzeller sahı yüzünden perdeyi kaldırınca, onu seyretmek için bütün dünya halkı, bütün güzeller perdelerini<br />
attılar.<br />
• Asıklar, ask denizine öyle bir dalmıslar ki, ne kurtarılmalarına, ne de kurtulmalarına imkan var.<br />
• Ask kaynamakla sogumaz. Kadınların feryadlarından arslan ürkmez.<br />
• Sen, Hakk sarabından büyük bir kadeh doldur da sun, tabiat erlerini araya sokma!<br />
• Sen o kadehi önce, sonradan yaratılan nefse sun da; artık masal söylemesin hikayeler anlatmasın.<br />
• 0 sarapla mest oldugu için dil tutulunca, ruhtan bir sel bosalır. 0 zaman kevn ü mekan(=olus ve mekan)dan hiçbirini<br />
göremezsin.<br />
1131. Yüzlerce çesit nimetler harmanı sana armagan edilmis, sen bir tane için didinirsin.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. V. 2332)<br />
• Ey bütün varlık aleminden seçtigimiz güzel! Sen, bizi bırakmıssın da kendine yönelmissin, kendine bakmaktasın.<br />
Kendini seyretmedesin.<br />
• Bu davranısından ötürü, sen utanmıyor musun Çünkü senin aynan biziz însanı egri gösteren aynaya bakılmaz ki...<br />
• Ey kendinden haberi olmayan! Gönlünün aksi, canların yanaklarına düstü de, orada güller açıldı, gül bahçeleri<br />
meydana geldi.<br />
• Yüzlerce ruh sana gönlünü vermis, senin kulun, kölen olmus; sense bir cariye gibi her an süslenerek müsteri bulmak<br />
için esir pazarına kosuyorsun.<br />
• Sen dünya islerine dalmıssın, ihtiyaçların, isteklerin, elde edemediklerinin üzüntüsü içinde ay gibi iki büklüm<br />
olmussun. Halbuki, gökyüzünde senin üstünlügünün, güzelliginin nesesiyle dügünler oluyor, gök halkı bayram yapıyor.<br />
• Yüzlerce çesit nimetler harmanı sana armagan edilmisken, sen bir tek tane için bu ihtiyaç tuzagına düsmüssün.<br />
• Ey "ask" sözünü duymus olan kimse; adını duydugun askı gör! îsitmek nerede Görünmek nerede<br />
1132. Ask köyünün sınırında kesik baslar görürsen ürkme!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün,Fe´ulün<br />
(c. V. 2350)<br />
• Ay ve yıldızlar ordusu gelince, günes, onlara karsı koyamadı. Bir atlı gibi kaçtı, dagların arkasında kayboldu.<br />
• Gündüzlerden de, gecelerden de ötelerde bulunan o mana ay´ını görecek bir göz var mıdır<br />
• Minareyi göremeyen bir göz, minarenin üstündeki kusu görebilir mi<br />
• Gönül bulutu, o manevî ay´ın askı ile bazen toplanıyor, bir araya geliyor. Bazen, parça parça oluyor, dagılıyor.<br />
• Askın gönle dogunca, dünyaya karsı duyulan hırs ölür gider. Dünyada yapılacak binlerce isin varken avare olursun,<br />
issiz güçsüz kalırsın.<br />
• Ask köyü sınırında kesik baslar görürsen, korkup kaçma, köyün içine gir de dikkatle bak; gör ki; öldürülenler ikinci<br />
defa dirilmislerdir, çünkü asıklar ölümsüz.<br />
1133. Sevgilim! Sensiz yasayısın bir tadı yoktur.<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. V. 2348)<br />
• Kızan kızgınlıkla, kinle yemin eden sevgiliden feryadlar olsun.<br />
• Bizi de, evi de birbirimize düsürdü, birbirimize kattı. Sonra hamal tuttu, varımızı yogumuzu aldı götürdü, bizi yoksul<br />
bıraktı.<br />
• Gönle kocaman bir kilit vurdu gitti. Anahtarı da beraber götürdü.<br />
• Sevgilim! Sensiz yasayısın bir tadı yoktur, acıdır. Sensiz zevk çeragı yanmaz.<br />
• Sensiz sarap saflıgını kaybeder, tortulasır. Sensiz sema´ların da zevki yoktur.<br />
• Ey kırmızı yanaklar, ey beyaz ten! Sensiz kaldım da sarardım soldum. Gecem sensiz kapkaranlık oldu.<br />
• Ey askı perdeler yırtıp atan sevgili! Ne olur, perdeden bir an için olsun basını dısarı çıkar da o güzel yüzünü bize<br />
göster!<br />
1134. Gökyüzü feryaddarı bunaldı da, seher vaktinde gök kapılarını açtılar.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. V. 2339)<br />
• Ey Hakk yolunu sasıranlar, yanlıs yola düsenler! Padisahlar padisahı sizi geriye, dogru yola çagırmaktadır.<br />
• Padisahlar padisahı; "Siz bizimsiniz." diyor. Haydi, ey ask yolunun çavusları; kapımıza geliniz!<br />
• Zaten diri olan, daima kainatı idare eden Allah´ın dergahına geliniz. Seher vakitlerinde o kapıya bas vurmak, dua<br />
etmek pek hostur.<br />
• Kadîm olan, evveline evvel olmayan Allah´ın dogru yol ipine sanlın!<br />
• Hz. Yusuf gibi kuyudan, zindandan çıkın; Mısır´ın azîzi ile beraber olun!<br />
• Ey gönül; vakit gecikti, eve dön! Çünkü, o essiz, o güzel varlık gece vakti ansızın çadıra gelir.<br />
• Sakî sarap sunmak için hazırlandı. Gönlün istedigi, o güzel ise, sevgiden mest olmus, kendinden geçmis.<br />
• Görmez misin Demir kırıntısı, sonunda mıknatısa dogru kosar. Süphe yok ki, saman çöpü de kehribara dogru uçar.<br />
• Gökyüzü feryaddan, ah´dan bunaldı da seher vaktinde gök kapılarını açtılar.<br />
• Ey dostum! Gölge gibi secdeler ederek gel ki, o ay minbere çıktı.<br />
• Gerçi görünüste o bir surete bürünmüstür. Fakat benzerlerinden, ömeklerinden o münezzehtir.<br />
• Can hazînesi gibi, evin kösesine geldi. Çulha gibi çevresini dokuyup durmada.<br />
• Sus da, sana pervasızca, korkmadan bazı sözler söyleyeyim. Fakat bunların manasını benden sorma.<br />
1135. Senin rüzgarın gönül bahçesinin agaçlarını oynatmada.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ülu, Mefa-îlün<br />
(c. V. 2314)<br />
• Ey yüzü yüzümü ay gibi parlatan sevgili! Senin gözün, senin bakısın bedenimin bütün cüz´lerini görüs, anlayıs sahibi<br />
yaptı.<br />
• Senin rüzgarın, gönül bahçesinin agaçlarını oynatmada, adını andıgım zaman, agzım sekerle, ballarla dolmadadır.<br />
• Ey benim agacımı, dallarımı yapraklarla, meyvelerle dolduran! Bilir misin, benim agacım neden oynuyor<br />
• Yapraklarla, meyvelerle doldugundan ötürü nazlanmıyor, oynamıyor. Senin sevgin benim gönül agacımın sabrını,<br />
kararını alt üst ettigi için oynayıp durmadadır.<br />
1136. Akıl, askın korkusundan sasırmıs, evden eve kaçıyor.<br />
Mefülü, Mefa´îlü, Mef´ulü, Fe´ulün<br />
(c. V. 2335)<br />
• Rindlerin hepsi de Deyr-i Mugane´de toplanmıslar. Sen, o tek olan pîre er büyük kadehi sun! 55<br />
55 Deyr-i Mugane: Mug´ların manastın, mecazi olarak hakîkat meyhanesi manasına gelir.<br />
• Kanlar döken ask, belki kapıyı da, damı da ele geçirmis. Akıl ise sasırmıs, askın korkusundan o da evden eve<br />
kaçmaya çalısıyor.<br />
• 0 essiz güzeller sahı yüzünden perdeyi kaldırınca, onu seyretmek için bütün dünya halkı, bütün güzeller perdelerini<br />
attılar.<br />
• Asıklar, ask denizine öyle bir dalmıslar ki, ne kurtarılmalarına, ne de kurtulmalarına imkan var.<br />
• Ask kaynamakla sogumaz. Kadınların feryadlarından arslan ürkmez.<br />
• Sen, Hakk sarabından büyük bir kadeh doldur da sun, tabiat erlerini araya sokma!<br />
• Sen o kadehi önce, sonradan yaratılan nefse sun da; artık masal söylemesin hikayeler anlatmasın.<br />
• 0 sarapla mest oldugu için dil tutulunca, ruhtan bir sel bosalır. 0 zaman kevn ü mekan(=olus ve mekan)dan hiçbirini<br />
göremezsin.<br />
1137. Herkes bir baska kadehle mest olmus, sasırıp kalmıs.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2327)<br />
• Her dal bir baska türlü oynuyor, her dalda ayrı renkte bir meyve var. Herkes, bir baska kadehle mest olmus,<br />
sasırmıs kalmıs.<br />
• Yüzlerce kadın, perde arkasına girmisler, üzüntüden yüzlerini yırtmıslar. Her biri bir baska kocadan dul kalmıs da<br />
yüzüne vurup duruyor.<br />
• Her balıgın damagında, bir balıkçının oltası takılı, o, ah diye feryad etmede, bu, eyvah diye sızlanmada.<br />
• Cebrail Hakk´ın güzelligine hayran olmus, oynamada, seytan da, bir baska seytanın sevgisi ile sıçrayıp durmadadır.<br />
• Ey istiyak çekenlerin çalgıcısı Tebrizli Sems! Bu perdeden feryad et, aman bu siveyi bırakma!<br />
1138. Bütün bu sekiller, bu suretler onun yüzünden meydana geliyor.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2324)<br />
• Bir gün sen beni meyhanede düsmüs, yıkılmıs, sarıgını rehin vermis, seccadeden bıkmıs, usanmıs görürsün.<br />
• Ben de mest olmusum, sevgili de mest olmus. Onun güzel saçları da elimde, masallah ne de güzel sevgili, ne de<br />
güzel sarap; nazar degmesin!..<br />
• Benim agzım da mest olmus, dudaklarım da. 0 yüzden öpüs yolunu kaybetmisim. Ben mest, agız mest, dudak mest,<br />
öpüs de bize benzemis, o da mest olmus, böylece hep mest olanlar bir araya gelmis.<br />
• Su fitneci güzel, bir hileye bas vurmus, yatmıs, uyumus. Isret meclisi ise, bütün gece dagılmadan hazır bir durumda.<br />
• Bütün bu sekiller, suretler onun nurundan meydana geliyor. Yoksa o temiz, o kutsî ruh sekillere, suretlere sıgmaz.<br />
• Tebrizli Sems´ül-Hakk´ın bu konulara dair serhleri vardır. Çünkü o, can aleminin padisahlar padisahıdır. Bunları ancak<br />
o anlatabilir, baskaları anlatamaz.<br />
1139. Gül bahçesi, ölü çiçeklerle dolu bir mezarlık gibi oldu.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2320)<br />
• Gül bahçesinin perisanlıgına bak; deli kıs geldi, yesillik güzelleri bahçeyi bıraktılar, eve gittiler.<br />
• 0 güzeller, ayrılıp gittikleri için, üzüntüden bagın, bahçenin rengi sarardı soldu. Gül bahçesi ölü çiçeklerle dolu<br />
mezarlık gibi oldu. Kösk zindana benzedi.<br />
• Peri yüzlü güzeller, yabancıların saldırısından kurtulmak için kıslıga gitmeyi hazırlanıyorlar.<br />
• Su güzeller ne zaman kıslıktan geri dönecekler Ne zaman viranenin için den, hazîne gibi meydana çıkacaklardır<br />
• Kıs mevsiminin sogugu ile mest olup kendilerinden geçenler, ne vakit ter ü taze, hos, hayran halde güle oynaya gül<br />
bahçesine gelecekler<br />
• Ambar bosalır, kap dolar. 0 alem, ambardır. Bu alemse kap!<br />
• Kap bosalınca, doldurmak için, tanenin çürümedigi gizli ambarı aramak gerektir.<br />
1140. Onlar, kendi güzel yüzlerinin nurlarıyla süslenirler.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü,<br />
(c. V. 2322)<br />
• Dervisler için "gün" mefhumu yoktur. Onlar için her gün hem bayramdır, hem de Cum´a´dır. Ne bayramları eskir, ne<br />
de Cum´a´ları!<br />
• Her gün onlara bayram olunca, onlar bayram gününe layık giyinirler, kusanırlar; ama yünden örülmüs, süslü<br />
elbiseler giymezler. Ey benim canım! Onlar kendi güzelliklerinin, kendi güzel yüzlerinin yüzleri ile süslenirler, nur elbiseleri<br />
giyerler.<br />
• Akıl ve din gibi onların içleri de, dısları da tatlıdır. Zaten badem helvasına sarımsak koymazlar.<br />
• Böyle nurdan bir hırka giyen de, dostların meclisinde gögüsteki aydın gönül gibi gezer, dolasır.<br />
• Akan suda çerçöp durabilir mi Ey benim canım! Kosup duran canda, nasıl olur da kin bulunur<br />
• Can gözü, simdi, ter ü taze dal görmede. Duygu gözü ise, eski bir masala dalmıs.<br />
1141. Sen olmadıkça, ben hamamdaki resim gibi cansız bir suretim.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c.V. 2323)<br />
• Ey gönül! Sen söyle; ben tavadaki balık gibiyim. Acaba o, öfkesinden mi, yoksa yalvarmasından mı çırpınıp duruyor<br />
• Hayır, hayır, ey gönül; agla, feryad et! 0 olmadıkça ben hamamdaki resim gibi, cansız bir suretim, bir gölge<br />
varlıgım.<br />
• 0 benimle beraber olmadıkça, o bana zindan olur. 0 benimle beraber olmadıkça geceleri uyku nedir bilmem.<br />
• Senin güzelligin, benim sana karsı duydugum sevgi, bütün sehre yayıldı. Her çalgıcı sözüyle ve çalgısının ahengiyle,<br />
nagmeleriyle askımızı anlatıp duruyor.<br />
• Ey güzelim! Sehirde bulunan süfîler de, onların giydikleri hırkalar da, zavallı köleler de, tarih yazan bilginler de<br />
hepsi, hepsi senin sevdana kapılmıslar.<br />
1142. Ey gökyüzünden göç davulunun sesini duyan!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. V. 2334)<br />
• Ey ötelere gitmeye hazırlanan! Ey gökyüzünden göç davulunun sesini duyan! Ey varını yogunu, yaptıgı iyiliklerin,<br />
kötülüklerin karsılıgını bu dünyadan öteki dünyaya çekip götüren!<br />
• Ey nergis gözlü, lale yanaklı güzel; neredesin Bugün senin mezarından nergisler, laleler bitmede.<br />
• Damlarda salına salına, nazlı nazlı yürürdün. Kapılardan kosarak geçerdin Simdi kapısız, damsız mezarı yurt<br />
edinmissin.<br />
• Nerede kaslarının cilvesi Nerede o güzel gözlerinin süzgün bakısları Ey her ikisine de ölümün gözü degen güzel!<br />
• Ey eli birçok degerli kisilerin öpüs yeri olan azîz varlık! 0 el kesilmis gibi cansız bir halde yanına düsmüs, faniligin<br />
elinde kalmıs.<br />
• Senin gönül kusun beden tuzagını kırarak kurtulmus, gökyüzüne uçmussa. saydıklarımın hepsi de ona kolay gelir.<br />
•Can tertemiz halde selamete ermis, esenlige kavusmus ise; bedenin yeryüzünde kalmasının ne önemi vardır Ayak<br />
rahatça çizmeden kurtulduktan sonra çizme yırtılmıssa ne olur<br />
• Ey can lezzetinden haberi olmayan kisi! Can, su bedenden kurtulursa; Allah´a yüzlerce sükürlerde bulun!<br />
• Nerede balçıgın, çamurlu suyun tadı, nerede ab-ı hayatın tadı Nerede gök kubbesi, nerede kubbe seklindeki dam<br />
• Ya Rabbi! Sanki bir biz büyülenmisiz acılarla, zulümlerle, kötülüklerle dolu su dünya cehenneminin dibinde<br />
oturuyoruz da ebedî hayattan, ölümsüzlükten ürküyor, tiksiniyoruz.<br />
• Halbuki, biz üstün bir varlıgız. Gökler bize haset ediyor. Melekler secde ediyor. Fakat kötü himmetimiz yüzünden<br />
seytan bile bizden kaçıyor.<br />
1143. Ben, bu yeryüzüne mensup degilim; göklerin tohumuyum.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c.V. 2319)<br />
• 0 garip, acaib sevgili eve geldi. Sen gel de bugün, evindeki acayip halleri, görülmemis güzelligi seyret!<br />
• Vefalı dostları gör, tertemiz kardesleri seyret! Onlar; "0 hazîne yine viraneye geldi." diye oynayıp duruyorlar.<br />
• Ey gözüm; çimenleri seyret! Ey kulak! Onun güzel sözlerini derle topla! Ey güzel ask hikayeleri anlatan sevgili! 0 tatlı<br />
dudaklarını aç, anlatmaya basla!<br />
• Sen de ey sakî; bugün, dünden arta kalan sarabı kısmadan, tükenir diye korkmadan sun! Iki üç fazla kadehle<br />
denizden ne eksilir<br />
• Bir kadeh, bir kadeh daha! Bu ayrı ayrı kadehler sarapta ikilik meydana getirir. Bir olmasını istiyorsan, o iki kadehi<br />
de kır, ikilikten kurtul!<br />
• Ben, bu yeryüzüne mensup degilim, ben göklerin tohumuyum. Bir müddet toprakta kalırım. Baharın adaleti gelince,<br />
o tohum topraktan bas kaldırır, yeserir.<br />
• Ey bana su mavi göklerden yüz kat fazla nur veren sevgili! Söyle, bu böyle midir; degil midir<br />
• Bu baht, gül bahçesinin ta kendisi. Ya Rabbi! Bu nasıl agaç ki, her an yüzlerce mest olmus bülbül, geliyor, bu ask<br />
agaçta yuva yapıyor.<br />
• Can güzel sesler dinlemek için kulagı tutmus çeke çeke geliyor, gönül de güzellerin bulundugu yere dogru kosuyor.<br />
Çünkü bahar geldi, o yabancı, o zalim kıs öldü, gitti.<br />
1144. Gönül, sevgilinin basıp geçtigi esige bir çivi gibi çakılıp kaldı.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. V.2351)<br />
• Güzellikte essiz olan sevgili ne yaptı, gördün mü Geçen gün bir bahane buldu.<br />
• Beni de, seni de bir yerlere gönderdi, kendisi iki üç peri ile evde kaldı.<br />
• Sevgili büyüleyici edasıyla bizi aldattı. Biz ona karsı ne yapabiliriz ki<br />
• Nasıl aldanmayalım Onun elinde öyle bir zincir var ki, onunla bizi degil, zamanın bile boynunu baglar.<br />
• Kaslarını çatınca, zavallı akıl kaçar, kaybolur gider.<br />
• Gönül, onun kapısında tıpkı bir çivi gibidir. Onun basıp geçtigi esige çakılıp kalmıstır.<br />
• Sakî, sen bize kadehte kalmıs olan sarabı sun! Biz geceden kalmıs mest kisileriz.<br />
• Gönül atesi alev alev göklere yükselmede, sen onun üstüne su serp!<br />
• Tesbihle mesgul olan agzımda simdi siir var, rubaî var, nagmeler var.<br />
• Nice ibadet yerlerini sel aldı götürdü. Hem de nasıl sel; sanki uçsuz bucaksız bir deniz.<br />
• Rebabdan yaysız nasıl ses çıkmazsa, ben de mest olmadıgım zaman, benden ask hikayeleri duyulmaz.<br />
• Bu sebeple, önce bana sarap sun, beni mest et de; sonra ask hikayelerini dinle!<br />
• Allah sarabı ile mest olursa, zayıf bir bıldırcın degerli bir dogan kusu olur.<br />
• Kendinde olanlar tespihleri ile Hakk´ı bulurlar, ama kendinde olmayanlar, kendilerinden geçerler de asıkane saraplar<br />
içerler.<br />
• Hem de nasıl sarap! Allah sarabı içerler, filan erkegin, yahut filan kadının küpünde bulunmayan bir sarap.<br />
• Gögün bir tarafından bir ay dogdu, parladı, nurlar saçmaya basladı. Bu arada benim gönlüm de kayboldu gitti.<br />
• Sasılacak sey su ki, gönülsüz, cansız kisi, nasıl olur da çeng gibi feryad edip duruyor<br />
• Ask derdini, kendinde olan ayık kisiden dinleme! Çünkü ayık kisinin dudagı da soguktur, canı da.<br />
• Hiç sen, buzlugun atesten haber verdigini gördün mü Yahut kimsecikler görmüs müdür<br />
1145. Sen henüz bir çocuk gibisin, bu alem de besige benzer.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2306)<br />
• Ey çaresiz asık! Beri gel, görüs sahibi ol, her seyin aslını gör! Her seye bakıp duran, fakat aslını göremeyen<br />
kisilerden, bakan körlerden olma!<br />
• Ey yalnız ona asık olan kisi! Bu huyu yıldızlardan al! Bak günes dogup parlayınca, yıldızlar yok olur, görünmezler.<br />
Sen de, yalnız Allah´a gönül verdigin için, Allah´tan baska her sey senin gözünde görünmez olmalıdır.<br />
• Güçlü kuvvetli olanlar, neden senin elini bagladılar, bilir misin Çünkü, sen henüz bir çocuk gibisin, bu alem de bir<br />
besige benzer.<br />
• Ey yalnız dünya nimetlerine gönül veren, ey mıh gibi yeryüzüne çakılıp kalan, ötelerden, gönül sehrinden avare olan,<br />
uzak düsen zavallı! Cenab-ı Hakk Kur´an-ı Kerim´de söz incileri dizerken "Yeryüzünü biz bir besik olarak halk ettik."56 diye<br />
buyurdu.<br />
56 Nebe Süresi, 78/6. ayete isaret var.<br />
• Ey terbiyeli, edepli, yumusak huylu kul! Sen çocuk gibi bedenin esiri olmussun. Esirlikten, zavallılıktan kendini<br />
kurtar! Sen artık çocuk degilsin, akıl dislerin çıktı. Onları göster de, mana dünyasının yemegini yemege hazırlan!<br />
• Padisah çocuk kaldıkça ona bakan dadı çocuga hayatı zehir eder, zindan eder. Zaten ana sütü emdikçe, çocuk<br />
padisah olamaz, sarap içemez.<br />
• Testi tastan korkar, fakat kaya, tas su kaynagı olunca, o tasa her an testiler dolmak için gelirler.<br />
• 0 zaman testi der ki: "Tas bundan sonra beni kırarsa, neselenirim, mutlu olurum. Çünkü o tastan akan beni<br />
doldurdu, doyurdu. Bana yüzlerce can verdi.<br />
• Onun yolunda ölsem ne çıkar 0 beni diriltti, yine de diriltir. Hatta beni kırıp param parça etse diye ona para, pul<br />
veririm."<br />
1146. Ben kendimde degilim, sen de kendinde degilsin, bizi kim eve götürecek<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2309)<br />
• Ben de kendimde degilim, sen de kendinde degilsin, simdi bizi kim eve götürecek Sana, kaç defa, iki üç kadeh az iç<br />
diye söyledim.<br />
• Sehirde de aklı basında kimseleri göremiyorum. Herkes öbüründen beter, deli divane, öbüründen beter taskın ve<br />
coskun.<br />
• Sevgili ask meyhanesine gel de can lezzetini seyret, sevgilinin sohbeti olmadıktan sonra, cana bir hosluk, bir zevk<br />
yoktur.<br />
• Her tarafta elinde sarap testisi, mest olmus bir kisi var. Güzelligi ile herkesi mest edip costuran sakî de eline büyük<br />
bir kadeh almıs dolasıyor.<br />
• Sen kendini meyhaneye vakfetmissin. Gelirin de, giderin de saraptır. Bu vakıftan ayık olanlara, aklı basında olanlara<br />
sakın bir habbe bile verme!<br />
• Evden dısarı çıktım. Bir sarhosa rastladım. 0 öyle güzeldi ki, her bakısında yüzlerce gül bahçesi, yüzlerce kösk gizli<br />
idi.<br />
• Ona; "Nerelisin " dedim. Benimle alay eder gibi; "Benim yarımım Türkistanlı, yarımım Ferganalıyım.<br />
• Yarımım sudan topraktan, yarımım candan gönülden, yarımım deniz, yarımım bastan basa inci." dedi.<br />
• "Bana, arkadas ol, ben senin yabancın degilim. Senin akrabanım." dedim. Bana dedi ki: "Ben akrabamla yabancıyı,<br />
tanıdıkla tanımadıgımı ayırdedemiyorum."<br />
• Ben asıgım, sarıgım da yok. Meyhanecinin yurdundanım. Her seyi gören gözlerle dolu bir gönlüm var. Simdi durumu<br />
açıklayayım mı Susayım mı<br />
• Böyle bir güzelin mesti olan, nihayet bir agaçtan, bir direkten de asagı olmaz. Hannane direginden bir feryad<br />
kopmamıs mı idi<br />
1147. Ey beden elbisesi giymis ruh! Sana selamlar olsun!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c.V. 2310)<br />
• Ey bizden olan, her zaman bizimle beraber bulunan! Bizden sana Allah´ın selamı olsun! Selamette, huzur içinde kal,<br />
mutlu ol! Ey bizden olmayan, aramızda bulunmayan! Sana da Allah´ın selamı olsun, selamette huzur içinde kal, sen de<br />
mutlu ol!<br />
• Ey begenilen nur, ey gözlere sürme olan azîz varlık! Sen her görünen seylerden daha güzelsin. Sana, bizden Allah´ın<br />
selamı olsun! Selamet ve huzur içinde kal, mutlu ol!<br />
• Ey beden elbisesi giymis ruh! Ey mü´mine de kafire de Allah´ın rahmeti olan azîz varlık. Sana bizden Allah´ın selamı<br />
olsun, selamet ve huzur içinde kal, mutlu ol!<br />
• Sen, dolunay dogdun derken, damdan asagı indin. Ey ayın bile güzelligine, parlaklıgına kul, köle oldugu azîz varlık!<br />
Bizden sana, Allah´ın selamı olsun, selamet ve huzur içinde kal, mutlu ol!<br />
• Ey herkesten, her seyden fazla beliren, her yerde bulunmayan, her halimizi gören, gözeten! Ey incilerle dolu deniz!<br />
Bizden sana Allah´ın selamı olsun, selamet ve huzur içinde kal, mutlu ol!<br />
• Ey noksansız güzel! Ruhu nese içinde oynatıp duran, ey mest olup su bası döndüren güzel! Bizden sana, Allah´ın<br />
selamı olsun, ve huzur içinde kal, mutlu ol!<br />
• Sarap, senin yüzünden cosmada, kamıstaki seker, senin yüzünden meydana çıkmada, fakat sen, ikisinden de<br />
güzelsin. Bizden sana Allah´ın selamı olsun, selamet ve huzur içinde kal, mutlu ol!<br />
1148. Altınımız olsa da, olmasa da gamlıyız, gamdan kendimizi kurtaramıyoruz.<br />
Mefülü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2301)<br />
• Ben sarhosum, senin de gönlün hos; bu durum karsısında gam, perisan oldu. Onun ne gönlü kaldı, ne de bası! Bu<br />
daha iyi! Sevgiliye gönül ver, onun elinden sarap iç, bu hepsinden daha iyi!<br />
• Dünya, sanki bastanbasa bir deniz. Beden de sedef gibi. Can ise sedef içindeki inci gibi. Zaten bunların içinde de en<br />
iyisi inci!<br />
• Beden, suret çarsafa, örtüye benziyor. Can bu örtüye bürünmüs. Ama, onun sureti, sekli yok. Onun bunların hiç<br />
birisine benzememesi daha iyi.<br />
• Sen, beden perdesini görüyorsun, ama gönle ait bir bilgin yok. Onun sekli, sureti hakkında bir sey duymadın.<br />
Halbuki gönlün vurdugu o mızrap yok mu; o daha baska bir perdedendir, daha da güzeldir.<br />
• Senin yüzün, altın gibi sapsarı, gamdan sapsarı olmus su yüzüne de ki: "Altınımız olsa da, olmasa da gamlıyız.<br />
Gamdan kendimizi kurtaramıyoruz. Fakat gamlı oldugumuz halde, altınımız da olsa elbette iyidir."<br />
1149. 0 baharların canlarıdır.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2308)<br />
• Ya Rabbi; o ay yüzlü güzel nasıl bir güzel Ya Rabbi; o ay yüzlü güze nasıl bir güzel Onun yüzünün atesi ile harman<br />
da yandı, otag da yandı.<br />
• Hz. Yusuf´un çenesinde bir kuyu (=çene çukuru) vardır. Fakat o kuyu öyle acayib bir kuyudur ki, yüzlerce Yusuf-ı<br />
Kenan, o güzel kuyunun dibindedir.<br />
• Yusuf ne yapsın 0 kuyudan kendini korusun ki, o kuyu yoldan geçenleri görmüs de onları kapıp içine almıstır. (Yani,<br />
kuyuya düsenler, kuyunun yoldan geçenlerden kapıp aldıklarıdır.)<br />
• Görüs ile, bakıs ile bile gidenleri çekip alan birisine karsı bir saman çöpü ne yapabilir<br />
• Aman o bakıslardan canlarınızı sakının, onlar mest olmuslar, uyumuslardır, ama herkesin halini bilirler.<br />
• 0, o kadar can bagıslar, o kadar can bagıslar ki, fanilerin evlerine, barklarına hem matem diüser, hem ah.<br />
• 0 baharların canlarıdır. Agaçların canlarıdır. Canlar ondan gebe kalırlar. Hem onlara soy verir, hem de boy verir.<br />
1150. Ruhlar, mezarlarda beden elbiselerinden soyunarak mana alemine gitmedeler.<br />
Mefnlü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2311)<br />
• Balıkların çoklugundan ötürü, deniz gizlenmis, görünmez gelmis. Bedenler de çogalınca, cana perde olmus.<br />
• Mana denizinden ayrı düsen seker, zehir halini almıs, zehirse o denizin sevdasına kapılınca ab-ı hayat olmus.<br />
• Ey su kusuna benzeyen canlı; sen o denizin sevdasına kapılmıssın da asıkane çok güzel sözler söylüyorsun.<br />
• Dün o denizden öyle bir güzel bas gösterdi ki, onun bakısı çok sert bir yaydan atılan ok gibi tesirli idi.<br />
• Gönül, o bakısı görünce dudaklarını kımıldatmadan gizlice "Eyvah" demis, "Ben bundan canımı nasıl kurtarabilirim "<br />
Gönlün canına yemin ederim ki, sonunda o is öyle olmus. Gönül, o bakıstan kendini kurtaramamıs, bagrı yaralı bir asık<br />
olmus.<br />
• Ah, ruhanî hamam, nasıl da perileri davet etmede. Bu dünyada yıkanmak için soyunanlar, o aleme dalıyor. Aslında<br />
su mezarlık da elbiselerin çıkarıldıgı bir camekan gibidir. Ruhlar, mezarlarında beden elbiselerinden soyunarak mana<br />
alemine gitmedeler. 57<br />
57 Eskilerin inancına göre peri kızları, ya hamamlarda, ya kırlarda çesme baslarında, yahut harabelerde yasarlarmıs.<br />
Fuzulî merhumun oglu oldugu rivayet edilen Fazlı adındaki bir sairimizin bir müstezatında:<br />
"Her dem perinin menzili virane gerektir<br />
Ya çesmeler üstü<br />
Gönlüm gibi virane, gözüm gibi bulaga<br />
Gel ey peri peyker!"<br />
(Her zaman perinin yeri viranelerdedir, yahut çesme baslarındadır. Ey peri kızı gibi güzel olan sevgili, harabe<br />
istiyorsan gönlüme gel, çesme basında oturmak istersen gözüme gel diye yazmıstır.<br />
• Aklını basına al da, bu çesit sırrı açma, sus! Su susanlara dikkatle bak! Bastan ayaga dil olmuslar ama,<br />
söylemelerine izin yoktur.<br />
1151. Gönlüme kızgın olarak bakınca, gönül kendinden geçti, kendini bıraktı, yollara düstü.<br />
Mefülü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c.V. 2313)<br />
• Ey candan canıma gizli haberler gönderen sevgili! Ben, her an seni düsünmedeyim. Her an seni hayal etmedeyim.<br />
Her an seninle beraberim. Sen aklın dan neyi geçiriyorsan, neyi düsünüyorsan, onların hepsi bu kuluna malum olmadadır.<br />
• Neyi düsünüyorsan, hatırına ne geliyorsa, onlar, hemen gönlüne de dogmada, aklından da geçmededir.<br />
• Ney, her seher vakti senin dudagını hatırlıyor da feryada baslıyor. Askın, seker kamısının agzını sekerlerle, ballarla<br />
dolduruyor.<br />
• Gönlüme kızgın olarak bakınca, gönlüm alt üst oldu. Öyle bir hale geldi ki kendinden geçti. Kendini bıraktı, yollara<br />
düstü, gitti.<br />
1152. Can ile canan arasında bedenin bedenligi kalır mı<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2298)<br />
• Ne muhtesem bir meclis, padisahlara layık saraplar. Kıpçak Padisahı ne de güzel yagma etmede.<br />
• 0 pek yüce ve nasıl oldugu bilinemeyen Hakk´ın askı ile deliren can, simdi bu efsun ve efsane ile karar mı bulur<br />
• Zinciri oynatmaktan, sakırdatmaktan delinin çılgınlıgının artacagını bildigi için, sevgili de asıgına karsı büklüm<br />
büklüm saçlarını çözer.<br />
• 0 kıvırcık siyah büklüm büklüm saçları yüzünden, gönlüm tarak disleri gibi yanlmıs, dis dis olmustur.<br />
• Gönül arkadasları, sarhoslukla nasıl da alt üst olmuslar, yıkılıp gitmislerdir. Ey ay yüzlü sevgilim! Canın hakkı için<br />
olsun basını uzat da su evin içine bir bak.<br />
• Ey gönül! Sakî sana sarap vermedi diye mi balçıga düstün 0 sarap tulumunu açmadı ise kadeh nasıl oldu da sarapla<br />
doldu<br />
• Allah´ım! Bu ask ormanında düsünce kaybolup gitmis. Can ile canan arasında bedenin bedenligi kalır mı<br />
1153. Sayı ile verilen nefesi bos sözlerle tüketme!<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2303)<br />
• Ben, cennet köskünden ve cennet sarayından ansızın aç ve çıplak bir halde, böyle bir dünya kapısının dibine düstüm.<br />
• Bu dünya, benim için sevilecek bir yer, bir bayram yeri olamaz. Çünkü ben, bu dünyanın kötülügünü, çirkinligini<br />
gördüm. 0, sapsarı suratlı yüzüne allık süren, kendini güzel göstermeye çalısan bir kahpeye benziyor.<br />
• 0 kötü diken agacını gül renkli allık ne kadar süsler 0 diken her cigere, her ayaga batmıstır.<br />
• 0 takma saçlarını bırakmıs, kel kafası ile ortaya çıkmıs. 0 yaslı kör kadın; kaslarını igneyle damgalayarak karartmıs.<br />
• Onun ayak bilegindeki halhallarına bakma, o kapkara baldırını seyret! Geceleyin ask oyunu hostur. Ama bu oyun<br />
perde arkasında olmalıdır.<br />
• Ey yüzü yıkanmıs süfî; yürü; elini de dünyadan yıka, yani ondan uzaklas! Ey basını usturayla tıras eden, kazıyan<br />
süfî! Gönlünü de onun sevgisinden kazı at!<br />
• Dünyada mutluluk arayan, ona gönül veren kisi bahtsızdır, agır canlıdır. Dünyada yasama zevkine düstügü için<br />
kavurma gibi kavrulacaktır.<br />
• Ey sevgili! Ey bizi yoktan, yokluktan yaratıp su aleme atan azîz varlık! Bizi su dünyanın acaib isleriyle oynatıp duran;<br />
feryadımıza yetis! Bizi agır canlılıktan kurtar!<br />
• Sus da, o sonu bulunmayan güzelin diriltici nefesinden bahset! Susarak söz söyle, ne zamana kadar sayı ile verilmis<br />
nefesi bos sözlerle tüketeceksin.<br />
1154. Dün mezarlıga gitmisti. Onun yüzünden ölüler bile birbirlerine girdiler.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2304)<br />
• Her gün peri gibi bir güzel, perde arkasından çıkar da, bizi ve dostlarımızı neseyle oynatmaya baslar.<br />
• Süfî, onun sevdasına kapılır da hırkasını yırtar. Bilgin de onun belasıyla sasırır, telasından sarıgı çözülür, yerlerde<br />
sürünür.<br />
• Herkesi aldatan hileci bile, çileye kalkısamaz. Böyle bir rindin elinden rıza kadehini içtikten sonra artık kendini<br />
gizleyemez.<br />
• Dün mezarlıga gitmisti. Ölüler bile birbirlerine girdiler. Ben magdurum ne yapayım, ölüden de asagı degilim.<br />
• 0 peri kızı her gün, sarap kadehi elinde olarak çıkar gelir de; "Vallahi!" der "Sehirde duygusuz, kalbi donuk bir<br />
kimseyi bırakmayacagım."<br />
• Ey benim canım! Sana öyle bir sarılacagım, öyle bir kıvrandıracagım ki, kıvamında sirke iken, tatlılasacaksın, bal<br />
olacaksın, seker olacaksın.<br />
• Cigerini yaraladım, bir baska ciger al, ey pörsümüs kedi! Arslan cigerlerinden bir ciger edin.<br />
• Sus, sus, gönül evinin ta içine gir; incinmis hiçbir gönül yoktur.<br />
1155. Oruç sevdası, bambaska bir sevdadır.<br />
Mefülü, Mefa´îlün, Mefulü,<br />
(c. V. 2307)<br />
• Artık, ekmege karsı agzını kapa, tatlı oruç geldi. Simdiye kadar, yemenin, içmenin hünerini gördün. Simdi de orucun<br />
hünerini seyret!<br />
• Oruç, Meryem oglu Isa´ya zemzem oldu. Oruç yolculuguna çıktı da dördüncü kat göge yükseldi.<br />
• Kusların kanat çırpmaları nerede, meleklerin kanat çırpmaları nerede Kuslar yem için kanat çırparlar, melekler ise<br />
oruca dogru uçarlar.<br />
• Orucun bazı zorlukları varsa da, yüzlerce çesit hüneri de vardır. oruç sevdası bambaska bir sevdadır.<br />
• Oruç, çarsafa girmis, kendini gizlemis bir güzeldir. Çarsafını aç da onu seyret; o ne kadar güzelrnis!<br />
• Boynunu inceltir ama, seni ölümden emin eder. Mide dolgunlugu, rahatsızlıgı, fazla yiyip içmeden meydana gelir.<br />
Oruç ise seni manen mest eder.<br />
• Otuz gün ramazan denizinde bir bastan bir basa, bir uçtan bir uca yüzer durursun. Sonunda oruç incisi elde edersin.<br />
• Seytanın bütün hileleri, tedbirleri, bütün okları, oruç kalkanına çarpar, kırılır.<br />
1156. Güle ne efsun okudun da böyle gülüp durmada<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2305)<br />
• Ne zaman, ben varımı yogumu rehine verip seninle beraber sarap içecegim" Sen basını alıp gideceksin, ben<br />
meyhanede kalacagım, hırkamı rehin olarak bırakacagım<br />
• Saraba gömülecegim. Kadeh gibi, testi gibi dolup bosalacagım. Perde olmadan, hiç bir engel bulunmadan sevgili ile<br />
bas basa olacagım.<br />
• Sen afiyetle yüzlerce kadeh sarap içeceksin. Güzel elbiseler giyeceksin. Su donuk dünya canlanacak, cosup cosup<br />
köpürecek.<br />
• Ay nasıl günesin nuruyla aydınlanıyorsa, benim de gönlüm, senin nurunla aydınlanacak, imbikten çekilmis gül yagı,<br />
senin gül kokunla hos, güzel bir hale gelecek.<br />
• Güle ne efsun okudun da, böyle neselendi, gülüp durmada Dikene ne cefa ettin ki, güzel rengini kaybetti, soldu,<br />
kurudu, diken oldu<br />
• Ey görülmemis isler basaran, duyulmamıs san´atlar meydana getiren aziz varlık! Sen insanı bir an olur güldürürsün,<br />
bir an olur aglatırsın. Senin islerine akıl ermez.<br />
• Aklı olan kisi, yaptıklarından ötürü sana gücenmez, senden incinmez Karanlık gecenin aya darılmaya hakkı var<br />
mıdır Hiç diken gülden incinir mi<br />
• Nice nice düsünceler, adeta deniz gibidir. Hikmetlerse o düsünceler içinde yüzen balıklardır. Düsünürken söz diridir,<br />
söylerken ölü!<br />
• Hayır, düsünce ag gibidir. Deniz de bu agın arkasındadır. Aga, balıktan baska ne girebilir<br />
• Artık. sen, gönlü cennet say; dile gelen sözleri de cehennem farz et! Düsünceler ise günahı ile, sevabı ile bir<br />
olanların yeri olan a´raf!<br />
1157. Melek huyuna sahip ol da; seytana emir ver!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü,<br />
(c. V, 2300)<br />
• Paran olsa da, olmasa da gamdan yakanı kurtaramıyorsun. Hem yaralı, hem gamlı olmadansa, elbette paran varken<br />
gamlı olman iyidir.<br />
• Dostların sözlerini dinle, yankesicilerden kaç, topluluktan ayrılma, inatçı olma, bagırıp çagırma!<br />
• Adem neden çırılçıplak kaldı Dünya neden viran oldu Nasıl oldu Neden oldu da tufan koptu Bu isler, küçügün<br />
büyüge çekismesinden, bayagı kisinin yüce kisi ile inada girismesinden oldu.<br />
• Mum aglamadıkça, alev gülmez. Beden eriyip zayıflamadıkça can semirmez, kuvvetlenmez.<br />
• Melek huyuna sahip ol da, seytana emîr ol, ona emir ver! Nefis öküzünü kurban edebilirsen, ayagını gökyüzünün<br />
basına basabilirsin.<br />
1158. Senin her kösede bir Eyyüb´un var. Her tarafta bir Yakub gözyası döküyor.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2299)<br />
• Gönül yolu ile göze çekinmeden geliyorsun. Tesirli efsunlar okuyorsun. Coskun, dagınık ask hikayeleri anlatıyorsun.<br />
• Sen, gökleri nefesinle döndürüyorsun, senin efsununa karsı zayıf bir anlayıs ne yapabilir<br />
• Iki dünyanın da günahını bir tövbe ile yıkar, temizlersin. Sonra tutarsın, bir küçük hatamızı parmaklarının arasında<br />
evirir çevirir, ovusturup durursun.<br />
• Senin her kösede bir Eyyüb´un var. Verdigin belalardan sikayet etmiyor. Her tarafta bir Yakub´un gözyası döküp<br />
duruyor. Ask kapıları kırılmıs, kumaslar çalınmıs, götürülmüs.<br />
• Salına salına git de; o ölüler bahçesinde bir bagır: "Ey eski ölü kalk!" diye seslen! Kalk ey dökülmüs beden;<br />
oynamaya basla!<br />
• 0 anda bütün mezarlık, sehir halini alır. Bütün ölüler mezarlarından çıkarlar. Oynamaya baslarlar. Hepsi de<br />
neselenir, hepsinden de kaza ve kader pençesini çeker.<br />
• Bu sözleri laf olsun diye söylemiyorum. Hayal dokumuyorum. Hayal etmiyorum. Ben bu hali yüzlerce defa<br />
görüyorum, görmedigim seyleri söylemiyorum.<br />
• Insanlardan kaçtım da kurtuldum diyen kisinin etegi arkadan yırtıldı ise, o, dogruyu söylüyordur.58<br />
58 Yusuf Suresi,12/26.ayete isaret var<br />
• Ey söyleyen! Sus sus da, sevgilinin asıga söylediklerini dinle! Çünkü, isteyen aradıkça, istenen inat eder.<br />
1159. Gönle gamdan bir peygamber gelince, ötelerden Cebrail gönle iner. Düsünce, Meryem gibi yüzlerce Isa´ya gebe<br />
kalır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. V. 2297)<br />
• Sen, gönle ayak basar basmaz, düsünce gönülden çıktı gitti. Sırlar da bellerini baglayıp yola düstüler.<br />
• Gönül, canın yanına geldi de ona dedi ki: "Kendinde kalma, kendinle beraber oturup durma! Düsünce de gönlü agır<br />
canlı, tembel gördü de, onu kendi haline bırakıp, kendisi acele gitti."<br />
• Düsünceye asktan bir casus geldi. "Haydi kalk, yürü git. Önünde yeri öp!" dedi. Bu haberle düsünce kendinden geçti,<br />
Hakk´a ulastı.<br />
• Güzellerin meyhanesi açıldı. Düsünce, sarap küpüyle, kadehle arkadas oldu. Bu yüzden mest oldu. Aklına ne<br />
gelmisse hepsi bir bir ona göründü.<br />
• Düsünce mest olunca, kendinden geçti de, böylece kendini düsünmekten kurtuldu. Kendini öyle kaybetti ki;<br />
"Düsünce denilen sey nedir Siz düsünceyi tanıyormusunuz " diye baskalarına sormaya basladı.<br />
• Felek, gönlün korkusundan yerlere dogru alçaldı, iki elini birbirine çarptı. "Benden kimsecikler kurtulmadı. Düsünce<br />
nasıl kurtuldu " dedi.<br />
• Düsünceye herkes, önden arkadan tuzak kurar. Düsünceyi tuzaga düsürmek ister.<br />
• Aslında insanın aradıgı her sey, her sekil, her suret düsünceden meydana gelir. Sen sekle baglanma, düsünceye<br />
baglan!<br />
• Gönle gamdan bir peygamber gelince, ötelerden Cebrail gönle iner. Düsünce Meryem gibi yüzlerce Isa´ya gebe kalır.<br />
1160. Sarabı, sarap içmesini bilenlere, gamlı, kederli olanlara ver.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c.V. 2296)<br />
• Bana "Nasılsın " diye soruyorsun. Nasıl olacagım Hudutsuz olan lutuf ve ihsanın gibi iyiyim. Sen ise, güzelsin.<br />
Semizsin, gençsin, ter ü tazesin.<br />
• Hos olan sey, tatlılıgın; aslında sevgiliye dogru at sürersin. Fakat bu yürüyüs kolay degildir. Bu yolda binlerce at<br />
sakatlanır.<br />
• Susmaya çalısıyorum ama, sevgilinin verdiği tatlılıktan onun gamzesinin huyunu almısım da duramıyorum. Hep<br />
asksızları söylüyorum.<br />
• Ey gönül, basın sert, ayagın gevsek. Mest bir haldesin. Bununla beraber, topallaya topallaya yürü! Ama acele et!<br />
Sonra kapıyı kapayıverirler.<br />
• 0 kurtulus sahibine git; o hayat denizine git! Benlik testisine tas at, kır! Varlık kulübesine neft dök, yak, kurtul!<br />
• Sen, sarabı sarap içmesini bilenlere ver! Gamlı, kederli olanlara ver! Çünkü neseli görünenler. tamamıyla sekilden<br />
ibarettir. Bu da laftır, baska bir sey degil!<br />
• Sen hilekar nefsin inadına Hakk´ı özleyenlerin canları için su hadîsin zevkine var: "Ben gizli bir hazîne idim. Bilinmeyi<br />
sevdim, istedim de onun için insanları yarattım."<br />
1161. Benim gönlüm düsünceler yurdu oldu.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2295)<br />
• Ey asıkların cigerlerini yakan güzel, korkusuzca geliyorsun. Gönlümü alıp götürüyorsun sen, yine ne getirdin<br />
bilmiyorum ki!<br />
• Kurnaz, aldatıcı gözlerinden feryad. Öteden beri isin bu! Yavas yavas gelirsın. Param parça olmus gönlü alır gidersin.<br />
• Neliksiz, niteliksiz ay´ı elde etmek için, felegin kahrını çekiyorsun. Deliligin belli oldu. Yaptıgın akıl karı degildir. Böyle<br />
ise girisilmez.<br />
• 0 ates dolu kadehi getir de, göklerden de, yıldızlardan da ötede olan o ay yüzlünün askı ile bir hosça içelim.<br />
• Harmancı, yak bizi, herkesin gözünden düsür! Askın isi budur. Asık avare olur.<br />
1161. Benim gönlüm düsünceler yurdu oldu.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2295)<br />
• Ey asıkların cigerlerini yakan güzel, korkusuzca geliyorsun. Gönlümü alıp götürüyorsun sen, yine ne getirdin<br />
bilmiyorum ki!<br />
• Kurnaz, aldatıcı gözlerinden feryad. Öteden beri isin bu! Yavas yavas gelirsın. Param parça olmus gönlü alır gidersin.<br />
• Neliksiz, niteliksiz ay´ı elde etmek için, felegin kahrını çekiyorsun. Deliligin belli oldu. Yaptıgın akıl karı degildir. Böyle<br />
ise girisilmez.<br />
• 0 ates dolu kadehi getir de, göklerden de, yıldızlardan da ötede olan o ay yüzlünün askı ile bir hosça içelim.<br />
• Harmancı, yak bizi, herkesin gözünden düsür! Askın isi budur. Asık avare olur.<br />
• Su zavallı gönlü, kinle yaralayacaksan yarala! Ne yapsın, bu çaresiz gönül, buna da dayanır.<br />
• Benim gönlüm, düsünceler yurdu oldu. Yahut siselerle dolu bir dükkan halini aldı. Söyle ey Tebrizli Sems! Senin<br />
gönlün tas mıdır Kaya mıdır<br />
1162. Oraya gönülden baska bir sey götürme!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa-îlün<br />
(c. V. 2294)<br />
• Su param parça olmus gönül, senin askının "çekil çekil" seslerini duyunca kendinden de geçti, iki dünyadan da!<br />
• Yokluk denizine dalınca, varlık gözüne hor göründü. Derken ansızın bir mes´ale belirdi. 0 kanlar içen candan<br />
üstündü.<br />
• Kibirle, kinle dolu olan varlık, nasıl olur da bir an için olsun sırları görecek Yeryüzünde elde edilen bir yasayıs,<br />
denizde ne ise yarar<br />
• Ey insan canı, mademki, noksanlık alemindesin, bari gece karanlıgı basınca, bir yıldız gibi dolas!<br />
• Allah adamlarından bir yardım görürsen, ebedî bir yasayısa, sonsuz bir zevke ulasırsın. Kötülügü emreden nefsi<br />
kahretmek için bir ordu elde edersin.<br />
• Varlıgı, benligi sildin süpürdün, nefsin basını vurdun, ezdin; gözüne öyle bir güzellik belirdi ki, onun ne yüzü vardır,<br />
ne de yanagı!<br />
• Orada yüzlerce dolunay bir hiçten ibarettir. Orada topragın her zerresi altın olur. Oraya gönülden baska bir sey<br />
götürme! Orada ancak ask yüzünden param parça olmus gönül vardır.<br />
* Can gözü açık olanlara inciler bagıslayan bir deniz vardır. Kumlar sayısınca canlar, onun askı ile avare olmuslardır.<br />
1163. Duygunun öte tarafında yagmuru tamamıyla can olan bir bulut vardır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2293)<br />
• Hem gözümün içinde, hem de dısında bulunan bir ay yüzlü güzel görüyorum. Onun güzelligini ne bir göz görmüstür,<br />
ne de bir kulak duymustur.<br />
• 0 yüze, ona ezdirmeden, hırsızlamaca baktıgımdan beri dili de, canı da, gönlü de kendinden geçmis görüyorum.<br />
• 0 ay´ın yüzünün güzelligini Eflatun görseydi benden daha fazla deli divane olurdu. Benden daha fazla cosar,<br />
köpürürdü.<br />
• Kadim, ezelî olan varlık sonradan yaratılanın aynasıdır Sonradan yaratılan, önü olmayan varlıgın aynasıdır. Onun<br />
ayna gibi parlayan yüzünde her ikisini de, ikiye ayrılmıs saçlar gibi birbirine karısmıstır.<br />
• Duygunun öte tarafında öyle bir bulut vardır ki, onun yagmuru tamamıyla candır. iste o bulut, topraktan yaratılmıs<br />
bedenine can yagmurları yagdırmıstır.<br />
• Gökyüzünde bulunan ay yüzlüler, melekler, onun yanagının aksini görmüsler de, onun güzelliginden utanmıslardır.<br />
• Ebed, ezelin elini tutmus da, o ay yüzlünün kösküne götürmüstür. Gayret her ikisini görmüs de gülmeye baslamıs.<br />
• Çünkü köskün etrafında ne arslanlar var. Onlar, kıskançlıklarından canları ile oynayanların, gerçek asıkların canlarına<br />
kastetmisler, kükreyip duruyorlar.<br />
• Ansızın agzımdan kaçtı. 0 padisah kimdir Kim olacak; Tebriz´in Semseddin! Bu söz agzımdan kaçtı ama, bu söz<br />
yüzünden de kanım costu, kaynamaya basladı.<br />
1164. Mest ol da kendi kendinden kaç!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2292)<br />
• Dün, nesrin laleye dedi ki: "Haydi kalkalım, mest bir halde gidip yeni açılmıs gülün etegine sarılalım!"<br />
• Onun güzel yüzünden, o gül yanaklarından sarap üstüne sarap içelim, biz de gül ve lale gibi birbirimize yakın dost<br />
olalım. Çünkü dünyada dostluktan daha güzel bir sey yoktur.<br />
• Yasemin, nergisin suh bakısını gördü de, nesrine; "Kalk!" dedi. "Biz de mest olalım, kavgaya giriselim."<br />
• Sekere benzeyen, seker gibi tatlı olan gül yüzlü güzel, gonca gibi kapalı idi. "Mademki gonca açılıp saçıldı, bizim de<br />
inciler saçma zamanımız geldi." dedi.<br />
• Ezel meclisinden gelen canlar, kendilerinden geçmis, mest bir halde gelirler. 0 yüzdendir ki, balçık da mest olmus<br />
gibi ayagı kayıp duruyor.<br />
• Ey gönül! Su nese içinde azadlıgı, selviden ögren de mest olarak suça da, tövbeye de hiç aldırmayalım.<br />
• Selahaddin, en dogru yolu bilir, görür. Onun için mest olarak kendi kendinden kaçmak ister.<br />
1165. Sarabı kadehe doldur; düsüncenin boynunu vur!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. V. 2283)<br />
• Benim güzel yüzlü, kutlu yüzlü sakim! 0 nar renkli kadehi sun, benim hatırım için vermiyorsan, bari sevgilinin hatırı<br />
için ver!<br />
• Gönül alan sakî sensin, hastalara derman sensin! Nesenle insanı mest edersin. Çünkü sen, nese sarabısın. Sifa<br />
ilacısın, acele ask hastalarına kadehi sun!<br />
• Sarabı kadehe doldur, düsüncenin boynunu kes! Ey sevgili! Sakın gönlümüzü kırma, sen bize sarap ver!<br />
• Kapalı olan meyhaneyi aç, su gürültüyü, su kavgayı bırak! Saraba susamıs sakiye meyhanecinin küpünden sarap<br />
ver!<br />
• Sen baharın da, yesilliklerin de canısın. Selviye de yasemine de parlaklıgı sen verirsin. Ey kurnaz sevgili! Bahaneler<br />
etme, sen bize sarap ver!<br />
• Hile yoluna sapar da mest olanların elinden kaçarsan, düsmanımız sevinir Kör olsun düsman, sen bize kadeh ver!<br />
• Gam verme, ah ettirme, neseden baskasına yol gösterme! Ah edis yol bulamamaktandır. Sen bize yolu aç,<br />
yükümüzü de ver! Biz gidelim. Sana yük olmayalım.<br />
• Hepimiz de kavusma mahmuruyuz. Sonsuzluk kadehine susamısız. Hırkayı, sarıgı sakiye rehin olarak ver!<br />
• En eski susuz benim. Gönlü, gögsü yanan benim. Kadehi ve kaseyi kır! Bize ölçüsüz yol bul, sarap ver!<br />
• Zaten ay da sensin, ay ısıgı da sen! Ben, su ask ırmagının balıgıyım. Balık ay´a ulasamaz. Su halde ay´dan bana gelir<br />
ver!<br />
1166. Yazıklar olsun sana! Özü bırakmıssın, kabuga yönelmissin.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün,<br />
• Ey kimseye yalvarmamak, yüz suyu dökmemek için, ab-ı hayatı yerlere saçan! Ey minnetle sükretmemek için,<br />
zehirleri agzına alan mert kisi! 59<br />
59 Mevlana´nın bu beyti eski sairlerimizden birisinin su beytini hatırlattı:<br />
"Kase kase zehr-i gam içmek cana safadır canan elinden,<br />
Minnetle içmem ab-ı hayatı dil tesne olsa nadan elinden."<br />
"Sevgilinin elinden bardak bardak gam zehri içmek cana safa verir. Susuz bile olsam, minnetle ab-ı hayatı degersiz<br />
kisinin elinden içmem."<br />
• Böylece mest ve harap olmussun, yerle gögü, iyi ile kötüyü, birbirinden ayırdedebiliyorsun. Kirli su yerine temiz Fırat<br />
suyunu yerlere dökmüssün.<br />
• Ruh ol, taraf arama! Meshur kahraman Zal gibi ol! Sıfattan söz açma! Hiç bir yerde bulunmayan, bu tevcihatları<br />
dökmüs atmıs olan padisaha bak!<br />
• Ah, yazıklar olsun sana! Özü bırakmıssın, kabuga yönelmissin. Için içine kapanacagın yerde, dısa yüzünü<br />
çevirmissin, ne yazık neseyi bırakmıssın, gama yenilmissin.<br />
• Gama yenildigin için, gönül padisahı huzursuz olmus, evden eve gidiyor. Piyadelerin de kurtulus endisesi ile betleri<br />
benizleri sararmıs, solmus.<br />
• Can beratı onda kalmıs. Gamın yüzünü tekrar görünce kesesi yırtılmıs, bütün beratlar dökülüp saçılmıs.<br />
• Sıfatlarımız, onun sıfatı yüzünden, gülün dikenini tanıdı. Fakat tekrar sıfatlanmız gül gibi zat yoluna döküldü.<br />
• Seni götürüp günah tuzagına düsüren kanat, igreti kanattır. Ölüm gününde uyandıgın zaman, o kanadın dökülmüs<br />
oldugunu görürsün.<br />
1167. Ey insan! Içinde yasadıgın toprak yurdunda göklere dogru uç!<br />
Müstefilün, Müstef´ilün, Miistef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. V. 2280)<br />
• Ey asıklar, ey asıklar! Ben deliyim, divaneyim. Delileri bagladıkları zincir nerede Ey can zincirini oynatıp<br />
sakırdatan! Dünya senin yüzünden zincir sakırtısı, zincir gürültüsü ile doldu .60<br />
60 Deli olan bedenlere zincir vurmak mümkündür. Ama ilahî ask ile deli olan canları hangi zincire vurabilirsiniz<br />
Seyh Galip hazretleri:<br />
"Bir sülesi var ki, sem´i canın<br />
Fanusuna sıgmaz asumanın" demisti.<br />
Can mumunun alevi gökyüzü fanusuna sıgmazsa, can delisini hangi zincirle baglayabilirsiniz.<br />
• Sen bir baska çesit zincir yaptın da boynuma taktın, ask kervanının yolunu kesmek için gökyüzünden atlılar<br />
gönderdin.<br />
• Kalk ey can, kalk ey mana cihanı! Ey insan! Içinde yasadıgın toprak yurdundan uç; gökyüzünde yanan su ask<br />
mes´alesi, bizim için yanıp durmada. Pervane gibi ona dogru uçalım, onun alevine atılalım.<br />
• Gönlünde ask derdi olanın yolunu, yagmur nasıl vurur Su beden hamuru ona nasıl engel olur Onu yoldan alıkor<br />
0 ancak askta konaklar, onun asktan baska konagı yoktur.<br />
• Ona söz söyleyecek, onu tesellî edecek akıl nerede Onu kosturacak, onu dünya hadiselerinin sarsıntısından<br />
kurtarıp ask denizine daldıracak ayak nerede<br />
• Eger su dünya süprüntülügunden çıkabilirsen, padisahlar padisahı olursun. Saltanatın gelip geçici olmaz. Zühal<br />
yıldızından bile yüce olursun.<br />
(c. V. 2286)<br />
• Gönül sahibi isen, gönlünü ver, asık ol! Gönülsüz hale gel! Aklın varsa aklını terket, deli ol! Çünkü, bu küçük, zavallı<br />
akıl, senin askının gözünde bir su kabarcıgı gibi görünür.61<br />
61 Hz. Mevlana´ya göre akıl, Hakk yolunda asıka bazen engel olur. Bu isde esas, ask yoludur, gönül yoludur. Akıl,<br />
her seyin nedenini, niçinini arastırır. Mevlana;<br />
"Ben onu bunu bilmem, ben ask kadehi ile mestim." diye buyurmaktadır. Mevlana´ya göre aklın kifayetsizligi hakkında<br />
etraflıca bilgi almak isteyenler, Ötüken Nesriyattan çıkan, Mevlana, Hayatı, Sahsiyeti, Fikirleri adlı kitabın lütfen 163.<br />
sahifesine baksınlar.<br />
• Sonunda gayb alemi gelir yetisir. Seni su içinde yasadıgın suret aleminden çeker, çıkarır.<br />
• Fakat, sen yine de bu yolda rahatça yürümen için, yürürken etegini çekmen gerek. Çünkü yürüdügün yol, asıkların<br />
kanları ile bulanmıstır.<br />
• Ey gönül! Bu yolda kervanla beraber yürü! Yapayalnız bu yola düsme! Çünkü hadiselere gebe olan zaman, kim bilir<br />
ne fitneler dogurur<br />
• Dedigim gibi gidersen zahmetsizce gidersin. Hakk´ın emanında olarak yol alırsın. Denizde kayık gibi yürürsün, Ey<br />
gönül; mademki gittin, gidiyorsun, bari zahmetsizce, sikayetsiz git!<br />
• Gönlünü canından kurtarırsan, iç savastan da, barıstan da kurtulursun. Dükkana da ihtiyacın kalmaz, azıga da!<br />
• Canın düsünme belasından kurtulur, tehlikeli yolları kapatır, dilegin gelir sana ulasır. Dostlukla seninle uzlasır.<br />
1168. Su yıkık gönül köyünü Bagdad sehriyle bile degisme!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. V. 2284)<br />
• Sen, bizi yad etmesen bile zararı yok. Yeter ki sen bize sarap ver, sarap ver. Bugün nese günüdür. Oturma, bize<br />
yardımda bulun, sarap ver!<br />
• Seninle bulusma haberinin verdiği zevkle mest olarak geldim. Ben varlıktan geçmis yokluk kılıcına kurban olarak<br />
gelmisim. Ben böyle degilsem, beni neselendirme, beni hiç sevindirme!<br />
• Hocam! Sen irfan sahibisin, sen her seyi anlarsın, bilirsin. Devlet davulunu da çalmıssın. Can kamili, can olgunu<br />
olmus. gelmissin. Artık elini üstada verme, artık senin üstada ihtiyacın yok.<br />
• Haberin var mı Senin dertlerle, kederlerle harap olmus, yıkılmıs gönlünde, Hakk´ın gizli bir hazinesi vardır. Aklını<br />
basına al da, su yıkık gönül köyünü, Bagdad sehri ile bile degisme!<br />
• Allah´a yemin ederim ki, senin su karanlık gecen, yüzlerce gündüzden daha iyidir. Geceyi verme, gündüzü arama!<br />
• Iki dünyada da Allah´tan baska gerçek, sadık devlet yoktur. Senin her neyin varsa, sakın, ondan baskasına verme,<br />
varını yogunu ancak ona ver!<br />
• Sen, su beden çadırının içinde yasıyorsun. Ama sunu iyi bil ki, bu çadırın içinde çadır kuranla beraber yasıyorsun.<br />
Sakın gönül ipini, çadırın karanlıgından baskasına baglama!<br />
• Ey can sakîsi! Ömrünü sözle harcama, ask yetimlerinin malını yeme de sonunda feryada baslama!<br />
• Ey yesillikte, lalelikte yasamıs, uyumus güzel; uyan, kalk, kalk da sarabı, Allah sevgisiyle mest olanlardan baskasına<br />
verme!<br />
• Hem sen sensin, hem sen benim. Benim yurdumdan hiç gitme! Sen kussun. Ben de yavruyum. Kıymet bilmez ham<br />
kisilere verme!<br />
• Kendine rehin olmus, kendine baglanmıs kisinin bilgisine kulak asma! Hünerine deger verme, senin bildigin sana<br />
yeter. 0 sundan suna nakledilerek gelen sözlerle fikrini yorma!<br />
• Sen benlik dagını delenlere, padisahlar, padisahısın . Elinde agır, saglam bir ask külüngü var. Onu, Ferhat´tan<br />
baskasına verme!<br />
1169. Acaba atesinle kimi yakacaksın<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. V. 2278)<br />
• Bu kimdir, bu kimdir Güzel ve tatlı hali ile nalınları koltugunda mest olarak gelmis, evimize girmis.<br />
• Güzelligi karsısında ev ona hayran olmus. Düsüncenin bası dönüyor. Yüzlerce can, yüzlerce akıl elsiz ayaksız olarak<br />
onun arkasına düsmüs geliyor.<br />
• 0 la´l dudaklı güzel, hileye bas vurdu. Elinde kürek, ates istemeye geldi. Onun böyle, yalnız gelmesinden maksadı ne<br />
idi Acaba, atesiyle kimi yakacak<br />
• Ey ates madeni! Gel, bizden ne diye ates istersin Ey ansızın gelen sevgili! Allah´a yemin ederim ki; bu ates istemen<br />
bir kurnazlıktır. Hiledir, senin maksadın ates almak degil, buraya gelmektir.<br />
• Ey yüzü kusluk günesi gibi parlak güzel! Sen geldin. Senin yüzünün nuru ile evin her kösesi bir ova, bir sahra gibi<br />
genislendi ve aydınlandı.<br />
• Ey Yusuf! Kuyunun basına geldin. Kuyuya baktın. Güzel yüzünün aksı suya düsünce kuyunun suyu senin askından<br />
costu, köpürdü. Agzına kadar kaynadı, etrafa tastı.<br />
• Ey gönüller alan güzel! Sen, hiç bir kucaga sıgmazsın. Ey askı ugruna denizlerden fazla gözyası döktügüm sevgili! Ey<br />
sevgili! Senin ay gibi nurlu yüzüne karsı, yeryüzü de, gökyüzü de ayna olmus. Sonra o ayna canlanmıs da seni seyretmeye<br />
baslamıs.<br />
• Ey atesinin dumanları baslara sevda olan asık! Sen sus, sus da sözlerimi bir baska yoldan, gönül yolundan dinle!<br />
1170. Isteyen de odur, istenen de o! Yusuf da odur, Yakub da o!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Miistef´ilün<br />
(c. V. 2281)<br />
• Allah´ım, senin lütfunla toprak beden olmus. Topraktan yarattıgın beden de düsünmeye, söz söylemeye baslamıs.<br />
Sonra söz de, düsünce de gayb aleminde nice suretlere, sekillere gebe kalmıs.<br />
• Her sekli, her sureti besleyip yetistirmissin. Fakat bir mana var ki; onu gizlemissin. Aslında sekil de suret de o<br />
mananın eserleri oldukları için, onun eserlerinde varlıgı belirmektedir.<br />
• Birisi buzu görse, onun aslı nedir bilmez. Sadece buzu, buz olarak görür Buz eriyince, onun aslının su oldugunu<br />
anlar. Süphesi kalmaz.<br />
• Iyi seylerden baska bir sey düsünme! Çünkü, düsünce, suret dokumasının ipligidir. Güzellesen, iyi olan her<br />
düsünceden dogan her suret güzeldir, iyidir<br />
• Aydın olan kisiyi dost edin! Çünkü ona gönülden bir pencere açılmıstır Toprak gül, süsen bitirir ama, ona su<br />
gerekmektedir.<br />
• Daima, manen Hakk´la beraber olursan, güzel, mutlak bir can olursun. Ey benim canımın canı! Böyle olursan ne de<br />
parlak bir hale gelirsin.<br />
• Hiç ummadıgın bir taraftan bir devlet, bir ikbal gelmis olur. Artık ah vat etme zamanı geçmistir. Hey hey diye<br />
neselenme vakti gelmis olur. Dolunay gibi elsiz ayaksız dolasır durursun.<br />
• Her zerreye mahrem olan O´dur. Çünkü her zerrenin gönlünde O´nun sevdası vardır. 0 yüzden her zerre kararsızdır.<br />
Herkese hos nefesi ile devlet olar O´dur. Hakîkati göremeyen taklitte kalmıs, sekle baglanmıs, zahid olmus Gören O´nun<br />
yüzünden rind olmus, hiç bir seye aldırıs etmez olmus.<br />
• Ey sevdası Allah askı olan! Ey her seyde, her eserinde O´nu arayan! verdiği dertlerde O´nun tecellisini sezen! Ey<br />
hakîkat madenini isteyen!<br />
• Isteyen de O´dur, istenen de O! Seven de 0, sevilen de 0. Yusuf da O´dur, Yakup da O´dur. 0 hem gerdanlık olmus,<br />
hem gerdan!<br />
1171. Herkes isteklerinin, arzularının kulu, kölesi olmustur.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. V. 2379)<br />
• Sen bize can sarabını sun! Hepimiz yine öyle bir haldeyiz ki, sarabı kadehten, basımızı da ayagımızdan<br />
ayırdedemiyoruz.<br />
• Hepimiz de yesermisiz, süsenden, gül fidanından daha tazeyiz. Hepimiz bastanbasa can olmusuz da can gibi parıl<br />
parıl parlıyoruz.<br />
• Herkes isteklerinin, arzularının kulu, kölesi olmustur. Halbuki isteklerle arzular bizim kulumuz, kölemiz olmustur.<br />
Çünkü biz, zamandan, zamanın dönüsünden çıkmıs kurtulmusuz.<br />
• Dogunun parıltısı, bedenimizi gölge gibi yuttu. Suretimiz, görünüsümüz, yersiz, yurtsuz kevne(=olusa)<br />
benzemededir.<br />
• Yesilligin, lale bahçesinin dostuyuz. Fakat kötü gözden, nazardan korktugumuz için yüzümüz sarardı.<br />
• Mushaf getirelim de, senden baskasının elinden sarap içmeyecegimize dair sakîye yemin edelim.<br />
• Kimin canı varsa, ancak o, can bahçesinden koku alır. Fakat ona sahip olan da bastan basa ondan ibaret oldugunu<br />
anlar.<br />
• 0 kadeh yüzünden öyle tez canlı olmusuz ki, gönlümüz, kus gönlü halini almıs da bedenimizin dısında çırpınmada.<br />
• Biz, insan bedeni kesafetinin, karanlıklarının perdesi arkasında oturmusuz da seher vaktinin nuru gibi karanlık<br />
perdeleri yırtarız.<br />
• Biz gece idik. Mana günesinin nuru ile aydınlandık, sabah haline geldik. Biz yırtıcı kurt idik, ilahî feyizle, tanınmıs bir<br />
çoban olduk.<br />
• Tebrizli Sems, cana benzeyen yüzünü gösterdi de, ruh gibi, hepimiz, canla basla ona dogru kosuyoruz.<br />
1172. Hakk´ın lütfuyla gül bahçesinde dikenle gül arkadas olmuslardır.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2381)<br />
• Cenab-ı Hakk´ın kudretine bak ki, askı, asıklarla, ruhu da topraktan yaratılmıs su bedenle uzlastırmıstır.<br />
• Ne zamana kadar sunu bunu, iyiyi kötüyü birbirinden ayrı göreceksin Sen, isin sonuna bak, onlar mezarda<br />
birbirlerine karısacaklardır.<br />
• Ne vakte kadar bunun nisanı, izi var; ötekinin nisanı yok, izi yok diyeceksin Izi belirleyene bak, asıl izi belirenle<br />
birlesmis.<br />
• Ne zamana kadar o cihan, bu cihan deyip duracaksın 0 cihana bak, bu cihanla nasıl da karısmıs. Çünkü, bu cihan, o<br />
cihanın ekin yeridir<br />
1171. Herkes isteklerinin, arzularının kulu, kölesi olmustur.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. V. 2379)<br />
• Sen bize can sarabını sun! Hepimiz yine öyle bir haldeyiz ki, sarabı kadehten, basımızı da ayagımızdan<br />
ayırdedemiyoruz.<br />
• Hepimiz de yesermisiz, süsenden, gül fidanından daha tazeyiz. Hepimiz bastanbasa can olmusuz da can gibi parıl<br />
parıl parlıyoruz.<br />
• Herkes isteklerinin, arzularının kulu, kölesi olmustur. Halbuki isteklerle arzular bizim kulumuz, kölemiz olmustur.<br />
Çünkü biz, zamandan, zamanın dönüsünden çıkmıs kurtulmusuz.<br />
• Dogunun parıltısı, bedenimizi gölge gibi yuttu. Suretimiz, görünüsümüz, yersiz, yurtsuz kevne(=olusa)<br />
benzemededir.<br />
• Yesilligin, lale bahçesinin dostuyuz. Fakat kötü gözden, nazardan korktugumuz için yüzümüz sarardı.<br />
• Mushaf getirelim de, senden baskasının elinden sarap içmeyecegimize dair sakîye yemin edelim.<br />
• Kimin canı varsa, ancak o, can bahçesinden koku alır. Fakat ona sahip olan da bastan basa ondan ibaret oldugunu<br />
anlar.<br />
• 0 kadeh yüzünden öyle tez canlı olmusuz ki, gönlümüz, kus gönlü halini almıs da bedenimizin dısında çırpınmada.<br />
• Biz, insan bedeni kesafetinin, karanlıklarının perdesi arkasında oturmusuz da seher vaktinin nuru gibi karanlık<br />
perdeleri yırtarız.<br />
• Biz gece idik. Mana günesinin nuru ile aydınlandık, sabah haline geldik. Biz yırtıcı kurt idik, ilahî feyizle, tanınmıs bir<br />
çoban olduk.<br />
• Tebrizli Sems, cana benzeyen yüzünü gösterdi de, ruh gibi, hepimiz, canla basla ona dogru kosuyoruz.<br />
1172. Hakk´ın lütfuyla gül bahçesinde dikenle gül arkadas olmuslardır.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2381)<br />
• Cenab-ı Hakk´ın kudretine bak ki, askı, asıklarla, ruhu da topraktan yaratılmıs su bedenle uzlastırmıstır.<br />
• Ne zamana kadar sunu bunu, iyiyi kötüyü birbirinden ayrı göreceksin Sen, isin sonuna bak, onlar mezarda<br />
birbirlerine karısacaklardır.<br />
• Ne vakte kadar bunun nisanı, izi var; ötekinin nisanı yok, izi yok diyeceksin Izi belirleyene bak, asıl izi belirenle<br />
birlesmis.<br />
• Ne zamana kadar o cihan, bu cihan deyip duracaksın 0 cihana bak, bu cihanla nasıl da karısmıs. Çünkü, bu cihan, o<br />
cihanın ekin yeridir.<br />
• Gönül bir padisaha benzer. Dil de onun tercümanıdır. Fakat padisaha bak ki, tercümanı ile uzlasmıs, bir bedende<br />
dostça beraber yasıyorlar.<br />
• Yeryüzü ile gökyüzü, birbirleriyle içli dıslı arkadas olmuslardır. Çünkü Allah, onları bizim için birbirleriyle<br />
uzlastırmıstır. Ey birbirlerine yan bakanlar, birbirlerinden hoslanmayanlar! Su ayrılıgı bırak da siz de birlerinizle uzlasın,<br />
dost olun !<br />
• Suya, atese, rüzgara, topraga bak! Birbirlerine düsman oldukları halde, dostlar gibi nasıl birbirleriyle uzlasmıslar,<br />
arkadas olmuslardır.<br />
• Kurt, koyun, arslan, ceylan, bunların dördü de birbirlerinin zıtları iken, yigit bir terbiyecinin korkusuyla bir arada<br />
uzlasmıslardır.<br />
• 0 padisahın kudretine bak ki, onun lütfuyla, gül bahçesinde dikenle gül, birbirleriyle arkadas olmuslar, bir arada<br />
yasamaktadırlar.<br />
• Su bulutlara dikkatle bak! Parça parça oldukları halde Hakk´ın feyziyle birleserek su haline gelip nice oluklardan akıp<br />
durmadalar.<br />
• Ilkbaharla sonbahar ortaya koydukları eserlerle, çesit çesit meyveleri yetistirmek için nasıl birbirleriyle karısmıslar,<br />
dost olmuslardır.<br />
• Nice kimseler egri, huysuz ve hırsızdır. Ama, birbirleriyle ok ve yay gibi uzlasmıslardır.<br />
1173. Içine üfürülmeden ney´in feryad ettigini kim görmüstür<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. V. 2378)<br />
• 0 güzel yüze söyle bir hırsızlamaca bakan kimsenin yüzünde yüzlerce mahmurluk, yüzlerce nese vardır.<br />
• Onun mest olusunda yüzlerce nese var. Yüzlerce heves var. Belki de o kendi eliyle kendi yüzünü oksamıstır.<br />
• Sevgilinin dudaklarından çıkan selamı duyan kimse, zamanenin hilesine, isvesine aldanmaz.<br />
• Ey zamanenin iyi islerinin, kötü islerinin etkisi altında kalarak kıvranan zavallı! Sen sevgilinin saçlarındaki büklümleri,<br />
kıvrımları görmedigin için kıvranmakta, üzülüp durmadasın.<br />
• Elbette bir ney yapan vardır ki, kamısa sekil, suret veriyor. Nefes verilmeden, içine üfürülmeden, neyin feryad<br />
ettigini kim görmüstür<br />
• Yerden biten kamıs, insan gibi üstün bir varlıgın dudagına dost olacagını bilseydi; hiç kesilmeden korkar mıydı<br />
• Allah´ın "kün" (=ol) 62 emrinin bir damlasını su topragın üstüne döktügü içindir ki, cihan asıklarının dudakları, senin<br />
kapının topragını yalıyorlar.<br />
62 Yasin Suresi, 36/82. Ayete isaret edilmektedir.<br />
1174. Allah´ın sevdigi kullarına sundugu gökyüzü sarabından sun!<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. V. 2376)<br />
• Ey güzel! Acını dagıtmak için içtigin saraptan birazcık da bize ver! Kat kat olan gamını bir yudumcuk neseyle beraber<br />
biraz bize de sun!<br />
• Gamın bizi yedi bitirdi. Sen bize fazlaca nese sarabı sun da gama, gussaya hak ettikleri cezayı ver!<br />
• Allah´ın sevdigi kullarına sundugu gökyüzü sarabından sun! Sen onu düsmanlara göstermeden dostlara ikram et!<br />
• Savasları durdur! Çengleri oksa, çenglere Irak-îsfahan perdesinden nagmeler ver!<br />
• Köpek agzını açınca, binlerce susuz mest kisi; "Bana da sun, bana da sun!" diye kadehler getirdiler.<br />
• Ey güzel! Su sonbahara bak! Su çıplakları gör de onlara atlas gibi saraptan birer kaftan giydir.<br />
• Gençleri seyretmek için ihtiyarlar oturmuslar. Su iki üç ihtiyara genç saraptan bir baston ver de ayaklansınlar,<br />
yürüsünler.<br />
• "Sen padisahsın, sarabın da var. Can sarabından bize de lütfet!" diye aglaya, inleye Selahaddin´e bas vur!<br />
1175. Oruç harmanından can bugdayı satın al!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. V. 2375)<br />
• Oruç anası keremlerde bulundu, çocuklarına geldi, kavustu. Çocugum! Fırsatı kaçırma, oruç ananı sıkıca tut,<br />
bırakma!<br />
• Oruç anasının güzel yüzünü seyret! Onun lütuf sütünü em! Onun yurdunu yurt edin! Orucun kapısında otur!<br />
• Rıza çölüne bak, Allah´ın ilkbaharını seyret! Oruç nergisleri ile dolu olan can cennetini müsahede et!<br />
• Ey gonca! Sen çok güçsüzsün. Gelismemissin. Ipte oynayan bahar cambazı gibi sıçra, oruç çemberinden geç!<br />
• Ey gül! Kanlara batmıssın, hal böyle iken, neden gönlün hos, neden gülüp duruyorsun Yoksa Halil´in Ishak´ı mısın<br />
ki, oruç hançerinden hoslanıyorsun<br />
• Neden ekmege asıksın Bahar mevsiminde gençlesen dünyayı seyret! Oruç harmanından can bugdayı satın al!<br />
1176. Biz kendimizden de, yakınlarımızdan da tövbe ettik.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. V. 2352)<br />
• Mana sarabıyla bir kadeh, yüz binlerce candan daha iyidir. Kalk kumasımızı rehine koy da o saraptan al, bize sun!<br />
• Biz kendimizden de, yakınlarımızdan da tövbe ettik. Biz asla bu köyden baska bir yere gitmeyiz.<br />
• Büyük, küçük bir olmamız için sarap bizi bir renkli yapar.<br />
• Dervis kendinden bosaldı. Sen yokluk sarabını dolu sun, dolu!<br />
• Kalk kemanın kirisini çek, kemanı ger! Biz keman gibiyiz. Sarap da kiris!<br />
• Hünerle dolu akıl, yerinde kaldı. Zaten sisman ihtiyara layık olan da budur.<br />
• Biz gam yemeyiz. Bunu kim görmüstür Sen yük çekesin de o ah desin.<br />
• Gamdan kaç, padisahın bulundugu tarafa git! îgreti evden çık, orada oturma.!<br />
1177. Ask, kucagını açınca, düsünce korkusundan kaçtı.<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. V. 2357)<br />
• Ey gönlü mermer gibi katı olan sevgili! Biz, tas gibi, mermer gibi duygusuza karsı ne yapabiliriz<br />
• Siseler mermere karsı ne yapabilirler Kendilerini çarpıp, param parça olmalarından baska ne çareleri vardır<br />
• Yıldız, karsısında can versin diye, gerçek sabah gibi gülüyorsun.<br />
• Ask, kucagını açınca, düsünce korkusundan kaçtı, bir köseye gizlendi.<br />
• Sabır, düsüncenin bozguna ugradıgını görünce, o da tek basına kaçtı. Bir köseye sıgındı.<br />
• Sabırla düsünce kaybolunca, sevda yalnız basına ortada kaldı. 0 hem aglıyordu, hem de yanıp yakarıyordu.<br />
• Isler böyle olunca, biz de, akıl ile bin tarakta bezi olan gönlü tanımaz olduk. Onlara yabancı kesildik.<br />
• Gerçekten de ask beyliktir, ululuktur, siir de onun davuludur, bayragıdır.<br />
• Ask beyi pek huysuzdur, hırçındır, kendini koru. 0 seher vakti her seyi yagma eder. "<br />
• Sen, onu bunu bırak da ayrılıgı anlat! Çünkü ayrılıgın korkusundan sözün bile ödü kopuyor.<br />
• Ey müezzin! Imam, askın korkusundan kaçtı, gizlendi. Sen de artık sus; minareden in!<br />
1178. Asktan çok bahsetme, askı yasa!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. V. 2354)<br />
• Sevgilim! Sensiz yasayıs tatsız, tuzsuz, manasızdır, adeta donmus gibidir Sen olmadıkça musikî ve sema´ ölüdür,<br />
ölü!<br />
• Biz ask kapısının halkasını tutmus çalıyoruz. Sen ise kapıyı kilitlemissin Anahtarını almıs gitmissin.<br />
• Her yanan ates senin nefsinle yanmadadır. Sana sayı ile verilmis olan nefse acı! Merhamet et, onu bos yere<br />
harcama!<br />
• Biz ham kisileriz, gel bizi ask atesinde çerçöp gibi yak, yandır!<br />
• Biz Hz. Musa gibi kimsenin sütünü emmedik. Biz senin sütünle beslendik Senin sütünle huy sahibi olduk.<br />
• Ey bizim gözümüz gibi olan sevgili! Perde arkasında durma! Gözde perde bulunması hos bir sey degildir.<br />
• Asktan çok bahsetme, askı yasa! Askı sarap gibi iç, onu tat! Söylemek yemeye içmeye benzemez.<br />
1179. Can, kendine secde etmede idi.<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. V. 2353)<br />
• Beden uykuda iken can, beden atından inmis, basit bir aleme, rüya alemine yaya olarak gelmisti.<br />
• Derken bir ask seli geldi. Canı kaptı götürdü. 0 sel, denizlerden bile coskundu, ziyade idi.<br />
• Ask seline kapılan can, telasla iki gözünü açtı. Kendini latif bir su olarak gördü.<br />
• Bu su, seker gibi kendiliginden tatlı idi. Sarap gibi kendiliginden cosup köpürüyordu.<br />
• Halk, bir halde cana bakmakta idi. Can da sasırmıs halka degil, kendine kendi haline bakmakta idi.<br />
• Orası mekansızlık alemi idi. Çünkü ne secde eden vardı, ne de secde edilen seccade vardı. Iste böyle halde can<br />
kendine secde etmekte idi.<br />
• "Ey can nesesi! Ey neseli can!" diye dudagını kendi dudagına koymus, kendini öpüyordu.<br />
• Her sey, birbirinden dogar. Ey can! Sen hiç kimseden dogmadın.<br />
• Derken, can deve olmustu. Beden de onun yuları haline girmisti de Tebriz sehrine dogru gitmede idi.<br />
1180. Bizde bir hayalden baska bir seycik kalmadı.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. V. 2356)<br />
• Biz kadîm olan, önüne evvel düsünülemeyen bir zamandan beri aska düsen kisileriz. Bizden olmayanların, bizden<br />
geri kalanların hepsi de bize seyirci olmuslardır.<br />
• Fakat seyirciler usandı. Ortada yalnız kızgın ask suleleri ile beslenen gönül kaldı.<br />
• Biz, gökyüzü gibi günesin arkadasıyız, dostuyuz. Biz onun ısıgında yıldız gibi gizli kalmayız.<br />
* Biz minarenin üstündeki deve gibi parmakla gösteriliyoruz, tanınmısız.<br />
• Bizde bir hayalden baska bir seycik kalmadı. 0 da parça parça oldu, ortadan kayboldu.<br />
• Hakk sevgisi yolunda yürüyenler, çare aradılar. Anladılar ki, varlık kaldıkça çare yoktur.<br />
• Demir, bakır, kaya gibi ask atesinde yanmak için sıraya girdiler.<br />
• Erkekçesine, korkmadan, sonsuz olan, kıyısı bulunmayan ask denizine daldılar.<br />
1181. Dogudan batıya kadar nur dalgaları gelip durmadadır.<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. V. 2358)<br />
• Biz iki gözü de, canı da sasırmıs kalmıs kisileriz. Sen dalıp gitmis, kendilerinden geçmis asıkları görmek istiyorsan<br />
bize bak!<br />
• Sen bir mana ay´ısın. Bizse senin parlak yüzünün etrafında saskın gökyüzü gibi basımız dönmüs bir halde dolasıp<br />
duruyoruz.<br />
• Akıl, senin davranıslarının, yaptıgın islerin etrafında dönüp dolasan bir çobandır. Ben bu saskın çobandan feryad<br />
etmedeyim.<br />
• Gözde binlerce mum yanmada, binlerce ısık parlamada, fakat bu göz, samdan gibi sasırmıs kalmıs.<br />
• Dogudan batıya kadar gizli alemden nur dalgaları, saskın bir halde bas gösterip durmadadır.<br />
• Bu ölmüs alemden dısarıda bir padisah var. Aska hayran olmus kalmıs bir baska dünya var.<br />
• Bana o baska dünyadan bir iz ver, haber ver, nerede oldugunu söyle diyorsun. Saskın, ancak saskının izini<br />
gösterebilir.<br />
• Selahaddin´in yüzüne bak da, hayranlıgın ifadesini orada bul!<br />
1181. Dogudan batıya kadar nur dalgaları gelip durmadadır.<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. V. 2358)<br />
• Biz iki gözü de, canı da sasırmıs kalmıs kisileriz. Sen dalıp gitmis, kendilerinden geçmis asıkları görmek istiyorsan<br />
bize bak!<br />
• Sen bir mana ay´ısın. Bizse senin parlak yüzünün etrafında saskın gökyüzü gibi basımız dönmüs bir halde dolasıp<br />
duruyoruz.<br />
• Akıl, senin davranıslarının, yaptıgın islerin etrafında dönüp dolasan bir çobandır. Ben bu saskın çobandan feryad<br />
etmedeyim.<br />
• Gözde binlerce mum yanmada, binlerce ısık parlamada, fakat bu göz, samdan gibi sasırmıs kalmıs.<br />
• Dogudan batıya kadar gizli alemden nur dalgaları, saskın bir halde bas gösterip durmadadır.<br />
• Bu ölmüs alemden dısarıda bir padisah var. Aska hayran olmus kalmıs bir baska dünya var.<br />
• Bana o baska dünyadan bir iz ver, haber ver, nerede oldugunu söyle diyorsun. Saskın, ancak saskının izini<br />
gösterebilir.<br />
• Selahaddin´in yüzüne bak da, hayranlıgın ifadesini orada bul!<br />
1182. Sen askı atesten bir merdiven yap da gökyüzüne daya!<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c.V. 2359)<br />
• 0 sofrayı getir, ortaya ser! 0 kaseyi de asıkların önüne koy!<br />
• Ekmegi de çok çok, bol bol getir! Çünkü sofradakilerden birinin "Ekmek yok!" demesi çirkin bir seydir.<br />
• Sen bedeni ekmekle avla, onun önüne ekmek koy! Canın önüne de can koy!<br />
• Bugün senin kıyametin koptu. Kalk, gökyüzüne ayak bas!<br />
• Sen, askı atesten bir merdiven yap da gökyüzüne daya!<br />
• Eger gönül ask yarasından ziyana giriyor da sikayet ediyorsa; o ziyanın üstüne bir baska yara daha aç!<br />
• Mademki göz yolu ile nükteli sözler söylüyorsun, bizim her zaman agzımızı mühürle, kapat!<br />
• Ey gözyası! Mademki, gözümün kapısından çıktın, gidiyorsun, bari sevgilinin kapısına git de, basını onun esigine koy!<br />
1183. Elini, gül bahçesi olan güzel yüzünden çek de, oradan deste deste güller devsireyim.<br />
Mef´alü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c.V. 2361)<br />
• Ey mübarek kutlu gün! Biz Hakk asıkları bir yerde toplanmısız. Sen de gelmissin, bize katılmıssın, aramızda<br />
oturuyorsun.<br />
• Ey aynı havayı beraber teneffüs ettigimiz sevgili! Yanımıza gel de hasta, kırık, dökük olan nefeslerimiz, senin<br />
nefesinle canlansın.<br />
• Söyledigim su iki üç söz, gönlün sana ulastırmak istedigi haberlerdir, Lütfen su kırık dökük sözlere kulak ver!<br />
• Bana bir kerecik olsun "Ben senin kulunum." de de; bütün zahmetlerden, eziyetlerden kurtulayım.<br />
• Su elini gül bahçesi olan yüzünden çek de, oradan deste deste güller devsireyim.<br />
• Bir kerecik olsun, dudaklarını aç, sekerler saç da kafesten kurtulmus, dudu kusunu seyret!<br />
1184. Mana denizinin ehli olanlar incileri bile degersiz görürler.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2370)<br />
• Bu göklerden kopup gelen nasıl bir ask kasırgasıdır ki, yüz binlerce gemi ondan mest olmus, basları dönüp duruyor.<br />
• Geminin kurtulması, yelken açıp yol alması rüzgardan oldugu gibi, batması, sulara gömülmesi de rüzgardan. Sanki<br />
gemi rüzgarla dirilmistir, rüzgarla ölmüstür.<br />
• Nefes alma nefes verme nasıl senin emrinde ise, rüzgar da Allah´ın emrindedir. Sen de nefsi methederek, överek,<br />
bazen de hakaret ederek, küfrederek harcar durursun.<br />
• Takdir yelpazesi ile esip duran rüzgarların çesitli olduklarını bil! Seher rüzgarı tatlı tatlı eser, bitkileri gelistirir,<br />
meyvelerin olusmasını saglar. Dünyayı adeta ma´mur hale getirir. Bazı rüzgarlar siddetle eser, yıkar, harap eder, etrafa<br />
veba salar.<br />
• Ya Rabbi! Rüzgarları gösterdin. Yelpazeyi gizleme! Yelpazeyi görmek temiz kisilerin gönüllerine ısıktır.<br />
• Sebebi gören gerçekten de surette, sekilde kalır. Sebebi yaratanı gören mana nurunu görür.<br />
• Suret ehli bir boncuk arzusu ile can verirler. Mana denizinin ehli ise incileri bile degersiz görürler.<br />
1185. Kadın ve erkek vasıtası olmadan dogan güzellik, ask bahçesinde kadını da erkegi de büyülemis.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2365)<br />
• Güzelim; güzellik gül bahçendeki yasemin ayak vurarak oynamaya baslamıs. Her sözündeki dogruluk, uygunluk,<br />
yüzlerce Hoten ülkesini canlandırmıs.<br />
• Kadın ve erkek vasıtası olmadan dogan güzellik, ask bahçesinde kadını da erkegi de büyülemis. Onları ask oyununa<br />
sokmus, oynatmaya baslamıstır.<br />
• Can, onun güzel yüzünden bir pervane getirmis de, yüz binlerce gönül mumu samdanlarında yanmaya, oynamaya<br />
baslamıslar.<br />
• Asıkların agızları, damakları Mansur sarabı ile, o sarabın lezzeti ile dopdolu Böylece yüzlerce Mansur´un, senin<br />
askınla daragacında ayakları sallanıp durmada.<br />
• Can, senin zevkine kapıldı da zayıflıktan kurtuldu. Öyle semizledi ki, dünya derisine sıgmaz oldu. Nese ile oynayıp<br />
durmadadır.<br />
• Hüthütler kafeslerinde ask Süleyman´ından pek memnun kaldılar. Fakat uçmaya yol bulamadıkları için kendi<br />
vatanlarında oynamıyorlar.<br />
• Asıgın canı, mekansızlık alemindedir. Su beden, canın gölgesidir. Can günesi, bu bedende raksa girmistir de oynayıp<br />
durur.<br />
• Sems-i Tebrizî´nin yüzü ile gül ile nergisin degerini aksettirir de bedenim, o gülün, o nergisin arasında nese ile<br />
oynayıp durur.<br />
1186. Git de ask yüzünden yıkılan varlık evinin harabesini seyret!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2363)<br />
• Saçlarının Hindistan´ından yol kesiciler çıkıp ask kervanının önünü kesince, erkeklerden de, kadınlardan da bir feryad<br />
yükseldi.<br />
• Güzel yüzünün atesi, can ormanını tutusturdu. Yanan canlardan çıkan duman yedi kat gögü de astı.<br />
• Manalar aleminden sakîler, can gibi görününce gönüllerden görünmez süt ırmakları, sarap ırmakları akmaya basladı.<br />
• Kafirin gözüne bir iman sürmesi çekince, kafir, mü´minler arasındaki din güzelini görür.<br />
• Beden, duvar gibidir. Bu duvarın arkasında bir gönül yıkılmıs kılmıstır. Bu yıkıntı altında kalan gönlün halini anlatmak<br />
için dil bu sözlere baslamıs.<br />
• Sen git de ask yüzünden yıkılan varlık evinin harabesini seyret! Evin tavanı çökrnüs, esigin izi bile kalmamıstır.<br />
• Her ne kadar o "Asıklara deger vermem." derse de inanma! 0 her asık basına yüzlerce merhametli kisi göndermistir.<br />
1187. Onların gözlerinde gizli tesirler, görünmez atesler vardır.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2362)<br />
• Ey gözleri sihirbazlara nükteler, isveler, nazlar ögreten, canlara canlar katan sevgili!<br />
• Dünyada nerede kapalı bir kapı varsa anahtarı sensin. Ask, senin talebendir. Gönül kapılarını açmayı ona sen<br />
ögrettin.<br />
• Gönülleri temiz süfiler için meclisler kurmussun. Sonra da süfilere sıla etmeyi, halkı manevî sofraya çagırmayı<br />
ögretmissin.<br />
• 0 süfiler arasından o süfiyi seçmissin. Ona gizlice gerçek sevgilinin sırrını ögretmissin.<br />
• Derken bir baskasını aramıssın, onu da imtihan için ayrılıga atmıssın. Ask sırlarını ögrenmek isteyenleri belalara<br />
ugratmıssın.<br />
• Aska düsenlerin yarısı yalvararak yakararak asık olur, yarısı da nazlanır, niyaz nedir bilmez. Bunların dilekleri<br />
makbul olmustur. Öbürlerine de ask, dua etmeyi ögretmistir.<br />
• Onun lütuf suyu önünde atesin diz çöküp yalvardıgını gör! 0 Eflatun´un hikmetleri gibi yüzlerce deva ögretmededir.<br />
• Cefa ile dolu olanlar, gönüllerinde kafirlik varken, tutarlar vefalı olanların kulaklarını çeker, cefa ögretirler.<br />
• Onların gözlerinde gizli tesirler, görünmez atesler vardır. Demirlere bile saf, parlak, tertemiz olmayı onlar ögretirler.<br />
1188. Iblis, ask sarabını içince îblisligi bırakır, Adem olur.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.V.2371)<br />
• Ne vakit o güzelin topragı bizim kanımızla yogrulacak Su bedenlerimizin birbirini seven canlarımızla karısması ne de<br />
hos bir seydir.<br />
• Bu kadar uzun bir ayrılıktan sonra, gönlümüzün su sedefleri tertemiz vefal incilerle karısmıs.<br />
• Su ile ates birbirine dost olmuslar, gece, gündüz bir bedende oturup duruyorlar. Allah´ın lütfuyla kahrı, tortu ile<br />
duruluk bir arada bulunuyorlar.<br />
• Vuslat ile hicran birbirleri ile anlasmıslar, barıs halindeler. Küfür de imanla bir olmus; bizim padisahımızın vuslat<br />
kokusu da seher vaktinde esen rüzgarla karısmıs.<br />
• Kurt, Yusuf huylu olmus, onda kurtluk kalmamıs, gitmis. Gömlegin kokusu gelmis de körlüge karısmıs, gözleri açmıs.<br />
• Toprak topraklıgı bırakmıs, kara renk ondan ayrılmıs. Yeryüzündeki sular da sarap olarak akmaya baslamıs. Onlarda<br />
bulanıklık kalmamıs. Duruluk nuru ile karısmıs, saf bir hale gelmis.<br />
• 0 ne mutlu gündür ki, o gün, ölümsüz canların sevgilisi mest olarak meclise gelir de aramıza karısır.<br />
• Herkesi mahmur gözleri ile mest eder, kendilerinden geçirir de yabancılarla asinaları, bildikleri birbirlerine karıstırır.<br />
• Ask sarabını fazla içince, îblis bile Iblisligini bırakır, Adem olur. Böylece Iblis´e karsı duyulan lanetle, Adem´e karsı<br />
duyulan övgü birbirine karısır.<br />
• Iblis´e karsı ebedî olarak kapalı bulunan merhamet kapısı, Allah´ın lütuf anahtarı ile açılır. Böylece vefasızlık anahtarı<br />
ile vefalılık anahtarı birlesir.<br />
• Kulun Hakk´ın huyu ile birlestigini göstermek için Semseddin´in sırrı meydana çıkmıstır.<br />
• Asıklar yolunda huzur bulunur mu Onun verdiği her mihnette yüz binlerce lutuf vardır; fakat o lutuflar belalarla<br />
karısmıstır.<br />
• Onun bir katre zehrinde yüz binlerce sifa vardır. Hz. Isa´nın devlet nefesi veba ile karısmıstır.<br />
• Orada horlukla yücelik birbirleriyle anlasmıslar, bir olmuslar da orada üstünlük ile asagılık birbirine karısmıstır.<br />
• Canlar canına karsı can, toprak bahasınadır. Burada canlar, pahalılıklara karısmıs, ama orada ucuz mu ucuz.<br />
• Canlar, o cana can olanın arkasında öyle bir inci olmus ki, bakıra benzeyen can kimya gibi canlar canı ile karısmıs.<br />
• Baht sarayına, yani Tebriz´e git de, orada bu dünyanın öteki dünyaya karıstıgını, birlestigini gör.<br />
1189. Gözünü aç da bedenlerden kaçmıs canları seyret!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2369)<br />
• Gözünü aç da bedenlerden kaçmıs canları seyret! Can kafesini kırmıs, gönül de bedeni bırakmıs, kaçmıs gitmis.<br />
• Canları terbiye eden, yola getiren yüzlerce aklı gör! Kendinden kendine sıgınmıs binlerce varlıgı seyret!<br />
• Yüz binlerce can, yüz binlerce gönül kaçıp gitse aldırıs bile etmem, çünki benden kaçanların mest bir halde geri<br />
geleceklerini biliyorum.<br />
• Yüz binlerce susuz, susuzluktan can vermistir. Yüz binlerce bülbül, yesillikleri, gül bahçelerini bırakmıslar, ötelere,<br />
mana gül bahçelerine kaçmıslardır.<br />
1190. Seni övmek benim aklımı, fikrimi aldı, konusamaz oldum.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2380)<br />
• Ey padisah! Senin hudutsuz olan, sonsuz olan affının coskunluguna karsı tövbe etmek günah sayılır.63<br />
63 Bu beyitler yanlıs anlasılmasın. Hz. Mevlana, bizi günah islemeye tesvik etmiyor. Cenab-ı Hakk´ın hudutsuz olan<br />
merhametinden, onun "Errahmanirrahim" (Merhamet edenlerin en çok merhamet edeni) oldugunu anlatmak istiyor.<br />
Mesela; Sirazlı merhum Hafız, gönül kırmanın büyük günah oldugunu anlatmak için;<br />
"Kimsenin kalbini kırma da, ne yaparsan yap, bizim seriatımızda bundan baska günah yoktur." dedigi zaman, "Kalp<br />
kırma da ne günah islersen isle!" manası çıkarılmamalıdır. Nitekim Cenab-ı Hakk´ın merhametini anlatmak için sairler bazı<br />
beyitler söylemislerdir: "Ne kadar mücrim isem kesmem ümit kereminden ki, O´dur bahr-ı muhit." (Ne kadar suçlu<br />
olursam olayım. Kereminden ümidi kesmem. Çünkü keremin okyanus gibidir.)<br />
"Ger günahım güh-ı Kaf olsa ne gamdır ya Halîl<br />
Rahmetin bahrına nisbet, ´innehu sey´ün kalîl.´"<br />
(Benim günahım Kaf dagı gibi çok olsa, senin merhamet denizine göre o çok az bir seydir.)<br />
• Yolunu kaybetmis kisiye öyle acır, onunla öyle mesgul olursun ki, yol kaybeden kisi, yolunu kaybetmeyen kisiden<br />
daha talihli sayılır.<br />
• Senin hayranın olarak, seni övmek, benim aklımı, fikrimi aldı. Konusamaz oldum. Bir ah etme gücüm kaldı.<br />
• Niçin ah ettigimi, ah derdimi anlatacak bir mahrem, samîmi, çok yakın bir dost bulamıyorum Ben de Hz. Ali gibi<br />
kuyuya ah ediyorum. 64<br />
64 Bir rivayete göre Peygamberimiz Hz. Ali´ye bazı sırlar söylemis. Hz. Ali dayanamamıs bu sırları bir kuyuya<br />
söylemis. 0 kuyunun agzında bulunan bir kamıs bu sırları duymus. Onu kesip ney yaptıkları zaman o gizli sırları feryad<br />
ederek etrafa yaymıs. Bu beyitlerde Hz. Mevlana bu halk hikayesine isaret buyurmaktadır.<br />
• Kuyu, benim ahımdan cosar da, agzında kamıs biter. 0 kamıs da ney olur feryada baslar. Benim gönül sırlarımı<br />
etrafa yayar.<br />
• Ey ney! Feryad etme, sus! Çünkü biz sana mahrem degiliz. Bu yüzdendir ki, kamıstaki seker, bizden özür dilemede,<br />
kamıstan da özür dilemede.<br />
1191. Ahmaklardan kaç, gözünü zevalsiz nura aç!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c. VI.3091)<br />
• Eger bir an için olsun heva ve hevesini, sehevî arzularını bırakır, uygunsuz hallerden vazgeçersen; peygamberlerin,<br />
velîlerin gördügünü görürsün.<br />
• Kendine tapmaz, kendini hasa Allah bilmezsen gerçekten kul olursan Mütezile´nin inkar etmesine ragmen Allah´ı<br />
görürsün.<br />
• Eger tam bir rind isen, ahmaklardan kaç, gözünü zevalsiz nura, Allah´a dogru aç!<br />
• Insanların ayıplarını söyleme, gaybı bilene bak! Bilgisizlik dilini kes! Artık hileye, onu bunu aldatmaya kalkma!<br />
• Gözyaslarınla abdest al! Sadece seninle baglı olarak degil candan yalvarıp yakararak namaz kıl! Ezelî sarapla<br />
kendinden geç, mest ol, harap ol!<br />
• Gönül; Tur dagına çık da "Allah´ım bana görün." diye nara at! Nefıs kafırinin boynunu vur! Hz. Ali gibi savas!<br />
• Tebrizli Sems´ten mana sekerinin dükkanını iste! Fakat sen nefse uymussun, sirke satan biri olmussun. Nasıl mana<br />
balına layık olacaksın<br />
1192. Ask yolunda basa sahip olmak, düsünmek bir ayıptır.<br />
Mefulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa-ilat<br />
(c. VI.3001)<br />
• Ey ney! Herkesin bilmedigi gizli sırları bildigin için, pek hossun, pek hos sesler çıkarıyorsun. Zaten duygulu insanlara<br />
hos gelen bu sesleri, bütün isleri, bütün gizli sırları bilen çıkarabilir.<br />
• Ey ney! Sen de bülbül gibi, o essiz, o bulunmaz güle asıksın. Bu yüzden sen de inliyorsun, feryad ediyorsun,<br />
bilmiyormus gibi davranma! Senin dikensiz olan, o benzeri bulunmayan gülden haberin var.<br />
• Neye dedim ki: "Sen muhakkak dostun dostusun, hemdemisin. Bu sebeple, her seyi biliyorsun. Sırları benden<br />
gizleme!" Ney bana dedi ki: "Bu isin üstüne fazla düsme, benim bildiklerimi tamamıyla hissedersen, duyarsan, anlarsan<br />
helak olursun, yok olup gidersin."<br />
• Ona dedim ki: "Zaten benim kurtulusum, perîsan olmam da, helak olmamdadır. Bana iyilik etmek istiyorsan, benim<br />
üstüme kıvılcımları, alevleri saldır! Beni ateslere yak, yandır da, ne duygum kalsın, ne bilgim, ne anlayısım."<br />
• Ney dedi ki: "Ben, yakıcı seslerimle, feryadlarımla ask kervanının önünü nasıl kesebilirim Biliyorum ki, kervan bası<br />
(=mürsit) her seyi bilen, anlayan biri."<br />
• Ona dedim ki: "Mademki sevgili, ask yolunda kaybolanları aramıyor, onlarla ilgilenmiyor, artık bu durumda anlayıs<br />
bile anlayıstan usanmıstır. Bu yüzden anlamamak, duymamak, bilmemek, görmemek gerek."<br />
• Sen, bastanbasa göz kesilmissin, her seyi görüyorsun, biliyorsun ama, senin kendinden bile haberin yok. Biz asıklara<br />
anlayıs, bilis gözümüze perde olmustur.65<br />
65 Mevlana asıgı, Pakistanlı Ikbal merhum bir beytinde söyle demis:<br />
"Hakk´ı inkar eden, hocanın nazarında kafirdir. Kendini inkar eden bana göre kafırin kafiridir."<br />
• Ey ney! Senin basını kesmisler de o yüzden ney çalanın (=neyzen) dudagı ile hemdem olmussun, arkadas olmussun.<br />
Zaten, ask yolunda basa sahip olmak, düsünmek bir ayıptır, bir kusurdur. Bilgili ve anlayıslı olmak ise utanılacak bir haldir.<br />
• Ey ney! Sen, kendinden sıyrıldın, çıktın, varlıktan, benlikten kurtuldun, için de bombos. Bu yüzden hiç kimsenin<br />
bilmedigi sırlarla doldun. Ötelerden aldıgın haberlerle aglıyorsun, inliyorsun, bir seyler demek istiyorsun. Ama, bizde o<br />
sırları anlayacak kulak yok. Sen, bir gölge varlık oldukları halde kendilerine tapanları biliyorsun. Hakk´ı inkar edenleri de!<br />
• Mademki sen, herkese nasip olmayan bir mutluluga erdin, görünmez sevgili ile bulustun, ona çok yakın oldun. Böyle<br />
oldugu halde neden yanık yanık aglıyorsun, feryad ediyorsun Bırak da bizim zavallı bilgimiz, anlayısımız Hakkı idrak<br />
hususunda acizligini anlasın da, aglasın, feryad etsin.<br />
• Hayır hayır, sen, kendin için feryad etmiyorsun, ey kerem sahibi! Bu kesret aleminde, agyar var zannedenlere, agyar<br />
görenlere vahdetten, birlik görüsünden uzak düsenler için aglıyorsun, inliyorsun.<br />
1193. Duman atesten dogdugu halde, atese perde olmaktadır.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ülün<br />
(c. VI.2946)<br />
• Aslını ararsan, askın bu fanî alemle ilgisi yoktur. Ötelerde, gayb aleminde bir öd agacı var, yanıyor. Ask, onun bize<br />
ulasan hos kokulu bir dumanıdır. Bir de yok rengine boyanmıs, kendini yok gibi gösteren çok güçlü bir varlık var Kainatta<br />
görülen her seyi o yaratmıstır, bugün de yaratmaktadır.66<br />
66 Ariflerden biri de: "Dünya, var gibi görünen bir yokluk. Allah, yok gibi görünen bir varlık." demisti.<br />
• Evet, her türlü hatadan, kusurdan münezzeh çok kudretli bir varlık var. 0 gözümüzden gizlenmis. Fakat gayb<br />
aleminde, dumanın arkasına saklanmıs ates gibi yanmada, sanki, yarattıgı eserleri kendine perde yaparak kendini bizden<br />
gizlemededir.67<br />
67 Hz. Mevlana, Dîvan-ı Kebîr´in II. cildinin 1963 numaralı gazeline su beyit ile baslamıstı:<br />
Ey benim canıma can katan hayatım, aziz varlık! Perdeyi kaldır, seni görmek istiyorum. Ey benim gamıma, kederime<br />
ortak olan, nerede olursam olayım, daima benimle beraber bulunan Rabbim! Ey geceleri bana dost olan sevgili, perdeyi<br />
kaldır!" diye buyurmustu. Yunus Emre hazretleri de;<br />
"Ey beni yoktan yaratan!<br />
Kaldır perdeyi aradan!" demisti.<br />
• Her ne kadar duman, atesten dogduysa da, yine de atese perde oluyor. Sen de varlık dumanından vazgeç, aklını<br />
basına al da yok gibi görünen gerçek varlıga kavusmak için varlık dumanından, benlik dumanından kurtul! Dumandan bir<br />
fayda yoktur.<br />
• Can, dumandan vazgeçseydi, nurun ta kendisi olurdu. Yani ruh, kendini kötülüklerden, günahlardan arındırarak,<br />
daha ölmeden önce, su bedenden manen kurtulsaydı, Hakk´a ulasırdı. Can, muma benzer, beden ise onun üstüne<br />
kapatılmıs legen gibidir. Legen mumun nurunu gizlemektedir. Can, bir sudur. Beden ise, içinde suyun aktıgı bir dere<br />
yatagıdır.<br />
• Can, benlige kapılmasaydı, alçalsaydı, alçaldıkça yücelere çıkardı. Felek kursunu (degirmisini) bile kırar, geçerdi.<br />
Yokluga sarılsaydı, varlıklardan da üstün olurdu. Gerçek varlıga kavusurdu.<br />
1194. Haydi kalk, ölümü kökünden sök at, artık kimsecikler ölmesin.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI.2934)<br />
• "Avlanacagım." dedin gittin. Seni avladılar, sen kendin av oldun. "Huzura kavusacagım" dedin, büsbütün huzursuz<br />
oldun.<br />
• Sen ab-ı hayat içtin, bu yüzden nasıl olur da ben sana Hızır diyemem Senin huzurunda nasıl can vermeyeyim ki,<br />
dostun da dostu oldun, sevgilinin de sevgilisi oldun<br />
• Senin etrafında nasıl dönüp dolasmayayım ki; sen Allah´ın evi olmussun Yerlere, göklere sıgmayan o essiz varlık,<br />
senin gönlünde yer almıs, senin ayagını nasıl öpmeyeyim ki; sen, sonsuzluga ermissin<br />
• Haydi kalk, sen ölümü kökünden sök at! Artık dünyada kimsecikler ölmesin. Çünkü sen, sözün sesisin. Sonbaharı<br />
yakala, boynunu vur, onu öldür. Çünkü sen, ebedî ilkbahar oldun.<br />
• Ey melek gibi can! Ey bastan basa Hakk´ın nuruyla yogrulmus can! Sen ihtiyardan da, cüz´i iradeden kurtuldun.<br />
Çünkü sen, iradenin ve ihtiyarın ta kendisi oldun.<br />
• Kederlere kapılmıstın, gamlara av olmustun, yardımcın yoktu. Perisan bir halde idin. Hakk´a ulastın da kederlerden<br />
kurtuldun, güç kuvvet sahibi oldun.<br />
1195. Benim aklım basımda oldugu gün çok sinirliyim.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. VI.2602)<br />
• Ey benim aklımın düsmanı! Ey akılsızlıgımın devası! Ben bir küpe benziyorum. Sen de, benim içimde sarap gibi<br />
kaynamadasın, cosmadasın.<br />
• Evvel de sensin, ahir de. Dısta da varsın, içte de. Hem padisahsın, hem sultansın, hem perdecisin, hem çavussun.<br />
• Hem iyi huylusun, hem kötü huylusun. Hem gönlü yakar yandırırsın, hen de gönül alıcısın. Hem kendini<br />
göstermezsin, yüzünü örtersin, hem de ay yüzlü Yusufsun.<br />
• Hem uzaksın, yabancısın, hem de çok yakınsın, akrabasın. Hem kötü düsünceli bir dostsun, hem de balsın,<br />
serbetsin.<br />
• Ey kendinden geçenlerin yolunu vuran, yol kesen, hem de dervislere hazînesin. Ya Rabbi! Ahlak, davranıs, huy<br />
bakımından birbirlerine zıt olan varlıklar, seni sevdikleri, sana gönül verdikleri, seni gönüllerine aldıkları zaman ne kadar<br />
hos bir hale gelirler. Hepsi de birbirlerini severler, hepsi de birbirlerinin olurlar.<br />
• Benim aklım basımda oldugu gün, çok sinirliyim, çok kavgacıyım. Gürültüler çıkarırım, ortalıgı birbirine katarım,<br />
fakat sarhos olup kendimden geçince çok iyi insan olurum. Herkesle iyi geçinirim, sabırlı olurum, susar otururum.<br />
1196. Aklını basına al da onun kendinden degil, güzelliginden vefa bekle!<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. VI.2569)<br />
• Neden durumlarını anlamak için gönülleri uyanık kisilerin arasına giriyorsun Gögsünü kapatmazsan sana bir ok<br />
saplanabilir. Yani ermislerin hallerini arastırmak sana zarar verebilir.68<br />
68 Saib merhumun su beyti akla geldi:<br />
Eger huzur istiyorsan nazarbazlıktan vazgeç, gönlümdeki bütün üzüntüler, nazarbazlıktan basıma geldi."<br />
• Ermislerin arasında nazarbazlık etme de basını eg, gönlünü daha da kuvvetli tut, suna inan ki, orada kırgın ve hasta<br />
gönülleri tedavi eden bir mana padisahı bulunmaktadır.<br />
• Manevî hastalıklardan kurtulmak, her an mest olmak istiyorsan, bazen onun la´l renkli sarabından, bazen de zevkler<br />
ve neseler veren kadehinden içmek arzusunda isen,<br />
• Agzını aç; fakat sarapta tortu, kusur arama! Ayıklık sarabında tortu bulunur mu<br />
• Hocam! Neden düsünmeden o sevgiliden vefa ümit edersin, gönül alıcılık beklersin Onun insanı büyüleyen güzel<br />
yüzünün gönlünü alması, canını ok-saması sana yetmez mi Aklını basına al da, onun kendisinden degil de güzelliginden<br />
vefa um, sevgi bekle!<br />
• Dün sevgiliden ´bir mektup aldım. Mektubunda benlikten kurtulustan, kendinden geçisten bahsediyordu. 0 mektubu<br />
okuyunca ben de dünyadan bezip usanmaya, dünyadan vazgeçmeye dair yüzlerce mektup yazdım.<br />
• Sevgilim! Senin suretin ile benim suretim yanak yanaga vermisler de, senin suretin kulagıma, ya gönül derdini, ya<br />
da can kıssasını (=hikayesini) anlatıp duruyor.<br />
• Sevgilinin askı, yüzümün renginde kendi güzelliginin aksini gördü de, bana yaptıgı zulmün, kalbimi kırma günahının<br />
özrünü dilemek için ayaklarıma kapandı.<br />
• Ey Tebrizli Hakk günesi! Sen aramıza gelirsin, seni görmezler. Çünkü sen, can gibi gelirsin, seher rüzgarı gibi renksiz<br />
esersin.<br />
1197. Ayrılık savasında kanlar içindeyim, canımdan yaralanmısım.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. VI.2529)<br />
• Ey cana ve gönle yakın olan dost! Bu çesit uzaklıgı, bize nasıl oluyor da uygun görüyorsun Vuslatından dogan canı,<br />
nasıl olur da ayrılıga atarsın Sen bu hali bize layık görüyor musun<br />
• Farzet ki, ben acı bir tohum elde ettim. Bu tohum ne ekmege yarar, ne de yemege. Sen o kadar tatlılıgınla bu acılıgı<br />
bize reva görürmüsün<br />
• Sen öyle bir nursun ki, nurunun suyuyla cehennemi bile söndürürsün Gönlümü bu sekilde yakıp yandırmayı reva<br />
görür müsün<br />
• Ayrılık savasında kanlar içindeyim, canımdan yaralanmısım. Harzem ordusu ile Gur ordusunun savası gibi çok çetin<br />
bir savası bana da reva görür müsün<br />
• Sen, bana "Bagıslanmıssın. Sen nur kıblesinin sevdigi bir varlıksın." dedin Bagıslayıs, suçlarımı örtüsten sonra bu<br />
çesit azapları bana layık görür müsün<br />
• Ey benim ay yüzlü sevgilim! Senin nurlu gözünü gören gözlerin kem gözlülerin nazarına ugrayıp kör olmasına gönlün<br />
razı olur mu<br />
1198. Edepsiz, terbiyesiz bir adamla görüsüp konusmak, hem de sevgiliden ayrı düsmek iki çesit beladır.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. VI.3060)<br />
• Manalar, manasız dosttan gizlendi. Yani, hakîkatler, hakîkatsiz olan dosttan gizlendıi Hakîkati anlamak için gönlün<br />
temiz olması lazım. Nereye varsam, gitsem, karsıma insan seklinde bir seytan çıkıyor.<br />
• Korkuluk olarak, esek bası dikilmemis bir bostanı kim görmüstür Ben, böyle bir bostanı ömür boyu aradım, bir<br />
kerecik olsun göremedim. Yani herkes manevî varlıgı, dini, imanı üstüne degil de maddî varlıgı, malı mülkü üstüne<br />
titremektedir .69<br />
69 Bazı yerlerde, bahçeleri, bostanları kuslardan korumak için, yahut nazar degmesin diye, esek basını bir sırık<br />
üstüne baglar, bahçeye dikerler. Seyh Sa´dî hazretleri böyle bir bostan sahibine sormus: "Bu esek basını neden bu bostana<br />
diktin " Bostan sahibi; "Kuslardan bu bahçeyi korusun" cevabını verince; "Bu hayvan sag iken kuyrugunun altına konan<br />
sinekleri kovmaktan acizdi. Simdi, bu kuru kafa nasıl bekçilik yapacak " diye bostan sahibine takılmıs.<br />
• Ressamın kendisine; "Ey Mani; bundan sonra bu çesit resim yapma! Böyle hosa gitmez putlar yontma!" de! 70<br />
70 Mani (Maniche): Manihezm mezhebini kuran, aynı zamanda eski Iran´ın en tanınmıs ressamlanndan ve heykel<br />
yapanlarından birinin adı. Miladın üçüncü asrında, 240 senesinde dogmus. Kurdugu mezhep, Hıristiyan dini ile Zerdüst<br />
Mezhebi karması. Iran hükümdarlarından Behram, Mani´yi diri diri derisini yüzdürerek öldürtmüstür. Bu mezhebin<br />
batılılarca adı Manicheans´dır.<br />
• Ressamın yaptıgı resimler hep bu cinsten ise, hep böyle biçimsiz resimler, çirkin heykeller yontacaksa, onları<br />
görmemek için gören göz istemem. Bu biçimsiz insanları, bu uygunsuz halleri görmeyen kisi ne mutlu kisidir. 71<br />
71 Hz. Mevlana, Insanlann manayı ihmal ederek, hep madde pesinde kostuklarını görüyor. Mecazî olarak insanları<br />
yenilemek istiyor, yeni bir dünya arzu ediyor.<br />
• Edebsiz, terbiyesiz adamla görüsüp konusmak, aynı zamanda Leyla´dan ayrı düsmek, Mecnun´un canına katmerli<br />
eziyettir. Iki çesit beladır.<br />
• Perdenin arkasında çirkin bir seytan bas çıkardı, ona: "Ölüm sen misin Sayısız insanın ölümüne sebep olan savas<br />
sen misin " diye sordum "Evet." dedi.<br />
• Ona dedim ki: "Gönlüm, Allah´ın lütf ve ihsan yurdudur. Allah´ın kahrının orada ne isi var<br />
• Mahser günü, çirkinlerin giydikleri elbiseler, üzerlerinden çıkanlınca, onlar yarılçıplak kalınca, yani kendi manevî<br />
çirkinliklerinin farkına vardıkları zaman, kaçmaya baslarlar, kimseye görünmek istemezler.<br />
• Ben bu sözleri söylüyorken, ansızın Allah´ın kudreti ile o çirkin seytan bir huri sekline girdi.<br />
• 0 huri ne kadar da güzeldi. Onun yüzünün allıga, boyaya ihtiyacı yoktu. Kınalanmamıs güzel, zarîf bir eli vardır.<br />
• Çirkin bir seytan güzel bir huri oldugu gibi, ilkbahar gelince de siyah, hosa gitmez dikenler degisiyor, yaseminlik de<br />
gül yüzlülük davasına girisiyor.<br />
1199. Sonunda can alemine uçtun, gittin...<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa-îlün<br />
(c. VI,3051)<br />
* Sonunda uçtun, gizli aleme gittin. Acaba hangi yola düstün de dünyadan<br />
• Beden kafesinde mahpus bir kus gibiydin, çok kanat çırptın. Nihayet kafesi kırdın da havalandın, can alemine uçup<br />
gittin.<br />
• Baykusların arasında kalmıs, ask sarhosu bir bülbül gibi idin. Gül bahçesinin kokusunu alınca, dayanamadın, oraya<br />
dogru uçup gittin.<br />
• Bu dünyada görülen tatsız hallerden ötürü mahmurluklar içinde idin Cok bas agrıları çektin. Sonunda ebedîlik<br />
meyhanesine gittin. ´<br />
• Cihan, yol sasırtan gulyabanîler gibi seni, yanlıs yollara düsürdü. Bu yüzden çok sıkıntılar, ızdıraplar çektin. Sen<br />
sonunda Allahın inayeti ile o yanlıs yolların hepsini bıraktın. fani olmayan, ebedî olan sevgiliye dogru uçtun gittin.<br />
* Duydum ki sen iki göz olmussun, cana bakmadasın. Neden cana bakıyorsun Çünkü sen artık cansın, cana<br />
kavustun.<br />
1200. Tamamıyla kendimden geçis. kendimden kurtulus pek hosuma gitti.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI, 2842)<br />
• Sevgilim neseli bir halde gülerek kapıdan içeri girdi. Onu öyle görünce ben de su muratsızlık dünyasında gönlümün<br />
muradına erdim.<br />
• Mademki geldi, içeri girdi, ona; "Artık hiç dısarıya gitme olmaz mı " diye sor! Zaten girmek, çıkmak cansız varlıkların<br />
sıfatıdır. Onlar ne içeri girerler, ne de dısarı çıkarlar. Giren, çıkan bizim gölge varlıklarımızdır.<br />
• "Bu nasıl oldu Nereden geldin " diye sorarak, beni sasırtma, yanıltma! Zaten niteliksiz alemden çıktı geldi. "Sen<br />
nasılsın " diye hatırını sor! Sen de niteliksiz alemden dogdun geldin.<br />
• Yoklukta nelik, nitelik nasıl olur Ayak olmayınca hiç ayak izi olur mu Sen pek iyi huylusun, sen ilk adıma bak!<br />
• Tamamıyla kendimden geçis, kendimden kurtulus pek hosuma gitti. Gönül gibi gülmeye basladım. Mademki bu<br />
duyguyu bana verdin, bana böyle bir kapı açtın, bin nese ile sana kulluga hazırlandım.<br />
1201. Ne olur gel! Canımın yerine sen benim bedenime gir de, bana can ol!<br />
Mefa´îlü, Fe´ilatün, Mefa´îlü, Fa´îlün<br />
(c. VI,3050)<br />
• Sevgilim sen güzellik hulasasısın, özüsün! Güzelligin essiz padisahısın! Sen her insan gibi balçıktan yaratılmadın,<br />
büyük yaratıcı seni akılla, canla yogurarak yarattı. Bu yüzden sen bastanbasa cansın, akılsın!<br />
• Gel, gel ki sen halkın hayatısın, canısın, kurtulususun! Gel, gel ki sen Hz. yakub´un gözdesisin, gözünün nuru da<br />
sensin!<br />
• Suyuma, topragıma, su balçık yaratılmıs bedenime ayagını bas, beni güzel ayaklarının altında ez! Ez de suyun<br />
bulanıklıgı, topragın karanlıgı gitsin, su da arınsın, toprak da arınsın, senin sayende kirlilikten kurtulayım, tertemiz insan<br />
olayım.<br />
• Senin nurunla taslar yakut olsun, sana gönül veren, seni arzu eden kisi, senin lütfunla kendisi istenen, gönül verilen<br />
bir güzel olsun ve güzeller arasına karıssın.<br />
• Sen bu güzelliginle yüzlerce cana bedelsin! Ne olur gel, canımın yerine sen bedenime gir de bana can ol!<br />
1202. Gizli dilber.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatün, Mef´alü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2931)<br />
• Gözlere görünmeyen, gizlenip duran o sevgiliden eger can kokusu alırsan, ondan bir iz, bir eser görürsen cosar,<br />
tasar, yüzlerce cihana sıgamaz olursun.<br />
• Can günesi görebilirsen, ordusuz bir padisah kesilirsin de, hem gayb mülkünü elde edersin, hem gizli sırları bilene<br />
kavusursun. Duyup, istedigin ve sevdasına kapıldıgın hazineyi yer yüzünde göremedi isen, onu gökyüzünde bulursun.<br />
• Aska hiyanet etmezsen emniyet kazanırsın; nice Çin güzellerini kolayca görür, kolayca elde edersin...<br />
• 0 mübarek gönül aynasında, süpheden temizlenmis o berrak aynada, daha bu dünyada iken cennetteki güzelleri,<br />
güzellikleri bir bir bulursun, görürsün.<br />
• Ask oku seni yaraladı, sevgili seni mest etti mi; can elinden giderse kaygılanma! Onun gibi daha yüzlerce can<br />
bulursun.<br />
• Eger gönül vesveselerinin elinden bir an için olsun kurtulursan, çözülmesi pek zor olan tılsımın anahtarını elde eder,<br />
o tılsımı bozarsın.<br />
• Can padisahının askıyla, putları kır, dök de onları yapanı, onları naks edeni apaçık gör!<br />
1201. Ne olur gel! Canımın yerine sen benim bedenime gir de, bana can ol!<br />
Mefa´îlü, Fe´ilatün, Mefa´îlü, Fa´îlün<br />
(c. VI,3050)<br />
• Sevgilim sen güzellik hulasasısın, özüsün! Güzelligin essiz padisahısın! Sen her insan gibi balçıktan yaratılmadın,<br />
büyük yaratıcı seni akılla, canla yogurarak yarattı. Bu yüzden sen bastanbasa cansın, akılsın!<br />
• Gel, gel ki sen halkın hayatısın, canısın, kurtulususun! Gel, gel ki sen Hz. yakub´un gözdesisin, gözünün nuru da<br />
sensin!<br />
• Suyuma, topragıma, su balçık yaratılmıs bedenime ayagını bas, beni güzel ayaklarının altında ez! Ez de suyun<br />
bulanıklıgı, topragın karanlıgı gitsin, su da arınsın, toprak da arınsın, senin sayende kirlilikten kurtulayım, tertemiz insan<br />
olayım.<br />
• Senin nurunla taslar yakut olsun, sana gönül veren, seni arzu eden kisi, senin lütfunla kendisi istenen, gönül verilen<br />
bir güzel olsun ve güzeller arasına karıssın.<br />
• Sen bu güzelliginle yüzlerce cana bedelsin! Ne olur gel, canımın yerine sen bedenime gir de bana can ol!<br />
1202. Gizli dilber.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatün, Mef´alü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2931)<br />
• Gözlere görünmeyen, gizlenip duran o sevgiliden eger can kokusu alırsan, ondan bir iz, bir eser görürsen cosar,<br />
tasar, yüzlerce cihana sıgamaz olursun.<br />
• Can günesi görebilirsen, ordusuz bir padisah kesilirsin de, hem gayb mülkünü elde edersin, hem gizli sırları bilene<br />
kavusursun. Duyup, istedigin ve sevdasına kapıldıgın hazineyi yer yüzünde göremedi isen, onu gökyüzünde bulursun.<br />
• Aska hiyanet etmezsen emniyet kazanırsın; nice Çin güzellerini kolayca görür, kolayca elde edersin...<br />
• 0 mübarek gönül aynasında, süpheden temizlenmis o berrak aynada, daha bu dünyada iken cennetteki güzelleri,<br />
güzellikleri bir bir bulursun, görürsün.<br />
• Ask oku seni yaraladı, sevgili seni mest etti mi; can elinden giderse kaygılanma! Onun gibi daha yüzlerce can<br />
bulursun.<br />
• Eger gönül vesveselerinin elinden bir an için olsun kurtulursan, çözülmesi pek zor olan tılsımın anahtarını elde eder,<br />
o tılsımı bozarsın.<br />
• Can padisahının askıyla, putları kır, dök de onları yapanı, onları naks edeni apaçık gör!<br />
1203. Sen her hayale canım diyorsun, cihanım diyorsun.<br />
Mefulü, Fa´ilatü, Mefulü, Fa´ilat<br />
(c. VI,3003)<br />
• Keske bir an için olsun kendini bilseydin! 0 insanı büyüleyen güzel yüzünden haberin olsaydı.<br />
• Sen katırlar gibi çamura düsmüssün, balçık içinde yatmıs uyumussun. Ne olurdu aklını basına alsaydın da, kendini<br />
güzellerin evlerindeki zevk ve safa meclislerine çekip götürseydin!<br />
• Sen zavallı kendi etrafında dönüp dolasıyorsun, kendini seviyorsun, kendini görüyor, kendini göstererek meshur<br />
olmak istiyorsun. Halbuki sende gizli bir hazine var, var ama, onu senin benligin gizliyor, göstermiyor.<br />
• Sen böylece hep bedenden ibaret bulundukça, yani yiyerek, içerek, zevk ederek, sadece bedenin için yasadıkça,<br />
ruhundan haberin bile olmayacaktır. Ama bedenden ibaret degil de, ruhdan ibaret olursan o zaman ruh mülküne girer,<br />
orada ebedî olarak kalırsın.<br />
• Diger insanlar gibi iyiye, kötüye kapılmaktasın, iyi isen iyi ile, kötü isen kötü ile berabersin.<br />
• Bir tek yemek olsaydın, tek bir çesit lezzetin olurdu. Tek bir kazana girmis olsaydın, hep aynı tarzda kaynar<br />
dururdun.<br />
• Tortulu bir nesne gibi, sen de bu kaynayısta saf bir hale gelseydin; kirliliklerden kurtulmus, temizlenmis olurdun da<br />
yücelirdin, göklere yükselirdin.<br />
• Sen zavallı, gölge varlıklara takılıp kalıyor, her hayale canım diyorsun, cihanım diyorsun! Hayallere kapılmasaydın,<br />
hayallerden geçseydin sen kendin can olurdun, cihan olurdun.<br />
1204. Kendinden geçis ne de hostur, ne de tatlıdır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. VI, 2504)<br />
• Ister zehir sebep olsun, ister seker! Insanın benlikten kurtulusu, kendinden geçisi ne de hostur Ne de tatlıdır Külah<br />
ararsın, bulursun da o külahı giyecek bas bulamazsın. Çünkü sen kendinden geçmissin, kendinde degilsin. Artık benligi<br />
düsünecek basın da yok.<br />
• Sevgilinin tuzagına düsüp de, kadehindeki ask sarabını içince kendini bırakır, kendinden kaçmak istersin ama, kapı<br />
bulamazsın. Çünkü kendinden kaçmak, kurtulmak çok zordur. Bu sebeple kendinden geçis pek hostur, pek tatlıdır. Bu her<br />
adamın karı degildir. Has kullara mahsustur.<br />
• Korkma; sen insan degil misin Ölmedin ya, söyle bir kımılda! Sence altın gibi degerli olan benligini, altını seven o<br />
gümüs bedenliye ver, benlikten kurtul; benlikten kurtulus, kendinden geçis ne tatlı seydir<br />
• Sen kendinde kaldıkça çok soguksun, kar kesilmissin! Haydi ask günesi ile eri! Yok ol da, derece al, yücel! Varlık<br />
gamını az ye; kendinden geçis ne kadar tatlıdır ne kadar hostur!<br />
• "Ben dünya sevgisi tuzagına düsmüsüm. Verilen sayılı nefes bitmek üzere, ömür kadehim de agzına kadar dolmus."<br />
deme! Askın yardımı ile ihtiyarlıkta yeni bir ömür elde et de, nasıl gençlestigini seyret! Ihtiyarlıktan kurtuldugun gibi,<br />
kendinden de kurtul! Kendinden geçis, kendinden kurtulus ne hostur.<br />
• Kardesim! Ne diye aklını basında tutuyorsun Onu at gissin, sen önündeki sarapla dolu ask denizini görmüyor<br />
musun Ey kafir nefis artık müslüman ol ! Kendinden geçis, kendini bırakıp gidis ne tatlıdır, ne hostur! 72<br />
72 Necib Fazıl merhum "Akıl bir çürük dis, at kurtulursun" diye yazmıstı.<br />
• Sevgilim! Haydi kalk ask bahçesine gel! Mest olmus, kendinden geçmislerin arasına karıs! Her birinin elinde bir<br />
kadeh var, ask sarabı içmisler, kendilerinden geçmisler. Kendinden geçis ne tatlıdır!<br />
• 0 tek olan, benzeri bulunmayan padisahı gör! 0 her yerde hazır, ve nazırdır. Yani 0 her yerde bulunmakta, her seyi<br />
de görmektedir. O´ndan hiç bir sey saklanamaz, 0 gönüllerden geçeni bile görür. Yarattıgı bütün canlılarla ilgilenmekte,<br />
onları gözetmededir, yarattıklarını bası bos bırakmamıstır. Sen O´nun ask denizine dal da kendinden geç, kendinden geçis<br />
ne de hosdur, ne de tatlıdır!<br />
1205. ´Sen su gibisin, ben de kuru bir dereyim.<br />
Gel bulusalım, gel benim içimde ak!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün,Mef´ailü, Mefailün<br />
(c. VI,2613)<br />
• Yoldan dönüp geldigin gün ne mutlu gündür. Gökteki parlak ay gibi gelir can penceresinden ısıgını gönüle<br />
düsürürsün. Bizi bizden alırsın, baska bir aleme götürürsün.<br />
• Ayın on dördü gibi nurlu ve parlak olan güzel yüzünle, yeryüzüne dösenmis kara topragı gökyüzü yaparsın, ars gibi<br />
süslersin.<br />
• Su kirli yeryüzünü nurunla aydınlattıgın zaman, benlik balçıgına saplanıp kalan nice ayagı baglı akıllı kisiler<br />
kendilerinden geçerler, varlıklarından kurtulurlar. Nice canlar yeniden manevî ballar yemeye, manevî sekerler çignemeye<br />
basladılar.<br />
* Su altı köseli konak yerinden, yani dünyadan su ana kadar yiyeceksiz, devesiz, atsız olarak nice kervanlar gelip<br />
geçtiler. Mekansızlık alemine dogru yola düstüler.<br />
• Sen benim canımı canlandır, aydınlat da, canım bedenime seslensin de desinki: "Ey hoca! Sen gelecek zamanı<br />
düsünme, yarını bırak da bugünü düsün, bugünü seyret, bugünü yasa!"<br />
• Sen su gibisin, ben de kuru dereyim. Ben seninle bulusmaktan gayrı ne isterim Gel benim içimde ak, benim ol, gel,<br />
seni kucaklıyayım, ben seni seviyorum, seni istiyorum. îçinde su akmayan dere ne ise yarar<br />
• Sen su oldugun için herkesten ilerde kosuyorsun. Herkesten ileri oldugun için sevin, mutlu ol! Fakat Allah´a yemin<br />
ederim ki, sen kendinden yana çıktıkça, kendini begendikçe, kendini, kendi gerçek varlıgını bulamayacaksın ve huzura<br />
kavusamayacaksın.<br />
• Ben kaybolan gönlümü aramaya çıkmıstım, yolda ona rastladım. Onu, tedavisi güç bir hastalıga tutulmus, bir<br />
sevdaya düsmüs, perisan olmus bir halde buldum.<br />
• Ey Tebrizli Sems! Senin ayrılıgın beni ezdi, öldürdü. Fakat yüzlerce defa daha beni ezsen, ayaklar altına alsan,<br />
öldürsen yine senin askından ayrılamam<br />
1206. Sehvet çamurlarına bulanmıs kanatlarını yıka, temizlen, uçmaya hazırlan!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. VI,2873)<br />
•Yürü ey can! Yürü acele yürü! Sen sasılacak, acayip bir yolculuktasın Durma haydi, manalar denizine dogru git!<br />
Çünkü o deryanın en degerli incisisin!<br />
• Bedenin, maddî varlıgın bir çok konaklar astı. Mineral, bitki, hayvan mertebelerinden geçti; geldigin yerleri<br />
hatırlamakta inat etme! Bu tavlada, bu hayvanlık konagından da geçip giderek ...<br />
• Aklını basına al da; beden balçıgından da kurtulmaya çalıs! Sehvet çamurlarına bulanmıs kanatlarını yıka, temizlen<br />
vakit geçirmeden uçmaya basla! Neden senden evvel uçup giden dostların pesine düsmedin, senin burada ne isin var<br />
• Ey ab-ı hayat! Ey can! Seni içinde mahbus tutan, senin hürriyetini alan su beden testisini kır da, su can ırmagında<br />
akmaya basla! Yani ölmeden evvel öl, nefsanî arzulardan kurtul, her testiyi kıranın önünde ne zamana kadar kasecilik<br />
edeceksin Yani müritligi bırak da merd ol, kamil insan ol!<br />
• Su dagın basından asagılara dogru kosan sel gibi, ak! Basını tastan tasa vurarak, cosarak, köpürerek feryad ederek<br />
vahdet denizine kos! Bu dagda kimse kemer kusanamaz, yani bu dagda kalmakla kimse yararlı insan olamaz, kendinden<br />
kurtul, insanlıga karıs!<br />
1207. Dünyada hased gibi, insanın hem kendisine, hem de baskalarına zararı dokunan bir sey yoktur<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2659)<br />
• Tenbel tabiatlı olan ve hayatta basarıya ulasamayan kisi, hiç kimsenin saglıgını, hoslugunu istemez.<br />
• Aklını basına al da, basarıya ulasanlara hased eden kisilere etegini kaptırma, onlar seni asagılara çekerler.<br />
• Dünyada hased gibi, insanın hem kendine, hem de baskalarına en fazla zararı dokunan bir sey yoktur.<br />
• Yusuf (a.s.) gibi sana hased eden, seni çekemeyen kardeslerden ayrılırsan, Mısır´a sultan olursun, kurtlardan kendini<br />
kurtarırsın.<br />
• Hased eden kisi, yüzüne gülüp iki ayagını öpse de bil ki iç yüzünden iki eliyle sana hançer saplar.<br />
• Onun merhameti ve sevgisi yoktur; neden ona güvenirsin Onun gönlü yoktur; niçin ona gönül verirsin<br />
• Eger, sen takva kalesine sıgınırsan, yol bulur da o kaleye girebilirsen; ebedi olarak hasedden de, hased eden kisiden<br />
de kurtulursun.<br />
1208. Benim gibi bir dilenciye senin gibi bir padisahlar padisahının karsılık vermesi dogru mudur<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. VI,2661)<br />
• Ettigin ahd, ettigin yemin, verdigin söz ne oldu Nerelere gitti<br />
• Hani gökyüzü döndükçe, bası dönmüs bu saskın asıktan yüz çevirmeyecektıin Sen böyle dememis miydin<br />
• Günesin gönlü sıcak kaldıkça, bizim askımızın sıcaklıgına bir sogukluk gelmez dememis miydin<br />
• "Bütün ermislerin canlarına, erkekligine yemin ederim ki. gönlümüz bir kalacak, birbirinden ayrılmayacak." diyen sen<br />
degil miydin<br />
• "Sen bana daha önce cevretmistin de, onun için ben de sana cevr ettim " diyorsun.<br />
• Benim gibi bir dilenciye senin gibi bir padisahlar padisahının karsılık vermesi dogru olur mu<br />
• Ben degersiz bir varlıgım, topragım, rüzgarının önünde toz olur savurulursam beni ayıplama, hos gör!<br />
• Benim gibi bir hiç olan, ayaklar altında çignenen tozdan yola bir ayıp gelmez. Senin askın yüzünden solmasından,<br />
sarı olmasından altın utanmaz.<br />
1209. Sen can oglusun, senin isin küçük asktır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2660)<br />
• Neden bir düsünceye takıldın, çaresiz kaldın Kendi içine kapandın, gamlara battın<br />
• Sen parça parça iken, yani maddî varlıgın çesitli yerlere dagılmıs iken, unsurlara takılıp, kalmısken ben seni bir araya<br />
topladım, neden vesveseye düstün, yüz parça oldun<br />
• Benim ask mülkümden varını yogunu çektin götürdün de, su gurbet yurdunda dünyada avare oldun, perisan oldun.<br />
• "Yeryüzünü senin için besik yaptım."73 Sense, ni´metin, lütfun kadrini bilmeyerek, döndün sanki besik tahtası oldun<br />
73 Taha Suresi, 20/53. ayete isaret var.<br />
• Tastan sana ab-ı hayat akıttım. Sen kirli, kupkuru bir aleme gittin, manevî duygularını kaybettin, tas oldun, kaya<br />
oldun.<br />
• Sen can oglusun, senin isin küçük asktır. Neden asıl isini bıraktın da baska çesit islere kendini verdin<br />
• Seni yüzlerce defa parlayan, bir çok ihtiyaçlar pesinde kosturarak hırpalayan, harap eden bu dünya evinin kapısına<br />
düstün, çevresinde dönüp dolasıyor oradan bir türlü ayrılamıyorsun.<br />
• Can helvası ile beslendigin, yüzlerce tatlılar tattıgın mana evine güvenemedin, tuttun nefs-i emmareye kul oldun.<br />
1210. Bu sarap, üzüm suyundan yapılmamıstır;bunun kadehi de yoktur.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. VI,3058)<br />
• Sevgilim seher vaktinde bana bir sarap sundu. Ne olur, daha bir sey yememis su ham adama, bana verilen saraptan<br />
veriniz!<br />
• Bu sarap tuhaf bir saraptır. Bu üzüm suyundan yapılmamıstır. Onun kadehi de yoktur. Sarhosların sarap içerken<br />
yedikleri badem, seker gibi mezesi de mevcut degildir.<br />
• Bir saman çöpünü rüzgar nasıl havaya uçurursa, o sarap da beni öyle havalandırdı. Beni benden kurtardı. Iste sevgili<br />
seher vaktinde o atesli sarabıyla beni böyle agırladı.<br />
• Çok yalvardım; "Bana sarap verme!" dedim, fakat o bana; "Yapma, yapma iç; bu fırsat daha ele geçmez.<br />
• Böyle hos bir sarap, benim gibi bir sakî, sen de sanki içi bos bir ney gibisin. Bu durumda hangi akılsız, hangi bilgisiz;<br />
´Ben sarap içmem.´ der "<br />
1211. Aslında ask sultanlıktır, olgunluktur, murada ermektir<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün,<br />
(c. VI, 3059)<br />
• Asıgın ayıplanmadan, adının kötüye çıkmasından korkusu olur mu Çünkü aslında ask sultanlıktır, olgunluktur,<br />
manen murada ermektir.<br />
• Ask kaplanı, cihanın renginden, kokusundan hiç korkar mı Yokluk timsahı, cehennemi yutmaktan çekinir mi<br />
• Asık, o sarabın verdiği mestlikle ne hallere düser, kadeh bile o sarabın yüzünden erir, kadehlikten çıkar.<br />
• Topragın da yeri mi, sözü mü olur Tür dagına o ask sarabının bir katresi döküldükte, dag, binlerce gürültü ile<br />
oynamaya basladı. Binlerce coskunlukla düstü.<br />
• Sen dayanıksız sırça bir gönüle sahip oldukça, ask kadehinin ne oldugunu, onun gücünü ve tesirini ne bileceksin<br />
Sen dünya sevgisi, dünya nimetleri tuzagına düsmüs bir kussun. Ask tuzagının ne oldugunu nereden bileceksin<br />
• Bana bak da gör, bu dünyada halkın en asagısıyım. Ama öyle kendimden geçmisim ki; kim ileridedir, kim asagıdadır,<br />
ayırdedemiyorum<br />
1212. Gönlüm bedenimden sıçrayıp çıksaydı da bir daha geri gelmeseydi.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, MUfte´ilün<br />
(c. VI,2461)<br />
• Gönlüm bedenimden sıçrayıp çıksaydı da bir daha geri gelmeseydi. Böylece ben, beni çok hırpalayan, perisan eden<br />
gönülden kurtulsaydım ne iyi olurdu. Ben gönülsüz kalınca, dünyada hosa gitmeyen ne varsa, hepsi güzellesir, hepsi hosa<br />
giderdi . 74<br />
• Iyi olsun kötü olsun, dogru olsun egri olsun, az olsun çok olsun, hoca bunların hepsinden de kurtulurdu.<br />
• Lüzumsuz bir is kalmazdı. Bıkmak, usanmak yok olur, giderdi. Ne bilgi kalırdı, ne abdallık; mutluluk meydana çıkar,<br />
davul çalmaya baslardı.<br />
• Toprak yıgınımın yani mezarımın üstüne çık da bagır; de ki: "Ey beni öldüren kisi; ben görünüste mezardayım ama,<br />
aslında çayırlıktayım, çimenlikteyim."<br />
• Insan, Allah ile beraber olduktan sonra, mezarda bulunması ne hostur, ne güzeldir. Allah´ın sevgi tuzagına düsmüs<br />
kisiye seytan ne yapabilir Onu hiç tuzaga düsürebilir mi<br />
• Fazlaca Allah´tan ayn düsen kisi "Hallac-ı Mansür" olsa karıncadan bile güçsüzdür. Küçüktür, zavallıdır. Çünkü onun<br />
dayanacagı, güvenecegi yoktur.<br />
74 Bu beyitlerde Hz. Mevlana, insanı perisan eden duygularından kurtulmayı anlatıyor. Daha dogrusu, kendini<br />
begenmeyen, kendinden kurtulmak isteyen bir insanın ruh halini dile getiriyor. Nitekim Mesnevî´nin V. cildinin 668-670.<br />
beyitlerinde aynen söyle buyurur:<br />
"Damarlarım attıkça, canım bedenimde oldukça kaçmadayım, insanın kendinden kaçıp kurtulması kolay olur mu<br />
Baskasından kaçan, ondan uzaklasınca, ondan kurtulunca, kaçmayı bırakır, oldugu yerde durur. Ben ise, hem kendimin<br />
düsmanıyım hem de kendimden kaçıp kurtulmak istiyorum. Kaçarken kendimi de beraber götürdügüm için kendimden<br />
kurtulmama imkan yok. Bu yüzdendir ki, benim isim kıyamete kadar durmadan kaçmaktır, kaçmaktır." Ahmed Hasim<br />
merhum da "Basım" adlı siirinde düsünceleri ile gönlü arasındaki uçurumu anlatır.<br />
"Bî-haber gövdem gelmis konmus<br />
Müteheyyiç mutakallis bir bas<br />
Ayırır sanki bu bastan etimi<br />
Ömr-i ihrama mu´adil bir bas<br />
Ürkerim kendi hayalatımdan<br />
Sanki kandır sakagımdan akıyor<br />
Bu kızıl çehrede ates gözler<br />
Bana güya ki içimden bakıyor<br />
1213. Ask, Allah evidir, ey Hakk asıgı; sen de o evde oturmaktasın.<br />
Mefulün, Failat, Mefa´îlün, Fa´ilat<br />
(c. VI,2997)<br />
• Ey basımızın üstünde dönüp duran gökler! Siz de o mana günesinin askına tutulmussunuz, siz de, benim giydigim<br />
gibi ask hırkasını giymissiniz. Sizler de benim gibi asıksınız.75<br />
75 Hz. Mevlana Dîvan-ı Kebîr´in baska bir yerinde:<br />
"Eger basımızın üstünde dönüp duran su gökler asık olmasalardı, gögüsleri böyle saf ve temiz olmazdı." diye<br />
buyurmustur. (c. 6, nr: 2674)<br />
• Vallahi asıksınız. Bunu nereden anladıgımı söyleyeyim: Içiniz de, dısınız da pırıl pırıl, lekesiz, ter ü taze yem yesil...<br />
• Sizin biz zavallı insanları etkileyen dört unsurla ilginiz yok. Su sizi ıslatamamıs, toprak sizi kirletmemis, ondan<br />
uzaksınız, ates de sizi yakamaz. Hele´ rüzgar size hiç bir sey yapamaz.<br />
• Ey degirmen çarhı gibi dönüp duran gök, seni hangi ırmagın suyu döndürüyor Bir defacık olsun söyle Sen ne de<br />
saglam demirden yapılmıs bir çarksın...<br />
• Bazen bir dönüste yeryüzünü îrem bagı gibi süslersin, her tarafı çiçeklerle, güllerle, meyvelerle doldurursun, bazen<br />
öfkeye kapılır, ortalıgı kırar geçirirsin, agaçları bile köklerinden söker atarsın.<br />
• Sanki günes bir mumdur, sen de, ey gök, onun pervanesisin. Bu yüzdendir ki, gönül verdiginin etrafında dönüp,<br />
duruyorsun.<br />
• Ey gökyüzü! Sen de hacılar gibi ihrama büründün, maddî bir örtü sarındın Kabe´yi tavaf ediyorsun.<br />
• Allah; "Hac edilecek yere erisen emandadır."76 diye buyurdu. Ey Hakk´ır emrine uyan, gökyüzü, bu yüzden sen<br />
afetlerden kurtulmussun.<br />
76 Al-i Imran Suresi, 3/97. ayete isaret vardır.<br />
• Su dünyada gördügümüz hersey, hepsi bahanelerdir. Ne varsa asktan ibarettir. Ask, Allah evidir. Ey Hakk asıgı, sen<br />
de o evde oturmaktasın.77<br />
77 Hz. Mevlana´nın su ruba´îsi aynı konuyu ifade etmektedir:<br />
"Her nereye basımı koysam secde edilen ancak odur, altı cihette de ve altı cihetin dısında da ma´bud ancak odur. Bag,<br />
gül, bülbül; güzel dost, bunların hepsi birer bahanedir. Bunların hepsinden de maksat yalnız odur.<br />
• Artık bundan fazla söylemem. Fakat Allah´a yemin ederim ki, su gönülde söylenecek ne nükteler, ne manalı sözler<br />
var. Var ama onları söylememe imkan yok.<br />
1214. Ey bası kesilmis ney; dilsiz, dudaksız olarak sırlar söyle!<br />
Mefulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fe´ilat<br />
(c. VI,2994)<br />
• Ey güzel sesli ney! Çıkardıgın seslerle gönüller almadasın. Hossun, güzelsin, sıcak sıcak nefes vermedesin.<br />
Soguklukları silip, süpürmedesin.<br />
• Için bombos, ne bogum var, ne baska bir sey! Sen dertlere düsmüs, perisan olmus gönüllerden, dertlere düsmüs<br />
canlardan derdi, elemi almakta, onları da kendine döndürmekte, böylece de dertli, kederli, elemli kisilerin yerine sen feryad<br />
etmekte, sen aglamaktasın.78<br />
78 Hz. Mevlana Dîvan-ı Kebîr´inin baska yerlerinde, ruba´îlerinde de ney hakkında güzel siirler söylemistir. Mesnevî´ye<br />
"Bu neyi dinle!" diye baslamıstır. Mevlana asıgı merhume Fevziye Çamsever Hanım´ın Mesnevî basındaki "Dinle neyden"<br />
ilham alarak yazdıgı "Dinledim Neyden" baslıklı siirinden birkaç kıt´a alarak bu siiri açıklamak istiyorum:<br />
"Andırır bir hasta kalbin ah ve istimdadını<br />
Nagmesinden topladım bin bir fırakın yadını<br />
Peyrev eyler ahına güya gönl-i nasadını<br />
Dinledim neyden, bu aksam, hasretin feryadını<br />
Kah cosar askın sesiyle simdi mestane eda<br />
Kah yanar fırkat diliyle sanki bir vuslat-ı cuda<br />
Yükselir kurb-ı cemale, nefha nefha her sada<br />
Dinledim neyden bu aksam, firkatin feryadını<br />
Ruhlara serin nevayi yaralı bir ney midir<br />
Nagmeler, nagme degil de bir ilahî mey midir<br />
Öyle mest olmus ki ruhum nesve de bir sey midir<br />
Dinledim neyden bu aksam hasretin feryadını<br />
Nagmesi güya sada-yı ´bisinev ez ney´den gelir<br />
Sîne-i asıga ugrar da ilaha yükselir Sır mıdır<br />
Sevda mıdır Sekva mıdır Bilmem nedir<br />
Dinledim neyden bu aksam firkatin feryadını"<br />
• Herkesin gönlüne göre sesleniyorsun, sızlanıyorsun. Herkesin sevgilisine benzer resimler yapıyorsun, okuma yazma<br />
bilmiyorsun ama, iç yüzde, gönüller aleminde çok basarılı resimler yapan bir ressamsın.<br />
• Ey bütün görünen ve görünmeyen seylerin, hakîkatlerin, aslı, sekli, sureti olan güzel varlık! Sen simdi hangi<br />
perdedesin, hangi makamdasın, hangi nagmedesin Ey seker gibi tatlı olan azîz varlık; ne olur lütfet, ney´in nagmeleri<br />
arasından bir bas göster, bize görün!<br />
• Sanki gözlerin dokuz göz olmus, can da sana on kulagını vermis, nagmelerini her tarafa, altı yöne de üfle! Çünkü altı<br />
yön de senin tanıdıgındır. Senin için yabancı yoktur. Sen herkesin dostusun.<br />
• Ey bası kesilmis ney; dilsiz, dudaksız olarak nagmelerle, sırlarla söyle! Seni üfleyenin nefesinden aldıgın sıcak, içli<br />
duyguları, seni dinleyelere de bir bir hos sekilde duyur!<br />
• Ney´in içine ates düstü. Yanıyor, alemi duman kapladı. Ey ney; senin sesin, ask sesidir. Sen ateslisin, için yanarak<br />
ask sesini duyurmadasın.<br />
• Ey ney; kendi askınla, ask atesinle Leyla´nın, Mecnun´un ask sırlarını dile getir, inle, feryad et! Ey ney; bu halinle<br />
gönüle ne hos seyler duyuruyorsun, cana ne huzurlar bagıslıyorsun.<br />
• Galiba senin nefesinde Tebrîz sehrinden bir koku var. Böyle oldugu için, güzelligin ile, güzel nagmelerinle nice<br />
gönüller elde etmedesin.<br />
1215. Denizden gebe kalmıs olan bulutlarda, baba evinden ayrılan gelinin gözündeki aglayısa benzer tatlı bir aglayıs<br />
var.<br />
Mefülü, Mefa´îlün, Fe´ulün (c. VI, 2735)<br />
• Ne oturuyorsun Haydi sıçra, kalk! Bahar mevsimi geldi. Herkesi çagırıyor, sen de bu çagrıya uy, seher vakti esen<br />
rüzgar gibi salına salına bahçeye gir!<br />
• Hafîf sabah rüzgarı ile, neseli neseli sallanan agaç dallarından oynamayı ögren, sen de içindeki sıkıntıları at, onlara<br />
katıl, oynamaya basla! Kulagından<br />
gaflet pamugunu çıkar. Bahçedekilerin konusmalarını dinle! Çok yakınında bulunan lalelerden ve çok uzaklardaki<br />
dagdan gelen sesleri duy!<br />
• Dikkat et reyhan bos durmuyor. Yesilligi bir sır fısıldıyor. Bülbül ötmeyi bırakmıs "Biraz da sen öt hep ben ötecek<br />
degilim ya!" der gibi gülden bir nagme bekliyor.<br />
• Çayırlar, çimenler esen hafif, tatlı rüzgarla dalgalanıyorlar, cosuyorlar, deniz tarafından da bir asinalık, bir dostluk<br />
havası esip gelmede.<br />
• Denizden gebe kalmıs olan bulutlarda, baba evinden ayrılan gelinin gözündeki aglayısa benzer bir aglayıs var.<br />
• Bulutun aglayısından, simsegin ısıklı gülüsünden güç aldıkları için sünbül boy atmıs, selvi de göklere dogru yücelmis.<br />
• Dedi kodudan hoslanan kumru, söz kapmak için kulagını adeta tuzak gibi kurmus, bütün dikkatiyle etrafı dinliyor. Bir<br />
seyler ögrenmek istiyor.<br />
• Bu sırada nergis söze karısıyor, süsene "Haydi" diyor "Sessiz durma, sen de bir seyler söyle! Ya birisini öv, yahut da<br />
kına, çekistir!<br />
• Haydi ey yüzlerce dili olan süsen; hiç olmazsa kuslara su meshur zümrüd-i anka(=devlet kusu)´nun hikayesini<br />
anlat!"<br />
• Süsen, "Sus!" diyor, "Degeri çok pahalı olan bir kadehle içtim, sarhos oldum.<br />
• Ben öyle sarhosum ki, kendimde degilim, olur ya dilimden yanlıs bir söz çıkar, istemedigim halde durup dururken bir<br />
gönül kırmıs olurum."<br />
• Süsen, nergise diyor ki: "Sen, dedikoduyu bırak da, çiçeklere, ipek elbiseler giydiren o büyük padisaha yüzünü çevir,<br />
niyazda bulun!"<br />
• Sögüt agacı da, kendini tutamadı, söze karıstı, basını sallaya sallaya: "Biz kıs ejderhasının elinden kurtulduk. Bahara<br />
tekrar kavustuk." diye söylendi ve selviye dedi ki:<br />
• "Ey selvi; yaradanın bu lütfuna sükr ederek, basını göklere kaldır, ayagını yere vurarak oyna, oyna!"<br />
1216. Bugün askın tam dostuyuz.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2728)<br />
• Bahar var, bag var, bahçe var, uzun boylu, nazlı nazlı sallanan selviler var Biz burayı bırakıp baska yerlere<br />
gidemeyiz.<br />
• Bugün askın tam dostuyuz, hiç bir sey düsünmeden, sevgi kadehini elimize alalım.<br />
• Ey güzel sesli çalgıcı, ey hos sesler çıkaran ney; bugün sen de yüksek sesle feryad etmelisin, yüksek sesle<br />
inlemelisin.<br />
• Ey nese, ey muradına ermis sakî, durma! Hemen bize ask sarabı sun!<br />
• Sun da onu hosça içelim, sonra da zevalsiz olan, o essiz varlıgın lütfu gölgesinde yatıp rahatça uyuyalım.<br />
• Bu sundugun sarabı biz, bogaz yolu ile degil, gönül yolu ile içelim, içelim de gecelerin getirmedigi, gecelerin<br />
bilmedigi baska türlü bir uykuya dalalım.<br />
• Ey gönül! Senden bir ricada bulunacagım: 0 kadeh, baska kadehlere benzemedigi için eline alır almaz onu hemen<br />
içme, ona sevgi ve saygı göster! Onu öp, yüzüne gözüne sür!<br />
• Sen gönül yolu ile içilen sarapla mest olunca tam olgunluga ulasacaksın, iste o zaman kamil insan olacaksın.<br />
• "Rabbleri onlara tertemiz bir içki içirmistir."79 sırrına erer de o mana sarabı ile ölümden, yok olmadan kurtulursun.<br />
79 Insan Suresi, 76/21. ayetten iktibas var.<br />
1217. Mutlu Güne Methiye<br />
Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fa-lün<br />
(Bir yazma nüshadan alınmıstır. )<br />
• Ey gün; sen bugün pek güzelsin, pek hos bir günsün. Ey gün; sen ne çesit bir günsün, sen binlerce yıldan daha<br />
degerlisin.<br />
• Ey gün; bütün günler sana kul olsun, köle olsun. Baska günler hicrandır, ayrılıktır, ama sen vuslatsın.<br />
• Ey gün; senin gerçek yüzünü kim görebildi Ey gün; bugün senin pek büyük bir güzelligin var.<br />
• Ey gün, aslında senin kendi güzelligini, kendi yüzünü ancak sen kendin görebilirsin. Seni daha iyi görmesi için<br />
gözümün kulagını tuttum, çektim, "Kendine gel!" dedim, "îyi bak, dikkatle bak da su günün güzelligini gör!" 80<br />
80 Fransız sairlerinden La Martine(1790-1869)´in Göl baslıgını tasıyan bir siirinde sevgilisi ile göl kenarında<br />
otururken; "Ey zaman sakın geçme dur!" diye zamana bir yalvarısı vardır-Fransız Akademisi azası edib ve münekkid Emile<br />
Faguet Lamartine´nin siirindeki bu bulusa, bu duyguya hayran olmus, sairi pek meth etmistir. Münekkid Faguet,<br />
Mevlana´nın hiç bir sairin düsünemedigi ve tahayyül edemedigi bu güzel ve içli duygularına asina olsaydı acaba ne söylerdi<br />
Bırakalım yabancıları, biz kendi büyüklerimizden habersiz yasıyoruz<br />
• Ey gün sen gündüzün meydana gelen, günesin aydınlattıgı bir gün degilsin. Hiç bir güne benzemeyen, bambaska bir<br />
günsün sen! Pek büyük olan, tek olan, essiz olan Allah´ın nurundan meydana gelmis bir günsün.<br />
• Her aksam günes batarken senin ayagına kapanır, sana secde eder de, ay´a der ki: "Ey ay; ben gidiyorum; karanlık<br />
geceyi hos, tatlı ısıklarınla aydınlat ve saygı ile, istiyakla günün gelmesini bekle!"<br />
• Ey günler içinde gizlenmis olan mutlu gün! Ey zevalsizlik, sonsuzluk aleminde oturmakda olan gün!<br />
* Artık fazla söylemeyeyim ve senin büyüklügünü, degerini belirten olgun sözlerden vazgeçeyim, susayım. Çünkü sen<br />
her olgunlugun, her derin düsünenin, her hos sözün, içli duyguların ilerisinde, ötesindesin.<br />
• Olgunlugun sözle anlatılamaz ki, sen sözden, sesten daha açık olarak meydandasın.<br />
• Sözden hayal belirir, halbuki sen vehimden de, hayalden de, tasavvurdan da yücesin.<br />
• Ey sulara tatlılık, duruluk veren aziz varlık! Vehim de, hayal de sana susamıstır. Onlar da seni aramaktadırlar.<br />
• Vehim de, hayal de; ikisi de can suyuna dalmıs. Fakat hem seninle dolu, hem sensiz olan su alemde ikisinin de agzı<br />
kupkuru.<br />
• Bu gazelin (bu siirin) arta kalan kısmı da, perdenin arkasına girdi, senden gizlendi. Çünkü çok söyledin, usandın,<br />
yoruldun.<br />
1218. Peygamberimize övgü.<br />
Müfte´ilün, Fe´ulün, Müfte´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2892)<br />
• Ey ebediyyetin, sonsuzlugun padisahı! Ey gökyüzünün ay´ı! Sen yasayısın kaynagısın, sen mekansız alemin gül<br />
bahçesisin.<br />
• Senin tatlı, berrak suyunu görünce can hikayesini duydum, can gibi mana aleminin derinliklerine daldım, görünmez<br />
oldum.<br />
• Hos kokulu misk asıgı olan kisi, misk ahularını avlamak için onları kovalarken, ahular sarhoslar gibi kosarak<br />
göbeklerindeki misk kokusunu etrafa yayarlar.<br />
• Senin insana canlar bagıslayan, seker gibi gülüsün yüzünden seker bile sana kul köle olmus. Diri olan can senin<br />
askınla dirilik denizine batmıs, kaybolmus.<br />
• Ey dünya sevgisine kapılmıs, gaflet sarhosları! Peygamber mübarek yüzü ile bilgisizlik karanlıklarını aydınlattı.<br />
Gündüz oldu, uyanın, kalkın, Hak bülbüllerinin gül bahçelerinden gelen gönül alıcı seslerini isitin, mest olun!<br />
• Yaseminler gibi cilvelen, manevî nese ile basını oynat, salla! Etrafa sekerler dagıtmak, agızları manen tatlılandırmak<br />
istiyorsan, evini ballarla doldur!<br />
• Nergis gözlerin mest oldu. Sen perî misin, yoksa melek misin Sekerlerle yogrulmussun, sen gül bahçesinin goncası<br />
mısın<br />
• Kardesim, gece gündüz mest olmak, kendinde olmamak çok hos bir seydir. Aklını basına al da büyükler büyügü<br />
Allah´ın askıyla mest ol, bu halden daha iyi hal düsünülemez. Bir ikincisi yoktur.<br />
• Onun mübarek adı, canlara candır. Onu anmak, zikr etmek, madenlere la´ldir, yakuttur. Onun askı ruhlara hem<br />
güvenlik, hem de emellerin özüdür.<br />
• Adını andıgım zaman bahtım yeserir, kutlu bahta kavusurum. Isminin anlamını yasamıs olurum.<br />
• Bu kadehteki sarap, sizi bulmak, agızsız bir yoldan size ulasıp gönülde, canda parlamak, sizi sizden alıp götürmek<br />
için acele ediyor, çırpınıyor duruyor.<br />
• Ey anlayısı olan akıllı kisi! Manen kör olmus kisinin körlügünü gider! Bundan baska yapacak bir sey yok. Imtihana<br />
kalkısma!<br />
• Bundan baska bir yol yoktur. Bundan baska bir padisah yoktur. Bundan baska bir ay da yoktur. Bundan baska ne<br />
varsa hepsi fanîdir, gelip geçicidir.<br />
• Hayır sus, artık sus! Yalancıktan yüzünü eksit, akıllı kisileri bırak da gizlice mansur sarabı iç!<br />
1219. Güzellerin testilerinden su içenler, suyun kaynagından haber alırlar.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c. VI, 3080)<br />
• Sen ya can gözüsün, nurusun, yahut da bizim iki gözümüzsün. Çünkü parıl parıl, sule sule gözümüzün nuruna nur<br />
katıyorsun.<br />
• Sanki sen, çok parlak bir günessin de, gönlüm pesinde bir gölge. Iki gözünü de sana dikmis, her tarafa gidip<br />
duruyor.<br />
• Dünya güzelleri senin güzelliginin ırmagından testilerini doldurdular da ask yolunun susuzlarına bardak bardak su<br />
verdiler.<br />
• Ne mutlu o ask susuzlarına ki, güzellerin testilerinden su içtiler de o tatlı duru suyun kaynagından haber aldılar.<br />
• Artık onlar sekil testilerini tasa vurup kırarlar da, senin ab-ı hayatını içmek susuzluklarını gidermek için yücelere,<br />
ötelere giderler.<br />
• Ey Tebriz´in iftihar ettigi, övündügü Semseddin; tekrar Konya´ya gelirsen gerçekten de bizler yüzlerce murada<br />
erisiriz.<br />
1220. Devesini kaybeden kürd.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2544)<br />
• Bir ovada Kürdün birisinin devesini kaybettigini duydum. Kürd ovanın her yanında devesini aradı.<br />
• Deveyi bulamayınca, gönlü devenin hasreti ile dolu, düsüncesi darmadagın, perisan ve gamlı bir halde yolun<br />
kenarında yattı, uyudu.<br />
• Sonunda gece geldi. Ortalıgı kapladı, her tarafı karanlıklara bogdu. Kürd gece yarısı, gönlü gamla dolu bir halde<br />
uykudan uyandı. Bir de ne görsün Yusyuvarlak, parlak bir ay gökyüzünde parıl parıl parlamada, etrafa nurlar saçmada...<br />
• Ay ısıgı ile etrafına bakınca Kürd devesinin biraz ötede yolda durdugunu gördü. Sevincinden nisan yagmuru gibi<br />
gözyasları dökmege basladı.<br />
• Yüzünü, nurlar saçan ay´a dogru çevirdi de: "Ben seni nasıl anlatayım Senin vasıflarını nasıl dile getireyim " dedi.<br />
"Sen güzelsin, hem iyisin, hem hossun, alımlısın, hem de nurlar saçmadasın."<br />
• Allah´ım suracıkta, su dünyada kerem et de, nurunu artır, artır da insanın aklı basına gelsin, nefsine uyup kaybettigi<br />
insanlıgını tekrar bulsun!<br />
1221. Ah ne olurdu ben Sems-i Tebrîzî´nin kapısında bir ask tercümanı olsaydım<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2493)<br />
• Ben tamamıyla can gibi olmasaydım, sana yüzümü gösterirdim. Benim bir belirtim, bir nisanım olsaydı, belirtimi<br />
sana gösterirdim.<br />
• Ey Allah´ım senin lütfun beni bırakmıyor, yoksa senin sevdana kapılırdım da, zamanı hesaba katmadan, sonsuza<br />
kadar seninle kalabilmem için, bütün zamanları sinek gibi kovar dururdum.<br />
• Can, gül fidanı askına kapıldı da; "Askın sırlarını açıga vurmaktan korkmasam, susam gibi bastan basa dil olurdum."<br />
diye söylendi.<br />
• Halk bana "Sen akıllı bir kisisin." diyor. "Bir an için kendine gel, bu sevdadan vazgeç!" Onlara dedim ki: "Evet, her<br />
ne kadar akıllı idiysem de, simdi böyle ask delisi oldum."<br />
• Geceleri ay gittigi zaman, hos ısıklar saçan gümüs kaftanı sana layık bir kaftan olsaydı, elimi uzatır, onun<br />
kemerinden tutardım, çeker sana getirirdim.<br />
• Senin askının havasının dalgası, beni bir an için bıraksaydı, atesler haline gelirdim de, asıkların askını artırma çaresi<br />
arardım. Onları yakar, yandırırdım.<br />
• Kıskançlık oku ile korkutup zamanenin gözünü yumdurmasaydı, o zaman apaçık görürdü ki; ben onun elinde bir<br />
yaydan baska bir sey degilim.<br />
• Bu söz ancak Tebrîzli Semseddin´e bir isarettir. Ah ne olurdu ben onun kapısında bir ask tercümanı olsaydım.<br />
1222. Kendinde bulunan defineden haberi olmayan agır canlı olur, tenbellesir.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2492)<br />
• Iki dünyada da gönlünü kötülüklerden, günahlardan temizleyen, saf, tertemiz bir hale gelen insan ezeldeki "Ben sizin<br />
Rabbiniz degil miyim " sesine karsı "Bela" (=Evet) demesinin yokluk oldugunu görmüs, anlamıstır.<br />
• Su topraktan yaratılmıs dünya, bir tepecik gibidir. Yokluk ise onun altına gömülü bir defınedir. Tepenin altında ne<br />
oldugunu bilmeyen çocuklar, onun üstünde kosusurlar, eglenirler, neselenirler.<br />
• Kimin gözü gafletle perdelenirse, onun hakîkati arama istegi yatısır, defineden haberi olmayan kisi ise agır canlı olur,<br />
tenbellesir.<br />
• Ay gibi parlak bir güzellik defınesi var. Can onu gördü de, "Aman ne kadar da güzel, nazar degmesin!" dedi. Bu<br />
define, ne kadar da büyük; o elde edilmesi gereken çok degerli bir sey.<br />
• Sevgilinin dudagını överdim, onun can yüzünü açarak güzelligini anlatmak isterdim. Fakat onu anlayacak, ona<br />
ulasmak için gereken gayreti sarf edecek kisi nerede<br />
• Iki köyde de, yani iki dünyada da, ona layık kimsecik yok. Yok ama, varsın olmasın, sen aklını basına al da onun<br />
yoluna canını da, bedenini de at gitsin! Onun yolundan bas çekme, basını yere koy da, ona secde et!<br />
• Ey tanınmıs Tebrîz sehri! Sen de hizmet etmek için kemer bagla, Semseddin´in kapısına git, basını yere koy! Çünkü<br />
basın büyük bir velînin ayagına kapanması kutlu bir seydir.<br />
1223. Gel Mansur sarabını iç de, kendinden geç!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c. VI, 3073)<br />
• Gel, gel bizden ayrı düstügün, uzakta kaldıgın için sonunda pisman olacaksın, biz sana tatlılıkla, diller dökerek "gel"<br />
diye yalvarıyoruz. Sen ise köpürüp duruyorsun. Bunun sebebi nedir<br />
• Gel ki bu toplulukta hayat var, yasama zevki var. Sanki yasayıs dalga dalga köpürüyor. Allah lütf ediyor, bizlerden<br />
yardımını esirgemiyor. Bu yüzden her tarafta mana sarabı, Mansur sarabı var.81<br />
81 Mansur sarabı ilahî hazînenin, Allah´a karsı duyulan hayranlıgın verdiği manevî zevk. Ilahî bilgiye mazhar olan,<br />
kendinden geçen, mest olan ve kendinde Hakk´ın varlıgını hisseden, "Ene´l-Hakk" (=Ben Hakk´ım) diyen Hallac-ı Mansur<br />
hazretlerini daragacına götüren askın dogmasına sebep olan manevî sarap. Onun adına nisbetle Mansur sarabı adı<br />
verilmistir. Lutfen &reg; harfindeki gazeller arasında bulunan (1135) numaralı siiri okuyunuz.<br />
• Ey ümitsizlige düsen kisi! Buraya gel, gel de binlerce mutluluk kadehini eline al afıyetle iç! Binlerce mana altınları al,<br />
güçlen!<br />
• Burada binlerce çesit Züleyhalar, binlerce çesit Yusuflar var. Mana sarabı cana canlar katıyor, tanburlar çalınıyor.<br />
• Burada bulunan herkes, bal denizinden yararlanmakta; "Haydi siz de gelin, biz baska türlü bir bal bulduk, artık bal<br />
arısının balından kurtulduk." diye bagırmaktalar.<br />
• Kıyamet kopmus, bütün sırlar, bütün yapılan isler, hadiseler meydana çıkmıs, ortaya dökülmüs. Sur sesi, boru sesi<br />
ölüleri diriltmekte.<br />
• Ey çürümüs, erimis, dökülüp gitmis kemik yıgını; ey yılanlara, çıyanlara, karıncalara gıda olmus beden! Haydi diril;<br />
kalk, topraktan bas çıkar!<br />
• Ey zavallı beden! Sen vaktiyle Hakk´ın (Kün=) "Ol !" emrine uyarak su fanî dünyaya gelmistin. "Ol" emrini veren o<br />
yüce varlık simdi seni yılanlardan, karıncalardan satın aldı. Onun emrine uydugun için beden halindeki beylik elbiseni<br />
tekrar giy, ortaya çık!<br />
• Farkında degilsin ama zavallı insan, inci mücevher hazinesi sendedir, senindir. Aklını basına al, dükkan derdinden<br />
kurtul, tertemiz nurla gıdalan! Nur elbette tandır ekmeginden iyidir.<br />
• Mansur sarabını meydana getiren ilahî ask çiçekleri açıldı, artık solmaya mahkum olan çiçekleri de, üzüm sarabının<br />
mahmurlugunu da bırak gitsin.<br />
• Ey yere ekilen tohum! Topraktan bas kaldır, boy ver, agaç ol! Iznimizle bizim halîfemizsin. 82<br />
82 Bu beyitte Bakara Süresi´nin su mealdeki 35. ayetine isaret var: "Bir zamanlar Rabbin meleklere: ´Ben<br />
yeryüzünde bir halîfe yaratacagım´ diye buyurmustu." Böylece insanın yeryüzünde Rabbin temsilcisi, Rabbin sıfatlarının<br />
mazharı olarak yaratıldıgına isaret var.<br />
• Kıyamet gününü; böyle bir günü kim görmüstür 0 gün öyle bir gündür ki her seyi, herkesî gecenin karanlıgından<br />
kurtarmıs, Insanları körlükten, görmemezlikten halas etmistir.<br />
• Hz. Musa´nın eli gibi parıl parıl parlayan bir el, keremler etmistir de, dünya Tur-ı Sîna´ya dönmüs, her seyi apaçık<br />
gösteren nurlarla dolu bir sîne, bir gönül haline gelmistir.<br />
• Ey gönül! Sen simdi canlar meclisinde otur. Canlar evinde, o ma´mur, güzel evde oturanların ev sahibi sensin.<br />
• Gönül meyhanesinde Mansur sarabı içerek elde ettigin sarhosluga baglanıp kalma, büsbütün yıkıl, harap ol; sunu iyi<br />
bil ki, ma´murlugun aslı harap olmaktır.83<br />
83 Bu beyit, 1630 senesinde vefat eden Azmî-zade Haletî merhumun su ruba´îsini hatırlattı:<br />
"Mahzun oluruz, kaçan ki dilsad olsak<br />
Vîran kalırız eger ki abad olsak<br />
Ol mürg-ı cefa perver ask biz kim<br />
Dama düseriz kafesten azad olsak."<br />
• Nerede hasta varsa, gelsin can saglıgına basvursun. Hastalıgın sözü mü olur Sen ölünün dirilmesini seyret!<br />
• Siiri sen söylüyorsan ben o siirin kuluyum, kölesiyim. Çünkü sen Israfil´in canına cansın surun üfürülüsüsün!<br />
• Vay bu uzaklıktan, vay bu ayrılıktan, mademki söz ok´a, dil de yay´a benzer. Elbette söz er geç bir gün hedefe varır,<br />
• Can sözü, harfle, sesle söylenemez. Yarlıgayıcı olmazsa, yarlıganmıs olamaz.<br />
• Çünkü öte tarafta, öyle gönüller vardır ki, onlar ne Rum diyarındandır, ne Türk´tür, ne de Nisaburlu. Onlar dilsiz ve<br />
dudaksız söylenen sözleri du- yarlar .84<br />
84 Hz. Mevlana gerek Mesnevî de gerekse Dîvdn-ı Kebîr´de "dilsiz, dudaksız konusmaya" temas eder. Mesela Dîvan-ı<br />
Kebîr´in III. cildinin 1540 numaralı gazelinde söyle buyurur:<br />
"Gel de birbirimizle candan konusalım, kulaklardan, gözlerden gizli olarak söyleselim, gül bahçesi gibi dudaksız, dissiz<br />
gülelim, düsünce gibi dudaksız, dilsiz görüselim."<br />
• Gel seninle beraber Tur Dagı´na kadar Hz. Musa´ya yoldas olalım. Musa´ya "Tur Dagı´nda Allah ile konustu." denmedi<br />
mi 85<br />
85 Bu beyitte, Bakara Süresi 2/253. ve Nisa Suresi 6/164. ayetlere isaret var. Esrefoglu Rumî hazretleri de´ bir<br />
siirinde söyle buyurur:<br />
"Asıklar dost dîdarını kande baksalar göreler<br />
Musa gibi münacata Tur´u tayin etmeyeler<br />
Tur ne hacet, asıklara çün her yerde ma´suk bile<br />
Daim münacat edeler bir dem ayrı olmayalar!"<br />
• Acayip bir ask benim etegimi tutmustur da, aç adamın yemek kabını tutup çekmesi gibi beni çekip durmadadır.<br />
• Askın elinden kim kurtulmustur ki, benim gönlüm de kurtulabilsin Gönülleri yaralayan o uzun kılıcın kabzası ancak<br />
askın elindedir.<br />
1224. Su toprak perdesinin ötesinde gizli bir zevk var.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. VI, 2573)<br />
• Ey benim canım! Su toprak perdesinin ötesinde gizli bir zevk, gizli bir mutlu yasayıs vardır. Her seyi gizleyen bu<br />
örtünün ardında yüzlerce güzel Yusuflar vardır. Bu ten, bu görünen beden ortadan gidince, asıl varlıgın olan ruhun kalır. Ey<br />
sonsuz olan ruh, ey fanî olan ten!<br />
• Bu halin nasıl oldugunu anlamak istersen, her gece kendine bak! Uykuya dalınca tenin ölmüs gibidir, ruhunsa cennet<br />
bahçelerinde kanat çırpmaktadır.<br />
1225. Mevlana bu siiri hasta yatagında yatarken Konya´da olan depremler esnasında söylemistir.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2729)<br />
• Allah´ım bu kadar sevgi ile, bu kadar merhametle beraber yine de bana siddet ve hiddet gösteriyorsun, fakat ne<br />
olursa olsun ben sana gönül vermis degil miyim<br />
• Seni görebilmemiz için bütün bu can siselerini kırıp durmadasın. Bütün bu kırılmalar, dökülmeler, senin "Beni<br />
göremezsin." sözünden ötürü degil midir<br />
• Dünya evi deprem içinde sarsılıp duruyor. Çünkü evden esya tasınıyor, ötelere göç var.<br />
• Yüz binlerce hasta, senin askından aglayıp inlemede. Sen de çok iyi bilirsin, onlar sensiz yasayamazlar.<br />
• Dünya gece gibidir. Sen ise bir günessin. Halk bütün suretten, sekilden, tenden ibaret. Sen ise cansın.<br />
• Insanlar kazanca, isteklere düsmüsler, didinip duruyorlar, candan gafletteler. Fakat can yerinden oynayınca, yani<br />
ölüm gelince feryad ve figana baslarlar. Can gidince, hayat günesi tutulunca ne geçim kalır, ne nese. Insan sagken,<br />
hayatta iken kimse canı aklına getirmez. Fakat can gizlenince eyvahlar olsun, neler olur neler!<br />
• Ey meclisin nesesi, parlaklıgı, ey pazarın canı, hayatı! Ey evin de dükkanın da tatlılıgı, lezzeti; sus! Çünkü söz ortada<br />
duran manalar denizine bir perdedir.<br />
1226. Içli gönüllere, iman sahibi ruhlara seher vaktinde sunulan can sarabı.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c. VI, 3056)<br />
• Sana can sarabı içirsem de artık gam yeme; kedere kapılma! Gamın da yeri mi Artık her neseli kisiden rehin olarak<br />
nese al!<br />
• Can sarabı içireyim de, seni iki yüz kanatlı bir melek yapayım. Bütün beseri kirliliklerden, günahlardan temizlenesin.<br />
Böylece insanın isledigi suçları, kötülükleri, vasıfları, huyları üstünden atarak, insan seklinde bir melek olasın.<br />
• Daha hayatta iken, ruhun bedenden kurtulması, insanın kendinden kaçması nasıl olurmus, eteginden canlılık<br />
tozlarını silkerek, daha yasarken ölen kisi ne hale gelirmis, onları, o halleri sana göstereyim.<br />
• Içli gönüllerin, iman sahibi ruhların halis ve Özel sarap içtikleri seher vaktinde, seni öyle bir mest edeyim ki, artık<br />
günleri ve geceleri saymaktan kurtulasın.<br />
• Kaza ve kader, yasadıgın hayat sartları geregi karsına çıkardıgı hadiselerin, belaların oklarını atar durur da sonra<br />
sana acır, yardım eder, isini kolaylastırır.<br />
• Rüzgar bulusma seker kamıslıgından esip gelmede, o rüzgar öyle tatlı bir rüzgar ki tadına bakıyor da seker bile,<br />
sekerim diyemiyor.<br />
• Sevgili lütfetti. Seher vaktinde günes gibi bir kadeh sundu. 0 Mansur sarabını içtim, öyle kendimden geçtim, öyle<br />
mest oldum ki, bedenimin her cüz´ü, her zerresi duydugu heyecandan oynamaya basladı.<br />
• Ben çok mest oldum. 0 vakit "Dur." dedi. "Sana bir kadeh daha sunayım da su ayrılık artık aramızdan kalksın."<br />
• Ey cihan sakîlerinin canı! Sun, sun!.. Kerem sahibi, keremlerde bulunur, ay da aylıgını yapar, gökyüzünde ısıklar<br />
saçarak mahzun mahzun dolasır durur.<br />
• Esi benzeri olmayan Allah´ın Celal günesine and olsun ki, su basımızın üstünde dönüp duran, gezip dolasan gök<br />
kubbesi, yaratıldıgından beri senin gibi bir güzeli bulamadı, göremedi.<br />
• Güzellikte kusursuz, edada essiz olan sevgili; ben susuyorum. Söylediklerimin tamamını sen söyle! Çünkü seher<br />
vaktinde sundugun can sarabının mestligi beni benden aldı götürdü.<br />
1227. Insanlık günesi çok yükseldi.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c. VI,3076)<br />
• Insanlık günesi çok yükseldi. Bu ne tatlılık, bu ne ask, bu ne mestlik, bu ne kolaylık.<br />
• Dünya senin parlak nurun karsısında degersiz kaldı. Adeta görünmez oldu. Sen nesin Gönül kapan büyücü müsün<br />
Yoksa güzelligin definesi mi<br />
• Seni böyle çok hos ve gönül alıcı bir sekilde çizen kalem, ne güzel kalemdir. Sen herkesin mektubunu yazılmadan<br />
okuyorsun.<br />
• Sen artık altı cihet çadırından dısarı çık! Çünkü canlarda can kalmadı. Onlara asktan haber ver, biraz göster!<br />
• Ey gönül; padisahlar padisahının doganı seni avladı. Sen artık kusların dillerindeki sırrı anlayan bir tercüman oldun.<br />
• Tercüman da nedir Sen simdi yücelerden yüce bir devlet kusu oldun. Yüzlerce Süleyman´ın can bakıslarına afet<br />
kesildin.<br />
• Ey insanlık günesi; her seher vakti dogup parlayınca can horozu ötmege baslar. "Gel!" der, "Can da sensin, cihan<br />
da"<br />
• Mademki Tebrîzli Sems canıma can kattı, ben su dünya gül bahçesini bırakarak, canımı aldım, onun gülleri solmayan<br />
gül bahçesine götürdüm.<br />
1228. Gizli defineyi yeryüzünde arama; gönüllerde ara!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fa´ilün<br />
(c. VI, 2931)<br />
• Gözlere görünmeyen, her zaman gizlenip duran o sevgiliden eger bir can kokusu alırsan, ondan bir iz, bir eser bulur,<br />
onun varlıgını hissedersen, yüzlerce cihana sıgmaz olursun.<br />
• Can günesini manen görebilirsen, orduları olmayan bir padisah gibi olursun. Hem gayb alemini elde edersin, hem<br />
gizli sırları bilene kavusursun.<br />
• Isittigin, duydugun ve sevdasına kapıldıgın o gizli hazîneyi yeryüzünde bulamadınsa, onu, artık yeryüzünde arama<br />
da göklerde ara!<br />
• Askta eger emniyet kazandınsa, Çin ülkesinin nice güzellerini hem kolayca görür, hem kolayca elde edersin.<br />
• 0 mübarek gönül aynasında, o seksiz o süphesiz saf, tertemiz aynada, daha bu dünyada iken cennetteki güzelleri ve<br />
güzellikleri bir bir bulursun, görürsün!<br />
• Ask oku seni ise, sevgili senin aklını basından aldı ise ve can elder gıtti ise üzülme! Onun gibi yüzlerce can elde<br />
edersin.<br />
1229. Gök kapılan geceleyin açılır.<br />
Mef´ülü, Fa´ilatün, Mef´ülü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2932)<br />
• Ey kardesim! Bir gececik de olsa uyumazsan ne olur Mum gibi diri olsan, kıvılcım gibi uyunlasan...<br />
• Gök kapılan geceleyin açılır. Talihler, bahtlar uyanır. Sen de ay gibi uyuma da tali´ yıldızın parlasın, güzellessin.<br />
• Sen gökyüzüne mensup bir kisi isen, elbette o alemi, gökyüzünü özlemek vardır. Bu kirli dünyada, gökyüzünden<br />
asagılarda kalamazsın, yücelerden baska bir yerde yatıp uyuyamazsın.<br />
• Geceleyin yürü ki, yollar geceleyin alınır, menzillere geceleri varılır. Eger sen essiz padisahı istiyorsan, onun yoluna<br />
düsmüs, sefere çıkmıssan, seferde uyumamak gerekir.<br />
• Ey insanlar! Bahtlı kisiler, Allah´ın merhameti ve sevgisi gölgesinde uyurlar. Kardes; sakın sen de baska bir yerde<br />
uyuma!<br />
1230. Sen büyük bir alemsin.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. VI, 2821)<br />
• Sen bedeninin her zerresinden bir feryad duy, bir inilti isit! Çünkü sen büyük bir sehirsin, hem de bir sehir degil,<br />
belki binlerce sehirsin.<br />
• Senin bedeninde cüz´lerin, hücrelerin hepsi susarlar ama, senin gizli seylerini görüyorlar ve çalısmalarını senden<br />
gizlemiyorlar. Onlar bütün gün; "Gel bakalım, senin neyin var " diye cosup köpürüyorlar.<br />
• Sen ölümsüz, uçsuz bucaksız bir deryasın! 0 deryada sayısız balık var Bilgisizlik yüzünden, sende bulunan degerleri,<br />
meziyetleri reddetme! Ne diye inkar basını kasıyıp duruyorsun<br />
• Evet görünüste senin bedeninde bulunan hücreler susmada ama, onların hepsi de gizli isler yapıyorlar, hepsi de<br />
kallesçesine varlıgınla kumar oynuyorlar, hepsi de hem görünüyor, hem gizli. Hepsi de birbirini yemekle mesgul<br />
birbirlerinin hem avı, hem avcısı.<br />
• Bedeninin bütün zerreleri sana sesleniyorlar, diyorlar ki: "Sana ne oldu" Bütün istedigin, söyledigin sözler bos sözler.<br />
0 sözlerde sevgiden, dostluktan hiç bahsedilmiyor."<br />
• Varlıgın sonbahar gibidir. Fakat o sonbaharların içinde bir ilkbahar gizlidir. Içindeki ilkbahar canlanınca gönül bahçesi<br />
içten içe güler durur.<br />
• Sen mana balından yedigin halde, ne diye su fanî dünya mumunun etrafında pervane gibi döner, durursun Ne diye<br />
kanatlarını yakarsın Bilmiyor- musun; sen kendin nurdansın, hak nurundansın, sen nardan, seytanın yaratıldıgı atesten<br />
degilsin.<br />
1231. Bizler agaçlar gibiyiz. San´atın, esip gelen dönüp giden rüzgardır.<br />
Müstef´ilün, Fe´ülün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c.VI.2959 )<br />
• Cümle alem, senin varlıgının bir eseridir. Ama bu eseri öyle bir yaraladın ki, bunun sebebini ancak sen bilirsin.<br />
• Istersen bir kere daha yarala, ben senden merhem istemem. Bütün alem yok olursa ne gam Sen yüzlerce alemsin.<br />
• Seni anlatmaya imkan yok. Çünkü sen, Cenab-ı Hakk´ın sırrının açıklanmasısın. Sen canın canının canı oldugun halde<br />
neden cana gelmezsin<br />
• Bizler agaçlar gibiyiz, san´atın esip gelen, dönüp giden rüzgardır. Rüzgar göze görünmez ama, isterse agaçları kırar<br />
geçirir.<br />
• Bizler o rüzgar yüzünden tohumlandık, yeserdik. 0 rüzgar yüzünden sarardık. Sen yaprakları dökersen nasıl olur da<br />
meyve elde edersin<br />
• Görünüste bahçe önce gelir, ama bahçeden maksat meyvedir. Sen ilk önce inciyi, sonra gümüsü seversin.<br />
• Isterim ki, hep senden bahsedeyim. Baskalarından bahsetmeyeyim. Fakat sen gizlenirsin de, bizi ileri sürersin.<br />
1232. Bu gidisle menzile nasıl varırsın<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´îlün<br />
(c. VI,2894)<br />
• Bu gidisle menzile, varacagın yere nasıl varacaksın Bu tenbellikle, bu huyla diledigine nasıl ulasabileceksin<br />
• Bu sırrı çözmek, bu sırra mahrem olmak sana nasip olmamıs, müskül sırrı açmayı nasıl basaracaksın<br />
• Su gibi, su çamur içinde hapsolup kaldın! Bedeninin aslı olan bu balçıktan ne vakit tertemiz, arınmıs olarak çıkıp<br />
kurtulacaksın<br />
• 0 lütuf ve ihsan denizinin yardımı olmadıkça, bu kirlilik, bu günah dalgasından nasıl kurtulup mutluluk sahiline<br />
varacaksın<br />
• Ask buragı Cebrail(a.s.)´ın gayreti, kılavuzlugu olmadıkça, Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz gibi nasıl olur da o en<br />
yüksek makama yükselebilirsin<br />
• Sen tutuyor, fanî varlıklara güveniyorsun, sıgınacagı olmayanlara sıgınıyorsun. Devlet ve ikbal sahibi padisahlar<br />
padisahına nasıl sıgınacaksın<br />
1233. Her zerre, hayat bulmak için kosmada, çırpınmada.<br />
Müstefilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2961)<br />
• Ey yasayısların ayıbı! Sevgilinin rengine bak da, yasayısın rengini gör! Yani yasamak nasılmıs anla! Senin yüzüne de<br />
yasayıs rengi gelsin, konsun.<br />
• Her zerre hayat bulmak için kosmada, çırpınmada. Sende zerre kadar yasayıs arzusu yok mu<br />
• Yasayıs, mesela bir tas gibi olsaydı. 0 yasayıs tasından çok hos çesmeler fiskırır akardı.<br />
• Aynaya baktım, aynada geçici bir hayal gördüm. "Sen nesin Kimsin " diye sordum. 0 hayal dile geldi de bana cevap<br />
verdi. Dedi ki: "Ben yasayısın rengiyim."<br />
• Aslında sen gerçekten yasayanları ebedî hayatta bulursun. Bu yasayanlar kimdir Yasayıs aleminde gönülleri<br />
daralanlar, gönülleri kırılanlar.<br />
• Barısı arayanlar, huzur içinde yasamak isteyenler, bu dünya hayatındaki savasları bıraktılar, didinmekten<br />
vazgeçtiler. Adam olmayanlar ise, hayat mücadelesıni devam ettirdiler, dünya nimetleri için çırpınıp durdular.<br />
1234. Gözünde hastalık yoksa, gözünü aç da O´nun yarattıklarını seyret!<br />
Mefülü, Fa´îlat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. VI,2995)<br />
• Kainatta bulunan bütün varlıkların arasındaki 0 tek varlık, nasıl bir candır Ben benzeri bulunmayan 0 essiz varlıga<br />
tek bir can diyemem. 0 bütün canların canı olan bir cihandır. Bütün canlara 0 can vermistir.<br />
• O´nun güzelligine, benzeri olmayan bir güzel olduguna, kemaline, olgunluguna yemin ederim ki; 0 tek varlık, kendi<br />
gözünden bile gizlenir.<br />
• O´nun askı yeryüzüne su kadar topraga rahmet suyunu akıttı da baglar, bahçeler meydana geldi. 0, ask bahçesinde<br />
salına salına yürüyen selvi boylu, essiz bir varlıkdır.<br />
• Bütün dünya güzelleri, O´nun bahçesinin çiçekleridir. 0 bahçenin meyvesini, tohumunu 0 yarattı, o güzellerin hepsi<br />
de altın gümüs kırıntılarıdır. Onların madenini de 0 tek essiz varlık yarattı.<br />
• Gönül sessizce O´nun huylarından, sıfatlarından dalgalanıp durmadadır. Çünkü 0 tek varlık açıklanmaktan üstündür.<br />
Serh ve beyana sıgmaz. Kelimelerle 0 anlatılamaz, anlatısa sıgmaz.<br />
• Su kadar söyleyeyim ki, 0 varken ne yer vardı, ne gök! Ne kainat vardı, ne zaman! 0 tek varlık, yerlerden de,<br />
göklerden de, zamandan da, mekandan da üstündür.<br />
• Hakk asıklarının kıskançlıgı yüzünden agzıma kilit vurulmustur. Bu yüzden ben "0 essiz varlık fılandır!" diye<br />
söyleyemem.<br />
• Her an göz ucu ile, onun yarattıgı güzelleri, güzellikleri görürüm de "Allah´ım" derim, "Yaratmakta, sen essizsin,<br />
senin benzerin yoktur. Sen tek bir varlıksın."<br />
• Gözünde hastalık yoksa, aç gözünü de onun yarattıklarını seyret! Çünkü O tek varlık günes gibi ortada<br />
parlamaktadır. Her zerrede, her seyde kendi varlıgını, sıfatını yaratma gücünü göstermededir.86<br />
86 Hz- Ali (r-a.) "Ben görmedigim Allah´a ibadet etmem." diye buyurmustu. "Ya Ali; sen bu bas gözü ile Allah´ı nasıl<br />
görebilirsin " diye soranlara; "Her seyde, her zerrede onun kudretini sıfatını görüyorum." diye cevap vermisti.<br />
• Aklını basına al! Huzurunda candan secde et de, mana padisahı ol! Çünkü 0 tek, 0 essiz, varlık padisahlar<br />
padisahıdır. Padisahlıgı da istedigine 0 verir.<br />
• Su dünyada yüz binlerce imansız insan, senin yolunu kesseler de sana;<br />
"Allah yoktur!" deseler, onların sözüne inanma, süpheye bile düsme! îyi bil ki, o essiz 0 tek varlık vardır.<br />
• Tebrîz sehrinin kendisi ile iftihar ettigi büyük varlık(sahs)a "O´na bir bak!" dedim, dedi ki: "Sasırıp kalma, 0 essiz<br />
varlık, 0 tek varlık, iste öyledir."<br />
1235. Ey dostlar aglayın, yagmur gibi gözyası dökün de ferahlayın!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2964)<br />
• Dün gece sevgilinin etegini tuttum da; "Ey kerem cevheri!" dedim. "´Gecen hayırlı olsun´ diyerek beni yalnız bırakıp<br />
gitme; bu gece lütfet, bizimle beraber kal!"<br />
• Onun güzel yüzü parladı, ates gibi kızardı, öfkelendi. "Yeter, benden elini çek!" dedi, "Beni rahatsız etme! Bu<br />
yüzsüzlük, bu dilencilik ne zamana kadar sürecek "<br />
• Ona dedim ki: "Peygamber Efendimiz ´Bir sey isteyeceksen onu güzellerden, güzel yüzlülerden iste!´ diye buyurmadı<br />
mı "87<br />
87 Hz. Mevlana´nın yukarıdaki beyte aldıgı hadîsin aslı söyle:<br />
"Hayrı güzel yüzlülerden isteyiniz." Cami´u´s-Sagîr, c. I, s. 43.<br />
• "Evet öyle buyurdu ama, güzel kisi, güzelligi ile benlige kapılır da baskasını düsünmez, ancak kendini düsünür. Bu<br />
sebeple onun huyu da serttir. Nazlansa da, cevr etse de insana dokunmaması gerekir."<br />
• Dedim ki: "Is böyle ise, onun cevri cana can bagıslar, dene de gör. Göreceksin ki denedigin her sey bir defınenin<br />
tılsımı gibidir."<br />
• Dayanamadım aglamaya basladım; "Hüküm senindir." dedim. Ey insanı ızdırabın karanlıgından kurtaracak olan<br />
nurun kaynagı! Benim feryadıma yetis, bana yardım et! ´<br />
• 0 göz yaslarımı görünce bana acıyacagı, teselli edecegi yerde gülmeye basladı. 0 güzel varlıgın acılarımı<br />
görmemezlikten gelerek gülmesi, onun bana yakınlıgının belirtisi, bir lütuf olarak göründü de, o lütuftan, dogu tarafı da<br />
batı tarafı da dirildi.<br />
• Ey ask yolu arkadasları! Ey dostlar! Aglayın, aglayın, yagmurlar gibi gözyası dökün! Dökün de güzeller, yesilliklerde<br />
size de gönül alıcı güzel yüzlü dilber ihsan etsinler.<br />
1236. Sen bedende can gibisin.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. VI,2889)<br />
• Sevgilim sen ab-ı hayat çesmesisin. Ilkbaharsın, yesilliksin. Sen tıpkı bensin. Kim kendi kendine; "Sen tıpkı bensin."<br />
diyebilir<br />
• Ben geceyim, sen aysın. Senin olan, seni basının üstünde dolastıran geceden kaçma! Ay da kim oluyor Sen yüzlerce<br />
toplulugun günesisin.<br />
• Ay ömrün kadehidir. 0 kadeh bazen doludur. Bazen da bos. Sen kadehe sıgmazsın. Çünkü zamanın ömrüsün.<br />
• Su zaman da tıpkı beden gibidir, sen ise o bedende cansın. Senin gibi bir can bedenin canı olunca, beden de artık<br />
bedenlikten çıkar, can olur.<br />
• Melekler Hz. Adem´in bedeninde senin can ısıgını gördüler de hemen secdeye kapandılar.<br />
• Seytan ise, onun balçıktan yaratıldıgını gördügü için secde etmedi. Bunun üzerine "Yürü git; sen seytansın!" diye<br />
Hakk´ın cezasına ugradı.<br />
1237. Senin ayaklarının altına toprak olurum.<br />
Miistef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2951)<br />
• Benim zavallı halime acıyasın, inciler gibi gözyasları dökesin diye senir ayaklarının altına toprak oldum. Güzel<br />
parmaklarınla basımı kasıyasın da saçlarıma dokunasın arzusu ile yemeden içmeden kesildim, zayıfladım, kıl gibi inceldim.<br />
• Bana deger vererek elimi tutmak lütfunda bulunmanız için nefsimle savasa giristim. Benligimden, varlıgımdan<br />
kurtuldum. Sonra gönlüme gelesin diye hayale döndüm.<br />
• Gönül masrıkından (=dogusundan) ay gibi dogasın, basını gösteresin diye aska düstüm. Gece gündüz askla<br />
pençelestim, yakalar yırttım.<br />
• Senin güzelligin, ilkbaharın beni de bahara döndürür ümidine kapıldım da, bahar bulutlan gibi gözyasları döktüm.<br />
• Lütfun yardım eder diye düsündüm, ona güvendim de göklerin bile kabul etmedikleri emaneti kabul ettim,<br />
yüklendim. 88<br />
88 Bu beyitte 33. Ahzab Suresi´nin su mealdeki 72. ayetinden iktibas var: "Biz emaneti göklere, yere ve daglara<br />
vermek istedik, onu yüklenmekten kaçındılar (onun sorumlulugundan) korktular. Onu insan yüklendi. (Bununla beraber<br />
onun hakkını tam yerine getiremedi.) Çünkü insan çok zalim, çok cahildir."<br />
• Padisahım; acırsın da gerçek sevgiliyi bulamayan puta tapanlar için (yani seni degil de fanî varlıkları sevenler için)<br />
her an gönül levhasına, bir sekil, bir suret yapar, onları oyalarsın.<br />
• Allah´ım sen çok güçlüsün, her seye kadirsin. Lütfet; gönüle sıgmayacak bir varlık, bir sekil, manevî bir suret<br />
hissettir de puta tapanlar da tapmaktan kurtulsun, put yapan da yapmaktan vazgeçsin. 89<br />
89 Bu beyitte de "Ben yerlere sıgmadım mü´min kulumun gönlüne sıgdım" hadîsine isaret var.<br />
1238. Bütün güzellerden ve güzellikten maksat senin güzelligindir, öbürleri bir bahane.<br />
Mef´ulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa-ilat<br />
(c. VI,2973)<br />
• Ey bütün dünya güzellerinde kendi güzelliginden birer zerre bulunan! Hepsi de kendi eserin, kendi yarattıkların olan<br />
büyük yaratıcı! Dünyada görülen bütün güzellerden, güzelliklerden maksat senin güzelligindir. Öbürleri hep birer<br />
bahanedir. 90<br />
90 Ibn-i Fariz hazretlerinin Kasîde-i Taiyye´sinin 242 numaralı beyti, Hz. Mevlana´nın bu beytini açıklamakta:<br />
"Her güzel gencin ve her güzel kadının güzelligi hep onun güzelliginden muvakkat bir zaman için insanlara verilmistir."<br />
Hz. Mevlana da bir rubaisinde söyle buyurur:<br />
"Her nereye basımı koysam, secde edilen ancak O´dur.<br />
Altı cihette ve altı cihetten dısarıda da ma´büd ancak O´dur.<br />
Bag, gül, bülbül, güzel hep birer bahanedir.<br />
Bunların hepsinden de maksat hep O´dur."<br />
• Güzel resimler, tablolar, bütün güzel eserler meydana getiren büyük san´atkarlar, eger senin güzelligini göz önünde<br />
bulundurmazlarsa, onların ortaya koydukları eserlerin ne degeri olur<br />
• Tek bir alev, tek bir ısık meydana getirmek için, yüz binlerce mum, senin askının tandırı etrafında yanmadadır.<br />
• Ey halka halka saçları ile bizi baglayan, kölelestiren güzel! Ne olur o güzel saçlarının arasında gönül kusuna bir yuva<br />
yap! 91<br />
91 Fuzülî merhum bir beytinde<br />
"Asiyan-ı mürg-ı dil zülf-i perisanındadır<br />
Kande olsam ey perî gönlüm senin yanındadır."<br />
Gönül kusunun yuvası senin dagınık, perisan olan saçlarının arasındadır. Ey güzel sevgili; ben nereye gidersem<br />
gideyim gönlüm senin yanındadır.) diyerek aynı düsünceyi belirtmisti.<br />
• Diyorsun ki: "Haddi hududu olmayan, yeri yurdu bulunmayan, mekandan münezzeh olan o essiz padisahın meclisine<br />
ben nasıl varabilirim "<br />
• Bu lütfu sana kim verebilir Seni manen oraya kim ulastırabilir Ancak Tebrîz sehrinin övündügü bir tohumdan bir<br />
agaç ihsan eden Semseddin seni oraya, o meclise ulastırır.<br />
1239. Sevgili gönlüne gelse onu tanır mısın<br />
Müstef´ilün, Fe´ülün, Müstef´ilün, Fe´ulun<br />
(c. VI,2938)<br />
• 0 ay yüzlü, esi benzeri olmayan güzel gönlüne gelse, acaba onu tanır mısın "0 gönle nasıl gelir " diye sorarsan,<br />
derim ki: "Umulmadık bir zamanda, beklenilmeyen bir yoldan gelir."<br />
• "Ben görsem O´nu tanırım." dersen, büyük bir laf etmis olursun. Çünkü onu kimse tanıyamaz. "Ben O´nu ne<br />
bileyim " dersen, kafir olursun. Çünkü O´nu bilmemek, tanımamak küfürdür.<br />
• Zaten insanlar, O´nu bilirim, O´nu bilmem görüsü ile dönüp durmadalar. Sesi, nefesi çıkmayan katırlar gibi gözleri<br />
baglı dönüp dolasmadalar.<br />
• Sessiz sadasız olarak istesen de, istemesen de dön dur! Sakın´dayanma, kadr yolunda inada kalkma! Çünkü sen<br />
zaten baglısın, zaten onun elindesin, onun kulusun.<br />
• Satanın körlügü, esircinin hasedi yüzünden bir kör Yusufu onsekiz akçeye satın aldı.<br />
• Sen de beden kuyusuna düsmüs Yusuflardansın. Iste ip surada; sarıl da dısarı çık! Beden kapısından dısarı çıkınca<br />
yeryüzünde gamlardan, elemlerden kurtulursun.<br />
• Ey nefs-i mutma´inne, Allah sıfatlan ile sıfatlan! Iste baha biçilmez elbiseler surada! Ne zamana kadar o yırtık pırtık<br />
hırkayı giyip duracaksın 92<br />
92 Nefs-i mutma´inne: Kötü sıfatlardan kurtulmus, iyiden iyiye inanmıs, süphesi kalmamıs, huzur ve süküna<br />
kavusmus nefis.<br />
1240. Allah´ım sen iyilikler, ihsanlar, lütuflar kaynagısın.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2853)<br />
• Sen kendini sevmeyi sormuyorsun Sen çok güzelsin. Sen çok gönül alıcı sın, sen yüzünü göstersen iki dünya<br />
birbirine girer.<br />
• Sen sarap gibisin, biz de testiyiz. Seninle doluyuz. Sen suya benzersin, bizde arkız, sen bizim içimizde akmadasın.<br />
Senin ne yerin var, ne yurdun, her yerde bizimle berabersin.<br />
• Gönül sana dogru nasıl heyecanla, telasla kossun Bakısı, görüsü nasıl ara sın, bulsun Söz ne cesaretle agzımdan<br />
çıksın da sana "Nerdesin " diye sorsun<br />
• Sen gönlün kulagına ne söyledin ki gülmege basladı Seker kamısının agzına ne verdin ki sekerler çignemeye<br />
basladı<br />
• Saraba nasıl bir coskunluk verdin Bala ne çesit bir tat bagısladın, akla nasıl bir güç verdin de yeni yeni kesiflerde,<br />
icatlarda bulundu; hakîkati anlamak için derin düsüncelere daldı<br />
• Senin yüzünden, yeryüzü; ormanlarla, göllerle, derelerle, çayırlarla, çimenlerle, çiçeklerle süslenmis, yeryüzünde<br />
yasayanların gönülleri halden hale girmis, hos olmayanlar bile senin yüzünden hos olmus. Sen ne kadar da hos sun ve<br />
hoslugu artırıp durursun<br />
• Nese seninle neselendi. Insanları sasırtan seyler senin yüzünden sasılacak sey oldular. Lütuf, ihsan, cömertlik, iyilik<br />
duygusu senin sayende gönle geldi. Sen kerem sahibisin, durmadan bagıslarda bulunursun.<br />
• Yorgun, hasta, yaralı gönlü sen arar sorarsın, hadiselerin üzüntüsünden onu sen kurtarırsın. Ona dertli bir söz<br />
söylersin, ama o söz ona deva olur.<br />
• Bulut, göklerde senin yüzünden aglamakta, simsek senin yüzünden ısıklarla gülmede, daha saymakla bitmez<br />
binlerce çesit isler senin lütfun ile olup durmada. Sen ihsanlar, iyilikler kaynagı, vefa madenisin.<br />
1241. Sen merhametsiz, insafsız ayrılıgın boynunu vur, sen zamanın adalet kılıcısın.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI, 2852)<br />
• Gönül iyiden iyiye anladı ki, sen canın canının canısın. Yardım kapısını aç! Sen pek güçlüsün! Her sey senin elindedir.<br />
Dünyalar senin üzerinde duruyor, sen yüzlerce dünyanın diregisin.<br />
• Ayrılık; merhametsiz, insafsız, emir dinlemiyor, serkes asıklarının kanlarına kısas olarak onun boynunu vur. Çünkü<br />
sen zamanın adalet kılıcısın.<br />
• Can bahçesinde ne çalgılar çalınmada, ne semalar olmada, testilerden, kaplardan neler dolup bosalmada, kulaga def<br />
sesleri, ud sesleri, sarkı sesleri gelmede.<br />
• Su gül bahçesi ask destanları okuyan bülbüllerin sesleri ile dolu, sarhosların hay huylarından kadehle sarabı<br />
birbirinden ayırdedemiyorsunuz.<br />
• Bütün dalların çiçeklerle dolu. Mana padisahları, velîler ellerine kadehleri almıslar, hepsi de gökyüzü sarabıyla<br />
kendilerinden geçmisler.<br />
• Sen benim can selamımı o mana padisahlarına ulastır. Ulastır ama kimseyi aklı basında bulamazsın ki, canın selamını<br />
onlara söyleyesin.<br />
• Sivrisinek bile o gökyüzü sarabını içmis de kendini kaybetmis, Nemrud´un burnuna girerek onun varlıgını yok etmis.<br />
• Bir sivrisinege bu gücü veren sarap, fil´e verilirse, fil sarhos olursa neler yapar Ben ne bileyim Mekansızlık aleminin<br />
sarabının neler yaptıgı anlatılamaz ki...<br />
• Iste bu can sarabını içtigi içindir ki Ashab-ı Kehfin köpegi köpeklikten çıkmıs, arslan kesilmisti de Hakk sarhosları<br />
magarasının etrafında bekçilikten baska bir sey yapmıyor.<br />
• Bir köpek bile bu hale gelirse, kudurmus arslan ona vefalı olursa, o sarap yüzünden insan neler elde etmez, artık sen<br />
düsün!<br />
242. Ates seni görse atesligi bırakır, erir, tatlı su olur.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c.VI,2823 )<br />
• Maddî yönden sen fakirsin, fakirsin, fakir oglu fakirsin ama, manevî yönden, tasıdıgın ilahî emanet sebebiyle<br />
büyüksün, büyüksün, büyük oglu büyüksün.<br />
• Ey sekle bürünmüs, beden elbisesini giymis can! Sen kat kat talihsin. devletsin. Aslında sen ne topraktansın, ne<br />
suretsin, ne göktensin; sen ezelden, göklerin bile ötesinden gelmissin.<br />
• Sen o gizli ezel sehrindensin, varlıgımızı da o gizli sehre çeker, götürürsün. Sen ne sey´e aldanırsın, ne de birinin<br />
özrünü kabul edersin.<br />
• Sen bastanbasa ab-ı hayatsın, bastanbasa sekersin, seker kamısısın. Herkese sükürsün, kurtulussun, ne mahmursun<br />
ne de mahmurluk verirsin.<br />
• Degersiz, küçük bir kurda, bir böcege ipekler, atlaslar dokutursun, sana hiç bir kimse ziyan vermez. Sükredersin,<br />
sükürlerde bulunursun.<br />
• Yokluga baktım da dertlerden, elemlerden kurtulmus, senin ask kanadınla uçan zerreler gördüm.<br />
• Ates seni görse, atesligini bırakır, erir, tatlı su olur. Inkar eden seni görse, Inkarından kurtulur, mümin, inanan bir<br />
kisi olur.<br />
1243. Senin güzelligin beni büyüledi, canıma kasdetti.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. VI,2823)<br />
• Ey yüce meclis sen nerdensin Senin yerin neresidir Bir an daralmıs gönüldesin, bir an damın üstündesin.<br />
• Ey benim canım, ey benim cihanım sen gökyüzünün de, yeryüzünün de diregisin. Yüce kisiler de seni istemede,<br />
asagılık kisiler de...<br />
• 0 parıl parıl parlayan nedir Yoksa güzel yüzün mü perde arkasından parlıyor Ay da günes de onun emrine boyun<br />
egmisler, O´na kul köle olmuslar. O´nun hizmetine girmisler, gökyüzünde dönüp duruyorlar. 93<br />
93 Mevlana bir Mesnevî beytinde söyle buyurur:<br />
"Yüzünü, yüzündeki beni, kaslarını, akik gibi dudaklarını seyredince, sanki Cenab-ı Hakk ince bir tül pedesinden tecellî<br />
etmis gibi idi." (Mesnevî, c. V, 963).<br />
• Asıgın gözü senin güzelliginin gül bahçesini görünce artık o kalkar da ömrü az olan, çabucak solan güllerin bahçesine<br />
gelir mi Fanî olan dünya bahçelerine ancak gafıl kisiler, ham kisiler gelir.<br />
• Ey efendim! Sen nerelisin Neredensin Senin güzelligin beni büyüledi, canıma kasdetti.<br />
• Güzellikte benzeri olmayan bir ay dogdu. Bizleri nurlara gark etti. Artık O´nu sevmek bize farz oldu. Ask etrafımızda<br />
yükseldi. Bizi ısıgının içine aldı. Ask uykumuzu kovdu, bizden uzaklastırdı.<br />
• Meyveleri pek tatlı olan bir ask agacı var. Ölümsüzlük agacı bile ona feda olsun. Gönül umdugunu onda buldu ey aziz<br />
dostlarım. Bu agacın meyvelerinden yeyin yeyin!<br />
1244. Mısırlı kadınlar, Hz. Yusuf´un güzelligini gördüler de ellerini kestiler, ya senin güzelligini görselerdi<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´iiatün<br />
(c. VI, 2820) .<br />
• Ben senin sehrine geldim, sen benden kaçtın, bir köseye gizlendi Sehrinden çıkıp gittim, veda için beni görmeye bile<br />
tenezzül edip gelmedin.<br />
• Sen bana ister lütuflarda bulun, ister kin besle! Her ne yaparsan yap; sen benim canımsın, hayatımsın. Hayatımın<br />
bütün huzuru, mutlulugu sendendir Çünkü ben ancak seninle yasarım; bayramımın süsü, nesesi bile sensin. Sensiz<br />
bayramı ben ne yapayım<br />
• Senin gizli olusun, gözlere görünmeyisin kendini kıskandıgın içindir.<br />
Yoksa apaçık günes gibi meydandasın. Sen her seyden, her zerreden görün durursun.<br />
• Imansızın gönlü senin yüzünden dagınık, perisan, huzursuz. Sana inananı seni gönlünde bulanın, hissedenin bası da<br />
ask sarabıyla mest olmus. Ne sasılacak seydir ki, sen hem herkesin aklını fıkrini aldın, hem de onların akılını, fikirlerini<br />
baslarına getirdin. Onları dogru yola düsürdün.<br />
• Bütün güller kısa rehin, bütün baslar da saraba rehin. Sen ise hem gülle ölümün elinden alıp kurtardın, hem de<br />
baslarını saraba rehin olmaktan halı ettin.<br />
• Mısırlı bazı kadınlar, Hz. Yusufun güzelligine hayran oldular. Kendileri kaybettiler de ellerini kestiler. Ya senin<br />
güzelligini görselerdi Sen yüzlerce Yusufun ellerini degil, akıllarını, fikirlerini kestirirdin.<br />
• Bir pisligin kokusundan insan uzaklara kaçar. Halbuki sen herkesin igrendigi bir pis damladan, bir pis seyden, bir kan<br />
pıhtısından bir insan yarattın.<br />
• Sonra tutarsın yarattıgın insanı topraga lokma olarak verirsin. Onun çürüyen bedeninden tertemiz bitkiler, hos<br />
kokulu çiçekler bitirirsin. Ona can verirsin, nebatî ruh bagıslarsın, pisi, pis kalmaktan kurtarırsın 94<br />
94 Kur´an-ı Kerîm´in haber verdigine göre hersey canlıdır. Her sey Allah´ı tesbîh etmektedir "Insanda insanî ruh,<br />
hayvanda hayvanî ruh, bitkide nebatî ruh, cansız sandıgımız seyler de cemadî ruh vardır." Atomlar ilmî olarak Kur´an´ın bu<br />
haberini dogrulamıslardır.<br />
• Ey gönül! Bir de tutar göklere dogru yükselirsin, hayvanların yaylasında yayıldıgın yer yaylasından göklerde Allah<br />
yaylasına ulasırsın, orada yer alırsın.<br />
1245. Güzel kanatlı kusa bak, hatip gibi minbere çıkmıs hos ötüslerle Allah´ı övüyor.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI, 2854)<br />
• Can leylegi geldi. Nerdesiniz Bahan görmüyor musunuz diye bize seslendi. Bütün dünya açıldı, saçıldı. Agaçlar<br />
yapraklandı, cana canlar katan güller açıldı.<br />
• Gel de Yusuflann yüzlerini gör, hepsi de kuyudan bas gösterdiler. Gül yanaklıları seyret! Hepsi de kendilerini<br />
göstermedeler.<br />
• Gönül meyveleri kırılmıstı, toprak içinde mahpus kalmıslardı. Gözlerini açtılar da Allah´ın lütfu ile kıs belasından<br />
kurtulduklarını gördüler.<br />
• Çayırlar, çimenler de kıs zindanının kapısını kırdılar, görmüyor musunuz Güller, laleler Allah´ın ihsanıyla<br />
süslenmisler; nes´eli nes´eli gülüp duruyorlar.<br />
• Meyve agaçlarının dallarına çiçeklerden sonra gelen olgunlasmıs Meryemler, kendilerine dokunulmamısken gebe<br />
kalmıslar, arifler de agaçların altlarına oturmuslar. Allah´ın yaratma gücünü, büyüklügünü, kudretini düsünerek gönüllerini<br />
ona vermisler, ona yüz çevirmisler.<br />
• Güzel kanatlı kusa bak! Hatip gibi minbere çıkmıs, hos ötüslerle Allah´ı övüyor.<br />
1246. Ask yüzünden dert bana deva, cefa da vefa oldu.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. VI,2817)<br />
• Yapma dostum, yapma! Seni çagırdıkları halde gelmezlik ediyorsun. Geldigin zaman da hemen gitmek istiyorsun. Ey<br />
aziz dost! Bu hali sana yakıstıramıyorum.<br />
• Ey benim iki gözüm! Ey benim nurum ısıgım; cosacagım, kabıma sıgmayacagım zaman geldi. Senin gönlünün<br />
Musa´sına Tur Dagı oldum, fakat sen Tur Dagı´nı bıraktın gittin. Neredesin Gel bana seslen; seslen de ask yolunda benim<br />
parça parça olmama yardım et!<br />
• Bana ne yaparsan yap, yemin ederim ki ben senden yüz çevirmeyecegim dönmeyecegim, cosup köpürecegim, essiz<br />
olan, benzeri bulunmayan Allah´a sıgınacagım.<br />
• Ey dost! Bir çerag ol, bizi aydınlat! Çünkü sen yıldızlardan da, gökyüzün den de üstünsün, nurlusun. Ey dost! Gel gel<br />
de biz hastalara, biz dertlileri hekimlik et! Çünkü sen her derdin devasısın.<br />
• Harap olan gönlüme yolunu sasırıp da bir baykus gelip girse, onun üstüne senin nurun düsünce o baykus bir<br />
zümrüd-i anka, bir devlet kusu olur.<br />
• Yasadıgımız su zamanda hayat sartlarının basımıza getirdigi belalar, sıkıntılar kötülükler, iyilikler, hosluklar, askı<br />
gönül evinden dısarı atamaz. Çünkü ask masal degildir. Kötülüklerle dolu bu kirli dünya ile onun bir ilgisi yoktur Ask<br />
ötelerdendir, göklerdendir. 95<br />
95 Merhume Fevziye Çamseven Hanım Efendi, "Ey Ask" baslıgı tasıyan siirinde:<br />
"Asktır ibadet, asktır namazım<br />
Sazımda asktır, ruh ihtizarım<br />
Mihrab dilde en çok niyazım<br />
En son du´amın tekrarı sensin" diye yazmıstı.<br />
• Ask yüzünden dert bana deva, cefa da vefa oldu. Bu yeryüzü günahlarla cinayetlerle, kötülüklerle dolu yeryüzü<br />
olmaktan çıktı da, iyiliklerle, güzelliklerle dolu gökyüzü haline geldi. Artık ben "Ömrü uzadıkça uzasın." du´asını ne<br />
yapayım<br />
1247. Sen canlara can katan bir güzelsin.<br />
Fe´ilatii, Fa´ilatün, Fe´ilatiı, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2857)<br />
• Sen canlara can katan bir güzelsin. Sen bizim canımızdasın, canımızın içindesin. Canımıza neler göstermedesin Ne<br />
manevî zevkler vermedesin Sen neden bu kadar hossun; neden bu kadar tatlısın<br />
• Sen bir yol bulup da gönle gelince, bir ay gibi degil bin ay gibi parlarsın, nurlar saçarsın Gönlün gözünü<br />
kamastırırsın. Sen dört unsurdan yaratılmamıssın, ne atessin, ne de su! Sen neden bu kadar hossun; neden bu kadar<br />
tatlısın<br />
• Senin askının gamı, atlı olarak degil, yaya olarak sadece nur ordusu ile sefere çıkmıs, bir çok gönül kalelerini ele<br />
geçirmis. Sen neden bu kadar hossun; neden bu kadar tatlısın<br />
• Sen Tur Dagı´nın çeragısın. Sen binlerce denizsin, binlerce göksün. Istiyorum ki canım dünyada senden baska bir<br />
sey, senden baska birisini görmesin. Sen neden bu kadar hossun; neden bu kadar tatlısın<br />
• Senin hayalin gönlüme gelince içime sanki bir ates düser. Gönül evini atesler kaplar, tutusup yanmaya baslar. Sen<br />
neden bu kadar hossun; neden bu kadar tatlısın<br />
• Yüzünde, o güzel yanaklarında nasıl bir güç var Etkisi ile binlerce asıgın aklını, fıkrini alır gider. Sen neden bu kadar<br />
hossun; neden bu kadar tatlısın<br />
• 0 güzel gülüsün herkesi kendine kul eder. Senin nefesinle ölü bile dirilir, kalkar. Sen neden bu kadar hossun; neden<br />
bu kadar tatlısın<br />
• Sende Allah´ın güzelligi var. Senin terinden bir damla denize düsse, deniz ask delisi olur da çırpınmaya baslar, cosar<br />
köpürür. Binlerce dalga meydana getirir. Sen neden bu kadar hossun; neden bu kadar tatlısın<br />
1248. Kendini ucuza satma, senin degerin pek agırdır.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatn, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI, 2840)<br />
• Her dilenciye bakma! Sen kendini de bir dilenci gibi görme! Sen bizim en gözde, en has bir adamımızsın. Kendini<br />
ucuza satma, senin degerin pek agırdır.<br />
• Sen bizim Müsa´mızsın. Kendini göster, asa ile denizi ikiye ayır; sen Hz. Mustafa´nın nurundansın, sende onun gücü<br />
var. Elini göge uzat, ay´ın kaftanını yırt gitsin!<br />
• Güzellerin testilerini kır, onların güzelliklerinin degeri kalmadı. Çünkü sen güzellikte bir Yusufsun. Isa nefesinin<br />
te´sîrini göster; ölü gönülleri dirilt! Sen de o havadansın.<br />
• Sen ruh bakımından ölümsüzsün, iç alemin de pek güzel. Sen celal sahibi Allah´ın sevgili bir kulusun, onun<br />
nurundansın.<br />
• Sen henüz görünmüyorsun, gizlisin, perdeler ardındasın. Kendi güzelligini de göremiyorsun. Allah lütfeder de, bir<br />
seher vakti kendi içinden bir günes gibi dogarsın.<br />
• Ne yazık ki, sen bulut arkasında gizlenmis bir ay gibisin. Görünmüyorsun ve halbuki senin çok parlak, çok güzel bir<br />
yüzün var. Ten bulutunu yırt, dagıt da güzelligini ortaya koy, göster!<br />
• Sen Hz. Ali´nin kılıcı Zülfikar gibisin. Bedenin de tahta bir kındır. 0 kın kırılırsa senin gönlün neden kırılsın<br />
• Kardesim, ask atesinin alevlerinden kaçma! Imtihan için onun içine girersen ne olur Kıyamet mi kopar<br />
• Allah´a yemin ederim ki ask atesi seni yakmaz. Çünkü sen Halil Ibrahim´in oglusun. Zaten eskiden beri o atese<br />
yabancı degilsin. Gir o atese, kirliliklerden arınırsan yüzün altın gibi parlar.<br />
1249. Yusuf senin içinde, neden Mısır´a gidip Yusuf arıyacaksın<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2839)<br />
• Bu gece sevgili; "Sen bizimsin." diye kulagımı çekti. Kulagımı çekiyorsun ama sevgilim sen nerdesin Ben seni<br />
göremiyorum. Bana kendini gösterir misin<br />
• Kendini gizlemek hususundaki bahaneyi bırakır da, onun yolunu bana gösterirsen; ayaklarımla degil, basımla,<br />
gözlerimle yürüyerek gelir, seni bulurum. Çünkü sen paha biçilmez bir kimyanın madenisin.<br />
• Gecem karanlıgı senin saçlarından aldı. Gündüzümün aydınlıgı, parlaklıgı da senin yüzünün nüurundandır. Yüzündeki<br />
örtüyü bir kaldırsan ay gökden yere düser.<br />
• Güzelim, sen bir arslansın, bense senin eline düsmüs bir ahuyum. Senin esîrinim. Esîrin oldugum halde beni serbest<br />
bırakırsın diye ödüm kopuyor. Dünyada kurtulmaktan korkan bir avı, bir esîri kim görmüstür<br />
• Uykumun yolunu kestin. Hiç olmazsa sevgin ile mest olma yolunu kesme! Beni herkesten, her seyden ayırdın, barî<br />
kendinden ayırma!<br />
• Asıklarının hepsi de dükkanlarını dagıtmıslar, kırıp dökmüsler. Uykunun, yiyip içmenin yolunu baglamıslar. Bir<br />
köseden çıkar gelirsin diye oturmuslar, seni bekliyorlar.<br />
• Sana karsı bir kisinin ümidinin ne önemi vardır Sen herkesin, bütün dünyanın ümidisin. Neden sarap elde etmeye<br />
çalısıyorsun Sen kendin lütuf ve ihsan sarabısın.<br />
• Yusuf senin içinde. Neden Mısır´a gidip Yusuf arayacaksın. Perdeyi kaldır içeri gir de ne kadar güzel bir yüzün<br />
oldugunu gör!<br />
• Çalgıcı da senin içinde, baska yerde degil. Bedenin ney´den degersiz degildir. Can da ney üfleyenden asagı degil!<br />
1250. Akıllar, kendi evlerini bıraktılar da deliligin evine tasındılar<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. VI,2803)<br />
• Ey sakî! Aklın bir ise yaramadıgı anlasıldı da akıllar kendi evlerini bıraktılar, deliligin evine tasındılar, onunla beraber<br />
yasayacaklar. Ortada akıl kalmadıgı için çok kisi asık olacak ve ask yolunda çok kanlar dökülecektir. Bu yüzden delilik<br />
kadehi agzına kadar kanla doldu.<br />
• Akıllarını kaybedip çılgına dönen delilik yigitleri aska susamıs yüzlerce erkegin, kadının varlık evlerini atese verdiler,<br />
yaktılar.<br />
• Delilik taragı sevgilinin asıklarını zincire vuran saçlarını taradı, onu süsledi de, biz kıskançlıktan tarak gibi serha<br />
serha iki baslı olduk.<br />
• Yanarak aglayan, tükenen, eriyen ask mumunun alevlerine ask padisahından zaman zaman delilik pervanesi geliyor.<br />
Kendini alevlere atıp yanıyor. Sen bunu görmüyor musun<br />
• Akıldan delilik efsanesini duyduklarından beri; can da, gönül de iki dünyanın varolus masalına karsı kulaklarını<br />
pamukla tıkadılar, dinlemez oldular<br />
1251. Seninle bulustugum zaman, ayrılık atesine yanarım. Senden ayrı düsünce de vefalı imissin derim.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2856)<br />
• Ey güzel varlık! Bilmem ki nasıl söyleyeyim Sen bizim canımızın nurusun. Sen kendi nurunu gösterince canın gücü<br />
kuvveti kalır mı<br />
• Ey benim canım sen öyle bir devlet kususun ki, senin gölgenin altında bütün kargalar devlet kusu olurlar.<br />
• Senin keremin dünyadaki bütün suçluların özürlerini diler. Her belaya emansın, her dügümü çözersin, her zor seyin<br />
altından kalkarsın.<br />
• Sen öyle degerli bir incisin ki, binlerce deniz sende yok olur. îlahî sıfatlarınla, üstün vasıflarınla sen pek büyük, uçsuz<br />
bucaksız, kıyısı olmayan bir denizsin.<br />
• Seninle bulustugum zaman sanki ayrılık atesine düsmüsüm gibi yanarım da; "Sen ne vefasız dostsun!" diye inlerim,<br />
aglarım. Senden ayrı düsünce de "Sen ne kadar vefalı sevgili imissin!" diye feryad ederim .97<br />
97 Bu beyit Nesîmî merhumun;<br />
"Hicr erisince canıma aynı visal içindeyim<br />
Senden ayrı düsünce, seninle bulusmus gibi olurum."<br />
görüsünü hatırlatmaktadır.<br />
• 0 ay yüzlü sevgili ile bulusunca neler olur Orasını Allah bilir! Çünkü sen ayrılık zamanında bana bulusma zevki<br />
vermedesin, cana canlar katmadasın.<br />
• Gönül deli olmussa haklıdır. Çünkü onun aklını, sen aldın götürdün, yüzünü açıp gösterdigin zaman da, yüzün ondan<br />
özür diler.<br />
1252. Hak yolunun ihtiyarları elbette gençlesir.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ülün<br />
(c. VI,2633)<br />
• Evimde beni ziyarete gelen padisahtan kalmıs bir iki sey, bir la´l yüzük, bir de hazine malı bir kemer buldum.<br />
• Meger dün gece ben uykuya daldıgım sırada o gönül nurum, o can mahremim gelmis.<br />
• Padisahım dün gece evime gelince, o bildigin mestane cilveleri ile evde bulunan yüzlerce kaseyi, yüzlerce testiyi<br />
kırmıs, dökmüs.<br />
• Bugün su evin içini, bütün sevgilimin kokusu doldurmus. 0 yüzden evin her kösesinde gizli bir güzellik var.<br />
• Onun evde bıraktıgı güzel kokunun tesiri ile bedenimdeki bütün kan hep sarap kesildi. Sanki tenimde bulunan her<br />
tüy geceleyin sevgilimin güzellik sarabını içmis, sarhos olmus birer Hintlidir.<br />
• Kulak ver de o sarhos Hintlinin çeng gibi bükülmüs olan bedeninden gelen güzel sesli sarkıcıların seslerini duy,<br />
mestane naralarını isit!<br />
• Simdi mademki sarap da, ates de, çadır da hazırdır; hak yolunun ihtiyarları elbette gençlesir.<br />
1253. Bugün sen baska bir cansın.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. VI, 2800)<br />
• Gel canımın içine gir de, otur! Bugün sen bir baska cansın. Senin güzelligine bu dünya bile sasırmıs kalmıs da<br />
saskınlıktan ötürü dönüp duruyor. Kararsız olmus. Çünkü sen bir baska cihansın.<br />
• Ey can selvisi, hosça salın! Çünkü sen bugün bir baska cansın. Ey gül bahçesi! Neseli neseli bir hosça gül! Çünkü sen<br />
bir baska gül bahçesisin. Bütün dünya bahçelerindeki güllerin ömürleri kısadır. Çabucak solar giderler. Halbuki senin<br />
bahçendeki güller solmak bilmezler, sonsuza kadar ter ü taze kalırlar.<br />
• Bütün insanlar bu dünyada ekmek ve su derdi ile didinip durdular, kendilerini harcadılar. Ey zamanın Yusufu, sen ise<br />
su dünya kıtlıgında bir baska ekmeksin, bir baska susun.<br />
• Sen hayatsın, yasayıs alemisin. Halbuki bu dünya kulluk, kölelik dünyası. Allah´a yemin ederim ki, sen o esi benzeri<br />
olmayan padisahlar padisahının bir baska eserisin. Senin benzerin olamaz. Sen bir harikasın.<br />
1254. Asıklar ızdırap potasında eriyerek, halis olanları meydana çıkar.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. VI, 2801)<br />
• Asıkları yakıp yandıracak gizli bir ates gerek. Yalnız asıklara mahsus olan bu ates onları kederlerle, belalarla imtihan<br />
eder. Onları ızdırap potasında eritir, Hangilerinin halis, hangilerinin kalp olduklarını meydana çıkarır.<br />
• Aslında asıkların gönüllerini ezelde padisah daglamıstır. Padisahın tahtı ortadadır. Fakat herkes oraya yaklasamasın<br />
diye padisahın dört yanı atesle çevrilmistir.98<br />
98 Büyük Hakk asıgı Galib Dede hazretleri bir beyitlerinde söyle buyurmustur:<br />
"Ne zaman ki bezm-i canda bulusuldu kale-i kam<br />
Bize hisse-i muhabbet dil-i pare pare düstü."<br />
(Ezelde can meclisinde herkese nasibi dagıtılır gibi bize muhabbet hissesi olarak parça parça olmus bir gönül düstü.)<br />
• Ask günesi, göz kamastıracak bir halde dogmus, parlamıs, her asıgın gönül penceresinden içeri girmis, gönlü<br />
aydınlatmıstır. Bizler, zerreler halinde ask günesinin atesi içinde oynayıp duruyoruz.<br />
• Haydi asıklar, buyurun! Ask ates yiyenlere bir sofra hazırladı. Sofranın ortasında çok harlı bir ates var.<br />
• Bu atesin alevi, gök aynasına vurdu da, su dönen kainatın her tarafına yıldızlardan ates yagdırdı.<br />
1255. Ey çalgıcı; sen de sevgilimizin hikayesini söylemiyorsun.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. VI,2802)<br />
• En son sunu söyleyeyim ki: Ey dilber! Sen bizi azıcık bir zaman için olsun aramıyorsun. Ey sakî! Senden de<br />
sikayetçiyim. Birazcık olsun, bizim içimizi yıkayarak bizi gamdan, kederden kurtarmıyorsun.<br />
• Ey çalgıcı! Sen de sevgilimizin hikayesini söylemiyorsun. Çok çok söylemek söyle dursun, azıcık bile olsun<br />
söylemiyorsun.<br />
• Benim sana kötü sözler söyledigimden bahsettilerse inanma; ben senin hakkında kötü bir söz söylemedim. Kötü bir<br />
sey demedim. Ancak su kadar dedim ki: "Sevgili azıcık da olsa çabuk darılıyor, bana kızıyor."<br />
• Güzellikte, edada, kibarlıkta, sana benzer bir dost, sana es bir sevgili yok. Sekerler yapılıp satılan bir diyardansın<br />
ama, birazcık suratın asık, birazcık suratın sirke satıyor.<br />
• Su gazele bak! Bastanbasa gönül kanına bulanmıs, birazcık koklasan, onda gönül kanının kokusunu duyarsın.<br />
1256. Alet olmadan bu eserleri kim yaratabilir<br />
Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. VI,2626)<br />
• Ey gönül! Insanların birbirleri ile didiklestikleri bu dünyada, su yagmada, su talanda ne gördün ki varını, yogunu,<br />
dükkanını bırakıp ötelere gittin<br />
• Hırs örümcegi gibi su yıkık evde, tükürükle ördügün agda sinekleri avlamaya çalısıyorsun.<br />
• Dünya nimetlerinin zevkinden, lezzetinden, verdiği sarhosluktan ötürü hakîkati göremiyorsun da, gönlünün dünya<br />
tuzagından kurtuldugunu sanıyorsun.<br />
• Sellerin kopup geldigi su alçak yerde, sel ugragında kim balçıktan ev yapar Sen tuzakta yem yiyerek karnını<br />
doyuranı hiç duydun mu<br />
• Ey gönül! Zamanı gelmisken su dünya tuzagından sıçra, kurtul! Ezelde canlar bahçesinde uçup gördügün yerlere git!<br />
• Ey tavus kusuna benzeyen ruh! Akıl kanadını aç, yüksel! Arsta uçtugun yerler aklına gelmiyor mu<br />
• Ötelerde, ars üstünde pek mutlu oldugun yerlerde iken kaza ve kader îcabı uçtun, su kirli yeryüzüne düstün. 0<br />
güzelim kanatlarını verdin de iki üç tane yem satın aldın.<br />
• Kıtlıktan çıkmıs, çok acıkmıs bir kisi gibi bu lokmaya öyle bir saldırdın ki, bazen dudagını ısırmada, bazen elini<br />
dislemedesin.<br />
• Nerede o padisahca himmet Sehzadeye içirilen saadet sütü ne oldu<br />
• 0 sütle damarlarına karısan padisahca huy, kamil insan huyu ne oldu Allah´a yemin ederim ki, o içtigin ilk süt kana,<br />
pislige karısmaz.<br />
• 0 padisahlar padisahı bizim çamurumuzu eliyle yogurdu da; o himmeti, o ululugu, o yüceligi sen onun elinden tattın.<br />
• Allah´a yemin ederim ki, elest sesinin duyuldugu o dergahta padisah sana seyhligi de, müritligi de ögretti.<br />
• Gönülle sevgilinin bir oldugunu, ayrı olmadıklarını; bazen kilit oldugunu, bazen anahtar kesildigini o sana haber<br />
verdi.<br />
• 0 bazen ögüttür, bazen kayıttır, bagdır. Bazen zehirdir, bazen sekerdir; bazen tazelesir, boy atar, bazen eskir,<br />
köhnelesir kurur gider.<br />
• Ey sel bu yolda bazen yukarılardan asagı dogru kosarsın, aktıgın yerlerin rengine boyanırsın! Fakat denize<br />
kavusunca artık renklerin kalmaz.<br />
• Ey yeryüzü! Seni çok hırpaladılar. Durmadan seninle ugrastılar, seni kazıp durdular. Param parça ettiler. Fakat bütün<br />
bu iskencelere ragmen yaralanmadın, sikayet etmedin. Ey gökyüzü! Senin de bu agır yük altında belin bükülmedi mi<br />
• Ey hakîkatler denizi! Yeryüzü, varlıklar senin dalgan ve köpüklerdir. Hem gizlisin, hem meydandasın. Her iste ve<br />
güçtesin, her an sayısız varlıgı öldürürsün.<br />
• Ey ısıklar saçan günes! Sen de o denizden costun, karanlıklar perdesini ısıklarla yırttın, ortaya çıktın, ondan aldıgın<br />
göz kamastırıcı ısıkları, nurları saçıyorsun.<br />
• Ey azîz varlık! Eline aldıgın her toprak altın kesildi. Hangi tası seçtiysen la´l oldu, zümrüd oldu.<br />
• Nice acılar, nice eksiler senin yüzünden helva oldu, sekere döndü. Seçtigin meyve güzellesti, olgunlastı. Kokular aldı,<br />
renklere girdi.<br />
• Kimin talebesi olabilirsin ki, bütün kainatın yaratıcısı, ustasısın. Sen alet olmadan bu güzel san´atları, eserleri<br />
yaratmak, ortaya koymak kimin elinden gelir<br />
1257. Sen askın ta kendisisin, bizse senin gölgeniz.<br />
Fe´latün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. VI,2890)<br />
• Ey dudakları helva gibi tatlı olan sevgili! Acı söz söyleme! Ey yücelige ulasmıs dilber! Kendini üstün görme! Lütfet,<br />
kerem et; basını eg, alçak gönüllü ol!<br />
• Zaten sen acı da söylesen tatlı da söylesen, onlar tatlı dudaklarından çıktıgı için hostur. Gözün de, gönlün de<br />
nurusun. Sen cana canlar katarsın.<br />
• Ey güzel varlık! Yüzünü gördügüm gündenberi can da, gönül de mest oldu. Akıl da sevdalara düstü.<br />
• Sen askın ta kendisisin. Bizse, senin gölgeniz. Bir an beni çirkinlestirirsin bir an da beni süslersin, güzellestirirsin.<br />
• Bana öyle geliyor ki, dün gece rüyamda seni gördüm de, o yüzden bugün bende bir hal var. Dünyalara sıgmıyorum.<br />
• Aklını basına al da sus! Çünkü nefis ile gönül atesi alevleniyor, su anda yükselen alevler, nefes almaya basladı. Sen<br />
ne buyuruyorsun Konusarak alevleri arttırmak mı istiyorsun<br />
1258. Sessizligin ötesinden gelen nice feryadlar duydum.<br />
Müstefilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ülün<br />
(c. VI,2955)<br />
• Sevgilim, nurlar saçan atesli yüzünü bir an için olsun örtmüyorsun. Ben ne zamana kadar güzel yüzünün karsısında<br />
cosayım, kendimden geçeyim<br />
• Sen benim bu halimi bilmezlikten gelerek bana; "Ne vakte kadar cosup köpüreceksin.<br />
• Zaten yüzündeki parıltı, nur böyle olunca örtü ne ise yarar Yüzlerce örtü örtünsen yüzlerce peçe taksan, duvaklar<br />
altına girsen yine bu yüzü gizleyemezsin."<br />
• Can neylerine her an sen üfürüp duruyorsun. Sende bu coskunluk olduktan sonra neyin ne suçu var<br />
• Aklın varsa ne diye deli oldun Yani asık oldun Sen aska ait degilsen baska yaratılısta isen neden aska kendini<br />
verdin<br />
• Bütün cüz´lerimi, varlıgımı askın kapısında susmus, sessizce duruyor, gördüm. Fakat her sessizligin, her sususun<br />
altından gelen nice feryadlar, naralar duydum.<br />
• Sems-i Tebrîz´e "Bu susanlar kimlerdir " diye sordum. Dedi ki: "Vakti gelince sen de ögrenirsin."<br />
1259. Allah´ım, hasretlerle dolu gönlümü kırmayı takdîr buyurursan, beni sevgilime kavustur da ondan sonra kır!<br />
Mef´ulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. VI,2999)<br />
• Beni ne zamana kadar ayrılık acısı ile inciteceksin, kıracaksın, benim feryadımı duymuyor musun<br />
• Ayrılık elin elimi kırdı. Beni isten güçten etti. Beni ne vakte kadar kıracagını, perisan edecegini bir bilseydim!<br />
• Ey ayrılık sisesi ile oynayıp duran sevgili; dikkat et, taslık bir yere geldin. Sırça gönlüm daraldı, aman aklını basına<br />
al; onu düsürüp kırmayasın.99<br />
99 Mevlevî sairlerinden Seyh Galib Dede merhum da;<br />
"Yine zevrak-ı derunum, kırılıp kenare düstü<br />
Dayanır mı sisedir o, reh-i seng-sare düstü"<br />
(Gönül kayıgım kırıldı, kıyıya düstü. 0 siseden idi. Taslı yola düserse kırılmaz mı ) diye, bir gazeline bu beyitle<br />
baslamıstı.<br />
• Bu taslı ayrılık yolundan çabucak ayrılalım da bulusma bahçesine gidelim. Bu taslı yolu bırakmazsan beni muhakkak<br />
kırarsın.<br />
• Ayrılık yüzünden kanım içimde dondu, nar tanelerine döndü. Narı kırdıgın zaman kanı iste böyle akar.<br />
• Allah´ım, hasretlerle, acılarla dolu gönlümü kırmayı takdîr buyurdunsa bana, bari o vefasız sevgilinin yüzünü göster,<br />
beni ona kavustur da ondan sonra kır, dök.<br />
• Ey herkesin kendisine kul köle oldugu Semseddin! Sen görüs aleminde padisahlar padisahısın. Bir bakısla yüzlerce<br />
gönül alanı kırar, dökersin.<br />
1260. Gönlün ne oldugunu ancak gönül sahibleri bilir.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2722)<br />
• Gönlü geregi gibi anlamak için bir zaman gönül mahallesine girdim. Orada kaldım. Böylece gönlün halinden bir iz, bir<br />
nisan aramaya koyuldum.<br />
• Bakayım "Gönlümün halleri nedir; nasıldır " diye düsündüm. Gördüm ki, yalnız ben degil, bütün dünya ondan<br />
sikayetçi, onun yüzünden feryada düsmüs.<br />
• Her ovada, her sehirde rastladıgım bilginlerden, akıllı kisilerden gönüle dair ne düsündüklerini, ne destanlar<br />
söylediklerini sordum.<br />
• Hepsi de gönlün elinden yakındı, yaka silkti, hepsi de feryada geldi. Bu hal bana dokundu. Gönül konusu üzerinde bir<br />
süpheye, bir zanna düstüm.<br />
• Sonunda bu konu üzerinde aklın bir ise yaramadıgını anladım. Aklımı bıraktım, gönüle dogru sefere çıktım, yola<br />
düstüm. Fakat onun bulunmadıgı hiç bir yer de görmedim.<br />
• Aslında su gönül, arif ile ma´rüf, yani bilen ile bilinen arasında tercümanlık edip durmada.<br />
• Gönlün ne oldugunu ancak gönül sahibleri bilir. Ruhsuz kisi gönlün degerini ne bilsin<br />
• Sen gönlü ancak Allah kapısında, ilahî dergahta bulabilirsin. Gönül filanda fismanda bulunmaz.<br />
• Alemde kırık gönülleri onaran, eksiklikleri tamamlayan, diledigini zorla yaptırmaya gücü yeten, her izi olanı, her izi<br />
bulunmayanı geregi gibi gören Allah´tan baskasında gönlü bulamazsın. Çünkü Allah, gönlü ev edinmistir.<br />
1261. Karanlık gece bu kederli kula acır da onun halini hatırını sorar.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatün, Mef´ulü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2962)<br />
• Sana sitemlerim var. Sevgili, sen neden böylesin, neden hep beni üzüyorsun Görüyorsun ki hastayım, gücüm<br />
kuvvetim yok. Neden gelmiyorsun Neden beni görmek istemiyorsun<br />
• Gördün ki sapsarı olmusum. Beni bu halde görünce ölmüs sandın. Bir insanın arkadası, dostu sen olursan o hiç ölür<br />
mü<br />
• Efendim, ruhum; hastalandım, atesler içinde yandım da gelip beni görmedin, halimi hatırımı sormadın. Ey saglıgım!<br />
Ey ilacım! Benim iniltilerimi bile duymadın.<br />
• Çok çekindim, çok saygılı oldum. Uzun müddet sabrettim. Fakat artık sabrım kalmadı da bugün nazlılıgın, nazın aslı,<br />
kaynagı olan naz etmeye basladım.<br />
• Bu gece ay dogdu. Nice benim can ilacım gelir. Ey zahmet, ey ızdırap! Sen demirden yapılmıs bir burç bile olsan<br />
yumusarsın, mum olursun...<br />
• Karanlık gece acır da bu kederli kulun halini hatırını sorar. Geç kalmaktan korkmaz. Sonunda kadehsiz, mezesiz onu<br />
mest eder gider.<br />
• Ey feryad! Ne zamana kadar süreceksin, bu feryad bitmeyecek mi Sen çig tanelerinden de fazlasın. Bu zavallı<br />
kimsesiz kula pusu kurmussun.<br />
1262. Yaratıcının mecnunu olan kisi, onun dîvanesi kesilen kisi hiç Leyla´yı ister mi<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün<br />
(c. VI, 2449)<br />
• Ben bundan önce sözlerime müsteri arardım. Sözlerimi anlayacak, alacak kisi isterdim. Ben simdi senden benim su<br />
sözlerimi almanı istiyorum.<br />
• Herkesin tapması için nice putlar yaptım, herkesi aldattım. Ama bugün Azerlige doydum, put yontmayı bıraktım,<br />
putları kıran Ibrahim´in sarhosuyum.100<br />
100 Azer: Birçoklarının sandıgı gibi Azer, Hz. Ibrahim´in babası degildir. Put yontan, put yapan bir kisi olup, ana<br />
tarafından Ibrahim´in amcasıdır. Azer, put yapan bir putçu, Hz. Ibrahim ise put kırandır. Asaf Halet Çelebi merhumun<br />
"Ibrahim" adlı siirinin ilk kıtası söyle:<br />
"Ibrahim içimdeki putları devir elindeki balta ile<br />
Kırılan putların yerine yenilerini koyan kim "<br />
• Öyle bir put karsıma çıktı ki, ne rengi var, ne kokusu. Ona daldım da isten, güçten oldum. Sen artık putçu dükkanına<br />
bir baska usta ara!<br />
• Dükkanı elden çıkardım. Ben artık put yontmaktan vazgeçtim. Akıldan da kurtuldum. Deliligin kadrini, kıymetini<br />
tanıdım, ögrendim; düsünceyi de bıraktım.<br />
• Eger gönlüme bir güzelin hayali gelirse, onu azarlarım. Ey yol sasırtan; defol git, çık dısarı! Eger agır davranır<br />
çıkmak istemezse, onu yere yıkar, param parça ederim.<br />
• Büyük yaratıcının mecnunu, onun deli dîvanesi kesilen kisi hiç Leyla´yı ister mi Canı ordan, o taraftan olan kisidir ki,<br />
onun yeri bayragın dibidir.<br />
1263. Ey ruhanî güzel, niçin bizden kaçıyorsun<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2558)<br />
• Ey ruhanî güzel! Ey can güzeli! Niçin bizden kaçıyorsun Sen bizdensin, ev halkındansın, yabancı degilsin ki; sen<br />
kulun halini, ne durumda oldugunu bilirsin.<br />
• Döktügüm sıcak gözyaslarımın hakkı için, sapsarı yüzümün hakkı için acı bana! Sana öyle gönül vermisim, öyle<br />
baglanmısım ki, insan insana böyle baglanamaz. Bu baska türlü bir baglanıs, baska türlü bir sevgi.<br />
• Öyle bir haldeyim ki, bütün dünya, herkes gülse, neselense sen olmayınca gülmek söyle dursun, dünya bana<br />
zindandır. Her seyden mahrum olan bu zavallı kuluna merhamet et!..<br />
• Bütün yakınlarımla, akrabalarımla, dostlarımla beraber bulunsam, sen benden uzak olunca ben yıkılırım, perisan<br />
olurum, mahvolurum. Allah´ım, hiç kimse benim gibi perisan olmasın.<br />
• Ey insafsız sevgili, sen dokuz kat gögü assan, ötelere gitsen, yedi denizi yaksan, yandırsan beni yıldıramazsın. Ben<br />
gökleri de askla, sabırla deler geçerim, atese verdigin denizleri de asar gelirim.<br />
• Günes gibi göklerin üstüne, dördüncü kata çıksan, gölgen gibi gizlice senin yanında sürüklenir, yine senden<br />
ayrılmam.<br />
1264. Sen nurlar saçan mumun pervanesi degil misin<br />
Mef´ülü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. VI,2627)<br />
• Su sersemligi bırak, aklını basına al da asık ol, asık! Sen padisah oglusun Bu esir olus, ne zamana kadar sürecek<br />
• Bir padisah ogluna beylik de, vezirlik de yakısmaz, ayıp olur. Sakın asktan baska bir seyin pesinden kosma!<br />
• 0 yükselmis, beylige ulasmıs kisinin beyligi, beylik degildir. Ecel beyidir, Yüksek mevkî ve vezirlik sevdası aslında<br />
günah ve vebalden ibarettir.<br />
• Bu tarafta, yani bu dünyada halk senin nasıl bir varlık oldugunu bilemez, ama mana aleminde sen essiz, ömeksizsin.<br />
• Bu dünya ölümlü dünyadır. Bu fanî dünyada sen yüksek bir mevkîde degilsen, beylik, vezirlik elde etmedinse ne<br />
çıkar Bunun ne önemi var Sen öte tarafta manen ölmüyorsun, yasıyorsun ya, bu sana yetmez mi<br />
• Sen insanoglu kılıgına girmis, Allah arslanısın. Nefsinle yaptıgın savastan Hakk için, insanlık için çalısıp didinmenden<br />
bu belli olur.<br />
• Gamlar geldi geçti, üzülme; mademki sen varsın, Allah´ın nuru içindesin. Bu hal er olmus, geç olmus ne önemi var<br />
• Sevgilinin degeri, kadri onu sevenin sevgisi ile ölçülür. Ey çaresiz asık! Bak bakalım senin kadrin ne, degerin ne<br />
• Pervanenin güzelligi de, mumun derecesine baglıdır. Sen de o nurlar saçan mumun pervanesi degil misin<br />
1265. Sana kurban olmak için, ben her zaman seher vaktini beklerim.<br />
Müfte´ilün, Fa´îlün, Müfte´ilun, Fa´îlün<br />
(c. VI, 3019)<br />
• Ey güzel varlık! Sen asıklarını korkutmadan, ürkütmeden tatlı bir sekilde öldürmedesin. Su anda eger beni<br />
öldüreceksen, bari canımı bir hosça al!<br />
• Hırpalamadan, tatlı, güzel bir sekilde öldürmek senin elinin bir hususiyeti, bir hüneridir. Bu yüzdendir ki sen, güzel<br />
gözlerinin kendilerine bakmasını isteyenleri, bir bakısta öldürüyorsun.101<br />
101 Hz. Mevlana Divan´ının 972 numaralı gazeline de söyle baslamıstı:<br />
"Gerçeklerden haberli olarak ölen Hakk asıkları, sevgilinin huzurunda seker gibi erirler.<br />
• Ben sana kurb´an olmak için seher vaktini bekliyorum. Bekliyorum, çünkü herkesten önce, herkes uykuda iken beni<br />
öldürmedesin. Bu ölümden kimsenin haberi yoktur. Bu öldürülüs ne tatlı bir öldürülüstür.<br />
• Senin verdigin ızdırap, dert, bela da bize senden geldigi için seker gibi tatlı gelmektedir. Ne olur bize yardımda<br />
bulunun. Senden gelenlerin kapısını kapamayın, zaten sonunda beni bakıslarınla, kapı önünde öldürüp gidiyorsun. Hiç<br />
olmazsa bunu yapma!<br />
• Ey nefsi cigersiz, karınsız olan sevgili! Ey gamı, gamları gideren! Ey bizim içimizde sıcak nefesi ile kıvılcımlar<br />
düsürerek, alevler salarak bizi yakıp giden azîz varlık.<br />
• Bize karsı her an kendini haklı çıkarmak için kalkan gibi bahaneler öne sürmedesin, kılıcı elinden atmıssın da<br />
kalkanla mı bizi öldürmek istiyorsun<br />
1266. Senden hiç kimsenin haberi yok.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. V, 2929)<br />
• Ey gönle gelip geçen hayal! Sen ne perisin, ne insansın. Hatta ne de hayalsin. Sen anlasılamayan, sasılacak bir<br />
seysin.<br />
• Senin gönlümden çıkıp nereye gittigini anlamak için ayagının izlerini aramadayım. Fakat ne yeryüzünde, ne de<br />
gökyüzünde o izleri bulamadım.<br />
• Gönlü uyanıkların, ötelerden haber alanların bile senden haberleri yok, ama senin senden haberi olmayanlardan,<br />
seni arayıp duranlardan, seher vakitlerinde senin askınla gözyası dökenlerden haberin yok mu Onlara lütuflarda<br />
bulunmayacak mısın<br />
• Su halde sen ya bu gönlümün dostusun, sevgilisisin, yahut senin kendir gönülsün. Belki de sen benim bakısımdasın,<br />
gelmis gözüme girmissin, gözümde yer edinmissin. Yahut bakıs da, göz de, görüs de hep sensin.102<br />
102 Mevlana Mecalis-i Seb´a adlı eserinin 34. sayfasında aynen söyle buyurur:<br />
"Dil ve canda nihansın, gerçi her sey bî-haber senden<br />
Cihan zatınla dolmusken cihan da bî-haber senden<br />
Nasıl bulsun seni can ve gönül senden ibaretken<br />
"Gönül de, can da senin anca ki can da bî-haber senden."<br />
• Ey gönül! Ne olur, bir lütufta bulun, bir iyilik et de az bir zaman için bir an bile olsa gel meydana çık, göz önünde<br />
dur!<br />
• Acele edip geçip gitme! Seher ısıgı ile geceyi nurlandır, gündüze döndür de öyle git!<br />
1267. Sevgilinin hayalini almıs, gönle hapsetmissin.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilun, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. V, 2450)<br />
• Hiç bir tarafa, hiçbir kimseye bakmayasın diye sevgilinin hayalini almıs gönlüne hapsetmissin. Haddini asmayasın<br />
diye o da sana hadsiz, hesapsız lutuflarda bulunmada...<br />
• Su altı kapılı tekkeden, dünyadan dısarı ayak atar, yani dünyaya gönül vermekten kurtulabilirsen, tertemiz Hakk<br />
asıkları ile bulusur, onlarla anlasır, onlarla düser kalkarsan, manevî zevkler duyar, vecde gelirsin.<br />
• Sende gizli bir kapı var. Altı kapıyı, altı tarafı arastırıp durma! 0 gizli kapıdan her gece çıkar, göklere yükselirsin,<br />
uçar ötelere gidersin.103<br />
103 Altı kapı, altı yön "Sag, sol, ön, arka, üst, alt" tavla zarı gibi altı taraf. Gizlı kapıdan maksat gönül kapısıdır.<br />
• Sen uçmaya baslayınca tamamıyla uçup gitmeyesin, sabah olunca tekrar beden evine dönüp gelesin diye ayagına<br />
hayalî bir ip baglarlar. 0 iple seni çeker geri getirirler.<br />
• Rahim zindanına geri dön! Yaradılısın tamamlanıncaya kadar, temizlenmen, iyi bir insan olman için sana verilen<br />
ömür bitinceye kadar "Gir su rahime!" derler. Ey zavallı insan! Bu dünya rahme benzer. Sen onun içinde kanlar içmedesin,<br />
kanlarla beslenmedesin, bu isten haberin yok.<br />
• Can kusunun kanatları bitip de beden yumurtası kırılınca, can Ca´ferlik göstermek, yani uçmak, ötelere geçmek için<br />
Ca´fer-i Tayyar olur.<br />
1268. Eger ben her derdin, her gamın, her belanın basıma gelmesinden sikayet etseydim, sarsılsaydım bir adam<br />
olamazdım.<br />
Mef´ulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. VI,2996)<br />
• Eger ben her derdin, her gamın, her belanın basıma gelmesinden sarsılsaydım, sararıp solsaydım bir adam<br />
olamazdım.<br />
• Hakk asıklarına ask Mısır´ının, yani ask ülkesinin ilahî kokusunu getirecek bir kılavuz olmasaydım, hırs, tama´ çölüne<br />
düsenler gibi yolumu sasırır, kaybolup giderdim.<br />
• Eger canlara can katan, canları aydınlatan mana günesi göklerde dolasmasaydı da, evde oturup kalsaydı, ben de o<br />
zaman kapıyı açmak, girenin çıkanın derdi ile ugrasmak zorunda kalırdım.<br />
• Eger can gülistanı, ızdıraplara, kederlere katlanan, onlardan sikayet etmeyen kisiyi oksamasaydı, ona lutuflarda<br />
bulunmasaydı, nasıl olurdu da ben seher rüzgarı gibi vefa bahçesinin habercisi olurdum<br />
• Ask çalıp çagırmaya, oynamaya def çalmaya düskün olmasaydı ben ney gibi, çeng gibi inler durur muydum<br />
• Eger ask sakim bana beni gelistirecek, kuvvetlendirecek deva sunmasaydı, sırça kadehin dudagı gibi incelir,<br />
giderdim.<br />
• Topragıma Hakk´ın emanetinin nuru düsmeseydi, ben de topragın tabîatı gibi pek zalim ve bilgisiz kalırdım.104<br />
104 "Biz emaneti göklere, yeryüzüne ve daglara arz ettik. Yüklenmekten çekindiler, ondan korktular, insana<br />
yükledik." (Ahzab Suresi, 33/72).<br />
• Mezardan cennete bir yol olmasaydı beden mezarında yasar mıydım<br />
• Lutuf gönül bahçesi olmasaydı ben yasayabilir miydim Allah´ın lutfu cosmasaydı ben var olabilir miydim<br />
• Sus da hikayelerin dogusunu günesten duy! 0 dogus olmasaydı ben zaten dogmaz, söner giderdim.<br />
1269. Her sey, senin nurunla varlık magarasından çıkıyor, ezel bahçesine geliyor.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. VI,2632)<br />
• Ey su karanlık künbetten, yani dünyadan göçüp kurtulan can! Senin yokluk ve yoksulluk diyarında çok yapacagın<br />
isler var.<br />
• Ey varını yogunu gizli görüs evine, yani ahirete, öteki aleme çekip götüren varlık! Neden aglıyorsun<br />
• Yüzlerce yamadan ibaret olan kirli beden hırkasından soyunmus, kutlu sıfatlar elbisesi giyinmissin. Sen insan<br />
seklinde üstün bir varlıksın.<br />
• Gül senden utandıgı için güzel, mübarek ayaklarının altına yapraklarını saçmıstır. Senin lütfunla diken dikenlikten<br />
kurtulmus, kimseyi incitmez olmustur.<br />
• Var, yok; hersey senin nurunla varlık magarasından çıkıyor da ezel bahçesine geliyor. Ey mana sevgilisi, sen nasıl bir<br />
sevgilisin Ey magara, sen ne biçim bir magarasın<br />
• Senin elinden bir is, bir çalısma serbeti içen kisi, kendince bir ise, sevgi, insanlık isine dalar da, dünya islerinde issiz<br />
güçsüz kalır.<br />
• Safa bahçesinde bir agacın altında güzel bir dilbere gözüm ilisti. "Sen ne kadar güzel bir varlıksın! Nasıl bir güzelsin<br />
ki " dedim. "Güzelligin zevkine vardılar da agaçlar, senden çiçeklere gebe kaldılar Sen bir güzel degil de yoksa baharın<br />
canı mısın "<br />
• Onun güzelligi karsısında kendimden geçtim, secdeye kapandım da: "Ey sevgili!" dedim. "Allah askına söyle! Sen<br />
nasıl bir sevgilisin "<br />
• Dedi ki: "Nurlu yüzünün ne kadar güzel oldugu anlatılamayan Tebrizl Sems var ya, iste ben onun nurundan bir<br />
nurum."<br />
1270. Gönlünde gizledigini baskalarının bilmedigini mi sanıyorsun<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat<br />
(c. VI, 2928)<br />
• Gönlünde gizledigini baskalarının bilmedigini mi sanıyorsun 105<br />
105 Rıza Pasa merhum:<br />
"En ummadıgın kesf eder esrar-ı derunun<br />
Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın " demisti<br />
• Allah sana uyanıklık ihsan etsin! Sen gönülleri uyur mu sandın<br />
• Gül mü bitecek, diken mi çıkacak Her agaç, gönlünde ne var ise onu ortaya kor.<br />
• Seni hasta sansınlar diye, yarasa gibi gündüzden gizlenen kisi!<br />
• Allah´a yemin ederim ki, kendini gizlemissin ama sen herkesten daha çok meydandasın.<br />
• Çeng her ne kadar feryad etmese de, feryada baslayınca ne hal alır, ne olur Herkes bilir.<br />
• Bir gamdan ötürü feryad etse de, yine herkes bilir ki onun aklı basında degildir.<br />
1271. Kim maddî varlıgından kurtulursa hakîkate ulasır.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. VI,2891)<br />
• Bir kimseye yokluk dünyasından bir haber gelirse, onda beseriyet halinden yani bedene ait ihtiraslardan, nefsanî<br />
arzulardan bir eser kalmaz. 0 adeta meleklesir.<br />
• En yüksek yerlerden en asagı yerlere kadar her tarafı illet, yani oluslar, sebepler kaplasa, o ermisin himmeti<br />
sebeplere, olaylara önem vermez. 0, hadiseler üzerinde durmaz. Onun bütün varlıgı, gönlü, aklı fikri Hakk´a yönelmistir.<br />
• Kim maddî varlıgından kurtulur, benliginden çıkar, yok olursa, ancak o hakîkat gözü ile Hakk´a yönelir.<br />
• Etten, kemikten bir yıgın olan bu bedende oturmakla beraber, o hadiselere, sebeplere bürünerek karsısına çıkan saf<br />
cevheri görür.<br />
• Görünüsteki sekli ile tanısmayı, konusmayı bir tarafa at da, bir baska hale gir, baska bir kılıga bürün! Çünkü o da bir<br />
baska halle senin karsına çıkmıstır.<br />
• Ona sükretmeyi benden isit, benden duy! Senin canına, basına yemin ederim ki, o tatlılıkta bir sekeri ne tatmısımdır,<br />
ne de görmüsümdür.<br />
1272. Bütün dünya güzelleri gelsinler, o güzelin kurbanı olsunlar.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ülün<br />
(c. VI,2970)<br />
• Binlerce masal ile öyle bir dost hayali geldi ki, bütün dünya güzelleri gelsinler, onun ayagının önünde can versinler.<br />
• Çok güzeller gördün! Hüri´ye benzeyen çok dilberlerin vasıflarını, güzelliklerini duydun. Fakat buraya gel de su<br />
sevgilinin güzelligine bak, edasını seyret!<br />
• Canım onu bulunca varlıgım yok oldu. Ayagını tuttum. Elden oldum, elim artık bir is göremez oldu.<br />
• Onun askının gül bahçesinden cigerime bir diken battı. Fakat o öyle bir diken ki, yüzlerce gül bahçesi o dikene kul<br />
olsun, köle olsun.<br />
• Askının verdiği zevke, güzellik günesinin nuruna karsı ten nedir Bir tozdan ibarettir. Can nedir. Bir buhar, bir<br />
bugudur.<br />
• Onun yüzünün ask bahçesinde sasırır da gülden, yahut çınardan bahsedersen, dilerim Allah senin düsmanın olsun.<br />
• Güzellerinin büyüsü ile büyülendik de, senin sairin olduk. Bir baska güzel yüzlüye gönül vermiyoruz. Asık<br />
olamıyoruz. Ma´zeretimiz pek büyük.<br />
• Ya Rabbi! 0 gün gelecek mi ki, o güzeller güzelini bütün dünyaya, yüzünün nurundan nurlar saçarak salına salına<br />
gelirken görecegim.<br />
• Benim acı canımın, onun balı ile tatlandıgını, hos bir hal aldıgını, onun güzelliginin bir kıvılcımı ile canıma yeni bastan<br />
bir heyecanın düstügünü görecek miyim Ömrüm buna müsaade edecek mi<br />
1273. Gönül agız açınca, dil konusmaz olur, susar.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2957)<br />
*Can kırıldı da çok güzel, latîf bir can ortaya çıktı. Bu cihan yok oldu da, baska bir cihan kendini gösterdi. Maddî cihan<br />
yok olunca, mana cihanı belirir.<br />
• Madeni bulmak için yeri kazarken, kazmaların açtıgı yaralarla altın madeni kırılır, dökülür, parçalanır ama,<br />
kuyumcuların dükkanları altınlarla dolar, tasar.<br />
*Sen susmadıkça, düsünce bir sey söyleyebilir mi Düsünceyi ancak konusarak belirtirsin, sen sustugun zaman,<br />
düsünce içinde hapsolur kalır. Ama gönül agız açınca, dil konusmaz olur, susar.106<br />
106 Hz. Mevlana dilsiz, dudaksız konusma üzerinde çok durur. Dilsiz, dudaksız konusmak, gönüllerin birbirine<br />
seslenmesidir. Gönülden gönüle yol vardır.<br />
*Dünyayı dolduran binlerce ev, binlerce yapı, gizlice mühendisin gönlüne gelmeden meydana çıkmadı.107<br />
107 Nasıl bir mühendis binayı yapmadan önce onun planını hazırlarsa, Cenab-ı Hakk da bilinmez gizli bir hazine iken,<br />
bilinmek diledi. Kainatı yarattı. Arifler a´yan-ı sabiteyi tarif ederken ilahî tasavvur üzerinde dururlar. Hasa Allah maddî bir<br />
varlık degildir ki mühendis gibi plan yapsın. Ama "kün" (=ol) emrini vermeden yaratılacakların hepsi ilahî ilimde belli idi.<br />
*Sırların da ötesinde gizli bir sır var. Yani herseyin ötesinde büyük yaratıcı var. 0 öyle gizli bir sırdır ki, mühendisin<br />
hatırına, gönlüne gelenler hep ondan, o sırdan meydana gelmektedir.<br />
*Gönül tertemiz olursa; günahlardan, suçlardan yakasını kurtarırsa, o sır dünyayı tutar. Iste o zaman mekansızlık<br />
alemi belirir, madde kalkar, hiç kimse ölmez, herkes sonsuzlasır.108<br />
108 Ölüm su madde alemi için var. Mana aleminde sonsuzluk var. Mana aleminde zaman yok, mekan da yok.<br />
*Tebrizli Semseddin´e yalvar da de ki: "Lutfet, o zamansızlık bahçesinden bir kerecik olsun, bize bak!"<br />
1274. Su yaptıklarımızı biz yapıyoruz sanırız,<br />
halbuki bizim yaptıklarımız Sen´dendir.<br />
Mef´ulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. VI,2979)<br />
• Hergün seher vaktinde bizi arayan Sen´sin. Biz gafletteyiz, uykuya dalmısız. Bizim uyanık devletimiz, saadetimiz<br />
Sen´sin.<br />
• Sen´in yüzlerce baharın var. 0 yüzden biz gül bahçesine döndük, sevgilimiz Sen oldugun için çok mutluyuz.<br />
Gönlümüz rahat ve apaydın...<br />
• Sen´in sevgi denizinde, gemiden daha elsiz, ayaksızız. Sesimiz de Sen´sin, nes´emiz, oynamamız da Sen´sin.<br />
Sallanmamız, yürüyüp gitmemiz de sensin.<br />
• Gönül nelere dalmıssa, nelere vurulmussa hepsinden sogumus, vazgeçmis de ondan sonra gönle: "Bize tutulan,<br />
vurulan Sen´sin." demissin.<br />
• Bazı bazı cüz´î irademiz var da, su yaptıklarımızı biz yapıyoruz sanırız. Fakat bizim yaptıklarımız da Sen´dendir.<br />
Çünkü süphelerimizin, zannımızın öz mayası da Sen´dendir.<br />
• Çektigimiz her seyi, hakîkatte Sen çekmedesin. Aldıgımız bir sey yok ki hakîkatte onu bize alan Sen olmayasın.<br />
• Ey efendim! Ey padisahım! Sahid ol; konusmaya tövbe ettim. Artık bir sey söylemeyecegim, Çünkü sözsüz, feryadsız<br />
sırlarımızı bilen Sen´sin Sen!<br />
1275. Ey bas! Neye, kime secde ettigini bil!<br />
Mef´ülü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. VI,2977)<br />
• Hergün seher vakti bir peri kızı gelir. Beni çeker dısarı çıkarır, bana der ki: Canım benim, beni bırakıp nereye<br />
gidiyorsun<br />
• Sen bir asık isen, benim gibi birisini bulamazsın, tacir isen benim gibi alıcı nerede var Benim gibi candan bir müsteri<br />
bulunur mu<br />
• Bir arif isen gerçekten de canın bildigi, tanıdıgı varlık benim; yok hiç bir sey degilsen benimle dost olursan, öyle bir<br />
hale gelirsin ki adeta kendiliginden uçarsın.<br />
• Yolunu sasırmıs bir kisi isen, sana Mustafa(s.a.v.)´in nurunu veririm, degersiz bir bakır iken seni en degerli ca´ferî<br />
altını haline getiririm.<br />
• Alemin dayandıgı, güvendigi bir kisi bile olsan, yine bizim yüzümüze muhtaçsın. Nurlu bir sabah haline gelsen, yine<br />
bir mana günesine ihtiyacın vardır.<br />
• Karadan ve denizden vazgeç de hakîkat Kaf dagına çık; kurunun, yasın üstüne oturma, yani iyi ve kötü insanlarla<br />
ilgilenme, yaratılanları hos gör!<br />
• Ey gönül! Sen gerçekten gönül isen, kendini o mana sevgilisinden ayırma! Ey bas! Eger sen de gerçekten bas isen,<br />
serserice secdeye kapanma! Neye, kime secde ettigini bil!<br />
1276. Ask sehrinde yasayan insanların her günü bayramdır.<br />
Mefnlü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ülün<br />
(c. VI, 2637)<br />
• Bugün bu sehirde acayip bir gürültü, bir feryad var. Bütün bu isler bir güzeller güzelinin gözlerinin büyüsünden<br />
meydana geldi.<br />
• Ey ask sehri! Sen nasıl bir sehirsin ki, sende yasayan insanların her günü bayramdır Ey sehir! Güzellikle, letafetle<br />
mekanın zaman haline gelmis de sen mekansız bir mana sehri olmussun. Sen dünyada gözle görülen sehirlerden degilsin.<br />
• Böyle bir sehirde aslında mekanın yeri olmadıgı gibi, zaman da yoktur. Ey güzel varlık! Senin mübarek nefesinle her<br />
yer görülmemis, isitilmemis, duyulmamıs bir hale dönmüs.<br />
• Bugün bu Mısır´da güzellik Yusufunun yüzünden, zorlamadan, alıstırmadan her kurt çoban haline gelmis.<br />
• Bu sehirde iki yüz yasına basmıs ihtiyarlar, o ilahî nefesle Yusufun askını düsmüsler de Züleyha gibi gençlesmislerdir.<br />
• Bu sehirde gönüllere, canlara hükmeden odur. Allah´ın takdîri gibi her sey askın emri ile olmaktadır.<br />
• Gecenin karanlıgı ay ısıgında nasıl yok olup giderse, benim gibi senin gibi yüzlerce insan benlikten, bizlikten geçmis<br />
de onun güzelliginin nurunda yol olmuslardır.<br />
• Onun varlıgından, huzurundan baska yerde mana fakîrlerine murat kapısı yoktur. Günese benzeyen yüzünün<br />
nurundan baska yerde kurtulus bulunamaz.<br />
• Onun vasfına, nasıl olduguna dair bir seyler söyledim ama iki sözüm kaldı onu da dinle: "Gücüm, kuvvetim yok ki<br />
bahs ettigim filandır, deyeyim."<br />
1277. Gönül yerinden fırladı, acayip bir yere gitti.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. VI,2860)<br />
• Bizimle beraber oturanların akıllarını, fıkirlerini kapıp götüren birisi var. 0 bir ay mıdır Ugurlu bir haber midir Acaip<br />
bir dert midir Acaip bir deva mıdır<br />
• Bizimle beraber oturanların arasında öyle bir saf yaran var ki, onun bakısından acayip bir nur, bir ısık gönül<br />
penceresinden parıldıyor.<br />
• Bu nasıl bir candır ki, canım ona; "Sonsuz ol, ebedî olarak yasa!" demek için sonsuzlugun ta kendisinden basını<br />
dısarı çıkardı, seslendi.<br />
• Gönüllerinde gam karanlıgından, ızdıraptan bag, köstek bulunanlar, onun himmeti sayesinde acayip bir çözüm yolu<br />
bulurlar.<br />
• Topraktan yaratılmıs bu ten kalıbından, bu bedenden nasıl oldu da böyle göz kamastıran bir ay parladı. Onun<br />
güzelligi karsısında gönül yerinden fırladı. Acayip bir yere gitti.<br />
• Gönül hadiselerin vehm ve hayal evinden dısarı çıkınca acayip bir sarayı gördü.<br />
• 0 sarayın duvarlarında, kapısında ruha ruh bagıslar bir sekilde sekiz cennet parıl parıl görünüyordu.<br />
• Ey Sems-i Tebrîzî; bu kadar korku ve ümitten bizi kurtar da görülmemis bir korku ve ümit, yokluktan çıksın ve<br />
görünsün!<br />
1278. Gönül sırları<br />
Mef´ulü, Fa´iIat, Mefa´îlü, Fa´îlün<br />
(c. VI,2978)<br />
• Ey gönül! Sabahtan beri sende bir baska hal var. Öyle coskunsun, öyle kendinden geçmissin ki, senin gibi coskun ve<br />
dagınık olan beni göremiyorsun.<br />
• Ey gönül! Sen nasıl bir atessin ki, nereden gelirse gelsin, her rüzgar seni canlandırıyor, alevini artırıyor Hayır, hayır<br />
sen atesten de üstünsün, rüzgardan da!<br />
• Ey gönül! Ben seni anlatamam ki, sen her ne isen o´sun. Ancak ben su kadarını biliyorum ki, sen simdi günes gibi<br />
göklerin perdelerini yırtmadasın.<br />
• Ey gönül! Sen nasıl bir incisin Senin degerini ne gökler bilir, ne de müsteri! Gönlü yarattıgın için canım sana feda<br />
olsun Allah´ım!<br />
• Otuz sene Mecnun gibi senin arkandan kostum, durdum. Hem de ıssız vahsi bir adada. Yas ve kum bulunmayan bir<br />
adada senin ardında kostum.<br />
• 0 zamanlar ben her seyin, her varlıgın senin eserin oldugundan habersizdim, gafildim; aklım, îman ve küfür<br />
düsüncelerine takılıp kalmıstı.<br />
• Halbuki iman da senden gelen, senin nurundan ibaret bir lütuf; kafırligin süphesinin, her seyi yapma gücünün bizde<br />
olduguna dair inanç da senin bir takdîrindir.<br />
• Sen hem cennetsin, hem cehennem, hem de kevser havuzu.<br />
• Ey gönül! Sen iki cihandan da dısarı, bütün bir kainatsın. Her sey senden ibaret. Fakat sen, her seyden<br />
münezzehsin, her seyden berisin.<br />
1279. Sensiz ben baharı ne yapayım<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün,<br />
(c. V, 2458)<br />
• Sise fabrikasına dogru tas atma! Gönlü yaralı bir kimsenin gönlünü yaralama!<br />
• 0 tasların hepsini benim gönlüme at! Çünkü baskalarının gönlünden benim gönlüm degersizdir. Baskalarının<br />
kalplerini kırma, sînelerini yaralama, onlara yazıktır.<br />
• Ben kulundan baskasının yüzüne cefa ile bakmamam için, istersen, cefa çeken bütün esirleri esirlikten kurtar, yalnız<br />
ben esirin olarak kalayım.<br />
• Ben vefa ile de, cefa ile de arkadas olmusum. Onlarla hosum. Vefa göstereni de, cefa edeni de seviyorum, ama ne<br />
vefa ile ne de cefa ile yol arkadası olmak istemem. Ben yalnız seninle yola çıkmak isterim.<br />
• Cihan zindanına gelmeden önce, ben hep seninle beraberdim, keske ızdıraplarla dolu bu dünya tuzagına<br />
düsmeseydim. Çünkü senin yanında çok mutlu idim.<br />
• 0 kadar çok söyledim: "Ben yerimden memnunum, sefere çıkmak istemiyorum" dedim. Dedim ama anlatamadım.<br />
Bak bu güç yolculuga düstüm. Yükseklerden yeryüzüne indim.<br />
• Lütfun beni aldattı da dedi ki: "Korkma, git! Benim keremim, bu yolculukta kılavuz olur, sana bir zarar gelmez.<br />
• Gurbete gidersen, asıl yurdundan ayrılırsan, çekecegin zahmetler, ızdıraplar seni pisirir, hamlıgın kalmaz. Sonra<br />
olgun bir halde, hünerlerle dolu bir bilgin olarak yine vatanına dönersin."<br />
• Ona dedim ki: "Ey bilgilerin canı; sensiz ben bilgiyi ne yapayım Bilgi almak için senin yanından kim gider; ancak<br />
senin büyüklügünden haberi olmayan gider."<br />
• Senin elinden sarap içtigim zaman, aklım basımdan gider. Hos bir sarhoslugu tadarım. 0 zaman tehlikesiz, korkusuz<br />
bir kimse olurum. Beserî kötülüklerden kurtulurum.<br />
• Efendim kulagıma yol kesenlerin sözleri gibi bir takım sözler söyledi, beni bastan çıkardı. Sersem edip yola salıverdi.<br />
• Benim ötelerden bu dünyaya sürgün edilisimin hikayesi çok uzundur Eger o essiz varlıgın keremi bizim kederlerle<br />
dolu gecemize hos bir seher göndermezse, ah hîlesinden ah...<br />
1280. Mutluluk neyinden yine hos bir ses geldi.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. V],2967)<br />
• Mutluluk ney´inden yine hos bir ses geldi: Ey can! Sen, neselen, el çırp! Ey gönül; sen de oynamaya basla!<br />
• Manalar madeni, parlamaya basladı. Cihan mutluluktan kahkaha attı. Güzel bir sofra hazırlandı. "Haydi sofraya<br />
buyurun!" diye sesler geliyor.<br />
• Ilkbaharın hos kokularını cigerlerimize çekiyoruz. Yesillikleri seyre daldık. Biz hay huylar içinde, bir güzel yüzlünün<br />
askı ile mestiz.<br />
• 0 güzel varlık, bir deniz gibidir. Biz ise, bulutuz. 0 gizli bir hazinedir. Biz ise bir viraneyiz. 0 nurlar saçarak parlayan<br />
bir günestir. Bizler onun nuru içinde oynasan zerreleriz.<br />
• Ben asıgım, günahlardan, kötülüklerden arınmısım. Beni bırak söyleyeyim!.. Hz. Mustafa´nın nuru ile ay´ı<br />
yarıvereyim.<br />
1281. Asık ol da elemden kurtul!<br />
Mef´ulü, Fa´lün, Mef´ulü, Fa´lün<br />
(c. VI, 3036)<br />
• Hakikat yollarında yürürken, bazen deve gibi bir bataklıga batarsın. Bazen da av gibi!<br />
• Oglum neden böyle kosup duruyorsun Anlıyorum, sonunda dogru yolu bulacaksın.<br />
• Ey gönül! Sen tarafsız tarafa git de, Hakk´ı orada ara! Hakk her seyden münezzehtir. Sen onu bulmak için sebeplere<br />
takılıp kalıyorsun.<br />
• Sen onu isterken, hak yolunda yürürken manevî zevklere kapıldın. Kaba saba, aba içinde iken, süslü ipekli elbiseler<br />
giydin.<br />
• Aklını basına al da Hak asıgı ol! Çünkü asıklıktan baskası bas agrısı verir, dert verir, huzursuzluk verir.<br />
• Çengi çalmak üzere eline alınca, seni ayıplıyacaklar diye utanırsın. Ama çalmaya baslayınca, etraftakileri<br />
neselendireyim derken kendin neselenirsin.<br />
• Bu yolda gayeye varmak için aklı bırak! Düsünceden vazgeç! Hayranlık mutlulugunu elde et!<br />
• Aklına bir düsünce gelince, onun zıttı oldugunu da bil! Birbirine zıt iki düsünceden hayretler içinde kalır, ihtimallere<br />
kapılırsın...<br />
• Çünkü tereddüt insanı hayrete, hayret de tereddüde götürür. Bu iki degisik halden ötürü, sasırır kalırsın, yerinde<br />
sayarsın, ilerleyemezsin.<br />
• Düsünceye baslayınca bunun yolunu gör! Daha ne vakte kadar hakîkati söylemekle anlamaya çalısacaksın<br />
1282. Sen büyük ve üstün bir varlıksın. Kötülüklerle dolu bu dünyada ne isin var<br />
Mütefa´îlün, Fe´uliin, Miütefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2837)<br />
• Müjde, ey asıklar müjde! Bu ayrılık kalmaz. Sevgiliye kavusma zamanı gelir. Elbette Allah Allah´lıgını yapar, darda<br />
kalanlara acır.<br />
• Kereminden iyi haberler ulasır, binlerce bayram gelir. Iki cihanın manevi nimetleri önünüze konur. Siz henüz<br />
nerdesiniz<br />
• Allah´ın keremi kendine seni çeker de, gönül muradına erer. Artık gönülde onun bunun gamı kalmaz. Safa üstüne<br />
safa duyulur.<br />
• Ey sadık asıklar! Dostun yolunda dogruluktan ayrılmayın. Yanlıs yollara sapmayın! Çünkü sizin içinizde vefasızlıgı<br />
reddeden, ezelde verilmis mutlu bir söz, bir ahd vardır.<br />
• Ey Hakk yolcusu! Senin maddî varlıgın toprak makamında iken gizli bir sefer yapmıstı. Adamlık makamına gelince,<br />
üstünlük mertebesini bulman gerek.109<br />
109 Bu beyitlerde insan ruhunun ezelde Cenab-ı Hakk´ın ruhlara "Ben sizin Rabbiniz degil miyim " hitabına karsı<br />
ruhların "Evet" diye cevap vermeleri sebebi ile, Hakk´la adeta bir sözlesme, ahid yaptıklarına, bu yüzden dogru, vefalı<br />
olmaları gerektigine isaret var. Ayrıca insanın maddî varlıgının, bedeninin geçirdigi safhalara da isaret var. Ariflerce<br />
"Devriye´ diye adlandırılan bedenimizin unsurlarının, minerallerden, bitkilere, bitkilerden hayvanlara, hayvanlardan<br />
insanlara geçen bir sefer yaptıgı hatırlatılmaktadır. Bu sefer yanlıs anlasılmamalıdır. Ruh Allah´ın emrindedir. Bu seferin<br />
ruhla ilgisi yoktur. Sadece maddî varlıgımız bahis konusudur. Çünkü tenasühü, ruh göçünü müslümanlar kabüul etmezler<br />
ve buna inanmazlar.<br />
• Sen aslında bu dünyada bir misafirsin. Geldigin yere, göklere, ötelere sefer et! Sen ibadetle, riyazetle bedenini,<br />
maddî varlıgını hırpala ki, Allah sana kurtulus yolunu göstersin.<br />
• Gönül adını verdigin bir damla kana baksana! Bu manevî varlık ayakla, kanatla gidilmeyen bir yoldan, bütün<br />
dünyanın çevresini dönüp dolasıyor.110<br />
110 Gönül, manevî bir duygudur. Kalple, kanla ilgisi yoktur. "Damla kan" mecazî bir mana tasır.<br />
• Bazen batıya dogru gider, bazen doguyu dolasır. Velilerin nuru gibi bazen ars ve kürsü üzerine çıkar.<br />
• Göklere kadar yükselen gözdeki nura bak! Göze o nuru vereni düsün! Onu mana içinde bul! Onun yarattıklarına<br />
hayran ol! Onu kendine çok yakın olarak bil!<br />
• Sözü uzatmaktan vazgeç! Sus artık, senin ayagın yok mu Ayagın varsa ve sen üstün bir varlık, Allah´ın keremine,<br />
ihsanına na´il olmus, manen yücelmis bir insan isen, bu kirli dünyaya neden tapıyorsun Neden onun esiri oldun<br />
1283. Ben senin elinde bir kalem gibiyim.<br />
Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün<br />
(c. VII, 3306)<br />
• Sevgilim! Ben senin çadırınım, istedigin zaman kurarsın, istedigin zaman bozarsın. Ben senin elinde bir kalemim;<br />
istedigin zaman yontarsın, istedigin zaman da kırarsın.<br />
• Ben bir sancak parçasıyım. Beni bazen bas asagı edersin, bazen da tutar dagın tepesine çıkarır dikersin.<br />
• Ben bir pencerenin nurunda, hava içinde görünen bir zerreyim. Sen pencerenin üstünde oldugun içindir ki titreyerek<br />
pencereye dogru gidiyorum.<br />
• Sen sakın bana zerre deme! Beni bir cihan gibi gör! Iki cihan da günes olmasa aydınlanabilir mi<br />
• Eger ben, sensiz padisah olsam ne ise yararım "Biz" ve "ben" demem de yalan olur. Ama ben topraktan<br />
yaratıldıgım halde seninle beraber bulunursam, o benlik ne hostur.<br />
• Ben sana sızlanırım, inlerim. Halbuki sen diyorsun ki: "Ben seni uzaklastırdım." Görelim bu havada sen zerreye ne<br />
yapacaksın<br />
• Bir zerreye günes tenezzül edip de danısır mı Hem sen öldür, hem sen dirilt.<br />
• Sen bu gönüle ne verdin ki, böyle saga sola sapıyor Bazen da ne sag, ne sol, ne korku, ne güven biliyor.<br />
1284. Can hekimi ne getirdi<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. VI,2566)<br />
• Can hekimi bana bir tepsi içinde yol armaganı getirdi. 0 tepsinin içinde bulunanlardan yiyince bunak bir ihtiyar da<br />
olsan, taze ve güzel bir genç olursun.<br />
• 0 yediklerin bedene canlılık, kuvvet; canına da sarhosluk verir. Gönülden gevsekligi, yüzden de sarımtıraklıgı giderir.<br />
• 0 Hz. Isa´nın tepsisi idi. Isa´dan can hekimlerine miras kalmıstı. Ecel zehrini bile içsen, o tepsinin içinde<br />
bulunanlardan tiryak, deva elde edersin, ölümden kurtulursun.<br />
• Ey bu tepsiyi arzu eden kisi! Yüzünü bu kıbleye dön! Hakk´a yalvar! îIbadet et! Ona layık bir kul ol! Hakk´a candan<br />
yöneldigin için temizlenir, cihanın ay yüzlüsü olursun.<br />
• 0 tepside saklı olan can armaganı nasıl bir seydir ki, dise dokunmaz 0 ne yastır, ne kuru, ne sıcaktır, ne de<br />
soguktur. 0 öyle mübarek bir haptır ki, ondan bir tane alsan, Hz. Isa´nın bulundugu, kendisine ev edindigi gök kubbenin<br />
üstüne çıkarsın. Sonunda kamil bir insan olursun.<br />
• Her aciz kisi, senin bu lütfundan, ihsanından kazançlar elde etti. Senin besledigin asla zayıflamaz, perisan olmaz.<br />
• Senin yer verdigin, bir makam ihsan ettigin kimse, bulundugu yerden bir sey kaybetmez. Gamdan temizledigin<br />
gönlü, artık gam isgal edemez.<br />
1285. Sen ilk önce yaratılan bir ruhsun, hiç kimseden dogmadın.<br />
Mütefa´îlün, Fe´ulün, Mütefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2845)<br />
• Sevgilim, beni kınayarak; "Niçin böyle yol ortasında düstün kaldın " diyor. "Sevgili!" diyorum, "Sen bana öyle bir<br />
sarap verdin ki beni yere serdin."<br />
• Ben yere öyle serildim, öyle kendimden geçtim ki, mahserde bile kalkamam. Sarap kabının kapagını senin öyle edalı<br />
bir halde açısın, kadehi de nazik parmaklarınla öyle bir tutusun var ki:<br />
• Mest olmusum, kendimi kaybetmisim. Fakat su kadarını biliyorum ki, sen hemen geldin, elinle basımı tutup gögsüne<br />
dayadın.<br />
• Sevgilim; sen gerçekten üstün bir varlıksın. Askının sakîsi olan o güzel gözlerin yok mu Onlar bana kadehsiz sarap<br />
sunmadalar.<br />
• Bu hal de senin lütfunu, ihsanını gösteriyor; gözlerinin sarabı ile mest olmasam, aklım basımda kalsa sevinçten<br />
çatlardım.<br />
• Sen bana sarap sundun, ben ellerimi hemen neseden birbirine vurdum.<br />
• Sundugun o bir kadeh yok mu Beni binlerce elemden, mahrumiyetter kurtardı.<br />
• Hele senin o yarı mest gözlerinden nese, sevinç dogmustur. Su bir gerçektir ki: "Sen ilk önce yaratılan bir ruhsun,<br />
sen hiç kimseden dogmadın."<br />
1286. Asıkların namazı<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2831)<br />
• Aksam namazı vakti gelince, herkes ısıgını yakar, sofrasını kurar; ben de, gönlümde sevgilinin hayalini bulur, feryad<br />
ü figana baslarım!<br />
• Gözyaslarımla abdest aldıgımdan ötürü, namazım böyle atesin olur! Ezan sesi, mescidimin kapısına gelince, onu,<br />
yakar yandırır!<br />
• Kıblemin yönü ne taraftadır ki, benim namazım kazaya kaldı! Sana da, bana da daima kazadan bir imtihan<br />
gelmededir!<br />
• Acaba, Allah askıyla mest olanların namazı dogru mudur; sen söyle! Zira, mest olan ne zamanı bilir, ne de mekanı!<br />
• Acaba, bu kıldıgım ikinci rek´at mıdır, yoksa dördüncü rek´at mıdır Acaba, hangi sureyi okudum .. Çünkü,<br />
heyecandan dilim tutulmustur!<br />
• Hakk´ın kapısını nasıl çalayım Zira, bende ne el kaldı, ne de gönül! Ben, bende degilim; benim elimi de Sen aldın,<br />
gönlümü de!.. Allahım; bende hiç bir sey kalmadı! Hiç olmazsa Sen, bana bir güven ver. bir eman ver!<br />
• Allah´a yemin ederim ki, namazı nasıl kıldıgımın farkında degilim! Rüku´ı tamamladım mı, imam kimdir; haberim bile<br />
yok!<br />
• Bundan sonra ben, her imamın önünde ve arkasında gölge gibi olayım da, benim gölgemi düsürenin, beni yaratanın<br />
korkusundan bazan secdeye kapanıp güçleneyim, bazan de ayaga kalkıp uzayayım!<br />
• Gölgenin ne degeri vardır Onun rükü´ına da bakma, kıyamına da önem verme; gölgeden bir sey bekleme! Gölge<br />
cansızdır; onda bir can vardır sanma!<br />
• Gölge, hesaba katılmaz; gölge, bir hiçten ibarettir! Çünkü o, baskasının canı ile kımıldanır, hareket eder! Gölge,<br />
bazan iki elini çırpar kendini meydana getiren sahibini arar!<br />
• Varlıgım kalmadıgı için hep gölgeden bahsedip dururum! Gölgede agız bulunur mu Gölge, kendini düsürenin<br />
emrindedir; ona tabi olur!111<br />
111 Bizler, dünyayı sevdigimiz, kendimizi islerimize çok verdigimiz için, namazda, Hakk´ın huzurunda oldugumuzu<br />
düsünmeyiz de, yaptıgımız yahut yapacagımız isleri düsünür dururuz. Ne kadar ugrassak bu hatalardan kurtulamayız.<br />
Hatta, aklımıza gelen dünya islerine kendimizi o kadar veririz ki, namazı sasırırız. Yukarıdaki siirde görüldügü üzre, Hz.<br />
Mevlana, ask namazı kıldıgı için, Allah sevgisi ile mest oldugu için hangi süreyi okudugunu, kaçıncı rek´atta bulundugunu<br />
bilemiyor. Bizlerse, dünya sevgisi ile sarhos oldugumuz için namazı sasırıyor, hatıraları gönlümüzden atamıyoruz.<br />
1287. însan Allah´a yakın olunca, tuttugu yol ne güzel yoldur!<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI, 2830)<br />
• Ey konak bekçisi; sen, ne biçim bekçisin Geceleyin hırsızlar gizlice bizim bütün varımızı yogumuzu alıp götürmüs!<br />
• Yüzüne soguk su vur, uyan; bagır çagır! Senin uykuya dalısından, kazandıgımız bütün kar ziyan olup gitti!<br />
• Tembelligi bırak da, yıldız gibi, geceleri yol al, ibadetle mesgul ol! Sen, manen göklere yükselmissin;<br />
yeryüzündekilerden ne korkarsın<br />
• Bir insan, Allah´la beraber bulunur, Allah yol arkadası olunca, o yol ne güzel yoldur Sert cehennem bile, onun için<br />
ebedî cennet olur!<br />
• Hatırlanmaya sebep olsun diye; "Ne armagan götüreyim " deme! Günes ve aya, armagan olarak kendi parlak yüzleri<br />
kafıdir!<br />
• Sen, güzelce yat, uyu; bahtın, senin için uyumaz!112 Sen, öyle ugurlu bir kisisin ki, eline tas alsan akik madeni olur!<br />
112 Bu mısra, Fuzülî merhumun su beytini hatıra getiriyor:<br />
"Seb-i hicran yanar canım, döker kan çesm-i giryanım<br />
Uyarır halkı efganım, kara bahtım uyanmaz mı "<br />
1288. Asıklar toplulugunun rengiyle boyan da, can zevki al!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2577)<br />
• Hakk asıkları toplulugunun rengiyle boyan da, can zevki al, manevî heyecanlar duy! Ask meyhanesinin bulundugu<br />
semte gel ki, orada, mana sarabını son damlasına kadar içenleri göresin!<br />
• Hakk Asıkları meyhanesine gel de, bir sevda kadehi çek! Bırak; ham kisiler seni çekistirsinler, onlara rüsva ol! Su<br />
fani basın iki gözünü bagla ki, gizli olan gözü göresin!<br />
• Eger cananı, gerçek sevgiliyi kucaklamak arzusunda isen, iki elini aç! Topraktan yaratılmıs olan beden putunu, benlik<br />
putunu kır ki, güzellerin yüzünü göresin!<br />
• Ne zamana kadar binbir kocadan arta kalan bir acuze için, yani dünya için kendini harcayıp duracaksın, ona deger<br />
vereceksin! Üç dilim ekmek için bu didinmeler, bu ıztıraplar, bu paralanmalar deger mi<br />
• Gerçek sevgili, geceleyin herkes uyuyunca ev ev dolasır, asıklarını arar! Sen, aklını basına al da, bu gece, hashas<br />
yiyerek uykuya dalma; seni uyutacak yemekten el çek ki, mana yemegi yiyesin, agzının tadını bulasın!<br />
• "Düsman, beni filandan ayırdı!" diyorsun! Yürü; filanı terket de, bir filan yerine yeni bir filan göresin!<br />
• Sana sevme duygusunu vereni, düsünce lütf edeni, yani Allah´ı düsün; baska bir sey düsünüp de üzülme! Gerçek<br />
sevgiliyi düsünmek, elbette ekmek kazanmayı düsünme yüzünden çekilen ızdıraptan iyidir!<br />
• Bu sözleri artık bırak, sus! Sus da, bu sözleri sana söyleteni düsün, ona dogru yönel! Candan cihandan geç ki, asıl<br />
canı, asıl cihanı göresin!<br />
1289. Ne zamana kadar gurbette kalacaksın<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2572)<br />
• Sevgilim! Gurbet ellerinde neden bu kadar çok kalıyorsun; daha ne kadar perisan olacaksın Bu gurbetten vazgeç,<br />
geri dön!<br />
• Ben, sana yüzlerce mektup gönderdim, geri dönmen için yüzlerce yol gösterdim! Ya mektuplarımı okumuyorsun,<br />
yahut dönme yolunu bilmiyorsun!<br />
• Artık, gurbetten geri dön! 0 bulundugunuz yerde, kimse senin kadrinı kıymetini bilmez! Sen, mana madeninin pek az<br />
bulunur bir incisisin; o tas yüreklilerle oturma!<br />
• Sen; hem susun, hem ırmaksın, hem de hakikat suyunu arıyorsun! Sen; hem arslan, hem ahusun, hem de bunların<br />
hepsinden daha iyisin!<br />
• Can, daha ne kadar ayrılık atesine yanacak Sen mi daha güzelsin, yoksa can mı Canım ile öyle karısmıssın ki, sen<br />
can mısın, yoksa cananın ısıgı, nuru musun<br />
• Geceleri ayın nurusun, dudaklarda halis sekersin, agızlarda lezzetsin! Ya Rabbi; Sen, nasıl bir varlıksın Ya Rabbi;<br />
Sen, dünyanın görülmemis bir güzelisin!<br />
• Bizim için, askınla can vermek, seker gibi ölmektir! Sen´in avucundan seker yemek, hayat kaynagının basıdır!<br />
1290. Hayalin, daima, iki gözümün önündedir!<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2598)<br />
• Ey canım, ey cihanım! îyilik olsun diye bir an için olsun, yüzünü bize döndürür isen ne ziyan edersin, neyin eksilir<br />
• Yüzün ates gibi parlak, kokun gül kokusu gibi hostur! Aman ya Rabbi; sende nasıl bir güzel yüz var! Aman ya<br />
Rabbi; sende nasıl hos bir koku var!<br />
• Senin hayalin, hep iki gözümün önündedir; uyanık oldugum halde ne güzel bir rüya görüyorum!<br />
• Hayalin gönlümü oksadıgı zaman, hasta gönlüm bu iltifatın, bu manevî zevkin yüzünden kabına sıgmaz olur!<br />
• Saglıklı da olsam, hasta da olsam, sana bakarım da; "Sen, ay parçası mısın; sen, göz nuru musun Yoksa sen,<br />
bambaska bir can mısın " diye sorarım!<br />
• Senin güzelliginden utandıgı için, gül dalı, basını önüne egmistir; bülbül, benim inleyisimden ötürü, inlemez<br />
olmustur!<br />
• Bütün bunlara ragmen, ey gözüm, ondan ümidini kesme; gözyasları ile ötelerden inciler yagdıran bahar bulutu gibi<br />
ol, sen de inciler yagdır!<br />
1291. Kainatta hersey, sevinç ve neseyi senden alır!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün,<br />
(c. V, 2485)<br />
• Benim yaverim, yardımcım sensin; Allah için olsun, bana dostluk göster! Senin için, benim hasta ve zavallı<br />
gönlümden daha zayıf hiç bir av olamaz!<br />
• Eger sen, tenezzül buyurup lütfedip beni kucaklayıp sıksaydın, ızdıraplar, kederler, üzüntüler beni sıkar mıydı<br />
• Eger sen, merhamet bulutundan benim "basıma yagdırsaydın, gözlerim, bulut gibi gözyasları döker mi idi<br />
• Eger sen, hos kokulu güzel saçlarını oksamama müsaade etseydin, hiç olmazsa saçlarının ucunu olsun avucuma<br />
verseydin, ben, elimi uzatırdım da gögün kulagını bükerdim!<br />
• Eger sen, bir gece lütfedip basımı kasısaydın, ben, "ay"ın basından külahını kapıp alırdım!<br />
• Sen, lütuf güllerinden basıma serptigin içindir ki, yürürken hiç bir diken ayagıma batmadı!<br />
• Ey dudagım; fazla konusma, sus! Kulagını ötelere dogru çevir; ötelere kulak ver de, sesler duy! 0 sesler, sana gam<br />
otagı olsun!<br />
1292. Ey ruhani varlık; beni benden alıp götürdün!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2592)<br />
• Ey ruhanî varlık! Bugün bana ne getirdin Ne getirdigini bilmiyorum ama, sunu biliyorum ki, beni benden alıp<br />
götürdün!<br />
• Ey güzelligin gül bahçesi! Bugün ne kadar güzelsin, ne kadar hos kokuyorsun! Hangi gül fidanında gülerek açıldın,<br />
koku saçıyorsun; hangi gül bahçesi seni bagrına bastı, besledi<br />
• Bugün, sende sasılacak bir hal var; sarhossun, düse kalka yürüyorsun Söyler misin, hangi bahçede açıldın, kimin<br />
elinden sarap içtin<br />
• Sendeki o cömertlik, o altın saçan huy, o sultanlık yok mu, ihtiyarlara da gençlere de cömertlik ögretti!<br />
• Hem yol arkadasısın, hem dert ortagısın; toplulukta da varsın, ferdle de berabersin; hem sevensin, hem sevilensin!<br />
• Bununla beraber, toplulukta otur; benimle de gelme! Korkarım ki, yolda benimle gelirken geri döner kaçarsın!<br />
• Eger gelecek olursan, yalnız gel; gönlünü (varlıgım, benligini) bırak, getirme! Çünkü, gönülden, iki gönüllülük<br />
çıkmaz; bazan sıcaklık, bazan sogukluk görülür!<br />
1293. Sen, su anda kendi bedeninin kabrinde bulunmaktasın!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 2454)<br />
• Dünyadaki yasayısımız, bazan tatlıdır, hostur, bazan da kederlerle doludur, hos degildir! Aklını basına al da sen,<br />
daima hos yasama mülkünü bagıslayana gönlünü ver; fani dünyaya degil, ebedî hayat lütfedene asık ol!..<br />
• Bütün ömrümüzün gecesi siyah, gündüzü aydınlık olarak geçer! Sen, ilahî nurla daima aydınlık olan bir ömrü ara!..<br />
• Ey, arasıra mezarı ve lahdi aklından geçiriyorsun, son nefesini verince gidecegin yeri düsünüyorsun! Halbuki sen, su<br />
anda, daha ölüm gelmeden kendi bedeninin kabrinde yatmaktasın! Gafil oldugun için, bu nükteyi anlayamıyorsun!..<br />
• Sana rızık vereni düsünmek, ona sükretmek, onu hatırlamak, minnet hisleri duymak sana helal rızık yerine<br />
geçecektir! Sen, onu bırakıp da sayılı rızık pesinde didinip duruyorsun, dükkan sevdasına kapılıyorsun!..<br />
• Can alemi, safa denizidir; bedenin, maddî varlıgın da onun köpügü gibidir! Safa denizine bak; köpüklerden elini<br />
çek!..<br />
• Köpük, denizin üstünde hiç durmadan oynar! Çünkü, arka arkaya gelen dalgalar onu rahat bırakmaz!<br />
• Köpük kıyıya vurunca su kesilir! Çünkü, birlik denizinin gönlünde iki renklilik yoktur!<br />
• Bütün canlar birdir, bir yerden gelmistir! Görünen her sey, kainatın sahibi, kainatı yaratan büyük bir varlıgın<br />
bulunusunun belirtileridir! Eger aklın varsa, sası gözünü düzelt de, kainata öyle bak!..<br />
1294. Sevgilin yoksa, neden aramıyorsun<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´lün<br />
(c. VI,3061)<br />
• Eger sevgilin yok ise, niçin aramıyorsun Eger sevgiline kavusdu isen, niçin sevinmiyor, neselenmiyorsun<br />
• Nefse uymak (Ebu Cehillik), seni Hakk´tan gizliyorsa, sana perde oluyorsa, Ebu Cehil ile, Ebu Leheb ile ne diye<br />
savasmıyorsun<br />
• "Bu nefisle savasmak ne zor, ne sasılacak istir!" diye tembel tembel oturuyorsun! Nefisle savasmayarak ask<br />
hevasına uymadıgın için asıl sasılacak kisi, sen olmussun!<br />
• Senin varlıgının gecesinde gizlenmis, pusuya girmis öyle parlak bir ay varken, gece yarısı kalkıp ne diye duaya<br />
koyulmaz, yalvarıp yakarmazsın<br />
• Benim sarabım ask atesidir; hem de, bu sarabı Hakk lütfetmekte, sunmaktadır! Canını böyle bir atese odun<br />
etmedigin için yasayıs sana haram olsun!<br />
1295. Allahım; her seyi Sen takdir buyurursun!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´îlün<br />
(c. VI,2778)<br />
• Ey Allahım! Hastalara ferahlık veren Sen´sin; lütuflar ve merhametler arasında can gibi gizlenen Sen´sin!<br />
• Kullarını, Sana yalvarsınlar yakarsınlar diye hasta edersin! Çünkü, inlemenin, yalvarmanın, figan etmenin alıcısı,<br />
kabul edicisi Sen´sin!<br />
• Su dünyada herkes, derdine derman aramaktadır! Halbuki, dertlilerin dertlerinin dermanı ise Sen´i arıyor! Çünkü,<br />
derdi de, dermanı da yaratan, süphesiz Sen´sin!<br />
• Insanı, sunun bunun kapısına düsüren dertler, önceden meydana gelen bir perdedir! Bu perdenin sonunda, son<br />
ucunda, yine Sen varsın! Her dertli, sonunda yine Sen´in lütuf kapına basını vurur!<br />
• Sonunda, süküunete kavusmaları, rahat etmeleri için hastaları inletir durursun! Halbuki, hakikatte bizim derdimiz de,<br />
inleyen, feryad eden de Sen´sin!<br />
•"Sen´sin!" diyen de, vallahi Sen´sin! Bu meydanda oynanan top da Sen´sin topu çeviren de Sen! Bu top oyununu<br />
seyreden de Sen´sin!<br />
• Kölelik de, efendilik de, sultanlık da hep Sen´in yazındır! Egri yazı da : dogru yazı da hep Sen´in mektebinde<br />
yazılmıstır!<br />
• Bizim bedenlerimiz, birer evdir; ruhlarımız da, o evlerde birer konuk! Ey Allahım! Biz, yokuz; bedenlerimiz de,<br />
canlarımız da Sen´in gölgenden ibarettir! Aslında tenlerimiz de, misafir olan canlarımızın canı da Sen´sin!<br />
1296. Ey gül koklayan bülbül!<br />
Mefülü, Mefa´îlün, Mefülıi, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2593)<br />
• Eger sen günesten yararlanmak istiyorsan, geceleri ay ısıgını arzu ediyor isen, iste dogudan günesi gönderen,<br />
geceleri ayı göklerde dolastıranı anla! Eger sen ibadet etmek için seher vaktini düsünüyorsan, sabahı arzu ediyorsan, onları<br />
sana lütfedeni tefekkür et; gönlün, minnet ve sükran hisleri ile dolsun!<br />
• Ey Ken´an diyarının Yusufu, ey Süleyman´ın canı! Eger sen taç ve kemer istiyorsan, iste sana bir taç ve kemer<br />
bagıslayan essiz varlık!..<br />
• Ey gaza safının Hamzası, ey savasların Rüstemi! Eger kılıç ve kalkan istiyorsan, iste sana bir kılıç ve kalkan ihsan<br />
eden!..<br />
• Ey gül koklayan bülbül, ey hos konusan papagan! Eger tat ve seker istiyorsan, iste sana tat ve seker veren!..<br />
• Ey aklın ve zekanın düsmanı, ey asık öldüren asık! Eger kulak ve göz istiyorsan, iste onları sana lütfeden varlık!..<br />
• Ey kinle dolu seytan, ey insanın en eski düsmanı! Eger sen fitne ve ser istiyorsan, iste sana ilahî adaleti yerine<br />
getirmek için insanların basına fitne ve ser yagdıran!..<br />
• Sus; o kadar söylenme! Kalk, yola düs! Eger yol arkadası istiyor isen, iste sana yol arkadası yollayan!..<br />
• Ey Tebrizli Semsülhakk! Güzelliginizden ve gönül alıcı olusunuzdan ötürü, dertli bir asık arzu ediyor isen, iste sana<br />
dertli bir asık!..<br />
1297. Bu yol vuruculuk ne zamana kadar sürüp gidecek; bu senlik benlik nedir<br />
Müfte´ilün, Fa´îlün, Müfte´ilün, Fa´îlün<br />
(c. VI,3020)<br />
• Gel, gel, daha yakın gel! Bu yol vuruculuk ne zamana kadar sürüp gidecek Mademki sen bensin, ben de senim,<br />
artık bu senlik ve benlik nedir<br />
• Biz, Hakk´ın nuruyuz, Hakk´ın aynasıyız! Su halde, kendi kendimizle, birbirimizle ne diye çekisip duruyoruz Bir<br />
aydınlık bir aydınlıktan neden böyle kaçıyor<br />
• Biz, hepimiz, bütün insanlar, tek bir vücut halinde olgun bir insanın varlıgında toplanmıs gibiyiz! Fakat, neden böyle<br />
sasıyız Aynı vücudun birer uzvu oldugumuz halde neden zenginler yoksulları böyle hor görürler<br />
• Aynı vücutta bulunan sag el, ne diye kendi sol elini hor görür Her ikisi de, mademki senin elindir, aynı tende ugurlu<br />
ne demek, ugursuz ne demek<br />
• Biz, hepimiz, bütün insanlar, hakikatte tek bir cevheriz; aklımız da bir, basımız da bir! Fakat, bu kambur felek<br />
yüzünden, biri iki görür olmusuz!<br />
• Haydi, su benlikten kurtul; herkesle anlas, herkesle hos geçin! Sen, kendinde kaldıkça bir habbesin, bir zerresin!<br />
Fakat, herkesle birlestin, herkesle kaynastın mı, bir ummansın, bir madensin!<br />
• Bütün insanlarda aynı ruh vardır; fakat bedenler, tenler yüzbinlercedir! Nitekim, dünyada sayısız badem vardır; ama<br />
hepsinde de aynı yag bulunmaktadır!<br />
• Dünyada çesitli diller, çesitli lügatler var; fakat hepsinin de anlamı birdir! Çesitli kaplara konan sular, kaplar kırılınca<br />
birlesirler ve bir su halinde akarlar!<br />
• Tevhidin ne demek oldugunu anlar da, birligi ararsan, gönülden sözü, manasız düsünceleri söküp atarsan, can,<br />
mana gözü açık olanlara haberler gönderir, onlara gerçekleri söyler!<br />
1298. Gamdan, ızdıraptan daha tatlı bir sey olamaz!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2675)<br />
• Mutlu olmanın sırrını Peygamber Efendimiz´den ögren de, Allah sana ne verirse, ona razı ol!<br />
• Basına gelen derde, belaya razı olur da ses çıkarmazsan, o anda hemen sana cennet kapısı açılır!<br />
• Eger gam elçisi sana gelirse, tanıdık bir dost gibi karsıla, onu kucakla! Zaten o, sana yabancı degildir; onunla<br />
asinalıgın vardır!<br />
• Sevgiliden gelen cefaya karsı sakın suratını asma! Onu, nese ile karsıla; ona "Merhaba, hos geldin!" de!<br />
• Onu güler yüzle, tatlı sözlerle karsıla da, gönül alıcı o essiz varlık, hosa gitmeyen çarsafını üstünden atsın ve<br />
güzelligi ortaya çıksın!<br />
• Gam çarsafına bürünerek gelmis olan o dilberin çarsafının ucundan sıkıca tut ve asla bırakma! Onun çarsafının<br />
kirliligine bakma; içindeki dilber çok güzeldir, çok tatlıdır, pek de vefalıdır!<br />
• Bu yüzdendir ki, bu mahallede, en çok kadına düskün olan benim! Böylece ben, her güzel yüzlünün çarsafını çeker<br />
dururum!<br />
• Güzellerin hepsi de, çirkin görünsünler diye, kirli, biçimsiz çarsaflara bürünerek karsımıza çıkmıslardır! 0 çarsafın<br />
içinde korkunç bir varlık, bir ejderha varmıs hissini vermek istemislerdir!<br />
• Gam belası, beni, korkmus, endiseye kapılmıs olarak degil, gülerek görür! Ben, nese kılıgına girerek gelen derdi<br />
davet etmem; aksine, dert kılıgında gelen devayı çagırırım!<br />
• Sunu iyi biliniz ki; gamdan, ızdıraptan daha tatlı, daha mübarek bir sey olamaz; karsılıgı sonsuzdur!<br />
1299. Bu fani dünyaya baglanıp kalma!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(Bu siir, bir eski yazma mecmuadan alındı.)<br />
• Ey gönül! Bu fani dünyaya, bu toprak yurda neden baglanıp kalmıssın Bu agıldan dısarı çık; çünkü sen, can<br />
aleminin kususun!<br />
• Sen, naz aleminin sevgilisisin; sen, sır perdesi altında oturanlardansın! Bu fani yerde, ne diye oturuyorsun<br />
• Kendi haline bir bak da, suret alemine hapsolmaktan kurtul, manalar çimenligine sefer et!<br />
• Sen, kutsal alemin kususun; ünsiyet, dostluk meclisinin nedimisin! Sen, bu degersiz yerde kalırsan, yazıklar olur!<br />
• Bu cihanda hakikî mutluluk, devlet arama; bulamazsın! îki cihanda selameti, ona kul olmaklıgından iste!<br />
• Ask sözünü bırak! Zira o, bir geçit yoludur, bir köprüdür! Sen, elinden geldigi kadar Allah´a kulluk et, iyi bir insan ol!<br />
• Tebriz´in iftihar ettigi Sems´ten ukba saadetini iste! Çünkü o, manaların ör safında, marifetler günesidir!<br />
1300. Padisah, dilenciden dilenir mi<br />
Fe´ilatün, Fa´ilatün, Fe´ilatün, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2838)<br />
• Sevgilim! Sen gönle geldigin zaman Allah´ın sıfatını alırsın da, ilahî tecelliye mazhar olan Tür-ı Sîna´nın parıltısını<br />
sineden apaçık gösterirsin!<br />
• Sen, geceleyin eve gelince, nurlar saçan çerag gibi olursun da, bütün evi nurlandırırsın!<br />
• Sen, hangi topluluga gelirsen, ne çesit insanların arasına karısırsan, güzelligin ile sarap vasfını alırsın da, herkesi<br />
sarhos edersin; güzelliginin etkisi ile orada bulunanlara coskunluklar, taskınlıklar verirsin!<br />
• Cihan donmus, ölmüs olsa, sen, gayb aleminden baska ne cihanlar gösterirsin!<br />
• Kararsızların, perisan kisilerin gönüllerine gelen arzular, istekler de hep sendendir! Yoksa, kara balçıktan yaratılmıs<br />
olan insanların gönüllerinde bu istekler nasıl belirebilirdi<br />
• Felek, gökler, topraktan olan dünyanın ve topraktan yaratılmıs olan insanların çevresinde gece ve gündüz dönüp<br />
duruyor! Ey felek; bizden ne istiyorsun Sen, nur kaynagı, ısık kaynagı degil misin<br />
• Ey insanoglu! Bazan aglıyorsun, gözyası döküyorsun, bazan da altın sevdasına kapılıyor, toprak eliyor, altın kırıntıları<br />
arıyorsun! Fakat düsünmüyorsun ki, sen, altın madenisin, degerli bir kimyasın!..<br />
• Bir dilenci, padisahtan ihsan isterse, sasılmaz! Ama, bir padisah. dilenciden bir seyler ister, dilenirse, iste buna<br />
sasılır!<br />
• Daha sasılacak sey su ki; o padisah, dilenciye o kadar çok yalvarır, o kadar çok niyazda bulunur ki, dilenci, bu<br />
yakarıslara aldanır da, kendisini padisah sanır!<br />
1301. Ey altın kırıntısı, zerresi; oyna! Çünkü sen, altın madeninin aslının aslındansın!<br />
Mef´ulü, Fa´ilatün, Mef´ulü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2960)<br />
• Ey altın zerresi; nese ile oyna! Oyna; çünkü sen, manevî altın madeninin aslının aslındansın! Her neyi arıyorsan;<br />
titreyerek, oynayarak her neyin pesinde kosuyorsan, bil ki sen, onun aynısın, tıpkısısın!113<br />
113 Bu beyitlerde Hz. Mevlana, vahdet-i vücüd görüsünü, bazı benzetmelerle anlatmaktadır Söyle ki: AItın zerresi,<br />
ezelden, aslından ayrılıp gelmis olan insanın sembolüdür. Zerre i-lahî sarabı içtigi için, onun manevî günesinde, onun askı<br />
ile oynayıp durmakta, onu aramaktadır.<br />
• Günes, bütün ihtisamıyla yüzünü gösteriyor ve zerreden oynamasını istiyor. Ey zerre; sana da, eteklerini toplayarak<br />
onun ısıgında askla sevkle oynamak yarasır!<br />
• Ey zerre; sen, bir gün bir günesi kucaklarsın! Hem nasıl biliyor musun Kanadını onun kanadının üzerine koyarak. Bu<br />
nükteyi anlarsın ya!114<br />
114 Mevlana, bir Mesnevî beytinde; "Bir küp denize gizli bir yol bulup da onun suyu ile dolunca, artık o deniz sayılır!"<br />
diye buyurmustu. Bir damla denize düsünce ne olur Sebüsterî Gülsen-i Raz adlı eserinde; "Bir su damlasının kalbini<br />
yararsan, orada bir deniz bulursun!´ diye yazmıstı.<br />
• Günes, zerrenin önüne bir sarap getirir de; "Ey zerre; bunu iç!" der! Zerre o sarabı içince, bir can günesinde<br />
mahvolur gider!<br />
• Aslında zerre, sarabı içmekle, "Len-teranî" (=Beni göremezsin!) ihtarından dogan tecelli ile bir günes olur; daha<br />
dogrusu, güneste yok olur!115<br />
115 Bu beyitte, 7. A´raf Suresi´nin su mealdeki 143. ayetine isaret var: "Musa; ´Rabbim; bana kendini göster, Sana<br />
bakayım!´ dedi. Rabbi buyurdu ki: ´Sen, Ben´i göremezsin; fakat daga bak! Eger o yerinde durursa, sen de Beni<br />
göreceksin!´ Rabbi daga tecelli edince, onu paramparça etti. Musa da ...."<br />
• Allahım! Bizler, birer ham meyveleriz; Sen´in günesinin nuru içinde oynar dururuz! Çünkü Sen, bizi sevgi atesi içinde<br />
pisirirsin!<br />
• Ey pisme; sana, esi olmayan bir can günesinden merhabalar!<br />
• Muhterem Sems-i Dîn´im! Sen, Tebriz´in padisahlar padisahısın; sen, benim canımsın, gönlümsün! Sen bilirsin; bütün<br />
canlar sana teslim olmuslardır!<br />
1302. Asık ol; asık ol da, üzüntüden kurtul!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. VI,2627)<br />
• Asık ol; asık ol da, üzüntüden kurtul! Sen, padisah oglusun; ne zamana kadar dünyanın esiri olarak kalacaksın<br />
• Bu fani dünyada kimse seni bilmesin, tanımasın!.. Fakat sen, yönü olmayan o alemde essizsin, benzerin yoktur!<br />
• Bu alemde hersey, gelip geçicidir; bu dünya, ölümlü dünyadır! Bu fani dünyada bey degilsen ne çıkar Ölmüyorsun,<br />
yasıyorsun ya; bu sana yetmez mi<br />
• Sen, insan seklinde bir Allah aslanısın! Bu hal, faziletinden, çalısıp çabalamandan, yigitliginden belli!<br />
• Ömür, geldi geçti! Fakat, mademki sen varsın, Allah´ın nuru içindesin; ha er olmus, ha geç!<br />
• Sevgilinin degeri, kadri, sevenin izzeti iledir! Ey çaresiz asık! Bak bakalım; kadrin ne, degerin ne<br />
1303. Ask, bir çesit deliliktir!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2470)<br />
• Asıklara canlar feda olsun! Ask, hos bir hevestir! Ey ogul! Aska baglan; geri kalan seyler bostur, hevadır!<br />
• Gökyüzünden ta yeryüzüne kadar atesten bir ask zinciri sarkıtmıslardır! Eger Hakk´ı hakikati seviyorsan, o zincire<br />
sarıl, yukarılara çık!<br />
• Sen; "Ask, nasıl seydir " diye sorma! Ask, bir çesit deliliktir, divaneliktir; insanı, zincire vurdurur! Fakat bu zincir,<br />
ahmak ve akılsızlara vurulan zincıir degildir!<br />
• Ask yoluna düsüp yokluga ulastıktan sonra, sana, nerede ve kim düsman olacak Senin gücün kuvvetin kimde<br />
olabilir Sen, yakıp kavuran tam ve gerçek bir atessin!<br />
1304. Haberin yok mu<br />
Mütefa´îlün, Fe´ülün, Mütefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2727)<br />
• Yeni bir haber geldi; galiba senin haberin yok! Bu haberden, hasetçinin içi yandı, bagrı kanadı! Sen, gamsızsın, isin<br />
farkında degilsin!<br />
• Gizli kader yayından gece ve gündüz oklar uçuyor; tatlı canı korumak için siperin yoksa ne yapacaksın<br />
• Senin içinde, sekerlerle dolu bir sehir var; eger dısardan seker yardımı görmüyorsan üzülme!<br />
• Sen, puta tapanlar gibi, maddî güzellere gönül vermissin; sen, Yusuf gibi çok güzel bir varlıksın! Fakat, kendine<br />
bakmıyorsun; dısardaki fani güzellere bakıyorsun!<br />
• Kendi manevî yüzünü aynada görebilsen, Allah hakkı için söylüyorum, kendi sevgilin kendin olursun da, baska sevgili<br />
aramazsın!<br />
• Senin bedenin, gönül kabesine giden bir devedir! Sen, esekliginden ötürü, gönül kabesine gidemedin; yoksa,<br />
binecek esegin olmadıgından degil!<br />
• Sen, eger Kabe´ye gidemedinse, mutluluk seni oraya çeksin götürsün! Ey bos seylerle ugrasan zavallı; kaçma!<br />
Çünkü, Hakk´tan baska kaçacak yerin yok!<br />
1305. Tebrizli Sems hazretleri kaybolunca bu siiri söyledi.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2648)<br />
• Ey gönül yari; yazıklar olsun! Birçok dertlerle, hasretlerle bizi bıraktın gittin!<br />
• Biliyorum; bizden ayrılmayı istemedin! Sızlandın, sikayetler ettin; ama, faydası olmadı! Insaf etmeyen, aman<br />
vermeyen hükme, emre uydun, geçtin gittin!<br />
• Her tarafa kostun; yanımızda kalmak için çareler aradın, bahaneler düsündün! Fakat, bir çare bulamadın, çaresiz bir<br />
halde gittin!<br />
• Güllerle dolu olan kucagın, ay gibi nurlu yüzün ne oldu Nasıl oldu da hor ve hakir bir halde bir altına gittin<br />
• Dostların toplantılarından ayrıldın, seninle düsüp kalkanların arasından çıktın da, toprak altına, karıncalarla yılanlar<br />
arasına gittin!<br />
• 0 nükteli sözler, o güzel konusmalar ne oldu 0 ilahî sırlara asina olan akıl ne oldu<br />
• 0 elimizden tutan mübarek eller ne oldu Meram baglarına, o gül bahçelerine giden ayaklar ne oldu<br />
• Nazik idin, latîf idin; insanların gönüllerini kazanmasını, insanları sevmesini bilirdin! Simdi tuttun, insanları<br />
sevmeyen, insanları yiyen toprak içine gittin!<br />
• Ne oldu Nasıl bir fikre kapıldın da uzun, sapa, bozuk bir yola düstün gittin<br />
* Sen, aglaya aglaya o yola düsünce, gökyüzü gözyası döktü; ay da, yüzünü tırmaladı, yırttı!<br />
• Gönlüm, kanlarla doldu; ne bileyim de, ne sorayım Bari, sen söyle; acab; uyanık mı gittin<br />
• Mademki bizi bırakıp gittin, acaba, Hakk asıklarının, ermislerin sohbetini mi seçtin; yoksa, asktan mahrum mu<br />
kaldın<br />
• Inkar ederek mi gittin Sana sordukları sorulara verdigin o güzel, o tatlı cevapların ne oldu Artık sustun,<br />
söylemekten vazgeçtin<br />
• Bu, ne biçim atestir; bu, ne biçim hasrettir Ansızın yola düsen misafir gibi hiç haber vermeden çıktın gittin!<br />
• Nereye gittin ki, izin tozu bile belirmiyor Bu sefer gittigin yol, ne de kanlarla dolu yol ki, kin güderek çektin gittin.<br />
1306. Ask buragı aklımı da, gönlümü de aldı götürdü!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´lün<br />
(c. VI, 3039)<br />
• Manaların ask buragı, aklımı da, gönlümü de aldı götürdü! "Nereye götürdü " diye, sen, bana sor! Aklımı da,<br />
gönlümü de senin bilmedigin o tarafa, ötelere götürdü!<br />
• Ben, öyle bir revaga, öyle bir kemer altına ulastım ki, orada, ne ay gördüm, ne de gök! Öyle bir dünyaya eristim ki,<br />
orada, dünya da dünyalıktan çıkar, dünyalıgını kaybeder!<br />
• Bir an için olsun, müsaade et, eman ver de, aklım basıma gelsin! Gelsin de, canın ne oldugunu anlatayım! Onun<br />
güzelliklerinden bahsedeyim. Sözlerimi yabana atma; kulak ver bana! Senin de canın var; canı anlamaya çalıs!<br />
• Sevgilinin bize lütufları var, keremleri var, ihsanları var, armaganları var! Bunlar, acaip, görülmemis lütuflar,<br />
ihsanlardır! Bunlar, esi benzeri olmayan keremlerdir; duygu yolundan apaçık ısıklar gelmede, gönüller aydınlanmaktadır !<br />
• Süheyl yıldızına benzeyen can, Rükn-i Yemanî tarafından görününce, ay da görünmez olur, günes de, yedi gögün<br />
kutbu da! Canın nuru, onların hepsini alt eder!<br />
• Bir an için, altın kırıntısına benzeyen "din"i al, dilinin altına koy da, senin kendi gönlünde, kendi içinde nasıl çok<br />
kıymetli bir maden bulundugunu gör, anla!<br />
• Sende bulunan bes duygu ısıgını gönül nuru ile aydınlat! Duygulan, bes vakit namaz gibi bil! Senin gönlün ise, yedi<br />
ayetten ibaret olan Fatiha Suresi´ne benzer!<br />
• Her sabah, göklerden bir ses gelir; gönlünden dünya sevgisini atabilirsen, o sesi duyar, hakikat yolunun izini bulur,<br />
yol alır gidersin!<br />
1307. Ey ruh aleminden gelen garip! Bu diyarda ne haldesin<br />
Mütefa´îlün, Fe´ulün, Mütefa´îlün, Fe´ülün<br />
(Tercî´ler, 40)<br />
• Ey ruh aleminden gelen nadir garip! Bu diyarda nasılsın, ne haldesin Ey degerli varlık, ey Hakk devletinin nedimi!<br />
Ezelî mahmurlukla nicesin<br />
• Padisahlar padisahından ayrı düstügün için çok kederlisin; bu ayrılık acılarına nasıl katlanıyorsun, zamanını nasıl<br />
geçiriyorsun Ey mutluluk, ey manevî saadet gülü! Seni hırpalayan, yaralayan dünya dikenleri arasında ne yapıyorsun<br />
• Sen, öyle üstün bir varlıksın ki, dünyaya hayat veren günes bile sana; "Sensiz içime ates düsmüstür, yanıyorum!"<br />
diye seslenmede! Baglar, bahçeler, çiçeklerle dolu çayırlar da herseyi sende bulmakta ve sana; "Ey bahar; nasılsın "<br />
demedeler!<br />
• Bütün canların hayatı sensin. Böyle oldugu halde, neden sekle, maddeye baglanıp kalmıssın Gönüllerin kararı,<br />
huzuru seninle oldugu halde, sen, neden böyle kararsızsın<br />
• Her dügünün, dernegin canı sensin; iki dünyanın da dügünü, dernegi sensin! Böyle oldugu halde, kendin neden<br />
yaslısın, matemler içindesin; aklın sasıp kalıyor!<br />
• Sen, dünyanın Yusufu degil misin Sana bir sorum var: "Sen, kendi isteginle neye kendini kuyuya atıyorsun, neden<br />
kendini zindana sokuyorsun "<br />
• Ey yücelik gögü; neden maviler giyinmissin Ey mana günesi; nurlar saçan bu dönüsünle nicesin<br />
• Baban, iki bugday tanesinin belasından ötürü cennetten çıktı geldi; sen cennet hevesini tasıdıgın halde neden herise<br />
(=helile) yersin<br />
1308. Kulunu geceleyin yürüten Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2538)<br />
• Gözünün perdesini açarsan, pek sevdigi kulunu geceleyin yürüten Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir! Hz.<br />
Peygamber´e Miraç´ta kendi cemalini gösterirsin; geceleyin kulunu yürüten Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir! 116<br />
116 Burada, 17. Isra Suresi´nin su mealdeki 1. ayetinden iktibas var: "Eksiklikten uzaktır´ 0 Allah ki, geceleyin<br />
kulunu Mescid-i Haram´dan çevresini bereketli kıldıgı Mescid-i Aksa´ya yürüttü!"<br />
• Ask sarabı olur, cosar köpürürsün! Bu yüzden, daha fazla kendinden geçer, aklını kaybedersin! Binlerce aklı da alır<br />
götürürsün! Geceleyin kulunu yürüten Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir!<br />
• Canın basına bir taç geçirirsin, gönlünü alır, Mirac´a çıkarırsın; onu, iki dünyadan da ötelere yükseltirsin! Kulunu,<br />
geceleyin yürüten Allah, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir!<br />
• Gönül, Sen´in lutfunla yükselir, uçar; çölleri, ovaları asar ve bütün canlardan ileriye geçer! Derken, ansızın karsısına<br />
Sen çıkarsın! Kulunu, geceleyin yürüten Allah, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir!<br />
• Lutfu ile, sevgisi ile yücelttigini, ötelere götürdügünü, mekansızlık bahçesine kondurur, ona ikramlarda bulunursun!<br />
Kulunu, geceleyin yürüten Allah, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir!<br />
• Nerede olursak olalım, bizimle beraber oldugun için öyle seviniyorum ki, gönlüm, her an uçmada, her an sabır<br />
elbisesini yırtmadadır! Geceleyin kulunu yürüten Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir!<br />
• Altı cihetten (yönden) de kaçar, o lütuf kapısına sarrılırım! Çünkü Sen, pek gönüller baglayansın, pek güzelsin!<br />
Kulunu, geceleyin yürüten Allah, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir!<br />
• 0 büyük ve essiz varlık, canlara can verdi, gönülleri nese ile oynatmaya basladı! Yokluga bile sevda verdi, onu<br />
sevdalı kıldı! Geceleyin kulunu yürüten Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir!<br />
• Ey gönül! Yücelere, ötelere dogru kaç; yani, Salahaddin´e git! Çünkü sen, elsizsin ayaksızsın! Geceleyin kulunu<br />
yürüten Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir!<br />
1309. Ev, dumanlarla dolmustu; bir pencere açtılar da duman çıktı gitti!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(Tercî´ler, 43)<br />
• Su dumanlarla dolmus evde bir pencere açtılar da, duman çıktı gitti; eve, günesin nuru doldu!<br />
• 0 ev nedir; neyin sembolüdür 0 ev, gönül evidir; içeri dolan duman da, üzüntülerimizi, kederlerimizi<br />
göstermektedir! Aslında, bos düsüncelerimiz, endiselerimiz, bizim manevî zevkimizin, ruhanî nesemizin boynunu<br />
kırmaktadır!<br />
• Ey Hakk yoluna düsen kisi! Aklını basına al, gaflet uykusundan uyan da, düsünceden de kurtul, hayalden de!.. Ya<br />
Rabbi! Su bizim uykuya dalanlarımıza bir davulcu gönder!<br />
• Uykuya dalan kimse, bir hiç için binlerce gam yer, kederlere kapılır! Rüyasında ya kurt görür, ya da yolunu kesen<br />
eskiya!.. Insan, rüyasında yüzbinlerce kılıç, yüzbinlerce mızrak görür; fakat uyanınca, kılıçlar, mızraklar söyle dursun,<br />
bakar ki, bir igne bile yok!..<br />
• Ölüp gidenler (bu dünyaya gözlerini kapayıp da manen öteki alemi görmeye baslayınca) derler ki: "Bos yere ne<br />
olmayacak gamlar yemisiz, üzülüp durmusuz! Ömrümüz, çesitli vesveselerle geçti gitti!<br />
• Bir hayal için dügünler yapmısız, evler kurmusuz; yine hayal için zırhlar giyinmisiz, savasa girmisiz!<br />
• 0 dügün de, o savas da, o yas da hep bos seylermis; bütün bunlar, bu nefsin isleri imis!.. Bugün ne ondan bir oyun<br />
kaldı, ne bundan bir agıt, bir feryad!.."<br />
• Dünya aleminde baslarına gelenlerden ötürü yüzlerine vururlar, yüzlerini yırtarlar, dövünürler dururlar. Fakat, gaflet<br />
uykusu sona erince, görürler ki yüzlerinde bir tırmık beresi bile yok!<br />
• Nerede o bizimle sütle bal gibi kaynasan, nerede o bizimle su ile yag gibi bir türlü uzlasamayan .. Simdi, gerçekler<br />
belirdi; uyku da geçti, hayal de!. Simdi, huzur var, rahat var; emniyet, istirahat var; ne bizlik kaldı, ne benlik!..<br />
• Simdi, ne ihtiyar var, ne genç; ne esir var, ne de eskiya (haydutlar); ne yumusak var, ne sert kaldı!.. Artık ne mum<br />
var, ne demir!..<br />
• Bir renklilik, bir sıfata bürünmüs birlik (vahdet) var; bedenden uçup gitmis bedenden kurtulmus bir can var!..<br />
1310. Bu tecellilere, bu rabbanî cilvelere karsı ne yapılır<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fa´lün<br />
(c. VI,2883)<br />
• Ne de hırsın var! Beni yemeksiz, uykusuz bırakırsın; istediklerimi vermezsin! Benden yüz çevirirsin ki, mihraba<br />
yöneleyim de, el açıp Sana yalvarayım!<br />
• Bazan, suyu, agzımda zehirden de acı bir hale getirirsin! Korkunç hadiseleri karsıma çıkarır, ödümü koparırsın!<br />
Bazan da, derdinle beni eritir, su edersin!..<br />
• Benim hacca gitmemi istersin; o takdirle beni, çöllere sürersin! Sonra, önüme eskiyaları düsürür, yolumu keser,<br />
devemi de, varımı yogumu da Araplara pay edersin!..<br />
• Bazan kuraklık verir, meyvelerimi, ekinlerimi kurutursun; bazan da, yagmur yagdırır, hepsini de sellere verir, siler<br />
süpürürsün!..<br />
• Edepli, terbiyeli bir hal takınsam, "Yürü; sen, rind degilsin, mest degilsin! Edepli olmak, sana benlik vermis!" dersin!<br />
Nefse uyup edepsizlik etsem, bu defa da bana, tutarsın, edep ve terbiyeye ait hikayeler anlatmaya koyulursun!..<br />
• Uzlet düsünsem, inzivaya çekilsem; "Rahibe benzedin; Müslümanlık´ta rahiplik yoktur!" dersin! Insanlarla ülfet<br />
etsem, sohbet etmeye koyulsam, dilimin sürçmesi ile beni, dostlara düsman edersin!..<br />
• Tevekkül yoluna düssem, yalnız Sana güvensem, sebeplere sırt çevirsem;<br />
"Sebeplere tutunmak yolumuzdur!" dersin! Sebeplere yapıssam, sebepleri elimden kaçırmaya baslar; "Onlarda is yok!"<br />
demeye kalkarsın!<br />
• Hikmetinden sual olunmaz: Herseyi yok edersin; sonra tutar, yok ettiklerinin yüzlerce fazlasını verirsin! Kıs<br />
mevsimlerini yollar, ardından ilkbaharları getirirsin, yeryüzünü yesertir, kurumus topraklara can verirsin!<br />
1311. Askın verdiği rahatlıkların, ask gibi, sonu yoktur!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2468)<br />
• Gönül ehlinden (asıklardan), canın ölümsüzlügünden baska bir rivayet gelmemistir! Askın verdiği rahatlıkların da,<br />
ask gibi, sonu yoktur!<br />
• Bu topluluk ne kadar hostur! Hepsinden de sükürler duydum! Sen, kendine gel de, asktan sikayet edenin sikayetine<br />
kulak asma!<br />
• Her seher vaktinde, baska bir tatlılık, baska bir güzellik vardır; her tarafta bir baska terütazelik vardır! Sanki hersey,<br />
yeniden yasamaya baslamıstır! Her adımda bir sasılacak sey, her nefeste bir baska lütuf, bir baska kerem hissedilir!<br />
• Canın güzelligi haddi asınca, Hakk´tan ona yardım üstüne yardım gelir! Fakat, hasedin kötü gözü kurumaz ki!..<br />
• Gökyüzü, her zaman askı arayıp durdugu için, sırtı, asıkların sırtı gibi bükülmüstür! Çünkü, onun güzelligi, essiz ve<br />
ömeksiz bir güzelliktir!<br />
• Seher vakitleri günesin mızrak çekmesi, sabahın bayrak açması, askın yüzünün parıltısıdır!<br />
• Ask yol gösterince, can rahata kavusur; basını gökyüzünden çıkarır da; "Ne güzel memleket!" der!<br />
• Allah, askına; "Senin güzelligin olmasaydı, ben, varlık aynasına itibar eder miydim " diye buyurdu!<br />
• Ne zamana kadar anlatıp duracaksın Canın hakkı için, daha fazla söyleme! Gönül, senin dilinden dertlere düsüyor,<br />
tasalara batıyor!<br />
• Halvete girenler, yalnızlıgı arayan kisiler kaçmıslar, sesin azıgını dökmüsler! Çünkü susmak, sarhos olanlara güçtür,<br />
kuvvettir!<br />
• Bülbüllerin ötmesi, asıklara ilaçtır, devadır! Ama, sen sus da, ask, sana daha baska bir güç, daha baska bir kuvvet<br />
versin!<br />
1312. Gamının dikenine katlanmadıkça, gülistandan gül toplayamazsın!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2455)<br />
• Güzellerin yanından geçtigin zaman, güzellerin gönüllerinden baska bir sey alıp gidemezsin! Ey gönül! 0 sevgiliden<br />
kendini çekme; ne yapsan, canını ondan kurtaramazsın!<br />
• Kapısının topragı olmadıkça, razı olup kapı açmaz! Gamının dikenine katlanmadıkça, gülistandan gül toplayamazsın!<br />
• Dagı bir hayli kazmadıkça, eline bir la´l geçmez; denize dalmadıkça, inci ve mercan elde edemezsin!<br />
• Sen alçak gönüllü olmadıkça, felek, sana bas egmez; nakdinin degeri dogru olmadıkça, kimse senin nakdini almaz!<br />
• Allah´ın mesti olmadıkça, gam, keder, sıkıntı senden ayrılmaz; kurt kılıgına girmedikçe, Ken´an Yusufu´nu<br />
kapamazsın!<br />
• Teni çesitli nimetlerle beslemek, insana hamlık verir! Halbuki, mihnet ve mesakkat, onu yola getirir! Din mihnetini<br />
çekmedikçe, iman devletini elde edemezsin!<br />
• Ey dudagım; gönlüm açılıncaya kadar hiçbir sey söyleme! Çünkü sen, bir tas yürekli ile düsüp kalktıkça, Bedahsan<br />
la´lini bulamazsın!<br />
1313. Gel; gel ki, sen, bizim gibi bir dost bulamazsın!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´lün<br />
(c. VI, 3055)<br />
• Gel; gel ki, sen, benim gibi bir dost bulamazsın! Iki dünyada da bizim gibi gönüller asıgı bir dost bulamazsın!<br />
• Sen, kupkuru çorak bir vadi gibisin; bizse, sevgi yagmuruyuz! Sen yıkılmıs, harab olmus bir sehirsin; biz ise, yıkık<br />
yerleri tamir eden, yeni binalar yapan mimarız!<br />
• Uykuya yatınca, rüyada binlerce sekil görürsün; gezer tozar, insanlar arasına karısırsın! Uyanınca, o insanlardan hiç<br />
birinin mevcut olmadıgını anlarsın!<br />
• Aklını basına al da, seni yaratanın sifa yurduna gel; bütün hastalara sifa bagıslayan o büyük hekimden hiç bir hasta<br />
çekinip kaçamaz!<br />
• 0 essiz padisah olmasa, dünya, bassız bir bedene döner! Sen, benzeri olmayan o basın etrafina sarık gibi sarıl da,<br />
ondan asla ayrılma!<br />
• Yüzün kara degilse, yani, yüzünde günahlardan arta kalan lekeler yoksa, aynayı elden bırakma! Çünkü can, senin<br />
aynandır; balçıktan yaratılmıs bedeninse, o aynanın pasıdır, lekesidir!<br />
• Gel de, beni zaman zaman hatırla, beni aklına fıkrine getir! Çünkü, o aklı, o düsünceyi sana ben verdim! Eger la´l<br />
satın almak istiyorsan, benim madenimden al!<br />
• Eger yürüyüp gideceksen, sana ayak lütfeden, yürüme gücü veren o büyük varlıga dogru git; iki gözünü aç da, sana<br />
görüs verenin, güzel eserlerle dünyayı süsleyenin yarattıklarında, onu görmeye çalıs!<br />
• Cosan, dalgalanan, köpürüp duran denizi hayranlıkla seyrediyor, neseleniyor, el çırpıyorsun! Seni neselendiren<br />
köpükler, onun denizinin köpükleridir! Bu yüzden, onun nesesine ne gam gelir, ne keder!<br />
• Onun sözlerini bas kulagı olmaksızın duy; ona, dilsiz dudaksız hitap et; söz söyle! Çünkü, dille söylenen sözlerin<br />
bazan hos. olmayan yalan sözler, bazan da gönül kıran acı sözler olmamasına imkan yok!<br />
1314. Benim coskunlugumu, benim duyduklarımı Allah bütün aleme dagıtsa, herkese pay etse, o zaman dünyada akıllı<br />
tek bir insan bulamazsın!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c. V, 2537)<br />
• Ben, dün kendimde degildim; adeta hasta idim! Sevgili hakkında bazı sözler söyledim! Dostlugumuz hakkı için,<br />
yaptıgımız sohbet hakkı için söyledigim sözleri sevgiliye duyurmayın!<br />
• Allah korusun, o ay yüzlü sevgili söylediklerimi ansızın duyarsa, isitirse, gece karanlıgında bana ne yapar, ne eder;<br />
artık kendisi bilir!<br />
• Aklı basında olmazsa, sevda masalı perisan olur, dagılır gider! Akıl, bazan alta düser, bazan üste çıkar; bazan nefisle<br />
savasa girer, bazan aglar inler!<br />
• Bendeki coskunlugu, benim sevdamı Allah bütün aleme dagıtsa, herkese pay etse, o zaman dünyada akıllı tek bir<br />
insan göremezsin; herkes deli divane olur, herkes aklından olur!<br />
• Ey akıl; durmadan basıma vesveseleri döküyorsun! Ey bulut; sen de, aralık vermeden üstüme acılar, kederler sarabı<br />
mı yagdırıyorsun<br />
• Ey müslümanlar, ey müslümanlar! Gönlünüze sahip çıkın, gönlünüzü kederden, vesveseden koruyun! Bana ne yakın<br />
olun, ne de, acılar çektigim için bana acıyın, ne de beni teselli edin!<br />
1315. Bizim sevdamız, bir baska sevdadır!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´îlün<br />
(c. VI,2784)<br />
• Bütün dünyayı arayıp tarasan, sevdasız bir bas bulamazsın! Fakat bu bizim sevdamız, baska türlü bir sevdadır! Bu<br />
sevda, dünyada görülmemistir; bunun esi benzeri yoktur!<br />
• Bu öyle bir sevda ki, bütün sevdalar, bu sevdanın hasretini çekerler! Çünkü, bunun insanı yüceltecek, mana alemine<br />
götürecek yüzlerce kolu kanadı vardır! Halbuki, öteki sevdaların bir tek kanadı bile yoktur!<br />
• Öteki alemin bagına bahçesine karsı su dünya bahçesinin güzelligi, hamamlardaki nakıslara benzer! Su fani dünyanın<br />
meyvelerinin de ebedîligi yok; dallar da, her zaman taze, her zaman yas degil!<br />
1316. Benim mezhebimde, kendinde olustan daha beter bir cinayet yoktur!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2476)<br />
• Horoz öttü! Haydi! Gafletten uyan, kendine gel; seher vaktinin gönlü uyanık kisilere sundugu mana sarabını içme<br />
zamanı geldi! Feyzini uzunca anlatamıyorum; akıllı ve anlayıslı kisiye, bir isaret yeter!<br />
• Zaten, sen de uyanık bir kisisin, akıllısın. temiz gönüllüsün! Mana sarabını getir de, gönlümü al! Böylece, seninle bir<br />
alıs veris yapalım!<br />
• Ney´i eline al, üfür! Zaten, mübarek seher vakti bizim gafletimiz için aglamakta, feryad etmektedir! Çeng de,<br />
ayrılıktan sikayet edip durmaktadır!<br />
• Altın renkli saraptan bize bir kadeh sun da, bizi bizden al! Bizim mezhebimizde kendini begenmekten, kendinden<br />
yana çıkmaktan daha beter bir cinayet yoktur!117<br />
117 Bu beyit, Sirazlı Hafız merhumun su beytini hatırlattı:<br />
"Kimsenin gönlünü kırma da, ne yaparsan yap! Bizim seriatimizde bundan baska günah voktur!"<br />
• Nefis, hırslı ve huyludur; nekestir, dünya malına asıktır; dedikodudan hoslanır! Bu kötü huyları yüzünden, sendeki<br />
gizli rahmet hazinesinden habersizdir!<br />
• Ey gönül! Kendine gel; "Zahmet çekmeye gücüm kuvvetim yok!" deme! Kendi saçma görüslerinden vazgeç; sen,<br />
güçsüz degilsin!<br />
• Herkesin zahmetini bol bol çekiyorsun da, sende bulunan gizli hazineyi aramak zahmetine katlanmıyorsun! Bu;<br />
tembelliktir, hasisliktir, asagılıklıktır!<br />
• Gönlünde ne varsa, o, senin sözünde, feryadında gizlenmistir! Onlar; sözünle, feryadınla meydana çıkarlar ve<br />
derlenir toplanır, kıyameti koparırlar!<br />
• Müridin canı da, gönlü de, benlik ve bizlik sehvetinden, ancak senin tertemiz denizinden baska bir seyle<br />
temizlenmez.<br />
• Günah islemekten çekinenler, temiz gönüllü kisiler, sabah aksam çölde yol alırlar, Kabe´ye gitmek isterler! Halbuki<br />
Kabe, onları ziyaret etmek için onlara dogru gelir, onları karsılar!<br />
• Ruh, ona secdeye kapanır, onun varlıgına sükürler eder! Allahım! Ruh, Sana ibadette bas olmustur, yücelmistir!<br />
• Günes gibi gülüsündeki lutfa, kereme, zerre zerre her sey, bir baska çesit sehadette, tanıklıkta bulunur!<br />
• Herkes, her sey, Sen´i arıyor; Sen´in mahallende itikafa girmis, Sen´in kereminin, lütfunun kabesine yüzlerini<br />
dönmüsler, ibadet ediyorlar!<br />
• Bazan çeng gibi, kapının önünde Sana rüku etmekte, bazan ney gibi, Senin nefesinin ümidi ile kamet getirmektedir!<br />
• Yeter ey akıl! Artık, bu hüzünlü feryadı bırak; acıklı hikayeyi söyleme! Cesur olan her gönül,´konusarak degil,<br />
susarak hakikatin kokusunu alır!<br />
1317. Hem bedene can verirsin, hem de bedenden gizlenirsin!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. VI, 2795)<br />
• Ey yüzlerce gül bahçesinin canı! Yasemene kendini göstermedin, ondan gizlendin fakat, ey benim canımın canının<br />
canı olan sevgili; sen, nasıl oldu da, benden gizlendin<br />
• Gökler, seninle aydınlandıgı, seninle nurlandıgı halde sen, niçin kendini gizlersin, göstermezsin Su bedeni<br />
canlandıran, yasatan sensin! Peki, ne diye can verdigin bedenden de gizlenirsin<br />
• Hakk´ın gayretinin kemalinden ve kendi güzelliginin üstünlügünden ötürü mü, kendi güzelligini kendinden mi<br />
kıskanıyorsun Ey padisahlar padisahı: böylece, erkeklerden de, kadınlardan da gizleniyorsun!<br />
• Ey kendinden geçen, kendinden bile gizlenen essiz, benzeri olmayan ay´ Bizden de gizlensen, iki dünyadan da<br />
gizlensen sasılmaz!<br />
• Ey canlara, gönüllere apaçık görünen aziz varlık! Öyle bir gizlendin, su fani gözlerimize öyle bir görünmez hale geldin<br />
ki, bu asırı gizlenisle sen gizlilikten bile gizli kaldın!<br />
• Ey Tebrizli Sems! Sen, Hz. Yusuf gibi, bir kuyuya düsmüs, kendini gizlemissin! Ey ab-ı hayat, ey bizi ölümsüzlüge<br />
kavusturacak bengisu! Seni elde etmek için kuyuya sarkıtacagımız ipten bile gizlendin; seni nasıl bulabilecegiz<br />
1318. Bir sırları söylemeye imkan yok; bütün zerreleri açsan, her birini bir agız yapsan, yine bu sırlar anlatılamaz!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2465)<br />
• Sen; benim sırrımı, gizlediklerimi herkese söylemeye, nisanı izi belli olmayan o padisahı göstermeye, izini belirtmeye<br />
geldin!<br />
• Dün aksam, sarhos hayalin bana geldi; elinde bir sarap kadehi vardı! "Ben, içki içmem!" dedim; "Içmemezlik yapma,<br />
ziyan edersin!" dedi!<br />
• "Eger içersem, aklım basımdan gider, utanma nedir bilmem! 0 zaman elimi saçlarının üstüne korsam, sen, hemen<br />
benden kaçar gidersin!" diye korkuyorum!"<br />
• Nazlanmamı gördü de, bana; "Sen, bir acayip adamsın!" dedi. "Can, sana yüzünü dönüyor, iltifat ediyor, sen, ondan<br />
yüzünü çeviriyorsun!<br />
• Herkese karsı dalavere yapıyorsun, düzenler kuruyorsun ama, benim gibi birisine de mi dalavere .. Ben ki, sana<br />
dostum, sana çok yakınım; benden de mi sır saklıyorsun<br />
• Yeryüzünün gönlünün hazinesiyim; ne diye basını yere koyuyorsun, secde ediyorsun Gökyüzünün de kıblesi benim;<br />
ne diye yüzünü göge tutuyor, ondan birsey diliyorsun<br />
• Sana görüs nurunu veren padisaha dogru bak! Eger inadından ötürü ondan bas çekersen, ecel gününde halin nice<br />
olur<br />
• Egri otur fakat, dogru söyle; insana, dogru söz yarasır! Senin canın da, ruhun da benim! Halbuki sen, beni bırakıp<br />
baska tarafa gidiyorsun!"<br />
• Yeter; bu söz anlatılamaz, agıza gelmez! Hatta, bütün zerreleri açsan, herbirini bir agız haline getirsen, yine<br />
anlatılamaz!<br />
1319. Gönlüme, görülmemis, acayip bir ates düsürdün.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2488)<br />
• Ey güzel varlık! Gönlüme, canıma görülmemis, acayip bir ates düsürdün! Düsürdügün ates, gönlümde yerlesti kaldı!<br />
Sen, ne diye yolculuga çıktın<br />
• Atesin gönlüme yerlesti kaldı, gönlüme dost oldu! Gönlüme attıgın atese de ki: "Gönül senden sikayetçi degil; sana,<br />
ab-ı hayat gibi ´Hos geldin!´ diyor!"<br />
• Senin hayalinin lezzeti, gönlümü yaktı yandırdı! Güzelim; sanki senin gamın tatlılastı, seker oldu da, gönlüm, bir<br />
kagıt gibi ona sarıldı!<br />
• Mum, atesinle yandıgı için sızlanmadı, sabretti de, her tarafı nur kesildi! Nur, herseyden iyidir; hele ölümsüz, sonsuz<br />
olursa!..<br />
• Nur, bir an bas kaldırdı mı, ruhu isteyen, tek basına kalır! Allah´ın lütfu, ihsanı olmadıkça, benim ay yüzlüm de<br />
görünmez olur!<br />
• Fakat, yine bir ihsana ugrar, Allah´ın yardımından yine bir lütuf gelir de, sonsuz birlik imam olur, kendisine uyulur!<br />
• Allah, kahır kaplanını baglar, sevgi kapısını açar ve sehrin üstüne bir kubbe kurar da, bütün sehir kötülüklerden<br />
kurtulur!<br />
1320. Ay gibi bir güzellik definesi<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2492)<br />
• Iki dünyada da gönlünü nefsanî arzulardan temizlemis her insan, "Elest" sesine karsı, "Bela" (evet) demenin yokluk<br />
oldugunu görmüs ve anlamıstır!<br />
• Topraktan yaratılmıs olan su dünyayı küçük bir tepe say; yokluk, onun altında gömülü bir hazine! Tepenin üstünde<br />
oynayıp eglenmek, ancak çocukların zevkidir, nesesidir!<br />
• Kimin gözü baglanırsa, onun hırs parıltısı azalır! Gizli hazineden haberi olmayanın ise, hantallıgı ve tembelligi artar!<br />
• Ay gibi bir güzellik hazinesini can gördü de; "Aman ne kadar da güzel göz degmesin!" dedi. Binlerce padisah, onun<br />
yoluna düsmüs, onu arıyor! Ah ne de büyük, ne de elde edilmesi gereken yüce bir sey!<br />
• Onun güzelligini överdim, dudaklarından bahsederdim; canın yüzünü açardım, onu anlatmaya çalısırdım! Fakat, onu<br />
anlatacak, ona ulasacak kisi nerede<br />
• Iki köyde, yani iki dünyada, ona layık kimse yoktur! Ama, varsın olmasın; sen, onun yoluna canını da at, kendin de<br />
atıl! Bas çekme; basını yere koy!<br />
• Ey tanınmıs Tebriz! Semseddin´in kapısında kemer kusan; yani, ona hizmete hazırlan! Çünkü, basın, bir mübarek<br />
kisinin ayagına kapanması pek kutlu, serefli bir seydir!<br />
1321. Nerdesiniz, ey gök kapılarını açmasını bilenler<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2707)<br />
• Ey ask kerbelası çölünün belasını candan arayanlar, ey Allah yolunda sehit olan aziz varlıklar; neredesiniz<br />
• Ey tez canlı asıklar, ey havadaki kuslardan daha hızlı uçanlar; neredesiniz<br />
• Ey gökyüzünun padisahları, ey gök kapılarını açmasını bilenler; neredesiniz Geliniz; bize, gökyüzünün kapılarını<br />
açınız, bizi ötelere gönderiniz!<br />
• Ey benlik zindanının kapısını kıranlar, ey nefsin esaretine düsmüs rahmanî duyguları uyandıranlar, hapisten<br />
kurtaranlar; neredesiniz<br />
• Ey gizli hazinenin, gönül hazinesinin kapısını açanlar, ey mana yoksullarının varı yogu olanlar; neredesiniz<br />
• Ey "Nerdesiniz, nerdesiniz .." diye sorduklarım, aradıklarım! Siz, öyle bir denizdesiniz ki, su alem, o denizin<br />
köpükleridir! Zaten, sizin, çok önceden o denizle asinalıgınız vardı; siz, o denizde yüzmeyi çok önceden bilirdiniz!<br />
• Su içinde yasadıgımız dünyada görülen sekiller, suretler o vahdet denizinin köpükleridir! Eger senin askın ve aklın<br />
varsa, eger sen temiz kisilerdensen, su köpüklerle ugrasma, onlarla mesgul olma, onları geç!<br />
• Eger sen bizden isen, eger sen de Hakk´ı arıyorsan, sekli sureti bırak da gönüle dogru yürü, gönüle gel!..<br />
• Ey Tebrizli Sems! Dogudan dog; çık, görün! Çünkü, her ısıgın aslının aslının aslı sensin!<br />
1322. Bütün bu sesler, kıyısı olmayan denizdendir!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. VI,2693)<br />
• Bedenin burada ama, gönlün, mana bahçelerinde dolasıyor! Sen avlanmayı düsündükçe, seni avlarlar!<br />
• Bedenin ile, kamıs gibi belini baglamıs, dügümler atmıssın, buraya baglanmıssın, buradasın! Fakat, iç yüzün<br />
kararsız, rüzgar gibi dolasıyor!<br />
• Bedenin, denize dalmak için soyunan dalgıcın elbisesi gibi kıyıda kumlar üstünde; gönlün ise, balık gibi denize<br />
dalmıs, yüzüp durmada!<br />
• Bu denizde asil ruhlu, iyi huylu damarlar da vardır, kapkara, kötü ruhlu damarlar da bulunmaktadır. Çünkü bu alem,<br />
zıtlar alemidir!<br />
• Gönül temizligi, asil ruhluluk, faziletli olus, o temiz damarlar yüzündendir! Kanadını açıp uçmaya baslayınca, o<br />
damarların izini bulursun!<br />
• Sen, kan gibi o damarlardan gizlisin; bir parmagını bassan, yani kendi içine inip kendi kusurunu görsen, kendinden<br />
utanırsın!<br />
• Güzel telli çengin sesi de, o damarlar yüzündendir; bu aglayıs, o aglayıstaki güzelligin durusudur! Yani, çengin de<br />
insan gibi bir dıs yüzü, tellerinin sesi var, bir de iç yüzünün, gönlünün sesi var!<br />
• Bütün bu sesler, bu nagmeler, kıyısı bulunmayan denizdendir! Deniz kıyısızdır fakat, cosar, dalgalanır, köpürür!<br />
1323. Sen, nereden geldigini biliyor musun<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. VI, 2927)<br />
• Nereden gelmissin, biliyor musun Sen, Hakk´ın hareminden gelmissin;<br />
• 0 ruhanî alem, o güzellikler hiç hatırına gelmiyor mu<br />
• Onları unuttun da, bu dünyada saskına döndün, böyle sasırıp kaldın!<br />
• Senin basın dönüp durmada! Bir avuç toprak karsılıgında canını veriyorsun; bu ne ucuz alıs veris<br />
• 0 topragı geri ver; kendi degerini bil! Sen, köle degilsin; sen padisahsın, sultansın haberin yok!<br />
• Gökyüzünden nice güzel yüzlüler, senin için gizlice yeryüzüne inmisler!<br />
1324. Dünya, güzellerin ateslerinden yandı!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2690)<br />
• Ask bana geldi de; "Benim yolumda can verir misin " diye sordu! Arkasından; "Neden hemen; ´Evet, evet; can<br />
veririm!´ demiyorsun " dedi!<br />
• Dünya, güzellerin ateslerinden yandı yakıldı! Askın güzelligi, askın yüzü hertarafı sardı!<br />
• Can, askın yüzünü görünce; "Ben elden çıktım; öyle oldugu halde, bana yine de el vermiyorsun!" dedi!<br />
• Ben, askı, bir nur burcu olarak gördüm! Fakat, o nur burcunun içinde ne yakıcı ates var; ah bir bilsen!<br />
• Canlar, askın yüzüne karsı birer hayaldir! Üstünde yasadıgımız su kocaman dünya, onun atının ayagında bir toz<br />
zerresidir!<br />
• Onun atının nalından yükselen tozdan ovalarda, tarlalarda güzeller, güzel yüzlüler bitmekte, boy atmaktalar!<br />
• Benden, baska bir seycikler sormayınız; ben, yalnız sunu biliyorum: "Ask yolunda yüzlerce kisi bir pula satılmaz!"<br />
1325. Benimle beraber oldugun halde neden gizleniyorsun<br />
Mütefa´îlün, Fe´ülün, Mütefa´îlün, Fe´ulün<br />
(Dîvan-ı Kebîr, Külliyat-ı Sems-i Tebrîzî, 3238)<br />
• Allahım! Beni, ezelde yarattıgın zaman askım kemal derecesinde idi! 0 zamanlar ne yer vardı, ne dünya vardı, ne<br />
günes mevcuttu, ne de ay mevcuttu! Sen, benim duamı, yalvarıslarımı isittigin zaman;<br />
• Ne bir insan bası vardı, ne de onun külahı vardı. Beni kendi askın için seçtigin zamanlar, hiç bir sey mevcut degildi!<br />
• Ben, ezelde, en eski zamanlarda Sen´inle beraber idim, Sen´in nedimin, dostun idim! Böylece, mademki ben Sen´inle<br />
beraber oldum, Sen de benimle oldun! Su halde, niçin görünmüyorsun.<br />
• Gören göz de Sen´sin, söyleyen, isiten de Sen´sin; gözümüze perdeler çeken, hakikati bize göstermeyen de Sen´sin,<br />
perdeleri yırtan da Sen´sin!<br />
1326. Ey gönül; oruçlu iken Allah´a misafirsin!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe-ülün<br />
(c. VI,2672)<br />
• Ey gönül! Oruçlu iken Allah´a misafirsin; sana gökyüzü sofrası yakısır!<br />
• Sen, bu mübarek ayda cehennemin kapısını kapadın! Böylece sen, cennetten binlerce kapı açarsın! 118<br />
118 Bu beyit, Fuzülî´nin su beytini hatırlattı:<br />
"Ramazan ayı gele, açıla cennet kapısı<br />
Ne reva kim kala meyhane kapısı baglı"<br />
• Topraktan, atesten, sudan, rüzgardan dikilmis olan beden hırkasını çıkar, at!<br />
• Can, askın kapısına geldi de; "Beni affet; sen, özürlerin canısın!" diye yalvardı!<br />
• "Ey ask!" diye sızlandı. "Bu ayda özrümüzü kabul et; hata ettik!"<br />
• Ask da, gülerek cana dedi ki: "Senin elini tuttum! Biliyorum ki sen, elsizsin, ayaksızsın!<br />
• Hekimim; ben, sana perhize girmeni emrettim! Çünkü sen, bu korkunun ve ümidin hastasısın!<br />
• Perhize gir de, sana bir serbet yapıp sunayım; onu içince sen, hiç kendine gelmeyesin!"<br />
• Sustum; artık bunu ask anlatsın! Çünkü, onun gözü, canlara can katar!<br />
1327. Su dünya üstünde hayat, aslında, bir ölümdür!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´îlün<br />
(c. VII, 3172)<br />
• Ey bu dar ten kafesinde uçan kus! Sen, varını yogunu aldın, göklerin üstüne yücelttin!<br />
• Bundan sonra yepyeni, taze bir zindelik, bir dinçlik gör! Ne zamana kadar bu yeryüzündeki serseri zindeligi, dagınık,<br />
zevksiz hayatı sürdüreceksin<br />
• Su dünya yüzündeki hayat, aslında, bir ölümden ibarettir! Bizi korkutan ölüm de, hakikatte, hayattır! Bunu ters<br />
düsünmek, yani, ölümü, bir baska aleme dogmak degil de yok olup gitmek gibi sanmak imansızlıktır!<br />
• Eger Hakk ten hanesini yıkarsa, sakın inleme, sikayet etme! Sunu iyi bil ki, aslında sen, ten zindanında mahbussun;<br />
ölüm gelip de orası yıkılınca kurtulacaksın!<br />
1328. Sen, hile ile gönül sekline girmissin!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´lün<br />
(c. V, 3071)<br />
• Ey gönül! Sen, bulusma devlet kususun; kimin basına konarsan, o, gerçek sevgiliye kavusur! Böyle olunca, neden<br />
uçmuyorsun, ne diye insanları mutluluga götürmüyorsun Seni kimse tanımaz; sen ne insansın, ne de peri!<br />
• Sen, çok güzel bir sevgilisin; gönül degilsin! Fakat sen, binlerce insanın gönlünü elde edesin, onları ask yoluna<br />
düsüresin diye, hile ile, düzen ile "gönül" sekline girmissin!<br />
• Sen, bir an vefalı ol, topraga karıs, onunla arkadas ol, ayaklar altında ezil; sonra kal, bir an da göklere yüksel,<br />
arsın da, fersin de, iki dünyanın da hududunu as, ötelere git!<br />
• Ruh, neden seni bulamaz Sen, onun kolusun, kanadısın! Göz, neden seni göremez Sen, gözün de, görüsün de<br />
aslısın, temelisin! 119<br />
119 Bu beyit, Namık Kemal merhumun su beytini hatırlatıyor:<br />
"Münferid vasıta-i ru´yet iken<br />
Göremez kendini dîde bile"<br />
Yani; yalnız görme vasıtası oldugu halde göz, kendisini göremiyor!<br />
• Tövbenin haddine mi düsmüs ki sana tövbe etsin Haber kim oluyor ki, seninle bulundugu halde baska bir seyden<br />
haberi olsun<br />
• Bütün bilgiler, akıllar, gökteki yıldızlar gibidir; sen ise, onların perdelerini yırtan bir dünya günesisin!<br />
• Su dünya, sanki kardır, buzdur; sense Temmuz ayısın! Senin etkin baslayınca ondan eser bile kalmaz; erir gider!<br />
• Zavallı ben kim oluyorum; bana söyle ! Kimim ben ki, seninle beraber olayım da, yine varlıgıma sahip bulunayım!<br />
Sen, bana dogru bir baktın mı, ben de yok olur giderim, benim gibi yüzlercesi de!..<br />
1329. Sen saraptan, ben de onun kokusundan mest oldum!<br />
Müstefilün, Fe´ulün, Müstefilün, Fe´ulun<br />
(c. VI,2947)<br />
• Ya ben tuhaflastım, ya sen tuhaflastın; birçok kadeh içtin de, bana bir kadeh bile vermedin!<br />
• Sen saraptan, ben de onun kokusundan mest oldum! Büyük bir padisahın meclisinde sarap kokusu ile mest olmak,<br />
kendinden geçmek de az bir lütuf degildir!<br />
• Birçok asıkları öldürdün ama, sen, yine de suçsuzsun! Çünkü, onları eziyet vererek, gamlara, kederlere düsürerek<br />
öldürmedin; zevkle, nese ile öldürdün!<br />
• Dünya, seninle karanlıklardan çıkar, aydınlanır; insan seninle muradına erer, istedigini bulur! Durum böyle iken,<br />
neden gittin de sen muratsızlık köyünde ev tuttun, oraya yerlestin<br />
• Neden böyle yaptıgını anlıyorum: Zira, aydın ısık, gece karanlıgında daha iyi belli olur! Dünyada dert olmasaydı<br />
derman da bulunmazdı; derman, derde gelir, dertliye gelir! Zaten isin ustalıgı da buradadır; her seyi zıddı ile belirtiyorsun!<br />
• Senin gamından baska bir sey içmeyeyim; ne Amîd´in nüktesini, ne de Imad´ın sözünü duymayayım! Bir söy<br />
söylemeyeyim diye agızımı tuttun, kulagımı tıkadın! 120<br />
120 Amîd (Mansur oglu Amîd): Iran Selçukluları hükümdarı Turgut Bey´in veziri. Çok güzel konusan bir kimse<br />
oldugu için, sözleri darb-ı mesel haline gelmistir. Ne yazık ki bu büyük insan, bu büyük edip ve hatip, siyasete kurban<br />
gitmis, 1064 tarihinde idam edilmistir. Imad´a gelince; 949 senesinde Siraz´da vefat eden Al-i Büveyh Devleti´nin<br />
kurucusunun adı. Bu da edip bir kisi imis.<br />
• Tebrizli Semseddin´e, hakikatle mest olmus, kendinden geçmis olanların selamlarını götür, önünde yere kapan da<br />
de ki; "Ey ruhum, canım efendim! Kaçtın, halvete mi çekildin "<br />
1330. Bu dünyada hayat, bir zehir gibidir; sen de, o zehri etkisiz bırakan bir panzehirsin!<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. VI, 2734)<br />
• Sevgilim! Sensiz yasamak, benim için haramdır; sen olmayınca, bu dünyada nasıl yasanılır, nasıl hayat sürülür 121<br />
121 Mevlana´mızın bu lirik beyitleri, eski sairlerimizden Nesatî ve Faruk Nafîz merhumların su mısralarını hatırlattı:<br />
"Baga sensiz bakamam, çesmime ates görünür<br />
Gül-i handanı degil, serv-i hıramanı bile"<br />
Faruk Nafîz de sunları söylemis:<br />
"Bir goncasın ki ıtrını senden alır bahar<br />
Sensiz kalınca yapma çiçekten ne farkı var<br />
Mevsim seninle kol kola gelmezse gelmesin!"<br />
• Senin bulunmadıgın yerde hayat sürmek, senin güzel yüzünü görmeden yasamak, yasayıs zannedilen, yasayıs adı<br />
verilen bir ölümdür!<br />
• Dünya acılarla, kederlerle, ızdıraplarla dolu; adeta zehir gibidir... Sen ise, bu zehri etkisiz bırakan bir panzehirsin!<br />
Dünya bir tuzaktır, sen de o tuzagın yemisin; senin yüzünden biz, dünya tuzagına düsmüsüz, yasıyoruz!<br />
• Sen bir incisin; bu cihan da, sanki inci kabı, hokkadır! Yasayıs bir kadehtir; sen de o kadehte bulunan bir sarap!..<br />
• Senin sevgi suyun olmasa, gül bahçesi çoraklasır, dikenlerle dolu bir çöl olur! Senin cosup kaynaman, heyecanın<br />
olmasa, hayatın hiç bir tadı kalmaz; ham, çig bir meyve gibi olur!<br />
• Kusursuz olan, her bakımdan tam olan güzelligin olmazsa, yasayısın tadı, zevki tam olmaz, tam yasayıs sayılmaz;<br />
hayat, zevksiz ve manasız bir sey olur!<br />
• Sen olmadıktan sonra kabul edilen dualar, ulasılan muratlar, dilekler ne ise yarar Bu hal; duaların kabul<br />
edilmemesi, muratların, dileklerin olmaması ve bizim yasayıs muradına ulasmamamız olur.<br />
1331. Güzellerin gözlerine mahmurluk, büyücülük, gönül alıcılık vermissin!<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2733)<br />
• Ey vuslatı ab-ı hayat olan sevgili; dünya isteklerinden kurtulusumuzun çaresini ancak sen bilirsin!<br />
• Sen, gözden kaybolma; çünkü sen, göz nurusun! Gönülden de ayrılma; sen, cansın! Ben, sensiz yasayamam!<br />
• Gözümden kayboldugun zaman canım, gizli gizli aglamaya baslar!<br />
• Ben kim oluyorum ki vuslatı, sana kavusmayı arayayım; sen lütfediyorsun, güzelliginle, beni kendine dogru<br />
çekiyorsun!<br />
• Birisi bana; "Asıklık nedir " diye sordu. Ona dedim ki: "Sen, bu manaları bana sorma!<br />
• Asıklıgın ne oldugunu, benim gibi olursan görürsün, anlarsın! Seni çagırdıkları zaman, sen de onları çagırırsın! 122<br />
Yani, sevilirsen, sen de seversin!<br />
122 Hz. Mevlana, MesnevTnin ikinci cildinin önsözünde de söyle buyurmustur:<br />
"Birisi; ´Asıklık nedir ´ diye sordu. Ona dedim ki: ´Benim gibi olursan bilirsin, anlarsın<br />
• Sevgilim! Sen, güzelliginin baharı hevesine kapıldıgın, yani gençlik çagında güzelliginin gururunu yasarken ben,<br />
ömrümün son baharında, her nefesimde son bahar rüzgarı estirmedeyim.<br />
• Sevgilim; sen, güzelligin ile bagı bahçeyi sonbaharın soguk rüzgarlarından, cevrinden, cefasından kurtamadasın!<br />
• Allahım! Sen, küçük bir et parçasına söylemek ve dinletmekte, tercümanlık vazifesi vermissin!<br />
• Peygamberlerin dillerine kadîm olan, evveline evvel olmayan o tek varlıgın sırlarını vermissin, onları söyletiyorsun!<br />
Yani, vahiy yolu ile peygamberlerin dilleri ile konusuyor, onları hidayete erdiriyorsun! 123<br />
123 Bir Mesnevî beytinde Hz. Mevlana söyle buyurmustur:<br />
"Gerçi Kur´an Peygamber´in dudagı ile söylenmistir; bu yüzden kim ki; ´Kur´an´ı Hakk soylemedi!´ derse, o, kafir olur!"<br />
• Velilerin ruhlarına, ölümde ölümsüzlük yasayısını lütfetmissin! 124<br />
124 Hallac-ı Mansur hazretleri; "Muhakkak ki benim ölümümde hayat vardır!" demisti.<br />
• Iyi düsünemeyen, anlayıssız akla, beden sehrinin bas damında bekçilik vazifesi vermissin!<br />
• Sen, her gece uykuya dalınca, insanların ellerinden bes duyguyu alırsın!<br />
• Gül yanaklı güzellerin gözlerine mahmurluk, büyücülük, gönül alıcılık vermissin!<br />
• Iki damla gönül kanına (ana rahmine düsen iki damlaya), ince seyleri anlama ve düsünme kabiliyeti vermissin!<br />
• Aska da lütfetmissin, yigitlik, pehlivanlık, cesaret vermissin!<br />
• Senaî hazretlerinin bir nasihati su: "Eger Hakk´ı apaçık, ayan olarak hissetmek istiyorsan, canınla oyna; riyazet ve<br />
ibadetle nefsini yen, sıkıntılara katlan!"<br />
• Ey Tebrizli Sems; sen, bastan basa nurdan ibaretsin! Çünkü sen, göklerin nurlar saçan çeragısın!<br />
1332. Biz, varlıgımızı yok ederek, tamamıyla ask olduk!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´nlün<br />
(c. VI,2942)<br />
• Biz, savasta yüzümüze kalkan tutmayız! Yani, biz asıklar, nefisle savasırker korkmadan, kahramanca savasırız!<br />
Sema´ ederken de kendimizden geçeriz ne neyden, ne de deften haberimiz olur!<br />
• Biz, zaten, Hakk´ın askı ile yok olmusuz, askının ayakları altına serilmisiz´ Biz, kat kat askız; biz kel degiliz, biz sagır<br />
da degiliz!..<br />
• Biz, kendi kendimizle, kendi benligimizle savasmıs, varlıgımızı yok ederek tamamıyla ask olmusuz; bizde, bakıstan<br />
ve görüsten baska bir sey kalmadı! Artık, bize, göze çekilen sürmenin faydası yoktur!<br />
• 0 yanıp eriyisin tesiri ile askın beni oksamasından ötürü, cigerim kan kesildi; artık, bende ciger yok!<br />
• Gönlüm de yüz parça oldu, avarelesti. Bugün arayacak olsan, bende, gönülden bir eser bile bulamazsın!<br />
• Yusyuvarlak aya baksana; o, her gün erimede; ayın sonunda göge baktıgın zaman, gökteki ayı göremezsin!<br />
1333. Cihanın her cüz´ü, her seyi asktır!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2674)<br />
• Haydi ey ab-ı hayat, yani ask! Bir nagmeye basla da, beni sevkle, heyecanla degirmen tası gibi döndür!<br />
• Böyle yap! Böyle yap da, hep böyle olsun; perisan, darmadagın olarak, ben bir tarafta, gönül bir tarafta olsun!<br />
• Agaçların dalları ve yaprakları, rüzgar olmasa oynamaz; kehribar olmadan saman çöpü de uçup gitmez!<br />
• Insaf et; saman çöpü bile rüzgar esmedikçe hareket etmez ise, dünya nasıl olur da rüzgarsız, rüzgar olmadan, bir<br />
tesir eden bulunmadan kendi kendine hareket eder<br />
• Aslında, dünyanın her cüz´ü, her seyi asıktır; her seyin, her zerrenin, her atomun bile içine bir ask atesi düsmüstür!<br />
Her sey, sevgili ile bulusmak için çırpınır durur; her sey bulusma sarhosudur!<br />
• Fakat onlar, kendi sırlarını sana söylemezler! Çünkü sır, layık olandan baskasına söylenmez!<br />
• Bütün varlıklar, ev sahibinin, yani Allah´ın tatlı sofrasından yemekte içmektedirler!<br />
• Her sey canlı, her sey yiyor içiyor, konusuyor! Böyle olmasaydı, karıncalar Süleyman´a sır söylerler miydi, dag<br />
Davud Peygamber´le beraber ilahî okur muydu, seslenir miydi<br />
• Su gökler asık olmasaydı, gögsü böyle saf, temiz, masmavi olur muydu<br />
• Eger günes de asık olmasaydı, yüzünde bir nur, bir ısık bulunmazdı!<br />
• Yerler, daglar asık olmasalardı, gönüllerinden bir ot bile bitiremezlerdi!<br />
• Deniz asktan habersiz olsaydı, askı anlamasaydı, böyle çırpınıp durur muydu, köpürüp cosar mıydı<br />
• Ey insan! Sen de asık ol, askı tanı; vefalı ol da, vefa bul!<br />
• Gökyüzü, emanet yükünü kabul etmedi! Çünkü, asıktı; hata etmekten korktu!<br />
1334. Ey gülen bahar; ne kadar da hossun!<br />
Müstef´ilün, Fe´dlün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2936)<br />
• Ey gülüp duran ilkbahar; ne kadar da neselisin! Sen, mekansızlık aleminden geldin; bize bir sey getir! Sevgilimizden<br />
ne gördük ..<br />
• Gülüyorsun, yüzün terütaze; yemyesilsin, misk gibi kokuyorsun! Sen, ya bizim sevgilimizle aynı renktesin, yahut bu<br />
güzel rengi ondan aldın!<br />
• Ey mevsim; sen, ruh gibi hossun! Gözlerden gizlisin; eserlerinle meydandasın, görünüyorsun ama, kendin meydanda<br />
degilsin!<br />
• Ey gül; ne diye gülmüyorsun neselenmiyorsun Ayrılıktan kurtuldun, bahara kavustun!.. Ey bulut; sen de neden<br />
aglamıyorsun, göz yası dökmüyorsun Sevgilinden ayrılmadın mı ..<br />
• Ey gül; bahar yesilligini süsle, açıkça gülmeye basla! Çünkü, üç ay gizlice, kimseye görünmeden soguk dikenler<br />
arasında kosup durdun, baharı bekledin!..<br />
• Ey bahçe; su yeni yetisen çimenleri, fidanları güzelce besle, yetistir, gelistir! Çünkü, o zavallıların nasıl geldiklerini<br />
gök gürültüsünden duymadasın!<br />
• Ey rüzgar; dalları oynat! Bir gün güllere dogru esecegini hatırla da, dalları nese ile oynat!<br />
• Bak; agaçlar, talihli insanlar gibi neseli! Ey menekse; senin boynun neden gamdan bükülmüs<br />
• Süsen, goncaya; "Gözün kapalı ama, bahtın açık! Günden güne ugurlu bir talihe kavusmadasın! Açılacaksın,<br />
güleceksin; güzel renkle boyanacaksın, hos kokular saçacaksın!" dedi.<br />
1335. Bütün agaçların dalları oynuyor; hepsi de neseli, hepsi de gülüyor!<br />
Mütefa´îlün, Fe´ulün, Mütefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2849)<br />
• Ey baharın nefesi, ey baharın hos kokular getiren rüzgarı; ey bahar mevsimi! Bize ötelerden, bize can baharından<br />
haber ver; senin çiçeklerinin kokularından, renklerinden, hafif hafif sallanıslarından anlıyorum ki, sen de can baharından<br />
mest olmussun!<br />
• Ey çiçekler! Açılınız; bakınız, ben de açıldım! Can baharından bir seyler anlatın; ben de dilimin döndügü kadar<br />
söylüyorum, anlatıyorum! 0 tertemiz varlıktan, o padisahlar padisahının güzelliginden, büyüklügünden, essizliginden bir<br />
seyler bahsediniz!<br />
• Ilkbahar kendini gösterince, kıs mevsiminin ödü kopar; fani bir insan gibi, onun da eceli gelmistir, onun da sayılı<br />
nefesleri tükenmek üzeredir!<br />
• Bütün baglar, bahçeler, gönülleri avlamak için tuzak olmuslar; her yer yesil bir renge bürünmüs! Gül ile lale, ellerine<br />
sarap kadehlerini almıslar, insanlara sesleniyorlar: "Buraya gelin; neyiniz var, söyleyin!" diyorlar!<br />
• Zaten gülle lale, renkleri ile, kokuları ile gönülleri avlayan tuzaga benzerler, kendilerini seyredenleri avlarlar! Öteki<br />
çiçekler de öyle; onlar da gözleri, gönülleri avlayan birer tuzak! Meyveler de, onlara av olmus!<br />
• Güzel kokulu susam, parlak gözlerini yasemine çevirdi de dedi ki: "Toprak topraklıktan çıktı, güzeller doguran bir<br />
ana oldu! Diken de yumusadı, kimseye batmaz bir hale geldi; dikenligi bıraktı!<br />
• Ey lale; ne güzel rengin var! Sana bu rengi kim verdi Hakk´ın lütuf sarabı ile sersem olmussun, bir sey<br />
söylemiyorsun! Güzelsin, güzel yanaklısın; bu özrün padisaha yeter!"<br />
• Lalenin yanakları alev alev nar gibi kızarmıs; bu hal, nergisin gözünden kaçmadı da, sanki ona; "Güzellere kötü<br />
gözle bakma!" diyordu!<br />
• Rüzgar, bahçeler arasında eserek dalları neselendirdi, onları oynattı ve çiçekleri de oksayarak geçti, kırlara, ovalara<br />
açıldı; oraları misk kokusu ile doldurdu!<br />
• Bütün agaçların dalları oynuyor; hepsi de neseli, hepsi de gülüyor! Yeni gelinler gibi hepsinin de elleri kınalı!<br />
• Agaçların çiçeklerle dolu dallarının hepsi de, sanki Hz. Meryem gibi meleklerin nefesi ile gebe kalmıslar ve zamanı<br />
gelince güzel kokulu, hos renkli, tatlı meyveler dünyaya getirecekler! Zaten agaçların, fidanların hepsi de, kara topraktan<br />
dogmus birer huri!<br />
• Yeryüzü, sanki cennet olmus; bütün güzeller, gece gündüz neseden kararsız bir hale gelmisler, ayaklarını vurarak,<br />
baslarını yenlerini sallayarak oynasıp duruyorlar!<br />
• Bulut, bahar mevsimine sesleniyor ve diyor ki: "Kıs mevsiminde yeryüzüne ne döktümse, ne saçtımsa, hep senin için<br />
döktüm ve saçtım; sen, bunlara layıksın!"<br />
• Ey gönül; su baharı seyret! Bu hal, gerçekten de bir kıyamet! Bütün yıl, iyi-kötü ne ekildiyse bahar mevsiminde<br />
onlar bitmekteler, kendilerini göstermekteler!<br />
• Bahar da diyor ki: "Ey can! Sen, nefesini bir tohum gibi bil; iyi tohum ek de, karsılık olarak su kara topraktan sana<br />
güzel fidanlar baskaldırsın, bitsin!"<br />
• Gerçekten de, gizli seyler, gizli sırlar, kıyamet kopmus gibi meydana çıktı. Ey güzeller güzeli, ey efendimiz,<br />
sahibimiz, essiz sevgili! Sen, ne diye kendini gizlersin artık Zaten Sen de, yarattıgın, dünyayı süsledigin eserlerinle<br />
ortadasın, açıkça görünmedesin!<br />
1336. Ask aleminde bilgi, bilgisizliktir!<br />
Müstefilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2956)<br />
• Ey can! Meshur olmayı, iyi bir nam bırakmayı gönlünden tamamıyla çıkar at da; benlikten kurtuldugun, manen<br />
arındıgın için, herkesin anlayamadıgı sırları birer birer anla!..<br />
• Ey Hakk asıgı! Halkın kınamasından korkuyor, ar, haya kaydına düsüyorsan, ask aleminde ar, haya kaydına düsmek,<br />
böylece mana padisahı görünmek, ayıplanmanın, çekistirilmenin zevkine varmamak hamlıktır!<br />
• Ask aleminde bilgi, bilgisizliktir; bilginin serefi, pek de o kadar önemli sayılmaz! Askın cahili, su dünya islerinin<br />
alimlerinden daha degerlidir!<br />
• Izi, nisanı belirmeyen taraftan, o bilgi ve bilgisizlik yönünden, o canının canına can olan yerden ask geldi, sana<br />
selamlar getirdi!<br />
• Gönülleri çekip alan saçlarla perdelenmis o güzel yüz, o nurlu yüz yok mu, iste can, o saçların tuzagına düstü, o<br />
halkaları boynuna geçirdi, böylece, kendi istegi ile askın kölesi oldu!<br />
• Gamın sertçe, siddetle; "Kan dökme zamanı geldi; senin kanını dökecegim!" diyor. Ey gönül, ey can; siz kim<br />
oluyorsunuz ve ona karsı ne yapabilirsiniz<br />
• Ey can; dogdugun, dünyaya geldigin gece ona teslim oldun; verecegini verdin, ona bas egdin, itaat ettin!<br />
• Ey ruh! Uçtun, bir kıyıya gittin; orada gezdin tozdun, gelistin ve gönül verdigin, kul köle oldugun güzeli elde ettin!<br />
1337. Fanî bir güzelin hayalini gönlüne yerlestiriyor, sonra ona tapıyorsun!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´lün<br />
(c. VI,3045)<br />
• Ben, senin gördügün adam degilim; sen, beni görebilsen de, tanıyamazsın. Sen, beni bir hayalden, bir gölgeden<br />
baska bir sey göremezsin! Çünkü sen, uykudasın, uyku sarhosu, uyku sersemisin!<br />
• "Bu dünyada nicesin, ne haldesin " diye sen, beni bana sor! Bir gör esirci eline düsen Yusuf nasıl olabilir!<br />
• Sunu iyi bil ki; Can Yusufu´nun yüzü, ancak ask gözü ile görülebilir; sende ise ask gözü yok! Sen, vehim adamısın,<br />
kıyaslara düsmüs bir kisisin!<br />
• Göze görüs ve bakıs nimetini verdiği için Allah´a sükretmek gerekir; bunu böyle bil! Kalp gümüs gibi, kalp altın gibi<br />
potadan kaçma! Sen, sükredis madenisin; bundan haberin yok!<br />
• Potadan, yani yanarak, ızdırap çekerek arınmadan korkarsan, gerçekten de sen, hayale taparsın; hayalinde bir put<br />
yontarsın, sonra da o puttan korkarsın! Yani, arınarak, ızdırap çekerek gerçek sevgiliyi bulamayınca, fani bir güzelin<br />
hayaline gönlünde yer verirsin, sonra; "Onu kaçırırım!" diye üzülür durursun!<br />
• Sen zavallı, gerçek sevgiliyi bulamadıgın için, hayalinde bir put yapıyor, fani bir güzelin hayalini gönlüne<br />
yerlestiriyor, sonra ona secde ediyorsun; kafır gibi putlara tapıyorsun!<br />
1338. Kulagın sagır degilse, dünyaya ait söylenenleri tersine duy!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. VI,2625)<br />
• Eger hakikat meyhanesi bilgisi senin içine sinseydi, dünyada ögrendigin bu bilgi, bu hüner, sana bir rüzgardan, bir<br />
hevesten ibaret görünürdü!<br />
• Ruh aleminin kusu, ga´ib kusu, senin basına gölgesini düsürseydi, dünya zümrüdankası senin gözüne adi bir sinek<br />
gibi görünürdü!<br />
• Eger saadet sabahı seni karsılasaydı, seni aydınlıga kuvustursaydı, gece bekçisinden korkar mıydın<br />
• Seni dünyada bırakıp gidenler, sana küçük bir yardımda bulunsalardı gönlündeki emeller, arzular ve düsünceler,<br />
sana manasız görünürdü!<br />
* Can kulagın sagır degilse, hakikatin sesini duyabiliyor isen, dünyaya ait söylenilenleri tersine isit, tersine duy! Yani,<br />
dünya malının mülkünün, yüksek makamlarının faydasından bahsettikleri zaman, bunları ters duy, faydalı olmadıklarını<br />
anla ve mana aleminin yararlı oldugunu kabul et! Zaten asıklar defterinden bir harf bile kafıdir, yeter!<br />
• 0 bilgin geçinen ahmak; "Bizden evvel ölenlerin hepsi de gitti; bir tanesi bile geri gelmedi!" diyor; eger o gönlü<br />
uyanık bir adam olsaydı, geri geleni görürdü!<br />
• Can alevin, ömrünün mumu, ölüm kasırgasından tir tir titriyor; eger onun ötelerden bir haberi, ölümsüzlükten bir<br />
sezgisi olsaydı, titremezdi!<br />
1339. Su benlik, bizlik de ne oluyor<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün (c. VI, 2965)<br />
• Ey bizim yapma gücümüzü, cüz´î irademizi elimizden alan! Aslında, bizim irademiz yoktur; bizim irademiz Sen´sin!<br />
Biz, safran dalları gibiyiz; bizim lale bahçemiz Sen´sin!<br />
• "Beni Sen´in gamın öldürdü!" dedim; cevap olarak dedi ki: "Gamda o cesaret, o güç var mıdır Senin bizim<br />
dostumuz oldugunu gam bilmiyor mu "<br />
• Ben, bagım bahçeyim fakat, sonbahar beni vurdu, yaktı yandırdı; benim bagımı bahçemi dirilt, güldür! Çünkü Sen,<br />
bizim baharımızsın!<br />
• Bana; "Sen, bizim çengimizsin!" dedi. "Senin çıkardıgın ses, bizim sesimizdir! Sen, bizim kucagımızda oldugun halde<br />
ne diye aglayıp duruyorsun "<br />
• "Her hayal basımı agrıtıyor, beni rahatsız ediyor!" dedim. Dedi ki: "Hayallerin basını kes de kurtul; sen, bizim<br />
zülfıkarımız, kılıcımızsın!"<br />
• Elimi basıma götürdüm; yani; "Mahmurum!" dedim. Dedi ki: "Mahmursun ama, bu mahmurlugu sana Biz vermedik<br />
mi; bizim mahmurumuz degil misin "<br />
• "Vallahi" dedim. "Dönüp duran su gök gibi kararsızım, bir yerde durabilyorum!" "Evet!" dedi. "Kararın yok; ama sen,<br />
bizim kararsızımız degil misin´ "<br />
• "Sevgilim; Sen´in dudakların seker gibi tatlı!" dedim; dudaklarını ısırdı! Yani; ´Bu sırrı gizle!" dedi. "Sen, bizim<br />
sırdasımız degil misin "<br />
• Ey seher vakti öten bülbül! Hep ötüp durma; arada sırada bizim hatırımızı sor! Cünkü, sen de bizim gibi bir garipsin;<br />
sen de bizim diyarımızdansın!<br />
* Sen, göklerde uçan bir kussun; su kirli topraga konan kus degilsin! Sen, bu dünyaya mensup degilsin; öteki<br />
dünyanın avısın! Sen de bizim çayırlıgımızdansın, bize yabancı degilsin!<br />
• Sen, kendi varlıgından kurtulmus, yok olmussun da, sevgilinin varlıgına bürünmüssün, onun varlıgı ile var olmussun!<br />
Sen, ya Hakk´ın nurusun, yahut sende Hakk tecelli etmistir!<br />
• Sudan, topraktan, dolayısıyla balçıktan dogdun; sonra, bir ates içine düstün! Mademki bizimle aynı hayatı yasıyor,<br />
bizimle kumar oynuyorsun, karı da, ziyanı da bir say!<br />
• Buraya ikilik sıgmaz; su benlik, bizlik de ne oluyor Mademki bizim sayımızdansın, yani bizdensin, su ikisini de bir<br />
say!<br />
• Sus; artık senin her nüktende, her manalı sözünde bir can var! Herkese can verme; sen, bize can vermedin mi<br />
1340. Sen de gönül Meryemi´ne gebe kalabilirsin!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îliin, Fe´ilün<br />
(c. VI, 3072)<br />
• Bana bak; benden baska her neye, her kime bakarsan, Allah´ın askından habersiz oldugun anlasılır!<br />
• Cenab-ı Hakk´ın nuru, güzelligi hangi yüzde varsa, o yüze bak! Olabilir ki, o yüz hürmetine bahta, devlete, saadete<br />
erisirsin!<br />
• Arifler, aklı, baba yerine koyarlar; bedeni de ana sayarlar! Sen, gerçek bir ogul isen, babanın yüzüne bak!<br />
• Sunu iyi bil ki, pîr, mürsid, bastan basa Hakk´ın sıfatları ile sıfatlanmıstır! 0, insan seklinde görünür ama, is<br />
göründügü gibi degildir!<br />
• 0, sana karsı köpük gibi görünür ama, kendi sıfatına göre, kendince deryadır! Halkın gözü, insanlar, onu bir yerde<br />
oturtuyor, orada ikamet ediyor görüyorlarsa da o, her an seferdedir, yoldadır, hakikat yolculugundadır! 0, gönüllerde<br />
dolasmaktadır!<br />
• Kuruluktan, yaslıktan, her seyden münezzeh olan Hakk´tan gönül Meryemi´ne bir suret geldi!<br />
• Gönüllerde dolasan elçi, içinde ruhun gizli oldugu bir nefes ile gönül Meryemi´ni gebe bıraktı!<br />
• Ey gönül; sen, o padisahlar padisahına gebe kaldın! Çocuk karnında oynamaya baslayınca, isi anlarsın!<br />
• Tebrizli Sems´ten mana yolu ile gebe kalırsan, sen de bir gönül olursun ve gönül gibi, gayb alemine uçar gidersin!<br />
1341. Yer kapısını çalma; gök kapısını çal!<br />
Müstef´ilün, Fe´ülün, Müstef´ilün, Fe´dlün<br />
(c. VI,2933)<br />
• Ey ask imamı! Sen, mademki Allah askı ile mest olmussun, kendinden geçmissin, sevgili ile manen bulusmak için<br />
namaza dur! Niyet et, tekbir getir ve bir ölü gibi iki elini yanına sal! Su dünya hayatını, varlıgını artık düsünme; onlardan<br />
usanç getir, yaka silk! Benlikten de vazgeç, kurtul!..<br />
• Namaz kılmak için vakti bekliyordun, acele ediyordun; iste namaz vakti geldi! Haydi kalk; neden oturuyorsun<br />
• Aslında sen; "Gerçek kıbleyi, Hakk kıblesini bulurum!" ümidi ile yüzlerce varlıga yöneldin, kendine yüzlerce kıble icad<br />
ettin; o güzelin askı ile yüzlerce puta tapmadasın; bundan haberin yok! 125<br />
125 Neyzen Tevfık merhum da aynı fikirde. Allah´a hitap ederek diyor ki:<br />
"Degil binlerce, yüzbinlerce, milyonlarca insanlar<br />
Sen´in hep gölgeni sevmis, özünden bîhaber gitmis!"<br />
• Ey can! Su fani varlıklara gönül vererek yerlerde sürünme; ask kanadını aç da, birazcık yüksel, uç! Çünkü ay, yerde<br />
degildir, yücelerdedir; gölge ise asagılardadır!<br />
• Dilenciler gibi her kapıyı çalma, her kapıdan bir sey bekleme! Aklını basına al, yer kapılarını çalma da gök kapısını<br />
çal! Korkma; sen, üstün bir varlıksın! Elin göklere kadar uzanır; gök kapısını çalabilirsin!<br />
• Gökyüzü sarabıyla mest olup bu hale geldigin için, artık kendinden kurtul, kendini bırak, kaç ve su fani dünyada bir<br />
yabancı gibi yasa!<br />
• Ben sana; "Nasılsın, nicesin " diye soruyorum! Soruyorum ama, göze görünmeyen, nasıl oldugu, niceligi, niteligi<br />
bilinmeyen üstün bir varlıga bu soruları kim sorabilir<br />
• Ey gönlümüzün içinde gizli resimler yapan, bizi çesitli hayallere düsüren essiz ressam! Sen´in, aydan baska, daha<br />
yüzlerce, binlerce resimlerin var!<br />
• Allahım! Sen, bir kapıyı kaparsan yüzlerce kapı açarsın; bir gönlü kırarsan, yüzbinlerce can, yüzbinlerce gönül<br />
bagıslarsın!<br />
• Ben, deli oldum; ne söylersem, deliligimden söylüyorum! Elest dostu, elest alemi mahremi isen, yürü sen; benim<br />
akıl almaz delice sözlerime; "Evet, evet!" de!..<br />
1342. Dünya bir hiçtir; biz de hiçleriz!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2501)<br />
• Ben zengin olsaydım, gümüsüm, altınım olsaydı, hiç ahbabım, dostum, arkadasım az olur muydu Eger sevgilim<br />
fakir olsaydı da, fakir oldugu halde altına, gümüse deger vermeseydi, benim de ne gamım kalırdı, ne de derdim!<br />
• Ey güzel! Alımlısın, gönül çekicisin; dilenci gibi görünmeyi bırak! Senin gözün tok olsaydı, felek bize kul köle<br />
kesilirdi!<br />
• Akrabanın, dostların bile yabancı görünmesi, insanın tamahı yüzündendir! Insan tamah sahibi olmasaydı, herkes ona<br />
amca olurdu, dayı olurdu!<br />
• Ey ay yüzlü güzel! Gel, bize benze; ne nimet ara, ne devlet iste! Seytan da böyle olsaydı, bayrak sahibi bir padisah<br />
olurdu!<br />
• 0 seytanlıktan ayrılırdı da, kötü söz bile ona medh ü sena, övgü gibi gelirdi; cefayı vefa sayardı, sakatlık ve hastalık,<br />
ona kerem gibi görünürdü!<br />
• Yokluk, yoksulluk Allah´ın bir lütfudur! Kendinden geçis, benlikten kurtulusda öyle sırlar vardır ki, bunları bilseydin,<br />
sence bütün varlık, yokluk alurdu!<br />
• Dünya bir hiçtir; biz de hiçleriz! Dünya da, biz de hayalden, rüyadan ibaretiz! Is böyleyken, dünyalık elde etmek için<br />
çırpınır dururuz! Uyuyan kisi uykuda oldugunu bilseydi, rüya gördügünü anlasaydı, hiç üzülür müydü<br />
• Su uykuya dalmıs kisi, bir hayal görür, düsüncelere dalar! Su dagınık uykudan sıçrayıp kalksaydı, rüyadaki<br />
sıkıntıların gittigini ve nimetler içinde oldugunu anlardı!<br />
* Birisi, rüyada kendini gam zindanına düsmüs görür, birisi îrem Bagı´na ulasır! Uyandıkları zaman ne zindan kalır, ne<br />
de îrem Bagı!<br />
1343. Berrak ve kutlu gönül aynasında, daha dünyada iken, cennetteki güzelleri gör!<br />
Müstef´ilun, Fe´ülün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2931)<br />
• Gözlere görünmeyen, gizlenip duran o güzelden bir can kokusu alırsan, ondan bir iz, bir nisan bulursan, cosar tasar,<br />
yüzlerce cihana sıgmazsın!<br />
• Can günesini görürsen, ordusuz bir padisah olursun; hem öteleri, gayb mülkünü elde edersin, hem de gizli sırları<br />
bilene kavusursun!<br />
• Hani, duydugun gizli define yok mu, eger onun sevdasına kapıldın da, onu aradın ve yeryüzünde bulamadıysan, onu,<br />
ancak gökyüzünde bulabilirsin!<br />
• Eger askta hainlik yapmadınsa, emniyet kazandınsa, nice Çin güzellerini hem kolayca görür, hem kolayca bulursun!<br />
• Süpheden temizlenmis, berrak ve kuvvetli gönül aynasında, daha dünyada iken, cennetteki güzelleri, güzellikleri<br />
birbir bulursun, görürsün!<br />
• Ask oku seni yaraladı, sevgili de seni sevda sarabıyla mest ettiyse ve bu durumda can seni terkedip giderse, sakın<br />
üzülme; onun gibi yüzlerce can elde edersin!<br />
• Eger gönül vesveselerinin elinden bir an kurtulursan, çözülmesi zor olan tılsımın anahtarını bulursun, o tılsımı<br />
bozarsın!<br />
• Can padisahının askına düs, putları kır, dök; yani, gönül verdigin fani güzelleri gönlünden at da, onları yaratanı<br />
apaçık hisset!<br />
1344. Ben, Sen´in bana giydirdigin atesten gömlegin kuluyum, kölesiyim!<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´ilün<br />
(c.V,2611)<br />
• Sevgili, yol arkadası olan Hakk dostları birbirinin dostluk atesinden ne diye yanarlar; buna dair bir örnek ver, bir<br />
nükte söyle! Ben söylemeyecegim; çünkü ben, ask denizine dalmıs bir balık gibiyim; balıgın sesi çıkmaz!<br />
• Ey göklerin efendisi, ey üstün varlık! Sen, dün gece gökyüzü çadırının konugu idin; ay sana secde edip duruyordu!<br />
• Günes, senin yüzünden taç sahibi oldu, göklerin padisahı kesildi; ay da, senin lütuf ve ihsanınla güzellesti ve karanlık<br />
gecelerde nurlar saçmaya basladı! ,<br />
• Sevgilim; ne zaman birlesecegiz, ne zaman her ikimiz bir olacagız Sen, ates olacaksın, ben de yag olup yanacagım,<br />
sende yok olacagım! Ne vakit kısmet olacak da sen Yusuf olacaksın, ben de kuyu olacagım; seni çekip alacak, gönlüme<br />
düsürecegim<br />
• Sunu iyi bil ki, benim bu coskunlugum, senin atesinden meydana gelmektedir! Fakat beni saran, yakan yandıran<br />
atesse, bana giydirdigin o atesten gömlege, ben kulum köleyim; sen, beni bir düsman gibi kovsan da, yahut bir dost gibi<br />
çagırsan da, o atesten gömlek sırtımdadır!<br />
• Benim su çok az olan bilgim, senin bilgine perdedir, örtüdür! Ben, seni geregi gibi anlayamadıgım, bilemedigim için<br />
feryad ediyorum!<br />
• Ey Tebrizli Sems; seni neselendiren, güldüren sabahın arkasında, nasıl olur da gece bulunabilir Hiç gece senin<br />
rahmet sabahınla beraber bulunabilir mi<br />
1345. Ask susuzu<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2474)<br />
• Kum, suya kandı; fakat ben, ask suyuna kanamadım! Hey gidi hey; bu nasıl bir susuzluk! Su dünyada benim sert ve<br />
kaskatı yapıma uygun bir kiris yok mudur Yani, cihanda benim gibi bir ask susuzu var mıdır; bu hususta bana kim es<br />
olabilir<br />
• Ben öyle bir ask susuzuyum ki, deniz, benim için bir yudum sudur; dag ise küçük bir lokma! Allahım! Ben, ne biçim<br />
aç bir timsahım; ben ne ile doyacagım Bana bir çare bul, yol göster!..<br />
• Ben, insanları birer birer yutan, fakat bir türlü kanmayan ecelden de daha susuzum; cehennem gibi çırpınmadayım!<br />
Acaba, bana çok büyük, kocaman bir lokma nasip olacak mı<br />
• Ask hastasına vuslattan baska çare yok; ona, vuslattan baska ilaç bulunamaz! Sen, askın agzına ne verilecegini<br />
nerden bileceksin Senin avucun, ona, ancak alaf verir! Sanki sen, ask arslanına ot veriyorsun!<br />
• Akıl, kendini begenmistir, çeviktir ama, askın tuzagına düsünce basını da, her seyini de kaybeder!<br />
• Seni tanıyanların, bir bilenlerin (muvahhidlerin) gönüllerine iman dogrulugunu veren Sen´sin Allahım! Sen´i,<br />
insanlara ve baska mahluklara benzetenlerin gönüllerine, sekilleri, hayalleri veren de yine Sen´sin;126 hikmetinden sual<br />
olunmaz.<br />
126 Allah´ı, hasa, mahluka benzeten, O´na hayallerinde sekil verenler, cisim gibi gösterenlere mücessime=müsebbihe<br />
denir. Bu inançta olanlar, Kur´an´daki bazı benzetmelere dayanarak Allah´ı insan seklinde ve arsta oturuyor gibi tahayyül<br />
ederler. Halbuki Allah, her seyden münezzehtir. Kur´an´daki bazı ayetler, müminler anlasınlar diye istiare yoluyla<br />
belirtilmistir; "Sen atmadın, Ben attım!" gibi.<br />
• Nuh, Sen´in köpürüp cosan, kabaran dalgaların yüzünden bir tahta parçasına sıgındı; ruh da, Sen´in ötelerden gelen<br />
manevî hos kokunla sasırıp kaldı, mest oldu, harap oldu!<br />
• Hakk´ın büyüklügü, kudreti, yaratma gücü, essizligi hakkında konusanlar gibi konusma! Bunları anlatmaya kimin<br />
gücü yeter Sen sus; sus da O´nun eserlerine hayran olarak konusmayanların, susanların kösküne gir! Ey Hakk yolunda<br />
yürüyen kisi; sen lafı bırak da, yine kendi sehrine, asıl vatanına geri dön!<br />
1346. Ask ile dert ortagı ol!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. VI,2865)<br />
• Askın yüzüne bak da, sıfat bakımından da, huy bakımından da er ol! Manadan haberi olmayan soguk kisilerle düsüp<br />
kalkma ki, sen de soguklasmayasın!<br />
• Askın yüzünden, suretten, görünüsten baska bir sey ara! Çünkü asıl is, asıl mesele su ki: Sen, askla dert ortagı ol,<br />
onunla derdini paylas! ,<br />
• Sen, kerpiç gibi duygusuz ve kaskatı oldukça, havaya yükselemezsin, ötelere gidemezsin! Fakat kırılır, parçalanır,<br />
yerlerde, ayaklar altında sürünür, çignenir de toz haline gelirsen; iste o vakit, havanın üstünde dolasırsın!<br />
• Sen kendi kendini kıramazsan, yani, kötü huylarını yok ederek ölmeden önce kendini öldürmezsen, seni yaratan<br />
öldürerek kırar; ölüm seni kırınca da, sen ne vakit tek bir inci haline gelirsin, ne zaman sende bulunanı kesfedersin<br />
• Yapraklar sararınca, ıslak gök yine onları yesertir! Ask yüzünden sararıp solmaktan ne diye korkuyorsun Seni bir<br />
yeserten bulunur!<br />
1347. Gönüldeki bahar<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2697)<br />
• Bu gönül, kendinde, kendi gönlünün içinde bir bahar mevsimi gördü Seher vakti herkes uykuda iken o, kendi<br />
gönlüne indi ve orada, görülmemis bir çayırlık, isitilmemis bir gül bahçesi seyretti!<br />
• 0 çayırlıkta, dünya hayatından bıkmıs usanmıs asıgın ruhuna huzur veren, rahat ettiren bir de kösk bulunuyordu;<br />
orada, dudaksız öpüsme ve kolsuz kucaklasma vardı!<br />
• Cennet bahçesi bile o gül bahçesinin kulu kölesi olurdu; onun yesilligini ve güllerini görünce utanır, sasırır kalırdı!<br />
• 0 yemyesil çayırlıgın her yerinde bir nese, bir sema´ meclisi vardı; her agacın altında da, essiz bir güzel bulunuyordu!<br />
• Oraya saçı sakalı agarmıs, kafür gibi bembeyaz olmus bir ihtiyar gelse, gül yanaklı, misk saçlı bir delikanlı olur!<br />
• Can bu güzellikleri görünce, arslan gibi, zincirlerini kırdı da, deli divane kesildi ve çıldırmısçasına kosmaya basladı!<br />
• Ben; "Nereye gitti " diye canın pesine takıldım! Takıldım ama, bu gidis, benim basıma büyük bir is açtı!<br />
• 0 genis çayırlıkta, o gül bahçelerinde gönül çekici, göz oksayıcı, essiz köskler gördüm; fakat, canın izinin tozunu bile<br />
göremedim!<br />
• Sen, aziz dost; gel de, bu sırrı bana söyle! Acaba, can geri dönecek mi; dönmeyecekse, bari sen geri dön!<br />
• Oradan armagan olarak bir seyler getir de, beni kötülüklere, günahlara dogru çekip götüren su gölge varlıgımı,<br />
bedenimi tutup oraya götürüp daragacına asayım, ondan kurtulayım!<br />
1348. Dünyanın hayrına da, serrine de gülüyorsun!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fa´lün<br />
(c. VI, 2868)<br />
• Sevgilim; gönlünde ne var ki, tatlı tatlı gülüyorsun Görüyorum ki, bugün, seher vakti gibi pek hossun, neselisin,<br />
gülüyorsun! Dün gece kiminle beraberdin; söyle bakalım!<br />
• Ey bahara benzeyen güzel varlık; dünya, senin güzel dudaklarının yüzünden gülmede! Sen, yaseminler arasında bir<br />
çiçek gibi açılmıssın; çiçek açmıs agaç gibi gülüyorsun!<br />
• Mest bir halde, güle oynaya Hakk asıkları meyhanesinden geliyorsun; hakikati sezmis, hayatın manasını anlamıssın<br />
da, bir kıvılcım gibi, dünyanın hayrına da, serrine de gülüp duruyorsun!<br />
• Anlıyorum ki, senin göbegini Allah, gül gibi gülerek kesmis de, bu yüzden hiç somurtmuyorsun, suratını asmıyorsun;<br />
hep gülüp duruyorsun! Fakat, ey ay yüzlü sevgili, bugün sen, bir baska türlü gülüyorsun!<br />
• Sonbaharda, baglardaki bahçelerdeki bütün agaçlar yapraklarını dökerler ve kuru dallar da soguktan donmus bir<br />
halde rüzgarda titresir dururlar! Laleler de, güller de, solarlar, ölür giderler! Fakat sevgili, sen hangi bagın, hangi bahçenin<br />
gülüsün ki, kıs mevsiminde bile solmuyorsun, daima gülüyorsun<br />
• Seni neye benzeteyim, bilmem ki Sen, hava atına binmis bir misk kokususun; atını kırlarda, ovalarda kosturuyor,<br />
her tarafa güzel kokular yayıyorsun! Sen, güzellikte göz kamastıran bir günessin; çok uzaklardan, kendini göstermeden,<br />
ayın hasta, solgun ısıklarına bakıp gülüyorsun!<br />
• Sen, apaçık görülen bir yakînsin, tam inançsın! Artık sen, zanna da, süpheye de, taklide de gülüyorsun; tamamıyla<br />
görüs olmussun da, rivayete de, habere de gülüyorsun!<br />
• Sonsuzluk makamında gören de sensin, görünen de sen! Bu yüzden gerçegi anlamıssın da, yola da gülüyorsun,<br />
yolcuya da; göçe de gülüyorsun, sefere de! Sonsuzluk makamında bütün bunlar gülünç olur!<br />
• Yoklukla yok olus arasından varlık basını meydana çıkardın da, basa da gülüyorsun, taca da, hükümdarlık kemerine<br />
de gülüyorsun!<br />
• Bütün halk, bütün insanlar, bir türlü doymayan aç köpek gibi, agzını, dünya lokması kapmak pesinde açmıs. Sense,<br />
öyle bir arslansın ki, insanların bu açlıgına, doymazlıgına gülüyorsun!<br />
1349. Hem insanın gönlüne derdi sen verirsin, hem de devayı lutfedersin!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. VI,2796)<br />
• Ey ayagının bastıgı yere canların kurban olması gereken aziz varlık; bir takım endiseler, bahaneler icad ederek<br />
gelmissin! Yalvarırım sana; elini uzat, kapıyı aç, içeri gir! Sen, zaten yabancının evine gelmedin ki; kendi evine geldin!<br />
• Vara yoga vurdun kırdın, toz yükselttin; sen de o toz içinde kendini gizledin! Ne olurdu, yarattıklarının ötesinde<br />
saklanmasaydın da, kendini bize gösterseydin!<br />
• Iki dünyada da kaide, kural budur: Önce zahmet, ızdırap, cefa, sonra zevk, safa! Fakat Sen, bu iki halin de, iki<br />
duygunun da ötesindesin; Sen, iki dünyaya da mensup degilsin; Sen, zahmetsiz zevksin, acısız tatlısın; Sen, esi benzeri<br />
bulunmayan, üstün bir varlıksın!<br />
• Bildigin ayrı bir zevki vardır, yabancının ayrı! Sen´se, hem evveline evvel olmayansın, hem de yepyenisin; Sen, hem<br />
bildiksin, hem yabancı!<br />
• Kalenderin, gönül ehlinin gönlüne de, canına da ızdırabı, derdi veren, onu inleten, onu yaralayan Sen´sin; onu teselli<br />
eden, dertten kurtaran ve açtıgın yaraya merhem olan da Sen´sin! Fakrın ve yoklugun da, hem yarası, hem merhemi<br />
sensin!<br />
1350. Sen, henüz bir çocuksun; ask meyhanesinde senin ne isin var<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. VI,2619)<br />
• Gül bana dedi ki: "Senin aklın yok mu Dikenden ne beklersin Onun kimseyi incitmemisini, batmamasını,<br />
yumusaklık göstermesini mi istersin " Dedim ki: "Sen de, ne diye asık olanlarda, kendilerini bir sevdaya kaptıranlarda akıl<br />
ararsın "<br />
• Gül bana dedi ki: "Asık oldugun, gönül verdigin sevgili kimdir Onu bana gösterebilir misin " Ona dedim ki: "Sen,<br />
asık degilsin; kimseye gönül vermedin! Su halde, ne diye sevgiliyi sorarsın, ararsın Senin asktan, haberin yok ki!.."<br />
• Gül bana dedi ki: "Mademki sen asıksın, sevgi seni mest etmis, ben de mest olmak istiyorum! Ne olur, lütfet, ask<br />
meyhanesinin yolunu bana göster!" Dedim ki: "Senin o meyhaneye gidecek halin yok; sen, henüz bir çocuksun! Ask<br />
meyhanesinde senin ne isin var "<br />
• Dedi ki: "Sen ne kadar da fazla içmissin, ne kadar da kendinden geçmissin! Seni bu hale getiren, seni kendinden<br />
alan o sarap nasıl bir saraptır Ben onu nerede bulabilirim Lütfen bana söyler misin " Ona cevap verdim de dedim ki:<br />
"Aptalca konusma; haydi, defol git! Aklını basına al! Sen ne arıyorsun Aradıgın sarap, senin bildigin üzümden yapılan<br />
sarap degildir; sen, o sarabı bulamazsın!"<br />
• Dedi ki: "Dünyada kokusu gelmeyen, kokusu olmayan bir gül bahçesi var mıdır " Ona dedim ki: "Gül bahçelerinden<br />
sana koku gelmiyorsa, senin burnun koku almıyorsa, ne yüzle gül bahçesi ararsın, sorarsın "<br />
• Gül bana dedi ki: "Insanlardan vefa bekleyenler, vefa umanlar, uykuya dalmıslar, rüya görüyorlar!" Dedim ki: "Sen,<br />
neden uyanık iken rüya görmek istiyorsun; onun hayaline kapılır da, onu arar durursun "<br />
1351. Her zerre kendinden geçmis de, Mansur gibi; "Ben Hakk´ım!" demede!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2599)<br />
• Ey pazarında yüzlerce dervis hırkası bir´zünnara satılan dost! Sen´in yüzünden, seni bulmak ümidi ile alemde her<br />
yüz, bir duvara dönmüs, bir tarafa yönelmistir! 127<br />
127 Zünnar; Hristiyan papazlarının bellerine bagladıkları bir çesit kusak. Hz. Mevlana, bu beyitte, ahlakan düsük olan<br />
dervisleri, ibadeti gösteris için yapan ham sofuları kınamaktadır. Aynı zamanda, dünyada bütün insanların çesitli dinlerde,<br />
çesitli sekillerde, çesitli mabedlerde Allah´a yöneldiklerini, kendi dilleri ile O´na yalvardıklarını anlatmak istiyor. Bundan<br />
sonra gelecek beyitlerde de, kesretteki vahdete, yani çokluktaki teklige isaretler vardır. Mevlana, bu inancı, istiare yolu ile<br />
çesitli benzetmelerle açıklamaktadır.<br />
• Sen´in günesinin nuru ile nurlanan her zerre, kendinden geçmis de; "Ene´l-Hakk" (=Ben Hakk´ım!) diyor; her kösede<br />
birisi, Mansur gibi, daragacına asılmıs!<br />
• Sasılacak sey su ki: Herkes bir küpten baska çesit sarap içrnede, baska bir nese ile sarhos olmada! Yine sasılacak<br />
sey su ki: Bir tek gülden, herkesin ayagına ayrı ayrı dikenler batmadadır!<br />
• Her dal; "Ben bir baska türlü mest oldum, kendimden geçtim!" diyor! Her akıl; "Ben bir baska türlü hayran oldum,<br />
sasırdım kaldım!" diye sesleniyor!<br />
• Gül, yarattıgı eserler arkasında kendini gizlemis olan üstün varlıga, o güzeller güzeline duydugu istiyaktan, özlemden<br />
ötürü, yakasını yırtmıs; ask, onun sevgisi ile kendinden geçmis, sarıgını, külahını basından atmıs!<br />
• Insanların bir kısmı, akıllarını begenmisler ve akıl sarhosu olmuslardır; bir kısmı da, akılları baslarında yokmus gibi<br />
akıllarını bırakmıslar, sarhos olmuslardır! Fakat, akıllılardan ve akılsızlardan ayrı bir kısım insan da var! 128<br />
128 Akıl ile mest olanlar (akl-ı me´as), dünyaya ait islerde kullanılan akıl. Dünyada görülen uygarlık, insanı rahata<br />
kavusturan yeni kesifler, icatlar hep akl-ı me´asın eseridir. Ortaya koydugu eserler yüzünden insan, aklını begenir, onunla,<br />
adeta mest olur. Bir de, insanda "akl-ı me´ad" vardır ki, bu akıl ile insan, dünya islerini düsünmez de, nereden geldigini,<br />
nereye gidecegini düsünür. Bu yüzden, kendisini ibadete ve insanî vazifelere verir. "Akl-ı me´ad" sahibi de, bazan yaptıgı<br />
ibadetleri begenir de, kendini baskalarından üstün görür, kendi aklına hayran olur. Bu da, bir çesit mestlik verir. Bu iki aklı<br />
da, yani dünyayı da, ahireti de hiçe sayan ve kendisini sadece ve sadece Allah´a veren ariflerde vardır.<br />
• Bazılarımız Tur Dagı´na benziyoruz; Hz. Musa´nın kadehinden ask sarabı içmisiz de, kendimizden geçmisiz! Bu<br />
yüzden, nefis Firavunu´nun zahmetinden de kurtulmusuz; agyarın, Hakk´a ve bize yabancı olan huysuz insanların gamından<br />
gussasından azad olmusuz!<br />
• Sarap gibi, meyhane küpünün içinde cosuyoruz, köpürüyoruz; her ne kadar küpün agzı anlayıs ve sezis balçıgı ile<br />
kapalı ise de, biz, içten içe yine kaynasıp duruyoruz!<br />
• Hatta, sarabın cosup kaynamasından, küpün agzına sıvanan samanlı balçık bile sarhos olmus, oynamaya koyulmus!<br />
Allah´a yemin ederim ki, dünyada bundan daha hos bir hal, hos bir sey yoktur!<br />
1352. 0 sonsuza kadar kalacak olan sevgiliye gönül verseydin, her bagdan kurtulurdun!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. VI, 2612)<br />
• Kimin mahallesinde dönüp dolasıyorsun; ne istiyorsun 0 çadırda mahbus bulunan dilber yüzünden, galiba, benim<br />
gibi senin de ayakların baglandı da, baska bir yere gidemiyorsun, hep burada dolasıyorsun!<br />
• Yazıklar olsun sana; sen, fani bir sevgiliye degil de, sonsuza kadar kalacak, ihtiyarlamayacak, çirkinlesmeyecek o<br />
essiz sevgiliye baglansaydın, her bagdan kurtulurdun; ne kimseye hizmet etmek isterdin, ne padisahlıgı, ne sultanlıgı arzu<br />
ederdin!<br />
• Dünya sevgisine kendini kaptırmıs, hiç öteleri düsünmez olmus dünya sarhoslarının hizmetleri gibi, senin hizmetlerin<br />
de bir masal oldu! Sen, kalburla su tasıyorsun; adeta, balık gibi su içinde bos yere secde ediyorsun!<br />
• 0 sarhos olup yıkıldı da, secde ettigi yer su oldu! 0, sevaptan da vazgeçti, yoldan, yolsuzluktan da kurtuldu;<br />
yapayalnız, tek basına kaldı!<br />
1353. Sana ögüt vermek isterim ama, anlayıssız kisilerin yüzünden dilimde kilit var!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´îlün<br />
(c. VI,2866)<br />
• Usanır da, bu sevdalı asıktan kaçarsan, bir zaman sonra pisman olursun; yüzünü, yine o sevdalıya çevirir, ellerini<br />
çırpa çırpa döner, yine onun yanına gelirsin!<br />
• Seni çekip duran su hayalden vazgeç; ondan vazgeçmezsen, sonra çok pisman olursun!<br />
• Ona yüzünü döndür de; "Efendi!" de! "Beni nereye çekiyorsun " Gökyüzü bile bu güzellikte bir ay görmemistir!<br />
• Dünya, kokmus, çirkinlesmis bir ihtiyar kadın gibidir; yepyeni, göz alıcı bir çarsafa bürünmüstür! Dıstan cilveler,<br />
nazlar, edalar göstererek insanın gönlünü kapar ama, içi, iç yüzü çok fenadır, çok kötüdür, çok igrençtir!<br />
• Görünüse aldanıp da felakete dogru gitme; ters düsüncelere kapılma; manasız heveslere düsme! Bu haller, seni<br />
aldatmasın! Nice köskler, nice kasırlar aykırı düsünceler, ters hevesler yüzünden yıkıldı, harab oldu; simdi harabelerinde<br />
baykuslar ötüyor!<br />
• Sana yol göstermek, ögüt vermek isterim ama, anlayıssız kisiler yüzünden dilim kilitlendi! Artık ben, susarak, sana<br />
gizlice, dilsiz dudaksız ögüt veriyorum!<br />
• Bütün bu korku, bu iki yüzlülük, bu iki gönüllülük de ne oluyor Sen, tek olan, esi bulunmayan, merhametli Rabb´in<br />
koruması altında degil misin; O´nun devletine kul olmadın mı<br />
1354. Ben, kendi varlıgımdan geçtim, kayboldum; sen onu bulabilirsen, benim selamımı söyle!<br />
Müfte´ilün, Fa´îlün, Müfte´ilün,<br />
(c. VI, 3018)<br />
• Ey güzelligi yüzünden aynaya sık sık bakan sevgili; aynaya böyle sık sık bakmayasın diye, istiyorum ki, aynan yansın<br />
yakılsın da, artık ise yaramaz olsun!129<br />
129 Lale Devri sairlerinden Nedim merhum bir beytinde söyle der:<br />
"Niçin sık sık bakarsın böyle mir´at-ı mücellaya<br />
Meger sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kafir"<br />
( Sevgilim! Neden aynaya sık sık bakıyorsun Sen de kendi güzelligine hayran mı oldun )<br />
• Benim canım, ask denizinden ates gibi bir su içti! Bu yüzden, benim can kadehimde su bile atese döndü, ates oldu!<br />
• Onun nergis gibi güzel bakısları ile ayna gülbahçesi haline gelince, can ve gönül ona hased ettiler de, yakıcı ates<br />
kesildiler!<br />
• Ben, varlıgımdan geçtim, kayboldum; sen, eger onu bulabilirsen, benim selamımı söyle de, ona de ki: "Nasılsın, hos<br />
musun; eski halinden daha da hos musun "<br />
• Eger sen, benden kaçıp kaybolan beni bulabilirsen, ben´e de ki: "Ben peri gibi avare oldum, gizlendim!" ,<br />
• Dostum! Ben sarhos degilim; aklım da basımdan gitmedi! Onun o sihirli bakısı, benim canımı büyüledi, beni de<br />
büyücü yaptı!<br />
• Senin aklın basında ise, ona bir bak da anla ki, sevgilim o is yanlıs degildir, dogrudur!<br />
1355. Sen, zaten benim gönlümsün!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. VI, 2618)<br />
• Sevgili; lütfet, o güzel gözlerinle bize bir bak! Çünkü sen, bakısların ve görüslerin canısın; sana nasıl; "Gönlümü<br />
aldın!" diyebilirim ki; sen, zaten gönlümün ta kendisisin, sen benim gönlümsün!<br />
• Sen, gönlümüzü ayaklar altına aldıgın zaman canlar neselenir, ayak vurarak oynamaya baslarlar! Gönlümü kırdıgın,<br />
yaraladıgın zaman gönül, adeta ballar yer, sekerler çigner!<br />
• Kollarını iki tarafa salarak oynamaya baslayınca beden, sana canını verir Böylece sen, cilvelerle, naz ve eda ile<br />
oynarken ölmüs kisi bile tuhaf bir hal alır, adeta dirilir!<br />
• Senden gelen cevr u cefa böyle hos ve tatlı oldugu için vefa ekinine kıtlık düsmüstür de, insanlarda vefa bulunmaz<br />
olmustur! Ey gönül; ne duruyorsun Onun cefasına karsı canınla oyna, onun cefasına canını ver!<br />
• Bugün öyle mestim, öyle mestim ki, tamamıyla kendimden geçmisim! Dostum; benim elimden tut; sen neredeysen,<br />
beni de oraya çek!<br />
• Sana lazım olan seyleri, gökler hemen dogurup sana sunar! Senin mana incilerin hiç azalır mı Zaten sen, inciler<br />
denizinin dibindesin!<br />
• Ey benim canım, sevgilim; her gözbebegi, senin sayende adam oldu! Ey görüsün özü, anlayısın temeli; sen<br />
olmayınca gözün ne degeri vardır<br />
• Ey can; onun mesti olmak serefıne nail oldugun için neselen, el çırp! Bu varlık, ne hos bir varlıktır; sen, aynı<br />
zamanda birlik aleminin, vahdet aleminin içindesin; ne de hossun!<br />
• Ey ruh; neden korkuyorsun Sen, maddî bir varlık degilsin ki toprak olup gidesin ve sen, beden degilsin ki, seni<br />
mezara defnetsinler! Sen, nefis de degilsin! Beden, korku kaynagıdır, korku madenidir; halbuki sen, zevksin, nesesin!<br />
1356. Eger senin gönlün varsa, gönül kabesini tavaf et!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa-îlün, Fe´ilün<br />
(c. VI.3104)<br />
• Eger senin gönlün varsa, gönül kabesini tavaf et; topraktan yapılmıs sandıgın Kabe´nin manası gönüldür!<br />
• Cenab-ı Hakk , görünen ve bilinen suret kabesini tavaf etmeyi, kirlillklerden temizlenmis bir gönül kabesi elde edesin<br />
diye sana farz kılmıstır!<br />
• Sunu iyi bil ki, sen, Allah evi olan bir gönlü incitip kırarsan, yaya olarak bin defa Kabe´ye gitsen de, Allah bu<br />
ziyaretini kabul etmez!<br />
• Sen, varını yogunu, malını mülkünü ver de, bir gönül al, al da, o gönül mezarda, o kapkara gecede sana ısık versin,<br />
nur versin!<br />
• Allah´ın huzuruna altın dolu binlerce keseler götürsen, Cenab-ı Hakk; "Bize bir sey getirmek istiyorsan, kazanılmıs bir<br />
gönül getir!" diye buyurur!<br />
• "Çünkü. altın ve gümüs, bizim için hiç bir sey degildir! Eger bizi, bizim rızamızı istiyorsan, bizim istedigimiz gönülden<br />
ibarettir!"<br />
• Senin deger vermedigin, bir saman çöpü saydıgın yıkık gönül, Ars´tan da üstündür, Kürsi´den de, Levh´den de,<br />
Kalem´den de!..<br />
• Harap gönül, Hakk´ın nazargahıdır, Hakk´ın baktıgı, Hakk´ın sıgındıgı yerdir! Onu yaratan varlık ne de büyüktür, ne<br />
de kuvvetlidir!<br />
• Kırılmıs, ikiyüz parça olmus zavallı bir gönlü yapmak, tamir etmek, Cenab-ı Hakk´ın nazarında hacdan da, umreden<br />
de degerlidir!<br />
• Hakk´ın defineleri, harap gönüldedir! Harabelerde, pek çok defıneler gömülüdür!<br />
• Mutlu olmak, manen yükselmek istiyorsan, gönüller almaya, gurur ve kibiri bırakmaya bak!<br />
• Kazandıgın gönüllerin yardımı seninle beraber olursa, kalbinden hikmet kaynaklan fıskırır, akar!<br />
• Dilinden sel gibi ab-ı hayat akar; nefesin, Hz. Isa´nın nefesi gibi, hastalıklara deva olur!<br />
• iki dünya da, bir gönül için yaratılmıstır; "Sen olmasaydın, bu kainatı yaratmazdım!" hadîsinin manasını düsün!<br />
• Eger böyle olmasaydı, senin varlıgın, mekanın, günesin, ayın, yeryüzünün, su gök kubbenin varlıgı nereden olacaktı<br />
• Sus; bedeninin her bir kılında iki yüz dil olsa da onlarla gönlü anlatmaya çalıssan, yine de anlatamazsın; gönül<br />
anlatılamaz, anlatısa sıgmaz!<br />
1357. Kendinden geçis lütfu<br />
Fa´îlatün, Fa´îlatün, Fa´îlatÜn, Fa´îlat<br />
(c. VI,2775)<br />
• Istiyorum ki, can kusu, kendini görüs ve kendini begenis hevasından çıksın da, yalnız kendinden geçis hevasında<br />
uçsun; can mumu da, benlik sarayında degil, kendinden geçis sarayında yansın, oralara nur saçsın!<br />
• Kendinden geçis devlet kusu, her seye, herkese gölge salsın da, kendilerini üstün görenleri, gurura kapılanları,<br />
kendilerine tapanları, bu kötü huylarındar vaz geçirsin! Allah´ın lütuf günesi de, Hakk asıklarının baslarında parlasın, onları<br />
aydınlatsın!<br />
• Asık, en yüksek mevkilere çıksa, dünyanın en zengin adamı olsa, yüzbinlerce devlete erisse, yüzbinlerce nimete<br />
kavussa, onun nazarında bunların hiç bir kıymeti yoktur! 0, ancak Hakk´ı bulmak için kendinden geçis belasını ister! l30<br />
130 Hz. Mevlana, Dîvan-ı Kebîr´in bir baska yerinde bu konuya temas eder:<br />
"Allah, bitmez tükenmez cömertligi ile bana hesapsız mülkler verse, ne kadar gizli hazineleri varsa hepsini önüme<br />
koysa, ben, candan secde ederek yüzümü topraga korum da, derin ki: ´Bunların hepsinden filanın askı benim için daha<br />
degerlidir!´"<br />
• Bu istegin ne oldugunu anlamak için beni seyret de gör; ben, kendinden geçis yoklugunda öyle manevî zevkler<br />
tattım, öyle mutlu oldum ki, kendimi, sevine sevine belaların önüne attım!<br />
• Kendinden geçis arzusu ile kendinden geçmek, Hakk´ta fani olmak, öyle anlatılamaz bir mertebe ki, bu yüksek<br />
mertebeye ulasmak isteyen kisiye, bir can degil, yüzlerce can kurban olsun!<br />
• Ey asık; istedigi dünya nimetlerine ulasamadıgı için kendini üzüntülere, gamlara, kederlere kaptırmıs kisilerle düsüp<br />
kalkma ki, kendinden geçis zevkini kaybetmeyesin!<br />
• Kendinden geçmenin, kendinden kurtulmanın ne oldugunu bilir, anlarsan, sende bulunan yüksek mevki istegi, servet<br />
ve devlet arzusu yok olur gider! Ey kendinden geçis hali; zenginlik, söhret, beylik, pasalık bunların hepsi de senin ayagının<br />
altına serilsînler, toprak olsunlar!<br />
• Dünya sevgisine kapılmamak, padisahlıgı, yüksek mevkileri, söhreti, serveti istememek; muhakkak ki, güzel bir<br />
seydir! Fakat, bunların hiç biri kendinden geçmis kisiye es olamaz, kendinden geçmisin karsılıgı olamaz!<br />
• Ey kendinden geçmis ve gönül evini dünyevî arzulardan temizlemis kisi; gönül evini, kendinden de temizle! Hatta,<br />
kendinden geçme istegini bile gönülden at gitsin; onun gelmesi için, kendin de gönül evinden çık git!<br />
1358. Bahar mevsiminde kokusu ile insanı büyüleyen gül bahçesini, kendi güzellikleri ile 0 süsledi!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe-ulün<br />
(c. VI, 2696)<br />
• Bahar, güzelligi ile beni neselendiriyor, güldürüyor; bana sundugu manevî sarabın verdiği mahmurluk da, basımı<br />
döndürüyor!<br />
• Bu sırada ay yüzlü bir güzel de, beni döndürüp oynatıyor; beni essiz dostsuz bırakarak, gönlümde yalnız kendisi taht<br />
kurmak istiyor!<br />
• Bir çeng çalan var; çıkardıgı hos seslerle, beni büyüledi; ben öyle bir hal aldım ki, adeta, onun teline döndüm!<br />
Çengin çıkardıgı ses meydanda ama, aglayan, feryad eden, titreyen teli görmmüyor!<br />
• Allah, göklere dogru yükselen bir toz dünyası meydana getirdi; kendisi ise, rüzgar gibi, çıkardıgı toz içinde gizlendi<br />
gitti!<br />
• 0 padisah, kıvılcım gibi bir hayat, bir yasayıs parlattı da, kendisini, yanıs gibi, o kıvılcımın içinde gizledi!<br />
• Su bahar mevsiminde kokusu ile insanı büyüleyen gül bahçesini, kendi güzellikleriyle süsledi; sonra, etrafa güzel<br />
kokular yayan, fakat kendisini göstermeyen nadide bir gül gibi, dikenler arasında gizlendi!<br />
• Bahar mevsiminin güzellikleri karsısında ben, mest oldum; bir sey söyleyemeyecegim! Ey görünmez güzellikler<br />
sarabı sunan sakî; bu güzelliklerden sen bahset! Çünkü, senin aklın basında!<br />
• Acaip bir aynacının elinde olan bu gönlüm, ayna gibi, susarak, dilsiz dudaksız bir seyler söylüyor, gördügü<br />
güzellikleri aksettiriyor!<br />
• 0 aynacının, o büyük ve essiz yaratıcının lütfu ile, zaman zaman gönül aynasında acaip sekiller, benzeri olmayan<br />
güzellikler, insanı büyüleyen hayaller görünmede!<br />
1359. Bir bilgin, bakısları ile, Sen´in güzel yüzünün sofrasından rızıklanırsa, ne olur<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fa´lün<br />
(c. VI,2869)<br />
• Allahım; Sen´in verdigin gamlarla, kederlerle perisan olmus bir bilgin var! 0 bilgin, denenmek için çok ızdırap<br />
çekiyor, çok belalara ugruyor! 0, adeta, ates üstünde bulunan potadaki gümüse benziyor!<br />
• 0 bilgin, Sen´in keremine, lütuflarına, ihsanlarına ümid baglamıs da, kalkmıs, ezelden çok uzak yollar asarak, bir çok<br />
sıkıntılara, zahmetlere katlanarak, çesitli merhalelerden geçerek gelmis, Sen´in merhamet kapına sıgınmıs!<br />
• 0 bilgin, ask yolunda çok ızdırap çekmis, yolunu eskiyalar kesmis, hırpalanmıs, yaralanmıs!..<br />
• Ey dost! Bir bilgin, bakısları ile, Sen´in güzel yüzünün manevî sofrasından rızıklanırsa, kuvvet bulursa, Sen´in<br />
güzelliginden bir sey eksilir mi; Sen, bir zarara ziyana ugrar mısın<br />
• Senin güzelliginle dolu bir çılgınlık kadehini, sen hayranlarına sunarsan, bir bilgin, nasıl olur da kaidenin, törenin<br />
dısında kalır da, sundugun kadehi almazlık eder<br />
• Sen´in insafın, merhametin ve asaletin, bir bilginin bos yere na-ehiller arasında kederlerle, gamlarla öldürülmesine<br />
nasıl müsaade eder 131<br />
131 Sinasî merhum bir beytinde;<br />
"Bedbaht ona derler ki, elinde cühelanın<br />
Kahrolmak için kesb-i kemal ü hüner eyler"<br />
(Cahiller, na-ehiller arasında kahrolmak için ilim, hüner ve olgunluk elde eden kisi, bahtsız bir kisidir!)<br />
• Herkese ısık veren, sıcaklık bagıslayan Hakk´ın günesi, bir bilginin buz gibi soguk, anlayıssız kisiler arasında donup<br />
kalmasını nasıl hos görür<br />
• Sen´in verdigin derslerden yararlanması için, lütfun ve ihsanın tutmus, bir bilgini ask medresesine, ask dersinin<br />
verildigi okula çekmis almıs ve böylece onu, faydasız bilgiler ögrenmekten kurtarmak istemistir!<br />
1360. 0 perinin yüzünün nurundan, insan, melek oldu!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. VI, 3027)<br />
• Peri kızının, Hz. Süleyman´ın huzurunda saygı ile elbaglayıp durmasına sasılmaz; sen, asıl o perinin karsısında<br />
Süleyman´ın elpençe divan durmasını seyret!<br />
• 0 öyle bir peri ki, yüzünün nurundan, insan, insan seklini bıraktı da melek oldu; peri de, zahmetten, derman bulma<br />
gamından kurtuldu!<br />
• 0 perinin terbiyesi, ilgisi ile insanın gözü açıldı; o perinin yüzünden seytan da melek de can incisini buldular!<br />
• Onun güzelligi ile, insanlar "benlik-bizlik" davasından vazgeçtiler; erlik tohumları kurudu da, sehvetten kurtuldular!<br />
Peri insan oldu, insan da peri kesildi!<br />
• Tebriz sehrinin de, canın da övündükleri Sems-i Dîn´in yüzünün nuru ile peri neselendi ve candan bile daha neseli bir<br />
hale geldi!<br />
1361. Düsüncelerden kendini kurtar; aklı fikri at gitsin!<br />
Mefülü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. VI,3000)<br />
• Sakî; o büyük sarap kadehini sun! Yapılması gereken bir is, bir sevgi isi var ya, onu düsün; baska düsüncelerden<br />
kendini kurtar, aklını fikrini at gitsin!<br />
• Çünkü, akıl fikir duragında tamamıyla korku vardır, endise vardır, tehlike vardır, titreyis vardır; rahat, huzur,<br />
mutluluk hep akılsızlıktadır! 132<br />
• Akla fîkre kapılmayanlar meclisinde bulunanlar, derin düsüncelere dalmadıkları için her bagdan kurtulmuslar,<br />
hürriyete kavusmuslardır! Onların hepsi de, sevgi günesinin ısıgında zerreler gibi oynar dururlar! .<br />
132 Su hadîs-i serîf, bu konunun anlasılmasında bize yardımcı olabilir: "Cennet ehlinin çogu, ebleh, yani akılsız<br />
kisilerdir." Cenab-ı Hakk, aklını yoranları, felsefî düsüncelere varanları sevmiyor, safiyetle candan inananları seviyor. Sevgi<br />
yolunda kılı kırk yararcasına düsünmek, asıgı yoldan alıkor. Asık, gönül yolundadır, akıl yolunda degildir. Pervane<br />
düsünseydi, kendini atese atıp yakmazdı. "Ben, onu bunu bilmem; ben, ask kadehi ile mest olmusum!" diyen Erasmus,<br />
Akılsızlıga Medhiye adlı kitabında, aynı konuyu ele almıstır.<br />
• Ey can günesi! Senin nurunun ısıgının tek bir pencereden gelmesine gönlümüz razı olmadıgı için, beden binasının<br />
kapısını, duvarını yak yandır, bizi engellerden kurtar; bizi, perdeler arkasında bırakma!<br />
• Sunu bil ki, senin ask nurunu bulmak için çırpınısın gibi, bütün asıkların feryadları, hayhuyları hep bir gül bahçesinin<br />
kokusudur, ondan meydana gelmededir! Fakat, o bahçenin nasıl bir bahçe oldugundan kimsenin haberi yoktur!<br />
1362. Ben; gönlümü de, canımı da kederin gamın önüne atmısım!<br />
Fa´ilatü, Fa´ilatün, Fa´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2850)<br />
• Ayrılık gamınla inleyerek, sızlanarak aglayıp durmadayım! Ama sen, benim çektigim ızdırabı çekme; sen, sad ol,<br />
neseli ol! Bana gamlar, kederler verdigin için sana darılmadım; yine de seni bekliyorum; sen, sad ol, neseli ol!<br />
• Sen, beni ask oku ile yaralanmıs perisan bir halde görsen, tatlı bir bakısla bana bakarsın ve acımak söyle dursun,<br />
çektigim ızdıraptan hoslanırsın! Zaten ben gönlümü de, canımı da gamın, kederin önüne atmısım; yeter ki sen sad ol,<br />
neseli ol!<br />
• Sen, benim gönlümün gamlı olusuna sevinirsin; cefa çektirmekte essiz bir ustasın! Ben, nese ile bir nefes almasam<br />
bile, sen sad ol, neseli ol!<br />
• Ey güzel varlık! Sen, güzelligine yakısmayan davranıslara girisiyorsun; hançer gibi, bu zavallı kulunun kanına<br />
susamıssın! Zararı yok; ben kanlı gözyasları dökmeye razıyım; sen sad ol, neseli ol!<br />
• Beni biraz neseli görsen, canın sıkılır, bana kızarsın; gönlün, kinle ve nefretle dolu! Bense, bu davranıslarına hiç<br />
aldırmam, sana darılmam; sen sad ol, neseli ol!<br />
• Bana verdigin gamlardan, çektirdigin ızdıraplardan öyle mutluyum ki, kendimi padisah gibi görüyorum! Senin<br />
yüzünden tahta kavustum, mevki sahibi oldum! Ben, bütün bu hallere aldırmıyorum; sadece, senin gönlünü<br />
gözetmedeyim! "Allah onu korusun!" diye niyazdayım! Ben, bu karardayım; sen, benim acılarıma bakma! Yeter ki, sen sad<br />
ol, neseli ol!<br />
• Zamanımızın canısın, bizim hayatımızsın; bizi yasatan sensin! Verdigin acılara ragmen, gönlümüzde taht kurmussun!<br />
Çektirdiklerine birtakım bahaneler buluyorsun! Ben, kenara çekildim; bir seye karısmıyorum, hiç bir sikayetim yok! Yeter<br />
ki, sen sad ol, neseli ol!<br />
• Sevgilim; ben, kendimle ugrasmadayım! Çünkü, beden ile nefis ölmedikçe, ne gönül, ne de can günahlardan<br />
arınamaz! Benim bütün gücüm, içimi manen temizleyerek günahlardan kurtulmaya çalısmamdır; sen, beni kendi halime<br />
bırak; sen sad ol, neseli ol!<br />
1363. Her seher vaktinde, her sabah bu akıl, senin askınla deli divane olmada!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. VI,2601)<br />
• Güzelim; her tasın basında, lal dudaklarından bir nur vardır! Saçlarının perisanlıgı, karısıklıgı, her tarafta bir karısıklık<br />
meydana getirmis!<br />
• Cennet gibi olan güzellik bagının her tarafında, agaçlarının altında, ask sarabı sunan sakîler var, huriler var!<br />
• Her tarafta, ask sarabı doldurulmus küpler var; her tarafta, ask sarabı içmis, kendinden geçmis canlar var! 0<br />
küplerdeki sarap, üzüm sarabı gibi pek tatlı, pek nefis!<br />
• Zaten, her seher vaktinde, her sabah bu akıl, senin askınla deli divane olmada ve benlik damına çıkarak tanbur<br />
çalmadadır!<br />
• Padisahı ask olan sehir, ne mutlu bir sehirdir! 0 sehrin her mahallesinde bir meclis kurulur, nefis ask sarabı içilir; her<br />
evde bir dügün vardır!<br />
• Bir manastırın önünden geçtim; karsıma bir kesis çıktı! 0, vahdet (birlik) kapısında oturmus, senin askınla bir nefir<br />
çalmada idi!<br />
• 0 kesise; "Bu kadar hos, bu kadar güzel nefir çalma gücünü kimden aldın " diye sordum. Bana; "Bu gücü öyle bir<br />
padisahtan aldım ki, o hem seven, hem sevilen, hem yardım eden, hem de yardım görendir!" diye cevap verdi!<br />
1364. Ben, nasıl olur da, "Bende bulunan sensin; sen, benden hiç ayrılmıyorsun!" diyebilirim<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. V, 2460)<br />
• Ben, senin gibi degilim; sen de benim gibi degilsin! Ne sen benim bulundugum haldesin, ne de ben senin<br />
bulundugun haldeyim!<br />
• Ben, her zaman senin emrindeyim; sen de, hep benim kanımı dökmek istiyorsun! Ben, gökyüzünde günes olsam, ay<br />
olsam, yine de senden çok asagıyım!<br />
• Sen, dün, benim kapımın önünden geçtin! Ben, senden bir koku alamadım! Fakat, geçenin sen oldugunu, ruhum<br />
kulagıma gizlice fısıldadı!<br />
• Ey benim canım, ey benim gönlüm! Sence canın da, gönlün de ne degeri vardır ki Senin basıp geçtigin kapının<br />
önündeki toprak, ot yerine can bitirir, gönül yetistirir!<br />
• Gözün bize bakmaktadır; sen de, akıl gibi, daima bizimle berabersin! Fakat, kendimde güç, cesaret bulamıyorum ki,<br />
kalkayım da sana; "Bende bulunan sensin; sen, benden hiç ayrılmıyorsun!" diyebileyim!<br />
• Kulagımdan tuttun, beni çeke çeke bulundugum yerden alıp götürdün! Fakat, sen beni nerelere götürdünse oralarda<br />
gördügüm her seyde, seyrettigim her yerde, her manzarada hep seni buldum, seni gördüm; senden baska bir sey<br />
göremedim!<br />
• Ben mestim; sen de, benim yüzümden mestsin! Yanıldım, hata ettim; ben, nasıl olur da; "Benim yüzümden<br />
mestsin!" diyebildim Ben, kim oluyorum Benim sana ulasmama, seni manen bulmama imkan yok; beni sana, ancak,<br />
sen ulastırırsın!<br />
• Dilim sasırdı da, "sen"sin dedi; bu suçun özrü olarak, bundan sonra susayım; acı sabırlara katlanayım, zehirler<br />
içeyim!<br />
1365. Askın agzı olsaydı, bütün dünya ona bir lokma olurdu!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. V, 2435)<br />
• Ben, gönül sırrını, dün gece tas yürekli bir dilberin yüzünde gördüm!<br />
• Askın agzı olsaydı, bütün dünya ona bir lokma olurdu; askın kapısı olsaydı, bütün padisahların canları o kapıda<br />
kapıcılık ederdi!<br />
• Ey can; gel de, inciler topla! Ey gönül; gel de, güzelligi gör! Ey müslümanlar; insanı felakete sürükleyen bu<br />
güzelden, bu afetten sakının!<br />
• Beden, onun atlarının ayakları altına serilmeye layık degildir; bas da, böyle bir güzeller sahının huzurunda yerlere<br />
kapanmak serefini kazanmamıstır!<br />
• Onun yanagı, her an bana; "Senin, benim gibi güzel yanaklı sevgilin var mıdır " diye soruyor! Gönlüm de ona her<br />
an; "Benim gibi sana candan baglı bir kulun var mıdır " diyor!<br />
• Ey dostlar; ilkbahar geldi! Haydi; kalkın, gül bahçesine gidelim! Ama, benim ilkbaharım sensin; ben, senden baska<br />
bir seye bakamam!<br />
• Bahçedeki çiçeklerin, meyvelerin kendilerine mahsus bir hos edaları var; biz de, senin gül bahçesine benzeyen<br />
yüzünde açmıs bir nilüfer gibiyiz!<br />
• Bülbül, çalgıcı gibi def çalmada, agaçların yapraklarıysa el çırpmadadır! Gonca, kendini begenmis de, "Acaba<br />
dünyada benim gibi hos, benim gibi güzel, benim gibi taze bir gonca var mı " diye söyleniyor!<br />
• "Bahçe, çiçeklerle süslensin; kuslar kanatlansın, uçsun!" diye, gönlü sevgi ile, merhametle dolu olan ilkbahar, nazlı<br />
bir gelin gibi eteklerini sürüyerek, salına salına ötelerden geldi!<br />
• Yarattıklarındaki güzellikleri göremeyen körlerin, sözünü duyamayan gönül sagırlarının inatlarına ragmen, ilkbaharın<br />
içinde kendini gizleyen sevgili, insanları hayran bırakmak, canlara can katmak için geldi!<br />
1366. Gönül bahçesine girersen, hos kokular elde edersin!<br />
Miistef´ilün, Miistef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. V, 2444)<br />
• Gönül bahçesine girersen, hos kokular elde edersin; göklere kanat açarsın da, melekler gibi ay yüzlü olur, nurlar<br />
saçarsın!<br />
• Ask, seni kandildeki yag gibi yaksa yandırsa, ne mutlu sana! 0 yanısla, etrafındakilere yararlı olursun; karanlıkları<br />
aydınlatırsın! Askın, basına getirdigi gamlardan, kederlerden ötürü zayıflasan, erisen, kıla dönsen, o zaman da, asıklar<br />
meclisinin basına geçersin!<br />
• Ask, sana çok seyler kazandırır; su fanî dünyadan, mekan aleminden kurtulursun, ötelere, mekansızlık alemine<br />
gidersin! En önemlisi de, ask yolunda sana engel olan, seni nefsanî arzulara dogru çekip götüren bedenden, kendi maddî<br />
varlıgından ayrılırsın da kendinde kendi öz varlıgını bulur, onunla beraber Hakk yoluna düser, yol alırsın; tıpkı deredeki su<br />
gibi, bineksiz, ayaksız yürür gidersin! 133<br />
133 Kendinden kurtulmakla ilgili olarak Hz. Mevlana, Mesnevî´nin V. cildinin 269-270 numaralı beyitlerinde söyle<br />
buyuruyor: "Baskasından kaçan, ondan uzaklasınca kurtulur! Ben ise, hem kendimin düsmanıyım, hem de kendimden<br />
kaçıp kurtulmak istiyorum! Kaçarken kendimi de beraber götürdügüm için kendimden kurtulmama imkan yok! Bu<br />
yüzdendir ki benim isim, kıyamete kadar durmadan kendimden kaçmaktır!"<br />
• Sen, her acıyı tatlılastırırsın, her uzagı yakınlastırırsın! Askın ve insanlıgınla dokuz kat göklerin üstüne çıkarsın da,<br />
kendinden kurtuldugun için, artık maddî varlıgın nura perde olmaz!<br />
• Içindeki heva ve hevesi, nefsanî arzuları atarsın, bombos bir hale gelirsin ve nefes almaksızın canlı kalırsın! "Ya Hu"<br />
denizine batınca, artık, "Ya Hu" diyemez olursun! 134<br />
134 "Hu, Hüve": Arapça "0" zamiridir. "O", burada Allah´ı göstermektedir. "Ya Hü", (Ey Allah manasına gelmektedir.<br />
Dervisler Allah´ı anarken; "Ya Hu" yahut sadece "Hu" diye anarlar "Ya Hu denizi": Hakikat denizini göstermektedir. Arif<br />
hakikat denizine varınca, onda yol olur. Bir damla denize düsünce, damladan eser kalır mı<br />
• Sen, her eve pencere olursun; yani, Hakk yoluna düsmüs kisilerin irfar sahibi oldugun için gönüllerine senden nur<br />
dogar! Her bag, seninle gül bahçesine döner, senlikten benlikten kurtulur. Kendi varlıgını yok edersen, sen benimle<br />
olmaksızın ben olursun!<br />
• Gerçek aydınlıga kavustugun için, artık, aydınlık istemezsin! Kendinle hiç, ilgilenmezsin; padisah gibi, fakirleri,<br />
kimsesizleri yedirip içirirsin! Yani, manî yoksullarını nurunla aydınlatırsın! Etrafa manevî nurlar saçtıgın halde, kendin<br />
göstermek için ay gibi, bulutlar arkasına gizlenirsin, karanlıklar ararsın!<br />
• Can istemezsin, can bagıslarsın; her derde derman olursun! Sen, kendinden geçtigin için, kendi yarana merhem<br />
aramazsın da, baskalarının yaralarına merhem olursun!<br />
1367. Kalk da, fanî olmayan, ölümsüz olan yaratıcının eserlerini seyret!<br />
Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. VI,2624)<br />
• Sevgili! Kalk da bak; can var, cihan var, gençlik var! Günes de dogdu, etrafa parlak, göz kamastırıcı ısıklar saçıyor!<br />
• Ey zamanımızın Yusufu, ey güzel varlık; kalk! Hani, Züleyha´nın rüyasında arayıp durdugu, fakat bir türlü bulamadıgı<br />
bir güzel, bir güzellik vardı ya, sen, ondan yüz kat daha güzelsin!<br />
• Solda, sagda her tarafta mahluktan, yaratılmıstan, Halık´a, Yaratan´a bir isaret var, bir belge var! Yaratan´ın<br />
varlıgına, yaratma gücüne en güzel belge sensin! Fakat gönülsüz asık, bir belge ile kanaat etmez, daha çok belge arar!<br />
• Kalk da, fani olmayan, ölümsüz olan yaratıcının yarattıgı eserlerdeki ihtisamı, güzelligi seyret! Seyret de, fani<br />
dünyadan, dünyaya ait islerden, nimetlerden çabucak vazgeç, kurtul!<br />
• Essiz olan o büyük varlık, aziz bir ömürdür, bir hayattır, bir yasayıstır! Sen, yaradanı düsünmekten, onun varlıgını<br />
hissetmekten kaçamazsın! 0, dünyanın ruhudur, dünyayı yasatan odur; sense bir sekilden, bir gölge varlıktan ibaretsin!<br />
• 0 aziz varlık öyle güçlüdür ki, tastan yonttugu bir sekle bile dokunsa onu canlandırır; sen tastan asagı mısın Sen bu<br />
candan mahrum kalırsan, sana yazık olur; kalk da, onu kendi varlıgında hisset, sen de canlan!<br />
1368. Hayalin gelmis, gönlümü oksuyor!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. VI,2598)<br />
• Ey bizim canımız, cihanımız; bir an için olsun lütfetsen de yüzünü bize döndürsen, yüzüne bakmamıza müsaade<br />
etsen ne zarar edersin 135<br />
135 Bir Iranlı sair, bütün güzelliklerin Hakk´ın güzelliginin bir tecellisi oldugu inancına vardıgı için:<br />
"Sevgilim! Senin güzelligin, Allah´ın lütuflarının bir aynasıdır; bırak da, aynada Hakk´ı görelim!" diye yazmıstır.<br />
• Ey yüzü ates gibi parlak olan, nurlar saçan güzel; ey gül gibi güzel kokar varlık! Nasıl da güzel bir yüzün, nasıl da<br />
hos bir kokun var!<br />
• Senin güzel hayalin, her zaman gözümün önünde dolasıyor; böylece, uyanık oldugum halde, yine de hos bir rüya<br />
görüyorum!<br />
• Hayalin gelmis, gönlümü oksuyor; zavallı gönlüm de, bu iltifattan ötürü kabına sıgamıyor!<br />
• Ayın ondördüne benzeyen yüzünden mi, onun görüsündeki nurdan mı bahsedeyim Bambaska olan, hiç kimseye<br />
benzemeyen ruhundan mı, yoksa, senin dertlere derman olusundan mı söz edeyim<br />
• Bahçedeki gül dalı seni görmüs de, utanıp basını önüne egmis; bülbül de, benim feryadımı duydugu için ötmez<br />
olmus!<br />
• Aklını basına al da, her seyden vazgeç! Çünkü, onun bulundugu yerde senin bulunmana imkan yok! Hem o, hem sen<br />
bir yerde olamazsınız; onun bulundugu yere sen sıgamazsın; orada, ondan baska dost, ondan baska yardımcı olamaz!<br />
• Her ne olursa olsun, ey göz; sakın ümitsizlige düsme! Bahar bulutu haline gel de, askla inciler saç!<br />
1369. Benden daha çok "ben" olan; gel, gözümde yerini al!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. VI,2798)<br />
• Ey benden daha çok ben olan, benim benligimi yok edip ben kesilen; gel! Gel benim gözümde otur! Otur da, senin<br />
nurlu, güzel yüzüne göre ayın ne kadar küçük, ısıgının ne kadar hüzünlü, solgun oldugunu gör! Çünkü sen, aydan daha<br />
parlaksın; daha hos, daha parlak ısıklar saçıyorsun!<br />
• Bahçeye gel de, güller, senin güzelligini, gül yanaklarını görsünler, utansınlar, renklerini, kokularını kaybetsinler!<br />
Çünkü sen, yüzlerce bag ve bahçeden, yüzlerce gülsenden, gül bahçesinden daha güzelsin, daha edalısın! Aslında, sen<br />
kendin dünyada benzeri olmayan Hakk´ın solmaz güller ihsan ettigi, bir gül bahcesisin!<br />
• Bahçeye gel de, uzun boyu ile ögünen selvi, senin boyunu görünce utansın, küçülsün, boyunu gizlesin! Süsen de<br />
görsün seni ve dilini yutsun! Çünkü sen, ondan daha üstün, daha güzel bir süsensin!<br />
• Ey can mumu! Lütuf zamanında, mumdan bile daha yumusaksın; nazlanma vaktinde ise, çelikten de sertsin!<br />
1370. Ey benim kararsız gönlüm; sen nerelisin, nereden geldin<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2480)<br />
• Ey benim kararsız gönlüm! Dogru söyle; sen, nasıl degerli bir cevhersin Ates misin, rüzgar mısın, insan mısın, peri<br />
misin; nesin sen<br />
• Sen nerelisin; nereden, ne taraftan geldin Geldigin yokluk aleminde neler görmüssün ki, yine yokluga gidiyorsun<br />
• Senden baska her hayvan, her canlı yokluktan kaçar, sakınır; sense, varını yogunu yokluga dogru çekip<br />
götürüyorsun!<br />
• Sen, sanki bu dünya dagının üstünden asagılara dogru akan bir selsin; basını taslara, kayalara çarparak,<br />
köpürerek, aglayarak hızla mekansızlık denizine dogru kosuyorsun!<br />
• Senin, bu askla geldigin yere, aslına dogru kosusundan, bahar mevsimi de sasırıp kalmıs bahçelerde... Sen nasıl bir<br />
gülsün, nasıl bir nergissin Senin yüzünden, hem süsen hem de selvi sarhos olmuslar ve süsen yerlere serilmis, selvi ise<br />
ayakta duramıyor, yıkılacak gibi sallanıyor!<br />
• Ben, insanların içindeyim, onların aralarındayım, onlarla beraber yasıyorum! Fakat, toprakta gizlenen halis altın gibi,<br />
onlardan kaçmısım, onların içinde oldugum halde onlardan ayrılmısım!<br />
• Altın, binlerce defa; "Ben altınım!" diye bagırsa, madeninden dısarı çıkmadıkça, kimse ona müsteri olmaz, kimse onu<br />
almak istemez!<br />
1371. Insanı Hakk´a ulastırmayan bilgiden daha beter iskence yoktur!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´îlün<br />
(c. VI,2922)<br />
• Sen, hem mumsun, eriyorsun, yanıyorsun, aglıyorsun ama, çevreni aydınlatıyorsun! Sen, hem gönül alıcı bir<br />
güzelsin, hem de güzelligin ile insanları sarhos eden bir sarapsın, kıs ortasında bir bahar gibisin!<br />
• Her taraf, askından yanmıs yakılmıs; günes ve günes gibi yüzbinlerce varlık da, senin atesinle yanmıs, kül olmus!<br />
• Senin atesin, daima kuru kamıslara düser ve onları cayır cayır yakar! Seker bu hali görmüs de, senin atesinle<br />
yanmak arzusu ile gelip kamısın içine girmis, gizlenmis!<br />
• Askın ile, yüzbinlerce kisinin basını kestin! Hiç bir can, cesaret edip de "Hey! Beni niye kesiyorsun, ben ne suç<br />
isledim " diyemedi!<br />
• Insanın askını artırarak, onu Hakk´a ulastırmayan bilgiden beter iskence yoktur! "îyi, kötü" diye insanları ayıranlara,<br />
ayrı görenlere yazıklar olsun!<br />
• Mısır´daki kadınlar, Yusuf aleyhisselamın güzelligini gördüler de, kendilerinden geçtiler, ellerini dogradılar ve; "Of!"<br />
bile diyemediler!<br />
• Miraç gecesinde Peygamber Efendimiz, ilahî ask ile kendinden geçti de yüzbinlerce yıllık yolu asıverdi!<br />
• Ey Tebrizli Sems; sen de bizi askla yok et! Çünkü, sen bir günessin; biz de gölgeleriz!"<br />
1372. Akıl bana; "Seni hos edip ask yoluna düsürmek için sarap oldum!" dedi!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. VI, 2924)<br />
• Asıklardan kaçıp uzaklasan o hurinin askından ah ederim!<br />
• Askın öldürüsünde, yepyeni bir hayat, bir dirilik vardır; hastalık bile, onun yüzünden bir sıhhat, bir saglık olmustur!<br />
• Aklıma; "Ey aklım; neredesin Seni bulamıyorum!" diye sordum! Akıl dedi ki: "Ben, sana artık yol gösterecek<br />
degilim; senin dünyaya olan baglılıgını koparmak, seni sarhos edip ask yoluna düsürmek için sarap oldum! Bu yüzden,<br />
benim özümle hiç bir ilgim kalmadı!<br />
• Canını yak, külünü sürme et, gözüne çek de, o can sürmesi yüzünden, artık, iki dünyada da körlük kalmasın, her<br />
seyi açıkça gör!<br />
• Cansız canlar, sema´a girsinler, canlansınlar da, ezel balının etrafında arılar gibi dönüp dursunlar!<br />
• Sems-i Tebrîzî hazretleri de, Allah´ın kudreti ile, bütün kırılmıs kalpleri tamir etsin!"<br />
1373. Ölümsüz bir canın var; neden ölümden bos yere korkuyorsun<br />
Mefülü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2594)<br />
• Ey zavallı insan! Ölümsüz bir canın var; neden bos yere ölümden korkuyorsun Sen, Allah´ın bir nuruna maliksin; bu<br />
nurla sen, o daracık mezara sıgabilir misin<br />
• Gönlünü hos tut; alem, sende bulunan o incinin, o ilahî emanetin yüzünden, bastan basa altın kesildi! Gönül verdigin<br />
o güzel varlıga benzer bir güzel nerede var; öyle bir güzeli gösterebilir misin<br />
• Beden, ask ile arkadas olunca, onunla düsüp kalkmaya baslayınca dayanamadı da, kendini fazlaca içkiye verdi! Ey<br />
hoca; neden benim bu halimden ürküyorsun da, bana bakıp yüzünü eksitiyorsun<br />
• Renksizlik aleminde, mest olup kendinden geçmek var, suhluk var! Ey seyh efendi; senin gönlün neden böyle<br />
daralıyor, neden kendini gamları kederlere kaptırıyorsun Herhalde, senin asktan haberin yok!<br />
• Bu kadar kedere kapılma, bu kadar çok gam yeme! Ne zamana kadar böyle yaslara gömüleceksin Sen, acılar<br />
çekmeye, yaslara gömülmeye layık degilsin! Bizim sana bagısladıgımız o sevgiyi kaybetmedinse, gamı kederi bırak da,<br />
bizimle beraber ol, bizimle aynı renge boyan!<br />
• Sevgili! Verdigin nüurla, can, öyle manevî bilgiler elde etti, öyle derin bir bilgin oldu ki... Buyur ey efendimiz, buyur;<br />
sende de sarap dolu kadehler var!...<br />
1374. Hep istediginiz burada, sevgilinin yanında!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2593)<br />
• Ay mı istiyorsun, günes mi arzu ediyorsun Iste; ay da burada, günes de burada! Yok, feyizli seher vaktinin<br />
gelmesini, sabah olmasını mı istiyorsun Onlar da, iste surada, sevgilinin yanında!..<br />
• Ey Kenan Yusufu, ey Süleyman´ın canı; taç ve taht mı istiyorsun Iste taç, iste taht; onlar da burada, sevgilinin<br />
yanında!..<br />
• Ey savasların Hamzası, ey cenklerin Rüstemi! Kılıç, kalkan istiyorsanız, baska yerde aramayın; onlar da burada,<br />
sevgilinin yanında!..<br />
• Ey hos gül kokulan koklayan bülbül, ey tatlı sözler söyleyen papagan; gül mü istiyorsunuz, seker mi arzu<br />
ediyorsunuz Geliniz, geliniz; gül de burada, seker de burada, sevgilinin yanında !<br />
• Ey Hakk yoluna düsen, Hakk´ı arayan, ilahî tecelliye mazhar olmak dileyen zamanın Musası! Hakk´ı görecek mana<br />
gözü, O´nun buyruklarını duyacak mana kulagı istiyorsan, iste, onlar da burada, sevgilinin yanında!..<br />
• Ey gönlü kinle, nefretle dolu seytan, ey bizim eski düsmanımız; fitne mi istiyorsun, fesat mı istiyorsun, ser mi arzu<br />
ediyorsun 0 kötülüklerin hepsi burada, sevgilinin yanında!..<br />
• Sus; bu kadar fazla söyleme! Kalk Hakk yoluna düs! Yol arkadası mı istiyorsun Iste burada; sevgili yol arkadası!<br />
Baska ne arıyorsun ..<br />
1375. Gaflet uykusuna dalmısız da, gözümüz perdeli; göremiyoruz!<br />
Mefülü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2580)<br />
• Ey saskın bakıslı kisi; ırmagın kıyısına gel! Gel de, duru sudan iç; suyun üstünde dönen dolap gibi, ne diye bos yere<br />
dönüp duruyorsun<br />
• Baksana; ova sekerlerle, deniz de incilerle dolu! Ama çalısmadıkça, sebeplere el atmadıkça, Hakk´ın bu lütuflarından,<br />
bu ihsanlarından bir arpa tanesi bile elde edemezsin!<br />
* Eger sen güzelliklere, güzel seylere bakmaktan hoslanıyorsan, neden gözünü açıp da bakmıyorsun Ay ısıgının<br />
güzelligi, gözleri açıp bakmaya degmez mi<br />
• Biz, susuz kalmısız; her.tarafta; "Bir ab-ı hayat çesmesi buluruz." ümidine kapılmısız! Halbuki önümüzde, arkamızda<br />
deniz gibi cömert birçok seyler bagıslayan, veren bir ele sahip, tek, essiz, sayısız seyler ihsan eden, lütuflarda bulunan biri<br />
var!<br />
• O´nunla bizim aramızda nasıl bir yol var; hangi yola düsersek O´na varabiliriz Bizim, hakikati görmekteki<br />
eksikligimizden, perdeli olusumuzdan baska bir sey yoktur! Aramızdaki perde nedir Agır bir gaflet uykusuna dalmısız da,<br />
gözümüzü açamıyoruz! Bu yüzden, O´nunla bizim aramıza perde gerilmis!<br />
• Hakk´ın lütfettigi buluttan, altı nur, yani altı duygu yagıp durmada! Beden bir dam gibidir; altı duygumuz da (görme,<br />
isitme, tatma, yoklama, koklama ve bir de sezis duygusu), o damın kenarlarındaki birer oluktur!<br />
• Her gece biz uykuya dalınca, o altı kaynak, altı duygu durur ve o oluklardan bir sey akmaz olur! 0 duyguları veren, o<br />
kapıları açan, onları, bazan rüya alemine dogru götürür!<br />
• Gündüzleri günes, geceleri de ay, bazan kuyuya düserler ve Hakk, onlar aletsiz ipsiz çeker, kuyudan çıkarır!<br />
• Hakk´ın muhtesem ve sasırtıcı yüzlerce sıfatı, yüzlerce güzel eserleri var Onlar, senden gizlidir; onları göremiyorsun;<br />
gördüklerine de akıl erdiremiyorsun! Çünkü sen, zayıfsın, zavallısın; onun gibi gücün kuvvetin yok!<br />
• Sayısız eserlerle dolu, dayalı döseli yeryüzü, bir çok güneslerin, yıldızların dönüp durdugu gökler, hatta sınırı<br />
olmayan göklerin ötesi bile, Allah´ın kudretli avucunda korkularından cıva gibi titrer dururlar!<br />
1376. Nerede sevgilimin yüzünden senin yüzüne akseden nur<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2589)<br />
• Allahım! Zümrüt renkli dokuz kat gögü havada, sonsuz bosluk içinde hapsettin; topraktan yarattıgın insanı da, çarkla<br />
beraber oynatıp duruyorsun!<br />
• Ey su; sen neler yıkamaktasın; göklerden, insanların kirlerini yıkamaya mı geldin Ey rüzgar; sen de eserek, dünyayı<br />
dolasarak gizlenmis insan mı arıyorsun Ey yıldırım; neden gürlüyorsun Ey gök; ne diye dönüyorsun<br />
• Ey ask; neden gülüyorsun Ey akıl; hırsımızı mı baglamak istiyorsun Ey sabır; neden rahat oturuyorsun Ey yüz;<br />
sana ne oldu; birisinden mi korktun ki, sarardın<br />
• Vefalı olmak hususunda basın ne degeri vardır; canın, cömertlik yönünden ne degeri vardır<br />
• Kamil o kisiye derler ki, yokluga av kesilir, can verir! Çünkü, birlik (=vahdet) dairesine bir kıl bile giremez!<br />
• Eger benim ay yüzlü sevgilimi gördüysen, nerede onun yüzünden senin yüzüne akseden ve parıl parıl parlayan nur<br />
Can sarabını içtiysen, onun verdiği sarhosluk nerede Galiba, can sarabı sana tesir etmedi!<br />
• Gönlünü yıkayıp kötü huylardan, kötü düsüncelerden temizlyememissin! Yüzünü yıkamaktan sana ne fayda var<br />
Hırstan, tamahtan süpürgeye dönmüssün; toz toprak içindesin!<br />
• Benim her günüm Cuma´dır; ben, daima hutbe vermekteyim! Su minberim yücelerden yücedir; ben, mertlik ve<br />
insanlık maksuresinde oturmaktayım!<br />
• Su hutbe okunan minberin basamagı, yeri gelir de, insanlardan bosalırsa, canlar, melekler Hakk´ın emri ile gayb<br />
aleminden birini bulurlar gönderirler, oraya oturturlar; o minberi, asla bos bırakmazlar!<br />
1377. Çeng, niçin aglayıp inliyor Senden ayrı düstü de ondan!..<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´alü, Mefa´îliin<br />
(c. V, 2590)<br />
• Ey perdeler perdesi, ey gizliden de gizli olan güzel varlık! Bir bak da, gör bize neler ettin, neler!.. Gönlü de aldın<br />
götürdün, canı da; burada hiç bir sey bırakmadın!<br />
• Ey hevesleri, istekleri alıp götüren; ey gönül kuslarının kafeslerini kırıp döken güzel! Haberin var mı; gönül<br />
kusumuzu da yaraladın! Sonra da, hiç bir sey yapmamıs gibi, göklere dogru uçup gitmeyi düsündün!<br />
• Uçup gitmeye de kalksan, bize eza ve cefa etmeyi de tasarlasan, biz bir sey yapamayız! Nasıl cesaret eder de sana;<br />
"Dostum; bize neler ettin " diyebiliriz<br />
• 0 yanıp yakılan mum, neden sessizce aglıyor Neden agladıgını, sana söyleyeyim: Sen, sıkıntılar verdin, kahrettin;<br />
onu, balından ayırdın! Sonra da mum haline getirdin, onun içine ates düsürdün; onu yakıyorsun! 0 aglamasın da kim<br />
aglasın<br />
• Ya o çeng neden durmadan aglayıp inliyor Dur; sebebini sana söyleyeyim: Senden ayrı düstügü için! Onun boyu, bu<br />
kölenin boyu gibi kamburlastı, iki büklüm oldu da, o yüzden aglıyor, inliyor!<br />
• Bunca cefalar edersin fakat, güzel yüzünü gösterince, her sey unutulur zehir zehirligini kaybeder, seker olur; benim<br />
derdim de, deva haline gelir!<br />
• Her yaprak, yiyecek bulamadı da el açtı, sana duaya basladı! Onların agızsız dilsiz yalvarmalarına dayanamadın,<br />
keremler ettin, lütuflarda bulundun ve ilkbaharda, onlara süslü elbiseler giydirip çesitli yiyecekler vererek dileklerin yerine<br />
getirdin!<br />
1378. Gel; gel ki, derdinle sevdalara düstüm!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. VI, 3097)<br />
• Gel; gel ki, derdinle sevdalara düstüm! Kapıdan gir, içeri gel; içeri gel ki çok perisanım; can vermek üzereyim!<br />
• "Acaba, acaba" diyorum; "Evden halimi sormak için mi çıktın; senin askının delisi oldugum için, ne hale geldigimi,<br />
zavallılıgımı gel de, kendi gözlerinle gör!<br />
• Geldin, degil mi Peki armagan olarak bana ne getirdin Onu bana ver; bana ver yahut getirdigini önüme koy da,<br />
söyle karsımda otur! Hiç olmazsa, bir an için olsun, karsımda dinlen, dinlen!..<br />
• Gitme; gitme, yalvarınm sana! Neden biraz oturup dinlenmeden hemen gitmek istiyorsun Söyle; söyle, neden bana<br />
gelmede gecikiyorsun; neden hep böyle geç geç geliyorsun<br />
• Senden ayrı düstügüm için her an, nefes nefes feryadlar etmedeyim ve zaman zaman güzel yüzünü görmedigim için<br />
sevdalara düsmedeyim!<br />
• Hiç olmazsa, bundan sonra, sakın cefa yolunu arama; arama! Bu cefaları yapma; yapma ki, isimiz kötüye dogru<br />
gidiyor; her sey anlasılacak, aleme rezil olacagız!<br />
• Geldin, birazcık oturdun, hemen gidiyorsun! Git, git; istemiyorum! Nasıl da, salına salına, isvelerle gidiyorsun! Ama,<br />
gitme; dayanamıyorum! Gel, gel; ne hos cilveler yapıyorsun; sen, ne de edalı dilbersin<br />
Cilt 3´ün Sonu</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Divan-ı Kebir´den Seçmeler - III</span><br />
<br />
<br />
931. Ask mahallesinde; "Gönül evine bir pencere açıldı." diye bir ses duyuldu!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1909)<br />
• Sevgilinin gönlü, acıklı halimi gördü de, bana acıdı, yandı yakıldı! 0 yanısın kıvılcımları, dünya harmanına düstü;dünya harmanı da yandı, kül oldu!<br />
• Mum gibi yanan yakılan, aglayan, eriyen bir güzel de, benim canıma bir ates düsürdü! Öyle bir ates ki, onun yüzünden tasla demirin canı bile mum gibi eridi!<br />
• 0 atesten, gece , binlerce aydın sabah meydana geldi!<br />
• Ask mahallesinde; "Gönül evine bir pencere açıldı!" diye bir ses duyuldu!<br />
• 0 nasıl bir penceredir ki, oradan, igne kadar bile gölgesi olmayan yepyeni, bambaska bir günes dogdu!<br />
• Aklını basına al da, mekansızlık alemine gel! Bu alemde, her zaman bahar mevsimi hüküm sürmektedir; buradan baska her taraf soguktur, kıstır!<br />
• Can, Semseddin-i Tebrizî hazretlerinden geldi! Sen, can çekistirmek istiyorsan, durma; git de, can çekistir!<br />
932. Allah´ım! Bizi, bedenimize ait isteklerden, sehvet ve hiddetten kurtar!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. IV,1898)<br />
• Gökyüzünden, Ülker yıldızından cana söyle bir ses geldi: "Sen, yeryüzüne mensup degilsin; sen, ötelerden geldin! Bu yüzden, aklını basına al da, yücelere yüksel, tortu gibi dibe çökme!..<br />
• Hiç kimse esinden dostundan, eski bildiklerinden bu kadar uzun müddet seferde, yolculukta kalamaz! Bu ne bitmez bir yolculuk; artık sehrine geri dön!"<br />
• Sonunda; "Geri dön!" sesini o padisahtan, o padisahlar padisahından duydun! 1 -(1 Fecr Suresi, 89/28. ayete isaret var.)<br />
• Ey zavallı; bu dünyayı, bu yıkık yeri ancak baykuslar yurt edinir! Sen, ötelerden geldigin halde, nasıl oluyor da bu yıkık yerde oturuyorsun<br />
• Kendisine dikenden dösek döseyen kisinin yanı, beli, sırtı hiç rahat eder mi, dinlenir mi<br />
• Her nefeste yüzlerce Çin´e, Maçin´e deger hikmetlerle canı neden beslemiyorsun, süslemiyorsun 2 -(2 Maçin diye bir memleket yok; halk arasında Çin´i "Çin-Maçin" diye yad ederler ki, Çin demektir.)<br />
• Fakat, bos sözlerden, dedikodulardan ibaret olan hikmetlerle degil, insanın canını Allah´a yaklastıran, manen Allah´ı görür, hisseder hale getiren hikmetlerle beslemelidir!<br />
• Sen, bir inci ol, mücevher ol da, isteseler de istemeseler de alsınlar, seni taca taksınlar!<br />
• Egri bügrü yürüyen ayak gibi olma! Bırak su egri yürüyüsü de, elif gibi dümdüz ol, dosdogru ol!<br />
• Mezarlıga git de tasın, kerpiçin altına bak; yatanların baslarını ayaklarından ayırt edemezsin!<br />
• Allah´ım! Sen, canları, Yasîn soyunun gittigi yoldan canlara ulastır!- 3<br />
3 ("Yasîn soyu": Kur´an-ı Kerim´in 36. süresi "Yasîn" diye baslar. "sîn", Arapça´da insan manasına gelmektedir. Bu<br />
ayette, Hz. Muhammed(s.a.v.)´e hitap edilmektedir. 0 zaman "sîn", Hz. Muhammed´in adı olmaktadır. "Yasîn soyu" da,<br />
Peygamber´in soyundan gelen, Hz. Ali ile Hz. Fatıma´dan gelen soydur.)<br />
• Nasıl ki, dua etmek bizden, kabul etmek de Sen´den ise, dualarımızı, Yasîn soyundan gelenlerin dualarına kat!<br />
• Allah´ım! Nasıl ki, bizim isimiz az bir ihsanda bulunmak, Sen´in sanın da azı çok görüp begenmekse, lütfet de, bize o çesit yardımda bulun! Yani, azımızı çok olarak kabul buyur!<br />
• Allah´ım! Bizi, nefsanî arzulardan, bedenimize ait isteklerden, sehyet ve hiddetten kurtar, akıl ve vicdan alemine ulastır! Bizi, asıl vatanımız olmayan su dünyadan al, ötelere, yücelere götür!<br />
933. "Güzeller perde arkasından çıksınlar!" diye hakandan ferman geldi!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c.IV, 1903)<br />
• Elbette duymussundur; hakandan; "Güzeller perde arkasından çıksınlar!" diye ferman geldi!<br />
• Hakan; "Bu sene böyle istiyorum; güzelleri görmek kolay olsun!" diye buyurdu!<br />
• Hakan salına salına meydanda gezerken evde oturup kalmak haramdır!<br />
• Bizimle meydana gel de, hem apaçık, hem de gizli meclisi seyret!<br />
• Helvalar yapılmıs, kebap olmus kuslar hazırlanmıs! Ne de çok, çesitli nimetler var; bereketli sofralar kurulmus!..<br />
• Ay parçası gibi güzel köleler, önde de sakî, her taraftan çalgıların cana hos gelen nagmeleri duyulmada!..<br />
• Fakat, mest olmus kisilerin canları padisahın askına tutulmus da, sakîden de vazgeçmis, sofradan da!..<br />
934. Hz. Yusuf´un askı ile elini kestinse, sakın yarana merhem arama; git, Yusuf´a sarıl!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c.IV, 1905)<br />
• Eger asık isen, gamı bırak gitsin! Nerede dügün varsa, oraya git, dügün seyret; yastan ve matemden uzak dur!-4-(4<br />
Seyh Galib hazretleri; "Asıkta keder n´eyler, gam halk-ı cihanındır" diye buyurmustu. Asıkta kederin ne isi var; kederli olmak, gamlı olmak asık olmayan cahil isidir, demek istemisti.)<br />
• Sen, deniz ol; gemiyi bir tarafa bırak! Sen, su içinde yasadıgın gamlarla, belalarla dolu alemi bırak da, kendin bir alem ol!<br />
• Hz. Adem gibi tövbe et de, cennete geri dön; yeryüzünde birbirleri ile didisip duran ademogullarını terk et!<br />
• Meryem oglu Hz. Isa gibi göklere çık da, Meryem oglu Isa´nın esegini yeryüzünde bırak!<br />
• Yusuf(a.s.)´ın güzelliginin askı ile elini kestinse, sakın yarana merhem arama; git, Yusufa sarıl!..<br />
• "Ona ruhumdan üfürdüm!" müjdesi geldi. Anlasıldı ki sen, ötelerden gelmissin; artık su fanî dünya malı için kederlenmeyi, gam yemeyi bırak!<br />
• Gönlünü varlıktan kurtar; varlıktan elde edilmemis seyleri beklemekten vazgeç!..<br />
• Ey arslan yavrusu! Arslanların huyunu, kendine huy edin; terbiyesiz köpekleri bırak!..<br />
• Sen, Allah askı ugruna tacını tahtını terk eden Ibrahim Edhem hazretlerini bırakmıssın da, sana, ates gibi bir dünya hırsı musallat olmus, seni çekip götürüyor!..<br />
935. Gel; canımda, gönlümde isledigini, gözümün önünde isle!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´uliln<br />
(c. IV, 1907)<br />
• Gizlice burada isen, yine öyle gizlice burada ol! Hatırlıyor musun, bir defa bir is yapmıstın; yine o isi yap!<br />
• Dün, beni bagrına basıp sıkmıstın! Gel ey tatlı varlık; yine öyle yap, beni bagrına bas!<br />
• Dün, benim kapımı, damımı kırmıstın! Bugün de gel, kapıdan içeri gir öyle yap!..<br />
• Bu degersiz kölenin canının ta içine girip bir sey yapmıstın da, o yaptıgın is benim canıma islemisti! Gel; canımda,gönlümde isledigin o isi gözümün önünde de isle; benim gözümün önünden gitme!<br />
• Ey ay yüzlüm; dün, ne de güzel cilvelenmistin! Nazı bırak; ondan daha hos cilvelen!<br />
936. Gönül Kabesi putlarla dolu; lütf edip gel de, Rahman´ın evinden putları dısarı at.<br />
Mefa´ilün, Fe´ulün, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1889)<br />
• Gönlüm, gönlüm, gönlüm için gönlümü incitme! Niçin, niçin bu davranısının manası ne; neden beni perisan edersin<br />
• Ben, senin gül bahçesine benzeyen yüzünün askı ile destanlar gibi uzadım; gül bahçesinden de genis oldum,serviden de uzun boyluyum!<br />
• Gel; gel de, bana bir nefes ver! 0 latif nefesin, ab-ı hayat gibi, gönlümün ömrünü uzatır!<br />
• Sen, bizim aklımızın aklısın! Su halde, neden bizden ayrı duruyorsun Akıl bir bası bırakıp giderse, o bas aptallasmaz mı, sasırıp kalmaz mı<br />
• Sen, gökyüzündeki parlak aysın; bizse, kapkaranlık geceyiz! Ay olmayan geceler pek karanlık olur!<br />
• Sen, Musa(a.s.)´sın; biz de, senin elinde asayız! Asa, Musa´nın elinden baska elde ise yaramadı!<br />
• Sen, hos nefesli Hz. Isa´sın; bizse, çamurdan yapılmıs kusuz! Bir nefes üfür de, bizim nasıl göklere yükseldigimizi seyret!<br />
• Sen, zamanımızın Nuh´usun; bizse, sana bir gemiyiz! Nuh gemiden çıkıp giderse, o gemi bela tufanından kurtulabilir mi<br />
• Ey benim canım; sen, benim Halil´imsin! Bütün dünya ateslerle dolu; Halil (a.s.) olmadıkça, ates, gül bahçesi olamaz!<br />
• Sen, Mustafa(s.a.v.)´in nurusun! Gönül Kabesi putlarla dolu; lütf edip gel de, Rahman´ın evinden putları dısarı at gitsin!<br />
• Sen, güzellik Yusufusun! Halkın gözleri baglı; hakikati görmüyorlar! Onların gözleri, Kenan´ın ihtiyarı Yakup(a.s.)´ın<br />
gözleri gibi, seninle açılır; lütf edip gel de, gözlerini aç!<br />
937. Ey güzeller Yusufu; gözün de, gönlün de ilacı, senin güzel yüzündür!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ülün<br />
(c. IV,1891)<br />
*Hoca! Senin elini tutup çekecegiz; seni, iyiden de, kötüden de kurtulacagız.!<br />
• Gaflet gecesidir; senin mest olusun da uzadıkça uzadı! Ama biz, sabah günesi gibi dogup her tarafı aydınlatacagız!<br />
• Dünya bahçelerinde her meyve oldu, kemale geldi! Ey tas kesilmis üzüm korugu; sen, bir türlü olmayacak mısın<br />
• Su tuzakta çırpınıp duran canlara acı; sen´in kulagın, onun çırpınma sesini, feryadını duymayacak mı<br />
• Senin, gönlünde bir can gözün var; o da hastalanmıs, agrıyıp duruyor! Elde edemedigin seyler için duydugun gam, o<br />
gözü hasta etmekte ve yaralamaktadır!<br />
• 0 göze igneler batmaya baslayınca, derman aramaya çalıs; onu, agrılardan, yasarmalardan kurtar!<br />
• Ey güzeller Yusufu; gözün de, gönlün de ilacı, ancak senin güzel yüzünü görmektir!<br />
938. Bir yaratıcı olmadan ne kimse dogabilir, ne de var olabilir!<br />
Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1893)<br />
• O´ndan sır duymak için yüz tane yeni kulagım açıldı! Bir yaratıcı olmadan ne kimse dogabilir, ne de var olabilir!<br />
• Sen´i övmek için bahar rüzgarı esmeye basladı! Ben de, sanki bir bahçeyim; dallarım, yapraklarım, tomurcuklarımın<br />
arasından eserek gelen rüzgarın Sen´i îvmesinden ötürü benim bütün cüz´lerim gebe kaldı!<br />
• Sen´in askınla mest olanların birbirlerine düsmeleri, birbirlerinden vefa kadehini kapmaları ne kadar hostur, ne kadar<br />
güzeldir!<br />
• Ey benim güzelim; yüzünün askı ile gönül askını hurafelerden, aslı esası olmayan seylerden temizlemek, gerçekten<br />
de vaciptir!<br />
• Islıgını duydum; can kusunun ayagındaki bagı çözmek, onu uçurmak bana farz oldu!<br />
• 0 ay, daha ne zamana kadar bulut içinde gizlenecek O´nu beklemekten canlar agıza geldi; simdi, artık görünme<br />
zamanıdır!<br />
• Ay yüzünün gül bahçesi, soguk kıs mevsiminden emin olmus; ey sünbül kasları biçilmekten kurtulmus güzel!<br />
• Sen, sakî olduktan sonra içmemek, ayık kalmak küfürdür; karanlık gecelerde ay gibi dogup gönül penceresinden<br />
içeri girdigin zaman uyumaksa haram!..<br />
• Sen´in gibi bir Yusufun güzel kokulu gömlegini ele geçirdikten sonra baska güzel kokulardan bahsetmek, onları<br />
övmek, misk ve anber sürünmek pek çirkin, pek soguk düser!<br />
• Sevgiliye; "Senin güzel ayagının altını öpeyim!" dedim de, bana dedi ki: "0, ancak gözlere sürülür!"<br />
939. Balçıktan yapılmıs beden evi nerede, can evi, gönül evi nerede<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün,<br />
(c.IV, 1837)<br />
• "Ya Rabbi! Sevgilinin maksadı ne; bir bilsem!" dedim. Kaçacagım yolu baglamıs; gönlümü de, kararımı da almıs<br />
gitmis!<br />
• Ya Rabbi! 0, beni nereye kadar çekecek; bir bilseydim! Yularımı tutmus, her tarafa çekip durmada; niçin, ne<br />
maksatla çekip duruyor<br />
• "Ya Rabbi! 0, benim varım yogum; o, benim merhametli padisahım! Neden merhametsiz, tas yürekli olmada; bir<br />
bilseydim!" dedim.<br />
• Ya Rabbi! Su tüten dumanım, su; "Ya Rabbi!" diye feryad edislerim, sızlanıslarım sevgilinin kulagına erisebilecek mi,<br />
sevgilim bunları duyacak mı;<br />
bunları bir bilseydim!..<br />
• Ya Rabbi! Bir bilseydim; sonunda beni nereye çekecek! Ya Rabbi; bu bekleyis gecesi ne kadar uzadı!<br />
• Ya Rabbi! Bu coskunlugum nedir, yüzüme gerilen perde nedir Çünkü, benim için hersey Sen´sin; bana bir de<br />
Sen´sin, bin de Sen´sin, Sen!..<br />
• Her an, susarken de, söylerken de gözümde Sen´in askın, Sen´in hayalin var; benim rızkım da Sen´sin, zamanım da<br />
Sen´sin!..<br />
• Bazan, ona "av" derim, bazan "bahar" derim; bazan, ona "sarap" adını takarım, bazan da ona "mahmurlugum"<br />
derim!<br />
• Balçıktan yapılmıs beden evi nerede, can evi, gönül evi nerede Ya Rabbi! Ben, buradan bıktım; asıl sehrimi,<br />
vatanımı arzu ediyorum!<br />
• Ey gönül; galiba sen, isin farkında degilsin! Sen, asıl kendi sehrinden sürülmüssün; sen, burada gurbettesin! "Ey<br />
Allah´ım! Benim adamlarım nerede; soyum sopum nerede " diye feryatlar içinde, su kirli dünyada kalmısım!..<br />
• Ya Rabbi; sehrime geri dönseydim de, padisahımın merhametini, o sehirdeki dostum, sevgilim olan canların hepsini<br />
de görseydim!<br />
• Kara yüzlü dünya gecesi, benim gündüzüme es olamaz; benim ilk baharımın arkasından tas yürekli sonbahar<br />
gelmez!<br />
• Ey gerçek duygulara, hakikatlere perde olan dudaklarım! Hiç susmuyorsunuz; bos yere konusup duruyorsunuz! Bu<br />
manasız davul ne zamana kadar çalınacak Ah, iste perde yırtıldı gitti!<br />
940. Içinde Sen´in hayalin olan gönüle gam ve gussanın gelmesine imkan var mıdır<br />
•Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1882)<br />
• Sen, candan ibaretsin! Sen´i beden olarak gören kisi aynaya bakmıstır ama, aynayı meydana getiren demirin siyah<br />
renginden baska bir sey görmemistir!<br />
• Zatına yemin ederim ki; Sen´in ab-ı hayatın, ululuktan ötürü, yag gibi üste çıkmaktan uzaktır!<br />
• Ey yüzü ay gibi parlak olan güzel! Can, bir kerecik olsun senin ayagını öpse, o öpüsün lezzeti dudaklarında kalır da,<br />
mahsere kadar dudaklarını yalar durur!<br />
• Gönlüme; "Nasılsın " diye sordum. Dedi ki: "Allah´a yemin ederim ki; hayaline ev oldugumdan beri. canıma canlar<br />
katmadasın!.."<br />
• Içinde Sen´in hayalin olan gönüle gam ve gussanın gelmesine imkan var mı Sen´in ab-ı hayatına dalan kisi, ölüm<br />
tehlikesinden korkar mı<br />
941. Ben, tamamıyla kendimden kopmusum;kendi yanıma ugramam, kendi yüzüme bakmam!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1841)<br />
• Ey benim kötü zanlara kapılan güzelim; ne biçim bir zanna, ne biçim bir hayale kapılmıssın Ey benim cana<br />
benzeyen ay yüzlü sevgilim; senin yüzünden hayale döndüm!<br />
• Ölümümden sonra benim canım senin hayalini görürse, hemen onun pesine düser; onu bırakmaz, onun arkasından<br />
kosar durur!<br />
• Ben, o yüze, o güzellige kulum, köleyim; benim kemal ile, olgunlukla ne isim var Senin kemalin bana yeter! Zaten,<br />
sende ne varsa onların hepsi benimdir; ben, senden ayrı degilim ki !..<br />
941. Ben, tamamıyla kendimden kopmusum;kendi yanıma ugramam, kendi yüzüme bakmam!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1841)<br />
• Ey benim kötü zanlara kapılan güzelim; ne biçim bir zanna, ne biçim bir hayale kapılmıssın Ey benim cana<br />
benzeyen ay yüzlü sevgilim; senin yüzünden hayale döndüm!<br />
• Ölümümden sonra benim canım senin hayalini görürse, hemen onun pesine düser; onu bırakmaz, onun arkasından<br />
kosar durur!<br />
• Ben, o yüze, o güzellige kulum, köleyim; benim kemal ile, olgunlukla ne isim var Senin kemalin bana yeter! Zaten,<br />
sende ne varsa onların hepsi benimdir; ben, senden ayrı degilim ki !..<br />
• Ben, tamamıyla kendimden kopmusum; kendi yanıma ugramam, kendi yüzüme bakmam! Çünkü, gizli seyleri gören<br />
gözüm, kusurlu seylere, ayıplara bakmaz, onları görmez!<br />
• Iki gözüm de, senin seyrine dalmıstır! Ben, senden baskasına nasıl bir yüzle, ne gözle bakabilirim Her iki gözümde<br />
de gözcü ve bekçi senin nurun degil midir<br />
• Zamanenin o sasılacak güzeli yüzünden, zamanlar neselenmistir! 0 yere göge sıgmaz, o mekansız olan ayımın<br />
yüzünden, yerlerle gökler saf bir hal almıstır!<br />
• Tebrizli Semseddin yenini salladıgından beri esigim, kanlı gözyasları ile sulandı, bir an bile kurumadı!<br />
942. Feryad etme de, senin yerine ben feryad edeyim!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c.IV,1827)<br />
• Ey gönül; dün ne içtin Dogru söyle, gizleme; suçsuz olup da susan kisiler gibi, yüzünü göge çevirme!<br />
* Has bir sarap içmissin, kurtulus mezesi yemissin! îçtigin sarabın kokusu dısarı vuruyor; nafile agzını güzel kokularla<br />
çalkalama!..<br />
* Elest gününde canın, senin sofranda bir sarap içti. Bu sarap yüzünden, artık sen, mekansızlık alemine sahipsin!<br />
Tutup da, su anda içinde bulundugun dünyaya kulluk etme, dünya malı için çırpınıp durma!..<br />
* Ey benim param parça olmus gönlüm! Çare, onu görmektir; benim dayandıgım, güvendigim odur! Sen de aklını<br />
basına al da, bu dünyaya güvenme!<br />
* Sevgilim; bütün insanlar, senin "ney"in olmus, her biri senin havanla dolmus! Sema´a düskün degilsen, can neyine<br />
el atma!<br />
• "Ruhumdan üfürdüm!"-5 . dedin de, üfledin; herseye, herkese bir nefes verdin! Mademki "ney"in senin nefesindir,<br />
bizim nefesimiz olmadıkça feryad etme! (5 Hicr Suresi, 15/29. ayete isaret .)<br />
• Feryad etme de, senin için ben feryad edeyim! Sen kurtsun, ben çobanım; benim yerime çobanlık etmeye<br />
kalkısma!..<br />
• Asagı kisilerin sarabı dısardadır; arifin sarabı ise içerdedir! Zaten agızın kokusu, durumu bildirir; dille söylemeye<br />
lüzum yok!<br />
943. Ask gamı, asıgın gönlünden bir an için olsun çıkıp gidince, gönül evi mezara döner!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c.IV, 1840)<br />
• Ey benim güzel sesli, güzel nagmeli çalgıcım! Askı söyle bir oksa, aska dair baska bir nagme çal!..<br />
• Canım, seninle neseli; dilerim, sensiz kalmasın! Gönül, benim canımı sana verdi de, o, simdi senin gamınla dost<br />
oldu, gamınla beraber yasıyor!<br />
• Insana gam acı gelir fakat, ask gamı seker gibi tatlıdır! Artık bundan sonra ask gamına, gam gözüyle bakma!<br />
• Ask gamı, asıgın gönlünden bir an için olsun çıkıp gidince, gönül evi mezara döner; evde bulunanların hepsi de<br />
mahzun olurlar, üzülürler!<br />
• Senin ayagını bastıgın topragın tozu, bizim gözümüze sürmedir; senin derdin, gönüle rahatlık getirir! Ey insan<br />
yaratan padisah; Sen´in esin, benzerin yoktur!<br />
• Seni tanıdıgımdan beri tuz gibi eridim; zaten ben, zandan ve süpheden ibaretim! Zan ve süphe, insan "yakîn"e, yani<br />
tam inanca ulasınca yok olur gider!..<br />
• Gönül karalıgıyla, adeta gece gibiyim; Sen´se güzel, parlak, üstün bir aysın! Yol gören, yol gösteren ayın yüzüne<br />
karsı gece yok olur gider!<br />
• Ask, Sen´in yüzünden can gibi olmustur; akıl, Sen´in yüzünden okumaya baslamıstır! Maden de, mekan da Sen´in<br />
kırıntılarını aramadadır! Deniz bile Sen´in yüzünden inci taneleri devsirmededir!<br />
• Sen´in mestin olan bosbogazdır, söylenip durur! 0, iki dünyadan da usanır! Asık, Sen´in peygamberin olmustur; her<br />
yerin bas tacıdır!<br />
944. Toprakta çürümek, hayvan isidir; gönlün, canın isi degildir!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1892)<br />
• Her aksam yemek yemek için sofra kurmak adettir; bizse, orucumuzu senin hayalinle açarız!<br />
• Ey oruç tutanlara lütfu, ihsanı, Hz. Mesih gibi gökten sofra indirmek adeti olan Allah´ım!<br />
• Mademki gönlün gıdası Sen´in sevgi mutfagından geliyor, oraya varmamız, 3 gıdaya tam kavusmamız gerekiyor!<br />
• Bize, ab-ı hayat da o gönül atesinden gelmededir! 0 yüzdendir ki, biz, hos kokulu ladin külü gibi neseli bir halde<br />
yanarız!<br />
• Topraktan dogmak, toprakta çürümek hayvan isidir; gönlün, canın isi degildir!<br />
945. su görünen beden, benim gölge varlıgımdır!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1824)<br />
• Ey benim canıma canlar katan ay yüzlü sevgili; ben, senin ayrılıgına dayanamıyorum! Bana cevr etme, cefalarda<br />
bulunma; ben, bu cevrlere, cefalara layık degilim; ben, bunları hak etmedim!<br />
• Atesler içinde yanıyorum ama, ey benim devlet kusum, basıma gölgen düsünce, bana cevrin de hos geliyor, cefan<br />
da!<br />
• Dün, hayalin bana geldi de; "Gam yeme, üzülme!" dedi. "Ey derdi bana deva olan sevgili; ben, gam yemiyorum!"<br />
dedim!<br />
• Dedi ki: "Ben, gamı sana gölge yaptım; iki dünyayı da senin emrine verdim! Ama, eger sen bana kavusmak<br />
istiyorsan, ikisinden de vazgeç; hem dünya nimetlerini, ahiretteki cenneti bırak, hem de gamlara, kederlere dal!"<br />
• Dedim ki: "Ecel gelse de, can bu balçık bedeni terk edip gitse! Hayatı ve dirilmeyi arzu ederek cana dogru gidersem,<br />
sen varken canı tekrar ararsam, ayaklarım kırılsın!"<br />
• "Evet!" dedi. "Sen, ibret için su güle bak; kaza ve kader onu dalından ayırsa, basını koparsa bile gülmeyi bırakmaz;<br />
gülerek takdirimin ayaklarına basını kor!"<br />
• Ona dedim ki: "Yüzümü eksitirsem, bunu, sevgimi görüp de beni kıskanrnasınlar, sevgime göz degmesinler diye<br />
yapıyorum!"<br />
• Dedim ki: "Ben, ötelerden gelip bu bedene girdim, iki-üç gün bu bedende kaldım! Bu balçık bedenden beni geldigim<br />
yere ne zaman çagıracaklar " diye korku ve ümit ile yasıyorum.<br />
• Dedi ki: "Sen, balçıkta degilsin; sen, bu taraftasın, mana alemindesin! Su görünen, senin gölgendir! Benim sanatım,<br />
seni tuttu, bu mana aleminden aldı götürdü, balçık bedene hapsetti; bir gölge varlık olarak seni, birkaç gün için bu<br />
dünyada bıraktı!"<br />
• Dilberim, beni yaratanım bu sözü söyleyince, aklım basımdan uçtu gitti! hikayenin kalan kısmından akl-ı kül bile bir<br />
koku alamaz! Artık, ben kim oluyorum da konusuyorum, konusmak benim ne haddime!..<br />
946. Harfler, seni anlatmaya kafi gelmiyor!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c.IV, 1877)<br />
* Ey gönül! Seni anlatmaya dilim dönmüyor, gücüm yetmiyor; harfler, seni anlatmaya kafi gelmiyor! Seni anlatmak<br />
için yeni harfler, yeni kelimeler bulmak gerek!<br />
* Çalgıcı da, çalgıya, benim vuruslarımla vurmada, benim gönlüme göre çalmada! Dilimin yerine bütün varlıgım onun<br />
çalıslarında, vuruslarında dönüp duruyor! Gönlümün halini o vuruslar dile getirmede!..<br />
* Sakînin güzelligi karsısında kadeh de sarhos olmus, sarap da; benim canıma, benim cihanıma can da hayran olmus,<br />
cihan da!<br />
* Gayb aleminden bir la´l, bu dünya magarasına düstü! 0, benim madenimin yüceligini gördü de, sasırıp kaldı!<br />
* Dün gece can, o ay yüzlüye diyordu ki: "Gönlümü incittin, yaraladın! Ey merhametsiz sevgilim; acımadan attıgın<br />
kanlara bulanmıs su oka bak!"<br />
947. Ey bahçıvan; sonbahar geldi!<br />
Müstefilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. IV, 1794)<br />
• Ey bahçıvan, ey bahçıvan; sonbahar geldi, sonbahar geldi! Dallarda, yapraklarda gönül derdinin eserlerini seyret!..<br />
• Ey bahçıvan; dikkat et de, agaçların içten gelen feryatlarını duy! Her tarafta, dilsizce aglayıp inleyen yüzlerce can<br />
var!<br />
• Gözler sebepsiz yasarmaz, dudaklar sebepsiz kurumaz! Gönlünde bir dert olmadıkça, kimsenin yüzü sararmaz,<br />
sapsarı kesilmez!..<br />
• Hasılı, gam kargası geldi! Nispet verir gibi; "Gül bahçesi nerede, gül bahçesi nerede " diye sorarak sitemlerle<br />
bahçeye ayak bastı!<br />
• Süsenler nerede, agustos gülleri nerede Selviler, laleler nerede Çayır ve çimenler, yesiller, yesil elbiseler giyinmis<br />
güzeller nerede Erguvan nerede, erguvan nerede<br />
• Meyvelerin dadıları nerede Agaçların, herkese, bütün canlılara sundugu ballı sütlü meyveler nerede Herkesin canı<br />
acıkmıs, süte hasret kalmıs!<br />
• Güzel sesli bülbül nerede Huhu diye öten üveyik kusu nerede Nerede, güzeller gibi yakısıklı tavuslar, dudukusları<br />
nerede<br />
• Sanki onlar, Hz. Adem gibi, bir bugday tanesi yediler de, cennetten kovuldular, dünyaya, bu imtihan yerine geldiler;<br />
taçları baslarından uçtu, elbiseleri üstlerinden döküldü!<br />
• Gül bahçesi, Hz. Adem gibi, mahrumiyetlere düstü, herseyini kaybetti ama, ümidini kaybetmedi; hem aglıyor, hem<br />
bekliyor! Söyledigi, tekrar ettigi söz de su: "Lütuf ve kerem sahibi Allah´tan ümit kesmeyin; lütuf ve kerem sahibi Allah´tan<br />
ümit kesmeyin!"6 ( 6-Zümer Suresi, 39/53. ayete isaret edilmektedir.)<br />
• Bütün agaçlar saf oldular! Hepsi de yaslı; siyah elbiseler giymisler! Herseylerini kaybetmisler; bir yapraga bile sahip<br />
degiller! Bu imtihan yüzünden aglayıp feryad ediyorlar; feryad edip aglıyorlar!<br />
• Ey leylek, ey köy agası; lütf et de, soruma cevap ver! Neredesin, yerlere mi geçtin, yoksa göge mi çıktın<br />
• Sonunda, bahçedekiler dile geldiler de; "Ey düsman karga!" dediler. "0 herseye hayat veren su, gül bahçesine yine<br />
akar; tıpkı cennetler gibi, bu alem, yine renklerle, kokularla dolar!<br />
• Ey saçma sapan söylenip duran karga! Üç ay sonra görürsün; senin inadına, yine dünyanın bayramı gelir, yine<br />
dünyanın bayramı gelir!.."<br />
• Canavara benzeyen sonbahar ölüyor; elbette onun mezarını çigner ve tekmelersin! Ey bekçi, ey bekçi; iste simdi<br />
devlet sahibi doguyor!<br />
• Ey yararlı, güzel isler yapan günes; yine Hamel burcuna gel; ne buz, ne çamur; etrafa anberler saç, anberler saç!..<br />
• Ey günes! Gül bahçesini gülüslerle doldur, su ölüleri dirilt; simdiden mahseri meydana getir!<br />
• Görmüyor musun; tohumlar kabuklarını yarmıs, hapisten kurtulmuslar; biz de, evlerimizin kucagından kurtulup<br />
baglara bahçelere gidelim! Bahçeler, bize, gayb aleminden yüzlerce armaganlar getirmis, yüzlerce armaganlar getirmis!..<br />
• Gül bahçesi yüzlerce gülle dolar, dedikodu biter, zaman dogurmaya baslar, zaman dogurmaya baslar!<br />
* Leylek, gök gibi yüksek bir köskün üstüne yuva yapmıs, leklek diye öterek; "Ey yardımı dilenen Allah; mülk<br />
Sen´indir, mülk Sen´indir!" demek istiyor!<br />
• Bülbül.sesi ile saz çalar; üveyik huhu diyerek öter! Öbür kuslar da, civan bahtın. genç talihin çalgıcısı olarak gelirler!<br />
-7<br />
(7-Hz. Mevlana, bu iki beyitte taklidî ahenk sanatı yapmıstır. Arapça "lek" "senindir" manasına geldigi için leylegin<br />
"leklek" diye ötüsünden; "Allahım; mülk Sen´indir!" anlamını; üveyik kusunun "huhu" demesinden "0, 0" yani "Allah,<br />
Allah" manasını çıkarmıstır.)<br />
• Bütün ölülerin dirilip kalktıkları bu kıyamete öyle sastım kaldım ki, artık söz söyleyemiyorum; sözü bitirecegim!<br />
Zaten gönlümdeki düsünce ve duygulan anlatmaya imkan yok!<br />
• Babacıgım; sus da, bahçedeki kuslardan, ötelerden, gayb aleminden gelen haberleri dinle! Sanki onlar, mekansızlık<br />
aleminden uçarak gelen birer oktur!<br />
948. Ben her gazeli bitirdigim zaman, gönlüm, cosarak söyledigim sözlere tövbe etmek istiyor!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1823)<br />
• Sana doyamıyorum; benim, bundan baska bir suçum yok! Ne olur; Sen de, benim verdigim zahmete, mesakkate<br />
doyma, ey benim iki dünyada da sıgındıgım aziz varlık!<br />
• Küp de, sakî de, onun su tulumu da benden doydular, usandılar! Ama, benim içimdeki ask deryasının balıgı hiç de<br />
doymuyor; her an biraz daha susuz!<br />
• Ben, gerçek yolumu buldum; ask denizine gidiyorum! Artık, size ihtiyacım kalmadı; testiyi kırın, tulumu da yırtın!<br />
• Bilmiyorum; ne zamana kadar su zavallı gönlüm sızlanıp duracak! Vah benim yıkılmıs, harap olmus gönlüme! Ne<br />
zamana kadar bu dudaklarım padisahın hayaline karsı feryad edip duracak<br />
• Denize dogru git de gör; ask dalgaları nasıl cosup köpürüyor ve benim gönül evim o dalgalar arasında nasıl gark<br />
oluyor!<br />
• Dün gece, evimin ortasında, ask ab-ı hayatı costu köpürdü, dalgalandı; dün de, Yusufum, ay gibi gönlümün<br />
kuyusuna düstü!<br />
• Ansızın sel bastı, harmanımı sildi süpürdü! Gönlümden de bir ask dumanı yükseldi ve tarlayı da, bugdayı da yaktı!<br />
• "Harmanım elden gitti!" diye gam yemiyorum; niçin gam yiyeyim Ay yüzlümün nur harmanı, benim için yüzlerce<br />
harmandan daha degerlidir!<br />
• Ben akıl, fikir, bilgi istemiyorum; O´nun bilgisi bana yeter! Sevgilimin güzel yüzünün nuru, gece yarısında bana seher<br />
vaktini getirir, tan yerini agartır!<br />
• Yine gam askerleri toplanıyor; bana saldıracaklar! Fakat ben, gam ordusundan ürkmüyorum; benim bölük bölük ask<br />
ordularım o kadar çok ki, göklere dayanmıs!<br />
• Ben her gazeli bitirdigim zaman, gönlüm, cosarak söyledigim sözlere tövbe etmek istiyor! Ama Cenab-ı Hakk´ın<br />
dilegi, gönlümün yolunu kesiyor ve onu tövbeden alıkoyuyor!<br />
949. Ben, varlıktan kurtulmusum, yok olup gitmisim; zerre zerre her sey, benim yokluktaki ihtisamımı anlatıyor!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c.IV, 1825)<br />
• Ben sevincim, sevinç benim! Zühre yıldızı bile benim neseli nagmelerimi çalıyor; ask, asıklar arasında benim için<br />
cilveleniyor!<br />
• Ask, mest olup da hos bir hal alınca, kendinden geçer, huysuzluga, çekismeye baslar; gönlünü kaptıran asıklar gibi,<br />
benim sevdamı yayar, beni herkese duyurur!<br />
• Sevgili, benim nazımı canla basla çeker, beni hırpalar, yüzümü tırmalar! "Benim yerime neler yapıyor!" diye felek,<br />
ona hased eder!<br />
• Ben, basımı ellerimin arasına almısım, varlıktan kurtulmusum, yok olup gitmisim; zerre zerre her sey, benim<br />
yokluktaki ihtisamımı anlatıp durmada!<br />
• Ah! Gün geçti gitti; lütuf ahusu da arslanlastı! Sevgili de, dost da sözlerimden, yalvarmalarımdan usandılar!<br />
• Sevgili gitti; gönül, bütün gece, balçık bedende üzüntü içinde kaldı! Ben, sabah sarabı vaktine kadar acı bir humarın<br />
sersemligi ile çırpınıp duruyorum; vah bana!<br />
• Sabah sarabı içilecek zaman gelir, tan yeri agarır, günes gökyüzünde bayragını yüceltir! Su iki kat olmus, bükülmüs<br />
bedenim yine düzelir, yine selvi gibi tazelesir, boy atar!<br />
• Güzel yüzlü can sakisi, Hakk´ın rızasını kazandıgı için kendini üstün gören zahidin elini ayagını kaybetsin diye, testi<br />
testi sarap sunmaya baslar!<br />
• Ey sakî! Benim gönlümü almak istiyorsan, Allah rızası için, o en büyük kadehi pirimin avucuna koy!<br />
• Sakî dedi ki: "Ben, ona sarap verdim; onu gönlümün, canımın içine aldım! Benim sıfatlarımdan ona kol kanat<br />
verdim; onu, ötelere dogru uçurdum gitti!"<br />
• Pîr, simdi elden çıktı; adam akıllı mest olup yıkıldı! Artık onun, benim nükteli sözlerime cevap verecek hali kalmadı!<br />
• Adam öldüren sakîm eger beni öldürürse, sikayetçi degilim, pek hosum! Onun sundugu, onun vergisi saraptır; benim<br />
cömertligim de, can vermektir!<br />
• Ey benim sarap verenim! Aslında, sarap sensin; bense, testiden ibaretim! Su sensin, ben kuru dereyim! Ey benim<br />
sakim; mahallede mest olan benim!<br />
• Daima benim emir verenim, hakimim, padisahım, Allah´ım oldugu içindir ki, ben, O´nun ask dertlisiyim; O´nun ask<br />
küpünün dibinde oturmusum!<br />
950. Sararmıs yüzüm ve döktügüm gözyasları, gönlümün ve askımın sahididir!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c.IV, 1814)<br />
• Senin askın bana, gönlümün dertleri ile, belaları ile dolu bir kadeh getirdi! Ona; "Ben, sarap içmem!" dedim. 0,<br />
bana; "Gönlümün hatırı için olsun, bunu al, iç!" dedi!<br />
• Sonra bana kendi irfan sarabından sundu ve; "Bunun nasıl bir sarap oldugunu sana söyleyeyim!" dedi. "Bu acıdır<br />
ama, hazmı kolaydır; gönlümün vefası gibi hostur!"<br />
• Biz, içtigimiz saraplardan mest olmusken, bir taraftan Ruh-ı Emîn çıkageldi. Ben hemen; "Su gönlümün haline bak!"<br />
diye onun önüne kostum!<br />
• 0; "Ey Allah´ın sırrı; yüzünü herkese gösterme!" dedi ve sonra, gönlüme asina oldugu için, onunla bulustugundan<br />
ötürü, Allah´a sükür ve senada bulundu!<br />
• Ve dedi ki: "Iste, o dedigin olamaz; senin askın gizlenemez! Senin askına perde olacak sey nedir; öyle bir sey var<br />
mı<br />
• Senin askın çok kan dökücüdür! Dünyanın en ünlü kahramanı Rüstem bile onun karsısında çaresiz kalır! Uhud Dagı<br />
ona dayanamayıp parça parça olursa, benim zavallı gönlüm ne yapabilir "<br />
• Padisahım çadırıma geldigi zaman benim için ne hos, ne mutlu bir zamandır! Keremi ile benim kaftanımın bagını<br />
çözer de,<br />
• Bana der ki: "Bensiz perisan oldun, sararıp soldun! Bana yaklas da, gönlümün sevdası seni canlandırsın, sana hayat<br />
versin!"<br />
• Ona dedim ki: "Hani sizin lütfunuz Kölenizi siz arayınız; gönlümün bagını çözmesini sizden baska bilen kim var "<br />
• "Hayır!" dedi. "Seher vaktinde gönlümden esip gelen rüzgarla, güllerden ve nergislerden daha çok sonsuzlasır,<br />
tazelesirsin!.."<br />
• Dedim ki: "Ey her derde, her belaya gereken devayı veren, çare olan aziz varlık! Senden baska deva yoktur;<br />
gönlümün devası, ancak sensin!"<br />
• Her agacın, her dalın meyvesi, O´nun cömertliginin, kereminin sahididir; sararmıs yüzüm, döktügüm gözyasları da<br />
gönlümün, askımın sahididir!<br />
951. Bari, canıma su dilden baska bir dil ver!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´iliin<br />
(c.IV,1791)<br />
• Bana, hos bir koku geliyor; bu koku, belki sevgiliden geliyor, belki de vefalı o mest sevgili beni anarak sarap<br />
içmededir!<br />
• Ey canımı ve gönlümü menzil edinen sevgili; nasıl olur da senin gönlünden çıkarım Sen, her an, benim hasta<br />
gönlüme bir macun hazırlamadasın!<br />
• Bu söylediklerim, bu sözlerim, benim gönlümün hallerine, çektiklerime perdedir! Gül bahçesine benzeyen gönlüm,<br />
diken gibi olan düsüncemden öyle utanıyor ki...<br />
• Bu sevdama layık nara nerede; benim nurlarımı saçan bir günes ve ay var mı<br />
• Ya Rabbi! Canıma su dilden baska bir dil ver de, Sen´in büyüklügünü, Sen´in birligini ederken gönül sazımın teli<br />
kopmasın!<br />
• Gönlümün sabrını kararını aldın da, beni mest edip yerlere yıktın! Nerede bilgim, nerede hilmim; nerede her seyi<br />
anlayan aklım<br />
• Uyumus olan gönlüm uyandı; gece mest olan varlıgım ayıldı, kendine geldi! Yagmurla dolu olan gönül bulutumdan<br />
canıma bir simsek çaktı!<br />
• Ey gözlerime ibret kesilen sevgili; önce gidenlerin de, sonra gidenlerin de gözleri, benim sana karsı duydugum ask<br />
gibi bir ask görmedi!<br />
• Bir gün olsun kendimden geçeyim de, iyiye de, kötüye de aldırmayayım; herkesin muhtaç oldugu, fakat kendisi<br />
kimseye ihtiyaç duymayan Allah´ın sıfatlarını, büyüklügünü, essizligini söylemeye baslayayım!<br />
• Bir gece de nedir ki! Yüzyıllar geçti de, bu ates yine sönmedi, bu cehennem yatısmadı! Ben hayadan, utançtan su<br />
kesildim de, bu ates, yine sakinlesmedi!<br />
• Her an, daha fazla gençlesmedeyim, daha fazla kendimden gizlenmedeyim; O´nun lütufları sayesinde daha da fazla<br />
güzellesmedeyim!<br />
952. Ask, göklere uçmaktır!<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(Dîvan-t Kebîr, c. IV, 1919)<br />
• Ask; her an göklere uçmaktır, yüzlerce perdeyi yırtmaktır!<br />
• Ask, önce kendini nefsinin isteklerinden kurtarmak, nefsanî yollarda yürümekten ayak çekmektir!<br />
• Dünyayı yok saymak, görmemezlikten gelmektir; geldigi ve tekrar gidecegi alemi düsünmek, kendini anlamaya,<br />
bilmeye çalısmaktır!<br />
• Gönüle dedim ki: "Ey gönül! Asıkların arasına karısman, herkesin bakmadıgı<br />
• Yönden cihana bakman, gönüllerin sokaklarında kosman kutlu olsun! » Ey gönül! Bu duygu sana nerden geldi, bu<br />
çırpınma nedendir<br />
• Ey gönül kusu, kusların dillerini söyle! Ben, senin kapalı sözlerinin anlamını bilirim!"<br />
• Gönül dedi ki: "Su balçıktan yaratılmıs eve uçup gelmeden önce, is yurdunda, ezel aleminde idim!<br />
• Sonra o is yurdundan, o sanat evinden uça uça, sanatı yaratanın evine geldim!"<br />
953. "Günes nasıldır " diye soranlara, yüzünü göster;<br />
"Tıpkı böyle!" de!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 1826)<br />
• Birisi sana; "Günes nasıldır " diye sorarsa, ona yüzünü göster de; "Tıpkı böyledir!" de! Eger sana ay´dan bahsederse,<br />
damın üstüne çık, ona seslen;<br />
"Tıpkı böyledir!"de!<br />
• Kim peri kızı görmek isterse, ona yüzünü göster; miskten bahsederse, saçlarını çöz; "Iste böyledir!" de!<br />
• Kim sana; "Acaba ay bulutların içinden nasıl sıyrılır çıkar " diye sorarsa, kaftanının dügmelerini birer birer, yavasça<br />
çöz, ona kendini göster de; "Tıpkı böyle çıkar!" de!<br />
• Birisi sana; "Acaba Hz. Isa ölüyü nasıl diriltti " diye sorarsa, dudaklarını uzatıp onun önünde bize bir öpücük ver ve;<br />
"Iste böyle diriltti!" de!<br />
• Kim; "Acaba ask sehidi nasıl olur " diye sorarsa, ona bizi, bizim canımızı göster ve; "Tıpkı böyle olur!" de!<br />
• "Can bedenden ayrıldıktan sonra nasıl olur da geri gelir ve tekrar bedene girer!" inancını inkar edenlere karsı, gel,<br />
evimize gir de; "Iste böyle olur diye göster!<br />
• Her nerede olursa olsun, bir ask feryadı duyarsanız, Allah hakkı için biliniz ki, o feryad bizim hikayemizdir, bizim<br />
feryadımızdır! "Bizim feryadımız, iste böyledir!" demektir!<br />
• Dostun vuslat sırrını seher rüzgarından baska kimseye açmadım, söylemedim! Seher rüzgarı da, kendi sırrının safası<br />
yüzünden; "Evet" dedi; "Tıpkı böyledir!"<br />
954. Agzımızdaki dil, gönül kapısının halkasıdır!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c.IV, 1821)<br />
• Ask ab-ı hayatını damarlarımıza, iliklerimize dök, akıt; gece karanlıklarında geçen hayatımızı, sabah sarabınının<br />
aynasına, parlaklıgına çevir!<br />
• Ey yeni bir manevî nesenin mayası olan sarap! Sen, benim bedenimde degil de, canımın damarları içinde ak! Gökleri<br />
gösteren bir kadeh ol; her iki cihandan da uzak dur!<br />
• Mademki, ask okları yagdırmak senin adetindir ve aklım da senin avın olmustur, o halde, yay yüksügüne benzeyen<br />
kalbimi parmagına tak da, bu defa okunu canıma nisan al!<br />
• Akıl bekçisi seni ask yolundan alıkoymak isterse, bir kurnazlık et ve bir bahane ile onu basından sav; ondan kaç,<br />
kurtul!<br />
• Kalk, külahını yana eg; gam ve keder tuzaklarından sıçra ve kurtul! Ruhun yanagını öp, sevincin saçlarını tara!<br />
• Kalk, gökyüzüne yüksel; meleklerle tanıs, dost ol! Gerçek sevgilinin kapısına, sıdk duragına gel; o esige bas koy!<br />
• Mademki gönlüne sevgilinin güzel hayali yerlesti, mademki sen de askın tesiri ile eridin, hayale döndün, artık yürü;<br />
git, gönlü ve aklı kendine yurt edin!<br />
• Önünde iki legen var; birinde ates, öbüründe altın dolu! Aklını basına al da, elini ask atesi ile dolu legenin içine sok!<br />
• Musa Kelimullah gibi yap; altın dolu legene bakma! Ask atesini agzına al ve dudagını alev vatanı yap!<br />
• Ey sakî; senin isin gücün, ikiligi def etmektir! Gel; gel de, elime o birlik kadehini, tek kadehi sun; ayrılıgı, aykırılıgı<br />
ortadan kaldır!<br />
• Bu dünya vatanının altı yönü vardır! Orada kıbleler çoktur; tek bir kıble arama! Yürü; sen, yoklukta yuva kur; orada<br />
yönsüzlük, vatansızlık kıble yeridir! Yokluk sırrını anlamaya çalıs!..<br />
• Içinde yasadıgımız zaman, bir eskicidir; hep eskiler alır satar! Sen, orada ölümsüzlük arama; ölümsüz yasayıs<br />
yaylasını, zamanın dısında ara!<br />
• Agzımızdaki dil, gönül kapısının halkasıdır; hep konusup durarak neden kapı halkası olup kalıyorsun Sus, konusma;<br />
cana kavusmak için kapıyı kır da içeri gir!<br />
955. Feryad, su çok çabuk geçen ömürden feryad!..<br />
Müstefilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. IV, 1789)<br />
• Ey asıklar, ey asıklar; dünyadan göçme zamanı geldi çattı! Kulagım; "Kervan kalkıyor haberini veren göç davulunun<br />
sesini duyuyor!<br />
• Iste simdi, kervanbası kalkmıs, hersey hazırlanmıs, yükler de develere yüklenmis; "Ey kervan halkı; uyanın, kalkın!<br />
Ne olur ne olmaz, yollar tehlikelerle dolu; bize hakkınızı helal edin!" diyor ! -8<br />
( 8-Sîrazlı Hafız merhum bir gazelinde;<br />
"Sevgiliye giden yolun menzillerinde nasıl dinlenir, nasıl zevk u safaya dalabilirim Kervanın çanı; ´Yükleri baglayın!´<br />
diye feryad edip durmada!" demistir.)<br />
• Bu hayat yolunda önden arkadan gelen sesler, göç sesleri, kervan sesleridir; develerin boynundaki çan sesleridir!<br />
Bizden evvel göç edenler, ölüp gidenler oldugu gibi, bizden sonra da dünyaya gelenler var; bir çok canlar, mekansızlık<br />
aleminden gelmede, sayılı nefeslerini almaya baslamadalar!<br />
• Ötelerden, yıldızlardan, su bas asagı dönmüs kandillerin ısıklarından, su masmavi gök perdesinin ardından, gizli<br />
seyleri açıga vurmak için dünyanın her tarafından bölük bölük sasılacak insanlar gelmedeler!<br />
• Su dolap gibi dönüp duran gökyüzünden, sana agır bir gaflet uykusu gelip seni bastırmıs; sen, aklını basına al da, su<br />
agır uykudan sakın! Feryad, su çok çabuk geçen ömürden feryad!..<br />
• Ey gönül; sevgiliye dogru git; ey yar, yarin yanında bulun! Ey bekçi, uyanık ol; bekçiler uyumaz!<br />
• Sen, balçıktan yaratılmıs idin, gönül oldun; bilgisizdin akıllandın! Seni bu çesit buraya getiren, yine çekip sürüyerek<br />
seni buradan oraya götürecektir!<br />
956. Dünyada görülen bütün güzelliklerde, her güzel yüzde, O´nun nuru var!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. IV, 1809)<br />
• Dün bahçede, sevgilinin hayali, gülün etrafında dolasıp duruyordu. Ona; "Bahçede neden dolasıyorsun Içeri gir de,<br />
yüzünün nuru ile gönlümü, gönül sırlarımı aydınlat!" dedim!<br />
• Ey yüzünün baharı ile ömrümü tazeleyen, yeserten sevgili! Benim canım da, herkesin canı da, ask tesirine kapılarak<br />
yaptıgım islere hayran oldular, sasırdılar!<br />
• Ey padisahlar padisahı, ey benim sultanım; ey benim sultanımın sultanı! 0 yanık olan canımı ateslere attın, yaktın!<br />
• Yalnız yeryüzündeki insanların degil, gökyüzündeki meleklerin bile canı olan sevgili; ey denizlerdeki balıkların adını<br />
andıkları, tesbih ettikleri essiz varlık! Dünyada görünen bütün güzelliklerde, her güzel yüzde kendinden bir nur, bir iz, bir<br />
tatlılık bulunan güzeller güzeli! 9<br />
(9 Arif-i rabbanî Ibn-i Fariz hazretleri meshur Ta´iyye-i Kübra Kasîdesi´nin 242. beytinde söyle buyurur:<br />
"Her gencin ve her güzel kadının güzelliginde, Hakk´ın, muvakkat bir zaman için verdigı bir güzellik vardır!")<br />
• Her büyük varlıgın, her üstün, her ulu varlıgın ulusu Sen´sin; her peygamberin yol göstericisi, delili Sen´sin! Hem<br />
hüküm yürütürsün, hem adalet sahibisin; hem de benim çaresiz ask derdime Sen çaresin!<br />
• Günesinin parlaklıgı ile su degersiz topragım, su naçiz bedenim gizli bir altın hazinesi oldu; her tarafa uçan<br />
düsüncem, ısıgınla, nurunla kanatlandı!<br />
• Sen´in lütuf kucagında bir çeng gibi nagmelerle doluyum; yavas vur da, tellerim kopmasın!<br />
• Can bahçesine rahmetinin ilkbaharı gelince, dikenler ya güller arasında kayboldu, yahut da bütün dikenlerim gül<br />
halini aldı!<br />
• Beni yokluktan var eden, beni yaratan, her an beni söyletmede! Sonunda da, beni söyleten kerem buyurdu ve bütün<br />
söyledigim sözler, 0 oldu!<br />
957. Ey alemlere rahmet olarak gönderilen aziz Peygamberimiz Efendimiz!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(Dîvdn-ı Kebîr, IV, 1974)<br />
*Ey gökleri aydınlatan ilahî çerag, ey yeryüzünü nurlandıran Allah´ın rahmeti benim dertli halimi gör, feryadımı,<br />
iniltilerimi dinle, isit!..<br />
*Yüzlerce beladan kaçtım, senin merhametine, inayetine sıgındım! Merhamet elini basıma koy, beni oksa; yahut iyilik<br />
ve ihsan etegini aç, iyilikler saç!..<br />
*Ya benim muradımı ver, isteklerimi kabul buyur, yahut bu murad ve istek duygusundan beni kurtar, bu dünya<br />
duygularını, isteklerini benden al! verdigin lütuf sözlerini yarına bırakmaktan vazgeç, geciktirme; bugün vadini yerine getir!<br />
Ya öyle yap, ya böyle yap!..<br />
*Ey nebîler sultanı! Ya; "Süphe yok ki Biz,.sana apaçık bir fetih vermisizdir "10 kapısını aç da, yüzlerce zevk u safa<br />
gülistanları, yüzlerce nese yaseminleri seyredeyim,<br />
*Yahut; "Senin gögsünü açıp genisletmedik mi "11 ayetinin ilhamlar tasan memba´ından su, sarap, süt ve bal, bu dört<br />
çesit lütuf, iyilik, ihsan, ask manevî ırmaklarını gönlüme akıt, feyizlerle cosayım!<br />
*Ey Senayî, ey büyük veli; yürü! Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz´in mübarek ruhundan meded, yardım iste;<br />
"Mustafa, alemlere rahmet olarak gönderilmistir!"12<br />
10. Fetih Suresi 48/1.<br />
11.Insirah Suresi 94/1.<br />
12.Enbiya Suresi 21/107.<br />
958. Bir zamanlar beden yoktu; ben, tamamıyla candan ibarettim!<br />
Müfte´ilün, Mefa´ilün, Müfte´ilün, Mefa´ilün<br />
(c. IV, 1822)<br />
• Ey cevrinden, cefasından ahım göklere yükselen sevgili; bu kadar cevr etme! Beni çekemeyen, bana hased eden<br />
kisi, çektiklerimi duyar da sevinir!<br />
• Gönlümü sen aldın; benim sevgilim sensin! isime gücüme parlaklık veren, yoluna koyan sensin; bagım bahçem<br />
sensin, baharım da sensin! Ben, senin için yasıyorum; ben, senin için varım!<br />
• Sen, benim en yakın dostum idin; tuttun benim gece uykularımı çaldın ve bana yeni bir hırsızlık gösterdin! Halbuki,<br />
benim senden baska bir karım yok!<br />
• Sen, benim canımsın; sen, benim dünyamsın, benim gökyüzümün Zühre yıldızısın! Öd agacına benzeyen gönlüme<br />
ates attın, yaktın!<br />
• Bir zamanlar beden yoktu; ben, tamamıyla candan ibaret idim, seninle göklerde beraber idim! 0 zamanlar<br />
birbirimizle konusamıyorduk; ne benim söz söylemem vardı, ne de söz isitmem!<br />
959. Biz, dönüp efendimize gidenlerdeniz!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(Dîvan-ı Kebîr. V, 2129)<br />
• Biz, dönüp yine efendimize, yaratanımıza gidenlerdeniz; hem de tertemiz bir özle! Çünkü biz, O´na isyan edenlerden<br />
degil, emirlerine boyun egenlerdeniz!<br />
• Efendimiz ne diye bizi satın almaya kalkısır Zaten biz, kendimizi O´na satmısız!<br />
• Acıkan kisi fazla yerse, mide fesadına ugrar! Fakat biz, O´nun bakıslarına acıkmısız!<br />
• Sen ölüp gidince, toprak altına atılınca, ebediyyen zayi olup gideriz sanırsın! Halbuki bizler, vade verdiği yerde<br />
O´nunla tekrar bulusacagız!<br />
960. Ey canıma can katan! Perdeyi kaldır; Sen´i görmek istiyorum!<br />
Fa´ilatün, Fa-ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.IV, 1963)<br />
• Ey benim canıma can katan hayatım; perdeyi kaldır! Ey benim gamıma, ke-derime ortak olan, nerde olursam<br />
olayım, daima benimle beraber bulunan Rabbim! Ey geceleri bana dost olan sevgili!<br />
• Ey vakitli vakitsiz benim yalvarıslanmı yakanslarımı duyan, ey varlıgımın bütün zerrelerine sevgi atesi salan Rabbim!<br />
• Sen, bütün sekillerden münezzehsin, berîsin; canlardan bile temizsin! Suretin, seklin yok! Fakat, benim bütün<br />
sekillerimin mıknatısısın; bütün varlı-gım Sana dogru kosmada, Sen´de yok olmadadır!<br />
• Bu gece. kimselerin gelmedigi tenha gecelerden biridir! Benim kimsesizli-gime acı, lütf et ve gel; gel de, bu tenha<br />
gecede Sana sevda defterimi okuya-yım, seni ne kadar çok sevdigimi uzun uzun anlatayım!<br />
961. îçimde, ölümden baska devası olmayan bir dert var!´3<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstefiliin, Fe´ülün<br />
• Git; basını yastıga koy, beni yaln z bırak! Geceleri dolasıp duran, yanmıs yakılmıs müpteladan v .´ .geç!<br />
• Biz, geceleri, yapayı ´nız, sabahlaı ı kadar sevda dalgaları arasında çırpımr dururuz! îstersen, pd bıa bagısla; istc sen,<br />
hicranınla bize cefa et!<br />
13 Hz. Mcvlana´nın öl´ nı ^iiseginde söyledigi .ın siiri; oglu Sultan Veled´e hitap ediyor!<br />
• Sen benden kaç ki, sen de benim gibi dertlere düsmeyesin! Sen, dert ) lunu terk et de, kurtulus yolunu seç!<br />
• Biz, gam kösesinde gözyasları dökerek sürünmekte, inlemekteyiz; isters gel, gözyaslarımızla yüz yerde degirmen<br />
kur!<br />
• Bizim, kalbi kara tas gibi sert, merhametsiz bir sevgilimiz var! 0, asıkları dürür de, kimse ona kanının bahasını<br />
sormaz!<br />
• Güzeller padisahı için, ahde vefa etmek gerekmez! Ey yüzü sararmıs as sen, sabr ederek ahdine vefa göster!<br />
• tçimde, ölümden baska devası olmayan bir dert vardır! Ben, nasıl olur ı "Gel bu derde deva kıl!" diyebilirim<br />
• Dün gece rüyamda, ask mahallesinde bir ihtiyar gördüm; "Bizim tarafa gel!" diye eliyle bana isaret etti!<br />
• Eger hakikat yolunda bir ejderha varsa, zümrüt gibi de bir ask vardır! îç o ask zümrüdünün saçtıgı ısıklarla ejderhayı<br />
def et!<br />
• Artık yetisir; birseylerden bahsetme! Çünkü ben, kendimde degilim! Eger senin hünerin varsa, Ebu-Alî Sîna´nın<br />
tarihini söyle, Ebu´1-ala Mu´arra´nın ögütlerinden bahset!<br />
962. Biz, orucumuzu gök sofrası ile açarız!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ülün<br />
(c. IV, 1892)<br />
• Her aksam sofra kurmak nasıl adetse, bizde de ey sevgili, orucumuzu senin güzel hayalinle açmak adetimiz<br />
olmustur!<br />
• Senin hayalinle, seni düsünerek oruç bozanlara, lütfedersin, yüzlerce ihsanlarda bulunursun! Bu, Hz. Isa´nın<br />
yukarılardan gök sofrası indirmesi gibi olur !<br />
• Gönlün gıdası senin ask mutfagından olunca, yer sofrasından el çekerek uzakta durmak gerektir!<br />
• Gıda olarak bize, o gönül atesinden hep ab-ı hayatlar sunulur! Biz, gönül atesinin üzerinde hos kokulu ladin yagı gibi<br />
sevinerek yanarız ve etrafa güzel kokular yayarız !<br />
• Topraktan dogup tekrar topragın içine girerek çürümek, hayvan isidir! Bu is, gönlün ve canın isi degildir!<br />
963. Akıllılar ve asıklar<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilün<br />
(c.IV, 1957)<br />
• Akıllı kisi, her zaman kendini göstermek sevdasındadır; herkesin kendisini tanımasını, sevmesini arzu eder! Halbuki<br />
Hakk asıgı, her zaman kendinden geçmek, deli divane olmak ister!<br />
• Akıllılar, kendilerini sevdikleri için, ask denizine batmak istemezler! Asıkların isi gücü ise, sevda denizine batıp yok<br />
olmaktır!<br />
• Akıllılara rahat, rahata ermekten gelir; asıklarsa, rahata kavusmaktan utanırlar!<br />
• Asık, nerede olursa olsun, herkesten uzak ve manen sevgilisi ile beraberdir; halk içinde ve halktan ayrı kalması,<br />
tıpkı zeytin yagı ile suyun bir arada kalmasına benzer!<br />
• Asıklara ögüt vermeye kalkmak, sevdaya mashara olmaktan baska bir sey degildir!<br />
• Ask, misk gibi kokar; onun için gizli kalmaz, belli olur!<br />
• Ask, agaç gibidir; asıklar da, agacın gölgeleridir! Gölge gerçi agaçtan uzak düsse de, yine orada kalmak gerektir!<br />
• Bir çocuk, çocuk yasta akıllı olursa, akıllılar gibi davranırsa, o çocuk yaslanmıs sayılır; yaslı adam da asık olursa, ask<br />
makamına yükselirse, o kisi delikanlı olur!<br />
• (Ey Tebrizli Sems!) Senin askına karsı kendini alçaltan kimse, askın gibi yücelir, sereflenir!<br />
964. Senin askın bir deniz, gönlümse bir balık!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 1968)<br />
• Ey gönül verdigim essiz ve yüce varlık; askına düsmüsüm, sevdana kapılmısım! Sen´in askın bir deniz, gönlümse bir<br />
balık! Bu sebeple, bir an Sen´den ayrı düssem yasayamam!<br />
• Balıklar, suyun dısında bir an bile yasayamazlar! Asıklar da, gönül kaptırdıkları sevgilinin ayrılıgına sabredemezler!<br />
• Balıgın canı sudur; balık, canından ayrı düsmeye sabredebilir mi Can; sabredilemezse, canın canına nasıl<br />
sabredilebilir<br />
• Sen´siz bana iki dünya da zindan kesilir; Sen´den ayrı olunca, ab-ı bile içsem bana dokunur, zarar verir!<br />
• Çesitli güzelliklerle süslenmis su dünya evinde görülen bütün güzel Sen´in güzelliginin kırpıntıları var! Fakat, hiç biri,<br />
Sen´in yerini tutmuyor Sekil, iz nerededir; sekilsiz olan, sekilden münezzeh olan güzeller güzeli nerededir<br />
965. Bedenin, bu dünyadandır;gönlün de, o dünyadandır!<br />
Fe´ulün, Fe´ulün, Fe´ulün,<br />
(c. IV, 2089)<br />
• Bedenin, bu dünyadandır; gönlün de, o dünyadandır! Bedenin dostu heva, heves, sehvet, hiddettir; gönlün dostu da<br />
Hakk´tır!<br />
• Senin gönlün, bu dünyada gariptir; onun da derdi, gamı gariptir! îkisi de ne su yeryüzündendir, ne de<br />
gökyüzündendir!<br />
• Eger sen canın ve aklın dostu isen, hakiki dosta ulastın, canını kurtardın demektir!<br />
• Fakat, canın ve aklın dostu degil de bedenin, heva ve hevesin dostu isen, su yeryüzünde kalmaya mahkumsun!<br />
• Fakat, beklenmedik bir zamanda ansızın bir inayet, bir yardım, bir cezbe gelirse, o zaman yeryüzünde kalmaktan<br />
kurtulursun! Iste ben, ansızın gelen bu cezbenin kuluyum, kölesiyim!<br />
• Çünkü, Hakk´ın bir cezbesi, yani kulu kendine çekisi, yüzlerce çalısıp çabalamalardan degerlidir! Herseyin üstünde<br />
olan, izi olmayanın nisanlar, belgeler, izler ne isine yarar<br />
• Sen nisanı, izi, belgeyi köpük say; nisansız, izsiz olanı, kendini göstermeyeni deniz gibi gör! Nisan ve iz, sözle<br />
anlatısa benzer; nisansız ve izsiz olan da, apaçık görülmektedir!<br />
• Günesin arpa büyüklügünde bir ısıgı belirse, gökyüzünde, samanyolunda dönüp duran sayısız yıldızı siler süpürür!<br />
Yani, ilahî nurdan küçük bir ısın parlarsa, herseyi alır götürür!<br />
• Sus; sus ki, sususta yüzlerce dil, yüzlerce anlatıs vardır!<br />
966. Aslında can vermek, cana kavusmaktır!<br />
Müstef´ilün, Fe´ülün, Müstefilün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 2037)<br />
• Canı Sen alınca, ölüm, seker gibidir; tatlı can, Sen´inle beraber olunca, ölüm bize tatlı candan da tatlı gelir!<br />
• Ölmek, bu dünyaya mahsustur; yani, bu dünyada ölüm vardır! Öteki dünyada ölüm yoktur, dogmak vardır!<br />
• Topraktan yaratılmıs su bedeni bırak da, can ol; öteki dünyaya oynaya oynaya git! Ölüm, burada bize acı görünür,<br />
kötü görünür fakat, gerçekte degildir; sen, ölümden korkma!<br />
• Ey can; ölümden ne diye korkalım, kaçalım Aslında can vermek candır ,cana kavusmaktır! Madenden niçin<br />
kaçalım; ölüm, altın madenidir!<br />
• Hakk seni çagırınca, kendine dogru çekince o emre uyup gitmek, cennet gibidir; ölmek ise, kevsere benzer!<br />
• Eger iman sahibi isen, tatlı isen, ölümün de eminliktir, hosluktur; eger kafirsen, acı isen, ölümün de acıdır, kötüdür!<br />
• Ölüm, bir aynadır; güzelligin oraya vurur, akseder, orada görünür! seni sana gösterince de; "Ölmek, çok hos bir<br />
seydir!" der!<br />
967. Kesretten (=çokluktan) kurtul, vahdete (=birlige) ulas;<br />
yükseldikçe daha çok yükselmeye, daha ötelere gitmeye çalıs!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c.IV, 1876)<br />
• Ey Hakk asıgı! Kesret (çokluk) aleminden kurtul, mekansızlık alemine git, vahdete ulas! Böylece, iki görmekten halas<br />
ol ve ikilik inancını tasıyan bası kes, imansız kisinin boynuna tak!<br />
• Sen sonsuzlugun mesti olunca, ezel kılıcını eline al ve yigit bir Türk gibi varlık Hintlisini bozguna ugrat!<br />
• Su hayvana bak; bası yerdedir! Evet; otlamakla mesguldür! Sen, hayvan degilsin; Adem soyundansın! Basını<br />
göklere kaldır!<br />
• Hz. Adem´in medresesinde Hakk´a mahrem olunca, gökyüzünün en üst kürsüsüne otur, ilahî isimlerden ders al!<br />
• Eger Hakk yolunda sefere çıkmak istiyorsan, mana atına bin, yüksel; yücelere çık!<br />
• Hakikate susamıs kisilerden ol! Çünkü onlar, suya kanmazlar; yükseldikçe daha çok yükselmek isterler!<br />
• Mecnun gibi Hakk ugrunda savasa giris! 0 zaman ask sana der ki: "Akıldan yüz çevir; onu bırak, def olup gitsin!"<br />
• Sen, hem yakıcı ates ol, hem ham iken pis, hem de yan yakıl!.. Hem mest olup kendinden geç, hem de sarap ol!..<br />
• Hem mahrem ol, hem sır ol; hem sohbet arkadası ol, bizimle beraber ol, hem de bizim kullugumuzu yerine getir!<br />
968. Ey bütün insanların yöneldigi kıble!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. IV, 1798)<br />
• Ey sevgili, ey sevgili; ey insafı olmayan sevgili! Ey gönlümü alan, ey bana mahrem olan, gamımı paylasan dilber!<br />
• Ey yeryüzünde bana ay, ey gece yarısında seher olan sevgili! Ey tehlike anında benim siperim, ey benim sekerler<br />
yagdıran bulutum!<br />
• Ey yüzünün nuru ile gece yolcularına mesale olan, ey Hakk´a gönlünü kaptırmıs ask delilerine zincir kesilen, ey bütün<br />
insanların yöneldigi kıble, ey benim ask yollarında kervanbasım olan sevgili!<br />
• Sen, nasıl bir sevgilisin, anlıyamıyorum! Hem yol kesersin, hem yol gösterirsin;´hem aysın, hem müsteri yıldızısın;<br />
hem bu dünyaya aitsin, hem öteki dünyaya; hem benim gizli hazinemsin, hem de meydandasın!<br />
• Hem dünya zindanında benim en yakın dostumsun, hem bana gülümseyen devletim, mutlulugumsun! Allah´a yemin<br />
ederim ki, bu söylediklerimin yüz mislisin; çok fazla övülmeye, medh ü senaya layıksın!<br />
969. Hersey sana; "Benim gibi ol!" demektedir!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 2041)<br />
• Ask ugrunda pervane, atese atıldı! Alevler içinde kanat çırpıyor, yanıp yakılıyor da; "Sen de böyle ol!" diyordu!<br />
• Yagı konmus, fitili tutusturulmus kandil, kırık boynu ile hem yanıyor hemde yavas yavas, yumusak yumusak; "Sen<br />
de böyle ol!" diyordu!<br />
• Mum hem yanıyor, hem de aglıyordu; kendini atese, ızdıraba vermisti fakat gözyaslarını dökerken etrafa ısık saçıyor<br />
ve bana da; "Benim gibi de böyle yan yakıl, böyle eri!" demekte idi!<br />
• Mum; "Bu dünyada kazanç elde etmek, yararlanmak için altınlar, gümüsler saçsan, bunlar sana ne fayda saglar<br />
Manevî kar elde etmek istiyorsan benim gibi yanmaya, erimeye bak!" diye söyleniyordu!<br />
• Derya, etegini incilerle doldurmus, bas köseye çekilip kurulmus, içindeki incileri belli etmemek için kendisini acı<br />
göstermeye kalkısıyor ve bana; "Gösteristen kaçın; sen de benim gibi ol!" demek istiyordu!<br />
• Bahçede bulunan gül, yüzünü yanagını tozlardan, kirlerden arındırmıs gömlegini yırtmıs, gülüyor; dikenleri verdiği<br />
acılara, kederlere sabrediyor ! Adeta; "Ey insanoglu; sen de benim gibi ol!" diyordu!<br />
• Hz. Adem, tam kırk yıl özürler getirdi, günahının bagıslanması için yas tutup agladı! 0 da çocuklarına; "Siz de<br />
babanız gibi olun!" diyordu!<br />
• Sus, sabr et! Dagdaki su kayaya bak da, ibret al! 0 bile hiç birsey söylemiyor; o bile susmakta! Fakat, aglamakta!<br />
Adeta; "Ey insanoglu; sus, agla!" demek istemekte!<br />
970. Ne olurdu, su agzımdaki dilim konusmasaydı da, gönlüm konussaydı!<br />
Müfte´ilün, Mefa´ilün, Müfte´ilün, Mefa´ilün<br />
(c.IV, 1817)<br />
• Gönlüme cefa etme! Cefa edersen, vah gönlüme; vah gönlüme, vah gönlüme!..<br />
• Gönlümü hırpalarsan, üzersen, düsmanım sevinir ama, o zaman da ya senin gönlün, ya benim gönlüm incinir!<br />
• Hayran ve mecnun gönlüm, elsiz ayaksız gönlüm, haline bakmıyor, seher vakitlerinde her tarafta dolasıp duruyor!<br />
• Yanık ve zayıf gönlüm, senin sevgi incini elde etmek için geldi, ask denizinin kıyısına çadır kurdu!<br />
• Gönlüm, bazan kebap gibi kavrulur, kokusu cihana yayılır; bazan da bir rebap olur ve "a-la-la" diye sesler çıkarır!<br />
• Parçalanıp inleyen, nefisle savas safına giren gönlüm, simdi de, Kaf Dagı´nda Zümrüd-ü Anka´nın pesindedir!<br />
• Gönül çocugum, gece dadısından süt ememiyor! Çünkü gece dadısı, gögsünü simsiyah yapmıs, görünmez olmus!<br />
• Hz. Musa, büyük ve yalçın bir kayadan ırmak gibi bir su akıtmıstı! Benim ı de mermer gibi olan gönlümün<br />
kaynagından Hakk´ın hikmet ırmagı akmaya basladı!<br />
• Hz. Meryem´in îsa´sı göge çıktı da, esegi asagıda kaldı! Benim de su bedenim, gölge varlıgım yeryüzünde kaldı da,<br />
gönlüm göklere, ötelere yükseldi!<br />
• Sus; artık söyleme! Çünkü su agzımızdaki dilin söyledikleri, gönüle, cana perde olmadadır! Keske su yarım yamalak<br />
konusan dilim gönlümün sırlarına vakıf olmasaydı da, gönlüm konussaydı!<br />
971. Hakk asıgının kanı, gözyası oldu!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(Dîvan-l Kebîr, c. IV, 1940)<br />
• Ey Hakk asıklarının canı! Ay senin askınla oynamaya, Zühre def çalmaya koyulmus! Sanki, sana karsı duydugumuz<br />
sevgiyi, oynayarak, çalarak aleme yayıyorlar!<br />
• Ask okunun açtıgı yaradan, nice bagrı yaralı, nice avlanmıs hasta var! Faka ortada ne ok görünüyor, ne de yay!<br />
• Asıgın kanı gözyası olmus da, gözyaslarından yesillikler bitmis ve yesilliklere de gül yüzünün aksi vurmus, her taraf<br />
güllük gülistanlık olmus!<br />
• Kıs gibi soguk ayrılık, yolları kesmis, baglamıstı! Bu yüzden, bagın bahçen çiçekleri, yer zindanında hapsolup<br />
kalmıslardı!<br />
• Baharın adaleti ile yol emin olunca, soguklar gidip yol açılınca, yesillikler, ellerinde yalın kılıçlarla göründü; gonca da,<br />
eline mızragını almıs, çıkageldi!<br />
• Kalk, dısarı çık; baga bahçeye gel! Onlar, uzak yoldan geldiler! Kalk! Binek atın var; ona bin ve kırlara sür,<br />
gülistanlara sür! Uzak yoldan gelenler karsılanır!..<br />
• Yesillikler ve çiçekler, yol yüklerini baglayıp yokluk aleminden geldiler; denizlere ulastılar, denizlerden göklere<br />
yükseldiler!<br />
• Burç burç bütün gökleri dolastılar; her yıldızdan bir fayda, bir hüner elde ettiler ve nihayet, yagmur halinde toprak<br />
alemine düstüler!<br />
• Su ve sıcaklık, her an, onlara gökyüzünden yardım etmektedir! Onlar, birkaç gün su yeryüzünde misafir olarak<br />
kalacaklar, sonra geldikleri yere dönüp gideceklerdir! Bu, hep böyle sürüp gider!..<br />
• Bu misafirlere rüzgarlar, basları üstünde sofralar tasırlar; seher yeli de, elinde kaselerle gelir, ikramda bulunur!<br />
Sofraya oturacaklardan baskalarının görmemeleri için, bu yemek kaplarının üstlerinde kapaklar vardır!..<br />
• Can ehlinden, gönül ehlinden baskalarına kapalı olan bu tabakların içindeki yemekleri herkes merak eder; "Bu<br />
tabaklarda ne var " diye sorarlar! Soranlara, hal dili ile derler ki:<br />
• "Eger herkes bu sırlara mahrem olsaydı, tabagın örtülmesine ne lüzum vardı Herkes bilirdi ki, can gıdası, can gibi<br />
gizlidir; ten gıdası, beden gıdası da, ekmek gibi meydandadır!"<br />
972. Güller, senin yüzünden gömleklerini yırtmıslar, dallar, senin lutfunla tomurcuklarla dolmus, meyvelere gebe<br />
kalmıslar!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. IV,1786)<br />
• Sen, benim canımsın; canımın içinde, gönül evimde hırsızlar gibi sessizce gezip dolasmadasın! Ey bagımın bahçemin<br />
aydınlıgı! Sen, benim salına salına yürüyen bir selvimsin!<br />
• Mademki gidiyorsun, bensiz gitme! Ey canımın canı; ben, senin bedenin degil miyim Beni bırakıp bedensiz gitme!<br />
Ey parıl parıl parlayan ısıgım; benim gözümden çıkma, ayrılma; sen, benim gözümün nuru degil misin<br />
• Sen, benim bası dönmüs canıma dilberler gibi sevgi ile bakarsan, ben, kabıma sıgamam ve yedi kat gögü de<br />
yırtarım, yedi denizi de asarım!<br />
• Beni aldın, bassız ayaksız bir hale getirdin; uykudan, yeme ve içmeden vazgeçirdin! Ey benim Yusufum; mest bir<br />
halde gülerek içeri gir!<br />
• Lutfunla kendimden geçtim, maddî varlıgımdan kurtuldum; can gibi oldum! Ey varlıgı gözlerden silinen, ey varlıgı<br />
gönlümde gizlenen güzeller güzeli!<br />
• Ey gözleri ile nergisi mest eden güzel; güller, senin yüzünden gömleklerini yırtmıslar, dallar, senin lütfunla<br />
tomurcuklarla dolmus, meyvelere gebe kalmıslar! Ey benim ucu bucagı bulunmayan bagım bahçem!..<br />
973. Iki kerpiç parçası alırsın da, birinden Veysî, birinden Ramin yaparsın!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1932)<br />
• Ey aklın ve tatlı canın düsmanı, ey Hz. Musa´nın nuru ve Tur-ı Sînası!<br />
• Senin nisanını, izini, nasıl oldugunu anlatmak için canda kudret, cesaret yoktur!<br />
• Sensiz olan her zevk, ham incir surubudur, ejderha sokmasıdır!<br />
• Balçıktan yapılmıs iki kerpiç parçası alırsın da, birinden Veysî yaparsın birinden Ramin.<br />
971. Hakk asıgının kanı, gözyası oldu!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(Dîvan-l Kebîr, c. IV, 1940)<br />
• Ey Hakk asıklarının canı! Ay senin askınla oynamaya, Zühre def çalmaya koyulmus! Sanki, sana karsı duydugumuz<br />
sevgiyi, oynayarak, çalarak aleme yayıyorlar!<br />
• Ask okunun açtıgı yaradan, nice bagrı yaralı, nice avlanmıs hasta var! Faka ortada ne ok görünüyor, ne de yay!<br />
• Asıgın kanı gözyası olmus da, gözyaslarından yesillikler bitmis ve yesilliklere de gül yüzünün aksi vurmus, her taraf<br />
güllük gülistanlık olmus!<br />
• Kıs gibi soguk ayrılık, yolları kesmis, baglamıstı! Bu yüzden, bagın bahçen çiçekleri, yer zindanında hapsolup<br />
kalmıslardı!<br />
• Baharın adaleti ile yol emin olunca, soguklar gidip yol açılınca, yesillikler, ellerinde yalın kılıçlarla göründü; gonca da,<br />
eline mızragını almıs, çıkageldi!<br />
• Kalk, dısarı çık; baga bahçeye gel! Onlar, uzak yoldan geldiler! Kalk! Binek atın var; ona bin ve kırlara sür,<br />
gülistanlara sür! Uzak yoldan gelenler karsılanır!..<br />
• Yesillikler ve çiçekler, yol yüklerini baglayıp yokluk aleminden geldiler; denizlere ulastılar, denizlerden göklere<br />
yükseldiler!<br />
• Burç burç bütün gökleri dolastılar; her yıldızdan bir fayda, bir hüner elde ettiler ve nihayet, yagmur halinde toprak<br />
alemine düstüler!<br />
• Su ve sıcaklık, her an, onlara gökyüzünden yardım etmektedir! Onlar, birkaç gün su yeryüzünde misafir olarak<br />
kalacaklar, sonra geldikleri yere dönüp gideceklerdir! Bu, hep böyle sürüp gider!..<br />
• Bu misafirlere rüzgarlar, basları üstünde sofralar tasırlar; seher yeli de, elinde kaselerle gelir, ikramda bulunur!<br />
Sofraya oturacaklardan baskalarının görmemeleri için, bu yemek kaplarının üstlerinde kapaklar vardır!..<br />
• Can ehlinden, gönül ehlinden baskalarına kapalı olan bu tabakların içindeki yemekleri herkes merak eder; "Bu<br />
tabaklarda ne var " diye sorarlar! Soranlara, hal dili ile derler ki:<br />
• "Eger herkes bu sırlara mahrem olsaydı, tabagın örtülmesine ne lüzum vardı Herkes bilirdi ki, can gıdası, can gibi<br />
gizlidir; ten gıdası, beden gıdası da, ekmek gibi meydandadır!"<br />
972. Güller, senin yüzünden gömleklerini yırtmıslar, dallar, senin lutfunla tomurcuklarla dolmus, meyvelere gebe<br />
kalmıslar!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. IV,1786)<br />
• Sen, benim canımsın; canımın içinde, gönül evimde hırsızlar gibi sessizce gezip dolasmadasın! Ey bagımın bahçemin<br />
aydınlıgı! Sen, benim salına salına yürüyen bir selvimsin!<br />
• Mademki gidiyorsun, bensiz gitme! Ey canımın canı; ben, senin bedenin degil miyim Beni bırakıp bedensiz gitme!<br />
Ey parıl parıl parlayan ısıgım; benim gözümden çıkma, ayrılma; sen, benim gözümün nuru degil misin<br />
• Sen, benim bası dönmüs canıma dilberler gibi sevgi ile bakarsan, ben, kabıma sıgamam ve yedi kat gögü de<br />
yırtarım, yedi denizi de asarım!<br />
• Beni aldın, bassız ayaksız bir hale getirdin; uykudan, yeme ve içmeden vazgeçirdin! Ey benim Yusufum; mest bir<br />
halde gülerek içeri gir!<br />
• Lutfunla kendimden geçtim, maddî varlıgımdan kurtuldum; can gibi oldum! Ey varlıgı gözlerden silinen, ey varlıgı<br />
gönlümde gizlenen güzeller güzeli!<br />
• Ey gözleri ile nergisi mest eden güzel; güller, senin yüzünden gömleklerini yırtmıslar, dallar, senin lütfunla<br />
tomurcuklarla dolmus, meyvelere gebe kalmıslar! Ey benim ucu bucagı bulunmayan bagım bahçem!..<br />
973. Iki kerpiç parçası alırsın da, birinden Veysî, birinden Ramin yaparsın!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. IV, 1932)<br />
• Ey aklın ve tatlı canın düsmanı, ey Hz. Musa´nın nuru ve Tur-ı Sînası!<br />
• Senin nisanını, izini, nasıl oldugunu anlatmak için canda kudret, cesaret yoktur!<br />
• Sensiz olan her zevk, ham incir surubudur, ejderha sokmasıdır!<br />
• Balçıktan yapılmıs iki kerpiç parçası alırsın da, birinden Veysî yaparsın birinden Ramin.<br />
• Sekiller yaratan sanatının karsısında su padisahlar, sanki birer oyuncaktır!<br />
• Geceleyin yolcunun uykusunu baglarsın! Yani; "Uyuma; kalk, otur!" dersin!<br />
• Gönlün hayal evinde otur, yaptıgın çesit çesit sekilleri seyr et!<br />
• Seyr et de, yalancı sekilleri gör, dogrusunu gönlünde bul!<br />
• Kalemimi övesin, begenesin diye bu sekilleri ben, senin için yaptım!<br />
974. Yigitligi pervaneden ögren!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. IV,1848)<br />
• Asıgın, delilikten baska ne sanatı, ne hüneri vardır<br />
• Sevgililerin nazlanmaları da, kendilerini asıklara yabancı gibi göstermekten baska ne olabilir<br />
• Nurun, ısıgın önünde oynamayı, sıçramayı, dönüp dolasmayı zerrelerden; yigitlikte bulunmayı, korkmadan kendini<br />
atese atıp yanmayı da pervaneden ögren!<br />
• Sarhos arslan gibi sıçra, atıl; ne evveli ne de ahiri, yani ne önü ne de sonu bil! Arslanlara, kedi ile savasmak ayıptır!<br />
• Sen, sırlar kadehisin; kulagını tıka, gözünü kapa! Çatlak kase, kadehlik edemez!<br />
• Kim, keskin kılıcın önünde kalkan gibi çırçıplak durur da paralanmak ister; kim, altın gibi, kuyumcunun tavasında<br />
atesle bir evde oturabilir<br />
• Irmagın suyu tatlıdır ama, denizin heybeti nerededir! Nerede saha vezir olmak, nerede her çesit kayıttan, bagdan<br />
kurtulmak, hür olmak!<br />
• Gece, yıldızlar ve ay yüzünden aydınlık olsa bile, gündüzün yerini tutabilir mi Boncuk parlak olsa bile, incilik edebilir<br />
mi<br />
975. Allahım; Sen´i, geregi gibi anlıyamıyoruz! Sen, canda ve gönüldesin ama, canın da, gönlün de Sen´den haberi<br />
yok!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(Mecalis-i Seb´a,s.34)<br />
Dil ü canda nihansın gerçi her sey bîhaber senden<br />
Cihan zatınla dolmusken cihan da bîhaber senden<br />
Nasıl bulsun seni can ve gönül senden ibaretken<br />
Gönülde candasın amma ki can da bîhaber senden<br />
Hayalin dilde naksı varsa da bilmez hayal zatın<br />
Dilimde gerçi namın ah, dilim de bîhaber senden<br />
Bütün mahluk ise nam u nisanın gerçi bilmekde<br />
Fakat gördüm ki ben nam u nisan da bîhaber senden<br />
Ilahî künh-i zatın bilmeye sa´y eyleyen zümre<br />
Yuvarlandı yakîn ile güman da bîhaber senden<br />
Cihan durdukça serh etsem seni mümkin degil zîra<br />
Seni îzah ve serh aciz, beyan da bîhaber senden<br />
Sinek Cibrîl kanadından nasıl bahs eyler Allah´ım<br />
Seni ta´rif eden ehl-i cihan da bîhaber senden<br />
• Sen, canımda gizli oldugun halde, canımın Sen´den haberi yoktur! Cihan da zatınla dopdolu; fakat, cihanın Sen´den<br />
haberi yok!<br />
• Sen, can ve gönülden ibaret oldugun için, can Sen´i nasıl bulabilir Sen candasın, gönüldesin ama, canın da, gönlün<br />
de Sen´den haberi yok!<br />
• Sen´in manevî hayalinin gönülde naksı varsa da, hayal, zatını bilemez! Bu yüzden hayalin de Sen´den haberi yoktur.<br />
Adın dilimde, Sen´i tesbih ediyorum, zikrediyorum ama, Sen´i zikreden dilimin de Sen´den haberi yoktur!<br />
• Aslında, yarattıgın hersey, bütün varlıklar namını nisanını bilmektedirler Fakat ben, sunu gördüm ki, nam ve nisan<br />
da Sen´den habersizdir!<br />
• Allahım! Sen´in zatının ne oldugunu anlamak için ugrasan, gayret sarfeden bütün mütefekkirler, bilginler, inanç ve<br />
tahminlerinin derinliklerinde kayboldular! Yakîn, yani Sen´i tam olarak geregi gibi bilme de, süphe de Sen´de !<br />
• Dünya var oldukça bütün insanlar, yasadıkları ömür boyu Sen´i anlatsalar, Sen´in yaratma gücünü, sanatını,<br />
kudretini açıklasalar yine bitiremezler! Çünkü, Sen´i etraflıca anlatma, açıklama Sen´den habersizdir!<br />
• Sinek, Cebrail(a.s.)´ın açtıgı zaman gökleri kaplayan, günesleri göstermeyen kanadından nasıl bahsedebilir Allahım;<br />
Sen´i tarif eden, anlatan insanların hepsinin de Sen´den haberleri yoktur! 14- (14 Dîvan-ı Kebîr´de bulunmayıp<br />
Mevlana´nın Mecülis-i Seb´a adlı eserindin 34. sayfasında bulunan ve; ( ... ) mısraı ile baslayan bu gazelini, aslına sadık<br />
kalarak ve manzum olarak terceme eden Kitapçı merhum Hulusi Efendi "nun" kafiyesi ile tercerne ettigi için, bendeniz de<br />
bu gazeli "dal" kafiyesine almadım, "nun" harfıne tercemesini aldım.)<br />
976. Içimde, alev alev yanıp duran gizli bir ates var!<br />
Fe´ulün, Fe´ulün, Fe´ülün, Fe´ul<br />
(c. IV,2087)<br />
• Bu yakıp yandıran aska bir ömek vereyim: Içimde, alev alev yanıp duran gizli bir ates var!<br />
• Ister aglayıp inleyeyim, ister aglamayayım, inlemeyeyim; o ates, gece gündüz içimde yanmadadır!<br />
• Bütün akıllı kisiler, dünyalık düsünmekte, hırkalarını dikmekteler! Halbuki, asıkların içlerindeki ates, hırkaları yakıp<br />
durmadadır!<br />
977. Ey sütten daha yeni kesilmis masum! Sen, Allah´a bizden daha çok yakınsın!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 21271)<br />
• Ey yası küçük, bedeni ter-ü-taze olan güzel; ey süt emmekten daha yeni kesilmis masum! Lekesiz halinle sen,<br />
Allah´a bizden daha çok yakınsın!<br />
• O´nun ruhu benim ruhum, benim ruhum da O´nun ruhu; bir bedende iki ruhun yasadıgını kim görmüstür -15<br />
(15-Hz. Mevlana bir baska gazelde bu Arapça beyti Farsça söylemisti :<br />
Benim canım senin canın, senin canın da benim canım; hiç kimse iki bedende bir can görmüs müdür " (nr. 2019)<br />
Baska bir yerde de; "Senin canınla benim canım birdir; bir tek can, iki bedende gizlenmistir!" demisti. (nr. 2108) )<br />
• Benim asık oldugumu herkes anladı; yalnız, kime asık oldugumu kimse bilmiyor! 16-<br />
16-Seyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabî hazretleri (vefatı 1238) Mevlana´nın bu beytini çok begenmis, Fusüsu´l-Hikem adlı<br />
eserinin Kelime-i Muhammediyye kısmına aynen almıs fakat, o zamanın adeti geregi, kimden aldıgını yazmamıstır.<br />
• Ister benimle sizin aramızı açın, ayırın, ister ulastırın, kavusturun; bence, sizden ne gelirse gelsin; iyidir, güzeldir!<br />
978. Sen, benim canımsın, canımsın, canım!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2107)<br />
• Sen, benim canımsın, canımsın, canım; sen, benimsin, benimsin, benim!<br />
• Sen, benim padisahımsın; sen, benim sevdama layıksın; sen, benim dislerime uygun sekerimsin!<br />
• Sen, benim nurumsun; benim gözümde kal, gitme! Sen, benim gözümsün, ab-ı hayat kaynagımsın!<br />
• Gül, seni görünce, süs çiçegine dedi ki: "Benim selvi agacım, gül bahçeme geldi!"<br />
• Sevgilim; su iki dagınık sey yüzünden nasılsın Birisi, senin dagınık olan saçların, birisi de, benim perisan ve<br />
darmadagınık olan halim!<br />
• Ipe benzeyen saçların, benim ayak bagım olmustur; çenenin çukuru da, benim zindanımdır!<br />
• El çırparak mest bir halde nereye gidiyorsun Ey benim gülen gönlüm; bana gel!..<br />
979. Sen, ab-ı hayatsın; ben de, susuz kalmıs bir zavallıyım!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c.IV, 2081)<br />
• Can, senin verdigin nimetlere bir türlü doymaz! Senin nimetlerin o kadar yok ki, yemek için senin sofranın basına<br />
oturanların binlerce bogazı, binlerce agzı olması gerek!<br />
• Gel! Sen, ab-ı hayatsın; ben de, susuz kalmıs bir zavallıyım! Ne ben senin ab-ı hayatını içmekten usanırım, bıkarım;<br />
ne de senin ihsanına son vardır!<br />
• Gel! Sen, bir denizsin; bense, senin denizinde bir balıgım! Ama, senin denizinin ucunu, kıyısını kim görmüstür ki<br />
• Su çamurlu, su bulanık su, senin denizinden bir damladır! Böyle oldugu halde bu bulanık su, susuzluktan bunalanlara<br />
hayattır, candır!<br />
• Gel; gel ki, sen bir günessin; ben de, senin yüzünün ısıgı içinde bir zerreyim! Zerre, senin ısıgında titreyip<br />
oynamadadır!<br />
980. Asıga göre,bir yerden bir yere göçmenin, ölümün, yasamanın bir farkı yoktur!<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. IV,2102)<br />
• Bilir misin, askla asina olmak, tanısmak nedir Gönül isteklerinden tamamıyla sıyrılmak, ayrılmaktır! -17<br />
17 Tevfık Fikret, Fuzulî hakkında yazdıgı bir siirde, Fuzulî´nin karakterini anlatırken söyle yazar:<br />
"Bütün emelleri gönlünden eylemis ib´ad<br />
Ne verseler ona sakir, ne kılsalar ona sad"<br />
Fuzulî; bütün emelleri, dünyaya ait bütün istekleri gönlünden uzaklastırmıs! Ne verseler ona sükrediyor, ne<br />
yaparlarsa yapsınlar, ondan memnun ve asla degil.<br />
• Askla asina olmak, kan olmaktır, gönül kanını içmektir; köpeklerle beraber vefa kapısında beklemektir, bekçilik<br />
etmektir!<br />
• Asık, bir fedaîdir! Asıga göre, bir yerden bir yere göçmenin, ölümün, yahut yasamanın hiç bir farkı yoktur!<br />
• Yürü ey müslüman! Kendini kötülüklerden koru, günahtan sakın; saglıklı ol, zahit olmaya ugras!<br />
• Çünkü bu sehitler, ölüme sabredemezler; onlar, yok olmaya asıktır!<br />
• Sen, kaza ve beladan kaçarsın; onların korkusu ise, belasız kalmaktır!<br />
981. Senin canın ile benim canım birdir; bir tek can iki bedende gizlenmistir!<br />
Müfte´ilün, Miifte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2108)<br />
• Ben, bu evden hiç çıkmam; ben, bu evin içini kendime yurt edindim!<br />
• Bu ev, yabancının degil, sevgilinin evidir! Burası, tam oturulacak, karar kılınacak bir yerdir; burası, iman evidir!<br />
Buradan dısarı çıkmak kafirliktir!<br />
• Basımı, mest oldugum yere koyayım; kulagımı da, su sesin geldigi tarafa tutayım: "Te-nen ten!"<br />
• Burası, Leyla´nın evidir; ben de Mecnun´um! Benim canım buradadır! Yürü git; benim canımı alma!<br />
• Bu eve kim girerse, onun, bu evde benim gibi kalması gerekir!<br />
• Ey her kadının, her erkegin yüzüne hasret çektigi, özlem duydugu güzel! Aya benzeyen o güzel yüzünü örtü ile<br />
örtme, güzelligini gizleme!<br />
• Ey kapısı ızdırap çekenlere, belalarla imtihan olunanlara kıble halini alan aziz varlık! Açtıgın bu rahmet kapısını<br />
kapama!<br />
• Mum da sensin, güzel de sensin, sarap da sensin! Sen, hem Süheyl yıldızısın, hem de Yemen akiki!<br />
• Bundan sonra geri kalan ömrüm boyu senden ayrılmayacagım! Ben, senin kulunum, kölenim; ben, seninim!..<br />
• Sen gülsen, ben de senin dikeninim; yesillikte dikensiz gül olmaz!<br />
• Ben geceyim, sense aysın; ben, seninle aydınlanırım! Sen, gecenin canısın; geceyi unutma, onu gönlünden çıkarma!<br />
• Senin canınla benim canım birdir; bir tek can, iki bedende gizlenmistir!<br />
• Senin canınla benim canım, bir tek günes gibidir! Bu yüzdendir ki, binlerce topluluk, bütün dünya o günesle<br />
aydınlanmaktadır!<br />
982. Ey can Musası; sen, çoban olmussun! Sürüyü bırak, Tur Dagı´na çık!<br />
Mef´ülü, Fa´liln, Mefülü, Fa´lün<br />
(c. IV,2095)<br />
• Sevgilim; gönlünü bana ver de benimle birlestir! Eger huzurunda bas egmezsem, emirlerini dinlemezsem, o vakit<br />
benden sikayet et!<br />
• Mecnun oldum, deli divane oldum; Allah askına, o güzel saçlarından bu deliye bir zincir yap!<br />
• Kimsenin bilmedigi yere gitme; yol sasırtan gulyabani ile sakın yok düsme! Kervanla sefer et, toplumdan ayrılma!..<br />
• Ey gönül çalgıcısı; o güzel nagmelerinle içimi doldur!<br />
• Ey Zühre yıldızı, ey ay! Yüzünüzdeki parıltılarla, iki gözümü iki mesale haline getiriniz!<br />
• Ey can Musası; sen, çoban olmussun! Sürüyü bırak, Tur Dagı´na çık!..<br />
• Ayagından nalınlarını çıkar, Tuva Sahrası´na yalın ayak yürü!<br />
• Sana dayanak, asa degil, Hakk´tır; asayı elinden at; ondan vazgeç!<br />
• Heva ve heves Firavunu hayvan olunca, onun boynuna çıngırak tak!<br />
983. Sevgili; senin güzel kokun bana ötelerden haberler getirmededir!<br />
Mefulü, Fa´lün, Mefülü, Fa´lün<br />
(c. IV,2093)<br />
• Benim bagım bahçem, meyvelerim, gül dallarım, nilüferlerim, bunların hepsi de, sevgilinin yüzünden tazelesti!<br />
• Kevserimden cosan ab-ı hayat, vefa deresinde akmaya basladı!<br />
• Ey güzel yüzü benim gönlüm ve dinim olan sevgili; senin güzel kokun bana ötelerden haberler getirmede!..<br />
• Benim ayna yapan ustam, beni, her an güzel yüzünün karsısında ayna haline getirmektedir!<br />
• Kapısında toprak oldugum sevgili, benim gönlümün kapısını çalmada, vurmadadır!<br />
• Ben sarap içmem ama, eger sevgili benim kadehimi öperse, iste o zaman içerim!<br />
• 0 benim dadımdır, o benim anamdır; vefa memesi süt vermez olur mu<br />
984. Gecenin karanlıgı, benim karanlıklarımın ısıgıdır!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2112)<br />
• Gecenin karanlıgı, benim karanlıklarımın ısıgıdır; ayın nuru, benim sevgili ile bulusmamın nurundandır!<br />
• 0 kimya yüzünden, günahlarımla cinayetlerim, ibadet elçisi oldu!<br />
• Gökler bile, benim manevî göklerimi seyretmek arzusuna kapıldı da, kararsız bir hale geldi!<br />
• Ey benim burcumda günes yüzlüm; ey can padisahı, ey sahları bile mat eden güzelim!<br />
985. Ask bahçıvanları, kendi gönüllerinden meyveler devsirirler!<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. IV, 2103)<br />
• Her ne kadar aglayıp feryad etmede biraz kendini görmek varsa da,<br />
• Bu hal, bana göre degildir! Çünkü ben, senin askınla aglamayı, feryad etmeyi huy edinmisimdir!<br />
• Cenab-ı Hakk´a ve O´nun zatının pak olusuna yemin ederim ki, ben, kendini begenmekten kurtulmusum, arınmısım!<br />
• Senin yüzünden baska tarafa bakan göz, baktıgı zaman acaba kimi görür<br />
• Senden baska bir sey görmemek saadetine eren kisinin ölümden korkması ayıptır!<br />
• Senin asıkların, bütün ölümlere gülerler; bu hal, onlara mahsustur!<br />
• Agaçların dalları, yaprakları titrer dururlar ama, gövdeleri ve kökleri titreme korkusundan kurtulmuslardır!<br />
• Ask bahçıvanları, kendi gönüllerinden meyveler devsirirler!<br />
• Ey asıgın canı! Zahmetlere katlandıgın, gamlar ve kederler içinde çırpındıgın için, manevî zevkler, nevaleler devsir!<br />
• Ey hoca! Sen, zahid olmaya, bu hususta bilgi edinmeye ugras! Çünkü sen, askı, çalısıp çabalamayla elde edemezsin!<br />
• Bundan önce, Tebrizli Sems, bunları söylemisti; ama isitecek kulak nerede ..<br />
986. Bazan, gönlümde gizli bulunan sevgiliden bir ses gelmededir!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV.2114)<br />
• Gönlümden, canımdan bir ses geldi; bazan da bu ses, gönlümde gizli bulunan sevgiliden gelmededir!<br />
• Benim gönlüm de, elim de ve Kenan Yusufum´un gam eli de yorgundur, baglanmıstır!<br />
• Elimi gösterdim de; "Söyle; bu kimin yarasıdır " dedim. Dedi ki: "Bu yara, benim elimden ve benim ask<br />
destanımdan açılmıstır!"<br />
• Ona yaralı gönlümü gösterdim de; "Bak; nasıl kanlar içinde kalmıstır!" dedim! Gönül verdigim sevgili, gönlümü<br />
kanlar içinde görünce bana acıyacagı yerde, gülmeye basladı!<br />
• Sonra, yine gülerek bana; "Ey benim bayramımın kurbanı!" dedi. "Yürü git, bu haline sükret!"<br />
• Ona; "Ben kimin kurbanıyım, kimin kurbanıyım " dedim! Sevgili; "Benim kurbanımsın, benim kurbanımsın!" dedi!<br />
• Sabah gülüp açılınca, gözlerimden yaslar akmaya basladı! Padisah, benim aglayan gözlerimi görünce; "Neden<br />
aglıyorsun " dedi. Ona dedim ki:<br />
• "Sevgilinin sefkati yüzünden ab-ı hayat kaynagım costu, suları akmaya basladı!<br />
• Arstan ab-ı hayat akıyordu; iman agacım, o su ile terütaze kaldı!<br />
• Ben, bu suyun da, bu suyun sahibi emîrin de kuluyum, kölesiyim! Fakat, benim bu hayran kalmıs gönlüm, benden<br />
daha fazla onun kulu, kölesi olmus!"<br />
987. Sayısız insan, ask yüzünden canından olmustur! Ama, ey gönül; sen, yine de kollarınla onun boynuna sarıl!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. IV,2074)<br />
• Yapma, yapma! Suçsuz adam öldürmek, dogru bir sey degildir! Gitme gitme! Sen, bizim ısıgımızsın, aydın<br />
gözümüzsün; biz, sensiz karanlıklarda kalırız, gözümüz görmez!<br />
• Lütfedip sarap küpünün agzını açtın da, basımız mahmurlastı, mahmurluktan gebe kaldı!<br />
• Mademki açtın, küpün agzını kese gibi baglama, örtme; pencere kapanınca, ev karanlık olur!<br />
• Gamlara düsmüs, belalara ugramıs adam, kaza ve kader oklarının hedefine benzer; onun, rıza sarabıyla mest<br />
olmaktan, kendinden geçmekten baska zırhı yoktur!<br />
• Askın iki eli, zırh yapan Davud Peygamber´in ellerine benzer! Onun avucunda, demir bile olsa, mum gibi yumusar!<br />
• Aska ait sözleri, yine asktan dinlemek gerek! Çünkü ask, aynaya benzer! Ayna, herseyi oldugu gibi göstererek birçok<br />
gerçek sözler konusur; hem de dilsizdir, susar durur!<br />
• Gerçi halkın kanı askın boynundadır, sayısız insan onun yüzünden canından olmustur ama, ey gönül, yine de sen,<br />
kollarınla askın boynuna sarıl!<br />
• Çünkü ask, kan bahası vermekten korkmaz! Askın, görünmez defineleri, hazineleri vardır! Bu yüzden, ölü bile dirilir<br />
ve kefenini yırtar, kurtulur!<br />
• Uyku, seni kolları arasına aldı! Haydi, gayb alemine uç; seher vakti onun elinden yakan kurtulur! 0 zaman sen, seher<br />
vaktinde buldugun etege yapıs!<br />
• Haydi uyu da, gazelin arta kalan kısmını yarın söyleyeyim! Zaten halk, gül bahçesine sabahleyin gider, sabahleyin<br />
gül devsirir!<br />
988. Kendi içini günahlardan temizle de, gizli ay, perdelerden sıyrılsın, sana görünsün!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. IV,2073)<br />
• Ey gönül! Mideleri bozulmus hastalara bal yedirme; kör kisilere de, göze ait sözler söyleme!<br />
• 0, kuluna, boynundaki damardan daha yakındır! Fakat, Allah´tan uzak olanlara Allah da onlardan uzaktır! 18- 8 Kaf<br />
SOresi 50/16. ayete isaret var.<br />
• Kendi içini günahlardan temizle de, gizli ay, perdelerden sıyrılsın, sana görünsün!<br />
• Kendini de, bu dünyayı da kaybedersen, kendinden de, dünyadan da dısarı çıkarsan, Hakk yolunda tanınmıslardan<br />
olursun!<br />
• Eger sen, bulusma ayı isen, bulustuguna dair bir nisan, bir belirti göster; hurilerin kollarından, yasemin gibi<br />
bembeyaz gögüslerinden, güzel yüzlerinden bir seyler anlat!<br />
• Eger sen, altın gibi madeninden ayrı düsmüs isen, nerede ayrılık yarası, ayrılık dagı, ayrılık damgası Sevgiliden<br />
ayrılanların damgalı paraları, böylece donar kalır, kalplasır!<br />
• Mademki sende ask yok, onun yerine kulluk etmeye bak! Allah, çalısanların ücretini muhakkak verir!<br />
• Sunu iyi bil ki, "Allah askı", Süleyman(a.s.)´ın yüzügü gibidir! Nerede Süleyman´ın geliri, nerede karıncanın kazancı!<br />
• Düsünce elbiselerinden soyun, onları üstünden at! Çünkü günes ve ay, çıplakları kucaklar!<br />
989. Allah´ım! Putperest bile, tastan yonttugu puta secde eder de, Sen´in lütfunla, ondan manevî zevk duyar!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2109)<br />
• Ey mihnetlere düstükleri, belalara ugradıkları zamanlarda bütün insanların basvurdukları, sıgındıkları aziz varlık! Ben<br />
de, her dertli insan gibi, yine kendimi sana verdim, senden yardım diliyorum!<br />
• Sen, kıyısı olmayan bir sevgi denizisin; erkekle kadının birbirlerine karsı duydukları istek, senin sevgi denizinin<br />
sadece küçük bir damlasıdır!<br />
• Arslanlar, o sevgi ile yavrularına süt verirler; padisah, gönlüne o denizden gelen bir acıma duygusu ile fakire; "Sen<br />
kimsin " diye hatır sorar, yardım eder!<br />
• Senin sevgin sebebiyle, ates Hz. Ibrahim´e dadılık eder, gömlek Yakup(a.s.)´ın gözünü açar!<br />
• Senin sevgin yüzündendir ki, göz günesten nur alır, yasemin yeryüzünden su içer!<br />
• Hatta, seni inkar eden putperest bile, tastan yonttugu puta secde eder de, senin lütfunla ondan manevî bir zevk<br />
duyar!<br />
• Senin lütfunla, kahır bile insanlara dadılık eder! Ama, insan hile yoluna saparsa, dadı ona zehir verir!<br />
• Bir küçük kör kurt olan ipek böcegi de, senin sevginden ilham alarak insanlara giyecekler örer, kefenler biçer!<br />
• Yeter, bundan fazla anlatma; sus! Sus da, can bülbülü dalın üstüne konsun, hutbe okusun!<br />
990. Senin çok güzel olan gözlerin, feryadlarıma ve döktügüm merhamet etmez mi<br />
Fa´lün, Fa´lün, Fa´lün, Fa´lün<br />
(c. IV, 2092)<br />
• 0 dilber yanıma gelince, ölmüs gibi olan bedenim, bastan basa, tepeden tırnaga kadar dirildi!<br />
• Ona dedim ki: "Ey benim kurnaz sevgilim, ey asıgı çıldırtan, perisan eden güzelim; sen, bu gece benim<br />
misafırimsin!"<br />
• 0 benim pasam, o benim canım olan sevgili; "Hayır, olamaz!" dedi. "Çünkü, sehirde beni ilgilendiren önemli bir isim<br />
var; ben, oraya gidecegim!"<br />
• Ona; "Allah askına!" dedim! "Bu gece bana gelmez de gidersen, su bedenim cansız kalır, yasamaz!<br />
• Bir gece olsun, su altın gibi sararmıs yüzümün rengine acımaz mısın<br />
• Senin çok güzel olan gözlerin benim feryadlarıma ve döktügüm gözyaslarına merhamet etmez mi<br />
• Yüzünün gül bahçesi, kevser gibi hos bir sekilde akan gözyası ırmagına hatıra olarak bir gül olsun atmaz mı "<br />
• Sevgili; "Ben ne yapabilirim " dedi! "Kaza ve kader, herkesin kanını benim kadehime doldurdu!<br />
• Hiçbir öd agacı, benim ask buhurdanımda yanmadıkça Allah´ın makbulü olmuyor, kokusu bile duyulmuyor!"<br />
• Dedim ki: "Mademki cana kasdetmissin, benim de kandan baska sarabım, mezem olamaz!<br />
• Sen, selvi agacısın, gül fidanısın; ben de senin gölgenim! Sen, benim haydarımsın; ben de senin sehidinim!<br />
• Ben askım; senin kanını dökersem, mahserde seni yine diriltirim!<br />
• Aklını basına al da, benim penceremde çırpınma; kendine gel de, hançerimden kaçma!..<br />
• Ölümden korkup yüzünü eksitme de, kucagım, sana sükürler etsin!<br />
• Ölüm, seni kökünden söküp çıkarınca, gül gibi gül de, seni benim sekerimle yogursun!<br />
• Asıklar sürüsünün babası asktır; benim bütün varlıgım, ihtisamım da asktan dogmustur!"<br />
• Bu sözleri söyledi ve seher rüzgarı gibi uçtu gitti; benim de, gözlerimden yaslar bosandı!<br />
• Ben, arkasından seslendim: "Efendim!" dedim! "Durmuyorsun, gidiyorsun! Ne olur, hiç olmazsa birdenbire gitme,<br />
yavas git!..<br />
• Ey benim canım, cihanım; böyle çabuk gitme! Ey benim yüzlerce kanatlım; çabuk uçma, biraz daha yavas uç!"<br />
• 0, cevap verdi; dedi ki: "Hiç kimse benim çabuk gidisimi görmemistir; benim en yavas gidisim budur!<br />
• Su gökyüzü bile çalıssa çabalasa, pesimden kossa, yine bana yetisemez!<br />
• Sus!" dedi! "Su felek kıratı bile benim karsımda topallaya topallaya yürüyebilir!<br />
• Sus artık! Eger susmazsan, benim bu atesim dünya ormanına düser, onu bastan basa yakar!"<br />
• Geri kalanını yarına kadar söyleme! Söyleme de, gönül agzımdan uçup gitsin!<br />
991. Can Musam, Tur Dagı´na çıktı; benim bulusma zamanım geldi!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün,<br />
(c. IV, 2111)<br />
• Meyhanemden bir ses geldi; sevgili, benim hatırımı sormaya geldi!<br />
• Çok nurlu olan ay yüzlümü görünce, münacatımın zevki arttı, haddi astı!<br />
• Can Musam, Tur Dagı´na çıktı; benim bulusma zamanım geldi!<br />
• Tur Dagı; "Bulusma ve görüsme yerime gelen o yorgun argın kisi kimdir " diye nida etti!<br />
• "Simsek gibi parlayan o aydın nefes kimindir Göklerim, ta kubbesine kadar o ısıkla doldu!<br />
• Onun gönlü, bizim mest olmus asıgımızdır; o, benim ayrılıgımdan ve afetlerimden kurtuldu!<br />
• Yanıp yakılarak, binlerce yalvarıslarla benim lütfumu istemeye geldi!<br />
• Daha yakına gel, daha yakına gel! Benim lütuflarımı, ihsanlarımı, benim neler bagısladıgımı gör!<br />
• Beni istemede, bana vuslatta yok oldun; benim varlıgımda ölümsüz ömrü buldun!<br />
• Vahdet küpünden bir kadeh sarap iç, mest ol; bu kerametlerim, hep vahdet sarabındandır!"<br />
992. Halkın hayalleri kendilerine perde olmasaydı, hepsi de benim hayallerimden yanardı!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2110)<br />
• Benim gönül meyhanemden bir ses geldi; Cenab-ı Hakk´a münacatımdan, samimi yakarıslarımdan gökyüzü iki kat<br />
oldu!<br />
• Cenab-ı Hakk´a hamd ü senalar olsun; sonunda, zafer nasip oldu! Sevgili, hatırımı sormaya geldi ve bize riayetlerde<br />
bulundu!<br />
• Ya Rabbi, ya Rabbi! Ey essiz, örneksiz güzel varlık! Benim çektigim belalara, sıkıntılara karsılık ne lütuflarda, ne<br />
ihsanlarda bulundun!<br />
• 0 aziz varlık, o kimya, sonsuz lütufları ile benim gafletimi, inkarımı, cinayetlerimi ibadete çevirdi!<br />
• Ettigim kusurlarıma karsılık, bana kösk verdi; ayagımın kaymasına, yanlıs yollara sapmasına karsılık bagıslarda<br />
bulundu!<br />
• Onunla bulustugum günün manevî zevki, harareti, denizin de, dagın da gönüllerini costurdu!<br />
• Halkın hayalleri kendilerine perde olmasaydı, hepsi de benim hayallerimden yanardı!<br />
• Benim askla, imanla kükreyisim, davulum, sancagım, naralarım, can ordusunu zelzelelere düsürdü!<br />
• Gece yarıları sevgili ile bulusmanın atesi, tan yerini aydınlatır, ısıklandırır!<br />
993. Neyi istersen yak yık; yalnız ayrılıktan bahsetme!<br />
Mefa´îlün, Fa´ilün Mefa´îlün, Fe´ilatün<br />
(c. IV, 2076)<br />
• Canın için olsun, bu asıktan uzaklasma; bu zavallı ile birlikte otur da, eve gitmeye kalkısma!<br />
• Bahaneler bulmaya ugrasma, özür getirmeyi bırak! Beni asagı, hor, hakir görme; kendini üstün görerek gurura<br />
kapılma!..<br />
• Sarap hazır, hersey yerinde; devlet, varlık.. Dostumuz, sakîmiz de sensin! Artık, sarap sun; sakîlik nazlarına girisme,<br />
sakinin hilelerine basvurma!<br />
• Arkadaslarının yüzlerine bak; hepsi de senin güzelligin ile mest olmuslar! Onlar yanında iken pencereye, dehlize,<br />
aralıga, esige bakma!<br />
• Asıkların arasından baska yerde ömür sürme, meyhaneden baska bir yerde oturma!<br />
• Etrafına dikkatle bak da gör ki, dünya bir tuzaktır; dünyaya ait arzularımız, isteklerimizse o tuzakta bulunan birer<br />
yemdir! Dünya tuzagına kosma, yem hevasına düsme!<br />
• Dünya tuzagından kurtulunca, gökyüzüne ayak bas; gökten baska bir esige ayak basma!<br />
• Günese, mehtaba iltifat etme, yüz verme! Çünkü sen, bu dünyaya ait degilsin! Sen, ötelerden geldin; o essiz<br />
güzelden baskasını dileme!<br />
• Kase nasıl suyun üstünde durmaz çalkalanırsa, sen de o olmayınca bir yerde karar kılma, sen de çırpın dur! Eline<br />
kaseyi alıp her mutfaga kosma!<br />
• Hava, zaman olur aydınlanır, zaman olur kararır; bazan sıcak olur, bazan soguk olur! Sen, zamanların kaynagına git<br />
ve o kaynagın basından ayrılma!<br />
• Fakat ne çare ki, güzellerin isleri güçleri hep böyledir! Ne olur, ates alevi gibi konusma; ne olur, yakıp yandırma!..<br />
• Söyle; neyi istersen yak yık! Yalnız, ayrılıktan bahsetme! Ben, ayrılık sitemini haketmedim; bu, bana layık degil!<br />
Bana ayrılıgı reva görme de, ne yaparsan yap!..<br />
994. Haydi; güzellik ile vefayı birbirine nikah et!<br />
Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat<br />
(c. IV,2100)<br />
• Hos geçinmemiz için, arada sırada birkaç öpücük vermeyi is edin; bizi, tatlı bir gülüsle tatlılastır!<br />
• "Allah, gönlünü yatıstırsın, huzura kavustursun!" duası, hos bir duadır; bu duaya, sen de; "Amîn!" de!<br />
• Galiba, senin dizini yastık edinecegim zamanı rüyada görecegim!<br />
• Senin dudagından ayrı düsmek, ecel efsunudur! Sen, simdi git de, Hz. Mesih´in usulüne göre bir efsun oku!<br />
• Sen olmayınca, göklerin alanı asıga dar gelir! Haydi; vuslat buragına eyer vur da, asıgın önüne getir!<br />
• Sen güzelsin; güzellige yakısan huy da, vefalı olmaktır! Haydi; güzellik ile vefayı birbiri ile evlendir, onları birbirine<br />
nikahla!<br />
• Muhakkak ki, asıklar ölünce acıyacaksın! Haydi; bu merhameti, onlara ölmeden önce simdi göster!<br />
995. Cennette bile olsam, altına gümüse gark olsam, sen olmayınca ben, bir yetim sayılırım!<br />
Müstef´ilatün, Müstefilatün, Müstef´ilatün, Müstef´ilatiın<br />
(c. IV, 2091)<br />
• Ey yedi deniz; inci bagısla ve su bakırları kimya ile doldur!<br />
• Ey mest olmus kisiler toplulugunun ısıgı, ey bagın bahçenin selvisi! Ne vakte kadar bizi lafla oyalayacaksın Artık,<br />
vefa göster!<br />
• Her mermer, her granit kaya, bizim halimize agladı! Ey sevgili; sen de bize acı da, su derdimize derman ol!<br />
• Ey öfkelenip de yüzünü bizden çeviren, gizleyen dost! Ne olur, bu maceraya bir an için olsun son ver; artık bize<br />
görün!<br />
• Bize pek çok ihsanlarda, lütuflarda bulundun; o lütufları, ihsanları simdi de esirgeme bizden!<br />
• Ey yolu ve davranısı güzel varlık, ey yıldız, ey ay! Gece karanlıgında ay gibi cömertlik et, ısıgınla bizi aydınlat!<br />
• Eski derdi gider, hastalıgımızı iyilestir, sıkıntılarımızı ferahlıga çevir; bize, yetimligimizi unuttur! Çünkü ben, hiçbir<br />
seyi, hiçbir kimsesi olmayan bir yetimim!<br />
• Cennette bile olsam, altına gümüse gark olsam, sen olmayınca ben, bir yetim sayılırım!<br />
• Ben, agzımı kapadım; gamlar içinde otura kaldım! Yüzümdeki ellerimi aç da, kendini bana göster!<br />
996. Yeryüzünde gökyüzünün bile göremedigi seyleri seyretmek istiyorsan, bir an için olsun, kendini görme!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2057)<br />
• Sevgili ol da, sevgiliyi gör; gönül ol da, dostu gör! Yürüyen selvinin pesine düs, kaynagı ve gül bahçesini seyret!<br />
• Geçim derdini düsünen aklın yolunda tembel davranma; sıçra, ileri atıl! Büyügüne bir kumas armagan et de, tüccarın<br />
ticaretteki parlaklıgını gör!<br />
• Bizim bütün tüccarlarımız asıklardır, gönül ehli kisilerdir, peygamberlerdir! Bu tüccar kervanının yoldası da, cümle<br />
suçları bagıslayan, günahları örten, gizleyen yaratıcıdır, Allah´tır! Sen, O´nun hikmetlerini gör!<br />
• Yine Sultan Mahmud, Ayaz´ın odasına geldi! Askı seç, askla oyuna dal da, o zevalsiz devleti, o tükenmez ikbali<br />
seyret!<br />
• Ben, Ayaz´ın ayagı altındaki topragım! Çünkü, o da benim gibi askı huy edinmisti! Sen de asık ol, askı dile ve kurnaz<br />
sevgiliyi gör!<br />
• Bu çarıkla bu posta baglanmak, aslı unutmamak iyi bir adettir! Bu adeti kıble edin de, onun lütfunun gerisini<br />
seyret!..<br />
• Eziyete düsüp belalara ugradın mı, çarıgı görmeye baslıyorsun! Hiçbir illete ugramamıs gibi, hiç hasta olmamıs gibi<br />
kendini yorgun say, hasta gör!<br />
• Bizim çarıgımızı, erlik suyu gibi düsün; postumuzu da, ana karnındaki kan say! Akıl ve görüs incisini ise, padisahın<br />
ihsanından bil!<br />
• Padisahın önüne inciyi koy ki, seni köy agası yapsın! Eskileri ver, yenileri al; taneleri ver de ambarı gör!<br />
• Yeryüzünde gökyüzünün bile görmedigi seyleri seyretmek istiyorsan, bir an için olsun, kendini görme ve onun<br />
verecegi görüs elbisesini giy!<br />
• Inciler saçan bu sözü de, sözleri verene bagısla! Ondan sonra, varlıgının her tarafından cosup fıskıran nükteleri gör,<br />
sözlere bak!<br />
997. Beden ressamı, gönül güzellerinin yanına gelip onların güzelligini görünce, agzı açık kaldı!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2061)<br />
• Ey gümüs bedenli güzel! Kendini öp; yanılıp da güzelleri ile meshur olan Hoten ilinde kendini arama!.<br />
• Hatta, senin gibi bir gümüs bedenliyi bagrına basarsan, sana bir can öpücügü vermek gerekiyorsa, sen, yine kendi<br />
agzını öp!..<br />
• Huriler ne yapıyorlarsa, senin için, senin güzelligin için yapıyorlar! Her er-cegin, her kadının güzelligi, senin<br />
güzelligindendir, senin güzelliginin aksin-iendir!<br />
• Ey çenesi güzel sevgili; senin güzelligini örten, yine senin saçlarındır! yoksa, senin güzel yüzünün nuru, alemi çoktan<br />
aydınlatırdı!<br />
• Beden ressamı, gönül güzellerinin yanına gelip onların güzelligini görünce eli kırıldı, gönlü mahzun oldu, agzı açık<br />
kaldı!.<br />
• Bu sekillerle, nakıslarla dolu beden kafesi, gönül kusunun perdesidir! Fakat sen, sekle, kafesin nakıslarına kapıldın<br />
da gönlü göremedin!<br />
• Gönül, Hz. Adem´in topragından perdeyi öyle kaldırdı ki, melekler, o güzellige, o ihtisama hayran oldular;<br />
dayanamadılar ve hemen secdeye kapandılar!<br />
998. Ney´in ayrılık hikayesi, dille anlatılamaz; dilsiz söylenir!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2063)<br />
• Ey gülen yüzü yüzlerce gül bahçesinin aslı olan güzel! Sen, Allah bahçesisin; senin dikenlerin bile güllerden ibarettir!<br />
içeri gir de, diken ver, gül al!<br />
• Bu kadar canın karsısında dilsiz degilsin ya! Birseyler söyle! Fakat, ney´in ayrılık hikayesi, dille anlatılamaz; dilsiz<br />
söylenir! Askla yanan yakılan canın feryadı, narası da agızsız atılır!<br />
• Bugün sevgili geldi de; "Sana selamlar olsun!" dedi! iste sen o zaman, yeryüzünü de, gökyüzünü de onun nefesinde<br />
ara, bul!<br />
• Güzeller padisahı geldi ve güzellerden, vergi olarak baslarını vermelerini istedi! Bu istek karsısında gökyüzü isyan<br />
etti; aya karsı; "Yazıklar olsun!" narasını attı!<br />
• Ask gammazı geldi de, kulagıma; "Sevgili baska yerde degil, sizin aranızdadır! 0 güzeldir, latiftir ama gizlidir!" diye<br />
fısıldadı!<br />
• Sevgili geldi, gönlün etegini tutup çekti ve onu bir yere götürdü! Yedi kat gögün ötesinde bulunan o yer, çok<br />
sasılacak bir yerdir!<br />
• 0 bana dedi ki: "Ben, seninim ama, kim benden söz ederse, benim dudagımın lezzetinden bahsedecek olursa, iki<br />
elinle onun agzına vur, onu söyletme!<br />
• Senden bahseden, beni de aldı götürdü, seni de! Fakat benden bahseden, ikimizden de uzaklastı!"<br />
999. Ey beden! Sus; sus da, artık can söylesin!<br />
Fe´ulün, Fe´ulün, Fe-ulün, Fe´ül<br />
(c. IV,2088)<br />
• Gönlümü aldın da, kargalara verdin! Ben de buna karsılık senin hayalini tuttum, rehin aldım!<br />
• Gelirsen gelirim, tutarsan tutarım; söylersen, ben de, mest olmus kisilerin hallerini söylerim!<br />
• Yenimi yakamı yırtmam, etegimi çekip gömlegimi parçalamam; bana sitem etmek yakısmaz!..<br />
• Bahsettigin sarabı getir; getir, incitme; söylemedim deme!<br />
• Perisan olmus gönlü derleyip toparlayan sarabı getir, sun! Gönül derlenip toparlanınca, beden darmadagın olur!<br />
• Ben, parayla pulla alınan, deger biçilen sarabı istemem! Sen, bana kıyısı olmayan, sonu bulunmayan vahdet<br />
denizinden sarap sun!..<br />
• Senden sarap sunmak, benden secde etmek; benden sükretmek, senden inciler saçmak!..<br />
• Ey can; beni öyle bir hale getir ki, sükrüm kalmasın; lütfunu, ihsanını da iki kat, üç kat artır!<br />
• 0 sarabı gönülden costur; gam sonbaharının döktügü yapraklardan bir ask ikbaharı meydana getir!<br />
• Ey benim canım; beni yık, harab et! Çünkü, harab olmus bir sehirden sultan vergi alamaz!<br />
• Ey beden! Sus; sus da, artık can söylesin! Hz. Osman´ın devri geçti gitti; simdi, Hz. Ali emîrdir!<br />
• Ey can! Ben sustum; konusma sırası sana geldi! Sen, bizim Yusufumuzsun; sen, bizim Kenan güzelimizsin!<br />
1000. Seher vaktinde içim yanarak sana dertli bir mektup yazdım!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. IV,2084)<br />
• Gel; gel ki, senin ayrılıgın yüzünden bende ne akıl kaldı, ne de din! Bu zavallı, bu kimsesiz gönülden sabır da gitti,<br />
karar da!<br />
• Yüzümün sararmasını, gönlümün derdini, içimin yanısını sorup durma! Onların halleri anlatılamaz, anlatısa sıgmaz!<br />
Gel de, ne halde olduklarını kendi gözlerinle gör!<br />
• Senin hararetinle, senin atesinle pismis somun gibi kızarmıs yüzüm, simdi, bayat ekmek gibi ufalanmada, yerlere<br />
saçılmadadır!<br />
• Ben, önceden, senin güzel yüzünden ayna gibi hayaller toplar, hayallere dalardım! Gel de, sararmıs benzime bak,<br />
bumburusuk olmus yüzümü seyret!<br />
• Derede egri bügrü, saga sola akıp duran su gibiyim! Ayrılık, pesimi bırakmıyor; sagımda solumda pusu kurmus, beni<br />
gözlüyor!<br />
• Yerlere ve göklere sıgmayan güzelligine asık oldugum için, yüzümü, yeryüzü gibi, gece ve gündüz göklere<br />
çevirmisim!<br />
• "Allah askına, bu seferden dön ve bize dogru gel!" diye seher vaktinde içim yanarak dertli bir mektup yazdım ve<br />
götürüp sana vermesi için onu seher rüzgarına verdim!<br />
• 0 mektubumda dedim ki: "Basında kil bile olsa yıkama, gel! Ayagına diken bile batsa, onu çıkarmak için oturma,<br />
vakit kaybetme!"19<br />
19-Eski devirlerde insanlar sabun bilmedikleri için hamamlarda bir çesit beyaz renkli, yaglı çamur olan kili<br />
kullanıyorlardı. Seyh Sadî de Gülistan´ında;<br />
"Bir gün hamamda hos kokulu bir kil parçası, bir dostun elinden bana geldi!" der.<br />
1001. Zaten dünyada garipsin; seni candan seven kimsen yok!<br />
Mefülü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2054)<br />
• Isittim ki, sefere çıkmayı düsünüyormussun; bu düsünceden vazgeç! Bir baskasını sevmeye, bir baskasını dost<br />
edinmeye niyet ediyormussun; bunu yapma!..<br />
• Zaten dünyada garipsin, yalnızsın; seni candan seven kimsen yok! Böyle oldugu halde neden gurbete düseceksin;<br />
hangi zavallıya, hangi dertliye kasdediyorsun Bunu yapma!..<br />
• Bizden ayrılıp yabancılara gitme! Gizlice baskalarına bakıyorsun; bakma!..<br />
• Ey ay yüzlü sevgili; gök bile, senin askınla alt üst olmus! Bizi yıkıyor, yerlere seriyor, alt üst ediyorsun; etme!..<br />
• Neden vaadlerde bulunuyorsun Niçin yeminler ediyor, yemin ve isveyi kendine kalkan ediniyorsun Böyle yapma!..<br />
• Bana verdigin söz, benimle ettigin ahid nerede Bu kulla ettigin ahdi bozuyorsun; bozma!.. Verdigin sözden<br />
dönüyorsun; dönme!..<br />
• Ey kapısı varlıktan da, yokluktan da üstün olan sevgili! Sen, varlık ülkesinden geçip gidiyorsun; gitme!..<br />
• Cennet de, cehennem de senin elinde, senin emrinde; sana kul köle olmuslar! Sen, cenneti bize cehennem<br />
ediyorsun; etme!..<br />
• Senin seker yurdunda zehirden kurtulmusuz ama, sen, o zehiri sekere katıyorsun; katma!..<br />
• Canım, sanki ateslerle dolu bir ocak; bu yaptıgın, yakıp yandırdıgın yetmez mi Ayrılıkla yüzümüzü sararttın,<br />
soldurdun; soldurma, etme!..<br />
• Sen yüzünü gizleyince, ay bile derdinle kararır! Ayın tutulmasını mı istiyorsun, kastın bu mu; yapma!..<br />
• Sen bize kırılıp darılınca, bizim dudaklarımız kurur! Neden gözlerimizi gözyasları ile ıslatırsın; bu isi yapma!..<br />
• Mademki asıklar topluluguna tahammülün yok, neden aklını sasırırsın Sen, asıklara hiç bakma, onları görme!..<br />
• Perhiz yüzünden hastaya helva vermiyorsun, tatlı bir yüz göstermiyorsun ama, hastayı daha fazla hasta ediyorsun;<br />
etme!..<br />
• Su haramlar yemeye alısmıs gözüm, senin güzelliginin hırsızı! Ey benim canım sevgilim! Sen, göz hırsızına ceza<br />
veriyorsun; verme!..<br />
• Ey yol arkadası; söz söyleme sırası degil! Zaten, askın bası yok! Hal böyleyken, neden basını kesmeye kalkısıyorsun;<br />
yapma bu isi, kesme!..<br />
1002. Kendinden geçmeyen kisi hos olmaz!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2060)<br />
• Ey yüzü muma benzeyen, mum gibi ısık saçan güzel! Kalk, aramıza gel; surada hazır olanlar hakkında, onları<br />
anlatan bir gazele basla!..<br />
• Nurlar saçan iki yanagınla, ortalıgı aydınlatan muma nur bagısla; cana benzeyen kadehinle bu toplulugu canlandır!..<br />
• Elini kadehe uzat; hepimizi o sevgi sarabıyla mest et! Kendinden geçmeyen kimse hos olmaz, iyi adam sayılmaz!<br />
• Kendini bırakıp kendinden geçince, hemen su kirli ve kötülüklerle dolu olan dünyadan kaç; aklını basına al ve bir<br />
daha yüzünü geriye çevirme!<br />
• Ey düsünce; yeter artık, yeter! Her nefeste; "Acaba ona ne oldu " "Ah, o filanı ne edeyim " diye endiseye kapılma!<br />
Sevgili, sana herseyi söyler!<br />
1003. Kendini görmedigin halde ne zamana kadar baskalarının pesinde kosacaksın<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2059)<br />
• Dudagımdan, ansızın, güle ve gül bahçesine ait bir laf çıktı da, o gül yanaklı yanıma gelip agzıma bir tokat attı!<br />
• Dedi ki: "Padisah da benim, gül bahçesinin canı da benim! Benim gibi bir padisahın huzurunda filandan<br />
bahsediyorsun! 20<br />
- 20 Mevlana, bir rubaisinden de söyle buyuruyor:"Sevgili ile gül bahçesinden geçiyordum; habersizligimden,<br />
dalgınlıgımdan dolayı gözüm güle baktı. Sevgilim bana; ´Yazıklar olsun sana! Benim yanagım burada iken sen güle<br />
bakıyorsun!" (dedi).<br />
• Sen, benim defimsim; kendine gel de, her adam olmayanın tokadını yeme! Sen, benim neyimsin; aklını basına al da,<br />
herkesin nefesi ile feryad etme!..<br />
• Kem gözler benden uzak olsun! Benim gibi bir hükümdarın, benim gibi bir padisahlar padisahının huzurunda degersiz<br />
kisilerden bahseden utanmaz mı<br />
• Gül bahçesinde harabeleri, ancak baykus yad eder; bahar mevsiminde de karga hatırlar sonbaharı!..<br />
• Sen, benim kucagımda çengimsin! Mızrap vurulan tel gevser; sen de, bari gevse!..<br />
• Dünyanın arkasını görmüssün; bir de yüzünü gör! Bir de kendine arka çevir de, dünyanın yüzünü seyret!.."<br />
• Ey bulut altında gizlenen ay; yazıklar olsun sana! Kendini görmedigin halde ne zamana kadar baskalarının pesinde<br />
gölge gibi kosup duracaksın<br />
• Yeter artık; siir tuzagı bir hile yaptı! Av, ansızın elimden fırlayıp ormana kaçtı!<br />
1004. Benim mevki ve serefim, iki dünyada da asktır!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2062)<br />
• Padisahıma bakmaya, onun güzelligini seyretmeye göz de, gönül de doymadı! Sen de, benim su uyanık gönlümün<br />
güzelligine doyma!<br />
• Ne zamana kadar yeryüzü gözyaslarıyla ıslanacak; ne zamana kadar gökyüzü benim ahlarımın, feryadlarımın<br />
harareti ile tutusacak, yanacak<br />
• Ne vakte kadar gönlüm; "Vay gönül, vay gönül!" deyip duracak; ne vakte kadar dudaklarım benim padisahlar<br />
padisahımın sırlarını söyleyecek<br />
• Her an dalga dalga cosup gelen ve benim çadırımı, varımı yogumu kapıp götüren o büyük, sonsuz denize dogru<br />
yürü, yürü!..<br />
• Dün gece yarısı evimden hosça bir dalga costu, köpürdü! Ansızın, güzellik Yusufu kuyuya düstü!..<br />
• Bu Yusufun yanagından cosup gelen bir sel, benim harmanımı aldı götürdü; gönülden atesli bir ah yükseldi ve<br />
sabrımın samanı yandı gitti!..<br />
• Harmanımın yanıp kül olmasından benim korkum yok! Çünkü, o ay yüzlümün harmanı, benim gibi yüzlercesine<br />
yeter!<br />
• Aklım yok ama, ben akıl istemiyorum; sevgilinin bilgisi ve hüneri bana yeter! Vakitsiz gelip beni karanlıklar içinde<br />
bırakan geceme de, onun yüzünün nuru aydınlık olarak yeter!<br />
• Birisi bana dedi ki: "Bu güzel sesler, mevkii kaybettirir, edebi giderir!" Ben, mevki istemiyorum; iki dünya da da<br />
benim mevkiim ve serefim asktır!<br />
• 0 uyanık, herseyden haberi olan padisahım sözü aklımdan alıp götürüyor da, bu yüzden ben, her beyti söyleyince;<br />
"Sonu geldi!" deyip duruyorum!<br />
1005. Beden ne is yaparsa yapsın, o isi asıl yapan candır!<br />
Fa´lü, Fe´ulün, Fa´lü, Fe-ulün<br />
(c. IV, 2071)<br />
• Sen, her ne yapıyorsan bil ki, o benim isimdir; beden ne is yaparsa yapsın, o isi asıl yapan candır!<br />
• Sen, benim gözümsün; sen, benim kulagımsın! Ben, sadece bu ikisini söyledim; ötesini sen bil, sen anla!..<br />
• 0 gizli hazine dünyada olmasaydı, dünyada yıkık bir ev olur muydu Çünkü hazineler, daima yıkık yerlerde bulunur!<br />
• Babacıgım; sen, define iste! Elini oynat, elini oynat!..<br />
• Onun güzel kokusu, bizim yol göstericimiz oldu; güllere, feslegenlere kadar bize yol gösterdi!<br />
• Varlık alemi, zerre zerre sana müsteridir; aklını basına al da, sende bulunan inciyi ucuza satma!<br />
• Ask olunca, can kaybolmaz! Sevgilinin gölgesi, basımızdan uzaklasmasın!<br />
1006. Yüzlerce karakıs ötesinden sen, bize bir can baharı ihsan ettin!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. IV, 2075)<br />
• Sen, bazan yol göstericisin, bazan yol kesicisin! Sen, hem bizim manevî sahire harmanımızsın, hem de harmanımıza<br />
afet olur, ates düsürür yakarsın!<br />
• Askla sevdiklerine, binlerce elbise dikensin! Sonra da tutar, bu diktigin elbiseleri yırtıp suçu benim defterime<br />
yazarsın!..<br />
• Sen, kıyısı olmayan bir denizsin; iki alem de senin denizinden bir damladır! Sen, yüzlerce altın madenisin; iki dünya<br />
da, o altın madeninden bir parça altın kırıntısıdır!<br />
• Emir ve hüküm senindir! Kör bir kisiye; "Gözünü aç!" dersin ve söz söyleme kudreti bagıslar, söyletirsin! Sonra da;<br />
"0 dilsiz, o pepe konustu!" dersin!..<br />
• Hevesle, yüzlerce mıknatıs yaparsın! Fakat her mıknatıs, o halis çakmak tasına layık bile degildir!<br />
• Beni, mest bir halde, o çakmak tası ile mıknatısa dogru çekersin! Ben, aydın can mıyım, beden miyim, haberim bile<br />
yok; bunlarla benim ne isim var .<br />
• Sarap sensin; mahmurluk, mestlik sensin! Düsman sensin, dost sensin! Bu düsmana, binlerce mukaddes can feda<br />
olsun!..<br />
• Gerçekten de sen, Semseddin´sin, dinin günesisin, Tebriz´in övündügü cansın! Yüzlerce karakıs ötesinden sen, bize<br />
bir can baharı ihsan ettin!<br />
1007. Kulakların duydugu, ancak benim dudaklarımdan dökülen sözlerdir; candan attıgım feryadı kimsecikler<br />
duymuyor!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün<br />
(c. IV, 2077)<br />
• Bana bak; su safran gibi sararmıs iki yanagımı seyret! Benim yüzümde, bırakıp geldigim o aleme ait türlü alametler<br />
var; onları gör!<br />
• Gönlümdeki kadîm olan, evveline evvel olmayan pîrin canına yemin ederim ki, dilegim; "Gençligim toprak olsun da,<br />
onun ayakları altına serilsin!"dir!<br />
• Gözlerini iyi aç da, gözlerime bak; su benim gönüller alan dilberimden gönlünü sakın!<br />
• 0 bahttan, o talihten dudagıma hayalî bir öpücük geldi de, tatlı dilimden hos sekerler tastı!<br />
• Kulakların duydugu, ancak benim dudaklarımdan dökülen sözlerimden ibarettir! Fakat, candan attıgım feryadları<br />
kimsecikler duymuyor!<br />
• Bu nefesten dünyada, nice atesler yanıyor, parlıyor; su fanî sözlerimden, alemde nice ebedilikler cosuyor!<br />
1008. Canın ve gönlün çaldıkları çengi, askla nagmelendir!<br />
Müstefilün, Fe´ulün, Müstefilün, Fe´ülün<br />
(c. IV, 2042)<br />
• Ey tas yürekli sevgili; canı, degerli incilerle dolu bir deniz haline getir! Ey sevgilinin karanlık geceye benzeyen siyah<br />
saçları; gece yarısında bir seher vakti ortaya koy!<br />
• Canın ve gönlün çaldıkları çengi, askla nagmelendir; dilsiz dudaksız neyleri, o tatlı güzelin askı ile sekerlerle doldur!<br />
• Kulagında ve gözünde, Cenab-ı Hakk´ın lütfettigi inciler gibi binlerce meziyetlere, vasıflara maliksin! Bu yüzden,<br />
baskalarının görmediklerini görüyor, duymadıklarını duyuyorsun! Etegine o incileri doldur da, dünyadaki körlere ve<br />
sagırlara dagıt!<br />
• Canlar, çok çesitli yollara düstüler fakat, bir türlü yol alamadılar! Ey canların dertlerine çare bulan; onlara, baska bir<br />
yolu, askın nurlu yolunu göster!<br />
• Su kuslarının da, karada uçan kusların da kanatları, balçıga saplandı kaldı! ey devlet kusu; ask kanatlarını aç ve<br />
onlara dogru uç!<br />
• Karınca ayagı gibi olan canı, onun huzuruna armagan olarak götür; o Süleyman´ın geçecegi her yol agzında dur, onu<br />
bekle!..<br />
• Deniz, acı bir sudur ama, içinde inciler vardır! Sen, acı sudan vazgeç de, inci elde etmek için derinlere dal!<br />
1009. Senin mestin olmayan, senin güzelligin ile büyülenmeyen kim vardır<br />
Müfte´ilün, Fa´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilün<br />
(c. IV, 2055)<br />
• Sonunda, mest olup ortaya çıktın; fakat, sarapla mest olmadın! Sen, kendi kendinin, kendinde bulunanın mesti<br />
olmussun! Dünyada kendinden baska sevecek kimse yok mu, su yeryüzünde sen yalnız basına mı yasıyorsun<br />
• Aslında sen, elestten mest olarak geldin! Bak; yine elestten bir ses geldi, yine is isten geçti! Mestlik gizlenemez;<br />
agzın kokusu ve davranısların, senin mest oldugunu herkese bildirir!<br />
• Topragın her zerresi ruh oldu, tertemiz can kesildi! Artık ona "toprak dünyası" deme; ona "herseyi altın haline<br />
getiren iksirin, ilahî askın mayası" de!<br />
• Senin gibi bir varlıgı kimsecikler görmedi! Zaten ey benim canım; hersey senindir! Kimse dedigimiz de, ancak<br />
sensin! Dünyada esi örnegi olmayan, görülmeyen birisin! Sen, dünyada fıskırıp akan vefa suyusun!<br />
• Ask, gerçi bir alemdir ama, alemin de canıdır! Sevgili gizlidir; ama o, gizliliklerin de basıdır!<br />
• Senin gözün benim gözüme dedi ki: "Sen ne kadar da tamahkarsın; hem seker yemiyorsun, hem de armagan olarak<br />
alıp götürüyorsun!"<br />
• Alemde bulunan her beden, her can, senin topraktan yarattıklarının mesti olmuslardır! Ey nisansız olan, ey izi belli<br />
olmayan güzel; seni görmesinler diye herkesi gaflete düsürmüssün!<br />
• Kimseye kafir, mümin deme; iyiyi, kötüyü arama! Hepsi de senin yüzünden, senin askınla yıkılmıs, kendilerinden<br />
geçmislerdir! Kendilerine gelmeleri için bir efsun oku!<br />
• Senin mestin olmayan, senin güzelligin ile büyülenmeyen kim vardır Senin elinde bir tavla zarı olmayan kimse var<br />
mı Ne olur, kerem elini aç<br />
1011. Bana; "Nasılsın " dedin; yüzüme bak da, nasıl oldugumu anla!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstefilün, Fe´ülün<br />
(c. IV, 2030)<br />
• Bana, acıdın da; "Nasılsın " diye sordun; sen yüzüme bak da, nasıl oldugumu anla! Biz yokken, bize; "iyi misin "<br />
dedin; artık su kınamaları bırak!<br />
• Gülerek; "Günlerin hos geçsin!" dedin; sen olmadıkça hiç kimsenin günü hos geçmez! Bunları bırak da, baska bir<br />
hikayeye basla!..<br />
• "Usandım, bıktım! Artık sen, ne zamana kadar hep asktan bahsedeceksin " dedin; sen git de, asık olmayana;<br />
"Hikayeyi kısa kes!" de!<br />
• Atesler içindeyim, terler döküyorum; böyle oldugum halde bir mahrem bulamıyorum! Ben, bir köseye gideyim;<br />
baska çarem kalmadı! Bari, su kılıcı kalkan et!<br />
• Sen, bizi küstah, terbiyesiz bir hale getirdin; "Ne istedigini ilk gün bize söyle!" dedin! Sen, durumu, bizim<br />
derdimizden haber al!..<br />
• "Dostların müflis oluslarından perisan oldum!" dedin; iki dudagını aç da, güzel sözlerinle dünyayı incilerle,<br />
cevherlerle doldur!<br />
• "Hürmetle hizmet kemerini kusan!" dedin; öyle ise, iki rahmet elini aç da, beni kucakla!..<br />
1012. Ey Hakk asıgı; herseyi terkettigin gibi, yoklugu da terk et!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, , Fe´ulün<br />
(c. IV, 2031)<br />
• Ey Hakk yoluna düsen, o yolda yoklukta mahvolan, yok olan asık! Sen, yoklugu da geride bırak, yokluktan da yola<br />
düs; sen, onu da terket! 21 Gönlünden basını çıkar da, gönlün ta kendisini, özünü seyret!.<br />
21. Hz. Mevlana´nın bu beyitte bahsettigi terk, son merhaledir. Ariflere göre dört türlü terk vardır: l - Terk-i dünya<br />
(dünyayı terketmek) 2- Terk-i ukba (ahiretteki nimetleri terketmek) 3- Terk-i hestî (kendi benligini, varlıgını terketmek) 4-<br />
Terk-i terk (terki de terketmek, onda yok olmak).<br />
• Gönül, Çin aynasıdır! Gönülle beraber oturup karsında yüzlerce kılıç görürsen korkma; o kılıçlara karsı gözünü kalkan<br />
et!<br />
• Biliyorum; herseyden vazgeçtin, gönülde yok oldun, yoklugun içindesin! Fakat, tam bir basarı için bir saldırıs daha<br />
gerekmektedir!<br />
• Bir kere daha saldır; saldır da, ask kaynagının basındaki benlik avını yakala, onu parçala! Ey gönül ormanının<br />
arslanı; pençeni, benlik avının çenesine bas!<br />
• Bizler, günesin ısıgı içinde titreyerek oynasan zerreleriz! Bu balçık zerresinden azıcık toprak al da, sürme gibi ayın<br />
gözüne çek!..<br />
• Delilik ve sevdadan ötürü, bizde can kalmadı! Ey herseyi bilen, herseyi gören padisah; bize baska seyden de degil,<br />
kendinden bir haber ver! Biz, yalnız seni istiyoruz!<br />
• Ey atese benzeyen ask; su sekillerle, nakıslarla, resimlerle dolu olan alemde bulunan bütün sekilleri, nakısları,<br />
resimleri sil, yok et de, kendinden canlı bir sekil ortaya koy!<br />
• Ey padisahım; seni sevenler, kendilerinden geçtiler, mest oldular, öldüler! Ama, rindlerin yine de sana selamlan var;<br />
onların bulundukları yere bir defa daha ugra, ne olur<br />
• Kaf dagındaki zümrüdanka bile Tebrizli Sems´in askıyla kanat çırpar, uçar! Sen de o varlık kanadını kökünden yol, at<br />
da, kendine asktan kanat elde et!<br />
1013. Nasıl olur da susuz kalırım 0 ırmak, beni arıyor!<br />
Miistef´ilün, Fe´ülün, Miistef´ilün, Fe´ülün<br />
(c. IV,2032)<br />
• Ben, kimden korkarım Sevgili benimle beraber olunca, artık korkum kalır mı Zülfikar benim yanımda olunca, bir<br />
igneden korkulur mu<br />
• Nasıl olur da susuz kalırım 0 ırmak, beni arıyor!.. Gönlüm gamlanır mı Gamımı dagıtan gam ortagım benimle<br />
beraber!..<br />
• Nasıl olur da agzım acılasır, acılık çekerim Ben, sekerler ve helvalar arasındayım! Kıs, bana ulasabilir mi Ben,<br />
ilkbaharımla beraberim!..<br />
• Hz. Isa aklımın doktoru olunca sıtmadan, hararetten rahatsız olur muyum Ben, av emiriyim; köpekten korkar<br />
mıyım<br />
• Meclise gelmez olur muyum Sakî beni çekip duruyor! 0 güçlü kuvvetli padisah benimle beraber olunca, elbette<br />
sehirler zabtederim!<br />
• 0 kocaman küpteki sarap, bizim için köpürüp cosuyor! Artık, burada zahmetin, mahmurlugun ne isi var<br />
• Eger ben gökyüzü ile savasa girsem, onu kırsam döksem, özür dilemeye hacet yok! Çünkü, o güzel yüzlü benimle<br />
beraber, benim yanımda!..<br />
• Ben, lütuflar ve nimetler içindeyim; lütfun, rahmetin mesti olmusum; bahtın, devletin kucagındayım! 0 kucaklayısı<br />
güzel olan dost, benimle beraber!<br />
• Ey kavgacı, gürültücü dil! Ben, söze doydum; sus artık! Yoksa, benimle sohbet etme!<br />
1014. Herkes, ask atesine kendini atamaz! Cins atlar, padisahı tasır; ahmak atlar ise, tezek tasır!<br />
Müstef´ilün, , Müstef´ilün, Fe´ülün<br />
(c. IV, 2043)<br />
• Gördün mü, kıs mevsimi ne diyor Sen, harman gibi odun yıg! Kıs soguk geçmese de, ikisinin de, kısın da, odunun<br />
da soguklugu, vebali bana, benim üstüme olsun!<br />
• Soguk artınca, siddetlenince atese odun at; odunu esirgeme! Odun mu daha degerlidir, yoksa beden mi<br />
• Gönlünde atesi saklayan odun, yokluk suretidir; ates ise, Allah´ın askıdır! Ey can; aska ulasmak için suretleri,<br />
sekilleri yak, yandır!<br />
• Suretleri, sekilleri yakmadıkça, canın üsür, donar, buz kesilir; askı bulamazsın, sekilde kalırsın! Sekilde kalırsan,<br />
puta tapanlar gibi manevî baharlardan haberin olmaz, eminlik yurdundan uzak düsersin!..<br />
• Atese benzeyen askın içine gir, kendini temizle; ates içinde gümüs gibi gönlünü hos tut, güzelles! Mademki Hz.<br />
Halil´in oglusun, ates senin evindir, yurdundur!<br />
• Ates, Allah´ın emri ile, gönlü uyanık kisilere lale olur, gül olur, çiçek olur, reyhan olur, sögüt, süsen olur! 22<br />
22 Eski Sairlerimizden birisi; "Ates kenan, kıs gününün lalezandır" (Ates kenan, kıs gününün lale bahçesidir)<br />
demistir.<br />
• Allah´a inanan kisi, efsun bilir; atese efsun okuyunca, o atesin yakıcılıgı kalmaz; ates atesligini kaybeder, parlak bir<br />
ay olur!<br />
• Demiri bile eritip igne gibi incelten atesi yatıstıran efsuna aferin!<br />
• Mumun atesi pervaneye pencere gibi görünür de, o yüzden onun alevi içine atılır, yanar!<br />
• Herkes, ask atesine kendini atamaz! Cins atlar, padisahı tasırlar; ise yaramaz, ahmak atlar ise, palan yüklenirler,<br />
tezek tasırlar!<br />
1015. Duayı tatlılastır; dua, agzımıza süt gibi, bal gibi tatlı gelsin!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ülün<br />
(c. IV,203~)<br />
• Önce, bizi adam et, aska layık bir kisi haline getir! Sonra, bize sarap sun; kadehi durmadan döndür!..<br />
• Ey can; bizden, bizim hizmetimizden ne çıkar Mademki binayı sen kurdun, onu yine kendin tamamla!<br />
• Bizim selamet evimizi melamet evi yaptın; melamet evimizi de selamet evi yap!<br />
• Bu ask yolu, sonsuzdur, uzundur! Onu, sonsuz lütfunla kısalt, iki adımlık yol yap!<br />
• Bizi, nefs-i emmareye esir ettin fakat, kötülügü emreden nefsin de emiri sensin; sen, bizi emir yap da, onu bize kul<br />
et!<br />
• Herkese ait olan lütuflarını has kullarına nasip ettin! Bugün de, has kullarına ihsan ettigin lutufları herkese, bütün<br />
kullarına lütfet!<br />
• Her zerreye, lutfunla, bir baska günes ver; lutuf ve ihsan günesini, herkese tam olarak ver!<br />
• Duayı bize tatlılastır; dua, agzımıza süt gibi, bal gibi tatlı gelsin! "Amin!" diyene de lutfet, onu herkesin iyiligini ister<br />
bir hale getir!<br />
1016. Senin maddî varlıgın ve benligin, bir ayıptır; sen, bogazına kadar bu ayıbın içindesin!<br />
Müstef´ilün, Fe´ülün, , Fe´ulün<br />
(c. IV, 2028)<br />
• Her ne kadar uzun zamandan beri bogazıma kadar ayrılık atesleri içinde oturdum, yandım yakıldım ise de, Allah´a<br />
sükür, simdi de, sevgili ile bogazıma kadar vuslat suyu içindeyim!<br />
• Sevgiliye; "Bogazıma kadar lütuflarına garkolmusum!" dedim. Sevgili, beni bogazıma kadar lütuflara garketmeye<br />
kani olmadı da,<br />
• Dedi ki: "Basını ayak yap, askın derinliklerine dal! Çünkü, bogazına kadar askın derinliklerine dalmazsan, isin yoluna<br />
girmez!"<br />
• Dedim ki: "Ey can; benim basım, senin nalınındır! Fakat iki gözüm, sen nalınlarda kalma; bogazına kadar bu isin<br />
içine girmeye bak!"<br />
• Sevgili bana; "Dikenden de asagı mısın " dedi. "0 da, gülleri beklerken tam dokuz ay, bogazına kadar topraga<br />
gömülü kaldı!"<br />
• Sevgiliye; "Diken de nedir ki " dedim. "Senin gül bahçen için, gül gibi, yok zaman ta bogazıma kadar kanlara<br />
battım, kanlar içinde kaldım, yapraklarım kanlara boyandı!"<br />
• Dedi ki: "Çekisme aleminden kurtuldun, ask alemine ulastın! 0 alemde ta bogazına kadar savaslara, kavgalara<br />
dalmıstın!<br />
• 0 çekisme aleminden kurtuldun ama, kendinden kurtulamadın, yokluga kavusamadın! Senin maddî varlıgın,<br />
benliginin bir ayıbıdır; sen, bogazına kadar bu ayıbın içindesin!<br />
• Yankesici gibi çok tuzak kurma; hileye az basvur! Yankesici, bogazına kadar kendi tuzagının içinde kalır!"<br />
• Dünya sevgisi, dünya tuzagı öyle berbat, öyle fena bir tuzaktır ki, padisahlar ve arslanlar, köpekler gibi, o pisligin<br />
içine düsmüsler, bogazlarına kadar gömülmüslerdir!<br />
• Bundan daha fazla sasılacak bir tuzak vardır! Oraya düstünse, görürsün ki, aklı olmayan, saf olan, kendini görmeyen<br />
kisi o tuzaga topuguna kadar batmıstır da, zeki olan, aklı basında olan kisi bogazına kadar o tuzagın içindedir!<br />
• Artık, söylemeyi bırak; nefesin kesiliyor! Ben yorulmasaydım, nefes nefese gelmeseydim, seni, bogazına kadar söze<br />
garkederdim!<br />
1017. Eger nefs-i emmareni öldürebilirsen, yakandan bir çok huriler bas gösterirler!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilün<br />
(c. IV, 2021)<br />
• Ey genç; sabah oldu! Çabuk kalk, yükünü bagla, hazırla; kervandan geri kalma!<br />
• Kervan geçip gider, sen gafil, uyuyakalırsan, çok ziyandasın, çok ziyandasın, çok ziyandasın!..<br />
• Günah yollarında ömrünü zayi etme, tüketme; ömrünü tüketme de, terütaze kal, ebedî ömür al!..<br />
• Nefs-i emmareni öldürmeye çalıs! Çünkü o, senin seytanındır! Eger onu öldürebilirsen, yakandan bir çok huriler bas<br />
çıkarırlar!<br />
• Sunu iyi bil ki, kötü nefsini öldürünce, yedi kat gögün üstüne ayagını basarsın!..<br />
• Senin kıldıgın namaz, tuttugun oruç kabul edilirse, nefsine hakim olur, dogru yola düsersin! 0 zaman sen, bir<br />
pehlivansın, bir pehlivansın, bir pehlivan!..<br />
1018. Can; dille, dudakla, harfle, sözle anlatılamaz ki!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2016)<br />
• Benim canım, senin canındır; senin canın da, benim canımdır! Bir bedende iki can hiç görülmüs müdür<br />
• Ey beden; yüzlerce can ile diri olsan bile sen, yine can iste; bedenden hiç bahsetme!<br />
• Su candan gönlünü al da, yerine koy! Bu can o olmadan canlık edemez; bos yere yorulma!<br />
• De ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir! 23" ayetini anla! Ey benim canım! Can; dille, dudakla, harfle, sözle<br />
anlatılamaz!<br />
23 Isra Süresi 17/85.<br />
1019. Sen, duru bir su gibisin; yaptıgın kötülüklerle bu temiz suyu bulandırma!<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
c. IV, 2045)<br />
• Sen, duru bir su gibisin; bu duru suyu, yaptıgın kötülüklerle bulandırma, gönlünü örtme! Gönül gözünün önüne<br />
günah perdesini çekme; yapma bu isi<br />
* Tertemiz kisiler, gönül erleri, gönlünü seyretmek için onun etrafında topandılar! Bu temiz insanlara karsı sen de<br />
utanç içinde kalma; sen de tertemiz ol, gönlünü utandırma!..<br />
* Gönül; "Fanî güzellere asık olmaktan kendini çek!" diye nara atıyor! Eger sen tamamıyla can halini almıssan, gönlü<br />
üzme, onu gerçek asktan mahrum etme, onu öyle nekes alıstırma!<br />
*Bakırı, iksir sürerek altın ederler! Bu, bir baska bilgidir! Senin yaptıgın bu islerle bakırın altın olmaz! Ermislerden uzak<br />
kaldıgın için, balçık mertebesinden kurtulamazsın, yücelemezsin, insan olamazsın!..<br />
• Ey can! Gönülden ayrı düseli bir hayli zaman oldu; otuz yıldır onu arıyorsun, hala bulamadın! Bari bu otuz yılı kırk<br />
yıla çıkarma!<br />
• Hakk yolunda nice savaslar var! Öyle her yol basında durma; vakit geçti, gün bitiyor! Sense, lüzumsuz seylerle<br />
oyalanıp duruyorsun!<br />
1020. Hz. Musa gibi, ilahî askla kendinden geç, asa gibi sus; Tur Dagı gibi ses verip durma!<br />
Mefulü, Fa´ilatü, Mefa-îlü, Fa´ilat<br />
(c. IV,2051)<br />
• Görüyorum ki, bana cefa etmeyi düsünüyorsun; böyle düsünme! Bize çıkısmaya, bizden ayrılmaya hazırlanıyorsun;<br />
yapma!..<br />
• Güzelim; aslında sen, bastan basa Hakk´ın lütfusun, ihsanısın! Böyle oldugu halde, davranıslarınla, kendini Hakk´ın<br />
azabı, Hakk´ın kahrı haline getiriyorsun; yapma!..<br />
• Gönlümü lütfunla, kereminle elde ettin! Sonra neden lutuftarı, keremden onu mahrum ediyorsun; etme!..<br />
• Güzel yüzünün nuru ile ayın ondördü haline gelen bu kulu, neden dertlerle yeni ay gibi yapar, iki kat edersin;<br />
etme!..<br />
• Ister atese tapar olsun, ister mümin olsun, hepsi de senin havana uymus, sevdana kapılmıs kulların; niçin atese<br />
tapanla savasırsın; savasma!..<br />
1021. Hz. Nuh´un gönlüne girmeyenleri denize at!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV,2017)<br />
• Hoten güzeli aramıza geldi; artık, candan da, bedenden de vazgeç!<br />
• 0 askın eline bir kılıç verdi de, dedi ki: "Benden baska kimi görürsen, onun boynunu vur!<br />
• Güzel olsun, çirkin olsun, kadın olsun, erkek olsun; Nuh(a.s.)´dan baskasını denize at gitsin!..<br />
• Nuh´un gönlünde yer alanları bırak; nefsanî arzularının esiri olanları, Nuh´un gönlüne girmeyenleri denize at!.."<br />
1022. Diyorsun ki; "Gel; sabrı senin üstüne çoban yapayım!" Niçin kuzuya kurdu çoban yapıyorsun<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. IV,2052)<br />
• Bizden bıkıyorsun, sıkılıyorsun; bunu yapma, bizden sıkılma! Nedense bize kızıyorsun, bizden yüz çeviriyorsun; ne<br />
olur, bizden yüz çevirme!<br />
• Kendi karını düsünüyorsun, sana faydalı olan seyin pesine düsmüssün; bizim de ziyanımızı istiyorsun! Bu gibi<br />
düsüncelerden kimse karlı çıkmadı; sende karda degilsin, ziyan ediyorsun! Bunu böyle yapma!..<br />
• Bundan sonra, bizim ziyanımızı istemeye razı oldun! Fakat, etme; kimin kimlerin razı olması için buna katlanıyorsun<br />
• Bize, sarap yerine gam sirkesi veriyorsun; verme! Neden derede su yerine kan ırmagı akıtıyorsun; akıtma!..<br />
• Benim yüzümden zevk, nese ve sevinci alıyorsun ama, yüzümü bakıslarına hedef tutuyorsun; tutma!..<br />
• Hem mazlumu öldürüyorsun, hem de ona acıyorsun; yol vuran da sensin yolu vurulan, feryad eden de!..<br />
• Ayagım, hiçbir ise yaramıyor! Çünkü, sevgilinin mesti olmus! Mest olmus ( ayagı bırak; niçin onu çekip duruyorsun<br />
Bırak, çekme!..<br />
• Diyorsun ki; "Gel; sabrı senin üstüne çoban yapayım!" Niçin kuzuya kurdu çoban yapıyorsun; yapma!..<br />
• Gündüz vakti zahidsin, hep ibadet ediyorsun; gece olunca da, zahidleri öldürüyorsun! Bu gece barıs gecesi ama, sen,<br />
yine de o isi yapıyorsun; yapma!.<br />
• Dostlar, kıskançlıklarından birbirlerine düsman oldular! Bu dostu, niçin öbürüne düsman edersin; etme!..<br />
• Bana; "Sus!" diyorsun fakat, beni susturmayan, söyleten de yine sensin Askınla, bedenimdeki her kılı bir dil haline<br />
getirirsin; getirme!..<br />
1023. Gerçek sevgili onun o kadar çok bagrına basmıstır ki, ona, sevgilinin kokusu sinmis, onda toprak kokusu<br />
kalmamıstır!<br />
Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. IV.2053)<br />
• Asıklarla beraber otur kalk! Arkadas olarak her zaman asık olan kisiyi seç; asık olmayanla bir an bile dost olma!<br />
• Eger yar, izzet perdesini, namus perdesini yüzüne indirirse, sen git, yüzünde perde olmayan güzelin yüzüne bak,<br />
güzelligini seyret!<br />
• Yüzünde secde izleri bulunan, gerçek sevgilinin nuru olan yüzü gör; alnında mana günesi parlayan güzeli seyret!..<br />
• Vahdet günesi, onun yanaklarına yanaklarını koymus; ona öyle bir nur vermistir ki, ay bile, onun yüzünü görünce<br />
kendinden geçer, yerlere serilir!..<br />
• Onun bedeni, hayalin bedeni gibi kansız ve damarsızdır; içi de, dısı da tamamıyla mana sütü ile, mana balı ile<br />
doludur!<br />
• Esi benzeri olmayan sevgili, onu o kadar çok kucaklamıs, o kadar çok bagrına basmıstır ki, ona sevgilinin kokusu<br />
sinmis; artık, onda toprak kokusu kalmamıstır!<br />
• 0, aydınlıksız bir sabah, renksiz bir aksamdır; yönsüz bir zattır; dogmaz, dogurmaz bir hayattır!<br />
• Günes, gökyüzünden hiç borç nur ister mi Gül fıdanı, yaseminden ödünç koku ister mi<br />
• Balık gibi dilsiz ol, konusma; deniz suyu gibi duru, saf bir hale gel de, çarçabuk inci ve mücevher hazinesine emîn ol!<br />
• Hiç kimseye söyleme; ben, senin kulagına söyleyeyim! Bütün bu saydıgım vasıflara sahip olan kimdir, biliyor musun<br />
Tebrizlilerin kendisi ile iftihar ettikleri, övündükleri Semseddin´dir!..<br />
1024. Bahar, baglarda ve bahçelerde kıyametin kopmasıdır!<br />
Mefülü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. IV,2046)<br />
• Neseli bahar geldi de, mestlik, asıklık, gençlik ve bütün bu cins güzelliklerin hepsi bir araya geldiler, bir yerde<br />
toplandılar, beraberce oturdular!<br />
• Bunların suretleri, sekilleri yoktur! Fakat, hepsi de birer sekle büründüler, güzel birer surete girdiler! Hayal edilenler,<br />
düsünülenler nasıl da sekillesti; gel de, bunları ibretle seyret!<br />
• Gönül, gözün dehlizidir, kapı arasıdır; gönüle ne gelirse, oradan göze gelir ve gözde bir sekle bürünür!<br />
• Aslında bahar, baglarda ve bahçelerde kıyametin kopmasıdır, topragın içinde gizli olan sırların açıga çıkmasıdır,<br />
meydana vurulmasıdır, Çin güzellerinin gönüllerini göstermesidir!<br />
• Onlar, gizli bir dille bize diyorlar ki: "Insan isen, eger sende bir gönül varsa göster! Senin gönlün, insanlıgın ne<br />
zamana kadar balçık içinde gizlenecektir "<br />
• Kıs mevsiminde bagların bahçelerin duası; "Allahım! Ancak Sana ibadet ederiz!" sözüdür! Ilkbaharda ise; "Ancak<br />
Sen´den yardım dileriz!" niyazıdır!<br />
• "Allah´ım; ancak Sana ibadet ederiz!" demekle, bir sey dilemeye, lütuf istemeye geldik; bizi, soguk kıs günlerinde,<br />
hazanlar içinde daha fazla bekletme! Artık, zevk ve nese kapısını aç!..<br />
• Onun; "Allahım; ancak Sen´den yardım dileriz!" deyisi ise, meyvelerin çoklugundan, agırlıgından dallarım kırılacak!<br />
Ey yardımı istenen, yardım eden Allah´ım; Sen, beni koru! demek isteyisidir!<br />
• Laleler, her an güllere; "Nergisler, yaseminlere acaba neden hayran hayran bakmaktalar " demektedirler!<br />
• Süsen dile gelir de, yasemine; "Yazıklar olsun!" der. "Kimseyi hor görme!.."<br />
• Menekseler, yalancıktan iki büklüm olmuslar! Zaten, menekselerin hile yapmada, herkesi aldatmada esleri yoktur;<br />
onların sırlarını iyi bilen, arkadasları nilüferlerdir!<br />
• Sümbüllerin basları, mahmurluktan saga sola egilmektedir; sag taraflarından hos kokulu bahar rüzgarı eserek onları<br />
oksamada, soldansa, reyhanların güzel kokuları gelmektedir!<br />
• Ata binmis, herkese yukardan bakan selvilerin ardı sıra çimenler yaya yürümedeler; goncalar, kötü gözlerden<br />
korktukları için kendilerini gizlemedeler!<br />
• Sögüt agaçları, ırmak kenarında yaya kalmıslardır! Onlar, ırmagın ayna gibi olan suyuna bakarak; "Bizim bu taze<br />
dallarımız, neden böyle kollarını açmıslar, oynayıp durmadalar " diye, kendi dallarına hayran olmadalar!<br />
• Bu dalların elleri, avuçları, önceleri böyle açılmıs saçılmıs degil idi; sonradan derlenip toplanıp açıldılar! Sanki,<br />
ırmagın üstüne bahar incileri serpmedeler!<br />
• Büyük, essiz yaratıcı baglarda bahçelerde böyle bir meclis kurunca, kuslar, çalgıcılar gibi terennüme basladılar!<br />
Aferin bu kanatlı çalgıcılara!..<br />
• 0 çalgıcıların beyinin adına "bülbül" derler! 0, mesttir; güle de asık olmustur! Asık oldugu için de, böyle güzeldir;<br />
böyle hos sesler çıkararak öter, öter, öter...<br />
• Kumrular, bülbüllere soruyorlar: "Ne güzel ötüyorsunuz! Simdiye kadar sizler nerede idiniz " Onlar da; "Bizler, yeri<br />
ve oturagı olmayan ötelerde idik!" diye cevap veriyorlar!<br />
• Sahin, dogan kusuna diyor ki: "Bu güzel avları yokluktan kim aldı da yeryüzüne getirdi "<br />
• Bir kısım gül yanaklılar, bir kısım delikanlılar, hepsi de gayb perdesinin arkasında idiler. Onlar; "Büyüktür onlar; yazı<br />
yazarlar!" 24 diye ayette anlatılan melekler gibidirler<br />
!24-Infitar Suresi 82/11, 12.<br />
• "Biz, birkaç kisiyiz; öncü olarak geldik! Bizim arkamızdan güzeller ordusu, o pusudan çıkarak gelmedeler!"<br />
• Yusuf yüzlüler, o dünyanın Kenan elinden, tatlı dilli dilberler de, bal denizinden çıkıp geldiler!<br />
• Iste; hurmaya, sekerkamısına, o tane tane nara, o tane tane incire ötelerden, o tatlılık, o güzellik diyarından<br />
mektuplar geldi!<br />
• Ötelerde bulunan ova, ne hos, ne verimli bir ovadır; elma, rengini ve kokusunu o ovadan aldı; turunç da, o güzel<br />
kokuyu, o olgunlugu oradan elde etti!<br />
• Üzüm, geç geldi; çünkü, atlı degildi, yaya olarak geliyordu! Ey geç gelen, olgun gelen üzüm! Sarabın anası oldugun<br />
için sen, bir fitnesin; fakat, meyvelerin son gelenisin!<br />
• Ey son gelip önce gelenleri geçen, ey meyvelerin gözü; sen, Allah´ın saglam ipine sarılmıssın!<br />
• Senin tatlılıgın, görülmemis bir tatlılıktır; acılıgını ise hiç sorma! Acılıgın, akıla benzer; ser de ondandır, hayır da<br />
ondandır; küfür de ondan meydana gelir, din de!<br />
• Bela zamanında seker gibi tatlısın, ferahlık zamanında ot gibisin! Devedikeninin üstüne inen kudret helvasına<br />
benziyorsun; acılıgın da tatlı bir bela!..<br />
• Ey bilgi ve anlayıs sahibi, ey herseyin aslı, temeli; Sen´in kolun her tarafa uzanır, herseye gücün yeter; zaman,<br />
Sen´in elindedir!<br />
• Sen´in elinle kavun öyle bir eve konmus, gizlenmis ki, o evin ne kapısı var, ne de penceresi; Sen, cansın; ben de,<br />
iste, gördügün gibiyim!<br />
• Sukabagı senden kaçmıs, ipe tırmanmaga baslamıs! Fakat, o kırık testi, kaynaktan, aslından nasıl kurtulur<br />
• Sen´i dinlemedigi için, onun boynunu bagladılar! Onun kulagı olsaydı, tutar çekerdin; o kulagı, bir hosça çınlatırdın!<br />
1125. Alem, var gibi görünen bir yokluktur!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ülün<br />
(c. IV,2040)<br />
• Ey iki. gözüm; gündüz oldu! Penceremden bak; günesin aslı sensin! Mademki geldin, günümüzü seher vakti yap!<br />
• Aradıklarını bul, istediklerini meydana çıkar; sen, asagı yukarı bütün varlıklardan münezzehsin! Su eskimis, harap<br />
olmus dünya evinin altını üstüne getir!<br />
• Çünkü alem, tamamıyla yoktur; var gibi görünen bir yokluktur! Bir an içinde onu, "kün" (ol) emriyle var et! Dünya,<br />
zehirli bir yılandır; sen, onun zehirini seker haline getir!<br />
• Nerede kuru, çorak bir yer görürsen, orada çesmeler akıt, orayı yesert; nerede bir tas görürsen, onu nurunla<br />
mücevher yap!<br />
• Asıgın arkasında bir düsman görürsen, ona bir sille vur, onu yok et!<br />
• Ne zamana kadar; "Onlar kördür, görmezler!" diye özür dileyeceksin Onların kör olmamalarını istiyorsan, gözlerine<br />
bir görüs ver!<br />
• Gözlerinde perde olmamasını istiyorsan, emret ki, perdeler kaldırılsın, körlükten kurtulsunlar!<br />
1026. Derdimi, sana gönderiyorum; ona bak! Temiz degilse, derman etme!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2019)<br />
• Ey sevgili! Gönlümü aldın götürdün; bari, benim canıma kasdetme, benim yaptıgımı sen bana yapma!..<br />
• Derdimi, sana gönderiyorum; ona bak! Eger saf ve temiz degilse, ona derman etme!<br />
• Güzellerin adeti. cefa üstüne cefa etmektir! Sen de o adete uy ve bize ihsanlarda, lütuflarda bulunma!..<br />
• Biz, zaten ölümü göze aldık, onu gönlümüze koyduk; sen, cefa etmekte o kadar yavas davranma!<br />
• Zevkimizin, nesemizin, yasayısımızın perdecisi ölümdür! Perdeyi indir, ört; ölümü güldürme!<br />
• Ey Züleyha! Ask fıtnesine sebep sensin; Yusufu bos yere zindana attırma!<br />
• Mademki sende rindlerin aklı fikri yok, rindlerin basına yemin ederek vaadlerde bulunma!..<br />
• Sen, asıkların göz nurusun; onları kör etmek için yasama!..<br />
1027. Dünyada, ayrılıktan daha acı bir sey yoktur!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. IV, 2020)<br />
• Allahım; bu bulusmayı ayrılıga döndürme, askınla mest olanları aglatma!..<br />
• Can bahçesini tazelestir, yemyesil et; bu mest olanlara, bu baga bahçeye acı onları perisan etme!..<br />
• Gönül yapraklarını, sonbahar gelmisçesine dökme, gönül dallarını kırma; halkı perisan ve yoksul etme!...<br />
• Üstünde, Sen´in ask kusunun yuvasının bulundugu agacın dallarını kırma kusu uçurma!..<br />
• Kendi toplulugunu, kendi mumunu birbirine vurma, kırma, dökme; düsmanları kör et, onları güldürme,<br />
neselendirme!..<br />
• Hırsızlar, parlak ve aydınlık gündüze düsmandır! Ama sen, onların gönüllerinin isteklerini yapma!..<br />
• Devlet ve ikbal kabesi, ancak bu halkındır; onların ümit kabesini yıkma!..<br />
• Dünyada, ayrılıktan daha acı bir sey yoktur; ne yaparsan yap, bizi ayrılıkla karsılastırma!..<br />
1028. Su bedenimizde, mest olmamıs, aklı basında bir kıl bulabilirsen, otur da, onunla hesaplas!<br />
Mef´ulü, Fa´îlatü, Mefa´îlü, Fa´îlat<br />
(c. IV, 2044)<br />
• Sevgili; sarap getir, bahtımı yücelt! 0 halka halka saçlarınla gönlümü bagla, dügümle!..<br />
• Hakk asıklarından esirgenmeyen o sarabı, düsüncelerin, üzüntülerin basına dök! Kendinden geç de, su kendini<br />
begenmis gönlü utandır; o, bu utanmayı haketti!<br />
• Ey gam; yürü git! Ilahî askla mest olmus kisilerle senin isin yok! Kimi ayık bulursan, onu hırpala, onun basına bela<br />
ol!<br />
• Mest olmus kisiler, düsüncelerden, gamlardan kendilerini kurtarmıslardır! sen git de, düsüncelerden, gamlardan<br />
kendilerini kurtaramayanları yakala, sıkıstır!<br />
* "Allah´a itaat eden, iyiliklerde bulunanlar, süphe yok ki, kaselerle saraplar içerler! 0 saraba, Kafur Irmagı´nın suyu<br />
da karıstırılmıstır!"25 ayetinin sırrına erenlerin meclisinde mest olan can, heva ve heveslerine esir olanların aglayıslarına<br />
acı acı güler!<br />
25- Insan Suresi 76/5. Ayete isaret .<br />
• Dünyada fanî sevgililere gönül verenlerin hepsinin de sakalı ölümün elindedir; onlara acı! Onları gerçek ask sarabıyla<br />
mest et de, ölümden kurtar!<br />
• Su bedenimizde, mest olmamıs, aklı basında bir kıl bulabilirsen, otur da, onunla hesaplasmaya giris, yetmis defter<br />
karala!<br />
• Nerede mest olursan orada otur, orasını yurt edin; nerede sarap içtiysen orada yat, uyu!<br />
• Eger sana Hakk´ın mutfagından ruh gıdası gelmiyorsa, o zaman git, basını, su koyunların agılına sok, orada kal!<br />
• Gökyüzü güzellerinin sana görünmelerini, cilvelenmelerini istiyorsan, gönlünü bir aynacıya (mürside) götür; cilalattır,<br />
parlattır!<br />
• Ey gönül; artık sus, harfsiz konus! Ötelerden, ruh aleminden dilsiz dudaksız bahset!<br />
• Hz. Musa gibi, ilahî askla kendinden geç, asa gibi sus; neden Tur Dagı gibi ses verip duruyorsun; ses verme!...<br />
1031. Basın hakkı için olsun, ayrılık fikrine kapılma!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat<br />
(c. IV,2024)<br />
• Ey güzel! Sana mat olanı, sen mat etme; ona lütuf ve riayetten baska bir sey yapma!<br />
• Bazı kusurlarda bulundu, terbiyesizlik etti ise, onları, lütfunla bagısla; cezasını vermeye kalkısma!..<br />
• Acımak vaktidir; ona acı, kin tutma! Kulunu belalara ugratıp da, yok etme!<br />
• Basının hakkı için olsun, ayrılık fikrine kapılma; bulusmaktan, kavusmaktan baska bir sey düsünme!..<br />
• Topraktan yaratılmıs olan kulunun topragını yerlere saçma; ona, göklerden baska bir yeri durak olarak verme!<br />
• Önceden, onu, kendinden baskasına çekme; sonunda da, ona, kutluluktan baska bir sey verme!<br />
• Neye alıstı ise, lütfunla, onu, alıstıgı seye ulastır! Onu, kendi basına bırakma; onu, manen beslemekten,<br />
yetistirmekten bıkma, usanma!<br />
• Ben, senin meyhanende bulunanlara kulum, köleyim; bizi, meyhaneden sogutma, meyhaneye sırt çevirtme!<br />
• Biz kim oluyoruz ki, "Yapma, etme!" diyelim! Fakat, mademki dedik, bizim suçumuza bakma!<br />
1032. Yalnız ben degil, hersey, onun ask atesi ile yanmaktadır!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat<br />
(c. IV, 2025)<br />
• Ey hakkı, hakikati inkar ederek bize bakan kisi! Ben, sana karsı baskaları gibi iki gönüllü degilim; ben, inandıgımı<br />
yasıyorum!<br />
• Ey bütün tatlılıkların kaynagı! Neden bize acı sözler söylemeyi düsünüyorsun; bu sana yakısır mı<br />
• Askınla yanmıs yakılmıs gönlüme su serp! Çünkü sen, acı çekenlerin, içi yananların yardımcı güzelisin!<br />
• Yay gibi gam oklarını basıma yagdırma; kalkanı olmayana niçin oklar atarsın<br />
• Sevgilim! Senden güle sikayetlerde bulundum, vefasızlıgından bahsettim! Gül, bana dedi ki: "Ben de, senin sevgilin<br />
yüzünden yakamı yırtmakta, elbisemi parçalamaktayım!"<br />
• Nergis; "Onu benden sor!" dedi. "Ben, bakıs ve görüs sahibi olanların kulu kölesiyim!<br />
• Yalnız ben degil, bastan basa bütün çayırlar, çimenler, baglar bahçeler benim gibi, onun ask atesi ile yanmaktadırlar!<br />
• Ayla günes bile, onun yüzünün askı ile mest olmuslar da, bu yüzden su gökkubbede dönüp durmadalar!<br />
• Deniz, onun ask atesi ile cosup köpürmüs; gökyüzünün de, bu agır yükten beli bükülmüstür!<br />
• Dag, ona hizmet ederek, onun beli kemerli kullarından sayılsın diye, beline kemer kusanmıstır!"<br />
• Kulagıma; "Bize, su sekle sıgmayanlardan bir haber ver!" diyen canların sesleri geliyor!<br />
• Fakat, bu hali kime söyliyeyim Bu sesleri kime duyurayım Cihanda mahrem nerede Hiç birseyden haberi<br />
olmayanlara neyi haber vereyim<br />
• Denizin yüzü, çerçöp yeridir; içi ise, incilerle doludur!<br />
• Benim içim dısım ise, çerçöple sıvanmıs bir avuç balçık; ama, Hakk´ın lütna mazhar olarak su denizde yol bulmus,<br />
ona dogru geçip gitmede!..<br />
•Su bassız ayaksız gazelimize bak! Ayagımızdan tutmus. bizi, sana dogru çekmede; basa kadar götürmededir!<br />
1033. Sen, hakikatlerin canısın!<br />
Mef´ülü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. IV,2049)<br />
• Ey su bedenin içindeki canı zaman zaman suretten surete, sekilden sekile koyan ve ey bu nükteleri düsünüsümden<br />
bile yakın olan Rabbim! 26<br />
26 Su mealdeki Kaf Suresi 50/16. Ayete isaret var: "Biz, sana, sahdamarından daha yakınız!"<br />
• Geçmis zamanla gelecek zamanı düsünerek neden üzüleyim Zamanın tadı tuzu da Sen´sin, kıblesi de Sen´sin!<br />
• Sen, hakikatlerin canısın; aynı zamanda, gönüller alan hayaller de Sen´sin! Anlatılamayan, su agıza sıgmayan, yüce,<br />
büyük vasıflar, sıfatlar da Sen´sin!<br />
1034. Biz gök sofrası ile orucumuzu açarız.<br />
Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. III, 1892)<br />
• Her aksam sofra kurmak nasıl adetse, bizim de ey sevgili; senin güzel hayalinle orucumuzu açmamız adetimiz<br />
olmustur.<br />
• Senin hayalinle, seni düsünerek oruç bozanlara lütfedersin. Yüzlerce ihsanlarda bulunursun. Bu Hz. îsa´nın<br />
yukarılardan gök sofrası indirmesi gibi olur.<br />
• Gönlün gıdası senin ask matbahından olunca, yer sofrasından el çekerek uzakta durmak gerektir.<br />
• Gıda olarak o gönül atesinden bize hep ab-ı hayatlar sunulur. Biz gönül atesinin üzerinde hos kokulu ladin yagı gibi<br />
sevinerek yanar, etrafa güzel kokular yayarız.<br />
• Topraktan dogmak, tekrar topragın içine girip çürümek hayvan isidir. Bu is, gönlün ve canın isi degildir.<br />
1035. Askın gönülde açtıgı yaralar gönle sifadır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c.V.2119)<br />
• Sevgilim bugün de dünkü gibi gülerek gelirse, gökler bastanbasa secdeye varır, yerlere kapanır.<br />
• Ey aklı basında, mest olmamıs kisi! Beni öldürmek için acele etme! Zaten beni öldürdügün yere yaklastık, bir an için<br />
yumusak davran, ayrılıgı kim önce icat etti bir sor!<br />
• "Ey gülen gönül!" dedim. "Neden böyle sert davranıyorsun Yüregin demirci örsü gibi. Su dinmeyen gözyaslarımı<br />
seyret! Gözyası tufanımın etrafında dön dolas!<br />
• Senden af dilemedeyim, özürler getirmedeyim. Ey benim efendim; gam her yanımı sardı. Bu durumda vefalı olmaya<br />
layık olan sensin, bana seytanı güldürme, onu sevindirme!"<br />
• Bana diyor ki: "Niçin üzüleyim, niçin avare bir gönle sahip olayım Ben ne hastayım, ne de gamlıyım, bana gam,<br />
keder kolayca yaklasamaz."<br />
• Ey beni öldüren! Beni diriltmek, yeniden hayata kavusturmak için yanıma gel. Zaten her tarafımı sen sarmıssın, sen<br />
kaplamıssın. Üstünlük, lütfetmekle olur. Bana yardım et!<br />
• Yapma sevgilim, yapma! Bu sana yakısmaz. Sen hem güzelsin, hem bilgilisin. Bizden lütfunu, keremini esirgeme! Ey<br />
padisahım, esirgeme!<br />
• Sabırsızlıktan baska benim ne suçum var Bu huyumdan ötürü benden yüz çevirme, suçumu bagısla, bana cömertlik<br />
göster. Günahımı görmemezlikten gel, üstünü ört!<br />
• Sevgilimin ilgisizligi ile beraber, kalbi acır da bizi affetmek isterse buna sasılır. Rabb´im, onun bize olan sevgisini<br />
artır, olmayacak seyi olur hale getir!<br />
• Ey kardesler; biz, size geldik, size geldik. Bulusmamızla bize hayat veren sarabınızdan, bize sarap sunun!<br />
Cömertliginizle bizi sevindirin.<br />
• Bir sefaatçi çıksa da; "0 zavallı ölüyor." dese, senin gönlün bu sözü duymaz. Iste bu hal dermansız bir derttir.<br />
• Mest bir halde ateslere atıldım. Atesi yurt edindim. Atese alıstım. Atesle arkadas oldum. Benden baska yakıcı atesle<br />
arkadas olan var mıdır<br />
• 0 benim yanıp yakıldıgımı görünce; "Bu hal ya bir gösteristir, yahut da simsek kıvılcımıdır." der. Göz yaslarımı<br />
seyredince; "Bu ya göz yasıdır, yahut da yagmurdur." der.<br />
• Dostum! Benim hem gönülsüz, hem akılsız olarak göçecegim zaman geldi Bana acı, benden yüz çevirme! Beni helak<br />
etme! Hatırlamayarak, unutarak beni mahvetme!<br />
• Sevgili bana der ki: "Bizim derdimiz, sekerden de, helvadan da tatlıdır Sende ya sevda illeti var, yahut da sara<br />
hastalıgı var. Yoksa sekerden hoslanmayan, feryad eden bulunur mu "<br />
• Güzelligi ile herkesin aklını basından alan, aldatan güzel bana der ki "Askın belası tatlıdır. Sekere benzer. Sevda<br />
dikeni nergis gibidir, niçin yalancıktan aglıyorsun<br />
• Benim rahmetimden hazineler, defineler sahibi oldun. Benim dikenlerime katlandıgın için gül bahçesi haline geldin.<br />
Neden aglarsın Ben kurnazlar padisahıyım. Göz yaslarınla beni aldatamazsın."<br />
• Askın gönülde açtıgı yaralar, gönle sifadır. Askın kederleri cana safadır. Askın sogukları üsütmez, ısıtır. Askın<br />
atesleri, gönülde reyhanlar açar, güller bitirir.<br />
• Yoksa, sen ham kisileri, gerçek asık olmayanları, bizim yolumuzdan çıkarmak mı istiyorsun da, onlara karsı böyle<br />
ters bir yol tutmussun, aglayıp duruyorsun<br />
• Zengin oldunsa hasislik etme, askla sadaka ver, yüceliklerde bulun Rızktan, yiyecek seylerden hasislik, ne kötü<br />
hasisliktir. Bagıslarda bulunmak ne güzel cömertliktir.<br />
• Ey asık! Isret meclisinde bulundugun zaman, hasislik etme! Çünkü sevgili de huysuzluga kalkısır. 0 da sana<br />
güzelliginden hasislik eder.<br />
• Ey sakî; sundukça sun! Sarabı basa kakarak verme! Kadehlerimizi döndür! Bizı mest et; zevk ve nese ancak mest<br />
olmakla elde edilir.<br />
• Güzel kokulu, halis mana sarabını sen içtigin gibi, sarabı isteyen dostlara da ver. Hırsı, kötü huyları bırak! Bu<br />
meclisten baska yerde sarap içme!<br />
• Sarabı, küçük kaselerle sunma, taslarla sun! Ey sanı yüce kisi! Bize taslarla (testilerle yardımda bulun!<br />
´*Ey benim canım´ meyhaneden getirdigin o küçük kadehi bırak, testiyi kadeh yerini kullan! Çünkü, biz vakitsiz geldik,<br />
geç kaldık. Bize, çok çok sarap sun !<br />
• Rabbimiz lütfetti, bizi agırladı. Büyük taslarla içmek ne de hos! Büyük tas da pek güzel! Gam ve keder tıpkı kurt<br />
gibidir, çok kötü bir seydir.<br />
• Gamın boynunu kesen, o güzel kadehi getir, yüzlerce padisah o sarap kadehinin ayaklarına baslarını koymus, ondan<br />
nese dilenmislerdir. Sen o mana dostunu, o sarap kadehini getir!<br />
• Ey ask, bana acıyorsan, benim yasamamı arzu ediyorsan, sen benim sakim ol! Sen, benim varımı yogumu al! Borç<br />
da sensin, borç veren de sensin.<br />
• Ruhtan cosup gelen sarap, yokluk kadehine konunca, sonsuz olan ask gibi insana ölümsüz bir yasayıs verir.<br />
• Ey bizi mest eden saki! Kadehlerimizi, gönlü müjdelerle teselli eden, bizi asagı duygulardan, düsmanlık<br />
duygularından kurtaran, tertemiz hale getiren mana sarabı ile doldur.<br />
• Ey saki! Hileyi bırak. Kendini bize baska türlü gösterme. Sen sarap sun da hepimizi ölümsüz bir hale getir. Sen de<br />
küpteki sarap gibi saf, tertemiz bir güzelsin.<br />
• Bu verdigin sarap, nasıl bir sudur ki, içinde ates var, yüzlerce alev var. Bir renk ki, içinde yüzlerce renk parıl parıl<br />
parlamadadır.<br />
• Bu öyle bir sudur ki, ates gibi yanar, yakar. Para gibi degerlidir. Hem de öyle bir para ki, kantarlarla, batmanlarla ne<br />
sayılabilir, ne de terazi ile tartılabilir.<br />
• Kırmızı altın gibi bir sarap fakat üzüm suyundan degil de nurdan meydana gelmis, gözlerden körlügü giderir. Insanı<br />
Zuhal yıldızına dogru uçurur.<br />
• 0 sarabı içip kendinden geçince, içtikçe içersin. Ve hakla olan baglılıgın artar. 0 zaman, o hep sizindir. Siz de hep<br />
onunsunuz. Ayrılık dehsetinden kurtulursunuz.<br />
• 0 sarap, içeni baska türlü bir sey yapınca, kendinden kurtulunca, manen Hakk´ı bulunca, onda acaib bir coskunluk<br />
görünür. Bunun delili, belgesi ise onun Mansur gibi dudaklarından degil de, canından "Ene´1-Hakk" (=Ben Hakk´ım) sesinin<br />
yükselmesidir. Bu ne güzel güç, ne güzel delildir.<br />
1036. 0 sarap mekansızlık aleminde topraktan yetismemis üzümden sıkılmıstır.<br />
Milfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2122)<br />
• Kardesim! Ben erguvan renkli saraptan nasıl tövbe edebilirim 0 sarap mekansızlık aleminde, topraktan bitmemis<br />
üzümden sıkılmıstır.<br />
• Içtigimiz o sarabın kaselerine çok okunaklı bir yazı ile sunlar yazılmıstır "Bunu içen ölümden de, asagılık bir hale<br />
düsmeden de kurtulur, aman bulur.´<br />
• Tebriz´de yetisir, orada olur, olgunlasır, bir bu tarafa akar, bir de gönüllere akar.<br />
1037. Basa gelen bela, zor bir seydir. Ama ona razı ol;<br />
çünkü ayrılık beladan da zordur.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. III, 2123)<br />
• Ask, bana; "Süslen, kendini güzellestir!" diyor. Fakat bizim süslenmemiz, güzellesmemiz, yakin ile, tam bir inançla,<br />
tam bir anlayısla olur. Bunlara sahip olmayan güzellesemez.<br />
• Bizden baskasına bakma da körlesme! Yakîne, tam bir inanca sahip olanın gözü sasırmaz.<br />
• Korkan, hor ve hakir olan kisi de manen zevk alamaz. Bizim yanımızda eziyet çekme, emin ol!<br />
• Beni seven. bana gönül veren, nasıl olur da helak olur. Beni isteyen, muradı ben olan nasıl olur da mahzun olur<br />
• Akıl, bizim size gönderilrnis bir peygamberimizdir. Iste sana bir güzel, fakat biz ondan da daha güzeliz.<br />
• Bela zor bir seydir. Ama razı ol, ayrılık beladan da zordur.<br />
• Kim yücelere yükselmek istiyorsa, su sebebe, aska dayansın!<br />
• Ey dertlere düsen, ızdırap çeken! Gel kurtul! Su yurdumuzda muradına eris, bu yurt ne de güzel bir yurttur<br />
1038. Cenab-ı Hakk buyurdu ki: "Çiçekleri boya, fırça olmadan boyadık. Onlara güzel kokular bagısladık."<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. V, 2120)<br />
• Biz bir kere daha ay gibi parlak bir harman meydana getirdik. Düsmanın körlügüne ragmen, orada yine salına salına<br />
yürüdük.<br />
•Günes, yine koç burcuna girdi, alemi gül bahçesi gibi güldürdü.<br />
• Çiçek nazlandı, dudagını açtı; kusur aradıgı, gizli sikayetlerde bulundugu için süsenin dilini kestiler.<br />
• Baglarda, bahçelerde ne varsa her sey, bahar terzisinin makassız, ignesiz kesip diktigi süslü atlas elbiseler giydiler.<br />
• Agaçlar da baslarına, yagsız ve pekmezsiz yapılmıs helva ile dolu birer tabak koymuslar.<br />
• Bahar davulcusu, davul çalmaya baslayınca biz de, çiçekli agaçlar altında neselendik. îstiha ile yemek yedik de, yine<br />
karnımızı davul gibi sisirdik.<br />
• Kıs mevsiminin soguk rüzgarlarından, suların yüzü pul pul görünen demir zırhlar giyinmis gibi idi.<br />
• Senin baharın galiba zamanın Davud(a.s.)´u olmus da, böyle demirden zırhlar örüyor.<br />
• Hakk, yokluk aleminden söyle nidada bulundu: "Ey reyhanlar, ey çiçekler 0 dondurucu soguklar birkaç aydan beri<br />
oturmakta oldukları evlerinden çıktılar, baska yerlere gittiler."<br />
• Halil Ibrahim´in kusları kondukları yerlerden nasıl geldilerse, ey çiçekler siz de gizlice varlık alemine yüz gösterin,<br />
gelin! 27<br />
27 Ibrahim (a.s.), Cenab-ı Hakk´ın ölüyü nasıl dirilttigini anlamak istedi. Kendisine; dört kus alıp kesmesi, onları<br />
parçalayıp, parçaları birbirine karıstırması, birbirine karıstırılmıs kus etlerini dagların tepelerine koyması, sonra onları<br />
çagırması emredilmis. Hz. Ibrahim emredilenleri yapınca, her kusun et parçaları bir araya gelerek dirilmisler. Bakara<br />
Süresi 2/260. ayete isaret eder.<br />
• Irfan sahibi leylek, gurbetten, gizlilik aleminden geldi. "Lek, lek" diye söylenerek, dilsiz peltek kusları tespih çeker bir<br />
hale getirdi.<br />
• Kıs mevsimi yüzünden kaçanlar, bozulanlar, gizlenenler, gizlendikleri yerlerin pencerelerinden göründüler, etrafa<br />
bakmaya basladılar.<br />
• Kulakları küpelerle, boyunları mücevher gerdanlıklarla süslenmis olan yesil elbiseler giyinmis güzeller ortaya çıktılar.<br />
• Bahar mevsiminin bu sema´ ayında, binlerce huri kızları kıs mevsiminin mezarı üstünde ayaklarını vura vura<br />
oynamaya basladılar.<br />
• Ey sögüt agaçları! Haydi, siz de basınızı ve kulaklarınızı oynatın. Eger sizde de nergisler gibi aydın gören bir göz<br />
varsa ne duruyorsunuz, etrafınıza gayretlebakın!<br />
• Ben söze; "Benden vazgeç!" diyorum. Ama, o çok inatçı yüzsüz, durmadan pesimden geliyor.<br />
• Ben de onun yüzsüzlügü sebebiyle asıklara ait sözleri söylemiyorum, susuyorum.<br />
• Gül; "Ey Medyenliler, kim kederli ise gelsin! Bizimle ferahlansın, neselensin!" diye bagırdı.<br />
• Cenab-ı Hakk, çıplak yeryüzüne acıdı da; "Haydi artık süslen, giyin!" diye buyurdu. Bunun üzerine yeryüzü nurlarla<br />
yemyesil oldu.<br />
• Yurtlarını bırakıp kaçanlar, baska yerlere göçenler geldiler, yeniden hayata kavustular. Yarın onların hepsi de<br />
ilkbahar mahserinde toplanacaklar.<br />
• Onlar Allah´ın emri ile öldüler. Sonra dirilip geldiler. Cenab-ı Hakk, belalarla kısın dondurucu sogukları ile onları<br />
imtihan etti. Sonra lütfetti, onlara ihsanda bulundu.<br />
• Allah´ın lütfu ile hararetli günes dogdu. Böylece Cenab-ı Hakk´ın sanatının, kudretinin belgesi apaçık meydana çıktı.<br />
• Cenab-ı Hakk buyurdu ki: "Bütün dünyada bulunan çiçekleri boya, fırça olmadan boyadık. Onlara çesitli güzel<br />
kokular bagısladık. Süt emzirmeden çiçek bebeklerini büyüttük, gelistirdik, güzellestirdik.<br />
• Cennetler içinde cennet, cennetler içinde cennet meydana getirdik. Ey komsu, gel orasını vatan edin.<br />
• Canları yücelere yönelttik, uçurduk. iste canlar, sevgilileri ile simdi bulustu."<br />
• Yeter sus artık, sen onlarla sözle degil, susarak konus. Zaten sükut, gizli seyleri daha iyi anlatır, daha iyi açıklar.<br />
1039. Gönüldeki duyguların gönülde uzun zaman kalmaması gerekir.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V, 2125)<br />
• Bence mekandan, yani bu dünyadan göçmek, yolculukların en hayırlısıdır. Çünkü mekanlar, mekansızlık aleminin<br />
perdeleridir.<br />
• Mekanlar, su gibidir, mekansızlık ise, tatlı bir denizdir. Duru su, çukur yerlerdeki gölcüklerde durursa; bir yere<br />
akmasa, kokar, pislenir.<br />
• Gönüldeki duyguların da gönülde uzun zaman kalmaması gerekir. Bu yüz dendir ki, duyguları, düsünceleri<br />
söyleyiste, anlayısta gönüI için bir bosalma bir ferahlık vardır. Bu hal gönülde bulunan mahpus bir kusun uçmasına<br />
benzer. Fakat, ey gönlümün kusu gizlice uç; göz önünde apaçık uçma!<br />
• Tavuklar avlunun içinde yeme dogru uçusurlar, kuslar kurtulmak içir havalanırlar, uçup giderler.<br />
• Ey genç! Bu uçuslar arasında fark vardır. Biri alçaklıga uçus, öbürü cennetlere uçustur.<br />
• Bu iki uçusta da, ilk önce bir zevk vardır. Fakat denenince, sıkıntılar baslatınca, aradaki fark meydana çıkar.<br />
1040. Ask bahçesinin meyvesi kararmıs akılları parlatmada, güçlendirmededir.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V, 2126)<br />
• Ömürlerin en güzeli asıkların gittikleri yolda sürülen ömürdür. Güzel bir dilberin bulusma va´dini bildiren bir göz<br />
isareti, bir asık için ömrün en tatlı anıdır.<br />
• Korkulu bir yerde, hizmetçiler arasında bile huri gibi güzel olan sevgiliyi görmek cana can katar.<br />
• Yaslarla dolu yüzüm, sevgilinin kapısının topragını istiyor. Yüzüme o kapıdan toprak serpin. 0 toprak yüzümün duru<br />
suyunu daha da güzellestirir.<br />
• Özürler getirirken de, kınarken de onu görsem erir giderim. Çünkü o her halinde bana Semseddin´in sıfatlarını haber<br />
verir.<br />
• 0 selvi boylunun gölgesi ne de güzel bir gölge. Her korkudan, her beladan, hatta o gölgeye sıgınandan da emin bir<br />
yer.<br />
• 0 ask bahçesinin meyvesi nurları kararmıs akılları parlatmada, güçlendirmededir. Akılları artıran, yapılacak isleri<br />
gösteren saraba hayret edin.!<br />
1041. Peygamberleri perde gibi önüne çekmis de; o perdenin arkasından haberler verir, sözler söyler.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. V, 2181)<br />
• Gönlün de, canın da nese yeri, huzur yurdu O´dur. Sonsuzluk koyundaki sarabın da kıvamı O´dur.<br />
• Bütün dünyanın dili, damagı kupkuru. Herkes susuz, herkese, her seye su veren, herkesin gıdasını temin eden<br />
O´dur.<br />
• Gıdalar bile ondan gıda arar. Gıdalara gıda veren O´dur. Bu gıda bile buluttan suyunu onun müsaadesi ile alır.<br />
• Biz insanlar yüzlerce azara, yüzlerce gazaba layıgız. Layık oldugumuz cezanın yularını çekip kısan, acıyan, lütfeden,<br />
hak ettigimiz cezayı bize vermeyen O´dur.<br />
• O´nun hilminin, yumusak davranısının yüzünden dünya küstahlasıyor. Kul, padisahlık iddiasına kalkısıyor.<br />
• Askından mahmur olanlara, her an görünmez saraplar sunulmaktadır.<br />
• Askı ile mahmur olmayanların da kulaklarını çeker, kulagın çekilmesi ne büyük bir devlettir ve devamlı bir ikbaldir.<br />
• Peygamberleri perde gibi önüne çekmis de, o perdenin arkasından haberler verir, sözler söyler.<br />
• Kullar selam etmeden önce onlara selam eden O´dur. 28<br />
28- En´am Süresi, 6/54. Syete isaret var.<br />
• Sabahlar da O´nundur, aksamlar da O´nundur. Ne olur, bir gece olsun, onun askı ile dirilsen, uyumasan.<br />
• Ey dost! Hamlık eder, gaflete kapılır, uyursan, 0 seni ham bırakmaz.<br />
• Küçüklügünden, zavallılıgından ötürü bu ana kadar çok yerlerde uyudun kaldın. Buna ragmen 0 seni asagılardan<br />
yukarılara dogru çekti durdu.<br />
• Sen topraga, bitkiye, erlik suyuna kaçardın. 0 seni varlık oltasına düsürdü Sana hayat verdi.<br />
• Nice yollardan, merhalelerden çekti, seni misafirlige getirdi. Seni intikam almak için getirmedi.<br />
• Derde düsünce O´ndan oldugunu anlarsın. 0 bir avuç topraga varlık, benlik verdi.<br />
• Bir günes, ısıkları ile bütün dünyayı kaplamıstır. Hangisi diyen, O´nu hissetmeyen kisi ne kadar kördür.<br />
• Insan bunalınca O´ndan baskasını çagırmaz. Ama dertten kurtulunca yine çerçöpe takılır.<br />
• Hırsız oldugu, O´ndan çok seyler çaldıgı için insana iskence gerekir, 0 yumusaklıkla, güzellik ile yola gelmez.<br />
• Sus! Farsça´yı bırak da Arapça söyle: "Göçmeyi onlar istemedi, benim ömrüm istedi." 29<br />
29- Bu beytin ikinci mısraı Arapça´dır. Arap sairlerinden "Mütenebbî"nindir.<br />
1042. Ne yüzle senden baskasından söz açayım<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. V, 2183)<br />
• Senin huzurunda tutayım da canın adını anayım. Dogru olur mu Senin karsında tutayım da gül bahçesinin sözünü<br />
edeyim, ne yüzle<br />
• Sen burada hazır ve nazırken, güzellerin güzelliklerinden söz açayım, dogru olur mu Sözlerimden utanmaz mıyım<br />
• Nisanı, izi belirmeyen padisah, dünyayı güzel eserlerle süsledi. Ben o güzellikler içinde sekilden, izden bahsedeyim,<br />
dogru mu<br />
• Mekansızlık nuru bütün kainatı kapladı. Ben tutayım da yerden, yurttan söz edeyim, yakısır mı<br />
• Sonsuz sırlara asina, essiz bir padisahın huzurunda gönlümden egri bügrü sözler söyleyeyim, fikirler yürüteyim, ne<br />
yüzle<br />
• Günesin nuru içinde dünya, yıldızlar gibi görünmez oldu. Ben tutayım da bir hiç olan, görünmez olan su dünya<br />
malını, su dünyada olup bitenleri söyleyip durayım, bu sözler yersiz olmaz mı<br />
• Sevgiliye dogru uçup giden canı, her cansıza yasıyor gibi görünen ölmüs kisilere anlatayırn, dogru olur mu<br />
• Canın bile mahrem olmadıgı bir sözü dille, agızla söylemeye kalkısayım, ne yüzle, bu olur mu<br />
• Allah´ım, sen yüzlerce canın, yüzlerce cihanın padisahlar padisahısın. Ben tutayım, candan laf edeyim, cihandan söz<br />
açayım, yersiz sözlerimden ötürü beni affet!<br />
1043. Gönül, sevgilinin yurdu oldu.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2163)<br />
• Ey benim canım! Ey benim ay yüzlü sevgilim! Senden gelen bela bana candan da tatlıdır. Bu yüzden ben, tatlı canı<br />
bıraktım. Varsın senin için yansın, yakılsın.<br />
• Can, seni görünce kendinden utanır. Gönlüm sasırır, ayagı balçıga saplanır. Benim gönülle alakam kalmadı. Çünkü o,<br />
gönülde yasamaktadır. Gönül onun yeri yurdu oldu.<br />
• Sen bir günessin, gönül ise bir kuyuya düsmüstür. Arada sırada ısıgını kuyuya düsür. Çünkü gönül, cana canlar<br />
katan askınla eriyip gitmededir.<br />
• Ben kendimde olunca bakırım. Seninle olunca altın kesilirim. Kendimde olunca tasım, seninle olunca inci haline<br />
gelirim. Senin kaftanını giymek ümidi ile aska düsmüsüm, kemer baglamısım.<br />
• Ey ay yüzlüm! Dökülsem de sana muhtacım, bitsem de sana muhtacım. Senin kehribarının askı ile saman çöpü gibi<br />
uçar giderim.<br />
• Ey güzel yurdum Tebriz! Semseddin yüzünden hayhuya düstüm. Ben senin bulusma Kabe´ne "Lebbeyk" diye diye<br />
geliyorum.<br />
1044. Sen burada iken, güzellerin güzelliklerinden bahsetmekten utanırım.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. V, 2182)<br />
• Senın karsında "Can´ın adını söylemek, gül bahçesinden bahsetmek saygısızlık olur.<br />
• Sen burada iken güzellerin güzelliklerini anlatmaktan utanırım.<br />
• Yalnız ilkbahar degil, yüzlerce bahar senden, senin güzelliginden utanmısken ben nasıl olur da sonbahar mevsiminin<br />
hikayesini söylerim<br />
• Sen, yüzlerce canın, yüzlerce cihanın padisahlar padisahısın. Böyle oldugu halde ben nasıl olur da candan, cihandan<br />
bahsedebilirim<br />
• Senin tatlı konusmaların canın bile agzına sagmazken, ben nasıl olur da dilimle seni övebilirim<br />
• Senin ay yüzün ortaya çıkınca, dünya utancından kaybolup gider. Benim böyle bir ay´ı gizli söylememe imkan var<br />
mı<br />
• Bütün alem senin güzelliginin yüzünden la´l olmus. Ben senin önünde ne yüzle la´l ma´deninden bahsedebilirim<br />
• Senin yüzünden gönüller yakîn, yani tam inanç nuru ile dolmusken, nasıl olur da ben bu inancı süphe ile karıstırırım<br />
• Güzelliginin nuru, günes gibi yeryüzünü aydınlattı. Bu hal karsısında benim ay´dan ve yıldızlardan bahsetmem dogru<br />
olur mu<br />
• Tebrizli Sems´in lütfu, ihsanı haddi asmısken, ben nasıl olur da ondan sikayet ederim, feryad ederim, buna imkan var<br />
mı<br />
1045. Ey bülbül; ey binlerce ask masalı okuyan asık! Bize baharın güzelliginden bahset!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. V, 2191)<br />
• Ey ilkbaharın parlaklıgı! Bir seyler söyle; ey lale bahçesinin nesesi, söyle!<br />
* Ey bülbül! Ey binlerce ask masalı okuyan asık! Baharın güzelliklerinden, vasıflarından bir seyler söyle!<br />
• Ardıcın ve çınarın üstüne kon da, uzun boylu selvinin salına salına yürüyüsünü, gülün yüzünün güzelligini anlat!<br />
• Sonbahar geçti gitti. Gül, güzel yüzünü gösterdi. Selvinin üstüne kon da çekinmeden gülü methet!<br />
• Sana "Üzümün canı nasıldır " diye sorarlarsa yapragına bakmadan söyle!<br />
• Özrünün kabul edilmesini istiyorsan, sen bize güzel yüzlü çiçeklerden bahset!<br />
• Mest olmus asıkları kararsız kılmak istiyorsan, onlara mahmur nergisin gözlerini methet!<br />
• Biz bugün sarap içmek istiyoruz. Haydi ey güzel, sen bize saki ol, güpe gündüz sarkılar söyle!<br />
• Sarhosluk geldi; bıkma, usanma gitti. Artık yüz kere söyle, bin kere söyle!<br />
• Ey Hakk arifi sevaba girmek, Hakk´ın rahmetini kazanmak istiyorsan; bi seyler söyle! Bize Hakk´tan, hakîkatten,<br />
asktan bahset!<br />
• Ey arif! Seni bekliyoruz. Çabuk gel, bizi bekletme! Atesine yakma, hemen söyle!<br />
1046. Dertlerle, agrılarla dolu olan bu toprak, bastan baska manevî bir bas elde eder.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ulün<br />
(c. V, 2213)<br />
• Mest olarak salına salına ona dogru giden can, ne mutlu bir candır. 0, beden eseginden kurtulmus, sevgiliye yalnız<br />
can olarak gitmektedir.<br />
• 0, iki na´lini de ayagından çıkarır, böylece dünyadan da, kendinden de vazgeçer. Hz. Musa gibi sıdk, dogruluk ayagını<br />
sevgilinin kapısına basar.<br />
• Cercis gibi onun askı ile yüz kere sehit olur, yahut îshak gibi onun hançeri ile kesilir. 30<br />
30 Bir peygamber olan Cercis yetmis kere sehit edildi. Her öldürülüste Allah onu diriltti. Ismail´in (a.s.) degil de<br />
Ibrahim(a.s.)´ın oglu îshak´ı Allah´a kurban etmek istedigini yazanlar da var.<br />
• Dertlerle, agrılarla dolu olan bu toprak, bastan baska bir bas elde eder. Magfiret; kendi migferini onun basına kor.31<br />
31 Hz. Mevlana, baska bir gazelinde söyle buyurmustu:<br />
"Fakat sizin iki basınız vardır. Biri dünyaya ait toprak bas, öbürü göge ait tertemiz, ruhanî bas." (Dîvan-ı Kebîr c. I,<br />
463)<br />
• Anası, babası, yakınları onu topraga gömdükleri zaman, o bir balık halini alır. Anası, babası da deniz olur.<br />
• Ask, kıyısı, dibi olmayan bir hayat deryasıdır. Onun en degersiz armaganı, ölümsüz bir yasayıstır.<br />
• Günesle ay her gece yatarlar, sanki gurub mezarına gömülürler. Fakat, büyük Yaratıcı´nın cevherinin parlaklıgı,<br />
mezarda onlara yeni bir nur, yeni bir parlaklık verir.<br />
• Onun mahserinden haberi olan, onun mahserini gören ölüm melegi Azrail, onun canını yüzlerce nazla, niyazla alır.<br />
• Halkın gözünde bedenimiz, mezarda toprak altında uyumaktadır. Ama aslında ruhumuz onun yesilliginde, gül<br />
bahçelerinde selviler gibi salına salına yürümektedir.<br />
• Bedenin uyudugu mezar çöplügünde cana binlerce bag, bahçe var. Hal böyle iken can mezardan niçin korkar durur<br />
• Cenab-ı Hakk, kanı, saf sarap gibi cana gıda olarak lutfetmistir. Sen simdi insanın nurlarla dolu bedenine, kırmızı<br />
yüzüne bak!<br />
1047. Bana ayrılıgını gösterme, ayrılıgın pek tas yüreklidir.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ulün<br />
(c. V, 2215)<br />
• Göz de, akıl da, can da giderse gitsin, sen gitme! Bence seni görmek, onlardan daha iyidir. Yeter ki, sen gitme!<br />
• Günes de, gök de senin gölgene sıgınmıslardır. Eger su gökyüzü, su yıldızlar giderse gitsinler, yeter ki, sen gitme!<br />
• Iman ehlinin hepsi de son nefeslerinde imanlarından ayrılmaktan korkarlar. Ey iman padisahı! Benim korkumsa,<br />
senin gitmendendir. Ne olur sen gitme!<br />
• Sen gitme, gidersen benim canımı da al beraber götür. Eger beni bu sofradan alıp kendinle beraber<br />
götürmeyeceksen, gitme!<br />
• Ben seninle beraber olunca, cihanın her cüz´ü bana bahçedir, bostandır. Sonbaharda bahçenin, bostanın güzellikleri<br />
gitse bile sen gitme!<br />
• Bana ayrılıgını gösterme, ayrılıgın pek tas yüreklidir. Ey güzelligi yüzünden tasın bile la´l oldugu sevgili, sen gitme.<br />
• Zerre de kim oluyor ki; "Ey günes gitme!" desin Kul da kim oluyor ki; "Padisahım gitme!" demege cesaret<br />
edebilsin<br />
• Fakat sen ab-ı hayatsın. Bütün insanlar da o ab-ı hayatın içinde yüzen balıklardır. Keremin pek boldur. Ihsanına son<br />
yoktur. Merhamet et, kerem buyur da gitme!<br />
1048. Herkes asık olamaz, asık olan kisiye dert gerek.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V, 2206)<br />
• Kardesim! Herkes asık olamaz. Asık olan kisiye dert gerek, dert nerede Asık olan kisinin sabırlı olması, askına sadık<br />
kalması lazımdır. Böyle bir er nerededir Gerçek asık nerededir<br />
• Ne zamana kadar böyle yersiz, manasız düsüncelere kendini kaptıracaksın Ne zamana kadar "Ben" düsüncesine<br />
saplanıp kalacaksın Hani atesli naralar, nerede sararmıs yüzler<br />
• Ben kimya ve altın aramıyorum. Altın olmaya istidadı bulunan bakır nerede Aska dogru hararetli hararetli, hızlı hızlı<br />
gideni kim bulmustur. Yarı hararetli, yarı soguk yol alan nerede<br />
1049. Ey canımın canı; bensiz gitme!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V, 2195)<br />
• Ey canımın canı! Ne de hos salına salına gidiyorsun. Bensiz gitme, ey dostların hayatı, ey dostların canına can katan,<br />
gül bahçesine bensiz gitme!<br />
• Ey gök, bensiz dönme, ey ay bensiz parlama, ey yeryüzü bensiz yeserme, bitki bitirme, ey zaman bensiz geçme!<br />
• Bu dünya da seninle hos, güzel, o dünya da; bu dünyada da bensiz olma, o dünyaya da bensiz gitme!<br />
• Ey apaçık bilinen, görünen; bensiz bilme! Ey dil; bensiz okuma! Ey göz; bensiz görme! Ey ruh; bensiz gitme!<br />
• Gece ay ısıgında yüzünü ak görür. Ben geceyim. Karanlıgımı gideren, aydınlatan sen, bana bir aysın. Gökyüzünde<br />
bensiz yürüme!<br />
• Diken güle sıgındı, onun sayesinde atesten emin oldu, kurtuldu. Sen bir gülsün, ben de senin dikeninim. Gül<br />
bahçesine bensiz gitme!<br />
• Bu yola iz bilmeden düsene yazıklar olsun. Benim aradıgım, izinde oldugum sensin. Ey izi görünmez dost, bensiz<br />
gitme!<br />
• Bu Hakk yoluna bilgisiz düsene yazıklar olsun. Ey yolu izi bilen! Benim bilgim sensin, bensiz gitme!<br />
• Baskaları sana "ask" diyorlar. Halbuki ben sana "ask sultanı" diyorum. Ey sunun bunun aklına, vehmine sıgmayacak<br />
kadar yüce varlık! Bensiz gitme!<br />
1050. Ask kasabı ol, kibrin ve hiddetin kanını dök!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V, 2198)<br />
• Insanlann birbirlerine karsı duydukları hiddet, öfke; hep kibirden, kendini begenmekten, kendilerini baskalarından<br />
üstün görmekten ileri gelir. Bu yüzden aklını basına al da, kibirden gönlünü temizle! Eger kibirli olmak istemiyorsan, kibri<br />
bırak, alçak gönüllü ol!<br />
• Hiddet, kızgınlık kendini begenmekten, benlikten dogar. Sen ikisini de ayagının altına al! Onları kendine merdiven<br />
yap da, göklere yüksel!<br />
• Sen nerede bir öfke görürsen, o öfkede kendini begenmeyi ara! Benligi ara! Yürü git, Dahhak ol!32<br />
32-Dahhak: Üç baslı bir yılan olarak tahayyül edilen efsanevî bir kahraman.<br />
• Kendini begenmekten ve öfkeden kurtuldunsa, bir köseye çekil! Rahatça huzur içinde yasa! Eger bu iki huyla<br />
beraber yasamaktan zevk alıyorsan git, gamlara dal! Bahtsız bir ömür sür!<br />
• Köpekler gibi kızmayı bırak da, arslanların kızmasına bak! Arslanların kükreyisini gördügün zaman da koyun gibi<br />
yavas ol ! 33<br />
33-Sırazlı Hafız merhum: "Iki dünyada da huzur içinde yasamak, dostlara lutuflarda, iyiliklerde bulunmak,<br />
düsmanları da idare ederek yasamak gerekir." demektedir.<br />
• Seni öfkelendirecek tatlı lokmayı yeme, hakkında; "Sen olmasaydın gökleri yaratmazdım!" denen essiz varlıktan<br />
lokma ye, onun kulu, kölesi ol!34<br />
34-Peygamber Efendimiz hakkında söylenmis bir hadîs-i kudsîde: "Habîbim, sen olmasaydın ben kainatı<br />
yaratmazdım!" buyurulmustur.<br />
• Yürü git "hüve"nin (=0´nun) kasabı, ask kasabı ol. Kibrin ve hiddetin kanını dök! Ne zamana kadar bu iki köpekle<br />
beraber uyuyup kalacaksın Artık aklını basına al, onlardan kurtul!<br />
1054. Dünyayı birbirine katan hep senin sevdandır, senin sevdandır.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V, 2202)<br />
• Sevgilim! Dünyayı birbirine katan hep senin sevdandır, hep senin sevdandır. Yasayıstan duydugum zevk de, hep<br />
senin tatlı lütfundan, hep senin tatlı lutfundandır.<br />
• Gökyüzünün etegi incilerle, mercanlarla, la´llerle doludur. Gökyüzü, bunların hepsini, senin ayaklarının altına saçmak<br />
için toplamıs, senin ayaklarının altına saçmam için toplamıs.<br />
* Asıkların canları, seller gibi cosarak, köpürerek senin denizine dogru akmadadır, senin denizine dogru akmadadır.<br />
• Sevgilim, asıkların mahmurlugu, senin dün gece onlara sundugun saraptandır. Bense bugün harabım, senin yarın<br />
sunacagın sarabı düsünüyorum. Senin yarınını düsünüyorum.<br />
• Senin gönlünün saflıgına, tertemiz olusuna dikkat ettim. Sonra senin yüzünde ben ay´ı gördüm, ay´ı gördüm.<br />
• Ben senin yüzünde ay´ı görünce, sana; "Ay!" diye seslendim. Böyle seslenmekle ben, büyük bir suç isledigimi<br />
anladım. Ay da kim oluyor ki, sana es olsun! Ay da kim oluyor ki, sana es olsun!<br />
• Büyükler büyügü Semseddin Efendimiz söyle diyor: "Gönül sehrini hep senin kavgan, gürültün kaplamıs, senin<br />
kavgan, gürültün kaplamıs."<br />
1055. Arılar, karıncalar gibi yüzlerce ev yapsan, yine seni<br />
kimikimsesiz, evsiz barksız bırakırım.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V, 2204)<br />
• Eger sen bana asıksan, ben seni perisan ederim. Beni iyi dinle! Su fanî dünyada az ev yap, sonra onu yıkar, viran<br />
ederim, beni iyi dinle!<br />
• Arılar gibi, karıncalar gibi yüzlerce ev yapsan yine seni kimi-kimsesiz, evsiz barksız bırakırım, beni iyi dinle!<br />
• Sen erkek, kadın bütün insanların sana hayran olmalarını, sana karsı duydukları sevgi ile mest olmalarını istiyorsun.<br />
Fakat ben, seni mest etmeyi, seni saskın hale getirmeyi istiyorum.<br />
• Mademki Halil´sin, atesten hiç korkma, emin ol! îçin rahat etsin! Ben atesi sana yüzlerce gül bahçesi yaparım, beni<br />
iyi dinle!<br />
• Sen, Kaf dagı olsan; seni hızlı hızlı dönen degirmen haline getirir, seni fırıl fırıl döndürürüm, beni iyi dinle!<br />
• Sen belki de hünerde zamanın Eflatun´u, Lokman´ı olsan, seni bir bakısta hiçbir sey bilmez bir hale getiririm, beni iyi<br />
dinle!<br />
• Ismail gibi seni kurban etmek istemem. Bogazına bıçaklar sürmem. Ne el görünür, ne yara görünür, beni iyi dinle!<br />
• Ben devlet kusuyum. Senin basına gölge düsürmek lutfunda bulundum. Böylece seni essiz, üstün bir padisah<br />
yapacagım, beni iyi dinle!<br />
• Kendine gel de, az oku! Lüzumsuz kitaplarla kendini yorma! Sus, sabırlı ol! Ben seni kitap yapayım, ben seni<br />
Kur´an´ın ta kendisi yapayım.<br />
1056. Temiz, lekesiz bir gönüle sahip olan herkes, gönül sesi ile balçıktan meydana gelen bedenin sesini ayırdeder.<br />
Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün,<br />
(c.V, 2130)<br />
• Ey asıklar, ey asıklar! Onun yüzünü görenin aklı basından gider, huyu degisir. Deli divane olur, kendinden geçer.<br />
• Kendine gelince, sevgiliyi aramaya koyulur. Onda dünya sevgisi kalmaz Dükkanı bile yıkılır. Zerredeki su gibi, yüz<br />
üstü sürünerek ona dogru kosar durur.<br />
• Ask yolunda mecnun olunca, gökler gibi dönmege baslar. Böyle bir hastalıga tutulan, sonunda onun dermanını bulur.<br />
• Ask, nice gönülleri yaraladı. Nice uykuları kaçırdı. Onun büyüleyen nergis gözleri Firavun´un sihirbazlarının bile<br />
ellerini bagladı.<br />
• Bütün padisahlar o benzeri olmayan sevgilinin dilencisi; bütün güzeller onun güzelliginden kırıntılar almıslardır.<br />
Arslanlar bile onun mahallesindeki<br />
köpeklere karsı kuyruklarını kısmıslar, ona teslim olmuslardır.<br />
• Göklere bir bak, ermislerin kalesini seyret! Onun burcunda, kale bedeninde nice ısıklar var, nice mes´aleler yanıyor.<br />
• Ey karanlık gecelerde, göklerde parlayıp duran ay, sen onun yüzünü mü gördün Güzelligi, nuru ondan mı aldın Ey<br />
gece! Sen onun saçlarını mı gördün Hayır hayır, olsa olsa onun siyah saçlarının bir telini mi gördün<br />
• Bu gece siyah elbiseler giymis; her halde yaslı olacak; kocası ölmüs bir kadın gibi siyah elbiselere bürünmüs.<br />
• Ey gece! Bu feryadıma, bu fıganıma senden yardım istemiyorum. Çünkü, sen de benim gibi onun çevgeninin önünde<br />
bir top gibi yuvarlayıp duruyorsun.<br />
• Onun çevgenine top olan, saadet topunu elde eder de, gönül gibi onun çevgeninin önünde top olur, bassız ayaksız<br />
kosar.<br />
• Sen aska dayan, çünkü ask bastanbasa odur, onun yüzüdür. Onun gözüdür. Bu tarafa dönmüstür. Seni<br />
gözetmektedir. Zaten askın varlıgı yüzünden gözden, görüsten baska bir sey degildir.<br />
• Askın sekli yoktur. Fakat isi gücü sekil yapmaktır. Ey gönül! Sen bir türlü sekilden suretten geçemiyorsun. Çünkü<br />
onun cinsinden degilsin.<br />
• Temiz, lekesiz gönüle sahip olan herkes, gönül sesi ile topraktan meydana gelen bedenin sesini ayırt eder. Bu ses<br />
onun ceylan sekline girmis arslanının kükreyisidir.<br />
• Bu ask bana misafir oldu. Canımı vurdu, yaraladı. Bu ask, herkese nasip olmaz. Bu sebeple bu hal bana yüzlerce<br />
lütuftur. Yüzlerce ihsandır. Bana vuran, ele, kola yüzlerce aferin.<br />
• Ben elimden, ayagımdan vazgeçtim, arastırmayı bıraktım. Ey arastırması ile bizim arastırmamızı süpüren, yok eden<br />
aziz dost!<br />
• Ne zamana kadar; "Hey gönül!" deyip duracaksın Su gönül sevdasından vazgeç de sus artık! Gönül onun "Hu"<br />
sesini duyunca, artık benim hay ve huyumun bir degeri kalmaz.<br />
1057. Sana misafir olan can, ekmek yerine nese yer.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstefilün,<br />
(c.V, 2138)<br />
• Ey ask! Sen mi daha biçimlisin, hossun, yoksa senin bahçen mi, bahçendeki elma agaçları mı daha düzgündür Ey<br />
özlem duyanlara canlar bagıslayan yeni ay, bir dog, bir dön!<br />
• Ey güzelligi ile halkın basını döndüren ask! Sen göklere merdiven dayarsın. însana kanatlar verirsin. Aynı zamanda<br />
herkesin basını belaya sokarsın. Yüzlerce kavgaya salarsın.<br />
• Ey ask! Sen ne güzel huylusun, ne güzel yüzlüsün. Ey ask; sen eglenmeyi, isreti de çok seversin, esine, dostuna<br />
neseler verirsin.<br />
• Agaçlar oynamayı senden ögrenirler. Ter ü taze tomurcuklar, seninle dala ayak basarlar. Yapraklar da meyveler de<br />
senin ab-ı hayat kaynagından içerler, mest olurlar.<br />
• Bahçesinden armagan olarak hazanı olmayan bir bahar istedigi içindir ki, senin güller saçan rüzgarınla, yapraklarını<br />
döküp saçmadadır.<br />
• Senin nese bahçelerinde, ne de hos davetçilerin var Sana misafir olan can, ekmek yerine nese yer.<br />
• Tedbirlere giristim, fayda etmedi. Gönül zincirlerini kırdı da, canı çeke çeke, sürüye sürüye senin sadırvanının önüne<br />
getirdi.<br />
• Orada ne bir inatçı görüyorum, ne de soguk kisi. Orada her an bir hayat var. Her an ucuz, bol ihsanlardan bir ihsan,<br />
bir lutuf var.<br />
• Kıyamete kadar, senin yüzünün güzelligini anlatsam, hiç durmadan vasıflarını sayıp döksem, bitiremem, aciz kalırım.<br />
Senin uçsuz, bucaksız denizin bir çanak su almakla biter tükenir mi<br />
1058. Ben sözü askla söylüyorum. Çünkü dersi asktan alıyorum.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2165)<br />
• 0 yokluktadır, 0 yokluktadır, 0 yokluktan dogandır, 0 yokluktadır. 0 her seyi bilir.<br />
• 0 latîftir, 0 latîftir, 0 emîrdir, emîrdir. 0 mülk ve saltanat sahibi bir emîrdir.<br />
• 0 sıgınaktır, o sıgınaktır. 0 her günahkarın, her suçlunun sıgınagıdır. 0 ısıktır, 0 ısıktır. 0 esi benzeri olmayan bir<br />
ısıktır.<br />
• 0 sakinliktir, 0 sakinliktir. 0 her deliligi teskin eder. 0 cihandır. 0 pek tatlı bir cihandır.<br />
• Sen sırrını ona söyleyince 0 bütün aleme söyler. Gizlesen de bil ki, 0 her gönülde olan sırrı bilir.<br />
• Herkes seni terk etse, 0 seni yalnız bırakmaz. Gel de su devlet gölgesine gır! 0 kaçırılmaya imkan bulunmayan bir<br />
padisahtır.<br />
• Sen O´nun harmanına git, 0 seni canlandırır, yetistirir, gelistirir. Ey can! Sen Onun eteginin altına sıgın! 0 kılıcı da,<br />
oku da sana degdirmez.<br />
• 0 ne buyurursa; "Duyduk, itaat ettik." de! Neden korkuyorsan, O´ndan seni ancak 0 kurtarır, 0 kurtarır.<br />
• Küfür olsun, günah olsun, isterse kapkara seytan olsun, bütün bunlar O´nun günesinin ısıgında aydınlık veren bir<br />
dolunay olurlar.<br />
• Ben sözü askla söylüyorum. Çünkü dersi asktan alıyorum. Ben canımı O´nun önüne koyuyorum. O´na peskes<br />
çekiyorum. 0 pek az sey kabul eder. Her seyi kabul etmez.<br />
• Benim perde arkasında bir putum var. Bu dünya putu pek güzeldir. Ama o ölü bir puttur. Onu diri sanarak bagrına<br />
basma! Çünkü o soguktur, zemheridir.<br />
• 0 sık, süslü elbiseler giymistir. Yüzlerce hileler düsünmektedir. Genç görünmege çalısıyor ama, o binlerce esten arta<br />
kalan kart bir varlıktır.<br />
• Gönlüm costu, yüzlerce kaynak akıtmak istiyor ama, dünya putu yolumu kesti. 0 yol kesmesini pek iyi bilir.<br />
1059. Kalbleri kırık, mahzun kisilerin evlerine ısık ol!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2164)<br />
• Ey benim canım! Gün geçti gitti ise gitsin, sen geceleyin mest olanlara misafir ol! Bir gece sabaha kadar kendinden<br />
geçmis olanlara misafir ol!<br />
• Ey güzeller Yusuf´u! Yakupların gözlerinin önünden ayrılma! Bu geceyi bir Kadir gecesi yap! Kalbi kırık, mahzun<br />
kisilerin evlerine ısık ol!<br />
• Biz uzak isek yakınlık göster, bize acı, rahmet ol! Biz çıplaksak bize hil´at ol, elbise ol! Biz zayıf isek bize sıhhat ol,<br />
biz dert isek bize derman ol!<br />
• Küfür isek, bize iman ol, suç isek merhamet ol, bizi affet! Aç ve fakir isek, bize ihsan ol, cennet ol!<br />
• Bekçilik ederek can davulunu çal! Seytanı kovmak için sihaplar at! 36<br />
36 Mülk Süresi, 67/5. ayete isaret var.<br />
• Sen bir denizsin, dünya ise balık! Balıkların yasamasını istiyorsan, onlara ab ı hayat ol!<br />
• Karanlık gecelerde ay´ın bize misafir olması ne hostur. Ey benim ay yüzlüm, geceleri yolculuk edenlere dog, parla,<br />
onlara yol göster!<br />
• Ey ıztıraplara düsmüs gönül; sus artık! Hayırdan, serden bahsetme! Madem sırları meydana çıkaranın sırrı onun<br />
huzurundadır, agzını kapa, gizle!<br />
1060. Tas sana kavusma hevesine düser de yarılır, parçalanır.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2157)<br />
• Tas, sana kavusma hevesine düser de yarılır, parçalanır. Can da senin nesene, sevgin hevesine kapılır da kol kanat<br />
çırparak uçar!<br />
• Senin askınla ates erir, su olur. Akıl harap olur, yıkılır. Gözlerim senin yüzünden uykuya düsman olur.<br />
• Sabır elbisesini yırtar, akıl, kendinden geçer. Ejderha olan askın ise insanları yer, tasları yutar.<br />
• Yürüyüp gideni baglama, gülmeyi aglamaya çevirme, bu kuluna cefa etme. Çünkü onun senden baska, senin yerini<br />
tutacak kimsesi yoktur.<br />
• Suyun derede aktıkça, sözlerim nasıl olur da düzgün olur Bazen senden utanırım, nefes bile alamam.<br />
• Senin askının gıdası nedir Su yanmıs, kavrulmus cigerim, benim yıkılmıs, harap olmus gönlüm nedir Senin için<br />
vefa kumasının dokundugu yerdir.<br />
• Senin vasıflarını saymak, seni övmek için sarap küpü cosuyor, köpürüyor. Çeng costukça cosmada; "Sarap içen yok<br />
mu " demede.<br />
• Ask kapımdan içeri girdi, geldi, elini basıma koydu. Beni sensiz görünce; Yazıklar olsun sana !" dedi.<br />
• Ben bu dünyayı yasanması zor bir menzil olarak gördüm. îsleri karmakarısık, zorluklarla dolu. Gönül de elden gitmis,<br />
ben de orada senin eline, ayagına kapandım kaldım.<br />
1061. Bulundugun hale sükret! Cefadan degil, vefadan bahset!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefî´îlün<br />
(c. V, 2149)<br />
• Ey gönlü sözlerle dolu oldugu halde susan asık; ötelerden bir haber var mı Sen "(Hel eta)" süresini oku (=La feta)"<br />
nüktesini söyle! 37<br />
37 Kur´an-ı Kerîm´in 76. "Hel eta" süresi "Dehr" ve "Insan" adlan ile de anılır, bu surede insanın insan haline<br />
gelmeden önce maddî varlıgının geçirdigi safhalara isaret edilir. "Insanı erlik tohumundan yarattık, ona isitme, görme<br />
vasıfları verdik." diye buyurulmustur. Bu surenin 8. ayetinden sonra Hz. Ali ve ehl-i beytine sevgi saygı duyulmasına isaret<br />
edilir. " nüktesi odur. Ehl-i beytten olmayanlara degil, ehl-i beytine saygı gerekir.<br />
• Can çadırını göklerin üstüne kur! Denizin gönlünden dalgalar kopar. Varlık tulumunu yırt. Su iki üç sakayı bırak<br />
gitsin.<br />
• Varlıgından yola düsüp, benliginden kurtulursan, iki dünyadan da vazgeçersin. Sen kimden çekiniyorsun; korkma<br />
söyle!<br />
• Manevi incilerle dolu, la´l renkli saraptan haberin var mı; yok mu Gönlümüze kıvılcımlar saç, basımıza çık da su<br />
sorulara cevap ver!<br />
• Gökyüzü sakîsi neseli bir halde; yeryüzü meclisinde sarap içenlerin, eglenenlerin dudakları kupkuru. Bu iki halden<br />
gece ile gündüz meydana gelmis. Neden bu böyle olmus; söyle!<br />
• Gökyüzünün gönlünden rahmetler yagmıs, yeryüzünde baglar, bahçeler, güller, yaseminler bitmis. Sonbahar rüzgarı<br />
ise pusuda bekliyor. Bu neden böyle oluyor; söyle!<br />
• Cimrilik, cömertlik, hayır, ser birbirinden ayrı degil. Bir de degil, iki de degil, iki görünen nedir, öyle!<br />
• Ey mest olmus bülbül, gelmekte olan kıs mevsiminin rüzgarlarından, soguklarından ne vakte kadar feryad<br />
edeceksin Cefayı hatırlayarak feryad edip durma! Bulundugun hale sükret! Cefadan degil de, vefadan bahset!<br />
• Su fanî dünyada, su iki konaklık yolda hiçbir sükrün yok ki, sikayetsiz olsun. Yok ol, yokluga dal da safa aynasını<br />
seyret, onu anlat!<br />
• Cüz´ü bırak, küllden bahset! Dikeni bırak, gülden bir seyler anlat! Onun sıfatlarından geç, zatına yönel, Allah´tan<br />
bahset!<br />
1062. Ey balçıga bulanmıs, kirlenmis insan, su tozdan, topraktan yıkan, temizlen!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2160)<br />
• Dünyada hiç kimseyi görmedim ki, bastan basa kanatlı olmasın. Herkes isteklerınin havasında uçmada, herkes<br />
coskun, herkes atesli, herkes pusuda, herkes sevmek için bir bahane arıyor.<br />
• Herkes asktan meydana gelmis, herkesin cigeri yaralı, herkes dudagını yummus konusmuyor ama, herkesin can<br />
bahçelerinde sakayıklar açılmıs.<br />
• Iyi, kötü bütün hakîkatler arslana benzerler, onlara dokununca alemi birbirine katarlar.<br />
• Her insanın topraktan yaratılmıs olan bedeninde nice gökyüzü günesi vardır. Orada nice güçlü, kuvvetli kükremis<br />
arslanlar ceylanlar sekline girmis, gizlenmislerdir.<br />
• Bu gizli gerçek, insanların yaratılısı gibi balçık ile havadan dogmamıstır. Bu damatla bu gelinden, yani toprakla<br />
havadan çok essiz çocuklar dogmustur. Ama bu hakîkatler onlardan meydana gelmemistir. Bunlar görünmez alemde<br />
tasarlanmıslardır.<br />
• Düsüncenin ayagı balçıga saplanmıstır ama, o nice yerleri dolasır, Zuhal yıldızının bile üstüne ayak basar.38<br />
38-Hz. Mevlana bir Mesnevî beytinde; "Ey kardesim, sen düsünceden ibaretsin, geriye kalan bir yıgın et, kemiktir."<br />
diye buyurmustur.<br />
• "Ey balçıga bulanmıs, kirlenmis insan; su tozdan, topraktan yıkan, temizlen!" diye ta yücelerden peygamberler eliyle<br />
lütuf ve merhamet suyu akıtılmıstır.<br />
1063. Dilersen akik ol, elmas ol! Dilersen kerpiç ol, tas ol! Bu ülkeye o da lazım, bu da.<br />
Müstef´ilün, Müstefiün, Müstef´ilün, Müstefilün,<br />
(c.V, 2134)<br />
• Dünyada böyle bir ay, böyle büyük bir varlık olamaz. Ey gönül aksak yürü, inada kalkısma! Beni savasla<br />
korkutuyorsun. Haydi savas bakalım, savas!<br />
• Biz ebediyet sarabı içmis, Hakk sevgisi ile mest olmus kisileriz. Sen ise akıllısın, hünerlisin; tanınmak istiyorsun,<br />
söhret pesinde kosuyorsun.<br />
• Sevgilinin askı ile can ver! Bu varlık, benlik dövüsü asksız çözülmez. Ey ruh, burada mest ol! Ey akıl, sen de burada<br />
topalla!<br />
• Onun ask ayranına düsmüssün. Zaten sen onun askından dogmussun. Esirsen yüzlerce fersah ileriye kos; bu puttan,<br />
bu güzelden kurtulmana imkan yok.39<br />
39-Eski insanların kullandıkları "Fersah" mesafe , bugünün bes kilometrelik bir mesafesidir.<br />
• Mümin isen o seni aramadadır. Kafir isen seni imana çagırmadadır. istersen bu tarafa git, sıddık ol, dogru bir insan<br />
ol. istersen o tarafa git, fırenk ol, sapık ol!<br />
• Gözün onun bagında bahçesinde kalmıs. Kulagın onun tatlı sözlerinde. Sen onun gelirine, ihsanına dal, bal arısı gibi<br />
ol! Onun hurma fidanına sarıl, salkım salkım meyve ver! insanlara yararlı ol!<br />
• Gökyüzünün beli bükülmüs, onun okuna yay olmustur. Su onun emrine uymus çaglayarak denize dogru kosmadadır.<br />
Dogru isen git bir eren ol! Insanca dogru yürümesini bilmiyorsan, egri bügrü gidiyorsan, yengeç ol!<br />
• Onun yüce, genis bir ülkesi var. Nasıl olursan, ne olursan ol sen ona lazımsın. Dilersen akîk ol, la´l ol, elmas ol!<br />
Dilersen kerpiç ol, tas ol! 0 büyük ülkeye o da lazım, bu da.<br />
• La´l isen de gel, tas isen de gel, onun bela seline düs, yuvarlana yuvarlana onun "Ehadiyyet" (=birlik) denizine dogru<br />
kos, kos da ilahî askla çırpınıp duran ask denizine misafir ol!<br />
• Bu deniz Hızır(a.s.)´ın ab-ı hayatına benzer. Ne kadar içersen iç eksilmez. 0 denizin suyu eksilirse, senin gönlün de o<br />
zaman daralsın, senin canın sıkılsın.<br />
1064. Hepimiz, bütün insanlar, ayrı ayrı dillerle dosta sesleniriz. Hepimizin duygusu bir ama, dillerimiz ayrı.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün,<br />
(c. V, 2173)<br />
• Akıl çengimdem benlik, senlik telini kopar; onun yerine sevgi telini tak! Vakit geçirmeden gönül nagmelerini<br />
seslendirmeye basla, bir benim için çal, bir de senin için çal!<br />
• Bütün insanlar, ezelden geldigimiz için, oraya karsı duydugumuz istiyakta, özlemde birlesiriz, bir oluruz, ama söze<br />
baslayınca hepimiz ayrı ayrı dillerle dosta sesleniriz. Hepimizin duygusu bir ama, dillerimiz ayrı.<br />
• Bir magaraya girince Hz. Muhammed´le, Hz. Ebubekir gibi oluruz. Birbirimize çok yakın oluruz. Çünkü ikilik benim<br />
için ayrı bir magaradır, senin için ayrı bir magaradır.<br />
• Çesitli hadiselerle çalkanıp duran ve manevî dikenlerle dolu olan su dünyada çok sefer ettik, çok dolastık durduk.<br />
Artık sen ayagından benlik senlik dikenini çıkar at!<br />
• Ey gönül, sen kendi Mesîh´inin gölgesine sıgın da orada mest bir halde yat, uyu! 0 gitmis idi, onu kaybetmistik. Sen<br />
de ben de onun için aglayıp inlemede idik.<br />
• Ben altın sevdasına düstüm. Dünya malı için didinip duruyorum. Sense ey bas, ibadetle mesgulsün. Secde edip<br />
duruyorsun. Evet, senin de issiz güçsüz durman dogru degildir. Benim için de issiz güçsüz durman dogru degil.<br />
• Beni arayan kisi, beni senin mahallende aramalı. Çünkü ikimiz Leyla ile Mecnun gibiyiz. Birisi Leyla olsa, ancak sen<br />
olabilirsin. Mecnun olsa o da ben olabilirim.<br />
• Sus ki, susmak bana da övünülecek bir seydir, sana da. Söylemede sabredememek, durmadan konusmak sana da<br />
ayıptır, bana da.<br />
1065. Ondan baska hiçbir seyden bahsetme!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. V, 2219)<br />
• Ben, bir ay yüzlü dilberin kölesiyim. Bu yüzden benim yanımda ay´dan, ay ısıgından, sekerden baska seylerden hiç<br />
bahsetme!<br />
• Dün deli oldum, aklımı kaybettim. Ask, beni gördü de dedi ki, "Ben geldim, aklını basına al, artık bagırıp çagırma,<br />
elbiselerini yırtma, hiç söylenme!"<br />
• Ben dedim ki: "Ey ask! Ben baska bir seyden korkarım." Ask dedi ki "Ondan baska bir sey yoktur. Yalnız ondan<br />
bahset, ondan gayrısından söz açma!"<br />
• Ben senin kulagına gizli bir seyler söylemek istiyorum. Basını salladı da "Evet!" dedi. "Sen bana yalnız sır söyle,<br />
baska bir sey söyleme!"<br />
• 0 sırada can gibi bir ay, gönül yolunda belirdi. Gönül yolunda sefer etmek ne hostur, ne güzeldir; hiç sorma!<br />
• Ben dedim ki: "0 ay yüzlü güzel, acaba melek midir; insan mıdır " Ask cevap verdi de dedi ki: "0 ne melektir, ne de<br />
insan, bunu bana hiç sorma!"<br />
1066. Sen ve ben!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. V, 2214)<br />
• Sevgilim! Sen ve ben, iki ayrı beden, iki ayrı suret, fakat bir can, bir ruh olarak avlunun kapısında oturdugumuz<br />
zaman ne mutlu bir zamandır.<br />
• Ikimiz birlikte meyve bahçesine girince, bahçenin rengi ve kusların ötüsleri, bize can bagıslar, ab-ı hayat sunardı.<br />
• Gece olunca, gökyüzündeki yıldızlar bizi´ seyretmege geldikleri zaman sen ve ben onlara kendi ay´ımızı gösterirdik,<br />
yani birbirimizi gösterirdik.<br />
• Sen ve ben senlikten ve benlikten kurtularak, sensiz ve bensiz olarak zevk yönünden manen birlesiriz, bir oluruz. 0<br />
zaman perisan hayalleri, yersiz endiseleri, bos düsünceleri bırakırız. Ne güzel neseleniriz, mutlu oluruz.<br />
• Fakat bunların ve duyulan manevî zevklerin hepsinden de daha çok sasılacak bir sey ki, sen ve ben su anda burada,<br />
aynı yerde, aynı kösede bulundugumuz halde, aynı zamanda hem Irak´ta, hem de Horasan´da yine beraber bulunuruz.<br />
• Sen ve ben, görünen maddî suretimizle, bedenimizle, su yeryüzünde kederlerle, ızdıraplarla dolu, gizli dünyadayız.<br />
Öbür suretimizle, manevî yüzümüzle ebedî cennette huzur ve tatlılıklar içindeyiz.<br />
1067. Ben, benzeri olmayan bir mana ay´ının kuluyum.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c.V, 2219)<br />
• Ben benzeri olmayan bir mana ay´ının kuluyum, kölesiyim. Bana yalnız ay´dan bahset, onun nurundan söz aç, onun<br />
tatlılıklarını anlat! Ondan baska bir seyden söz etme!<br />
• Dünya zahmetlerinden, sıkıntılarından bahsetme de, gizli defineden baska hiçbir seyden söz açma! Eger gizli<br />
defıneden haberin yoksa, kendini yorma, zahmet etme, bize baska bir sey söyleme!<br />
• Dün perisan bir halde idim. Adeta deli, divane oldum, ask beni gördü de dedi ki: "Feryad etme, elbiseni yırtma,<br />
hiçbir seye aldırma; iste ben geldim."<br />
• Ona; "Ey ask!" dedim. "Ben baska bir seyden korkuyorum." 0; "Baska sey yok!" dedi. Ondan hiç söz açma!<br />
• Ben senin kulagına gizli sözler söyleyecegim. Askımdan bahsedecegim. Fakat, sen yalnız "peki", "evet" diye basını<br />
salla, baska hiçbir sey söyleme.<br />
• Ask yolunda, gönül yolunda can huylu, ilahî nurlar saçan bir ay beliriverdi. Gönül yolunda sefere çıkmak, yol olmak<br />
ne de güzel, ne de hos. Sakın bundan hiç söz etme!<br />
• "Ey gönül!" dedim. "Bu ask yolunda beliriveren ay, ne biçim bir ay " Gönül; "Bu senin anlayacagın bir sey degil.<br />
Bunu geç, bundan hiç bahsetme!" diye bana isaret etti.<br />
• "Bu gönül yolunda beliren ay yüzlü güzeller güzeli, melek midir; yoksa insan mıdır "diye sordum. "Bu" dedi,<br />
"Melekten de baska bir sey, insandan da. Sen bundan hiç söz etme, bir sey sorma!"<br />
• "Bu nedir " dedim, "Söyle! Bunu görünce kendimden geçtim. Altüst oldum." "Sen altüst ol, kendinden geç, fakat,<br />
ondan hiç söz açma, ne oldugunu sorma!"dedi.<br />
• Ey su hayallerle insanı oyalayan; güzel nakıslarla, sekillerle dopdolu olan dünya evinde oturup kalan kisi; kalk su<br />
evden çık, pılını pırtını topla al götür! Bu hususta hiçbir söz söyleme!<br />
• "Ey gönül!" dedim. "Gel, bana babalık et de söyle; sevmek Allah´ın huyu degil mi " "Evet" dedi, "Bu böyle ama, ey<br />
babasının canı, bu hususta da sen hiçbir söz söyleme!"<br />
1068. Su gaddar dünyadan bahsetme, onu bırak!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. V, 2187)<br />
• Sevgilim; tembellik etme! 0 saçlardan bahset; o gül yanagı anlat!<br />
• Can bahçesinden iki üç gül demeti yap! Sen bize o gül bahçesinin hikayesini söyle!<br />
• Senin güzelliginden söylenecek çok seyler vardır. Melali bir tarafa bırak da o güzellikleri çok çok söyle!<br />
• Dünyada dostu yad etmekten daha hos ne vardır Böyle sessiz sedasız durma! Gel, dosttan haber ver, dosttan<br />
bahset!<br />
• Dün ne söylemistin de beni costurmustun Gel, bugün de o sözü bir kere daha tekrar et!<br />
• Su gaddar dünyadan bahsetme, onu bırak! Sen, gizli seyleri bilenin lutfundan, ihsanından bahset!<br />
1069. Senin gibi bir sakî her an bana Mansur sarabı sunarsa, bende akıl düsünce kalır mı<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V, 2209)<br />
• Ey yüzünden her zaman yeni bir nur parlayan güzel, ey nuru her an yeni bir günes meydana getiren sevgili!<br />
• Egri otur da dogru söyle; senin gibi bir sakî, her an bana Mansur sarabı sunarsa bende akıl, düsünce kalır mı<br />
• Atesle siseyi çatlatmamak kimin elinden gelir Yahut taze üzümden yıllanmıs eski sarabı kim çıkarabilir<br />
• Gönlü uyanık kisilere çok çok saraplar sunarak, onları costur. Su köhne dünyayı onlara tazelestir.<br />
• Sen isi gücü zevk olan bir asıksın. Senin devletin ebedî olsun. Her günün bayram günü olsun. Her günün yeni bir<br />
dügün dernek olsun.<br />
1070. Bir ölüye seslenis.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. V, 2180)<br />
• Su kirli dünyadan göklere dogru yüksel, ruhun sad olsun, ötelerde manevî yürüyüs yap!<br />
• Kötülüklerle dolu, günah atesleri ile yanıp kavrulan bu dünya sehrinden sıçradın, çıktın. Nese ile kurtulus evini yurt<br />
edin, orada yasamaya basla!<br />
• Ey ruh! Su dünyada içinde yasadıgın beden öldü, yok oldu ise olsun. Ser o bedeni yaratana git! Beden yıkıldı,<br />
topraga düstü ise düssün. Sen kendin bastan basa can ol, ruh ol!<br />
• Ecel gelip çattıgı için yüzün safran gibi sararıp soldu ise üzülme, ötelerde erguvan renkli lalelikte oturmaya baslarsın.<br />
• Ahbaplarından, dostlarından ayrıldın, yapayalnız kaldıysan, gam yeme, dostlukla Hakk´a yakın ol!<br />
• Eger sudan o ekmekten uzak kaldıysan, sen kendin manevî ekmek ol da canlara, gönüllere güç kuvvet ver!<br />
1071. bende kendi kokusunu buldu.<br />
Mefulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. V, 2235)<br />
• Sevgilim, senin gül bahçesi gibi olan yüzünün hayali geldi. Bana dudaklarından seker destanları getirdi.<br />
• Ona dedim ki: "Mademki, sen canın içindeki her gizli seyi biliyorsun. Böyle oldugu halde, can ve cihan nasıl oluyor da<br />
senin aleminden habersizdirler "<br />
• Sen nesin Nereden geldin Nerelisin Asıl vatanın neresidir Nasıl bir cevhersin, madenin nerededir<br />
• Ancak, ask yol gösterdi de beni çekti, sana getirdi. Bu yüzden ben önce askın kuluyum, kölesiyim.<br />
• Sonra senin o elini, benim kan aglayan gönlümün üstüne koydu da; "Bu kimindir " diye sordu. Ben utanarak ona<br />
yavasça; "Senindir." dedim.<br />
• Sonra güzel gözleri ile gözlerime baktı. "Peki, bunlar nedir Kimindir " diye sordu. "Bunlar senin inciler saçan iki<br />
nemli bulutundur dedim.<br />
• Zagferan renginde olan ve kan aglayan gönlümü, lale bahçesi sandı. Ona; "Ey gül yanaklı, yanılma, bu gördügün<br />
lale bahçesi degil, bunlar senin gül bahçesi gibi olan güzel yüzünün aksidir, naksıdır."dedim.<br />
• 0 beni kokladı, her neremi kokladı ise, bende kendi kokusunu buldu. Ona dedim ki: "Gül yanaklı güzelim, iyi bak,<br />
senin canın hakkı için söylüyorum, ben böyle buldugun gibiyim."<br />
1072. Göklere çıkan gizli merdivenden cimriler, kötü kisiler yararlanamaz.<br />
Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2257)<br />
• Allah´ım ben senin büyüklügünü, üstünlügünü, güzel sıfatlarım yazınca, kalem askından, hayranlıgından yarılır.<br />
Sen´in gibi essiz bir varlıktan ayrı düstügüm için aklım sasırır, yolunu kaybeder.<br />
• Ben Halil Ibrahim gibi ask atesine düstüm, yanıyorum. Fakat Sen´in atesinin alevlerinden sikayetçi degilim. Amansız<br />
gamından, verdigin sayısız dertlerinden de bas çekenlerden degilim. Çünkü Sen´i seviyorum.<br />
• Allah´ım, müskül islerimi kolaylastır! Sen bana gönül ver, gönül ihsan et! Çünkü beni gönülsüz yaptın, bende gönül<br />
bırakmadın.<br />
• Ey dost! Bana gül bahçenden baska bir menzil verme!<br />
• Melek, insan, peri, padisah, ordular, güller, günes, müsteri yıldızı hepsi Ser´in sultanlık sarayının esiginin<br />
ihtisamından utançtadırlar.<br />
• Bütün insanlar, yarattıgın bütün varlıklar, karıncalar gibi Sen´in harmanını kosuyorlar, Sen´in nimetlerinden<br />
rızıklanıyorlar. Sen öyle cömert, öyle büyük bir ihsan sahibisin ki, bütün cihan, lütuflarının sofrasının bir nevalesi, bir<br />
lokmasıdır.<br />
• Her derde Sen´in merhamet hazinen ne devalar veriyor, Sen´in mekansızlık alemin her mekana, her yere ne<br />
ihsanlarda, ne iyiliklerde bulunuyor sayılamaz ki!<br />
• Beden, ten Sen´in nevalelerinin, rızıklarının pesinde; onları ummakta, gönül ise, senin cemalinin, güzelliginin<br />
sevdasındadır. Ten, gözünü ekmegine dikmis, ona bakıyor. Gönül, Sen´in mana zevkini, can zevkini arıyor.<br />
• Göklere çıkmak için kullarının önüne koydugun gizli merdivenden cimriler, kötü kisiler faydalanamaz.<br />
• Ancak emin kisilere, iyi kisilere merdivenini gösterirsin ki, ruhlar kervan oradan çıkarak Sen´in göklerine dogru<br />
yükselsinler.<br />
• Ey gönül, sus artık söyleme! Artık onun gizli sırlarını arastırma; çünkü Sen onun gizli seylerini bilmezsin. Ama o<br />
Sen´in gizli seylerini bilir.<br />
1073. Sararmıs, solmus yüzümü gör de, bana hiç bir sey söyleme!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. V, 2217)<br />
• Sararmıs solmus yüzümü gör de, bana hiç bir sey söyleme! Sayısız dertlerimi seyret de, Allah askına olsun, hiç bir<br />
sey sorma!<br />
• Kanlarla dolmus gönlüme bak, ırmaga dönmüs gözyaslarımı seyret! Ne görürsen geç hepsinden; neymis, nasılmıs<br />
diye bir sey sorma!<br />
• Dün gece hayalin gönül evinin kapısına geldi de, kapıyı çaldı. "Gel!" dedi. Kapıyı aç, fakat hiç bir sey söyleme!"<br />
• Senin verdigin ıztıraptan, gamından feryad diye elimi ısırdım. "Ben artık seninim, elini ısırma, hiç bir söyleme!" dedi.<br />
• "Sana baglanan su canı, ne zamana kadar dünyanın etrafında döndürüp duracaksın " diye sordum. "Hiç ses çıkarma,<br />
nereye çekersem tez gel!" dedi.<br />
• "Sussam, hiçbir sey söylemesem, gönlün buna razı olur mu " dedim. "Bir ates yaktın, yandırdın, alevlendirdin. Sonra<br />
da gir içine; hiç bir sey söyleme!" diyorsun.<br />
• Benim bu sözlerime karsı sevgili gül gibi güldü de; "Gir atese!" dedi. "Gir de o ates içinde yaseminler, yapraklar,<br />
çayır, çemenler gör ve hiç bir söz söyleme!"<br />
• Ask atesi, bastanbasa söz söyleyen gül oldu. Gül yapraklan atesten dil kesildi de; "Bizi yaratan sevgilinin lütfundan,<br />
ihsanından, büyüklügünden, güzelliginden baska hiç bir söz söyleme!" dedi.<br />
1074.. Gökyüzü senin matbahın, bütün insanlar da senin çoluk çocugundur.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2150)<br />
• Senin hilale benzeyen kaslarını seyretmedikçe, bayram insana bir ferahlık vermiyor. Senin tokmagının serefi<br />
olmadıkça davulun sesi çıkmıyor.<br />
• Her nefeste gönlüm sana meyl ediyor. Sense her nefeste benden biraz daha usanıyorsun. Yazıklar olsun ki,<br />
gönlümün sana olan meyli, senin benden usanmandan utanıyor.<br />
• Her güzellik ayetini senin ay´a benzeyen yüzün okudu. Dünyaya her çesit saadet mayası senin ay yüzündür.<br />
• Akan tertemiz sular senindir. Baglar, bahçeler, fidanlar da hep senindir. Senin fidanın, senin tertemiz suyundan<br />
baska içmez.<br />
• Mülkler, tahtlar senin, saraylar, baglar, bahçeler dünyada ne varsa hepsi senindir. Seher rüzgarın esince agaçlar<br />
neselenir, oynamaya baslarlar.<br />
• Gökyüzü senin matbahındır. Matbahta bulunanlar da yıldızlardır. Ates, su senin malındır. Bütün insanlar da senin<br />
çolugun çocugundur.40<br />
40- 1892 numaralı gazelde söyle bir beyit vardır:<br />
Gönlün gıdası, senin ask mutfagından olunca, yeryüzü sofrasından el çekerek uzakta durmak gerek<br />
• Ask, senin en degersiz adın, gökyüzü en alçak damın. Güneslerin parlaklıgı bile, senin zevalsiz olan ay´ından bir<br />
ısıktır.<br />
• Bulusma ümidine kapılınca agacın hali degisir, yeserir, boy atar. Ey ay yüzlüm; canın, gönlün hali nice olur<br />
1075. Sen kendini yabancı say, kendine yabancı ol!<br />
Müstef´ilün, Milstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün,<br />
(c.V, 2131)<br />
• Ey asık; hileyi bırak! Aklı terk et, divane ol, divane! Atesin tam ortasına atıl, adeta gönlüne gir! Pervane ol, pervane!<br />
• Kendini yabancı say, kendine yabancı ol! Hem de evini yık, harap et! Sonra gel; asıklarla, aynı evde otur, onlarla<br />
düs, kalk!<br />
• Git, gönlünü siniler gibi yedi kere yıka, kinden, nefretten temizlen! Sonra gel ask sarabına kadeh ol!<br />
• Sevgiliye layık olmak için tamamıyla can halini al! Mest olanların yanına gidince sen de mest ol mest!<br />
• Güzellerin takdıkları küpelerin sohbet yeri, bulusma yeri onların yanaklarıdır. Güzel yanaklarla, güzel kulaklarla dost<br />
olmak istiyorsan; inci tanesi ol, inci tanesi!<br />
• Düsüncen nereye giderse seni pesinden sürükler, oraya çeker götürür. Sen düsünceden vazgeç de, kaza ve kader<br />
gibi en ileride yürü, en öne geç!<br />
• Sehvete kapılmak, heva ve hevese meyl etmek bir kilittir ki, gönüllerimiz onunla kilitlenir. Sen anahtar ol, anahtarın<br />
disi ol!<br />
• Mustafa (a.s.) Hannane diregini oksadı. Sen bir agaçtan da asagı degilsin ya, haydi Hannane diregi ol, Hannane<br />
diregi! 41<br />
41 Medine´de ilk mescitte minber yoktu. Peygamber Efendimiz, bir hurma kütügüne oturarak hutbesini okurdu. Üç<br />
basamaklı ilk minber yapılınca Peygamber Efendimiz, kenara alınan kütüge oturmamıs, minbere oturmustu. Kütük<br />
Peygamber´den ayrı düsünce aglamaya baslamıstı. Ona Hannane kütügü dendi.<br />
• Hz. Süleyman sana; "Kus dilini duy, ögren!" diyor. Halbuki sen öyle bir tuzaksın ki, kus senden ürker kaçar, sen<br />
tuzak olma, yuva ol, yuva!<br />
• Bir güzel sana yüz gösterirse, ona ayna ol, onu içine al, onunla dol! Güzel sana karsı saçlarını yüzer açarsa, sen ona<br />
tarak ol, tarak.<br />
• Zenginlestin, armaganlara, mallara sahip oldun da bunlara karsılık sükran olarak askı verdin. Malı bırak, mal söyle<br />
dursun, sen aska sükrane olarak kendini ver, kendini.<br />
• Bir müddet ates oldun, rüzgar oldun, su oldun, toprak oldun. Bir müddet de hayvan oldun, hayvanlık aleminde<br />
dolastın. Madem ki, bir müddet can haline geldin, hiç olmazsa sevgiliye layık bir can ol, sevgiliye layık bir can.<br />
1076. Söz herkese kolay görünür ama, binlerce kisi arasında onu anlayan bir kisi bile çıkmaz.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c.V,2141)<br />
• Tatlı gülüsüne hayran olarak beden ve can onun kölesi olmuslardır. Akıl ve fikirde onun güzelligini görünce sasırıp<br />
kalmıslar, gönül de onun ihsanlarına sükretmekle mesgul.<br />
• Bizim basımızın dilegi nedir Onun insanı mest eden kadehi! Gönlümüzün istegi nedir Devletinin ebedî olarak<br />
yasaması!<br />
• 0 bir lesin yanına varsa, les dirilir kalkar. Yamalı bir hırka giyinmis dervisin yanına varsa, dervisin hırkası parıl parıl<br />
parlayan bir atlas olur.<br />
• Onun sureti, sekli hiç bir zaman gönlümden gitmedi, gitmez. Ona benzer, ona esit kimse dünyaya gelmemistir. Ve<br />
bundan sonra da gelmez.<br />
• Dünyanın mülkü nedir ki, onunla övünsün Aksine dünya onunla övünür: çünkü dünyanın sahibi odur.<br />
• Ne mutlu o gönle ki, onun derdi, düsüncesi sensin; ne mutlu o köye ki, onun vergi alıcısı sensin.<br />
• Ask bizim sevgilimizdir. Bizce onun sekli, kılıgı yoktur. Zaten onun gönlüne karsı suretin, seklin ne degeri vardır<br />
• Sevgili bana dedi ki: "Ben bundan sonra sinekleri sekerden kovacagım. Ne mutlu o sineklere ki, onları kovan<br />
sensin."<br />
• Felek bir hırsızdır. Ömür kesesini ondan koru! Onun tanesi tuzaktır. Onur dirisi de ölü olur.<br />
• Sus artık; zaten söz herkese kolay görünür. Ama, binlerce kisi arasında onu anlayan bir kisi bile çıkmaz.<br />
1077. Biz senin güzelliginin mestiyiz.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. V.2144)<br />
• Dünyanın isi ne olursa olsun, o nerede Senin isin nerede îki cihan güzellerle dolu olsa, o güzeller nerede, senin<br />
kurnaz güzelin nerede<br />
• Farz et ki, dünyayı kıtlık kaplamıs, ne yemek var, ne ekmek. Ey gizli, ey asıkar Sultan! Senin zahîre ölçegin, ambarın<br />
nerede<br />
• Farzet ki, dünya dikenlerle, akreplerle, yılanlarla dolmus. Ey canın nesesi, sevinci; senin bagın, çiçeklerle, güllerle<br />
dolu gül bahçen nerede<br />
• Farzet ki, cömertlik ölmüs, hasislik herkesi öldürmüs. Ey bizim gözümüz, ey bizim gönlümüz! Senin lütfun, ihsanın,<br />
giydigin süslü elbiseler nerede<br />
• Farzet ki, ayla, günes, ikisi de yola düsmüs, gitmisler, görünmez olmuslar; o kulaga, göze yardımcı olan güzelligin,<br />
nurun nerede<br />
• Farzet ki, müsteriye inci satacak sarraf kalmamıs, sen nasıl olur da ihsanlarda bulunmazsın Senin inciler yagdıran<br />
bulutun nerede<br />
• Farzet ki, dünyada senin sırlarını söyleyecek agız, dil kalmadı. Peki senin sırlarının cosması, köpürmesi nerede<br />
•Sen kendine gel de hepsinden vazgeç! Biz senin güzelliginin, bulusmanın mestiyiz. Geç oldu, erken gel, senin<br />
meyhanen nerede<br />
• Bir yabancı gelmis. Ezelî sarapla mest olanların yolunu kesmede. Niçin sehnelik, polislik etmiyorsun Senin yigitligin,<br />
onu bunu yaralaman, kurdugun daragacı nerede kaldı<br />
• Ey sözler söyleyen, harfler saçan, sus artık! Mezarlıkta yatan, konusmayan, susanlar gibi kulak kesil; halka<br />
tercümanlık etme! Kendi halin, senin hal yönünden, hal dile ile söyleyen sözlerin nerede<br />
1078. Ey akıl; yanımdan çekil git de, iyiden de kötüden de kurtulayım.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2148)<br />
• Ey ogul! Senin canına, basına yemin ederim ki, güzellikte esin benzerin yoktur. Aynaya bak, kendi güzelligini seyret!<br />
Aslında aynada görünen güzel sen degilsin. Senin ötende bulunan kimdir; biliyor musun<br />
• Kendi yanagını öp, kendi kulagına sır söyle, kendi güzelligini seyret, kendi kendini methet!<br />
• Sırrın mecaz degildir, bir gerçektir. Sen bos yere nazlanmıyorsun. Nazın senin kendin içindir.<br />
• Ey akıl, yanımdan çekil git de, iyiden de kötüden de kurtulayım. Ey gönül, seni de istemiyorum, sen de benden<br />
uzaklas da senin hak ettigin sözleri söyleyerek seni kırmayayım.<br />
• Sen hem babasın, hem ogul, hem seker kamısısın, hem seker. Senin yerini tutacak kim var; söyle!<br />
• Kapadıgın dudaklarını aç, deger biçilmez akîk nedir; söyle! Zaten akîk madeni sensin. Ben sana, nasıl baha<br />
biçebilirim<br />
• Ey ogul! Bu dünyada ne bitti ise, ne yetisti ise hepsi senin gölgendir. Ey ogul! iki dünyaya da gölge salan senin<br />
devlet kusundur.<br />
1079. Hepimiz, bütün insanlar hep sana sıgınmaktayız.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2153)<br />
• Ey basa gelen her bela için aman olan, kendisine sıgınılan aziz varlık´ Biz hepimiz, bütün insanlar, sana<br />
sıgınmaktayız. Bizler hep senin emanındayız. Herkesin, her seyin canı, Sen´in canının lütfu ile hostur, güzeldir.<br />
• Bütün dünyanın, bütün insanların manevî padisahı sensin. Herkesin, her seyin aslı sensin. Mademki, Sen bizimsin;<br />
Sen´in olanlardan, sana mensup olanlardan bizim bir gamımız, bir sikayetimiz yoktur.<br />
• Ey benim ay yüzlüm! Dün gece Sen´in gam bulutun cigerime geldi de Sen´in dilinden bana sagdan soldan olmayacak<br />
yüzlerce seyden bahsetti.<br />
• Onun perisan sözleri yüzünden gönlüm sıçradı. Onun hayaline dogru gitti. Ey seker huylum! Yaptıgın her sey<br />
yerindedir, güzeldir. Bütün bu isler, bizlere layıktır.<br />
• Agzımıza Sen´in sevgi atesin düsmüstür de, bu yüzden sana kavusma hevesi ile, Sen´in dünyana ulasma arzusu ile<br />
bizim canlarımız bu dünyada çırpınıp durmadadır.<br />
• Sen´in askının yolunda ne bedenimde, ne de hanemde bir nisan, bir iz vardır! Sen´den perisan bir iz bulurum ümidi<br />
ile ben, ates gibi gidiyorum.<br />
• Bu degersiz kul, senin mücevherini gördü de kapında topalladı kaldı. Ey mücevherat sahibi! Ben Sen´in dükkanının<br />
yanında ayakta kalmıs, içeri giremiyorum, bana acı!<br />
1080. Güller, susamlar, bütün çiçekler senindir.<br />
Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2256)<br />
• Sen´in askınla kararsız olan kisi, sana kavusunca karar bulur, huzura erer. Böylece, ayrılık dikeninle gönlü yaralanan<br />
kimse, Sen´in gül bahçene ulasır da mutlu olur.<br />
• Su dünyada görülen güller, susamlar, bütün çiçekler, bütün gül bahçeleri Sen´indir, Sen´in yarattıklarındır. 0 güllerin,<br />
çiçeklerin solmaları, ölmeleri Sen´in sonbaharının hayırhahlıgındandır. Onların topraktan bas kaldırmaları, tekrar hayata<br />
kavusmaları, neseli neseli oynasmaları da Sen´in ilkbaharının eseridir.<br />
• Gerek yeryüzünde, gerekse göklerde bulunan canlı, cansız her varlık, her sey, her zerre asıkların canları ve gönülleri<br />
gibi Sen´in askına düsmüsler de kararsız olmuslardır. içlerinden yanıyorlar, kosuyorlar.<br />
• Yarattıklarının hepsi de, Sen´in askınla yasarlar. Sevdana taparlar. Bütün alem, Sen´in kudretli elindedir. Onlar,<br />
bazen Sen´in düskünlerin, mestlerin olurlar. Bazen de Sen´in humarındadırlar.<br />
• Varlıkların hepsi de Sen´in sevdana kapılmıs, alt üst olmuslardır. Neseyi de, kederi de Sen´den almıslardır. Ne yazık<br />
ki, her seyi Sen yarattıgın halde, yarattıkların Sen´den habersizdirler.<br />
• Yarattıgın eserlerde Sen´in sıfatını sezmek, hadiselerde takdirini müsahade etmek ne tuhaftır Mukadderata boyun<br />
egerek sikayet etmeden Sen´in tecellilerini beklemek ne hostur.<br />
• Sen´inle beraber olunca, Sen´in sevgine ulasınca, ölü ömrü, pörsümüs teni, ve donuk canı ne yapayım Sayılı iki üç<br />
günlük ömür ne ise yarar<br />
1081. Sakın bizi bırakıp gitme!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün,<br />
(c. V, 2143)<br />
• Evin aydınlıgı sensin, evi bırakıp gitme! Bizim zevkimizin, nesemizin tadısın, bizi gözet, gitme!<br />
• Düsmanım seni aldatmaya kalkısır. Onun isvesine, tatlı sözlerine kanma! Canımı, gönlümü gamlar, kederler içinde<br />
bırakıp gitme!<br />
•Allah askına, senin düsmanını da, benim düsmanımı da sevindirme! Düsmanın hilesine kulak verme, dostu incitme,<br />
gitme!<br />
• Ey güzel, ona buna haset eden kisi, hiç kimse için iyi söz söylemez. Sen Keremine ne layıksa, dosta onu yap, gitme!<br />
Elinden gelen lütfu, ihsanı dosttan esirgeme!<br />
• Kötü kisiler gibi her nefeste kendini esen rüzgara kaptırma, vesveselerinin hepsini atese at, yak! Sakın bizi bırakıp<br />
gitme!<br />
1082. Sen, bana gök sarabından, ilahî saraptan sun!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2154)<br />
• Kendine gel, egri bügrü yalpa vurarak yürüyorsun. Yine ne içtin; ev ev, mahalle mahalle mest ve harap bir halde<br />
dolasıyorsun<br />
• Kiminle arkadas olmustun Kimden bir öpücük kapmıstın Kimin saçlarını halka halka, tel tel çözmüstün<br />
• Hayır, hayır kim seninle dost olabilir Ey bütün gözlerin ısıgı güzel! Sen havuzdan havuza, dereden dereye gizli<br />
gidersin.<br />
• Canın hakkı için dogru söyle! Gönlüm de, canım da senindir. Benim sıseye benzeyen gönlüm, sürahi sürahi sarap<br />
içmistir.<br />
• Dogru söyle; gizleme! Asıklara arka dönme! Çesme nerede; söyle de testi testi su tasıyayım.<br />
• Dün gece hayalin asıklar arasında beni arıyordu. Ne yazık ki, yüz yüze geldigimiz halde bu kulunu tanıyamadı.<br />
• Sonra kulunu, o egri bügrü yürüyen kulunu tanıyınca dedi ki: "Hey! Eve gel; ne zamana kadar o tarafa bu tarafa<br />
gideceksin "<br />
• Benim bütün ömrüm odadan odaya, kocadan kocaya giden saskın kadınlar gibi; kötü ile, iyi ile, serle, hayırla<br />
beraber yolculukta geçti.<br />
• Ona; "Ey can Peygamberi" dedim. "Ey can ayetinin yeryüzüne inmesine sebep olan aziz varlık! Sen bana, senin<br />
içtigin, sana sunulan gök sarabından, i-lahî saraptan sun, sun da bu dünya dedikodusundan beni kurtar."<br />
• Can Peygamberi bana dedi ki: "Ezel kıvılcımını agzına götürürsen, agzını da yakar, bogazını da. Sonra; ´Ah bogazım,<br />
ah bogazım!´ diye bagırır durursun.<br />
• Allah, her yiyenin lokmasını, onun kabiliyetine göre vermistir. Bogazında kalacak lokmayı bos yere arama, arama!"<br />
• Can Peygamberine dedim ki: "Canım da, gönlüm de sana kurban olsun Kusuruma bakma; sen bana can sarabı ver!<br />
Ben korkak kisilerden degilim ki, asıkların hay-huyundan ürkeyim<br />
• 0 sarapla dost olmayan, o saraptan ürken kisinin bogazı kesilsin. 0 yolda topallayan kisi bana düsmandır."<br />
1083. Bizi görüsten mahrum etme, gözsüz bırakma! Çünkü sen bizim gözümüz, görüsümüzsün.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün,<br />
(c. V.2174)<br />
• Ey kalender gönüllü sevgili! Neden üzülüyorsun Gönlünü sıkıntılara sokuyorsun Daraltıyorsun Neden harabelerde<br />
yasayan baykusla ilgileniyorsun, onu düsünüyorsun Sen üstün bir varlıksın, devlet kusunun canısın.<br />
• Salına salına gel, ask ugrunda canlarım vermekten çekinmeyen asıkların arasına gir! Sen de canınla oyna! Sen de bu<br />
ugurda canını vermege hazırlan! ey asıl yerinden yurdundan ayrılıp gelmis olan aziz varlık! Sen, simdi neredesin Su<br />
dünyada gurbette degil misin<br />
*Senin la´1 dudakların ayrılıp geldigin madenin zenginligini, ihtisamını bildirmededir. Sonunda sende bulunan o can<br />
incisini göstermeyecek misin<br />
• Sen pek güzelsin, pek latîfsin, pek zarifsin. Ay gibi parlak bir yüzün var. Asıklara ne cilveler yaparsın Ayrılıgın ile<br />
onları ne belalara sokarsın<br />
• Öyle parlaksın, öyle güzelsin ki, can güzelligine hayran olmus da, bir halka sekline girmis, gelmis kulagına takılmıs.<br />
Fakat sen, asıklar arasına karısmayacak mısın Hiç bir halkaya girmeyecek misin<br />
• Gönülden derdi, gamı aldın, gönlümüzü kederden, gamdan azad ettin. Gönül ilk sarabı yapan efsanevî hükümdar<br />
Cem´in küpü gibi oldu. Bu kadeh senin için parlar durur. Ey can! Artık meydana çık!<br />
• Ey Tebrizli Hakk´ın Semsi! Ey görüsümüzün aslı, temeli! Bizi görüsten mahrum etme! Gözsüz bırakma, çünkü sen<br />
bizim gözümüz, görüsümüzsün.<br />
1084. Herkes sustu ama, gayb alemi, gizli alem dilsiz, dudaksız konusmada, hutbe okumada...<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2159)<br />
• Ey güzel! Mademki sarap var, sunmaktan çekinme; olmaz deme! Bos iki elini açıp da gösterme! Çabuk o sarabı<br />
testiden doldur, getir!<br />
• Ey gam gideren çalgıcı! Bu testiye tas atma! Hakk kapısından bir testi su almakla onun ihsan deresinin suyu<br />
azalmaz.<br />
• Hani Hz. Musa, bir mücize göstermisti. Bu mücizesi ile sihirbazlara bir iman kadehi sunmustu. Onlar kendilerinden<br />
geçmis, seve seve canlarını feda etmislerdi. Ey sakî ! Sen de bize sihirbazlara sunulan kadehle sarap sun!<br />
• Açıkça gel, sarabı apaçık olarak sun! Ask sarabının apaçık sunulması daha iyidir. Ramazan oldugu halde, ilahî ask<br />
sarabı yüzünden bugün herkese bayram günüdür.<br />
• Geçen sene ölen kisi, sevgilinin yüzünden yine dirildi. 0 Mesîh huylu sevgilinin lütfu ile kefeni içinde gülmege basladı.<br />
• Ey dirilmeyi, kıyameti inkar eden, aptalca konusma! Bahar geldi. Onun bahçesinde, selvi boylular, çemen gibi<br />
yeniden topraktan bittiler, bas gösterdiler, gel de gör!<br />
• Herkes sustu ama, gizli alem, dilsiz konusmada, dedikodu nagmeleri ol maksızın dünyaya hutbe okumada...<br />
1085. Mumun sana ısık degil, karanlık saçmadadır.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2155)<br />
• Söyle bakalım, bedeni ile dünyanın bir cüz´ü olan insan, nasıl olur da dünyanın dısında kalabilir Islaklık ne zaman<br />
sudan kurtulabilir Birincisi nasıl olur da ikincisinden kaçar, ayrılır<br />
• Ey ogul! Hiç bir ates, bir baska atesle sönmez. Benim gönlüm, ask yüzünden kanlar içinde kalmıs. Sen benim<br />
kanımı, kanla yıkama!<br />
• Ne kadar kaçtımsa gölgem benden ayrılmadı. Kıl gibi incelsem de, beni vekil eden pesimden gelen yine gölgemdir.<br />
• Gölgeleri ancak günes giderebilir. 0 bir gölgeyi uzatır, kısaltır. Sen gölge ile oynamak hünerini güneste ara!<br />
• Iki bin yıl gölgenin pesinden kossan, sonunda geride kaldıgını görürsün. Sen yine geridesin, gölge ileridedir.<br />
• Hizmetin, çalısman, çabalaman suç sayılmıstır. Nimetin, sana zahmet olmustur. Mumun sana ısık degil karanlık<br />
saçmadadır. Arayıp taraman senin elini ayagını baglamıstır.<br />
• Bunların sebebini sana anlatırdım, ama, senin gönlünün beli kırılır diye korkuyorum. Gönül sisesini de kırarsan, senin<br />
için o kırıkları tamir etmek yoktur.<br />
• Benden duy, benden isit! Sana gölge de lazımdır, nur da. insana ikisi de gereklidir. "Kötülüklerden sakın (=itteku)"<br />
agacının önüne basını koy da, gölge varlıgın uzasın gitsin.<br />
• Sen, Hakk´ın lütuf agacından yetistin, gelistin. Kanatların çıktı. Sus artık. Güvercinler gibi "bakara, bakara" demege<br />
kalkısma!<br />
1086. Hz. Adem, senin azarlayısının verdiği nese ile cennetin bahçesini bıraktı da yeryüzünde kapı esigini makam<br />
edindi.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün,<br />
(c. V.2170)<br />
• Ey benim canım! Benim her yönümde, altı cihetimde de senin güzelliginin resmi var. Ben her tarafta seni<br />
görüyorum. Aynada da parıl parıl senin yüzün parlamada.<br />
• Aynasını ancak kendi miktarınca görebilir. Çünkü sen bu kadar güzellikle, bu ihtisamla aynaya sıgamazsın.<br />
• Günes, seni ne vakit görebilirim diye, senin günesinden sordu. Günesin cevap verdi de, dedi ki; "Sen battıgın zaman<br />
ben dogarım."<br />
• Ey ask! Isıgı yedi kat göge sıgmayan akıl, nasıl oldu da senin tuzagına düstü, senin çuvalına girdi<br />
• Akıl, ask harmanının ancak bir bugday tanesidir. Fakat bu bugday tanesi, senin kolunu kanadını baglamıstır.<br />
• Hakk´ın ebedî hayat denizine dalarak ebedî canı görünce, bu can sana kol ve kanat kesildi.<br />
• Artık aska sahip oldun. Sence su mal mülk ne ise yarar Bu alemin devleti yüksek mevkî, senin ulastıgın mevki´e ve<br />
devlete göre, ne ise yarar Kaç pars eder<br />
• Sana karsı köpek nefsimiz, tilkilik edecek, hilelere bas vuracak, buna imkar var mı Senin çakalına arslan bile secde<br />
eder.<br />
• Ey benim canım! Gece gibi, gündüz gibi, elsiz ayaksız yollara düsmüs, kosup duruyorum. Çünkü gökyüzünden her an<br />
"gel" diye çagırdıgını duymadayım.<br />
• Senin nuruna karsı bizim karanlıgımız da nedir Senin güzel islerine karsı bizim kötü islerimizin ne degeri olabilir<br />
• Gündüzleri, senin agacının altına düsmüs gölge gibiyiz. Geceleri de seher zamanına kadar dertten, eleminden emin<br />
oldugumuz halde aglayıp, inlemedeyiz.<br />
• Hz. Adem, senin azarlayısının verdiği sevkle, nese ile cennetin bahçesini bıraktı da huzurunda kapı esigini makam<br />
edindi.<br />
• Gönül denizi, senin insana deger verisinden, insana ikramda bulunusundan köpürür, cosar. Fakat ben, senin<br />
sözlerine müstakım. Onun için dudagımı kapıyorum, susuyorum.<br />
1087. Benim canım sensin. Ben dünyaya meyleden gamlarla dolmus olan kendi canımı istemiyorum, ondan vazgeçtim.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. V. 2162)<br />
• Yine öyle bir coskunluk halindeyim ki, canına yemin ederim. Beni ne biçim baglarla baglarlarsa baglasınlar, hepsini<br />
koparır atarım.<br />
• Benim aziz ömrüm sensin, ben fanî ömrü istemiyorum. Canına yemin ederim ki, benim canım sensin, ben dünyaya<br />
meyleden gamlarla dolmus olan kendi canımı istemiyorum, ondan vazgeçtim.<br />
• Bir su kabından su içsem, o suyun içinde senin hayalini görürüm. Canına yemin ederim ki, ben sensiz bir nefes<br />
alsam; onsuz neden yasıyorum diye pisman olurum.<br />
• Sen olmadan ben havalara yükselsem, göklere çıksam, siyah bulutlar içime gamlarla dolar, aglarım. Canına yemin<br />
ederim ki, sensiz gül bahçesine girsem, kendimi zindanda hissederim. 42<br />
42 Nesatî merhum beyti söylerken Mevlana´yı hatırladı:,<br />
"Baga sensiz bakamam çesmime ates görünür,<br />
Gül-i handanı degil, serv-i hıramanı bile."<br />
"Sevgilim, ben baga sensiz bakamam, yalnız gülen gül degil servi agacı bile gözüme atesler içinde kalmıs gibi<br />
görünür."<br />
• Kulagım senin adından baska ses duymaz. Aklımın, fikrimin duydugu sey, senin kadehinin sesidir. Canına yemin<br />
ederim ki, ben çok perisanım, yıkılmısım, gel de beni kaldır, canlandır.<br />
• Ey beni dogru yola götüren azîz varlık! Mabette de maksadım sensin, mescitte de sensin. Sen, nereye yüz çevirirsen,<br />
canına yemin ederim ki, ben de yüzümü oraya çeviririm. 43<br />
43 Arif bir sair de;<br />
"Allah´ım; bazen kiliseye gidiyorum bazen mescide. Böylece ev ev seni arıyonım." diye söylemistir.<br />
• Ben askla konusuyordum, diyordum ki; "Ask arslandır. Ben de ceylanım." Fakat canına yemin ederim ki, ben<br />
arslanlardan kaçmak söyle dursun, onları ben gözetirim, onlara bekçilik yaparım.<br />
• Ey içten içe inkar eden; gizlice inkar etme! Canına yemin ederim ki, ben alına yazılan gizli yazıyı bile okurum.<br />
• 0 bir türlü anlasılamayan, neliksiz niteliksiz varlık, acaba su kanlarla dopdolu gönlüme nasıl bir yakınlık gösterdi ki;<br />
canına yemin ederim, bütün yakınlarımdan uzak düstüm.<br />
• Sen, kurbanlık canın bayramısın. Bütün asıklar, senin kurbanlarındır. Canına yemin ederim ki, ben senin kurbanınım,<br />
beni matbahına çek al!<br />
• Geceleri Tebrizli Sems´in askı ile uyuyamıyorum. Canına yemin ederim ki onun yüzünden zerreler gibi dagınık bir<br />
haldeyim.<br />
1088. Insanların yüzleri, senin yüzünün aynası olmasaydı, insanlardan kaçardım, daglara sıgınırdım.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2158)<br />
• Sen´inle bulusma, sana kavusma arzusuna kapılmıstım da, bu arzuda ısrar etmekte idim. Sen´in vefana erismek için<br />
bu vefalı canımı verecegim, ölüp gidecegim.<br />
• Gönlümün arzu ettigi lütufta bulundun da gönlümü ferahlandırdın. Fakat bu Sen´in binlerce lütfundan ancak biridir.<br />
Ben, sana karsılık olarak ne yapabilirim<br />
• Bir tat tattırmasaydın, yesillik yerden bitmezdi; gökyüzü Sen´in çagrını duymazdı da, böyle dönüp durmazdı.<br />
• Gül fidanlarının dünyası, Sen´in kırmızı, yesil renkli elbiselerine bürünmüstür. Gece yolcularının ümidi de Sen´in<br />
gündüzünün uyanmasına baglanmıstır.<br />
• Insanlann yüzleri, Sen´in yüzünün aynası olmasaydı, insanlardan kaçardım. daglara sıgınırdım.<br />
• Cansız sandıgımız varlıklarla, bitip boy atan bitkilerle bir samanlıga benzeyen dünya, Sen´in kehribarın olmasaydı;<br />
yokluktan nasıl meydana gelirdi<br />
• Sen´ın; "hay, huy" diye birbiri ardınca çagırman olmasıydı, topragın gönlünden bu hay, huylar olur muydu Bu<br />
sayısız bitkiler baskaldırır mıydı<br />
• Eger sen çagrılmasaydın; bu dünyada senin ne isin vardı Kendiliginden bir lütuf gelir, çatar. Onu çeken kimdir Ey<br />
gönül o kendiliginden gelis de, sana Rabb´inin bir lütfudur.<br />
• Zerre zerreye der ki: "Ne vakte kadar havada titreyerek oradan oraya uçup duracaksın Zaten, hava da, zerre de<br />
hepsi Sen´in havana kapılmıslar, sevdana düsmüslerdir.<br />
• Su hava da sabahın erken saatlerinden aksama kadar yüzlerce sekle girer, her sekilde de, her durumda da, Sen´in<br />
için çark vururlar, oynar dururlar.<br />
• Havanın oyununu görmüyorsun ama, agaçların oyunlarına bak! Yahut da, canın Rabb´inin huzurunda secdeye<br />
kapanısını seyret!<br />
• Yeter, sen artık sus; sus da varlıkların her biri kendi sözüne dalsın. Bütün huylar, elbette senin dilegine asık<br />
olmazlar.<br />
1089. 0 sana, senden daha yakındır. Ne için onu dısarıda arıyorsun<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün,<br />
(c. V.2172)<br />
• Belki gelir, belki de gelmez diyordum. Ama sevgili ansızın bana misafır olarak geldi. Bu gelisten gönlüm sasırdı da<br />
heyecanla; "Iste geldi." dedi. Can da; "Ne sasıyorsun, iste o ay yüzlü geldi, burada!" dedi.<br />
• 0, eve geldi ama, biz deliler gibi sokaklara döküldük. Onu arıyoruz. "0 nerede, o ay yüzlü nerede " diye bagırıp<br />
duruyoruz.<br />
• Halbuki, o evin içinde; "Ben buradayım." diye bagırıyordu. Benim ise, evin içinden gelen sesten haberim bile yoktu<br />
da "Neredesin " diye her tarafa bagırıp duruyordum.<br />
• Bizim mest olmus bülbülümüz, bizim gül bahçemizde ötüp duruyordu da biz kumru gibi "Ku, ku, nerede, nerede "<br />
diye feryad ederek uçuyorduk.<br />
• Sanki gece yarısı, bir çok kisiler yataklarından sıçrayıp kalkmıslar; "Hırsız var, hırsız var!" diye bagırıyorlardı.<br />
Halbuki, hırsız orada idi. 0 da onlarla beraber; "Hırsız var!" diye bagırmakta idi.<br />
• Hırsızın kendisinin bagırması, öbürlerinin bagırmaları ile öyle karısmıstı ki onların bagırıs ve çagırıslarından sesi bile<br />
ayırdedilemiyordu.<br />
• "Nerede olursanız olunuz, o sizinle beraberdir."44 Yani bu arayısta o da sizinle beraber oldugu için arıyorsan asıl onu<br />
ara!<br />
44--(57. süre olan Hadîd Suresi´nin su mealdeki 4. ayetinden iktibas var: "Her nerede bulunursanız bulunun, Allah<br />
sizinle beraberdir)"<br />
• 0 sana senden yakmdır.45 Ne için onu dısarıda arıyorsun Kar gibi eri, yok ol da, kendini kendinde aramaya basla!<br />
45--(50. süre olan Kaf Suresi´nin su mealdeki 16. ayetinden iktibas var "Biz ona yakın olan sah damarından daha<br />
yakınız.)"<br />
• Insan, asık olunca süsen gibi dillenir, söze baslar, konusur durur. Ama, sen dilini tut, sus! Süsenin de huyu budur,<br />
dili vardır ama, söylemez, susar.<br />
1090. Varlık aleminde asıl yasayıs, duyus asktır.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. V. 2265)<br />
• Bugün dostla bulusma rüzgarı, mutlu olma rüzgarı esmededir. Bugün sevgi, verdiği sözde, ahdinde durmus, vefa<br />
göstermededir.<br />
• Rakip gitmis, artık sevgilinin yanında yok. Sevgili, düsmanın zahmetini çekmeden, asıkların yalvarıslarını,<br />
yakarıslarını duymadadır.<br />
• Ey gönül! Sana sevgili ile bulusma müjdesi, onunla birlikte sarap içme müjdesi veriyorum. Zaman senden neler aldı<br />
gitti ise, onların hepsini sana geri verecek.<br />
• Sükürler olsun, düsman def´ oldu gitti. Biz de sarap kadehi ile arkadasız. Bizim neseden yanaklarımız kırmızı; rakipse<br />
kör olmus, yaslara girmis.<br />
• Ey sevgi! Ne mutlu sana, bulusma lütfunda bulunarak kendini gösterdin. Senin canına canlar feda olsun. Zaten asıl<br />
cömertlik mal ile degil, can ile olur.<br />
• Sevgili, haset edenlerin gönülleri hos olsun diye, bize cefa etti. Ama bugün onunla basbasa kaldık da, o bizi<br />
methetmege basladı.<br />
• 0, öyle bir ay yüzlüdür ki; onun nuru, günesin ısıgından üstündür. Bugün onu gören kisi, günesi kararmıs görür.<br />
• Bugün o, ay gibi olan yüzünden örtüyü kaldırdı. Onun nuru, günesten de, aydan da, Zühre yıldızından da üstündür.<br />
• Aynrııktan ötürü ne rahat kalmıstı, ne de huzur. Bugün ise, yasayısımız güzellesti, tatlılastı.<br />
• Yeni ay, her zaman günesten nur alır. Bu ay ise; günese kendi nurunu veriyor. Bu ay nasıl sasılacak bir aydır.<br />
• Ey gönül! Bu halden faydalan, Allah´a sükret! Sevgi sana sefik olmaya, acımaya basladı. Allah da seni seviyor, ne<br />
mutlu sana!<br />
• Su anda ask ordusu tarafından esip gelen rüzgar hos bir eda ile el attı, onun büklüm büklüm olan saçlarından bir<br />
büklümünü çözüverdi.<br />
• Sevgi, bizim susuzlugumuzu gidermek için meclise geliyor. Kahvenin verdiği sarhosluk ise, zaman gibi uzadıkça<br />
uzuyor, yeniden yeniye sarhosluklar doguruyor.<br />
• Asıkları rahatsız eden gam, su anda kapının dısında kaldı. Damdan da asagı indi.<br />
• Bugün o, bulusma ihsan ediyor, sifalar veriyor. Bugün ilahî askla kendimizden geçtigimiz için rüku´ ediyoruz,<br />
secdelere kapanıyoruz.<br />
• Sen bize o incelmis kadehi gönül sifası olarak sun! Biz çoktan beri onun zevkinden mahrum kaldık.<br />
• Ey insanlar! Aska sarılın, onun çagrısına cevap verin. Ona gidin, onu bırakmayın. Çünkü, Allah aska ölümsüzlük<br />
vermistir.<br />
• 0 uyumayan, daima uyanık olan ask, gökyüzünden, ötelerden gelen sevgi bugün gafilleri, gönülleri uykuda olanları<br />
çagırıyor.<br />
• Varlık aleminde asıl yasayıs, duyus asktır. Asksız yasayıs, yasayıs degildir, kabuktur.46<br />
46 Fuzülî merhum; "Ask imis her ne varsa alemde" demisti. Hz. Mevlana da bir siirinde:<br />
"Asksız geçen ömrü, ömür sayma. Onu hiç hesaba katma."demisti. (Dîvan-ı Kebîr, 3-1129)<br />
• Seni asktan alıp, dünya sevgisine dogru çeken dost, iyice bil ki senin düsmanındır. 0 sana haset etmededir.<br />
• Askta konusma, asktan bahsetme yoktur. Askı yasamak vardır. Askta inlemek, gözyası dökmek vardır. Bu gözyasları<br />
sana kafidir.<br />
• Sus, söyleme; hiç bir sey deme! Deme de askın ne oldugunu gözyası söylesin. Gönül yanmaya baslayınca öd agacı<br />
gibi koku verir.47<br />
47 Bir sairimiz ;"Sen hamüs ol, macerayı, çesm-i giryan söylesin." (Sen sus bastan geçeni anlayan göz söylesin.)<br />
demisti.<br />
1091. Ben dünyada her seyden bıktım da senin arzundan baska bir sey istemiyorum.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2229)<br />
• Ey adı benim mest olmus canıma gıda olan sevgili; gözüm de, aklım da senin günlerinle aydınlanmadadır.<br />
• Senin güzel yüzünü, gözünü, boyunu, posunu, elini, ayagını gümüs renkli bedenini görünce, altı cihet de benim<br />
yüzümün ısıgı ile altın rengini aldı.<br />
• Bana; "Gönlüm senden bıktı, usandı." demistin. Ben de o dünyada her seyden bıktım da, senin arzundan baska bir<br />
sey istemiyorum.<br />
• Iste ben de oturdum, bekliyorum. Canıma, beni özledigine dair bir haber gelinceye kadar bekleyecegim.<br />
1092. Ask ehli Tebriz sehrinin topraklarından kokular alır.<br />
Fe´ulün, Fe´ulün, Fe´ulün, Fe´ul<br />
(c. V. 2274)<br />
• Bir inciye yolum düstü. Denizler onun sevdasına kapılmıslardı. Onu dolunayla cilvelesirken gördüler de sasırıp<br />
kaldılar.<br />
• Bir su gördüm, ruh, o suya asık oldu. Onunla arınmak, onda sefa bulmak diledi. 0 kirlilikleri temizlerdi ama, ates<br />
degildi.<br />
• Askın öyle bir nuru vardır ki, güneste, ona benzer bir nur yoktur. 0 nur, asıklara delil olur, kılavuz olur, onları<br />
yürütür.<br />
• Sevgi gelini, bir dolunaydır, karanlıklarda parıl parıl parlar. Asıkların kanları ona mahmurluk verir.<br />
• Sevgiyi elde etmek için dünyaya sırtımı döndüm. Bana kendi diyarımdan baska türlü aydınlandı, göründü.<br />
• Ask yolunda atlılar gördüm. Atları yaralanmıstı ama, yollarında pek hızlı gidiyorlardı.<br />
• Onlara; "Böyle hızlı hızlı nereye gidiyorsunuz " dedim. "Sevgi diyarına gidiyoruz, sevgi diyarından kaçan helak olur."<br />
dediler.<br />
• Buna tam bir delil, bir örnek istersen "Tebriz" denen sehre git! Orası tam ziyaret edilecek bir sehirdir.<br />
• Ask ehli o sehrin topraklarından kokular alır. Ruh için orada manevî süsler ziynetler vardır.<br />
• Gider, karanlık bir gece gibi onun havasına girersin. Sonra neselenmis bir halde gündüz olursun, geri gelirsin.<br />
1093. Hayalinin etrafında asıkların dönüp dolastıkları o kerem sahibi geliyor.<br />
Fe´ulün, Fe´ülün, Fe´ulün, Fe´ül<br />
(c. V. 2272)<br />
• Ey komsu! Müjdeci, müjdeli bir haber verdi. 0 müjdeyi duyunca gönüller kendinden geçti, yandı, tutustu.<br />
• Sizin evinizin ve çadırınızın yakınında müjdecinin agzından Hakk´ın sesi duyuldu.<br />
• 0 müjdeci; "Karanlık gecelere, yüzü ay olan ve hayalinin etrafında asıkların donüp dolastıkları, o kerem sahibi<br />
geliyor, yaklastı." diyordu.<br />
• Müjdeciyi karsıladılar. Onun etrafında halka oldular. Hepsi de müjdeciye secde ettiler, onu ziyaret ettiler.<br />
• Bela yatıstıktan sonra, gönüller de yatıstı. Ondan baht elbiseleri giydiler ve yürüdüler, gittiler.<br />
1094. Uykudan uyanınca benim aklım olur, düsüncem olur, gelir beni bulur. Uykum gelip de uyusam, gelir, rüyama<br />
girer.<br />
Fe´ulün, Fe´ülün, Fe´ulün, Fe´ul<br />
(c. V. 2251)<br />
• Yeni bir is yapmaya baslasam; bana emir veren, yaptırtan odur. Ben gönül aramaya kalkıssam, benim gönlümü alan<br />
dilber odur.<br />
• Ben barıs arasam, bana barıs saglayan odur. Savasa girissem, düsmanı öldürmek için hançerim o olur.<br />
• Eglenmek için asıklar meclisine gitsem, mecliste o bana sarap olur, meze olur. Gül bahçesine gitsem, o bana<br />
yasemin olur.<br />
• Bir maden ocagına insem, o madeni bastan basa akîk haline getirir, akîk olarak karısma çıkar, denize girsem, denizin<br />
incisi olur, avucuma düser.<br />
• Bir ovaya gitsem, bir bahçe olur gelir beni bulur. Gökyüzüne yükselsem, bu defa bir yıldız olur, karsımda parlar<br />
durur.<br />
• Basıma gelen bir belaya sabretmek için bir köseye çekilsem, bana minder olur, üstüne oturtur; gamdan, kederden<br />
yanıp yakılsam, beni içine alır, buhurdanım olur.<br />
• Nese zamanında, asıklar arasına katılsam, gelir, hem sakî olur, bana sarap sunmaya baslar, hem mutrib olur, güzel<br />
nagmelerle beni büyüler, hem bana sarap sundugu kadeh olur, sarap içerken kendini bana öptürür.<br />
• Uzakta bulunan dostlara mektup yazmak istesem, bana kagıt olur, kalem olur, mürekkep olur.<br />
• Ben, uykudan uyanınca, benim aklım olur, düsüncem olur, gelir beni bulur. Uykum gelip de uyusam, bu defa gelir,<br />
rüyama girer.<br />
1095. Allah rızası için, bize güzelliginden bir seyler ver!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün,Fa´ilat<br />
(c. V. 2230)<br />
• Biz süffîer, çok uzaklardan geldik. Senin kapında bekliyoruz. Allah rızası için bize yüzünüzün güzelliginden bir seyler<br />
ver!<br />
• Susuz kaldık. Yanımızda bos ibriklerimiz var. Çünkü, biliyoruz ki; senin ırmagından baska bir ırmakta güzellik suyu<br />
yoktur.<br />
• Ey huyu her zaman merhamet ve lütuf, iyilik olan güzel! Haydi, kapında bekleyen bu yoksullarına bir seyler ver!<br />
• Kıtlık senesinde, Hz. Yusufun güzelligi can gıdası oldu. Biz de kıtlıktan bunaldık, sana geldik.<br />
• Süfîler, yine helva arzu etmekteler. Onların gönüllerinin arayıp özledigi senin o tatlı dudaklarındır. 0 tatlı sözlerindir.<br />
• Dün gece, tekkede bir gürültü kopmustu. Tekke senin kokunla misklere bürünmüstü, misk kokuları ile dolmustu.<br />
• Haydi, biz dilencilerin zembiline dogru elini uzat, aç! Senin sadaka veren eline, koluna aferinler.<br />
1096. Insanın kendini begenme huyunu bir kokla; onda can kokusu yoktur, toprak kokusu vardır.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2203)<br />
• Meyhanenin yolu nerede Ben meyhaneye yalnız basıma gitmek istiyorum. Benimle beraber beden de gelmesin, can<br />
da gelmesin. Böyle nadir bir küfre ait dünyada layık bir zünnar var mıdır<br />
• Can, ilahî saraptan esip gelen rüzgarla her an mest olmada ve meyhanenin kapısına kadar kosmada, fakat onun<br />
yükü, yani bedeni nerede<br />
• Kulagın bulunmadıgı bir taraftan (ötelerden) bir çeng sesi geliyor. Bu çeng bildigimiz çeng degil, sevgilinin çengi. 0<br />
çengi yapmak için tahta nerede bulunacak, tel nerede bulunacak.<br />
• Asık beden elbisesinden soyununca, ona öyle bir can elbisesi giydirirler ki, onun kumasını hızlı hızlı çalısan çulhalar<br />
dokumamıstır. Peki o nerede dokunuyor Ipligi nerede<br />
• Asıgın kibrini, kendini begenme huyunu, bir kokla! Onda can kokusu yoktur. Toprak kokusu vardır. Zaten o koku<br />
aslında topraktan yaratılan bedendendir. Böyle uçsuz bucaksız vahdet denizinde kendini begenmek ayıptır, utanç vericidir.<br />
• Eger burnun açılır da bir hakîkat kokusu alırsa, o koku burnuna ask magarasından gelmededir. 0 koku hiç<br />
duyulmamıs, hiçbir attarda bulunmayan acayip bir kokudur. Her tarafa kosarsın, magara nerede bilemezsin.<br />
• Asıgın tertemiz bir halde bulunan yüzünde, renksizlik rengi vardır. Fakat o güzel yüzlü sevgilinin vefası, lütfu, sefası<br />
nerede<br />
• Sermedî olan yani ölümsüz olan ömürden sana bir müjde geldi. Allah´a hamdet! Artık senin ömründe ne bu senenin<br />
bir gamı vardır, ne de geçen senenin.<br />
• Artık orada, iyi kisilerle de, kötü kisilerle de konusup görüsmek ruha yük olur, zahmet verir. Iyilerin en iyisinin<br />
gölgesindeki halvete kim sıgabilir<br />
• Hakk Sems´i ve din Sems´i ölümsüzlük sefalarında büyükler büyügüdür. Onun günesinin parıltısında aklı basında<br />
kalmıs, bir zerre bulunur mu Bu zerre nerede<br />
1097. Senin canının çekisleri olmasaydı, topraktan yaratılmıs beden nasıl asık olabilirdi<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2223)<br />
• Üstün insanların, seçkin kisilerin hepsi senin misafirindir. Günes bile gökte seni sormada, seni aramadadır.<br />
• Kem göz, senin güzel yüzünden uzak olsun, binlerce can sana feda olsun.<br />
• Sana feda olan canlar ölümsüz olurlar. Çünkü, canlar senin madeninin iksiridir.<br />
• Sen, Hakk´ın ismet, temizlik sarayındasın. Baht ve devlet de gece gündüz sana kapıcılık yapmadalar.<br />
• Allah´ım bu bahçeyi sonsuz baharının lütfu ile daima yesert, yemyesil, ter ü taze sakla!<br />
• Sakla da melekler oradan meyve devsirsinler, elmalıklarında gezinsinler.<br />
• Allah´ım, su ask ırmagının suyu, senin ihsanın, bu ırmak her tarafa aksın, hiç bulanmasın.<br />
• Allah´ım, bu duaya, sen de amin de! Zaten dua da senin duan, amin de senin aminin.<br />
• Dünya çenginde, dünya kanununda teller var. Her telin feryadı, senin emrine göre, senin arzuna göredir.<br />
• Ben uyumustum, beni sen uyandırdın. Ben senin çevgeninde bir top gibiyim.<br />
• Senin canının çekisleri olmasaydı; topraktan yaratılmıs bu beden, nasıl asık olabilirdi Toprak nerede Ask nerede<br />
• Kuru toprak mest oldu da nagmelere basladı. Bu nagmeler senindir, nagmeler senindir, senin!<br />
1098. Gönül, senin etegini tuttu. Beden de gönlün etegini tuttu. Vah bu çekisten, vah bu isten!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2242)<br />
• Senin nar çiçegi gibi olan yüzün bahçeye gelince, gülün gönlüne atesin düser, onu yakar, yandınr.<br />
• Lalelerin gönüllerindeki atesin dumanı senin can renkli atesindendir. Senin yükünü çektikleri için, menekselerin beli<br />
bükülmüstür.<br />
• Can gül bahçesinin goncası, senin gül gibi olan yüzünü gördü ve dikeninin sevdasına kapıldı da gözünü hos bir<br />
sekilde açtı.<br />
• Süsen kılıcını çekmis, yaseminin kanını dökmüstür. Fakat süsene bu kılıcı kim vermistir Kim verecek, senin kanını<br />
içen, kan dökücü nergis gözlerin vermistir.<br />
• Bütün çemenler, ham sofular gibi soguk ve kupkuru idiler. Senin görünmez saraplar veren meyhaneci dudaklarından<br />
mest oldular, yeserdiler, gelistiler.<br />
• Askla mest oldugum için ona; "Sen, benim sevgilim degil misin " dedim. Yoksa, iki dünyada da sasıdan baska, kim<br />
senin sevgilini görmüstür<br />
• Gönlümde; "Ben sizin Rabb´iniz degil miyim Evet."48 yazısı var. 0 yazıyı inkar etme! Iste yazın, iste ikrarın!<br />
48 A´raf Süresi, 7/172. ayete isaret var.<br />
• Gönül, senin etegini tuttu. Beden de gönlün etegini tuttu. Vah bu çekistirenden, vah su isten!<br />
• Ey can padisahlarının padisahı Tebrizli Semseddin! Bedenin gönlünde, gönlün askı var. Gönlün gönlünde ise, senin<br />
askın var.<br />
1099. Ey can! Gönlümün gam yemesinden ötürü beni seviyor, benden razı oluyorsan, ben gama yüzlerce gönül<br />
verdim.<br />
Mef´ulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa-ilat<br />
(c. V. 2236)<br />
• Sevgili! Sen Hz. Musa gibisin. Ben de senin elinde asanım. Bazen halkın dayanagı oluyorum. Bazen de senin<br />
ejderhan!<br />
• Ey bakî olan, ölümsüz ve sonsuz olan Allah´ım! Senin varlıgına ne gün sıgar, ne de zaman! Gönlüm de senin sevdana<br />
kapılmıs, zamanım da!<br />
• Bana yüzlerce gün, yüzlerce zaman bagıslasan,onların hepsi de, senin askına, muhabbetine feda olsun.<br />
• Gözlerim, yarattıgın güzelleri, güzellikleri, çesit çesit hayvanları, bitkileri, gökleri, yıldızları gördü de, senin essiz<br />
vasıflarını, yaratma gücünü, dilsiz dudaksız olarak gönle söyledi. Gönül, gözün anlattıklarını duyunca, kendisi bastan basa<br />
göz oldu.<br />
• Bu gözlerim, senden gönüle haber götüreliden beri, gönül iki gözüme, dua edip durmada.<br />
• Gökyüzü, yüzlerce mumla, senin gönüller alan o güzel gözlerini, gece gündüz aramada, telasla dönüp durmadadır.<br />
• Ey can! Gönlümün gam yemesinden ötürü beni seviyor, benden razı oluyorsan; ben gama yüzlerce gönül verirdim.<br />
• Beni, senin gam havanında yüzlerce defa döv, ez. Bu ezilisle, senin tutiya´n olurum. Gözlere çekilir, gözleri<br />
aydınlatırım.<br />
• Can da nedir Senin güzelliginin gül bahçesinden bir yarım bayraktır. Peki gönül dedigin nedir Senin bagında<br />
açılmıs bir çiçek.<br />
1101. Birisi asık olunca, artık ondan vazgeç, onu arama, bırak gitsin!<br />
Mef´ülü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. V. 2239)<br />
• Hocanın mahallesine gittim. "Hoca nerede " diye sordum. Dediler ki; "Hoca asık olmus, hoca mest olmus, yer yer,<br />
mahalle mahalle dolasmadadır."<br />
• Dedim ki; "Ona bir isim düstü. Onun nerede oldugunu söyleyiniz. Ben hocanın dostuyum, ona düsman degilim, onu<br />
çok severim."<br />
• Dediler ki; "Hoca birisine asık oldu. Onu ya baglarda ara, ya ırmak kıyısında!"<br />
• Mest olmus kisiler, asıklar, sevgililerinin bulundugu yere giderler. Birisi asık olunca ondan vazgeç, onu arama, bırak<br />
gitsin!<br />
• Suyu gören balık, kıyıya gelmez. Asık nasıl olur da renge, kokuya kapılır kalır<br />
• Donmus dahi olsa günesin yüzünü görünce, dayanamaz, erir gider.<br />
• Bilhassa birisi, padisahımıza, o vefalı olmakta esi bulunmayan, tatlı huylu padisaha asık olursa;<br />
• 0, hadde hesaba sıgmayan, o kıyaslanmasına imkan bulunmayan büyük bir padisahtır. 0 kimya gibi benzeri olmayan<br />
varlık, kime dokunursa; "Geri dön!"50 emri ile hemen onu altın haline sokar.<br />
50 Fecr Suresi, 89/27-28. ayetlere isaret var.<br />
• Uykuya dal, dünyadan vazgeç, altı yönden de kaç! Ne zamana kadar, aptalcasına, basıbos, surada burada dolasıp<br />
duracaksın<br />
• Nasıl olsa seni çekip götüreceklerdir. Bari sen kendi isteginle git de, padisahın yanında yüzün olsun, yerin olsun,<br />
serefin olsun.<br />
• Su dünyada öteye beriye kosan bir serseri olmasaydın, varlıgından geçseydin, sırları kesf eden Isa sayılırdın, sana kıl<br />
kadar bir sey bile gizli kalmazdı.<br />
• Ben, su görünen agzımı kapadım. Gizli agzımı açtım. Bir kadeh sarapla "Dedi" sevdasından kurtuldum.<br />
1102. Senin utancın daglara düsünce dag, kan kesildi, adı da la´l oldu.<br />
Mefulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. V. 2238)<br />
• Ey utandıgın için, yüzü gül gibi kızaran sevgili! Ben neden çekiniyorum, senden mi Yoksa utancından mı<br />
• Gül bahçesi, senin güzel yüzünü gördü de, yüzlerce renge boyandı. Böyle oldugu halde, sen neden, kimden<br />
utanıyorsun da yüzün gül gibi kızarıyor<br />
• Ben sevdadan yüz binlerce hırka diktim. Bir çok çarelere, türlü tedbirlere bas vurdum. Fakat senin utancın bunların<br />
hepsini de yaktı.<br />
• Senin utancının saflıgı, aslı, sebebi ötelerden geliyor. Senin utancın bu dünyaya ait degil, gayb aleminin perdesinin<br />
arkasındadır. Senin su görünen utancın, gül bahçesine benzeyen yüzüne düsen, ötelerin utanç gölgesidir.<br />
• Duygusuz, tas kesilmis gönül, senin utancını gördü de eridi, su kesildi. Ya Rabbî, duygulu, uyanık gönül, senin<br />
utancını görürse ne olur<br />
• Senin utancın daglara düsünce, tastan, topraktan ibaret olan dag, kan kesildi; adı da la´l oldu.<br />
1103. Ask atesi bastan basa yasemin, çayır, çimen oldu.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. V. 2217)<br />
• Sararmıs yüzümü gör de bana hiçbir sey sorma, basıma gelen sayısız belaları, dertleri seyret de, Allah için olsun<br />
bana sebebini sorma!<br />
• Kanlanmıs gözlerime, ırmak gibi akıp duran gözyaslarıma bak! Ne görürser gör; "Ne imis, ne içinmis, nasılmıs " diye<br />
bana bir sey sorma!<br />
• Dün hayalin gönül evinin kapısına geldi. Kapıyı çaldı. "Gel!" dedi, "Kapıyı aç, fakat bana hiçbir sey söyleme!"<br />
• Ayrılık gamından feryad ederek, elimi ısırdım. Halimi gördü de; "Elini ısırma, hiçbir sey söyleme, iste ben<br />
seninim."dedi.<br />
• Dedi ki: "Sen benim zurnamsın, dudagım olmadıkça feryad etme! Sanî çeng gibi nagmeler vermezsem, nagmemden<br />
sikayet etme!"<br />
• "Kederlerle dolu su dünyada, canımı oradan oraya çekip durmadasın. Bu ne zamana kadar sürecek " dedim. "Nereye<br />
çekersem" dedi, "Oraya gel! Hiç bir sey sorma, hiç ses çıkarma !..<br />
• "Hiçbir sey söylemesem, hiç sikayet etmesem, sen bana yaptıklarını reva görüyor musun " dedim. "Bir ates yaktın,<br />
alevlendirdin, hiçbir sey söyleme, gir içine!" diyorsun.<br />
• Gül gibi güzel bir gülüsle güldü de, "Gir atese!" dedi. "Gir de ask atesini bastan basa yasemin, yaprak, çayır, çimen<br />
olarak gör! Fakat hiçbir sey söyleme!"<br />
• Bütün ates, söz söyler gül halini aldı da; "Sevgilimizin lütfundan, kereminden baska hiçbir söz söyleme!" dedi.<br />
1104. Senin parlak yüzün can aynasıdır.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2243)<br />
• Senin parlak yüzün, can aynasıdır. Benim canımla senin canın, her ikisi de bir imis.<br />
• Gökyüzünde parlayan dolunay, senin bir incindir. Gönül evi de benim degil, senindir. Akıl, vaktiyle beden evinin<br />
efendisi, sahibi idi. Simdi senin kulun kölen oldu. Senin kapıcın oldu.<br />
• Ruh, ezelde, "Elest" gününde senin yüzünün güzelligini görmüs, mest olmustu. Ezelden gelip bu balçık bedende<br />
sürgün hayatı yasarken, senden ayrı düstügü için perisan oldu.51<br />
51 Hakk asıklarından Ibn-i Farız hazretleri, Kasîde-i Hamriyye´sine su beyitle baslamıstı:<br />
"Daha dünyada üzüm çubugu yaratılmadan önce, biz sevgilinin askı ile içtik, mest olduk."<br />
• Bizim maddî varlıgımızdan olan toprak asagı çöktü, oturdu. Su ise simdi saftır, berraktır. Fakat simdi benimki de,<br />
seninki de ortadan kalktı gitti.<br />
• "Gönül devletin kıyamete kadar yasasın!" diye Rum Kayseri simdi zenciler ordusunu bozguna ugrattı.<br />
• Ey yüzü aya benzeyen sevgili! Zaman zaman feryad ediyorum. Çünkü ince nükteleri bilen askın bile bana perde<br />
oluyor.<br />
1105. Hiç acımayan merhametsiz gönlü, gel de sevgilide ara!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. V. 2247)<br />
• Eger sen, beni sagda solda arar da bulamazsan, git; beni sevgilinin yanında ara! Beni o cennette, o gül bahçesinde,<br />
o yesillikte ara!<br />
• Tembelim, issizim. Gölge gibi yere uzanmısım. Sen de beni ebedî olan o selvinin gölgesinde ara!<br />
• Beni yıkılmıs, mest olmus bir halde yerlere serilmis görmek istersen, gel de o mahmur yüzlerin civarında ara!<br />
• 0 iki mahmur göze, ilahî nurlarla dolu olan, o kıyısız denize dal da büyük yaratıcının sır incilerini ara!<br />
• Hiç aglamayan, merhametsiz gönlü, gel de sevgilide ara! Hiç solup sararmayan dökülüp saçılmayan gülü de, o<br />
baharda ara!<br />
• Askın verdiği kararsızlıktan hoslanmayan, huzur arayan adam soguk bir adamdır. Sen, sabır, karar nedir bilmeyen<br />
mest olmus asıgın canını ara!<br />
• Çeragın yoksa, ondan çerag iste! Sarabın yoksa, ondan sarap iste, sarap ara!<br />
• Dün gece kendimden geçtim de bir suç isledimse; zavallı aklımın o güzel yüzden iste, o gül renkli yanaklarda ara!<br />
1106. Ey neseli gönül! Söyle, söyle!<br />
Fa´lü, Fe´ulün, Fa´lü, Fe´ulün<br />
(c. V. 2246)<br />
• Ey yigitlerin bası! Söyle, söyle! Ey meydanın padisahı! Söyle, söyle!<br />
• Ey ölümsüz ay, ey sakîlik eden padisah, ey hakîkatleri bilenin canı! Söyle, söyle!<br />
• Sen herkesin kıblesisin. Sen muma ısıksın. Asıkların hikayelerini söyle, söyle!<br />
• Ey bastanbasa kurnazlık olan varlık, ey mest olanların sakîsi! Gül bahçesinin sırlarından söyle, söyle!<br />
• Sen her seyi bilirsin, hem de bastan basa cansın. Sen dîvanın basısın, söyle, söyle!<br />
• Sen ab-ı hayatsın, seker kamısısın. Sevgiliye ait nükteleri söyle, söyle!<br />
• Gamlanmazsın, öfkelenmezsin, ey neseli gönül! Söyle, söyle!<br />
• 0 saf sarabı, o büyük kadehi sun, gülerek söyle, söyle!<br />
• Ey rebab çalan dost! Her neyi bulursan, her neyi biliyorsan iman hürmetine söyle, söyle!<br />
• Sen ne kavga edersin, ne de kaçarsın. Söyleyeceklerinin sonu da olmasa, bası da olmasa söyle, söyle!<br />
1107. Ben, senin gönlüne asık oldum.<br />
Fe´ilün, Fe´ilün, Fe´ilün, Fe´ilün<br />
(c. V. 2252)<br />
• Ben senin gönlüne asık oldum. Senin oturdugun mahallede ev tuttum.<br />
• Ilkbahar geldi. Nefsinle bütün dünya yeserdi. Senden bir emri kabul eder her sey gönle de, cana da kıble oldu.<br />
• Akıl da, fikir de senin deli divanen oldu. Sana ibadet eden kisi, benlikten af dünya islerinden de vazgeçti.<br />
• Gök kuslarının, meleklerin senin yüzünden kanatları baglı, daha ötelere uçamıyorlar. Her akıllı can, sana akıl<br />
erdiremez.<br />
• Can; "Bogazlayasın da dirileyim." diye deve gibi boynunu sana uzatmadadır.<br />
• Canın her müskülü seninle çözüldü. Ama, dünyada çözülmesi gereken bir müskülün olarak, yalnız ben kaldım.<br />
• Senin ay gibi olan yüzünün ısıgı ile bizim gecemiz, gündüzden daha aydınlıktır.<br />
• Geceleyin develer, senin kondugun yere, seni bir an önce götürmek için rehvan olarak yürürler.<br />
1108. Hz. Yusuf güzelligini, gömlegi de kokusunu ondan almıslardır.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, , Fe´ilün<br />
(c. V. 2218)<br />
• Hepsi de yediler, içtiler, gittiler. Bir ben kaldım, bir de sen! Beni buldun, artık her ham kisinin sohbetini arama!<br />
• Canın bütün yesilligi, gençligi, gönül devletindendir. Aklını basına al da, sen de yesillik gibi, sögüt agacı gibi, ırmagın<br />
kıyısında kal!<br />
• Gönül evi, güzel ay yüzlülerle doludur. Bunların bir kısmı, Züleyha yüzlü, bir kısmı da Yusuf yüzlüdürler.<br />
• Ey ask! Ben de senin kulunum, sen pek güzelsin, iyi huylusun. Senin yüzün de güzel, huyun da!<br />
• Sen, meclisin nesesisin, heyecanısın. Herkesin ab-ı hayatısın. Senin yüzünden herkes asagı duygulara, bogaza<br />
düskünlügü unutmus, bastan basa gönül halini almıstır.<br />
• Ey gönül Senin gözün benim gözümden daha keskin. Bana söyler misin Su sokak basında duran, yüzü günes gibi,<br />
ay gibi parlak olan kimdir<br />
• Yoksa o, ask mıdır 0, zaten insana benzemiyor. Padisahlar bile onun kapısında köle olmuslardır.<br />
• Günes de, gök de ondan parıltı çalmıslar, Hz. Yusuf güzelligini, gömlegi de kokusunu ondan almıslardır.<br />
1109. Sen bizim dileksiz mi olmamızı istiyorsun<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2245)<br />
• Ey ay ısıgı çalgıcısı! Gel de havalarda dolasırken su dünyada neler gördüysen, neler duyduysan onları bir bir söyle;<br />
korkma biz yabancı degiliz.<br />
• Ey bizim padisahımız, ey bizim zevk alemimiz! Bizim canımızın içinde ne gördüysen söyle!<br />
• Ey sevgilinin nergis gözleri! Allah size yar olsun, Allah sizi korusun. Dün gece onun gül bahçesinden neler derdin,<br />
nasıl güller devsirdin, söyle!<br />
• Ey benim elimden mest gönlüm gibi kaçıp kurtulan, ey her seyi oldugu gibi gören, bilen! Gördüklerinden neler<br />
begendin, seçtin; onları söyle!<br />
• Bayram gelir, geçer, fakat senin bayramın ebedî olarak kalır. Kimseye yardımı dokunmayan su fanî felegin<br />
cazibesinden kendini nasıl kurtardın; onu söyle!<br />
• Ey seker gibi tatlı sevgili! Ben can seker kamıslıgında yolumu kaybettim boguldum. Sen can seker kamıslıgında neler<br />
tattın; onu söyle!<br />
• Beni serap sola çekiyor, gönül de saga. Sevinerek yürü, git! Çünkü bu çesitli yönlerden çekilmek, sevgi alametleridir,<br />
bu da hos bir seydir. Peki ama ey zavallı! Sen hayatında neler çektin, onu söyle!<br />
• Meyhanecimizin coskunlugu, münacatımızın nuru olan güzel! Dilek perdelerimizi sen yırttın. Niçin yırttın söyle Bizim<br />
dileksiz mi olmamızı istiyorsun söyle!<br />
• Gökyüzündeki ay, bulutlar arasına girer, kararır. Isıkları zayıflar. Ey bulutlarla gizlenmeyen, ey bulutlardan uzak olan<br />
"can ay"ı; sen bir seyler söyle!<br />
• Gölgen daimî olsun, ay´ın da daima parlasın dursun. Felek de sana kul köle olsun, neden korktun, ürktün, söyle!<br />
• Ask, dün gece, bana dedi ki; "Nasıl oldu da, bana asık oldun " Ona dedim ki: "Nasılı, nedeni bırak da, ne sekilde<br />
gönlünü çaldıgını söyle!"<br />
• Ben nefsi ile savasan kisiydim, akıllıydım, zahittim. Ey zahitlik, ey takva Neden kus gibi uçup gittiniz Onu söyle!<br />
1111. Ben, onun eliyle kırılmaktan sikayetçi degilim.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. V. 2250)<br />
• Insafsız ve imansız ask, gece yarısı beni yakaladı. Damdan beni bin kere odaya çekti, aldı. Sonra beni odadan aldı,<br />
köyün dısına çıkardı.<br />
• 0 beni gece gafıl avladı. Öyle vakitsiz, öyle ansızın geldi ki, neye ugradıgımı anlayamadım. Bir testinin kulagını tutar<br />
gibi kulagımı sıkıca tuttu.<br />
• Zaten, ben ona bir testi gibi teslim olmusum. 0 bigane isterse doldurur. Testi, sucunun esiridir. Ondan nasıl<br />
kaçabilir<br />
• Sucunun canı isterse, taslar atar, testiyi kırar. Sahibi odur. Her sey onun elindedir. Fakat, ben onun testisi oldugum<br />
için memnunum. Ben onun eliyle kınlmaktan sikayetçi degilim. Bilakis seviniyorum. Beni zevkle, sevkle yenı-den<br />
yapmasından da memnunum.<br />
• Testi, ırmagın içinde çalkalanmak, dalgalar yutmak, hevesiyle, binlerce canla, binlerce gönülle, iki kulagını da ırmaga<br />
teslim etmistir.<br />
1112. Rum da, Türk de kıyamete kadar senin sofranda yesinler, içsinler.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2244)<br />
• Ben, senin gülen dudaklarına doymam, doyamam. 0 senin güler dudaklarına, dislerine binlerce aferin.<br />
• Ey ogul, hiç kimse kendi canına doyar mı Sen, benim canımsın. Çünki senin canınla benim canım, birdir.<br />
• Susuzum, içtikçe içiyorum, kanmıyorum. Benim ölümüm de sudandır, diriligim de sudandır. Sen suyunu devrettir,<br />
döndür! Ben senin suyu döndürüsünün kuluyum, kölesiyim.<br />
• Bana peskes çekiyorsun, armagan sunuyorsun. Sen armagan olarak bana kendini sun da, ben senin gömleginden<br />
bas çıkarayım.<br />
• Iki elim de yoruldu, isten güçten kaldı. Ama zaten ellerim benim degil, senindir. Senin nefesin, senin hikayen<br />
olmadıkça, benim elim ne ise yarar<br />
• Senin askın; "Ey dost!" dedi. "Bizim evimize gir de, hiçbir hırsız evimize girmeyi düsünmesin."<br />
• Ben de ona dedim ki: "Ey ayagı ugurlu ask! ´Senin kapının bekçisi benden incinmesin.´ diye ben bu kapıya halka<br />
olurum."<br />
• Bu sözüme ask su cevabı verdi: "Bilirim, sen halka gibi kapının üstündesin, hem de gönlümün içindesin. Sen hem<br />
dıstasın, hem içtesin. îki vatan da senin yerin yurdun, malın, mülkün."<br />
• Sus artık, söyleme, yeter! Rum da, Türk de kıyamete kadar senin yesinler, içsinler.<br />
1113. Seni dertlerle, belalarla imtihan edisim, seni sevmedigimden ötürü degildir; senin olgunlasman içindir.<br />
Fa´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilatün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2259)<br />
• Çabuk ol, vefakarlık davulunu çal, çünkü senin bekledigin günler geldi. Erguvan çiçeklerin açıldı. Haydi sen de<br />
erguvan renkli sarabı sun!<br />
• Senin bagının tatlı üzümlerinden sıkıp sıra çıkaralım. Genç taze agaçlarından meyveler toplayıp, dagıtalım.<br />
• Canı, aklı, lütuf ve kerem sofrasından kovma! Bir iki sinek, sofrasından ne yiyebilir Onların yemeleri ile sofrandan<br />
ne eksilir<br />
• Bütün insanların dünya mallarına karsı duydukları hırs, tama´, senin harmanından ancak bir arpa tanesi<br />
degerindedir. Senin mana cihanına nispetle dünya ve ahiret iki küçük köyden ibaret!<br />
• Günes, bütün gün ısık kılıcını çekip vursa, yine de senin kılıcının korkusundan erir, zerreden daha küçük bir hale<br />
gelir, daha da görünmez olur.<br />
• Göklerin canı senin arkanda, yere kapanıp yeri öpünce, yer kanatlanır ama, o, hangi kanatlarla senin göklerine<br />
dogru uçabilir<br />
• Kanadı kırılmıs bir halde ortada kalır. Kendisine senden armagan olarak bir kanat gelsin, uçsun diye bekler durur.<br />
• Benim feryadım ne gece, ne de seher vaktinde sana ulasabildi. Senin gece bekçisinin korkusundan feryadlarım atesli<br />
bir hale gelemedi.<br />
• Halbuki bana vaatlerde bulunmustun, yeminler etmistin, sana dualar ederken, yalvarırken, yakarırken göklere<br />
çıkmam için merdivenler gelmeyecek miydi<br />
• 0 nergis gözlerle kuluna baktıgın zaman, onun canı mekan aleminden uça da, senin mekansızlık alemine varır.<br />
• Sen de onu oksarsın da, "Ey kendini hüzünlere kaptıran! Bundan sonra ne gam çek, ne de elem! Çünkü gökler bile<br />
senin coskunlugundan, feryadından costu, feryad etti." dersin.<br />
• Sana merhamet etmede, oksamada anandan, babandan daha ileriyim. San; onlardan daha fazla acırım. Seni<br />
belalarla, dertlerle imtihan edisim, seni sevmedigimden ötürü degildir. Senin olgunlasman, piskinlesmen içindir.<br />
• Sana baglar, bahçeler, cennetler hazırlarım. Dertlerine deva veririm. Sana su sislerle, dumanlarla gökyüzünden daha<br />
güzel, yepyeni bir gökyüzü hazırlarım.<br />
• Ey güzelim, sana söylenecek sözlerin hepsini söyledim. Ama, sözün aslın söylemedim. Çünkü, senin sırrını, senin<br />
kendi agzından duyup isitmeleri daha iyi olacak.<br />
1114. Onun yüzünün güzelligi karsısında tövbem de, günahım da yandı gitti.<br />
Müfte´ilün,Mefa´ilün,Müfte´ilün,Mefa´ilün<br />
(c.V.2147)<br />
•Seni böyle her an onun tarafına dogru çeken sey nedir; amber mi Hayır! mı Hayır! Beni çeken onun kokusudur,<br />
onun kokusu!<br />
• Çok kıymetli paha biçilmez bir zincir var. 0 bütün tövbelere düsmandır. Bana tövbeyi bozdurdu. Ben kim oluyorum<br />
da tövbe ediyorum. Tas atan o, kırılan testi de onun testisi.<br />
• 0, pek çok tövbeleri bozdurur. Böyle güzele karsı, insan nasıl tövbe edebilir Perdeler yırtmak, gönüller kapmak,<br />
onun huyudur, onun huyudur.<br />
• Tövbem onun içindir. Tövbeyi bozduran da onun sevgisidir. Onun yüzünün güzelligi karsısında, tövbem de, günahım<br />
da yandı gitti.<br />
• Akıl ve can agacının dalları yoktur. Ancak onun bagında bulunur. Ab-ı hayat suyu yoktur. Ancak onun ırmagında<br />
bulunur.<br />
• Ask da, sarapla neselenmek de ondandır. Her taraftan, her yerden onun askının sesi gelmededir.<br />
• Kendini begenen kimse, kabak gibi büyür, yukarılara tırmanır. Ama insan, kendi varlıgından bosalmadıkça onun<br />
kabagı (yani bası) irfanla dolmaz.<br />
• Yere düsen, kısalan, uzayan gölge, gölgenin yerde sürünmesi, bir seyler arayıp durması, hep can günesinin<br />
yüzündendir.<br />
• Aslında, gölge de odur, nur da. Derlenip toplanan, uzayıp giden de odur. Nur, onun yüzünün aksindendir. Gölge de<br />
onun saçlarındandır.<br />
• Ey can günesi, ey can ay´ı! Açıkça perdeleri yırt da, gökler de yedi kat per-desini yırtsın.<br />
• Ey varlıgına karsı benim de, benligin de, senligin de yok olup gittigi güzel! Benim koynum da, varlıgım da, senden<br />
baska ne varsa, onların hepsi bana perdedir.<br />
1115. Ruhanî doguslarda ana rahmi olur mu<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2207)<br />
• Askın özündeki Islam sivesi, islamî yasayıs tarzı nerede Askı, islamî sekilde yasamanın zorluklarını açıklayacak bilgi<br />
sahibi nerede<br />
• Kendi gönlündeki miske asık olan, yani kendinde bulunan güzelden haber olan ars ceylanının yeme bakması, yani<br />
dünyanın maddî güzellerine bakması beklenir mi 0 tuzagın etrafında dönüp dolasacak ceylan nerede<br />
• Ayrılık zamanında her gün insana bir sene gibi uzun gelir. Ama, ayrılık geride bırakılınca gece de nedir Gündüz de<br />
nedir<br />
• Canlı varlıklar, erkeklerle disilerin bulusmalarından olurlar ve ana rahminden dogarlar. Fakat ruhanî doguslarda ana<br />
rahmi olur mu<br />
• Ey sakî; akıl basta iken, askı bulmanın imkanı yok. Ask kadehinin kokusu beni kararsız bir hale getirdi. Karar<br />
nerede Huzur nerede<br />
• Hac´da ihramın giyilmesinin manası varlık, benlik elbisesini kendinden sıyırıp atmaktır ama, ihramın bu sartını<br />
yasayan, benlikten, varlıktan kurtulan hacı nerede<br />
• Varlıgını atınca, benlikten kurtulunca, gel de sen ruh içinde ruhu gör! Çok çok canlar, hepsi de tek olmus. Ayrı ayrı<br />
bedenlerde yasayan canlar birlesmis. Yıldızlar nerede<br />
• Dereler halinde denize dogru kosup duran, bütün susamıs canlar, denize kavustukları zaman, denizde yok olurlar, bu<br />
hakîkati bilen tek varlık nerede<br />
• Uzak, yakın mesafeler, köyler, sehirler, iklimler, memleketler, çesit çesit diller konusan, çesit çesit renkte olan, çesit<br />
çesit dinler tasıyan insanların hepsi de bu tarafta; denizin öte tarafında ne sehir var, ne iklim, ne de memleketler, insanlar<br />
var.<br />
• Bu beden eliyle ne yazarsa mutlaka onu kalemle yazar. Fakat canın kendisine yazdıgı yazıda kalem bulunur mu<br />
Kalemler nerede<br />
• Insanın aklı da, fıkri de, ondan ayrı düstügü için, sogumasından ileri gelir. fakat insan, ask sarabı ile kırısınca, ne akıl<br />
kalır, ne fikir.<br />
• Evet, ask sarabı ile kendinden geçiste bir baska çesit akıl vardır. Fakat gönlü "yanık bıir kisinin aklı nerede, korkulu<br />
ve karısık rüyalara dalmıs akıl nerede<br />
• Kus, kafeste kaldıgı müddetçe bir baskasının emri altındadır. Kafes kırılıp da kus uçunca, ona verilecek emirler<br />
nerededir<br />
• Akıl basta iken, nefis suçlar isler. Fakat aklın da aklı gelince, nefsin suçları nerede kalır<br />
• Beden, bedene temas edince, insan, hamama gitmek zorunda kalır, fakat ruhların birlesmesinde hamama ihtiyaç<br />
yoktur.<br />
• Asıgın yüzüne vurulursa, bu vurulus onun canına huzur verir. Onun basına gelen bela, zahmet, mesakkat ona<br />
lütuftan, ihsandan baska bir sey degildir.<br />
1116. Canlar Kabesi, tasla, kerpiçle degil, nurla yapılmıstır.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2205)<br />
• Asıklarda uyku olur mu Öyle oldugu halde, ben dün gece uyudum ve bir rüya gördüm. Rüyamda kendimi Kabe´nin<br />
içinde gördüm. "Kabe´nin içinde oldugum halde, mihrap nerede " diye arayıp duruyordum.<br />
• Karanlık bir gecede, sen Mekke´de bulunan, bildigimiz Kabe´ye gidince; "Mum nerede Ay ısıgı nerede " diye sorar<br />
durursun. Ama canlar Kabe´sinın muma, ay ısıgına ihtiyacı yoktur.<br />
• Canlar Kabesi tasla, kerpiçle degil, nurla yapılmıstır. Onun parıltısından canın da nurlanır, bütün dünya da nurlar<br />
içinde kalır. Fakat, o nura tahammül edebilecek can nerede<br />
• Canlar dergahı, bastanbasa nurdan ibarettir. Canlar dergahı kilimle, halı ile degil, akılla, bilgi ile dösenmistir. Orada<br />
bulunan sufîler, bassız ve ayaksızdırlar. Bu yüzden o dergahta ayak patırtısı, nalın tıkırtısı duyulmaz.<br />
• Ey bahtiyar kisi, senin içinde, gizli bir tacın, gizli bir tahtın var. Sen pek büyük bir sultansın. Dünyanın en büyük, en<br />
güçlü sultanlarından daha büyüksün, daha güçlüsün.<br />
• Ey gönül kusu! Onun güzelliginin bahçesinde uç! Orası emin bir yerdir Orada ne tuzak vardır, ne de sapan tası!<br />
• Senin fanî bedeninin içinde sana hediye edilmis, gizli bir define var Kullana çok hediyeler veren, çok ihsanlarda<br />
bulunan, o essiz, azîz varlıgın sana bagısladıgı defineyi canında ara!<br />
• Su balçık bedenden kurtulunca, hemen o gönül bagına girersin. Orada hosa giden oyunlar, eglenceler var.<br />
• Verimsiz, susuz beden topragını bırakıp gidince, topragı pek verimli olar can bostanına varırsın, orada çesmeler<br />
akmada, güller, reyhanlar bitmededir.<br />
• Orada, bedenle ilgili olmayan, binlerce güzellikler görürsün, öyle oldugu halde neden; "Kapılar açan Allah´ın cemali<br />
nerede " deyip duruyorsun.<br />
• Ey gafil kisi! Basına belalar gelince, eziyete, mihnete düsünce, çabucak onun kapısını bulup çalıyorsun; sıkıntılar<br />
geçince; "0 nerede Onun dergahının kapısı nerededir " diyorsun.<br />
• Uyanık ol da, vuslat dalgası seni kapsın. 0 dalgayı kaybedersen; "Nerede sebepler alemi " deyip durursun.<br />
1117. Yaradanla yaratılanın bulusmaları çok sasılacak bir bulusmadır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. V. 2290)<br />
• Dün gece, kuluna verdigin söz ne oldu Senin söz verisin, sözünden dönüsün ve güzelliginin, her üçü de yasasın, var<br />
olsun.<br />
• Cihanı bir bakısı, bir gülüsü ile kendine meftun eden padisahlar padisahının sözünde durmayısından, ahdini<br />
bozmasından ne kaygısı olur<br />
• Ey gönül! Ne istiyorsan iste, lütuflar, ihsanlar hazır, padisah burada. 0 ay yüzlü; "Haydi, git de, gelecek sene gel!"<br />
demez.<br />
• Padisahın canına yemin ederim ki; O´nun ihsanı pesindir, ben ondan yarın vadesini duymadım. Gökyüzünde parıl<br />
parıl parlayan ayın aydınlık vermeyi unuttugunu hiç duydun mu<br />
• Nerede o yardımlar, lütuflar; nerede o hikayeler; ne oldu o açıslar, nerede açan<br />
• Hepsi de bizde, hepsi de bizimle beraber; biz de kim oluyoruz Zaten bastan ayaga kadar hepsi biziz. Bir ata sözü<br />
var: "Dünyada arayan muhakkak bulur."<br />
• Biz, dedim, aslında biz var mıyız Biz O´nun ayagının altında öldük. Hayır, yanlıs söyledim, O´nun askı ile dirilen, hiç<br />
ölür mü<br />
• Padisahın hayali, salına salına yürüdü. Kerpiç de çatladı, tas da. Kuru agaç bile gülmeye basladı. Kısır kart kadın<br />
gebe kaldı, dogurdu.<br />
• Padisahın hayali böyle olunca, artık onun cemalini gör ki, nasıl olur. Hayali, cemalini bize hayalimizde gösterendir.<br />
• Hayali bir mana günesinin nurudur. Canımıza düsmüs, aksetmistir. Cemali, sanki dördüncü kat gökte, parıl parıl<br />
parlayan günesin kursudur.<br />
• Yemekteki tuzu, yalnız o yemegi yiyen, agzına alıp çigneyen kisi bilir.<br />
• Sevgili ile asık neye benzerler Ezelde tanınan sasılacak bir tanıdık ile ondan ayrı düsmüs bir gafil kisinin<br />
bulusmalarıdır. Helalayanla helalananın (=Yaratan ile yaratılanın) bulusmaları, zaten çok sasılacak bir bulusmadır.<br />
1118. Senin hayalinden baska nerede sana es bulunabilir<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün,<br />
(c. V. 2289)<br />
• Önüne bir ayna koymussun, hep kendine bakıp duruyorsun. Çünkü sani benzeyen bir baska güzel yoktur. Sen´in<br />
aynada görülen hayalinden baska esin yoktur.<br />
• Ben, Sen´in yüzünün hayalinden baska, nerede sana erisebilir, nerede Sen´i bulabilirim Çünkü, gönlün de, canın da<br />
gözünde görecek güç var ama görülecek yer yoktur.<br />
• Sen, her yerden, her seyden münezzehsin. Hem de her yerdesin. Her yerde hazırsın, her seyi görüyorsun. Neliksiz,<br />
niteliksiz olusunun delili, hem yalnızsın hem de her yerde apaçık görünmedesin.<br />
• Sana karsı Sen bir olarak bilinmedesin. Kendime göre ise, isimlerinin tecellisi geregi, Sen´i her yerde müsahede<br />
etmedeyim. Sen´in tarafından sana ulasmak var, kavusmak var. Benim yönümde ise, ayrılık vardır, ayrılık.<br />
1119. Oruç ayı geldi.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. V. 2344)<br />
• Oruç ayı geldi. Hepinize kutlu olsun. Ey oruca yol arkadası olan, dost olar kisi! Yolun ugurlu olsun, hos olsun.<br />
• Ben ayı görmek için dama çıkmıstım. Çünkü candan, gönülden orucu özlemistim, onu hasretle bekliyordum.<br />
• Aya bakayım derken basımdan külahım düstü. Mübarek oruç padisahı benim aklımı basımdan aldı. Beni mest etti.<br />
•Ey Müslümanlar! Ona gönül verdigimden beri ben zaten mest olmusum Aklım basımda degil. Ah, orucun ne de hos<br />
bahtı varmıs, ne de güzel devleti varmıs, hali varmıs.<br />
• Bu oruç ayında gizlenmis essiz bir ay var. Hem de Türk gibi oruç çadırında gizlenmis.<br />
• Bu mübarek ayda, oruç harman yerine sıkıntısız, neseli gelen kisi, o güzeller güzeli aya yol bulur.<br />
• Sıhhatli, atlasa benzeyen yüzünü kim sarartırsa, o orucun ipekli elbisesini giyer.<br />
• Bu ayda dualar kabul olur. Oruçlunun ahı gökleri deler, geçer.<br />
• Oruç kuyusunda sabr eden kisi, Yusuf gibi ask Mısır´ında sultan olur.<br />
• Ey sahura kalkan, sahur yemegi yiyen kisi! Az konus, hatta sus! Sus da orucu anlayanlar, oruçtan söz etsinler.<br />
• Gel ey Semseddin, ey Tebriz sehrinin avundugu büyük insan! Oruç askerinin bas kumandanı sensin.<br />
1120. Kuyumcu Selahaddin hazretlerinin vefatı münasebetiyle söyledigi mersiye<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilün<br />
(c. V. 2364)<br />
• Ey ayrılıgı ile göklerin, yerlerin agladıgı sevgili! Ayrılıgın yüzünden gönül kanlar içinde kalmıs, akıl ile can da<br />
aglasıyorlar.<br />
• Dünyada senin yerini tutacak hiç kimse yoktur. Bu sebepledir ki, senin mateminde hem bu dünya, hem de öteki<br />
dünya aglamadadır.<br />
• Cebrail ile diger meleklerin kanatlarını mosmor olmus, bütün peygamberler, bütün velîler senin ölümün için gözyası<br />
dökmekteler.<br />
• Bu matem içinde öyle bir hale geldim ki, söz söylemeye kudretim kalmadı Yoksa, aglamanın ne oldugunu ben aleme<br />
gösterirdim. Aglamada, feryad etrnede örnek olurdum.<br />
• Sen bu dünya evinden gidince, devlet, saadet tavanı yıkıldı. Ayrılıkla, ölümle imtihan edilenlere, mutluluk dahi<br />
aglamaya basladı.<br />
• Ey azîz varlık; hakîkatte sen, bir kisi halinde görünen, yüzlerce alemdin Dün gece, senin için o alemin de, bu alemin<br />
de agladıklarını gördüm.<br />
• Sen gözden uzak düsünce, göz de senin arkana takıldı, gitti. Böylece can gözsüz kaldı da, kanlar saçmaya basladı.<br />
• Aglamamı isteseydin; sana, yagmur gibi gözyasları dökerdim fakat, gönlümün, kanlar saçarak böyle gizlice aglaması<br />
daha iyi.<br />
• Senin için aglamak degil, ayrılıgınla tulumlar dolusu yas dökmek, her ar kanlarla erimek, her nefes feryad etmek<br />
gerek.<br />
• Yazık, yazık, yazık ki, her seyi açıkça gören, nur ve imanla dolu olan gözlere, bu fanî gözler aglamaktadır.<br />
• Ey sah Selahaddin! Ey hızlı uçan devlet kusu! Yaydan ok gibi fırladın gittin, Simdi yay da senin için aglamadadır.<br />
• Selahaddin gibi üstün bir varlıga aglamayı kimse beceremez. 0 aglamanın ne oldugunu, insanlara aglamasını bilen<br />
bilir. Herkes o aglamayı ne bilsin.<br />
1121. Bu gece yarısı gelen kimdir<br />
Mef´ulü, Mefa´ilü, Mefa´ilü, Fe´ulün<br />
(c. V. 2336)<br />
• Bu gece yarısı, böyle ay ısıgı gibi nurlar saçarak gelen kimdir Bildim, bildim, bu ask peygamberidir, mihraptan<br />
çıkageldi.<br />
• Ask peygamberi, bir mes´ale getirmis de uykuyu ateslere vermis, yakmıs yok etmis. Bu nerelerden gelmis Bunu kim<br />
göndermis 0, hiç uyumayan, uyku nedir bilmeyen padisahlar padisahının yanından gelmis.<br />
• Bu sehre, bu velveleyi, bu gürültüyü salan kimdir 0, dervisin harmanına sel gibi gelip çatmıs.<br />
• Kainatta, varlık aleminde, ondan baska kimse bulunmayan, tek olan, essiz olan kimdir; söyleyin! Bir padisah ki,<br />
kalkmıs, gece yarısı degersiz bir kulunun yanına, bir kapıcının kapısına gelmis.<br />
• Kimdir bu ki yarattıklarına bir kerem sofrası açmıs, herkesi yediriyor, içiriyor. Gülerek dostları davete gelmis.<br />
• Onun büyüklüklügü, onun kudreti karsısında, bütün gönüller tirtir titremede. bütün canlar sabırsız. 0 korkunun<br />
titreyisinin bir zerresi de cıvaya düsmüs de titreyip duruyor.<br />
• Kullarına gösterdigi yumusaklık, o lütuf var ya; iste o yumusaklıktan, o lutuftan bir parçacıgı da, sincap postuna<br />
nasip olmus.<br />
• Askın getirdigi üzüntüler, gözyasları, feryadlar; iniltilerden ıslak bir nagme de su dolabına verilmis de bu yüzden<br />
aglayarak, inleyerek dönüp duruyor.<br />
• Askın koltugu altında bir deste anahtar var. 0 bu anahtarlarla, açılmayan bütün kapıları açmaya gelmis.<br />
122. Ey gönül! Sen gördüklerinden mi mest oldun, yoksa görmediklerinden mi<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. V. 2406)<br />
• Ey seher rüzgarı gibi sabah vaktinin zevkini gören, o anlardaki ilahî tecellîlerin manasını sezen gönül! Sen<br />
gördüklerinden mi mest oldun, yoksa görmediklerin mi Gördüklerin mi göremediklerin mi seni senden aldı<br />
• Bazen hayret, saskınlık denizine dalmadasın, kendinden geçip gitmedesin bazen tecellî dagının etegine kosuyor,<br />
ugrasıyor; orada hakîkat cevheri, ask kehribarı görüyorsun.<br />
• Sen, gözden de gönülden de ötelere gitmissin, sana yüzlerce pencere açılmıs. Sen gökten de, yerden de dısarı<br />
çıkmıssın, uçup gitmissin de yüzlerce gökyüzü görmüssün!<br />
• Denize öyle bir coskunluk düsmüs, öyle bir sis çökmüs ki, onu seyretmedeki lezzet yüzünden, bas bütün göz<br />
kesilmis.<br />
• Ask sebebiyle gözden cosup dalga dalga akan yaslar denize karısmıs da ne sasılacak sey, ne sasılacak sey!<br />
Gözyasları da, deniz de bir derya olmus, yahut da deniz bir göz haline gelmis.<br />
• Iki dünya da, onun gözünde bir horozun önüne konmus bir yem tanesi gibidir. Zaten gerçegi, ululugu görmüs<br />
tertemiz göz de böyle olur.<br />
• Birlik aleminde, isteyen (talip) ile, istenen(matlup)in sıfatlarını ayrı gören kisi, ne isteyendir, ne de istenen.<br />
• Allah´ı kim tanır, bilir "La"dan, inkardan kurtulan kimse! "´La´dan, inkardan kim kurtulmustur " diye sorana de ki;<br />
"Belalara düsmüs asık."<br />
• Hz. Bayezid-i Bestamî´nin "Cübbemin içinde Allah´tan baska kimse yok!" sözünün gerçek manasını Hakk asıgı bilmis,<br />
anlamıstır da, o cübbeyi basit, degersiz bir kaftan olarak görmüs, onu büsbütün üstünden atmak, hakîkî varlıgı ile<br />
görünmek istemistir.<br />
1<br />
1123. Ask baharı geldi, can bahçesine gel de seyret!<br />
Mef´ulü, Fa´ilat, Mefa´îlü,Fa´ilat<br />
(c. V. 2400)<br />
• Bahçeye gel de güle bak! Lütfetti, kerem buyurdu, alçak gönüllülük gösterdi, dikenin yanına geldi. Sevgili geldigi için<br />
de gönül naza, edaya basladı, açılıp saçıldı.<br />
• Ay´ı seyret, etegini çekerek, nazlı nazlı ötelerden, nurlar aleminden çıkageldi, karanlık geceye konuk oldu.<br />
• Bir de günese bak. Yıldızların padisahı oldugu halde çamasırları ıslak kalan üzgün çamasırcılardan özür dilemek için<br />
bulutların arkasından çıkageldi.<br />
• Bu ask, ruh gibi, yeryüzüne ötelerden gelmis bir gariptir. Oda, Hz. Mustafa gibi, kafirleri imana getirmek için gurbete<br />
düstü. Su toprak yurda geldi, kondu.<br />
• 0 güzellik ilkbaharı, bizim kurumus, perisan olmus agaçlarımızı yesertmek onları diriltmek için lutuflarda bulunmaya,<br />
bagıslar saçmaya geldi.<br />
• Bahar gizlidir, görünmez ama, yaptıgı islere bak! Bag, bahçe onun yüzünden dirildi, onun yüzünden gelisti, yeserdi,<br />
güzellesti.<br />
• Can bahçesine ask baharı geldi, yerlesti. Sen de can bahçesine gel de yaptıklarını seyret! Dallara, yapraklara<br />
dikkatle bak! Hepsi bir seyler söylüyorlar, baharın geldigini bildiriyorlar.<br />
• Onlar neler söylüyorlar, neler bildiriyorlar "Kıyamet koptu." diyorlar. "Bahçenin uluları, tekrar dirildi." diyorlar.<br />
1124. Ey gönül, çesit çesit perdelerden çık, sıyrıl!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. V. 2414)<br />
• Gözüne perde kesilen lokmadan çok yeme, yoksa, gidecek yere gidemezsin, evini kaybedersin.<br />
• Yasamanı o lokmaya baglı sanırsın, ama aslında çok yedigin lokma, can gözüne kıl, bas gözüne perde kesilir.<br />
• Su dünya çayırlıgında pek fazla bayılıp gezme! "Neden gezmeyecekmisim " de deme! Bu fazla dolasmalar da can<br />
gözüne perdedir.<br />
• Beden tılsımı her zehri bal gibi, seker gibi gösteriyor. 0, kendini perde arkasında gizleyen bir gelindir. Aslında senin<br />
gerçegi görmene bir perde olmustur.<br />
• Fazla lokmadan elini çekersen, daha fazla hayaller belirir gelir. Daha fazla hayallere dalarsın. Fakat hayallerden<br />
bazıları safa kapısına perde olur.<br />
• Aslında tabiattan gelen hayal, ruh hayalinin yüzünü örter. 0 zaman akıl "Bu cana canlar katan bir perdedir." diye<br />
haykırır.<br />
• Ey gönül! Sen, çesit çesit, renk renk olan perdelerden çık, sıyrıl, aklını basın; al da; perdeler seni gerçek dosttan<br />
ayırmasın.<br />
1125. Askı inkar edene inkisar<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. V. 2377)<br />
• Allah´ım! Ona cefacı bir sevgili ver! Onu isveli, serkes, merhametsiz bir güzele düsür!<br />
• Düsür de biz asıkların gecelerinin nasıl geçtigini bilsin, anlasın. Ona ask gamı ver, ask ver, hem de çok çok ask ver!<br />
• Bir kaç gün sen onu hasta et de hastalık neymis, denesin, sonra onu düzenci bir hekime düsür!<br />
• Onu çöllere sür, susuzluktan dudakları, dili kurusun! Sonra onu tas yürekli bir sakîye satastır.<br />
• Yolunu kaybettir, sehre varan yollardan uzaklarda kalsın! Sonra onu, bosuna , egri bir kılavuza rastlat!<br />
1126. Ruhun köskü!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilün<br />
(c. V. 3024)<br />
• Su tenimiz ruhumuzun bir kösküdür. Orası bir tepe, bir yıkık yer degildir. Ruhumuz, bizim biricik dostumuz,<br />
yarimizdir. 0, bize hiç bir zaman yabancı olmaz.<br />
• Gönül yolu, korkunç bir çölden geçer. Yürekli bir er, Rüstem gibi yigit olmayan bir kisi oraya nasıl varabilir Oraya<br />
varacak kisi, bir pehlivan gibi hasmını yere vuran, çesitli gıdalarla bedenini besleyen, kuvvetli, güçlü kisi degildir.<br />
• Oraya varacak kisi, nefsini yenen, kendi benligini yıkıp alt eden; dünya asıgı degil, Allah asıgı olan kisidir.<br />
• Böyle bir kisinin bedeni mezara girince, mezarın topragı ile örtülünce, o bedenden tohum nasıl bas verir, yücelirse,<br />
tıpkı onun gibi Hakk tarafından kabul edilis agacı yükselir, boy atar.<br />
• Nurlu bir gönül ehlinden baska, o nura asık olan kimdir Ask mumu, pervanenin gönlünden baska neyi yakar<br />
1127. Allah´ım! Sen, hem mekandan münezzehsin, hem de her yerde hazır ve nazırsın.<br />
Müfte´ilün. Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2889)<br />
• Allah´ım! Yarattıgın her varlık, her sey, her zerre senin san´atını, yaratma gücünü, kuvvetini, kudretini gösteren birer<br />
ayna. Sanki, daimsî önüne bir ayna koymadasın. Bu bir gerçek ki, essizsin, benzerin yok. Aynadakinden baska sana bir es<br />
de yoktur.<br />
• Allah´ım; aynalara, yarattıgın eserlere, aksettirdigin güzelligine nasıl erisebilirim Gönülde, canda, gözde görecek<br />
güç var ama, mekandan münezzeh oldugun için, görülecek yer yok.<br />
• Ne sasılacak seydir ki, sen hem mekandan münezzehsin, hem de her yerde hazır ve nazırsın. Kemiyetsiz, keyfiyetsiz<br />
(neliksiz, niteliksiz) olusunun delili hem yalnız sende, hem de her yerde apaçık görünmendir.<br />
• Allah´ım; sana karsı muvahhidim, vahdet ehlindenim. Seni "bir" bilmedeyim, kendime göre ise, mübarek isim ve<br />
sıfatlarının tecellîsi ile kesrete düsmüsüm. Çokluga kapılmısım. Bana senin tarafından gelen lütuflar, ihsanlar var. sana<br />
kavusma, bulusma var. Benim yönümdense ayrılık var, senden ayrı düsme var.<br />
1128. Kendini ask atesine at."<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(6brahim Hakkı Dîvanı, s. 166)<br />
• Ey gönül! Eger sen, sevgiliyi istiyorsan; kendinden kurtul, kendine yabancı ol! Pervane gibi sevgide vefalı ol!<br />
Bedenini, canını düsünme; ask alevinin içine kendine at!<br />
• Tamamıyla yüzünü Hakk´a çevir, Hakk´a yönel! Gerçek asktan bahset, aklını yorma, onun boynuna halka geçir, onu<br />
serbest bırakma da, bizim gibi mest ol,divane ol!<br />
• Eger ölümsüzlügü istiyorsan; kendinden geç, yok ol; Allah adamı ol! Nefsanî arzuların kölesi olma da, bu ask<br />
deryasında inci tanesi kesil!<br />
• Bir olmak; kesretten kurtulup vahdete gelmek, tevhîde ulasmaktır. Bu dünyada ne bekliyorsun Eger sen bizden<br />
isen, bizim mezhebimizde isen ask meyhanesinin kösesine gel!<br />
52-Bu siir, yazma bir mecmuadan alındı. Ibrahim Hakkı Erzurumî hazretleri de bu siiri manzum tercüme etmistir.<br />
• "Biz onları temiz sarapla doyurduk." ayetinin sırrına eren kisi, hem evveldir, hem ahirdir, hem sakîdir, hem de<br />
kadehtir.<br />
• Ibrahim Edhem hazretleri gibi ol; alemin mülkünden, tacından tahtından kendini kurtar. Ask yoluna basını koy,<br />
Hakk´tan gafil olma, ondan ilgisiz kalma!<br />
• Kalenderler gibi o dilberin vuslat kadehinden sarap içiyorsun. Sekle, görünüse bakma, küfür de, din de bir süsten,<br />
bir nakıstan ibarettir. Sen imanın özüne baglan, masal arama, taklitle yasama!<br />
1129. Beden, dün balçıktan meydana gelmis bir gölge varlık, ben ezelden gelmis bir ölümsüzüm.<br />
Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. VI.3012)<br />
• Ey merhametsiz, demir yürekli sevgili! Meger senin o demir yüregin, üstü cilalanmıs bir aynaymıs. Halbuki, ayna,<br />
benim canımın çok eski bir dostu, çok yakın bir arkadasıdır.<br />
• Ben aynayı çok seviyorum. Bu yüzden de ona sık sık bakıyorum. Ona baktıgım zaman hayalen onun içine düsüyor,<br />
gönlüne giriyorum. Ayna da benim gönlüme giriyor. Beden de kim oluyor Çünkü ben beden degilim ki, ben baskayım,<br />
beden de baska! Beden dün, evvelki gün meydana gelmis bir gölge varlık, ben ezelden gelmis bir ölümsüzüm.<br />
• Sen bedene, bu gölge varlıga bakma, o bir görünüsten, balçıktan yapılmıs bir sekilden ibarettir. Sen, ezelden gelmis<br />
ölümsüz bir varlıksın. Bazen padisah, kendini göstermemek için, kıyafetini degistirir, kaba, yün bir hırka giyer.53<br />
53 Mevlana, Dîvan-ı Kebîr´in 1576 numaralı gazelinde söyle buyurur:<br />
"Su bedenimiz, su insan seklinde görünen maddî varlıgımız, bizim gerçek varlıgımızın perdesi, yüz örtüsüdür. Aslında<br />
biz, bütün secde edenlerin kıblesiyiz."<br />
• Aklını basına al da, gönlünü tamamıyla ölümsüz bir dilbere ver, ver de gönlün, dünya malı kazancına, hasede, kine<br />
düsmesin, mahvolup gitmesin.<br />
• Hiddet, sehvet, söhret gibi manevî kirlerden arınmıs, güzel, tertemiz bir hale gelmis ve durmadan ilahî askı arayan<br />
gönlün önünde, Tür Dagı bile aska gelir, paramparça olur, yerlere serilir, ayaklarının altına dösenir.<br />
• Ilahî ask serbetine susamıssın. Fakat dünya hayatının mihnetleri, sıkıntıları seni yaralıyor, hasta ediyor. Sen, bu<br />
gurbette (=dünyada) çesitli ihtiyaçlar, istekler içinde çırpınırken huzuru, tam inancı bulamazsın.<br />
• Insanın aklı sekere benzer, bedeni ise seker kamısı gibidir. Manalar saraptır harfler ise sarap küpü! 54<br />
54 Balçıktan yaratılmıs olan bedenimizde ilahî emanet olan ruh bulundugu için, onun etkisiyle düsünürüz, duygulanır,<br />
hayaller kurarız. Mevlana, bu beyitte aklı sekere, bedeni de seker kamısına benzetmis. Bir kitabı elimize alıp okumak<br />
istedigimiz zaman, gözlerimiz, harfler üzerinde dolasmaya baslar. Harfler nedir Kargacık burgacık bir takım sekiller,<br />
çizgilerdir. Bunların birlesmesinden meydana gelen kelimeler, manalı sözlerdir. Kitaptaki kelimeler arasında sanki o harfleri<br />
yazanın duyguları, fikirleri gizlenmistir. Harfler vasıtasıyla biz o fikirlerin, duyguların zevkine vardıgımız zaman, sanki,<br />
(harfler küpünden) manevî saraplar içmis gibi olunuz.<br />
• Eger gelin güzel degilse, boynuna taktıgı gerdanlıkla, parmaklarına geçirdigi yüzüklerle, bilegindeki bileziklerle,<br />
atlastan yapılmıs, yahut altın islemeli elbiselerle göze hos görünmez. Gönüller, güzeller arar, çirkinlerden hoslanmazlar.<br />
• Sen, mademki bu dünyadan vazgeçip can meyhanesine gitmiyorsun. Sen, evde otur da, manevî ve ruhanî zevkler<br />
veren sarap yerine tarhana çorbası iç!<br />
• Aklını basına al da, beden evini kirliliklerden, günahlardan temizle, orasını hos bir bag, bir gül bahçesi yap! Gönlünü<br />
de bir mabed, bir Cuma mescidi haline getir!<br />
• Bu hale gelmis kisiye her nefeste ruhanî, gönül alıcı bir güzel kendini gösterir. Varlıklara, Allah´ın yarattıgı her seye,<br />
her hadiseye vahdet (=birlik) gözüyle bakarız. Hakk asıgına her an bir peri kızı, bir güzel gelir. Ona altın bir tabak içinde<br />
badem helvası sunar.<br />
1130. Burada gizli birisi var, kendini yalnız sanma!<br />
Müstefilün, Fe-ulün, Müstefilün, Fe´ulün<br />
(c. V. 2388)<br />
• Burada gizli birisi var. Benim etegimi tutmus, kendisini geriye çekmis, göstermiyor. Perçemimden tutmus, beni çekip<br />
duruyor.<br />
• Burada gizli birisi var. Can gibi, candan da güzel, bana bir bag göstermis, benim evimi barkımı zabtetmis.<br />
• Burada gizli birisi var. Gönüldeki hayal gibi gizli. Fakat yüzünün nuru, bütün varlıgımı kaplamıs.<br />
• Burada gizli birisi var. Seker kamısındaki seker gibi gizli, tatlı mı tatlı bir sekerci, benim dükkanımı elimden almıs.<br />
• Onunla gülsuyu ve seker gibi karısmısım. Ben onun huyunu almısım, o benim varlıgımı elde etmis.<br />
• Dünya güzellerinin gözümde yeri yok! Dikkat et de bak; onun güzel hayali, benim kirpiklerime sinmis.<br />
• Ben hasta asık, alemin etrafında dönüp dolastım. Kimseden bir derman görmedim. Sonunda onun derdini buldum.<br />
Baktım ki, onun derdi, benim dermanımı da elimden almıs.<br />
• Senin de gönlün yanmıs yakılmıs ise, buyruguma uyar da derdin etrafında döner dolasırsan elbet dermanını<br />
bulursun.<br />
1131. Yüzlerce çesit nimetler harmanı sana armagan edilmis, sen bir tane için didinirsin.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. V. 2332)<br />
• Ey bütün varlık aleminden seçtigimiz güzel! Sen, bizi bırakmıssın da kendine yönelmissin, kendine bakmaktasın.<br />
Kendini seyretmedesin.<br />
• Bu davranısından ötürü, sen utanmıyor musun Çünkü senin aynan biziz însanı egri gösteren aynaya bakılmaz ki...<br />
• Ey kendinden haberi olmayan! Gönlünün aksi, canların yanaklarına düstü de, orada güller açıldı, gül bahçeleri<br />
meydana geldi.<br />
• Yüzlerce ruh sana gönlünü vermis, senin kulun, kölen olmus; sense bir cariye gibi her an süslenerek müsteri bulmak<br />
için esir pazarına kosuyorsun.<br />
• Sen dünya islerine dalmıssın, ihtiyaçların, isteklerin, elde edemediklerinin üzüntüsü içinde ay gibi iki büklüm<br />
olmussun. Halbuki, gökyüzünde senin üstünlügünün, güzelliginin nesesiyle dügünler oluyor, gök halkı bayram yapıyor.<br />
• Yüzlerce çesit nimetler harmanı sana armagan edilmisken, sen bir tek tane için bu ihtiyaç tuzagına düsmüssün.<br />
• Ey "ask" sözünü duymus olan kimse; adını duydugun askı gör! îsitmek nerede Görünmek nerede<br />
1132. Ask köyünün sınırında kesik baslar görürsen ürkme!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün,Fe´ulün<br />
(c. V. 2350)<br />
• Ay ve yıldızlar ordusu gelince, günes, onlara karsı koyamadı. Bir atlı gibi kaçtı, dagların arkasında kayboldu.<br />
• Gündüzlerden de, gecelerden de ötelerde bulunan o mana ay´ını görecek bir göz var mıdır<br />
• Minareyi göremeyen bir göz, minarenin üstündeki kusu görebilir mi<br />
• Gönül bulutu, o manevî ay´ın askı ile bazen toplanıyor, bir araya geliyor. Bazen, parça parça oluyor, dagılıyor.<br />
• Askın gönle dogunca, dünyaya karsı duyulan hırs ölür gider. Dünyada yapılacak binlerce isin varken avare olursun,<br />
issiz güçsüz kalırsın.<br />
• Ask köyü sınırında kesik baslar görürsen, korkup kaçma, köyün içine gir de dikkatle bak; gör ki; öldürülenler ikinci<br />
defa dirilmislerdir, çünkü asıklar ölümsüz.<br />
1133. Sevgilim! Sensiz yasayısın bir tadı yoktur.<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. V. 2348)<br />
• Kızan kızgınlıkla, kinle yemin eden sevgiliden feryadlar olsun.<br />
• Bizi de, evi de birbirimize düsürdü, birbirimize kattı. Sonra hamal tuttu, varımızı yogumuzu aldı götürdü, bizi yoksul<br />
bıraktı.<br />
• Gönle kocaman bir kilit vurdu gitti. Anahtarı da beraber götürdü.<br />
• Sevgilim! Sensiz yasayısın bir tadı yoktur, acıdır. Sensiz zevk çeragı yanmaz.<br />
• Sensiz sarap saflıgını kaybeder, tortulasır. Sensiz sema´ların da zevki yoktur.<br />
• Ey kırmızı yanaklar, ey beyaz ten! Sensiz kaldım da sarardım soldum. Gecem sensiz kapkaranlık oldu.<br />
• Ey askı perdeler yırtıp atan sevgili! Ne olur, perdeden bir an için olsun basını dısarı çıkar da o güzel yüzünü bize<br />
göster!<br />
1134. Gökyüzü feryaddarı bunaldı da, seher vaktinde gök kapılarını açtılar.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. V. 2339)<br />
• Ey Hakk yolunu sasıranlar, yanlıs yola düsenler! Padisahlar padisahı sizi geriye, dogru yola çagırmaktadır.<br />
• Padisahlar padisahı; "Siz bizimsiniz." diyor. Haydi, ey ask yolunun çavusları; kapımıza geliniz!<br />
• Zaten diri olan, daima kainatı idare eden Allah´ın dergahına geliniz. Seher vakitlerinde o kapıya bas vurmak, dua<br />
etmek pek hostur.<br />
• Kadîm olan, evveline evvel olmayan Allah´ın dogru yol ipine sanlın!<br />
• Hz. Yusuf gibi kuyudan, zindandan çıkın; Mısır´ın azîzi ile beraber olun!<br />
• Ey gönül; vakit gecikti, eve dön! Çünkü, o essiz, o güzel varlık gece vakti ansızın çadıra gelir.<br />
• Sakî sarap sunmak için hazırlandı. Gönlün istedigi, o güzel ise, sevgiden mest olmus, kendinden geçmis.<br />
• Görmez misin Demir kırıntısı, sonunda mıknatısa dogru kosar. Süphe yok ki, saman çöpü de kehribara dogru uçar.<br />
• Gökyüzü feryaddan, ah´dan bunaldı da seher vaktinde gök kapılarını açtılar.<br />
• Ey dostum! Gölge gibi secdeler ederek gel ki, o ay minbere çıktı.<br />
• Gerçi görünüste o bir surete bürünmüstür. Fakat benzerlerinden, ömeklerinden o münezzehtir.<br />
• Can hazînesi gibi, evin kösesine geldi. Çulha gibi çevresini dokuyup durmada.<br />
• Sus da, sana pervasızca, korkmadan bazı sözler söyleyeyim. Fakat bunların manasını benden sorma.<br />
1135. Senin rüzgarın gönül bahçesinin agaçlarını oynatmada.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ülu, Mefa-îlün<br />
(c. V. 2314)<br />
• Ey yüzü yüzümü ay gibi parlatan sevgili! Senin gözün, senin bakısın bedenimin bütün cüz´lerini görüs, anlayıs sahibi<br />
yaptı.<br />
• Senin rüzgarın, gönül bahçesinin agaçlarını oynatmada, adını andıgım zaman, agzım sekerle, ballarla dolmadadır.<br />
• Ey benim agacımı, dallarımı yapraklarla, meyvelerle dolduran! Bilir misin, benim agacım neden oynuyor<br />
• Yapraklarla, meyvelerle doldugundan ötürü nazlanmıyor, oynamıyor. Senin sevgin benim gönül agacımın sabrını,<br />
kararını alt üst ettigi için oynayıp durmadadır.<br />
1136. Akıl, askın korkusundan sasırmıs, evden eve kaçıyor.<br />
Mefülü, Mefa´îlü, Mef´ulü, Fe´ulün<br />
(c. V. 2335)<br />
• Rindlerin hepsi de Deyr-i Mugane´de toplanmıslar. Sen, o tek olan pîre er büyük kadehi sun! 55<br />
55 Deyr-i Mugane: Mug´ların manastın, mecazi olarak hakîkat meyhanesi manasına gelir.<br />
• Kanlar döken ask, belki kapıyı da, damı da ele geçirmis. Akıl ise sasırmıs, askın korkusundan o da evden eve<br />
kaçmaya çalısıyor.<br />
• 0 essiz güzeller sahı yüzünden perdeyi kaldırınca, onu seyretmek için bütün dünya halkı, bütün güzeller perdelerini<br />
attılar.<br />
• Asıklar, ask denizine öyle bir dalmıslar ki, ne kurtarılmalarına, ne de kurtulmalarına imkan var.<br />
• Ask kaynamakla sogumaz. Kadınların feryadlarından arslan ürkmez.<br />
• Sen, Hakk sarabından büyük bir kadeh doldur da sun, tabiat erlerini araya sokma!<br />
• Sen o kadehi önce, sonradan yaratılan nefse sun da; artık masal söylemesin hikayeler anlatmasın.<br />
• 0 sarapla mest oldugu için dil tutulunca, ruhtan bir sel bosalır. 0 zaman kevn ü mekan(=olus ve mekan)dan hiçbirini<br />
göremezsin.<br />
1131. Yüzlerce çesit nimetler harmanı sana armagan edilmis, sen bir tane için didinirsin.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. V. 2332)<br />
• Ey bütün varlık aleminden seçtigimiz güzel! Sen, bizi bırakmıssın da kendine yönelmissin, kendine bakmaktasın.<br />
Kendini seyretmedesin.<br />
• Bu davranısından ötürü, sen utanmıyor musun Çünkü senin aynan biziz însanı egri gösteren aynaya bakılmaz ki...<br />
• Ey kendinden haberi olmayan! Gönlünün aksi, canların yanaklarına düstü de, orada güller açıldı, gül bahçeleri<br />
meydana geldi.<br />
• Yüzlerce ruh sana gönlünü vermis, senin kulun, kölen olmus; sense bir cariye gibi her an süslenerek müsteri bulmak<br />
için esir pazarına kosuyorsun.<br />
• Sen dünya islerine dalmıssın, ihtiyaçların, isteklerin, elde edemediklerinin üzüntüsü içinde ay gibi iki büklüm<br />
olmussun. Halbuki, gökyüzünde senin üstünlügünün, güzelliginin nesesiyle dügünler oluyor, gök halkı bayram yapıyor.<br />
• Yüzlerce çesit nimetler harmanı sana armagan edilmisken, sen bir tek tane için bu ihtiyaç tuzagına düsmüssün.<br />
• Ey "ask" sözünü duymus olan kimse; adını duydugun askı gör! îsitmek nerede Görünmek nerede<br />
1132. Ask köyünün sınırında kesik baslar görürsen ürkme!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün,Fe´ulün<br />
(c. V. 2350)<br />
• Ay ve yıldızlar ordusu gelince, günes, onlara karsı koyamadı. Bir atlı gibi kaçtı, dagların arkasında kayboldu.<br />
• Gündüzlerden de, gecelerden de ötelerde bulunan o mana ay´ını görecek bir göz var mıdır<br />
• Minareyi göremeyen bir göz, minarenin üstündeki kusu görebilir mi<br />
• Gönül bulutu, o manevî ay´ın askı ile bazen toplanıyor, bir araya geliyor. Bazen, parça parça oluyor, dagılıyor.<br />
• Askın gönle dogunca, dünyaya karsı duyulan hırs ölür gider. Dünyada yapılacak binlerce isin varken avare olursun,<br />
issiz güçsüz kalırsın.<br />
• Ask köyü sınırında kesik baslar görürsen, korkup kaçma, köyün içine gir de dikkatle bak; gör ki; öldürülenler ikinci<br />
defa dirilmislerdir, çünkü asıklar ölümsüz.<br />
1133. Sevgilim! Sensiz yasayısın bir tadı yoktur.<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. V. 2348)<br />
• Kızan kızgınlıkla, kinle yemin eden sevgiliden feryadlar olsun.<br />
• Bizi de, evi de birbirimize düsürdü, birbirimize kattı. Sonra hamal tuttu, varımızı yogumuzu aldı götürdü, bizi yoksul<br />
bıraktı.<br />
• Gönle kocaman bir kilit vurdu gitti. Anahtarı da beraber götürdü.<br />
• Sevgilim! Sensiz yasayısın bir tadı yoktur, acıdır. Sensiz zevk çeragı yanmaz.<br />
• Sensiz sarap saflıgını kaybeder, tortulasır. Sensiz sema´ların da zevki yoktur.<br />
• Ey kırmızı yanaklar, ey beyaz ten! Sensiz kaldım da sarardım soldum. Gecem sensiz kapkaranlık oldu.<br />
• Ey askı perdeler yırtıp atan sevgili! Ne olur, perdeden bir an için olsun basını dısarı çıkar da o güzel yüzünü bize<br />
göster!<br />
1134. Gökyüzü feryaddarı bunaldı da, seher vaktinde gök kapılarını açtılar.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. V. 2339)<br />
• Ey Hakk yolunu sasıranlar, yanlıs yola düsenler! Padisahlar padisahı sizi geriye, dogru yola çagırmaktadır.<br />
• Padisahlar padisahı; "Siz bizimsiniz." diyor. Haydi, ey ask yolunun çavusları; kapımıza geliniz!<br />
• Zaten diri olan, daima kainatı idare eden Allah´ın dergahına geliniz. Seher vakitlerinde o kapıya bas vurmak, dua<br />
etmek pek hostur.<br />
• Kadîm olan, evveline evvel olmayan Allah´ın dogru yol ipine sanlın!<br />
• Hz. Yusuf gibi kuyudan, zindandan çıkın; Mısır´ın azîzi ile beraber olun!<br />
• Ey gönül; vakit gecikti, eve dön! Çünkü, o essiz, o güzel varlık gece vakti ansızın çadıra gelir.<br />
• Sakî sarap sunmak için hazırlandı. Gönlün istedigi, o güzel ise, sevgiden mest olmus, kendinden geçmis.<br />
• Görmez misin Demir kırıntısı, sonunda mıknatısa dogru kosar. Süphe yok ki, saman çöpü de kehribara dogru uçar.<br />
• Gökyüzü feryaddan, ah´dan bunaldı da seher vaktinde gök kapılarını açtılar.<br />
• Ey dostum! Gölge gibi secdeler ederek gel ki, o ay minbere çıktı.<br />
• Gerçi görünüste o bir surete bürünmüstür. Fakat benzerlerinden, ömeklerinden o münezzehtir.<br />
• Can hazînesi gibi, evin kösesine geldi. Çulha gibi çevresini dokuyup durmada.<br />
• Sus da, sana pervasızca, korkmadan bazı sözler söyleyeyim. Fakat bunların manasını benden sorma.<br />
1135. Senin rüzgarın gönül bahçesinin agaçlarını oynatmada.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ülu, Mefa-îlün<br />
(c. V. 2314)<br />
• Ey yüzü yüzümü ay gibi parlatan sevgili! Senin gözün, senin bakısın bedenimin bütün cüz´lerini görüs, anlayıs sahibi<br />
yaptı.<br />
• Senin rüzgarın, gönül bahçesinin agaçlarını oynatmada, adını andıgım zaman, agzım sekerle, ballarla dolmadadır.<br />
• Ey benim agacımı, dallarımı yapraklarla, meyvelerle dolduran! Bilir misin, benim agacım neden oynuyor<br />
• Yapraklarla, meyvelerle doldugundan ötürü nazlanmıyor, oynamıyor. Senin sevgin benim gönül agacımın sabrını,<br />
kararını alt üst ettigi için oynayıp durmadadır.<br />
1136. Akıl, askın korkusundan sasırmıs, evden eve kaçıyor.<br />
Mefülü, Mefa´îlü, Mef´ulü, Fe´ulün<br />
(c. V. 2335)<br />
• Rindlerin hepsi de Deyr-i Mugane´de toplanmıslar. Sen, o tek olan pîre er büyük kadehi sun! 55<br />
55 Deyr-i Mugane: Mug´ların manastın, mecazi olarak hakîkat meyhanesi manasına gelir.<br />
• Kanlar döken ask, belki kapıyı da, damı da ele geçirmis. Akıl ise sasırmıs, askın korkusundan o da evden eve<br />
kaçmaya çalısıyor.<br />
• 0 essiz güzeller sahı yüzünden perdeyi kaldırınca, onu seyretmek için bütün dünya halkı, bütün güzeller perdelerini<br />
attılar.<br />
• Asıklar, ask denizine öyle bir dalmıslar ki, ne kurtarılmalarına, ne de kurtulmalarına imkan var.<br />
• Ask kaynamakla sogumaz. Kadınların feryadlarından arslan ürkmez.<br />
• Sen, Hakk sarabından büyük bir kadeh doldur da sun, tabiat erlerini araya sokma!<br />
• Sen o kadehi önce, sonradan yaratılan nefse sun da; artık masal söylemesin hikayeler anlatmasın.<br />
• 0 sarapla mest oldugu için dil tutulunca, ruhtan bir sel bosalır. 0 zaman kevn ü mekan(=olus ve mekan)dan hiçbirini<br />
göremezsin.<br />
1137. Herkes bir baska kadehle mest olmus, sasırıp kalmıs.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2327)<br />
• Her dal bir baska türlü oynuyor, her dalda ayrı renkte bir meyve var. Herkes, bir baska kadehle mest olmus,<br />
sasırmıs kalmıs.<br />
• Yüzlerce kadın, perde arkasına girmisler, üzüntüden yüzlerini yırtmıslar. Her biri bir baska kocadan dul kalmıs da<br />
yüzüne vurup duruyor.<br />
• Her balıgın damagında, bir balıkçının oltası takılı, o, ah diye feryad etmede, bu, eyvah diye sızlanmada.<br />
• Cebrail Hakk´ın güzelligine hayran olmus, oynamada, seytan da, bir baska seytanın sevgisi ile sıçrayıp durmadadır.<br />
• Ey istiyak çekenlerin çalgıcısı Tebrizli Sems! Bu perdeden feryad et, aman bu siveyi bırakma!<br />
1138. Bütün bu sekiller, bu suretler onun yüzünden meydana geliyor.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2324)<br />
• Bir gün sen beni meyhanede düsmüs, yıkılmıs, sarıgını rehin vermis, seccadeden bıkmıs, usanmıs görürsün.<br />
• Ben de mest olmusum, sevgili de mest olmus. Onun güzel saçları da elimde, masallah ne de güzel sevgili, ne de<br />
güzel sarap; nazar degmesin!..<br />
• Benim agzım da mest olmus, dudaklarım da. 0 yüzden öpüs yolunu kaybetmisim. Ben mest, agız mest, dudak mest,<br />
öpüs de bize benzemis, o da mest olmus, böylece hep mest olanlar bir araya gelmis.<br />
• Su fitneci güzel, bir hileye bas vurmus, yatmıs, uyumus. Isret meclisi ise, bütün gece dagılmadan hazır bir durumda.<br />
• Bütün bu sekiller, suretler onun nurundan meydana geliyor. Yoksa o temiz, o kutsî ruh sekillere, suretlere sıgmaz.<br />
• Tebrizli Sems´ül-Hakk´ın bu konulara dair serhleri vardır. Çünkü o, can aleminin padisahlar padisahıdır. Bunları ancak<br />
o anlatabilir, baskaları anlatamaz.<br />
1139. Gül bahçesi, ölü çiçeklerle dolu bir mezarlık gibi oldu.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2320)<br />
• Gül bahçesinin perisanlıgına bak; deli kıs geldi, yesillik güzelleri bahçeyi bıraktılar, eve gittiler.<br />
• 0 güzeller, ayrılıp gittikleri için, üzüntüden bagın, bahçenin rengi sarardı soldu. Gül bahçesi ölü çiçeklerle dolu<br />
mezarlık gibi oldu. Kösk zindana benzedi.<br />
• Peri yüzlü güzeller, yabancıların saldırısından kurtulmak için kıslıga gitmeyi hazırlanıyorlar.<br />
• Su güzeller ne zaman kıslıktan geri dönecekler Ne zaman viranenin için den, hazîne gibi meydana çıkacaklardır<br />
• Kıs mevsiminin sogugu ile mest olup kendilerinden geçenler, ne vakit ter ü taze, hos, hayran halde güle oynaya gül<br />
bahçesine gelecekler<br />
• Ambar bosalır, kap dolar. 0 alem, ambardır. Bu alemse kap!<br />
• Kap bosalınca, doldurmak için, tanenin çürümedigi gizli ambarı aramak gerektir.<br />
1140. Onlar, kendi güzel yüzlerinin nurlarıyla süslenirler.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü,<br />
(c. V. 2322)<br />
• Dervisler için "gün" mefhumu yoktur. Onlar için her gün hem bayramdır, hem de Cum´a´dır. Ne bayramları eskir, ne<br />
de Cum´a´ları!<br />
• Her gün onlara bayram olunca, onlar bayram gününe layık giyinirler, kusanırlar; ama yünden örülmüs, süslü<br />
elbiseler giymezler. Ey benim canım! Onlar kendi güzelliklerinin, kendi güzel yüzlerinin yüzleri ile süslenirler, nur elbiseleri<br />
giyerler.<br />
• Akıl ve din gibi onların içleri de, dısları da tatlıdır. Zaten badem helvasına sarımsak koymazlar.<br />
• Böyle nurdan bir hırka giyen de, dostların meclisinde gögüsteki aydın gönül gibi gezer, dolasır.<br />
• Akan suda çerçöp durabilir mi Ey benim canım! Kosup duran canda, nasıl olur da kin bulunur<br />
• Can gözü, simdi, ter ü taze dal görmede. Duygu gözü ise, eski bir masala dalmıs.<br />
1141. Sen olmadıkça, ben hamamdaki resim gibi cansız bir suretim.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c.V. 2323)<br />
• Ey gönül! Sen söyle; ben tavadaki balık gibiyim. Acaba o, öfkesinden mi, yoksa yalvarmasından mı çırpınıp duruyor<br />
• Hayır, hayır, ey gönül; agla, feryad et! 0 olmadıkça ben hamamdaki resim gibi, cansız bir suretim, bir gölge<br />
varlıgım.<br />
• 0 benimle beraber olmadıkça, o bana zindan olur. 0 benimle beraber olmadıkça geceleri uyku nedir bilmem.<br />
• Senin güzelligin, benim sana karsı duydugum sevgi, bütün sehre yayıldı. Her çalgıcı sözüyle ve çalgısının ahengiyle,<br />
nagmeleriyle askımızı anlatıp duruyor.<br />
• Ey güzelim! Sehirde bulunan süfîler de, onların giydikleri hırkalar da, zavallı köleler de, tarih yazan bilginler de<br />
hepsi, hepsi senin sevdana kapılmıslar.<br />
1142. Ey gökyüzünden göç davulunun sesini duyan!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. V. 2334)<br />
• Ey ötelere gitmeye hazırlanan! Ey gökyüzünden göç davulunun sesini duyan! Ey varını yogunu, yaptıgı iyiliklerin,<br />
kötülüklerin karsılıgını bu dünyadan öteki dünyaya çekip götüren!<br />
• Ey nergis gözlü, lale yanaklı güzel; neredesin Bugün senin mezarından nergisler, laleler bitmede.<br />
• Damlarda salına salına, nazlı nazlı yürürdün. Kapılardan kosarak geçerdin Simdi kapısız, damsız mezarı yurt<br />
edinmissin.<br />
• Nerede kaslarının cilvesi Nerede o güzel gözlerinin süzgün bakısları Ey her ikisine de ölümün gözü degen güzel!<br />
• Ey eli birçok degerli kisilerin öpüs yeri olan azîz varlık! 0 el kesilmis gibi cansız bir halde yanına düsmüs, faniligin<br />
elinde kalmıs.<br />
• Senin gönül kusun beden tuzagını kırarak kurtulmus, gökyüzüne uçmussa. saydıklarımın hepsi de ona kolay gelir.<br />
•Can tertemiz halde selamete ermis, esenlige kavusmus ise; bedenin yeryüzünde kalmasının ne önemi vardır Ayak<br />
rahatça çizmeden kurtulduktan sonra çizme yırtılmıssa ne olur<br />
• Ey can lezzetinden haberi olmayan kisi! Can, su bedenden kurtulursa; Allah´a yüzlerce sükürlerde bulun!<br />
• Nerede balçıgın, çamurlu suyun tadı, nerede ab-ı hayatın tadı Nerede gök kubbesi, nerede kubbe seklindeki dam<br />
• Ya Rabbi! Sanki bir biz büyülenmisiz acılarla, zulümlerle, kötülüklerle dolu su dünya cehenneminin dibinde<br />
oturuyoruz da ebedî hayattan, ölümsüzlükten ürküyor, tiksiniyoruz.<br />
• Halbuki, biz üstün bir varlıgız. Gökler bize haset ediyor. Melekler secde ediyor. Fakat kötü himmetimiz yüzünden<br />
seytan bile bizden kaçıyor.<br />
1143. Ben, bu yeryüzüne mensup degilim; göklerin tohumuyum.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c.V. 2319)<br />
• 0 garip, acaib sevgili eve geldi. Sen gel de bugün, evindeki acayip halleri, görülmemis güzelligi seyret!<br />
• Vefalı dostları gör, tertemiz kardesleri seyret! Onlar; "0 hazîne yine viraneye geldi." diye oynayıp duruyorlar.<br />
• Ey gözüm; çimenleri seyret! Ey kulak! Onun güzel sözlerini derle topla! Ey güzel ask hikayeleri anlatan sevgili! 0 tatlı<br />
dudaklarını aç, anlatmaya basla!<br />
• Sen de ey sakî; bugün, dünden arta kalan sarabı kısmadan, tükenir diye korkmadan sun! Iki üç fazla kadehle<br />
denizden ne eksilir<br />
• Bir kadeh, bir kadeh daha! Bu ayrı ayrı kadehler sarapta ikilik meydana getirir. Bir olmasını istiyorsan, o iki kadehi<br />
de kır, ikilikten kurtul!<br />
• Ben, bu yeryüzüne mensup degilim, ben göklerin tohumuyum. Bir müddet toprakta kalırım. Baharın adaleti gelince,<br />
o tohum topraktan bas kaldırır, yeserir.<br />
• Ey bana su mavi göklerden yüz kat fazla nur veren sevgili! Söyle, bu böyle midir; degil midir<br />
• Bu baht, gül bahçesinin ta kendisi. Ya Rabbi! Bu nasıl agaç ki, her an yüzlerce mest olmus bülbül, geliyor, bu ask<br />
agaçta yuva yapıyor.<br />
• Can güzel sesler dinlemek için kulagı tutmus çeke çeke geliyor, gönül de güzellerin bulundugu yere dogru kosuyor.<br />
Çünkü bahar geldi, o yabancı, o zalim kıs öldü, gitti.<br />
1144. Gönül, sevgilinin basıp geçtigi esige bir çivi gibi çakılıp kaldı.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. V.2351)<br />
• Güzellikte essiz olan sevgili ne yaptı, gördün mü Geçen gün bir bahane buldu.<br />
• Beni de, seni de bir yerlere gönderdi, kendisi iki üç peri ile evde kaldı.<br />
• Sevgili büyüleyici edasıyla bizi aldattı. Biz ona karsı ne yapabiliriz ki<br />
• Nasıl aldanmayalım Onun elinde öyle bir zincir var ki, onunla bizi degil, zamanın bile boynunu baglar.<br />
• Kaslarını çatınca, zavallı akıl kaçar, kaybolur gider.<br />
• Gönül, onun kapısında tıpkı bir çivi gibidir. Onun basıp geçtigi esige çakılıp kalmıstır.<br />
• Sakî, sen bize kadehte kalmıs olan sarabı sun! Biz geceden kalmıs mest kisileriz.<br />
• Gönül atesi alev alev göklere yükselmede, sen onun üstüne su serp!<br />
• Tesbihle mesgul olan agzımda simdi siir var, rubaî var, nagmeler var.<br />
• Nice ibadet yerlerini sel aldı götürdü. Hem de nasıl sel; sanki uçsuz bucaksız bir deniz.<br />
• Rebabdan yaysız nasıl ses çıkmazsa, ben de mest olmadıgım zaman, benden ask hikayeleri duyulmaz.<br />
• Bu sebeple, önce bana sarap sun, beni mest et de; sonra ask hikayelerini dinle!<br />
• Allah sarabı ile mest olursa, zayıf bir bıldırcın degerli bir dogan kusu olur.<br />
• Kendinde olanlar tespihleri ile Hakk´ı bulurlar, ama kendinde olmayanlar, kendilerinden geçerler de asıkane saraplar<br />
içerler.<br />
• Hem de nasıl sarap! Allah sarabı içerler, filan erkegin, yahut filan kadının küpünde bulunmayan bir sarap.<br />
• Gögün bir tarafından bir ay dogdu, parladı, nurlar saçmaya basladı. Bu arada benim gönlüm de kayboldu gitti.<br />
• Sasılacak sey su ki, gönülsüz, cansız kisi, nasıl olur da çeng gibi feryad edip duruyor<br />
• Ask derdini, kendinde olan ayık kisiden dinleme! Çünkü ayık kisinin dudagı da soguktur, canı da.<br />
• Hiç sen, buzlugun atesten haber verdigini gördün mü Yahut kimsecikler görmüs müdür<br />
1145. Sen henüz bir çocuk gibisin, bu alem de besige benzer.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2306)<br />
• Ey çaresiz asık! Beri gel, görüs sahibi ol, her seyin aslını gör! Her seye bakıp duran, fakat aslını göremeyen<br />
kisilerden, bakan körlerden olma!<br />
• Ey yalnız ona asık olan kisi! Bu huyu yıldızlardan al! Bak günes dogup parlayınca, yıldızlar yok olur, görünmezler.<br />
Sen de, yalnız Allah´a gönül verdigin için, Allah´tan baska her sey senin gözünde görünmez olmalıdır.<br />
• Güçlü kuvvetli olanlar, neden senin elini bagladılar, bilir misin Çünkü, sen henüz bir çocuk gibisin, bu alem de bir<br />
besige benzer.<br />
• Ey yalnız dünya nimetlerine gönül veren, ey mıh gibi yeryüzüne çakılıp kalan, ötelerden, gönül sehrinden avare olan,<br />
uzak düsen zavallı! Cenab-ı Hakk Kur´an-ı Kerim´de söz incileri dizerken "Yeryüzünü biz bir besik olarak halk ettik."56 diye<br />
buyurdu.<br />
56 Nebe Süresi, 78/6. ayete isaret var.<br />
• Ey terbiyeli, edepli, yumusak huylu kul! Sen çocuk gibi bedenin esiri olmussun. Esirlikten, zavallılıktan kendini<br />
kurtar! Sen artık çocuk degilsin, akıl dislerin çıktı. Onları göster de, mana dünyasının yemegini yemege hazırlan!<br />
• Padisah çocuk kaldıkça ona bakan dadı çocuga hayatı zehir eder, zindan eder. Zaten ana sütü emdikçe, çocuk<br />
padisah olamaz, sarap içemez.<br />
• Testi tastan korkar, fakat kaya, tas su kaynagı olunca, o tasa her an testiler dolmak için gelirler.<br />
• 0 zaman testi der ki: "Tas bundan sonra beni kırarsa, neselenirim, mutlu olurum. Çünkü o tastan akan beni<br />
doldurdu, doyurdu. Bana yüzlerce can verdi.<br />
• Onun yolunda ölsem ne çıkar 0 beni diriltti, yine de diriltir. Hatta beni kırıp param parça etse diye ona para, pul<br />
veririm."<br />
1146. Ben kendimde degilim, sen de kendinde degilsin, bizi kim eve götürecek<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2309)<br />
• Ben de kendimde degilim, sen de kendinde degilsin, simdi bizi kim eve götürecek Sana, kaç defa, iki üç kadeh az iç<br />
diye söyledim.<br />
• Sehirde de aklı basında kimseleri göremiyorum. Herkes öbüründen beter, deli divane, öbüründen beter taskın ve<br />
coskun.<br />
• Sevgili ask meyhanesine gel de can lezzetini seyret, sevgilinin sohbeti olmadıktan sonra, cana bir hosluk, bir zevk<br />
yoktur.<br />
• Her tarafta elinde sarap testisi, mest olmus bir kisi var. Güzelligi ile herkesi mest edip costuran sakî de eline büyük<br />
bir kadeh almıs dolasıyor.<br />
• Sen kendini meyhaneye vakfetmissin. Gelirin de, giderin de saraptır. Bu vakıftan ayık olanlara, aklı basında olanlara<br />
sakın bir habbe bile verme!<br />
• Evden dısarı çıktım. Bir sarhosa rastladım. 0 öyle güzeldi ki, her bakısında yüzlerce gül bahçesi, yüzlerce kösk gizli<br />
idi.<br />
• Ona; "Nerelisin " dedim. Benimle alay eder gibi; "Benim yarımım Türkistanlı, yarımım Ferganalıyım.<br />
• Yarımım sudan topraktan, yarımım candan gönülden, yarımım deniz, yarımım bastan basa inci." dedi.<br />
• "Bana, arkadas ol, ben senin yabancın degilim. Senin akrabanım." dedim. Bana dedi ki: "Ben akrabamla yabancıyı,<br />
tanıdıkla tanımadıgımı ayırdedemiyorum."<br />
• Ben asıgım, sarıgım da yok. Meyhanecinin yurdundanım. Her seyi gören gözlerle dolu bir gönlüm var. Simdi durumu<br />
açıklayayım mı Susayım mı<br />
• Böyle bir güzelin mesti olan, nihayet bir agaçtan, bir direkten de asagı olmaz. Hannane direginden bir feryad<br />
kopmamıs mı idi<br />
1147. Ey beden elbisesi giymis ruh! Sana selamlar olsun!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c.V. 2310)<br />
• Ey bizden olan, her zaman bizimle beraber bulunan! Bizden sana Allah´ın selamı olsun! Selamette, huzur içinde kal,<br />
mutlu ol! Ey bizden olmayan, aramızda bulunmayan! Sana da Allah´ın selamı olsun, selamette huzur içinde kal, sen de<br />
mutlu ol!<br />
• Ey begenilen nur, ey gözlere sürme olan azîz varlık! Sen her görünen seylerden daha güzelsin. Sana, bizden Allah´ın<br />
selamı olsun! Selamet ve huzur içinde kal, mutlu ol!<br />
• Ey beden elbisesi giymis ruh! Ey mü´mine de kafire de Allah´ın rahmeti olan azîz varlık. Sana bizden Allah´ın selamı<br />
olsun, selamet ve huzur içinde kal, mutlu ol!<br />
• Sen, dolunay dogdun derken, damdan asagı indin. Ey ayın bile güzelligine, parlaklıgına kul, köle oldugu azîz varlık!<br />
Bizden sana, Allah´ın selamı olsun, selamet ve huzur içinde kal, mutlu ol!<br />
• Ey herkesten, her seyden fazla beliren, her yerde bulunmayan, her halimizi gören, gözeten! Ey incilerle dolu deniz!<br />
Bizden sana Allah´ın selamı olsun, selamet ve huzur içinde kal, mutlu ol!<br />
• Ey noksansız güzel! Ruhu nese içinde oynatıp duran, ey mest olup su bası döndüren güzel! Bizden sana, Allah´ın<br />
selamı olsun, ve huzur içinde kal, mutlu ol!<br />
• Sarap, senin yüzünden cosmada, kamıstaki seker, senin yüzünden meydana çıkmada, fakat sen, ikisinden de<br />
güzelsin. Bizden sana Allah´ın selamı olsun, selamet ve huzur içinde kal, mutlu ol!<br />
1148. Altınımız olsa da, olmasa da gamlıyız, gamdan kendimizi kurtaramıyoruz.<br />
Mefülü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2301)<br />
• Ben sarhosum, senin de gönlün hos; bu durum karsısında gam, perisan oldu. Onun ne gönlü kaldı, ne de bası! Bu<br />
daha iyi! Sevgiliye gönül ver, onun elinden sarap iç, bu hepsinden daha iyi!<br />
• Dünya, sanki bastanbasa bir deniz. Beden de sedef gibi. Can ise sedef içindeki inci gibi. Zaten bunların içinde de en<br />
iyisi inci!<br />
• Beden, suret çarsafa, örtüye benziyor. Can bu örtüye bürünmüs. Ama, onun sureti, sekli yok. Onun bunların hiç<br />
birisine benzememesi daha iyi.<br />
• Sen, beden perdesini görüyorsun, ama gönle ait bir bilgin yok. Onun sekli, sureti hakkında bir sey duymadın.<br />
Halbuki gönlün vurdugu o mızrap yok mu; o daha baska bir perdedendir, daha da güzeldir.<br />
• Senin yüzün, altın gibi sapsarı, gamdan sapsarı olmus su yüzüne de ki: "Altınımız olsa da, olmasa da gamlıyız.<br />
Gamdan kendimizi kurtaramıyoruz. Fakat gamlı oldugumuz halde, altınımız da olsa elbette iyidir."<br />
1149. 0 baharların canlarıdır.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2308)<br />
• Ya Rabbi; o ay yüzlü güzel nasıl bir güzel Ya Rabbi; o ay yüzlü güze nasıl bir güzel Onun yüzünün atesi ile harman<br />
da yandı, otag da yandı.<br />
• Hz. Yusuf´un çenesinde bir kuyu (=çene çukuru) vardır. Fakat o kuyu öyle acayib bir kuyudur ki, yüzlerce Yusuf-ı<br />
Kenan, o güzel kuyunun dibindedir.<br />
• Yusuf ne yapsın 0 kuyudan kendini korusun ki, o kuyu yoldan geçenleri görmüs de onları kapıp içine almıstır. (Yani,<br />
kuyuya düsenler, kuyunun yoldan geçenlerden kapıp aldıklarıdır.)<br />
• Görüs ile, bakıs ile bile gidenleri çekip alan birisine karsı bir saman çöpü ne yapabilir<br />
• Aman o bakıslardan canlarınızı sakının, onlar mest olmuslar, uyumuslardır, ama herkesin halini bilirler.<br />
• 0, o kadar can bagıslar, o kadar can bagıslar ki, fanilerin evlerine, barklarına hem matem diüser, hem ah.<br />
• 0 baharların canlarıdır. Agaçların canlarıdır. Canlar ondan gebe kalırlar. Hem onlara soy verir, hem de boy verir.<br />
1150. Ruhlar, mezarlarda beden elbiselerinden soyunarak mana alemine gitmedeler.<br />
Mefnlü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2311)<br />
• Balıkların çoklugundan ötürü, deniz gizlenmis, görünmez gelmis. Bedenler de çogalınca, cana perde olmus.<br />
• Mana denizinden ayrı düsen seker, zehir halini almıs, zehirse o denizin sevdasına kapılınca ab-ı hayat olmus.<br />
• Ey su kusuna benzeyen canlı; sen o denizin sevdasına kapılmıssın da asıkane çok güzel sözler söylüyorsun.<br />
• Dün o denizden öyle bir güzel bas gösterdi ki, onun bakısı çok sert bir yaydan atılan ok gibi tesirli idi.<br />
• Gönül, o bakısı görünce dudaklarını kımıldatmadan gizlice "Eyvah" demis, "Ben bundan canımı nasıl kurtarabilirim "<br />
Gönlün canına yemin ederim ki, sonunda o is öyle olmus. Gönül, o bakıstan kendini kurtaramamıs, bagrı yaralı bir asık<br />
olmus.<br />
• Ah, ruhanî hamam, nasıl da perileri davet etmede. Bu dünyada yıkanmak için soyunanlar, o aleme dalıyor. Aslında<br />
su mezarlık da elbiselerin çıkarıldıgı bir camekan gibidir. Ruhlar, mezarlarında beden elbiselerinden soyunarak mana<br />
alemine gitmedeler. 57<br />
57 Eskilerin inancına göre peri kızları, ya hamamlarda, ya kırlarda çesme baslarında, yahut harabelerde yasarlarmıs.<br />
Fuzulî merhumun oglu oldugu rivayet edilen Fazlı adındaki bir sairimizin bir müstezatında:<br />
"Her dem perinin menzili virane gerektir<br />
Ya çesmeler üstü<br />
Gönlüm gibi virane, gözüm gibi bulaga<br />
Gel ey peri peyker!"<br />
(Her zaman perinin yeri viranelerdedir, yahut çesme baslarındadır. Ey peri kızı gibi güzel olan sevgili, harabe<br />
istiyorsan gönlüme gel, çesme basında oturmak istersen gözüme gel diye yazmıstır.<br />
• Aklını basına al da, bu çesit sırrı açma, sus! Su susanlara dikkatle bak! Bastan ayaga dil olmuslar ama,<br />
söylemelerine izin yoktur.<br />
1151. Gönlüme kızgın olarak bakınca, gönül kendinden geçti, kendini bıraktı, yollara düstü.<br />
Mefülü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c.V. 2313)<br />
• Ey candan canıma gizli haberler gönderen sevgili! Ben, her an seni düsünmedeyim. Her an seni hayal etmedeyim.<br />
Her an seninle beraberim. Sen aklın dan neyi geçiriyorsan, neyi düsünüyorsan, onların hepsi bu kuluna malum olmadadır.<br />
• Neyi düsünüyorsan, hatırına ne geliyorsa, onlar, hemen gönlüne de dogmada, aklından da geçmededir.<br />
• Ney, her seher vakti senin dudagını hatırlıyor da feryada baslıyor. Askın, seker kamısının agzını sekerlerle, ballarla<br />
dolduruyor.<br />
• Gönlüme kızgın olarak bakınca, gönlüm alt üst oldu. Öyle bir hale geldi ki kendinden geçti. Kendini bıraktı, yollara<br />
düstü, gitti.<br />
1152. Can ile canan arasında bedenin bedenligi kalır mı<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2298)<br />
• Ne muhtesem bir meclis, padisahlara layık saraplar. Kıpçak Padisahı ne de güzel yagma etmede.<br />
• 0 pek yüce ve nasıl oldugu bilinemeyen Hakk´ın askı ile deliren can, simdi bu efsun ve efsane ile karar mı bulur<br />
• Zinciri oynatmaktan, sakırdatmaktan delinin çılgınlıgının artacagını bildigi için, sevgili de asıgına karsı büklüm<br />
büklüm saçlarını çözer.<br />
• 0 kıvırcık siyah büklüm büklüm saçları yüzünden, gönlüm tarak disleri gibi yanlmıs, dis dis olmustur.<br />
• Gönül arkadasları, sarhoslukla nasıl da alt üst olmuslar, yıkılıp gitmislerdir. Ey ay yüzlü sevgilim! Canın hakkı için<br />
olsun basını uzat da su evin içine bir bak.<br />
• Ey gönül! Sakî sana sarap vermedi diye mi balçıga düstün 0 sarap tulumunu açmadı ise kadeh nasıl oldu da sarapla<br />
doldu<br />
• Allah´ım! Bu ask ormanında düsünce kaybolup gitmis. Can ile canan arasında bedenin bedenligi kalır mı<br />
1153. Sayı ile verilen nefesi bos sözlerle tüketme!<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2303)<br />
• Ben, cennet köskünden ve cennet sarayından ansızın aç ve çıplak bir halde, böyle bir dünya kapısının dibine düstüm.<br />
• Bu dünya, benim için sevilecek bir yer, bir bayram yeri olamaz. Çünkü ben, bu dünyanın kötülügünü, çirkinligini<br />
gördüm. 0, sapsarı suratlı yüzüne allık süren, kendini güzel göstermeye çalısan bir kahpeye benziyor.<br />
• 0 kötü diken agacını gül renkli allık ne kadar süsler 0 diken her cigere, her ayaga batmıstır.<br />
• 0 takma saçlarını bırakmıs, kel kafası ile ortaya çıkmıs. 0 yaslı kör kadın; kaslarını igneyle damgalayarak karartmıs.<br />
• Onun ayak bilegindeki halhallarına bakma, o kapkara baldırını seyret! Geceleyin ask oyunu hostur. Ama bu oyun<br />
perde arkasında olmalıdır.<br />
• Ey yüzü yıkanmıs süfî; yürü; elini de dünyadan yıka, yani ondan uzaklas! Ey basını usturayla tıras eden, kazıyan<br />
süfî! Gönlünü de onun sevgisinden kazı at!<br />
• Dünyada mutluluk arayan, ona gönül veren kisi bahtsızdır, agır canlıdır. Dünyada yasama zevkine düstügü için<br />
kavurma gibi kavrulacaktır.<br />
• Ey sevgili! Ey bizi yoktan, yokluktan yaratıp su aleme atan azîz varlık! Bizi su dünyanın acaib isleriyle oynatıp duran;<br />
feryadımıza yetis! Bizi agır canlılıktan kurtar!<br />
• Sus da, o sonu bulunmayan güzelin diriltici nefesinden bahset! Susarak söz söyle, ne zamana kadar sayı ile verilmis<br />
nefesi bos sözlerle tüketeceksin.<br />
1154. Dün mezarlıga gitmisti. Onun yüzünden ölüler bile birbirlerine girdiler.<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2304)<br />
• Her gün peri gibi bir güzel, perde arkasından çıkar da, bizi ve dostlarımızı neseyle oynatmaya baslar.<br />
• Süfî, onun sevdasına kapılır da hırkasını yırtar. Bilgin de onun belasıyla sasırır, telasından sarıgı çözülür, yerlerde<br />
sürünür.<br />
• Herkesi aldatan hileci bile, çileye kalkısamaz. Böyle bir rindin elinden rıza kadehini içtikten sonra artık kendini<br />
gizleyemez.<br />
• Dün mezarlıga gitmisti. Ölüler bile birbirlerine girdiler. Ben magdurum ne yapayım, ölüden de asagı degilim.<br />
• 0 peri kızı her gün, sarap kadehi elinde olarak çıkar gelir de; "Vallahi!" der "Sehirde duygusuz, kalbi donuk bir<br />
kimseyi bırakmayacagım."<br />
• Ey benim canım! Sana öyle bir sarılacagım, öyle bir kıvrandıracagım ki, kıvamında sirke iken, tatlılasacaksın, bal<br />
olacaksın, seker olacaksın.<br />
• Cigerini yaraladım, bir baska ciger al, ey pörsümüs kedi! Arslan cigerlerinden bir ciger edin.<br />
• Sus, sus, gönül evinin ta içine gir; incinmis hiçbir gönül yoktur.<br />
1155. Oruç sevdası, bambaska bir sevdadır.<br />
Mefülü, Mefa´îlün, Mefulü,<br />
(c. V. 2307)<br />
• Artık, ekmege karsı agzını kapa, tatlı oruç geldi. Simdiye kadar, yemenin, içmenin hünerini gördün. Simdi de orucun<br />
hünerini seyret!<br />
• Oruç, Meryem oglu Isa´ya zemzem oldu. Oruç yolculuguna çıktı da dördüncü kat göge yükseldi.<br />
• Kusların kanat çırpmaları nerede, meleklerin kanat çırpmaları nerede Kuslar yem için kanat çırparlar, melekler ise<br />
oruca dogru uçarlar.<br />
• Orucun bazı zorlukları varsa da, yüzlerce çesit hüneri de vardır. oruç sevdası bambaska bir sevdadır.<br />
• Oruç, çarsafa girmis, kendini gizlemis bir güzeldir. Çarsafını aç da onu seyret; o ne kadar güzelrnis!<br />
• Boynunu inceltir ama, seni ölümden emin eder. Mide dolgunlugu, rahatsızlıgı, fazla yiyip içmeden meydana gelir.<br />
Oruç ise seni manen mest eder.<br />
• Otuz gün ramazan denizinde bir bastan bir basa, bir uçtan bir uca yüzer durursun. Sonunda oruç incisi elde edersin.<br />
• Seytanın bütün hileleri, tedbirleri, bütün okları, oruç kalkanına çarpar, kırılır.<br />
1156. Güle ne efsun okudun da böyle gülüp durmada<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2305)<br />
• Ne zaman, ben varımı yogumu rehine verip seninle beraber sarap içecegim" Sen basını alıp gideceksin, ben<br />
meyhanede kalacagım, hırkamı rehin olarak bırakacagım<br />
• Saraba gömülecegim. Kadeh gibi, testi gibi dolup bosalacagım. Perde olmadan, hiç bir engel bulunmadan sevgili ile<br />
bas basa olacagım.<br />
• Sen afiyetle yüzlerce kadeh sarap içeceksin. Güzel elbiseler giyeceksin. Su donuk dünya canlanacak, cosup cosup<br />
köpürecek.<br />
• Ay nasıl günesin nuruyla aydınlanıyorsa, benim de gönlüm, senin nurunla aydınlanacak, imbikten çekilmis gül yagı,<br />
senin gül kokunla hos, güzel bir hale gelecek.<br />
• Güle ne efsun okudun da, böyle neselendi, gülüp durmada Dikene ne cefa ettin ki, güzel rengini kaybetti, soldu,<br />
kurudu, diken oldu<br />
• Ey görülmemis isler basaran, duyulmamıs san´atlar meydana getiren aziz varlık! Sen insanı bir an olur güldürürsün,<br />
bir an olur aglatırsın. Senin islerine akıl ermez.<br />
• Aklı olan kisi, yaptıklarından ötürü sana gücenmez, senden incinmez Karanlık gecenin aya darılmaya hakkı var<br />
mıdır Hiç diken gülden incinir mi<br />
• Nice nice düsünceler, adeta deniz gibidir. Hikmetlerse o düsünceler içinde yüzen balıklardır. Düsünürken söz diridir,<br />
söylerken ölü!<br />
• Hayır, düsünce ag gibidir. Deniz de bu agın arkasındadır. Aga, balıktan baska ne girebilir<br />
• Artık. sen, gönlü cennet say; dile gelen sözleri de cehennem farz et! Düsünceler ise günahı ile, sevabı ile bir<br />
olanların yeri olan a´raf!<br />
1157. Melek huyuna sahip ol da; seytana emir ver!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü,<br />
(c. V, 2300)<br />
• Paran olsa da, olmasa da gamdan yakanı kurtaramıyorsun. Hem yaralı, hem gamlı olmadansa, elbette paran varken<br />
gamlı olman iyidir.<br />
• Dostların sözlerini dinle, yankesicilerden kaç, topluluktan ayrılma, inatçı olma, bagırıp çagırma!<br />
• Adem neden çırılçıplak kaldı Dünya neden viran oldu Nasıl oldu Neden oldu da tufan koptu Bu isler, küçügün<br />
büyüge çekismesinden, bayagı kisinin yüce kisi ile inada girismesinden oldu.<br />
• Mum aglamadıkça, alev gülmez. Beden eriyip zayıflamadıkça can semirmez, kuvvetlenmez.<br />
• Melek huyuna sahip ol da, seytana emîr ol, ona emir ver! Nefis öküzünü kurban edebilirsen, ayagını gökyüzünün<br />
basına basabilirsin.<br />
1158. Senin her kösede bir Eyyüb´un var. Her tarafta bir Yakub gözyası döküyor.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2299)<br />
• Gönül yolu ile göze çekinmeden geliyorsun. Tesirli efsunlar okuyorsun. Coskun, dagınık ask hikayeleri anlatıyorsun.<br />
• Sen, gökleri nefesinle döndürüyorsun, senin efsununa karsı zayıf bir anlayıs ne yapabilir<br />
• Iki dünyanın da günahını bir tövbe ile yıkar, temizlersin. Sonra tutarsın, bir küçük hatamızı parmaklarının arasında<br />
evirir çevirir, ovusturup durursun.<br />
• Senin her kösede bir Eyyüb´un var. Verdigin belalardan sikayet etmiyor. Her tarafta bir Yakub´un gözyası döküp<br />
duruyor. Ask kapıları kırılmıs, kumaslar çalınmıs, götürülmüs.<br />
• Salına salına git de; o ölüler bahçesinde bir bagır: "Ey eski ölü kalk!" diye seslen! Kalk ey dökülmüs beden;<br />
oynamaya basla!<br />
• 0 anda bütün mezarlık, sehir halini alır. Bütün ölüler mezarlarından çıkarlar. Oynamaya baslarlar. Hepsi de<br />
neselenir, hepsinden de kaza ve kader pençesini çeker.<br />
• Bu sözleri laf olsun diye söylemiyorum. Hayal dokumuyorum. Hayal etmiyorum. Ben bu hali yüzlerce defa<br />
görüyorum, görmedigim seyleri söylemiyorum.<br />
• Insanlardan kaçtım da kurtuldum diyen kisinin etegi arkadan yırtıldı ise, o, dogruyu söylüyordur.58<br />
58 Yusuf Suresi,12/26.ayete isaret var<br />
• Ey söyleyen! Sus sus da, sevgilinin asıga söylediklerini dinle! Çünkü, isteyen aradıkça, istenen inat eder.<br />
1159. Gönle gamdan bir peygamber gelince, ötelerden Cebrail gönle iner. Düsünce, Meryem gibi yüzlerce Isa´ya gebe<br />
kalır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,<br />
(c. V. 2297)<br />
• Sen, gönle ayak basar basmaz, düsünce gönülden çıktı gitti. Sırlar da bellerini baglayıp yola düstüler.<br />
• Gönül, canın yanına geldi de ona dedi ki: "Kendinde kalma, kendinle beraber oturup durma! Düsünce de gönlü agır<br />
canlı, tembel gördü de, onu kendi haline bırakıp, kendisi acele gitti."<br />
• Düsünceye asktan bir casus geldi. "Haydi kalk, yürü git. Önünde yeri öp!" dedi. Bu haberle düsünce kendinden geçti,<br />
Hakk´a ulastı.<br />
• Güzellerin meyhanesi açıldı. Düsünce, sarap küpüyle, kadehle arkadas oldu. Bu yüzden mest oldu. Aklına ne<br />
gelmisse hepsi bir bir ona göründü.<br />
• Düsünce mest olunca, kendinden geçti de, böylece kendini düsünmekten kurtuldu. Kendini öyle kaybetti ki;<br />
"Düsünce denilen sey nedir Siz düsünceyi tanıyormusunuz " diye baskalarına sormaya basladı.<br />
• Felek, gönlün korkusundan yerlere dogru alçaldı, iki elini birbirine çarptı. "Benden kimsecikler kurtulmadı. Düsünce<br />
nasıl kurtuldu " dedi.<br />
• Düsünceye herkes, önden arkadan tuzak kurar. Düsünceyi tuzaga düsürmek ister.<br />
• Aslında insanın aradıgı her sey, her sekil, her suret düsünceden meydana gelir. Sen sekle baglanma, düsünceye<br />
baglan!<br />
• Gönle gamdan bir peygamber gelince, ötelerden Cebrail gönle iner. Düsünce Meryem gibi yüzlerce Isa´ya gebe kalır.<br />
1160. Sarabı, sarap içmesini bilenlere, gamlı, kederli olanlara ver.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c.V. 2296)<br />
• Bana "Nasılsın " diye soruyorsun. Nasıl olacagım Hudutsuz olan lutuf ve ihsanın gibi iyiyim. Sen ise, güzelsin.<br />
Semizsin, gençsin, ter ü tazesin.<br />
• Hos olan sey, tatlılıgın; aslında sevgiliye dogru at sürersin. Fakat bu yürüyüs kolay degildir. Bu yolda binlerce at<br />
sakatlanır.<br />
• Susmaya çalısıyorum ama, sevgilinin verdiği tatlılıktan onun gamzesinin huyunu almısım da duramıyorum. Hep<br />
asksızları söylüyorum.<br />
• Ey gönül, basın sert, ayagın gevsek. Mest bir haldesin. Bununla beraber, topallaya topallaya yürü! Ama acele et!<br />
Sonra kapıyı kapayıverirler.<br />
• 0 kurtulus sahibine git; o hayat denizine git! Benlik testisine tas at, kır! Varlık kulübesine neft dök, yak, kurtul!<br />
• Sen, sarabı sarap içmesini bilenlere ver! Gamlı, kederli olanlara ver! Çünkü neseli görünenler. tamamıyla sekilden<br />
ibarettir. Bu da laftır, baska bir sey degil!<br />
• Sen hilekar nefsin inadına Hakk´ı özleyenlerin canları için su hadîsin zevkine var: "Ben gizli bir hazîne idim. Bilinmeyi<br />
sevdim, istedim de onun için insanları yarattım."<br />
1161. Benim gönlüm düsünceler yurdu oldu.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2295)<br />
• Ey asıkların cigerlerini yakan güzel, korkusuzca geliyorsun. Gönlümü alıp götürüyorsun sen, yine ne getirdin<br />
bilmiyorum ki!<br />
• Kurnaz, aldatıcı gözlerinden feryad. Öteden beri isin bu! Yavas yavas gelirsın. Param parça olmus gönlü alır gidersin.<br />
• Neliksiz, niteliksiz ay´ı elde etmek için, felegin kahrını çekiyorsun. Deliligin belli oldu. Yaptıgın akıl karı degildir. Böyle<br />
ise girisilmez.<br />
• 0 ates dolu kadehi getir de, göklerden de, yıldızlardan da ötede olan o ay yüzlünün askı ile bir hosça içelim.<br />
• Harmancı, yak bizi, herkesin gözünden düsür! Askın isi budur. Asık avare olur.<br />
1161. Benim gönlüm düsünceler yurdu oldu.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2295)<br />
• Ey asıkların cigerlerini yakan güzel, korkusuzca geliyorsun. Gönlümü alıp götürüyorsun sen, yine ne getirdin<br />
bilmiyorum ki!<br />
• Kurnaz, aldatıcı gözlerinden feryad. Öteden beri isin bu! Yavas yavas gelirsın. Param parça olmus gönlü alır gidersin.<br />
• Neliksiz, niteliksiz ay´ı elde etmek için, felegin kahrını çekiyorsun. Deliligin belli oldu. Yaptıgın akıl karı degildir. Böyle<br />
ise girisilmez.<br />
• 0 ates dolu kadehi getir de, göklerden de, yıldızlardan da ötede olan o ay yüzlünün askı ile bir hosça içelim.<br />
• Harmancı, yak bizi, herkesin gözünden düsür! Askın isi budur. Asık avare olur.<br />
• Su zavallı gönlü, kinle yaralayacaksan yarala! Ne yapsın, bu çaresiz gönül, buna da dayanır.<br />
• Benim gönlüm, düsünceler yurdu oldu. Yahut siselerle dolu bir dükkan halini aldı. Söyle ey Tebrizli Sems! Senin<br />
gönlün tas mıdır Kaya mıdır<br />
1162. Oraya gönülden baska bir sey götürme!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa-îlün<br />
(c. V. 2294)<br />
• Su param parça olmus gönül, senin askının "çekil çekil" seslerini duyunca kendinden de geçti, iki dünyadan da!<br />
• Yokluk denizine dalınca, varlık gözüne hor göründü. Derken ansızın bir mes´ale belirdi. 0 kanlar içen candan<br />
üstündü.<br />
• Kibirle, kinle dolu olan varlık, nasıl olur da bir an için olsun sırları görecek Yeryüzünde elde edilen bir yasayıs,<br />
denizde ne ise yarar<br />
• Ey insan canı, mademki, noksanlık alemindesin, bari gece karanlıgı basınca, bir yıldız gibi dolas!<br />
• Allah adamlarından bir yardım görürsen, ebedî bir yasayısa, sonsuz bir zevke ulasırsın. Kötülügü emreden nefsi<br />
kahretmek için bir ordu elde edersin.<br />
• Varlıgı, benligi sildin süpürdün, nefsin basını vurdun, ezdin; gözüne öyle bir güzellik belirdi ki, onun ne yüzü vardır,<br />
ne de yanagı!<br />
• Orada yüzlerce dolunay bir hiçten ibarettir. Orada topragın her zerresi altın olur. Oraya gönülden baska bir sey<br />
götürme! Orada ancak ask yüzünden param parça olmus gönül vardır.<br />
* Can gözü açık olanlara inciler bagıslayan bir deniz vardır. Kumlar sayısınca canlar, onun askı ile avare olmuslardır.<br />
1163. Duygunun öte tarafında yagmuru tamamıyla can olan bir bulut vardır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2293)<br />
• Hem gözümün içinde, hem de dısında bulunan bir ay yüzlü güzel görüyorum. Onun güzelligini ne bir göz görmüstür,<br />
ne de bir kulak duymustur.<br />
• 0 yüze, ona ezdirmeden, hırsızlamaca baktıgımdan beri dili de, canı da, gönlü de kendinden geçmis görüyorum.<br />
• 0 ay´ın yüzünün güzelligini Eflatun görseydi benden daha fazla deli divane olurdu. Benden daha fazla cosar,<br />
köpürürdü.<br />
• Kadim, ezelî olan varlık sonradan yaratılanın aynasıdır Sonradan yaratılan, önü olmayan varlıgın aynasıdır. Onun<br />
ayna gibi parlayan yüzünde her ikisini de, ikiye ayrılmıs saçlar gibi birbirine karısmıstır.<br />
• Duygunun öte tarafında öyle bir bulut vardır ki, onun yagmuru tamamıyla candır. iste o bulut, topraktan yaratılmıs<br />
bedenine can yagmurları yagdırmıstır.<br />
• Gökyüzünde bulunan ay yüzlüler, melekler, onun yanagının aksini görmüsler de, onun güzelliginden utanmıslardır.<br />
• Ebed, ezelin elini tutmus da, o ay yüzlünün kösküne götürmüstür. Gayret her ikisini görmüs de gülmeye baslamıs.<br />
• Çünkü köskün etrafında ne arslanlar var. Onlar, kıskançlıklarından canları ile oynayanların, gerçek asıkların canlarına<br />
kastetmisler, kükreyip duruyorlar.<br />
• Ansızın agzımdan kaçtı. 0 padisah kimdir Kim olacak; Tebriz´in Semseddin! Bu söz agzımdan kaçtı ama, bu söz<br />
yüzünden de kanım costu, kaynamaya basladı.<br />
1164. Mest ol da kendi kendinden kaç!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V. 2292)<br />
• Dün, nesrin laleye dedi ki: "Haydi kalkalım, mest bir halde gidip yeni açılmıs gülün etegine sarılalım!"<br />
• Onun güzel yüzünden, o gül yanaklarından sarap üstüne sarap içelim, biz de gül ve lale gibi birbirimize yakın dost<br />
olalım. Çünkü dünyada dostluktan daha güzel bir sey yoktur.<br />
• Yasemin, nergisin suh bakısını gördü de, nesrine; "Kalk!" dedi. "Biz de mest olalım, kavgaya giriselim."<br />
• Sekere benzeyen, seker gibi tatlı olan gül yüzlü güzel, gonca gibi kapalı idi. "Mademki gonca açılıp saçıldı, bizim de<br />
inciler saçma zamanımız geldi." dedi.<br />
• Ezel meclisinden gelen canlar, kendilerinden geçmis, mest bir halde gelirler. 0 yüzdendir ki, balçık da mest olmus<br />
gibi ayagı kayıp duruyor.<br />
• Ey gönül! Su nese içinde azadlıgı, selviden ögren de mest olarak suça da, tövbeye de hiç aldırmayalım.<br />
• Selahaddin, en dogru yolu bilir, görür. Onun için mest olarak kendi kendinden kaçmak ister.<br />
1165. Sarabı kadehe doldur; düsüncenin boynunu vur!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. V. 2283)<br />
• Benim güzel yüzlü, kutlu yüzlü sakim! 0 nar renkli kadehi sun, benim hatırım için vermiyorsan, bari sevgilinin hatırı<br />
için ver!<br />
• Gönül alan sakî sensin, hastalara derman sensin! Nesenle insanı mest edersin. Çünkü sen, nese sarabısın. Sifa<br />
ilacısın, acele ask hastalarına kadehi sun!<br />
• Sarabı kadehe doldur, düsüncenin boynunu kes! Ey sevgili! Sakın gönlümüzü kırma, sen bize sarap ver!<br />
• Kapalı olan meyhaneyi aç, su gürültüyü, su kavgayı bırak! Saraba susamıs sakiye meyhanecinin küpünden sarap<br />
ver!<br />
• Sen baharın da, yesilliklerin de canısın. Selviye de yasemine de parlaklıgı sen verirsin. Ey kurnaz sevgili! Bahaneler<br />
etme, sen bize sarap ver!<br />
• Hile yoluna sapar da mest olanların elinden kaçarsan, düsmanımız sevinir Kör olsun düsman, sen bize kadeh ver!<br />
• Gam verme, ah ettirme, neseden baskasına yol gösterme! Ah edis yol bulamamaktandır. Sen bize yolu aç,<br />
yükümüzü de ver! Biz gidelim. Sana yük olmayalım.<br />
• Hepimiz de kavusma mahmuruyuz. Sonsuzluk kadehine susamısız. Hırkayı, sarıgı sakiye rehin olarak ver!<br />
• En eski susuz benim. Gönlü, gögsü yanan benim. Kadehi ve kaseyi kır! Bize ölçüsüz yol bul, sarap ver!<br />
• Zaten ay da sensin, ay ısıgı da sen! Ben, su ask ırmagının balıgıyım. Balık ay´a ulasamaz. Su halde ay´dan bana gelir<br />
ver!<br />
1166. Yazıklar olsun sana! Özü bırakmıssın, kabuga yönelmissin.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün,<br />
• Ey kimseye yalvarmamak, yüz suyu dökmemek için, ab-ı hayatı yerlere saçan! Ey minnetle sükretmemek için,<br />
zehirleri agzına alan mert kisi! 59<br />
59 Mevlana´nın bu beyti eski sairlerimizden birisinin su beytini hatırlattı:<br />
"Kase kase zehr-i gam içmek cana safadır canan elinden,<br />
Minnetle içmem ab-ı hayatı dil tesne olsa nadan elinden."<br />
"Sevgilinin elinden bardak bardak gam zehri içmek cana safa verir. Susuz bile olsam, minnetle ab-ı hayatı degersiz<br />
kisinin elinden içmem."<br />
• Böylece mest ve harap olmussun, yerle gögü, iyi ile kötüyü, birbirinden ayırdedebiliyorsun. Kirli su yerine temiz Fırat<br />
suyunu yerlere dökmüssün.<br />
• Ruh ol, taraf arama! Meshur kahraman Zal gibi ol! Sıfattan söz açma! Hiç bir yerde bulunmayan, bu tevcihatları<br />
dökmüs atmıs olan padisaha bak!<br />
• Ah, yazıklar olsun sana! Özü bırakmıssın, kabuga yönelmissin. Için içine kapanacagın yerde, dısa yüzünü<br />
çevirmissin, ne yazık neseyi bırakmıssın, gama yenilmissin.<br />
• Gama yenildigin için, gönül padisahı huzursuz olmus, evden eve gidiyor. Piyadelerin de kurtulus endisesi ile betleri<br />
benizleri sararmıs, solmus.<br />
• Can beratı onda kalmıs. Gamın yüzünü tekrar görünce kesesi yırtılmıs, bütün beratlar dökülüp saçılmıs.<br />
• Sıfatlarımız, onun sıfatı yüzünden, gülün dikenini tanıdı. Fakat tekrar sıfatlanmız gül gibi zat yoluna döküldü.<br />
• Seni götürüp günah tuzagına düsüren kanat, igreti kanattır. Ölüm gününde uyandıgın zaman, o kanadın dökülmüs<br />
oldugunu görürsün.<br />
1167. Ey insan! Içinde yasadıgın toprak yurdunda göklere dogru uç!<br />
Müstefilün, Müstef´ilün, Miistef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. V. 2280)<br />
• Ey asıklar, ey asıklar! Ben deliyim, divaneyim. Delileri bagladıkları zincir nerede Ey can zincirini oynatıp<br />
sakırdatan! Dünya senin yüzünden zincir sakırtısı, zincir gürültüsü ile doldu .60<br />
60 Deli olan bedenlere zincir vurmak mümkündür. Ama ilahî ask ile deli olan canları hangi zincire vurabilirsiniz<br />
Seyh Galip hazretleri:<br />
"Bir sülesi var ki, sem´i canın<br />
Fanusuna sıgmaz asumanın" demisti.<br />
Can mumunun alevi gökyüzü fanusuna sıgmazsa, can delisini hangi zincirle baglayabilirsiniz.<br />
• Sen bir baska çesit zincir yaptın da boynuma taktın, ask kervanının yolunu kesmek için gökyüzünden atlılar<br />
gönderdin.<br />
• Kalk ey can, kalk ey mana cihanı! Ey insan! Içinde yasadıgın toprak yurdundan uç; gökyüzünde yanan su ask<br />
mes´alesi, bizim için yanıp durmada. Pervane gibi ona dogru uçalım, onun alevine atılalım.<br />
• Gönlünde ask derdi olanın yolunu, yagmur nasıl vurur Su beden hamuru ona nasıl engel olur Onu yoldan alıkor<br />
0 ancak askta konaklar, onun asktan baska konagı yoktur.<br />
• Ona söz söyleyecek, onu tesellî edecek akıl nerede Onu kosturacak, onu dünya hadiselerinin sarsıntısından<br />
kurtarıp ask denizine daldıracak ayak nerede<br />
• Eger su dünya süprüntülügunden çıkabilirsen, padisahlar padisahı olursun. Saltanatın gelip geçici olmaz. Zühal<br />
yıldızından bile yüce olursun.<br />
(c. V. 2286)<br />
• Gönül sahibi isen, gönlünü ver, asık ol! Gönülsüz hale gel! Aklın varsa aklını terket, deli ol! Çünkü, bu küçük, zavallı<br />
akıl, senin askının gözünde bir su kabarcıgı gibi görünür.61<br />
61 Hz. Mevlana´ya göre akıl, Hakk yolunda asıka bazen engel olur. Bu isde esas, ask yoludur, gönül yoludur. Akıl,<br />
her seyin nedenini, niçinini arastırır. Mevlana;<br />
"Ben onu bunu bilmem, ben ask kadehi ile mestim." diye buyurmaktadır. Mevlana´ya göre aklın kifayetsizligi hakkında<br />
etraflıca bilgi almak isteyenler, Ötüken Nesriyattan çıkan, Mevlana, Hayatı, Sahsiyeti, Fikirleri adlı kitabın lütfen 163.<br />
sahifesine baksınlar.<br />
• Sonunda gayb alemi gelir yetisir. Seni su içinde yasadıgın suret aleminden çeker, çıkarır.<br />
• Fakat, sen yine de bu yolda rahatça yürümen için, yürürken etegini çekmen gerek. Çünkü yürüdügün yol, asıkların<br />
kanları ile bulanmıstır.<br />
• Ey gönül! Bu yolda kervanla beraber yürü! Yapayalnız bu yola düsme! Çünkü hadiselere gebe olan zaman, kim bilir<br />
ne fitneler dogurur<br />
• Dedigim gibi gidersen zahmetsizce gidersin. Hakk´ın emanında olarak yol alırsın. Denizde kayık gibi yürürsün, Ey<br />
gönül; mademki gittin, gidiyorsun, bari zahmetsizce, sikayetsiz git!<br />
• Gönlünü canından kurtarırsan, iç savastan da, barıstan da kurtulursun. Dükkana da ihtiyacın kalmaz, azıga da!<br />
• Canın düsünme belasından kurtulur, tehlikeli yolları kapatır, dilegin gelir sana ulasır. Dostlukla seninle uzlasır.<br />
1168. Su yıkık gönül köyünü Bagdad sehriyle bile degisme!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. V. 2284)<br />
• Sen, bizi yad etmesen bile zararı yok. Yeter ki sen bize sarap ver, sarap ver. Bugün nese günüdür. Oturma, bize<br />
yardımda bulun, sarap ver!<br />
• Seninle bulusma haberinin verdiği zevkle mest olarak geldim. Ben varlıktan geçmis yokluk kılıcına kurban olarak<br />
gelmisim. Ben böyle degilsem, beni neselendirme, beni hiç sevindirme!<br />
• Hocam! Sen irfan sahibisin, sen her seyi anlarsın, bilirsin. Devlet davulunu da çalmıssın. Can kamili, can olgunu<br />
olmus. gelmissin. Artık elini üstada verme, artık senin üstada ihtiyacın yok.<br />
• Haberin var mı Senin dertlerle, kederlerle harap olmus, yıkılmıs gönlünde, Hakk´ın gizli bir hazinesi vardır. Aklını<br />
basına al da, su yıkık gönül köyünü, Bagdad sehri ile bile degisme!<br />
• Allah´a yemin ederim ki, senin su karanlık gecen, yüzlerce gündüzden daha iyidir. Geceyi verme, gündüzü arama!<br />
• Iki dünyada da Allah´tan baska gerçek, sadık devlet yoktur. Senin her neyin varsa, sakın, ondan baskasına verme,<br />
varını yogunu ancak ona ver!<br />
• Sen, su beden çadırının içinde yasıyorsun. Ama sunu iyi bil ki, bu çadırın içinde çadır kuranla beraber yasıyorsun.<br />
Sakın gönül ipini, çadırın karanlıgından baskasına baglama!<br />
• Ey can sakîsi! Ömrünü sözle harcama, ask yetimlerinin malını yeme de sonunda feryada baslama!<br />
• Ey yesillikte, lalelikte yasamıs, uyumus güzel; uyan, kalk, kalk da sarabı, Allah sevgisiyle mest olanlardan baskasına<br />
verme!<br />
• Hem sen sensin, hem sen benim. Benim yurdumdan hiç gitme! Sen kussun. Ben de yavruyum. Kıymet bilmez ham<br />
kisilere verme!<br />
• Kendine rehin olmus, kendine baglanmıs kisinin bilgisine kulak asma! Hünerine deger verme, senin bildigin sana<br />
yeter. 0 sundan suna nakledilerek gelen sözlerle fikrini yorma!<br />
• Sen benlik dagını delenlere, padisahlar, padisahısın . Elinde agır, saglam bir ask külüngü var. Onu, Ferhat´tan<br />
baskasına verme!<br />
1169. Acaba atesinle kimi yakacaksın<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. V. 2278)<br />
• Bu kimdir, bu kimdir Güzel ve tatlı hali ile nalınları koltugunda mest olarak gelmis, evimize girmis.<br />
• Güzelligi karsısında ev ona hayran olmus. Düsüncenin bası dönüyor. Yüzlerce can, yüzlerce akıl elsiz ayaksız olarak<br />
onun arkasına düsmüs geliyor.<br />
• 0 la´l dudaklı güzel, hileye bas vurdu. Elinde kürek, ates istemeye geldi. Onun böyle, yalnız gelmesinden maksadı ne<br />
idi Acaba, atesiyle kimi yakacak<br />
• Ey ates madeni! Gel, bizden ne diye ates istersin Ey ansızın gelen sevgili! Allah´a yemin ederim ki; bu ates istemen<br />
bir kurnazlıktır. Hiledir, senin maksadın ates almak degil, buraya gelmektir.<br />
• Ey yüzü kusluk günesi gibi parlak güzel! Sen geldin. Senin yüzünün nuru ile evin her kösesi bir ova, bir sahra gibi<br />
genislendi ve aydınlandı.<br />
• Ey Yusuf! Kuyunun basına geldin. Kuyuya baktın. Güzel yüzünün aksı suya düsünce kuyunun suyu senin askından<br />
costu, köpürdü. Agzına kadar kaynadı, etrafa tastı.<br />
• Ey gönüller alan güzel! Sen, hiç bir kucaga sıgmazsın. Ey askı ugruna denizlerden fazla gözyası döktügüm sevgili! Ey<br />
sevgili! Senin ay gibi nurlu yüzüne karsı, yeryüzü de, gökyüzü de ayna olmus. Sonra o ayna canlanmıs da seni seyretmeye<br />
baslamıs.<br />
• Ey atesinin dumanları baslara sevda olan asık! Sen sus, sus da sözlerimi bir baska yoldan, gönül yolundan dinle!<br />
1170. Isteyen de odur, istenen de o! Yusuf da odur, Yakub da o!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Miistef´ilün<br />
(c. V. 2281)<br />
• Allah´ım, senin lütfunla toprak beden olmus. Topraktan yarattıgın beden de düsünmeye, söz söylemeye baslamıs.<br />
Sonra söz de, düsünce de gayb aleminde nice suretlere, sekillere gebe kalmıs.<br />
• Her sekli, her sureti besleyip yetistirmissin. Fakat bir mana var ki; onu gizlemissin. Aslında sekil de suret de o<br />
mananın eserleri oldukları için, onun eserlerinde varlıgı belirmektedir.<br />
• Birisi buzu görse, onun aslı nedir bilmez. Sadece buzu, buz olarak görür Buz eriyince, onun aslının su oldugunu<br />
anlar. Süphesi kalmaz.<br />
• Iyi seylerden baska bir sey düsünme! Çünkü, düsünce, suret dokumasının ipligidir. Güzellesen, iyi olan her<br />
düsünceden dogan her suret güzeldir, iyidir<br />
• Aydın olan kisiyi dost edin! Çünkü ona gönülden bir pencere açılmıstır Toprak gül, süsen bitirir ama, ona su<br />
gerekmektedir.<br />
• Daima, manen Hakk´la beraber olursan, güzel, mutlak bir can olursun. Ey benim canımın canı! Böyle olursan ne de<br />
parlak bir hale gelirsin.<br />
• Hiç ummadıgın bir taraftan bir devlet, bir ikbal gelmis olur. Artık ah vat etme zamanı geçmistir. Hey hey diye<br />
neselenme vakti gelmis olur. Dolunay gibi elsiz ayaksız dolasır durursun.<br />
• Her zerreye mahrem olan O´dur. Çünkü her zerrenin gönlünde O´nun sevdası vardır. 0 yüzden her zerre kararsızdır.<br />
Herkese hos nefesi ile devlet olar O´dur. Hakîkati göremeyen taklitte kalmıs, sekle baglanmıs, zahid olmus Gören O´nun<br />
yüzünden rind olmus, hiç bir seye aldırıs etmez olmus.<br />
• Ey sevdası Allah askı olan! Ey her seyde, her eserinde O´nu arayan! verdiği dertlerde O´nun tecellisini sezen! Ey<br />
hakîkat madenini isteyen!<br />
• Isteyen de O´dur, istenen de O! Seven de 0, sevilen de 0. Yusuf da O´dur, Yakup da O´dur. 0 hem gerdanlık olmus,<br />
hem gerdan!<br />
1171. Herkes isteklerinin, arzularının kulu, kölesi olmustur.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. V. 2379)<br />
• Sen bize can sarabını sun! Hepimiz yine öyle bir haldeyiz ki, sarabı kadehten, basımızı da ayagımızdan<br />
ayırdedemiyoruz.<br />
• Hepimiz de yesermisiz, süsenden, gül fidanından daha tazeyiz. Hepimiz bastanbasa can olmusuz da can gibi parıl<br />
parıl parlıyoruz.<br />
• Herkes isteklerinin, arzularının kulu, kölesi olmustur. Halbuki isteklerle arzular bizim kulumuz, kölemiz olmustur.<br />
Çünkü biz, zamandan, zamanın dönüsünden çıkmıs kurtulmusuz.<br />
• Dogunun parıltısı, bedenimizi gölge gibi yuttu. Suretimiz, görünüsümüz, yersiz, yurtsuz kevne(=olusa)<br />
benzemededir.<br />
• Yesilligin, lale bahçesinin dostuyuz. Fakat kötü gözden, nazardan korktugumuz için yüzümüz sarardı.<br />
• Mushaf getirelim de, senden baskasının elinden sarap içmeyecegimize dair sakîye yemin edelim.<br />
• Kimin canı varsa, ancak o, can bahçesinden koku alır. Fakat ona sahip olan da bastan basa ondan ibaret oldugunu<br />
anlar.<br />
• 0 kadeh yüzünden öyle tez canlı olmusuz ki, gönlümüz, kus gönlü halini almıs da bedenimizin dısında çırpınmada.<br />
• Biz, insan bedeni kesafetinin, karanlıklarının perdesi arkasında oturmusuz da seher vaktinin nuru gibi karanlık<br />
perdeleri yırtarız.<br />
• Biz gece idik. Mana günesinin nuru ile aydınlandık, sabah haline geldik. Biz yırtıcı kurt idik, ilahî feyizle, tanınmıs bir<br />
çoban olduk.<br />
• Tebrizli Sems, cana benzeyen yüzünü gösterdi de, ruh gibi, hepimiz, canla basla ona dogru kosuyoruz.<br />
1172. Hakk´ın lütfuyla gül bahçesinde dikenle gül arkadas olmuslardır.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2381)<br />
• Cenab-ı Hakk´ın kudretine bak ki, askı, asıklarla, ruhu da topraktan yaratılmıs su bedenle uzlastırmıstır.<br />
• Ne zamana kadar sunu bunu, iyiyi kötüyü birbirinden ayrı göreceksin Sen, isin sonuna bak, onlar mezarda<br />
birbirlerine karısacaklardır.<br />
• Ne vakte kadar bunun nisanı, izi var; ötekinin nisanı yok, izi yok diyeceksin Izi belirleyene bak, asıl izi belirenle<br />
birlesmis.<br />
• Ne zamana kadar o cihan, bu cihan deyip duracaksın 0 cihana bak, bu cihanla nasıl da karısmıs. Çünkü, bu cihan, o<br />
cihanın ekin yeridir<br />
1171. Herkes isteklerinin, arzularının kulu, kölesi olmustur.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. V. 2379)<br />
• Sen bize can sarabını sun! Hepimiz yine öyle bir haldeyiz ki, sarabı kadehten, basımızı da ayagımızdan<br />
ayırdedemiyoruz.<br />
• Hepimiz de yesermisiz, süsenden, gül fidanından daha tazeyiz. Hepimiz bastanbasa can olmusuz da can gibi parıl<br />
parıl parlıyoruz.<br />
• Herkes isteklerinin, arzularının kulu, kölesi olmustur. Halbuki isteklerle arzular bizim kulumuz, kölemiz olmustur.<br />
Çünkü biz, zamandan, zamanın dönüsünden çıkmıs kurtulmusuz.<br />
• Dogunun parıltısı, bedenimizi gölge gibi yuttu. Suretimiz, görünüsümüz, yersiz, yurtsuz kevne(=olusa)<br />
benzemededir.<br />
• Yesilligin, lale bahçesinin dostuyuz. Fakat kötü gözden, nazardan korktugumuz için yüzümüz sarardı.<br />
• Mushaf getirelim de, senden baskasının elinden sarap içmeyecegimize dair sakîye yemin edelim.<br />
• Kimin canı varsa, ancak o, can bahçesinden koku alır. Fakat ona sahip olan da bastan basa ondan ibaret oldugunu<br />
anlar.<br />
• 0 kadeh yüzünden öyle tez canlı olmusuz ki, gönlümüz, kus gönlü halini almıs da bedenimizin dısında çırpınmada.<br />
• Biz, insan bedeni kesafetinin, karanlıklarının perdesi arkasında oturmusuz da seher vaktinin nuru gibi karanlık<br />
perdeleri yırtarız.<br />
• Biz gece idik. Mana günesinin nuru ile aydınlandık, sabah haline geldik. Biz yırtıcı kurt idik, ilahî feyizle, tanınmıs bir<br />
çoban olduk.<br />
• Tebrizli Sems, cana benzeyen yüzünü gösterdi de, ruh gibi, hepimiz, canla basla ona dogru kosuyoruz.<br />
1172. Hakk´ın lütfuyla gül bahçesinde dikenle gül arkadas olmuslardır.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2381)<br />
• Cenab-ı Hakk´ın kudretine bak ki, askı, asıklarla, ruhu da topraktan yaratılmıs su bedenle uzlastırmıstır.<br />
• Ne zamana kadar sunu bunu, iyiyi kötüyü birbirinden ayrı göreceksin Sen, isin sonuna bak, onlar mezarda<br />
birbirlerine karısacaklardır.<br />
• Ne vakte kadar bunun nisanı, izi var; ötekinin nisanı yok, izi yok diyeceksin Izi belirleyene bak, asıl izi belirenle<br />
birlesmis.<br />
• Ne zamana kadar o cihan, bu cihan deyip duracaksın 0 cihana bak, bu cihanla nasıl da karısmıs. Çünkü, bu cihan, o<br />
cihanın ekin yeridir.<br />
• Gönül bir padisaha benzer. Dil de onun tercümanıdır. Fakat padisaha bak ki, tercümanı ile uzlasmıs, bir bedende<br />
dostça beraber yasıyorlar.<br />
• Yeryüzü ile gökyüzü, birbirleriyle içli dıslı arkadas olmuslardır. Çünkü Allah, onları bizim için birbirleriyle<br />
uzlastırmıstır. Ey birbirlerine yan bakanlar, birbirlerinden hoslanmayanlar! Su ayrılıgı bırak da siz de birlerinizle uzlasın,<br />
dost olun !<br />
• Suya, atese, rüzgara, topraga bak! Birbirlerine düsman oldukları halde, dostlar gibi nasıl birbirleriyle uzlasmıslar,<br />
arkadas olmuslardır.<br />
• Kurt, koyun, arslan, ceylan, bunların dördü de birbirlerinin zıtları iken, yigit bir terbiyecinin korkusuyla bir arada<br />
uzlasmıslardır.<br />
• 0 padisahın kudretine bak ki, onun lütfuyla, gül bahçesinde dikenle gül, birbirleriyle arkadas olmuslar, bir arada<br />
yasamaktadırlar.<br />
• Su bulutlara dikkatle bak! Parça parça oldukları halde Hakk´ın feyziyle birleserek su haline gelip nice oluklardan akıp<br />
durmadalar.<br />
• Ilkbaharla sonbahar ortaya koydukları eserlerle, çesit çesit meyveleri yetistirmek için nasıl birbirleriyle karısmıslar,<br />
dost olmuslardır.<br />
• Nice kimseler egri, huysuz ve hırsızdır. Ama, birbirleriyle ok ve yay gibi uzlasmıslardır.<br />
1173. Içine üfürülmeden ney´in feryad ettigini kim görmüstür<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. V. 2378)<br />
• 0 güzel yüze söyle bir hırsızlamaca bakan kimsenin yüzünde yüzlerce mahmurluk, yüzlerce nese vardır.<br />
• Onun mest olusunda yüzlerce nese var. Yüzlerce heves var. Belki de o kendi eliyle kendi yüzünü oksamıstır.<br />
• Sevgilinin dudaklarından çıkan selamı duyan kimse, zamanenin hilesine, isvesine aldanmaz.<br />
• Ey zamanenin iyi islerinin, kötü islerinin etkisi altında kalarak kıvranan zavallı! Sen sevgilinin saçlarındaki büklümleri,<br />
kıvrımları görmedigin için kıvranmakta, üzülüp durmadasın.<br />
• Elbette bir ney yapan vardır ki, kamısa sekil, suret veriyor. Nefes verilmeden, içine üfürülmeden, neyin feryad<br />
ettigini kim görmüstür<br />
• Yerden biten kamıs, insan gibi üstün bir varlıgın dudagına dost olacagını bilseydi; hiç kesilmeden korkar mıydı<br />
• Allah´ın "kün" (=ol) 62 emrinin bir damlasını su topragın üstüne döktügü içindir ki, cihan asıklarının dudakları, senin<br />
kapının topragını yalıyorlar.<br />
62 Yasin Suresi, 36/82. Ayete isaret edilmektedir.<br />
1174. Allah´ın sevdigi kullarına sundugu gökyüzü sarabından sun!<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. V. 2376)<br />
• Ey güzel! Acını dagıtmak için içtigin saraptan birazcık da bize ver! Kat kat olan gamını bir yudumcuk neseyle beraber<br />
biraz bize de sun!<br />
• Gamın bizi yedi bitirdi. Sen bize fazlaca nese sarabı sun da gama, gussaya hak ettikleri cezayı ver!<br />
• Allah´ın sevdigi kullarına sundugu gökyüzü sarabından sun! Sen onu düsmanlara göstermeden dostlara ikram et!<br />
• Savasları durdur! Çengleri oksa, çenglere Irak-îsfahan perdesinden nagmeler ver!<br />
• Köpek agzını açınca, binlerce susuz mest kisi; "Bana da sun, bana da sun!" diye kadehler getirdiler.<br />
• Ey güzel! Su sonbahara bak! Su çıplakları gör de onlara atlas gibi saraptan birer kaftan giydir.<br />
• Gençleri seyretmek için ihtiyarlar oturmuslar. Su iki üç ihtiyara genç saraptan bir baston ver de ayaklansınlar,<br />
yürüsünler.<br />
• "Sen padisahsın, sarabın da var. Can sarabından bize de lütfet!" diye aglaya, inleye Selahaddin´e bas vur!<br />
1175. Oruç harmanından can bugdayı satın al!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. V. 2375)<br />
• Oruç anası keremlerde bulundu, çocuklarına geldi, kavustu. Çocugum! Fırsatı kaçırma, oruç ananı sıkıca tut,<br />
bırakma!<br />
• Oruç anasının güzel yüzünü seyret! Onun lütuf sütünü em! Onun yurdunu yurt edin! Orucun kapısında otur!<br />
• Rıza çölüne bak, Allah´ın ilkbaharını seyret! Oruç nergisleri ile dolu olan can cennetini müsahede et!<br />
• Ey gonca! Sen çok güçsüzsün. Gelismemissin. Ipte oynayan bahar cambazı gibi sıçra, oruç çemberinden geç!<br />
• Ey gül! Kanlara batmıssın, hal böyle iken, neden gönlün hos, neden gülüp duruyorsun Yoksa Halil´in Ishak´ı mısın<br />
ki, oruç hançerinden hoslanıyorsun<br />
• Neden ekmege asıksın Bahar mevsiminde gençlesen dünyayı seyret! Oruç harmanından can bugdayı satın al!<br />
1176. Biz kendimizden de, yakınlarımızdan da tövbe ettik.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. V. 2352)<br />
• Mana sarabıyla bir kadeh, yüz binlerce candan daha iyidir. Kalk kumasımızı rehine koy da o saraptan al, bize sun!<br />
• Biz kendimizden de, yakınlarımızdan da tövbe ettik. Biz asla bu köyden baska bir yere gitmeyiz.<br />
• Büyük, küçük bir olmamız için sarap bizi bir renkli yapar.<br />
• Dervis kendinden bosaldı. Sen yokluk sarabını dolu sun, dolu!<br />
• Kalk kemanın kirisini çek, kemanı ger! Biz keman gibiyiz. Sarap da kiris!<br />
• Hünerle dolu akıl, yerinde kaldı. Zaten sisman ihtiyara layık olan da budur.<br />
• Biz gam yemeyiz. Bunu kim görmüstür Sen yük çekesin de o ah desin.<br />
• Gamdan kaç, padisahın bulundugu tarafa git! îgreti evden çık, orada oturma.!<br />
1177. Ask, kucagını açınca, düsünce korkusundan kaçtı.<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. V. 2357)<br />
• Ey gönlü mermer gibi katı olan sevgili! Biz, tas gibi, mermer gibi duygusuza karsı ne yapabiliriz<br />
• Siseler mermere karsı ne yapabilirler Kendilerini çarpıp, param parça olmalarından baska ne çareleri vardır<br />
• Yıldız, karsısında can versin diye, gerçek sabah gibi gülüyorsun.<br />
• Ask, kucagını açınca, düsünce korkusundan kaçtı, bir köseye gizlendi.<br />
• Sabır, düsüncenin bozguna ugradıgını görünce, o da tek basına kaçtı. Bir köseye sıgındı.<br />
• Sabırla düsünce kaybolunca, sevda yalnız basına ortada kaldı. 0 hem aglıyordu, hem de yanıp yakarıyordu.<br />
• Isler böyle olunca, biz de, akıl ile bin tarakta bezi olan gönlü tanımaz olduk. Onlara yabancı kesildik.<br />
• Gerçekten de ask beyliktir, ululuktur, siir de onun davuludur, bayragıdır.<br />
• Ask beyi pek huysuzdur, hırçındır, kendini koru. 0 seher vakti her seyi yagma eder. "<br />
• Sen, onu bunu bırak da ayrılıgı anlat! Çünkü ayrılıgın korkusundan sözün bile ödü kopuyor.<br />
• Ey müezzin! Imam, askın korkusundan kaçtı, gizlendi. Sen de artık sus; minareden in!<br />
1178. Asktan çok bahsetme, askı yasa!<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. V. 2354)<br />
• Sevgilim! Sensiz yasayıs tatsız, tuzsuz, manasızdır, adeta donmus gibidir Sen olmadıkça musikî ve sema´ ölüdür,<br />
ölü!<br />
• Biz ask kapısının halkasını tutmus çalıyoruz. Sen ise kapıyı kilitlemissin Anahtarını almıs gitmissin.<br />
• Her yanan ates senin nefsinle yanmadadır. Sana sayı ile verilmis olan nefse acı! Merhamet et, onu bos yere<br />
harcama!<br />
• Biz ham kisileriz, gel bizi ask atesinde çerçöp gibi yak, yandır!<br />
• Biz Hz. Musa gibi kimsenin sütünü emmedik. Biz senin sütünle beslendik Senin sütünle huy sahibi olduk.<br />
• Ey bizim gözümüz gibi olan sevgili! Perde arkasında durma! Gözde perde bulunması hos bir sey degildir.<br />
• Asktan çok bahsetme, askı yasa! Askı sarap gibi iç, onu tat! Söylemek yemeye içmeye benzemez.<br />
1179. Can, kendine secde etmede idi.<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. V. 2353)<br />
• Beden uykuda iken can, beden atından inmis, basit bir aleme, rüya alemine yaya olarak gelmisti.<br />
• Derken bir ask seli geldi. Canı kaptı götürdü. 0 sel, denizlerden bile coskundu, ziyade idi.<br />
• Ask seline kapılan can, telasla iki gözünü açtı. Kendini latif bir su olarak gördü.<br />
• Bu su, seker gibi kendiliginden tatlı idi. Sarap gibi kendiliginden cosup köpürüyordu.<br />
• Halk, bir halde cana bakmakta idi. Can da sasırmıs halka degil, kendine kendi haline bakmakta idi.<br />
• Orası mekansızlık alemi idi. Çünkü ne secde eden vardı, ne de secde edilen seccade vardı. Iste böyle halde can<br />
kendine secde etmekte idi.<br />
• "Ey can nesesi! Ey neseli can!" diye dudagını kendi dudagına koymus, kendini öpüyordu.<br />
• Her sey, birbirinden dogar. Ey can! Sen hiç kimseden dogmadın.<br />
• Derken, can deve olmustu. Beden de onun yuları haline girmisti de Tebriz sehrine dogru gitmede idi.<br />
1180. Bizde bir hayalden baska bir seycik kalmadı.<br />
Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. V. 2356)<br />
• Biz kadîm olan, önüne evvel düsünülemeyen bir zamandan beri aska düsen kisileriz. Bizden olmayanların, bizden<br />
geri kalanların hepsi de bize seyirci olmuslardır.<br />
• Fakat seyirciler usandı. Ortada yalnız kızgın ask suleleri ile beslenen gönül kaldı.<br />
• Biz, gökyüzü gibi günesin arkadasıyız, dostuyuz. Biz onun ısıgında yıldız gibi gizli kalmayız.<br />
* Biz minarenin üstündeki deve gibi parmakla gösteriliyoruz, tanınmısız.<br />
• Bizde bir hayalden baska bir seycik kalmadı. 0 da parça parça oldu, ortadan kayboldu.<br />
• Hakk sevgisi yolunda yürüyenler, çare aradılar. Anladılar ki, varlık kaldıkça çare yoktur.<br />
• Demir, bakır, kaya gibi ask atesinde yanmak için sıraya girdiler.<br />
• Erkekçesine, korkmadan, sonsuz olan, kıyısı bulunmayan ask denizine daldılar.<br />
1181. Dogudan batıya kadar nur dalgaları gelip durmadadır.<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. V. 2358)<br />
• Biz iki gözü de, canı da sasırmıs kalmıs kisileriz. Sen dalıp gitmis, kendilerinden geçmis asıkları görmek istiyorsan<br />
bize bak!<br />
• Sen bir mana ay´ısın. Bizse senin parlak yüzünün etrafında saskın gökyüzü gibi basımız dönmüs bir halde dolasıp<br />
duruyoruz.<br />
• Akıl, senin davranıslarının, yaptıgın islerin etrafında dönüp dolasan bir çobandır. Ben bu saskın çobandan feryad<br />
etmedeyim.<br />
• Gözde binlerce mum yanmada, binlerce ısık parlamada, fakat bu göz, samdan gibi sasırmıs kalmıs.<br />
• Dogudan batıya kadar gizli alemden nur dalgaları, saskın bir halde bas gösterip durmadadır.<br />
• Bu ölmüs alemden dısarıda bir padisah var. Aska hayran olmus kalmıs bir baska dünya var.<br />
• Bana o baska dünyadan bir iz ver, haber ver, nerede oldugunu söyle diyorsun. Saskın, ancak saskının izini<br />
gösterebilir.<br />
• Selahaddin´in yüzüne bak da, hayranlıgın ifadesini orada bul!<br />
1181. Dogudan batıya kadar nur dalgaları gelip durmadadır.<br />
Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. V. 2358)<br />
• Biz iki gözü de, canı da sasırmıs kalmıs kisileriz. Sen dalıp gitmis, kendilerinden geçmis asıkları görmek istiyorsan<br />
bize bak!<br />
• Sen bir mana ay´ısın. Bizse senin parlak yüzünün etrafında saskın gökyüzü gibi basımız dönmüs bir halde dolasıp<br />
duruyoruz.<br />
• Akıl, senin davranıslarının, yaptıgın islerin etrafında dönüp dolasan bir çobandır. Ben bu saskın çobandan feryad<br />
etmedeyim.<br />
• Gözde binlerce mum yanmada, binlerce ısık parlamada, fakat bu göz, samdan gibi sasırmıs kalmıs.<br />
• Dogudan batıya kadar gizli alemden nur dalgaları, saskın bir halde bas gösterip durmadadır.<br />
• Bu ölmüs alemden dısarıda bir padisah var. Aska hayran olmus kalmıs bir baska dünya var.<br />
• Bana o baska dünyadan bir iz ver, haber ver, nerede oldugunu söyle diyorsun. Saskın, ancak saskının izini<br />
gösterebilir.<br />
• Selahaddin´in yüzüne bak da, hayranlıgın ifadesini orada bul!<br />
1182. Sen askı atesten bir merdiven yap da gökyüzüne daya!<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c.V. 2359)<br />
• 0 sofrayı getir, ortaya ser! 0 kaseyi de asıkların önüne koy!<br />
• Ekmegi de çok çok, bol bol getir! Çünkü sofradakilerden birinin "Ekmek yok!" demesi çirkin bir seydir.<br />
• Sen bedeni ekmekle avla, onun önüne ekmek koy! Canın önüne de can koy!<br />
• Bugün senin kıyametin koptu. Kalk, gökyüzüne ayak bas!<br />
• Sen, askı atesten bir merdiven yap da gökyüzüne daya!<br />
• Eger gönül ask yarasından ziyana giriyor da sikayet ediyorsa; o ziyanın üstüne bir baska yara daha aç!<br />
• Mademki göz yolu ile nükteli sözler söylüyorsun, bizim her zaman agzımızı mühürle, kapat!<br />
• Ey gözyası! Mademki, gözümün kapısından çıktın, gidiyorsun, bari sevgilinin kapısına git de, basını onun esigine koy!<br />
1183. Elini, gül bahçesi olan güzel yüzünden çek de, oradan deste deste güller devsireyim.<br />
Mef´alü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c.V. 2361)<br />
• Ey mübarek kutlu gün! Biz Hakk asıkları bir yerde toplanmısız. Sen de gelmissin, bize katılmıssın, aramızda<br />
oturuyorsun.<br />
• Ey aynı havayı beraber teneffüs ettigimiz sevgili! Yanımıza gel de hasta, kırık, dökük olan nefeslerimiz, senin<br />
nefesinle canlansın.<br />
• Söyledigim su iki üç söz, gönlün sana ulastırmak istedigi haberlerdir, Lütfen su kırık dökük sözlere kulak ver!<br />
• Bana bir kerecik olsun "Ben senin kulunum." de de; bütün zahmetlerden, eziyetlerden kurtulayım.<br />
• Su elini gül bahçesi olan yüzünden çek de, oradan deste deste güller devsireyim.<br />
• Bir kerecik olsun, dudaklarını aç, sekerler saç da kafesten kurtulmus, dudu kusunu seyret!<br />
1184. Mana denizinin ehli olanlar incileri bile degersiz görürler.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2370)<br />
• Bu göklerden kopup gelen nasıl bir ask kasırgasıdır ki, yüz binlerce gemi ondan mest olmus, basları dönüp duruyor.<br />
• Geminin kurtulması, yelken açıp yol alması rüzgardan oldugu gibi, batması, sulara gömülmesi de rüzgardan. Sanki<br />
gemi rüzgarla dirilmistir, rüzgarla ölmüstür.<br />
• Nefes alma nefes verme nasıl senin emrinde ise, rüzgar da Allah´ın emrindedir. Sen de nefsi methederek, överek,<br />
bazen de hakaret ederek, küfrederek harcar durursun.<br />
• Takdir yelpazesi ile esip duran rüzgarların çesitli olduklarını bil! Seher rüzgarı tatlı tatlı eser, bitkileri gelistirir,<br />
meyvelerin olusmasını saglar. Dünyayı adeta ma´mur hale getirir. Bazı rüzgarlar siddetle eser, yıkar, harap eder, etrafa<br />
veba salar.<br />
• Ya Rabbi! Rüzgarları gösterdin. Yelpazeyi gizleme! Yelpazeyi görmek temiz kisilerin gönüllerine ısıktır.<br />
• Sebebi gören gerçekten de surette, sekilde kalır. Sebebi yaratanı gören mana nurunu görür.<br />
• Suret ehli bir boncuk arzusu ile can verirler. Mana denizinin ehli ise incileri bile degersiz görürler.<br />
1185. Kadın ve erkek vasıtası olmadan dogan güzellik, ask bahçesinde kadını da erkegi de büyülemis.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2365)<br />
• Güzelim; güzellik gül bahçendeki yasemin ayak vurarak oynamaya baslamıs. Her sözündeki dogruluk, uygunluk,<br />
yüzlerce Hoten ülkesini canlandırmıs.<br />
• Kadın ve erkek vasıtası olmadan dogan güzellik, ask bahçesinde kadını da erkegi de büyülemis. Onları ask oyununa<br />
sokmus, oynatmaya baslamıstır.<br />
• Can, onun güzel yüzünden bir pervane getirmis de, yüz binlerce gönül mumu samdanlarında yanmaya, oynamaya<br />
baslamıslar.<br />
• Asıkların agızları, damakları Mansur sarabı ile, o sarabın lezzeti ile dopdolu Böylece yüzlerce Mansur´un, senin<br />
askınla daragacında ayakları sallanıp durmada.<br />
• Can, senin zevkine kapıldı da zayıflıktan kurtuldu. Öyle semizledi ki, dünya derisine sıgmaz oldu. Nese ile oynayıp<br />
durmadadır.<br />
• Hüthütler kafeslerinde ask Süleyman´ından pek memnun kaldılar. Fakat uçmaya yol bulamadıkları için kendi<br />
vatanlarında oynamıyorlar.<br />
• Asıgın canı, mekansızlık alemindedir. Su beden, canın gölgesidir. Can günesi, bu bedende raksa girmistir de oynayıp<br />
durur.<br />
• Sems-i Tebrizî´nin yüzü ile gül ile nergisin degerini aksettirir de bedenim, o gülün, o nergisin arasında nese ile<br />
oynayıp durur.<br />
1186. Git de ask yüzünden yıkılan varlık evinin harabesini seyret!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2363)<br />
• Saçlarının Hindistan´ından yol kesiciler çıkıp ask kervanının önünü kesince, erkeklerden de, kadınlardan da bir feryad<br />
yükseldi.<br />
• Güzel yüzünün atesi, can ormanını tutusturdu. Yanan canlardan çıkan duman yedi kat gögü de astı.<br />
• Manalar aleminden sakîler, can gibi görününce gönüllerden görünmez süt ırmakları, sarap ırmakları akmaya basladı.<br />
• Kafirin gözüne bir iman sürmesi çekince, kafir, mü´minler arasındaki din güzelini görür.<br />
• Beden, duvar gibidir. Bu duvarın arkasında bir gönül yıkılmıs kılmıstır. Bu yıkıntı altında kalan gönlün halini anlatmak<br />
için dil bu sözlere baslamıs.<br />
• Sen git de ask yüzünden yıkılan varlık evinin harabesini seyret! Evin tavanı çökrnüs, esigin izi bile kalmamıstır.<br />
• Her ne kadar o "Asıklara deger vermem." derse de inanma! 0 her asık basına yüzlerce merhametli kisi göndermistir.<br />
1187. Onların gözlerinde gizli tesirler, görünmez atesler vardır.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2362)<br />
• Ey gözleri sihirbazlara nükteler, isveler, nazlar ögreten, canlara canlar katan sevgili!<br />
• Dünyada nerede kapalı bir kapı varsa anahtarı sensin. Ask, senin talebendir. Gönül kapılarını açmayı ona sen<br />
ögrettin.<br />
• Gönülleri temiz süfiler için meclisler kurmussun. Sonra da süfilere sıla etmeyi, halkı manevî sofraya çagırmayı<br />
ögretmissin.<br />
• 0 süfiler arasından o süfiyi seçmissin. Ona gizlice gerçek sevgilinin sırrını ögretmissin.<br />
• Derken bir baskasını aramıssın, onu da imtihan için ayrılıga atmıssın. Ask sırlarını ögrenmek isteyenleri belalara<br />
ugratmıssın.<br />
• Aska düsenlerin yarısı yalvararak yakararak asık olur, yarısı da nazlanır, niyaz nedir bilmez. Bunların dilekleri<br />
makbul olmustur. Öbürlerine de ask, dua etmeyi ögretmistir.<br />
• Onun lütuf suyu önünde atesin diz çöküp yalvardıgını gör! 0 Eflatun´un hikmetleri gibi yüzlerce deva ögretmededir.<br />
• Cefa ile dolu olanlar, gönüllerinde kafirlik varken, tutarlar vefalı olanların kulaklarını çeker, cefa ögretirler.<br />
• Onların gözlerinde gizli tesirler, görünmez atesler vardır. Demirlere bile saf, parlak, tertemiz olmayı onlar ögretirler.<br />
1188. Iblis, ask sarabını içince îblisligi bırakır, Adem olur.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c.V.2371)<br />
• Ne vakit o güzelin topragı bizim kanımızla yogrulacak Su bedenlerimizin birbirini seven canlarımızla karısması ne de<br />
hos bir seydir.<br />
• Bu kadar uzun bir ayrılıktan sonra, gönlümüzün su sedefleri tertemiz vefal incilerle karısmıs.<br />
• Su ile ates birbirine dost olmuslar, gece, gündüz bir bedende oturup duruyorlar. Allah´ın lütfuyla kahrı, tortu ile<br />
duruluk bir arada bulunuyorlar.<br />
• Vuslat ile hicran birbirleri ile anlasmıslar, barıs halindeler. Küfür de imanla bir olmus; bizim padisahımızın vuslat<br />
kokusu da seher vaktinde esen rüzgarla karısmıs.<br />
• Kurt, Yusuf huylu olmus, onda kurtluk kalmamıs, gitmis. Gömlegin kokusu gelmis de körlüge karısmıs, gözleri açmıs.<br />
• Toprak topraklıgı bırakmıs, kara renk ondan ayrılmıs. Yeryüzündeki sular da sarap olarak akmaya baslamıs. Onlarda<br />
bulanıklık kalmamıs. Duruluk nuru ile karısmıs, saf bir hale gelmis.<br />
• 0 ne mutlu gündür ki, o gün, ölümsüz canların sevgilisi mest olarak meclise gelir de aramıza karısır.<br />
• Herkesi mahmur gözleri ile mest eder, kendilerinden geçirir de yabancılarla asinaları, bildikleri birbirlerine karıstırır.<br />
• Ask sarabını fazla içince, îblis bile Iblisligini bırakır, Adem olur. Böylece Iblis´e karsı duyulan lanetle, Adem´e karsı<br />
duyulan övgü birbirine karısır.<br />
• Iblis´e karsı ebedî olarak kapalı bulunan merhamet kapısı, Allah´ın lütuf anahtarı ile açılır. Böylece vefasızlık anahtarı<br />
ile vefalılık anahtarı birlesir.<br />
• Kulun Hakk´ın huyu ile birlestigini göstermek için Semseddin´in sırrı meydana çıkmıstır.<br />
• Asıklar yolunda huzur bulunur mu Onun verdiği her mihnette yüz binlerce lutuf vardır; fakat o lutuflar belalarla<br />
karısmıstır.<br />
• Onun bir katre zehrinde yüz binlerce sifa vardır. Hz. Isa´nın devlet nefesi veba ile karısmıstır.<br />
• Orada horlukla yücelik birbirleriyle anlasmıslar, bir olmuslar da orada üstünlük ile asagılık birbirine karısmıstır.<br />
• Canlar canına karsı can, toprak bahasınadır. Burada canlar, pahalılıklara karısmıs, ama orada ucuz mu ucuz.<br />
• Canlar, o cana can olanın arkasında öyle bir inci olmus ki, bakıra benzeyen can kimya gibi canlar canı ile karısmıs.<br />
• Baht sarayına, yani Tebriz´e git de, orada bu dünyanın öteki dünyaya karıstıgını, birlestigini gör.<br />
1189. Gözünü aç da bedenlerden kaçmıs canları seyret!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2369)<br />
• Gözünü aç da bedenlerden kaçmıs canları seyret! Can kafesini kırmıs, gönül de bedeni bırakmıs, kaçmıs gitmis.<br />
• Canları terbiye eden, yola getiren yüzlerce aklı gör! Kendinden kendine sıgınmıs binlerce varlıgı seyret!<br />
• Yüz binlerce can, yüz binlerce gönül kaçıp gitse aldırıs bile etmem, çünki benden kaçanların mest bir halde geri<br />
geleceklerini biliyorum.<br />
• Yüz binlerce susuz, susuzluktan can vermistir. Yüz binlerce bülbül, yesillikleri, gül bahçelerini bırakmıslar, ötelere,<br />
mana gül bahçelerine kaçmıslardır.<br />
1190. Seni övmek benim aklımı, fikrimi aldı, konusamaz oldum.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. V. 2380)<br />
• Ey padisah! Senin hudutsuz olan, sonsuz olan affının coskunluguna karsı tövbe etmek günah sayılır.63<br />
63 Bu beyitler yanlıs anlasılmasın. Hz. Mevlana, bizi günah islemeye tesvik etmiyor. Cenab-ı Hakk´ın hudutsuz olan<br />
merhametinden, onun "Errahmanirrahim" (Merhamet edenlerin en çok merhamet edeni) oldugunu anlatmak istiyor.<br />
Mesela; Sirazlı merhum Hafız, gönül kırmanın büyük günah oldugunu anlatmak için;<br />
"Kimsenin kalbini kırma da, ne yaparsan yap, bizim seriatımızda bundan baska günah yoktur." dedigi zaman, "Kalp<br />
kırma da ne günah islersen isle!" manası çıkarılmamalıdır. Nitekim Cenab-ı Hakk´ın merhametini anlatmak için sairler bazı<br />
beyitler söylemislerdir: "Ne kadar mücrim isem kesmem ümit kereminden ki, O´dur bahr-ı muhit." (Ne kadar suçlu<br />
olursam olayım. Kereminden ümidi kesmem. Çünkü keremin okyanus gibidir.)<br />
"Ger günahım güh-ı Kaf olsa ne gamdır ya Halîl<br />
Rahmetin bahrına nisbet, ´innehu sey´ün kalîl.´"<br />
(Benim günahım Kaf dagı gibi çok olsa, senin merhamet denizine göre o çok az bir seydir.)<br />
• Yolunu kaybetmis kisiye öyle acır, onunla öyle mesgul olursun ki, yol kaybeden kisi, yolunu kaybetmeyen kisiden<br />
daha talihli sayılır.<br />
• Senin hayranın olarak, seni övmek, benim aklımı, fikrimi aldı. Konusamaz oldum. Bir ah etme gücüm kaldı.<br />
• Niçin ah ettigimi, ah derdimi anlatacak bir mahrem, samîmi, çok yakın bir dost bulamıyorum Ben de Hz. Ali gibi<br />
kuyuya ah ediyorum. 64<br />
64 Bir rivayete göre Peygamberimiz Hz. Ali´ye bazı sırlar söylemis. Hz. Ali dayanamamıs bu sırları bir kuyuya<br />
söylemis. 0 kuyunun agzında bulunan bir kamıs bu sırları duymus. Onu kesip ney yaptıkları zaman o gizli sırları feryad<br />
ederek etrafa yaymıs. Bu beyitlerde Hz. Mevlana bu halk hikayesine isaret buyurmaktadır.<br />
• Kuyu, benim ahımdan cosar da, agzında kamıs biter. 0 kamıs da ney olur feryada baslar. Benim gönül sırlarımı<br />
etrafa yayar.<br />
• Ey ney! Feryad etme, sus! Çünkü biz sana mahrem degiliz. Bu yüzdendir ki, kamıstaki seker, bizden özür dilemede,<br />
kamıstan da özür dilemede.<br />
1191. Ahmaklardan kaç, gözünü zevalsiz nura aç!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c. VI.3091)<br />
• Eger bir an için olsun heva ve hevesini, sehevî arzularını bırakır, uygunsuz hallerden vazgeçersen; peygamberlerin,<br />
velîlerin gördügünü görürsün.<br />
• Kendine tapmaz, kendini hasa Allah bilmezsen gerçekten kul olursan Mütezile´nin inkar etmesine ragmen Allah´ı<br />
görürsün.<br />
• Eger tam bir rind isen, ahmaklardan kaç, gözünü zevalsiz nura, Allah´a dogru aç!<br />
• Insanların ayıplarını söyleme, gaybı bilene bak! Bilgisizlik dilini kes! Artık hileye, onu bunu aldatmaya kalkma!<br />
• Gözyaslarınla abdest al! Sadece seninle baglı olarak degil candan yalvarıp yakararak namaz kıl! Ezelî sarapla<br />
kendinden geç, mest ol, harap ol!<br />
• Gönül; Tur dagına çık da "Allah´ım bana görün." diye nara at! Nefıs kafırinin boynunu vur! Hz. Ali gibi savas!<br />
• Tebrizli Sems´ten mana sekerinin dükkanını iste! Fakat sen nefse uymussun, sirke satan biri olmussun. Nasıl mana<br />
balına layık olacaksın<br />
1192. Ask yolunda basa sahip olmak, düsünmek bir ayıptır.<br />
Mefulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa-ilat<br />
(c. VI.3001)<br />
• Ey ney! Herkesin bilmedigi gizli sırları bildigin için, pek hossun, pek hos sesler çıkarıyorsun. Zaten duygulu insanlara<br />
hos gelen bu sesleri, bütün isleri, bütün gizli sırları bilen çıkarabilir.<br />
• Ey ney! Sen de bülbül gibi, o essiz, o bulunmaz güle asıksın. Bu yüzden sen de inliyorsun, feryad ediyorsun,<br />
bilmiyormus gibi davranma! Senin dikensiz olan, o benzeri bulunmayan gülden haberin var.<br />
• Neye dedim ki: "Sen muhakkak dostun dostusun, hemdemisin. Bu sebeple, her seyi biliyorsun. Sırları benden<br />
gizleme!" Ney bana dedi ki: "Bu isin üstüne fazla düsme, benim bildiklerimi tamamıyla hissedersen, duyarsan, anlarsan<br />
helak olursun, yok olup gidersin."<br />
• Ona dedim ki: "Zaten benim kurtulusum, perîsan olmam da, helak olmamdadır. Bana iyilik etmek istiyorsan, benim<br />
üstüme kıvılcımları, alevleri saldır! Beni ateslere yak, yandır da, ne duygum kalsın, ne bilgim, ne anlayısım."<br />
• Ney dedi ki: "Ben, yakıcı seslerimle, feryadlarımla ask kervanının önünü nasıl kesebilirim Biliyorum ki, kervan bası<br />
(=mürsit) her seyi bilen, anlayan biri."<br />
• Ona dedim ki: "Mademki sevgili, ask yolunda kaybolanları aramıyor, onlarla ilgilenmiyor, artık bu durumda anlayıs<br />
bile anlayıstan usanmıstır. Bu yüzden anlamamak, duymamak, bilmemek, görmemek gerek."<br />
• Sen, bastanbasa göz kesilmissin, her seyi görüyorsun, biliyorsun ama, senin kendinden bile haberin yok. Biz asıklara<br />
anlayıs, bilis gözümüze perde olmustur.65<br />
65 Mevlana asıgı, Pakistanlı Ikbal merhum bir beytinde söyle demis:<br />
"Hakk´ı inkar eden, hocanın nazarında kafirdir. Kendini inkar eden bana göre kafırin kafiridir."<br />
• Ey ney! Senin basını kesmisler de o yüzden ney çalanın (=neyzen) dudagı ile hemdem olmussun, arkadas olmussun.<br />
Zaten, ask yolunda basa sahip olmak, düsünmek bir ayıptır, bir kusurdur. Bilgili ve anlayıslı olmak ise utanılacak bir haldir.<br />
• Ey ney! Sen, kendinden sıyrıldın, çıktın, varlıktan, benlikten kurtuldun, için de bombos. Bu yüzden hiç kimsenin<br />
bilmedigi sırlarla doldun. Ötelerden aldıgın haberlerle aglıyorsun, inliyorsun, bir seyler demek istiyorsun. Ama, bizde o<br />
sırları anlayacak kulak yok. Sen, bir gölge varlık oldukları halde kendilerine tapanları biliyorsun. Hakk´ı inkar edenleri de!<br />
• Mademki sen, herkese nasip olmayan bir mutluluga erdin, görünmez sevgili ile bulustun, ona çok yakın oldun. Böyle<br />
oldugu halde neden yanık yanık aglıyorsun, feryad ediyorsun Bırak da bizim zavallı bilgimiz, anlayısımız Hakkı idrak<br />
hususunda acizligini anlasın da, aglasın, feryad etsin.<br />
• Hayır hayır, sen, kendin için feryad etmiyorsun, ey kerem sahibi! Bu kesret aleminde, agyar var zannedenlere, agyar<br />
görenlere vahdetten, birlik görüsünden uzak düsenler için aglıyorsun, inliyorsun.<br />
1193. Duman atesten dogdugu halde, atese perde olmaktadır.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ülün<br />
(c. VI.2946)<br />
• Aslını ararsan, askın bu fanî alemle ilgisi yoktur. Ötelerde, gayb aleminde bir öd agacı var, yanıyor. Ask, onun bize<br />
ulasan hos kokulu bir dumanıdır. Bir de yok rengine boyanmıs, kendini yok gibi gösteren çok güçlü bir varlık var Kainatta<br />
görülen her seyi o yaratmıstır, bugün de yaratmaktadır.66<br />
66 Ariflerden biri de: "Dünya, var gibi görünen bir yokluk. Allah, yok gibi görünen bir varlık." demisti.<br />
• Evet, her türlü hatadan, kusurdan münezzeh çok kudretli bir varlık var. 0 gözümüzden gizlenmis. Fakat gayb<br />
aleminde, dumanın arkasına saklanmıs ates gibi yanmada, sanki, yarattıgı eserleri kendine perde yaparak kendini bizden<br />
gizlemededir.67<br />
67 Hz. Mevlana, Dîvan-ı Kebîr´in II. cildinin 1963 numaralı gazeline su beyit ile baslamıstı:<br />
Ey benim canıma can katan hayatım, aziz varlık! Perdeyi kaldır, seni görmek istiyorum. Ey benim gamıma, kederime<br />
ortak olan, nerede olursam olayım, daima benimle beraber bulunan Rabbim! Ey geceleri bana dost olan sevgili, perdeyi<br />
kaldır!" diye buyurmustu. Yunus Emre hazretleri de;<br />
"Ey beni yoktan yaratan!<br />
Kaldır perdeyi aradan!" demisti.<br />
• Her ne kadar duman, atesten dogduysa da, yine de atese perde oluyor. Sen de varlık dumanından vazgeç, aklını<br />
basına al da yok gibi görünen gerçek varlıga kavusmak için varlık dumanından, benlik dumanından kurtul! Dumandan bir<br />
fayda yoktur.<br />
• Can, dumandan vazgeçseydi, nurun ta kendisi olurdu. Yani ruh, kendini kötülüklerden, günahlardan arındırarak,<br />
daha ölmeden önce, su bedenden manen kurtulsaydı, Hakk´a ulasırdı. Can, muma benzer, beden ise onun üstüne<br />
kapatılmıs legen gibidir. Legen mumun nurunu gizlemektedir. Can, bir sudur. Beden ise, içinde suyun aktıgı bir dere<br />
yatagıdır.<br />
• Can, benlige kapılmasaydı, alçalsaydı, alçaldıkça yücelere çıkardı. Felek kursunu (degirmisini) bile kırar, geçerdi.<br />
Yokluga sarılsaydı, varlıklardan da üstün olurdu. Gerçek varlıga kavusurdu.<br />
1194. Haydi kalk, ölümü kökünden sök at, artık kimsecikler ölmesin.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI.2934)<br />
• "Avlanacagım." dedin gittin. Seni avladılar, sen kendin av oldun. "Huzura kavusacagım" dedin, büsbütün huzursuz<br />
oldun.<br />
• Sen ab-ı hayat içtin, bu yüzden nasıl olur da ben sana Hızır diyemem Senin huzurunda nasıl can vermeyeyim ki,<br />
dostun da dostu oldun, sevgilinin de sevgilisi oldun<br />
• Senin etrafında nasıl dönüp dolasmayayım ki; sen Allah´ın evi olmussun Yerlere, göklere sıgmayan o essiz varlık,<br />
senin gönlünde yer almıs, senin ayagını nasıl öpmeyeyim ki; sen, sonsuzluga ermissin<br />
• Haydi kalk, sen ölümü kökünden sök at! Artık dünyada kimsecikler ölmesin. Çünkü sen, sözün sesisin. Sonbaharı<br />
yakala, boynunu vur, onu öldür. Çünkü sen, ebedî ilkbahar oldun.<br />
• Ey melek gibi can! Ey bastan basa Hakk´ın nuruyla yogrulmus can! Sen ihtiyardan da, cüz´i iradeden kurtuldun.<br />
Çünkü sen, iradenin ve ihtiyarın ta kendisi oldun.<br />
• Kederlere kapılmıstın, gamlara av olmustun, yardımcın yoktu. Perisan bir halde idin. Hakk´a ulastın da kederlerden<br />
kurtuldun, güç kuvvet sahibi oldun.<br />
1195. Benim aklım basımda oldugu gün çok sinirliyim.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. VI.2602)<br />
• Ey benim aklımın düsmanı! Ey akılsızlıgımın devası! Ben bir küpe benziyorum. Sen de, benim içimde sarap gibi<br />
kaynamadasın, cosmadasın.<br />
• Evvel de sensin, ahir de. Dısta da varsın, içte de. Hem padisahsın, hem sultansın, hem perdecisin, hem çavussun.<br />
• Hem iyi huylusun, hem kötü huylusun. Hem gönlü yakar yandırırsın, hen de gönül alıcısın. Hem kendini<br />
göstermezsin, yüzünü örtersin, hem de ay yüzlü Yusufsun.<br />
• Hem uzaksın, yabancısın, hem de çok yakınsın, akrabasın. Hem kötü düsünceli bir dostsun, hem de balsın,<br />
serbetsin.<br />
• Ey kendinden geçenlerin yolunu vuran, yol kesen, hem de dervislere hazînesin. Ya Rabbi! Ahlak, davranıs, huy<br />
bakımından birbirlerine zıt olan varlıklar, seni sevdikleri, sana gönül verdikleri, seni gönüllerine aldıkları zaman ne kadar<br />
hos bir hale gelirler. Hepsi de birbirlerini severler, hepsi de birbirlerinin olurlar.<br />
• Benim aklım basımda oldugu gün, çok sinirliyim, çok kavgacıyım. Gürültüler çıkarırım, ortalıgı birbirine katarım,<br />
fakat sarhos olup kendimden geçince çok iyi insan olurum. Herkesle iyi geçinirim, sabırlı olurum, susar otururum.<br />
1196. Aklını basına al da onun kendinden degil, güzelliginden vefa bekle!<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. VI.2569)<br />
• Neden durumlarını anlamak için gönülleri uyanık kisilerin arasına giriyorsun Gögsünü kapatmazsan sana bir ok<br />
saplanabilir. Yani ermislerin hallerini arastırmak sana zarar verebilir.68<br />
68 Saib merhumun su beyti akla geldi:<br />
Eger huzur istiyorsan nazarbazlıktan vazgeç, gönlümdeki bütün üzüntüler, nazarbazlıktan basıma geldi."<br />
• Ermislerin arasında nazarbazlık etme de basını eg, gönlünü daha da kuvvetli tut, suna inan ki, orada kırgın ve hasta<br />
gönülleri tedavi eden bir mana padisahı bulunmaktadır.<br />
• Manevî hastalıklardan kurtulmak, her an mest olmak istiyorsan, bazen onun la´l renkli sarabından, bazen de zevkler<br />
ve neseler veren kadehinden içmek arzusunda isen,<br />
• Agzını aç; fakat sarapta tortu, kusur arama! Ayıklık sarabında tortu bulunur mu<br />
• Hocam! Neden düsünmeden o sevgiliden vefa ümit edersin, gönül alıcılık beklersin Onun insanı büyüleyen güzel<br />
yüzünün gönlünü alması, canını ok-saması sana yetmez mi Aklını basına al da, onun kendisinden degil de güzelliginden<br />
vefa um, sevgi bekle!<br />
• Dün sevgiliden ´bir mektup aldım. Mektubunda benlikten kurtulustan, kendinden geçisten bahsediyordu. 0 mektubu<br />
okuyunca ben de dünyadan bezip usanmaya, dünyadan vazgeçmeye dair yüzlerce mektup yazdım.<br />
• Sevgilim! Senin suretin ile benim suretim yanak yanaga vermisler de, senin suretin kulagıma, ya gönül derdini, ya<br />
da can kıssasını (=hikayesini) anlatıp duruyor.<br />
• Sevgilinin askı, yüzümün renginde kendi güzelliginin aksini gördü de, bana yaptıgı zulmün, kalbimi kırma günahının<br />
özrünü dilemek için ayaklarıma kapandı.<br />
• Ey Tebrizli Hakk günesi! Sen aramıza gelirsin, seni görmezler. Çünkü sen, can gibi gelirsin, seher rüzgarı gibi renksiz<br />
esersin.<br />
1197. Ayrılık savasında kanlar içindeyim, canımdan yaralanmısım.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. VI.2529)<br />
• Ey cana ve gönle yakın olan dost! Bu çesit uzaklıgı, bize nasıl oluyor da uygun görüyorsun Vuslatından dogan canı,<br />
nasıl olur da ayrılıga atarsın Sen bu hali bize layık görüyor musun<br />
• Farzet ki, ben acı bir tohum elde ettim. Bu tohum ne ekmege yarar, ne de yemege. Sen o kadar tatlılıgınla bu acılıgı<br />
bize reva görürmüsün<br />
• Sen öyle bir nursun ki, nurunun suyuyla cehennemi bile söndürürsün Gönlümü bu sekilde yakıp yandırmayı reva<br />
görür müsün<br />
• Ayrılık savasında kanlar içindeyim, canımdan yaralanmısım. Harzem ordusu ile Gur ordusunun savası gibi çok çetin<br />
bir savası bana da reva görür müsün<br />
• Sen, bana "Bagıslanmıssın. Sen nur kıblesinin sevdigi bir varlıksın." dedin Bagıslayıs, suçlarımı örtüsten sonra bu<br />
çesit azapları bana layık görür müsün<br />
• Ey benim ay yüzlü sevgilim! Senin nurlu gözünü gören gözlerin kem gözlülerin nazarına ugrayıp kör olmasına gönlün<br />
razı olur mu<br />
1198. Edepsiz, terbiyesiz bir adamla görüsüp konusmak, hem de sevgiliden ayrı düsmek iki çesit beladır.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. VI.3060)<br />
• Manalar, manasız dosttan gizlendi. Yani, hakîkatler, hakîkatsiz olan dosttan gizlendıi Hakîkati anlamak için gönlün<br />
temiz olması lazım. Nereye varsam, gitsem, karsıma insan seklinde bir seytan çıkıyor.<br />
• Korkuluk olarak, esek bası dikilmemis bir bostanı kim görmüstür Ben, böyle bir bostanı ömür boyu aradım, bir<br />
kerecik olsun göremedim. Yani herkes manevî varlıgı, dini, imanı üstüne degil de maddî varlıgı, malı mülkü üstüne<br />
titremektedir .69<br />
69 Bazı yerlerde, bahçeleri, bostanları kuslardan korumak için, yahut nazar degmesin diye, esek basını bir sırık<br />
üstüne baglar, bahçeye dikerler. Seyh Sa´dî hazretleri böyle bir bostan sahibine sormus: "Bu esek basını neden bu bostana<br />
diktin " Bostan sahibi; "Kuslardan bu bahçeyi korusun" cevabını verince; "Bu hayvan sag iken kuyrugunun altına konan<br />
sinekleri kovmaktan acizdi. Simdi, bu kuru kafa nasıl bekçilik yapacak " diye bostan sahibine takılmıs.<br />
• Ressamın kendisine; "Ey Mani; bundan sonra bu çesit resim yapma! Böyle hosa gitmez putlar yontma!" de! 70<br />
70 Mani (Maniche): Manihezm mezhebini kuran, aynı zamanda eski Iran´ın en tanınmıs ressamlanndan ve heykel<br />
yapanlarından birinin adı. Miladın üçüncü asrında, 240 senesinde dogmus. Kurdugu mezhep, Hıristiyan dini ile Zerdüst<br />
Mezhebi karması. Iran hükümdarlarından Behram, Mani´yi diri diri derisini yüzdürerek öldürtmüstür. Bu mezhebin<br />
batılılarca adı Manicheans´dır.<br />
• Ressamın yaptıgı resimler hep bu cinsten ise, hep böyle biçimsiz resimler, çirkin heykeller yontacaksa, onları<br />
görmemek için gören göz istemem. Bu biçimsiz insanları, bu uygunsuz halleri görmeyen kisi ne mutlu kisidir. 71<br />
71 Hz. Mevlana, Insanlann manayı ihmal ederek, hep madde pesinde kostuklarını görüyor. Mecazî olarak insanları<br />
yenilemek istiyor, yeni bir dünya arzu ediyor.<br />
• Edebsiz, terbiyesiz adamla görüsüp konusmak, aynı zamanda Leyla´dan ayrı düsmek, Mecnun´un canına katmerli<br />
eziyettir. Iki çesit beladır.<br />
• Perdenin arkasında çirkin bir seytan bas çıkardı, ona: "Ölüm sen misin Sayısız insanın ölümüne sebep olan savas<br />
sen misin " diye sordum "Evet." dedi.<br />
• Ona dedim ki: "Gönlüm, Allah´ın lütf ve ihsan yurdudur. Allah´ın kahrının orada ne isi var<br />
• Mahser günü, çirkinlerin giydikleri elbiseler, üzerlerinden çıkanlınca, onlar yarılçıplak kalınca, yani kendi manevî<br />
çirkinliklerinin farkına vardıkları zaman, kaçmaya baslarlar, kimseye görünmek istemezler.<br />
• Ben bu sözleri söylüyorken, ansızın Allah´ın kudreti ile o çirkin seytan bir huri sekline girdi.<br />
• 0 huri ne kadar da güzeldi. Onun yüzünün allıga, boyaya ihtiyacı yoktu. Kınalanmamıs güzel, zarîf bir eli vardır.<br />
• Çirkin bir seytan güzel bir huri oldugu gibi, ilkbahar gelince de siyah, hosa gitmez dikenler degisiyor, yaseminlik de<br />
gül yüzlülük davasına girisiyor.<br />
1199. Sonunda can alemine uçtun, gittin...<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa-îlün<br />
(c. VI,3051)<br />
* Sonunda uçtun, gizli aleme gittin. Acaba hangi yola düstün de dünyadan<br />
• Beden kafesinde mahpus bir kus gibiydin, çok kanat çırptın. Nihayet kafesi kırdın da havalandın, can alemine uçup<br />
gittin.<br />
• Baykusların arasında kalmıs, ask sarhosu bir bülbül gibi idin. Gül bahçesinin kokusunu alınca, dayanamadın, oraya<br />
dogru uçup gittin.<br />
• Bu dünyada görülen tatsız hallerden ötürü mahmurluklar içinde idin Cok bas agrıları çektin. Sonunda ebedîlik<br />
meyhanesine gittin. ´<br />
• Cihan, yol sasırtan gulyabanîler gibi seni, yanlıs yollara düsürdü. Bu yüzden çok sıkıntılar, ızdıraplar çektin. Sen<br />
sonunda Allahın inayeti ile o yanlıs yolların hepsini bıraktın. fani olmayan, ebedî olan sevgiliye dogru uçtun gittin.<br />
* Duydum ki sen iki göz olmussun, cana bakmadasın. Neden cana bakıyorsun Çünkü sen artık cansın, cana<br />
kavustun.<br />
1200. Tamamıyla kendimden geçis. kendimden kurtulus pek hosuma gitti.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI, 2842)<br />
• Sevgilim neseli bir halde gülerek kapıdan içeri girdi. Onu öyle görünce ben de su muratsızlık dünyasında gönlümün<br />
muradına erdim.<br />
• Mademki geldi, içeri girdi, ona; "Artık hiç dısarıya gitme olmaz mı " diye sor! Zaten girmek, çıkmak cansız varlıkların<br />
sıfatıdır. Onlar ne içeri girerler, ne de dısarı çıkarlar. Giren, çıkan bizim gölge varlıklarımızdır.<br />
• "Bu nasıl oldu Nereden geldin " diye sorarak, beni sasırtma, yanıltma! Zaten niteliksiz alemden çıktı geldi. "Sen<br />
nasılsın " diye hatırını sor! Sen de niteliksiz alemden dogdun geldin.<br />
• Yoklukta nelik, nitelik nasıl olur Ayak olmayınca hiç ayak izi olur mu Sen pek iyi huylusun, sen ilk adıma bak!<br />
• Tamamıyla kendimden geçis, kendimden kurtulus pek hosuma gitti. Gönül gibi gülmeye basladım. Mademki bu<br />
duyguyu bana verdin, bana böyle bir kapı açtın, bin nese ile sana kulluga hazırlandım.<br />
1201. Ne olur gel! Canımın yerine sen benim bedenime gir de, bana can ol!<br />
Mefa´îlü, Fe´ilatün, Mefa´îlü, Fa´îlün<br />
(c. VI,3050)<br />
• Sevgilim sen güzellik hulasasısın, özüsün! Güzelligin essiz padisahısın! Sen her insan gibi balçıktan yaratılmadın,<br />
büyük yaratıcı seni akılla, canla yogurarak yarattı. Bu yüzden sen bastanbasa cansın, akılsın!<br />
• Gel, gel ki sen halkın hayatısın, canısın, kurtulususun! Gel, gel ki sen Hz. yakub´un gözdesisin, gözünün nuru da<br />
sensin!<br />
• Suyuma, topragıma, su balçık yaratılmıs bedenime ayagını bas, beni güzel ayaklarının altında ez! Ez de suyun<br />
bulanıklıgı, topragın karanlıgı gitsin, su da arınsın, toprak da arınsın, senin sayende kirlilikten kurtulayım, tertemiz insan<br />
olayım.<br />
• Senin nurunla taslar yakut olsun, sana gönül veren, seni arzu eden kisi, senin lütfunla kendisi istenen, gönül verilen<br />
bir güzel olsun ve güzeller arasına karıssın.<br />
• Sen bu güzelliginle yüzlerce cana bedelsin! Ne olur gel, canımın yerine sen bedenime gir de bana can ol!<br />
1202. Gizli dilber.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatün, Mef´alü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2931)<br />
• Gözlere görünmeyen, gizlenip duran o sevgiliden eger can kokusu alırsan, ondan bir iz, bir eser görürsen cosar,<br />
tasar, yüzlerce cihana sıgamaz olursun.<br />
• Can günesi görebilirsen, ordusuz bir padisah kesilirsin de, hem gayb mülkünü elde edersin, hem gizli sırları bilene<br />
kavusursun. Duyup, istedigin ve sevdasına kapıldıgın hazineyi yer yüzünde göremedi isen, onu gökyüzünde bulursun.<br />
• Aska hiyanet etmezsen emniyet kazanırsın; nice Çin güzellerini kolayca görür, kolayca elde edersin...<br />
• 0 mübarek gönül aynasında, süpheden temizlenmis o berrak aynada, daha bu dünyada iken cennetteki güzelleri,<br />
güzellikleri bir bir bulursun, görürsün.<br />
• Ask oku seni yaraladı, sevgili seni mest etti mi; can elinden giderse kaygılanma! Onun gibi daha yüzlerce can<br />
bulursun.<br />
• Eger gönül vesveselerinin elinden bir an için olsun kurtulursan, çözülmesi pek zor olan tılsımın anahtarını elde eder,<br />
o tılsımı bozarsın.<br />
• Can padisahının askıyla, putları kır, dök de onları yapanı, onları naks edeni apaçık gör!<br />
1201. Ne olur gel! Canımın yerine sen benim bedenime gir de, bana can ol!<br />
Mefa´îlü, Fe´ilatün, Mefa´îlü, Fa´îlün<br />
(c. VI,3050)<br />
• Sevgilim sen güzellik hulasasısın, özüsün! Güzelligin essiz padisahısın! Sen her insan gibi balçıktan yaratılmadın,<br />
büyük yaratıcı seni akılla, canla yogurarak yarattı. Bu yüzden sen bastanbasa cansın, akılsın!<br />
• Gel, gel ki sen halkın hayatısın, canısın, kurtulususun! Gel, gel ki sen Hz. yakub´un gözdesisin, gözünün nuru da<br />
sensin!<br />
• Suyuma, topragıma, su balçık yaratılmıs bedenime ayagını bas, beni güzel ayaklarının altında ez! Ez de suyun<br />
bulanıklıgı, topragın karanlıgı gitsin, su da arınsın, toprak da arınsın, senin sayende kirlilikten kurtulayım, tertemiz insan<br />
olayım.<br />
• Senin nurunla taslar yakut olsun, sana gönül veren, seni arzu eden kisi, senin lütfunla kendisi istenen, gönül verilen<br />
bir güzel olsun ve güzeller arasına karıssın.<br />
• Sen bu güzelliginle yüzlerce cana bedelsin! Ne olur gel, canımın yerine sen bedenime gir de bana can ol!<br />
1202. Gizli dilber.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatün, Mef´alü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2931)<br />
• Gözlere görünmeyen, gizlenip duran o sevgiliden eger can kokusu alırsan, ondan bir iz, bir eser görürsen cosar,<br />
tasar, yüzlerce cihana sıgamaz olursun.<br />
• Can günesi görebilirsen, ordusuz bir padisah kesilirsin de, hem gayb mülkünü elde edersin, hem gizli sırları bilene<br />
kavusursun. Duyup, istedigin ve sevdasına kapıldıgın hazineyi yer yüzünde göremedi isen, onu gökyüzünde bulursun.<br />
• Aska hiyanet etmezsen emniyet kazanırsın; nice Çin güzellerini kolayca görür, kolayca elde edersin...<br />
• 0 mübarek gönül aynasında, süpheden temizlenmis o berrak aynada, daha bu dünyada iken cennetteki güzelleri,<br />
güzellikleri bir bir bulursun, görürsün.<br />
• Ask oku seni yaraladı, sevgili seni mest etti mi; can elinden giderse kaygılanma! Onun gibi daha yüzlerce can<br />
bulursun.<br />
• Eger gönül vesveselerinin elinden bir an için olsun kurtulursan, çözülmesi pek zor olan tılsımın anahtarını elde eder,<br />
o tılsımı bozarsın.<br />
• Can padisahının askıyla, putları kır, dök de onları yapanı, onları naks edeni apaçık gör!<br />
1203. Sen her hayale canım diyorsun, cihanım diyorsun.<br />
Mefulü, Fa´ilatü, Mefulü, Fa´ilat<br />
(c. VI,3003)<br />
• Keske bir an için olsun kendini bilseydin! 0 insanı büyüleyen güzel yüzünden haberin olsaydı.<br />
• Sen katırlar gibi çamura düsmüssün, balçık içinde yatmıs uyumussun. Ne olurdu aklını basına alsaydın da, kendini<br />
güzellerin evlerindeki zevk ve safa meclislerine çekip götürseydin!<br />
• Sen zavallı kendi etrafında dönüp dolasıyorsun, kendini seviyorsun, kendini görüyor, kendini göstererek meshur<br />
olmak istiyorsun. Halbuki sende gizli bir hazine var, var ama, onu senin benligin gizliyor, göstermiyor.<br />
• Sen böylece hep bedenden ibaret bulundukça, yani yiyerek, içerek, zevk ederek, sadece bedenin için yasadıkça,<br />
ruhundan haberin bile olmayacaktır. Ama bedenden ibaret degil de, ruhdan ibaret olursan o zaman ruh mülküne girer,<br />
orada ebedî olarak kalırsın.<br />
• Diger insanlar gibi iyiye, kötüye kapılmaktasın, iyi isen iyi ile, kötü isen kötü ile berabersin.<br />
• Bir tek yemek olsaydın, tek bir çesit lezzetin olurdu. Tek bir kazana girmis olsaydın, hep aynı tarzda kaynar<br />
dururdun.<br />
• Tortulu bir nesne gibi, sen de bu kaynayısta saf bir hale gelseydin; kirliliklerden kurtulmus, temizlenmis olurdun da<br />
yücelirdin, göklere yükselirdin.<br />
• Sen zavallı, gölge varlıklara takılıp kalıyor, her hayale canım diyorsun, cihanım diyorsun! Hayallere kapılmasaydın,<br />
hayallerden geçseydin sen kendin can olurdun, cihan olurdun.<br />
1204. Kendinden geçis ne de hostur, ne de tatlıdır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. VI, 2504)<br />
• Ister zehir sebep olsun, ister seker! Insanın benlikten kurtulusu, kendinden geçisi ne de hostur Ne de tatlıdır Külah<br />
ararsın, bulursun da o külahı giyecek bas bulamazsın. Çünkü sen kendinden geçmissin, kendinde degilsin. Artık benligi<br />
düsünecek basın da yok.<br />
• Sevgilinin tuzagına düsüp de, kadehindeki ask sarabını içince kendini bırakır, kendinden kaçmak istersin ama, kapı<br />
bulamazsın. Çünkü kendinden kaçmak, kurtulmak çok zordur. Bu sebeple kendinden geçis pek hostur, pek tatlıdır. Bu her<br />
adamın karı degildir. Has kullara mahsustur.<br />
• Korkma; sen insan degil misin Ölmedin ya, söyle bir kımılda! Sence altın gibi degerli olan benligini, altını seven o<br />
gümüs bedenliye ver, benlikten kurtul; benlikten kurtulus, kendinden geçis ne tatlı seydir<br />
• Sen kendinde kaldıkça çok soguksun, kar kesilmissin! Haydi ask günesi ile eri! Yok ol da, derece al, yücel! Varlık<br />
gamını az ye; kendinden geçis ne kadar tatlıdır ne kadar hostur!<br />
• "Ben dünya sevgisi tuzagına düsmüsüm. Verilen sayılı nefes bitmek üzere, ömür kadehim de agzına kadar dolmus."<br />
deme! Askın yardımı ile ihtiyarlıkta yeni bir ömür elde et de, nasıl gençlestigini seyret! Ihtiyarlıktan kurtuldugun gibi,<br />
kendinden de kurtul! Kendinden geçis, kendinden kurtulus ne hostur.<br />
• Kardesim! Ne diye aklını basında tutuyorsun Onu at gissin, sen önündeki sarapla dolu ask denizini görmüyor<br />
musun Ey kafir nefis artık müslüman ol ! Kendinden geçis, kendini bırakıp gidis ne tatlıdır, ne hostur! 72<br />
72 Necib Fazıl merhum "Akıl bir çürük dis, at kurtulursun" diye yazmıstı.<br />
• Sevgilim! Haydi kalk ask bahçesine gel! Mest olmus, kendinden geçmislerin arasına karıs! Her birinin elinde bir<br />
kadeh var, ask sarabı içmisler, kendilerinden geçmisler. Kendinden geçis ne tatlıdır!<br />
• 0 tek olan, benzeri bulunmayan padisahı gör! 0 her yerde hazır, ve nazırdır. Yani 0 her yerde bulunmakta, her seyi<br />
de görmektedir. O´ndan hiç bir sey saklanamaz, 0 gönüllerden geçeni bile görür. Yarattıgı bütün canlılarla ilgilenmekte,<br />
onları gözetmededir, yarattıklarını bası bos bırakmamıstır. Sen O´nun ask denizine dal da kendinden geç, kendinden geçis<br />
ne de hosdur, ne de tatlıdır!<br />
1205. ´Sen su gibisin, ben de kuru bir dereyim.<br />
Gel bulusalım, gel benim içimde ak!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün,Mef´ailü, Mefailün<br />
(c. VI,2613)<br />
• Yoldan dönüp geldigin gün ne mutlu gündür. Gökteki parlak ay gibi gelir can penceresinden ısıgını gönüle<br />
düsürürsün. Bizi bizden alırsın, baska bir aleme götürürsün.<br />
• Ayın on dördü gibi nurlu ve parlak olan güzel yüzünle, yeryüzüne dösenmis kara topragı gökyüzü yaparsın, ars gibi<br />
süslersin.<br />
• Su kirli yeryüzünü nurunla aydınlattıgın zaman, benlik balçıgına saplanıp kalan nice ayagı baglı akıllı kisiler<br />
kendilerinden geçerler, varlıklarından kurtulurlar. Nice canlar yeniden manevî ballar yemeye, manevî sekerler çignemeye<br />
basladılar.<br />
* Su altı köseli konak yerinden, yani dünyadan su ana kadar yiyeceksiz, devesiz, atsız olarak nice kervanlar gelip<br />
geçtiler. Mekansızlık alemine dogru yola düstüler.<br />
• Sen benim canımı canlandır, aydınlat da, canım bedenime seslensin de desinki: "Ey hoca! Sen gelecek zamanı<br />
düsünme, yarını bırak da bugünü düsün, bugünü seyret, bugünü yasa!"<br />
• Sen su gibisin, ben de kuru dereyim. Ben seninle bulusmaktan gayrı ne isterim Gel benim içimde ak, benim ol, gel,<br />
seni kucaklıyayım, ben seni seviyorum, seni istiyorum. îçinde su akmayan dere ne ise yarar<br />
• Sen su oldugun için herkesten ilerde kosuyorsun. Herkesten ileri oldugun için sevin, mutlu ol! Fakat Allah´a yemin<br />
ederim ki, sen kendinden yana çıktıkça, kendini begendikçe, kendini, kendi gerçek varlıgını bulamayacaksın ve huzura<br />
kavusamayacaksın.<br />
• Ben kaybolan gönlümü aramaya çıkmıstım, yolda ona rastladım. Onu, tedavisi güç bir hastalıga tutulmus, bir<br />
sevdaya düsmüs, perisan olmus bir halde buldum.<br />
• Ey Tebrizli Sems! Senin ayrılıgın beni ezdi, öldürdü. Fakat yüzlerce defa daha beni ezsen, ayaklar altına alsan,<br />
öldürsen yine senin askından ayrılamam<br />
1206. Sehvet çamurlarına bulanmıs kanatlarını yıka, temizlen, uçmaya hazırlan!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. VI,2873)<br />
•Yürü ey can! Yürü acele yürü! Sen sasılacak, acayip bir yolculuktasın Durma haydi, manalar denizine dogru git!<br />
Çünkü o deryanın en degerli incisisin!<br />
• Bedenin, maddî varlıgın bir çok konaklar astı. Mineral, bitki, hayvan mertebelerinden geçti; geldigin yerleri<br />
hatırlamakta inat etme! Bu tavlada, bu hayvanlık konagından da geçip giderek ...<br />
• Aklını basına al da; beden balçıgından da kurtulmaya çalıs! Sehvet çamurlarına bulanmıs kanatlarını yıka, temizlen<br />
vakit geçirmeden uçmaya basla! Neden senden evvel uçup giden dostların pesine düsmedin, senin burada ne isin var<br />
• Ey ab-ı hayat! Ey can! Seni içinde mahbus tutan, senin hürriyetini alan su beden testisini kır da, su can ırmagında<br />
akmaya basla! Yani ölmeden evvel öl, nefsanî arzulardan kurtul, her testiyi kıranın önünde ne zamana kadar kasecilik<br />
edeceksin Yani müritligi bırak da merd ol, kamil insan ol!<br />
• Su dagın basından asagılara dogru kosan sel gibi, ak! Basını tastan tasa vurarak, cosarak, köpürerek feryad ederek<br />
vahdet denizine kos! Bu dagda kimse kemer kusanamaz, yani bu dagda kalmakla kimse yararlı insan olamaz, kendinden<br />
kurtul, insanlıga karıs!<br />
1207. Dünyada hased gibi, insanın hem kendisine, hem de baskalarına zararı dokunan bir sey yoktur<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2659)<br />
• Tenbel tabiatlı olan ve hayatta basarıya ulasamayan kisi, hiç kimsenin saglıgını, hoslugunu istemez.<br />
• Aklını basına al da, basarıya ulasanlara hased eden kisilere etegini kaptırma, onlar seni asagılara çekerler.<br />
• Dünyada hased gibi, insanın hem kendine, hem de baskalarına en fazla zararı dokunan bir sey yoktur.<br />
• Yusuf (a.s.) gibi sana hased eden, seni çekemeyen kardeslerden ayrılırsan, Mısır´a sultan olursun, kurtlardan kendini<br />
kurtarırsın.<br />
• Hased eden kisi, yüzüne gülüp iki ayagını öpse de bil ki iç yüzünden iki eliyle sana hançer saplar.<br />
• Onun merhameti ve sevgisi yoktur; neden ona güvenirsin Onun gönlü yoktur; niçin ona gönül verirsin<br />
• Eger, sen takva kalesine sıgınırsan, yol bulur da o kaleye girebilirsen; ebedi olarak hasedden de, hased eden kisiden<br />
de kurtulursun.<br />
1208. Benim gibi bir dilenciye senin gibi bir padisahlar padisahının karsılık vermesi dogru mudur<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. VI,2661)<br />
• Ettigin ahd, ettigin yemin, verdigin söz ne oldu Nerelere gitti<br />
• Hani gökyüzü döndükçe, bası dönmüs bu saskın asıktan yüz çevirmeyecektıin Sen böyle dememis miydin<br />
• Günesin gönlü sıcak kaldıkça, bizim askımızın sıcaklıgına bir sogukluk gelmez dememis miydin<br />
• "Bütün ermislerin canlarına, erkekligine yemin ederim ki. gönlümüz bir kalacak, birbirinden ayrılmayacak." diyen sen<br />
degil miydin<br />
• "Sen bana daha önce cevretmistin de, onun için ben de sana cevr ettim " diyorsun.<br />
• Benim gibi bir dilenciye senin gibi bir padisahlar padisahının karsılık vermesi dogru olur mu<br />
• Ben degersiz bir varlıgım, topragım, rüzgarının önünde toz olur savurulursam beni ayıplama, hos gör!<br />
• Benim gibi bir hiç olan, ayaklar altında çignenen tozdan yola bir ayıp gelmez. Senin askın yüzünden solmasından,<br />
sarı olmasından altın utanmaz.<br />
1209. Sen can oglusun, senin isin küçük asktır.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2660)<br />
• Neden bir düsünceye takıldın, çaresiz kaldın Kendi içine kapandın, gamlara battın<br />
• Sen parça parça iken, yani maddî varlıgın çesitli yerlere dagılmıs iken, unsurlara takılıp, kalmısken ben seni bir araya<br />
topladım, neden vesveseye düstün, yüz parça oldun<br />
• Benim ask mülkümden varını yogunu çektin götürdün de, su gurbet yurdunda dünyada avare oldun, perisan oldun.<br />
• "Yeryüzünü senin için besik yaptım."73 Sense, ni´metin, lütfun kadrini bilmeyerek, döndün sanki besik tahtası oldun<br />
73 Taha Suresi, 20/53. ayete isaret var.<br />
• Tastan sana ab-ı hayat akıttım. Sen kirli, kupkuru bir aleme gittin, manevî duygularını kaybettin, tas oldun, kaya<br />
oldun.<br />
• Sen can oglusun, senin isin küçük asktır. Neden asıl isini bıraktın da baska çesit islere kendini verdin<br />
• Seni yüzlerce defa parlayan, bir çok ihtiyaçlar pesinde kosturarak hırpalayan, harap eden bu dünya evinin kapısına<br />
düstün, çevresinde dönüp dolasıyor oradan bir türlü ayrılamıyorsun.<br />
• Can helvası ile beslendigin, yüzlerce tatlılar tattıgın mana evine güvenemedin, tuttun nefs-i emmareye kul oldun.<br />
1210. Bu sarap, üzüm suyundan yapılmamıstır;bunun kadehi de yoktur.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. VI,3058)<br />
• Sevgilim seher vaktinde bana bir sarap sundu. Ne olur, daha bir sey yememis su ham adama, bana verilen saraptan<br />
veriniz!<br />
• Bu sarap tuhaf bir saraptır. Bu üzüm suyundan yapılmamıstır. Onun kadehi de yoktur. Sarhosların sarap içerken<br />
yedikleri badem, seker gibi mezesi de mevcut degildir.<br />
• Bir saman çöpünü rüzgar nasıl havaya uçurursa, o sarap da beni öyle havalandırdı. Beni benden kurtardı. Iste sevgili<br />
seher vaktinde o atesli sarabıyla beni böyle agırladı.<br />
• Çok yalvardım; "Bana sarap verme!" dedim, fakat o bana; "Yapma, yapma iç; bu fırsat daha ele geçmez.<br />
• Böyle hos bir sarap, benim gibi bir sakî, sen de sanki içi bos bir ney gibisin. Bu durumda hangi akılsız, hangi bilgisiz;<br />
´Ben sarap içmem.´ der "<br />
1211. Aslında ask sultanlıktır, olgunluktur, murada ermektir<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün,<br />
(c. VI, 3059)<br />
• Asıgın ayıplanmadan, adının kötüye çıkmasından korkusu olur mu Çünkü aslında ask sultanlıktır, olgunluktur,<br />
manen murada ermektir.<br />
• Ask kaplanı, cihanın renginden, kokusundan hiç korkar mı Yokluk timsahı, cehennemi yutmaktan çekinir mi<br />
• Asık, o sarabın verdiği mestlikle ne hallere düser, kadeh bile o sarabın yüzünden erir, kadehlikten çıkar.<br />
• Topragın da yeri mi, sözü mü olur Tür dagına o ask sarabının bir katresi döküldükte, dag, binlerce gürültü ile<br />
oynamaya basladı. Binlerce coskunlukla düstü.<br />
• Sen dayanıksız sırça bir gönüle sahip oldukça, ask kadehinin ne oldugunu, onun gücünü ve tesirini ne bileceksin<br />
Sen dünya sevgisi, dünya nimetleri tuzagına düsmüs bir kussun. Ask tuzagının ne oldugunu nereden bileceksin<br />
• Bana bak da gör, bu dünyada halkın en asagısıyım. Ama öyle kendimden geçmisim ki; kim ileridedir, kim asagıdadır,<br />
ayırdedemiyorum<br />
1212. Gönlüm bedenimden sıçrayıp çıksaydı da bir daha geri gelmeseydi.<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, MUfte´ilün<br />
(c. VI,2461)<br />
• Gönlüm bedenimden sıçrayıp çıksaydı da bir daha geri gelmeseydi. Böylece ben, beni çok hırpalayan, perisan eden<br />
gönülden kurtulsaydım ne iyi olurdu. Ben gönülsüz kalınca, dünyada hosa gitmeyen ne varsa, hepsi güzellesir, hepsi hosa<br />
giderdi . 74<br />
• Iyi olsun kötü olsun, dogru olsun egri olsun, az olsun çok olsun, hoca bunların hepsinden de kurtulurdu.<br />
• Lüzumsuz bir is kalmazdı. Bıkmak, usanmak yok olur, giderdi. Ne bilgi kalırdı, ne abdallık; mutluluk meydana çıkar,<br />
davul çalmaya baslardı.<br />
• Toprak yıgınımın yani mezarımın üstüne çık da bagır; de ki: "Ey beni öldüren kisi; ben görünüste mezardayım ama,<br />
aslında çayırlıktayım, çimenlikteyim."<br />
• Insan, Allah ile beraber olduktan sonra, mezarda bulunması ne hostur, ne güzeldir. Allah´ın sevgi tuzagına düsmüs<br />
kisiye seytan ne yapabilir Onu hiç tuzaga düsürebilir mi<br />
• Fazlaca Allah´tan ayn düsen kisi "Hallac-ı Mansür" olsa karıncadan bile güçsüzdür. Küçüktür, zavallıdır. Çünkü onun<br />
dayanacagı, güvenecegi yoktur.<br />
74 Bu beyitlerde Hz. Mevlana, insanı perisan eden duygularından kurtulmayı anlatıyor. Daha dogrusu, kendini<br />
begenmeyen, kendinden kurtulmak isteyen bir insanın ruh halini dile getiriyor. Nitekim Mesnevî´nin V. cildinin 668-670.<br />
beyitlerinde aynen söyle buyurur:<br />
"Damarlarım attıkça, canım bedenimde oldukça kaçmadayım, insanın kendinden kaçıp kurtulması kolay olur mu<br />
Baskasından kaçan, ondan uzaklasınca, ondan kurtulunca, kaçmayı bırakır, oldugu yerde durur. Ben ise, hem kendimin<br />
düsmanıyım hem de kendimden kaçıp kurtulmak istiyorum. Kaçarken kendimi de beraber götürdügüm için kendimden<br />
kurtulmama imkan yok. Bu yüzdendir ki, benim isim kıyamete kadar durmadan kaçmaktır, kaçmaktır." Ahmed Hasim<br />
merhum da "Basım" adlı siirinde düsünceleri ile gönlü arasındaki uçurumu anlatır.<br />
"Bî-haber gövdem gelmis konmus<br />
Müteheyyiç mutakallis bir bas<br />
Ayırır sanki bu bastan etimi<br />
Ömr-i ihrama mu´adil bir bas<br />
Ürkerim kendi hayalatımdan<br />
Sanki kandır sakagımdan akıyor<br />
Bu kızıl çehrede ates gözler<br />
Bana güya ki içimden bakıyor<br />
1213. Ask, Allah evidir, ey Hakk asıgı; sen de o evde oturmaktasın.<br />
Mefulün, Failat, Mefa´îlün, Fa´ilat<br />
(c. VI,2997)<br />
• Ey basımızın üstünde dönüp duran gökler! Siz de o mana günesinin askına tutulmussunuz, siz de, benim giydigim<br />
gibi ask hırkasını giymissiniz. Sizler de benim gibi asıksınız.75<br />
75 Hz. Mevlana Dîvan-ı Kebîr´in baska bir yerinde:<br />
"Eger basımızın üstünde dönüp duran su gökler asık olmasalardı, gögüsleri böyle saf ve temiz olmazdı." diye<br />
buyurmustur. (c. 6, nr: 2674)<br />
• Vallahi asıksınız. Bunu nereden anladıgımı söyleyeyim: Içiniz de, dısınız da pırıl pırıl, lekesiz, ter ü taze yem yesil...<br />
• Sizin biz zavallı insanları etkileyen dört unsurla ilginiz yok. Su sizi ıslatamamıs, toprak sizi kirletmemis, ondan<br />
uzaksınız, ates de sizi yakamaz. Hele´ rüzgar size hiç bir sey yapamaz.<br />
• Ey degirmen çarhı gibi dönüp duran gök, seni hangi ırmagın suyu döndürüyor Bir defacık olsun söyle Sen ne de<br />
saglam demirden yapılmıs bir çarksın...<br />
• Bazen bir dönüste yeryüzünü îrem bagı gibi süslersin, her tarafı çiçeklerle, güllerle, meyvelerle doldurursun, bazen<br />
öfkeye kapılır, ortalıgı kırar geçirirsin, agaçları bile köklerinden söker atarsın.<br />
• Sanki günes bir mumdur, sen de, ey gök, onun pervanesisin. Bu yüzdendir ki, gönül verdiginin etrafında dönüp,<br />
duruyorsun.<br />
• Ey gökyüzü! Sen de hacılar gibi ihrama büründün, maddî bir örtü sarındın Kabe´yi tavaf ediyorsun.<br />
• Allah; "Hac edilecek yere erisen emandadır."76 diye buyurdu. Ey Hakk´ır emrine uyan, gökyüzü, bu yüzden sen<br />
afetlerden kurtulmussun.<br />
76 Al-i Imran Suresi, 3/97. ayete isaret vardır.<br />
• Su dünyada gördügümüz hersey, hepsi bahanelerdir. Ne varsa asktan ibarettir. Ask, Allah evidir. Ey Hakk asıgı, sen<br />
de o evde oturmaktasın.77<br />
77 Hz. Mevlana´nın su ruba´îsi aynı konuyu ifade etmektedir:<br />
"Her nereye basımı koysam secde edilen ancak odur, altı cihette de ve altı cihetin dısında da ma´bud ancak odur. Bag,<br />
gül, bülbül; güzel dost, bunların hepsi birer bahanedir. Bunların hepsinden de maksat yalnız odur.<br />
• Artık bundan fazla söylemem. Fakat Allah´a yemin ederim ki, su gönülde söylenecek ne nükteler, ne manalı sözler<br />
var. Var ama onları söylememe imkan yok.<br />
1214. Ey bası kesilmis ney; dilsiz, dudaksız olarak sırlar söyle!<br />
Mefulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fe´ilat<br />
(c. VI,2994)<br />
• Ey güzel sesli ney! Çıkardıgın seslerle gönüller almadasın. Hossun, güzelsin, sıcak sıcak nefes vermedesin.<br />
Soguklukları silip, süpürmedesin.<br />
• Için bombos, ne bogum var, ne baska bir sey! Sen dertlere düsmüs, perisan olmus gönüllerden, dertlere düsmüs<br />
canlardan derdi, elemi almakta, onları da kendine döndürmekte, böylece de dertli, kederli, elemli kisilerin yerine sen feryad<br />
etmekte, sen aglamaktasın.78<br />
78 Hz. Mevlana Dîvan-ı Kebîr´inin baska yerlerinde, ruba´îlerinde de ney hakkında güzel siirler söylemistir. Mesnevî´ye<br />
"Bu neyi dinle!" diye baslamıstır. Mevlana asıgı merhume Fevziye Çamsever Hanım´ın Mesnevî basındaki "Dinle neyden"<br />
ilham alarak yazdıgı "Dinledim Neyden" baslıklı siirinden birkaç kıt´a alarak bu siiri açıklamak istiyorum:<br />
"Andırır bir hasta kalbin ah ve istimdadını<br />
Nagmesinden topladım bin bir fırakın yadını<br />
Peyrev eyler ahına güya gönl-i nasadını<br />
Dinledim neyden, bu aksam, hasretin feryadını<br />
Kah cosar askın sesiyle simdi mestane eda<br />
Kah yanar fırkat diliyle sanki bir vuslat-ı cuda<br />
Yükselir kurb-ı cemale, nefha nefha her sada<br />
Dinledim neyden bu aksam, firkatin feryadını<br />
Ruhlara serin nevayi yaralı bir ney midir<br />
Nagmeler, nagme degil de bir ilahî mey midir<br />
Öyle mest olmus ki ruhum nesve de bir sey midir<br />
Dinledim neyden bu aksam hasretin feryadını<br />
Nagmesi güya sada-yı ´bisinev ez ney´den gelir<br />
Sîne-i asıga ugrar da ilaha yükselir Sır mıdır<br />
Sevda mıdır Sekva mıdır Bilmem nedir<br />
Dinledim neyden bu aksam firkatin feryadını"<br />
• Herkesin gönlüne göre sesleniyorsun, sızlanıyorsun. Herkesin sevgilisine benzer resimler yapıyorsun, okuma yazma<br />
bilmiyorsun ama, iç yüzde, gönüller aleminde çok basarılı resimler yapan bir ressamsın.<br />
• Ey bütün görünen ve görünmeyen seylerin, hakîkatlerin, aslı, sekli, sureti olan güzel varlık! Sen simdi hangi<br />
perdedesin, hangi makamdasın, hangi nagmedesin Ey seker gibi tatlı olan azîz varlık; ne olur lütfet, ney´in nagmeleri<br />
arasından bir bas göster, bize görün!<br />
• Sanki gözlerin dokuz göz olmus, can da sana on kulagını vermis, nagmelerini her tarafa, altı yöne de üfle! Çünkü altı<br />
yön de senin tanıdıgındır. Senin için yabancı yoktur. Sen herkesin dostusun.<br />
• Ey bası kesilmis ney; dilsiz, dudaksız olarak nagmelerle, sırlarla söyle! Seni üfleyenin nefesinden aldıgın sıcak, içli<br />
duyguları, seni dinleyelere de bir bir hos sekilde duyur!<br />
• Ney´in içine ates düstü. Yanıyor, alemi duman kapladı. Ey ney; senin sesin, ask sesidir. Sen ateslisin, için yanarak<br />
ask sesini duyurmadasın.<br />
• Ey ney; kendi askınla, ask atesinle Leyla´nın, Mecnun´un ask sırlarını dile getir, inle, feryad et! Ey ney; bu halinle<br />
gönüle ne hos seyler duyuruyorsun, cana ne huzurlar bagıslıyorsun.<br />
• Galiba senin nefesinde Tebrîz sehrinden bir koku var. Böyle oldugu için, güzelligin ile, güzel nagmelerinle nice<br />
gönüller elde etmedesin.<br />
1215. Denizden gebe kalmıs olan bulutlarda, baba evinden ayrılan gelinin gözündeki aglayısa benzer tatlı bir aglayıs<br />
var.<br />
Mefülü, Mefa´îlün, Fe´ulün (c. VI, 2735)<br />
• Ne oturuyorsun Haydi sıçra, kalk! Bahar mevsimi geldi. Herkesi çagırıyor, sen de bu çagrıya uy, seher vakti esen<br />
rüzgar gibi salına salına bahçeye gir!<br />
• Hafîf sabah rüzgarı ile, neseli neseli sallanan agaç dallarından oynamayı ögren, sen de içindeki sıkıntıları at, onlara<br />
katıl, oynamaya basla! Kulagından<br />
gaflet pamugunu çıkar. Bahçedekilerin konusmalarını dinle! Çok yakınında bulunan lalelerden ve çok uzaklardaki<br />
dagdan gelen sesleri duy!<br />
• Dikkat et reyhan bos durmuyor. Yesilligi bir sır fısıldıyor. Bülbül ötmeyi bırakmıs "Biraz da sen öt hep ben ötecek<br />
degilim ya!" der gibi gülden bir nagme bekliyor.<br />
• Çayırlar, çimenler esen hafif, tatlı rüzgarla dalgalanıyorlar, cosuyorlar, deniz tarafından da bir asinalık, bir dostluk<br />
havası esip gelmede.<br />
• Denizden gebe kalmıs olan bulutlarda, baba evinden ayrılan gelinin gözündeki aglayısa benzer bir aglayıs var.<br />
• Bulutun aglayısından, simsegin ısıklı gülüsünden güç aldıkları için sünbül boy atmıs, selvi de göklere dogru yücelmis.<br />
• Dedi kodudan hoslanan kumru, söz kapmak için kulagını adeta tuzak gibi kurmus, bütün dikkatiyle etrafı dinliyor. Bir<br />
seyler ögrenmek istiyor.<br />
• Bu sırada nergis söze karısıyor, süsene "Haydi" diyor "Sessiz durma, sen de bir seyler söyle! Ya birisini öv, yahut da<br />
kına, çekistir!<br />
• Haydi ey yüzlerce dili olan süsen; hiç olmazsa kuslara su meshur zümrüd-i anka(=devlet kusu)´nun hikayesini<br />
anlat!"<br />
• Süsen, "Sus!" diyor, "Degeri çok pahalı olan bir kadehle içtim, sarhos oldum.<br />
• Ben öyle sarhosum ki, kendimde degilim, olur ya dilimden yanlıs bir söz çıkar, istemedigim halde durup dururken bir<br />
gönül kırmıs olurum."<br />
• Süsen, nergise diyor ki: "Sen, dedikoduyu bırak da, çiçeklere, ipek elbiseler giydiren o büyük padisaha yüzünü çevir,<br />
niyazda bulun!"<br />
• Sögüt agacı da, kendini tutamadı, söze karıstı, basını sallaya sallaya: "Biz kıs ejderhasının elinden kurtulduk. Bahara<br />
tekrar kavustuk." diye söylendi ve selviye dedi ki:<br />
• "Ey selvi; yaradanın bu lütfuna sükr ederek, basını göklere kaldır, ayagını yere vurarak oyna, oyna!"<br />
1216. Bugün askın tam dostuyuz.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2728)<br />
• Bahar var, bag var, bahçe var, uzun boylu, nazlı nazlı sallanan selviler var Biz burayı bırakıp baska yerlere<br />
gidemeyiz.<br />
• Bugün askın tam dostuyuz, hiç bir sey düsünmeden, sevgi kadehini elimize alalım.<br />
• Ey güzel sesli çalgıcı, ey hos sesler çıkaran ney; bugün sen de yüksek sesle feryad etmelisin, yüksek sesle<br />
inlemelisin.<br />
• Ey nese, ey muradına ermis sakî, durma! Hemen bize ask sarabı sun!<br />
• Sun da onu hosça içelim, sonra da zevalsiz olan, o essiz varlıgın lütfu gölgesinde yatıp rahatça uyuyalım.<br />
• Bu sundugun sarabı biz, bogaz yolu ile degil, gönül yolu ile içelim, içelim de gecelerin getirmedigi, gecelerin<br />
bilmedigi baska türlü bir uykuya dalalım.<br />
• Ey gönül! Senden bir ricada bulunacagım: 0 kadeh, baska kadehlere benzemedigi için eline alır almaz onu hemen<br />
içme, ona sevgi ve saygı göster! Onu öp, yüzüne gözüne sür!<br />
• Sen gönül yolu ile içilen sarapla mest olunca tam olgunluga ulasacaksın, iste o zaman kamil insan olacaksın.<br />
• "Rabbleri onlara tertemiz bir içki içirmistir."79 sırrına erer de o mana sarabı ile ölümden, yok olmadan kurtulursun.<br />
79 Insan Suresi, 76/21. ayetten iktibas var.<br />
1217. Mutlu Güne Methiye<br />
Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fa-lün<br />
(Bir yazma nüshadan alınmıstır. )<br />
• Ey gün; sen bugün pek güzelsin, pek hos bir günsün. Ey gün; sen ne çesit bir günsün, sen binlerce yıldan daha<br />
degerlisin.<br />
• Ey gün; bütün günler sana kul olsun, köle olsun. Baska günler hicrandır, ayrılıktır, ama sen vuslatsın.<br />
• Ey gün; senin gerçek yüzünü kim görebildi Ey gün; bugün senin pek büyük bir güzelligin var.<br />
• Ey gün, aslında senin kendi güzelligini, kendi yüzünü ancak sen kendin görebilirsin. Seni daha iyi görmesi için<br />
gözümün kulagını tuttum, çektim, "Kendine gel!" dedim, "îyi bak, dikkatle bak da su günün güzelligini gör!" 80<br />
80 Fransız sairlerinden La Martine(1790-1869)´in Göl baslıgını tasıyan bir siirinde sevgilisi ile göl kenarında<br />
otururken; "Ey zaman sakın geçme dur!" diye zamana bir yalvarısı vardır-Fransız Akademisi azası edib ve münekkid Emile<br />
Faguet Lamartine´nin siirindeki bu bulusa, bu duyguya hayran olmus, sairi pek meth etmistir. Münekkid Faguet,<br />
Mevlana´nın hiç bir sairin düsünemedigi ve tahayyül edemedigi bu güzel ve içli duygularına asina olsaydı acaba ne söylerdi<br />
Bırakalım yabancıları, biz kendi büyüklerimizden habersiz yasıyoruz<br />
• Ey gün sen gündüzün meydana gelen, günesin aydınlattıgı bir gün degilsin. Hiç bir güne benzemeyen, bambaska bir<br />
günsün sen! Pek büyük olan, tek olan, essiz olan Allah´ın nurundan meydana gelmis bir günsün.<br />
• Her aksam günes batarken senin ayagına kapanır, sana secde eder de, ay´a der ki: "Ey ay; ben gidiyorum; karanlık<br />
geceyi hos, tatlı ısıklarınla aydınlat ve saygı ile, istiyakla günün gelmesini bekle!"<br />
• Ey günler içinde gizlenmis olan mutlu gün! Ey zevalsizlik, sonsuzluk aleminde oturmakda olan gün!<br />
* Artık fazla söylemeyeyim ve senin büyüklügünü, degerini belirten olgun sözlerden vazgeçeyim, susayım. Çünkü sen<br />
her olgunlugun, her derin düsünenin, her hos sözün, içli duyguların ilerisinde, ötesindesin.<br />
• Olgunlugun sözle anlatılamaz ki, sen sözden, sesten daha açık olarak meydandasın.<br />
• Sözden hayal belirir, halbuki sen vehimden de, hayalden de, tasavvurdan da yücesin.<br />
• Ey sulara tatlılık, duruluk veren aziz varlık! Vehim de, hayal de sana susamıstır. Onlar da seni aramaktadırlar.<br />
• Vehim de, hayal de; ikisi de can suyuna dalmıs. Fakat hem seninle dolu, hem sensiz olan su alemde ikisinin de agzı<br />
kupkuru.<br />
• Bu gazelin (bu siirin) arta kalan kısmı da, perdenin arkasına girdi, senden gizlendi. Çünkü çok söyledin, usandın,<br />
yoruldun.<br />
1218. Peygamberimize övgü.<br />
Müfte´ilün, Fe´ulün, Müfte´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2892)<br />
• Ey ebediyyetin, sonsuzlugun padisahı! Ey gökyüzünün ay´ı! Sen yasayısın kaynagısın, sen mekansız alemin gül<br />
bahçesisin.<br />
• Senin tatlı, berrak suyunu görünce can hikayesini duydum, can gibi mana aleminin derinliklerine daldım, görünmez<br />
oldum.<br />
• Hos kokulu misk asıgı olan kisi, misk ahularını avlamak için onları kovalarken, ahular sarhoslar gibi kosarak<br />
göbeklerindeki misk kokusunu etrafa yayarlar.<br />
• Senin insana canlar bagıslayan, seker gibi gülüsün yüzünden seker bile sana kul köle olmus. Diri olan can senin<br />
askınla dirilik denizine batmıs, kaybolmus.<br />
• Ey dünya sevgisine kapılmıs, gaflet sarhosları! Peygamber mübarek yüzü ile bilgisizlik karanlıklarını aydınlattı.<br />
Gündüz oldu, uyanın, kalkın, Hak bülbüllerinin gül bahçelerinden gelen gönül alıcı seslerini isitin, mest olun!<br />
• Yaseminler gibi cilvelen, manevî nese ile basını oynat, salla! Etrafa sekerler dagıtmak, agızları manen tatlılandırmak<br />
istiyorsan, evini ballarla doldur!<br />
• Nergis gözlerin mest oldu. Sen perî misin, yoksa melek misin Sekerlerle yogrulmussun, sen gül bahçesinin goncası<br />
mısın<br />
• Kardesim, gece gündüz mest olmak, kendinde olmamak çok hos bir seydir. Aklını basına al da büyükler büyügü<br />
Allah´ın askıyla mest ol, bu halden daha iyi hal düsünülemez. Bir ikincisi yoktur.<br />
• Onun mübarek adı, canlara candır. Onu anmak, zikr etmek, madenlere la´ldir, yakuttur. Onun askı ruhlara hem<br />
güvenlik, hem de emellerin özüdür.<br />
• Adını andıgım zaman bahtım yeserir, kutlu bahta kavusurum. Isminin anlamını yasamıs olurum.<br />
• Bu kadehteki sarap, sizi bulmak, agızsız bir yoldan size ulasıp gönülde, canda parlamak, sizi sizden alıp götürmek<br />
için acele ediyor, çırpınıyor duruyor.<br />
• Ey anlayısı olan akıllı kisi! Manen kör olmus kisinin körlügünü gider! Bundan baska yapacak bir sey yok. Imtihana<br />
kalkısma!<br />
• Bundan baska bir yol yoktur. Bundan baska bir padisah yoktur. Bundan baska bir ay da yoktur. Bundan baska ne<br />
varsa hepsi fanîdir, gelip geçicidir.<br />
• Hayır sus, artık sus! Yalancıktan yüzünü eksit, akıllı kisileri bırak da gizlice mansur sarabı iç!<br />
1219. Güzellerin testilerinden su içenler, suyun kaynagından haber alırlar.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c. VI, 3080)<br />
• Sen ya can gözüsün, nurusun, yahut da bizim iki gözümüzsün. Çünkü parıl parıl, sule sule gözümüzün nuruna nur<br />
katıyorsun.<br />
• Sanki sen, çok parlak bir günessin de, gönlüm pesinde bir gölge. Iki gözünü de sana dikmis, her tarafa gidip<br />
duruyor.<br />
• Dünya güzelleri senin güzelliginin ırmagından testilerini doldurdular da ask yolunun susuzlarına bardak bardak su<br />
verdiler.<br />
• Ne mutlu o ask susuzlarına ki, güzellerin testilerinden su içtiler de o tatlı duru suyun kaynagından haber aldılar.<br />
• Artık onlar sekil testilerini tasa vurup kırarlar da, senin ab-ı hayatını içmek susuzluklarını gidermek için yücelere,<br />
ötelere giderler.<br />
• Ey Tebriz´in iftihar ettigi, övündügü Semseddin; tekrar Konya´ya gelirsen gerçekten de bizler yüzlerce murada<br />
erisiriz.<br />
1220. Devesini kaybeden kürd.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2544)<br />
• Bir ovada Kürdün birisinin devesini kaybettigini duydum. Kürd ovanın her yanında devesini aradı.<br />
• Deveyi bulamayınca, gönlü devenin hasreti ile dolu, düsüncesi darmadagın, perisan ve gamlı bir halde yolun<br />
kenarında yattı, uyudu.<br />
• Sonunda gece geldi. Ortalıgı kapladı, her tarafı karanlıklara bogdu. Kürd gece yarısı, gönlü gamla dolu bir halde<br />
uykudan uyandı. Bir de ne görsün Yusyuvarlak, parlak bir ay gökyüzünde parıl parıl parlamada, etrafa nurlar saçmada...<br />
• Ay ısıgı ile etrafına bakınca Kürd devesinin biraz ötede yolda durdugunu gördü. Sevincinden nisan yagmuru gibi<br />
gözyasları dökmege basladı.<br />
• Yüzünü, nurlar saçan ay´a dogru çevirdi de: "Ben seni nasıl anlatayım Senin vasıflarını nasıl dile getireyim " dedi.<br />
"Sen güzelsin, hem iyisin, hem hossun, alımlısın, hem de nurlar saçmadasın."<br />
• Allah´ım suracıkta, su dünyada kerem et de, nurunu artır, artır da insanın aklı basına gelsin, nefsine uyup kaybettigi<br />
insanlıgını tekrar bulsun!<br />
1221. Ah ne olurdu ben Sems-i Tebrîzî´nin kapısında bir ask tercümanı olsaydım<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2493)<br />
• Ben tamamıyla can gibi olmasaydım, sana yüzümü gösterirdim. Benim bir belirtim, bir nisanım olsaydı, belirtimi<br />
sana gösterirdim.<br />
• Ey Allah´ım senin lütfun beni bırakmıyor, yoksa senin sevdana kapılırdım da, zamanı hesaba katmadan, sonsuza<br />
kadar seninle kalabilmem için, bütün zamanları sinek gibi kovar dururdum.<br />
• Can, gül fidanı askına kapıldı da; "Askın sırlarını açıga vurmaktan korkmasam, susam gibi bastan basa dil olurdum."<br />
diye söylendi.<br />
• Halk bana "Sen akıllı bir kisisin." diyor. "Bir an için kendine gel, bu sevdadan vazgeç!" Onlara dedim ki: "Evet, her<br />
ne kadar akıllı idiysem de, simdi böyle ask delisi oldum."<br />
• Geceleri ay gittigi zaman, hos ısıklar saçan gümüs kaftanı sana layık bir kaftan olsaydı, elimi uzatır, onun<br />
kemerinden tutardım, çeker sana getirirdim.<br />
• Senin askının havasının dalgası, beni bir an için bıraksaydı, atesler haline gelirdim de, asıkların askını artırma çaresi<br />
arardım. Onları yakar, yandırırdım.<br />
• Kıskançlık oku ile korkutup zamanenin gözünü yumdurmasaydı, o zaman apaçık görürdü ki; ben onun elinde bir<br />
yaydan baska bir sey degilim.<br />
• Bu söz ancak Tebrîzli Semseddin´e bir isarettir. Ah ne olurdu ben onun kapısında bir ask tercümanı olsaydım.<br />
1222. Kendinde bulunan defineden haberi olmayan agır canlı olur, tenbellesir.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2492)<br />
• Iki dünyada da gönlünü kötülüklerden, günahlardan temizleyen, saf, tertemiz bir hale gelen insan ezeldeki "Ben sizin<br />
Rabbiniz degil miyim " sesine karsı "Bela" (=Evet) demesinin yokluk oldugunu görmüs, anlamıstır.<br />
• Su topraktan yaratılmıs dünya, bir tepecik gibidir. Yokluk ise onun altına gömülü bir defınedir. Tepenin altında ne<br />
oldugunu bilmeyen çocuklar, onun üstünde kosusurlar, eglenirler, neselenirler.<br />
• Kimin gözü gafletle perdelenirse, onun hakîkati arama istegi yatısır, defineden haberi olmayan kisi ise agır canlı olur,<br />
tenbellesir.<br />
• Ay gibi parlak bir güzellik defınesi var. Can onu gördü de, "Aman ne kadar da güzel, nazar degmesin!" dedi. Bu<br />
define, ne kadar da büyük; o elde edilmesi gereken çok degerli bir sey.<br />
• Sevgilinin dudagını överdim, onun can yüzünü açarak güzelligini anlatmak isterdim. Fakat onu anlayacak, ona<br />
ulasmak için gereken gayreti sarf edecek kisi nerede<br />
• Iki köyde de, yani iki dünyada da, ona layık kimsecik yok. Yok ama, varsın olmasın, sen aklını basına al da onun<br />
yoluna canını da, bedenini de at gitsin! Onun yolundan bas çekme, basını yere koy da, ona secde et!<br />
• Ey tanınmıs Tebrîz sehri! Sen de hizmet etmek için kemer bagla, Semseddin´in kapısına git, basını yere koy! Çünkü<br />
basın büyük bir velînin ayagına kapanması kutlu bir seydir.<br />
1223. Gel Mansur sarabını iç de, kendinden geç!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c. VI, 3073)<br />
• Gel, gel bizden ayrı düstügün, uzakta kaldıgın için sonunda pisman olacaksın, biz sana tatlılıkla, diller dökerek "gel"<br />
diye yalvarıyoruz. Sen ise köpürüp duruyorsun. Bunun sebebi nedir<br />
• Gel ki bu toplulukta hayat var, yasama zevki var. Sanki yasayıs dalga dalga köpürüyor. Allah lütf ediyor, bizlerden<br />
yardımını esirgemiyor. Bu yüzden her tarafta mana sarabı, Mansur sarabı var.81<br />
81 Mansur sarabı ilahî hazînenin, Allah´a karsı duyulan hayranlıgın verdiği manevî zevk. Ilahî bilgiye mazhar olan,<br />
kendinden geçen, mest olan ve kendinde Hakk´ın varlıgını hisseden, "Ene´l-Hakk" (=Ben Hakk´ım) diyen Hallac-ı Mansur<br />
hazretlerini daragacına götüren askın dogmasına sebep olan manevî sarap. Onun adına nisbetle Mansur sarabı adı<br />
verilmistir. Lutfen &reg; harfindeki gazeller arasında bulunan (1135) numaralı siiri okuyunuz.<br />
• Ey ümitsizlige düsen kisi! Buraya gel, gel de binlerce mutluluk kadehini eline al afıyetle iç! Binlerce mana altınları al,<br />
güçlen!<br />
• Burada binlerce çesit Züleyhalar, binlerce çesit Yusuflar var. Mana sarabı cana canlar katıyor, tanburlar çalınıyor.<br />
• Burada bulunan herkes, bal denizinden yararlanmakta; "Haydi siz de gelin, biz baska türlü bir bal bulduk, artık bal<br />
arısının balından kurtulduk." diye bagırmaktalar.<br />
• Kıyamet kopmus, bütün sırlar, bütün yapılan isler, hadiseler meydana çıkmıs, ortaya dökülmüs. Sur sesi, boru sesi<br />
ölüleri diriltmekte.<br />
• Ey çürümüs, erimis, dökülüp gitmis kemik yıgını; ey yılanlara, çıyanlara, karıncalara gıda olmus beden! Haydi diril;<br />
kalk, topraktan bas çıkar!<br />
• Ey zavallı beden! Sen vaktiyle Hakk´ın (Kün=) "Ol !" emrine uyarak su fanî dünyaya gelmistin. "Ol" emrini veren o<br />
yüce varlık simdi seni yılanlardan, karıncalardan satın aldı. Onun emrine uydugun için beden halindeki beylik elbiseni<br />
tekrar giy, ortaya çık!<br />
• Farkında degilsin ama zavallı insan, inci mücevher hazinesi sendedir, senindir. Aklını basına al, dükkan derdinden<br />
kurtul, tertemiz nurla gıdalan! Nur elbette tandır ekmeginden iyidir.<br />
• Mansur sarabını meydana getiren ilahî ask çiçekleri açıldı, artık solmaya mahkum olan çiçekleri de, üzüm sarabının<br />
mahmurlugunu da bırak gitsin.<br />
• Ey yere ekilen tohum! Topraktan bas kaldır, boy ver, agaç ol! Iznimizle bizim halîfemizsin. 82<br />
82 Bu beyitte Bakara Süresi´nin su mealdeki 35. ayetine isaret var: "Bir zamanlar Rabbin meleklere: ´Ben<br />
yeryüzünde bir halîfe yaratacagım´ diye buyurmustu." Böylece insanın yeryüzünde Rabbin temsilcisi, Rabbin sıfatlarının<br />
mazharı olarak yaratıldıgına isaret var.<br />
• Kıyamet gününü; böyle bir günü kim görmüstür 0 gün öyle bir gündür ki her seyi, herkesî gecenin karanlıgından<br />
kurtarmıs, Insanları körlükten, görmemezlikten halas etmistir.<br />
• Hz. Musa´nın eli gibi parıl parıl parlayan bir el, keremler etmistir de, dünya Tur-ı Sîna´ya dönmüs, her seyi apaçık<br />
gösteren nurlarla dolu bir sîne, bir gönül haline gelmistir.<br />
• Ey gönül! Sen simdi canlar meclisinde otur. Canlar evinde, o ma´mur, güzel evde oturanların ev sahibi sensin.<br />
• Gönül meyhanesinde Mansur sarabı içerek elde ettigin sarhosluga baglanıp kalma, büsbütün yıkıl, harap ol; sunu iyi<br />
bil ki, ma´murlugun aslı harap olmaktır.83<br />
83 Bu beyit, 1630 senesinde vefat eden Azmî-zade Haletî merhumun su ruba´îsini hatırlattı:<br />
"Mahzun oluruz, kaçan ki dilsad olsak<br />
Vîran kalırız eger ki abad olsak<br />
Ol mürg-ı cefa perver ask biz kim<br />
Dama düseriz kafesten azad olsak."<br />
• Nerede hasta varsa, gelsin can saglıgına basvursun. Hastalıgın sözü mü olur Sen ölünün dirilmesini seyret!<br />
• Siiri sen söylüyorsan ben o siirin kuluyum, kölesiyim. Çünkü sen Israfil´in canına cansın surun üfürülüsüsün!<br />
• Vay bu uzaklıktan, vay bu ayrılıktan, mademki söz ok´a, dil de yay´a benzer. Elbette söz er geç bir gün hedefe varır,<br />
• Can sözü, harfle, sesle söylenemez. Yarlıgayıcı olmazsa, yarlıganmıs olamaz.<br />
• Çünkü öte tarafta, öyle gönüller vardır ki, onlar ne Rum diyarındandır, ne Türk´tür, ne de Nisaburlu. Onlar dilsiz ve<br />
dudaksız söylenen sözleri du- yarlar .84<br />
84 Hz. Mevlana gerek Mesnevî de gerekse Dîvdn-ı Kebîr´de "dilsiz, dudaksız konusmaya" temas eder. Mesela Dîvan-ı<br />
Kebîr´in III. cildinin 1540 numaralı gazelinde söyle buyurur:<br />
"Gel de birbirimizle candan konusalım, kulaklardan, gözlerden gizli olarak söyleselim, gül bahçesi gibi dudaksız, dissiz<br />
gülelim, düsünce gibi dudaksız, dilsiz görüselim."<br />
• Gel seninle beraber Tur Dagı´na kadar Hz. Musa´ya yoldas olalım. Musa´ya "Tur Dagı´nda Allah ile konustu." denmedi<br />
mi 85<br />
85 Bu beyitte, Bakara Süresi 2/253. ve Nisa Suresi 6/164. ayetlere isaret var. Esrefoglu Rumî hazretleri de´ bir<br />
siirinde söyle buyurur:<br />
"Asıklar dost dîdarını kande baksalar göreler<br />
Musa gibi münacata Tur´u tayin etmeyeler<br />
Tur ne hacet, asıklara çün her yerde ma´suk bile<br />
Daim münacat edeler bir dem ayrı olmayalar!"<br />
• Acayip bir ask benim etegimi tutmustur da, aç adamın yemek kabını tutup çekmesi gibi beni çekip durmadadır.<br />
• Askın elinden kim kurtulmustur ki, benim gönlüm de kurtulabilsin Gönülleri yaralayan o uzun kılıcın kabzası ancak<br />
askın elindedir.<br />
1224. Su toprak perdesinin ötesinde gizli bir zevk var.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün<br />
(c. VI, 2573)<br />
• Ey benim canım! Su toprak perdesinin ötesinde gizli bir zevk, gizli bir mutlu yasayıs vardır. Her seyi gizleyen bu<br />
örtünün ardında yüzlerce güzel Yusuflar vardır. Bu ten, bu görünen beden ortadan gidince, asıl varlıgın olan ruhun kalır. Ey<br />
sonsuz olan ruh, ey fanî olan ten!<br />
• Bu halin nasıl oldugunu anlamak istersen, her gece kendine bak! Uykuya dalınca tenin ölmüs gibidir, ruhunsa cennet<br />
bahçelerinde kanat çırpmaktadır.<br />
1225. Mevlana bu siiri hasta yatagında yatarken Konya´da olan depremler esnasında söylemistir.<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2729)<br />
• Allah´ım bu kadar sevgi ile, bu kadar merhametle beraber yine de bana siddet ve hiddet gösteriyorsun, fakat ne<br />
olursa olsun ben sana gönül vermis degil miyim<br />
• Seni görebilmemiz için bütün bu can siselerini kırıp durmadasın. Bütün bu kırılmalar, dökülmeler, senin "Beni<br />
göremezsin." sözünden ötürü degil midir<br />
• Dünya evi deprem içinde sarsılıp duruyor. Çünkü evden esya tasınıyor, ötelere göç var.<br />
• Yüz binlerce hasta, senin askından aglayıp inlemede. Sen de çok iyi bilirsin, onlar sensiz yasayamazlar.<br />
• Dünya gece gibidir. Sen ise bir günessin. Halk bütün suretten, sekilden, tenden ibaret. Sen ise cansın.<br />
• Insanlar kazanca, isteklere düsmüsler, didinip duruyorlar, candan gafletteler. Fakat can yerinden oynayınca, yani<br />
ölüm gelince feryad ve figana baslarlar. Can gidince, hayat günesi tutulunca ne geçim kalır, ne nese. Insan sagken,<br />
hayatta iken kimse canı aklına getirmez. Fakat can gizlenince eyvahlar olsun, neler olur neler!<br />
• Ey meclisin nesesi, parlaklıgı, ey pazarın canı, hayatı! Ey evin de dükkanın da tatlılıgı, lezzeti; sus! Çünkü söz ortada<br />
duran manalar denizine bir perdedir.<br />
1226. Içli gönüllere, iman sahibi ruhlara seher vaktinde sunulan can sarabı.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c. VI, 3056)<br />
• Sana can sarabı içirsem de artık gam yeme; kedere kapılma! Gamın da yeri mi Artık her neseli kisiden rehin olarak<br />
nese al!<br />
• Can sarabı içireyim de, seni iki yüz kanatlı bir melek yapayım. Bütün beseri kirliliklerden, günahlardan temizlenesin.<br />
Böylece insanın isledigi suçları, kötülükleri, vasıfları, huyları üstünden atarak, insan seklinde bir melek olasın.<br />
• Daha hayatta iken, ruhun bedenden kurtulması, insanın kendinden kaçması nasıl olurmus, eteginden canlılık<br />
tozlarını silkerek, daha yasarken ölen kisi ne hale gelirmis, onları, o halleri sana göstereyim.<br />
• Içli gönüllerin, iman sahibi ruhların halis ve Özel sarap içtikleri seher vaktinde, seni öyle bir mest edeyim ki, artık<br />
günleri ve geceleri saymaktan kurtulasın.<br />
• Kaza ve kader, yasadıgın hayat sartları geregi karsına çıkardıgı hadiselerin, belaların oklarını atar durur da sonra<br />
sana acır, yardım eder, isini kolaylastırır.<br />
• Rüzgar bulusma seker kamıslıgından esip gelmede, o rüzgar öyle tatlı bir rüzgar ki tadına bakıyor da seker bile,<br />
sekerim diyemiyor.<br />
• Sevgili lütfetti. Seher vaktinde günes gibi bir kadeh sundu. 0 Mansur sarabını içtim, öyle kendimden geçtim, öyle<br />
mest oldum ki, bedenimin her cüz´ü, her zerresi duydugu heyecandan oynamaya basladı.<br />
• Ben çok mest oldum. 0 vakit "Dur." dedi. "Sana bir kadeh daha sunayım da su ayrılık artık aramızdan kalksın."<br />
• Ey cihan sakîlerinin canı! Sun, sun!.. Kerem sahibi, keremlerde bulunur, ay da aylıgını yapar, gökyüzünde ısıklar<br />
saçarak mahzun mahzun dolasır durur.<br />
• Esi benzeri olmayan Allah´ın Celal günesine and olsun ki, su basımızın üstünde dönüp duran, gezip dolasan gök<br />
kubbesi, yaratıldıgından beri senin gibi bir güzeli bulamadı, göremedi.<br />
• Güzellikte kusursuz, edada essiz olan sevgili; ben susuyorum. Söylediklerimin tamamını sen söyle! Çünkü seher<br />
vaktinde sundugun can sarabının mestligi beni benden aldı götürdü.<br />
1227. Insanlık günesi çok yükseldi.<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c. VI,3076)<br />
• Insanlık günesi çok yükseldi. Bu ne tatlılık, bu ne ask, bu ne mestlik, bu ne kolaylık.<br />
• Dünya senin parlak nurun karsısında degersiz kaldı. Adeta görünmez oldu. Sen nesin Gönül kapan büyücü müsün<br />
Yoksa güzelligin definesi mi<br />
• Seni böyle çok hos ve gönül alıcı bir sekilde çizen kalem, ne güzel kalemdir. Sen herkesin mektubunu yazılmadan<br />
okuyorsun.<br />
• Sen artık altı cihet çadırından dısarı çık! Çünkü canlarda can kalmadı. Onlara asktan haber ver, biraz göster!<br />
• Ey gönül; padisahlar padisahının doganı seni avladı. Sen artık kusların dillerindeki sırrı anlayan bir tercüman oldun.<br />
• Tercüman da nedir Sen simdi yücelerden yüce bir devlet kusu oldun. Yüzlerce Süleyman´ın can bakıslarına afet<br />
kesildin.<br />
• Ey insanlık günesi; her seher vakti dogup parlayınca can horozu ötmege baslar. "Gel!" der, "Can da sensin, cihan<br />
da"<br />
• Mademki Tebrîzli Sems canıma can kattı, ben su dünya gül bahçesini bırakarak, canımı aldım, onun gülleri solmayan<br />
gül bahçesine götürdüm.<br />
1228. Gizli defineyi yeryüzünde arama; gönüllerde ara!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fa´ilün<br />
(c. VI, 2931)<br />
• Gözlere görünmeyen, her zaman gizlenip duran o sevgiliden eger bir can kokusu alırsan, ondan bir iz, bir eser bulur,<br />
onun varlıgını hissedersen, yüzlerce cihana sıgmaz olursun.<br />
• Can günesini manen görebilirsen, orduları olmayan bir padisah gibi olursun. Hem gayb alemini elde edersin, hem<br />
gizli sırları bilene kavusursun.<br />
• Isittigin, duydugun ve sevdasına kapıldıgın o gizli hazîneyi yeryüzünde bulamadınsa, onu, artık yeryüzünde arama<br />
da göklerde ara!<br />
• Askta eger emniyet kazandınsa, Çin ülkesinin nice güzellerini hem kolayca görür, hem kolayca elde edersin.<br />
• 0 mübarek gönül aynasında, o seksiz o süphesiz saf, tertemiz aynada, daha bu dünyada iken cennetteki güzelleri ve<br />
güzellikleri bir bir bulursun, görürsün!<br />
• Ask oku seni ise, sevgili senin aklını basından aldı ise ve can elder gıtti ise üzülme! Onun gibi yüzlerce can elde<br />
edersin.<br />
1229. Gök kapılan geceleyin açılır.<br />
Mef´ülü, Fa´ilatün, Mef´ülü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2932)<br />
• Ey kardesim! Bir gececik de olsa uyumazsan ne olur Mum gibi diri olsan, kıvılcım gibi uyunlasan...<br />
• Gök kapılan geceleyin açılır. Talihler, bahtlar uyanır. Sen de ay gibi uyuma da tali´ yıldızın parlasın, güzellessin.<br />
• Sen gökyüzüne mensup bir kisi isen, elbette o alemi, gökyüzünü özlemek vardır. Bu kirli dünyada, gökyüzünden<br />
asagılarda kalamazsın, yücelerden baska bir yerde yatıp uyuyamazsın.<br />
• Geceleyin yürü ki, yollar geceleyin alınır, menzillere geceleri varılır. Eger sen essiz padisahı istiyorsan, onun yoluna<br />
düsmüs, sefere çıkmıssan, seferde uyumamak gerekir.<br />
• Ey insanlar! Bahtlı kisiler, Allah´ın merhameti ve sevgisi gölgesinde uyurlar. Kardes; sakın sen de baska bir yerde<br />
uyuma!<br />
1230. Sen büyük bir alemsin.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. VI, 2821)<br />
• Sen bedeninin her zerresinden bir feryad duy, bir inilti isit! Çünkü sen büyük bir sehirsin, hem de bir sehir degil,<br />
belki binlerce sehirsin.<br />
• Senin bedeninde cüz´lerin, hücrelerin hepsi susarlar ama, senin gizli seylerini görüyorlar ve çalısmalarını senden<br />
gizlemiyorlar. Onlar bütün gün; "Gel bakalım, senin neyin var " diye cosup köpürüyorlar.<br />
• Sen ölümsüz, uçsuz bucaksız bir deryasın! 0 deryada sayısız balık var Bilgisizlik yüzünden, sende bulunan degerleri,<br />
meziyetleri reddetme! Ne diye inkar basını kasıyıp duruyorsun<br />
• Evet görünüste senin bedeninde bulunan hücreler susmada ama, onların hepsi de gizli isler yapıyorlar, hepsi de<br />
kallesçesine varlıgınla kumar oynuyorlar, hepsi de hem görünüyor, hem gizli. Hepsi de birbirini yemekle mesgul<br />
birbirlerinin hem avı, hem avcısı.<br />
• Bedeninin bütün zerreleri sana sesleniyorlar, diyorlar ki: "Sana ne oldu" Bütün istedigin, söyledigin sözler bos sözler.<br />
0 sözlerde sevgiden, dostluktan hiç bahsedilmiyor."<br />
• Varlıgın sonbahar gibidir. Fakat o sonbaharların içinde bir ilkbahar gizlidir. Içindeki ilkbahar canlanınca gönül bahçesi<br />
içten içe güler durur.<br />
• Sen mana balından yedigin halde, ne diye su fanî dünya mumunun etrafında pervane gibi döner, durursun Ne diye<br />
kanatlarını yakarsın Bilmiyor- musun; sen kendin nurdansın, hak nurundansın, sen nardan, seytanın yaratıldıgı atesten<br />
degilsin.<br />
1231. Bizler agaçlar gibiyiz. San´atın, esip gelen dönüp giden rüzgardır.<br />
Müstef´ilün, Fe´ülün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c.VI.2959 )<br />
• Cümle alem, senin varlıgının bir eseridir. Ama bu eseri öyle bir yaraladın ki, bunun sebebini ancak sen bilirsin.<br />
• Istersen bir kere daha yarala, ben senden merhem istemem. Bütün alem yok olursa ne gam Sen yüzlerce alemsin.<br />
• Seni anlatmaya imkan yok. Çünkü sen, Cenab-ı Hakk´ın sırrının açıklanmasısın. Sen canın canının canı oldugun halde<br />
neden cana gelmezsin<br />
• Bizler agaçlar gibiyiz, san´atın esip gelen, dönüp giden rüzgardır. Rüzgar göze görünmez ama, isterse agaçları kırar<br />
geçirir.<br />
• Bizler o rüzgar yüzünden tohumlandık, yeserdik. 0 rüzgar yüzünden sarardık. Sen yaprakları dökersen nasıl olur da<br />
meyve elde edersin<br />
• Görünüste bahçe önce gelir, ama bahçeden maksat meyvedir. Sen ilk önce inciyi, sonra gümüsü seversin.<br />
• Isterim ki, hep senden bahsedeyim. Baskalarından bahsetmeyeyim. Fakat sen gizlenirsin de, bizi ileri sürersin.<br />
1232. Bu gidisle menzile nasıl varırsın<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´îlün<br />
(c. VI,2894)<br />
• Bu gidisle menzile, varacagın yere nasıl varacaksın Bu tenbellikle, bu huyla diledigine nasıl ulasabileceksin<br />
• Bu sırrı çözmek, bu sırra mahrem olmak sana nasip olmamıs, müskül sırrı açmayı nasıl basaracaksın<br />
• Su gibi, su çamur içinde hapsolup kaldın! Bedeninin aslı olan bu balçıktan ne vakit tertemiz, arınmıs olarak çıkıp<br />
kurtulacaksın<br />
• 0 lütuf ve ihsan denizinin yardımı olmadıkça, bu kirlilik, bu günah dalgasından nasıl kurtulup mutluluk sahiline<br />
varacaksın<br />
• Ask buragı Cebrail(a.s.)´ın gayreti, kılavuzlugu olmadıkça, Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz gibi nasıl olur da o en<br />
yüksek makama yükselebilirsin<br />
• Sen tutuyor, fanî varlıklara güveniyorsun, sıgınacagı olmayanlara sıgınıyorsun. Devlet ve ikbal sahibi padisahlar<br />
padisahına nasıl sıgınacaksın<br />
1233. Her zerre, hayat bulmak için kosmada, çırpınmada.<br />
Müstefilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2961)<br />
• Ey yasayısların ayıbı! Sevgilinin rengine bak da, yasayısın rengini gör! Yani yasamak nasılmıs anla! Senin yüzüne de<br />
yasayıs rengi gelsin, konsun.<br />
• Her zerre hayat bulmak için kosmada, çırpınmada. Sende zerre kadar yasayıs arzusu yok mu<br />
• Yasayıs, mesela bir tas gibi olsaydı. 0 yasayıs tasından çok hos çesmeler fiskırır akardı.<br />
• Aynaya baktım, aynada geçici bir hayal gördüm. "Sen nesin Kimsin " diye sordum. 0 hayal dile geldi de bana cevap<br />
verdi. Dedi ki: "Ben yasayısın rengiyim."<br />
• Aslında sen gerçekten yasayanları ebedî hayatta bulursun. Bu yasayanlar kimdir Yasayıs aleminde gönülleri<br />
daralanlar, gönülleri kırılanlar.<br />
• Barısı arayanlar, huzur içinde yasamak isteyenler, bu dünya hayatındaki savasları bıraktılar, didinmekten<br />
vazgeçtiler. Adam olmayanlar ise, hayat mücadelesıni devam ettirdiler, dünya nimetleri için çırpınıp durdular.<br />
1234. Gözünde hastalık yoksa, gözünü aç da O´nun yarattıklarını seyret!<br />
Mefülü, Fa´îlat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. VI,2995)<br />
• Kainatta bulunan bütün varlıkların arasındaki 0 tek varlık, nasıl bir candır Ben benzeri bulunmayan 0 essiz varlıga<br />
tek bir can diyemem. 0 bütün canların canı olan bir cihandır. Bütün canlara 0 can vermistir.<br />
• O´nun güzelligine, benzeri olmayan bir güzel olduguna, kemaline, olgunluguna yemin ederim ki; 0 tek varlık, kendi<br />
gözünden bile gizlenir.<br />
• O´nun askı yeryüzüne su kadar topraga rahmet suyunu akıttı da baglar, bahçeler meydana geldi. 0, ask bahçesinde<br />
salına salına yürüyen selvi boylu, essiz bir varlıkdır.<br />
• Bütün dünya güzelleri, O´nun bahçesinin çiçekleridir. 0 bahçenin meyvesini, tohumunu 0 yarattı, o güzellerin hepsi<br />
de altın gümüs kırıntılarıdır. Onların madenini de 0 tek essiz varlık yarattı.<br />
• Gönül sessizce O´nun huylarından, sıfatlarından dalgalanıp durmadadır. Çünkü 0 tek varlık açıklanmaktan üstündür.<br />
Serh ve beyana sıgmaz. Kelimelerle 0 anlatılamaz, anlatısa sıgmaz.<br />
• Su kadar söyleyeyim ki, 0 varken ne yer vardı, ne gök! Ne kainat vardı, ne zaman! 0 tek varlık, yerlerden de,<br />
göklerden de, zamandan da, mekandan da üstündür.<br />
• Hakk asıklarının kıskançlıgı yüzünden agzıma kilit vurulmustur. Bu yüzden ben "0 essiz varlık fılandır!" diye<br />
söyleyemem.<br />
• Her an göz ucu ile, onun yarattıgı güzelleri, güzellikleri görürüm de "Allah´ım" derim, "Yaratmakta, sen essizsin,<br />
senin benzerin yoktur. Sen tek bir varlıksın."<br />
• Gözünde hastalık yoksa, aç gözünü de onun yarattıklarını seyret! Çünkü O tek varlık günes gibi ortada<br />
parlamaktadır. Her zerrede, her seyde kendi varlıgını, sıfatını yaratma gücünü göstermededir.86<br />
86 Hz- Ali (r-a.) "Ben görmedigim Allah´a ibadet etmem." diye buyurmustu. "Ya Ali; sen bu bas gözü ile Allah´ı nasıl<br />
görebilirsin " diye soranlara; "Her seyde, her zerrede onun kudretini sıfatını görüyorum." diye cevap vermisti.<br />
• Aklını basına al! Huzurunda candan secde et de, mana padisahı ol! Çünkü 0 tek, 0 essiz, varlık padisahlar<br />
padisahıdır. Padisahlıgı da istedigine 0 verir.<br />
• Su dünyada yüz binlerce imansız insan, senin yolunu kesseler de sana;<br />
"Allah yoktur!" deseler, onların sözüne inanma, süpheye bile düsme! îyi bil ki, o essiz 0 tek varlık vardır.<br />
• Tebrîz sehrinin kendisi ile iftihar ettigi büyük varlık(sahs)a "O´na bir bak!" dedim, dedi ki: "Sasırıp kalma, 0 essiz<br />
varlık, 0 tek varlık, iste öyledir."<br />
1235. Ey dostlar aglayın, yagmur gibi gözyası dökün de ferahlayın!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2964)<br />
• Dün gece sevgilinin etegini tuttum da; "Ey kerem cevheri!" dedim. "´Gecen hayırlı olsun´ diyerek beni yalnız bırakıp<br />
gitme; bu gece lütfet, bizimle beraber kal!"<br />
• Onun güzel yüzü parladı, ates gibi kızardı, öfkelendi. "Yeter, benden elini çek!" dedi, "Beni rahatsız etme! Bu<br />
yüzsüzlük, bu dilencilik ne zamana kadar sürecek "<br />
• Ona dedim ki: "Peygamber Efendimiz ´Bir sey isteyeceksen onu güzellerden, güzel yüzlülerden iste!´ diye buyurmadı<br />
mı "87<br />
87 Hz. Mevlana´nın yukarıdaki beyte aldıgı hadîsin aslı söyle:<br />
"Hayrı güzel yüzlülerden isteyiniz." Cami´u´s-Sagîr, c. I, s. 43.<br />
• "Evet öyle buyurdu ama, güzel kisi, güzelligi ile benlige kapılır da baskasını düsünmez, ancak kendini düsünür. Bu<br />
sebeple onun huyu da serttir. Nazlansa da, cevr etse de insana dokunmaması gerekir."<br />
• Dedim ki: "Is böyle ise, onun cevri cana can bagıslar, dene de gör. Göreceksin ki denedigin her sey bir defınenin<br />
tılsımı gibidir."<br />
• Dayanamadım aglamaya basladım; "Hüküm senindir." dedim. Ey insanı ızdırabın karanlıgından kurtaracak olan<br />
nurun kaynagı! Benim feryadıma yetis, bana yardım et! ´<br />
• 0 göz yaslarımı görünce bana acıyacagı, teselli edecegi yerde gülmeye basladı. 0 güzel varlıgın acılarımı<br />
görmemezlikten gelerek gülmesi, onun bana yakınlıgının belirtisi, bir lütuf olarak göründü de, o lütuftan, dogu tarafı da<br />
batı tarafı da dirildi.<br />
• Ey ask yolu arkadasları! Ey dostlar! Aglayın, aglayın, yagmurlar gibi gözyası dökün! Dökün de güzeller, yesilliklerde<br />
size de gönül alıcı güzel yüzlü dilber ihsan etsinler.<br />
1236. Sen bedende can gibisin.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. VI,2889)<br />
• Sevgilim sen ab-ı hayat çesmesisin. Ilkbaharsın, yesilliksin. Sen tıpkı bensin. Kim kendi kendine; "Sen tıpkı bensin."<br />
diyebilir<br />
• Ben geceyim, sen aysın. Senin olan, seni basının üstünde dolastıran geceden kaçma! Ay da kim oluyor Sen yüzlerce<br />
toplulugun günesisin.<br />
• Ay ömrün kadehidir. 0 kadeh bazen doludur. Bazen da bos. Sen kadehe sıgmazsın. Çünkü zamanın ömrüsün.<br />
• Su zaman da tıpkı beden gibidir, sen ise o bedende cansın. Senin gibi bir can bedenin canı olunca, beden de artık<br />
bedenlikten çıkar, can olur.<br />
• Melekler Hz. Adem´in bedeninde senin can ısıgını gördüler de hemen secdeye kapandılar.<br />
• Seytan ise, onun balçıktan yaratıldıgını gördügü için secde etmedi. Bunun üzerine "Yürü git; sen seytansın!" diye<br />
Hakk´ın cezasına ugradı.<br />
1237. Senin ayaklarının altına toprak olurum.<br />
Miistef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2951)<br />
• Benim zavallı halime acıyasın, inciler gibi gözyasları dökesin diye senir ayaklarının altına toprak oldum. Güzel<br />
parmaklarınla basımı kasıyasın da saçlarıma dokunasın arzusu ile yemeden içmeden kesildim, zayıfladım, kıl gibi inceldim.<br />
• Bana deger vererek elimi tutmak lütfunda bulunmanız için nefsimle savasa giristim. Benligimden, varlıgımdan<br />
kurtuldum. Sonra gönlüme gelesin diye hayale döndüm.<br />
• Gönül masrıkından (=dogusundan) ay gibi dogasın, basını gösteresin diye aska düstüm. Gece gündüz askla<br />
pençelestim, yakalar yırttım.<br />
• Senin güzelligin, ilkbaharın beni de bahara döndürür ümidine kapıldım da, bahar bulutlan gibi gözyasları döktüm.<br />
• Lütfun yardım eder diye düsündüm, ona güvendim de göklerin bile kabul etmedikleri emaneti kabul ettim,<br />
yüklendim. 88<br />
88 Bu beyitte 33. Ahzab Suresi´nin su mealdeki 72. ayetinden iktibas var: "Biz emaneti göklere, yere ve daglara<br />
vermek istedik, onu yüklenmekten kaçındılar (onun sorumlulugundan) korktular. Onu insan yüklendi. (Bununla beraber<br />
onun hakkını tam yerine getiremedi.) Çünkü insan çok zalim, çok cahildir."<br />
• Padisahım; acırsın da gerçek sevgiliyi bulamayan puta tapanlar için (yani seni degil de fanî varlıkları sevenler için)<br />
her an gönül levhasına, bir sekil, bir suret yapar, onları oyalarsın.<br />
• Allah´ım sen çok güçlüsün, her seye kadirsin. Lütfet; gönüle sıgmayacak bir varlık, bir sekil, manevî bir suret<br />
hissettir de puta tapanlar da tapmaktan kurtulsun, put yapan da yapmaktan vazgeçsin. 89<br />
89 Bu beyitte de "Ben yerlere sıgmadım mü´min kulumun gönlüne sıgdım" hadîsine isaret var.<br />
1238. Bütün güzellerden ve güzellikten maksat senin güzelligindir, öbürleri bir bahane.<br />
Mef´ulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa-ilat<br />
(c. VI,2973)<br />
• Ey bütün dünya güzellerinde kendi güzelliginden birer zerre bulunan! Hepsi de kendi eserin, kendi yarattıkların olan<br />
büyük yaratıcı! Dünyada görülen bütün güzellerden, güzelliklerden maksat senin güzelligindir. Öbürleri hep birer<br />
bahanedir. 90<br />
90 Ibn-i Fariz hazretlerinin Kasîde-i Taiyye´sinin 242 numaralı beyti, Hz. Mevlana´nın bu beytini açıklamakta:<br />
"Her güzel gencin ve her güzel kadının güzelligi hep onun güzelliginden muvakkat bir zaman için insanlara verilmistir."<br />
Hz. Mevlana da bir rubaisinde söyle buyurur:<br />
"Her nereye basımı koysam, secde edilen ancak O´dur.<br />
Altı cihette ve altı cihetten dısarıda da ma´büd ancak O´dur.<br />
Bag, gül, bülbül, güzel hep birer bahanedir.<br />
Bunların hepsinden de maksat hep O´dur."<br />
• Güzel resimler, tablolar, bütün güzel eserler meydana getiren büyük san´atkarlar, eger senin güzelligini göz önünde<br />
bulundurmazlarsa, onların ortaya koydukları eserlerin ne degeri olur<br />
• Tek bir alev, tek bir ısık meydana getirmek için, yüz binlerce mum, senin askının tandırı etrafında yanmadadır.<br />
• Ey halka halka saçları ile bizi baglayan, kölelestiren güzel! Ne olur o güzel saçlarının arasında gönül kusuna bir yuva<br />
yap! 91<br />
91 Fuzülî merhum bir beytinde<br />
"Asiyan-ı mürg-ı dil zülf-i perisanındadır<br />
Kande olsam ey perî gönlüm senin yanındadır."<br />
Gönül kusunun yuvası senin dagınık, perisan olan saçlarının arasındadır. Ey güzel sevgili; ben nereye gidersem<br />
gideyim gönlüm senin yanındadır.) diyerek aynı düsünceyi belirtmisti.<br />
• Diyorsun ki: "Haddi hududu olmayan, yeri yurdu bulunmayan, mekandan münezzeh olan o essiz padisahın meclisine<br />
ben nasıl varabilirim "<br />
• Bu lütfu sana kim verebilir Seni manen oraya kim ulastırabilir Ancak Tebrîz sehrinin övündügü bir tohumdan bir<br />
agaç ihsan eden Semseddin seni oraya, o meclise ulastırır.<br />
1239. Sevgili gönlüne gelse onu tanır mısın<br />
Müstef´ilün, Fe´ülün, Müstef´ilün, Fe´ulun<br />
(c. VI,2938)<br />
• 0 ay yüzlü, esi benzeri olmayan güzel gönlüne gelse, acaba onu tanır mısın "0 gönle nasıl gelir " diye sorarsan,<br />
derim ki: "Umulmadık bir zamanda, beklenilmeyen bir yoldan gelir."<br />
• "Ben görsem O´nu tanırım." dersen, büyük bir laf etmis olursun. Çünkü onu kimse tanıyamaz. "Ben O´nu ne<br />
bileyim " dersen, kafir olursun. Çünkü O´nu bilmemek, tanımamak küfürdür.<br />
• Zaten insanlar, O´nu bilirim, O´nu bilmem görüsü ile dönüp durmadalar. Sesi, nefesi çıkmayan katırlar gibi gözleri<br />
baglı dönüp dolasmadalar.<br />
• Sessiz sadasız olarak istesen de, istemesen de dön dur! Sakın´dayanma, kadr yolunda inada kalkma! Çünkü sen<br />
zaten baglısın, zaten onun elindesin, onun kulusun.<br />
• Satanın körlügü, esircinin hasedi yüzünden bir kör Yusufu onsekiz akçeye satın aldı.<br />
• Sen de beden kuyusuna düsmüs Yusuflardansın. Iste ip surada; sarıl da dısarı çık! Beden kapısından dısarı çıkınca<br />
yeryüzünde gamlardan, elemlerden kurtulursun.<br />
• Ey nefs-i mutma´inne, Allah sıfatlan ile sıfatlan! Iste baha biçilmez elbiseler surada! Ne zamana kadar o yırtık pırtık<br />
hırkayı giyip duracaksın 92<br />
92 Nefs-i mutma´inne: Kötü sıfatlardan kurtulmus, iyiden iyiye inanmıs, süphesi kalmamıs, huzur ve süküna<br />
kavusmus nefis.<br />
1240. Allah´ım sen iyilikler, ihsanlar, lütuflar kaynagısın.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2853)<br />
• Sen kendini sevmeyi sormuyorsun Sen çok güzelsin. Sen çok gönül alıcı sın, sen yüzünü göstersen iki dünya<br />
birbirine girer.<br />
• Sen sarap gibisin, biz de testiyiz. Seninle doluyuz. Sen suya benzersin, bizde arkız, sen bizim içimizde akmadasın.<br />
Senin ne yerin var, ne yurdun, her yerde bizimle berabersin.<br />
• Gönül sana dogru nasıl heyecanla, telasla kossun Bakısı, görüsü nasıl ara sın, bulsun Söz ne cesaretle agzımdan<br />
çıksın da sana "Nerdesin " diye sorsun<br />
• Sen gönlün kulagına ne söyledin ki gülmege basladı Seker kamısının agzına ne verdin ki sekerler çignemeye<br />
basladı<br />
• Saraba nasıl bir coskunluk verdin Bala ne çesit bir tat bagısladın, akla nasıl bir güç verdin de yeni yeni kesiflerde,<br />
icatlarda bulundu; hakîkati anlamak için derin düsüncelere daldı<br />
• Senin yüzünden, yeryüzü; ormanlarla, göllerle, derelerle, çayırlarla, çimenlerle, çiçeklerle süslenmis, yeryüzünde<br />
yasayanların gönülleri halden hale girmis, hos olmayanlar bile senin yüzünden hos olmus. Sen ne kadar da hos sun ve<br />
hoslugu artırıp durursun<br />
• Nese seninle neselendi. Insanları sasırtan seyler senin yüzünden sasılacak sey oldular. Lütuf, ihsan, cömertlik, iyilik<br />
duygusu senin sayende gönle geldi. Sen kerem sahibisin, durmadan bagıslarda bulunursun.<br />
• Yorgun, hasta, yaralı gönlü sen arar sorarsın, hadiselerin üzüntüsünden onu sen kurtarırsın. Ona dertli bir söz<br />
söylersin, ama o söz ona deva olur.<br />
• Bulut, göklerde senin yüzünden aglamakta, simsek senin yüzünden ısıklarla gülmede, daha saymakla bitmez<br />
binlerce çesit isler senin lütfun ile olup durmada. Sen ihsanlar, iyilikler kaynagı, vefa madenisin.<br />
1241. Sen merhametsiz, insafsız ayrılıgın boynunu vur, sen zamanın adalet kılıcısın.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI, 2852)<br />
• Gönül iyiden iyiye anladı ki, sen canın canının canısın. Yardım kapısını aç! Sen pek güçlüsün! Her sey senin elindedir.<br />
Dünyalar senin üzerinde duruyor, sen yüzlerce dünyanın diregisin.<br />
• Ayrılık; merhametsiz, insafsız, emir dinlemiyor, serkes asıklarının kanlarına kısas olarak onun boynunu vur. Çünkü<br />
sen zamanın adalet kılıcısın.<br />
• Can bahçesinde ne çalgılar çalınmada, ne semalar olmada, testilerden, kaplardan neler dolup bosalmada, kulaga def<br />
sesleri, ud sesleri, sarkı sesleri gelmede.<br />
• Su gül bahçesi ask destanları okuyan bülbüllerin sesleri ile dolu, sarhosların hay huylarından kadehle sarabı<br />
birbirinden ayırdedemiyorsunuz.<br />
• Bütün dalların çiçeklerle dolu. Mana padisahları, velîler ellerine kadehleri almıslar, hepsi de gökyüzü sarabıyla<br />
kendilerinden geçmisler.<br />
• Sen benim can selamımı o mana padisahlarına ulastır. Ulastır ama kimseyi aklı basında bulamazsın ki, canın selamını<br />
onlara söyleyesin.<br />
• Sivrisinek bile o gökyüzü sarabını içmis de kendini kaybetmis, Nemrud´un burnuna girerek onun varlıgını yok etmis.<br />
• Bir sivrisinege bu gücü veren sarap, fil´e verilirse, fil sarhos olursa neler yapar Ben ne bileyim Mekansızlık aleminin<br />
sarabının neler yaptıgı anlatılamaz ki...<br />
• Iste bu can sarabını içtigi içindir ki Ashab-ı Kehfin köpegi köpeklikten çıkmıs, arslan kesilmisti de Hakk sarhosları<br />
magarasının etrafında bekçilikten baska bir sey yapmıyor.<br />
• Bir köpek bile bu hale gelirse, kudurmus arslan ona vefalı olursa, o sarap yüzünden insan neler elde etmez, artık sen<br />
düsün!<br />
242. Ates seni görse atesligi bırakır, erir, tatlı su olur.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c.VI,2823 )<br />
• Maddî yönden sen fakirsin, fakirsin, fakir oglu fakirsin ama, manevî yönden, tasıdıgın ilahî emanet sebebiyle<br />
büyüksün, büyüksün, büyük oglu büyüksün.<br />
• Ey sekle bürünmüs, beden elbisesini giymis can! Sen kat kat talihsin. devletsin. Aslında sen ne topraktansın, ne<br />
suretsin, ne göktensin; sen ezelden, göklerin bile ötesinden gelmissin.<br />
• Sen o gizli ezel sehrindensin, varlıgımızı da o gizli sehre çeker, götürürsün. Sen ne sey´e aldanırsın, ne de birinin<br />
özrünü kabul edersin.<br />
• Sen bastanbasa ab-ı hayatsın, bastanbasa sekersin, seker kamısısın. Herkese sükürsün, kurtulussun, ne mahmursun<br />
ne de mahmurluk verirsin.<br />
• Degersiz, küçük bir kurda, bir böcege ipekler, atlaslar dokutursun, sana hiç bir kimse ziyan vermez. Sükredersin,<br />
sükürlerde bulunursun.<br />
• Yokluga baktım da dertlerden, elemlerden kurtulmus, senin ask kanadınla uçan zerreler gördüm.<br />
• Ates seni görse, atesligini bırakır, erir, tatlı su olur. Inkar eden seni görse, Inkarından kurtulur, mümin, inanan bir<br />
kisi olur.<br />
1243. Senin güzelligin beni büyüledi, canıma kasdetti.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. VI,2823)<br />
• Ey yüce meclis sen nerdensin Senin yerin neresidir Bir an daralmıs gönüldesin, bir an damın üstündesin.<br />
• Ey benim canım, ey benim cihanım sen gökyüzünün de, yeryüzünün de diregisin. Yüce kisiler de seni istemede,<br />
asagılık kisiler de...<br />
• 0 parıl parıl parlayan nedir Yoksa güzel yüzün mü perde arkasından parlıyor Ay da günes de onun emrine boyun<br />
egmisler, O´na kul köle olmuslar. O´nun hizmetine girmisler, gökyüzünde dönüp duruyorlar. 93<br />
93 Mevlana bir Mesnevî beytinde söyle buyurur:<br />
"Yüzünü, yüzündeki beni, kaslarını, akik gibi dudaklarını seyredince, sanki Cenab-ı Hakk ince bir tül pedesinden tecellî<br />
etmis gibi idi." (Mesnevî, c. V, 963).<br />
• Asıgın gözü senin güzelliginin gül bahçesini görünce artık o kalkar da ömrü az olan, çabucak solan güllerin bahçesine<br />
gelir mi Fanî olan dünya bahçelerine ancak gafıl kisiler, ham kisiler gelir.<br />
• Ey efendim! Sen nerelisin Neredensin Senin güzelligin beni büyüledi, canıma kasdetti.<br />
• Güzellikte benzeri olmayan bir ay dogdu. Bizleri nurlara gark etti. Artık O´nu sevmek bize farz oldu. Ask etrafımızda<br />
yükseldi. Bizi ısıgının içine aldı. Ask uykumuzu kovdu, bizden uzaklastırdı.<br />
• Meyveleri pek tatlı olan bir ask agacı var. Ölümsüzlük agacı bile ona feda olsun. Gönül umdugunu onda buldu ey aziz<br />
dostlarım. Bu agacın meyvelerinden yeyin yeyin!<br />
1244. Mısırlı kadınlar, Hz. Yusuf´un güzelligini gördüler de ellerini kestiler, ya senin güzelligini görselerdi<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´iiatün<br />
(c. VI, 2820) .<br />
• Ben senin sehrine geldim, sen benden kaçtın, bir köseye gizlendi Sehrinden çıkıp gittim, veda için beni görmeye bile<br />
tenezzül edip gelmedin.<br />
• Sen bana ister lütuflarda bulun, ister kin besle! Her ne yaparsan yap; sen benim canımsın, hayatımsın. Hayatımın<br />
bütün huzuru, mutlulugu sendendir Çünkü ben ancak seninle yasarım; bayramımın süsü, nesesi bile sensin. Sensiz<br />
bayramı ben ne yapayım<br />
• Senin gizli olusun, gözlere görünmeyisin kendini kıskandıgın içindir.<br />
Yoksa apaçık günes gibi meydandasın. Sen her seyden, her zerreden görün durursun.<br />
• Imansızın gönlü senin yüzünden dagınık, perisan, huzursuz. Sana inananı seni gönlünde bulanın, hissedenin bası da<br />
ask sarabıyla mest olmus. Ne sasılacak seydir ki, sen hem herkesin aklını fıkrini aldın, hem de onların akılını, fikirlerini<br />
baslarına getirdin. Onları dogru yola düsürdün.<br />
• Bütün güller kısa rehin, bütün baslar da saraba rehin. Sen ise hem gülle ölümün elinden alıp kurtardın, hem de<br />
baslarını saraba rehin olmaktan halı ettin.<br />
• Mısırlı bazı kadınlar, Hz. Yusufun güzelligine hayran oldular. Kendileri kaybettiler de ellerini kestiler. Ya senin<br />
güzelligini görselerdi Sen yüzlerce Yusufun ellerini degil, akıllarını, fikirlerini kestirirdin.<br />
• Bir pisligin kokusundan insan uzaklara kaçar. Halbuki sen herkesin igrendigi bir pis damladan, bir pis seyden, bir kan<br />
pıhtısından bir insan yarattın.<br />
• Sonra tutarsın yarattıgın insanı topraga lokma olarak verirsin. Onun çürüyen bedeninden tertemiz bitkiler, hos<br />
kokulu çiçekler bitirirsin. Ona can verirsin, nebatî ruh bagıslarsın, pisi, pis kalmaktan kurtarırsın 94<br />
94 Kur´an-ı Kerîm´in haber verdigine göre hersey canlıdır. Her sey Allah´ı tesbîh etmektedir "Insanda insanî ruh,<br />
hayvanda hayvanî ruh, bitkide nebatî ruh, cansız sandıgımız seyler de cemadî ruh vardır." Atomlar ilmî olarak Kur´an´ın bu<br />
haberini dogrulamıslardır.<br />
• Ey gönül! Bir de tutar göklere dogru yükselirsin, hayvanların yaylasında yayıldıgın yer yaylasından göklerde Allah<br />
yaylasına ulasırsın, orada yer alırsın.<br />
1245. Güzel kanatlı kusa bak, hatip gibi minbere çıkmıs hos ötüslerle Allah´ı övüyor.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI, 2854)<br />
• Can leylegi geldi. Nerdesiniz Bahan görmüyor musunuz diye bize seslendi. Bütün dünya açıldı, saçıldı. Agaçlar<br />
yapraklandı, cana canlar katan güller açıldı.<br />
• Gel de Yusuflann yüzlerini gör, hepsi de kuyudan bas gösterdiler. Gül yanaklıları seyret! Hepsi de kendilerini<br />
göstermedeler.<br />
• Gönül meyveleri kırılmıstı, toprak içinde mahpus kalmıslardı. Gözlerini açtılar da Allah´ın lütfu ile kıs belasından<br />
kurtulduklarını gördüler.<br />
• Çayırlar, çimenler de kıs zindanının kapısını kırdılar, görmüyor musunuz Güller, laleler Allah´ın ihsanıyla<br />
süslenmisler; nes´eli nes´eli gülüp duruyorlar.<br />
• Meyve agaçlarının dallarına çiçeklerden sonra gelen olgunlasmıs Meryemler, kendilerine dokunulmamısken gebe<br />
kalmıslar, arifler de agaçların altlarına oturmuslar. Allah´ın yaratma gücünü, büyüklügünü, kudretini düsünerek gönüllerini<br />
ona vermisler, ona yüz çevirmisler.<br />
• Güzel kanatlı kusa bak! Hatip gibi minbere çıkmıs, hos ötüslerle Allah´ı övüyor.<br />
1246. Ask yüzünden dert bana deva, cefa da vefa oldu.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün<br />
(c. VI,2817)<br />
• Yapma dostum, yapma! Seni çagırdıkları halde gelmezlik ediyorsun. Geldigin zaman da hemen gitmek istiyorsun. Ey<br />
aziz dost! Bu hali sana yakıstıramıyorum.<br />
• Ey benim iki gözüm! Ey benim nurum ısıgım; cosacagım, kabıma sıgmayacagım zaman geldi. Senin gönlünün<br />
Musa´sına Tur Dagı oldum, fakat sen Tur Dagı´nı bıraktın gittin. Neredesin Gel bana seslen; seslen de ask yolunda benim<br />
parça parça olmama yardım et!<br />
• Bana ne yaparsan yap, yemin ederim ki ben senden yüz çevirmeyecegim dönmeyecegim, cosup köpürecegim, essiz<br />
olan, benzeri bulunmayan Allah´a sıgınacagım.<br />
• Ey dost! Bir çerag ol, bizi aydınlat! Çünkü sen yıldızlardan da, gökyüzün den de üstünsün, nurlusun. Ey dost! Gel gel<br />
de biz hastalara, biz dertlileri hekimlik et! Çünkü sen her derdin devasısın.<br />
• Harap olan gönlüme yolunu sasırıp da bir baykus gelip girse, onun üstüne senin nurun düsünce o baykus bir<br />
zümrüd-i anka, bir devlet kusu olur.<br />
• Yasadıgımız su zamanda hayat sartlarının basımıza getirdigi belalar, sıkıntılar kötülükler, iyilikler, hosluklar, askı<br />
gönül evinden dısarı atamaz. Çünkü ask masal degildir. Kötülüklerle dolu bu kirli dünya ile onun bir ilgisi yoktur Ask<br />
ötelerdendir, göklerdendir. 95<br />
95 Merhume Fevziye Çamseven Hanım Efendi, "Ey Ask" baslıgı tasıyan siirinde:<br />
"Asktır ibadet, asktır namazım<br />
Sazımda asktır, ruh ihtizarım<br />
Mihrab dilde en çok niyazım<br />
En son du´amın tekrarı sensin" diye yazmıstı.<br />
• Ask yüzünden dert bana deva, cefa da vefa oldu. Bu yeryüzü günahlarla cinayetlerle, kötülüklerle dolu yeryüzü<br />
olmaktan çıktı da, iyiliklerle, güzelliklerle dolu gökyüzü haline geldi. Artık ben "Ömrü uzadıkça uzasın." du´asını ne<br />
yapayım<br />
1247. Sen canlara can katan bir güzelsin.<br />
Fe´ilatii, Fa´ilatün, Fe´ilatiı, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2857)<br />
• Sen canlara can katan bir güzelsin. Sen bizim canımızdasın, canımızın içindesin. Canımıza neler göstermedesin Ne<br />
manevî zevkler vermedesin Sen neden bu kadar hossun; neden bu kadar tatlısın<br />
• Sen bir yol bulup da gönle gelince, bir ay gibi degil bin ay gibi parlarsın, nurlar saçarsın Gönlün gözünü<br />
kamastırırsın. Sen dört unsurdan yaratılmamıssın, ne atessin, ne de su! Sen neden bu kadar hossun; neden bu kadar<br />
tatlısın<br />
• Senin askının gamı, atlı olarak degil, yaya olarak sadece nur ordusu ile sefere çıkmıs, bir çok gönül kalelerini ele<br />
geçirmis. Sen neden bu kadar hossun; neden bu kadar tatlısın<br />
• Sen Tur Dagı´nın çeragısın. Sen binlerce denizsin, binlerce göksün. Istiyorum ki canım dünyada senden baska bir<br />
sey, senden baska birisini görmesin. Sen neden bu kadar hossun; neden bu kadar tatlısın<br />
• Senin hayalin gönlüme gelince içime sanki bir ates düser. Gönül evini atesler kaplar, tutusup yanmaya baslar. Sen<br />
neden bu kadar hossun; neden bu kadar tatlısın<br />
• Yüzünde, o güzel yanaklarında nasıl bir güç var Etkisi ile binlerce asıgın aklını, fıkrini alır gider. Sen neden bu kadar<br />
hossun; neden bu kadar tatlısın<br />
• 0 güzel gülüsün herkesi kendine kul eder. Senin nefesinle ölü bile dirilir, kalkar. Sen neden bu kadar hossun; neden<br />
bu kadar tatlısın<br />
• Sende Allah´ın güzelligi var. Senin terinden bir damla denize düsse, deniz ask delisi olur da çırpınmaya baslar, cosar<br />
köpürür. Binlerce dalga meydana getirir. Sen neden bu kadar hossun; neden bu kadar tatlısın<br />
1248. Kendini ucuza satma, senin degerin pek agırdır.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatn, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI, 2840)<br />
• Her dilenciye bakma! Sen kendini de bir dilenci gibi görme! Sen bizim en gözde, en has bir adamımızsın. Kendini<br />
ucuza satma, senin degerin pek agırdır.<br />
• Sen bizim Müsa´mızsın. Kendini göster, asa ile denizi ikiye ayır; sen Hz. Mustafa´nın nurundansın, sende onun gücü<br />
var. Elini göge uzat, ay´ın kaftanını yırt gitsin!<br />
• Güzellerin testilerini kır, onların güzelliklerinin degeri kalmadı. Çünkü sen güzellikte bir Yusufsun. Isa nefesinin<br />
te´sîrini göster; ölü gönülleri dirilt! Sen de o havadansın.<br />
• Sen ruh bakımından ölümsüzsün, iç alemin de pek güzel. Sen celal sahibi Allah´ın sevgili bir kulusun, onun<br />
nurundansın.<br />
• Sen henüz görünmüyorsun, gizlisin, perdeler ardındasın. Kendi güzelligini de göremiyorsun. Allah lütfeder de, bir<br />
seher vakti kendi içinden bir günes gibi dogarsın.<br />
• Ne yazık ki, sen bulut arkasında gizlenmis bir ay gibisin. Görünmüyorsun ve halbuki senin çok parlak, çok güzel bir<br />
yüzün var. Ten bulutunu yırt, dagıt da güzelligini ortaya koy, göster!<br />
• Sen Hz. Ali´nin kılıcı Zülfikar gibisin. Bedenin de tahta bir kındır. 0 kın kırılırsa senin gönlün neden kırılsın<br />
• Kardesim, ask atesinin alevlerinden kaçma! Imtihan için onun içine girersen ne olur Kıyamet mi kopar<br />
• Allah´a yemin ederim ki ask atesi seni yakmaz. Çünkü sen Halil Ibrahim´in oglusun. Zaten eskiden beri o atese<br />
yabancı degilsin. Gir o atese, kirliliklerden arınırsan yüzün altın gibi parlar.<br />
1249. Yusuf senin içinde, neden Mısır´a gidip Yusuf arıyacaksın<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2839)<br />
• Bu gece sevgili; "Sen bizimsin." diye kulagımı çekti. Kulagımı çekiyorsun ama sevgilim sen nerdesin Ben seni<br />
göremiyorum. Bana kendini gösterir misin<br />
• Kendini gizlemek hususundaki bahaneyi bırakır da, onun yolunu bana gösterirsen; ayaklarımla degil, basımla,<br />
gözlerimle yürüyerek gelir, seni bulurum. Çünkü sen paha biçilmez bir kimyanın madenisin.<br />
• Gecem karanlıgı senin saçlarından aldı. Gündüzümün aydınlıgı, parlaklıgı da senin yüzünün nüurundandır. Yüzündeki<br />
örtüyü bir kaldırsan ay gökden yere düser.<br />
• Güzelim, sen bir arslansın, bense senin eline düsmüs bir ahuyum. Senin esîrinim. Esîrin oldugum halde beni serbest<br />
bırakırsın diye ödüm kopuyor. Dünyada kurtulmaktan korkan bir avı, bir esîri kim görmüstür<br />
• Uykumun yolunu kestin. Hiç olmazsa sevgin ile mest olma yolunu kesme! Beni herkesten, her seyden ayırdın, barî<br />
kendinden ayırma!<br />
• Asıklarının hepsi de dükkanlarını dagıtmıslar, kırıp dökmüsler. Uykunun, yiyip içmenin yolunu baglamıslar. Bir<br />
köseden çıkar gelirsin diye oturmuslar, seni bekliyorlar.<br />
• Sana karsı bir kisinin ümidinin ne önemi vardır Sen herkesin, bütün dünyanın ümidisin. Neden sarap elde etmeye<br />
çalısıyorsun Sen kendin lütuf ve ihsan sarabısın.<br />
• Yusuf senin içinde. Neden Mısır´a gidip Yusuf arayacaksın. Perdeyi kaldır içeri gir de ne kadar güzel bir yüzün<br />
oldugunu gör!<br />
• Çalgıcı da senin içinde, baska yerde degil. Bedenin ney´den degersiz degildir. Can da ney üfleyenden asagı degil!<br />
1250. Akıllar, kendi evlerini bıraktılar da deliligin evine tasındılar<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. VI,2803)<br />
• Ey sakî! Aklın bir ise yaramadıgı anlasıldı da akıllar kendi evlerini bıraktılar, deliligin evine tasındılar, onunla beraber<br />
yasayacaklar. Ortada akıl kalmadıgı için çok kisi asık olacak ve ask yolunda çok kanlar dökülecektir. Bu yüzden delilik<br />
kadehi agzına kadar kanla doldu.<br />
• Akıllarını kaybedip çılgına dönen delilik yigitleri aska susamıs yüzlerce erkegin, kadının varlık evlerini atese verdiler,<br />
yaktılar.<br />
• Delilik taragı sevgilinin asıklarını zincire vuran saçlarını taradı, onu süsledi de, biz kıskançlıktan tarak gibi serha<br />
serha iki baslı olduk.<br />
• Yanarak aglayan, tükenen, eriyen ask mumunun alevlerine ask padisahından zaman zaman delilik pervanesi geliyor.<br />
Kendini alevlere atıp yanıyor. Sen bunu görmüyor musun<br />
• Akıldan delilik efsanesini duyduklarından beri; can da, gönül de iki dünyanın varolus masalına karsı kulaklarını<br />
pamukla tıkadılar, dinlemez oldular<br />
1251. Seninle bulustugum zaman, ayrılık atesine yanarım. Senden ayrı düsünce de vefalı imissin derim.<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2856)<br />
• Ey güzel varlık! Bilmem ki nasıl söyleyeyim Sen bizim canımızın nurusun. Sen kendi nurunu gösterince canın gücü<br />
kuvveti kalır mı<br />
• Ey benim canım sen öyle bir devlet kususun ki, senin gölgenin altında bütün kargalar devlet kusu olurlar.<br />
• Senin keremin dünyadaki bütün suçluların özürlerini diler. Her belaya emansın, her dügümü çözersin, her zor seyin<br />
altından kalkarsın.<br />
• Sen öyle degerli bir incisin ki, binlerce deniz sende yok olur. îlahî sıfatlarınla, üstün vasıflarınla sen pek büyük, uçsuz<br />
bucaksız, kıyısı olmayan bir denizsin.<br />
• Seninle bulustugum zaman sanki ayrılık atesine düsmüsüm gibi yanarım da; "Sen ne vefasız dostsun!" diye inlerim,<br />
aglarım. Senden ayrı düsünce de "Sen ne kadar vefalı sevgili imissin!" diye feryad ederim .97<br />
97 Bu beyit Nesîmî merhumun;<br />
"Hicr erisince canıma aynı visal içindeyim<br />
Senden ayrı düsünce, seninle bulusmus gibi olurum."<br />
görüsünü hatırlatmaktadır.<br />
• 0 ay yüzlü sevgili ile bulusunca neler olur Orasını Allah bilir! Çünkü sen ayrılık zamanında bana bulusma zevki<br />
vermedesin, cana canlar katmadasın.<br />
• Gönül deli olmussa haklıdır. Çünkü onun aklını, sen aldın götürdün, yüzünü açıp gösterdigin zaman da, yüzün ondan<br />
özür diler.<br />
1252. Hak yolunun ihtiyarları elbette gençlesir.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ülün<br />
(c. VI,2633)<br />
• Evimde beni ziyarete gelen padisahtan kalmıs bir iki sey, bir la´l yüzük, bir de hazine malı bir kemer buldum.<br />
• Meger dün gece ben uykuya daldıgım sırada o gönül nurum, o can mahremim gelmis.<br />
• Padisahım dün gece evime gelince, o bildigin mestane cilveleri ile evde bulunan yüzlerce kaseyi, yüzlerce testiyi<br />
kırmıs, dökmüs.<br />
• Bugün su evin içini, bütün sevgilimin kokusu doldurmus. 0 yüzden evin her kösesinde gizli bir güzellik var.<br />
• Onun evde bıraktıgı güzel kokunun tesiri ile bedenimdeki bütün kan hep sarap kesildi. Sanki tenimde bulunan her<br />
tüy geceleyin sevgilimin güzellik sarabını içmis, sarhos olmus birer Hintlidir.<br />
• Kulak ver de o sarhos Hintlinin çeng gibi bükülmüs olan bedeninden gelen güzel sesli sarkıcıların seslerini duy,<br />
mestane naralarını isit!<br />
• Simdi mademki sarap da, ates de, çadır da hazırdır; hak yolunun ihtiyarları elbette gençlesir.<br />
1253. Bugün sen baska bir cansın.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. VI, 2800)<br />
• Gel canımın içine gir de, otur! Bugün sen bir baska cansın. Senin güzelligine bu dünya bile sasırmıs kalmıs da<br />
saskınlıktan ötürü dönüp duruyor. Kararsız olmus. Çünkü sen bir baska cihansın.<br />
• Ey can selvisi, hosça salın! Çünkü sen bugün bir baska cansın. Ey gül bahçesi! Neseli neseli bir hosça gül! Çünkü sen<br />
bir baska gül bahçesisin. Bütün dünya bahçelerindeki güllerin ömürleri kısadır. Çabucak solar giderler. Halbuki senin<br />
bahçendeki güller solmak bilmezler, sonsuza kadar ter ü taze kalırlar.<br />
• Bütün insanlar bu dünyada ekmek ve su derdi ile didinip durdular, kendilerini harcadılar. Ey zamanın Yusufu, sen ise<br />
su dünya kıtlıgında bir baska ekmeksin, bir baska susun.<br />
• Sen hayatsın, yasayıs alemisin. Halbuki bu dünya kulluk, kölelik dünyası. Allah´a yemin ederim ki, sen o esi benzeri<br />
olmayan padisahlar padisahının bir baska eserisin. Senin benzerin olamaz. Sen bir harikasın.<br />
1254. Asıklar ızdırap potasında eriyerek, halis olanları meydana çıkar.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. VI, 2801)<br />
• Asıkları yakıp yandıracak gizli bir ates gerek. Yalnız asıklara mahsus olan bu ates onları kederlerle, belalarla imtihan<br />
eder. Onları ızdırap potasında eritir, Hangilerinin halis, hangilerinin kalp olduklarını meydana çıkarır.<br />
• Aslında asıkların gönüllerini ezelde padisah daglamıstır. Padisahın tahtı ortadadır. Fakat herkes oraya yaklasamasın<br />
diye padisahın dört yanı atesle çevrilmistir.98<br />
98 Büyük Hakk asıgı Galib Dede hazretleri bir beyitlerinde söyle buyurmustur:<br />
"Ne zaman ki bezm-i canda bulusuldu kale-i kam<br />
Bize hisse-i muhabbet dil-i pare pare düstü."<br />
(Ezelde can meclisinde herkese nasibi dagıtılır gibi bize muhabbet hissesi olarak parça parça olmus bir gönül düstü.)<br />
• Ask günesi, göz kamastıracak bir halde dogmus, parlamıs, her asıgın gönül penceresinden içeri girmis, gönlü<br />
aydınlatmıstır. Bizler, zerreler halinde ask günesinin atesi içinde oynayıp duruyoruz.<br />
• Haydi asıklar, buyurun! Ask ates yiyenlere bir sofra hazırladı. Sofranın ortasında çok harlı bir ates var.<br />
• Bu atesin alevi, gök aynasına vurdu da, su dönen kainatın her tarafına yıldızlardan ates yagdırdı.<br />
1255. Ey çalgıcı; sen de sevgilimizin hikayesini söylemiyorsun.<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. VI,2802)<br />
• En son sunu söyleyeyim ki: Ey dilber! Sen bizi azıcık bir zaman için olsun aramıyorsun. Ey sakî! Senden de<br />
sikayetçiyim. Birazcık olsun, bizim içimizi yıkayarak bizi gamdan, kederden kurtarmıyorsun.<br />
• Ey çalgıcı! Sen de sevgilimizin hikayesini söylemiyorsun. Çok çok söylemek söyle dursun, azıcık bile olsun<br />
söylemiyorsun.<br />
• Benim sana kötü sözler söyledigimden bahsettilerse inanma; ben senin hakkında kötü bir söz söylemedim. Kötü bir<br />
sey demedim. Ancak su kadar dedim ki: "Sevgili azıcık da olsa çabuk darılıyor, bana kızıyor."<br />
• Güzellikte, edada, kibarlıkta, sana benzer bir dost, sana es bir sevgili yok. Sekerler yapılıp satılan bir diyardansın<br />
ama, birazcık suratın asık, birazcık suratın sirke satıyor.<br />
• Su gazele bak! Bastanbasa gönül kanına bulanmıs, birazcık koklasan, onda gönül kanının kokusunu duyarsın.<br />
1256. Alet olmadan bu eserleri kim yaratabilir<br />
Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. VI,2626)<br />
• Ey gönül! Insanların birbirleri ile didiklestikleri bu dünyada, su yagmada, su talanda ne gördün ki varını, yogunu,<br />
dükkanını bırakıp ötelere gittin<br />
• Hırs örümcegi gibi su yıkık evde, tükürükle ördügün agda sinekleri avlamaya çalısıyorsun.<br />
• Dünya nimetlerinin zevkinden, lezzetinden, verdiği sarhosluktan ötürü hakîkati göremiyorsun da, gönlünün dünya<br />
tuzagından kurtuldugunu sanıyorsun.<br />
• Sellerin kopup geldigi su alçak yerde, sel ugragında kim balçıktan ev yapar Sen tuzakta yem yiyerek karnını<br />
doyuranı hiç duydun mu<br />
• Ey gönül! Zamanı gelmisken su dünya tuzagından sıçra, kurtul! Ezelde canlar bahçesinde uçup gördügün yerlere git!<br />
• Ey tavus kusuna benzeyen ruh! Akıl kanadını aç, yüksel! Arsta uçtugun yerler aklına gelmiyor mu<br />
• Ötelerde, ars üstünde pek mutlu oldugun yerlerde iken kaza ve kader îcabı uçtun, su kirli yeryüzüne düstün. 0<br />
güzelim kanatlarını verdin de iki üç tane yem satın aldın.<br />
• Kıtlıktan çıkmıs, çok acıkmıs bir kisi gibi bu lokmaya öyle bir saldırdın ki, bazen dudagını ısırmada, bazen elini<br />
dislemedesin.<br />
• Nerede o padisahca himmet Sehzadeye içirilen saadet sütü ne oldu<br />
• 0 sütle damarlarına karısan padisahca huy, kamil insan huyu ne oldu Allah´a yemin ederim ki, o içtigin ilk süt kana,<br />
pislige karısmaz.<br />
• 0 padisahlar padisahı bizim çamurumuzu eliyle yogurdu da; o himmeti, o ululugu, o yüceligi sen onun elinden tattın.<br />
• Allah´a yemin ederim ki, elest sesinin duyuldugu o dergahta padisah sana seyhligi de, müritligi de ögretti.<br />
• Gönülle sevgilinin bir oldugunu, ayrı olmadıklarını; bazen kilit oldugunu, bazen anahtar kesildigini o sana haber<br />
verdi.<br />
• 0 bazen ögüttür, bazen kayıttır, bagdır. Bazen zehirdir, bazen sekerdir; bazen tazelesir, boy atar, bazen eskir,<br />
köhnelesir kurur gider.<br />
• Ey sel bu yolda bazen yukarılardan asagı dogru kosarsın, aktıgın yerlerin rengine boyanırsın! Fakat denize<br />
kavusunca artık renklerin kalmaz.<br />
• Ey yeryüzü! Seni çok hırpaladılar. Durmadan seninle ugrastılar, seni kazıp durdular. Param parça ettiler. Fakat bütün<br />
bu iskencelere ragmen yaralanmadın, sikayet etmedin. Ey gökyüzü! Senin de bu agır yük altında belin bükülmedi mi<br />
• Ey hakîkatler denizi! Yeryüzü, varlıklar senin dalgan ve köpüklerdir. Hem gizlisin, hem meydandasın. Her iste ve<br />
güçtesin, her an sayısız varlıgı öldürürsün.<br />
• Ey ısıklar saçan günes! Sen de o denizden costun, karanlıklar perdesini ısıklarla yırttın, ortaya çıktın, ondan aldıgın<br />
göz kamastırıcı ısıkları, nurları saçıyorsun.<br />
• Ey azîz varlık! Eline aldıgın her toprak altın kesildi. Hangi tası seçtiysen la´l oldu, zümrüd oldu.<br />
• Nice acılar, nice eksiler senin yüzünden helva oldu, sekere döndü. Seçtigin meyve güzellesti, olgunlastı. Kokular aldı,<br />
renklere girdi.<br />
• Kimin talebesi olabilirsin ki, bütün kainatın yaratıcısı, ustasısın. Sen alet olmadan bu güzel san´atları, eserleri<br />
yaratmak, ortaya koymak kimin elinden gelir<br />
1257. Sen askın ta kendisisin, bizse senin gölgeniz.<br />
Fe´latün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. VI,2890)<br />
• Ey dudakları helva gibi tatlı olan sevgili! Acı söz söyleme! Ey yücelige ulasmıs dilber! Kendini üstün görme! Lütfet,<br />
kerem et; basını eg, alçak gönüllü ol!<br />
• Zaten sen acı da söylesen tatlı da söylesen, onlar tatlı dudaklarından çıktıgı için hostur. Gözün de, gönlün de<br />
nurusun. Sen cana canlar katarsın.<br />
• Ey güzel varlık! Yüzünü gördügüm gündenberi can da, gönül de mest oldu. Akıl da sevdalara düstü.<br />
• Sen askın ta kendisisin. Bizse, senin gölgeniz. Bir an beni çirkinlestirirsin bir an da beni süslersin, güzellestirirsin.<br />
• Bana öyle geliyor ki, dün gece rüyamda seni gördüm de, o yüzden bugün bende bir hal var. Dünyalara sıgmıyorum.<br />
• Aklını basına al da sus! Çünkü nefis ile gönül atesi alevleniyor, su anda yükselen alevler, nefes almaya basladı. Sen<br />
ne buyuruyorsun Konusarak alevleri arttırmak mı istiyorsun<br />
1258. Sessizligin ötesinden gelen nice feryadlar duydum.<br />
Müstefilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ülün<br />
(c. VI,2955)<br />
• Sevgilim, nurlar saçan atesli yüzünü bir an için olsun örtmüyorsun. Ben ne zamana kadar güzel yüzünün karsısında<br />
cosayım, kendimden geçeyim<br />
• Sen benim bu halimi bilmezlikten gelerek bana; "Ne vakte kadar cosup köpüreceksin.<br />
• Zaten yüzündeki parıltı, nur böyle olunca örtü ne ise yarar Yüzlerce örtü örtünsen yüzlerce peçe taksan, duvaklar<br />
altına girsen yine bu yüzü gizleyemezsin."<br />
• Can neylerine her an sen üfürüp duruyorsun. Sende bu coskunluk olduktan sonra neyin ne suçu var<br />
• Aklın varsa ne diye deli oldun Yani asık oldun Sen aska ait degilsen baska yaratılısta isen neden aska kendini<br />
verdin<br />
• Bütün cüz´lerimi, varlıgımı askın kapısında susmus, sessizce duruyor, gördüm. Fakat her sessizligin, her sususun<br />
altından gelen nice feryadlar, naralar duydum.<br />
• Sems-i Tebrîz´e "Bu susanlar kimlerdir " diye sordum. Dedi ki: "Vakti gelince sen de ögrenirsin."<br />
1259. Allah´ım, hasretlerle dolu gönlümü kırmayı takdîr buyurursan, beni sevgilime kavustur da ondan sonra kır!<br />
Mef´ulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. VI,2999)<br />
• Beni ne zamana kadar ayrılık acısı ile inciteceksin, kıracaksın, benim feryadımı duymuyor musun<br />
• Ayrılık elin elimi kırdı. Beni isten güçten etti. Beni ne vakte kadar kıracagını, perisan edecegini bir bilseydim!<br />
• Ey ayrılık sisesi ile oynayıp duran sevgili; dikkat et, taslık bir yere geldin. Sırça gönlüm daraldı, aman aklını basına<br />
al; onu düsürüp kırmayasın.99<br />
99 Mevlevî sairlerinden Seyh Galib Dede merhum da;<br />
"Yine zevrak-ı derunum, kırılıp kenare düstü<br />
Dayanır mı sisedir o, reh-i seng-sare düstü"<br />
(Gönül kayıgım kırıldı, kıyıya düstü. 0 siseden idi. Taslı yola düserse kırılmaz mı ) diye, bir gazeline bu beyitle<br />
baslamıstı.<br />
• Bu taslı ayrılık yolundan çabucak ayrılalım da bulusma bahçesine gidelim. Bu taslı yolu bırakmazsan beni muhakkak<br />
kırarsın.<br />
• Ayrılık yüzünden kanım içimde dondu, nar tanelerine döndü. Narı kırdıgın zaman kanı iste böyle akar.<br />
• Allah´ım, hasretlerle, acılarla dolu gönlümü kırmayı takdîr buyurdunsa bana, bari o vefasız sevgilinin yüzünü göster,<br />
beni ona kavustur da ondan sonra kır, dök.<br />
• Ey herkesin kendisine kul köle oldugu Semseddin! Sen görüs aleminde padisahlar padisahısın. Bir bakısla yüzlerce<br />
gönül alanı kırar, dökersin.<br />
1260. Gönlün ne oldugunu ancak gönül sahibleri bilir.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2722)<br />
• Gönlü geregi gibi anlamak için bir zaman gönül mahallesine girdim. Orada kaldım. Böylece gönlün halinden bir iz, bir<br />
nisan aramaya koyuldum.<br />
• Bakayım "Gönlümün halleri nedir; nasıldır " diye düsündüm. Gördüm ki, yalnız ben degil, bütün dünya ondan<br />
sikayetçi, onun yüzünden feryada düsmüs.<br />
• Her ovada, her sehirde rastladıgım bilginlerden, akıllı kisilerden gönüle dair ne düsündüklerini, ne destanlar<br />
söylediklerini sordum.<br />
• Hepsi de gönlün elinden yakındı, yaka silkti, hepsi de feryada geldi. Bu hal bana dokundu. Gönül konusu üzerinde bir<br />
süpheye, bir zanna düstüm.<br />
• Sonunda bu konu üzerinde aklın bir ise yaramadıgını anladım. Aklımı bıraktım, gönüle dogru sefere çıktım, yola<br />
düstüm. Fakat onun bulunmadıgı hiç bir yer de görmedim.<br />
• Aslında su gönül, arif ile ma´rüf, yani bilen ile bilinen arasında tercümanlık edip durmada.<br />
• Gönlün ne oldugunu ancak gönül sahibleri bilir. Ruhsuz kisi gönlün degerini ne bilsin<br />
• Sen gönlü ancak Allah kapısında, ilahî dergahta bulabilirsin. Gönül filanda fismanda bulunmaz.<br />
• Alemde kırık gönülleri onaran, eksiklikleri tamamlayan, diledigini zorla yaptırmaya gücü yeten, her izi olanı, her izi<br />
bulunmayanı geregi gibi gören Allah´tan baskasında gönlü bulamazsın. Çünkü Allah, gönlü ev edinmistir.<br />
1261. Karanlık gece bu kederli kula acır da onun halini hatırını sorar.<br />
Mef´ulü, Fa´ilatün, Mef´ulü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2962)<br />
• Sana sitemlerim var. Sevgili, sen neden böylesin, neden hep beni üzüyorsun Görüyorsun ki hastayım, gücüm<br />
kuvvetim yok. Neden gelmiyorsun Neden beni görmek istemiyorsun<br />
• Gördün ki sapsarı olmusum. Beni bu halde görünce ölmüs sandın. Bir insanın arkadası, dostu sen olursan o hiç ölür<br />
mü<br />
• Efendim, ruhum; hastalandım, atesler içinde yandım da gelip beni görmedin, halimi hatırımı sormadın. Ey saglıgım!<br />
Ey ilacım! Benim iniltilerimi bile duymadın.<br />
• Çok çekindim, çok saygılı oldum. Uzun müddet sabrettim. Fakat artık sabrım kalmadı da bugün nazlılıgın, nazın aslı,<br />
kaynagı olan naz etmeye basladım.<br />
• Bu gece ay dogdu. Nice benim can ilacım gelir. Ey zahmet, ey ızdırap! Sen demirden yapılmıs bir burç bile olsan<br />
yumusarsın, mum olursun...<br />
• Karanlık gece acır da bu kederli kulun halini hatırını sorar. Geç kalmaktan korkmaz. Sonunda kadehsiz, mezesiz onu<br />
mest eder gider.<br />
• Ey feryad! Ne zamana kadar süreceksin, bu feryad bitmeyecek mi Sen çig tanelerinden de fazlasın. Bu zavallı<br />
kimsesiz kula pusu kurmussun.<br />
1262. Yaratıcının mecnunu olan kisi, onun dîvanesi kesilen kisi hiç Leyla´yı ister mi<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün<br />
(c. VI, 2449)<br />
• Ben bundan önce sözlerime müsteri arardım. Sözlerimi anlayacak, alacak kisi isterdim. Ben simdi senden benim su<br />
sözlerimi almanı istiyorum.<br />
• Herkesin tapması için nice putlar yaptım, herkesi aldattım. Ama bugün Azerlige doydum, put yontmayı bıraktım,<br />
putları kıran Ibrahim´in sarhosuyum.100<br />
100 Azer: Birçoklarının sandıgı gibi Azer, Hz. Ibrahim´in babası degildir. Put yontan, put yapan bir kisi olup, ana<br />
tarafından Ibrahim´in amcasıdır. Azer, put yapan bir putçu, Hz. Ibrahim ise put kırandır. Asaf Halet Çelebi merhumun<br />
"Ibrahim" adlı siirinin ilk kıtası söyle:<br />
"Ibrahim içimdeki putları devir elindeki balta ile<br />
Kırılan putların yerine yenilerini koyan kim "<br />
• Öyle bir put karsıma çıktı ki, ne rengi var, ne kokusu. Ona daldım da isten, güçten oldum. Sen artık putçu dükkanına<br />
bir baska usta ara!<br />
• Dükkanı elden çıkardım. Ben artık put yontmaktan vazgeçtim. Akıldan da kurtuldum. Deliligin kadrini, kıymetini<br />
tanıdım, ögrendim; düsünceyi de bıraktım.<br />
• Eger gönlüme bir güzelin hayali gelirse, onu azarlarım. Ey yol sasırtan; defol git, çık dısarı! Eger agır davranır<br />
çıkmak istemezse, onu yere yıkar, param parça ederim.<br />
• Büyük yaratıcının mecnunu, onun deli dîvanesi kesilen kisi hiç Leyla´yı ister mi Canı ordan, o taraftan olan kisidir ki,<br />
onun yeri bayragın dibidir.<br />
1263. Ey ruhanî güzel, niçin bizden kaçıyorsun<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2558)<br />
• Ey ruhanî güzel! Ey can güzeli! Niçin bizden kaçıyorsun Sen bizdensin, ev halkındansın, yabancı degilsin ki; sen<br />
kulun halini, ne durumda oldugunu bilirsin.<br />
• Döktügüm sıcak gözyaslarımın hakkı için, sapsarı yüzümün hakkı için acı bana! Sana öyle gönül vermisim, öyle<br />
baglanmısım ki, insan insana böyle baglanamaz. Bu baska türlü bir baglanıs, baska türlü bir sevgi.<br />
• Öyle bir haldeyim ki, bütün dünya, herkes gülse, neselense sen olmayınca gülmek söyle dursun, dünya bana<br />
zindandır. Her seyden mahrum olan bu zavallı kuluna merhamet et!..<br />
• Bütün yakınlarımla, akrabalarımla, dostlarımla beraber bulunsam, sen benden uzak olunca ben yıkılırım, perisan<br />
olurum, mahvolurum. Allah´ım, hiç kimse benim gibi perisan olmasın.<br />
• Ey insafsız sevgili, sen dokuz kat gögü assan, ötelere gitsen, yedi denizi yaksan, yandırsan beni yıldıramazsın. Ben<br />
gökleri de askla, sabırla deler geçerim, atese verdigin denizleri de asar gelirim.<br />
• Günes gibi göklerin üstüne, dördüncü kata çıksan, gölgen gibi gizlice senin yanında sürüklenir, yine senden<br />
ayrılmam.<br />
1264. Sen nurlar saçan mumun pervanesi degil misin<br />
Mef´ülü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. VI,2627)<br />
• Su sersemligi bırak, aklını basına al da asık ol, asık! Sen padisah oglusun Bu esir olus, ne zamana kadar sürecek<br />
• Bir padisah ogluna beylik de, vezirlik de yakısmaz, ayıp olur. Sakın asktan baska bir seyin pesinden kosma!<br />
• 0 yükselmis, beylige ulasmıs kisinin beyligi, beylik degildir. Ecel beyidir, Yüksek mevkî ve vezirlik sevdası aslında<br />
günah ve vebalden ibarettir.<br />
• Bu tarafta, yani bu dünyada halk senin nasıl bir varlık oldugunu bilemez, ama mana aleminde sen essiz, ömeksizsin.<br />
• Bu dünya ölümlü dünyadır. Bu fanî dünyada sen yüksek bir mevkîde degilsen, beylik, vezirlik elde etmedinse ne<br />
çıkar Bunun ne önemi var Sen öte tarafta manen ölmüyorsun, yasıyorsun ya, bu sana yetmez mi<br />
• Sen insanoglu kılıgına girmis, Allah arslanısın. Nefsinle yaptıgın savastan Hakk için, insanlık için çalısıp didinmenden<br />
bu belli olur.<br />
• Gamlar geldi geçti, üzülme; mademki sen varsın, Allah´ın nuru içindesin. Bu hal er olmus, geç olmus ne önemi var<br />
• Sevgilinin degeri, kadri onu sevenin sevgisi ile ölçülür. Ey çaresiz asık! Bak bakalım senin kadrin ne, degerin ne<br />
• Pervanenin güzelligi de, mumun derecesine baglıdır. Sen de o nurlar saçan mumun pervanesi degil misin<br />
1265. Sana kurban olmak için, ben her zaman seher vaktini beklerim.<br />
Müfte´ilün, Fa´îlün, Müfte´ilun, Fa´îlün<br />
(c. VI, 3019)<br />
• Ey güzel varlık! Sen asıklarını korkutmadan, ürkütmeden tatlı bir sekilde öldürmedesin. Su anda eger beni<br />
öldüreceksen, bari canımı bir hosça al!<br />
• Hırpalamadan, tatlı, güzel bir sekilde öldürmek senin elinin bir hususiyeti, bir hüneridir. Bu yüzdendir ki sen, güzel<br />
gözlerinin kendilerine bakmasını isteyenleri, bir bakısta öldürüyorsun.101<br />
101 Hz. Mevlana Divan´ının 972 numaralı gazeline de söyle baslamıstı:<br />
"Gerçeklerden haberli olarak ölen Hakk asıkları, sevgilinin huzurunda seker gibi erirler.<br />
• Ben sana kurb´an olmak için seher vaktini bekliyorum. Bekliyorum, çünkü herkesten önce, herkes uykuda iken beni<br />
öldürmedesin. Bu ölümden kimsenin haberi yoktur. Bu öldürülüs ne tatlı bir öldürülüstür.<br />
• Senin verdigin ızdırap, dert, bela da bize senden geldigi için seker gibi tatlı gelmektedir. Ne olur bize yardımda<br />
bulunun. Senden gelenlerin kapısını kapamayın, zaten sonunda beni bakıslarınla, kapı önünde öldürüp gidiyorsun. Hiç<br />
olmazsa bunu yapma!<br />
• Ey nefsi cigersiz, karınsız olan sevgili! Ey gamı, gamları gideren! Ey bizim içimizde sıcak nefesi ile kıvılcımlar<br />
düsürerek, alevler salarak bizi yakıp giden azîz varlık.<br />
• Bize karsı her an kendini haklı çıkarmak için kalkan gibi bahaneler öne sürmedesin, kılıcı elinden atmıssın da<br />
kalkanla mı bizi öldürmek istiyorsun<br />
1266. Senden hiç kimsenin haberi yok.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. V, 2929)<br />
• Ey gönle gelip geçen hayal! Sen ne perisin, ne insansın. Hatta ne de hayalsin. Sen anlasılamayan, sasılacak bir<br />
seysin.<br />
• Senin gönlümden çıkıp nereye gittigini anlamak için ayagının izlerini aramadayım. Fakat ne yeryüzünde, ne de<br />
gökyüzünde o izleri bulamadım.<br />
• Gönlü uyanıkların, ötelerden haber alanların bile senden haberleri yok, ama senin senden haberi olmayanlardan,<br />
seni arayıp duranlardan, seher vakitlerinde senin askınla gözyası dökenlerden haberin yok mu Onlara lütuflarda<br />
bulunmayacak mısın<br />
• Su halde sen ya bu gönlümün dostusun, sevgilisisin, yahut senin kendir gönülsün. Belki de sen benim bakısımdasın,<br />
gelmis gözüme girmissin, gözümde yer edinmissin. Yahut bakıs da, göz de, görüs de hep sensin.102<br />
102 Mevlana Mecalis-i Seb´a adlı eserinin 34. sayfasında aynen söyle buyurur:<br />
"Dil ve canda nihansın, gerçi her sey bî-haber senden<br />
Cihan zatınla dolmusken cihan da bî-haber senden<br />
Nasıl bulsun seni can ve gönül senden ibaretken<br />
"Gönül de, can da senin anca ki can da bî-haber senden."<br />
• Ey gönül! Ne olur, bir lütufta bulun, bir iyilik et de az bir zaman için bir an bile olsa gel meydana çık, göz önünde<br />
dur!<br />
• Acele edip geçip gitme! Seher ısıgı ile geceyi nurlandır, gündüze döndür de öyle git!<br />
1267. Sevgilinin hayalini almıs, gönle hapsetmissin.<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilun, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. V, 2450)<br />
• Hiç bir tarafa, hiçbir kimseye bakmayasın diye sevgilinin hayalini almıs gönlüne hapsetmissin. Haddini asmayasın<br />
diye o da sana hadsiz, hesapsız lutuflarda bulunmada...<br />
• Su altı kapılı tekkeden, dünyadan dısarı ayak atar, yani dünyaya gönül vermekten kurtulabilirsen, tertemiz Hakk<br />
asıkları ile bulusur, onlarla anlasır, onlarla düser kalkarsan, manevî zevkler duyar, vecde gelirsin.<br />
• Sende gizli bir kapı var. Altı kapıyı, altı tarafı arastırıp durma! 0 gizli kapıdan her gece çıkar, göklere yükselirsin,<br />
uçar ötelere gidersin.103<br />
103 Altı kapı, altı yön "Sag, sol, ön, arka, üst, alt" tavla zarı gibi altı taraf. Gizlı kapıdan maksat gönül kapısıdır.<br />
• Sen uçmaya baslayınca tamamıyla uçup gitmeyesin, sabah olunca tekrar beden evine dönüp gelesin diye ayagına<br />
hayalî bir ip baglarlar. 0 iple seni çeker geri getirirler.<br />
• Rahim zindanına geri dön! Yaradılısın tamamlanıncaya kadar, temizlenmen, iyi bir insan olman için sana verilen<br />
ömür bitinceye kadar "Gir su rahime!" derler. Ey zavallı insan! Bu dünya rahme benzer. Sen onun içinde kanlar içmedesin,<br />
kanlarla beslenmedesin, bu isten haberin yok.<br />
• Can kusunun kanatları bitip de beden yumurtası kırılınca, can Ca´ferlik göstermek, yani uçmak, ötelere geçmek için<br />
Ca´fer-i Tayyar olur.<br />
1268. Eger ben her derdin, her gamın, her belanın basıma gelmesinden sikayet etseydim, sarsılsaydım bir adam<br />
olamazdım.<br />
Mef´ulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. VI,2996)<br />
• Eger ben her derdin, her gamın, her belanın basıma gelmesinden sarsılsaydım, sararıp solsaydım bir adam<br />
olamazdım.<br />
• Hakk asıklarına ask Mısır´ının, yani ask ülkesinin ilahî kokusunu getirecek bir kılavuz olmasaydım, hırs, tama´ çölüne<br />
düsenler gibi yolumu sasırır, kaybolup giderdim.<br />
• Eger canlara can katan, canları aydınlatan mana günesi göklerde dolasmasaydı da, evde oturup kalsaydı, ben de o<br />
zaman kapıyı açmak, girenin çıkanın derdi ile ugrasmak zorunda kalırdım.<br />
• Eger can gülistanı, ızdıraplara, kederlere katlanan, onlardan sikayet etmeyen kisiyi oksamasaydı, ona lutuflarda<br />
bulunmasaydı, nasıl olurdu da ben seher rüzgarı gibi vefa bahçesinin habercisi olurdum<br />
• Ask çalıp çagırmaya, oynamaya def çalmaya düskün olmasaydı ben ney gibi, çeng gibi inler durur muydum<br />
• Eger ask sakim bana beni gelistirecek, kuvvetlendirecek deva sunmasaydı, sırça kadehin dudagı gibi incelir,<br />
giderdim.<br />
• Topragıma Hakk´ın emanetinin nuru düsmeseydi, ben de topragın tabîatı gibi pek zalim ve bilgisiz kalırdım.104<br />
104 "Biz emaneti göklere, yeryüzüne ve daglara arz ettik. Yüklenmekten çekindiler, ondan korktular, insana<br />
yükledik." (Ahzab Suresi, 33/72).<br />
• Mezardan cennete bir yol olmasaydı beden mezarında yasar mıydım<br />
• Lutuf gönül bahçesi olmasaydı ben yasayabilir miydim Allah´ın lutfu cosmasaydı ben var olabilir miydim<br />
• Sus da hikayelerin dogusunu günesten duy! 0 dogus olmasaydı ben zaten dogmaz, söner giderdim.<br />
1269. Her sey, senin nurunla varlık magarasından çıkıyor, ezel bahçesine geliyor.<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. VI,2632)<br />
• Ey su karanlık künbetten, yani dünyadan göçüp kurtulan can! Senin yokluk ve yoksulluk diyarında çok yapacagın<br />
isler var.<br />
• Ey varını yogunu gizli görüs evine, yani ahirete, öteki aleme çekip götüren varlık! Neden aglıyorsun<br />
• Yüzlerce yamadan ibaret olan kirli beden hırkasından soyunmus, kutlu sıfatlar elbisesi giyinmissin. Sen insan<br />
seklinde üstün bir varlıksın.<br />
• Gül senden utandıgı için güzel, mübarek ayaklarının altına yapraklarını saçmıstır. Senin lütfunla diken dikenlikten<br />
kurtulmus, kimseyi incitmez olmustur.<br />
• Var, yok; hersey senin nurunla varlık magarasından çıkıyor da ezel bahçesine geliyor. Ey mana sevgilisi, sen nasıl bir<br />
sevgilisin Ey magara, sen ne biçim bir magarasın<br />
• Senin elinden bir is, bir çalısma serbeti içen kisi, kendince bir ise, sevgi, insanlık isine dalar da, dünya islerinde issiz<br />
güçsüz kalır.<br />
• Safa bahçesinde bir agacın altında güzel bir dilbere gözüm ilisti. "Sen ne kadar güzel bir varlıksın! Nasıl bir güzelsin<br />
ki " dedim. "Güzelligin zevkine vardılar da agaçlar, senden çiçeklere gebe kaldılar Sen bir güzel degil de yoksa baharın<br />
canı mısın "<br />
• Onun güzelligi karsısında kendimden geçtim, secdeye kapandım da: "Ey sevgili!" dedim. "Allah askına söyle! Sen<br />
nasıl bir sevgilisin "<br />
• Dedi ki: "Nurlu yüzünün ne kadar güzel oldugu anlatılamayan Tebrizl Sems var ya, iste ben onun nurundan bir<br />
nurum."<br />
1270. Gönlünde gizledigini baskalarının bilmedigini mi sanıyorsun<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat<br />
(c. VI, 2928)<br />
• Gönlünde gizledigini baskalarının bilmedigini mi sanıyorsun 105<br />
105 Rıza Pasa merhum:<br />
"En ummadıgın kesf eder esrar-ı derunun<br />
Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın " demisti<br />
• Allah sana uyanıklık ihsan etsin! Sen gönülleri uyur mu sandın<br />
• Gül mü bitecek, diken mi çıkacak Her agaç, gönlünde ne var ise onu ortaya kor.<br />
• Seni hasta sansınlar diye, yarasa gibi gündüzden gizlenen kisi!<br />
• Allah´a yemin ederim ki, kendini gizlemissin ama sen herkesten daha çok meydandasın.<br />
• Çeng her ne kadar feryad etmese de, feryada baslayınca ne hal alır, ne olur Herkes bilir.<br />
• Bir gamdan ötürü feryad etse de, yine herkes bilir ki onun aklı basında degildir.<br />
1271. Kim maddî varlıgından kurtulursa hakîkate ulasır.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. VI,2891)<br />
• Bir kimseye yokluk dünyasından bir haber gelirse, onda beseriyet halinden yani bedene ait ihtiraslardan, nefsanî<br />
arzulardan bir eser kalmaz. 0 adeta meleklesir.<br />
• En yüksek yerlerden en asagı yerlere kadar her tarafı illet, yani oluslar, sebepler kaplasa, o ermisin himmeti<br />
sebeplere, olaylara önem vermez. 0, hadiseler üzerinde durmaz. Onun bütün varlıgı, gönlü, aklı fikri Hakk´a yönelmistir.<br />
• Kim maddî varlıgından kurtulur, benliginden çıkar, yok olursa, ancak o hakîkat gözü ile Hakk´a yönelir.<br />
• Etten, kemikten bir yıgın olan bu bedende oturmakla beraber, o hadiselere, sebeplere bürünerek karsısına çıkan saf<br />
cevheri görür.<br />
• Görünüsteki sekli ile tanısmayı, konusmayı bir tarafa at da, bir baska hale gir, baska bir kılıga bürün! Çünkü o da bir<br />
baska halle senin karsına çıkmıstır.<br />
• Ona sükretmeyi benden isit, benden duy! Senin canına, basına yemin ederim ki, o tatlılıkta bir sekeri ne tatmısımdır,<br />
ne de görmüsümdür.<br />
1272. Bütün dünya güzelleri gelsinler, o güzelin kurbanı olsunlar.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ülün<br />
(c. VI,2970)<br />
• Binlerce masal ile öyle bir dost hayali geldi ki, bütün dünya güzelleri gelsinler, onun ayagının önünde can versinler.<br />
• Çok güzeller gördün! Hüri´ye benzeyen çok dilberlerin vasıflarını, güzelliklerini duydun. Fakat buraya gel de su<br />
sevgilinin güzelligine bak, edasını seyret!<br />
• Canım onu bulunca varlıgım yok oldu. Ayagını tuttum. Elden oldum, elim artık bir is göremez oldu.<br />
• Onun askının gül bahçesinden cigerime bir diken battı. Fakat o öyle bir diken ki, yüzlerce gül bahçesi o dikene kul<br />
olsun, köle olsun.<br />
• Askının verdiği zevke, güzellik günesinin nuruna karsı ten nedir Bir tozdan ibarettir. Can nedir. Bir buhar, bir<br />
bugudur.<br />
• Onun yüzünün ask bahçesinde sasırır da gülden, yahut çınardan bahsedersen, dilerim Allah senin düsmanın olsun.<br />
• Güzellerinin büyüsü ile büyülendik de, senin sairin olduk. Bir baska güzel yüzlüye gönül vermiyoruz. Asık<br />
olamıyoruz. Ma´zeretimiz pek büyük.<br />
• Ya Rabbi! 0 gün gelecek mi ki, o güzeller güzelini bütün dünyaya, yüzünün nurundan nurlar saçarak salına salına<br />
gelirken görecegim.<br />
• Benim acı canımın, onun balı ile tatlandıgını, hos bir hal aldıgını, onun güzelliginin bir kıvılcımı ile canıma yeni bastan<br />
bir heyecanın düstügünü görecek miyim Ömrüm buna müsaade edecek mi<br />
1273. Gönül agız açınca, dil konusmaz olur, susar.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2957)<br />
*Can kırıldı da çok güzel, latîf bir can ortaya çıktı. Bu cihan yok oldu da, baska bir cihan kendini gösterdi. Maddî cihan<br />
yok olunca, mana cihanı belirir.<br />
• Madeni bulmak için yeri kazarken, kazmaların açtıgı yaralarla altın madeni kırılır, dökülür, parçalanır ama,<br />
kuyumcuların dükkanları altınlarla dolar, tasar.<br />
*Sen susmadıkça, düsünce bir sey söyleyebilir mi Düsünceyi ancak konusarak belirtirsin, sen sustugun zaman,<br />
düsünce içinde hapsolur kalır. Ama gönül agız açınca, dil konusmaz olur, susar.106<br />
106 Hz. Mevlana dilsiz, dudaksız konusma üzerinde çok durur. Dilsiz, dudaksız konusmak, gönüllerin birbirine<br />
seslenmesidir. Gönülden gönüle yol vardır.<br />
*Dünyayı dolduran binlerce ev, binlerce yapı, gizlice mühendisin gönlüne gelmeden meydana çıkmadı.107<br />
107 Nasıl bir mühendis binayı yapmadan önce onun planını hazırlarsa, Cenab-ı Hakk da bilinmez gizli bir hazine iken,<br />
bilinmek diledi. Kainatı yarattı. Arifler a´yan-ı sabiteyi tarif ederken ilahî tasavvur üzerinde dururlar. Hasa Allah maddî bir<br />
varlık degildir ki mühendis gibi plan yapsın. Ama "kün" (=ol) emrini vermeden yaratılacakların hepsi ilahî ilimde belli idi.<br />
*Sırların da ötesinde gizli bir sır var. Yani herseyin ötesinde büyük yaratıcı var. 0 öyle gizli bir sırdır ki, mühendisin<br />
hatırına, gönlüne gelenler hep ondan, o sırdan meydana gelmektedir.<br />
*Gönül tertemiz olursa; günahlardan, suçlardan yakasını kurtarırsa, o sır dünyayı tutar. Iste o zaman mekansızlık<br />
alemi belirir, madde kalkar, hiç kimse ölmez, herkes sonsuzlasır.108<br />
108 Ölüm su madde alemi için var. Mana aleminde sonsuzluk var. Mana aleminde zaman yok, mekan da yok.<br />
*Tebrizli Semseddin´e yalvar da de ki: "Lutfet, o zamansızlık bahçesinden bir kerecik olsun, bize bak!"<br />
1274. Su yaptıklarımızı biz yapıyoruz sanırız,<br />
halbuki bizim yaptıklarımız Sen´dendir.<br />
Mef´ulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. VI,2979)<br />
• Hergün seher vaktinde bizi arayan Sen´sin. Biz gafletteyiz, uykuya dalmısız. Bizim uyanık devletimiz, saadetimiz<br />
Sen´sin.<br />
• Sen´in yüzlerce baharın var. 0 yüzden biz gül bahçesine döndük, sevgilimiz Sen oldugun için çok mutluyuz.<br />
Gönlümüz rahat ve apaydın...<br />
• Sen´in sevgi denizinde, gemiden daha elsiz, ayaksızız. Sesimiz de Sen´sin, nes´emiz, oynamamız da Sen´sin.<br />
Sallanmamız, yürüyüp gitmemiz de sensin.<br />
• Gönül nelere dalmıssa, nelere vurulmussa hepsinden sogumus, vazgeçmis de ondan sonra gönle: "Bize tutulan,<br />
vurulan Sen´sin." demissin.<br />
• Bazı bazı cüz´î irademiz var da, su yaptıklarımızı biz yapıyoruz sanırız. Fakat bizim yaptıklarımız da Sen´dendir.<br />
Çünkü süphelerimizin, zannımızın öz mayası da Sen´dendir.<br />
• Çektigimiz her seyi, hakîkatte Sen çekmedesin. Aldıgımız bir sey yok ki hakîkatte onu bize alan Sen olmayasın.<br />
• Ey efendim! Ey padisahım! Sahid ol; konusmaya tövbe ettim. Artık bir sey söylemeyecegim, Çünkü sözsüz, feryadsız<br />
sırlarımızı bilen Sen´sin Sen!<br />
1275. Ey bas! Neye, kime secde ettigini bil!<br />
Mef´ülü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. VI,2977)<br />
• Hergün seher vakti bir peri kızı gelir. Beni çeker dısarı çıkarır, bana der ki: Canım benim, beni bırakıp nereye<br />
gidiyorsun<br />
• Sen bir asık isen, benim gibi birisini bulamazsın, tacir isen benim gibi alıcı nerede var Benim gibi candan bir müsteri<br />
bulunur mu<br />
• Bir arif isen gerçekten de canın bildigi, tanıdıgı varlık benim; yok hiç bir sey degilsen benimle dost olursan, öyle bir<br />
hale gelirsin ki adeta kendiliginden uçarsın.<br />
• Yolunu sasırmıs bir kisi isen, sana Mustafa(s.a.v.)´in nurunu veririm, degersiz bir bakır iken seni en degerli ca´ferî<br />
altını haline getiririm.<br />
• Alemin dayandıgı, güvendigi bir kisi bile olsan, yine bizim yüzümüze muhtaçsın. Nurlu bir sabah haline gelsen, yine<br />
bir mana günesine ihtiyacın vardır.<br />
• Karadan ve denizden vazgeç de hakîkat Kaf dagına çık; kurunun, yasın üstüne oturma, yani iyi ve kötü insanlarla<br />
ilgilenme, yaratılanları hos gör!<br />
• Ey gönül! Sen gerçekten gönül isen, kendini o mana sevgilisinden ayırma! Ey bas! Eger sen de gerçekten bas isen,<br />
serserice secdeye kapanma! Neye, kime secde ettigini bil!<br />
1276. Ask sehrinde yasayan insanların her günü bayramdır.<br />
Mefnlü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ülün<br />
(c. VI, 2637)<br />
• Bugün bu sehirde acayip bir gürültü, bir feryad var. Bütün bu isler bir güzeller güzelinin gözlerinin büyüsünden<br />
meydana geldi.<br />
• Ey ask sehri! Sen nasıl bir sehirsin ki, sende yasayan insanların her günü bayramdır Ey sehir! Güzellikle, letafetle<br />
mekanın zaman haline gelmis de sen mekansız bir mana sehri olmussun. Sen dünyada gözle görülen sehirlerden degilsin.<br />
• Böyle bir sehirde aslında mekanın yeri olmadıgı gibi, zaman da yoktur. Ey güzel varlık! Senin mübarek nefesinle her<br />
yer görülmemis, isitilmemis, duyulmamıs bir hale dönmüs.<br />
• Bugün bu Mısır´da güzellik Yusufunun yüzünden, zorlamadan, alıstırmadan her kurt çoban haline gelmis.<br />
• Bu sehirde iki yüz yasına basmıs ihtiyarlar, o ilahî nefesle Yusufun askını düsmüsler de Züleyha gibi gençlesmislerdir.<br />
• Bu sehirde gönüllere, canlara hükmeden odur. Allah´ın takdîri gibi her sey askın emri ile olmaktadır.<br />
• Gecenin karanlıgı ay ısıgında nasıl yok olup giderse, benim gibi senin gibi yüzlerce insan benlikten, bizlikten geçmis<br />
de onun güzelliginin nurunda yol olmuslardır.<br />
• Onun varlıgından, huzurundan baska yerde mana fakîrlerine murat kapısı yoktur. Günese benzeyen yüzünün<br />
nurundan baska yerde kurtulus bulunamaz.<br />
• Onun vasfına, nasıl olduguna dair bir seyler söyledim ama iki sözüm kaldı onu da dinle: "Gücüm, kuvvetim yok ki<br />
bahs ettigim filandır, deyeyim."<br />
1277. Gönül yerinden fırladı, acayip bir yere gitti.<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. VI,2860)<br />
• Bizimle beraber oturanların akıllarını, fıkirlerini kapıp götüren birisi var. 0 bir ay mıdır Ugurlu bir haber midir Acaip<br />
bir dert midir Acaip bir deva mıdır<br />
• Bizimle beraber oturanların arasında öyle bir saf yaran var ki, onun bakısından acayip bir nur, bir ısık gönül<br />
penceresinden parıldıyor.<br />
• Bu nasıl bir candır ki, canım ona; "Sonsuz ol, ebedî olarak yasa!" demek için sonsuzlugun ta kendisinden basını<br />
dısarı çıkardı, seslendi.<br />
• Gönüllerinde gam karanlıgından, ızdıraptan bag, köstek bulunanlar, onun himmeti sayesinde acayip bir çözüm yolu<br />
bulurlar.<br />
• Topraktan yaratılmıs bu ten kalıbından, bu bedenden nasıl oldu da böyle göz kamastıran bir ay parladı. Onun<br />
güzelligi karsısında gönül yerinden fırladı. Acayip bir yere gitti.<br />
• Gönül hadiselerin vehm ve hayal evinden dısarı çıkınca acayip bir sarayı gördü.<br />
• 0 sarayın duvarlarında, kapısında ruha ruh bagıslar bir sekilde sekiz cennet parıl parıl görünüyordu.<br />
• Ey Sems-i Tebrîzî; bu kadar korku ve ümitten bizi kurtar da görülmemis bir korku ve ümit, yokluktan çıksın ve<br />
görünsün!<br />
1278. Gönül sırları<br />
Mef´ulü, Fa´iIat, Mefa´îlü, Fa´îlün<br />
(c. VI,2978)<br />
• Ey gönül! Sabahtan beri sende bir baska hal var. Öyle coskunsun, öyle kendinden geçmissin ki, senin gibi coskun ve<br />
dagınık olan beni göremiyorsun.<br />
• Ey gönül! Sen nasıl bir atessin ki, nereden gelirse gelsin, her rüzgar seni canlandırıyor, alevini artırıyor Hayır, hayır<br />
sen atesten de üstünsün, rüzgardan da!<br />
• Ey gönül! Ben seni anlatamam ki, sen her ne isen o´sun. Ancak ben su kadarını biliyorum ki, sen simdi günes gibi<br />
göklerin perdelerini yırtmadasın.<br />
• Ey gönül! Sen nasıl bir incisin Senin degerini ne gökler bilir, ne de müsteri! Gönlü yarattıgın için canım sana feda<br />
olsun Allah´ım!<br />
• Otuz sene Mecnun gibi senin arkandan kostum, durdum. Hem de ıssız vahsi bir adada. Yas ve kum bulunmayan bir<br />
adada senin ardında kostum.<br />
• 0 zamanlar ben her seyin, her varlıgın senin eserin oldugundan habersizdim, gafildim; aklım, îman ve küfür<br />
düsüncelerine takılıp kalmıstı.<br />
• Halbuki iman da senden gelen, senin nurundan ibaret bir lütuf; kafırligin süphesinin, her seyi yapma gücünün bizde<br />
olduguna dair inanç da senin bir takdîrindir.<br />
• Sen hem cennetsin, hem cehennem, hem de kevser havuzu.<br />
• Ey gönül! Sen iki cihandan da dısarı, bütün bir kainatsın. Her sey senden ibaret. Fakat sen, her seyden<br />
münezzehsin, her seyden berisin.<br />
1279. Sensiz ben baharı ne yapayım<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün,<br />
(c. V, 2458)<br />
• Sise fabrikasına dogru tas atma! Gönlü yaralı bir kimsenin gönlünü yaralama!<br />
• 0 tasların hepsini benim gönlüme at! Çünkü baskalarının gönlünden benim gönlüm degersizdir. Baskalarının<br />
kalplerini kırma, sînelerini yaralama, onlara yazıktır.<br />
• Ben kulundan baskasının yüzüne cefa ile bakmamam için, istersen, cefa çeken bütün esirleri esirlikten kurtar, yalnız<br />
ben esirin olarak kalayım.<br />
• Ben vefa ile de, cefa ile de arkadas olmusum. Onlarla hosum. Vefa göstereni de, cefa edeni de seviyorum, ama ne<br />
vefa ile ne de cefa ile yol arkadası olmak istemem. Ben yalnız seninle yola çıkmak isterim.<br />
• Cihan zindanına gelmeden önce, ben hep seninle beraberdim, keske ızdıraplarla dolu bu dünya tuzagına<br />
düsmeseydim. Çünkü senin yanında çok mutlu idim.<br />
• 0 kadar çok söyledim: "Ben yerimden memnunum, sefere çıkmak istemiyorum" dedim. Dedim ama anlatamadım.<br />
Bak bu güç yolculuga düstüm. Yükseklerden yeryüzüne indim.<br />
• Lütfun beni aldattı da dedi ki: "Korkma, git! Benim keremim, bu yolculukta kılavuz olur, sana bir zarar gelmez.<br />
• Gurbete gidersen, asıl yurdundan ayrılırsan, çekecegin zahmetler, ızdıraplar seni pisirir, hamlıgın kalmaz. Sonra<br />
olgun bir halde, hünerlerle dolu bir bilgin olarak yine vatanına dönersin."<br />
• Ona dedim ki: "Ey bilgilerin canı; sensiz ben bilgiyi ne yapayım Bilgi almak için senin yanından kim gider; ancak<br />
senin büyüklügünden haberi olmayan gider."<br />
• Senin elinden sarap içtigim zaman, aklım basımdan gider. Hos bir sarhoslugu tadarım. 0 zaman tehlikesiz, korkusuz<br />
bir kimse olurum. Beserî kötülüklerden kurtulurum.<br />
• Efendim kulagıma yol kesenlerin sözleri gibi bir takım sözler söyledi, beni bastan çıkardı. Sersem edip yola salıverdi.<br />
• Benim ötelerden bu dünyaya sürgün edilisimin hikayesi çok uzundur Eger o essiz varlıgın keremi bizim kederlerle<br />
dolu gecemize hos bir seher göndermezse, ah hîlesinden ah...<br />
1280. Mutluluk neyinden yine hos bir ses geldi.<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. V],2967)<br />
• Mutluluk ney´inden yine hos bir ses geldi: Ey can! Sen, neselen, el çırp! Ey gönül; sen de oynamaya basla!<br />
• Manalar madeni, parlamaya basladı. Cihan mutluluktan kahkaha attı. Güzel bir sofra hazırlandı. "Haydi sofraya<br />
buyurun!" diye sesler geliyor.<br />
• Ilkbaharın hos kokularını cigerlerimize çekiyoruz. Yesillikleri seyre daldık. Biz hay huylar içinde, bir güzel yüzlünün<br />
askı ile mestiz.<br />
• 0 güzel varlık, bir deniz gibidir. Biz ise, bulutuz. 0 gizli bir hazinedir. Biz ise bir viraneyiz. 0 nurlar saçarak parlayan<br />
bir günestir. Bizler onun nuru içinde oynasan zerreleriz.<br />
• Ben asıgım, günahlardan, kötülüklerden arınmısım. Beni bırak söyleyeyim!.. Hz. Mustafa´nın nuru ile ay´ı<br />
yarıvereyim.<br />
1281. Asık ol da elemden kurtul!<br />
Mef´ulü, Fa´lün, Mef´ulü, Fa´lün<br />
(c. VI, 3036)<br />
• Hakikat yollarında yürürken, bazen deve gibi bir bataklıga batarsın. Bazen da av gibi!<br />
• Oglum neden böyle kosup duruyorsun Anlıyorum, sonunda dogru yolu bulacaksın.<br />
• Ey gönül! Sen tarafsız tarafa git de, Hakk´ı orada ara! Hakk her seyden münezzehtir. Sen onu bulmak için sebeplere<br />
takılıp kalıyorsun.<br />
• Sen onu isterken, hak yolunda yürürken manevî zevklere kapıldın. Kaba saba, aba içinde iken, süslü ipekli elbiseler<br />
giydin.<br />
• Aklını basına al da Hak asıgı ol! Çünkü asıklıktan baskası bas agrısı verir, dert verir, huzursuzluk verir.<br />
• Çengi çalmak üzere eline alınca, seni ayıplıyacaklar diye utanırsın. Ama çalmaya baslayınca, etraftakileri<br />
neselendireyim derken kendin neselenirsin.<br />
• Bu yolda gayeye varmak için aklı bırak! Düsünceden vazgeç! Hayranlık mutlulugunu elde et!<br />
• Aklına bir düsünce gelince, onun zıttı oldugunu da bil! Birbirine zıt iki düsünceden hayretler içinde kalır, ihtimallere<br />
kapılırsın...<br />
• Çünkü tereddüt insanı hayrete, hayret de tereddüde götürür. Bu iki degisik halden ötürü, sasırır kalırsın, yerinde<br />
sayarsın, ilerleyemezsin.<br />
• Düsünceye baslayınca bunun yolunu gör! Daha ne vakte kadar hakîkati söylemekle anlamaya çalısacaksın<br />
1282. Sen büyük ve üstün bir varlıksın. Kötülüklerle dolu bu dünyada ne isin var<br />
Mütefa´îlün, Fe´uliin, Miütefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2837)<br />
• Müjde, ey asıklar müjde! Bu ayrılık kalmaz. Sevgiliye kavusma zamanı gelir. Elbette Allah Allah´lıgını yapar, darda<br />
kalanlara acır.<br />
• Kereminden iyi haberler ulasır, binlerce bayram gelir. Iki cihanın manevi nimetleri önünüze konur. Siz henüz<br />
nerdesiniz<br />
• Allah´ın keremi kendine seni çeker de, gönül muradına erer. Artık gönülde onun bunun gamı kalmaz. Safa üstüne<br />
safa duyulur.<br />
• Ey sadık asıklar! Dostun yolunda dogruluktan ayrılmayın. Yanlıs yollara sapmayın! Çünkü sizin içinizde vefasızlıgı<br />
reddeden, ezelde verilmis mutlu bir söz, bir ahd vardır.<br />
• Ey Hakk yolcusu! Senin maddî varlıgın toprak makamında iken gizli bir sefer yapmıstı. Adamlık makamına gelince,<br />
üstünlük mertebesini bulman gerek.109<br />
109 Bu beyitlerde insan ruhunun ezelde Cenab-ı Hakk´ın ruhlara "Ben sizin Rabbiniz degil miyim " hitabına karsı<br />
ruhların "Evet" diye cevap vermeleri sebebi ile, Hakk´la adeta bir sözlesme, ahid yaptıklarına, bu yüzden dogru, vefalı<br />
olmaları gerektigine isaret var. Ayrıca insanın maddî varlıgının, bedeninin geçirdigi safhalara da isaret var. Ariflerce<br />
"Devriye´ diye adlandırılan bedenimizin unsurlarının, minerallerden, bitkilere, bitkilerden hayvanlara, hayvanlardan<br />
insanlara geçen bir sefer yaptıgı hatırlatılmaktadır. Bu sefer yanlıs anlasılmamalıdır. Ruh Allah´ın emrindedir. Bu seferin<br />
ruhla ilgisi yoktur. Sadece maddî varlıgımız bahis konusudur. Çünkü tenasühü, ruh göçünü müslümanlar kabüul etmezler<br />
ve buna inanmazlar.<br />
• Sen aslında bu dünyada bir misafirsin. Geldigin yere, göklere, ötelere sefer et! Sen ibadetle, riyazetle bedenini,<br />
maddî varlıgını hırpala ki, Allah sana kurtulus yolunu göstersin.<br />
• Gönül adını verdigin bir damla kana baksana! Bu manevî varlık ayakla, kanatla gidilmeyen bir yoldan, bütün<br />
dünyanın çevresini dönüp dolasıyor.110<br />
110 Gönül, manevî bir duygudur. Kalple, kanla ilgisi yoktur. "Damla kan" mecazî bir mana tasır.<br />
• Bazen batıya dogru gider, bazen doguyu dolasır. Velilerin nuru gibi bazen ars ve kürsü üzerine çıkar.<br />
• Göklere kadar yükselen gözdeki nura bak! Göze o nuru vereni düsün! Onu mana içinde bul! Onun yarattıklarına<br />
hayran ol! Onu kendine çok yakın olarak bil!<br />
• Sözü uzatmaktan vazgeç! Sus artık, senin ayagın yok mu Ayagın varsa ve sen üstün bir varlık, Allah´ın keremine,<br />
ihsanına na´il olmus, manen yücelmis bir insan isen, bu kirli dünyaya neden tapıyorsun Neden onun esiri oldun<br />
1283. Ben senin elinde bir kalem gibiyim.<br />
Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün<br />
(c. VII, 3306)<br />
• Sevgilim! Ben senin çadırınım, istedigin zaman kurarsın, istedigin zaman bozarsın. Ben senin elinde bir kalemim;<br />
istedigin zaman yontarsın, istedigin zaman da kırarsın.<br />
• Ben bir sancak parçasıyım. Beni bazen bas asagı edersin, bazen da tutar dagın tepesine çıkarır dikersin.<br />
• Ben bir pencerenin nurunda, hava içinde görünen bir zerreyim. Sen pencerenin üstünde oldugun içindir ki titreyerek<br />
pencereye dogru gidiyorum.<br />
• Sen sakın bana zerre deme! Beni bir cihan gibi gör! Iki cihan da günes olmasa aydınlanabilir mi<br />
• Eger ben, sensiz padisah olsam ne ise yararım "Biz" ve "ben" demem de yalan olur. Ama ben topraktan<br />
yaratıldıgım halde seninle beraber bulunursam, o benlik ne hostur.<br />
• Ben sana sızlanırım, inlerim. Halbuki sen diyorsun ki: "Ben seni uzaklastırdım." Görelim bu havada sen zerreye ne<br />
yapacaksın<br />
• Bir zerreye günes tenezzül edip de danısır mı Hem sen öldür, hem sen dirilt.<br />
• Sen bu gönüle ne verdin ki, böyle saga sola sapıyor Bazen da ne sag, ne sol, ne korku, ne güven biliyor.<br />
1284. Can hekimi ne getirdi<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. VI,2566)<br />
• Can hekimi bana bir tepsi içinde yol armaganı getirdi. 0 tepsinin içinde bulunanlardan yiyince bunak bir ihtiyar da<br />
olsan, taze ve güzel bir genç olursun.<br />
• 0 yediklerin bedene canlılık, kuvvet; canına da sarhosluk verir. Gönülden gevsekligi, yüzden de sarımtıraklıgı giderir.<br />
• 0 Hz. Isa´nın tepsisi idi. Isa´dan can hekimlerine miras kalmıstı. Ecel zehrini bile içsen, o tepsinin içinde<br />
bulunanlardan tiryak, deva elde edersin, ölümden kurtulursun.<br />
• Ey bu tepsiyi arzu eden kisi! Yüzünü bu kıbleye dön! Hakk´a yalvar! îIbadet et! Ona layık bir kul ol! Hakk´a candan<br />
yöneldigin için temizlenir, cihanın ay yüzlüsü olursun.<br />
• 0 tepside saklı olan can armaganı nasıl bir seydir ki, dise dokunmaz 0 ne yastır, ne kuru, ne sıcaktır, ne de<br />
soguktur. 0 öyle mübarek bir haptır ki, ondan bir tane alsan, Hz. Isa´nın bulundugu, kendisine ev edindigi gök kubbenin<br />
üstüne çıkarsın. Sonunda kamil bir insan olursun.<br />
• Her aciz kisi, senin bu lütfundan, ihsanından kazançlar elde etti. Senin besledigin asla zayıflamaz, perisan olmaz.<br />
• Senin yer verdigin, bir makam ihsan ettigin kimse, bulundugu yerden bir sey kaybetmez. Gamdan temizledigin<br />
gönlü, artık gam isgal edemez.<br />
1285. Sen ilk önce yaratılan bir ruhsun, hiç kimseden dogmadın.<br />
Mütefa´îlün, Fe´ulün, Mütefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2845)<br />
• Sevgilim, beni kınayarak; "Niçin böyle yol ortasında düstün kaldın " diyor. "Sevgili!" diyorum, "Sen bana öyle bir<br />
sarap verdin ki beni yere serdin."<br />
• Ben yere öyle serildim, öyle kendimden geçtim ki, mahserde bile kalkamam. Sarap kabının kapagını senin öyle edalı<br />
bir halde açısın, kadehi de nazik parmaklarınla öyle bir tutusun var ki:<br />
• Mest olmusum, kendimi kaybetmisim. Fakat su kadarını biliyorum ki, sen hemen geldin, elinle basımı tutup gögsüne<br />
dayadın.<br />
• Sevgilim; sen gerçekten üstün bir varlıksın. Askının sakîsi olan o güzel gözlerin yok mu Onlar bana kadehsiz sarap<br />
sunmadalar.<br />
• Bu hal de senin lütfunu, ihsanını gösteriyor; gözlerinin sarabı ile mest olmasam, aklım basımda kalsa sevinçten<br />
çatlardım.<br />
• Sen bana sarap sundun, ben ellerimi hemen neseden birbirine vurdum.<br />
• Sundugun o bir kadeh yok mu Beni binlerce elemden, mahrumiyetter kurtardı.<br />
• Hele senin o yarı mest gözlerinden nese, sevinç dogmustur. Su bir gerçektir ki: "Sen ilk önce yaratılan bir ruhsun,<br />
sen hiç kimseden dogmadın."<br />
1286. Asıkların namazı<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2831)<br />
• Aksam namazı vakti gelince, herkes ısıgını yakar, sofrasını kurar; ben de, gönlümde sevgilinin hayalini bulur, feryad<br />
ü figana baslarım!<br />
• Gözyaslarımla abdest aldıgımdan ötürü, namazım böyle atesin olur! Ezan sesi, mescidimin kapısına gelince, onu,<br />
yakar yandırır!<br />
• Kıblemin yönü ne taraftadır ki, benim namazım kazaya kaldı! Sana da, bana da daima kazadan bir imtihan<br />
gelmededir!<br />
• Acaba, Allah askıyla mest olanların namazı dogru mudur; sen söyle! Zira, mest olan ne zamanı bilir, ne de mekanı!<br />
• Acaba, bu kıldıgım ikinci rek´at mıdır, yoksa dördüncü rek´at mıdır Acaba, hangi sureyi okudum .. Çünkü,<br />
heyecandan dilim tutulmustur!<br />
• Hakk´ın kapısını nasıl çalayım Zira, bende ne el kaldı, ne de gönül! Ben, bende degilim; benim elimi de Sen aldın,<br />
gönlümü de!.. Allahım; bende hiç bir sey kalmadı! Hiç olmazsa Sen, bana bir güven ver. bir eman ver!<br />
• Allah´a yemin ederim ki, namazı nasıl kıldıgımın farkında degilim! Rüku´ı tamamladım mı, imam kimdir; haberim bile<br />
yok!<br />
• Bundan sonra ben, her imamın önünde ve arkasında gölge gibi olayım da, benim gölgemi düsürenin, beni yaratanın<br />
korkusundan bazan secdeye kapanıp güçleneyim, bazan de ayaga kalkıp uzayayım!<br />
• Gölgenin ne degeri vardır Onun rükü´ına da bakma, kıyamına da önem verme; gölgeden bir sey bekleme! Gölge<br />
cansızdır; onda bir can vardır sanma!<br />
• Gölge, hesaba katılmaz; gölge, bir hiçten ibarettir! Çünkü o, baskasının canı ile kımıldanır, hareket eder! Gölge,<br />
bazan iki elini çırpar kendini meydana getiren sahibini arar!<br />
• Varlıgım kalmadıgı için hep gölgeden bahsedip dururum! Gölgede agız bulunur mu Gölge, kendini düsürenin<br />
emrindedir; ona tabi olur!111<br />
111 Bizler, dünyayı sevdigimiz, kendimizi islerimize çok verdigimiz için, namazda, Hakk´ın huzurunda oldugumuzu<br />
düsünmeyiz de, yaptıgımız yahut yapacagımız isleri düsünür dururuz. Ne kadar ugrassak bu hatalardan kurtulamayız.<br />
Hatta, aklımıza gelen dünya islerine kendimizi o kadar veririz ki, namazı sasırırız. Yukarıdaki siirde görüldügü üzre, Hz.<br />
Mevlana, ask namazı kıldıgı için, Allah sevgisi ile mest oldugu için hangi süreyi okudugunu, kaçıncı rek´atta bulundugunu<br />
bilemiyor. Bizlerse, dünya sevgisi ile sarhos oldugumuz için namazı sasırıyor, hatıraları gönlümüzden atamıyoruz.<br />
1287. însan Allah´a yakın olunca, tuttugu yol ne güzel yoldur!<br />
Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI, 2830)<br />
• Ey konak bekçisi; sen, ne biçim bekçisin Geceleyin hırsızlar gizlice bizim bütün varımızı yogumuzu alıp götürmüs!<br />
• Yüzüne soguk su vur, uyan; bagır çagır! Senin uykuya dalısından, kazandıgımız bütün kar ziyan olup gitti!<br />
• Tembelligi bırak da, yıldız gibi, geceleri yol al, ibadetle mesgul ol! Sen, manen göklere yükselmissin;<br />
yeryüzündekilerden ne korkarsın<br />
• Bir insan, Allah´la beraber bulunur, Allah yol arkadası olunca, o yol ne güzel yoldur Sert cehennem bile, onun için<br />
ebedî cennet olur!<br />
• Hatırlanmaya sebep olsun diye; "Ne armagan götüreyim " deme! Günes ve aya, armagan olarak kendi parlak yüzleri<br />
kafıdir!<br />
• Sen, güzelce yat, uyu; bahtın, senin için uyumaz!112 Sen, öyle ugurlu bir kisisin ki, eline tas alsan akik madeni olur!<br />
112 Bu mısra, Fuzülî merhumun su beytini hatıra getiriyor:<br />
"Seb-i hicran yanar canım, döker kan çesm-i giryanım<br />
Uyarır halkı efganım, kara bahtım uyanmaz mı "<br />
1288. Asıklar toplulugunun rengiyle boyan da, can zevki al!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2577)<br />
• Hakk asıkları toplulugunun rengiyle boyan da, can zevki al, manevî heyecanlar duy! Ask meyhanesinin bulundugu<br />
semte gel ki, orada, mana sarabını son damlasına kadar içenleri göresin!<br />
• Hakk Asıkları meyhanesine gel de, bir sevda kadehi çek! Bırak; ham kisiler seni çekistirsinler, onlara rüsva ol! Su<br />
fani basın iki gözünü bagla ki, gizli olan gözü göresin!<br />
• Eger cananı, gerçek sevgiliyi kucaklamak arzusunda isen, iki elini aç! Topraktan yaratılmıs olan beden putunu, benlik<br />
putunu kır ki, güzellerin yüzünü göresin!<br />
• Ne zamana kadar binbir kocadan arta kalan bir acuze için, yani dünya için kendini harcayıp duracaksın, ona deger<br />
vereceksin! Üç dilim ekmek için bu didinmeler, bu ıztıraplar, bu paralanmalar deger mi<br />
• Gerçek sevgili, geceleyin herkes uyuyunca ev ev dolasır, asıklarını arar! Sen, aklını basına al da, bu gece, hashas<br />
yiyerek uykuya dalma; seni uyutacak yemekten el çek ki, mana yemegi yiyesin, agzının tadını bulasın!<br />
• "Düsman, beni filandan ayırdı!" diyorsun! Yürü; filanı terket de, bir filan yerine yeni bir filan göresin!<br />
• Sana sevme duygusunu vereni, düsünce lütf edeni, yani Allah´ı düsün; baska bir sey düsünüp de üzülme! Gerçek<br />
sevgiliyi düsünmek, elbette ekmek kazanmayı düsünme yüzünden çekilen ızdıraptan iyidir!<br />
• Bu sözleri artık bırak, sus! Sus da, bu sözleri sana söyleteni düsün, ona dogru yönel! Candan cihandan geç ki, asıl<br />
canı, asıl cihanı göresin!<br />
1289. Ne zamana kadar gurbette kalacaksın<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2572)<br />
• Sevgilim! Gurbet ellerinde neden bu kadar çok kalıyorsun; daha ne kadar perisan olacaksın Bu gurbetten vazgeç,<br />
geri dön!<br />
• Ben, sana yüzlerce mektup gönderdim, geri dönmen için yüzlerce yol gösterdim! Ya mektuplarımı okumuyorsun,<br />
yahut dönme yolunu bilmiyorsun!<br />
• Artık, gurbetten geri dön! 0 bulundugunuz yerde, kimse senin kadrinı kıymetini bilmez! Sen, mana madeninin pek az<br />
bulunur bir incisisin; o tas yüreklilerle oturma!<br />
• Sen; hem susun, hem ırmaksın, hem de hakikat suyunu arıyorsun! Sen; hem arslan, hem ahusun, hem de bunların<br />
hepsinden daha iyisin!<br />
• Can, daha ne kadar ayrılık atesine yanacak Sen mi daha güzelsin, yoksa can mı Canım ile öyle karısmıssın ki, sen<br />
can mısın, yoksa cananın ısıgı, nuru musun<br />
• Geceleri ayın nurusun, dudaklarda halis sekersin, agızlarda lezzetsin! Ya Rabbi; Sen, nasıl bir varlıksın Ya Rabbi;<br />
Sen, dünyanın görülmemis bir güzelisin!<br />
• Bizim için, askınla can vermek, seker gibi ölmektir! Sen´in avucundan seker yemek, hayat kaynagının basıdır!<br />
1290. Hayalin, daima, iki gözümün önündedir!<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2598)<br />
• Ey canım, ey cihanım! îyilik olsun diye bir an için olsun, yüzünü bize döndürür isen ne ziyan edersin, neyin eksilir<br />
• Yüzün ates gibi parlak, kokun gül kokusu gibi hostur! Aman ya Rabbi; sende nasıl bir güzel yüz var! Aman ya<br />
Rabbi; sende nasıl hos bir koku var!<br />
• Senin hayalin, hep iki gözümün önündedir; uyanık oldugum halde ne güzel bir rüya görüyorum!<br />
• Hayalin gönlümü oksadıgı zaman, hasta gönlüm bu iltifatın, bu manevî zevkin yüzünden kabına sıgmaz olur!<br />
• Saglıklı da olsam, hasta da olsam, sana bakarım da; "Sen, ay parçası mısın; sen, göz nuru musun Yoksa sen,<br />
bambaska bir can mısın " diye sorarım!<br />
• Senin güzelliginden utandıgı için, gül dalı, basını önüne egmistir; bülbül, benim inleyisimden ötürü, inlemez<br />
olmustur!<br />
• Bütün bunlara ragmen, ey gözüm, ondan ümidini kesme; gözyasları ile ötelerden inciler yagdıran bahar bulutu gibi<br />
ol, sen de inciler yagdır!<br />
1291. Kainatta hersey, sevinç ve neseyi senden alır!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün,<br />
(c. V, 2485)<br />
• Benim yaverim, yardımcım sensin; Allah için olsun, bana dostluk göster! Senin için, benim hasta ve zavallı<br />
gönlümden daha zayıf hiç bir av olamaz!<br />
• Eger sen, tenezzül buyurup lütfedip beni kucaklayıp sıksaydın, ızdıraplar, kederler, üzüntüler beni sıkar mıydı<br />
• Eger sen, merhamet bulutundan benim "basıma yagdırsaydın, gözlerim, bulut gibi gözyasları döker mi idi<br />
• Eger sen, hos kokulu güzel saçlarını oksamama müsaade etseydin, hiç olmazsa saçlarının ucunu olsun avucuma<br />
verseydin, ben, elimi uzatırdım da gögün kulagını bükerdim!<br />
• Eger sen, bir gece lütfedip basımı kasısaydın, ben, "ay"ın basından külahını kapıp alırdım!<br />
• Sen, lütuf güllerinden basıma serptigin içindir ki, yürürken hiç bir diken ayagıma batmadı!<br />
• Ey dudagım; fazla konusma, sus! Kulagını ötelere dogru çevir; ötelere kulak ver de, sesler duy! 0 sesler, sana gam<br />
otagı olsun!<br />
1292. Ey ruhani varlık; beni benden alıp götürdün!<br />
Mef´ülü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2592)<br />
• Ey ruhanî varlık! Bugün bana ne getirdin Ne getirdigini bilmiyorum ama, sunu biliyorum ki, beni benden alıp<br />
götürdün!<br />
• Ey güzelligin gül bahçesi! Bugün ne kadar güzelsin, ne kadar hos kokuyorsun! Hangi gül fidanında gülerek açıldın,<br />
koku saçıyorsun; hangi gül bahçesi seni bagrına bastı, besledi<br />
• Bugün, sende sasılacak bir hal var; sarhossun, düse kalka yürüyorsun Söyler misin, hangi bahçede açıldın, kimin<br />
elinden sarap içtin<br />
• Sendeki o cömertlik, o altın saçan huy, o sultanlık yok mu, ihtiyarlara da gençlere de cömertlik ögretti!<br />
• Hem yol arkadasısın, hem dert ortagısın; toplulukta da varsın, ferdle de berabersin; hem sevensin, hem sevilensin!<br />
• Bununla beraber, toplulukta otur; benimle de gelme! Korkarım ki, yolda benimle gelirken geri döner kaçarsın!<br />
• Eger gelecek olursan, yalnız gel; gönlünü (varlıgım, benligini) bırak, getirme! Çünkü, gönülden, iki gönüllülük<br />
çıkmaz; bazan sıcaklık, bazan sogukluk görülür!<br />
1293. Sen, su anda kendi bedeninin kabrinde bulunmaktasın!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. IV, 2454)<br />
• Dünyadaki yasayısımız, bazan tatlıdır, hostur, bazan da kederlerle doludur, hos degildir! Aklını basına al da sen,<br />
daima hos yasama mülkünü bagıslayana gönlünü ver; fani dünyaya degil, ebedî hayat lütfedene asık ol!..<br />
• Bütün ömrümüzün gecesi siyah, gündüzü aydınlık olarak geçer! Sen, ilahî nurla daima aydınlık olan bir ömrü ara!..<br />
• Ey, arasıra mezarı ve lahdi aklından geçiriyorsun, son nefesini verince gidecegin yeri düsünüyorsun! Halbuki sen, su<br />
anda, daha ölüm gelmeden kendi bedeninin kabrinde yatmaktasın! Gafil oldugun için, bu nükteyi anlayamıyorsun!..<br />
• Sana rızık vereni düsünmek, ona sükretmek, onu hatırlamak, minnet hisleri duymak sana helal rızık yerine<br />
geçecektir! Sen, onu bırakıp da sayılı rızık pesinde didinip duruyorsun, dükkan sevdasına kapılıyorsun!..<br />
• Can alemi, safa denizidir; bedenin, maddî varlıgın da onun köpügü gibidir! Safa denizine bak; köpüklerden elini<br />
çek!..<br />
• Köpük, denizin üstünde hiç durmadan oynar! Çünkü, arka arkaya gelen dalgalar onu rahat bırakmaz!<br />
• Köpük kıyıya vurunca su kesilir! Çünkü, birlik denizinin gönlünde iki renklilik yoktur!<br />
• Bütün canlar birdir, bir yerden gelmistir! Görünen her sey, kainatın sahibi, kainatı yaratan büyük bir varlıgın<br />
bulunusunun belirtileridir! Eger aklın varsa, sası gözünü düzelt de, kainata öyle bak!..<br />
1294. Sevgilin yoksa, neden aramıyorsun<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´lün<br />
(c. VI,3061)<br />
• Eger sevgilin yok ise, niçin aramıyorsun Eger sevgiline kavusdu isen, niçin sevinmiyor, neselenmiyorsun<br />
• Nefse uymak (Ebu Cehillik), seni Hakk´tan gizliyorsa, sana perde oluyorsa, Ebu Cehil ile, Ebu Leheb ile ne diye<br />
savasmıyorsun<br />
• "Bu nefisle savasmak ne zor, ne sasılacak istir!" diye tembel tembel oturuyorsun! Nefisle savasmayarak ask<br />
hevasına uymadıgın için asıl sasılacak kisi, sen olmussun!<br />
• Senin varlıgının gecesinde gizlenmis, pusuya girmis öyle parlak bir ay varken, gece yarısı kalkıp ne diye duaya<br />
koyulmaz, yalvarıp yakarmazsın<br />
• Benim sarabım ask atesidir; hem de, bu sarabı Hakk lütfetmekte, sunmaktadır! Canını böyle bir atese odun<br />
etmedigin için yasayıs sana haram olsun!<br />
1295. Allahım; her seyi Sen takdir buyurursun!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´îlün<br />
(c. VI,2778)<br />
• Ey Allahım! Hastalara ferahlık veren Sen´sin; lütuflar ve merhametler arasında can gibi gizlenen Sen´sin!<br />
• Kullarını, Sana yalvarsınlar yakarsınlar diye hasta edersin! Çünkü, inlemenin, yalvarmanın, figan etmenin alıcısı,<br />
kabul edicisi Sen´sin!<br />
• Su dünyada herkes, derdine derman aramaktadır! Halbuki, dertlilerin dertlerinin dermanı ise Sen´i arıyor! Çünkü,<br />
derdi de, dermanı da yaratan, süphesiz Sen´sin!<br />
• Insanı, sunun bunun kapısına düsüren dertler, önceden meydana gelen bir perdedir! Bu perdenin sonunda, son<br />
ucunda, yine Sen varsın! Her dertli, sonunda yine Sen´in lütuf kapına basını vurur!<br />
• Sonunda, süküunete kavusmaları, rahat etmeleri için hastaları inletir durursun! Halbuki, hakikatte bizim derdimiz de,<br />
inleyen, feryad eden de Sen´sin!<br />
•"Sen´sin!" diyen de, vallahi Sen´sin! Bu meydanda oynanan top da Sen´sin topu çeviren de Sen! Bu top oyununu<br />
seyreden de Sen´sin!<br />
• Kölelik de, efendilik de, sultanlık da hep Sen´in yazındır! Egri yazı da : dogru yazı da hep Sen´in mektebinde<br />
yazılmıstır!<br />
• Bizim bedenlerimiz, birer evdir; ruhlarımız da, o evlerde birer konuk! Ey Allahım! Biz, yokuz; bedenlerimiz de,<br />
canlarımız da Sen´in gölgenden ibarettir! Aslında tenlerimiz de, misafir olan canlarımızın canı da Sen´sin!<br />
1296. Ey gül koklayan bülbül!<br />
Mefülü, Mefa´îlün, Mefülıi, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2593)<br />
• Eger sen günesten yararlanmak istiyorsan, geceleri ay ısıgını arzu ediyor isen, iste dogudan günesi gönderen,<br />
geceleri ayı göklerde dolastıranı anla! Eger sen ibadet etmek için seher vaktini düsünüyorsan, sabahı arzu ediyorsan, onları<br />
sana lütfedeni tefekkür et; gönlün, minnet ve sükran hisleri ile dolsun!<br />
• Ey Ken´an diyarının Yusufu, ey Süleyman´ın canı! Eger sen taç ve kemer istiyorsan, iste sana bir taç ve kemer<br />
bagıslayan essiz varlık!..<br />
• Ey gaza safının Hamzası, ey savasların Rüstemi! Eger kılıç ve kalkan istiyorsan, iste sana bir kılıç ve kalkan ihsan<br />
eden!..<br />
• Ey gül koklayan bülbül, ey hos konusan papagan! Eger tat ve seker istiyorsan, iste sana tat ve seker veren!..<br />
• Ey aklın ve zekanın düsmanı, ey asık öldüren asık! Eger kulak ve göz istiyorsan, iste onları sana lütfeden varlık!..<br />
• Ey kinle dolu seytan, ey insanın en eski düsmanı! Eger sen fitne ve ser istiyorsan, iste sana ilahî adaleti yerine<br />
getirmek için insanların basına fitne ve ser yagdıran!..<br />
• Sus; o kadar söylenme! Kalk, yola düs! Eger yol arkadası istiyor isen, iste sana yol arkadası yollayan!..<br />
• Ey Tebrizli Semsülhakk! Güzelliginizden ve gönül alıcı olusunuzdan ötürü, dertli bir asık arzu ediyor isen, iste sana<br />
dertli bir asık!..<br />
1297. Bu yol vuruculuk ne zamana kadar sürüp gidecek; bu senlik benlik nedir<br />
Müfte´ilün, Fa´îlün, Müfte´ilün, Fa´îlün<br />
(c. VI,3020)<br />
• Gel, gel, daha yakın gel! Bu yol vuruculuk ne zamana kadar sürüp gidecek Mademki sen bensin, ben de senim,<br />
artık bu senlik ve benlik nedir<br />
• Biz, Hakk´ın nuruyuz, Hakk´ın aynasıyız! Su halde, kendi kendimizle, birbirimizle ne diye çekisip duruyoruz Bir<br />
aydınlık bir aydınlıktan neden böyle kaçıyor<br />
• Biz, hepimiz, bütün insanlar, tek bir vücut halinde olgun bir insanın varlıgında toplanmıs gibiyiz! Fakat, neden böyle<br />
sasıyız Aynı vücudun birer uzvu oldugumuz halde neden zenginler yoksulları böyle hor görürler<br />
• Aynı vücutta bulunan sag el, ne diye kendi sol elini hor görür Her ikisi de, mademki senin elindir, aynı tende ugurlu<br />
ne demek, ugursuz ne demek<br />
• Biz, hepimiz, bütün insanlar, hakikatte tek bir cevheriz; aklımız da bir, basımız da bir! Fakat, bu kambur felek<br />
yüzünden, biri iki görür olmusuz!<br />
• Haydi, su benlikten kurtul; herkesle anlas, herkesle hos geçin! Sen, kendinde kaldıkça bir habbesin, bir zerresin!<br />
Fakat, herkesle birlestin, herkesle kaynastın mı, bir ummansın, bir madensin!<br />
• Bütün insanlarda aynı ruh vardır; fakat bedenler, tenler yüzbinlercedir! Nitekim, dünyada sayısız badem vardır; ama<br />
hepsinde de aynı yag bulunmaktadır!<br />
• Dünyada çesitli diller, çesitli lügatler var; fakat hepsinin de anlamı birdir! Çesitli kaplara konan sular, kaplar kırılınca<br />
birlesirler ve bir su halinde akarlar!<br />
• Tevhidin ne demek oldugunu anlar da, birligi ararsan, gönülden sözü, manasız düsünceleri söküp atarsan, can,<br />
mana gözü açık olanlara haberler gönderir, onlara gerçekleri söyler!<br />
1298. Gamdan, ızdıraptan daha tatlı bir sey olamaz!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2675)<br />
• Mutlu olmanın sırrını Peygamber Efendimiz´den ögren de, Allah sana ne verirse, ona razı ol!<br />
• Basına gelen derde, belaya razı olur da ses çıkarmazsan, o anda hemen sana cennet kapısı açılır!<br />
• Eger gam elçisi sana gelirse, tanıdık bir dost gibi karsıla, onu kucakla! Zaten o, sana yabancı degildir; onunla<br />
asinalıgın vardır!<br />
• Sevgiliden gelen cefaya karsı sakın suratını asma! Onu, nese ile karsıla; ona "Merhaba, hos geldin!" de!<br />
• Onu güler yüzle, tatlı sözlerle karsıla da, gönül alıcı o essiz varlık, hosa gitmeyen çarsafını üstünden atsın ve<br />
güzelligi ortaya çıksın!<br />
• Gam çarsafına bürünerek gelmis olan o dilberin çarsafının ucundan sıkıca tut ve asla bırakma! Onun çarsafının<br />
kirliligine bakma; içindeki dilber çok güzeldir, çok tatlıdır, pek de vefalıdır!<br />
• Bu yüzdendir ki, bu mahallede, en çok kadına düskün olan benim! Böylece ben, her güzel yüzlünün çarsafını çeker<br />
dururum!<br />
• Güzellerin hepsi de, çirkin görünsünler diye, kirli, biçimsiz çarsaflara bürünerek karsımıza çıkmıslardır! 0 çarsafın<br />
içinde korkunç bir varlık, bir ejderha varmıs hissini vermek istemislerdir!<br />
• Gam belası, beni, korkmus, endiseye kapılmıs olarak degil, gülerek görür! Ben, nese kılıgına girerek gelen derdi<br />
davet etmem; aksine, dert kılıgında gelen devayı çagırırım!<br />
• Sunu iyi biliniz ki; gamdan, ızdıraptan daha tatlı, daha mübarek bir sey olamaz; karsılıgı sonsuzdur!<br />
1299. Bu fani dünyaya baglanıp kalma!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(Bu siir, bir eski yazma mecmuadan alındı.)<br />
• Ey gönül! Bu fani dünyaya, bu toprak yurda neden baglanıp kalmıssın Bu agıldan dısarı çık; çünkü sen, can<br />
aleminin kususun!<br />
• Sen, naz aleminin sevgilisisin; sen, sır perdesi altında oturanlardansın! Bu fani yerde, ne diye oturuyorsun<br />
• Kendi haline bir bak da, suret alemine hapsolmaktan kurtul, manalar çimenligine sefer et!<br />
• Sen, kutsal alemin kususun; ünsiyet, dostluk meclisinin nedimisin! Sen, bu degersiz yerde kalırsan, yazıklar olur!<br />
• Bu cihanda hakikî mutluluk, devlet arama; bulamazsın! îki cihanda selameti, ona kul olmaklıgından iste!<br />
• Ask sözünü bırak! Zira o, bir geçit yoludur, bir köprüdür! Sen, elinden geldigi kadar Allah´a kulluk et, iyi bir insan ol!<br />
• Tebriz´in iftihar ettigi Sems´ten ukba saadetini iste! Çünkü o, manaların ör safında, marifetler günesidir!<br />
1300. Padisah, dilenciden dilenir mi<br />
Fe´ilatün, Fa´ilatün, Fe´ilatün, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2838)<br />
• Sevgilim! Sen gönle geldigin zaman Allah´ın sıfatını alırsın da, ilahî tecelliye mazhar olan Tür-ı Sîna´nın parıltısını<br />
sineden apaçık gösterirsin!<br />
• Sen, geceleyin eve gelince, nurlar saçan çerag gibi olursun da, bütün evi nurlandırırsın!<br />
• Sen, hangi topluluga gelirsen, ne çesit insanların arasına karısırsan, güzelligin ile sarap vasfını alırsın da, herkesi<br />
sarhos edersin; güzelliginin etkisi ile orada bulunanlara coskunluklar, taskınlıklar verirsin!<br />
• Cihan donmus, ölmüs olsa, sen, gayb aleminden baska ne cihanlar gösterirsin!<br />
• Kararsızların, perisan kisilerin gönüllerine gelen arzular, istekler de hep sendendir! Yoksa, kara balçıktan yaratılmıs<br />
olan insanların gönüllerinde bu istekler nasıl belirebilirdi<br />
• Felek, gökler, topraktan olan dünyanın ve topraktan yaratılmıs olan insanların çevresinde gece ve gündüz dönüp<br />
duruyor! Ey felek; bizden ne istiyorsun Sen, nur kaynagı, ısık kaynagı degil misin<br />
• Ey insanoglu! Bazan aglıyorsun, gözyası döküyorsun, bazan da altın sevdasına kapılıyor, toprak eliyor, altın kırıntıları<br />
arıyorsun! Fakat düsünmüyorsun ki, sen, altın madenisin, degerli bir kimyasın!..<br />
• Bir dilenci, padisahtan ihsan isterse, sasılmaz! Ama, bir padisah. dilenciden bir seyler ister, dilenirse, iste buna<br />
sasılır!<br />
• Daha sasılacak sey su ki; o padisah, dilenciye o kadar çok yalvarır, o kadar çok niyazda bulunur ki, dilenci, bu<br />
yakarıslara aldanır da, kendisini padisah sanır!<br />
1301. Ey altın kırıntısı, zerresi; oyna! Çünkü sen, altın madeninin aslının aslındansın!<br />
Mef´ulü, Fa´ilatün, Mef´ulü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2960)<br />
• Ey altın zerresi; nese ile oyna! Oyna; çünkü sen, manevî altın madeninin aslının aslındansın! Her neyi arıyorsan;<br />
titreyerek, oynayarak her neyin pesinde kosuyorsan, bil ki sen, onun aynısın, tıpkısısın!113<br />
113 Bu beyitlerde Hz. Mevlana, vahdet-i vücüd görüsünü, bazı benzetmelerle anlatmaktadır Söyle ki: AItın zerresi,<br />
ezelden, aslından ayrılıp gelmis olan insanın sembolüdür. Zerre i-lahî sarabı içtigi için, onun manevî günesinde, onun askı<br />
ile oynayıp durmakta, onu aramaktadır.<br />
• Günes, bütün ihtisamıyla yüzünü gösteriyor ve zerreden oynamasını istiyor. Ey zerre; sana da, eteklerini toplayarak<br />
onun ısıgında askla sevkle oynamak yarasır!<br />
• Ey zerre; sen, bir gün bir günesi kucaklarsın! Hem nasıl biliyor musun Kanadını onun kanadının üzerine koyarak. Bu<br />
nükteyi anlarsın ya!114<br />
114 Mevlana, bir Mesnevî beytinde; "Bir küp denize gizli bir yol bulup da onun suyu ile dolunca, artık o deniz sayılır!"<br />
diye buyurmustu. Bir damla denize düsünce ne olur Sebüsterî Gülsen-i Raz adlı eserinde; "Bir su damlasının kalbini<br />
yararsan, orada bir deniz bulursun!´ diye yazmıstı.<br />
• Günes, zerrenin önüne bir sarap getirir de; "Ey zerre; bunu iç!" der! Zerre o sarabı içince, bir can günesinde<br />
mahvolur gider!<br />
• Aslında zerre, sarabı içmekle, "Len-teranî" (=Beni göremezsin!) ihtarından dogan tecelli ile bir günes olur; daha<br />
dogrusu, güneste yok olur!115<br />
115 Bu beyitte, 7. A´raf Suresi´nin su mealdeki 143. ayetine isaret var: "Musa; ´Rabbim; bana kendini göster, Sana<br />
bakayım!´ dedi. Rabbi buyurdu ki: ´Sen, Ben´i göremezsin; fakat daga bak! Eger o yerinde durursa, sen de Beni<br />
göreceksin!´ Rabbi daga tecelli edince, onu paramparça etti. Musa da ...."<br />
• Allahım! Bizler, birer ham meyveleriz; Sen´in günesinin nuru içinde oynar dururuz! Çünkü Sen, bizi sevgi atesi içinde<br />
pisirirsin!<br />
• Ey pisme; sana, esi olmayan bir can günesinden merhabalar!<br />
• Muhterem Sems-i Dîn´im! Sen, Tebriz´in padisahlar padisahısın; sen, benim canımsın, gönlümsün! Sen bilirsin; bütün<br />
canlar sana teslim olmuslardır!<br />
1302. Asık ol; asık ol da, üzüntüden kurtul!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. VI,2627)<br />
• Asık ol; asık ol da, üzüntüden kurtul! Sen, padisah oglusun; ne zamana kadar dünyanın esiri olarak kalacaksın<br />
• Bu fani dünyada kimse seni bilmesin, tanımasın!.. Fakat sen, yönü olmayan o alemde essizsin, benzerin yoktur!<br />
• Bu alemde hersey, gelip geçicidir; bu dünya, ölümlü dünyadır! Bu fani dünyada bey degilsen ne çıkar Ölmüyorsun,<br />
yasıyorsun ya; bu sana yetmez mi<br />
• Sen, insan seklinde bir Allah aslanısın! Bu hal, faziletinden, çalısıp çabalamandan, yigitliginden belli!<br />
• Ömür, geldi geçti! Fakat, mademki sen varsın, Allah´ın nuru içindesin; ha er olmus, ha geç!<br />
• Sevgilinin degeri, kadri, sevenin izzeti iledir! Ey çaresiz asık! Bak bakalım; kadrin ne, degerin ne<br />
1303. Ask, bir çesit deliliktir!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2470)<br />
• Asıklara canlar feda olsun! Ask, hos bir hevestir! Ey ogul! Aska baglan; geri kalan seyler bostur, hevadır!<br />
• Gökyüzünden ta yeryüzüne kadar atesten bir ask zinciri sarkıtmıslardır! Eger Hakk´ı hakikati seviyorsan, o zincire<br />
sarıl, yukarılara çık!<br />
• Sen; "Ask, nasıl seydir " diye sorma! Ask, bir çesit deliliktir, divaneliktir; insanı, zincire vurdurur! Fakat bu zincir,<br />
ahmak ve akılsızlara vurulan zincıir degildir!<br />
• Ask yoluna düsüp yokluga ulastıktan sonra, sana, nerede ve kim düsman olacak Senin gücün kuvvetin kimde<br />
olabilir Sen, yakıp kavuran tam ve gerçek bir atessin!<br />
1304. Haberin yok mu<br />
Mütefa´îlün, Fe´ülün, Mütefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2727)<br />
• Yeni bir haber geldi; galiba senin haberin yok! Bu haberden, hasetçinin içi yandı, bagrı kanadı! Sen, gamsızsın, isin<br />
farkında degilsin!<br />
• Gizli kader yayından gece ve gündüz oklar uçuyor; tatlı canı korumak için siperin yoksa ne yapacaksın<br />
• Senin içinde, sekerlerle dolu bir sehir var; eger dısardan seker yardımı görmüyorsan üzülme!<br />
• Sen, puta tapanlar gibi, maddî güzellere gönül vermissin; sen, Yusuf gibi çok güzel bir varlıksın! Fakat, kendine<br />
bakmıyorsun; dısardaki fani güzellere bakıyorsun!<br />
• Kendi manevî yüzünü aynada görebilsen, Allah hakkı için söylüyorum, kendi sevgilin kendin olursun da, baska sevgili<br />
aramazsın!<br />
• Senin bedenin, gönül kabesine giden bir devedir! Sen, esekliginden ötürü, gönül kabesine gidemedin; yoksa,<br />
binecek esegin olmadıgından degil!<br />
• Sen, eger Kabe´ye gidemedinse, mutluluk seni oraya çeksin götürsün! Ey bos seylerle ugrasan zavallı; kaçma!<br />
Çünkü, Hakk´tan baska kaçacak yerin yok!<br />
1305. Tebrizli Sems hazretleri kaybolunca bu siiri söyledi.<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2648)<br />
• Ey gönül yari; yazıklar olsun! Birçok dertlerle, hasretlerle bizi bıraktın gittin!<br />
• Biliyorum; bizden ayrılmayı istemedin! Sızlandın, sikayetler ettin; ama, faydası olmadı! Insaf etmeyen, aman<br />
vermeyen hükme, emre uydun, geçtin gittin!<br />
• Her tarafa kostun; yanımızda kalmak için çareler aradın, bahaneler düsündün! Fakat, bir çare bulamadın, çaresiz bir<br />
halde gittin!<br />
• Güllerle dolu olan kucagın, ay gibi nurlu yüzün ne oldu Nasıl oldu da hor ve hakir bir halde bir altına gittin<br />
• Dostların toplantılarından ayrıldın, seninle düsüp kalkanların arasından çıktın da, toprak altına, karıncalarla yılanlar<br />
arasına gittin!<br />
• 0 nükteli sözler, o güzel konusmalar ne oldu 0 ilahî sırlara asina olan akıl ne oldu<br />
• 0 elimizden tutan mübarek eller ne oldu Meram baglarına, o gül bahçelerine giden ayaklar ne oldu<br />
• Nazik idin, latîf idin; insanların gönüllerini kazanmasını, insanları sevmesini bilirdin! Simdi tuttun, insanları<br />
sevmeyen, insanları yiyen toprak içine gittin!<br />
• Ne oldu Nasıl bir fikre kapıldın da uzun, sapa, bozuk bir yola düstün gittin<br />
* Sen, aglaya aglaya o yola düsünce, gökyüzü gözyası döktü; ay da, yüzünü tırmaladı, yırttı!<br />
• Gönlüm, kanlarla doldu; ne bileyim de, ne sorayım Bari, sen söyle; acab; uyanık mı gittin<br />
• Mademki bizi bırakıp gittin, acaba, Hakk asıklarının, ermislerin sohbetini mi seçtin; yoksa, asktan mahrum mu<br />
kaldın<br />
• Inkar ederek mi gittin Sana sordukları sorulara verdigin o güzel, o tatlı cevapların ne oldu Artık sustun,<br />
söylemekten vazgeçtin<br />
• Bu, ne biçim atestir; bu, ne biçim hasrettir Ansızın yola düsen misafir gibi hiç haber vermeden çıktın gittin!<br />
• Nereye gittin ki, izin tozu bile belirmiyor Bu sefer gittigin yol, ne de kanlarla dolu yol ki, kin güderek çektin gittin.<br />
1306. Ask buragı aklımı da, gönlümü de aldı götürdü!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´lün<br />
(c. VI, 3039)<br />
• Manaların ask buragı, aklımı da, gönlümü de aldı götürdü! "Nereye götürdü " diye, sen, bana sor! Aklımı da,<br />
gönlümü de senin bilmedigin o tarafa, ötelere götürdü!<br />
• Ben, öyle bir revaga, öyle bir kemer altına ulastım ki, orada, ne ay gördüm, ne de gök! Öyle bir dünyaya eristim ki,<br />
orada, dünya da dünyalıktan çıkar, dünyalıgını kaybeder!<br />
• Bir an için olsun, müsaade et, eman ver de, aklım basıma gelsin! Gelsin de, canın ne oldugunu anlatayım! Onun<br />
güzelliklerinden bahsedeyim. Sözlerimi yabana atma; kulak ver bana! Senin de canın var; canı anlamaya çalıs!<br />
• Sevgilinin bize lütufları var, keremleri var, ihsanları var, armaganları var! Bunlar, acaip, görülmemis lütuflar,<br />
ihsanlardır! Bunlar, esi benzeri olmayan keremlerdir; duygu yolundan apaçık ısıklar gelmede, gönüller aydınlanmaktadır !<br />
• Süheyl yıldızına benzeyen can, Rükn-i Yemanî tarafından görününce, ay da görünmez olur, günes de, yedi gögün<br />
kutbu da! Canın nuru, onların hepsini alt eder!<br />
• Bir an için, altın kırıntısına benzeyen "din"i al, dilinin altına koy da, senin kendi gönlünde, kendi içinde nasıl çok<br />
kıymetli bir maden bulundugunu gör, anla!<br />
• Sende bulunan bes duygu ısıgını gönül nuru ile aydınlat! Duygulan, bes vakit namaz gibi bil! Senin gönlün ise, yedi<br />
ayetten ibaret olan Fatiha Suresi´ne benzer!<br />
• Her sabah, göklerden bir ses gelir; gönlünden dünya sevgisini atabilirsen, o sesi duyar, hakikat yolunun izini bulur,<br />
yol alır gidersin!<br />
1307. Ey ruh aleminden gelen garip! Bu diyarda ne haldesin<br />
Mütefa´îlün, Fe´ulün, Mütefa´îlün, Fe´ülün<br />
(Tercî´ler, 40)<br />
• Ey ruh aleminden gelen nadir garip! Bu diyarda nasılsın, ne haldesin Ey degerli varlık, ey Hakk devletinin nedimi!<br />
Ezelî mahmurlukla nicesin<br />
• Padisahlar padisahından ayrı düstügün için çok kederlisin; bu ayrılık acılarına nasıl katlanıyorsun, zamanını nasıl<br />
geçiriyorsun Ey mutluluk, ey manevî saadet gülü! Seni hırpalayan, yaralayan dünya dikenleri arasında ne yapıyorsun<br />
• Sen, öyle üstün bir varlıksın ki, dünyaya hayat veren günes bile sana; "Sensiz içime ates düsmüstür, yanıyorum!"<br />
diye seslenmede! Baglar, bahçeler, çiçeklerle dolu çayırlar da herseyi sende bulmakta ve sana; "Ey bahar; nasılsın "<br />
demedeler!<br />
• Bütün canların hayatı sensin. Böyle oldugu halde, neden sekle, maddeye baglanıp kalmıssın Gönüllerin kararı,<br />
huzuru seninle oldugu halde, sen, neden böyle kararsızsın<br />
• Her dügünün, dernegin canı sensin; iki dünyanın da dügünü, dernegi sensin! Böyle oldugu halde, kendin neden<br />
yaslısın, matemler içindesin; aklın sasıp kalıyor!<br />
• Sen, dünyanın Yusufu degil misin Sana bir sorum var: "Sen, kendi isteginle neye kendini kuyuya atıyorsun, neden<br />
kendini zindana sokuyorsun "<br />
• Ey yücelik gögü; neden maviler giyinmissin Ey mana günesi; nurlar saçan bu dönüsünle nicesin<br />
• Baban, iki bugday tanesinin belasından ötürü cennetten çıktı geldi; sen cennet hevesini tasıdıgın halde neden herise<br />
(=helile) yersin<br />
1308. Kulunu geceleyin yürüten Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2538)<br />
• Gözünün perdesini açarsan, pek sevdigi kulunu geceleyin yürüten Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir! Hz.<br />
Peygamber´e Miraç´ta kendi cemalini gösterirsin; geceleyin kulunu yürüten Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir! 116<br />
116 Burada, 17. Isra Suresi´nin su mealdeki 1. ayetinden iktibas var: "Eksiklikten uzaktır´ 0 Allah ki, geceleyin<br />
kulunu Mescid-i Haram´dan çevresini bereketli kıldıgı Mescid-i Aksa´ya yürüttü!"<br />
• Ask sarabı olur, cosar köpürürsün! Bu yüzden, daha fazla kendinden geçer, aklını kaybedersin! Binlerce aklı da alır<br />
götürürsün! Geceleyin kulunu yürüten Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir!<br />
• Canın basına bir taç geçirirsin, gönlünü alır, Mirac´a çıkarırsın; onu, iki dünyadan da ötelere yükseltirsin! Kulunu,<br />
geceleyin yürüten Allah, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir!<br />
• Gönül, Sen´in lutfunla yükselir, uçar; çölleri, ovaları asar ve bütün canlardan ileriye geçer! Derken, ansızın karsısına<br />
Sen çıkarsın! Kulunu, geceleyin yürüten Allah, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir!<br />
• Lutfu ile, sevgisi ile yücelttigini, ötelere götürdügünü, mekansızlık bahçesine kondurur, ona ikramlarda bulunursun!<br />
Kulunu, geceleyin yürüten Allah, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir!<br />
• Nerede olursak olalım, bizimle beraber oldugun için öyle seviniyorum ki, gönlüm, her an uçmada, her an sabır<br />
elbisesini yırtmadadır! Geceleyin kulunu yürüten Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir!<br />
• Altı cihetten (yönden) de kaçar, o lütuf kapısına sarrılırım! Çünkü Sen, pek gönüller baglayansın, pek güzelsin!<br />
Kulunu, geceleyin yürüten Allah, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir!<br />
• 0 büyük ve essiz varlık, canlara can verdi, gönülleri nese ile oynatmaya basladı! Yokluga bile sevda verdi, onu<br />
sevdalı kıldı! Geceleyin kulunu yürüten Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir!<br />
• Ey gönül! Yücelere, ötelere dogru kaç; yani, Salahaddin´e git! Çünkü sen, elsizsin ayaksızsın! Geceleyin kulunu<br />
yürüten Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir!<br />
1309. Ev, dumanlarla dolmustu; bir pencere açtılar da duman çıktı gitti!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(Tercî´ler, 43)<br />
• Su dumanlarla dolmus evde bir pencere açtılar da, duman çıktı gitti; eve, günesin nuru doldu!<br />
• 0 ev nedir; neyin sembolüdür 0 ev, gönül evidir; içeri dolan duman da, üzüntülerimizi, kederlerimizi<br />
göstermektedir! Aslında, bos düsüncelerimiz, endiselerimiz, bizim manevî zevkimizin, ruhanî nesemizin boynunu<br />
kırmaktadır!<br />
• Ey Hakk yoluna düsen kisi! Aklını basına al, gaflet uykusundan uyan da, düsünceden de kurtul, hayalden de!.. Ya<br />
Rabbi! Su bizim uykuya dalanlarımıza bir davulcu gönder!<br />
• Uykuya dalan kimse, bir hiç için binlerce gam yer, kederlere kapılır! Rüyasında ya kurt görür, ya da yolunu kesen<br />
eskiya!.. Insan, rüyasında yüzbinlerce kılıç, yüzbinlerce mızrak görür; fakat uyanınca, kılıçlar, mızraklar söyle dursun,<br />
bakar ki, bir igne bile yok!..<br />
• Ölüp gidenler (bu dünyaya gözlerini kapayıp da manen öteki alemi görmeye baslayınca) derler ki: "Bos yere ne<br />
olmayacak gamlar yemisiz, üzülüp durmusuz! Ömrümüz, çesitli vesveselerle geçti gitti!<br />
• Bir hayal için dügünler yapmısız, evler kurmusuz; yine hayal için zırhlar giyinmisiz, savasa girmisiz!<br />
• 0 dügün de, o savas da, o yas da hep bos seylermis; bütün bunlar, bu nefsin isleri imis!.. Bugün ne ondan bir oyun<br />
kaldı, ne bundan bir agıt, bir feryad!.."<br />
• Dünya aleminde baslarına gelenlerden ötürü yüzlerine vururlar, yüzlerini yırtarlar, dövünürler dururlar. Fakat, gaflet<br />
uykusu sona erince, görürler ki yüzlerinde bir tırmık beresi bile yok!<br />
• Nerede o bizimle sütle bal gibi kaynasan, nerede o bizimle su ile yag gibi bir türlü uzlasamayan .. Simdi, gerçekler<br />
belirdi; uyku da geçti, hayal de!. Simdi, huzur var, rahat var; emniyet, istirahat var; ne bizlik kaldı, ne benlik!..<br />
• Simdi, ne ihtiyar var, ne genç; ne esir var, ne de eskiya (haydutlar); ne yumusak var, ne sert kaldı!.. Artık ne mum<br />
var, ne demir!..<br />
• Bir renklilik, bir sıfata bürünmüs birlik (vahdet) var; bedenden uçup gitmis bedenden kurtulmus bir can var!..<br />
1310. Bu tecellilere, bu rabbanî cilvelere karsı ne yapılır<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fa´lün<br />
(c. VI,2883)<br />
• Ne de hırsın var! Beni yemeksiz, uykusuz bırakırsın; istediklerimi vermezsin! Benden yüz çevirirsin ki, mihraba<br />
yöneleyim de, el açıp Sana yalvarayım!<br />
• Bazan, suyu, agzımda zehirden de acı bir hale getirirsin! Korkunç hadiseleri karsıma çıkarır, ödümü koparırsın!<br />
Bazan da, derdinle beni eritir, su edersin!..<br />
• Benim hacca gitmemi istersin; o takdirle beni, çöllere sürersin! Sonra, önüme eskiyaları düsürür, yolumu keser,<br />
devemi de, varımı yogumu da Araplara pay edersin!..<br />
• Bazan kuraklık verir, meyvelerimi, ekinlerimi kurutursun; bazan da, yagmur yagdırır, hepsini de sellere verir, siler<br />
süpürürsün!..<br />
• Edepli, terbiyeli bir hal takınsam, "Yürü; sen, rind degilsin, mest degilsin! Edepli olmak, sana benlik vermis!" dersin!<br />
Nefse uyup edepsizlik etsem, bu defa da bana, tutarsın, edep ve terbiyeye ait hikayeler anlatmaya koyulursun!..<br />
• Uzlet düsünsem, inzivaya çekilsem; "Rahibe benzedin; Müslümanlık´ta rahiplik yoktur!" dersin! Insanlarla ülfet<br />
etsem, sohbet etmeye koyulsam, dilimin sürçmesi ile beni, dostlara düsman edersin!..<br />
• Tevekkül yoluna düssem, yalnız Sana güvensem, sebeplere sırt çevirsem;<br />
"Sebeplere tutunmak yolumuzdur!" dersin! Sebeplere yapıssam, sebepleri elimden kaçırmaya baslar; "Onlarda is yok!"<br />
demeye kalkarsın!<br />
• Hikmetinden sual olunmaz: Herseyi yok edersin; sonra tutar, yok ettiklerinin yüzlerce fazlasını verirsin! Kıs<br />
mevsimlerini yollar, ardından ilkbaharları getirirsin, yeryüzünü yesertir, kurumus topraklara can verirsin!<br />
1311. Askın verdiği rahatlıkların, ask gibi, sonu yoktur!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2468)<br />
• Gönül ehlinden (asıklardan), canın ölümsüzlügünden baska bir rivayet gelmemistir! Askın verdiği rahatlıkların da,<br />
ask gibi, sonu yoktur!<br />
• Bu topluluk ne kadar hostur! Hepsinden de sükürler duydum! Sen, kendine gel de, asktan sikayet edenin sikayetine<br />
kulak asma!<br />
• Her seher vaktinde, baska bir tatlılık, baska bir güzellik vardır; her tarafta bir baska terütazelik vardır! Sanki hersey,<br />
yeniden yasamaya baslamıstır! Her adımda bir sasılacak sey, her nefeste bir baska lütuf, bir baska kerem hissedilir!<br />
• Canın güzelligi haddi asınca, Hakk´tan ona yardım üstüne yardım gelir! Fakat, hasedin kötü gözü kurumaz ki!..<br />
• Gökyüzü, her zaman askı arayıp durdugu için, sırtı, asıkların sırtı gibi bükülmüstür! Çünkü, onun güzelligi, essiz ve<br />
ömeksiz bir güzelliktir!<br />
• Seher vakitleri günesin mızrak çekmesi, sabahın bayrak açması, askın yüzünün parıltısıdır!<br />
• Ask yol gösterince, can rahata kavusur; basını gökyüzünden çıkarır da; "Ne güzel memleket!" der!<br />
• Allah, askına; "Senin güzelligin olmasaydı, ben, varlık aynasına itibar eder miydim " diye buyurdu!<br />
• Ne zamana kadar anlatıp duracaksın Canın hakkı için, daha fazla söyleme! Gönül, senin dilinden dertlere düsüyor,<br />
tasalara batıyor!<br />
• Halvete girenler, yalnızlıgı arayan kisiler kaçmıslar, sesin azıgını dökmüsler! Çünkü susmak, sarhos olanlara güçtür,<br />
kuvvettir!<br />
• Bülbüllerin ötmesi, asıklara ilaçtır, devadır! Ama, sen sus da, ask, sana daha baska bir güç, daha baska bir kuvvet<br />
versin!<br />
1312. Gamının dikenine katlanmadıkça, gülistandan gül toplayamazsın!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2455)<br />
• Güzellerin yanından geçtigin zaman, güzellerin gönüllerinden baska bir sey alıp gidemezsin! Ey gönül! 0 sevgiliden<br />
kendini çekme; ne yapsan, canını ondan kurtaramazsın!<br />
• Kapısının topragı olmadıkça, razı olup kapı açmaz! Gamının dikenine katlanmadıkça, gülistandan gül toplayamazsın!<br />
• Dagı bir hayli kazmadıkça, eline bir la´l geçmez; denize dalmadıkça, inci ve mercan elde edemezsin!<br />
• Sen alçak gönüllü olmadıkça, felek, sana bas egmez; nakdinin degeri dogru olmadıkça, kimse senin nakdini almaz!<br />
• Allah´ın mesti olmadıkça, gam, keder, sıkıntı senden ayrılmaz; kurt kılıgına girmedikçe, Ken´an Yusufu´nu<br />
kapamazsın!<br />
• Teni çesitli nimetlerle beslemek, insana hamlık verir! Halbuki, mihnet ve mesakkat, onu yola getirir! Din mihnetini<br />
çekmedikçe, iman devletini elde edemezsin!<br />
• Ey dudagım; gönlüm açılıncaya kadar hiçbir sey söyleme! Çünkü sen, bir tas yürekli ile düsüp kalktıkça, Bedahsan<br />
la´lini bulamazsın!<br />
1313. Gel; gel ki, sen, bizim gibi bir dost bulamazsın!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´lün<br />
(c. VI, 3055)<br />
• Gel; gel ki, sen, benim gibi bir dost bulamazsın! Iki dünyada da bizim gibi gönüller asıgı bir dost bulamazsın!<br />
• Sen, kupkuru çorak bir vadi gibisin; bizse, sevgi yagmuruyuz! Sen yıkılmıs, harab olmus bir sehirsin; biz ise, yıkık<br />
yerleri tamir eden, yeni binalar yapan mimarız!<br />
• Uykuya yatınca, rüyada binlerce sekil görürsün; gezer tozar, insanlar arasına karısırsın! Uyanınca, o insanlardan hiç<br />
birinin mevcut olmadıgını anlarsın!<br />
• Aklını basına al da, seni yaratanın sifa yurduna gel; bütün hastalara sifa bagıslayan o büyük hekimden hiç bir hasta<br />
çekinip kaçamaz!<br />
• 0 essiz padisah olmasa, dünya, bassız bir bedene döner! Sen, benzeri olmayan o basın etrafina sarık gibi sarıl da,<br />
ondan asla ayrılma!<br />
• Yüzün kara degilse, yani, yüzünde günahlardan arta kalan lekeler yoksa, aynayı elden bırakma! Çünkü can, senin<br />
aynandır; balçıktan yaratılmıs bedeninse, o aynanın pasıdır, lekesidir!<br />
• Gel de, beni zaman zaman hatırla, beni aklına fıkrine getir! Çünkü, o aklı, o düsünceyi sana ben verdim! Eger la´l<br />
satın almak istiyorsan, benim madenimden al!<br />
• Eger yürüyüp gideceksen, sana ayak lütfeden, yürüme gücü veren o büyük varlıga dogru git; iki gözünü aç da, sana<br />
görüs verenin, güzel eserlerle dünyayı süsleyenin yarattıklarında, onu görmeye çalıs!<br />
• Cosan, dalgalanan, köpürüp duran denizi hayranlıkla seyrediyor, neseleniyor, el çırpıyorsun! Seni neselendiren<br />
köpükler, onun denizinin köpükleridir! Bu yüzden, onun nesesine ne gam gelir, ne keder!<br />
• Onun sözlerini bas kulagı olmaksızın duy; ona, dilsiz dudaksız hitap et; söz söyle! Çünkü, dille söylenen sözlerin<br />
bazan hos. olmayan yalan sözler, bazan da gönül kıran acı sözler olmamasına imkan yok!<br />
1314. Benim coskunlugumu, benim duyduklarımı Allah bütün aleme dagıtsa, herkese pay etse, o zaman dünyada akıllı<br />
tek bir insan bulamazsın!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün<br />
(c. V, 2537)<br />
• Ben, dün kendimde degildim; adeta hasta idim! Sevgili hakkında bazı sözler söyledim! Dostlugumuz hakkı için,<br />
yaptıgımız sohbet hakkı için söyledigim sözleri sevgiliye duyurmayın!<br />
• Allah korusun, o ay yüzlü sevgili söylediklerimi ansızın duyarsa, isitirse, gece karanlıgında bana ne yapar, ne eder;<br />
artık kendisi bilir!<br />
• Aklı basında olmazsa, sevda masalı perisan olur, dagılır gider! Akıl, bazan alta düser, bazan üste çıkar; bazan nefisle<br />
savasa girer, bazan aglar inler!<br />
• Bendeki coskunlugu, benim sevdamı Allah bütün aleme dagıtsa, herkese pay etse, o zaman dünyada akıllı tek bir<br />
insan göremezsin; herkes deli divane olur, herkes aklından olur!<br />
• Ey akıl; durmadan basıma vesveseleri döküyorsun! Ey bulut; sen de, aralık vermeden üstüme acılar, kederler sarabı<br />
mı yagdırıyorsun<br />
• Ey müslümanlar, ey müslümanlar! Gönlünüze sahip çıkın, gönlünüzü kederden, vesveseden koruyun! Bana ne yakın<br />
olun, ne de, acılar çektigim için bana acıyın, ne de beni teselli edin!<br />
1315. Bizim sevdamız, bir baska sevdadır!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´îlün<br />
(c. VI,2784)<br />
• Bütün dünyayı arayıp tarasan, sevdasız bir bas bulamazsın! Fakat bu bizim sevdamız, baska türlü bir sevdadır! Bu<br />
sevda, dünyada görülmemistir; bunun esi benzeri yoktur!<br />
• Bu öyle bir sevda ki, bütün sevdalar, bu sevdanın hasretini çekerler! Çünkü, bunun insanı yüceltecek, mana alemine<br />
götürecek yüzlerce kolu kanadı vardır! Halbuki, öteki sevdaların bir tek kanadı bile yoktur!<br />
• Öteki alemin bagına bahçesine karsı su dünya bahçesinin güzelligi, hamamlardaki nakıslara benzer! Su fani dünyanın<br />
meyvelerinin de ebedîligi yok; dallar da, her zaman taze, her zaman yas degil!<br />
1316. Benim mezhebimde, kendinde olustan daha beter bir cinayet yoktur!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2476)<br />
• Horoz öttü! Haydi! Gafletten uyan, kendine gel; seher vaktinin gönlü uyanık kisilere sundugu mana sarabını içme<br />
zamanı geldi! Feyzini uzunca anlatamıyorum; akıllı ve anlayıslı kisiye, bir isaret yeter!<br />
• Zaten, sen de uyanık bir kisisin, akıllısın. temiz gönüllüsün! Mana sarabını getir de, gönlümü al! Böylece, seninle bir<br />
alıs veris yapalım!<br />
• Ney´i eline al, üfür! Zaten, mübarek seher vakti bizim gafletimiz için aglamakta, feryad etmektedir! Çeng de,<br />
ayrılıktan sikayet edip durmaktadır!<br />
• Altın renkli saraptan bize bir kadeh sun da, bizi bizden al! Bizim mezhebimizde kendini begenmekten, kendinden<br />
yana çıkmaktan daha beter bir cinayet yoktur!117<br />
117 Bu beyit, Sirazlı Hafız merhumun su beytini hatırlattı:<br />
"Kimsenin gönlünü kırma da, ne yaparsan yap! Bizim seriatimizde bundan baska günah voktur!"<br />
• Nefis, hırslı ve huyludur; nekestir, dünya malına asıktır; dedikodudan hoslanır! Bu kötü huyları yüzünden, sendeki<br />
gizli rahmet hazinesinden habersizdir!<br />
• Ey gönül! Kendine gel; "Zahmet çekmeye gücüm kuvvetim yok!" deme! Kendi saçma görüslerinden vazgeç; sen,<br />
güçsüz degilsin!<br />
• Herkesin zahmetini bol bol çekiyorsun da, sende bulunan gizli hazineyi aramak zahmetine katlanmıyorsun! Bu;<br />
tembelliktir, hasisliktir, asagılıklıktır!<br />
• Gönlünde ne varsa, o, senin sözünde, feryadında gizlenmistir! Onlar; sözünle, feryadınla meydana çıkarlar ve<br />
derlenir toplanır, kıyameti koparırlar!<br />
• Müridin canı da, gönlü de, benlik ve bizlik sehvetinden, ancak senin tertemiz denizinden baska bir seyle<br />
temizlenmez.<br />
• Günah islemekten çekinenler, temiz gönüllü kisiler, sabah aksam çölde yol alırlar, Kabe´ye gitmek isterler! Halbuki<br />
Kabe, onları ziyaret etmek için onlara dogru gelir, onları karsılar!<br />
• Ruh, ona secdeye kapanır, onun varlıgına sükürler eder! Allahım! Ruh, Sana ibadette bas olmustur, yücelmistir!<br />
• Günes gibi gülüsündeki lutfa, kereme, zerre zerre her sey, bir baska çesit sehadette, tanıklıkta bulunur!<br />
• Herkes, her sey, Sen´i arıyor; Sen´in mahallende itikafa girmis, Sen´in kereminin, lütfunun kabesine yüzlerini<br />
dönmüsler, ibadet ediyorlar!<br />
• Bazan çeng gibi, kapının önünde Sana rüku etmekte, bazan ney gibi, Senin nefesinin ümidi ile kamet getirmektedir!<br />
• Yeter ey akıl! Artık, bu hüzünlü feryadı bırak; acıklı hikayeyi söyleme! Cesur olan her gönül,´konusarak degil,<br />
susarak hakikatin kokusunu alır!<br />
1317. Hem bedene can verirsin, hem de bedenden gizlenirsin!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. VI, 2795)<br />
• Ey yüzlerce gül bahçesinin canı! Yasemene kendini göstermedin, ondan gizlendin fakat, ey benim canımın canının<br />
canı olan sevgili; sen, nasıl oldu da, benden gizlendin<br />
• Gökler, seninle aydınlandıgı, seninle nurlandıgı halde sen, niçin kendini gizlersin, göstermezsin Su bedeni<br />
canlandıran, yasatan sensin! Peki, ne diye can verdigin bedenden de gizlenirsin<br />
• Hakk´ın gayretinin kemalinden ve kendi güzelliginin üstünlügünden ötürü mü, kendi güzelligini kendinden mi<br />
kıskanıyorsun Ey padisahlar padisahı: böylece, erkeklerden de, kadınlardan da gizleniyorsun!<br />
• Ey kendinden geçen, kendinden bile gizlenen essiz, benzeri olmayan ay´ Bizden de gizlensen, iki dünyadan da<br />
gizlensen sasılmaz!<br />
• Ey canlara, gönüllere apaçık görünen aziz varlık! Öyle bir gizlendin, su fani gözlerimize öyle bir görünmez hale geldin<br />
ki, bu asırı gizlenisle sen gizlilikten bile gizli kaldın!<br />
• Ey Tebrizli Sems! Sen, Hz. Yusuf gibi, bir kuyuya düsmüs, kendini gizlemissin! Ey ab-ı hayat, ey bizi ölümsüzlüge<br />
kavusturacak bengisu! Seni elde etmek için kuyuya sarkıtacagımız ipten bile gizlendin; seni nasıl bulabilecegiz<br />
1318. Bir sırları söylemeye imkan yok; bütün zerreleri açsan, her birini bir agız yapsan, yine bu sırlar anlatılamaz!<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2465)<br />
• Sen; benim sırrımı, gizlediklerimi herkese söylemeye, nisanı izi belli olmayan o padisahı göstermeye, izini belirtmeye<br />
geldin!<br />
• Dün aksam, sarhos hayalin bana geldi; elinde bir sarap kadehi vardı! "Ben, içki içmem!" dedim; "Içmemezlik yapma,<br />
ziyan edersin!" dedi!<br />
• "Eger içersem, aklım basımdan gider, utanma nedir bilmem! 0 zaman elimi saçlarının üstüne korsam, sen, hemen<br />
benden kaçar gidersin!" diye korkuyorum!"<br />
• Nazlanmamı gördü de, bana; "Sen, bir acayip adamsın!" dedi. "Can, sana yüzünü dönüyor, iltifat ediyor, sen, ondan<br />
yüzünü çeviriyorsun!<br />
• Herkese karsı dalavere yapıyorsun, düzenler kuruyorsun ama, benim gibi birisine de mi dalavere .. Ben ki, sana<br />
dostum, sana çok yakınım; benden de mi sır saklıyorsun<br />
• Yeryüzünün gönlünün hazinesiyim; ne diye basını yere koyuyorsun, secde ediyorsun Gökyüzünün de kıblesi benim;<br />
ne diye yüzünü göge tutuyor, ondan birsey diliyorsun<br />
• Sana görüs nurunu veren padisaha dogru bak! Eger inadından ötürü ondan bas çekersen, ecel gününde halin nice<br />
olur<br />
• Egri otur fakat, dogru söyle; insana, dogru söz yarasır! Senin canın da, ruhun da benim! Halbuki sen, beni bırakıp<br />
baska tarafa gidiyorsun!"<br />
• Yeter; bu söz anlatılamaz, agıza gelmez! Hatta, bütün zerreleri açsan, herbirini bir agız haline getirsen, yine<br />
anlatılamaz!<br />
1319. Gönlüme, görülmemis, acayip bir ates düsürdün.<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2488)<br />
• Ey güzel varlık! Gönlüme, canıma görülmemis, acayip bir ates düsürdün! Düsürdügün ates, gönlümde yerlesti kaldı!<br />
Sen, ne diye yolculuga çıktın<br />
• Atesin gönlüme yerlesti kaldı, gönlüme dost oldu! Gönlüme attıgın atese de ki: "Gönül senden sikayetçi degil; sana,<br />
ab-ı hayat gibi ´Hos geldin!´ diyor!"<br />
• Senin hayalinin lezzeti, gönlümü yaktı yandırdı! Güzelim; sanki senin gamın tatlılastı, seker oldu da, gönlüm, bir<br />
kagıt gibi ona sarıldı!<br />
• Mum, atesinle yandıgı için sızlanmadı, sabretti de, her tarafı nur kesildi! Nur, herseyden iyidir; hele ölümsüz, sonsuz<br />
olursa!..<br />
• Nur, bir an bas kaldırdı mı, ruhu isteyen, tek basına kalır! Allah´ın lütfu, ihsanı olmadıkça, benim ay yüzlüm de<br />
görünmez olur!<br />
• Fakat, yine bir ihsana ugrar, Allah´ın yardımından yine bir lütuf gelir de, sonsuz birlik imam olur, kendisine uyulur!<br />
• Allah, kahır kaplanını baglar, sevgi kapısını açar ve sehrin üstüne bir kubbe kurar da, bütün sehir kötülüklerden<br />
kurtulur!<br />
1320. Ay gibi bir güzellik definesi<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2492)<br />
• Iki dünyada da gönlünü nefsanî arzulardan temizlemis her insan, "Elest" sesine karsı, "Bela" (evet) demenin yokluk<br />
oldugunu görmüs ve anlamıstır!<br />
• Topraktan yaratılmıs olan su dünyayı küçük bir tepe say; yokluk, onun altında gömülü bir hazine! Tepenin üstünde<br />
oynayıp eglenmek, ancak çocukların zevkidir, nesesidir!<br />
• Kimin gözü baglanırsa, onun hırs parıltısı azalır! Gizli hazineden haberi olmayanın ise, hantallıgı ve tembelligi artar!<br />
• Ay gibi bir güzellik hazinesini can gördü de; "Aman ne kadar da güzel göz degmesin!" dedi. Binlerce padisah, onun<br />
yoluna düsmüs, onu arıyor! Ah ne de büyük, ne de elde edilmesi gereken yüce bir sey!<br />
• Onun güzelligini överdim, dudaklarından bahsederdim; canın yüzünü açardım, onu anlatmaya çalısırdım! Fakat, onu<br />
anlatacak, ona ulasacak kisi nerede<br />
• Iki köyde, yani iki dünyada, ona layık kimse yoktur! Ama, varsın olmasın; sen, onun yoluna canını da at, kendin de<br />
atıl! Bas çekme; basını yere koy!<br />
• Ey tanınmıs Tebriz! Semseddin´in kapısında kemer kusan; yani, ona hizmete hazırlan! Çünkü, basın, bir mübarek<br />
kisinin ayagına kapanması pek kutlu, serefli bir seydir!<br />
1321. Nerdesiniz, ey gök kapılarını açmasını bilenler<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2707)<br />
• Ey ask kerbelası çölünün belasını candan arayanlar, ey Allah yolunda sehit olan aziz varlıklar; neredesiniz<br />
• Ey tez canlı asıklar, ey havadaki kuslardan daha hızlı uçanlar; neredesiniz<br />
• Ey gökyüzünun padisahları, ey gök kapılarını açmasını bilenler; neredesiniz Geliniz; bize, gökyüzünün kapılarını<br />
açınız, bizi ötelere gönderiniz!<br />
• Ey benlik zindanının kapısını kıranlar, ey nefsin esaretine düsmüs rahmanî duyguları uyandıranlar, hapisten<br />
kurtaranlar; neredesiniz<br />
• Ey gizli hazinenin, gönül hazinesinin kapısını açanlar, ey mana yoksullarının varı yogu olanlar; neredesiniz<br />
• Ey "Nerdesiniz, nerdesiniz .." diye sorduklarım, aradıklarım! Siz, öyle bir denizdesiniz ki, su alem, o denizin<br />
köpükleridir! Zaten, sizin, çok önceden o denizle asinalıgınız vardı; siz, o denizde yüzmeyi çok önceden bilirdiniz!<br />
• Su içinde yasadıgımız dünyada görülen sekiller, suretler o vahdet denizinin köpükleridir! Eger senin askın ve aklın<br />
varsa, eger sen temiz kisilerdensen, su köpüklerle ugrasma, onlarla mesgul olma, onları geç!<br />
• Eger sen bizden isen, eger sen de Hakk´ı arıyorsan, sekli sureti bırak da gönüle dogru yürü, gönüle gel!..<br />
• Ey Tebrizli Sems! Dogudan dog; çık, görün! Çünkü, her ısıgın aslının aslının aslı sensin!<br />
1322. Bütün bu sesler, kıyısı olmayan denizdendir!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün<br />
(c. VI,2693)<br />
• Bedenin burada ama, gönlün, mana bahçelerinde dolasıyor! Sen avlanmayı düsündükçe, seni avlarlar!<br />
• Bedenin ile, kamıs gibi belini baglamıs, dügümler atmıssın, buraya baglanmıssın, buradasın! Fakat, iç yüzün<br />
kararsız, rüzgar gibi dolasıyor!<br />
• Bedenin, denize dalmak için soyunan dalgıcın elbisesi gibi kıyıda kumlar üstünde; gönlün ise, balık gibi denize<br />
dalmıs, yüzüp durmada!<br />
• Bu denizde asil ruhlu, iyi huylu damarlar da vardır, kapkara, kötü ruhlu damarlar da bulunmaktadır. Çünkü bu alem,<br />
zıtlar alemidir!<br />
• Gönül temizligi, asil ruhluluk, faziletli olus, o temiz damarlar yüzündendir! Kanadını açıp uçmaya baslayınca, o<br />
damarların izini bulursun!<br />
• Sen, kan gibi o damarlardan gizlisin; bir parmagını bassan, yani kendi içine inip kendi kusurunu görsen, kendinden<br />
utanırsın!<br />
• Güzel telli çengin sesi de, o damarlar yüzündendir; bu aglayıs, o aglayıstaki güzelligin durusudur! Yani, çengin de<br />
insan gibi bir dıs yüzü, tellerinin sesi var, bir de iç yüzünün, gönlünün sesi var!<br />
• Bütün bu sesler, bu nagmeler, kıyısı bulunmayan denizdendir! Deniz kıyısızdır fakat, cosar, dalgalanır, köpürür!<br />
1323. Sen, nereden geldigini biliyor musun<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. VI, 2927)<br />
• Nereden gelmissin, biliyor musun Sen, Hakk´ın hareminden gelmissin;<br />
• 0 ruhanî alem, o güzellikler hiç hatırına gelmiyor mu<br />
• Onları unuttun da, bu dünyada saskına döndün, böyle sasırıp kaldın!<br />
• Senin basın dönüp durmada! Bir avuç toprak karsılıgında canını veriyorsun; bu ne ucuz alıs veris<br />
• 0 topragı geri ver; kendi degerini bil! Sen, köle degilsin; sen padisahsın, sultansın haberin yok!<br />
• Gökyüzünden nice güzel yüzlüler, senin için gizlice yeryüzüne inmisler!<br />
1324. Dünya, güzellerin ateslerinden yandı!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2690)<br />
• Ask bana geldi de; "Benim yolumda can verir misin " diye sordu! Arkasından; "Neden hemen; ´Evet, evet; can<br />
veririm!´ demiyorsun " dedi!<br />
• Dünya, güzellerin ateslerinden yandı yakıldı! Askın güzelligi, askın yüzü hertarafı sardı!<br />
• Can, askın yüzünü görünce; "Ben elden çıktım; öyle oldugu halde, bana yine de el vermiyorsun!" dedi!<br />
• Ben, askı, bir nur burcu olarak gördüm! Fakat, o nur burcunun içinde ne yakıcı ates var; ah bir bilsen!<br />
• Canlar, askın yüzüne karsı birer hayaldir! Üstünde yasadıgımız su kocaman dünya, onun atının ayagında bir toz<br />
zerresidir!<br />
• Onun atının nalından yükselen tozdan ovalarda, tarlalarda güzeller, güzel yüzlüler bitmekte, boy atmaktalar!<br />
• Benden, baska bir seycikler sormayınız; ben, yalnız sunu biliyorum: "Ask yolunda yüzlerce kisi bir pula satılmaz!"<br />
1325. Benimle beraber oldugun halde neden gizleniyorsun<br />
Mütefa´îlün, Fe´ülün, Mütefa´îlün, Fe´ulün<br />
(Dîvan-ı Kebîr, Külliyat-ı Sems-i Tebrîzî, 3238)<br />
• Allahım! Beni, ezelde yarattıgın zaman askım kemal derecesinde idi! 0 zamanlar ne yer vardı, ne dünya vardı, ne<br />
günes mevcuttu, ne de ay mevcuttu! Sen, benim duamı, yalvarıslarımı isittigin zaman;<br />
• Ne bir insan bası vardı, ne de onun külahı vardı. Beni kendi askın için seçtigin zamanlar, hiç bir sey mevcut degildi!<br />
• Ben, ezelde, en eski zamanlarda Sen´inle beraber idim, Sen´in nedimin, dostun idim! Böylece, mademki ben Sen´inle<br />
beraber oldum, Sen de benimle oldun! Su halde, niçin görünmüyorsun.<br />
• Gören göz de Sen´sin, söyleyen, isiten de Sen´sin; gözümüze perdeler çeken, hakikati bize göstermeyen de Sen´sin,<br />
perdeleri yırtan da Sen´sin!<br />
1326. Ey gönül; oruçlu iken Allah´a misafirsin!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe-ülün<br />
(c. VI,2672)<br />
• Ey gönül! Oruçlu iken Allah´a misafirsin; sana gökyüzü sofrası yakısır!<br />
• Sen, bu mübarek ayda cehennemin kapısını kapadın! Böylece sen, cennetten binlerce kapı açarsın! 118<br />
118 Bu beyit, Fuzülî´nin su beytini hatırlattı:<br />
"Ramazan ayı gele, açıla cennet kapısı<br />
Ne reva kim kala meyhane kapısı baglı"<br />
• Topraktan, atesten, sudan, rüzgardan dikilmis olan beden hırkasını çıkar, at!<br />
• Can, askın kapısına geldi de; "Beni affet; sen, özürlerin canısın!" diye yalvardı!<br />
• "Ey ask!" diye sızlandı. "Bu ayda özrümüzü kabul et; hata ettik!"<br />
• Ask da, gülerek cana dedi ki: "Senin elini tuttum! Biliyorum ki sen, elsizsin, ayaksızsın!<br />
• Hekimim; ben, sana perhize girmeni emrettim! Çünkü sen, bu korkunun ve ümidin hastasısın!<br />
• Perhize gir de, sana bir serbet yapıp sunayım; onu içince sen, hiç kendine gelmeyesin!"<br />
• Sustum; artık bunu ask anlatsın! Çünkü, onun gözü, canlara can katar!<br />
1327. Su dünya üstünde hayat, aslında, bir ölümdür!<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´îlün<br />
(c. VII, 3172)<br />
• Ey bu dar ten kafesinde uçan kus! Sen, varını yogunu aldın, göklerin üstüne yücelttin!<br />
• Bundan sonra yepyeni, taze bir zindelik, bir dinçlik gör! Ne zamana kadar bu yeryüzündeki serseri zindeligi, dagınık,<br />
zevksiz hayatı sürdüreceksin<br />
• Su dünya yüzündeki hayat, aslında, bir ölümden ibarettir! Bizi korkutan ölüm de, hakikatte, hayattır! Bunu ters<br />
düsünmek, yani, ölümü, bir baska aleme dogmak degil de yok olup gitmek gibi sanmak imansızlıktır!<br />
• Eger Hakk ten hanesini yıkarsa, sakın inleme, sikayet etme! Sunu iyi bil ki, aslında sen, ten zindanında mahbussun;<br />
ölüm gelip de orası yıkılınca kurtulacaksın!<br />
1328. Sen, hile ile gönül sekline girmissin!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´lün<br />
(c. V, 3071)<br />
• Ey gönül! Sen, bulusma devlet kususun; kimin basına konarsan, o, gerçek sevgiliye kavusur! Böyle olunca, neden<br />
uçmuyorsun, ne diye insanları mutluluga götürmüyorsun Seni kimse tanımaz; sen ne insansın, ne de peri!<br />
• Sen, çok güzel bir sevgilisin; gönül degilsin! Fakat sen, binlerce insanın gönlünü elde edesin, onları ask yoluna<br />
düsüresin diye, hile ile, düzen ile "gönül" sekline girmissin!<br />
• Sen, bir an vefalı ol, topraga karıs, onunla arkadas ol, ayaklar altında ezil; sonra kal, bir an da göklere yüksel,<br />
arsın da, fersin de, iki dünyanın da hududunu as, ötelere git!<br />
• Ruh, neden seni bulamaz Sen, onun kolusun, kanadısın! Göz, neden seni göremez Sen, gözün de, görüsün de<br />
aslısın, temelisin! 119<br />
119 Bu beyit, Namık Kemal merhumun su beytini hatırlatıyor:<br />
"Münferid vasıta-i ru´yet iken<br />
Göremez kendini dîde bile"<br />
Yani; yalnız görme vasıtası oldugu halde göz, kendisini göremiyor!<br />
• Tövbenin haddine mi düsmüs ki sana tövbe etsin Haber kim oluyor ki, seninle bulundugu halde baska bir seyden<br />
haberi olsun<br />
• Bütün bilgiler, akıllar, gökteki yıldızlar gibidir; sen ise, onların perdelerini yırtan bir dünya günesisin!<br />
• Su dünya, sanki kardır, buzdur; sense Temmuz ayısın! Senin etkin baslayınca ondan eser bile kalmaz; erir gider!<br />
• Zavallı ben kim oluyorum; bana söyle ! Kimim ben ki, seninle beraber olayım da, yine varlıgıma sahip bulunayım!<br />
Sen, bana dogru bir baktın mı, ben de yok olur giderim, benim gibi yüzlercesi de!..<br />
1329. Sen saraptan, ben de onun kokusundan mest oldum!<br />
Müstefilün, Fe´ulün, Müstefilün, Fe´ulun<br />
(c. VI,2947)<br />
• Ya ben tuhaflastım, ya sen tuhaflastın; birçok kadeh içtin de, bana bir kadeh bile vermedin!<br />
• Sen saraptan, ben de onun kokusundan mest oldum! Büyük bir padisahın meclisinde sarap kokusu ile mest olmak,<br />
kendinden geçmek de az bir lütuf degildir!<br />
• Birçok asıkları öldürdün ama, sen, yine de suçsuzsun! Çünkü, onları eziyet vererek, gamlara, kederlere düsürerek<br />
öldürmedin; zevkle, nese ile öldürdün!<br />
• Dünya, seninle karanlıklardan çıkar, aydınlanır; insan seninle muradına erer, istedigini bulur! Durum böyle iken,<br />
neden gittin de sen muratsızlık köyünde ev tuttun, oraya yerlestin<br />
• Neden böyle yaptıgını anlıyorum: Zira, aydın ısık, gece karanlıgında daha iyi belli olur! Dünyada dert olmasaydı<br />
derman da bulunmazdı; derman, derde gelir, dertliye gelir! Zaten isin ustalıgı da buradadır; her seyi zıddı ile belirtiyorsun!<br />
• Senin gamından baska bir sey içmeyeyim; ne Amîd´in nüktesini, ne de Imad´ın sözünü duymayayım! Bir söy<br />
söylemeyeyim diye agızımı tuttun, kulagımı tıkadın! 120<br />
120 Amîd (Mansur oglu Amîd): Iran Selçukluları hükümdarı Turgut Bey´in veziri. Çok güzel konusan bir kimse<br />
oldugu için, sözleri darb-ı mesel haline gelmistir. Ne yazık ki bu büyük insan, bu büyük edip ve hatip, siyasete kurban<br />
gitmis, 1064 tarihinde idam edilmistir. Imad´a gelince; 949 senesinde Siraz´da vefat eden Al-i Büveyh Devleti´nin<br />
kurucusunun adı. Bu da edip bir kisi imis.<br />
• Tebrizli Semseddin´e, hakikatle mest olmus, kendinden geçmis olanların selamlarını götür, önünde yere kapan da<br />
de ki; "Ey ruhum, canım efendim! Kaçtın, halvete mi çekildin "<br />
1330. Bu dünyada hayat, bir zehir gibidir; sen de, o zehri etkisiz bırakan bir panzehirsin!<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ülün<br />
(c. VI, 2734)<br />
• Sevgilim! Sensiz yasamak, benim için haramdır; sen olmayınca, bu dünyada nasıl yasanılır, nasıl hayat sürülür 121<br />
121 Mevlana´mızın bu lirik beyitleri, eski sairlerimizden Nesatî ve Faruk Nafîz merhumların su mısralarını hatırlattı:<br />
"Baga sensiz bakamam, çesmime ates görünür<br />
Gül-i handanı degil, serv-i hıramanı bile"<br />
Faruk Nafîz de sunları söylemis:<br />
"Bir goncasın ki ıtrını senden alır bahar<br />
Sensiz kalınca yapma çiçekten ne farkı var<br />
Mevsim seninle kol kola gelmezse gelmesin!"<br />
• Senin bulunmadıgın yerde hayat sürmek, senin güzel yüzünü görmeden yasamak, yasayıs zannedilen, yasayıs adı<br />
verilen bir ölümdür!<br />
• Dünya acılarla, kederlerle, ızdıraplarla dolu; adeta zehir gibidir... Sen ise, bu zehri etkisiz bırakan bir panzehirsin!<br />
Dünya bir tuzaktır, sen de o tuzagın yemisin; senin yüzünden biz, dünya tuzagına düsmüsüz, yasıyoruz!<br />
• Sen bir incisin; bu cihan da, sanki inci kabı, hokkadır! Yasayıs bir kadehtir; sen de o kadehte bulunan bir sarap!..<br />
• Senin sevgi suyun olmasa, gül bahçesi çoraklasır, dikenlerle dolu bir çöl olur! Senin cosup kaynaman, heyecanın<br />
olmasa, hayatın hiç bir tadı kalmaz; ham, çig bir meyve gibi olur!<br />
• Kusursuz olan, her bakımdan tam olan güzelligin olmazsa, yasayısın tadı, zevki tam olmaz, tam yasayıs sayılmaz;<br />
hayat, zevksiz ve manasız bir sey olur!<br />
• Sen olmadıktan sonra kabul edilen dualar, ulasılan muratlar, dilekler ne ise yarar Bu hal; duaların kabul<br />
edilmemesi, muratların, dileklerin olmaması ve bizim yasayıs muradına ulasmamamız olur.<br />
1331. Güzellerin gözlerine mahmurluk, büyücülük, gönül alıcılık vermissin!<br />
Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2733)<br />
• Ey vuslatı ab-ı hayat olan sevgili; dünya isteklerinden kurtulusumuzun çaresini ancak sen bilirsin!<br />
• Sen, gözden kaybolma; çünkü sen, göz nurusun! Gönülden de ayrılma; sen, cansın! Ben, sensiz yasayamam!<br />
• Gözümden kayboldugun zaman canım, gizli gizli aglamaya baslar!<br />
• Ben kim oluyorum ki vuslatı, sana kavusmayı arayayım; sen lütfediyorsun, güzelliginle, beni kendine dogru<br />
çekiyorsun!<br />
• Birisi bana; "Asıklık nedir " diye sordu. Ona dedim ki: "Sen, bu manaları bana sorma!<br />
• Asıklıgın ne oldugunu, benim gibi olursan görürsün, anlarsın! Seni çagırdıkları zaman, sen de onları çagırırsın! 122<br />
Yani, sevilirsen, sen de seversin!<br />
122 Hz. Mevlana, MesnevTnin ikinci cildinin önsözünde de söyle buyurmustur:<br />
"Birisi; ´Asıklık nedir ´ diye sordu. Ona dedim ki: ´Benim gibi olursan bilirsin, anlarsın<br />
• Sevgilim! Sen, güzelliginin baharı hevesine kapıldıgın, yani gençlik çagında güzelliginin gururunu yasarken ben,<br />
ömrümün son baharında, her nefesimde son bahar rüzgarı estirmedeyim.<br />
• Sevgilim; sen, güzelligin ile bagı bahçeyi sonbaharın soguk rüzgarlarından, cevrinden, cefasından kurtamadasın!<br />
• Allahım! Sen, küçük bir et parçasına söylemek ve dinletmekte, tercümanlık vazifesi vermissin!<br />
• Peygamberlerin dillerine kadîm olan, evveline evvel olmayan o tek varlıgın sırlarını vermissin, onları söyletiyorsun!<br />
Yani, vahiy yolu ile peygamberlerin dilleri ile konusuyor, onları hidayete erdiriyorsun! 123<br />
123 Bir Mesnevî beytinde Hz. Mevlana söyle buyurmustur:<br />
"Gerçi Kur´an Peygamber´in dudagı ile söylenmistir; bu yüzden kim ki; ´Kur´an´ı Hakk soylemedi!´ derse, o, kafir olur!"<br />
• Velilerin ruhlarına, ölümde ölümsüzlük yasayısını lütfetmissin! 124<br />
124 Hallac-ı Mansur hazretleri; "Muhakkak ki benim ölümümde hayat vardır!" demisti.<br />
• Iyi düsünemeyen, anlayıssız akla, beden sehrinin bas damında bekçilik vazifesi vermissin!<br />
• Sen, her gece uykuya dalınca, insanların ellerinden bes duyguyu alırsın!<br />
• Gül yanaklı güzellerin gözlerine mahmurluk, büyücülük, gönül alıcılık vermissin!<br />
• Iki damla gönül kanına (ana rahmine düsen iki damlaya), ince seyleri anlama ve düsünme kabiliyeti vermissin!<br />
• Aska da lütfetmissin, yigitlik, pehlivanlık, cesaret vermissin!<br />
• Senaî hazretlerinin bir nasihati su: "Eger Hakk´ı apaçık, ayan olarak hissetmek istiyorsan, canınla oyna; riyazet ve<br />
ibadetle nefsini yen, sıkıntılara katlan!"<br />
• Ey Tebrizli Sems; sen, bastan basa nurdan ibaretsin! Çünkü sen, göklerin nurlar saçan çeragısın!<br />
1332. Biz, varlıgımızı yok ederek, tamamıyla ask olduk!<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´nlün<br />
(c. VI,2942)<br />
• Biz, savasta yüzümüze kalkan tutmayız! Yani, biz asıklar, nefisle savasırker korkmadan, kahramanca savasırız!<br />
Sema´ ederken de kendimizden geçeriz ne neyden, ne de deften haberimiz olur!<br />
• Biz, zaten, Hakk´ın askı ile yok olmusuz, askının ayakları altına serilmisiz´ Biz, kat kat askız; biz kel degiliz, biz sagır<br />
da degiliz!..<br />
• Biz, kendi kendimizle, kendi benligimizle savasmıs, varlıgımızı yok ederek tamamıyla ask olmusuz; bizde, bakıstan<br />
ve görüsten baska bir sey kalmadı! Artık, bize, göze çekilen sürmenin faydası yoktur!<br />
• 0 yanıp eriyisin tesiri ile askın beni oksamasından ötürü, cigerim kan kesildi; artık, bende ciger yok!<br />
• Gönlüm de yüz parça oldu, avarelesti. Bugün arayacak olsan, bende, gönülden bir eser bile bulamazsın!<br />
• Yusyuvarlak aya baksana; o, her gün erimede; ayın sonunda göge baktıgın zaman, gökteki ayı göremezsin!<br />
1333. Cihanın her cüz´ü, her seyi asktır!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2674)<br />
• Haydi ey ab-ı hayat, yani ask! Bir nagmeye basla da, beni sevkle, heyecanla degirmen tası gibi döndür!<br />
• Böyle yap! Böyle yap da, hep böyle olsun; perisan, darmadagın olarak, ben bir tarafta, gönül bir tarafta olsun!<br />
• Agaçların dalları ve yaprakları, rüzgar olmasa oynamaz; kehribar olmadan saman çöpü de uçup gitmez!<br />
• Insaf et; saman çöpü bile rüzgar esmedikçe hareket etmez ise, dünya nasıl olur da rüzgarsız, rüzgar olmadan, bir<br />
tesir eden bulunmadan kendi kendine hareket eder<br />
• Aslında, dünyanın her cüz´ü, her seyi asıktır; her seyin, her zerrenin, her atomun bile içine bir ask atesi düsmüstür!<br />
Her sey, sevgili ile bulusmak için çırpınır durur; her sey bulusma sarhosudur!<br />
• Fakat onlar, kendi sırlarını sana söylemezler! Çünkü sır, layık olandan baskasına söylenmez!<br />
• Bütün varlıklar, ev sahibinin, yani Allah´ın tatlı sofrasından yemekte içmektedirler!<br />
• Her sey canlı, her sey yiyor içiyor, konusuyor! Böyle olmasaydı, karıncalar Süleyman´a sır söylerler miydi, dag<br />
Davud Peygamber´le beraber ilahî okur muydu, seslenir miydi<br />
• Su gökler asık olmasaydı, gögsü böyle saf, temiz, masmavi olur muydu<br />
• Eger günes de asık olmasaydı, yüzünde bir nur, bir ısık bulunmazdı!<br />
• Yerler, daglar asık olmasalardı, gönüllerinden bir ot bile bitiremezlerdi!<br />
• Deniz asktan habersiz olsaydı, askı anlamasaydı, böyle çırpınıp durur muydu, köpürüp cosar mıydı<br />
• Ey insan! Sen de asık ol, askı tanı; vefalı ol da, vefa bul!<br />
• Gökyüzü, emanet yükünü kabul etmedi! Çünkü, asıktı; hata etmekten korktu!<br />
1334. Ey gülen bahar; ne kadar da hossun!<br />
Müstef´ilün, Fe´dlün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2936)<br />
• Ey gülüp duran ilkbahar; ne kadar da neselisin! Sen, mekansızlık aleminden geldin; bize bir sey getir! Sevgilimizden<br />
ne gördük ..<br />
• Gülüyorsun, yüzün terütaze; yemyesilsin, misk gibi kokuyorsun! Sen, ya bizim sevgilimizle aynı renktesin, yahut bu<br />
güzel rengi ondan aldın!<br />
• Ey mevsim; sen, ruh gibi hossun! Gözlerden gizlisin; eserlerinle meydandasın, görünüyorsun ama, kendin meydanda<br />
degilsin!<br />
• Ey gül; ne diye gülmüyorsun neselenmiyorsun Ayrılıktan kurtuldun, bahara kavustun!.. Ey bulut; sen de neden<br />
aglamıyorsun, göz yası dökmüyorsun Sevgilinden ayrılmadın mı ..<br />
• Ey gül; bahar yesilligini süsle, açıkça gülmeye basla! Çünkü, üç ay gizlice, kimseye görünmeden soguk dikenler<br />
arasında kosup durdun, baharı bekledin!..<br />
• Ey bahçe; su yeni yetisen çimenleri, fidanları güzelce besle, yetistir, gelistir! Çünkü, o zavallıların nasıl geldiklerini<br />
gök gürültüsünden duymadasın!<br />
• Ey rüzgar; dalları oynat! Bir gün güllere dogru esecegini hatırla da, dalları nese ile oynat!<br />
• Bak; agaçlar, talihli insanlar gibi neseli! Ey menekse; senin boynun neden gamdan bükülmüs<br />
• Süsen, goncaya; "Gözün kapalı ama, bahtın açık! Günden güne ugurlu bir talihe kavusmadasın! Açılacaksın,<br />
güleceksin; güzel renkle boyanacaksın, hos kokular saçacaksın!" dedi.<br />
1335. Bütün agaçların dalları oynuyor; hepsi de neseli, hepsi de gülüyor!<br />
Mütefa´îlün, Fe´ulün, Mütefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2849)<br />
• Ey baharın nefesi, ey baharın hos kokular getiren rüzgarı; ey bahar mevsimi! Bize ötelerden, bize can baharından<br />
haber ver; senin çiçeklerinin kokularından, renklerinden, hafif hafif sallanıslarından anlıyorum ki, sen de can baharından<br />
mest olmussun!<br />
• Ey çiçekler! Açılınız; bakınız, ben de açıldım! Can baharından bir seyler anlatın; ben de dilimin döndügü kadar<br />
söylüyorum, anlatıyorum! 0 tertemiz varlıktan, o padisahlar padisahının güzelliginden, büyüklügünden, essizliginden bir<br />
seyler bahsediniz!<br />
• Ilkbahar kendini gösterince, kıs mevsiminin ödü kopar; fani bir insan gibi, onun da eceli gelmistir, onun da sayılı<br />
nefesleri tükenmek üzeredir!<br />
• Bütün baglar, bahçeler, gönülleri avlamak için tuzak olmuslar; her yer yesil bir renge bürünmüs! Gül ile lale, ellerine<br />
sarap kadehlerini almıslar, insanlara sesleniyorlar: "Buraya gelin; neyiniz var, söyleyin!" diyorlar!<br />
• Zaten gülle lale, renkleri ile, kokuları ile gönülleri avlayan tuzaga benzerler, kendilerini seyredenleri avlarlar! Öteki<br />
çiçekler de öyle; onlar da gözleri, gönülleri avlayan birer tuzak! Meyveler de, onlara av olmus!<br />
• Güzel kokulu susam, parlak gözlerini yasemine çevirdi de dedi ki: "Toprak topraklıktan çıktı, güzeller doguran bir<br />
ana oldu! Diken de yumusadı, kimseye batmaz bir hale geldi; dikenligi bıraktı!<br />
• Ey lale; ne güzel rengin var! Sana bu rengi kim verdi Hakk´ın lütuf sarabı ile sersem olmussun, bir sey<br />
söylemiyorsun! Güzelsin, güzel yanaklısın; bu özrün padisaha yeter!"<br />
• Lalenin yanakları alev alev nar gibi kızarmıs; bu hal, nergisin gözünden kaçmadı da, sanki ona; "Güzellere kötü<br />
gözle bakma!" diyordu!<br />
• Rüzgar, bahçeler arasında eserek dalları neselendirdi, onları oynattı ve çiçekleri de oksayarak geçti, kırlara, ovalara<br />
açıldı; oraları misk kokusu ile doldurdu!<br />
• Bütün agaçların dalları oynuyor; hepsi de neseli, hepsi de gülüyor! Yeni gelinler gibi hepsinin de elleri kınalı!<br />
• Agaçların çiçeklerle dolu dallarının hepsi de, sanki Hz. Meryem gibi meleklerin nefesi ile gebe kalmıslar ve zamanı<br />
gelince güzel kokulu, hos renkli, tatlı meyveler dünyaya getirecekler! Zaten agaçların, fidanların hepsi de, kara topraktan<br />
dogmus birer huri!<br />
• Yeryüzü, sanki cennet olmus; bütün güzeller, gece gündüz neseden kararsız bir hale gelmisler, ayaklarını vurarak,<br />
baslarını yenlerini sallayarak oynasıp duruyorlar!<br />
• Bulut, bahar mevsimine sesleniyor ve diyor ki: "Kıs mevsiminde yeryüzüne ne döktümse, ne saçtımsa, hep senin için<br />
döktüm ve saçtım; sen, bunlara layıksın!"<br />
• Ey gönül; su baharı seyret! Bu hal, gerçekten de bir kıyamet! Bütün yıl, iyi-kötü ne ekildiyse bahar mevsiminde<br />
onlar bitmekteler, kendilerini göstermekteler!<br />
• Bahar da diyor ki: "Ey can! Sen, nefesini bir tohum gibi bil; iyi tohum ek de, karsılık olarak su kara topraktan sana<br />
güzel fidanlar baskaldırsın, bitsin!"<br />
• Gerçekten de, gizli seyler, gizli sırlar, kıyamet kopmus gibi meydana çıktı. Ey güzeller güzeli, ey efendimiz,<br />
sahibimiz, essiz sevgili! Sen, ne diye kendini gizlersin artık Zaten Sen de, yarattıgın, dünyayı süsledigin eserlerinle<br />
ortadasın, açıkça görünmedesin!<br />
1336. Ask aleminde bilgi, bilgisizliktir!<br />
Müstefilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2956)<br />
• Ey can! Meshur olmayı, iyi bir nam bırakmayı gönlünden tamamıyla çıkar at da; benlikten kurtuldugun, manen<br />
arındıgın için, herkesin anlayamadıgı sırları birer birer anla!..<br />
• Ey Hakk asıgı! Halkın kınamasından korkuyor, ar, haya kaydına düsüyorsan, ask aleminde ar, haya kaydına düsmek,<br />
böylece mana padisahı görünmek, ayıplanmanın, çekistirilmenin zevkine varmamak hamlıktır!<br />
• Ask aleminde bilgi, bilgisizliktir; bilginin serefi, pek de o kadar önemli sayılmaz! Askın cahili, su dünya islerinin<br />
alimlerinden daha degerlidir!<br />
• Izi, nisanı belirmeyen taraftan, o bilgi ve bilgisizlik yönünden, o canının canına can olan yerden ask geldi, sana<br />
selamlar getirdi!<br />
• Gönülleri çekip alan saçlarla perdelenmis o güzel yüz, o nurlu yüz yok mu, iste can, o saçların tuzagına düstü, o<br />
halkaları boynuna geçirdi, böylece, kendi istegi ile askın kölesi oldu!<br />
• Gamın sertçe, siddetle; "Kan dökme zamanı geldi; senin kanını dökecegim!" diyor. Ey gönül, ey can; siz kim<br />
oluyorsunuz ve ona karsı ne yapabilirsiniz<br />
• Ey can; dogdugun, dünyaya geldigin gece ona teslim oldun; verecegini verdin, ona bas egdin, itaat ettin!<br />
• Ey ruh! Uçtun, bir kıyıya gittin; orada gezdin tozdun, gelistin ve gönül verdigin, kul köle oldugun güzeli elde ettin!<br />
1337. Fanî bir güzelin hayalini gönlüne yerlestiriyor, sonra ona tapıyorsun!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´lün<br />
(c. VI,3045)<br />
• Ben, senin gördügün adam degilim; sen, beni görebilsen de, tanıyamazsın. Sen, beni bir hayalden, bir gölgeden<br />
baska bir sey göremezsin! Çünkü sen, uykudasın, uyku sarhosu, uyku sersemisin!<br />
• "Bu dünyada nicesin, ne haldesin " diye sen, beni bana sor! Bir gör esirci eline düsen Yusuf nasıl olabilir!<br />
• Sunu iyi bil ki; Can Yusufu´nun yüzü, ancak ask gözü ile görülebilir; sende ise ask gözü yok! Sen, vehim adamısın,<br />
kıyaslara düsmüs bir kisisin!<br />
• Göze görüs ve bakıs nimetini verdiği için Allah´a sükretmek gerekir; bunu böyle bil! Kalp gümüs gibi, kalp altın gibi<br />
potadan kaçma! Sen, sükredis madenisin; bundan haberin yok!<br />
• Potadan, yani yanarak, ızdırap çekerek arınmadan korkarsan, gerçekten de sen, hayale taparsın; hayalinde bir put<br />
yontarsın, sonra da o puttan korkarsın! Yani, arınarak, ızdırap çekerek gerçek sevgiliyi bulamayınca, fani bir güzelin<br />
hayaline gönlünde yer verirsin, sonra; "Onu kaçırırım!" diye üzülür durursun!<br />
• Sen zavallı, gerçek sevgiliyi bulamadıgın için, hayalinde bir put yapıyor, fani bir güzelin hayalini gönlüne<br />
yerlestiriyor, sonra ona secde ediyorsun; kafır gibi putlara tapıyorsun!<br />
1338. Kulagın sagır degilse, dünyaya ait söylenenleri tersine duy!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. VI,2625)<br />
• Eger hakikat meyhanesi bilgisi senin içine sinseydi, dünyada ögrendigin bu bilgi, bu hüner, sana bir rüzgardan, bir<br />
hevesten ibaret görünürdü!<br />
• Ruh aleminin kusu, ga´ib kusu, senin basına gölgesini düsürseydi, dünya zümrüdankası senin gözüne adi bir sinek<br />
gibi görünürdü!<br />
• Eger saadet sabahı seni karsılasaydı, seni aydınlıga kuvustursaydı, gece bekçisinden korkar mıydın<br />
• Seni dünyada bırakıp gidenler, sana küçük bir yardımda bulunsalardı gönlündeki emeller, arzular ve düsünceler,<br />
sana manasız görünürdü!<br />
* Can kulagın sagır degilse, hakikatin sesini duyabiliyor isen, dünyaya ait söylenilenleri tersine isit, tersine duy! Yani,<br />
dünya malının mülkünün, yüksek makamlarının faydasından bahsettikleri zaman, bunları ters duy, faydalı olmadıklarını<br />
anla ve mana aleminin yararlı oldugunu kabul et! Zaten asıklar defterinden bir harf bile kafıdir, yeter!<br />
• 0 bilgin geçinen ahmak; "Bizden evvel ölenlerin hepsi de gitti; bir tanesi bile geri gelmedi!" diyor; eger o gönlü<br />
uyanık bir adam olsaydı, geri geleni görürdü!<br />
• Can alevin, ömrünün mumu, ölüm kasırgasından tir tir titriyor; eger onun ötelerden bir haberi, ölümsüzlükten bir<br />
sezgisi olsaydı, titremezdi!<br />
1339. Su benlik, bizlik de ne oluyor<br />
Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün (c. VI, 2965)<br />
• Ey bizim yapma gücümüzü, cüz´î irademizi elimizden alan! Aslında, bizim irademiz yoktur; bizim irademiz Sen´sin!<br />
Biz, safran dalları gibiyiz; bizim lale bahçemiz Sen´sin!<br />
• "Beni Sen´in gamın öldürdü!" dedim; cevap olarak dedi ki: "Gamda o cesaret, o güç var mıdır Senin bizim<br />
dostumuz oldugunu gam bilmiyor mu "<br />
• Ben, bagım bahçeyim fakat, sonbahar beni vurdu, yaktı yandırdı; benim bagımı bahçemi dirilt, güldür! Çünkü Sen,<br />
bizim baharımızsın!<br />
• Bana; "Sen, bizim çengimizsin!" dedi. "Senin çıkardıgın ses, bizim sesimizdir! Sen, bizim kucagımızda oldugun halde<br />
ne diye aglayıp duruyorsun "<br />
• "Her hayal basımı agrıtıyor, beni rahatsız ediyor!" dedim. Dedi ki: "Hayallerin basını kes de kurtul; sen, bizim<br />
zülfıkarımız, kılıcımızsın!"<br />
• Elimi basıma götürdüm; yani; "Mahmurum!" dedim. Dedi ki: "Mahmursun ama, bu mahmurlugu sana Biz vermedik<br />
mi; bizim mahmurumuz degil misin "<br />
• "Vallahi" dedim. "Dönüp duran su gök gibi kararsızım, bir yerde durabilyorum!" "Evet!" dedi. "Kararın yok; ama sen,<br />
bizim kararsızımız degil misin´ "<br />
• "Sevgilim; Sen´in dudakların seker gibi tatlı!" dedim; dudaklarını ısırdı! Yani; ´Bu sırrı gizle!" dedi. "Sen, bizim<br />
sırdasımız degil misin "<br />
• Ey seher vakti öten bülbül! Hep ötüp durma; arada sırada bizim hatırımızı sor! Cünkü, sen de bizim gibi bir garipsin;<br />
sen de bizim diyarımızdansın!<br />
* Sen, göklerde uçan bir kussun; su kirli topraga konan kus degilsin! Sen, bu dünyaya mensup degilsin; öteki<br />
dünyanın avısın! Sen de bizim çayırlıgımızdansın, bize yabancı degilsin!<br />
• Sen, kendi varlıgından kurtulmus, yok olmussun da, sevgilinin varlıgına bürünmüssün, onun varlıgı ile var olmussun!<br />
Sen, ya Hakk´ın nurusun, yahut sende Hakk tecelli etmistir!<br />
• Sudan, topraktan, dolayısıyla balçıktan dogdun; sonra, bir ates içine düstün! Mademki bizimle aynı hayatı yasıyor,<br />
bizimle kumar oynuyorsun, karı da, ziyanı da bir say!<br />
• Buraya ikilik sıgmaz; su benlik, bizlik de ne oluyor Mademki bizim sayımızdansın, yani bizdensin, su ikisini de bir<br />
say!<br />
• Sus; artık senin her nüktende, her manalı sözünde bir can var! Herkese can verme; sen, bize can vermedin mi<br />
1340. Sen de gönül Meryemi´ne gebe kalabilirsin!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îliin, Fe´ilün<br />
(c. VI, 3072)<br />
• Bana bak; benden baska her neye, her kime bakarsan, Allah´ın askından habersiz oldugun anlasılır!<br />
• Cenab-ı Hakk´ın nuru, güzelligi hangi yüzde varsa, o yüze bak! Olabilir ki, o yüz hürmetine bahta, devlete, saadete<br />
erisirsin!<br />
• Arifler, aklı, baba yerine koyarlar; bedeni de ana sayarlar! Sen, gerçek bir ogul isen, babanın yüzüne bak!<br />
• Sunu iyi bil ki, pîr, mürsid, bastan basa Hakk´ın sıfatları ile sıfatlanmıstır! 0, insan seklinde görünür ama, is<br />
göründügü gibi degildir!<br />
• 0, sana karsı köpük gibi görünür ama, kendi sıfatına göre, kendince deryadır! Halkın gözü, insanlar, onu bir yerde<br />
oturtuyor, orada ikamet ediyor görüyorlarsa da o, her an seferdedir, yoldadır, hakikat yolculugundadır! 0, gönüllerde<br />
dolasmaktadır!<br />
• Kuruluktan, yaslıktan, her seyden münezzeh olan Hakk´tan gönül Meryemi´ne bir suret geldi!<br />
• Gönüllerde dolasan elçi, içinde ruhun gizli oldugu bir nefes ile gönül Meryemi´ni gebe bıraktı!<br />
• Ey gönül; sen, o padisahlar padisahına gebe kaldın! Çocuk karnında oynamaya baslayınca, isi anlarsın!<br />
• Tebrizli Sems´ten mana yolu ile gebe kalırsan, sen de bir gönül olursun ve gönül gibi, gayb alemine uçar gidersin!<br />
1341. Yer kapısını çalma; gök kapısını çal!<br />
Müstef´ilün, Fe´ülün, Müstef´ilün, Fe´dlün<br />
(c. VI,2933)<br />
• Ey ask imamı! Sen, mademki Allah askı ile mest olmussun, kendinden geçmissin, sevgili ile manen bulusmak için<br />
namaza dur! Niyet et, tekbir getir ve bir ölü gibi iki elini yanına sal! Su dünya hayatını, varlıgını artık düsünme; onlardan<br />
usanç getir, yaka silk! Benlikten de vazgeç, kurtul!..<br />
• Namaz kılmak için vakti bekliyordun, acele ediyordun; iste namaz vakti geldi! Haydi kalk; neden oturuyorsun<br />
• Aslında sen; "Gerçek kıbleyi, Hakk kıblesini bulurum!" ümidi ile yüzlerce varlıga yöneldin, kendine yüzlerce kıble icad<br />
ettin; o güzelin askı ile yüzlerce puta tapmadasın; bundan haberin yok! 125<br />
125 Neyzen Tevfık merhum da aynı fikirde. Allah´a hitap ederek diyor ki:<br />
"Degil binlerce, yüzbinlerce, milyonlarca insanlar<br />
Sen´in hep gölgeni sevmis, özünden bîhaber gitmis!"<br />
• Ey can! Su fani varlıklara gönül vererek yerlerde sürünme; ask kanadını aç da, birazcık yüksel, uç! Çünkü ay, yerde<br />
degildir, yücelerdedir; gölge ise asagılardadır!<br />
• Dilenciler gibi her kapıyı çalma, her kapıdan bir sey bekleme! Aklını basına al, yer kapılarını çalma da gök kapısını<br />
çal! Korkma; sen, üstün bir varlıksın! Elin göklere kadar uzanır; gök kapısını çalabilirsin!<br />
• Gökyüzü sarabıyla mest olup bu hale geldigin için, artık kendinden kurtul, kendini bırak, kaç ve su fani dünyada bir<br />
yabancı gibi yasa!<br />
• Ben sana; "Nasılsın, nicesin " diye soruyorum! Soruyorum ama, göze görünmeyen, nasıl oldugu, niceligi, niteligi<br />
bilinmeyen üstün bir varlıga bu soruları kim sorabilir<br />
• Ey gönlümüzün içinde gizli resimler yapan, bizi çesitli hayallere düsüren essiz ressam! Sen´in, aydan baska, daha<br />
yüzlerce, binlerce resimlerin var!<br />
• Allahım! Sen, bir kapıyı kaparsan yüzlerce kapı açarsın; bir gönlü kırarsan, yüzbinlerce can, yüzbinlerce gönül<br />
bagıslarsın!<br />
• Ben, deli oldum; ne söylersem, deliligimden söylüyorum! Elest dostu, elest alemi mahremi isen, yürü sen; benim<br />
akıl almaz delice sözlerime; "Evet, evet!" de!..<br />
1342. Dünya bir hiçtir; biz de hiçleriz!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2501)<br />
• Ben zengin olsaydım, gümüsüm, altınım olsaydı, hiç ahbabım, dostum, arkadasım az olur muydu Eger sevgilim<br />
fakir olsaydı da, fakir oldugu halde altına, gümüse deger vermeseydi, benim de ne gamım kalırdı, ne de derdim!<br />
• Ey güzel! Alımlısın, gönül çekicisin; dilenci gibi görünmeyi bırak! Senin gözün tok olsaydı, felek bize kul köle<br />
kesilirdi!<br />
• Akrabanın, dostların bile yabancı görünmesi, insanın tamahı yüzündendir! Insan tamah sahibi olmasaydı, herkes ona<br />
amca olurdu, dayı olurdu!<br />
• Ey ay yüzlü güzel! Gel, bize benze; ne nimet ara, ne devlet iste! Seytan da böyle olsaydı, bayrak sahibi bir padisah<br />
olurdu!<br />
• 0 seytanlıktan ayrılırdı da, kötü söz bile ona medh ü sena, övgü gibi gelirdi; cefayı vefa sayardı, sakatlık ve hastalık,<br />
ona kerem gibi görünürdü!<br />
• Yokluk, yoksulluk Allah´ın bir lütfudur! Kendinden geçis, benlikten kurtulusda öyle sırlar vardır ki, bunları bilseydin,<br />
sence bütün varlık, yokluk alurdu!<br />
• Dünya bir hiçtir; biz de hiçleriz! Dünya da, biz de hayalden, rüyadan ibaretiz! Is böyleyken, dünyalık elde etmek için<br />
çırpınır dururuz! Uyuyan kisi uykuda oldugunu bilseydi, rüya gördügünü anlasaydı, hiç üzülür müydü<br />
• Su uykuya dalmıs kisi, bir hayal görür, düsüncelere dalar! Su dagınık uykudan sıçrayıp kalksaydı, rüyadaki<br />
sıkıntıların gittigini ve nimetler içinde oldugunu anlardı!<br />
* Birisi, rüyada kendini gam zindanına düsmüs görür, birisi îrem Bagı´na ulasır! Uyandıkları zaman ne zindan kalır, ne<br />
de îrem Bagı!<br />
1343. Berrak ve kutlu gönül aynasında, daha dünyada iken, cennetteki güzelleri gör!<br />
Müstef´ilun, Fe´ülün, Müstef´ilün, Fe´ulün<br />
(c. VI,2931)<br />
• Gözlere görünmeyen, gizlenip duran o güzelden bir can kokusu alırsan, ondan bir iz, bir nisan bulursan, cosar tasar,<br />
yüzlerce cihana sıgmazsın!<br />
• Can günesini görürsen, ordusuz bir padisah olursun; hem öteleri, gayb mülkünü elde edersin, hem de gizli sırları<br />
bilene kavusursun!<br />
• Hani, duydugun gizli define yok mu, eger onun sevdasına kapıldın da, onu aradın ve yeryüzünde bulamadıysan, onu,<br />
ancak gökyüzünde bulabilirsin!<br />
• Eger askta hainlik yapmadınsa, emniyet kazandınsa, nice Çin güzellerini hem kolayca görür, hem kolayca bulursun!<br />
• Süpheden temizlenmis, berrak ve kuvvetli gönül aynasında, daha dünyada iken, cennetteki güzelleri, güzellikleri<br />
birbir bulursun, görürsün!<br />
• Ask oku seni yaraladı, sevgili de seni sevda sarabıyla mest ettiyse ve bu durumda can seni terkedip giderse, sakın<br />
üzülme; onun gibi yüzlerce can elde edersin!<br />
• Eger gönül vesveselerinin elinden bir an kurtulursan, çözülmesi zor olan tılsımın anahtarını bulursun, o tılsımı<br />
bozarsın!<br />
• Can padisahının askına düs, putları kır, dök; yani, gönül verdigin fani güzelleri gönlünden at da, onları yaratanı<br />
apaçık hisset!<br />
1344. Ben, Sen´in bana giydirdigin atesten gömlegin kuluyum, kölesiyim!<br />
Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´ilün<br />
(c.V,2611)<br />
• Sevgili, yol arkadası olan Hakk dostları birbirinin dostluk atesinden ne diye yanarlar; buna dair bir örnek ver, bir<br />
nükte söyle! Ben söylemeyecegim; çünkü ben, ask denizine dalmıs bir balık gibiyim; balıgın sesi çıkmaz!<br />
• Ey göklerin efendisi, ey üstün varlık! Sen, dün gece gökyüzü çadırının konugu idin; ay sana secde edip duruyordu!<br />
• Günes, senin yüzünden taç sahibi oldu, göklerin padisahı kesildi; ay da, senin lütuf ve ihsanınla güzellesti ve karanlık<br />
gecelerde nurlar saçmaya basladı! ,<br />
• Sevgilim; ne zaman birlesecegiz, ne zaman her ikimiz bir olacagız Sen, ates olacaksın, ben de yag olup yanacagım,<br />
sende yok olacagım! Ne vakit kısmet olacak da sen Yusuf olacaksın, ben de kuyu olacagım; seni çekip alacak, gönlüme<br />
düsürecegim<br />
• Sunu iyi bil ki, benim bu coskunlugum, senin atesinden meydana gelmektedir! Fakat beni saran, yakan yandıran<br />
atesse, bana giydirdigin o atesten gömlege, ben kulum köleyim; sen, beni bir düsman gibi kovsan da, yahut bir dost gibi<br />
çagırsan da, o atesten gömlek sırtımdadır!<br />
• Benim su çok az olan bilgim, senin bilgine perdedir, örtüdür! Ben, seni geregi gibi anlayamadıgım, bilemedigim için<br />
feryad ediyorum!<br />
• Ey Tebrizli Sems; seni neselendiren, güldüren sabahın arkasında, nasıl olur da gece bulunabilir Hiç gece senin<br />
rahmet sabahınla beraber bulunabilir mi<br />
1345. Ask susuzu<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2474)<br />
• Kum, suya kandı; fakat ben, ask suyuna kanamadım! Hey gidi hey; bu nasıl bir susuzluk! Su dünyada benim sert ve<br />
kaskatı yapıma uygun bir kiris yok mudur Yani, cihanda benim gibi bir ask susuzu var mıdır; bu hususta bana kim es<br />
olabilir<br />
• Ben öyle bir ask susuzuyum ki, deniz, benim için bir yudum sudur; dag ise küçük bir lokma! Allahım! Ben, ne biçim<br />
aç bir timsahım; ben ne ile doyacagım Bana bir çare bul, yol göster!..<br />
• Ben, insanları birer birer yutan, fakat bir türlü kanmayan ecelden de daha susuzum; cehennem gibi çırpınmadayım!<br />
Acaba, bana çok büyük, kocaman bir lokma nasip olacak mı<br />
• Ask hastasına vuslattan baska çare yok; ona, vuslattan baska ilaç bulunamaz! Sen, askın agzına ne verilecegini<br />
nerden bileceksin Senin avucun, ona, ancak alaf verir! Sanki sen, ask arslanına ot veriyorsun!<br />
• Akıl, kendini begenmistir, çeviktir ama, askın tuzagına düsünce basını da, her seyini de kaybeder!<br />
• Seni tanıyanların, bir bilenlerin (muvahhidlerin) gönüllerine iman dogrulugunu veren Sen´sin Allahım! Sen´i,<br />
insanlara ve baska mahluklara benzetenlerin gönüllerine, sekilleri, hayalleri veren de yine Sen´sin;126 hikmetinden sual<br />
olunmaz.<br />
126 Allah´ı, hasa, mahluka benzeten, O´na hayallerinde sekil verenler, cisim gibi gösterenlere mücessime=müsebbihe<br />
denir. Bu inançta olanlar, Kur´an´daki bazı benzetmelere dayanarak Allah´ı insan seklinde ve arsta oturuyor gibi tahayyül<br />
ederler. Halbuki Allah, her seyden münezzehtir. Kur´an´daki bazı ayetler, müminler anlasınlar diye istiare yoluyla<br />
belirtilmistir; "Sen atmadın, Ben attım!" gibi.<br />
• Nuh, Sen´in köpürüp cosan, kabaran dalgaların yüzünden bir tahta parçasına sıgındı; ruh da, Sen´in ötelerden gelen<br />
manevî hos kokunla sasırıp kaldı, mest oldu, harap oldu!<br />
• Hakk´ın büyüklügü, kudreti, yaratma gücü, essizligi hakkında konusanlar gibi konusma! Bunları anlatmaya kimin<br />
gücü yeter Sen sus; sus da O´nun eserlerine hayran olarak konusmayanların, susanların kösküne gir! Ey Hakk yolunda<br />
yürüyen kisi; sen lafı bırak da, yine kendi sehrine, asıl vatanına geri dön!<br />
1346. Ask ile dert ortagı ol!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün<br />
(c. VI,2865)<br />
• Askın yüzüne bak da, sıfat bakımından da, huy bakımından da er ol! Manadan haberi olmayan soguk kisilerle düsüp<br />
kalkma ki, sen de soguklasmayasın!<br />
• Askın yüzünden, suretten, görünüsten baska bir sey ara! Çünkü asıl is, asıl mesele su ki: Sen, askla dert ortagı ol,<br />
onunla derdini paylas! ,<br />
• Sen, kerpiç gibi duygusuz ve kaskatı oldukça, havaya yükselemezsin, ötelere gidemezsin! Fakat kırılır, parçalanır,<br />
yerlerde, ayaklar altında sürünür, çignenir de toz haline gelirsen; iste o vakit, havanın üstünde dolasırsın!<br />
• Sen kendi kendini kıramazsan, yani, kötü huylarını yok ederek ölmeden önce kendini öldürmezsen, seni yaratan<br />
öldürerek kırar; ölüm seni kırınca da, sen ne vakit tek bir inci haline gelirsin, ne zaman sende bulunanı kesfedersin<br />
• Yapraklar sararınca, ıslak gök yine onları yesertir! Ask yüzünden sararıp solmaktan ne diye korkuyorsun Seni bir<br />
yeserten bulunur!<br />
1347. Gönüldeki bahar<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün<br />
(c. VI, 2697)<br />
• Bu gönül, kendinde, kendi gönlünün içinde bir bahar mevsimi gördü Seher vakti herkes uykuda iken o, kendi<br />
gönlüne indi ve orada, görülmemis bir çayırlık, isitilmemis bir gül bahçesi seyretti!<br />
• 0 çayırlıkta, dünya hayatından bıkmıs usanmıs asıgın ruhuna huzur veren, rahat ettiren bir de kösk bulunuyordu;<br />
orada, dudaksız öpüsme ve kolsuz kucaklasma vardı!<br />
• Cennet bahçesi bile o gül bahçesinin kulu kölesi olurdu; onun yesilligini ve güllerini görünce utanır, sasırır kalırdı!<br />
• 0 yemyesil çayırlıgın her yerinde bir nese, bir sema´ meclisi vardı; her agacın altında da, essiz bir güzel bulunuyordu!<br />
• Oraya saçı sakalı agarmıs, kafür gibi bembeyaz olmus bir ihtiyar gelse, gül yanaklı, misk saçlı bir delikanlı olur!<br />
• Can bu güzellikleri görünce, arslan gibi, zincirlerini kırdı da, deli divane kesildi ve çıldırmısçasına kosmaya basladı!<br />
• Ben; "Nereye gitti " diye canın pesine takıldım! Takıldım ama, bu gidis, benim basıma büyük bir is açtı!<br />
• 0 genis çayırlıkta, o gül bahçelerinde gönül çekici, göz oksayıcı, essiz köskler gördüm; fakat, canın izinin tozunu bile<br />
göremedim!<br />
• Sen, aziz dost; gel de, bu sırrı bana söyle! Acaba, can geri dönecek mi; dönmeyecekse, bari sen geri dön!<br />
• Oradan armagan olarak bir seyler getir de, beni kötülüklere, günahlara dogru çekip götüren su gölge varlıgımı,<br />
bedenimi tutup oraya götürüp daragacına asayım, ondan kurtulayım!<br />
1348. Dünyanın hayrına da, serrine de gülüyorsun!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fa´lün<br />
(c. VI, 2868)<br />
• Sevgilim; gönlünde ne var ki, tatlı tatlı gülüyorsun Görüyorum ki, bugün, seher vakti gibi pek hossun, neselisin,<br />
gülüyorsun! Dün gece kiminle beraberdin; söyle bakalım!<br />
• Ey bahara benzeyen güzel varlık; dünya, senin güzel dudaklarının yüzünden gülmede! Sen, yaseminler arasında bir<br />
çiçek gibi açılmıssın; çiçek açmıs agaç gibi gülüyorsun!<br />
• Mest bir halde, güle oynaya Hakk asıkları meyhanesinden geliyorsun; hakikati sezmis, hayatın manasını anlamıssın<br />
da, bir kıvılcım gibi, dünyanın hayrına da, serrine de gülüp duruyorsun!<br />
• Anlıyorum ki, senin göbegini Allah, gül gibi gülerek kesmis de, bu yüzden hiç somurtmuyorsun, suratını asmıyorsun;<br />
hep gülüp duruyorsun! Fakat, ey ay yüzlü sevgili, bugün sen, bir baska türlü gülüyorsun!<br />
• Sonbaharda, baglardaki bahçelerdeki bütün agaçlar yapraklarını dökerler ve kuru dallar da soguktan donmus bir<br />
halde rüzgarda titresir dururlar! Laleler de, güller de, solarlar, ölür giderler! Fakat sevgili, sen hangi bagın, hangi bahçenin<br />
gülüsün ki, kıs mevsiminde bile solmuyorsun, daima gülüyorsun<br />
• Seni neye benzeteyim, bilmem ki Sen, hava atına binmis bir misk kokususun; atını kırlarda, ovalarda kosturuyor,<br />
her tarafa güzel kokular yayıyorsun! Sen, güzellikte göz kamastıran bir günessin; çok uzaklardan, kendini göstermeden,<br />
ayın hasta, solgun ısıklarına bakıp gülüyorsun!<br />
• Sen, apaçık görülen bir yakînsin, tam inançsın! Artık sen, zanna da, süpheye de, taklide de gülüyorsun; tamamıyla<br />
görüs olmussun da, rivayete de, habere de gülüyorsun!<br />
• Sonsuzluk makamında gören de sensin, görünen de sen! Bu yüzden gerçegi anlamıssın da, yola da gülüyorsun,<br />
yolcuya da; göçe de gülüyorsun, sefere de! Sonsuzluk makamında bütün bunlar gülünç olur!<br />
• Yoklukla yok olus arasından varlık basını meydana çıkardın da, basa da gülüyorsun, taca da, hükümdarlık kemerine<br />
de gülüyorsun!<br />
• Bütün halk, bütün insanlar, bir türlü doymayan aç köpek gibi, agzını, dünya lokması kapmak pesinde açmıs. Sense,<br />
öyle bir arslansın ki, insanların bu açlıgına, doymazlıgına gülüyorsun!<br />
1349. Hem insanın gönlüne derdi sen verirsin, hem de devayı lutfedersin!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. VI,2796)<br />
• Ey ayagının bastıgı yere canların kurban olması gereken aziz varlık; bir takım endiseler, bahaneler icad ederek<br />
gelmissin! Yalvarırım sana; elini uzat, kapıyı aç, içeri gir! Sen, zaten yabancının evine gelmedin ki; kendi evine geldin!<br />
• Vara yoga vurdun kırdın, toz yükselttin; sen de o toz içinde kendini gizledin! Ne olurdu, yarattıklarının ötesinde<br />
saklanmasaydın da, kendini bize gösterseydin!<br />
• Iki dünyada da kaide, kural budur: Önce zahmet, ızdırap, cefa, sonra zevk, safa! Fakat Sen, bu iki halin de, iki<br />
duygunun da ötesindesin; Sen, iki dünyaya da mensup degilsin; Sen, zahmetsiz zevksin, acısız tatlısın; Sen, esi benzeri<br />
bulunmayan, üstün bir varlıksın!<br />
• Bildigin ayrı bir zevki vardır, yabancının ayrı! Sen´se, hem evveline evvel olmayansın, hem de yepyenisin; Sen, hem<br />
bildiksin, hem yabancı!<br />
• Kalenderin, gönül ehlinin gönlüne de, canına da ızdırabı, derdi veren, onu inleten, onu yaralayan Sen´sin; onu teselli<br />
eden, dertten kurtaran ve açtıgın yaraya merhem olan da Sen´sin! Fakrın ve yoklugun da, hem yarası, hem merhemi<br />
sensin!<br />
1350. Sen, henüz bir çocuksun; ask meyhanesinde senin ne isin var<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. VI,2619)<br />
• Gül bana dedi ki: "Senin aklın yok mu Dikenden ne beklersin Onun kimseyi incitmemisini, batmamasını,<br />
yumusaklık göstermesini mi istersin " Dedim ki: "Sen de, ne diye asık olanlarda, kendilerini bir sevdaya kaptıranlarda akıl<br />
ararsın "<br />
• Gül bana dedi ki: "Asık oldugun, gönül verdigin sevgili kimdir Onu bana gösterebilir misin " Ona dedim ki: "Sen,<br />
asık degilsin; kimseye gönül vermedin! Su halde, ne diye sevgiliyi sorarsın, ararsın Senin asktan, haberin yok ki!.."<br />
• Gül bana dedi ki: "Mademki sen asıksın, sevgi seni mest etmis, ben de mest olmak istiyorum! Ne olur, lütfet, ask<br />
meyhanesinin yolunu bana göster!" Dedim ki: "Senin o meyhaneye gidecek halin yok; sen, henüz bir çocuksun! Ask<br />
meyhanesinde senin ne isin var "<br />
• Dedi ki: "Sen ne kadar da fazla içmissin, ne kadar da kendinden geçmissin! Seni bu hale getiren, seni kendinden<br />
alan o sarap nasıl bir saraptır Ben onu nerede bulabilirim Lütfen bana söyler misin " Ona cevap verdim de dedim ki:<br />
"Aptalca konusma; haydi, defol git! Aklını basına al! Sen ne arıyorsun Aradıgın sarap, senin bildigin üzümden yapılan<br />
sarap degildir; sen, o sarabı bulamazsın!"<br />
• Dedi ki: "Dünyada kokusu gelmeyen, kokusu olmayan bir gül bahçesi var mıdır " Ona dedim ki: "Gül bahçelerinden<br />
sana koku gelmiyorsa, senin burnun koku almıyorsa, ne yüzle gül bahçesi ararsın, sorarsın "<br />
• Gül bana dedi ki: "Insanlardan vefa bekleyenler, vefa umanlar, uykuya dalmıslar, rüya görüyorlar!" Dedim ki: "Sen,<br />
neden uyanık iken rüya görmek istiyorsun; onun hayaline kapılır da, onu arar durursun "<br />
1351. Her zerre kendinden geçmis de, Mansur gibi; "Ben Hakk´ım!" demede!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2599)<br />
• Ey pazarında yüzlerce dervis hırkası bir´zünnara satılan dost! Sen´in yüzünden, seni bulmak ümidi ile alemde her<br />
yüz, bir duvara dönmüs, bir tarafa yönelmistir! 127<br />
127 Zünnar; Hristiyan papazlarının bellerine bagladıkları bir çesit kusak. Hz. Mevlana, bu beyitte, ahlakan düsük olan<br />
dervisleri, ibadeti gösteris için yapan ham sofuları kınamaktadır. Aynı zamanda, dünyada bütün insanların çesitli dinlerde,<br />
çesitli sekillerde, çesitli mabedlerde Allah´a yöneldiklerini, kendi dilleri ile O´na yalvardıklarını anlatmak istiyor. Bundan<br />
sonra gelecek beyitlerde de, kesretteki vahdete, yani çokluktaki teklige isaretler vardır. Mevlana, bu inancı, istiare yolu ile<br />
çesitli benzetmelerle açıklamaktadır.<br />
• Sen´in günesinin nuru ile nurlanan her zerre, kendinden geçmis de; "Ene´l-Hakk" (=Ben Hakk´ım!) diyor; her kösede<br />
birisi, Mansur gibi, daragacına asılmıs!<br />
• Sasılacak sey su ki: Herkes bir küpten baska çesit sarap içrnede, baska bir nese ile sarhos olmada! Yine sasılacak<br />
sey su ki: Bir tek gülden, herkesin ayagına ayrı ayrı dikenler batmadadır!<br />
• Her dal; "Ben bir baska türlü mest oldum, kendimden geçtim!" diyor! Her akıl; "Ben bir baska türlü hayran oldum,<br />
sasırdım kaldım!" diye sesleniyor!<br />
• Gül, yarattıgı eserler arkasında kendini gizlemis olan üstün varlıga, o güzeller güzeline duydugu istiyaktan, özlemden<br />
ötürü, yakasını yırtmıs; ask, onun sevgisi ile kendinden geçmis, sarıgını, külahını basından atmıs!<br />
• Insanların bir kısmı, akıllarını begenmisler ve akıl sarhosu olmuslardır; bir kısmı da, akılları baslarında yokmus gibi<br />
akıllarını bırakmıslar, sarhos olmuslardır! Fakat, akıllılardan ve akılsızlardan ayrı bir kısım insan da var! 128<br />
128 Akıl ile mest olanlar (akl-ı me´as), dünyaya ait islerde kullanılan akıl. Dünyada görülen uygarlık, insanı rahata<br />
kavusturan yeni kesifler, icatlar hep akl-ı me´asın eseridir. Ortaya koydugu eserler yüzünden insan, aklını begenir, onunla,<br />
adeta mest olur. Bir de, insanda "akl-ı me´ad" vardır ki, bu akıl ile insan, dünya islerini düsünmez de, nereden geldigini,<br />
nereye gidecegini düsünür. Bu yüzden, kendisini ibadete ve insanî vazifelere verir. "Akl-ı me´ad" sahibi de, bazan yaptıgı<br />
ibadetleri begenir de, kendini baskalarından üstün görür, kendi aklına hayran olur. Bu da, bir çesit mestlik verir. Bu iki aklı<br />
da, yani dünyayı da, ahireti de hiçe sayan ve kendisini sadece ve sadece Allah´a veren ariflerde vardır.<br />
• Bazılarımız Tur Dagı´na benziyoruz; Hz. Musa´nın kadehinden ask sarabı içmisiz de, kendimizden geçmisiz! Bu<br />
yüzden, nefis Firavunu´nun zahmetinden de kurtulmusuz; agyarın, Hakk´a ve bize yabancı olan huysuz insanların gamından<br />
gussasından azad olmusuz!<br />
• Sarap gibi, meyhane küpünün içinde cosuyoruz, köpürüyoruz; her ne kadar küpün agzı anlayıs ve sezis balçıgı ile<br />
kapalı ise de, biz, içten içe yine kaynasıp duruyoruz!<br />
• Hatta, sarabın cosup kaynamasından, küpün agzına sıvanan samanlı balçık bile sarhos olmus, oynamaya koyulmus!<br />
Allah´a yemin ederim ki, dünyada bundan daha hos bir hal, hos bir sey yoktur!<br />
1352. 0 sonsuza kadar kalacak olan sevgiliye gönül verseydin, her bagdan kurtulurdun!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. VI, 2612)<br />
• Kimin mahallesinde dönüp dolasıyorsun; ne istiyorsun 0 çadırda mahbus bulunan dilber yüzünden, galiba, benim<br />
gibi senin de ayakların baglandı da, baska bir yere gidemiyorsun, hep burada dolasıyorsun!<br />
• Yazıklar olsun sana; sen, fani bir sevgiliye degil de, sonsuza kadar kalacak, ihtiyarlamayacak, çirkinlesmeyecek o<br />
essiz sevgiliye baglansaydın, her bagdan kurtulurdun; ne kimseye hizmet etmek isterdin, ne padisahlıgı, ne sultanlıgı arzu<br />
ederdin!<br />
• Dünya sevgisine kendini kaptırmıs, hiç öteleri düsünmez olmus dünya sarhoslarının hizmetleri gibi, senin hizmetlerin<br />
de bir masal oldu! Sen, kalburla su tasıyorsun; adeta, balık gibi su içinde bos yere secde ediyorsun!<br />
• 0 sarhos olup yıkıldı da, secde ettigi yer su oldu! 0, sevaptan da vazgeçti, yoldan, yolsuzluktan da kurtuldu;<br />
yapayalnız, tek basına kaldı!<br />
1353. Sana ögüt vermek isterim ama, anlayıssız kisilerin yüzünden dilimde kilit var!<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´îlün<br />
(c. VI,2866)<br />
• Usanır da, bu sevdalı asıktan kaçarsan, bir zaman sonra pisman olursun; yüzünü, yine o sevdalıya çevirir, ellerini<br />
çırpa çırpa döner, yine onun yanına gelirsin!<br />
• Seni çekip duran su hayalden vazgeç; ondan vazgeçmezsen, sonra çok pisman olursun!<br />
• Ona yüzünü döndür de; "Efendi!" de! "Beni nereye çekiyorsun " Gökyüzü bile bu güzellikte bir ay görmemistir!<br />
• Dünya, kokmus, çirkinlesmis bir ihtiyar kadın gibidir; yepyeni, göz alıcı bir çarsafa bürünmüstür! Dıstan cilveler,<br />
nazlar, edalar göstererek insanın gönlünü kapar ama, içi, iç yüzü çok fenadır, çok kötüdür, çok igrençtir!<br />
• Görünüse aldanıp da felakete dogru gitme; ters düsüncelere kapılma; manasız heveslere düsme! Bu haller, seni<br />
aldatmasın! Nice köskler, nice kasırlar aykırı düsünceler, ters hevesler yüzünden yıkıldı, harab oldu; simdi harabelerinde<br />
baykuslar ötüyor!<br />
• Sana yol göstermek, ögüt vermek isterim ama, anlayıssız kisiler yüzünden dilim kilitlendi! Artık ben, susarak, sana<br />
gizlice, dilsiz dudaksız ögüt veriyorum!<br />
• Bütün bu korku, bu iki yüzlülük, bu iki gönüllülük de ne oluyor Sen, tek olan, esi bulunmayan, merhametli Rabb´in<br />
koruması altında degil misin; O´nun devletine kul olmadın mı<br />
1354. Ben, kendi varlıgımdan geçtim, kayboldum; sen onu bulabilirsen, benim selamımı söyle!<br />
Müfte´ilün, Fa´îlün, Müfte´ilün,<br />
(c. VI, 3018)<br />
• Ey güzelligi yüzünden aynaya sık sık bakan sevgili; aynaya böyle sık sık bakmayasın diye, istiyorum ki, aynan yansın<br />
yakılsın da, artık ise yaramaz olsun!129<br />
129 Lale Devri sairlerinden Nedim merhum bir beytinde söyle der:<br />
"Niçin sık sık bakarsın böyle mir´at-ı mücellaya<br />
Meger sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kafir"<br />
( Sevgilim! Neden aynaya sık sık bakıyorsun Sen de kendi güzelligine hayran mı oldun )<br />
• Benim canım, ask denizinden ates gibi bir su içti! Bu yüzden, benim can kadehimde su bile atese döndü, ates oldu!<br />
• Onun nergis gibi güzel bakısları ile ayna gülbahçesi haline gelince, can ve gönül ona hased ettiler de, yakıcı ates<br />
kesildiler!<br />
• Ben, varlıgımdan geçtim, kayboldum; sen, eger onu bulabilirsen, benim selamımı söyle de, ona de ki: "Nasılsın, hos<br />
musun; eski halinden daha da hos musun "<br />
• Eger sen, benden kaçıp kaybolan beni bulabilirsen, ben´e de ki: "Ben peri gibi avare oldum, gizlendim!" ,<br />
• Dostum! Ben sarhos degilim; aklım da basımdan gitmedi! Onun o sihirli bakısı, benim canımı büyüledi, beni de<br />
büyücü yaptı!<br />
• Senin aklın basında ise, ona bir bak da anla ki, sevgilim o is yanlıs degildir, dogrudur!<br />
1355. Sen, zaten benim gönlümsün!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. VI, 2618)<br />
• Sevgili; lütfet, o güzel gözlerinle bize bir bak! Çünkü sen, bakısların ve görüslerin canısın; sana nasıl; "Gönlümü<br />
aldın!" diyebilirim ki; sen, zaten gönlümün ta kendisisin, sen benim gönlümsün!<br />
• Sen, gönlümüzü ayaklar altına aldıgın zaman canlar neselenir, ayak vurarak oynamaya baslarlar! Gönlümü kırdıgın,<br />
yaraladıgın zaman gönül, adeta ballar yer, sekerler çigner!<br />
• Kollarını iki tarafa salarak oynamaya baslayınca beden, sana canını verir Böylece sen, cilvelerle, naz ve eda ile<br />
oynarken ölmüs kisi bile tuhaf bir hal alır, adeta dirilir!<br />
• Senden gelen cevr u cefa böyle hos ve tatlı oldugu için vefa ekinine kıtlık düsmüstür de, insanlarda vefa bulunmaz<br />
olmustur! Ey gönül; ne duruyorsun Onun cefasına karsı canınla oyna, onun cefasına canını ver!<br />
• Bugün öyle mestim, öyle mestim ki, tamamıyla kendimden geçmisim! Dostum; benim elimden tut; sen neredeysen,<br />
beni de oraya çek!<br />
• Sana lazım olan seyleri, gökler hemen dogurup sana sunar! Senin mana incilerin hiç azalır mı Zaten sen, inciler<br />
denizinin dibindesin!<br />
• Ey benim canım, sevgilim; her gözbebegi, senin sayende adam oldu! Ey görüsün özü, anlayısın temeli; sen<br />
olmayınca gözün ne degeri vardır<br />
• Ey can; onun mesti olmak serefıne nail oldugun için neselen, el çırp! Bu varlık, ne hos bir varlıktır; sen, aynı<br />
zamanda birlik aleminin, vahdet aleminin içindesin; ne de hossun!<br />
• Ey ruh; neden korkuyorsun Sen, maddî bir varlık degilsin ki toprak olup gidesin ve sen, beden degilsin ki, seni<br />
mezara defnetsinler! Sen, nefis de degilsin! Beden, korku kaynagıdır, korku madenidir; halbuki sen, zevksin, nesesin!<br />
1356. Eger senin gönlün varsa, gönül kabesini tavaf et!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa-îlün, Fe´ilün<br />
(c. VI.3104)<br />
• Eger senin gönlün varsa, gönül kabesini tavaf et; topraktan yapılmıs sandıgın Kabe´nin manası gönüldür!<br />
• Cenab-ı Hakk , görünen ve bilinen suret kabesini tavaf etmeyi, kirlillklerden temizlenmis bir gönül kabesi elde edesin<br />
diye sana farz kılmıstır!<br />
• Sunu iyi bil ki, sen, Allah evi olan bir gönlü incitip kırarsan, yaya olarak bin defa Kabe´ye gitsen de, Allah bu<br />
ziyaretini kabul etmez!<br />
• Sen, varını yogunu, malını mülkünü ver de, bir gönül al, al da, o gönül mezarda, o kapkara gecede sana ısık versin,<br />
nur versin!<br />
• Allah´ın huzuruna altın dolu binlerce keseler götürsen, Cenab-ı Hakk; "Bize bir sey getirmek istiyorsan, kazanılmıs bir<br />
gönül getir!" diye buyurur!<br />
• "Çünkü. altın ve gümüs, bizim için hiç bir sey degildir! Eger bizi, bizim rızamızı istiyorsan, bizim istedigimiz gönülden<br />
ibarettir!"<br />
• Senin deger vermedigin, bir saman çöpü saydıgın yıkık gönül, Ars´tan da üstündür, Kürsi´den de, Levh´den de,<br />
Kalem´den de!..<br />
• Harap gönül, Hakk´ın nazargahıdır, Hakk´ın baktıgı, Hakk´ın sıgındıgı yerdir! Onu yaratan varlık ne de büyüktür, ne<br />
de kuvvetlidir!<br />
• Kırılmıs, ikiyüz parça olmus zavallı bir gönlü yapmak, tamir etmek, Cenab-ı Hakk´ın nazarında hacdan da, umreden<br />
de degerlidir!<br />
• Hakk´ın defineleri, harap gönüldedir! Harabelerde, pek çok defıneler gömülüdür!<br />
• Mutlu olmak, manen yükselmek istiyorsan, gönüller almaya, gurur ve kibiri bırakmaya bak!<br />
• Kazandıgın gönüllerin yardımı seninle beraber olursa, kalbinden hikmet kaynaklan fıskırır, akar!<br />
• Dilinden sel gibi ab-ı hayat akar; nefesin, Hz. Isa´nın nefesi gibi, hastalıklara deva olur!<br />
• iki dünya da, bir gönül için yaratılmıstır; "Sen olmasaydın, bu kainatı yaratmazdım!" hadîsinin manasını düsün!<br />
• Eger böyle olmasaydı, senin varlıgın, mekanın, günesin, ayın, yeryüzünün, su gök kubbenin varlıgı nereden olacaktı<br />
• Sus; bedeninin her bir kılında iki yüz dil olsa da onlarla gönlü anlatmaya çalıssan, yine de anlatamazsın; gönül<br />
anlatılamaz, anlatısa sıgmaz!<br />
1357. Kendinden geçis lütfu<br />
Fa´îlatün, Fa´îlatün, Fa´îlatÜn, Fa´îlat<br />
(c. VI,2775)<br />
• Istiyorum ki, can kusu, kendini görüs ve kendini begenis hevasından çıksın da, yalnız kendinden geçis hevasında<br />
uçsun; can mumu da, benlik sarayında degil, kendinden geçis sarayında yansın, oralara nur saçsın!<br />
• Kendinden geçis devlet kusu, her seye, herkese gölge salsın da, kendilerini üstün görenleri, gurura kapılanları,<br />
kendilerine tapanları, bu kötü huylarındar vaz geçirsin! Allah´ın lütuf günesi de, Hakk asıklarının baslarında parlasın, onları<br />
aydınlatsın!<br />
• Asık, en yüksek mevkilere çıksa, dünyanın en zengin adamı olsa, yüzbinlerce devlete erisse, yüzbinlerce nimete<br />
kavussa, onun nazarında bunların hiç bir kıymeti yoktur! 0, ancak Hakk´ı bulmak için kendinden geçis belasını ister! l30<br />
130 Hz. Mevlana, Dîvan-ı Kebîr´in bir baska yerinde bu konuya temas eder:<br />
"Allah, bitmez tükenmez cömertligi ile bana hesapsız mülkler verse, ne kadar gizli hazineleri varsa hepsini önüme<br />
koysa, ben, candan secde ederek yüzümü topraga korum da, derin ki: ´Bunların hepsinden filanın askı benim için daha<br />
degerlidir!´"<br />
• Bu istegin ne oldugunu anlamak için beni seyret de gör; ben, kendinden geçis yoklugunda öyle manevî zevkler<br />
tattım, öyle mutlu oldum ki, kendimi, sevine sevine belaların önüne attım!<br />
• Kendinden geçis arzusu ile kendinden geçmek, Hakk´ta fani olmak, öyle anlatılamaz bir mertebe ki, bu yüksek<br />
mertebeye ulasmak isteyen kisiye, bir can degil, yüzlerce can kurban olsun!<br />
• Ey asık; istedigi dünya nimetlerine ulasamadıgı için kendini üzüntülere, gamlara, kederlere kaptırmıs kisilerle düsüp<br />
kalkma ki, kendinden geçis zevkini kaybetmeyesin!<br />
• Kendinden geçmenin, kendinden kurtulmanın ne oldugunu bilir, anlarsan, sende bulunan yüksek mevki istegi, servet<br />
ve devlet arzusu yok olur gider! Ey kendinden geçis hali; zenginlik, söhret, beylik, pasalık bunların hepsi de senin ayagının<br />
altına serilsînler, toprak olsunlar!<br />
• Dünya sevgisine kapılmamak, padisahlıgı, yüksek mevkileri, söhreti, serveti istememek; muhakkak ki, güzel bir<br />
seydir! Fakat, bunların hiç biri kendinden geçmis kisiye es olamaz, kendinden geçmisin karsılıgı olamaz!<br />
• Ey kendinden geçmis ve gönül evini dünyevî arzulardan temizlemis kisi; gönül evini, kendinden de temizle! Hatta,<br />
kendinden geçme istegini bile gönülden at gitsin; onun gelmesi için, kendin de gönül evinden çık git!<br />
1358. Bahar mevsiminde kokusu ile insanı büyüleyen gül bahçesini, kendi güzellikleri ile 0 süsledi!<br />
Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe-ulün<br />
(c. VI, 2696)<br />
• Bahar, güzelligi ile beni neselendiriyor, güldürüyor; bana sundugu manevî sarabın verdiği mahmurluk da, basımı<br />
döndürüyor!<br />
• Bu sırada ay yüzlü bir güzel de, beni döndürüp oynatıyor; beni essiz dostsuz bırakarak, gönlümde yalnız kendisi taht<br />
kurmak istiyor!<br />
• Bir çeng çalan var; çıkardıgı hos seslerle, beni büyüledi; ben öyle bir hal aldım ki, adeta, onun teline döndüm!<br />
Çengin çıkardıgı ses meydanda ama, aglayan, feryad eden, titreyen teli görmmüyor!<br />
• Allah, göklere dogru yükselen bir toz dünyası meydana getirdi; kendisi ise, rüzgar gibi, çıkardıgı toz içinde gizlendi<br />
gitti!<br />
• 0 padisah, kıvılcım gibi bir hayat, bir yasayıs parlattı da, kendisini, yanıs gibi, o kıvılcımın içinde gizledi!<br />
• Su bahar mevsiminde kokusu ile insanı büyüleyen gül bahçesini, kendi güzellikleriyle süsledi; sonra, etrafa güzel<br />
kokular yayan, fakat kendisini göstermeyen nadide bir gül gibi, dikenler arasında gizlendi!<br />
• Bahar mevsiminin güzellikleri karsısında ben, mest oldum; bir sey söyleyemeyecegim! Ey görünmez güzellikler<br />
sarabı sunan sakî; bu güzelliklerden sen bahset! Çünkü, senin aklın basında!<br />
• Acaip bir aynacının elinde olan bu gönlüm, ayna gibi, susarak, dilsiz dudaksız bir seyler söylüyor, gördügü<br />
güzellikleri aksettiriyor!<br />
• 0 aynacının, o büyük ve essiz yaratıcının lütfu ile, zaman zaman gönül aynasında acaip sekiller, benzeri olmayan<br />
güzellikler, insanı büyüleyen hayaller görünmede!<br />
1359. Bir bilgin, bakısları ile, Sen´in güzel yüzünün sofrasından rızıklanırsa, ne olur<br />
Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fa´lün<br />
(c. VI,2869)<br />
• Allahım; Sen´in verdigin gamlarla, kederlerle perisan olmus bir bilgin var! 0 bilgin, denenmek için çok ızdırap<br />
çekiyor, çok belalara ugruyor! 0, adeta, ates üstünde bulunan potadaki gümüse benziyor!<br />
• 0 bilgin, Sen´in keremine, lütuflarına, ihsanlarına ümid baglamıs da, kalkmıs, ezelden çok uzak yollar asarak, bir çok<br />
sıkıntılara, zahmetlere katlanarak, çesitli merhalelerden geçerek gelmis, Sen´in merhamet kapına sıgınmıs!<br />
• 0 bilgin, ask yolunda çok ızdırap çekmis, yolunu eskiyalar kesmis, hırpalanmıs, yaralanmıs!..<br />
• Ey dost! Bir bilgin, bakısları ile, Sen´in güzel yüzünün manevî sofrasından rızıklanırsa, kuvvet bulursa, Sen´in<br />
güzelliginden bir sey eksilir mi; Sen, bir zarara ziyana ugrar mısın<br />
• Senin güzelliginle dolu bir çılgınlık kadehini, sen hayranlarına sunarsan, bir bilgin, nasıl olur da kaidenin, törenin<br />
dısında kalır da, sundugun kadehi almazlık eder<br />
• Sen´in insafın, merhametin ve asaletin, bir bilginin bos yere na-ehiller arasında kederlerle, gamlarla öldürülmesine<br />
nasıl müsaade eder 131<br />
131 Sinasî merhum bir beytinde;<br />
"Bedbaht ona derler ki, elinde cühelanın<br />
Kahrolmak için kesb-i kemal ü hüner eyler"<br />
(Cahiller, na-ehiller arasında kahrolmak için ilim, hüner ve olgunluk elde eden kisi, bahtsız bir kisidir!)<br />
• Herkese ısık veren, sıcaklık bagıslayan Hakk´ın günesi, bir bilginin buz gibi soguk, anlayıssız kisiler arasında donup<br />
kalmasını nasıl hos görür<br />
• Sen´in verdigin derslerden yararlanması için, lütfun ve ihsanın tutmus, bir bilgini ask medresesine, ask dersinin<br />
verildigi okula çekmis almıs ve böylece onu, faydasız bilgiler ögrenmekten kurtarmak istemistir!<br />
1360. 0 perinin yüzünün nurundan, insan, melek oldu!<br />
Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat<br />
(c. VI, 3027)<br />
• Peri kızının, Hz. Süleyman´ın huzurunda saygı ile elbaglayıp durmasına sasılmaz; sen, asıl o perinin karsısında<br />
Süleyman´ın elpençe divan durmasını seyret!<br />
• 0 öyle bir peri ki, yüzünün nurundan, insan, insan seklini bıraktı da melek oldu; peri de, zahmetten, derman bulma<br />
gamından kurtuldu!<br />
• 0 perinin terbiyesi, ilgisi ile insanın gözü açıldı; o perinin yüzünden seytan da melek de can incisini buldular!<br />
• Onun güzelligi ile, insanlar "benlik-bizlik" davasından vazgeçtiler; erlik tohumları kurudu da, sehvetten kurtuldular!<br />
Peri insan oldu, insan da peri kesildi!<br />
• Tebriz sehrinin de, canın da övündükleri Sems-i Dîn´in yüzünün nuru ile peri neselendi ve candan bile daha neseli bir<br />
hale geldi!<br />
1361. Düsüncelerden kendini kurtar; aklı fikri at gitsin!<br />
Mefülü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat<br />
(c. VI,3000)<br />
• Sakî; o büyük sarap kadehini sun! Yapılması gereken bir is, bir sevgi isi var ya, onu düsün; baska düsüncelerden<br />
kendini kurtar, aklını fikrini at gitsin!<br />
• Çünkü, akıl fikir duragında tamamıyla korku vardır, endise vardır, tehlike vardır, titreyis vardır; rahat, huzur,<br />
mutluluk hep akılsızlıktadır! 132<br />
• Akla fîkre kapılmayanlar meclisinde bulunanlar, derin düsüncelere dalmadıkları için her bagdan kurtulmuslar,<br />
hürriyete kavusmuslardır! Onların hepsi de, sevgi günesinin ısıgında zerreler gibi oynar dururlar! .<br />
132 Su hadîs-i serîf, bu konunun anlasılmasında bize yardımcı olabilir: "Cennet ehlinin çogu, ebleh, yani akılsız<br />
kisilerdir." Cenab-ı Hakk, aklını yoranları, felsefî düsüncelere varanları sevmiyor, safiyetle candan inananları seviyor. Sevgi<br />
yolunda kılı kırk yararcasına düsünmek, asıgı yoldan alıkor. Asık, gönül yolundadır, akıl yolunda degildir. Pervane<br />
düsünseydi, kendini atese atıp yakmazdı. "Ben, onu bunu bilmem; ben, ask kadehi ile mest olmusum!" diyen Erasmus,<br />
Akılsızlıga Medhiye adlı kitabında, aynı konuyu ele almıstır.<br />
• Ey can günesi! Senin nurunun ısıgının tek bir pencereden gelmesine gönlümüz razı olmadıgı için, beden binasının<br />
kapısını, duvarını yak yandır, bizi engellerden kurtar; bizi, perdeler arkasında bırakma!<br />
• Sunu bil ki, senin ask nurunu bulmak için çırpınısın gibi, bütün asıkların feryadları, hayhuyları hep bir gül bahçesinin<br />
kokusudur, ondan meydana gelmededir! Fakat, o bahçenin nasıl bir bahçe oldugundan kimsenin haberi yoktur!<br />
1362. Ben; gönlümü de, canımı da kederin gamın önüne atmısım!<br />
Fa´ilatü, Fa´ilatün, Fa´ilatü, Fa´ilatün<br />
(c. VI,2850)<br />
• Ayrılık gamınla inleyerek, sızlanarak aglayıp durmadayım! Ama sen, benim çektigim ızdırabı çekme; sen, sad ol,<br />
neseli ol! Bana gamlar, kederler verdigin için sana darılmadım; yine de seni bekliyorum; sen, sad ol, neseli ol!<br />
• Sen, beni ask oku ile yaralanmıs perisan bir halde görsen, tatlı bir bakısla bana bakarsın ve acımak söyle dursun,<br />
çektigim ızdıraptan hoslanırsın! Zaten ben gönlümü de, canımı da gamın, kederin önüne atmısım; yeter ki sen sad ol,<br />
neseli ol!<br />
• Sen, benim gönlümün gamlı olusuna sevinirsin; cefa çektirmekte essiz bir ustasın! Ben, nese ile bir nefes almasam<br />
bile, sen sad ol, neseli ol!<br />
• Ey güzel varlık! Sen, güzelligine yakısmayan davranıslara girisiyorsun; hançer gibi, bu zavallı kulunun kanına<br />
susamıssın! Zararı yok; ben kanlı gözyasları dökmeye razıyım; sen sad ol, neseli ol!<br />
• Beni biraz neseli görsen, canın sıkılır, bana kızarsın; gönlün, kinle ve nefretle dolu! Bense, bu davranıslarına hiç<br />
aldırmam, sana darılmam; sen sad ol, neseli ol!<br />
• Bana verdigin gamlardan, çektirdigin ızdıraplardan öyle mutluyum ki, kendimi padisah gibi görüyorum! Senin<br />
yüzünden tahta kavustum, mevki sahibi oldum! Ben, bütün bu hallere aldırmıyorum; sadece, senin gönlünü<br />
gözetmedeyim! "Allah onu korusun!" diye niyazdayım! Ben, bu karardayım; sen, benim acılarıma bakma! Yeter ki, sen sad<br />
ol, neseli ol!<br />
• Zamanımızın canısın, bizim hayatımızsın; bizi yasatan sensin! Verdigin acılara ragmen, gönlümüzde taht kurmussun!<br />
Çektirdiklerine birtakım bahaneler buluyorsun! Ben, kenara çekildim; bir seye karısmıyorum, hiç bir sikayetim yok! Yeter<br />
ki, sen sad ol, neseli ol!<br />
• Sevgilim; ben, kendimle ugrasmadayım! Çünkü, beden ile nefis ölmedikçe, ne gönül, ne de can günahlardan<br />
arınamaz! Benim bütün gücüm, içimi manen temizleyerek günahlardan kurtulmaya çalısmamdır; sen, beni kendi halime<br />
bırak; sen sad ol, neseli ol!<br />
1363. Her seher vaktinde, her sabah bu akıl, senin askınla deli divane olmada!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. VI,2601)<br />
• Güzelim; her tasın basında, lal dudaklarından bir nur vardır! Saçlarının perisanlıgı, karısıklıgı, her tarafta bir karısıklık<br />
meydana getirmis!<br />
• Cennet gibi olan güzellik bagının her tarafında, agaçlarının altında, ask sarabı sunan sakîler var, huriler var!<br />
• Her tarafta, ask sarabı doldurulmus küpler var; her tarafta, ask sarabı içmis, kendinden geçmis canlar var! 0<br />
küplerdeki sarap, üzüm sarabı gibi pek tatlı, pek nefis!<br />
• Zaten, her seher vaktinde, her sabah bu akıl, senin askınla deli divane olmada ve benlik damına çıkarak tanbur<br />
çalmadadır!<br />
• Padisahı ask olan sehir, ne mutlu bir sehirdir! 0 sehrin her mahallesinde bir meclis kurulur, nefis ask sarabı içilir; her<br />
evde bir dügün vardır!<br />
• Bir manastırın önünden geçtim; karsıma bir kesis çıktı! 0, vahdet (birlik) kapısında oturmus, senin askınla bir nefir<br />
çalmada idi!<br />
• 0 kesise; "Bu kadar hos, bu kadar güzel nefir çalma gücünü kimden aldın " diye sordum. Bana; "Bu gücü öyle bir<br />
padisahtan aldım ki, o hem seven, hem sevilen, hem yardım eden, hem de yardım görendir!" diye cevap verdi!<br />
1364. Ben, nasıl olur da, "Bende bulunan sensin; sen, benden hiç ayrılmıyorsun!" diyebilirim<br />
Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün<br />
(c. V, 2460)<br />
• Ben, senin gibi degilim; sen de benim gibi degilsin! Ne sen benim bulundugum haldesin, ne de ben senin<br />
bulundugun haldeyim!<br />
• Ben, her zaman senin emrindeyim; sen de, hep benim kanımı dökmek istiyorsun! Ben, gökyüzünde günes olsam, ay<br />
olsam, yine de senden çok asagıyım!<br />
• Sen, dün, benim kapımın önünden geçtin! Ben, senden bir koku alamadım! Fakat, geçenin sen oldugunu, ruhum<br />
kulagıma gizlice fısıldadı!<br />
• Ey benim canım, ey benim gönlüm! Sence canın da, gönlün de ne degeri vardır ki Senin basıp geçtigin kapının<br />
önündeki toprak, ot yerine can bitirir, gönül yetistirir!<br />
• Gözün bize bakmaktadır; sen de, akıl gibi, daima bizimle berabersin! Fakat, kendimde güç, cesaret bulamıyorum ki,<br />
kalkayım da sana; "Bende bulunan sensin; sen, benden hiç ayrılmıyorsun!" diyebileyim!<br />
• Kulagımdan tuttun, beni çeke çeke bulundugum yerden alıp götürdün! Fakat, sen beni nerelere götürdünse oralarda<br />
gördügüm her seyde, seyrettigim her yerde, her manzarada hep seni buldum, seni gördüm; senden baska bir sey<br />
göremedim!<br />
• Ben mestim; sen de, benim yüzümden mestsin! Yanıldım, hata ettim; ben, nasıl olur da; "Benim yüzümden<br />
mestsin!" diyebildim Ben, kim oluyorum Benim sana ulasmama, seni manen bulmama imkan yok; beni sana, ancak,<br />
sen ulastırırsın!<br />
• Dilim sasırdı da, "sen"sin dedi; bu suçun özrü olarak, bundan sonra susayım; acı sabırlara katlanayım, zehirler<br />
içeyim!<br />
1365. Askın agzı olsaydı, bütün dünya ona bir lokma olurdu!<br />
Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. V, 2435)<br />
• Ben, gönül sırrını, dün gece tas yürekli bir dilberin yüzünde gördüm!<br />
• Askın agzı olsaydı, bütün dünya ona bir lokma olurdu; askın kapısı olsaydı, bütün padisahların canları o kapıda<br />
kapıcılık ederdi!<br />
• Ey can; gel de, inciler topla! Ey gönül; gel de, güzelligi gör! Ey müslümanlar; insanı felakete sürükleyen bu<br />
güzelden, bu afetten sakının!<br />
• Beden, onun atlarının ayakları altına serilmeye layık degildir; bas da, böyle bir güzeller sahının huzurunda yerlere<br />
kapanmak serefini kazanmamıstır!<br />
• Onun yanagı, her an bana; "Senin, benim gibi güzel yanaklı sevgilin var mıdır " diye soruyor! Gönlüm de ona her<br />
an; "Benim gibi sana candan baglı bir kulun var mıdır " diyor!<br />
• Ey dostlar; ilkbahar geldi! Haydi; kalkın, gül bahçesine gidelim! Ama, benim ilkbaharım sensin; ben, senden baska<br />
bir seye bakamam!<br />
• Bahçedeki çiçeklerin, meyvelerin kendilerine mahsus bir hos edaları var; biz de, senin gül bahçesine benzeyen<br />
yüzünde açmıs bir nilüfer gibiyiz!<br />
• Bülbül, çalgıcı gibi def çalmada, agaçların yapraklarıysa el çırpmadadır! Gonca, kendini begenmis de, "Acaba<br />
dünyada benim gibi hos, benim gibi güzel, benim gibi taze bir gonca var mı " diye söyleniyor!<br />
• "Bahçe, çiçeklerle süslensin; kuslar kanatlansın, uçsun!" diye, gönlü sevgi ile, merhametle dolu olan ilkbahar, nazlı<br />
bir gelin gibi eteklerini sürüyerek, salına salına ötelerden geldi!<br />
• Yarattıklarındaki güzellikleri göremeyen körlerin, sözünü duyamayan gönül sagırlarının inatlarına ragmen, ilkbaharın<br />
içinde kendini gizleyen sevgili, insanları hayran bırakmak, canlara can katmak için geldi!<br />
1366. Gönül bahçesine girersen, hos kokular elde edersin!<br />
Miistef´ilün, Miistef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün<br />
(c. V, 2444)<br />
• Gönül bahçesine girersen, hos kokular elde edersin; göklere kanat açarsın da, melekler gibi ay yüzlü olur, nurlar<br />
saçarsın!<br />
• Ask, seni kandildeki yag gibi yaksa yandırsa, ne mutlu sana! 0 yanısla, etrafındakilere yararlı olursun; karanlıkları<br />
aydınlatırsın! Askın, basına getirdigi gamlardan, kederlerden ötürü zayıflasan, erisen, kıla dönsen, o zaman da, asıklar<br />
meclisinin basına geçersin!<br />
• Ask, sana çok seyler kazandırır; su fanî dünyadan, mekan aleminden kurtulursun, ötelere, mekansızlık alemine<br />
gidersin! En önemlisi de, ask yolunda sana engel olan, seni nefsanî arzulara dogru çekip götüren bedenden, kendi maddî<br />
varlıgından ayrılırsın da kendinde kendi öz varlıgını bulur, onunla beraber Hakk yoluna düser, yol alırsın; tıpkı deredeki su<br />
gibi, bineksiz, ayaksız yürür gidersin! 133<br />
133 Kendinden kurtulmakla ilgili olarak Hz. Mevlana, Mesnevî´nin V. cildinin 269-270 numaralı beyitlerinde söyle<br />
buyuruyor: "Baskasından kaçan, ondan uzaklasınca kurtulur! Ben ise, hem kendimin düsmanıyım, hem de kendimden<br />
kaçıp kurtulmak istiyorum! Kaçarken kendimi de beraber götürdügüm için kendimden kurtulmama imkan yok! Bu<br />
yüzdendir ki benim isim, kıyamete kadar durmadan kendimden kaçmaktır!"<br />
• Sen, her acıyı tatlılastırırsın, her uzagı yakınlastırırsın! Askın ve insanlıgınla dokuz kat göklerin üstüne çıkarsın da,<br />
kendinden kurtuldugun için, artık maddî varlıgın nura perde olmaz!<br />
• Içindeki heva ve hevesi, nefsanî arzuları atarsın, bombos bir hale gelirsin ve nefes almaksızın canlı kalırsın! "Ya Hu"<br />
denizine batınca, artık, "Ya Hu" diyemez olursun! 134<br />
134 "Hu, Hüve": Arapça "0" zamiridir. "O", burada Allah´ı göstermektedir. "Ya Hü", (Ey Allah manasına gelmektedir.<br />
Dervisler Allah´ı anarken; "Ya Hu" yahut sadece "Hu" diye anarlar "Ya Hu denizi": Hakikat denizini göstermektedir. Arif<br />
hakikat denizine varınca, onda yol olur. Bir damla denize düsünce, damladan eser kalır mı<br />
• Sen, her eve pencere olursun; yani, Hakk yoluna düsmüs kisilerin irfar sahibi oldugun için gönüllerine senden nur<br />
dogar! Her bag, seninle gül bahçesine döner, senlikten benlikten kurtulur. Kendi varlıgını yok edersen, sen benimle<br />
olmaksızın ben olursun!<br />
• Gerçek aydınlıga kavustugun için, artık, aydınlık istemezsin! Kendinle hiç, ilgilenmezsin; padisah gibi, fakirleri,<br />
kimsesizleri yedirip içirirsin! Yani, manî yoksullarını nurunla aydınlatırsın! Etrafa manevî nurlar saçtıgın halde, kendin<br />
göstermek için ay gibi, bulutlar arkasına gizlenirsin, karanlıklar ararsın!<br />
• Can istemezsin, can bagıslarsın; her derde derman olursun! Sen, kendinden geçtigin için, kendi yarana merhem<br />
aramazsın da, baskalarının yaralarına merhem olursun!<br />
1367. Kalk da, fanî olmayan, ölümsüz olan yaratıcının eserlerini seyret!<br />
Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün<br />
(c. VI,2624)<br />
• Sevgili! Kalk da bak; can var, cihan var, gençlik var! Günes de dogdu, etrafa parlak, göz kamastırıcı ısıklar saçıyor!<br />
• Ey zamanımızın Yusufu, ey güzel varlık; kalk! Hani, Züleyha´nın rüyasında arayıp durdugu, fakat bir türlü bulamadıgı<br />
bir güzel, bir güzellik vardı ya, sen, ondan yüz kat daha güzelsin!<br />
• Solda, sagda her tarafta mahluktan, yaratılmıstan, Halık´a, Yaratan´a bir isaret var, bir belge var! Yaratan´ın<br />
varlıgına, yaratma gücüne en güzel belge sensin! Fakat gönülsüz asık, bir belge ile kanaat etmez, daha çok belge arar!<br />
• Kalk da, fani olmayan, ölümsüz olan yaratıcının yarattıgı eserlerdeki ihtisamı, güzelligi seyret! Seyret de, fani<br />
dünyadan, dünyaya ait islerden, nimetlerden çabucak vazgeç, kurtul!<br />
• Essiz olan o büyük varlık, aziz bir ömürdür, bir hayattır, bir yasayıstır! Sen, yaradanı düsünmekten, onun varlıgını<br />
hissetmekten kaçamazsın! 0, dünyanın ruhudur, dünyayı yasatan odur; sense bir sekilden, bir gölge varlıktan ibaretsin!<br />
• 0 aziz varlık öyle güçlüdür ki, tastan yonttugu bir sekle bile dokunsa onu canlandırır; sen tastan asagı mısın Sen bu<br />
candan mahrum kalırsan, sana yazık olur; kalk da, onu kendi varlıgında hisset, sen de canlan!<br />
1368. Hayalin gelmis, gönlümü oksuyor!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. VI,2598)<br />
• Ey bizim canımız, cihanımız; bir an için olsun lütfetsen de yüzünü bize döndürsen, yüzüne bakmamıza müsaade<br />
etsen ne zarar edersin 135<br />
135 Bir Iranlı sair, bütün güzelliklerin Hakk´ın güzelliginin bir tecellisi oldugu inancına vardıgı için:<br />
"Sevgilim! Senin güzelligin, Allah´ın lütuflarının bir aynasıdır; bırak da, aynada Hakk´ı görelim!" diye yazmıstır.<br />
• Ey yüzü ates gibi parlak olan, nurlar saçan güzel; ey gül gibi güzel kokar varlık! Nasıl da güzel bir yüzün, nasıl da<br />
hos bir kokun var!<br />
• Senin güzel hayalin, her zaman gözümün önünde dolasıyor; böylece, uyanık oldugum halde, yine de hos bir rüya<br />
görüyorum!<br />
• Hayalin gelmis, gönlümü oksuyor; zavallı gönlüm de, bu iltifattan ötürü kabına sıgamıyor!<br />
• Ayın ondördüne benzeyen yüzünden mi, onun görüsündeki nurdan mı bahsedeyim Bambaska olan, hiç kimseye<br />
benzemeyen ruhundan mı, yoksa, senin dertlere derman olusundan mı söz edeyim<br />
• Bahçedeki gül dalı seni görmüs de, utanıp basını önüne egmis; bülbül de, benim feryadımı duydugu için ötmez<br />
olmus!<br />
• Aklını basına al da, her seyden vazgeç! Çünkü, onun bulundugu yerde senin bulunmana imkan yok! Hem o, hem sen<br />
bir yerde olamazsınız; onun bulundugu yere sen sıgamazsın; orada, ondan baska dost, ondan baska yardımcı olamaz!<br />
• Her ne olursa olsun, ey göz; sakın ümitsizlige düsme! Bahar bulutu haline gel de, askla inciler saç!<br />
1369. Benden daha çok "ben" olan; gel, gözümde yerini al!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. VI,2798)<br />
• Ey benden daha çok ben olan, benim benligimi yok edip ben kesilen; gel! Gel benim gözümde otur! Otur da, senin<br />
nurlu, güzel yüzüne göre ayın ne kadar küçük, ısıgının ne kadar hüzünlü, solgun oldugunu gör! Çünkü sen, aydan daha<br />
parlaksın; daha hos, daha parlak ısıklar saçıyorsun!<br />
• Bahçeye gel de, güller, senin güzelligini, gül yanaklarını görsünler, utansınlar, renklerini, kokularını kaybetsinler!<br />
Çünkü sen, yüzlerce bag ve bahçeden, yüzlerce gülsenden, gül bahçesinden daha güzelsin, daha edalısın! Aslında, sen<br />
kendin dünyada benzeri olmayan Hakk´ın solmaz güller ihsan ettigi, bir gül bahcesisin!<br />
• Bahçeye gel de, uzun boyu ile ögünen selvi, senin boyunu görünce utansın, küçülsün, boyunu gizlesin! Süsen de<br />
görsün seni ve dilini yutsun! Çünkü sen, ondan daha üstün, daha güzel bir süsensin!<br />
• Ey can mumu! Lütuf zamanında, mumdan bile daha yumusaksın; nazlanma vaktinde ise, çelikten de sertsin!<br />
1370. Ey benim kararsız gönlüm; sen nerelisin, nereden geldin<br />
Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2480)<br />
• Ey benim kararsız gönlüm! Dogru söyle; sen, nasıl degerli bir cevhersin Ates misin, rüzgar mısın, insan mısın, peri<br />
misin; nesin sen<br />
• Sen nerelisin; nereden, ne taraftan geldin Geldigin yokluk aleminde neler görmüssün ki, yine yokluga gidiyorsun<br />
• Senden baska her hayvan, her canlı yokluktan kaçar, sakınır; sense, varını yogunu yokluga dogru çekip<br />
götürüyorsun!<br />
• Sen, sanki bu dünya dagının üstünden asagılara dogru akan bir selsin; basını taslara, kayalara çarparak,<br />
köpürerek, aglayarak hızla mekansızlık denizine dogru kosuyorsun!<br />
• Senin, bu askla geldigin yere, aslına dogru kosusundan, bahar mevsimi de sasırıp kalmıs bahçelerde... Sen nasıl bir<br />
gülsün, nasıl bir nergissin Senin yüzünden, hem süsen hem de selvi sarhos olmuslar ve süsen yerlere serilmis, selvi ise<br />
ayakta duramıyor, yıkılacak gibi sallanıyor!<br />
• Ben, insanların içindeyim, onların aralarındayım, onlarla beraber yasıyorum! Fakat, toprakta gizlenen halis altın gibi,<br />
onlardan kaçmısım, onların içinde oldugum halde onlardan ayrılmısım!<br />
• Altın, binlerce defa; "Ben altınım!" diye bagırsa, madeninden dısarı çıkmadıkça, kimse ona müsteri olmaz, kimse onu<br />
almak istemez!<br />
1371. Insanı Hakk´a ulastırmayan bilgiden daha beter iskence yoktur!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´îlün<br />
(c. VI,2922)<br />
• Sen, hem mumsun, eriyorsun, yanıyorsun, aglıyorsun ama, çevreni aydınlatıyorsun! Sen, hem gönül alıcı bir<br />
güzelsin, hem de güzelligin ile insanları sarhos eden bir sarapsın, kıs ortasında bir bahar gibisin!<br />
• Her taraf, askından yanmıs yakılmıs; günes ve günes gibi yüzbinlerce varlık da, senin atesinle yanmıs, kül olmus!<br />
• Senin atesin, daima kuru kamıslara düser ve onları cayır cayır yakar! Seker bu hali görmüs de, senin atesinle<br />
yanmak arzusu ile gelip kamısın içine girmis, gizlenmis!<br />
• Askın ile, yüzbinlerce kisinin basını kestin! Hiç bir can, cesaret edip de "Hey! Beni niye kesiyorsun, ben ne suç<br />
isledim " diyemedi!<br />
• Insanın askını artırarak, onu Hakk´a ulastırmayan bilgiden beter iskence yoktur! "îyi, kötü" diye insanları ayıranlara,<br />
ayrı görenlere yazıklar olsun!<br />
• Mısır´daki kadınlar, Yusuf aleyhisselamın güzelligini gördüler de, kendilerinden geçtiler, ellerini dogradılar ve; "Of!"<br />
bile diyemediler!<br />
• Miraç gecesinde Peygamber Efendimiz, ilahî ask ile kendinden geçti de yüzbinlerce yıllık yolu asıverdi!<br />
• Ey Tebrizli Sems; sen de bizi askla yok et! Çünkü, sen bir günessin; biz de gölgeleriz!"<br />
1372. Akıl bana; "Seni hos edip ask yoluna düsürmek için sarap oldum!" dedi!<br />
Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat<br />
(c. VI, 2924)<br />
• Asıklardan kaçıp uzaklasan o hurinin askından ah ederim!<br />
• Askın öldürüsünde, yepyeni bir hayat, bir dirilik vardır; hastalık bile, onun yüzünden bir sıhhat, bir saglık olmustur!<br />
• Aklıma; "Ey aklım; neredesin Seni bulamıyorum!" diye sordum! Akıl dedi ki: "Ben, sana artık yol gösterecek<br />
degilim; senin dünyaya olan baglılıgını koparmak, seni sarhos edip ask yoluna düsürmek için sarap oldum! Bu yüzden,<br />
benim özümle hiç bir ilgim kalmadı!<br />
• Canını yak, külünü sürme et, gözüne çek de, o can sürmesi yüzünden, artık, iki dünyada da körlük kalmasın, her<br />
seyi açıkça gör!<br />
• Cansız canlar, sema´a girsinler, canlansınlar da, ezel balının etrafında arılar gibi dönüp dursunlar!<br />
• Sems-i Tebrîzî hazretleri de, Allah´ın kudreti ile, bütün kırılmıs kalpleri tamir etsin!"<br />
1373. Ölümsüz bir canın var; neden ölümden bos yere korkuyorsun<br />
Mefülü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2594)<br />
• Ey zavallı insan! Ölümsüz bir canın var; neden bos yere ölümden korkuyorsun Sen, Allah´ın bir nuruna maliksin; bu<br />
nurla sen, o daracık mezara sıgabilir misin<br />
• Gönlünü hos tut; alem, sende bulunan o incinin, o ilahî emanetin yüzünden, bastan basa altın kesildi! Gönül verdigin<br />
o güzel varlıga benzer bir güzel nerede var; öyle bir güzeli gösterebilir misin<br />
• Beden, ask ile arkadas olunca, onunla düsüp kalkmaya baslayınca dayanamadı da, kendini fazlaca içkiye verdi! Ey<br />
hoca; neden benim bu halimden ürküyorsun da, bana bakıp yüzünü eksitiyorsun<br />
• Renksizlik aleminde, mest olup kendinden geçmek var, suhluk var! Ey seyh efendi; senin gönlün neden böyle<br />
daralıyor, neden kendini gamları kederlere kaptırıyorsun Herhalde, senin asktan haberin yok!<br />
• Bu kadar kedere kapılma, bu kadar çok gam yeme! Ne zamana kadar böyle yaslara gömüleceksin Sen, acılar<br />
çekmeye, yaslara gömülmeye layık degilsin! Bizim sana bagısladıgımız o sevgiyi kaybetmedinse, gamı kederi bırak da,<br />
bizimle beraber ol, bizimle aynı renge boyan!<br />
• Sevgili! Verdigin nüurla, can, öyle manevî bilgiler elde etti, öyle derin bir bilgin oldu ki... Buyur ey efendimiz, buyur;<br />
sende de sarap dolu kadehler var!...<br />
1374. Hep istediginiz burada, sevgilinin yanında!<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2593)<br />
• Ay mı istiyorsun, günes mi arzu ediyorsun Iste; ay da burada, günes de burada! Yok, feyizli seher vaktinin<br />
gelmesini, sabah olmasını mı istiyorsun Onlar da, iste surada, sevgilinin yanında!..<br />
• Ey Kenan Yusufu, ey Süleyman´ın canı; taç ve taht mı istiyorsun Iste taç, iste taht; onlar da burada, sevgilinin<br />
yanında!..<br />
• Ey savasların Hamzası, ey cenklerin Rüstemi! Kılıç, kalkan istiyorsanız, baska yerde aramayın; onlar da burada,<br />
sevgilinin yanında!..<br />
• Ey hos gül kokulan koklayan bülbül, ey tatlı sözler söyleyen papagan; gül mü istiyorsunuz, seker mi arzu<br />
ediyorsunuz Geliniz, geliniz; gül de burada, seker de burada, sevgilinin yanında !<br />
• Ey Hakk yoluna düsen, Hakk´ı arayan, ilahî tecelliye mazhar olmak dileyen zamanın Musası! Hakk´ı görecek mana<br />
gözü, O´nun buyruklarını duyacak mana kulagı istiyorsan, iste, onlar da burada, sevgilinin yanında!..<br />
• Ey gönlü kinle, nefretle dolu seytan, ey bizim eski düsmanımız; fitne mi istiyorsun, fesat mı istiyorsun, ser mi arzu<br />
ediyorsun 0 kötülüklerin hepsi burada, sevgilinin yanında!..<br />
• Sus; bu kadar fazla söyleme! Kalk Hakk yoluna düs! Yol arkadası mı istiyorsun Iste burada; sevgili yol arkadası!<br />
Baska ne arıyorsun ..<br />
1375. Gaflet uykusuna dalmısız da, gözümüz perdeli; göremiyoruz!<br />
Mefülü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2580)<br />
• Ey saskın bakıslı kisi; ırmagın kıyısına gel! Gel de, duru sudan iç; suyun üstünde dönen dolap gibi, ne diye bos yere<br />
dönüp duruyorsun<br />
• Baksana; ova sekerlerle, deniz de incilerle dolu! Ama çalısmadıkça, sebeplere el atmadıkça, Hakk´ın bu lütuflarından,<br />
bu ihsanlarından bir arpa tanesi bile elde edemezsin!<br />
* Eger sen güzelliklere, güzel seylere bakmaktan hoslanıyorsan, neden gözünü açıp da bakmıyorsun Ay ısıgının<br />
güzelligi, gözleri açıp bakmaya degmez mi<br />
• Biz, susuz kalmısız; her.tarafta; "Bir ab-ı hayat çesmesi buluruz." ümidine kapılmısız! Halbuki önümüzde, arkamızda<br />
deniz gibi cömert birçok seyler bagıslayan, veren bir ele sahip, tek, essiz, sayısız seyler ihsan eden, lütuflarda bulunan biri<br />
var!<br />
• O´nunla bizim aramızda nasıl bir yol var; hangi yola düsersek O´na varabiliriz Bizim, hakikati görmekteki<br />
eksikligimizden, perdeli olusumuzdan baska bir sey yoktur! Aramızdaki perde nedir Agır bir gaflet uykusuna dalmısız da,<br />
gözümüzü açamıyoruz! Bu yüzden, O´nunla bizim aramıza perde gerilmis!<br />
• Hakk´ın lütfettigi buluttan, altı nur, yani altı duygu yagıp durmada! Beden bir dam gibidir; altı duygumuz da (görme,<br />
isitme, tatma, yoklama, koklama ve bir de sezis duygusu), o damın kenarlarındaki birer oluktur!<br />
• Her gece biz uykuya dalınca, o altı kaynak, altı duygu durur ve o oluklardan bir sey akmaz olur! 0 duyguları veren, o<br />
kapıları açan, onları, bazan rüya alemine dogru götürür!<br />
• Gündüzleri günes, geceleri de ay, bazan kuyuya düserler ve Hakk, onlar aletsiz ipsiz çeker, kuyudan çıkarır!<br />
• Hakk´ın muhtesem ve sasırtıcı yüzlerce sıfatı, yüzlerce güzel eserleri var Onlar, senden gizlidir; onları göremiyorsun;<br />
gördüklerine de akıl erdiremiyorsun! Çünkü sen, zayıfsın, zavallısın; onun gibi gücün kuvvetin yok!<br />
• Sayısız eserlerle dolu, dayalı döseli yeryüzü, bir çok güneslerin, yıldızların dönüp durdugu gökler, hatta sınırı<br />
olmayan göklerin ötesi bile, Allah´ın kudretli avucunda korkularından cıva gibi titrer dururlar!<br />
1376. Nerede sevgilimin yüzünden senin yüzüne akseden nur<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün<br />
(c. V, 2589)<br />
• Allahım! Zümrüt renkli dokuz kat gögü havada, sonsuz bosluk içinde hapsettin; topraktan yarattıgın insanı da, çarkla<br />
beraber oynatıp duruyorsun!<br />
• Ey su; sen neler yıkamaktasın; göklerden, insanların kirlerini yıkamaya mı geldin Ey rüzgar; sen de eserek, dünyayı<br />
dolasarak gizlenmis insan mı arıyorsun Ey yıldırım; neden gürlüyorsun Ey gök; ne diye dönüyorsun<br />
• Ey ask; neden gülüyorsun Ey akıl; hırsımızı mı baglamak istiyorsun Ey sabır; neden rahat oturuyorsun Ey yüz;<br />
sana ne oldu; birisinden mi korktun ki, sarardın<br />
• Vefalı olmak hususunda basın ne degeri vardır; canın, cömertlik yönünden ne degeri vardır<br />
• Kamil o kisiye derler ki, yokluga av kesilir, can verir! Çünkü, birlik (=vahdet) dairesine bir kıl bile giremez!<br />
• Eger benim ay yüzlü sevgilimi gördüysen, nerede onun yüzünden senin yüzüne akseden ve parıl parıl parlayan nur<br />
Can sarabını içtiysen, onun verdiği sarhosluk nerede Galiba, can sarabı sana tesir etmedi!<br />
• Gönlünü yıkayıp kötü huylardan, kötü düsüncelerden temizlyememissin! Yüzünü yıkamaktan sana ne fayda var<br />
Hırstan, tamahtan süpürgeye dönmüssün; toz toprak içindesin!<br />
• Benim her günüm Cuma´dır; ben, daima hutbe vermekteyim! Su minberim yücelerden yücedir; ben, mertlik ve<br />
insanlık maksuresinde oturmaktayım!<br />
• Su hutbe okunan minberin basamagı, yeri gelir de, insanlardan bosalırsa, canlar, melekler Hakk´ın emri ile gayb<br />
aleminden birini bulurlar gönderirler, oraya oturturlar; o minberi, asla bos bırakmazlar!<br />
1377. Çeng, niçin aglayıp inliyor Senden ayrı düstü de ondan!..<br />
Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´alü, Mefa´îliin<br />
(c. V, 2590)<br />
• Ey perdeler perdesi, ey gizliden de gizli olan güzel varlık! Bir bak da, gör bize neler ettin, neler!.. Gönlü de aldın<br />
götürdün, canı da; burada hiç bir sey bırakmadın!<br />
• Ey hevesleri, istekleri alıp götüren; ey gönül kuslarının kafeslerini kırıp döken güzel! Haberin var mı; gönül<br />
kusumuzu da yaraladın! Sonra da, hiç bir sey yapmamıs gibi, göklere dogru uçup gitmeyi düsündün!<br />
• Uçup gitmeye de kalksan, bize eza ve cefa etmeyi de tasarlasan, biz bir sey yapamayız! Nasıl cesaret eder de sana;<br />
"Dostum; bize neler ettin " diyebiliriz<br />
• 0 yanıp yakılan mum, neden sessizce aglıyor Neden agladıgını, sana söyleyeyim: Sen, sıkıntılar verdin, kahrettin;<br />
onu, balından ayırdın! Sonra da mum haline getirdin, onun içine ates düsürdün; onu yakıyorsun! 0 aglamasın da kim<br />
aglasın<br />
• Ya o çeng neden durmadan aglayıp inliyor Dur; sebebini sana söyleyeyim: Senden ayrı düstügü için! Onun boyu, bu<br />
kölenin boyu gibi kamburlastı, iki büklüm oldu da, o yüzden aglıyor, inliyor!<br />
• Bunca cefalar edersin fakat, güzel yüzünü gösterince, her sey unutulur zehir zehirligini kaybeder, seker olur; benim<br />
derdim de, deva haline gelir!<br />
• Her yaprak, yiyecek bulamadı da el açtı, sana duaya basladı! Onların agızsız dilsiz yalvarmalarına dayanamadın,<br />
keremler ettin, lütuflarda bulundun ve ilkbaharda, onlara süslü elbiseler giydirip çesitli yiyecekler vererek dileklerin yerine<br />
getirdin!<br />
1378. Gel; gel ki, derdinle sevdalara düstüm!<br />
Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün<br />
(c. VI, 3097)<br />
• Gel; gel ki, derdinle sevdalara düstüm! Kapıdan gir, içeri gel; içeri gel ki çok perisanım; can vermek üzereyim!<br />
• "Acaba, acaba" diyorum; "Evden halimi sormak için mi çıktın; senin askının delisi oldugum için, ne hale geldigimi,<br />
zavallılıgımı gel de, kendi gözlerinle gör!<br />
• Geldin, degil mi Peki armagan olarak bana ne getirdin Onu bana ver; bana ver yahut getirdigini önüme koy da,<br />
söyle karsımda otur! Hiç olmazsa, bir an için olsun, karsımda dinlen, dinlen!..<br />
• Gitme; gitme, yalvarınm sana! Neden biraz oturup dinlenmeden hemen gitmek istiyorsun Söyle; söyle, neden bana<br />
gelmede gecikiyorsun; neden hep böyle geç geç geliyorsun<br />
• Senden ayrı düstügüm için her an, nefes nefes feryadlar etmedeyim ve zaman zaman güzel yüzünü görmedigim için<br />
sevdalara düsmedeyim!<br />
• Hiç olmazsa, bundan sonra, sakın cefa yolunu arama; arama! Bu cefaları yapma; yapma ki, isimiz kötüye dogru<br />
gidiyor; her sey anlasılacak, aleme rezil olacagız!<br />
• Geldin, birazcık oturdun, hemen gidiyorsun! Git, git; istemiyorum! Nasıl da, salına salına, isvelerle gidiyorsun! Ama,<br />
gitme; dayanamıyorum! Gel, gel; ne hos cilveler yapıyorsun; sen, ne de edalı dilbersin<br />
Cilt 3´ün Sonu</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Divan-ı Kebir´den Seçmeler - IV]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10255</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 01:26:13 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10255</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Divan-ı Kebir´den Seçmeler - IV</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">RUBAİLER</span><br />
1<br />
Ey gece, neselisin, hep böyle neseli gel, neseli gel! Ömrün bitmesin, kıyamete kadar uzasın<br />
gitsin, dostun yüzünün güzelliginden, hatırında öyle bir ates var ki, ey üzüntü, eger cesaretin varsa<br />
gel, benim hatırıma gir!<br />
2<br />
Ey yolcu; aklını basına al, seferin nereye Hangi diyara gitmek istiyorsun Nereye gidersen git,<br />
sen bizim gönlümüzdesin. Denizden uzak düsmüs bir balık gibi, o denizin gamını daha ne kadar<br />
çekeceksin Kupkuru kalmıs dudakların, ne zamana kadar denize hasret ve ayrılıktan sikayet<br />
incilerini aleme saçacak.<br />
3<br />
Bir kurnazlık sarhos ederek, gibi kendimi oraya atayım, atayım da bakayım, o cihanın canı<br />
orada mıdır Ya maksadıma eriseyim, o yurda ayak basayım, yahut da gönlüm gibi, basımı da<br />
vereyim, elden çıkarayım gitsin.<br />
4<br />
Sesin, gönlümüzün sesine, gönlümüzün huyuna uysun! Gece, gündüz neselensin, söyledikçe<br />
söylesin. Sesin yorulunca, biz de yoruluruz, hasta oluruz. Sesin, kamıs gibi sekerler çignesin, ballar<br />
yesin.<br />
5<br />
Asık, bütün yıl sarhos olmalıdır. "Ayıplayan olur mu " diye düsünmeme-lidir. Asık. coskun<br />
olmalı, deli, divane olmalıdır. Ayıkken her seyin tasasını çeker, gamını yeriz. Fakat olunca; "Ne<br />
olursa olsun!" der isin içinden çıkarız.<br />
6<br />
Omür tükendi ise Allah baska bir ömür verdi. Geçici ömür kalmadıysa, te suracıkta<br />
tükenmeyen, ölümsüz ömür.. Ask, hayat suyudur, bu suya dal! u denizin her damlasında baska bir<br />
hayat, baska bir ömür var.<br />
7<br />
Yazıklar olsun ki vakit geçti, bizse çılgın asıkız, deli divaneyiz. Kıyısı belli olmayan bir<br />
denizdeyiz. Bir gemiye binmisiz, gece, bulutlu bir gece... Allah´ın denizinde Allah´ın lütfu ile, onun<br />
ihsan ettigi güçle, basarıyla gemimizi sürüp durmadayız.<br />
8<br />
Güzel sakîyi rüyamda gördüm. Sarab kadehini eline almıstı... Bu gördügüm onun hayali idi. Ben<br />
hayaline dedim ki: "Sen onun kulusun, kölesisin, ama bizim efendimiz, sahibimiz olmaya da<br />
layıksın. Umarım ki onun yerine geçersin de onun gibi bize sarab sunarsın."<br />
9<br />
Bu ask atesi bizi pisirir, her gece harabata dogru çeker götürür. Baskası bizi bilmesin,<br />
görmesin, tanımasın diye, yalnız harabat erenleriyle bizi bir araya getirir, onlarla beraber oturtur.<br />
10<br />
Ey seher rüzgarı! Bize haber ver; sen geçtigin yolda, o alev alev yanan, o ates dolu, o sevda<br />
dolu gönlü gördün mü 0 gönül, yüzlerce yalçın kayaları,graniti atesiyle yaktı, eritti.<br />
11<br />
Efendim, sen bizi artık rüyada bile görmez oldun! Ta gelecek seneye kadar bir daha bizi<br />
göremeyeceksin. Ey gece; her dem bize bakıp duruyorsun ama, sen seherin aydınlıgı olmadan bizi<br />
göremezsin.<br />
12<br />
Ey sevgili, geceleri gökyüzünde dolasan ay senin çevreni bulamamıstır. Geceleri seni bulmak<br />
için ugrasana, dönüp dolasana senin ayından armaganlar gelir. Her ne kadar safagın çevresi, al<br />
yanaklı ise de, bu onun tabîi renginden degil, senin sapsarı yüzünün güzelliginden mahcup<br />
olusundan, utanısındandır.<br />
13<br />
Bir ömürdür ki, senin gül bahçeni görmedik. 0 mahmur, o insanın aklını basından alan nergis<br />
gözlerini seyretmedik... Vefa gibi halktan gizlenmissin, nice zamandır ki biz senin güzel yanaklarını<br />
görmedik.<br />
14<br />
Ey dost! Dostlukta sana çok yakınız. 0 kadar ki nereye ayagını bassan, sevine sevine o yerin<br />
topragı oluruz. Sevgilim, asıklık mezhebinde reva mıdır ki, alemi seninle görelim de seni<br />
görmeyelim<br />
15<br />
Ben bir müddet taklit ile kendimi bildim, kendimi begendim. Ben o vakitler kendimde idim ama,<br />
asıl kendi varlıgımı sezememis, anlayamamıstım. Çünkü, o zaman ben kendimi görememis,<br />
kendimi tanıyamamıstım. Sadece adımı isitmistim. Fakat ne zaman ki, kendimden çıktım, benligimi<br />
terkettim;iste asıl o zaman kendimi gördüm, kendimi buldum.<br />
16<br />
Ben kendime bazen; "Emîr´im, bey´im" derim. Bazen de tutar; "Ben bir esirim" diye haykırırım.<br />
0 haller geldi, geçti. Bundan sonra ben artık kendime gelemem. Zaten kendime gelmemeyi,<br />
kendimde olmamayı huy edindim.<br />
17<br />
Gönlümü, belanın geçtigi yola koydum. Yalnız senin arkandan kossun diye, gönlün ayak bagını<br />
çözdüm... Bugün rüzgar, bana senin güzel kokunu getirdi, ben de Teşekkür için ona gönlümü<br />
verdim.<br />
18<br />
Benim zatım, bahr-ı küll, bütünlük aleminin denizi haline gelince, zerre-lerin güzelligi, Hakk´ın<br />
yarattıgı bütün varlıkların hoslugu, nizamı, bana aydınlanıp görünür. Ben ilahî tecellilerin<br />
heyecanına kapılırım da bütün vakitlerimin bir vakit olması için, ask yolunda gece.gündüz mum<br />
olup yanmak isterim.<br />
19<br />
Beni önce binlerce lüfuf ile oksadı. Sonra tuttu binlerce kahır ile, binlerce dertle beni eritti...<br />
Benimle, sevgisinin zarı gibi oynuyordu. Ben, benligimden geçip o olunca, ben onda yok olunca,<br />
beni bırakıp gitti.<br />
20<br />
Benim asktan baska bir arkadasım yoktu ve olmadı. Ne dünyaya gelme-den önce, ne de daha<br />
sonra asksız yasadım. Canım içimden bana söyle sesleniyor: Ey ask yolunun olgun yolcusu, bana<br />
kapıyı aç!<br />
21<br />
Ben zerreyim, sen benim günesimsin; ben gam hastasıyım, sen tam benim ilacımsın! Kolsuz,<br />
kanatsız arkanda uçar dururum, sanki ben bir saman çöpü olmusum, sen de benim kehribarımsın.<br />
22<br />
Ey durmadan akıp giden gözyası; gönlümüzdeki sevdayı artıran güzelimize, o bagımız, o<br />
baharımız, o hos seyran yerimize de ki: "Birlikte geçirdigimiz gecelerimizden bir geceyi anınca,<br />
edepten dısarı çıktıgımızı düsünerek tasalanmasın, bizi mazür görsün"<br />
23<br />
Sevgilim, senin gönlün, inci ve mercan denizidir. Sen. incileri, mercanları dagıtmaya, saçmaya<br />
bak! Az harcayan nekeslere hak yolu kapalıdır. Ten, sedef gibi agzını açmıs da ah ederek diyor ki:<br />
"Canın yol bulamadıgı bir yere ben nasıl sıgarım .."<br />
24<br />
Senin canında bir can vardır. Sen o canı ara! Senin teninin dagında çok kıymetli bir inci<br />
bulunmaktadır. Sen o incinin madenini ara! Ey hak yolunda yürüyüp giden süfî! Eger<br />
arayabiliyorsan, onu sen kendinde ara, kendinden dısarda arama!<br />
25<br />
Dünyaya ait duygular, üzüntüler senin gözlerini karartmıs da; bahtsız insanların acılarını,<br />
günleri kararıp giden kisilerin kederli hallerini, gözyaslarını göremiyorsun. Cehennemde yananlann<br />
feryadları, uzaktan duyulmaz... Gönle huzür veren, cana can katan güzelleri sevdigini ne diye iddia<br />
ediyorsun Ask kendini alçaltanların kandır, iyi nam sahiplerinin ask ile ne isi var<br />
26<br />
0 meftunun, o tutkun asıkın gözlerini, sevgilisinin gözünde gör, seyret! 0 kudretine son<br />
olmayan, o yaratma gücüne akıl ermeyen, nasıl yarattıgı anlasılamayan Allah´ın halk ettigi<br />
güzelliklerde, gösterdigi nükteyi, manayı, inceligi iyice duy, anla sonra da, o nergis gözlerin içtigi<br />
hepsinin de benim gözlerimden aktıgını seyret, gör!<br />
27<br />
Güzel huylu, sevgilimi denedim, o büyük bir ırmak gibidir, bulanık sel suları, onu asla<br />
bulandıramaz. Ben bir gün bile onun kaslarını çatık görmedim. Onu, tıpkı ölümsüz (fanî olmayan)<br />
hayata benzetirim.<br />
28<br />
Zaman halktaki bu birbirine hiddetle söz söylemeyi, kırıp geçirmeyi, su gürültüyü patırtıyı kısa<br />
keser. Ölüm kurdu, bu sürüyü birbirine katar, parçalar gider. Herkesin basında bir gurur, bir ululuk<br />
vardır. Fakat ecelin sillesi, günü gelince her kafaya iner.<br />
29<br />
Ey nazlı nazlı yürüyen selvi, hazan rüzgarı sana degmesin. Ey cihanın gözbebegi, kem göz<br />
senden uzak olsun. Sen göklerin de canısın, yerin de!.. Canına, rahmetten, rahattan baska bir sey<br />
dokunmasın!<br />
30<br />
Ey gönül; gönlümüzün dumanı sevdamızı belirtir, sevdamızdan haber venr: Ey gönül gönülden<br />
tüten dumanın, askla yanan, yakılan gönlün dumanı oldugu apaçık görünür. Ey gönül; bir gönlün<br />
kandan dalgalanması, o gönlün gönül degil, belki bir ask deryası oldugunu gösterir.<br />
31<br />
Dostun hayali bizimle oldukça bütün ömrümüz seyirle, seyranla geçer, mutlu bir hayat yasarız.<br />
Ey gönül; gönül nerede muradına ererse, sevdigine kavusursa, oradaki bir diken, binlerce<br />
hurmadan daha iyidir, daha hostur.<br />
32<br />
Atımız, ask yükleriyle, yokluk diyanndan yola çıktı. Gece idi, fakat gecemiz karanlık degildi,<br />
vuslat sarabiyle hep aydınlanıyordu, mezhebimizde ha-ram olmayan ask sarabından,<br />
dudaklarımızı, yokluk sabahına kadar asla kuru bulmayacaksın.<br />
33<br />
Mademki Cenab-ı Hakk tezce ayrılmamızı yazmıstı. Bizim o kavgamız, o tiksinmemiz ne içindi<br />
Kötü idiysem zahmetten, sıkıntıdan kurtuldum; iyi idiysem, seninle birlikte yaptıgımız konusmaları,<br />
tatlı sohbetlerimizi yad et, an!<br />
34<br />
Peygamberimizin yolu, izi asktır. Biz, ask ogullarıyız. Ask, bizim anamızdır. Ey ten çadırında<br />
gizlenen anamız, sen bizim hakikatı örten, gerçegi göremeyen tabiatımızdan, nefsimizden<br />
35<br />
Gevherimiz, mayamız, la´l renkli saraplarla yogruldu. Kadehimiz, çok sarap içtigimizden ötürü<br />
elimizden sikayete, feryada geldi. 0 kadar çok mey üstüne mey içiyoruz ki, ne biz sarabın basından<br />
ayrılıyoruz, ne de sarap bizim basımızdan ayrılıyor.<br />
36<br />
Eger ben ölürsem, beni ölü olarak alın, götürün, sevgilime teslim edin. Sevgilim, eger benim<br />
pörsümüs, çürümüs dudagımı öper de, ben o anda dirilirsem sakın sasmayın.<br />
37<br />
Sevgilim! Ne vakte kadar bize, uzaktan seyirci olacaksın Biz, çare bulucuyuz. Ask bizim çaresiz<br />
bir zavallımızdır... Can kimdir Besikte yatan aciz bir çocugumuz. Gönül kimdir Bir garip, avare<br />
konugumuz.<br />
38<br />
Bazen temizligimizi melekler kıskanırlar, bazen korkusuzlugumuzu, yap-tıgımız kötü isleri<br />
görür de, Seytan bile bizden kaçar. Su topraktan olan tenimiz, Hakk´ın bize lutfettigi emaneti<br />
tasımaktadır, çevikligimize, gücümüze, kuvvetimize ask olsun.<br />
39<br />
Bizim topraktan yaratılmıs olan tenimiz, göklerin nürudur. Bizim hak yolundaki çevikligimizi<br />
melekler kıskanırlar. Bazen bizdeki temizlige melekler imrenirler, haset ederler. Bazen de,<br />
hayasızlıgımızdan, kötülügümüzden seytanlar kaçar.<br />
40<br />
Sevgilim, incir satan bir kisiye, hangi is daha iyidir Ey can kardesim, elbette, incir satmak daha<br />
iyidir. îste bize de yarasan, iyi gelen sey, sermest yasamak, mest ölmektir. Sevgilim, mahsere de<br />
kosa kosa mest olarak varmaktır.<br />
41<br />
Tanbur; "Tentenen" diye inlemeye baslayınca ten zindanında mahpus olan gönül, elsiz ve<br />
ayaksız zincirini koparmaya koyulur... Çünkü tanburun nagmelerinin mehtabında, gizlenmis birinin<br />
sesi, ona; "Ey yolunu sasırmıs, ayrılık hastalıgına tutulmus gönül, gel!" diye seslenir.<br />
42<br />
Seni, kimseye muhtaç olmadan tek basına yaratan o essiz varlık, seni sevda içinde tek basına<br />
bırakmaz.. Kendi içine kapanıp hayaller, düsünceler meydana getirdigin evde, yani senin gönül<br />
evinde, seni yalnız bırakmamak için, sana yüzlerce güzel yüzlü es, dost belirtir.<br />
43<br />
Seninle birlikte oldugum zaman, sevgiden, dostluklar yüzünden uyuyamam. Sensiz oldugum<br />
vakit de, inler dururum, üzüntüden gözümü kapaya-mam. Sasılacak sey.. Her iki gece de uyanıgım,<br />
fakat bu iki uyanıklıgın arasındaki farkı sen gör!<br />
44<br />
Ey dönek huylu felek, türlü kötülüklerle, hile ile gönlümün rahatını kaçırdın, bana ne oyunlar<br />
ettin! Ama bir gün beni senin sofrana oturmus, ay gibi nürdan kaseler yaparken görürsün.<br />
45<br />
Ask atesinden dünyada sıcaklıklar vardır. Askın vefa sütünden cefa bile yumusar. Günesin bile<br />
utandıgı bir ay´dan utanmayan kisi, ne utanmazdır, hem ne utanmaz!<br />
46<br />
Ey günes gibi essiz olan sevgili, gel! Senin güzel yüzün olmadıkça, bag da, yapraklar da sarı<br />
sarıdır. Gel, sevgilim gel! Dünya sensiz, tozdur, topraktır. Su meclis. su nese, su zevk alemi, sensiz<br />
tatsızdır, soguktur.<br />
47<br />
Gel sevgilim, senin güzel yüzünün nüm ısıgı örtülecek, gizlenecek bir nür degildir. Senin<br />
güzelligin, erlik suyunda meydana gelmis bir güzellik degildir... Gel, sevgilim; kendini öfke perdesi<br />
içinde gizleme!.. Gel; gel ki senin güzelligin gizlenecek güzellik degildir!<br />
48<br />
Ey her agacın, her bagın, her otun yesilligi, tazelik ve baharı! Ey benim devletim, bahtım,<br />
yüceligim!.. Ey yalnızlıgım, ey sema´ım, ey ihlasım ve riyam!.. Gel; gel ki sensiz, sen olmadıkça<br />
bütün bunların hepsi sevdadan ibarettir!<br />
49<br />
Efendim, mevlam! Ben eskiden islenmis günahlara, geçmiste yaptıklarıma tövbe ederim. Telef<br />
olmus, yok olup gitmis bir asıkın özrünü kabul etmez misin Benim pismanlıgım, her ne kadar<br />
senin bol kereminden, merhametinden kendi varlıgıma yönelmek ve cömertligini incitmekse de,<br />
efendim, Allah´ım beni affet, beni affet, beni affet!<br />
50<br />
Bizi dirilten o dost, ne kadar temiz, ne kadar tatlıdır, ne kadar hostur, güzeldir... Biz insanlar,<br />
ruhlardan, gönüllerden ibaret idik, bedenlerimiz yoktu. 0 aziz dost, bedenlerimizi, ruhlanmıza<br />
konuk evi olarak yarattı. 0 dostumuz, o efendimiz, lutfeder, kerem buyurursa bizi affeder, nasıl<br />
önceden yarattıysa, gene yaratır, bizi tekrar diriltir.<br />
51<br />
Ask geldi, beni her seyden, herkesten ayırdı, beni maddî isteklerden alıkoydu, üzdü, perisan<br />
etti. Sonra bana acıdı, lütfetti ihsanlarda bulundu, beni oksadı. Allah´a sükürler olsun ki, seker gibi<br />
vuslat suyunda eritti, beni kendine kattı.<br />
52<br />
0 dost, beni sevgi ile, nazla, çesit çesit nimetlerle besledi. Etten, deri ve damarlardan<br />
dokunmus çok degerli bir kumastan arkama usta bir terzinin diktigi süslü püslü bir elbise giydirdi.<br />
Aslında, tenimiz bir hırkadır. Onun içinde bulunan gönül, süfî bir dervistir. Su gökkubbesinin<br />
içindeki bütün alem, bir ibadet yeridir. Seyhimiz de O´dur.<br />
53<br />
Seni kucaklayamadıgımdan beri aglıyorum. Aglamadan kaldıgımı gören yok! Sen canımda,<br />
gönlümde ve gözümdesin, bu sebeple unutulmamaktasın. Allah için sen de beni unutma!<br />
54<br />
Bu sendeki gurur ne kadar artacak Çesit çesit görünüsünün hayali, sende daha ne kadar<br />
sürecek .. Sübhanallah, sende sasılacak bir tavır, anlatılamayacak bir is, bir hal var. Ben sana "hiç"<br />
diyecegim ama, sen "hiç" de degılsin. Bu kendini bir sey görmen, hep senin zannın, vehmindir.<br />
55<br />
Hakk´ın nüriyle nürlanma kabiliyeti olan gönül sahibinin canı, Hakk´ın sırlarıyla dolar. Sakın<br />
benim etten, kemikten, deriden ibaret olan tenimi, o sırlardan habersiz tenler arasında sayma!<br />
Çünkü bu ten, Hakk´ın ihsan ve lütuf denizine girdi, bastan basa lütuf ve ihsan kesildi.<br />
56<br />
Allah´ı zikretmekle, degerli bir insanın degeri artar, nürlanır. Yolunu kaybetmis kisiyi zikir,<br />
hakîkat yoluna getirir. Her sabah, her aksam, her namazda, bu "La ilahe illallah" (=Allah´tan baska<br />
mabud yoktur) sözünü kendine vird edin.<br />
57<br />
Eger yasıyorsan, canın varsa, gel, orada can feda et! Oradaki sen, buraya gelmeden önce orada<br />
idin. Orası senin asıl vatanındı. Can bir nükte duydu, bir buyrukla o yerden ayrıldı, buraya geldi.<br />
Burada yüzlerce nükte duydugu, yüzlerce isaret aldıgı halde nasıl oldu da o yere dönmedi<br />
58<br />
Eger kendini, gerçek varlıgını bulmak istiyorsan, kötü huylarından, nefsanî arzularından kurtul!<br />
Kendi maddî varlıgından dısarı çık! Dereyi bırak, Ceyhun dogru gel! Felegin yükünü öküz gibi ne<br />
diye çekip duruyorsun Bir takla at, sıçra felegin üstüne çık!<br />
59<br />
Hakk yolunda ten pamugundan can esvabını ayıran o efendi Mansur idi. Aslında Mansur; "Ben<br />
Hakk´ım!" demedi, bu sözü Hakk dedi. Mansur nerede;bu söz nerede Bu sözü söyleyen Hakk idi,<br />
Hakk idi.<br />
60<br />
Gene gel! Gene gel! Her ne isen oldugun gibi gene gel! Hakk´ı tanımıyorsan, atese tapıyorsan<br />
puta tapıyorsan gene gel... Bu bizim dergahımız, evimiz umutsuzluk evi degildir. Yüz kere tövbeni<br />
bozmussan gene gel!.<br />
Tahran Üniversitesi profesörlerinden Firüzanfer merhümun Semsî 1342 (1963) senesinde<br />
Tahran´da bastırdıgı ve benim tercümeme esas teskil eden Ruba ´î Dtvanı´nda ve bendenizde<br />
bulunan baska yazma ruba´îler arasında bulamadıgım bu ruba´înin Hz. Mevlana´ya ait olmadıgını<br />
soyleyenler varsa da, Mevlana´dan bahsedilen her yerde, her toplantıda sanki bu büyük velînin<br />
baska güzel siirleri yokmus gibi hep bu ruba´i tekrar edilip durulur. Kimin olursa olsun, bu ruba´î:<br />
"Allah´ın rahmetinden ümit kesilmez. Allah bütün günahları bagıslar. Çünkü o çok bagıslayan,<br />
çok esirgeyendir." (39/53) Ayet-i kerîmenin izahından ibarettir.<br />
Hosumuza giden "Yüz kere tövbeni bozmussan yine gel!" sözü, "Ümitsizlige kapılma! Allah´ın<br />
rahmetinden ümit kesme!" manasına gelmektedir.<br />
Yoksa Hz. Muhammed(s.a.v.)´in yolundan kıl kadar ayrılmayan Hz. Mevlana, tövbeyi sık sık<br />
bozmanın Hakk´a karsı küstahlık oldugunu elbette bilmektedir.<br />
Çünkü bir hadîslerinde alemlere rahmet olan büyük ve essiz Peygamberimiz söyle<br />
buyurmuslardır: "Günah islemekte ısrar ettigi halde günahlardan tövbe eden kisi, adeta Allah ile<br />
alay etmis olur."<br />
Yahya b. Muaz hazretleri de; "Ben tövbeden sonra islenen bir günahı, tövbeden evvel islenmis<br />
yetmis günahtan daha çirkin görürüm." diye buyurmuslardır.<br />
_ran´ın yetisirdigi en büyük sairlerden Sîrazlı Hafız merhum da gönül kırmanın büyük bir günah<br />
oldugunu anlatmak için miibalagalı bir ifade ile:<br />
"Kimsenin kalbini kırma da, ne yaparsan yap! Bizim serîatimizde bundan baska bir günah<br />
yoktur." derken; "Gönül kırma da, her türlü kötülügü yap!" mı demek istemistir Yukarıdaki<br />
ruba´îyi okurken bu husüsu da düsünmek gerekir.<br />
61<br />
Rebab, îsrafîl´in nefesiyle seslenmede, feryad etmededir. Bu sebepledir ki, rebabın sesi, ask<br />
atesi ile kavrulan gönülleri diriltir. Onlara yeniden can verir, onları gençlestirir. Zamanın iyi ettigi<br />
sevgi yaralan kanamaya baslar, batıp yok olan sevdalar küçük balıklar gibi bir bir suyun dibinden<br />
yukarıya çıkarlar.<br />
62<br />
Ya Rabbî! Ya Rabbî; rebabın tesbihi hakkı için! Çünkü rebabın tesbihinde yüzlerce soru,<br />
yüzlerce cevap vardır... Ya Rabbi; yanmıs, kavrulmus gönül, yaslarla dolu göz hakkıyçün<br />
söylüyorum, biz, küpteki saraptan daha çoskunuz.<br />
63<br />
Biliyor musun, su rebabın sesi ne diyor Diyor ki: "Benim arkamdan gel;beni takip et de yolu<br />
bul! Çünkü dogruya varmak için yola çıkmıssın ama, egri bir yol tutmussun... Çünkü sormakla<br />
cevaba yol bulunur."<br />
64<br />
Bugün de her gün gibi yine harabız. Yine harab olmusuz. Endise kapısını açma! îçli feryadları<br />
ile, yanık sesiyle bize her seyi unutturan rebabı eline al, çalmaya basla! Her zerrede, her seyde<br />
kainatı yaratanın kudretini görenler ve onun ilahî güzelligini kendilerine mihrap edinenler için, yüz<br />
çesit namaz, yüz çesit rükü, yüz çesit secde vardır.<br />
65<br />
Bizim sarhos olmamız için, saraba ihtiyacımız yoktur. Meclisimizin neselenmesi için çeng ve<br />
rebab da istemeyiz! Biz gönül alıcı bir güzelin yüzünü görmeden, hos sesli çalgıcıyı dinlemeden<br />
mest olmusuz, kendimizden geçmisiz.<br />
66<br />
Bizim sarabımız, kadehsiz olarak sunulmaktadır. îçimize bir ates düsmüstür, yüregimiz yanıp<br />
tutusmaktadır. Fakat, bu gönül yangınının dumanı görülmemektedir. Ask rebabının feryadı,<br />
inlemesi gerçek sevgilimizin, gönül sultanımızın yayından, O´nun mızrabındandır. Sakın; "Bu<br />
rebabdır, bu sesi rebab çıkanyor." deme!<br />
67<br />
0 essiz, parlak incinin hayali gözümün önüne geldi. 0 anda kendimi tutamadım, aglamaya<br />
basladım. Gözyaslarım akarken içim yanıyordu. Heyecandan sasırmıstım. Gizlice gözümün kulagına<br />
dedim ki; "Biliyor musun Gelen konuk çok kıymetlidir, çok azizdir. Ona bol bol ask sarabı sun!"<br />
68<br />
Sübhanallah! Ey parlak, ey essiz inci! Seninle ben, her hususta birbirimize aykırı düsüyoruz.<br />
Ben, senin bahtınım, beni hiç uyku tutmuyor, geceleri uyuyamıyorum. Sen ise, benim bahtımsın,<br />
uykudan kendini alamıyorsun, hiç uyanmıyorsun.<br />
69<br />
Düsünme! Bos yere kafanı yorma! Kendini uykuya ver, uyu! Çünkü düsünce, gönlün ay yüzüne<br />
perde olur. Gönül ay gibidir. Düsünce bulut olur, onu örter, nürunu gizler. Bu sebeple gönülde<br />
düsünceye yer verme, düsünüp tasınmayı suya at!<br />
70<br />
Uyku geldi, göze girmek istedi fakat gözde yer bulamadı. Çünkü, göz senin sevdan yüzünden<br />
atesler içinde kalmıs, yaslarla dolmustu. Göze giremeyen uyku, bu defa gönle dogru gitti. Civa gibi<br />
yerinde duramayan kararsız bir gönül buldu, sonra o, tene dogru yol aldı, oraya yerlesmek istedi,<br />
orayı da harap, hem de çok harap gördü.<br />
71<br />
Ey uyku! Sen tadı hos, içilmesi hafif bir ab-ı hayat bile olsan, bu gece bizim yanımızda ise<br />
yaramazsın, senin bizimle isin yok. Ey uyku, basındaki saç sayısınca basın olsa, bu gece bir bas<br />
kadar ise yaramaz, kendi basını bile kasıyamazsın.<br />
72<br />
Sakî! Cananın güzel yüzü askı için, sevabına bana o toprak ve su görme-yen ask sarabından<br />
sun! Ben beden hastası degilim, hastasıyım. Ben, serbeti ne yapayım Sen bana sarap sun, sarap!<br />
73<br />
Gece geldi. Su gönüldeki yanısın acaba sebebi nedir Ben sanıyorum ki, tanyeri agardı, acaba<br />
gündüz mü oldu Sasılacak sey! Askın gözüne ne gece sıgar, ne de gündüz... Su askın gözü acaba,<br />
gözleri mi baglıyor... însanı görmez hale sokuyor.<br />
74<br />
Sen öyle güzel, öyle essiz bir varlıksın ki, gökler bile seninle neselenir, seninle güler. Hal böyle<br />
iken, eger bir insan tutar da sana asık olursa, buna sasılır mı Bu sebeple sen beni istesen de,<br />
istemesen de, ben yasadıgım müddetçe sana, kul köle olacagım.<br />
75<br />
Sen bu gece birdenbire perdeleri kaldır! Korku ve endiseyi üstünden at! îki dünyadan da<br />
tamamiyle vazgeç, onlarla zerre kadar ilgilenme! Dün sen candan ve gönülden bahsetmis, onlardan<br />
sikayette bulunmustun. Bu gece ben onları yakaladım. Canı öldürülmüs, kesilmis bir halde, gönlü<br />
de aglar ve inler bir durumda önüne bırakıyorum.<br />
76<br />
Sırlara dalanlar, sırlar içinde varlıktan kurtulanlar, bu gece, kendilerinden geçmisler, sevgili ile<br />
perde arkasında, halvette oturmuslardır. Ey yabancı varlık! Ask yolundan çekil, bu gece<br />
yabancıların aramızda bulunması bizi üzer, bize zahmet verir.<br />
77<br />
Dostların hatırı için bu gece uyuma! Gecenin kulagını tut, bük, uyuma! "Fitnenin uyuması daha<br />
iyidir." derler. Sen de bir fitnesin. Fakat senin gibi güzel bir fitnenin uyanıklıgı daha iyidir. Bu<br />
sebeple acele etme, uyuma!<br />
78<br />
Ey talihimi, bahtımı uyandıran sevgili uyuma! Ey ilkbaharın, ey giil bahçesinin rengi, parlaklıgı<br />
uyuma! Ey kanlar içen nergis göz! Bu gece zevk gecesidir, nese gecesidir, sakın uyuma!<br />
79<br />
Ey ay yüzlü, böyle bir gecede ay gibi sen de uyuma! Su dönüp duran gökkubbe gibi dönmeye<br />
basla, uyuma! Bizim uyanıklıgımız, alemi aydınlatan ısık olur, çerag olur. Sen de bir gece ısıgı<br />
bekle, onu koru, gözet uyuma!<br />
80<br />
Ey yar, senin gibi bir sevgili yoktur! Senin benzerin bulunmaz. Her is seninle yola girer, senden<br />
düzenlenir. Sen uyuma! Bu gece senin güzel nürlu yüzünden yüzlerce ısık parlayacak, etrafı<br />
aydınlatacaktır. Zaten sen bizim içimizdesin, sakın,uyuma!<br />
81<br />
Ey sevgili, yine bize yakınlık göster, dostluk et, bize yar ol! Bizi sensiz bırakma, uyuma! Ey<br />
sarhos bülbül, gül bahçesinde uyuma, garip olan, kimsesiz bulunan dostalan düsün, onları gözet,<br />
koru, uyuma! Bu gece, lutuf gecesi, bagıs gecesi, ihsan gecesidir, sakın uyuma!<br />
82<br />
Eger sonsuz bir hayat ve mutluluk istiyorsan, uyuma, dostun ask atesiyle yan, yakıl, uyuma!<br />
Yüzlerce gece uyudun, ondan ne elde ettigini, ne kazandıgını gördün. Allah için olsun bu gece<br />
sabaha kadar uyuma!<br />
83<br />
Agza sıgmayan lokmayı iste! Rüh gıdası gönül lokması ara! Kitaplarda yazılı olmayan ledün<br />
ilmini ehlinden ögrenmeye çalıs! Cenab-ı Hakk ile kamil insanların, ermislerin gönülleri arasında<br />
öyle bir sır vardır ki, Cibril bile oraya girip o sırrı ögrenemez. îste sen o sırra asina olmaya gayret<br />
sarfet!<br />
84<br />
Dînî vazifelerini yapmadan, iyj, yararlı bir insan olmadan Cenneti isteme! Hakk´a layık bir kul<br />
olmadan, onun lütfuna, ihsanına nail olmadan Süleyman mülkünü taleb etrne. Mademki, isin<br />
sonunda ecel vardır, ölüm bir gün gelip yakana yapısacaktır, hiç bir müslümanın hatta hiç bir<br />
insanın kalbinin incinmesini arzu etme!<br />
85<br />
Müskülünü çözen, seni hakikata ulastıran bilgiyi, ölüm gelip çatmadan önce iste, ögrenmeye<br />
çalıs. Aklını basına al da, su dünyayı, yani var gibi görünen yogu bırak, yok gibi sandıgın varı iste!<br />
86<br />
Bu gece, dosta kavustugum için sevinç içindeyim, pek mutluyum. Bu gece ayrılık kaygısından<br />
kurtuldum. Dostla kucaklastık, sarmas dolas olduk. Bu ugurlu, bu mes´ud anlarda gönlüme<br />
sesleniyor, diyorum ki; "Allah bana acısa da, bu gecenin anahtarı kaybolsa; ne olur; sabahın kapısı<br />
açılmasa.<br />
87<br />
Bu seher vakti esen rüzgar, Hakk asıklarının gönüllerindeki sırlara asinadır. Bu ugurlu zamanda<br />
sen de uyuma. Bu zaman yalvarma, yakarma zamanıdır, uyuma zamanı degildir! îki cihanın halkına,<br />
ilahî bir lütuf olarak ezelden ebede kadar kapanmayan dilek kapısı, seher vaktinde açıktır. Fırsatı<br />
kaçırma, yatıp uyuma!<br />
88<br />
Ansızın bir seker kamısı bitti, filizlendi, birdenbire böyle bir ab-ı hayat kaynayarak costu.<br />
Ansızın padisahlar padisahından lütuflar, ihsanlar, sadakalar gelmeye basladı... Hz. Mustafa´nın<br />
aziz ve mukaddes ruhunun sad olması için<br />
89<br />
Biz askın asıkıyız. Çünkü ask kurtulustur. Can Hızır gibidir. Ask ise ab-ı hayata benzer. Ask<br />
padisahından beratı olmayana yazıklar olsun! Hayvanın, askı besleyen, ruha gıda olan manevî<br />
tatlılıklardan, can sekerinden ne haberi olacak ..<br />
90<br />
Sıfatların sekline, rengine baglanmıs olan o ruh, Hz. Mustafa´nın nüruyla zat-ı ilahîye yükseldi...<br />
0 rüh Hakk´ın zatına dogru yükselirken, sevincinden, Hz. Mustafa´nın rühunun sad olması için<br />
salavat getirmeye basladı.<br />
91<br />
Her iki gözüm, o mahmur gözlerinden mest olmustur. Sunu anla ki, senin askından, senin<br />
elinden ben elden çıktım. Bari bana uy da sen de basını salla, peki de! Basında ask havası esiyorsa,<br />
bu haller sende de vardır.<br />
92<br />
Yarla hos geçinen kimse yarsız kalmaz. Müsterisi ile uzlasan tacir, müflis olmaz. Ay geceden<br />
ürkmedigi, karanlıgından kaçmadıgı içindir ki nürlandı.gül , o güzel kokuyu dikenle hos geçinmekle<br />
kazandı.<br />
93<br />
0 padisah, kötü huylu kullarından yüz çevirmez. Senin gibi yüzlerce kulunun suçuna,<br />
edepsizligine bakmaz. Bu sözü sen söyleme, bunu onun deniz gibi sonsuz olan lütfu söylesin. 0 öyle<br />
merhamet sahibidir ki, bizim kötülügümüzden kara seytan kaçar da, o kaçmaz!<br />
94<br />
Gönlüm beni kavgaya düsürdü, kendisi kaçtı gitti. Beni yalnız bıraktı. Can halime acıdı geldi.<br />
Fakat sevdamı görünce, o da dayanamadı, kaçtı. Bu defa ürküp Zühre yıldızı, benim feryadımı<br />
duydu, gökten yere indi, yanıma geldi. Beni atesler içinde bulunca, korktu, acele ile sazını yere<br />
bırakarak o da, kaçtı gitti.<br />
95<br />
Rüzgar geldi, bahçede içki içenlerin baslarına güller saçtı. Yar geldi, dostların kadehlerine mey<br />
doldurdu. 0 taze sünbül gibi kokan saçlar, güzel kokular satanların karına engel oldu. 0 mest nergis<br />
gözler, aklı basında olanların kanlarını döktü.<br />
96<br />
Yagmur, askla gönlü yanan, birisinin basına yagıp durmadaydı. 0 kadar çok yagdı ki, asık<br />
hemen eve kaçtı. Bu hali gören hos bir kaz, kanadını çırparak dedi ki: "Yagmuru benim üstüme<br />
yagdır, çünkü Allah benim canımı sudan yarattı, benim su ile ülfetim vardır<br />
97<br />
Sevgilim! Gönül seni anınca senlendi, neselendi. Allah´a yemin ederim ki, o neseyi, zevki<br />
saraptan almayı düsünmedi de elindeki kadehi içmeden yere döktü. Gönül sensiz kendini cansız ölü<br />
bir kalıp gibi gördü. Zaten candan kaçanın layıkı da iste budur.<br />
98<br />
Rüzgar, sevgilinin dagınık saçlarını oksayınca, ay, o güzellige hayran olur da, ona candan dua<br />
eder: "Ömrün uzun olsun!" der. Ey bana ögüt veren kisi, asktan, gönlümün aldıgı manevî zevki, sen<br />
de tatsaydın, beni bırakır, kendine ögüt verirdin!<br />
99<br />
Güzelim! Senin zaten bahanen azmıs gibi, simdi de "uykum geldi" bahanesiyle bizden kaçarsın<br />
degil mi Hosça yat, uyu! Ben seher vaktine kadar, gözümü kapamadan, senin uykuya bulanmıs<br />
nergis gözlerinden feryad edip durayım.<br />
100<br />
Senin içinde bulunan, o çok yakın dostun, sana hayat veriyor, seni yasatıyor, sana konusma,<br />
hissetme, düsünme gücü lutfediyor. Hatta, hareme, o güzel, o rühanî yerlere ulasmak ümidini de<br />
veriyor, sen son nefesine kadar onun sundugu meyi iç, çünkü o isveden degil, kereminden bunu<br />
sunmaktadır<br />
101<br />
0 nedir ki, sürete, sekle lezzet ondan gelir 0 ne seydir ki, onsuz sekil de kederlidir, bulanıktır,<br />
süret de 0 sey, bir an olur ki süretten gizlenir. Bir an olur ki mekansızlık aleminden sürete<br />
akseder, sekilde parlar, görünür.<br />
102<br />
Ey cahil nefsinin havasına uyan kisi! Ey baskalarının halinden ibret almayan! Senin bütün<br />
hayrın, su içilecek yere bir tas koymaktan ibaret. Sen istiyorsun ki, bu tastan bütün sehir halkı<br />
senin hayrına su içsinler, kansınlar degil mi<br />
103<br />
Ay yüzlü sevgilim, bugün ellerini çırpa çırpa gelmis, can gibi gelmis; can, nasıl hem apaçık<br />
meydanda, hem de gizli, görünmez ise, o da öyle gelmis. Sevgilim, kendinden geçmis, hos neseli ve<br />
aman bilmez bir halde gelmis. 0 öyle geldigi için ya, ben de bu haldeyim.<br />
104<br />
Bugün nasıl bir gündür ki, günes, hergünkü gibi parlamıyor îki misli kuvvetli parlıyor. Bugün<br />
ayrı bir gün, günlerden hiç birine benzemiyor. Bugünkü günde baska bir tecellî nüru görünüyor. "Ey<br />
asıklar, ey gönüllerini yitirmis kisiler! Size müjdeler olsun, bugün sizin gününüz diye gökten<br />
yeryüzündekilere sesler gelmede, saçılar saçılmada.<br />
105<br />
"Hayatta oldugum müddetçe, egri gitmeyeyim, dogruluktan ayrılmayayım." diye tevbe ettim.<br />
Fakat egriye, dogruya bakıyorum ve her baktıkça görüyorum ki; bütün egri de dogru da,<br />
sevgilimizin dogru ve egrisidir.<br />
106<br />
Bu evde bir ısık vardı, ne oldu Simdi nerededir 0 ısık gözde idi. Simdi gönüllerdedir. Hos bir<br />
hayal gibi geldi, gönülde oturdu, kalktı. Hayır, hayır gönülden gitmedi, hala da bizim gönlümüzün<br />
içindedir.<br />
107<br />
Ne asagıda, ne yukarıda olmayan ay, acaba nerededir Ne bizsiz, ne de bizimle olan degerli<br />
nesne, nerededir Sakın, orada, burada deme! Bütün alem onun kudretiyle, sanatıyla doludur. Ama<br />
gören nerede<br />
108<br />
Dünyada sabırsız, asıktan daha bîçare, daha zavallı kim vardır Çünkü bu ask, devasız bir<br />
derttir. Ask gamının dermanı, ne cimriliktir, ne de riyadır. Gerçek askta, ne vefa vardır, ne de cefa...<br />
109<br />
Bazı insanlar vardır ki, gamlıdırlar, bu gamın nereden geldigini bilmezler. Bazı insanlar da<br />
vardır ki, neselidirler, onlar da bu nesenin Hakk´tan geldigini bilmezler... Ne kadar solda, sagda<br />
bulunanlar, egri, dogru yolda yürüyenler vardır ki, soldan, sagdan, egriden, dogrudan haberleri bile<br />
yoktur. Ne kadar;"ben ve biz" diyenler vardır ki, onların da "ben ve biz"den haberleri yoktur.<br />
110<br />
Gayb aleminin atlısı geçti, gitti. Onun geçtigi yerden bir toz bulutu yükseldi. 0 atlı, yerinden<br />
gitti, fakat kopardıgı toz hala orada yerli yerinde duru-yor. Ey Hakk´ı ve hakikati arayan kisi, sen<br />
saga, sola bakma, dosdogru bak da gör ki o toz koparanın tozu burada, kendisi ise ölümsüzlük,<br />
sonsuzluk alemindedir.<br />
111<br />
Dediler ki: "Her tarafta, altı yönde de hep Hakk´ın nüru parlamaktadır." Halk; "Hani o nür<br />
nerede " diye feryada basladı. Gerçegi göremeyen kisi, saga, sola her yöne baktı, bir nür göremedi.<br />
Bunun üzerine, ona, dediler ki;"Bir an için olsun sagsız, solsuz olarak bak! 0 vakit, o nüru<br />
görürsün."<br />
Her zerre, aç bir insan gibi Hakk´ın sofrasına oturmus, yiyip içmededir. Bütün varlıklar, hiç<br />
durmadan, o sofrada yeseler, içseler yine de yiyecekler eksilmez. 0 sofra ebedî olarak açıktır,<br />
kaldırılmaz, oldugu gibi yerinde durur. Hal böyle iken, bu ezel sofrası basında, halk her ne kadar aç<br />
gözlülüklerinden bırbırleri ile çekisirler, kavga ederlerse de, yaratıldıkları günden bugüne kadar<br />
yedıkleri gibi, hala da yemektedirler, yine de yiyeceklerdir. Sofra kaldırılmamıstır. Oldugu gibi<br />
durmaktadır.<br />
113<br />
Ey dost, böyle yapma, bugünlerin bir de yarını vardır. lyilik de, kötülük de gün gibi görünür,<br />
meydana çıkar. Asıklık mezhebinde hainlik reva degildir. Ben dogru gideyim de sen egri gidesin, bu<br />
dogru degildir.<br />
114<br />
Birisi diyordu ki: "Güzeller güzeli bir peri var, fakat ortada yok, görünmüyor, mekandan<br />
münezzeh olan o mukaddes can acaba nerededir Nerede bulunmaktadır " Iki cihan da onun<br />
nimetleriyle orucunu bozmadadır. Fakat, agızsız, damaksız oruç bozmak ancak ona mahsustur.<br />
115<br />
Seni rüyamda gördügüm o gece geçip de gündüz olunca, gönül gündüz gibi, kavga ve gürültü<br />
ile dolar... Dün gece rüyasında Hindistan´ı görüp de ayagının bagını koparan fili tutmaya kimin<br />
kuvveti, gücü yeter<br />
116<br />
Ay yüzlü sevgilim, daima sag taraftan parlar, sag taraftan yüz gösterir, dogardı. Bir gün ona;<br />
"Sola bakmak haramdır, hatadır." dedim. Bu defa o ay;yüzlüm, sol tarafını da süsleyince, sol<br />
yönünü de nürlandırınca dedim ki; "Sol da, sag da, saglar da, sollar da hep sevgiden ibarettir. her<br />
tarafta, her yerde Hakk tecellî etmektedir.<br />
117<br />
Senin askın neden böyle hikmet sahibi, pek bilgili ve hünerli Sevgin ve sefkatin neden böyle<br />
saglam ve sarsılmaz bir halde Ask, eger hos ve güzel degilse neden onun üstüne böyle titriyorum;<br />
onu çok seviyorum Eger ask, hossa, güzelse bu feryadlar, bu sızlanmalar, bu sikayetler neden<br />
118<br />
Bana dediler ki: "Sende olan bütün bu dertlerin bu acıların sebebi nedir Bu feryadlarm, bu<br />
yaygaraların, bu gürültülerin, bu solgun yanakların sebebi nedir " Dedim ki: "Böyle söyleme,<br />
bunda yanılıyorsun. Git de benim ay yüzlü sevgilimi gör, o zaman müskülün kalmaz. Bütün<br />
bunların nedenini anlarsın."<br />
119<br />
Eger gönlün atesi yoksa, bu tüten duman nedir Eger, öd agacı yanmıyorsa bu buram buram<br />
tüten öd agacı kokusu nereden geliyor Benim bu var olusum meydanda iken, asıkın yoklugu ne<br />
demektir Mumun yanmasından pervane neden hoslanıyor<br />
120<br />
Deli oldum, divane oldum. Deli bir kisinin uyuması hatadır. Deli bir insan, uykunun yolu<br />
nerededir bilmez ki, onu bulsun da uyusun! Allah uyumaz, o uykudan beridir, arınmıstır. Sen Allah´ı<br />
o kadar düsün, o kadar sev ki Allah delisi ol; "Nerde olursan ol, ben seninle beraberim." sırrına er<br />
de, Allah´la yat,kalk...<br />
121<br />
Senın bülundugun yerde hep gam vardır, savas vardır, cefa vardır, dert vardır, elem vardır.<br />
Fakat sen kendinden geçer, Hakk´ta yok olursan, hep ´lütuf vardır, ihsan vardır, vefa vardır. Dogru<br />
olursan, neyimiz varsa senin olur. Fakat sen dogru olmasan da, kötülük yollarında yürüsen, ben<br />
senin kötülüklerini bile iyilik sayarım.<br />
122<br />
Sendeki varlıgı yiyip bitiren bu sade ates, yarının yüzlerce güzelinden, yüzlerce yakısıklı,<br />
gösterisli dilberlerinden daha iyidir, görmüyor musun 0 sehvet atesi de ne kadar safdır, ne kadar<br />
sadedir ama, o sade olan atesten ne kadar yakısıklı güzeller meydana geldi, yaratıldı...<br />
123<br />
Kimde gönül varsa, o bizim dilberimizdir. 0 simsek nereden parlar, han-gi yönden çakarsa, o<br />
bizim cevherimizdendir. Allah´ın; "Ben sizin Rabbiniz degil miyim " sorgusuna karsı "Evet!" diyen,<br />
her rühun sevgi ve heyecanını ta-sıyan mana altını, hangi madende olursa olsun, o bizim<br />
altınıınızdandır.<br />
" Bu ruba´îde A´raf Suresi 7/172-173. ayetlerine isaret vardır."<br />
126<br />
Felek, bizim kendi re´yini begenmis olan tabiatımızın kölesi degildir. Bu cebeple gönlümüzün<br />
dilegini dinlememektedir. Su varlık alemine gelip, bize vokluk sermayesi olmustur. Onun sayesinde<br />
yokluga ulasacagız. Perdelerin arkasında gizlenmis, bizi terbiye eden bir dadımız var. Aslında biz,<br />
dünyaya gelmis degiliz. Bu dünyada yasar gibi görünen, dolasan, gezen bizim gölge-lerimizdir.<br />
125<br />
Senin elinin, gözünün, ayagının iki olması dogrudur. Fakat gönül ve sevgiliyi ayrı ayrı sanmak<br />
hatadır. Bunları ayrı ayrı görmek yanlıstır. Sevgili dedigimiz varlık bir bahanedir. Aslında gerçek<br />
sevgili Allah´tır. Kim bunları bir bilmez de iki zannederse ya yahüdîdir, yahut hıristiyan...<br />
126<br />
Bu gece, öyle bir gecedir ki, bütün gecelerin rühudur. Bu gece öyle bir gecedir ki, bütün dualar<br />
kabul edilir. Bu gece, ihsan gecesidir. Bu gece bagıslarda bulunma, nimetlere erme gecesidir. Bu<br />
gece, Hakk´ın sırlarına mahrem olanın gecesidir.<br />
127<br />
0 öyle bir güzeldir ki, yüzünün sevdasından arsa kadar velveleler yükseliyor. Gönülde paha<br />
biçilmez güzelligi için, yanagının pazarından akseden güfültüler duyuluyor. Onun sarap testisinden<br />
canın avucundaki kadehe sarap konurken hos seda çıkmaktadır. Gönlün boynunda onun<br />
saçlarından örülmüs gibi baglar var.<br />
128<br />
Asıkların bu naraları zevk ve nese mumunun yüzündedir. Sasılacak sey su ki, mum geldi,<br />
yanıyor, fakat pervaneden eser yok, görünmüyor. îste bu mum, öyle bir mumdur ki, gündüzden de,<br />
geceden de üstündür. Ey can; kos, kos ki, gönül mumu can istiyor.<br />
129<br />
Ey gece! Sen nasıl bir gecesin ki gündüzler sana kul, köle kesilmistir Sen bir denizsin, canın<br />
canı ise, senin dalgalarının geceleyin gösterdigi bir alevindir, bir korundur. Senin basındaki o ask<br />
atesi, o fitne, o afet, bu gece, alev alev yanmada ve ısıklar saçmadadır.<br />
130<br />
Zamanın devri gelip geçmesi; ve bu ab-ı hayat çesmesinin hasreti beni öldürdü sanma!.. însanı,<br />
can düsmanının öldürmesine sasılmaz, benim asıl sasırıp kaldıgım sudur ki: Beni düsmanımın degil<br />
de, canımın canının öldürmesidir.<br />
131<br />
Kanlı yaslarla dolan, gama es olan, arkadas olan bir gözden sen, uyku umma, onu uyur sanma!<br />
Böyle bir göz nasıl uyuyabilir Ondaki bu uykusuzluk halinin geçecegini sanarak, ona; "Uykusu<br />
gelince uyur." diyen kisi! Sen asktan habersiz oldugun için böyle söylüyorsun.<br />
132<br />
Ben tövbeyi ne yapayım Nasıl tövbe edeyim ki, benim tövbem senin sayendedir, senin<br />
lütfunladır Tövbenin bütün aslı, bütün hasılı senin sermayendir. Huzurunda tövbeden daha büyük<br />
bir günah olamaz. Senin büyüklügüne layık tövbe nerede Böyle tövbeyi kim yapabilir<br />
133<br />
Ben seninim, benim isteklerimi yerine getirmen, her hususta beni memnun etmen gerek. Çiinkü<br />
bu sehirde herkes senden ve benden bahsetmektedir. îster gönlünü katılastır, bana sert davran,<br />
ister yumusak ol, beni oksa.. Ne olursan ol, ne sekilde hareket edersen et, ben senin o katı<br />
gönlünden el çekmem, çünkü seni seviyorum.<br />
134<br />
îsteklerimi yerine getirmen, çaresiz gönlümü memnün etmen lazımdır. Çünkü bu sekilde,<br />
herkes senden ve benden bahsetmektedir. îster gönlünü katılastır, bana sert davran, ister<br />
yumusak ol, beni oksa... Sert bir kayanın içinden fıskırıp çıkan tatlı bir kaynak gibi akacak, bana<br />
geleceksin.<br />
135<br />
Sevgilim! Senin askında bas vurdugum her hile hiçe gitti. Senin için bos yere kan agladım,<br />
yandım, yakıldım, acılar çektim; çektiklerimden haberin bile olmadı, bütün bunlar sensiz, hiç olup<br />
gitti. Bana verdigin ızdıraba, düsürdügün derde hiç bir yüzden, hiç bir kimsedenbulamadım.<br />
Aslında, kim bana derman edebilir ki, benim çektigim derd de bir hiçten ibarettir.<br />
136<br />
Sana, gamına ortak bir yar oldugu ümidini verenin sözü yalandır. Sakın bu yalana kanma! 0,<br />
seni kandırmak için dil dökmededir, sevinç gününde, iyilik ve varlıklı gününde bütün cihan senin<br />
dostundur. Fakat, gam gecesinin dostu pek azdır.<br />
137<br />
0 kimseye ki, Allah senin gibi çok güzel bir sevgili lütfetti, ona kararsız, huzursuz bir gönül, bir<br />
can verdi... Öyle bir kisiden sakın bir is bekleme, bir istekte bulunma. Çünkü, Cenab-ı Hakk, ona<br />
bambaska, hiç bir ise benzemeyen, görülmemis bir is vermistir. Onu, askla vazifelendirmistir.<br />
138<br />
Mademki etrafımızda bulunan kisileri görmedeyiz, su halde biz yalnız degiliz, tek bir fert<br />
degiliz. Biz bu gerçegi anlamıyor da, sayılara takılıp kalıyoruz. îyiden de, kötüden de haberimiz var,<br />
onları da duyuyor, anlıyoruz. Aslında bu anlayıs, bu idrak bizim için kötü bir haldir. Bu duygular<br />
yüzünden, benlikten kurtulamıyor, kendimizden geçemiyoruz. Kendinden geçmeyen gönül ayak<br />
altındadır, iskencededir.<br />
139<br />
Bugün bir ben varım, bir de elimdeki sabah sarabının kadehi var... Düsüyorum, kalkıyorum,<br />
sarhos sarhos dönüyorum. Servi boylu sevgilimle ben mestim, kendimden geçmisim, alçalmısım,<br />
ondan baska bir var, bir varlık kalmasın diye, ben yok olmusum.<br />
140<br />
Bir can ki, ask-sarabını ötelerde, ezelde, rüh aleminde içmistir; o güzel yüzlünün hakikat<br />
bagının üzümünden yapılmıs mana sarabını tatmak saadetine ermistir. 0 bag, o mutlu canın<br />
bogazına sarılır da der ki: "Ben, onun kanını dökerim, çünkü, o bizim kanımızı içmistir."<br />
141<br />
Ey can sakisi, mutribimize ne oldu Neden hos bir ahengle çalmıyor Onun güzel nagmelerinin<br />
yolunu kim kesmis Mutrib bilir ki, askın iyisi de var, kötüsü de. Askın iyisine de, kötüsüne de<br />
mutribin yardımı vardır.<br />
142<br />
Bize dost olan bir can vardı, o can bize yabancı oldu. Hekim olup hastalıkları iyi eden akıl da,<br />
deli divane oldu. Padisahlar, bütün hazineleri yıkık yerlere, viranelere, gömerler. Bizim viranemizse<br />
(yıkık gönlümüzse) dostun hazinesinden ötürü virane olmustur. Dostun ilahî emanetine<br />
dayanamamıs,yıkılmıs, bu hale gelmistir.<br />
143<br />
Gece gözü görmeyen gam, niçin bana sarılmıs, yakamı bırakmıyor Acaba, o kör müdür, yahut<br />
beni mi kör sanıyor Aslında ben gokteyım, su balçıktan yaratılmıs fanî cismim, benim aksimden,<br />
gölgemden ibarettir. Suya akseden yıldızı, bir kimsenin sudan çaldıgı müdür<br />
144<br />
Seni zahir gözü ile, bas gözüyle gören, mananı görmeyen, gülünç olmustur. Seni kendisiyle<br />
kıyaslayan yoksulun gözlerinde ne dikenler vardır, ne dikenler...<br />
145<br />
Günesle ısınan, atesler yagdıran toprak, yemyesil olur. Çiçeklerle, çimenlerle süslenir. Hele,<br />
bahusus o toprak ki, söz söyleyen, uyanık olan toprak olursa... 0, neler nelerle süslenmez. Geline<br />
benzeyen su topragın, kendini süsleyenden haberi yoktur. Ne de hos, tuhaf habersizlik! Kendini<br />
süsleyenden, uyandırandan haberi yok.<br />
146<br />
Geceleyin yürü, gece, sırlar rehberidir, herkes uyurken, ilahî ask sırları, mana zevkleri gönle<br />
gelir. Çünkü geceleyin gönlün kapılan açılır, yapılan isler, yabancıların gözlerinden gizlenir.<br />
Geceleyin, gönlümüz ask ile,gözlerimiz ise uyku ile karısmıs oldugu halde, bizim yarin güzel yüzü<br />
ile isimiz vardır, bulusmamız vardır.<br />
147<br />
Bagda, bahçede görülen selviler, güller, aslında o sevgilinin, o güzelin boyunun, yanaklarının<br />
aksidir. Düsüncem; rüh aleminde verilen ezelî ikrarla mest olmustur. 0 ikrarın zevki ile yalnız ben<br />
mest degilim, bütün insanlardan bir tane bile ayık varsa, ben imansızım.<br />
148<br />
Benim bagımda bahçemde görülen selviler, güller aslında o sevgilinin, o güzelin boyunun,<br />
yanaklarının aksidir. Billah sevgilim! Senin ikrarın olan o ada yemin ederim ki, bugün benim bir<br />
damarım bile kendinde degildir.<br />
149<br />
Benim bu gecem pek zayıftır, bitkindir, inlemektedir. Bu gece, sırların düzenlendigi, açıklandıgı<br />
bir gecedir. Sırlardan bahsettim; benim gönlümün bütün sırları, sevgilinin hayali, baska bir sey<br />
degil. Ey gece! Çabuk geçme, bizim seninle isimiz vardır.<br />
150<br />
Ayna gibi olan su gökyüzü, dönüp durdukça, askın gönlünden kan dalgaları cosup<br />
kabarmaktadır. Kan dalgaları, bir gün geliyor, görünüyor, bir gün gelmiyor, görünmüyor, fakat<br />
gönlün içindeki dalgalara gece ve gündüz sükünet yoktur.<br />
151<br />
însaf et, ask güzel bir istir. O´nun bozulması, güzelligini kaybetmesi, tabiatın kötü niyetli<br />
olusundandır. Sen, kendi sehvetine, ask adını koymussun, halbuki, sehvetten kurtulup, aska<br />
ulasabilmek için çok uzun yollardan geçcek<br />
152<br />
Ben, bir dagım, sesim, sözüm, yarin sadasıdır, yarin sözüdür. Ben bir resimim, benim ressamım<br />
o güzeldir. Sen sanıyorsun ki, konustugum zaman agzımdan çıkan sözler, benim sözümdür. Hayır;<br />
anahtar kilide sokulur da açılırken ses çıkarır ya, iste benim sözlerim böyledir.<br />
153<br />
Sevgilim, ne dersem diyeyim, senin gamın, hepsinden de beter... 0 gönlün zahmeti, agrısı, tenin<br />
atesi, hastalıgı, kalbin yanısı, kavrulusu, her hangi bir¦ sey, yenildikçe azalır. Fakat senin gamın<br />
öyle degildir. Ben senin gamını ne kadar yesem, eksilmek söyle dursun, o daha ziyade artar.<br />
154<br />
Gönlüm, gamınla her gün biraz daha sızlıyor, biraz daha inliyor... Sevgilim, merhametsiz<br />
kalbim, her gün benden biraz daha bıkıyor... Gamından biz vazgeçtik, ama gamın bizden<br />
vazgeçmedi. Gerçekten de, gamın senden daha vefalı imis.<br />
155<br />
Asık suratlı günde, bulutun gözü yaslıdır. Bulutun bu aglayısı, yaprakların, meyvelerin gülüsü<br />
içindir. Çocukların oyunları, neseleri, gülüsmeleri de,annelerinin, babalarının çalısıp<br />
çabalamalarından, geçinmelerini saglamak için didinip yorulmalarındandır.<br />
156<br />
Ey Yüsuf, senin için kurtulus yeri; babanın evidir. Ovalar, kardeslerinin vanı, ölümlerle,<br />
tehlikelerle doludur. Kurtla anlas, arkadas ol fakat, sakın hasetçilerle oturup kalkma, çünkü haset<br />
kurdu, daglarda bulunan kurttan beterdir.<br />
157<br />
Ey la´l, ey akik, ey inci, ey mana denizi, ey saglık, esenlik! Yerden, yurttan vazgeçmissin, fakat<br />
mübarek ayagını, hakikata saglamca basmıssın, Hakk yolundan dönmüyorsun. Ey rühlann efendisi,<br />
ey rühlara rüh katan! Ruhu da, gönlü de yasatan aziz varlık! Geç gelmissin, geç gelmen de<br />
kutludur, sana yarasır.<br />
158<br />
Perde arkasına gizlenmis olan o sevgilinin canına, basına and olsun ki, sevgiliyi bizden<br />
saklayan, bize göstermeyen bu perde, perde degildir; aslında yar, perde arkasında degildir, perde<br />
yırtılmıstır. Sevgili, ister perde arkasında olsun, ister perdeyi yırtıp görünsün, sen onun niyaz<br />
kapısını çal, yalvar, yakar;sunu iyi bil ki, sevgilinin kapısı, onu senin gözünden gizleyen perdelerin<br />
ar-kasındadır.Bu, Peygamberimize hitap olsa gerektir.<br />
159<br />
Bir kisi aklına güvenip, düsüncelere kapılarak Hakk´ı inkar ederse, onun, inkarı da Hakk´tandır,<br />
Hakk´ın yazısı iledir. Fakat inkarcının bu hakikattan haberi yoktur. Sevgiliye dedim ki: "La´l<br />
dudaklanndan bana verilecek bir sekerj var mı " "Yok!" dedi, fakat bilmedi ki, onun "yok" demesi<br />
de bir sekerdir.<br />
160<br />
Ayagının bastıgı toprak baslara tac olan o padisaha dedim ki: "Senin ayrılıgın ölümümden<br />
beterdir. îste su sararmıs yüzüm benim sahidimdir." Padisahım bana; "Yürü git!" dedi, "Ask<br />
yüzünden sararmıs, altına dönmüs bir yüzün sikayete ne hakkı vardır "<br />
161<br />
Zahirde, batında; hayır, ser ne varsa, hepsi Allah´ın hükmünden, kaza kaderindendir. Ben<br />
gayret sarf ederim, çalısır çabalanm, fakat kaza bana d ki; "Senin elinde olmayan, senin<br />
yapamayacagın baska bir is var. 0 isten ser haberin yok."<br />
162<br />
Senin askın yüzünden tehlikeye düsmüs, felakete ugramıs olan bir can için, bilgisizlikleri,<br />
irfansızlıkları sebebiyle, ona acıyanlar, aglayanlar, feryat edenler vardır. Aslında o asık canın<br />
yüzünde, onun mutlulugundan haberdar olan binlerce belirtiler vardır, göz onu görür, fakat gerçegi<br />
anlayamaz.<br />
163<br />
Asıkların meclisindeki durum baskadır. Bu ask sarabındaki mahmurluk da baskadır...<br />
Medresede ögrendikleri o ilim baska bir is, ask gene baska bir istir.<br />
164<br />
Bizim basımızda baska bir himmet, baska bir is vardır. Bizim güzel sevgilimiz, baska güzellere<br />
benzemeyen bambaska bir güzel. Allah´a yemin ederim ki, biz yalnız ask ile de kanaat etmeyiz, askı<br />
da yeter bulmayız. Bizim bu sonbahardan sonra gelecek baska bir baharımız vardır.<br />
165<br />
Sendeki bu süzgün bakıs, baska bir nurdandır. Sendeki bu tefekkür, bu düsünceler, baska bir<br />
hale, baska bir mertebeye geçisindendir. Agız oynatarak yutkunman onun tatlılıgından ise de,<br />
zevkle el çırpısın baska bir sevdadan, baska bir coskunluktandır<br />
166<br />
.Bu bahar mevsimi deyil baska bir mevsimdir. Her gözdeki mahmurluk, baska bır bulusma<br />
neticesidir. Her ne kadar bütün dallar, rüzgarların tesiriyle sallanıyor, oynuyorlarsa da, aslında, her<br />
dalın kımıldanısının bir sebebi vardır.<br />
167<br />
Bizim bu dilden baska bir dilimiz vardır. Cehennemden, cennetten ayrı baska bir yerimiz vardır.<br />
Hür gönüller, baska bir canla dirilirler. Onların o tertemiz cevherleri baska bir madendendir.<br />
168<br />
Senin sesin, Sur´un üflenmesinden bir armagandır. Bu yüzdendir ki o, ask hastası olan her<br />
gönlün kuvvetidir, gıdasıdır. Sen sesini yükselt ki, her nerede amir, her nerede memur varsa, hepsi<br />
sana karsı alçalsınlar, kul, köle olsunlar.<br />
169<br />
Ey dar fikirli, düsüncesi baglanıp kalmıs kisi! Senin ayagın da bagdan kurtulmus degildir. Sen<br />
de gördün ki, hareketlerimiz, gidis gelislerimiz adeta bir sır! Fakat su da bir hakikat ki, harekette<br />
bereket vardır. Hareketle, gezip dolasmakla (yakîn) tutuklugu, manevî sıkıntı gider, insan<br />
genisler, ferahlıga kavusur. Kaynak suyu, ırmak suyu hareket ettikleri için, durgun sulardan üs-tün<br />
tutulurlar. Akan sular çer çöpü alır götürür, üstlerinden atar, arınırlar.<br />
170<br />
Cihanı aydınlatan o yücelik, o güzellik, neseye, zevke aydınlık veren gizli yüz, bugün mademki<br />
bizımle beraberdir, biz ona sımsıkı sarılalım. Dün geçti evvelki gün de geçti, bugüne bakalım.<br />
Çünkü, gün, bu gündür..<br />
171<br />
Sevgilimiz her ne kadar, yumusak huylu oldugundan çok cefalar çeker, çok sıkıntılara<br />
katlanırsa da, asıkların aglayıp inlemeleri de hostur. Aslında asıkların tenleri sıtmaya yakalanmıs<br />
hastalar misali tir tir titrerse de, canları, gül bahçesi gibi güzel kokular yayarak güler.<br />
172<br />
Gönül, isrete oturunca, seni yad etti de saki olan kadehi aldı, yere attı, kırdı. Sonra perisan bir<br />
halde costu, dısarıya fırladı. 0 ne kendini kaybetmis mest bir halde idi, ne de aklı basında uyanık<br />
bir halde idi... Etrafa; "0 delirdi, divane oldu." diye bir ses yayıldı.<br />
173<br />
Ey benim gönlümün içinde oturan! Gel, gönülde oturma vakti, geldi. Ey tövbe bozan! Gel<br />
tövbeyi bozma zamanı geldi. Ey böyle güzel, hos renge giren, gül renkli sarap! Gel, gül gibi elden<br />
ele gezmek vakti geldi.<br />
174<br />
Bensiz, bizsiz oldugu halde hos olanın, benlikten kurtuldugu için mutlu olanın kulu, kölesiyim.<br />
Sikayet etmeden, kimseye yük olmadan, kendi acıları basbasa kalarak yalnızlıktan hoslanan kisinin<br />
gamı ile arkadasım. Sevgılinin vefakarlıgı ne kadar hostur Onun vefalarında da ne zevkler vardır "<br />
diye sordular, onlara dedim ki: "Onun vefalarından haberim yok, bence onun nazları, cefaları<br />
hostur.<br />
175<br />
Gönül, bizi bıraktı da, kalktı, bensiz, bizsiz oldugu halde hos olanın, benlikten kurtuldugu için<br />
mutlulugu elde eden birinin yanına gitti. Aslında gam hos bir sey degildir. Fakat, sevgilinin verdiği<br />
ızdıraplar, gamlar çok tatlıdır, çok hostur. Sevgili, can almak istiyor. Ben, istedigini hemen yerine<br />
getirmeyecegim. Canımı bir kaç gün vermeyecegim. Fakat sevgilinin ugrunda canın, can vermenin<br />
ne önemi var Asıl önemli olan, hos olan sey, onun istedigidir, edasıdır.<br />
176<br />
Sevgilinin yalnız gülüsü, yüzü güzel degildir, onun öfkesi de, hiddeti de, katı yürekliligi de, kini<br />
de, sinsiligi de güzeldir... Benden basımı istedi. Versem de, vermesem de bu önemli bir sey degil!<br />
Sevgilinin ugrunda basımın ne yeri¦ vardır Yalnız onun isteyis tarzı, edası pek güzeldir, pek<br />
hostur.<br />
177<br />
Sen cansın, sen cihansın. Cihan, ancak seninle hostur. Sen beni yaralasan mızragının tenimde<br />
açtıgı yara, senin açtıgın yara oldugundan benim için bir lütuf olur. Avucuna aldıgın bir toprak<br />
parçası bile, bir kimya madenidir Hulasa; hos olmayan her sey, seninle hostur, güzeldir.<br />
178<br />
Su yeryüzü, cansız, aklı fikri yok sanmayasın diye tavsan uykusuna yat mıs uyur gibi görünüyor,<br />
halbuki, o uyanıktır, canlıdır, o da senin gibi kendi hayatını yasamakıa, Hakk´ın kendisine verdiği<br />
vazifeleri yapmaktadır. Görmez misin Ocakta ates üstünde kaynayan tencerenin agzına binlerce<br />
köpük yükselir durur. 0 köpükleri gören halk tencerenin kaynadıgını anlar. Su yeryüzünün<br />
kalbinden fıskırıp çıkan çesitli renkli çiçekler, sayısız bitkiler, agaçlar neyi ifade eder<br />
179<br />
Kendi kusurunu gören, kendi benligini yok etmeye ugrasan her dervisi, hayal pesinde kosuyor<br />
sanma! 0 hos gidislinin otagının bulundugu yer, varlıktan da, mekandan da ve bütün alemden de<br />
ileridir.<br />
180<br />
Dediler ki: "Baga gel, bahçeye gel, orada eglence var, zevk var, ferahlık vardır. Orada ne<br />
gezme, dolasma, yorgunlugu var, ne de kuzgun sesi... Halbuki, benim gönlümün içinde, boyaları<br />
çok güzel kullanan büyük bir ressam var ki, çiçeklerin, bagların, asmaların rengini çok hos bir<br />
sekilde boya-maktadır. 0, öyle essiz bir sanatkardır ki, bir kuzgunun kanadında bile yüzlerce bag ve<br />
bahçelerin rengi vardır.<br />
181<br />
0 nedir ki, semalara seref ondandır 0 nedir ki, o gidince degerli bir seyin oradan eksildigi belli<br />
olur Meclis bozulur, nesesi kalmaz Semalarda duyulan manevî zevkin, rühanî sevkin neyden,<br />
defden olmadıgı anlasılsın diye, gizlice gelir, gizlice gider.<br />
182<br />
Kadehinin nakısları ask olan bir sarapla mest olmusum. Öyle bir at üstündeyim ki onun agzına<br />
ask gemi vurulmustur. Benim ay yüzlü sevgilimin askı az bulunur asklardan degildir. 0 çok büyük<br />
bir asktır. Fakat, ben aska köle olanın degil de, askı kendisine köle yapanın kulu, kölesi olmusum.<br />
183<br />
Ask geldi, tövbeyi bir sise gibi kırdı. Sise kırıldıktan sonra, onu kim eski haline getirir Kim<br />
onarabilir Kıngı eski haline getirecek, onaracak biri varsa, yine asktır, askın tövbe sisesini kınp<br />
onarmasından nasıl kurtulabiliriz, nerelere kaçmamız gerek<br />
184<br />
Ayrılık, her ne kadar ümidin belini kırsa, ızdıraplar, cefalar isteklerın. emellerin ellerini baglasa<br />
da, Allah sevgisi ile mest olan asıkın gönlü, ümitsizlige düsmez, Hakk´tan ümidini kesmez. însanlar,<br />
gayret ettiklerine muhakkaki ulasırlar, her ne süretle olursa olsun, kapalı bir kapıyı, himmetle<br />
açarlar.<br />
185<br />
Sevgili kucagında, ask sarabı elinde, kendini kaybetmis bir halde, elest n,ecSen çıktı geldi...<br />
Ben, ask sarabmm sütünü ıçerken. akıl bana; Ey askatapan,afiyetolsun."diyordu.<br />
186<br />
Su toprak bedenim, gönlün kadehidir. Piskin ve olgun fikrim de, gönlün henüz olmamıs ham<br />
sarabıdır. Su zavallı bilgi kınntılarımızın hepsı gonul tuzagının yemidir, bugdayıdır. Bu sözleri ben<br />
söyledim sanma, bu sozler go-nülden gelmektedir.<br />
187<br />
Derler ki: "Bilgiler, fenler, hünerler sahibi Akl-ı Küldür. Su bas asagı göge sermaye veren, onu<br />
kuran, onu döndüren, sasmaz kanunlarla onu idare eden Akl-ı Küldür. 0 aklın ki aklı vardır. o, Akl-ı<br />
Külden bir cüz´dür. Eger, akıldan akıl giderse, iste böyle akıl, o vakit Akl-ı Küldür."<br />
188<br />
Askta, her ne kadar evvellik içinde evvellik varsa da asıl evvellik, o evvellikten daha evveldir,<br />
daha eskidir... Yokluk evi olan §u dünyada, bir çok varlar, varlıklar görünmektedir. Halbuki<br />
gözlerimizi iyice ogusturur da bakarsak,çogu yoktur, yok! Dünya, var gibi görünen bir yokluktur.<br />
189<br />
0 mest dilber, ansızın kapımdan içeri girdi. Elinde bulunan, la´l renkli sarap kadehinden içerek<br />
oturdu. Onun güzel saçlarını görmekten, onları tutup, hayranlıkla oksamaktan ötürü yüzüm bütün<br />
göz kesildi, gözlerim de, bakıslarım da, bütün el oldu.<br />
190<br />
0 mest dilber, her gün yeniden yeniye, yeni güzel bir sîma ile gelir. însanın aklını, fıkrini bozan<br />
fitnelerle, fesatlarla dolu bir kadehi elinde tutarak bana gösterir... Ben ne yapayım Eger o kadehi<br />
alsam akıl testisi kırılacak, aklım basımdan gidecek; almasam, bilmem ki, o güzelin elinden nasıl<br />
kurtulurum<br />
191<br />
Sarhos bir halde, o güzel ayaklar sultanın harem dairesinde yürür dururdu. 0 nazik eller<br />
gülbahçesinde güller devsirir, desteler yapardı. Ecel tuzagı agzını açıp kapayınca o eller kesildi, o<br />
ayaklar kırıldı.<br />
192<br />
Sevgilimizi sevindiren, her canın bası, daima neselidir, gönlü daima güler... Öyle bir güzellik,<br />
öyle bir lütuf cana göre degildir, cana nisbet edilemez. canda olamaz. Yavas söyleyeyim, bunlar<br />
olsa olsa canandadır.<br />
193<br />
Senin heveslerinin, isteklerinin üzümü bitmis, sarhos gibi asmanın dallarına yapısmıs, sallanıp<br />
durmada. Eglence dalı, bir ogula gebe kalmıssa, o eglenenlerin, zevke dalanların göz bebegi olur.<br />
194<br />
Bütün arzulardan, isteklerden vazgeçebilirim, üstüne düstügüm her sey-den, herkesten<br />
kopabilirim. Ancak canımıza can olan aziz varlıktan imkanı yok ayrılamam. Birinden ayrılan kayan<br />
herkes, senin için ayrılır. Fakat senden bir an bile kim ayrılabilir Buna imkan var mı<br />
195<br />
Ne seninle rahat, düzenli bir sekilde bir an bile oturabiliyorum, ne de sensiz bir an yasamama<br />
imkan var. Düsünce, bu hadiseden bası döndü, ser-semlesti. Hayır, bu hadise degildir, dermanı<br />
olmayan bir derttir.<br />
196<br />
Senin sevgi gammın diyarında sabır ferman, emir dinlemez. Göz senın için yas döküyor, onda<br />
sabra karsı mahrumiyet vardır. Gönül de, senın der-manı olmayan dertlerini çekmektedir. Ben<br />
sikayetçi degilim, seni çok sevdigim için bunların hepsine razıyım. Bu sözleri sadece dilim<br />
söylemiyor. Bu sozleri gönlüm söylüyor, bu sözler candandır.<br />
197<br />
Geceye dedim ki: "Seni aydınlatan ay´ı seviyorsan, ona imanın varsa, bu çabucak geçüp gitmen<br />
ona vefasızlıktır, sevgi noksanlıgıdır. Gece, yüzünü bana dönerek söyle bir özür beyan etti: "Bizim<br />
ne günahımız var Askın sonu yok ki."<br />
198<br />
Geri gel, sevgili sözünde durmaktadır. Yüz defa oldugu gibi yine de senin sevginden<br />
vazgeçmedi. Senin bir tek canın oldugu halde sevgide vefalısın. Ya o canın, canının canı nasıl olur,<br />
ne yapar<br />
199<br />
Bu gece, o sonsuz devlet gecesidir, saadet gecesidir. Bu gece, gece degildir, Allah´ı arayanların<br />
dügün günüdür. 0 güzel varlık, bir diyenlere, tevhid ehline es olmustur. Bu gece, güzel yüzlülerin<br />
yüzlerini örten, gizleyen bir duvak olmustur.<br />
200<br />
Yol ne kadar uzun, sonsuzsa da, sen o Hakk yoluna ayagını bas. Çünkü o yola uzaktan bakmak,<br />
insan olmayanların isidir... Bu yolu gönül diriliginden elde et! Zira, gönül diriligi insanın, ten diriligi<br />
ise hayvanın sıfatıdır.<br />
201<br />
Bir ömürdür ki can benligini terk etmis bir kisinin kulu, kölesi olmustur. Bu yüzdendir ki,<br />
dünyada bulunan erkekler de, kadınlar da onu parmakla gösteriyorlar. Candan, cihandan<br />
vazgeçmek zor degildir. Sevgilim asıl zor olan sey senin mahallenden kalkıp gitmek, senden uzak<br />
düsmektir.<br />
202<br />
însaf et, bu kadar gönül kıran, o acı sözler, bu güzel agıza hiç yakısır mı Su var ki, sevgilinin o<br />
latîf, o tatlı dudaklarından hiçbir zaman acı söz çıkmaz. Fakat onun gönül kıran acı sözler<br />
söylemesi, benim kendi acı bahtındandır.<br />
203<br />
Artık bildim ki, ask benden ayrılamaz, bana baglanıp kalmıstır. Onun örtülmüs saçları benim<br />
elimdedir. Dün, her ne kadar ben kadehin sarhosu idiysem de, bugün öyleyim ki, kadeh benim<br />
sarhosumdur.<br />
204<br />
Sevgilimin bana karsı olan ahdinde, vefasında, gösterdigi ilgisizlikten otürü, gece ve gündüz<br />
gözlerimden kanlı yaslar dökmek adetim oldu, o bir "aska sevgili, benden vazgeçmis, rahat rahat<br />
oturuyor. Ben ise, aptallar gıbi oturmusum; o, benim sevgilimdir deyip duruyorum.<br />
205<br />
Dedim ki: "Gönlüm benim aletımdir, edevatımdır. Rebab gibi benimle aynı seste, aynı<br />
terennümdedir." Ben bu gonlümü, kendime dost sanıyordum, meger, bu gönlüm, baska birinin<br />
dostu imis, haberim yok.<br />
206<br />
Sevgilim, senin sayende gönlüm güllerle, yaseminlerle dolu. Senin lutfuna, ihsanına nail olmus<br />
benim gibi kim var Candan ve cihandan vaz geçmek zor degildir, asıl zor olan sey, senin<br />
mahallenden ayrılmak, senden uzak düsmektir.<br />
207<br />
Tenimin her cüz´ünde sevgilimin bir belirtisi vardır. Vücüdumun her parçası sevgilimin bir dili<br />
gibidir. Ben sanki bir çeng olmusum da onun güzel gögsüne dayanmısım. Bendeki bu inleyis, bu<br />
feryad sevgilimin parmaklarındandır.<br />
208<br />
Ayagının bastıgı toprak, canımın saadetidir. Toprak, onun ayakları altında çignendigi için<br />
bastan basa gül olmustur. Yasemin olmustur. Sevgilim, ayagını bastıgın yerler sana meyveler verir,<br />
çiçekler, çimenler bitirir. 0 ayagını bastıgın topraktan, yüz nasıl kaldırılabilir<br />
209<br />
Kavusma, bulusma zamanında güzel yüzü, benim gülen bir gülümdür. Ayrılık anında, hayali<br />
benim gönlümdür, imanımdır. Gönül benimle, ben de gönülle hep kavga ediyoruz, bir türlü<br />
barısamıyoruz. Her birimiz, "0 güzel senin degil, benimdir." diyoruz.<br />
210<br />
Güzelligin, sevimliligin sultanı benim o düzgün endamlı ay yüzlümdür. Su deli gönlüm, onun<br />
ask zincirine vurulmustur... Ben o ay yüzlümün kapı-sının topragını gönül kanıyla sulamaktayım.<br />
Halbuki onun kapısının topragı, kanımdan daha kıymetlidir, daha degerlidir.<br />
211<br />
Sevgilim, senin yüzünün günesi göklere sıgmaz. Çünkü güzelligin, dille anlatılacak bir güzellik<br />
degil. 0 bambaska bir güzellik... Senin askın, cana, cihana sıgmazken, sasılacak bir seydir ki, geldi,<br />
benim içime, benim gönlüme sıgdı, gönlümü kendine yer edindi.<br />
212<br />
Yerde ve havada olan her zerreye iyi bak ki onlar da bizim gibi bir kudretin meftunu ve<br />
mecnünudur. Neseli, nesesiz; iyi, kötü her zerre, essiz bir gönlünü kaptırmıs, dönüp durmaktadır.<br />
213<br />
Sevgili zariftir, naziktir; günahı budur. Güzeldir, latîfdir, hostur; günahı budur. Acaba hangi<br />
ayıbımı gördüler de ondan kaçıyorlar ... Onun ayıbı yoktur, afîftir; günahı budur.<br />
214<br />
Eger sevgiliye kavustunsa, baglı, bahçeli cennet budur. Eger ayrı düs-tünse cehennem, ates<br />
budur. Ask kadimdir, ondan önce hiçbir sey yoktur. Fakat ask, cihanda örtülmüs, bir sır olarak<br />
kalmıstır. Ne gariptir ki, örtülü olan kendini örteni meydana çıkanyor, ask Allah´ı buluyor; oyun,<br />
saka iste budur.<br />
215<br />
Benim yasadıgım müddetçe sanatım, isim, gücüm budur. Avcılıgım, avlanmam, avım budur.<br />
Günüm, zamanım budur. Rahatım, kararım, gam ortagım budur.<br />
216<br />
Ey gönül, bir sen varsın, bir de O´nun derdi var. O´nun dertlisi olmak ne hostur. O´nun derdi,<br />
senin dermanındır. Bu sebeple O´nun verdiği, ızdırabı, çek, sakın sikayet etme, sızlanma. O´nun<br />
takdiri, onun femanı, budur. Maddî arzularını ayak altına alırsan, o zaman, nefsin köpegini<br />
öldürürsün ki asıl kurban da budur.<br />
217<br />
Gözümden uzaksın, bakıs ve görüsüm sana varamıyor. Sebebi su: Bizim gözlerimiz hala süreti<br />
görmekte, renk ve sekil üzerinde durmaktadır. Senin vüzünü görmeye, cemalini müsahede etmeye<br />
ehliyeti, kabiliyeti yoktur. Fakat böyle olmakla beraber gönül senden kendini nasıl çeksin Sen<br />
cansın, can da tatlıdır.<br />
218<br />
Ölümde, adalet ve din ehline bir baska hayat vardır. Ölümden, temiz ruhlara huzür ve sükün<br />
gelir. Ölüm, Hakk´a kavusmadır. Cefa etmek, kin gütmek degildir. Fakat, ölmeyen bir kimse,<br />
ölecegim diye, boyuna ölür durur. Zaten en büyük dert de budur.<br />
" Bu ruba´î; "Ölmeden evvel ölünüz." hadîsinin yardımı ile demanalandırılabilir."<br />
219<br />
Sözün altın gibi degerli olsa, isledigin isler kötü ise, kimsenin yanında bir pul bile etmezsin.<br />
Degeri sırtındaki eyerden asagı olan bir ata nasıl güvenir de yola sürersin<br />
220<br />
Bizim günesimiz, yıldızlarımız, dolunayımız O´dur. Bostanımız, gül bahçemiz, sarayımız, bas<br />
kösemiz O´dur. Kıblemiz, orucumuz, sabrımız O´dur. Bayramımız 0, Ramazanımız 0, Kadir gecemiz<br />
0, her seyimiz O´dur.<br />
221<br />
Isle güçle dolu olan bu gönül, onun mektebindendir. Bugün ki ben ask hastasıyım, bu hastalık,<br />
onun verdiği hararettendir. Hekimin bana emrettigi her seyden perhiz ederim, sakınırım. Ancak<br />
onun güzel dudaklarının sarabından ve sekerinden asla perhiz edemem.<br />
222<br />
Her nereye basımı koysam, secde edilen ancak O´dur. Altı cihette ve altı cihetten dısarda<br />
mabud ancak O´dur. Bag, gül, bülbül, güzel hepsi birer bahanedir. Bunların hepsinden maksat,<br />
bütün O´dur.<br />
223<br />
Senin basını kesen, seni öldüren aslında sana iyilik eden, seni gamdan, ız-dıraptan kurtaran bir<br />
kisidir. Basına taç koyan kisi ise, seni aldatan, senin iyi huylarını, tevazuunu, insanlıgını çalıp<br />
çırpandır... Sana yük veren, meta veren, dünyalık veren, senin yükün olmaktadır. Senin gerçek<br />
dostun, seni, senden alan kisidir.<br />
" Bu ruba´îyi daha iyi anlamak ve zevkine varmak için, Hallac-ı Mansur hazretlerinin "Gerçekten<br />
de benim öldiirülmemde hayat vardır." sözünü hatırlamamız iyi olur."<br />
224<br />
Gönlümün içi de, dısı da O´dur. Bedenim de, can da, damar da, kan da bütün O´dur. Artık böyle<br />
bir yere imansızlık ve iman nasıl sıgar Bu halde, nasıl olur da benim varlıgım kalır Ben artık<br />
yokum, bütün varlıgım 0 olmustur.<br />
225<br />
Ey özden, içten haberi olmayan, dıs görünüse aldanan, madde ile gurura kapılan, aklını basına<br />
al! Senin rühunda, gönlünün içinde bir dost var. Duygu senin teninin özüdür, duygunun özü ise,<br />
senin canındır. Fakat, tenden, duygu-dan ve candan öteye geçersen her seyin yalnız 0 oldugunu<br />
anlarsın.<br />
226<br />
Eger, sevgili, benim derimi yırtar, parçalarsa feryad etmem, aglamam;"Bu dert ondandır."<br />
demem, bu derdi sevgiliden bilmem. Aslında herkes, bize düsmandır, dostumuz yalnız Allah´tır.<br />
Dosttan düsmanlara sikayette bulunmak, hos bir sey degildir.<br />
227<br />
Sevgilinin yakın dostlugundan ötürü, mutlulugumdan kabıma sıgamıyorum. Çünkü gönül<br />
verdigim sultan essizdir, pek güzeldir. Hiçbir sevgili, asla, asıkın istedigi, özledigi gibi davranarak<br />
hayat süremez. Fakat asıgın emelince hayat süren,uyan sevgili ancak O´dur.<br />
228<br />
Ask geldi; derimin, damarlarımın içinde akan kan oldu. Beni, benden bosaltarak dost ile<br />
doldurdu. Vücudumun her tarafını, bütün zerrelerini dost kapladı. Benden, bana ancak ad kaldı ve<br />
arta kalan hep 0 oldu.<br />
229<br />
Askla beraber ol, birlikte yasa! Çünkü ask, canın cevheri, özü, mayasıdır. Gelip geçici sevdaların<br />
pesinde kosma, ebediyyen senin olarak dostu ara! Canıma dert olana, gam olana, can diye<br />
seslenme! Eger 0, senin ekmegin bile olsa, onu kendine haram say!<br />
230<br />
Sen bu kıymetli cihanın en kıymetli, en degerli bir madenisin. Herkesin pesinde kostugu su<br />
dünya, sana nisbetle bir yarım arpadır. Cihanın aslı, temeli sensin, cihan senin yüzünden<br />
yaratılmıstır, senden hayat bulmustur. Alemi, mes´aleler, mumlar kaplasa, aydınlatsa, çakmak<br />
olmayınca, bunların hepsi de bir rüzgarın esmesiyle söner.<br />
231<br />
Dost, visal dudagını benden esirgiyor, gönlümü cefalarla, acı sözlerle kın-yor. Bundan sonra<br />
ben ve gönül kırıklıgı, her ikimiz birlikte dostun kapısındayız. Çünkü dost, kırık gönlü seviyor,<br />
kendine dost ediniyor.<br />
"Burada kalbi kırıkların yanındayım." hadîsine isaret var.<br />
232<br />
Ey dost, senin adını anmak, güzel yüzünü görmeye, seyretmeye engel olmaktadır. Yüzünün<br />
nüru, yanagının simsegi latîf çehreni perdelemektedir. Dudaklarını tahayyül edince, dudaklarından<br />
mahrum kalıyorum. Bu yüzdendir ki, dille, dudakla, dudaklarının güzelligini söylemek, onları hayal<br />
etmek, dudaklarına perde olmustur.<br />
"Bu ruba´îde, gönül gözü ile, bas gözünün ifade edilmektedir."<br />
233<br />
Dostun varlıgının, sana açılıp aydınlanmasını istiyorsan özün içine gir, de-riden vazgeç! Dost,<br />
öyle bir zattır ki, etrafında kat kat perdeler var. 0, kendi varlıgına gark olmus, iki cihan da onda<br />
gark olmustur.<br />
234<br />
Ey can! Senin gönlünden, benim gönlüme bir yol vardır. Benim gönlüm, o yolu arastırmak<br />
hususunda uyanıktır. Çünkü gönlüm, berrak, duru su gibi hostur. Berrak, duru, saf su ise aya ayna<br />
tutar.<br />
" Burada saf, lekesiz, temiz gönülde Hakk´ın tecellîsi belirtilmektedir."<br />
235<br />
Padisahın çadırına girip, onun huzuruna çıkmak mutluluguna eren kisi,¦ bu saadete ancak<br />
padisahın lütfu ile, keremiyle, ihsanıyla ulasır. Her çesit kendinden geçiste, sen saha ulasabilir<br />
misin Buna imkan var mı Her kendinden geçisin ötesinde Hakk´a varmak için daha binlerce yol<br />
vardır.<br />
236<br />
Hakikata vakıf olan, bu yolu tanıyan her aziz can, bilir ki, basa ne gelirse gelsin hep ondan<br />
gelmektedir. Onun takdir tezgahından çıkmaktadır. Dünyadan ve hadiselerden niçin sikayet ediyor<br />
ve dünyayı suçluyorsun Bu dünya kendi dönmesinden sorumlu degildir, günahı yoktur.<br />
237<br />
Herhangi bir süret, herhangi bir güzel gelir, görünürse, ondan daha güzelinin de bulunmasına<br />
imkan vardır. Su halde, mademki ondan daha iyisi vardır, bu karsıma çıkana gönül vermem dogru<br />
degildir, o benim sevgilim olamaz. Sen gönülden bütün süretleri, fanî güzellerin hayallerini sür<br />
çıkar, çı-kar ki, o süretsizin süreti o güzeller güzeli gönül evine gelsin.<br />
238<br />
"Nasılsın " diye sordun, nasıl olacak; kulun bildigin gibidir. Sevdan basında, elim de<br />
sakagımdadır. Basımda bir sey dönüp dolasıyor. Beni düsündürenin, mesgul edenin adını<br />
söyleyemiyorum. Fakat o çok hos, çok tatlı birisidir.<br />
239<br />
Bize hep hatalar yapma, günahlar isleme yazısı yazılmıs. Bizim askta adımız kötüye çıkmıs, ask<br />
rüsvaylıgı, divanelik, sarhosluk hepsi de bizde toplanmıs. Ey dost! Mademki zamaneden, yasayıstan<br />
maksat sensin, su halde sikayete yer yoktur. Mademki sen varsın, her sey vardır.<br />
240<br />
_nle, inle ki bu iniltiyi isiten bir komsun vardır. Bu komsu sana sahdamarından daha yakın olan<br />
birisidir. Inle, inle ki, çocugun inlemesi, aglaması, süt annesinin sevgisini uyandırır. Her ne kadar,<br />
rüh çocugunu terbiye eden büyük terbiyeci, kendi re´yindedir, seni dinlemez gibi davranırsa da,<br />
seni sevdigi için, sana zararlı olacak istekleri yerine getirmese de, sen yine inle, agla, çünkü<br />
aglamak, askı besler, ona sermaye olur.<br />
241<br />
Bunalmıs, daralmıs gönlümdeki su fitne nedendir Asıkın belini büken, onu çenge çeviren bu<br />
ask nereden geliyor Bu hasta gönül, bedenimde gece gündüz benim ile onun yüzünden cenk ve<br />
cidaldedir, bunun sebebi nedir<br />
242<br />
Sevgilim dedi ki: "Filan, ne ile diridir Mademki ben onun canıyım, o cansız nasıl yasar " Ben<br />
dayanamadım, agladım... Dedi ki: "Bu defa sasılacak bi´" seydir Ben ki, onun iki gözüyüm, o bensiz<br />
nasıl aglayabildi<br />
243<br />
Bizim cansız sandıgımız her zerre, her varlık, her hayal, uyanıklık gibidir ve uyanıklık içindedir.<br />
Bu sebeple, bizim neselerimizden, kederlerimizden dilsiz, dudaksız bize haberler verir, bizi<br />
uyandırırlar. "Ey insanlar!" derler, "Hısımlarınız, akrabalarınız arasında ne diye yabancı gibi<br />
duruyorsunuz Ne diye birbirinizi sevmiyorsunuz Neden birbirlerinizle anlasamıyorsunuzl Birlik ve<br />
varlık aleminden haberi olanlardan habersiz yasamak kötü bir istir kötü bir haldir.<br />
"Ruba´îde atomların uyanıklıgından bahsediliyor. Bütün kainatın bir birlik halinde oldugunu<br />
anlatıyor."<br />
244<br />
Bil ki, senin için bir magaraya benzer, o magaranın ötesinde acayib bir çarsı vardır. Herkes, o<br />
çarsıda kendine münasib bir is seçmis ve bir yar tutmustur. Bu yar görünmez, gizli, anlasılmaz bir<br />
yardır.<br />
245<br />
Alemde senden daha güzel bir yar, senin yüzünü görmekten daha güzel» bir is olur mu Hasa<br />
olmaz! îki cihanda da, güzelim, yarim olman bana yeter.! Ben senden baskasını istemem. Esasen,<br />
her nerede bir güzel varsa, bir güzelliki görülüyorsa, onların hepsinde senin güzelligin görülmede,<br />
hepsinde senin nü run parlamaktadır.<br />
246<br />
Gönlümde, perileri bile kıskandıran bir güzel mevcutken, bu dünyada, benim gibi neseli ve<br />
mutlu kim vardır Allah´a and olsun ki, ben nese olma-dan yasayamam. Ben gam denen bir sey<br />
varmıs diye isitiyorum, fakat onun ne oldugunu bilmiyorum.<br />
247<br />
Güzel yüzü perileri bile kıskandıran o, bir seher vakti, ansızın geldi. Benim yanan yakılan harap<br />
gönlüme baktı. Acılarına dayanamadı da aglamaya basladı. Ben de aglıyordum. Sabah oluncaya<br />
kadar her ikimiz de aglastık. Sonunda, sabah geldi, her ikimizi de aglarken görüp; "Acaba bu<br />
ikisinden hangisi asık " diye sordu.<br />
248<br />
Gözümün biri ayrılık gününden ötürü aglıyordu. Öteki gözüm, ona;"Neden aglıyorsun " diye<br />
sordu. Ayrılık günü bitip de sevgiliye kavusunca, aglamayan gözüme dedim ki: "Sen mademki<br />
ayrılık günü aglamadın, simdi sevgiliye bakmaman gerekir."<br />
249<br />
Dün dam kıyısından bize bakan, ya bir melegin canı, yahut da bir perinin ruhu idi... Onun güzel<br />
yüzünü görmeden yasayan kisi, ölü bir kisidir. Onsuz bır seyden haberdar, hiç bir seyden haberi<br />
olmamaktan ileri gelir.<br />
250<br />
Gözüm, senin yüzünü gördügü günden beri, bir an bile geçmedi ki, ayrılık gamınla kan<br />
aglamasın. Sensiz elime bir kadeh alırsam bana zehir olsun;Sensiz yasamaklıgım gerekse, bana bu<br />
yasamak ölüm olsun.<br />
251<br />
Sevgiliye; "Gel!" dedim. 0 öfke ile bana baktı. Ben; "Bu öfkeli bakısın, gönülden degildir, bu bir<br />
hiledir! Benden ne diye kaçıyorsun, burada kaçtıgınj bir sey mi var " dedim. Sen ask yolunda ölmüs<br />
bir varlıksın. Bir ölüde utanma duygusu, sundan bundan arlanma duygusu olur mu<br />
252<br />
Senin varlıgın, benligin, seninle beraber oldukça, emin olarak rahatça oturma, zira senden<br />
putperestlik gitmemistir. Hala benlik putuna tapmadasın. Farzedelim ki, süphe putunu kırdın,<br />
tutalım ki zan putunu akıl baltası ile parçaladın, böylece zandan, süpheden kurtulma basarısına<br />
ulasınca, bu defa kendine güvenme sana put oldu kaldı.<br />
253<br />
Ney´e dedim ki: Senin canını kim yaktı, kim zulmetti Kimden feryad ediyorsun Dilsiz oldugun<br />
halde, bu inlemenin, bu aglamanın, bu sikayetin, sızlanmanın sebebi nedir Ney bana dedi ki: "Beni<br />
bir seker dudaklıdan kestiler, ayırdılar. Ondan ötürüdür ki inlemek ve feryad etmeksizin yasamayı<br />
ben bilmem."<br />
254<br />
Ey beden esegi, haberin var mı Senin sırtında kim var Sırtında essiz, benzeri bulunmayan bir<br />
peri var. Bu yüzden sen yere degil, gökyüzünün basına, arsa ayak bas... Öyle birisini tasıyorsun ki,<br />
günes bile bütün ömrünce, bir defa bile onun yüzüne bakmaya cesaret edemedi.<br />
255<br />
Ey can, haberin var mı; sevgilin kimdir Ey gönül, haberin var mı; senin misafirin kimdir Ey<br />
ten! Sen her türlü hile ile bir kaçamak yolu arıyorsun. Halbuki, o sevgili seni çekiyor. Bak, gör ki,<br />
seni arayan kimdir<br />
256<br />
Ey ask hastası gönül! Kendine gel, cesür ol. Bugün yigitlik gösterecek bir gündür. Ben senin<br />
askına baglıyım. Yabancı gibi durmanın yeri degildir. Aklın tedbirine, tasarrufuna giren her seyi<br />
bırak, simdi coskunluk, divanelik zamanıdır.<br />
257<br />
Varlıga da, yokluga da yabancılıgım vardır. Ne varlıga seviniyorum, ne de yoklugu istiyorum.<br />
Fakat her ikisinden de el çekmek insanlık, mertlik, degildir. Gönlümde öyle acayip, sasılacak var ki,<br />
deli oldugum için çıldırmıyorum. Eger aklım olsaydı, gönlümdeki acayip seylerden muhakkak<br />
çıldırırdım.<br />
258<br />
Aklın sermayesi, divaneligin sırrıdır. Askın divanesi ise, dünyanın en akıllı, en derin düsünceli<br />
adamıdır. Bir kimse, ızdırap ve dert yolundan giderek, gönül sırlarına asina olursa, gönülle<br />
tanısırsa, onun kendinden haberi olmaz, hatta kendine karsı binlerce yabancılıgı vardır.<br />
259<br />
Hakk yolunda giden erenlere, ayak olmayan bas eksik olsun. 0 gönül ki, candan o sevdaya dalıp<br />
gark olmaz, yok olsun... Dediler ki: "Asıkla masukun arasına bir kıl bile sıgmaz." Bu sebepledir ki,<br />
ben bir kıl kesildigim halde oraya sıgamadım.<br />
260<br />
Ey akıl, var git, burada hep asıklar var. Tek akıllı bile yok. Sen kıl kesil-1 sen, yine burada<br />
sıgacak yer bulamazsm. Gündüz oldu. Gündüz yakılan her´ ısık, uyandırılan her akıl mumu, ask<br />
günesi karsısında hiç bir ise yaramaz, rezil, rüsva olur.<br />
261<br />
Bu ask, bir padisahtır, sancagı görünmez. Bu Hakk´ın Kur´an´ıdır, ayetleri, esrarı gizlidir. Her<br />
asık, ask avcısından bir ok yemistir. Kan aglar, kan yutar, fakat yarası görülmez.<br />
262<br />
Ab-ı hayat, bizdeki ilahî emanet, su ve topraktan yaratılmıs olan balçık ten içinde gizlenmistir.<br />
Bu yüzden görünmemektedir. Nefis de gönlün kapısına mühür vurmus, sevgiyi hapsetmistir. Sen, o<br />
mührü kopar ve sevgiyi kurtar. Kimden korkuyorsun, utanıyorsun Sen, gönlünü kurtar, onun<br />
görünmeyen yoluna düs, gerçek sevgiliyi bul!<br />
263<br />
Dünyada hiç kimse yoktur ki bir hevesle, deli divane olmasın! Hiç kimse yoktur ki, basında bir<br />
sevda bulunmasın. Sevk, istek uyandıran o zevkin ipucu meydanda, sezilmekte, ama, kendi<br />
görünmez, gizlidir.<br />
264<br />
Bu bizim sarhoslugumuz, kırmızı saraptan degildir. Bizim sarabımız, ask kadehinden baska<br />
yerde bulunmaz. Sen, benim sarabımı dökmek için geldin. Fakat ben, görünmez bir sarabın<br />
sarhosuyum, bu sebeple benim sarabımı görüp dökemezsin.<br />
265<br />
Can kusunun hep yüksege dogru uçmaya meyli yoktur. Çünkü onun altı yöne de kanat çırparak<br />
uçmasında, yükselmesinde bir mahzur, bir güçlük yoktur. "Ya onu bulmak için hangi yöne uçsun "<br />
diyorsun. Hayır, kendisi nereye uçsun, orada 0 yok mudur<br />
266<br />
De ki: "Gece oluncaya kadar, bizim gündüzümüze gece yoktur. Çünkü, bizim gündüzümüzün<br />
günesi, asktır. Ask mezhebinde aska yol bulunamaz. Ask, öyle bir engin denizdir ki, ne kenarı, ne<br />
de ucu bucagı vardır. Asıklar, o denize dalmıslar, batmıslar da onların inlemesi, feryadı; "Ya Rabb!"<br />
demeleri duyulmaz.<br />
267<br />
Ah etsem, ah buna yetmez; onun lütfuna karsı bir sey yapmıs olmam, onun ugrunda toprak<br />
olsam, yerlere serilsem; bu hali sultanım yeter bulmaz. Bütün gece, gölge gibi, her yana secdeler<br />
etsem; neden gizleyeyim; ay yüzlüm, bunu da yeter bulmaz. ´<br />
268<br />
Büyük kisinin küçülmesi, alçak gönüllü olması küçüklük degildir. Süphe yok ki, küçülmek,<br />
çocukluk etmek, çocuk gibi olmak, kemalden gelir, olgunluk alametidir. Bir baba, çocuk gibi<br />
konusursa, akıllı kisi bilir ki, o baba, çocuk gibi konusuyor ama, çocuk degildir.<br />
269<br />
Ruh gibi hafif ve latîf olmayan kisi, asık degildir. Geceleri, yıldız gibi ayın etrafında dönüp<br />
dolasmayan asık olamaz. Bu sözü benden duy; bu söz bos degil: Rüzgar esmedikçe, sancagın<br />
dalgalanmasına imkan yoktur.<br />
270<br />
Güzeller içinde, sevgilim gibi bir güzel yoktur. Onun cihan gibi, yok ol-ması, sonu yoktur.<br />
Saskının biri çene çalar, lüzümsuz sözler söylerse, ona de ki: "Sen ne dersen de, sevgilimin, bundan<br />
daha güzel olmasına imkan yoktur."<br />
271<br />
Cihanda, senin huyundan daha güzel bir huy olamaz. Dünyada hiç bir gönül yoktur ki, senin<br />
mahallende oturup kalmasın, kendisini sana adamasın. Bas kılı da nedir ki Dünyada bulunan<br />
bütün insanların baslarını düsünüyorum. Söyle bir bakıyorum ki, onların hepsi de, senin basındaki<br />
saçın bir kılına feda olup gitmis.<br />
272<br />
Ey gece! Ben senin sarabınla kendimden geçmiyorum. Uykusuzlugum da manasız, bos yere<br />
degildir. Uykum, gökyüzüne dönmüs, göklere uçup gitmistir. Çünkü onu, bu kirli dünyada, suçlarla,<br />
günahlarla dolu bu asagı yerde çok aradım, bulamadım.<br />
273<br />
Azlık, çokluk, zenginlik, yoksulluk, baglarından kurtulmus olan kisi, rahattır, mutludur. Böyle<br />
bir kisi dünyaya da aldırıs etmez, dünya halkının gamına da. Kendi ile de onun zerre kadar yakınlıgı<br />
kalmamıstır. Onun zerre kadar varlıgı ve benligi de yoktur. 0 Allah´tan baska her seyden<br />
274<br />
Ey can, ey cihan! Her sey gelip geçicidir. Kadîm olan asktan baska, ne güzel vardır, ne de sakî.<br />
Asık, yokluk Kabe´sini tavaf etmektedir. Aslında, asık Kabeye mensubdur, Kabe´dendir. Hatta<br />
kendisi Kabe´den baska yerden degildir.<br />
275<br />
Ey sevgili, dünyada senin gibi temiz bir varlık yoktur. Senin gibi bir güzel, bir latîf, çevik ve<br />
canlı bir dilber bulunamaz. Ask yolunda bu çesit ayıplamalar, kınamalar çok olur ve olacaktır. Sen<br />
bizimle nasılsın Dostsun ya bu bize yeter. Bundan baska bizim için korku yoktur.<br />
276<br />
Ask yolunda bir sır vardır, fakat bir dava, bir yorum yoktur. Çünkü askın manadan baska vasfı<br />
yoktur. Gerçekten de, asık fetvaya cevap vermez, bu mesele, yokluk meselesidir, varlık meselesi<br />
degildir.<br />
277<br />
Sende bir sey vardır ki, o sey sensiz onu arar. Senin topragının içinde bir inci vardır ki, o inci,<br />
onun madenindendir. Ata o binmis, top onun çevgeninin önünde. 0 onundur, o onundur, o ancak<br />
onundur.<br />
278<br />
Ey sasırmıs gönül! Dosta, candan giden bir yol vardır. Ey yolunu kay-betmis kisi! Dosta apaçık<br />
da, gizli de bir yol vardır. Eger altı taraftan da senin yolunu keserler, kapatırlarsa da, korkma!<br />
Çünkü senin gönlünün derinliklerinden sevgiliye giden gizli bir yol vardır.<br />
279<br />
îmansızlık ve iman cihanından dısarda bir yer vardır. Orası her genç ve toy kisinin, her güzelin<br />
yeri degildir. Öyle essiz bir yere, bir makama ulasmak isteyen kisinin, can sükranesi olarak can<br />
vermesi, gönül bagıslaması lazımdır.<br />
280<br />
îmansızlıktan ve müslümanlıktan da dısarda bir ova vardır. 0 ovanın ortasında, bizim bir<br />
sevdamız bulunmaktadır. Arif olan kisi oraya varınca basını yere kor, secdeye vanr. Çünkü orada ne<br />
kafirlik vardır, ne de müslümanlık.<br />
281<br />
Eger sundan, bundan utanmak gerekiyorsa, insanların ayıplarını, kusurlarını görmemek,<br />
örtmek, yer altına gömmek lazımdır. Ayna gibi iyiyi, kötüyü oldugu gibi göstereceksen, ayna gibi<br />
katı yüzlü ve olmalıdır.<br />
282<br />
Sünbülde, senin güzel saçlarını kıskanmak, sitem etmek, onları azarlamak düsüncesi yoktu.<br />
Onda güzellik aleminde senin saçlarının parlaklıgı da yoktu. Sünbül parlaklıktan, güzellikten, bir<br />
hayli laf etti, bir hayli kıvranıp durdu ama, senin saçlarının büklümlerini, güzelligini elde edemedi.<br />
283<br />
Lutfum öyle bir cihan yarattı, öyle bir mutluluk bagısladı ki... Bütün bu tertipleri, bu sasırtıcı<br />
seyleri, bir nesneye yazdı. 0 yazdıgından bu cihan denizine, bir katre damladı. Sonra sonsuz lütuf<br />
anbarından tek bir tohum su varlık sahrasına ekti. îste cihanda gördügümüz güzellikler,<br />
gördügümüz nimetler, ihsanlar hep o tohumun feyzinden meydana geldi.<br />
284<br />
Ey güzel yüzüne bütün dünya güzellerinin hasret oldukları güzel varlık! Ey iki hos kasının bütün<br />
zahidlere kıble oldugu güzel! Ben, bütün beserî sıfatlarımı üstümden attım, soyundum. Senin o<br />
güzellik ırmagına, çıplak olarak dalmak istiyorum.<br />
285<br />
Ey sevgili! Her gönlü uyanık kisi, senin haberlerine asinadır, senin varlıgından haberdardır. Her<br />
uyuyan kisi de, senin iyiligine, ihsanına nail olmus, lütuf kapında yatmıs uyumustur. Aslında, su<br />
kainatta, görünen, görünmeyen senden baska hiç bir varlık, hiç bir sey yoktur. Fakat korkuyorum<br />
da, bu hususta fazlasını söyleyemiyorum.<br />
286<br />
Muvakkat bir zaman, bir iki gün tende misafir olan can ile, öyle anlasmıs, öyle kaynasmıs, dost<br />
olmussun ki, sana, ölümden bahsetmem yersiz ve manasız geliyor. Fakat, senin çok sevdigin, bir<br />
türlü ayrılmak istemedigin can ise sonunda gidecegi konak yerini istemektedir. Konak yeri ise<br />
ölümdür, bilhassa ölmeden evvel gelen mutlu ölümdür. Ne yazık ki, canı varacagı yere götürecek<br />
olan beden esegi, yolun yansında, yol ortasında yattı, uyudu.<br />
287<br />
Sevgilim, askın gönlüme geldi, sonra neseli bir halde gitti, tekrar geldi. Bu defa ask yükünü<br />
bırakıp gitti. Giderken, ona dedim ki; "Lütfet, iki üç gün daha kal!" Hemen "Peki" dedi ve kaldı...<br />
Simdi, galiba yerini pek begenmis olmalıdır ki, gitmeyi artık unuttu.<br />
288<br />
Ask sarabının küpünün agzını örttüm, bagladım, ama, kokusu çıkıp gitti, her yola, her diyara<br />
yayıldı. Onun kokusundan, asık gönüllerin kanı ırmaklar gibi aktı, aktı, çıkıp geldigi ezel alemine<br />
dogru aktı.<br />
289<br />
Her tarafı gam kaplasa, bütün insanlar kederli olsalar, asık olan, aska sı-kıca tutunan kisi<br />
gamsızdır, kedersizdir. Zerreye bak. 0 zerre aska ayak bastı da, öyle bir hale geldi ki, o zerre bir<br />
cihan oldu, iki cihanı da tuttu.10<br />
" Seyh Galip merhüm, bu ruba´îden ilham aldı da: "Asıkta keder neyler / Gam halk-ı cihanındır."<br />
dedi. Burada askın kudreti, insanı ne hale getirdigi<br />
290<br />
Akıl geldi, asıklara ögüt vermeyi tasarladı, gitti, yola oturdu. Yol kesmeye basladı. Gelen geçen<br />
asıklara nasihat ediyordu. Fakat, asıkların basında nasihat kabul edecek yer bulamayınca hepsinin<br />
ayaklarını öptü, sonra basını alıp gitti.<br />
291<br />
Sen gönül sahibi olmadıgından ötürüdür ki, gönül, senin elinden tutmadı, sevgiden nasibini<br />
alamadın, sevmek saadetine eremedin, kimseyi sevemedin. Sunu iyi bil ki, gönül kimin elinden<br />
tutarsa, o kimse, kirli arzuların çamuruna düsmez, kirlenmez. Bir defa bile, benim gülüm rengi ile,<br />
kokusu ile gönül sıfatından, gönül huyundan baska bir huy edinmedi. Benim elimde bir sey yok,<br />
ben yokluk içindeyim. Fakat bu yokluk beni her seyi elde etme yoluna, aslı yoluna sevk etti.<br />
292<br />
Gönlümün kusu, su yemden vazgeçti. Dünyevî istekleri bıraktı. însaf et de dogruyu söyle! 0<br />
gerçekten de çok iyi, erkekçe hareket etti. Gönlü terk edince, benlikten kurtulunca, sevgilisi elini<br />
tuttu. Candan vazgeçince cananmı buldu, onun ayaklarına kapandı.<br />
293<br />
Eger, sehvetin ve nefsin havasına kapılır gidersen, ben sana haber vereyim ki, eli bos, nasipsiz<br />
gideceksin. Eger sehvetten vazgeçersen, bu dünyaya niçin geldigini ve nereye gidecegini apaçık<br />
görürsün.<br />
294<br />
Dedim ki: "Güvercin gibi avucundan uçar kurtulurum." 0, bana dedi ki:"Eger sen avucumdan<br />
uçar gidersen ´gamım´ seni hafiflikle, vefasızlıkla suçlar, ayıplar." Dedim ki: "Ben senin ugrunda hor<br />
görüldüm, alçaldım, telef oldum." Dedi ki: "Benim ugrumda telef olmak, horlanmak senin için<br />
izzettir, yüceliktir, sereftir."<br />
295<br />
Bir kimsenin gönlünde bir gamı olup da, onu sevdigine açabiliyorsa, açsın, söylesin! Çünkü<br />
gönülde bulunan gam, söz ile gidebilir. Fakat gönlümüzde açılan su acayip, su güzel gülü düsün ki,<br />
onun ne rengini gösterebiliyoruz, ne de gizli kokusunu duyurabiliyoruz.<br />
296<br />
Sana dilsiz, dudaksız sözler söyleyecegim. Bütün kulaklardan gizli olan seylerden<br />
bahsedecegim. Sana anlatacagım bütün bu sözleri herkesin içinde söyleyecegim, fakat, senin<br />
kulagından baska hiç bir kulak, bu sözleri duymayacak, anlamayacak.<br />
297<br />
"Ben Hakk´ım" diyen Hallac-ı Mansür, o sözü söylemeden önce, Hakk yoluna düsmüs, o yolun<br />
topragını kirpiklerinin ucu ile süpürür olmustu. 0, kendi yoklugunun denizine daldı, daldı da ondan<br />
sonra "Ben Hakk´ım incisini deldi.<br />
298<br />
Herhangi bir kimse ile birlikte oturdugun zaman, rühun zevk almaz gönlün huzur duymaz ve<br />
beseriyyet halinden kurtulamazsan, o kimseni¦ sohbetinden sakın, yoksa ermisler ve aziz<br />
varlıkların canları, haklarını sana helal etmezler.<br />
299<br />
Gönül kanatlarını açtın, varlık ovasına uçtun gittin. Senin gönlünün genis alanında,<br />
sonsuzlugunda ova küçüldü, küçüldü, kayboldu, yok oldu Senin gönlüne nazaran ova nedir ki Yedi<br />
gök bile senin gönül denizin açılmıs bir avuç gibidir.<br />
"Hz. Ali´nin; "Sen kendini küçük bir varlık sanıyorsun, halbuki sende büyük bir alem gizlidir."<br />
sözünü hatırlatıyor. "<br />
300<br />
Gamından gönlüm hasta, yaralı, aglayıp inlemedeyim. Perisan bir haldeyim, güçsüzüm,<br />
dermansızım. Senin derdinden gözlerimden kanlı gözyasları akıyor. Senin için duydugum kederden<br />
can vermek üzereyim. Fakat, senin gamından ayrılacagım diye daha çok gamlanıyor, daha çok<br />
ızdırap duyuyor.<br />
301<br />
Göz, ayrılıgımızdan ötürü çokça gözyasları döküyor. Gönül, hasretlerle, çok çok sizi anmaktadır.<br />
Geçip giden zaman, bize döner gelir mi Heyhat!.. Zaman, hiç geri gelir mi Heyhat!..<br />
302<br />
, Gökyüzünde, arsta, yüzünün sevdasından velveleler var. Gönülde yanaklarının güzelliginden<br />
bahsedenlerin gürültüleri duyuluyor. Sarabında, can köpügünün kabarcıkları görülüyor. Gönlün<br />
boynunda da sevgilinin saçlarından zincirler var.<br />
303<br />
Ben, öyle bir içkiden içtim ki, ruh onun kadehidir. Öyle bir güzelden mest oldum ki, akıl onun<br />
divanesi, delisidir. Yüzünden nürlar saçan bir güzel yanıma geldi, içime öyle bir ates düsürdü ki,<br />
günes onun pervanesidir.<br />
304<br />
Gönlüm daralmıstır, çok kederliyim. Hakk´a sükürler olsun ki, güzel yüzün imdadıma yetisiyor,<br />
bana ferahlık veriyor. Yanaklarının hos rengi olmazsa bu yasayısım bana bir zindan hayatı olur.<br />
Ayrılıgının getirdigi gamdan, kederden içime düsen atesi, canımın çektigi üzüntüyü, hiç bir gönül,<br />
hiç bir ten , yazıktır...<br />
305<br />
Puthanede, sevgilimizin hayali bulundukça, Kabe´yi tavafa gitmek, ayni hatadır. Kabe, eger<br />
ondan gerçek sevgiliden koku vermiyorsa, atesgededir. Sevgilimizin visali kokusu ile atesgede,<br />
bizim Kabemizdir.<br />
"Bu ruba´î´de, Hakk´ı gönülde bulmak bahis konusudur. Evi degil, ev sahibini aramak, bulmak<br />
tavsiye edilmektedir. Yoksa Kabe´yi tavaf, durumu müsait olan her müslüman için dinî bir<br />
farîzadır."<br />
306<br />
Sevgilime: "Gönlüm senden bir öpücük istiyor." dedim. "Bizim öpücügümüzün degeri candır."<br />
diye cevap verdi. Bu cevabı duyan gönül geldi ve canın yanına gitti. Gönül, bu hareketiyle ona:<br />
"Güzelim! Gel; bu satıs, bu deger ucuzdur." demek istedi<br />
307<br />
Ben Hakk´ın mahvıyım, Hakk da benimdir. Hakk´ı sagda, solda, baska yerlerde aramayın. Hakk<br />
benim canımdadır. Sultan benim, fakat ben size yanlıs görünüyorum. Biri vardır ki, benim<br />
sultanımdır, diyorum.<br />
308<br />
Hakk´ı arayanların yolunda akıllı ile deli birdir. Ask dilinde, akraba ile yalancı birdir. Hakk´ı idrak<br />
eden kisinin mezhebinde, Kabe ile put evi birdir.<br />
309<br />
Askta içki, ancak beka sarabım içmektir. Askta yasamaga, canlanmaya delil, ancak can<br />
vermektir. Sevgilime dedim ki: "Seni tanıyayım da ondan sonra öleyim." Sevgilim: "Beni tanıyana,<br />
ölüm yoktur!" diye cevap verdi.<br />
310<br />
Dervislikle asıklık bir arada olursa sultanlıktır. Askın gamı, gam degil çok kıymetli bir hazinedir.<br />
Fakat bu hazine gizlidir. Ben gönül evini kendi elimle yıktım, viran ettim. Çünkü definenin viranede<br />
saklı oldugunu bildim.<br />
311<br />
Gönlümün diriligi, zindeligi, senin ask gamın içindir. Gamını sevdigim, onunla dost oldugumdan<br />
ötürüdür ki gönlüm halka yardımcıdır. Bu hal, senin ask gamının bana bir lütfudur, bir ihsanıdır.<br />
Yoksa, benim dar gönlüm, senin gamına nasıl yer olabilirdi<br />
312<br />
Bizim dilimizden gönlümüze giden bir yol vardır. 0 yola, cihanın vej canın sırları baglıdır. Dil<br />
sustugu müddetçe o yol açıktır. Dil konusmaya baslayınca, o yol kapalıdır<br />
313<br />
Alnımızdaki o parlak nür, Hakk asıkının gönlündeki o iman ziyası, secdej eseri olarak<br />
müminlerin yüzlerinde görülen bütün bu nürlar, belki her n0run¦ nüru, Allah´ın sevgili peygamberi<br />
Muhammed´in nürundandır.<br />
316<br />
.Ey gönül! Anlamayanlar seni üzerler, rahatsız ederler. Hatta seni deli, di-vBne ederler, ayagını<br />
baglarlar. Sen içi tatlı, özlü bir yemise benzersin. Bu yüzden seni hep kırarlar.<br />
317<br />
Ey Hak yolunun yolcusu! Eger sende bu yolun sevdası varsa, senin ba-sında bu kapının, bu<br />
dergahın sevgisi bulunmuyorsa Hakk ehlinin açtıgı iman ve sevgi kapılarının anahtarı nedir Biliyor<br />
musun 0, "Lailahe illallah (=Allah´tan baska ilah yoktur)" kelimesini çokça, hosça söylemektir.<br />
318<br />
Gögsünün içindekini hakîki gönül sanan kimse, Hakk yolunda iki üç adım attı da, her sey oldu<br />
bitti sandı. Aslında tesbih, seccade, tevbe, sofuluk, ´ günahtan sakınma, bunların hepsi yolun<br />
basıdır. Hakk yolcusu aldandı da bunları varacagı konak sandı.<br />
Bu görünen ben, ben degilim. Su halde, "ben, ben" dedigim kimdir;söyle! Söyleyen, ben<br />
degilim. Peki benim dilim ile söyleyen kimdir; söyle! Aslında, ben bastan ayaga kadar bir<br />
gömlekten fazla bir sey degilim. Benim, gömlegi oldugum varlık kimdir; söyle!<br />
319<br />
Ey Efendi! Sende maddî güzelligin gamı, yüksek mevkinin özlemi var. Sen baglara, bahçelere,<br />
çayırlık ve harman yerlerine sahip olmak istiyorsun. Bizler ise tevhid aleminin yanıklarıyız. Bizde<br />
Lailahe illallah(=Allah´tan baska ilah yoktur)daki sır vardır.<br />
Padisahla birlikte, hosluk ve ferahlık sarayında oturan kimseye, bu lütuf ve ıhsan, sahın lütfu,<br />
ihsanıdır. Sen padisahla beraber olursan, nereye vanrsın, "ilıyor musun Kendinde olmamaya! Iste<br />
o kendinde olmamak yönünde,giden binlerce yol vardır.<br />
320<br />
Bizim ezelden geçmis baska bir yerimiz vardır. îçinde bulundugumuz bu cesetler alemi baska<br />
bir diyardır, bizim asıl yerimiz degildir. Ey geceleri kalkan, namaz kılan zahid! Sen kıldıgın<br />
namazlarla övünüyorsun. Halbuki namazın da dısında, ötesinde baska bir hal, baska bir zaman<br />
vardır.<br />
321<br />
Görmeyerek yol yürürsen, bu aynı hatadır. Eger herseyi görüyorum sa-narak, gözüne<br />
güvenirsen, bu bela okudur. Kilisede, medresede bulunanların, hakîkatlerini bilmeden, mecaz<br />
yolundan, onların gerçek yerlerini, onların nerede bulunduklarını sen ne bilirsin<br />
322<br />
Cihandan ve candan dısarı, bize bakan, bizi yediren, bizi büyüten bir dadımız vardır. Onu geregi<br />
gibi bilmek, bizim haddimiz degildir. O´nun hakkında ancak sunu biliriz: Biz O´nun gölgesiyiz, cihan<br />
da bizim gölgemizdir.<br />
323<br />
Tenden ve candan dısarı olan dervistir. Yeryüzünden ve göklerden yük-sek olan dervistir.<br />
Cenab-ı Hakk´ın bu cihanı yaratmak için bir maksadı yoktu. Hakk´ın bütün bu cihanı yaratmaktan<br />
maksadı, dervistir. Yani, dervis olmasaydı, Allah cihanı yaratmayacaktı.<br />
" Burada dervisten murad Peygamber Efendimiz ve dolayısıyle kamil insandır."<br />
324<br />
Derdimin getirdigi acılar, kederler, dermana sebeb olunca, kötü huylanm eitti. îyi huylar geldi.<br />
Günahlanm sevap, imansızlıgım iman oldu. Can, gönül, ten bu üçü yolumu kesiyor. Hakk´a<br />
varmama engel oluyorlardı. Simdi, ten, gönül oldu; gönül, can oldu; can da canan oldu.<br />
325<br />
Hep dostun süretiyle, hayaliyle dolu bir gözüm var. Dostun hayali orada bulundukça, gözümle<br />
aram iyidir. Aslında, gözden dostu ayırt etmek, göz ile dost arasında fark görmek hos degildir.<br />
Çünkü ya dost gözün yerindedir, yahut da gözüm dostun kendisidir.<br />
326<br />
Herhangi bir kimsede, gizli bir ask derdi yoksa, o yasıyormus gibi görünse de, onun gönlü ve<br />
canı yoktur. 0 adeta gezen, dolasan bir ölüdür. Eger aklın varsa git de Hakk´dan dert iste! Çünkü<br />
dertsiz olmak, ask derdine düsmemek, tedavisi imkansız bir hastalıktır.<br />
327<br />
0 öyle bir sevgilidir ki, onun askının getirdigi gam, her hastanın devası-dır. Her kim onu sevmis,<br />
ona yar olmussa, o da onu sevmis, ona yar olmustur. Bana diyorlar ki: "Bos durma! Daima bir isle<br />
ugras!" Ben issizim, bir isle mesgul degilim, ama herkesin ugrastıgı su dünya islerinden uzak<br />
durmak da büyük bir istir.<br />
328<br />
Sevgilim! Senin güzel kokun ben kulunun burnundan asla gitmedi.] Güzel yüzünün hayali de<br />
gözümün önünden gitmedi. Senin istedigin gibi,´ gece gündüz ömrümü harcadım durdum. Bütün<br />
ömrüm geldi geçti. Fakati senin istegin, arzun bitmedi, tükenmedi.<br />
329<br />
Ey can! Cihanda benden daha degersiz bir mahluk yoktur. Senden daha üstün, daha büyük,<br />
daha güçlü bir kimse de mevcut degildir. Sevgilim, sen bensiz olarak benden hep korkup<br />
duruyorsun. Ben seninleyim. Eger sen de benimleysen korku kalmaz.<br />
330<br />
Yüzü daima taze, dudakları daima rtıütebessim olan o candan, gönülleri kendine çeken<br />
sevgilimiz hoslanır. Öyle bir yüzün güzelligi canla ölçülernez. Yavas söyleyelim: Yoksa o canan<br />
mıdır<br />
331<br />
Ey kainatı yoktan var eden Allah´ını! Unutmaktan, sonradan var olmak-tan sen münezzehsin.<br />
Basımdan, senin fîkrinden, seni düsünmekten, seni sev-mekten baska ne varsa hepsi aynı hatadır.<br />
Dilde seni zikretmekten, tesbih etmekten baska ne varsa hepsi sapıklıktır, bostur.<br />
332<br />
Mademki mizacımız, huyumuz ask ile düzeliyor, o halde bizim hekimimiz de, ilacımız da asktır.<br />
Bu ask ile elele vermedikçe, bu aska baglanmadıkça Hakk yoluna düsüp, gidilemez. Bu ask,<br />
kimseden dogmadı, kendi de dogurmadı.<br />
333<br />
Ya Rabbi! Ben gece gündüz iyilikten, düzenlikten baska bir sey isteme-yen birisi idim. Gecegündüz<br />
hep iyiligi ve düzeni aramaktaydım. Fakat bu yıl öyle bir haldeyim ki, onu söyleyemem,<br />
gelecek yıl fikrim ne olacak îyiligi, düzeni arayabilecek miyim Vah bana, vah düzelmeye!...<br />
334<br />
Ey yüzü, letafette, güzellikte can aynası olan sevgilim! îstiyorum ki, sabahleyin, hayalinin<br />
ayaklarını yüzüme ve gözlerime süreyim. Fakat oka benzeyen kirpiklerim hayalinin ayaklarını<br />
yaralar diye korkuyorum.<br />
335<br />
Ey benim ask sarabımı içmemi inkar eden! 0 sarabı sen üzümden çıkmıs sanma! Coskunlugum<br />
benim sarabımdır. Gönlüm de kadehimdir. 0 sarabı bana sunan da, karanlıklan açan, aydınlatan,<br />
sokakları<br />
336<br />
Ask sizin sevimli, güzel bir dostunuzdur. Bu dost sizi fasih sözlerle, açık bir ifade ile çagırır, der<br />
ki: "Ask, askı isteyenden esirgenmez. Bilhassa, bir güzel, bir güzeli-severse sevgi ondan asla<br />
esirgenmez."<br />
337<br />
Vefasız gönül, gamlara batsın, mateme girsin. Kimde vefa yoksa, o kisi dünyada yok olsun.<br />
Yasamasın daha iyi. Gördün ya, beni dünyada gamdan baska kimse hatırlamıyor, bu vefasız<br />
dünyada benim en vefalı dostum gamdır. 0 gama çok çok aferin!<br />
338<br />
Sevgilim, basın daima üzüntüsüz, saglıklı ve rahat olsun. Dudaklarından tebessüm eksik<br />
olmasın. Senin gibi güzel bir varlıgı görüp de sevinmeyenin, boynu altında kalsın, bahtı kara, gönlü<br />
perisan olsun.<br />
339<br />
Ney yapan usta, kamıslıktan bir kamıs kesti. Ona dokuz delik deldi, adına da Adem koydu. Ey<br />
ney! Sen seni çalan neyzenin dudaklarından feryada geldin, inlemeye basladın. Fakat sen, seni<br />
nefesiyle feryada getiren neyzenin dudaklarını degil, o dudaklara nefes veren dudakları gör!<br />
" Ney, kamil insanın sembolüdür. Insan, Hakk´tan ayn düstügü için feryad etmektedir. Ney gibi<br />
insanın bedeninde dokuz delik vardır."<br />
340<br />
Senin askının gamına düstügümden beri, çaresiz kalan zavallı gönlüm, çok çok ızdırab çekti,<br />
çok dertlere düstü. Gönlüm, askın gamına çok defa düsmüstü. Fakat bu seferki gibi hiç<br />
inlememesti, hiç sızlanmamıstı.<br />
341<br />
Can incisi (rühumuz) su dört unsurdan ibaret olan bedenin içine dü-sünce, birbirine zıt olan bu<br />
fesad unsurlar (su, toprak, hava, ates), o can incisi ile komsu oldular, bu tende beraber yasamaya<br />
basladılar. Fakat, nasıl kötü üzümden iyi üzüm renk alırsa, onun rengine boyanırsa, can incisi de<br />
dört unsurun rengine boyandı. Rabbim kimseye kötü komsu vermesin!<br />
342<br />
Bütün zahmetler, sıkıntılar aç gözlülügümüzden, çok istekler pesinde kosmamızdan ileri gelir.<br />
Nefsanî arzularına uyan, sehvetine ve midesine düskün olan ne belalara ugrar! Zaten kus da yem<br />
yüzünden tuzaga düser, daracık kafese kapatılır. 0 kafes dam kenarına asılır.<br />
343<br />
Elif gibi olan boyum, ask yüzünden büküldü, "cim"e döndü. Senin bulundugun yerde, güzellik<br />
artar, iki kat olur. Ey can ve ey cihan! Gönlüm senin zevalsiz güzelligini aldıgından ötürüdür ki, o<br />
zevalsize dogru kosuyor<br />
" Arap harflerinde " 1 =elif", dümdüz bir harfdir," £.ise bükük bir sekildedir."<br />
344<br />
Sevgilim! Senin güzel yüzünün hayali, gözümün önüne gelince uykumj bana sırt çevirdi, kaçtı<br />
gitti. Hayaline karsı senden adalet, insaf temenni ediyorum, yardım istiyorum. Simdi uykum geri<br />
geldi, bu defa da gitti, eliyle senin eteklerine yapıstı. Fakat, hayalin tekrar gözümün önünde<br />
belirince, uykum can verdi, öldü.<br />
345<br />
Haydi artık uyu, sevgili müsaade etti. Çektigin zahmetler hududu astı ve! sen azat oldun,<br />
kurtuldun. Sevgili yasadıkça, benim uykum tekrar ölür. Uykum toprak altında yattıkça, Allah sana<br />
ömür versin!<br />
346<br />
Ey Efendi! Söyle, köle misin Hür müsün Kötülükte bulunsun, bozgunculuk etsin, fesad<br />
çıkarsın diye kim köle satın alır Ey ellerini kaldırıp dua eden, isteklerde bulunan kisi îstemek<br />
gücünü, dilek için kaldırdıgın eli sana´ kim verdi Kendi muradından, isteklerinden vazgeç de, asıl<br />
O´nu iste! Muradın yalnız 0 olsun.<br />
347<br />
Ey salına, salına yürüyen selvi, sana hazan rüzgarı dokunmasın. Ey ciha nın gözü, sana kem göz<br />
degmesin. Sevgilim! Sen gökyüzünün de, yeryüzü nün de canısın, senin güzel canına rahatlıktan,<br />
rahmetten baska bir sey gelme sin!<br />
348<br />
Ask odur ki, halkı neselendirir, sevinç içinde bırakır. Ask odur ki, neselere nese katar. Bizi,<br />
anamız dogurmadı. Bizi o ask dogurdu. Bizi doguran o anaya yüzlerce rahmet, yüzlerce aferin!<br />
349<br />
Sen mübarek ayagını yere basınca yeryüzünün topragı neselenir, sevinç içinde kalır. Duydugu<br />
sonsuz zevk ve neseden ötürü toprak gebe kalır, yüzlerce gül goncası dogurur. Bu hali gören<br />
yıldızlar da, gökyüzünde heyecana kapılırlar, alkıs gürültüsü sevinç sesleri ile gök kubbesini<br />
çınlatırlar. Bu sevinç, bu alkıs sesleri içinde ay´ın gözü bir yıldıza düser.<br />
350<br />
Lakabım her ne kadar Bahauddin Veled ise de sen, rühlara hiikmeden, ebedî bir sultansın. Bizi<br />
kendimize bırakma! Elimizden tut ki vefa kadehi kı-rılmasın. Eger vefa kadehi kınlırsa, sevgi<br />
sarabıyla sarhos olanların ayagına batar, ayaklarını yaralar. Yapma bunu!<br />
"Mevlana bu ruba´îyi babası Sultanü´l-Ulema´nın vasfında söylemistir. Sipehsalar´ın kita-bının<br />
Sultanii´l-Ulema menkibesinde de bu vardır."<br />
351<br />
Yastıga yaslanıp uyuyan bas, ondan haberi olmayan, onu bilmeyen bastır. Ondan haberi olan,<br />
onu idrak eden, onun yüce varlıgını gönlünde hisseden! nasıl olur da uyur Ask gelir, bütün gece iki<br />
gözüme bakarak: "Onsuz uyu yan kisiye yazıklar olsun!" diye söylenir durur.<br />
352<br />
Benim gönlümle, gözümle hiç bir isim yok. Ancak sevgilimle bulusunca¦ gönlüme, gözüme isim<br />
düser. 0 zaman gözüm onun güzel yüzüne bakıncai nürlanır, gönlüm de bulusma zevkiyle heyecana<br />
kapılır, sevinir, oyalanır. Gönül kanıyla gözyasımı yagmur gibi akıttıgım zamanlar, benim gönlüm<br />
ve gözüm olan, sevgilimin kucagıma düstügünü sanırım.<br />
353<br />
Zamanede serefsizlik ragbet bulursa, serefli erlerin, iyi insanların adları kötüye çıkarsa, böyle<br />
insanların ilahî takdire boyun egmeyerek kendilerini iyiye çıkarmaya ugrasmaları, ada, sana, nama<br />
düsmeye kalkısmaları, onların sereflerini büsbütün düsürür. Inci arıyorsan, denizin dibinde ara!<br />
Kıyıya vuran ancak köpüktür.<br />
354<br />
Ey can! Hizmetinde ben yerlere kapanınca o secdem benim kendi bahtıma karsı oluyor. Böylece<br />
ben bahta kavusuyor, devlete erisiyorum. Ayagına her kapanısta, canım da içimde benim ayagıma<br />
kapanıyor.<br />
355<br />
Bu bir sasılacak seydir ki yar, benim gönlüme sıgıyor. Binlerce tenin canı, bir tene sıgıyor. Bir<br />
bugday tanesinin içinde binlerce harman bulunuyor. Bir igne gözüne de, yüzlerce alem sıgmıs.<br />
356<br />
Seviniyorum ki, gamın gönlüme sıgıyor. Çünkü senin gamın, aydınlık bir yere sıgar. Göklere ve<br />
yere sıgmayan o gam bir igne gözü gibi olan bir gönü-lün içine sıgar.<br />
"Buradaki gam, ilahî tecellînin, ilahî sevginin sembolüdür. Bu ruba´îde "Ben, yere, göge agmam,<br />
mümin kulumun gönlüne sıganm kudsî hadîsine isaret var."<br />
357<br />
Benden yüz çevirdigin gün, elinle öldürülmem bana zor gelmez. Fakat suna üzülüyor, gam<br />
yiyorum ki, gözlerin benim matemimle yasanrsa, canıma kıydıgım için ne özür bulacaksın Ve<br />
özrünü ne vakit, kime söyleyeceksin<br />
358<br />
Varlıgın, yoklugun mahiyetini anlayan ve bu görüsün derinliklerine inen bir kisi için, artık<br />
varlık, yokluk inancı onun Hakk yolunda yürümesine engel olamaz. Böyle bir kisi. sıfatlara ve<br />
yaratılan seylere, yapılan islere takılıp kalır tnı 0 Allah´ın güzel eserlerinin, sanatının dısına<br />
çıkarak, yaradanı bulmaz mı ona hayran olup kalmaz mı<br />
359<br />
Gam, nasıl olur da asıkları tedirgin eder, gönülsüz bir hale getirir Asıkın gönlü, daima<br />
sevgilinin saçlarının zincirine baglıdır. Asıkın rühunun derinlik-j lerinde anlasılması güç, karısık<br />
sesler çıkaran bir rebab inlemektedir.<br />
360<br />
Sevgili günes gibi panldamaya baslayınca asık zerre gibi oynar, titrer, döner. Ask baharının<br />
rüzgarı esince, her sey canlanır, kum olmayan her dalj oynamaya baslar... ;<br />
361<br />
Gam kim oluyor ki Hakk asıklannın gönlü etrafında dolassın Gam asıkara yanasamaz. 0 ancak<br />
duyguları donmus, buz kesilmis, kalpleri nasırlasmı&#36;¦ kisilerin çevresinde dolasır. Baslarına bela<br />
olur. Allah adamlarının gönülle-j rinde öyle bir deniz vardır ki onun çok hos bir dalgalanısından<br />
aska gelir de gökyüzü dönmeye baslar.<br />
362<br />
Bu ask, yigitlerin yanlarına gelir. 0 arslanlarla dönüp dolasan bir ceylandır. Bu ask evi, ezelden<br />
beri mamurdur. Sensiz yıkılıp gidecegini mi sanıyorsun<br />
Ey müskülümü çözen, zorluklarımı kolaylastıran yüce varlık! Serviler, güller, baglar, bahçeler senin<br />
lütfunla, ihsanınla mest olmuslardır. Gül, senden hos bir koku almıs, senin güzelligini görmüs,<br />
hayran olmus, kendinden geçmistir. Gülün yanındaki diken de sarhos ve baygın bir haldedir. Bana<br />
bir sevei kadehi lütfet de ben de kendimden geçeyim, böylece hepimiz senin sarhosun olup çıkalım.<br />
364<br />
Gam, padisahın kullarma hiç yaklasabilir mi Padisaha gönül vermis sadık kullarının basında<br />
bahtlar, devletler, mutluluklar döner dolasır. Onların ya-sayıslarında, neseden de üstün, bambaska<br />
bir hal, bambaska bir sey vardır. 0 sey onların sermest, mahmur baslarında döner durur.<br />
"Bu ruba´î; Seyh Galip hazretlerine; "Asıkta kader neyler, gam halk-ı cihanındır" dizelerini<br />
yazdırtmıstır.<br />
365<br />
Kendini göstermeyen o gizli güzel meydana çıkıp da salına salına yürü-meye baslayınca, her<br />
gizli sey, her örtülü güzel, elbiselerini, örtülerini üstlerinden atarlar, oldukları gibi görünürler. 0<br />
zamana kadar, güzelliklerini giz-^yen nice hasisler, onun güzelligi karsısında, her seylerini ortaya<br />
korlar. Hasis, tas bile olsa, gizli güzeli görünce, inciler satan bir maden kesilir.<br />
"Bu ruba´î´yi Hz. Mevlana her halde bir ilkbahar günü bahçelerin uyandıgı,"<br />
366<br />
Bizim gönlümüzde dönüp duran bir sır vardır. Yaratılan her sey o sırra baglıdır, hatta kat kat su<br />
gökyüzü bile, onun yüzünden dönüp duruyor. 0 sır, yüzündendir ki, ne basın ayaktan, ne ayagın<br />
bastan haberi vardır. Bas da, ayak! da o sır ile bassız, ayaksız dönüp duruyor.<br />
" Bu ruba´îde esref-i mahlük olan insanın yaradılısına ve her seyin bu yaradılısa baglı<br />
bulunusuna isaret var."<br />
367<br />
Bu gece, ne güzel, ne hos geçiyor. Bu gecenin öyle bir letafeti, öyle anlatılamaz bir güzelligi var<br />
ki, hiç kimse, bu güzellige akıl erdiremez. Ruhların gezip dolastıkları gül ve sünbül bahçelerinde,<br />
uyku, bu güzellige hayran olmus, sasırıp kalmıstır. Asıklar, ise yüz yüze bakarak, gecenin bu<br />
letafeti ile mest olmuslardır.<br />
368<br />
Ramazan ayında geregi gibi oruç tutarsan, senin vücut topragmı altınj ederier. Senin fanî<br />
varlıgını tas gibi ezerler de göge sürme yaparlar. Iftar vaktinde yedigin yemek lokmasının her biri,<br />
birer mana incisi olur. Ramazan´da, yemekte, içmekte, kötü söz söylemekte, kötü is islemekte<br />
sabırlı oldugun için, bu sabır, senin manevî görüsünü artırır, gönlünün gözünü açar.<br />
369<br />
Her ne kadar söz, agızda dönüp dolasıyor ve biz dilimizin, dudaklarımızın hatta dislerimizin<br />
yardımı ile konusabiliyorsak da, sasılacak bir halde, sözün, sözümüzün etrafında dönüp<br />
dolasmasıdır. Söz bize demek istiyor ki: "Benim, kendi çevremde dolastıgıma ve söz söyledigime<br />
saskın saskın bakma! Benim çevremde dönüp dolasanı, bana bu sözleri söyleteni düsün, bul!"<br />
"Görünüste sözü biz ama, sözü bize söyleteni göremiyoruz."<br />
370<br />
Her gönül ki, sevgilinin, o güzel dudaklarının hasretiyle yıkılmıs, harab olmustur. 0, bahar<br />
mevsiminde baglarda, bahçelerde, ırmak kenarlarmda ne-den dolassın dursun Küçük dallar,<br />
birbiri ardınca Hakk´a secde etsinler diye, rüzgar, agacın dalı etrafında dönüp dolasmakta...<br />
371<br />
Asıkların gönüllerinin yanıslannda kıvılcımlar vardır. Gönüllerini, sevgiliye vermis olanların<br />
gönüllerindeki derdin belirtileri vardır. Sen, hiç duymadın mı Yanıp yakılanların gönüllerinden<br />
çıkan, atesli bir "ah" ta Allah´ın rahmet huzuruna geçer, gider.<br />
380<br />
Canında senin ask havalarından bir feryad, bir sikayet bulunmaktadır. Ruhumun muratlardan<br />
öte bir muradı, isteklerden baska bir istegi vardır. Bu ask sarabıyla, kendimi bir kuru yaprak misali,<br />
senin sevgi rüzgarının önüne atmısım. Çünkü, bu ask sarabında senin sevdandan esip gelen bir<br />
hava, bir sevgi kokusu var.<br />
381<br />
Balçıktan yaratılmıs bir sevgilisi olan, bir gün ona kavusur, sükün bulur, rahatlar. 0 kimse ne<br />
acayip, ne sasılacak nadir bir kimsedir ki, su balçık be-deninden dısarı çıkar, kendi kirli maddî<br />
varlıgından kurtulur da, senin gibi essiz bir sevgilinin muhabbetine düser, nadir bir sultanın<br />
sevgisini kazanır.<br />
382<br />
Sevgilim! Senin yüzünden, yüzümde bir güzellik var. Gözlerimde, yüzünün güzel hayali<br />
bulunuyor. Gönlüm senin feyzinle, rahmetinle dolu. Bugün, sema´mızda da ayrı bir kemal, ayrı bir<br />
güzellik mevcut.<br />
383<br />
Dünyada yarım ekmegi olanın, oturmak için bir de yuvası bulunanın iyi bir hali vardır. 0,<br />
kimseyi dilemez, istemez. Kimse de onu istemez, dilemez. Böyle bir kisiye: "Nese ile yasa!" de!<br />
Çünkü, o isteklerden, arzulardan kurtulmus, mutlu olmustur. Onun kendine göre hos bir alemi<br />
vardır.<br />
384<br />
Gece karanlıgı, nasıl günesi alır, baska taraflara götürürse, uyku da gelir. Hakk asıkının yanan,<br />
yakılan gönlünü alır götürür. Fakat asık aglamaya, gözyasları dökmeye baslayınca uyku kaçar<br />
gider, gelmez. Geri gelirse, asıkın gözyası seline kapılıp, gideceginden korkar.<br />
385<br />
Sevgilinin güzel yüzünün mehtabını bulup seyreden kisi ne mutlu bir kisidir. îyilik yapmasını<br />
seven sakînin sundugu rnana sarabıyla kendinden geçmek, harab olmak da hos bir seydir. Asıkların<br />
gözyasları akar durur da uykuları gelmez, çünkü, uyku gelirse gözyası seline kapılıp gideceginden<br />
korkar.<br />
386<br />
Askın cihandan rahatlıgı, esenligi aldı götürdü. Ayrılıgın ecel kesildi, can alıyor. Yüzbinlerce<br />
cana karsılık vermeyecegim gönlü, senin bir gülüsün bedava aldı götürdü.<br />
387<br />
Canı, Hakk´a, Hakk´ın huzuruna tertemiz bir halde, hiç bir seye baglı olmadan, mahrem olarak<br />
götürmelidir. Gönlü, sahte neselerden, zoraki kahkahalardan arınmıs, fakat ask gamıyla, ahlarla,<br />
ızdırapla dolu olarak götürmelidır. Sen kendinden, kendi varlıgından kurtulmadıkça, bize asla yol<br />
bulamazsın. Bize yol bulmak için, kendi benliginden vazgeçerek, bizden bize dogru<br />
388<br />
Gönüller alan sevgilim, beni ne hos, ne güzel bir yere götürüyor! 0, benim cismimi de, canımı da<br />
alıyor, cihandan ötelere götürüyor. "Gitmem." dedim, bahanelere basvurdum. "Gitmezsen, seni<br />
çeke çeke alır götürürüm." dedi.<br />
389<br />
Melek ülkesinin kusu gökyüzüne dogru; o yönü olmayan yöne dogru uçar, o yana uçar gider.<br />
Simurg´un yunıurtasından dogan kus, Simurg´un bulundugu yerden, baska bir yere nasıl uçar gider;<br />
söyle<br />
" Simurg = zümrüdü anka: Efsanevî bir kus; ismi var, cismi yok. Tasavvuf dilinde, seyr ve<br />
sülükünü iyice bitirerek, asil maksadına eren salikten kinaye olur."<br />
390<br />
Gönlün, sevgilinin derdiyle doldugu gün, sükrane olarak binlerce can feda etmelidir. Ey iyi ve<br />
seçkin adam! Ask yolunda, asıklık yolunda sükretmeden iyilerin sillesini yiyemezsin, onların<br />
yaptıkları kötülükleri hos göremezsin.<br />
391<br />
Hem safım, duruyum, hem de tortuluyum. Hem çok yaslıyım, pîrim, hem küçücük bir çocugum.<br />
Ben, ölürsem sakın bana "öldü" demeyin. Aslında ben ölü idim, dirildim, beni dost aldı götürdü.<br />
"Bundan sonra gelecek ruba´î, bu ruba´î´nin aynıdır. Belki de, Hz. Mevlana bu ruba´îyi söylerken,<br />
yazanların yazıslan yüzünden, bir ruba´î iki ruba´î"<br />
392<br />
Ben hem küfürüm, hem dînim, hem duruyum, hem de tortuluyum. Ben hem ihtiyarım, hem<br />
gencim, hem küçük çocugum. Ben ölürsem bana "öldü" demeyin. Deyin ki: "0 ölü idi dirildi, onu<br />
dost aldı götürdü."<br />
393<br />
Sevgilim, yanımızdan geçerken topraga bakıyor, istiyor ki, benim yüzüm, onun tatlı bakısları ile<br />
nürlanan topragı kıskansın. Onun önünde, toprak olmaktan daha güzel bir sey olamaz ki! Böylece,<br />
umulur ki, yolu bize düser de, bizi çigneyip, geçmek lütfunda bulunur.<br />
394<br />
Hayat denizinde, geçip giden bir gemide bulunan kisi, karsı kıyılardaki kamıslıgı seyrederken,<br />
kamıslıgın yürüyüp geçtigini sanır... Tıpkı bunun gibi dünyadan göçüp gidiyoruz da sanıyoruz ki<br />
dünya gidiyor.<br />
395<br />
Gönlümü, ask gamına düsürecegim. Canımı bela okuna hedef yapacagım... Senin askında<br />
harcanmayan ömrümü, bugün gönül kanına kaza edecegim...<br />
396<br />
Bu gece sakî, sarabı kadehte degil, testi ile döndürüp sunmadadır. sundugu sarabla o gönlü<br />
yagma etmis gitmisti; geldi, simdi de imana el attı, onu da alıp gidecek. Gönlü de, imanı da bende<br />
bırakmayan sakî, o kadar çok sarap sundu ki, sundugu sarap bir tüfan oldu, bu tüfan aklın evini<br />
barkını yıktı götürdü.<br />
397<br />
Sus, senin sözlerin, güzel, hos konusman beni susturdu, konusmaz bir lale getirdi. Senin<br />
islerindeki tatlılık, üstünlük, tertip, düzen, beni islerimden utandırdı, issiz güçsüz bıraktı. Ben senin<br />
tuzagından kaçtım, gönül evine sıgındım. Fakat, gönül kendisi senin tuzagın oldu da beni tuttu.<br />
398<br />
Dün baglar, bahçeler, kıstan kurtulduklan için sana sükür selamları gönderiyorlardı. Çiçeklerin<br />
yüzlerinde senin lutfunun, ihsanının belirtileri görülüyordu. Yemyesil çayırdaki selvi boy atmıs,<br />
öteki agaçlarla üstünlük davasına kalkısmıstı. Gül ise gülerek göz göre göre rengi ile, kokusu ile<br />
neseleniyor, kıyametler koparıyordu.<br />
399<br />
Askın gönlünün dünyaya bakmasın; dünyaya kapılmasına imkan yoktur. Hasa bu olamaz. Zaten<br />
asktan baska bakılacak, görülecek ne vardır Ecel günü askı bırakıp da, korkudan, can derdine<br />
düsen, cana bakan gözden bıkmısım, usanmısım.<br />
400<br />
Yarattıgı eserlerini kendine perde yaparak kendini gizlemis olan, essiz güzeli mana gözüyle<br />
gören gönül, nasıl olur da, gelip geçici olan dünya mülküne bakar Ben ecel gününde bile, gizli<br />
sevgilinin yüzünü bırakıp da, canını düsünen ve canını gören gözden memnun olmam.<br />
401<br />
Dısarıya da, içeriye de bakan, gören, askın divanelerinden yüz çesit bakıp gören göze dikkat et<br />
bak, o nasıl göriiyor Gözden dısarı bakan ve gören bi-risi<br />
. Acaba o kimdir Biliyor musun , çiçeklerin güldügü bir zamanda söylemis.<br />
402<br />
"0 ebedî diri öldü." diyen kimdir "Umut günesi söndü." diyen kimdir günes düsmanı dama<br />
çıktı, iki gözünü yumdu, günesi görmez oldu da:<br />
îünes söndü." dedi.24<br />
403<br />
Bir adamın birçok hünerler, fenler, bilgiler, sahibi olduguna bakma! îrdigi sözde, ahdinde<br />
duruyor mu Vefası var mı Asıl ona bak. Hakk ile ;igi ahdi yerine getiriyor, insanlara verdiği sözde<br />
duruyorsa, vefalı ise, onu fidigin kadar öv, onun iyi vasıflannı bir bir say! 0 senin övgünden,<br />
saydıgın sziyetlerinden de daha üstün bir kisidir.<br />
404<br />
Gün nese günüdür, ne diye gam yiyelim, üzülelim Bugün, sevgiliye ndan baglı olma günü, vefa<br />
kadehiyle sarap içmek gerek... Ne zamana ka-r bir ekmekçinin, bir sakanın elinden rızkımızı yiyip,<br />
içecegiz Biraz da in-ndan degil, Hakk´dan rızık talep etmemiz gerek.<br />
Bu ve bundan sonraki ruba´î Hz. Sems için söylenmis.<br />
405<br />
Ask sarabı içmek, bir bas belası olan akıldan kurtulmak ve utanmanm nerdesini yırtmak için<br />
insanın asık olması lazımdır. Benim sarap içmeme lü-zurn var mı îçsem bile, basımda zaten akıl<br />
kalmadı ki, sarap neyi alıp götürecek<br />
406<br />
Senin askın, felegin beyninde yer tutunca, arsa kadar, bütün alemi fitne-ler kaplar, alem<br />
kavgalarla dolar. Senin askın, yükselen rühu yakalayınca, ci-hanın üstü de, altı da bastan basa rüh<br />
olur.<br />
407<br />
Varlıklann gerçek sevgiye kavustukları, benlikten kurtulup yoklugun yü-celıklerine ulastıkları<br />
gün, bakalım kimin kılıcı, Hakk ugrunda ta kabzasına kadar kana bulanacak Kim ikbal atesi ile<br />
yanmadan kendini kurtaracak, ma-nen yükseltecek<br />
408<br />
Kendini koyverme! Zira vesvese seni perisan eder, zebün eder. Vesvese, yılan gıbi hile ile,<br />
efsunla seni tutar, baglar. 0 hikmetinden sorgusuz olan K^ ın nüranî ay´ı, seni nürlandınncaya<br />
kadar vesveseye meydanı bırakma. 0<br />
senı öyle korur ki, gök bile buna hayran olur.<br />
ROhumun, göklerin yolunu tuttugu, tenimin her cüz´ünü, toprak dagıtıp;<br />
perisan ettigi vakit, sen mezarımın basına gelip, topragıma parmagmla "kalk" diye yaz! Yaz ki,<br />
bedenime can gelsin de, mezardan sıçrayıp kalkayım.<br />
Su yalnızlık, binlerce candan, binlerce kisi ile beraber bulunmaktan daha havırlıdır, daha<br />
kıymetlidir. Bu azadlık, bu hürlük, cihan mülküne sahip ol-maktan da daha iyidir. Az bir zaman<br />
halvette Hakk ile yalnız kalmak, candan da degerlidir, cihandan da; sundan da üstündür, bundan<br />
da!<br />
Seni anınca, yüregim heyecanla çarpmaya baslar. Gözlerimden kanlı yaslar dökülür. Nerede,<br />
dostun gelecegine dair bir haber duyarsam zavallı gönlüm kanatlanır, bedeninden uçar gider.<br />
Askın, gönlümle savastıgı gün, can telasa düser. Yalınayak aradan kaçar, gider. Ben asık bir<br />
kisiyim, beni akıllı sanan delidir. Benden sakınan, çekinen kisi de akıllıdır.<br />
Hakk sevgisinin sabahı aydınlanmaga baslayınca, dirilerin tenlerindeki can, nOrlu bir hava<br />
içinde uçmaya baslar. Hakk asıgı, öyle bir yere varır ki, her nefeste gözü, zahmet çekmeden,<br />
rahatça dostu görmeye baslar.<br />
Ask, insanın basına tatlı belalar getiren hos bir seydir. Bu yüzdendir ki, askın getirdigi<br />
belalardan çekinen, korkan kisi asık degildir. Ask isinde mert kisi odur ki, ask atesi canına düsünce<br />
o ugurda canını verir, canından geçer.<br />
412<br />
Hizmetinde bulunmak için, beline kemer kusanan günes, senin önünde can verir. 0 solgun<br />
benizli, cigeri yaralı, hasta ay da senin karsında ölür gider. 0 boy atmıs selvi huzurunda yerlere<br />
kapanır, hayatını kaybeder. 0 yeni açılmıs, saçılmıs gül de, boynunu büker, yapraklannı döker, ölür.<br />
Bu gönlünü sana kaptırmıs asık ise, zaten senin önünde her zaman ölüp durmadadır.<br />
Senin askından gençlik atesi çıkar. Askınla asık gençlesir, gönülde essiz bır canın güzellikleri<br />
belirir. Sevgilim! Beni öldüreceksen öldür! Bu öldürmen ^nın ıçin günah degildir, helaldir. Çünkü<br />
dostun öldürmesinde hayat vardır "ırilik vardır.25<br />
Surada: ^L&gt; ^Lî u* ^ "Öldüriilmemde hayat vardır"hatıra gelir.<br />
Sevgilim! Deniz senin askından cosmada, köpürmede, hırçın dalgalarla kıyılara çarpmadadır.<br />
Bulutlar, yagmur halinde senin mübarek ayaklarına inciler saçmadadır. Askından bir simsek<br />
çakmıs, yeryüzüne düsmüstür de bu yüzden §u duman göklere yükselmededir.<br />
Dün gözlerin görenleri büyülüyordu. Yüzünün nüru gök kubbeye vur-roadaydı. Saçlarının<br />
gölgesinde parıldayan günes yüzünü can gördükçe, zerre misali havada dönüp duruyordu.<br />
422<br />
Çalgıcı, terennümlerini alçalttıkça Irak makamında olan perdelerle birles-r tirir. 0 zaman gönül,<br />
aklı bir tarafa atar, akıldan kurtulur, tenden de kaçar gider. Böylece, gönül bu alemden kurtulur,<br />
ötelere gider. Gönül demek ister ki: "Ben atesim, bu nagmeler de birer nefestir. Çalgıcı, bu<br />
nefeslerle bana üf-leyince, ben alevlenirim. Çünkü her ates üflenince alevlenir."<br />
Dostun askından cefa gören, zulme ugrayan kisiye dost acır da zahme-tinden, fazlından ona<br />
lütuflarda bulunur. Ona "Ömrün kısalıgına bak da benim vuslatımı ara, bul." der. Çünkü kısa ömrün<br />
feryadına ancak vuslat, bulusma yetisir, çaresaz olur.<br />
423<br />
Gönüller feth eden çok hos bir yol arkadasıyım. Kıymetimi bil, aklını ba-sına al da, ask kadehini<br />
düz tut, egri tutma ki, içindeki dökülmesin! Su kirli toprak aleminde, kendini begenmek havasıyla<br />
esen rüzgar, süphe yok ki her lahza toz kaldırır. ı<br />
Bulusmanın sana bir ziyanı dokunmaz. Sana yemin ederim ki, vuslat ca-nına da bir zahmet<br />
vermez. Dostun, her an senin gönlünde olmanı, gönlünü yalnız senin doldurmanı istiyor ve sana<br />
kem göz degmesin diye korkuyor.<br />
420<br />
Gönlii bir an "Ben Hakk´ım" diye çarpan kisi bugün, su ask ipinin üs-tünde asılıp durmaktadır.<br />
Gözleriyle mutlak büyüler yapıp herkesi büyüleyen de senin gamınla kendisi için inceliyecek bin<br />
türlü hakîkat sırları bulur.<br />
424<br />
. Gönlü senin coskunluguna erismek için cosuyor. Senin aklına kavusmak çın kendi zavallı aklını<br />
bırakıyor. Senin tatlılıgını, lezzetini geregi gibi tada-<br />
"rnek ıçin zehir içiyor. Güzel kulagına takılmak arzusu ile bir halka gibi<br />
425<br />
Senin bulundugun yerden, senin havandan gelen tozu, topragı istiyorum. Olur ya, belki<br />
ayaklarının bastıgı yerden, gözlerime, rüzgar toz getirir. Canım cefaya da sevinir, neselenir. Zira<br />
ben cefadan da senin vefa kokunu alırım.<br />
Gönüller alan o büyük, o essiz varlıgın yakınlıgı, sanmam ki canda bile bulunsun. 0 bize<br />
canımızdan daha yakındır. Vallahi ben onu asla anmam. Cünkü insanın yanında bulunmayanlar<br />
anılır.26<br />
426<br />
Günes de kim oluyor ki, senin yüzünün parlaklıgını, güzelligini elde et-sin Yahut hızlı esen<br />
rüzgar da kimdir ki, senin saçının bir kılına dokunabilsin Vucut sehrinin efendisi, reisi olan akıl<br />
bile senin mahallene gelince deli, diva-ne olur.<br />
Eger asık olur da bir an heyecansız, sevksiz kalır, bir yerde kararın olursa senin asıklar safında<br />
ne isin var Çünkü asıklık kararsızlık demektir. Askta diken gibi keskin baslı ol da, kokusu ile, rengi<br />
ile güle benzeyen sevgili, bazen seni bagrına bassın, bazen yanına alsın.<br />
427<br />
Sevgilim! Senin gömleginin kokusu gelince ben ne yapabilirim 0 ko-kuyu alınca gökyüzü bile<br />
sasırır da elbisesini yırtar... 0 güzel Yüsufun hos kokulu gömlegi nerede ki, gelsin de bugün senin<br />
gömleginin kokusunu alsın.<br />
Eger her iki dünya da gam dikeniyle dolsa, deve olan dikenden kork-nıaz. Can ve cihan tasaya<br />
bulansa; kederlere, üzüntülere bulassa, bir kisiye ask yıkayıcı, temizleyici olursa, o kisi hepsinden<br />
temizlenir, kurtulur.<br />
428<br />
Deli divane olan, halk arasında açıkça görünür, çünkü o sevda atina binmistir. Asıl deli divane<br />
olan kisi o Hakk asıgını tanımıyandır. Bize göre delı, Hakk´ı tanıyandır, bilendir.<br />
Bu ruba´î Meviana hazretlerinin §u mealdeki beytini hatırlatıyor."Hakk´ı bagırarak, yüksek ^sle<br />
zikr etmek dogru degildir. Ancak uzakta bulunanlara, ´Ey, yahu´ diye bagrılır." Bu<br />
ruba´î aynı zamanda •^1 J"*-1&gt;´AJ1 ^1 V" -» "Biz ona sah damanndan daha yakınız." (Kaf<br />
^Oresi 50/16)isaret vardır.<br />
432<br />
Hakk´ın öyle lütuflanna erdim ki, benim zindanım kurtulustan daha¦ ostur. Nefretim, öfkem<br />
sekerden daha tatlıdır. Kılıcım, yasayıstan daha gü-i¦ eldir, yakutum zekattan (manen tertemiz<br />
olmaktan) daha saf, daha temizdir.<br />
433<br />
Senin sevdalın olmaya, bir bahane yeter. Korkuttuklarına, dehsete düsür-jî düklerine neseli,<br />
tatlı sesin kafi gelir. Onların bütün korkularını, endiçelerini¦´ giderir. Bizi öldürmek için, cefa kıhcını<br />
ne diye vumyorsun Bizim basımızaj kamçının ucu ile dokun, yeter.<br />
434<br />
Senin gibi ay yüzlü güzelin dudaklarından çıkan küfürler, kötü sözler, aslı atesten olan la´l gibi<br />
degerlidir, kıymetlidir. Dudakların, acı sözlerin gü-j¦ zellessin, gönülleri çeksin diye konusuyor,<br />
gülden esip gelen ruzgar elbette^ güzel kokar.<br />
435<br />
îkbal sahiplerinin, ermislerin nefesleri, gül gibi hostur. Bahtsız kisiyse dı-ken gibi keskin ve dik<br />
baslı olur. Gülle görüstügü, gülle beraber bulundugu için diken atesten kurtulur. Fakat, dikenle<br />
görüsüp konustugu yüzünden de, gül atesler içinde kalmıstır.<br />
Tam bir ilahî nese içinde bulunan bir kisi gam yer mi Hele su gökkub-benin haricinde bulunan,<br />
ötelere geçmis olan bir gönül hiç gamlanır mı Hakk´ın askının cazibesine kapılıp, boslukta dönen<br />
su dünya, su yeryüzü nasıl olur da gam tohumunu kabul eder 27<br />
Gögsünde tam bir gönül degil, çok ufak bir gönül kırıntısı, bir zerre bu-lunan kisiye, senin askın<br />
olmaksızın yasamak çok güç gelir. Senin o güzel, o büklüm büklüm saçlarını görüp de aklı basında<br />
kalan kisi, aslında bir delidir,bir divanedir.<br />
"Söyle!" dedim, söyleyeyim ama dil ne kadar mahrem olur; nasıl mah-rem olur Dil degil,<br />
alemde ne varsa hiçbiri mahrem olamaz... Vallahi, Ademin topragı tabiatında olan bir kimsenin, o<br />
îlahî "nefha"nın sözünü söy-lemesine imkan yoktur.28<br />
Seyh GSlib merhum da: "Asıkta keder neyler / Gam, halk-ı cihanındır" demisti.<br />
Bu ruba´îde ( ^J ü* ^ ^^J ) "Ona mhumdan üfledim" (Sad SOresi 38/72) ayetine isaret va´´-<br />
Bir arif o demi söyle açıklıyor:<br />
"Nefha-i feyz-i Huda´ya urefa ´dem´ dediler,<br />
0 deme mazhar olan kisiye ´adem´ dediler,<br />
Yoksa her süret-i bîcana denilmez adem,<br />
Adem oldur ki; ´dem´i ademe mahrem, dediler."<br />
Seninle sevinen, seninle neselenen, senin nnrunla aleme günes olan gamlanır mı Sana çok<br />
yakın olan, mahrem olan bir kimseye, cihanın sırları nasıl olur da kapalı kalır<br />
Asık olan bir kisiye ya ölüp yok olmak gerek, yahut ask yolunda can vermek ve ölümsüz hayata<br />
kavusmak gerek. Yoksa "Ask ab-ı hayat kayna-gından su içmektir." sözü, bir laftan ibarettir29.<br />
Havanın bulutlu, yagıslı oldugu günlerde, dostların bir arada toplanıp oturmaları sarttır. Çünkü<br />
dost, dostu tazelestirir. Nasıl ki, ilkbaharda güller, bir bahçede, öteye beriye serpilmis olarak degil<br />
de, bir arada toplu olarak bulun-dukları zaman bahara ayrı bir ihtisam verirler, güller adeta<br />
birbirlerine tazelik ve güzellik bagıslarlar.<br />
Eger isitmeye gücün varsa bana kulak ver. Sunu bil ki, ona ulasmak kendinden geçmektir. Sezis<br />
ve göriis cihanına varınca sakın konusma, sus, hiçbir sey söyleme! Çünkü, kamil insanlann<br />
söylemeleri hep görüstür.30<br />
Sade yanan tandırlar sıcak olmaz. Sen sevgilim, birdenbire kapımdan içeriye gir de bak, orada<br />
ne sıcaklar bulursun. 0 zaman yaz gelir, ben ısınınm. Soguk da her zaman soguk olmaz, kara kıs<br />
sürüp gitmez. Fakat, sen söz verir de gelmezsen, iste asıl o zaman soguk olur, o zaman kıs gelir.<br />
442<br />
0 kumaz, o düzenbaz güzel bizden kaçıyor. Bizim dostlugumuzdan yaz hoslanmıyor, kaçıyor.<br />
Evet o nürlu, aydın bir akıldır. Biz ise, onun güzelligı´ nin sarhosuyuz. Elbette, akıl sarhos olandan<br />
kaçar.<br />
îstiyorum ki, gönlüm O´nun gamıyla anlassın, arkadas olsun. Gönlüm, O´nun gamını elde ederse<br />
ne iyi olur Ey asık gönül! Aklını basına al da, O´nun verdiği gamın kıymetini bil. O´nun gamını<br />
yakala, bagnna bas. Gözünü<br />
kapayıp açma! O´nun gamının gam degil, bizzat kendisi oldugunu anlayacak-sın.<br />
Ab-ı hayat: Bengisu" Bu kaynaktan su içenler ölmezmis, sonsuz bir hayata kavusurmus.<br />
"burada insan-ı kamile isaret ediliyor. Dolayısıyla hakîkati idrak edenlerin susmalan<br />
belirtiliyor.<br />
446<br />
Askta ne asagılık, süflîlik vardır, ne üstünlük. Askta, ne kendinden geçis vardır, ne de aklı<br />
basında olus vardır. Askta, hafızlık, seyhlik, müridlik de yoktur. Askta düskünlük, kalenderlik,<br />
rindlik vardır.<br />
447<br />
Senin gibi bir güzelin bulundugu yerde cosmamak, hareket etmemek, heyecansız donup<br />
kalmak küfürdiir. Seni görüp de kaçıp gitmeyen, basta ka-lan akıl kötü bir yılandır, onun bası<br />
ezilmelidir.<br />
448<br />
Güzelim! Senden bir hayal peyda eden, senin hayaline kapılan bir canın, geçip gitmesine, yok<br />
olmasına imkan var mı Ay küçüldükçe hilal olur, fakat bu küçülme, bu eksilme yeni bir gelismenin,<br />
kemalin, dolunay haline gelmenin bir baslangıcıdır.<br />
449<br />
Bana öyle bir ask geldi ki, benim askımla, bütün asklar ask oldu, sevda oldu. Ben yandım kül<br />
oldum. Hatta külüm de yok oldu. Fakat sevgilim! Se-nin ask atesinde tekrar yanmak arzusuyla<br />
külüm yeniden canlandı, süretleı´ bagladı. Iste bu böylece binlerce defa tekrarlandı durdu.31<br />
31 Burada bütün varlıklann bir anda yok olup, tekrar var oluslanna, varlıktan tekrar yokluga<br />
dönüslerine, yokluktan tekrar varlıga gelislerine isaret edilmektedir.<br />
450<br />
Gece asıkların gönülleri gibi sevdalarla doldu, dünyanın kem gözünden de gizlendi, iyi<br />
gözünden de... Gönlümün kaniyle yaptıgım gizli yolculuga isaret ederek diyorlar ki: "Onun gibi<br />
aslına dönmek için, yola düsme çaeı geldi, hazırlan!" - -<br />
401<br />
Dısarıya da, içeriye de bakan, gören, askın divanelerinden yüz çesit bakıp gören göze dikkat et<br />
bak, o nasıl göriiyor Gözden dısarı bakan ve gören bi-risi<br />
. Acaba o kimdir Biliyor musun , çiçeklerin güldügü bir zamanda söylemis.<br />
402<br />
"0 ebedî diri öldü." diyen kimdir "Umut günesi söndü." diyen kimdir günes düsmanı dama<br />
çıktı, iki gözünü yumdu, günesi görmez oldu da:<br />
îünes söndü." dedi.24<br />
403<br />
Bir adamın birçok hünerler, fenler, bilgiler, sahibi olduguna bakma! îrdigi sözde, ahdinde<br />
duruyor mu Vefası var mı Asıl ona bak. Hakk ile ;igi ahdi yerine getiriyor, insanlara verdiği sözde<br />
duruyorsa, vefalı ise, onu fidigin kadar öv, onun iyi vasıflannı bir bir say! 0 senin övgünden,<br />
saydıgın sziyetlerinden de daha üstün bir kisidir.<br />
404<br />
Gün nese günüdür, ne diye gam yiyelim, üzülelim Bugün, sevgiliye ndan baglı olma günü, vefa<br />
kadehiyle sarap içmek gerek... Ne zamana ka-r bir ekmekçinin, bir sakanın elinden rızkımızı yiyip,<br />
içecegiz Biraz da in-ndan degil, Hakk´dan rızık talep etmemiz gerek.<br />
Bu ve bundan sonraki ruba´î Hz. Sems için söylenmis.<br />
405<br />
Ask sarabı içmek, bir bas belası olan akıldan kurtulmak ve utanmanm nerdesini yırtmak için<br />
insanın asık olması lazımdır. Benim sarap içmeme lü-zurn var mı îçsem bile, basımda zaten akıl<br />
kalmadı ki, sarap neyi alıp götürecek<br />
406<br />
Senin askın, felegin beyninde yer tutunca, arsa kadar, bütün alemi fitne-ler kaplar, alem<br />
kavgalarla dolar. Senin askın, yükselen rühu yakalayınca, ci-hanın üstü de, altı da bastan basa rüh<br />
olur.<br />
407<br />
Varlıklann gerçek sevgiye kavustukları, benlikten kurtulup yoklugun yü-celıklerine ulastıkları<br />
gün, bakalım kimin kılıcı, Hakk ugrunda ta kabzasına kadar kana bulanacak Kim ikbal atesi ile<br />
yanmadan kendini kurtaracak, ma-nen yükseltecek<br />
408<br />
Kendini koyverme! Zira vesvese seni perisan eder, zebün eder. Vesvese, yılan gıbi hile ile,<br />
efsunla seni tutar, baglar. 0 hikmetinden sorgusuz olan K^ ın nüranî ay´ı, seni nürlandınncaya<br />
kadar vesveseye meydanı bırakma. 0<br />
senı öyle korur ki, gök bile buna hayran olur.<br />
409<br />
ROhumun, göklerin yolunu tuttugu, tenimin her cüz´ünü, toprak dagıtıp;<br />
perisan ettigi vakit, sen mezarımın basına gelip, topragıma parmagmla "kalk" diye yaz! Yaz ki,<br />
bedenime can gelsin de, mezardan sıçrayıp kalkayım.<br />
Su yalnızlık, binlerce candan, binlerce kisi ile beraber bulunmaktan daha havırlıdır, daha<br />
kıymetlidir. Bu azadlık, bu hürlük, cihan mülküne sahip ol-maktan da daha iyidir. Az bir zaman<br />
halvette Hakk ile yalnız kalmak, candan da degerlidir, cihandan da; sundan da üstündür, bundan<br />
da!<br />
410<br />
Seni anınca, yüregim heyecanla çarpmaya baslar. Gözlerimden kanlı yaslar dökülür. Nerede,<br />
dostun gelecegine dair bir haber duyarsam zavallı gönlüm kanatlanır, bedeninden uçar gider.<br />
Askın, gönlümle savastıgı gün, can telasa düser. Yalınayak aradan kaçar, gider. Ben asık bir<br />
kisiyim, beni akıllı sanan delidir. Benden sakınan, çekinen kisi de akıllıdır.<br />
411<br />
Hakk sevgisinin sabahı aydınlanmaga baslayınca, dirilerin tenlerindeki can, nOrlu bir hava<br />
içinde uçmaya baslar. Hakk asıgı, öyle bir yere varır ki, her nefeste gözü, zahmet çekmeden,<br />
rahatça dostu görmeye baslar.<br />
Ask, insanın basına tatlı belalar getiren hos bir seydir. Bu yüzdendir ki, askın getirdigi<br />
belalardan çekinen, korkan kisi asık degildir. Ask isinde mert kisi odur ki, ask atesi canına düsünce<br />
o ugurda canını verir, canından geçer.<br />
412<br />
Hizmetinde bulunmak için, beline kemer kusanan günes, senin önünde can verir. 0 solgun<br />
benizli, cigeri yaralı, hasta ay da senin karsında ölür gider. 0 boy atmıs selvi huzurunda yerlere<br />
kapanır, hayatını kaybeder. 0 yeni açılmıs, saçılmıs gül de, boynunu büker, yapraklannı döker, ölür.<br />
Bu gönlünü sana kaptırmıs asık ise, zaten senin önünde her zaman ölüp durmadadır.<br />
Senin askından gençlik atesi çıkar. Askınla asık gençlesir, gönülde essiz bır canın güzellikleri<br />
belirir. Sevgilim! Beni öldüreceksen öldür! Bu öldürmen ^nın ıçin günah degildir, helaldir. Çünkü<br />
dostun öldürmesinde hayat vardır "ırilik vardır.25<br />
Surada: ^L&gt; ^Lî u* ^ "Öldüriilmemde hayat vardır"hatıra gelir.<br />
417<br />
Sevgilim! Deniz senin askından cosmada, köpürmede, hırçın dalgalarla kıyılara çarpmadadır.<br />
Bulutlar, yagmur halinde senin mübarek ayaklarına inciler saçmadadır. Askından bir simsek<br />
çakmıs, yeryüzüne düsmüstür de bu yüzden §u duman göklere yükselmededir.<br />
Dün gözlerin görenleri büyülüyordu. Yüzünün nüru gök kubbeye vur-roadaydı. Saçlarının<br />
gölgesinde parıldayan günes yüzünü can gördükçe, zerre misali havada dönüp duruyordu.<br />
418<br />
Çalgıcı, terennümlerini alçalttıkça Irak makamında olan perdelerle birles-r tirir. 0 zaman gönül,<br />
aklı bir tarafa atar, akıldan kurtulur, tenden de kaçar gider. Böylece, gönül bu alemden kurtulur,<br />
ötelere gider. Gönül demek ister ki: "Ben atesim, bu nagmeler de birer nefestir. Çalgıcı, bu<br />
nefeslerle bana üf-leyince, ben alevlenirim. Çünkü her ates üflenince alevlenir."<br />
Dostun askından cefa gören, zulme ugrayan kisiye dost acır da zahme-tinden, fazlından ona<br />
lütuflarda bulunur. Ona "Ömrün kısalıgına bak da benim vuslatımı ara, bul." der. Çünkü kısa ömrün<br />
feryadına ancak vuslat, bulusma yetisir, çaresaz olur.<br />
419<br />
Gönüller feth eden çok hos bir yol arkadasıyım. Kıymetimi bil, aklını basına al da, ask kadehini<br />
düz tut, egri tutma ki, içindeki dökülmesin! Su kirli toprak aleminde, kendini begenmek havasıyla<br />
esen rüzgar, süphe yok ki her lahza toz kaldırır. ı<br />
Bulusmanın sana bir ziyanı dokunmaz. Sana yemin ederim ki, vuslat ca-nına da bir zahmet<br />
vermez. Dostun, her an senin gönlünde olmanı, gönlünü yalnız senin doldurmanı istiyor ve sana<br />
kem göz degmesin diye korkuyor.<br />
420<br />
Gönlü bir an "Ben Hakk´ım" diye çarpan kisi bugün, su ask ipinin üstünde asılıp durmaktadır.<br />
Gözleriyle mutlak büyüler yapıp herkesi büyüleyen de senin gamınla kendisi için inceliyecek bin<br />
türlü hakîkat sırları bulur.<br />
424<br />
. Gönlü senin coskunluguna erismek için cosuyor. Senin aklına kavusmak çın kendi zavallı aklını<br />
bırakıyor. Senin tatlılıgını, lezzetini geregi gibi tadarnek ıçin zehir içiyor. Güzel kulagına takılmak<br />
arzusu ile bir halka gibi<br />
425<br />
Senin bulundugun yerden, senin havandan gelen tozu, topragı istiyorum. Olur ya, belki<br />
ayaklarının bastıgı yerden, gözlerime, rüzgar toz getirir. Canım cefaya da sevinir, neselenir. Zira<br />
ben cefadan da senin vefa kokunu alırım.<br />
Gönüller alan o büyük, o essiz varlıgın yakınlıgı, sanmam ki canda bile bulunsun. 0 bize<br />
canımızdan daha yakındır. Vallahi ben onu asla anmam. Cünkü insanın yanında bulunmayanlar<br />
anılır.26<br />
426<br />
Günes de kim oluyor ki, senin yüzünün parlaklıgını, güzelligini elde et-sin Yahut hızlı esen<br />
rüzgar da kimdir ki, senin saçının bir kılına dokunabilsin Vucut sehrinin efendisi, reisi olan akıl<br />
bile senin mahallene gelince deli, divane olur.<br />
Eger asık olur da bir an heyecansız, sevksiz kalır, bir yerde kararın olursa senin asıklar safında<br />
ne isin var Çünkü asıklık kararsızlık demektir. Askta diken gibi keskin baslı ol da, kokusu ile, rengi<br />
ile güle benzeyen sevgili, bazen seni bagrına bassın, bazen yanına alsın.<br />
427<br />
Sevgilim! Senin gömleginin kokusu gelince ben ne yapabilirim 0 kokuyu alınca gökyüzü bile<br />
sasırır da elbisesini yırtar... 0 güzel Yüsufun hos kokulu gömlegi nerede ki, gelsin de bugün senin<br />
gömleginin kokusunu alsın.<br />
Eger her iki dünya da gam dikeniyle dolsa, deve olan dikenden kork-nıaz. Can ve cihan tasaya<br />
bulansa; kederlere, üzüntülere bulassa, bir kisiye ask yıkayıcı, temizleyici olursa, o kisi hepsinden<br />
temizlenir, kurtulur.<br />
428<br />
Deli divane olan, halk arasında açıkça görünür, çünkü o sevda atina binmistir. Asıl deli divane<br />
olan kisi o Hakk asıgını tanımıyandır. Bize göre delı, Hakk´ı tanıyandır, bilendir.<br />
Bu ruba´î Meviana hazretlerinin su mealdeki beytini hatırlatıyor."Hakk´ı bagırarak, yüksek ^sle<br />
zikr etmek dogru degildir. Ancak uzakta bulunanlara, ´Ey, yahu´ diye bagrılır." Bu<br />
ruba´î aynı zamanda •^1 J"*-1&gt;´AJ1 ^1 V" -» "Biz ona sah damanndan daha yakınız." (Kaf<br />
Suresi 50/16)isaret vardır.<br />
432<br />
Hakk´ın öyle lütuflanna erdim ki, benim zindanım kurtulustan daha¦ ostur. Nefretim, öfkem<br />
sekerden daha tatlıdır. Kılıcım, yasayıstan daha gü-i¦ eldir, yakutum zekattan (manen tertemiz<br />
olmaktan) daha saf, daha temizdir.<br />
433<br />
Senin sevdalın olmaya, bir bahane yeter. Korkuttuklarına, dehsete düsür-jî düklerine neseli,<br />
tatlı sesin kafi gelir. Onların bütün korkularını, endiçelerini¦´ giderir. Bizi öldürmek için, cefa kıhcını<br />
ne diye vumyorsun Bizim basımızaj kamçının ucu ile dokun, yeter.<br />
434<br />
Senin gibi ay yüzlü güzelin dudaklarından çıkan küfürler, kötü sözler, aslı atesten olan la´l gibi<br />
degerlidir, kıymetlidir. Dudakların, acı sözlerin gü-j¦ zellessin, gönülleri çeksin diye konusuyor,<br />
gülden esip gelen ruzgar elbette^ güzel kokar.<br />
435<br />
îkbal sahiplerinin, ermislerin nefesleri, gül gibi hostur. Bahtsız kisiyse dı-ken gibi keskin ve dik<br />
baslı olur. Gülle görüstügü, gülle beraber bulundugu için diken atesten kurtulur. Fakat, dikenle<br />
görüsüp konustugu yüzünden de, gül atesler içinde kalmıstır.<br />
Tam bir ilahî nese içinde bulunan bir kisi gam yer mi Hele su gökkub-benin haricinde bulunan,<br />
ötelere geçmis olan bir gönül hiç gamlanır mı Hakk´ın askının cazibesine kapılıp, boslukta dönen<br />
su dünya, su yeryüzü nasıl olur da gam tohumunu kabul eder 27<br />
Gögsünde tam bir gönül degil, çok ufak bir gönül kırıntısı, bir zerre bu-lunan kisiye, senin askın<br />
olmaksızın yasamak çok güç gelir. Senin o güzel, o büklüm büklüm saçlarını görüp de aklı basında<br />
kalan kisi, aslında bir delidir,bir divanedir.<br />
"Söyle!" dedim, söyleyeyim ama dil ne kadar mahrem olur; nasıl mah-rem olur Dil degil,<br />
alemde ne varsa hiçbiri mahrem olamaz... Vallahi, Ademin topragı tabiatında olan bir kimsenin, o<br />
îlahî "nefha"nın sözünü söy-lemesine imkan yoktur.28<br />
Seyh GSlib merhum da: "Asıkta keder neyler / Gam, halk-ı cihanındır" demisti.<br />
Bu ruba´îde ( ^J ü* ^ ^^J ) "Ona mhumdan üfledim" (Sad SOresi 38/72) ayetine isaret va´´-<br />
Bir arif o demi söyle açıklıyor:<br />
"Nefha-i feyz-i Huda´ya urefa ´dem´ dediler,<br />
0 deme mazhar olan kisiye ´adem´ dediler,<br />
Yoksa her süret-i bîcana denilmez adem,<br />
Adem oldur ki; ´dem´i ademe mahrem, dediler."<br />
439<br />
Seninle sevinen, seninle neselenen, senin nnrunla aleme günes olan gamlanır mı Sana çok<br />
yakın olan, mahrem olan bir kimseye, cihanın sırları nasıl olur da kapalı kalır<br />
Asık olan bir kisiye ya ölüp yok olmak gerek, yahut ask yolunda can vermek ve ölümsüz hayata<br />
kavusmak gerek. Yoksa "Ask ab-ı hayat kayna-gından su içmektir." sözü, bir laftan ibarettir29.<br />
440<br />
Havanın bulutlu, yagıslı oldugu günlerde, dostların bir arada toplanıp oturmaları sarttır. Çünkü<br />
dost, dostu tazelestirir. Nasıl ki, ilkbaharda güller, bir bahçede, öteye beriye serpilmis olarak degil<br />
de, bir arada toplu olarak bulun-dukları zaman bahara ayrı bir ihtisam verirler, güller adeta<br />
birbirlerine tazelik ve güzellik bagıslarlar.<br />
Eger isitmeye gücün varsa bana kulak ver. Sunu bil ki, ona ulasmak kendinden geçmektir. Sezis<br />
ve göriis cihanına varınca sakın konusma, sus, hiçbir sey söyleme! Çünkü, kamil insanlann<br />
söylemeleri hep görüstür.30<br />
441<br />
Sade yanan tandırlar sıcak olmaz. Sen sevgilim, birdenbire kapımdan içeriye gir de bak, orada<br />
ne sıcaklar bulursun. 0 zaman yaz gelir, ben ısınınm. Soguk da her zaman soguk olmaz, kara kıs<br />
sürüp gitmez. Fakat, sen söz verir de gelmezsen, iste asıl o zaman soguk olur, o zaman kıs gelir.<br />
442<br />
0 kumaz, o düzenbaz güzel bizden kaçıyor. Bizim dostlugumuzdan yaz hoslanmıyor, kaçıyor.<br />
Evet o nürlu, aydın bir akıldır. Biz ise, onun güzelligı´ nin sarhosuyuz. Elbette, akıl sarhos olandan<br />
kaçar.<br />
îstiyorum ki, gönlüm O´nun gamıyla anlassın, arkadas olsun. Gönlüm, O´nun gamını elde ederse<br />
ne iyi olur Ey asık gönül! Aklını basına al da, O´nun verdiği gamın kıymetini bil. O´nun gamını<br />
yakala, bagnna bas. Gözünü<br />
kapayıp açma! O´nun gamının gam degil, bizzat kendisi oldugunu anlayacak-sın.<br />
Ab-ı hayat: Bengisu" Bu kaynaktan su içenler ölmezmis, sonsuz bir hayata kavusurmus.<br />
"urada insan-ı kamile isaret ediliyor. Dolayısıyla hakîkati idrak edenlerin susmalanbelirtiliyor.<br />
446<br />
Askta ne asagılık, süflîlik vardır, ne üstünlük. Askta, ne kendinden geçis vardır, ne de aklı<br />
basında olus vardır. Askta, hafızlık, seyhlik, müridlik de yoktur. Askta düskünlük, kalenderlik,<br />
rindlik vardır.<br />
447<br />
Senin gibi bir güzelin bulundugu yerde cosmamak, hareket etmemek, heyecansız donup<br />
kalmak küfürdiir. Seni görüp de kaçıp gitmeyen, basta ka-lan akıl kötü bir yılandır, onun bası<br />
ezilmelidir.<br />
448<br />
Güzelim! Senden bir hayal peyda eden, senin hayaline kapılan bir canın, geçip gitmesine, yok<br />
olmasına imkan var mı Ay küçüldükçe hilal olur, fakat bu küçülme, bu eksilme yeni bir gelismenin,<br />
kemalin, dolunay haline gelmenin bir baslangıcıdır.<br />
449<br />
Bana öyle bir ask geldi ki, benim askımla, bütün asklar ask oldu, sevda oldu. Ben yandım kül<br />
oldum. Hatta külüm de yok oldu. Fakat sevgilim! Senin ask atesinde tekrar yanmak arzusuyla<br />
külüm yeniden canlandı, süretleri bagladı. Iste bu böylece binlerce defa tekrarlandı durdu.<br />
Burada bütün varlıklann bir anda yok olup, tekrar var oluslarına, varlıktan tekrar yokluga<br />
dönüslerine, yokluktan tekrar varlıga gelislerine isaret edilmektedir.<br />
450<br />
Gece asıkların gönülleri gibi sevdalarla doldu, dünyanın kem gözünden de gizlendi, iyi<br />
gözünden de... Gönlümün kaniyle yaptıgım gizli yolculuga isaret ederek diyorlar ki: "Onun gibi<br />
aslına dönmek için, yola düsme çagı geldi, hazırlan!"</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Divan-ı Kebir´den Seçmeler - IV</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">RUBAİLER</span><br />
1<br />
Ey gece, neselisin, hep böyle neseli gel, neseli gel! Ömrün bitmesin, kıyamete kadar uzasın<br />
gitsin, dostun yüzünün güzelliginden, hatırında öyle bir ates var ki, ey üzüntü, eger cesaretin varsa<br />
gel, benim hatırıma gir!<br />
2<br />
Ey yolcu; aklını basına al, seferin nereye Hangi diyara gitmek istiyorsun Nereye gidersen git,<br />
sen bizim gönlümüzdesin. Denizden uzak düsmüs bir balık gibi, o denizin gamını daha ne kadar<br />
çekeceksin Kupkuru kalmıs dudakların, ne zamana kadar denize hasret ve ayrılıktan sikayet<br />
incilerini aleme saçacak.<br />
3<br />
Bir kurnazlık sarhos ederek, gibi kendimi oraya atayım, atayım da bakayım, o cihanın canı<br />
orada mıdır Ya maksadıma eriseyim, o yurda ayak basayım, yahut da gönlüm gibi, basımı da<br />
vereyim, elden çıkarayım gitsin.<br />
4<br />
Sesin, gönlümüzün sesine, gönlümüzün huyuna uysun! Gece, gündüz neselensin, söyledikçe<br />
söylesin. Sesin yorulunca, biz de yoruluruz, hasta oluruz. Sesin, kamıs gibi sekerler çignesin, ballar<br />
yesin.<br />
5<br />
Asık, bütün yıl sarhos olmalıdır. "Ayıplayan olur mu " diye düsünmeme-lidir. Asık. coskun<br />
olmalı, deli, divane olmalıdır. Ayıkken her seyin tasasını çeker, gamını yeriz. Fakat olunca; "Ne<br />
olursa olsun!" der isin içinden çıkarız.<br />
6<br />
Omür tükendi ise Allah baska bir ömür verdi. Geçici ömür kalmadıysa, te suracıkta<br />
tükenmeyen, ölümsüz ömür.. Ask, hayat suyudur, bu suya dal! u denizin her damlasında baska bir<br />
hayat, baska bir ömür var.<br />
7<br />
Yazıklar olsun ki vakit geçti, bizse çılgın asıkız, deli divaneyiz. Kıyısı belli olmayan bir<br />
denizdeyiz. Bir gemiye binmisiz, gece, bulutlu bir gece... Allah´ın denizinde Allah´ın lütfu ile, onun<br />
ihsan ettigi güçle, basarıyla gemimizi sürüp durmadayız.<br />
8<br />
Güzel sakîyi rüyamda gördüm. Sarab kadehini eline almıstı... Bu gördügüm onun hayali idi. Ben<br />
hayaline dedim ki: "Sen onun kulusun, kölesisin, ama bizim efendimiz, sahibimiz olmaya da<br />
layıksın. Umarım ki onun yerine geçersin de onun gibi bize sarab sunarsın."<br />
9<br />
Bu ask atesi bizi pisirir, her gece harabata dogru çeker götürür. Baskası bizi bilmesin,<br />
görmesin, tanımasın diye, yalnız harabat erenleriyle bizi bir araya getirir, onlarla beraber oturtur.<br />
10<br />
Ey seher rüzgarı! Bize haber ver; sen geçtigin yolda, o alev alev yanan, o ates dolu, o sevda<br />
dolu gönlü gördün mü 0 gönül, yüzlerce yalçın kayaları,graniti atesiyle yaktı, eritti.<br />
11<br />
Efendim, sen bizi artık rüyada bile görmez oldun! Ta gelecek seneye kadar bir daha bizi<br />
göremeyeceksin. Ey gece; her dem bize bakıp duruyorsun ama, sen seherin aydınlıgı olmadan bizi<br />
göremezsin.<br />
12<br />
Ey sevgili, geceleri gökyüzünde dolasan ay senin çevreni bulamamıstır. Geceleri seni bulmak<br />
için ugrasana, dönüp dolasana senin ayından armaganlar gelir. Her ne kadar safagın çevresi, al<br />
yanaklı ise de, bu onun tabîi renginden degil, senin sapsarı yüzünün güzelliginden mahcup<br />
olusundan, utanısındandır.<br />
13<br />
Bir ömürdür ki, senin gül bahçeni görmedik. 0 mahmur, o insanın aklını basından alan nergis<br />
gözlerini seyretmedik... Vefa gibi halktan gizlenmissin, nice zamandır ki biz senin güzel yanaklarını<br />
görmedik.<br />
14<br />
Ey dost! Dostlukta sana çok yakınız. 0 kadar ki nereye ayagını bassan, sevine sevine o yerin<br />
topragı oluruz. Sevgilim, asıklık mezhebinde reva mıdır ki, alemi seninle görelim de seni<br />
görmeyelim<br />
15<br />
Ben bir müddet taklit ile kendimi bildim, kendimi begendim. Ben o vakitler kendimde idim ama,<br />
asıl kendi varlıgımı sezememis, anlayamamıstım. Çünkü, o zaman ben kendimi görememis,<br />
kendimi tanıyamamıstım. Sadece adımı isitmistim. Fakat ne zaman ki, kendimden çıktım, benligimi<br />
terkettim;iste asıl o zaman kendimi gördüm, kendimi buldum.<br />
16<br />
Ben kendime bazen; "Emîr´im, bey´im" derim. Bazen de tutar; "Ben bir esirim" diye haykırırım.<br />
0 haller geldi, geçti. Bundan sonra ben artık kendime gelemem. Zaten kendime gelmemeyi,<br />
kendimde olmamayı huy edindim.<br />
17<br />
Gönlümü, belanın geçtigi yola koydum. Yalnız senin arkandan kossun diye, gönlün ayak bagını<br />
çözdüm... Bugün rüzgar, bana senin güzel kokunu getirdi, ben de Teşekkür için ona gönlümü<br />
verdim.<br />
18<br />
Benim zatım, bahr-ı küll, bütünlük aleminin denizi haline gelince, zerre-lerin güzelligi, Hakk´ın<br />
yarattıgı bütün varlıkların hoslugu, nizamı, bana aydınlanıp görünür. Ben ilahî tecellilerin<br />
heyecanına kapılırım da bütün vakitlerimin bir vakit olması için, ask yolunda gece.gündüz mum<br />
olup yanmak isterim.<br />
19<br />
Beni önce binlerce lüfuf ile oksadı. Sonra tuttu binlerce kahır ile, binlerce dertle beni eritti...<br />
Benimle, sevgisinin zarı gibi oynuyordu. Ben, benligimden geçip o olunca, ben onda yok olunca,<br />
beni bırakıp gitti.<br />
20<br />
Benim asktan baska bir arkadasım yoktu ve olmadı. Ne dünyaya gelme-den önce, ne de daha<br />
sonra asksız yasadım. Canım içimden bana söyle sesleniyor: Ey ask yolunun olgun yolcusu, bana<br />
kapıyı aç!<br />
21<br />
Ben zerreyim, sen benim günesimsin; ben gam hastasıyım, sen tam benim ilacımsın! Kolsuz,<br />
kanatsız arkanda uçar dururum, sanki ben bir saman çöpü olmusum, sen de benim kehribarımsın.<br />
22<br />
Ey durmadan akıp giden gözyası; gönlümüzdeki sevdayı artıran güzelimize, o bagımız, o<br />
baharımız, o hos seyran yerimize de ki: "Birlikte geçirdigimiz gecelerimizden bir geceyi anınca,<br />
edepten dısarı çıktıgımızı düsünerek tasalanmasın, bizi mazür görsün"<br />
23<br />
Sevgilim, senin gönlün, inci ve mercan denizidir. Sen. incileri, mercanları dagıtmaya, saçmaya<br />
bak! Az harcayan nekeslere hak yolu kapalıdır. Ten, sedef gibi agzını açmıs da ah ederek diyor ki:<br />
"Canın yol bulamadıgı bir yere ben nasıl sıgarım .."<br />
24<br />
Senin canında bir can vardır. Sen o canı ara! Senin teninin dagında çok kıymetli bir inci<br />
bulunmaktadır. Sen o incinin madenini ara! Ey hak yolunda yürüyüp giden süfî! Eger<br />
arayabiliyorsan, onu sen kendinde ara, kendinden dısarda arama!<br />
25<br />
Dünyaya ait duygular, üzüntüler senin gözlerini karartmıs da; bahtsız insanların acılarını,<br />
günleri kararıp giden kisilerin kederli hallerini, gözyaslarını göremiyorsun. Cehennemde yananlann<br />
feryadları, uzaktan duyulmaz... Gönle huzür veren, cana can katan güzelleri sevdigini ne diye iddia<br />
ediyorsun Ask kendini alçaltanların kandır, iyi nam sahiplerinin ask ile ne isi var<br />
26<br />
0 meftunun, o tutkun asıkın gözlerini, sevgilisinin gözünde gör, seyret! 0 kudretine son<br />
olmayan, o yaratma gücüne akıl ermeyen, nasıl yarattıgı anlasılamayan Allah´ın halk ettigi<br />
güzelliklerde, gösterdigi nükteyi, manayı, inceligi iyice duy, anla sonra da, o nergis gözlerin içtigi<br />
hepsinin de benim gözlerimden aktıgını seyret, gör!<br />
27<br />
Güzel huylu, sevgilimi denedim, o büyük bir ırmak gibidir, bulanık sel suları, onu asla<br />
bulandıramaz. Ben bir gün bile onun kaslarını çatık görmedim. Onu, tıpkı ölümsüz (fanî olmayan)<br />
hayata benzetirim.<br />
28<br />
Zaman halktaki bu birbirine hiddetle söz söylemeyi, kırıp geçirmeyi, su gürültüyü patırtıyı kısa<br />
keser. Ölüm kurdu, bu sürüyü birbirine katar, parçalar gider. Herkesin basında bir gurur, bir ululuk<br />
vardır. Fakat ecelin sillesi, günü gelince her kafaya iner.<br />
29<br />
Ey nazlı nazlı yürüyen selvi, hazan rüzgarı sana degmesin. Ey cihanın gözbebegi, kem göz<br />
senden uzak olsun. Sen göklerin de canısın, yerin de!.. Canına, rahmetten, rahattan baska bir sey<br />
dokunmasın!<br />
30<br />
Ey gönül; gönlümüzün dumanı sevdamızı belirtir, sevdamızdan haber venr: Ey gönül gönülden<br />
tüten dumanın, askla yanan, yakılan gönlün dumanı oldugu apaçık görünür. Ey gönül; bir gönlün<br />
kandan dalgalanması, o gönlün gönül degil, belki bir ask deryası oldugunu gösterir.<br />
31<br />
Dostun hayali bizimle oldukça bütün ömrümüz seyirle, seyranla geçer, mutlu bir hayat yasarız.<br />
Ey gönül; gönül nerede muradına ererse, sevdigine kavusursa, oradaki bir diken, binlerce<br />
hurmadan daha iyidir, daha hostur.<br />
32<br />
Atımız, ask yükleriyle, yokluk diyanndan yola çıktı. Gece idi, fakat gecemiz karanlık degildi,<br />
vuslat sarabiyle hep aydınlanıyordu, mezhebimizde ha-ram olmayan ask sarabından,<br />
dudaklarımızı, yokluk sabahına kadar asla kuru bulmayacaksın.<br />
33<br />
Mademki Cenab-ı Hakk tezce ayrılmamızı yazmıstı. Bizim o kavgamız, o tiksinmemiz ne içindi<br />
Kötü idiysem zahmetten, sıkıntıdan kurtuldum; iyi idiysem, seninle birlikte yaptıgımız konusmaları,<br />
tatlı sohbetlerimizi yad et, an!<br />
34<br />
Peygamberimizin yolu, izi asktır. Biz, ask ogullarıyız. Ask, bizim anamızdır. Ey ten çadırında<br />
gizlenen anamız, sen bizim hakikatı örten, gerçegi göremeyen tabiatımızdan, nefsimizden<br />
35<br />
Gevherimiz, mayamız, la´l renkli saraplarla yogruldu. Kadehimiz, çok sarap içtigimizden ötürü<br />
elimizden sikayete, feryada geldi. 0 kadar çok mey üstüne mey içiyoruz ki, ne biz sarabın basından<br />
ayrılıyoruz, ne de sarap bizim basımızdan ayrılıyor.<br />
36<br />
Eger ben ölürsem, beni ölü olarak alın, götürün, sevgilime teslim edin. Sevgilim, eger benim<br />
pörsümüs, çürümüs dudagımı öper de, ben o anda dirilirsem sakın sasmayın.<br />
37<br />
Sevgilim! Ne vakte kadar bize, uzaktan seyirci olacaksın Biz, çare bulucuyuz. Ask bizim çaresiz<br />
bir zavallımızdır... Can kimdir Besikte yatan aciz bir çocugumuz. Gönül kimdir Bir garip, avare<br />
konugumuz.<br />
38<br />
Bazen temizligimizi melekler kıskanırlar, bazen korkusuzlugumuzu, yap-tıgımız kötü isleri<br />
görür de, Seytan bile bizden kaçar. Su topraktan olan tenimiz, Hakk´ın bize lutfettigi emaneti<br />
tasımaktadır, çevikligimize, gücümüze, kuvvetimize ask olsun.<br />
39<br />
Bizim topraktan yaratılmıs olan tenimiz, göklerin nürudur. Bizim hak yolundaki çevikligimizi<br />
melekler kıskanırlar. Bazen bizdeki temizlige melekler imrenirler, haset ederler. Bazen de,<br />
hayasızlıgımızdan, kötülügümüzden seytanlar kaçar.<br />
40<br />
Sevgilim, incir satan bir kisiye, hangi is daha iyidir Ey can kardesim, elbette, incir satmak daha<br />
iyidir. îste bize de yarasan, iyi gelen sey, sermest yasamak, mest ölmektir. Sevgilim, mahsere de<br />
kosa kosa mest olarak varmaktır.<br />
41<br />
Tanbur; "Tentenen" diye inlemeye baslayınca ten zindanında mahpus olan gönül, elsiz ve<br />
ayaksız zincirini koparmaya koyulur... Çünkü tanburun nagmelerinin mehtabında, gizlenmis birinin<br />
sesi, ona; "Ey yolunu sasırmıs, ayrılık hastalıgına tutulmus gönül, gel!" diye seslenir.<br />
42<br />
Seni, kimseye muhtaç olmadan tek basına yaratan o essiz varlık, seni sevda içinde tek basına<br />
bırakmaz.. Kendi içine kapanıp hayaller, düsünceler meydana getirdigin evde, yani senin gönül<br />
evinde, seni yalnız bırakmamak için, sana yüzlerce güzel yüzlü es, dost belirtir.<br />
43<br />
Seninle birlikte oldugum zaman, sevgiden, dostluklar yüzünden uyuyamam. Sensiz oldugum<br />
vakit de, inler dururum, üzüntüden gözümü kapaya-mam. Sasılacak sey.. Her iki gece de uyanıgım,<br />
fakat bu iki uyanıklıgın arasındaki farkı sen gör!<br />
44<br />
Ey dönek huylu felek, türlü kötülüklerle, hile ile gönlümün rahatını kaçırdın, bana ne oyunlar<br />
ettin! Ama bir gün beni senin sofrana oturmus, ay gibi nürdan kaseler yaparken görürsün.<br />
45<br />
Ask atesinden dünyada sıcaklıklar vardır. Askın vefa sütünden cefa bile yumusar. Günesin bile<br />
utandıgı bir ay´dan utanmayan kisi, ne utanmazdır, hem ne utanmaz!<br />
46<br />
Ey günes gibi essiz olan sevgili, gel! Senin güzel yüzün olmadıkça, bag da, yapraklar da sarı<br />
sarıdır. Gel, sevgilim gel! Dünya sensiz, tozdur, topraktır. Su meclis. su nese, su zevk alemi, sensiz<br />
tatsızdır, soguktur.<br />
47<br />
Gel sevgilim, senin güzel yüzünün nüm ısıgı örtülecek, gizlenecek bir nür degildir. Senin<br />
güzelligin, erlik suyunda meydana gelmis bir güzellik degildir... Gel, sevgilim; kendini öfke perdesi<br />
içinde gizleme!.. Gel; gel ki senin güzelligin gizlenecek güzellik degildir!<br />
48<br />
Ey her agacın, her bagın, her otun yesilligi, tazelik ve baharı! Ey benim devletim, bahtım,<br />
yüceligim!.. Ey yalnızlıgım, ey sema´ım, ey ihlasım ve riyam!.. Gel; gel ki sensiz, sen olmadıkça<br />
bütün bunların hepsi sevdadan ibarettir!<br />
49<br />
Efendim, mevlam! Ben eskiden islenmis günahlara, geçmiste yaptıklarıma tövbe ederim. Telef<br />
olmus, yok olup gitmis bir asıkın özrünü kabul etmez misin Benim pismanlıgım, her ne kadar<br />
senin bol kereminden, merhametinden kendi varlıgıma yönelmek ve cömertligini incitmekse de,<br />
efendim, Allah´ım beni affet, beni affet, beni affet!<br />
50<br />
Bizi dirilten o dost, ne kadar temiz, ne kadar tatlıdır, ne kadar hostur, güzeldir... Biz insanlar,<br />
ruhlardan, gönüllerden ibaret idik, bedenlerimiz yoktu. 0 aziz dost, bedenlerimizi, ruhlanmıza<br />
konuk evi olarak yarattı. 0 dostumuz, o efendimiz, lutfeder, kerem buyurursa bizi affeder, nasıl<br />
önceden yarattıysa, gene yaratır, bizi tekrar diriltir.<br />
51<br />
Ask geldi, beni her seyden, herkesten ayırdı, beni maddî isteklerden alıkoydu, üzdü, perisan<br />
etti. Sonra bana acıdı, lütfetti ihsanlarda bulundu, beni oksadı. Allah´a sükürler olsun ki, seker gibi<br />
vuslat suyunda eritti, beni kendine kattı.<br />
52<br />
0 dost, beni sevgi ile, nazla, çesit çesit nimetlerle besledi. Etten, deri ve damarlardan<br />
dokunmus çok degerli bir kumastan arkama usta bir terzinin diktigi süslü püslü bir elbise giydirdi.<br />
Aslında, tenimiz bir hırkadır. Onun içinde bulunan gönül, süfî bir dervistir. Su gökkubbesinin<br />
içindeki bütün alem, bir ibadet yeridir. Seyhimiz de O´dur.<br />
53<br />
Seni kucaklayamadıgımdan beri aglıyorum. Aglamadan kaldıgımı gören yok! Sen canımda,<br />
gönlümde ve gözümdesin, bu sebeple unutulmamaktasın. Allah için sen de beni unutma!<br />
54<br />
Bu sendeki gurur ne kadar artacak Çesit çesit görünüsünün hayali, sende daha ne kadar<br />
sürecek .. Sübhanallah, sende sasılacak bir tavır, anlatılamayacak bir is, bir hal var. Ben sana "hiç"<br />
diyecegim ama, sen "hiç" de degılsin. Bu kendini bir sey görmen, hep senin zannın, vehmindir.<br />
55<br />
Hakk´ın nüriyle nürlanma kabiliyeti olan gönül sahibinin canı, Hakk´ın sırlarıyla dolar. Sakın<br />
benim etten, kemikten, deriden ibaret olan tenimi, o sırlardan habersiz tenler arasında sayma!<br />
Çünkü bu ten, Hakk´ın ihsan ve lütuf denizine girdi, bastan basa lütuf ve ihsan kesildi.<br />
56<br />
Allah´ı zikretmekle, degerli bir insanın degeri artar, nürlanır. Yolunu kaybetmis kisiyi zikir,<br />
hakîkat yoluna getirir. Her sabah, her aksam, her namazda, bu "La ilahe illallah" (=Allah´tan baska<br />
mabud yoktur) sözünü kendine vird edin.<br />
57<br />
Eger yasıyorsan, canın varsa, gel, orada can feda et! Oradaki sen, buraya gelmeden önce orada<br />
idin. Orası senin asıl vatanındı. Can bir nükte duydu, bir buyrukla o yerden ayrıldı, buraya geldi.<br />
Burada yüzlerce nükte duydugu, yüzlerce isaret aldıgı halde nasıl oldu da o yere dönmedi<br />
58<br />
Eger kendini, gerçek varlıgını bulmak istiyorsan, kötü huylarından, nefsanî arzularından kurtul!<br />
Kendi maddî varlıgından dısarı çık! Dereyi bırak, Ceyhun dogru gel! Felegin yükünü öküz gibi ne<br />
diye çekip duruyorsun Bir takla at, sıçra felegin üstüne çık!<br />
59<br />
Hakk yolunda ten pamugundan can esvabını ayıran o efendi Mansur idi. Aslında Mansur; "Ben<br />
Hakk´ım!" demedi, bu sözü Hakk dedi. Mansur nerede;bu söz nerede Bu sözü söyleyen Hakk idi,<br />
Hakk idi.<br />
60<br />
Gene gel! Gene gel! Her ne isen oldugun gibi gene gel! Hakk´ı tanımıyorsan, atese tapıyorsan<br />
puta tapıyorsan gene gel... Bu bizim dergahımız, evimiz umutsuzluk evi degildir. Yüz kere tövbeni<br />
bozmussan gene gel!.<br />
Tahran Üniversitesi profesörlerinden Firüzanfer merhümun Semsî 1342 (1963) senesinde<br />
Tahran´da bastırdıgı ve benim tercümeme esas teskil eden Ruba ´î Dtvanı´nda ve bendenizde<br />
bulunan baska yazma ruba´îler arasında bulamadıgım bu ruba´înin Hz. Mevlana´ya ait olmadıgını<br />
soyleyenler varsa da, Mevlana´dan bahsedilen her yerde, her toplantıda sanki bu büyük velînin<br />
baska güzel siirleri yokmus gibi hep bu ruba´i tekrar edilip durulur. Kimin olursa olsun, bu ruba´î:<br />
"Allah´ın rahmetinden ümit kesilmez. Allah bütün günahları bagıslar. Çünkü o çok bagıslayan,<br />
çok esirgeyendir." (39/53) Ayet-i kerîmenin izahından ibarettir.<br />
Hosumuza giden "Yüz kere tövbeni bozmussan yine gel!" sözü, "Ümitsizlige kapılma! Allah´ın<br />
rahmetinden ümit kesme!" manasına gelmektedir.<br />
Yoksa Hz. Muhammed(s.a.v.)´in yolundan kıl kadar ayrılmayan Hz. Mevlana, tövbeyi sık sık<br />
bozmanın Hakk´a karsı küstahlık oldugunu elbette bilmektedir.<br />
Çünkü bir hadîslerinde alemlere rahmet olan büyük ve essiz Peygamberimiz söyle<br />
buyurmuslardır: "Günah islemekte ısrar ettigi halde günahlardan tövbe eden kisi, adeta Allah ile<br />
alay etmis olur."<br />
Yahya b. Muaz hazretleri de; "Ben tövbeden sonra islenen bir günahı, tövbeden evvel islenmis<br />
yetmis günahtan daha çirkin görürüm." diye buyurmuslardır.<br />
_ran´ın yetisirdigi en büyük sairlerden Sîrazlı Hafız merhum da gönül kırmanın büyük bir günah<br />
oldugunu anlatmak için miibalagalı bir ifade ile:<br />
"Kimsenin kalbini kırma da, ne yaparsan yap! Bizim serîatimizde bundan baska bir günah<br />
yoktur." derken; "Gönül kırma da, her türlü kötülügü yap!" mı demek istemistir Yukarıdaki<br />
ruba´îyi okurken bu husüsu da düsünmek gerekir.<br />
61<br />
Rebab, îsrafîl´in nefesiyle seslenmede, feryad etmededir. Bu sebepledir ki, rebabın sesi, ask<br />
atesi ile kavrulan gönülleri diriltir. Onlara yeniden can verir, onları gençlestirir. Zamanın iyi ettigi<br />
sevgi yaralan kanamaya baslar, batıp yok olan sevdalar küçük balıklar gibi bir bir suyun dibinden<br />
yukarıya çıkarlar.<br />
62<br />
Ya Rabbî! Ya Rabbî; rebabın tesbihi hakkı için! Çünkü rebabın tesbihinde yüzlerce soru,<br />
yüzlerce cevap vardır... Ya Rabbi; yanmıs, kavrulmus gönül, yaslarla dolu göz hakkıyçün<br />
söylüyorum, biz, küpteki saraptan daha çoskunuz.<br />
63<br />
Biliyor musun, su rebabın sesi ne diyor Diyor ki: "Benim arkamdan gel;beni takip et de yolu<br />
bul! Çünkü dogruya varmak için yola çıkmıssın ama, egri bir yol tutmussun... Çünkü sormakla<br />
cevaba yol bulunur."<br />
64<br />
Bugün de her gün gibi yine harabız. Yine harab olmusuz. Endise kapısını açma! îçli feryadları<br />
ile, yanık sesiyle bize her seyi unutturan rebabı eline al, çalmaya basla! Her zerrede, her seyde<br />
kainatı yaratanın kudretini görenler ve onun ilahî güzelligini kendilerine mihrap edinenler için, yüz<br />
çesit namaz, yüz çesit rükü, yüz çesit secde vardır.<br />
65<br />
Bizim sarhos olmamız için, saraba ihtiyacımız yoktur. Meclisimizin neselenmesi için çeng ve<br />
rebab da istemeyiz! Biz gönül alıcı bir güzelin yüzünü görmeden, hos sesli çalgıcıyı dinlemeden<br />
mest olmusuz, kendimizden geçmisiz.<br />
66<br />
Bizim sarabımız, kadehsiz olarak sunulmaktadır. îçimize bir ates düsmüstür, yüregimiz yanıp<br />
tutusmaktadır. Fakat, bu gönül yangınının dumanı görülmemektedir. Ask rebabının feryadı,<br />
inlemesi gerçek sevgilimizin, gönül sultanımızın yayından, O´nun mızrabındandır. Sakın; "Bu<br />
rebabdır, bu sesi rebab çıkanyor." deme!<br />
67<br />
0 essiz, parlak incinin hayali gözümün önüne geldi. 0 anda kendimi tutamadım, aglamaya<br />
basladım. Gözyaslarım akarken içim yanıyordu. Heyecandan sasırmıstım. Gizlice gözümün kulagına<br />
dedim ki; "Biliyor musun Gelen konuk çok kıymetlidir, çok azizdir. Ona bol bol ask sarabı sun!"<br />
68<br />
Sübhanallah! Ey parlak, ey essiz inci! Seninle ben, her hususta birbirimize aykırı düsüyoruz.<br />
Ben, senin bahtınım, beni hiç uyku tutmuyor, geceleri uyuyamıyorum. Sen ise, benim bahtımsın,<br />
uykudan kendini alamıyorsun, hiç uyanmıyorsun.<br />
69<br />
Düsünme! Bos yere kafanı yorma! Kendini uykuya ver, uyu! Çünkü düsünce, gönlün ay yüzüne<br />
perde olur. Gönül ay gibidir. Düsünce bulut olur, onu örter, nürunu gizler. Bu sebeple gönülde<br />
düsünceye yer verme, düsünüp tasınmayı suya at!<br />
70<br />
Uyku geldi, göze girmek istedi fakat gözde yer bulamadı. Çünkü, göz senin sevdan yüzünden<br />
atesler içinde kalmıs, yaslarla dolmustu. Göze giremeyen uyku, bu defa gönle dogru gitti. Civa gibi<br />
yerinde duramayan kararsız bir gönül buldu, sonra o, tene dogru yol aldı, oraya yerlesmek istedi,<br />
orayı da harap, hem de çok harap gördü.<br />
71<br />
Ey uyku! Sen tadı hos, içilmesi hafif bir ab-ı hayat bile olsan, bu gece bizim yanımızda ise<br />
yaramazsın, senin bizimle isin yok. Ey uyku, basındaki saç sayısınca basın olsa, bu gece bir bas<br />
kadar ise yaramaz, kendi basını bile kasıyamazsın.<br />
72<br />
Sakî! Cananın güzel yüzü askı için, sevabına bana o toprak ve su görme-yen ask sarabından<br />
sun! Ben beden hastası degilim, hastasıyım. Ben, serbeti ne yapayım Sen bana sarap sun, sarap!<br />
73<br />
Gece geldi. Su gönüldeki yanısın acaba sebebi nedir Ben sanıyorum ki, tanyeri agardı, acaba<br />
gündüz mü oldu Sasılacak sey! Askın gözüne ne gece sıgar, ne de gündüz... Su askın gözü acaba,<br />
gözleri mi baglıyor... însanı görmez hale sokuyor.<br />
74<br />
Sen öyle güzel, öyle essiz bir varlıksın ki, gökler bile seninle neselenir, seninle güler. Hal böyle<br />
iken, eger bir insan tutar da sana asık olursa, buna sasılır mı Bu sebeple sen beni istesen de,<br />
istemesen de, ben yasadıgım müddetçe sana, kul köle olacagım.<br />
75<br />
Sen bu gece birdenbire perdeleri kaldır! Korku ve endiseyi üstünden at! îki dünyadan da<br />
tamamiyle vazgeç, onlarla zerre kadar ilgilenme! Dün sen candan ve gönülden bahsetmis, onlardan<br />
sikayette bulunmustun. Bu gece ben onları yakaladım. Canı öldürülmüs, kesilmis bir halde, gönlü<br />
de aglar ve inler bir durumda önüne bırakıyorum.<br />
76<br />
Sırlara dalanlar, sırlar içinde varlıktan kurtulanlar, bu gece, kendilerinden geçmisler, sevgili ile<br />
perde arkasında, halvette oturmuslardır. Ey yabancı varlık! Ask yolundan çekil, bu gece<br />
yabancıların aramızda bulunması bizi üzer, bize zahmet verir.<br />
77<br />
Dostların hatırı için bu gece uyuma! Gecenin kulagını tut, bük, uyuma! "Fitnenin uyuması daha<br />
iyidir." derler. Sen de bir fitnesin. Fakat senin gibi güzel bir fitnenin uyanıklıgı daha iyidir. Bu<br />
sebeple acele etme, uyuma!<br />
78<br />
Ey talihimi, bahtımı uyandıran sevgili uyuma! Ey ilkbaharın, ey giil bahçesinin rengi, parlaklıgı<br />
uyuma! Ey kanlar içen nergis göz! Bu gece zevk gecesidir, nese gecesidir, sakın uyuma!<br />
79<br />
Ey ay yüzlü, böyle bir gecede ay gibi sen de uyuma! Su dönüp duran gökkubbe gibi dönmeye<br />
basla, uyuma! Bizim uyanıklıgımız, alemi aydınlatan ısık olur, çerag olur. Sen de bir gece ısıgı<br />
bekle, onu koru, gözet uyuma!<br />
80<br />
Ey yar, senin gibi bir sevgili yoktur! Senin benzerin bulunmaz. Her is seninle yola girer, senden<br />
düzenlenir. Sen uyuma! Bu gece senin güzel nürlu yüzünden yüzlerce ısık parlayacak, etrafı<br />
aydınlatacaktır. Zaten sen bizim içimizdesin, sakın,uyuma!<br />
81<br />
Ey sevgili, yine bize yakınlık göster, dostluk et, bize yar ol! Bizi sensiz bırakma, uyuma! Ey<br />
sarhos bülbül, gül bahçesinde uyuma, garip olan, kimsesiz bulunan dostalan düsün, onları gözet,<br />
koru, uyuma! Bu gece, lutuf gecesi, bagıs gecesi, ihsan gecesidir, sakın uyuma!<br />
82<br />
Eger sonsuz bir hayat ve mutluluk istiyorsan, uyuma, dostun ask atesiyle yan, yakıl, uyuma!<br />
Yüzlerce gece uyudun, ondan ne elde ettigini, ne kazandıgını gördün. Allah için olsun bu gece<br />
sabaha kadar uyuma!<br />
83<br />
Agza sıgmayan lokmayı iste! Rüh gıdası gönül lokması ara! Kitaplarda yazılı olmayan ledün<br />
ilmini ehlinden ögrenmeye çalıs! Cenab-ı Hakk ile kamil insanların, ermislerin gönülleri arasında<br />
öyle bir sır vardır ki, Cibril bile oraya girip o sırrı ögrenemez. îste sen o sırra asina olmaya gayret<br />
sarfet!<br />
84<br />
Dînî vazifelerini yapmadan, iyj, yararlı bir insan olmadan Cenneti isteme! Hakk´a layık bir kul<br />
olmadan, onun lütfuna, ihsanına nail olmadan Süleyman mülkünü taleb etrne. Mademki, isin<br />
sonunda ecel vardır, ölüm bir gün gelip yakana yapısacaktır, hiç bir müslümanın hatta hiç bir<br />
insanın kalbinin incinmesini arzu etme!<br />
85<br />
Müskülünü çözen, seni hakikata ulastıran bilgiyi, ölüm gelip çatmadan önce iste, ögrenmeye<br />
çalıs. Aklını basına al da, su dünyayı, yani var gibi görünen yogu bırak, yok gibi sandıgın varı iste!<br />
86<br />
Bu gece, dosta kavustugum için sevinç içindeyim, pek mutluyum. Bu gece ayrılık kaygısından<br />
kurtuldum. Dostla kucaklastık, sarmas dolas olduk. Bu ugurlu, bu mes´ud anlarda gönlüme<br />
sesleniyor, diyorum ki; "Allah bana acısa da, bu gecenin anahtarı kaybolsa; ne olur; sabahın kapısı<br />
açılmasa.<br />
87<br />
Bu seher vakti esen rüzgar, Hakk asıklarının gönüllerindeki sırlara asinadır. Bu ugurlu zamanda<br />
sen de uyuma. Bu zaman yalvarma, yakarma zamanıdır, uyuma zamanı degildir! îki cihanın halkına,<br />
ilahî bir lütuf olarak ezelden ebede kadar kapanmayan dilek kapısı, seher vaktinde açıktır. Fırsatı<br />
kaçırma, yatıp uyuma!<br />
88<br />
Ansızın bir seker kamısı bitti, filizlendi, birdenbire böyle bir ab-ı hayat kaynayarak costu.<br />
Ansızın padisahlar padisahından lütuflar, ihsanlar, sadakalar gelmeye basladı... Hz. Mustafa´nın<br />
aziz ve mukaddes ruhunun sad olması için<br />
89<br />
Biz askın asıkıyız. Çünkü ask kurtulustur. Can Hızır gibidir. Ask ise ab-ı hayata benzer. Ask<br />
padisahından beratı olmayana yazıklar olsun! Hayvanın, askı besleyen, ruha gıda olan manevî<br />
tatlılıklardan, can sekerinden ne haberi olacak ..<br />
90<br />
Sıfatların sekline, rengine baglanmıs olan o ruh, Hz. Mustafa´nın nüruyla zat-ı ilahîye yükseldi...<br />
0 rüh Hakk´ın zatına dogru yükselirken, sevincinden, Hz. Mustafa´nın rühunun sad olması için<br />
salavat getirmeye basladı.<br />
91<br />
Her iki gözüm, o mahmur gözlerinden mest olmustur. Sunu anla ki, senin askından, senin<br />
elinden ben elden çıktım. Bari bana uy da sen de basını salla, peki de! Basında ask havası esiyorsa,<br />
bu haller sende de vardır.<br />
92<br />
Yarla hos geçinen kimse yarsız kalmaz. Müsterisi ile uzlasan tacir, müflis olmaz. Ay geceden<br />
ürkmedigi, karanlıgından kaçmadıgı içindir ki nürlandı.gül , o güzel kokuyu dikenle hos geçinmekle<br />
kazandı.<br />
93<br />
0 padisah, kötü huylu kullarından yüz çevirmez. Senin gibi yüzlerce kulunun suçuna,<br />
edepsizligine bakmaz. Bu sözü sen söyleme, bunu onun deniz gibi sonsuz olan lütfu söylesin. 0 öyle<br />
merhamet sahibidir ki, bizim kötülügümüzden kara seytan kaçar da, o kaçmaz!<br />
94<br />
Gönlüm beni kavgaya düsürdü, kendisi kaçtı gitti. Beni yalnız bıraktı. Can halime acıdı geldi.<br />
Fakat sevdamı görünce, o da dayanamadı, kaçtı. Bu defa ürküp Zühre yıldızı, benim feryadımı<br />
duydu, gökten yere indi, yanıma geldi. Beni atesler içinde bulunca, korktu, acele ile sazını yere<br />
bırakarak o da, kaçtı gitti.<br />
95<br />
Rüzgar geldi, bahçede içki içenlerin baslarına güller saçtı. Yar geldi, dostların kadehlerine mey<br />
doldurdu. 0 taze sünbül gibi kokan saçlar, güzel kokular satanların karına engel oldu. 0 mest nergis<br />
gözler, aklı basında olanların kanlarını döktü.<br />
96<br />
Yagmur, askla gönlü yanan, birisinin basına yagıp durmadaydı. 0 kadar çok yagdı ki, asık<br />
hemen eve kaçtı. Bu hali gören hos bir kaz, kanadını çırparak dedi ki: "Yagmuru benim üstüme<br />
yagdır, çünkü Allah benim canımı sudan yarattı, benim su ile ülfetim vardır<br />
97<br />
Sevgilim! Gönül seni anınca senlendi, neselendi. Allah´a yemin ederim ki, o neseyi, zevki<br />
saraptan almayı düsünmedi de elindeki kadehi içmeden yere döktü. Gönül sensiz kendini cansız ölü<br />
bir kalıp gibi gördü. Zaten candan kaçanın layıkı da iste budur.<br />
98<br />
Rüzgar, sevgilinin dagınık saçlarını oksayınca, ay, o güzellige hayran olur da, ona candan dua<br />
eder: "Ömrün uzun olsun!" der. Ey bana ögüt veren kisi, asktan, gönlümün aldıgı manevî zevki, sen<br />
de tatsaydın, beni bırakır, kendine ögüt verirdin!<br />
99<br />
Güzelim! Senin zaten bahanen azmıs gibi, simdi de "uykum geldi" bahanesiyle bizden kaçarsın<br />
degil mi Hosça yat, uyu! Ben seher vaktine kadar, gözümü kapamadan, senin uykuya bulanmıs<br />
nergis gözlerinden feryad edip durayım.<br />
100<br />
Senin içinde bulunan, o çok yakın dostun, sana hayat veriyor, seni yasatıyor, sana konusma,<br />
hissetme, düsünme gücü lutfediyor. Hatta, hareme, o güzel, o rühanî yerlere ulasmak ümidini de<br />
veriyor, sen son nefesine kadar onun sundugu meyi iç, çünkü o isveden degil, kereminden bunu<br />
sunmaktadır<br />
101<br />
0 nedir ki, sürete, sekle lezzet ondan gelir 0 ne seydir ki, onsuz sekil de kederlidir, bulanıktır,<br />
süret de 0 sey, bir an olur ki süretten gizlenir. Bir an olur ki mekansızlık aleminden sürete<br />
akseder, sekilde parlar, görünür.<br />
102<br />
Ey cahil nefsinin havasına uyan kisi! Ey baskalarının halinden ibret almayan! Senin bütün<br />
hayrın, su içilecek yere bir tas koymaktan ibaret. Sen istiyorsun ki, bu tastan bütün sehir halkı<br />
senin hayrına su içsinler, kansınlar degil mi<br />
103<br />
Ay yüzlü sevgilim, bugün ellerini çırpa çırpa gelmis, can gibi gelmis; can, nasıl hem apaçık<br />
meydanda, hem de gizli, görünmez ise, o da öyle gelmis. Sevgilim, kendinden geçmis, hos neseli ve<br />
aman bilmez bir halde gelmis. 0 öyle geldigi için ya, ben de bu haldeyim.<br />
104<br />
Bugün nasıl bir gündür ki, günes, hergünkü gibi parlamıyor îki misli kuvvetli parlıyor. Bugün<br />
ayrı bir gün, günlerden hiç birine benzemiyor. Bugünkü günde baska bir tecellî nüru görünüyor. "Ey<br />
asıklar, ey gönüllerini yitirmis kisiler! Size müjdeler olsun, bugün sizin gününüz diye gökten<br />
yeryüzündekilere sesler gelmede, saçılar saçılmada.<br />
105<br />
"Hayatta oldugum müddetçe, egri gitmeyeyim, dogruluktan ayrılmayayım." diye tevbe ettim.<br />
Fakat egriye, dogruya bakıyorum ve her baktıkça görüyorum ki; bütün egri de dogru da,<br />
sevgilimizin dogru ve egrisidir.<br />
106<br />
Bu evde bir ısık vardı, ne oldu Simdi nerededir 0 ısık gözde idi. Simdi gönüllerdedir. Hos bir<br />
hayal gibi geldi, gönülde oturdu, kalktı. Hayır, hayır gönülden gitmedi, hala da bizim gönlümüzün<br />
içindedir.<br />
107<br />
Ne asagıda, ne yukarıda olmayan ay, acaba nerededir Ne bizsiz, ne de bizimle olan degerli<br />
nesne, nerededir Sakın, orada, burada deme! Bütün alem onun kudretiyle, sanatıyla doludur. Ama<br />
gören nerede<br />
108<br />
Dünyada sabırsız, asıktan daha bîçare, daha zavallı kim vardır Çünkü bu ask, devasız bir<br />
derttir. Ask gamının dermanı, ne cimriliktir, ne de riyadır. Gerçek askta, ne vefa vardır, ne de cefa...<br />
109<br />
Bazı insanlar vardır ki, gamlıdırlar, bu gamın nereden geldigini bilmezler. Bazı insanlar da<br />
vardır ki, neselidirler, onlar da bu nesenin Hakk´tan geldigini bilmezler... Ne kadar solda, sagda<br />
bulunanlar, egri, dogru yolda yürüyenler vardır ki, soldan, sagdan, egriden, dogrudan haberleri bile<br />
yoktur. Ne kadar;"ben ve biz" diyenler vardır ki, onların da "ben ve biz"den haberleri yoktur.<br />
110<br />
Gayb aleminin atlısı geçti, gitti. Onun geçtigi yerden bir toz bulutu yükseldi. 0 atlı, yerinden<br />
gitti, fakat kopardıgı toz hala orada yerli yerinde duru-yor. Ey Hakk´ı ve hakikati arayan kisi, sen<br />
saga, sola bakma, dosdogru bak da gör ki o toz koparanın tozu burada, kendisi ise ölümsüzlük,<br />
sonsuzluk alemindedir.<br />
111<br />
Dediler ki: "Her tarafta, altı yönde de hep Hakk´ın nüru parlamaktadır." Halk; "Hani o nür<br />
nerede " diye feryada basladı. Gerçegi göremeyen kisi, saga, sola her yöne baktı, bir nür göremedi.<br />
Bunun üzerine, ona, dediler ki;"Bir an için olsun sagsız, solsuz olarak bak! 0 vakit, o nüru<br />
görürsün."<br />
Her zerre, aç bir insan gibi Hakk´ın sofrasına oturmus, yiyip içmededir. Bütün varlıklar, hiç<br />
durmadan, o sofrada yeseler, içseler yine de yiyecekler eksilmez. 0 sofra ebedî olarak açıktır,<br />
kaldırılmaz, oldugu gibi yerinde durur. Hal böyle iken, bu ezel sofrası basında, halk her ne kadar aç<br />
gözlülüklerinden bırbırleri ile çekisirler, kavga ederlerse de, yaratıldıkları günden bugüne kadar<br />
yedıkleri gibi, hala da yemektedirler, yine de yiyeceklerdir. Sofra kaldırılmamıstır. Oldugu gibi<br />
durmaktadır.<br />
113<br />
Ey dost, böyle yapma, bugünlerin bir de yarını vardır. lyilik de, kötülük de gün gibi görünür,<br />
meydana çıkar. Asıklık mezhebinde hainlik reva degildir. Ben dogru gideyim de sen egri gidesin, bu<br />
dogru degildir.<br />
114<br />
Birisi diyordu ki: "Güzeller güzeli bir peri var, fakat ortada yok, görünmüyor, mekandan<br />
münezzeh olan o mukaddes can acaba nerededir Nerede bulunmaktadır " Iki cihan da onun<br />
nimetleriyle orucunu bozmadadır. Fakat, agızsız, damaksız oruç bozmak ancak ona mahsustur.<br />
115<br />
Seni rüyamda gördügüm o gece geçip de gündüz olunca, gönül gündüz gibi, kavga ve gürültü<br />
ile dolar... Dün gece rüyasında Hindistan´ı görüp de ayagının bagını koparan fili tutmaya kimin<br />
kuvveti, gücü yeter<br />
116<br />
Ay yüzlü sevgilim, daima sag taraftan parlar, sag taraftan yüz gösterir, dogardı. Bir gün ona;<br />
"Sola bakmak haramdır, hatadır." dedim. Bu defa o ay;yüzlüm, sol tarafını da süsleyince, sol<br />
yönünü de nürlandırınca dedim ki; "Sol da, sag da, saglar da, sollar da hep sevgiden ibarettir. her<br />
tarafta, her yerde Hakk tecellî etmektedir.<br />
117<br />
Senin askın neden böyle hikmet sahibi, pek bilgili ve hünerli Sevgin ve sefkatin neden böyle<br />
saglam ve sarsılmaz bir halde Ask, eger hos ve güzel degilse neden onun üstüne böyle titriyorum;<br />
onu çok seviyorum Eger ask, hossa, güzelse bu feryadlar, bu sızlanmalar, bu sikayetler neden<br />
118<br />
Bana dediler ki: "Sende olan bütün bu dertlerin bu acıların sebebi nedir Bu feryadlarm, bu<br />
yaygaraların, bu gürültülerin, bu solgun yanakların sebebi nedir " Dedim ki: "Böyle söyleme,<br />
bunda yanılıyorsun. Git de benim ay yüzlü sevgilimi gör, o zaman müskülün kalmaz. Bütün<br />
bunların nedenini anlarsın."<br />
119<br />
Eger gönlün atesi yoksa, bu tüten duman nedir Eger, öd agacı yanmıyorsa bu buram buram<br />
tüten öd agacı kokusu nereden geliyor Benim bu var olusum meydanda iken, asıkın yoklugu ne<br />
demektir Mumun yanmasından pervane neden hoslanıyor<br />
120<br />
Deli oldum, divane oldum. Deli bir kisinin uyuması hatadır. Deli bir insan, uykunun yolu<br />
nerededir bilmez ki, onu bulsun da uyusun! Allah uyumaz, o uykudan beridir, arınmıstır. Sen Allah´ı<br />
o kadar düsün, o kadar sev ki Allah delisi ol; "Nerde olursan ol, ben seninle beraberim." sırrına er<br />
de, Allah´la yat,kalk...<br />
121<br />
Senın bülundugun yerde hep gam vardır, savas vardır, cefa vardır, dert vardır, elem vardır.<br />
Fakat sen kendinden geçer, Hakk´ta yok olursan, hep ´lütuf vardır, ihsan vardır, vefa vardır. Dogru<br />
olursan, neyimiz varsa senin olur. Fakat sen dogru olmasan da, kötülük yollarında yürüsen, ben<br />
senin kötülüklerini bile iyilik sayarım.<br />
122<br />
Sendeki varlıgı yiyip bitiren bu sade ates, yarının yüzlerce güzelinden, yüzlerce yakısıklı,<br />
gösterisli dilberlerinden daha iyidir, görmüyor musun 0 sehvet atesi de ne kadar safdır, ne kadar<br />
sadedir ama, o sade olan atesten ne kadar yakısıklı güzeller meydana geldi, yaratıldı...<br />
123<br />
Kimde gönül varsa, o bizim dilberimizdir. 0 simsek nereden parlar, han-gi yönden çakarsa, o<br />
bizim cevherimizdendir. Allah´ın; "Ben sizin Rabbiniz degil miyim " sorgusuna karsı "Evet!" diyen,<br />
her rühun sevgi ve heyecanını ta-sıyan mana altını, hangi madende olursa olsun, o bizim<br />
altınıınızdandır.<br />
" Bu ruba´îde A´raf Suresi 7/172-173. ayetlerine isaret vardır."<br />
126<br />
Felek, bizim kendi re´yini begenmis olan tabiatımızın kölesi degildir. Bu cebeple gönlümüzün<br />
dilegini dinlememektedir. Su varlık alemine gelip, bize vokluk sermayesi olmustur. Onun sayesinde<br />
yokluga ulasacagız. Perdelerin arkasında gizlenmis, bizi terbiye eden bir dadımız var. Aslında biz,<br />
dünyaya gelmis degiliz. Bu dünyada yasar gibi görünen, dolasan, gezen bizim gölge-lerimizdir.<br />
125<br />
Senin elinin, gözünün, ayagının iki olması dogrudur. Fakat gönül ve sevgiliyi ayrı ayrı sanmak<br />
hatadır. Bunları ayrı ayrı görmek yanlıstır. Sevgili dedigimiz varlık bir bahanedir. Aslında gerçek<br />
sevgili Allah´tır. Kim bunları bir bilmez de iki zannederse ya yahüdîdir, yahut hıristiyan...<br />
126<br />
Bu gece, öyle bir gecedir ki, bütün gecelerin rühudur. Bu gece öyle bir gecedir ki, bütün dualar<br />
kabul edilir. Bu gece, ihsan gecesidir. Bu gece bagıslarda bulunma, nimetlere erme gecesidir. Bu<br />
gece, Hakk´ın sırlarına mahrem olanın gecesidir.<br />
127<br />
0 öyle bir güzeldir ki, yüzünün sevdasından arsa kadar velveleler yükseliyor. Gönülde paha<br />
biçilmez güzelligi için, yanagının pazarından akseden güfültüler duyuluyor. Onun sarap testisinden<br />
canın avucundaki kadehe sarap konurken hos seda çıkmaktadır. Gönlün boynunda onun<br />
saçlarından örülmüs gibi baglar var.<br />
128<br />
Asıkların bu naraları zevk ve nese mumunun yüzündedir. Sasılacak sey su ki, mum geldi,<br />
yanıyor, fakat pervaneden eser yok, görünmüyor. îste bu mum, öyle bir mumdur ki, gündüzden de,<br />
geceden de üstündür. Ey can; kos, kos ki, gönül mumu can istiyor.<br />
129<br />
Ey gece! Sen nasıl bir gecesin ki gündüzler sana kul, köle kesilmistir Sen bir denizsin, canın<br />
canı ise, senin dalgalarının geceleyin gösterdigi bir alevindir, bir korundur. Senin basındaki o ask<br />
atesi, o fitne, o afet, bu gece, alev alev yanmada ve ısıklar saçmadadır.<br />
130<br />
Zamanın devri gelip geçmesi; ve bu ab-ı hayat çesmesinin hasreti beni öldürdü sanma!.. însanı,<br />
can düsmanının öldürmesine sasılmaz, benim asıl sasırıp kaldıgım sudur ki: Beni düsmanımın degil<br />
de, canımın canının öldürmesidir.<br />
131<br />
Kanlı yaslarla dolan, gama es olan, arkadas olan bir gözden sen, uyku umma, onu uyur sanma!<br />
Böyle bir göz nasıl uyuyabilir Ondaki bu uykusuzluk halinin geçecegini sanarak, ona; "Uykusu<br />
gelince uyur." diyen kisi! Sen asktan habersiz oldugun için böyle söylüyorsun.<br />
132<br />
Ben tövbeyi ne yapayım Nasıl tövbe edeyim ki, benim tövbem senin sayendedir, senin<br />
lütfunladır Tövbenin bütün aslı, bütün hasılı senin sermayendir. Huzurunda tövbeden daha büyük<br />
bir günah olamaz. Senin büyüklügüne layık tövbe nerede Böyle tövbeyi kim yapabilir<br />
133<br />
Ben seninim, benim isteklerimi yerine getirmen, her hususta beni memnun etmen gerek. Çiinkü<br />
bu sehirde herkes senden ve benden bahsetmektedir. îster gönlünü katılastır, bana sert davran,<br />
ister yumusak ol, beni oksa.. Ne olursan ol, ne sekilde hareket edersen et, ben senin o katı<br />
gönlünden el çekmem, çünkü seni seviyorum.<br />
134<br />
îsteklerimi yerine getirmen, çaresiz gönlümü memnün etmen lazımdır. Çünkü bu sekilde,<br />
herkes senden ve benden bahsetmektedir. îster gönlünü katılastır, bana sert davran, ister<br />
yumusak ol, beni oksa... Sert bir kayanın içinden fıskırıp çıkan tatlı bir kaynak gibi akacak, bana<br />
geleceksin.<br />
135<br />
Sevgilim! Senin askında bas vurdugum her hile hiçe gitti. Senin için bos yere kan agladım,<br />
yandım, yakıldım, acılar çektim; çektiklerimden haberin bile olmadı, bütün bunlar sensiz, hiç olup<br />
gitti. Bana verdigin ızdıraba, düsürdügün derde hiç bir yüzden, hiç bir kimsedenbulamadım.<br />
Aslında, kim bana derman edebilir ki, benim çektigim derd de bir hiçten ibarettir.<br />
136<br />
Sana, gamına ortak bir yar oldugu ümidini verenin sözü yalandır. Sakın bu yalana kanma! 0,<br />
seni kandırmak için dil dökmededir, sevinç gününde, iyilik ve varlıklı gününde bütün cihan senin<br />
dostundur. Fakat, gam gecesinin dostu pek azdır.<br />
137<br />
0 kimseye ki, Allah senin gibi çok güzel bir sevgili lütfetti, ona kararsız, huzursuz bir gönül, bir<br />
can verdi... Öyle bir kisiden sakın bir is bekleme, bir istekte bulunma. Çünkü, Cenab-ı Hakk, ona<br />
bambaska, hiç bir ise benzemeyen, görülmemis bir is vermistir. Onu, askla vazifelendirmistir.<br />
138<br />
Mademki etrafımızda bulunan kisileri görmedeyiz, su halde biz yalnız degiliz, tek bir fert<br />
degiliz. Biz bu gerçegi anlamıyor da, sayılara takılıp kalıyoruz. îyiden de, kötüden de haberimiz var,<br />
onları da duyuyor, anlıyoruz. Aslında bu anlayıs, bu idrak bizim için kötü bir haldir. Bu duygular<br />
yüzünden, benlikten kurtulamıyor, kendimizden geçemiyoruz. Kendinden geçmeyen gönül ayak<br />
altındadır, iskencededir.<br />
139<br />
Bugün bir ben varım, bir de elimdeki sabah sarabının kadehi var... Düsüyorum, kalkıyorum,<br />
sarhos sarhos dönüyorum. Servi boylu sevgilimle ben mestim, kendimden geçmisim, alçalmısım,<br />
ondan baska bir var, bir varlık kalmasın diye, ben yok olmusum.<br />
140<br />
Bir can ki, ask-sarabını ötelerde, ezelde, rüh aleminde içmistir; o güzel yüzlünün hakikat<br />
bagının üzümünden yapılmıs mana sarabını tatmak saadetine ermistir. 0 bag, o mutlu canın<br />
bogazına sarılır da der ki: "Ben, onun kanını dökerim, çünkü, o bizim kanımızı içmistir."<br />
141<br />
Ey can sakisi, mutribimize ne oldu Neden hos bir ahengle çalmıyor Onun güzel nagmelerinin<br />
yolunu kim kesmis Mutrib bilir ki, askın iyisi de var, kötüsü de. Askın iyisine de, kötüsüne de<br />
mutribin yardımı vardır.<br />
142<br />
Bize dost olan bir can vardı, o can bize yabancı oldu. Hekim olup hastalıkları iyi eden akıl da,<br />
deli divane oldu. Padisahlar, bütün hazineleri yıkık yerlere, viranelere, gömerler. Bizim viranemizse<br />
(yıkık gönlümüzse) dostun hazinesinden ötürü virane olmustur. Dostun ilahî emanetine<br />
dayanamamıs,yıkılmıs, bu hale gelmistir.<br />
143<br />
Gece gözü görmeyen gam, niçin bana sarılmıs, yakamı bırakmıyor Acaba, o kör müdür, yahut<br />
beni mi kör sanıyor Aslında ben gokteyım, su balçıktan yaratılmıs fanî cismim, benim aksimden,<br />
gölgemden ibarettir. Suya akseden yıldızı, bir kimsenin sudan çaldıgı müdür<br />
144<br />
Seni zahir gözü ile, bas gözüyle gören, mananı görmeyen, gülünç olmustur. Seni kendisiyle<br />
kıyaslayan yoksulun gözlerinde ne dikenler vardır, ne dikenler...<br />
145<br />
Günesle ısınan, atesler yagdıran toprak, yemyesil olur. Çiçeklerle, çimenlerle süslenir. Hele,<br />
bahusus o toprak ki, söz söyleyen, uyanık olan toprak olursa... 0, neler nelerle süslenmez. Geline<br />
benzeyen su topragın, kendini süsleyenden haberi yoktur. Ne de hos, tuhaf habersizlik! Kendini<br />
süsleyenden, uyandırandan haberi yok.<br />
146<br />
Geceleyin yürü, gece, sırlar rehberidir, herkes uyurken, ilahî ask sırları, mana zevkleri gönle<br />
gelir. Çünkü geceleyin gönlün kapılan açılır, yapılan isler, yabancıların gözlerinden gizlenir.<br />
Geceleyin, gönlümüz ask ile,gözlerimiz ise uyku ile karısmıs oldugu halde, bizim yarin güzel yüzü<br />
ile isimiz vardır, bulusmamız vardır.<br />
147<br />
Bagda, bahçede görülen selviler, güller, aslında o sevgilinin, o güzelin boyunun, yanaklarının<br />
aksidir. Düsüncem; rüh aleminde verilen ezelî ikrarla mest olmustur. 0 ikrarın zevki ile yalnız ben<br />
mest degilim, bütün insanlardan bir tane bile ayık varsa, ben imansızım.<br />
148<br />
Benim bagımda bahçemde görülen selviler, güller aslında o sevgilinin, o güzelin boyunun,<br />
yanaklarının aksidir. Billah sevgilim! Senin ikrarın olan o ada yemin ederim ki, bugün benim bir<br />
damarım bile kendinde degildir.<br />
149<br />
Benim bu gecem pek zayıftır, bitkindir, inlemektedir. Bu gece, sırların düzenlendigi, açıklandıgı<br />
bir gecedir. Sırlardan bahsettim; benim gönlümün bütün sırları, sevgilinin hayali, baska bir sey<br />
degil. Ey gece! Çabuk geçme, bizim seninle isimiz vardır.<br />
150<br />
Ayna gibi olan su gökyüzü, dönüp durdukça, askın gönlünden kan dalgaları cosup<br />
kabarmaktadır. Kan dalgaları, bir gün geliyor, görünüyor, bir gün gelmiyor, görünmüyor, fakat<br />
gönlün içindeki dalgalara gece ve gündüz sükünet yoktur.<br />
151<br />
însaf et, ask güzel bir istir. O´nun bozulması, güzelligini kaybetmesi, tabiatın kötü niyetli<br />
olusundandır. Sen, kendi sehvetine, ask adını koymussun, halbuki, sehvetten kurtulup, aska<br />
ulasabilmek için çok uzun yollardan geçcek<br />
152<br />
Ben, bir dagım, sesim, sözüm, yarin sadasıdır, yarin sözüdür. Ben bir resimim, benim ressamım<br />
o güzeldir. Sen sanıyorsun ki, konustugum zaman agzımdan çıkan sözler, benim sözümdür. Hayır;<br />
anahtar kilide sokulur da açılırken ses çıkarır ya, iste benim sözlerim böyledir.<br />
153<br />
Sevgilim, ne dersem diyeyim, senin gamın, hepsinden de beter... 0 gönlün zahmeti, agrısı, tenin<br />
atesi, hastalıgı, kalbin yanısı, kavrulusu, her hangi bir¦ sey, yenildikçe azalır. Fakat senin gamın<br />
öyle degildir. Ben senin gamını ne kadar yesem, eksilmek söyle dursun, o daha ziyade artar.<br />
154<br />
Gönlüm, gamınla her gün biraz daha sızlıyor, biraz daha inliyor... Sevgilim, merhametsiz<br />
kalbim, her gün benden biraz daha bıkıyor... Gamından biz vazgeçtik, ama gamın bizden<br />
vazgeçmedi. Gerçekten de, gamın senden daha vefalı imis.<br />
155<br />
Asık suratlı günde, bulutun gözü yaslıdır. Bulutun bu aglayısı, yaprakların, meyvelerin gülüsü<br />
içindir. Çocukların oyunları, neseleri, gülüsmeleri de,annelerinin, babalarının çalısıp<br />
çabalamalarından, geçinmelerini saglamak için didinip yorulmalarındandır.<br />
156<br />
Ey Yüsuf, senin için kurtulus yeri; babanın evidir. Ovalar, kardeslerinin vanı, ölümlerle,<br />
tehlikelerle doludur. Kurtla anlas, arkadas ol fakat, sakın hasetçilerle oturup kalkma, çünkü haset<br />
kurdu, daglarda bulunan kurttan beterdir.<br />
157<br />
Ey la´l, ey akik, ey inci, ey mana denizi, ey saglık, esenlik! Yerden, yurttan vazgeçmissin, fakat<br />
mübarek ayagını, hakikata saglamca basmıssın, Hakk yolundan dönmüyorsun. Ey rühlann efendisi,<br />
ey rühlara rüh katan! Ruhu da, gönlü de yasatan aziz varlık! Geç gelmissin, geç gelmen de<br />
kutludur, sana yarasır.<br />
158<br />
Perde arkasına gizlenmis olan o sevgilinin canına, basına and olsun ki, sevgiliyi bizden<br />
saklayan, bize göstermeyen bu perde, perde degildir; aslında yar, perde arkasında degildir, perde<br />
yırtılmıstır. Sevgili, ister perde arkasında olsun, ister perdeyi yırtıp görünsün, sen onun niyaz<br />
kapısını çal, yalvar, yakar;sunu iyi bil ki, sevgilinin kapısı, onu senin gözünden gizleyen perdelerin<br />
ar-kasındadır.Bu, Peygamberimize hitap olsa gerektir.<br />
159<br />
Bir kisi aklına güvenip, düsüncelere kapılarak Hakk´ı inkar ederse, onun, inkarı da Hakk´tandır,<br />
Hakk´ın yazısı iledir. Fakat inkarcının bu hakikattan haberi yoktur. Sevgiliye dedim ki: "La´l<br />
dudaklanndan bana verilecek bir sekerj var mı " "Yok!" dedi, fakat bilmedi ki, onun "yok" demesi<br />
de bir sekerdir.<br />
160<br />
Ayagının bastıgı toprak baslara tac olan o padisaha dedim ki: "Senin ayrılıgın ölümümden<br />
beterdir. îste su sararmıs yüzüm benim sahidimdir." Padisahım bana; "Yürü git!" dedi, "Ask<br />
yüzünden sararmıs, altına dönmüs bir yüzün sikayete ne hakkı vardır "<br />
161<br />
Zahirde, batında; hayır, ser ne varsa, hepsi Allah´ın hükmünden, kaza kaderindendir. Ben<br />
gayret sarf ederim, çalısır çabalanm, fakat kaza bana d ki; "Senin elinde olmayan, senin<br />
yapamayacagın baska bir is var. 0 isten ser haberin yok."<br />
162<br />
Senin askın yüzünden tehlikeye düsmüs, felakete ugramıs olan bir can için, bilgisizlikleri,<br />
irfansızlıkları sebebiyle, ona acıyanlar, aglayanlar, feryat edenler vardır. Aslında o asık canın<br />
yüzünde, onun mutlulugundan haberdar olan binlerce belirtiler vardır, göz onu görür, fakat gerçegi<br />
anlayamaz.<br />
163<br />
Asıkların meclisindeki durum baskadır. Bu ask sarabındaki mahmurluk da baskadır...<br />
Medresede ögrendikleri o ilim baska bir is, ask gene baska bir istir.<br />
164<br />
Bizim basımızda baska bir himmet, baska bir is vardır. Bizim güzel sevgilimiz, baska güzellere<br />
benzemeyen bambaska bir güzel. Allah´a yemin ederim ki, biz yalnız ask ile de kanaat etmeyiz, askı<br />
da yeter bulmayız. Bizim bu sonbahardan sonra gelecek baska bir baharımız vardır.<br />
165<br />
Sendeki bu süzgün bakıs, baska bir nurdandır. Sendeki bu tefekkür, bu düsünceler, baska bir<br />
hale, baska bir mertebeye geçisindendir. Agız oynatarak yutkunman onun tatlılıgından ise de,<br />
zevkle el çırpısın baska bir sevdadan, baska bir coskunluktandır<br />
166<br />
.Bu bahar mevsimi deyil baska bir mevsimdir. Her gözdeki mahmurluk, baska bır bulusma<br />
neticesidir. Her ne kadar bütün dallar, rüzgarların tesiriyle sallanıyor, oynuyorlarsa da, aslında, her<br />
dalın kımıldanısının bir sebebi vardır.<br />
167<br />
Bizim bu dilden baska bir dilimiz vardır. Cehennemden, cennetten ayrı baska bir yerimiz vardır.<br />
Hür gönüller, baska bir canla dirilirler. Onların o tertemiz cevherleri baska bir madendendir.<br />
168<br />
Senin sesin, Sur´un üflenmesinden bir armagandır. Bu yüzdendir ki o, ask hastası olan her<br />
gönlün kuvvetidir, gıdasıdır. Sen sesini yükselt ki, her nerede amir, her nerede memur varsa, hepsi<br />
sana karsı alçalsınlar, kul, köle olsunlar.<br />
169<br />
Ey dar fikirli, düsüncesi baglanıp kalmıs kisi! Senin ayagın da bagdan kurtulmus degildir. Sen<br />
de gördün ki, hareketlerimiz, gidis gelislerimiz adeta bir sır! Fakat su da bir hakikat ki, harekette<br />
bereket vardır. Hareketle, gezip dolasmakla (yakîn) tutuklugu, manevî sıkıntı gider, insan<br />
genisler, ferahlıga kavusur. Kaynak suyu, ırmak suyu hareket ettikleri için, durgun sulardan üs-tün<br />
tutulurlar. Akan sular çer çöpü alır götürür, üstlerinden atar, arınırlar.<br />
170<br />
Cihanı aydınlatan o yücelik, o güzellik, neseye, zevke aydınlık veren gizli yüz, bugün mademki<br />
bizımle beraberdir, biz ona sımsıkı sarılalım. Dün geçti evvelki gün de geçti, bugüne bakalım.<br />
Çünkü, gün, bu gündür..<br />
171<br />
Sevgilimiz her ne kadar, yumusak huylu oldugundan çok cefalar çeker, çok sıkıntılara<br />
katlanırsa da, asıkların aglayıp inlemeleri de hostur. Aslında asıkların tenleri sıtmaya yakalanmıs<br />
hastalar misali tir tir titrerse de, canları, gül bahçesi gibi güzel kokular yayarak güler.<br />
172<br />
Gönül, isrete oturunca, seni yad etti de saki olan kadehi aldı, yere attı, kırdı. Sonra perisan bir<br />
halde costu, dısarıya fırladı. 0 ne kendini kaybetmis mest bir halde idi, ne de aklı basında uyanık<br />
bir halde idi... Etrafa; "0 delirdi, divane oldu." diye bir ses yayıldı.<br />
173<br />
Ey benim gönlümün içinde oturan! Gel, gönülde oturma vakti, geldi. Ey tövbe bozan! Gel<br />
tövbeyi bozma zamanı geldi. Ey böyle güzel, hos renge giren, gül renkli sarap! Gel, gül gibi elden<br />
ele gezmek vakti geldi.<br />
174<br />
Bensiz, bizsiz oldugu halde hos olanın, benlikten kurtuldugu için mutlu olanın kulu, kölesiyim.<br />
Sikayet etmeden, kimseye yük olmadan, kendi acıları basbasa kalarak yalnızlıktan hoslanan kisinin<br />
gamı ile arkadasım. Sevgılinin vefakarlıgı ne kadar hostur Onun vefalarında da ne zevkler vardır "<br />
diye sordular, onlara dedim ki: "Onun vefalarından haberim yok, bence onun nazları, cefaları<br />
hostur.<br />
175<br />
Gönül, bizi bıraktı da, kalktı, bensiz, bizsiz oldugu halde hos olanın, benlikten kurtuldugu için<br />
mutlulugu elde eden birinin yanına gitti. Aslında gam hos bir sey degildir. Fakat, sevgilinin verdiği<br />
ızdıraplar, gamlar çok tatlıdır, çok hostur. Sevgili, can almak istiyor. Ben, istedigini hemen yerine<br />
getirmeyecegim. Canımı bir kaç gün vermeyecegim. Fakat sevgilinin ugrunda canın, can vermenin<br />
ne önemi var Asıl önemli olan, hos olan sey, onun istedigidir, edasıdır.<br />
176<br />
Sevgilinin yalnız gülüsü, yüzü güzel degildir, onun öfkesi de, hiddeti de, katı yürekliligi de, kini<br />
de, sinsiligi de güzeldir... Benden basımı istedi. Versem de, vermesem de bu önemli bir sey degil!<br />
Sevgilinin ugrunda basımın ne yeri¦ vardır Yalnız onun isteyis tarzı, edası pek güzeldir, pek<br />
hostur.<br />
177<br />
Sen cansın, sen cihansın. Cihan, ancak seninle hostur. Sen beni yaralasan mızragının tenimde<br />
açtıgı yara, senin açtıgın yara oldugundan benim için bir lütuf olur. Avucuna aldıgın bir toprak<br />
parçası bile, bir kimya madenidir Hulasa; hos olmayan her sey, seninle hostur, güzeldir.<br />
178<br />
Su yeryüzü, cansız, aklı fikri yok sanmayasın diye tavsan uykusuna yat mıs uyur gibi görünüyor,<br />
halbuki, o uyanıktır, canlıdır, o da senin gibi kendi hayatını yasamakıa, Hakk´ın kendisine verdiği<br />
vazifeleri yapmaktadır. Görmez misin Ocakta ates üstünde kaynayan tencerenin agzına binlerce<br />
köpük yükselir durur. 0 köpükleri gören halk tencerenin kaynadıgını anlar. Su yeryüzünün<br />
kalbinden fıskırıp çıkan çesitli renkli çiçekler, sayısız bitkiler, agaçlar neyi ifade eder<br />
179<br />
Kendi kusurunu gören, kendi benligini yok etmeye ugrasan her dervisi, hayal pesinde kosuyor<br />
sanma! 0 hos gidislinin otagının bulundugu yer, varlıktan da, mekandan da ve bütün alemden de<br />
ileridir.<br />
180<br />
Dediler ki: "Baga gel, bahçeye gel, orada eglence var, zevk var, ferahlık vardır. Orada ne<br />
gezme, dolasma, yorgunlugu var, ne de kuzgun sesi... Halbuki, benim gönlümün içinde, boyaları<br />
çok güzel kullanan büyük bir ressam var ki, çiçeklerin, bagların, asmaların rengini çok hos bir<br />
sekilde boya-maktadır. 0, öyle essiz bir sanatkardır ki, bir kuzgunun kanadında bile yüzlerce bag ve<br />
bahçelerin rengi vardır.<br />
181<br />
0 nedir ki, semalara seref ondandır 0 nedir ki, o gidince degerli bir seyin oradan eksildigi belli<br />
olur Meclis bozulur, nesesi kalmaz Semalarda duyulan manevî zevkin, rühanî sevkin neyden,<br />
defden olmadıgı anlasılsın diye, gizlice gelir, gizlice gider.<br />
182<br />
Kadehinin nakısları ask olan bir sarapla mest olmusum. Öyle bir at üstündeyim ki onun agzına<br />
ask gemi vurulmustur. Benim ay yüzlü sevgilimin askı az bulunur asklardan degildir. 0 çok büyük<br />
bir asktır. Fakat, ben aska köle olanın degil de, askı kendisine köle yapanın kulu, kölesi olmusum.<br />
183<br />
Ask geldi, tövbeyi bir sise gibi kırdı. Sise kırıldıktan sonra, onu kim eski haline getirir Kim<br />
onarabilir Kıngı eski haline getirecek, onaracak biri varsa, yine asktır, askın tövbe sisesini kınp<br />
onarmasından nasıl kurtulabiliriz, nerelere kaçmamız gerek<br />
184<br />
Ayrılık, her ne kadar ümidin belini kırsa, ızdıraplar, cefalar isteklerın. emellerin ellerini baglasa<br />
da, Allah sevgisi ile mest olan asıkın gönlü, ümitsizlige düsmez, Hakk´tan ümidini kesmez. însanlar,<br />
gayret ettiklerine muhakkaki ulasırlar, her ne süretle olursa olsun, kapalı bir kapıyı, himmetle<br />
açarlar.<br />
185<br />
Sevgili kucagında, ask sarabı elinde, kendini kaybetmis bir halde, elest n,ecSen çıktı geldi...<br />
Ben, ask sarabmm sütünü ıçerken. akıl bana; Ey askatapan,afiyetolsun."diyordu.<br />
186<br />
Su toprak bedenim, gönlün kadehidir. Piskin ve olgun fikrim de, gönlün henüz olmamıs ham<br />
sarabıdır. Su zavallı bilgi kınntılarımızın hepsı gonul tuzagının yemidir, bugdayıdır. Bu sözleri ben<br />
söyledim sanma, bu sozler go-nülden gelmektedir.<br />
187<br />
Derler ki: "Bilgiler, fenler, hünerler sahibi Akl-ı Küldür. Su bas asagı göge sermaye veren, onu<br />
kuran, onu döndüren, sasmaz kanunlarla onu idare eden Akl-ı Küldür. 0 aklın ki aklı vardır. o, Akl-ı<br />
Külden bir cüz´dür. Eger, akıldan akıl giderse, iste böyle akıl, o vakit Akl-ı Küldür."<br />
188<br />
Askta, her ne kadar evvellik içinde evvellik varsa da asıl evvellik, o evvellikten daha evveldir,<br />
daha eskidir... Yokluk evi olan §u dünyada, bir çok varlar, varlıklar görünmektedir. Halbuki<br />
gözlerimizi iyice ogusturur da bakarsak,çogu yoktur, yok! Dünya, var gibi görünen bir yokluktur.<br />
189<br />
0 mest dilber, ansızın kapımdan içeri girdi. Elinde bulunan, la´l renkli sarap kadehinden içerek<br />
oturdu. Onun güzel saçlarını görmekten, onları tutup, hayranlıkla oksamaktan ötürü yüzüm bütün<br />
göz kesildi, gözlerim de, bakıslarım da, bütün el oldu.<br />
190<br />
0 mest dilber, her gün yeniden yeniye, yeni güzel bir sîma ile gelir. însanın aklını, fıkrini bozan<br />
fitnelerle, fesatlarla dolu bir kadehi elinde tutarak bana gösterir... Ben ne yapayım Eger o kadehi<br />
alsam akıl testisi kırılacak, aklım basımdan gidecek; almasam, bilmem ki, o güzelin elinden nasıl<br />
kurtulurum<br />
191<br />
Sarhos bir halde, o güzel ayaklar sultanın harem dairesinde yürür dururdu. 0 nazik eller<br />
gülbahçesinde güller devsirir, desteler yapardı. Ecel tuzagı agzını açıp kapayınca o eller kesildi, o<br />
ayaklar kırıldı.<br />
192<br />
Sevgilimizi sevindiren, her canın bası, daima neselidir, gönlü daima güler... Öyle bir güzellik,<br />
öyle bir lütuf cana göre degildir, cana nisbet edilemez. canda olamaz. Yavas söyleyeyim, bunlar<br />
olsa olsa canandadır.<br />
193<br />
Senin heveslerinin, isteklerinin üzümü bitmis, sarhos gibi asmanın dallarına yapısmıs, sallanıp<br />
durmada. Eglence dalı, bir ogula gebe kalmıssa, o eglenenlerin, zevke dalanların göz bebegi olur.<br />
194<br />
Bütün arzulardan, isteklerden vazgeçebilirim, üstüne düstügüm her sey-den, herkesten<br />
kopabilirim. Ancak canımıza can olan aziz varlıktan imkanı yok ayrılamam. Birinden ayrılan kayan<br />
herkes, senin için ayrılır. Fakat senden bir an bile kim ayrılabilir Buna imkan var mı<br />
195<br />
Ne seninle rahat, düzenli bir sekilde bir an bile oturabiliyorum, ne de sensiz bir an yasamama<br />
imkan var. Düsünce, bu hadiseden bası döndü, ser-semlesti. Hayır, bu hadise degildir, dermanı<br />
olmayan bir derttir.<br />
196<br />
Senin sevgi gammın diyarında sabır ferman, emir dinlemez. Göz senın için yas döküyor, onda<br />
sabra karsı mahrumiyet vardır. Gönül de, senın der-manı olmayan dertlerini çekmektedir. Ben<br />
sikayetçi degilim, seni çok sevdigim için bunların hepsine razıyım. Bu sözleri sadece dilim<br />
söylemiyor. Bu sozleri gönlüm söylüyor, bu sözler candandır.<br />
197<br />
Geceye dedim ki: "Seni aydınlatan ay´ı seviyorsan, ona imanın varsa, bu çabucak geçüp gitmen<br />
ona vefasızlıktır, sevgi noksanlıgıdır. Gece, yüzünü bana dönerek söyle bir özür beyan etti: "Bizim<br />
ne günahımız var Askın sonu yok ki."<br />
198<br />
Geri gel, sevgili sözünde durmaktadır. Yüz defa oldugu gibi yine de senin sevginden<br />
vazgeçmedi. Senin bir tek canın oldugu halde sevgide vefalısın. Ya o canın, canının canı nasıl olur,<br />
ne yapar<br />
199<br />
Bu gece, o sonsuz devlet gecesidir, saadet gecesidir. Bu gece, gece degildir, Allah´ı arayanların<br />
dügün günüdür. 0 güzel varlık, bir diyenlere, tevhid ehline es olmustur. Bu gece, güzel yüzlülerin<br />
yüzlerini örten, gizleyen bir duvak olmustur.<br />
200<br />
Yol ne kadar uzun, sonsuzsa da, sen o Hakk yoluna ayagını bas. Çünkü o yola uzaktan bakmak,<br />
insan olmayanların isidir... Bu yolu gönül diriliginden elde et! Zira, gönül diriligi insanın, ten diriligi<br />
ise hayvanın sıfatıdır.<br />
201<br />
Bir ömürdür ki can benligini terk etmis bir kisinin kulu, kölesi olmustur. Bu yüzdendir ki,<br />
dünyada bulunan erkekler de, kadınlar da onu parmakla gösteriyorlar. Candan, cihandan<br />
vazgeçmek zor degildir. Sevgilim asıl zor olan sey senin mahallenden kalkıp gitmek, senden uzak<br />
düsmektir.<br />
202<br />
însaf et, bu kadar gönül kıran, o acı sözler, bu güzel agıza hiç yakısır mı Su var ki, sevgilinin o<br />
latîf, o tatlı dudaklarından hiçbir zaman acı söz çıkmaz. Fakat onun gönül kıran acı sözler<br />
söylemesi, benim kendi acı bahtındandır.<br />
203<br />
Artık bildim ki, ask benden ayrılamaz, bana baglanıp kalmıstır. Onun örtülmüs saçları benim<br />
elimdedir. Dün, her ne kadar ben kadehin sarhosu idiysem de, bugün öyleyim ki, kadeh benim<br />
sarhosumdur.<br />
204<br />
Sevgilimin bana karsı olan ahdinde, vefasında, gösterdigi ilgisizlikten otürü, gece ve gündüz<br />
gözlerimden kanlı yaslar dökmek adetim oldu, o bir "aska sevgili, benden vazgeçmis, rahat rahat<br />
oturuyor. Ben ise, aptallar gıbi oturmusum; o, benim sevgilimdir deyip duruyorum.<br />
205<br />
Dedim ki: "Gönlüm benim aletımdir, edevatımdır. Rebab gibi benimle aynı seste, aynı<br />
terennümdedir." Ben bu gonlümü, kendime dost sanıyordum, meger, bu gönlüm, baska birinin<br />
dostu imis, haberim yok.<br />
206<br />
Sevgilim, senin sayende gönlüm güllerle, yaseminlerle dolu. Senin lutfuna, ihsanına nail olmus<br />
benim gibi kim var Candan ve cihandan vaz geçmek zor degildir, asıl zor olan sey, senin<br />
mahallenden ayrılmak, senden uzak düsmektir.<br />
207<br />
Tenimin her cüz´ünde sevgilimin bir belirtisi vardır. Vücüdumun her parçası sevgilimin bir dili<br />
gibidir. Ben sanki bir çeng olmusum da onun güzel gögsüne dayanmısım. Bendeki bu inleyis, bu<br />
feryad sevgilimin parmaklarındandır.<br />
208<br />
Ayagının bastıgı toprak, canımın saadetidir. Toprak, onun ayakları altında çignendigi için<br />
bastan basa gül olmustur. Yasemin olmustur. Sevgilim, ayagını bastıgın yerler sana meyveler verir,<br />
çiçekler, çimenler bitirir. 0 ayagını bastıgın topraktan, yüz nasıl kaldırılabilir<br />
209<br />
Kavusma, bulusma zamanında güzel yüzü, benim gülen bir gülümdür. Ayrılık anında, hayali<br />
benim gönlümdür, imanımdır. Gönül benimle, ben de gönülle hep kavga ediyoruz, bir türlü<br />
barısamıyoruz. Her birimiz, "0 güzel senin degil, benimdir." diyoruz.<br />
210<br />
Güzelligin, sevimliligin sultanı benim o düzgün endamlı ay yüzlümdür. Su deli gönlüm, onun<br />
ask zincirine vurulmustur... Ben o ay yüzlümün kapı-sının topragını gönül kanıyla sulamaktayım.<br />
Halbuki onun kapısının topragı, kanımdan daha kıymetlidir, daha degerlidir.<br />
211<br />
Sevgilim, senin yüzünün günesi göklere sıgmaz. Çünkü güzelligin, dille anlatılacak bir güzellik<br />
degil. 0 bambaska bir güzellik... Senin askın, cana, cihana sıgmazken, sasılacak bir seydir ki, geldi,<br />
benim içime, benim gönlüme sıgdı, gönlümü kendine yer edindi.<br />
212<br />
Yerde ve havada olan her zerreye iyi bak ki onlar da bizim gibi bir kudretin meftunu ve<br />
mecnünudur. Neseli, nesesiz; iyi, kötü her zerre, essiz bir gönlünü kaptırmıs, dönüp durmaktadır.<br />
213<br />
Sevgili zariftir, naziktir; günahı budur. Güzeldir, latîfdir, hostur; günahı budur. Acaba hangi<br />
ayıbımı gördüler de ondan kaçıyorlar ... Onun ayıbı yoktur, afîftir; günahı budur.<br />
214<br />
Eger sevgiliye kavustunsa, baglı, bahçeli cennet budur. Eger ayrı düs-tünse cehennem, ates<br />
budur. Ask kadimdir, ondan önce hiçbir sey yoktur. Fakat ask, cihanda örtülmüs, bir sır olarak<br />
kalmıstır. Ne gariptir ki, örtülü olan kendini örteni meydana çıkanyor, ask Allah´ı buluyor; oyun,<br />
saka iste budur.<br />
215<br />
Benim yasadıgım müddetçe sanatım, isim, gücüm budur. Avcılıgım, avlanmam, avım budur.<br />
Günüm, zamanım budur. Rahatım, kararım, gam ortagım budur.<br />
216<br />
Ey gönül, bir sen varsın, bir de O´nun derdi var. O´nun dertlisi olmak ne hostur. O´nun derdi,<br />
senin dermanındır. Bu sebeple O´nun verdiği, ızdırabı, çek, sakın sikayet etme, sızlanma. O´nun<br />
takdiri, onun femanı, budur. Maddî arzularını ayak altına alırsan, o zaman, nefsin köpegini<br />
öldürürsün ki asıl kurban da budur.<br />
217<br />
Gözümden uzaksın, bakıs ve görüsüm sana varamıyor. Sebebi su: Bizim gözlerimiz hala süreti<br />
görmekte, renk ve sekil üzerinde durmaktadır. Senin vüzünü görmeye, cemalini müsahede etmeye<br />
ehliyeti, kabiliyeti yoktur. Fakat böyle olmakla beraber gönül senden kendini nasıl çeksin Sen<br />
cansın, can da tatlıdır.<br />
218<br />
Ölümde, adalet ve din ehline bir baska hayat vardır. Ölümden, temiz ruhlara huzür ve sükün<br />
gelir. Ölüm, Hakk´a kavusmadır. Cefa etmek, kin gütmek degildir. Fakat, ölmeyen bir kimse,<br />
ölecegim diye, boyuna ölür durur. Zaten en büyük dert de budur.<br />
" Bu ruba´î; "Ölmeden evvel ölünüz." hadîsinin yardımı ile demanalandırılabilir."<br />
219<br />
Sözün altın gibi degerli olsa, isledigin isler kötü ise, kimsenin yanında bir pul bile etmezsin.<br />
Degeri sırtındaki eyerden asagı olan bir ata nasıl güvenir de yola sürersin<br />
220<br />
Bizim günesimiz, yıldızlarımız, dolunayımız O´dur. Bostanımız, gül bahçemiz, sarayımız, bas<br />
kösemiz O´dur. Kıblemiz, orucumuz, sabrımız O´dur. Bayramımız 0, Ramazanımız 0, Kadir gecemiz<br />
0, her seyimiz O´dur.<br />
221<br />
Isle güçle dolu olan bu gönül, onun mektebindendir. Bugün ki ben ask hastasıyım, bu hastalık,<br />
onun verdiği hararettendir. Hekimin bana emrettigi her seyden perhiz ederim, sakınırım. Ancak<br />
onun güzel dudaklarının sarabından ve sekerinden asla perhiz edemem.<br />
222<br />
Her nereye basımı koysam, secde edilen ancak O´dur. Altı cihette ve altı cihetten dısarda<br />
mabud ancak O´dur. Bag, gül, bülbül, güzel hepsi birer bahanedir. Bunların hepsinden maksat,<br />
bütün O´dur.<br />
223<br />
Senin basını kesen, seni öldüren aslında sana iyilik eden, seni gamdan, ız-dıraptan kurtaran bir<br />
kisidir. Basına taç koyan kisi ise, seni aldatan, senin iyi huylarını, tevazuunu, insanlıgını çalıp<br />
çırpandır... Sana yük veren, meta veren, dünyalık veren, senin yükün olmaktadır. Senin gerçek<br />
dostun, seni, senden alan kisidir.<br />
" Bu ruba´îyi daha iyi anlamak ve zevkine varmak için, Hallac-ı Mansur hazretlerinin "Gerçekten<br />
de benim öldiirülmemde hayat vardır." sözünü hatırlamamız iyi olur."<br />
224<br />
Gönlümün içi de, dısı da O´dur. Bedenim de, can da, damar da, kan da bütün O´dur. Artık böyle<br />
bir yere imansızlık ve iman nasıl sıgar Bu halde, nasıl olur da benim varlıgım kalır Ben artık<br />
yokum, bütün varlıgım 0 olmustur.<br />
225<br />
Ey özden, içten haberi olmayan, dıs görünüse aldanan, madde ile gurura kapılan, aklını basına<br />
al! Senin rühunda, gönlünün içinde bir dost var. Duygu senin teninin özüdür, duygunun özü ise,<br />
senin canındır. Fakat, tenden, duygu-dan ve candan öteye geçersen her seyin yalnız 0 oldugunu<br />
anlarsın.<br />
226<br />
Eger, sevgili, benim derimi yırtar, parçalarsa feryad etmem, aglamam;"Bu dert ondandır."<br />
demem, bu derdi sevgiliden bilmem. Aslında herkes, bize düsmandır, dostumuz yalnız Allah´tır.<br />
Dosttan düsmanlara sikayette bulunmak, hos bir sey degildir.<br />
227<br />
Sevgilinin yakın dostlugundan ötürü, mutlulugumdan kabıma sıgamıyorum. Çünkü gönül<br />
verdigim sultan essizdir, pek güzeldir. Hiçbir sevgili, asla, asıkın istedigi, özledigi gibi davranarak<br />
hayat süremez. Fakat asıgın emelince hayat süren,uyan sevgili ancak O´dur.<br />
228<br />
Ask geldi; derimin, damarlarımın içinde akan kan oldu. Beni, benden bosaltarak dost ile<br />
doldurdu. Vücudumun her tarafını, bütün zerrelerini dost kapladı. Benden, bana ancak ad kaldı ve<br />
arta kalan hep 0 oldu.<br />
229<br />
Askla beraber ol, birlikte yasa! Çünkü ask, canın cevheri, özü, mayasıdır. Gelip geçici sevdaların<br />
pesinde kosma, ebediyyen senin olarak dostu ara! Canıma dert olana, gam olana, can diye<br />
seslenme! Eger 0, senin ekmegin bile olsa, onu kendine haram say!<br />
230<br />
Sen bu kıymetli cihanın en kıymetli, en degerli bir madenisin. Herkesin pesinde kostugu su<br />
dünya, sana nisbetle bir yarım arpadır. Cihanın aslı, temeli sensin, cihan senin yüzünden<br />
yaratılmıstır, senden hayat bulmustur. Alemi, mes´aleler, mumlar kaplasa, aydınlatsa, çakmak<br />
olmayınca, bunların hepsi de bir rüzgarın esmesiyle söner.<br />
231<br />
Dost, visal dudagını benden esirgiyor, gönlümü cefalarla, acı sözlerle kın-yor. Bundan sonra<br />
ben ve gönül kırıklıgı, her ikimiz birlikte dostun kapısındayız. Çünkü dost, kırık gönlü seviyor,<br />
kendine dost ediniyor.<br />
"Burada kalbi kırıkların yanındayım." hadîsine isaret var.<br />
232<br />
Ey dost, senin adını anmak, güzel yüzünü görmeye, seyretmeye engel olmaktadır. Yüzünün<br />
nüru, yanagının simsegi latîf çehreni perdelemektedir. Dudaklarını tahayyül edince, dudaklarından<br />
mahrum kalıyorum. Bu yüzdendir ki, dille, dudakla, dudaklarının güzelligini söylemek, onları hayal<br />
etmek, dudaklarına perde olmustur.<br />
"Bu ruba´îde, gönül gözü ile, bas gözünün ifade edilmektedir."<br />
233<br />
Dostun varlıgının, sana açılıp aydınlanmasını istiyorsan özün içine gir, de-riden vazgeç! Dost,<br />
öyle bir zattır ki, etrafında kat kat perdeler var. 0, kendi varlıgına gark olmus, iki cihan da onda<br />
gark olmustur.<br />
234<br />
Ey can! Senin gönlünden, benim gönlüme bir yol vardır. Benim gönlüm, o yolu arastırmak<br />
hususunda uyanıktır. Çünkü gönlüm, berrak, duru su gibi hostur. Berrak, duru, saf su ise aya ayna<br />
tutar.<br />
" Burada saf, lekesiz, temiz gönülde Hakk´ın tecellîsi belirtilmektedir."<br />
235<br />
Padisahın çadırına girip, onun huzuruna çıkmak mutluluguna eren kisi,¦ bu saadete ancak<br />
padisahın lütfu ile, keremiyle, ihsanıyla ulasır. Her çesit kendinden geçiste, sen saha ulasabilir<br />
misin Buna imkan var mı Her kendinden geçisin ötesinde Hakk´a varmak için daha binlerce yol<br />
vardır.<br />
236<br />
Hakikata vakıf olan, bu yolu tanıyan her aziz can, bilir ki, basa ne gelirse gelsin hep ondan<br />
gelmektedir. Onun takdir tezgahından çıkmaktadır. Dünyadan ve hadiselerden niçin sikayet ediyor<br />
ve dünyayı suçluyorsun Bu dünya kendi dönmesinden sorumlu degildir, günahı yoktur.<br />
237<br />
Herhangi bir süret, herhangi bir güzel gelir, görünürse, ondan daha güzelinin de bulunmasına<br />
imkan vardır. Su halde, mademki ondan daha iyisi vardır, bu karsıma çıkana gönül vermem dogru<br />
degildir, o benim sevgilim olamaz. Sen gönülden bütün süretleri, fanî güzellerin hayallerini sür<br />
çıkar, çı-kar ki, o süretsizin süreti o güzeller güzeli gönül evine gelsin.<br />
238<br />
"Nasılsın " diye sordun, nasıl olacak; kulun bildigin gibidir. Sevdan basında, elim de<br />
sakagımdadır. Basımda bir sey dönüp dolasıyor. Beni düsündürenin, mesgul edenin adını<br />
söyleyemiyorum. Fakat o çok hos, çok tatlı birisidir.<br />
239<br />
Bize hep hatalar yapma, günahlar isleme yazısı yazılmıs. Bizim askta adımız kötüye çıkmıs, ask<br />
rüsvaylıgı, divanelik, sarhosluk hepsi de bizde toplanmıs. Ey dost! Mademki zamaneden, yasayıstan<br />
maksat sensin, su halde sikayete yer yoktur. Mademki sen varsın, her sey vardır.<br />
240<br />
_nle, inle ki bu iniltiyi isiten bir komsun vardır. Bu komsu sana sahdamarından daha yakın olan<br />
birisidir. Inle, inle ki, çocugun inlemesi, aglaması, süt annesinin sevgisini uyandırır. Her ne kadar,<br />
rüh çocugunu terbiye eden büyük terbiyeci, kendi re´yindedir, seni dinlemez gibi davranırsa da,<br />
seni sevdigi için, sana zararlı olacak istekleri yerine getirmese de, sen yine inle, agla, çünkü<br />
aglamak, askı besler, ona sermaye olur.<br />
241<br />
Bunalmıs, daralmıs gönlümdeki su fitne nedendir Asıkın belini büken, onu çenge çeviren bu<br />
ask nereden geliyor Bu hasta gönül, bedenimde gece gündüz benim ile onun yüzünden cenk ve<br />
cidaldedir, bunun sebebi nedir<br />
242<br />
Sevgilim dedi ki: "Filan, ne ile diridir Mademki ben onun canıyım, o cansız nasıl yasar " Ben<br />
dayanamadım, agladım... Dedi ki: "Bu defa sasılacak bi´" seydir Ben ki, onun iki gözüyüm, o bensiz<br />
nasıl aglayabildi<br />
243<br />
Bizim cansız sandıgımız her zerre, her varlık, her hayal, uyanıklık gibidir ve uyanıklık içindedir.<br />
Bu sebeple, bizim neselerimizden, kederlerimizden dilsiz, dudaksız bize haberler verir, bizi<br />
uyandırırlar. "Ey insanlar!" derler, "Hısımlarınız, akrabalarınız arasında ne diye yabancı gibi<br />
duruyorsunuz Ne diye birbirinizi sevmiyorsunuz Neden birbirlerinizle anlasamıyorsunuzl Birlik ve<br />
varlık aleminden haberi olanlardan habersiz yasamak kötü bir istir kötü bir haldir.<br />
"Ruba´îde atomların uyanıklıgından bahsediliyor. Bütün kainatın bir birlik halinde oldugunu<br />
anlatıyor."<br />
244<br />
Bil ki, senin için bir magaraya benzer, o magaranın ötesinde acayib bir çarsı vardır. Herkes, o<br />
çarsıda kendine münasib bir is seçmis ve bir yar tutmustur. Bu yar görünmez, gizli, anlasılmaz bir<br />
yardır.<br />
245<br />
Alemde senden daha güzel bir yar, senin yüzünü görmekten daha güzel» bir is olur mu Hasa<br />
olmaz! îki cihanda da, güzelim, yarim olman bana yeter.! Ben senden baskasını istemem. Esasen,<br />
her nerede bir güzel varsa, bir güzelliki görülüyorsa, onların hepsinde senin güzelligin görülmede,<br />
hepsinde senin nü run parlamaktadır.<br />
246<br />
Gönlümde, perileri bile kıskandıran bir güzel mevcutken, bu dünyada, benim gibi neseli ve<br />
mutlu kim vardır Allah´a and olsun ki, ben nese olma-dan yasayamam. Ben gam denen bir sey<br />
varmıs diye isitiyorum, fakat onun ne oldugunu bilmiyorum.<br />
247<br />
Güzel yüzü perileri bile kıskandıran o, bir seher vakti, ansızın geldi. Benim yanan yakılan harap<br />
gönlüme baktı. Acılarına dayanamadı da aglamaya basladı. Ben de aglıyordum. Sabah oluncaya<br />
kadar her ikimiz de aglastık. Sonunda, sabah geldi, her ikimizi de aglarken görüp; "Acaba bu<br />
ikisinden hangisi asık " diye sordu.<br />
248<br />
Gözümün biri ayrılık gününden ötürü aglıyordu. Öteki gözüm, ona;"Neden aglıyorsun " diye<br />
sordu. Ayrılık günü bitip de sevgiliye kavusunca, aglamayan gözüme dedim ki: "Sen mademki<br />
ayrılık günü aglamadın, simdi sevgiliye bakmaman gerekir."<br />
249<br />
Dün dam kıyısından bize bakan, ya bir melegin canı, yahut da bir perinin ruhu idi... Onun güzel<br />
yüzünü görmeden yasayan kisi, ölü bir kisidir. Onsuz bır seyden haberdar, hiç bir seyden haberi<br />
olmamaktan ileri gelir.<br />
250<br />
Gözüm, senin yüzünü gördügü günden beri, bir an bile geçmedi ki, ayrılık gamınla kan<br />
aglamasın. Sensiz elime bir kadeh alırsam bana zehir olsun;Sensiz yasamaklıgım gerekse, bana bu<br />
yasamak ölüm olsun.<br />
251<br />
Sevgiliye; "Gel!" dedim. 0 öfke ile bana baktı. Ben; "Bu öfkeli bakısın, gönülden degildir, bu bir<br />
hiledir! Benden ne diye kaçıyorsun, burada kaçtıgınj bir sey mi var " dedim. Sen ask yolunda ölmüs<br />
bir varlıksın. Bir ölüde utanma duygusu, sundan bundan arlanma duygusu olur mu<br />
252<br />
Senin varlıgın, benligin, seninle beraber oldukça, emin olarak rahatça oturma, zira senden<br />
putperestlik gitmemistir. Hala benlik putuna tapmadasın. Farzedelim ki, süphe putunu kırdın,<br />
tutalım ki zan putunu akıl baltası ile parçaladın, böylece zandan, süpheden kurtulma basarısına<br />
ulasınca, bu defa kendine güvenme sana put oldu kaldı.<br />
253<br />
Ney´e dedim ki: Senin canını kim yaktı, kim zulmetti Kimden feryad ediyorsun Dilsiz oldugun<br />
halde, bu inlemenin, bu aglamanın, bu sikayetin, sızlanmanın sebebi nedir Ney bana dedi ki: "Beni<br />
bir seker dudaklıdan kestiler, ayırdılar. Ondan ötürüdür ki inlemek ve feryad etmeksizin yasamayı<br />
ben bilmem."<br />
254<br />
Ey beden esegi, haberin var mı Senin sırtında kim var Sırtında essiz, benzeri bulunmayan bir<br />
peri var. Bu yüzden sen yere degil, gökyüzünün basına, arsa ayak bas... Öyle birisini tasıyorsun ki,<br />
günes bile bütün ömrünce, bir defa bile onun yüzüne bakmaya cesaret edemedi.<br />
255<br />
Ey can, haberin var mı; sevgilin kimdir Ey gönül, haberin var mı; senin misafirin kimdir Ey<br />
ten! Sen her türlü hile ile bir kaçamak yolu arıyorsun. Halbuki, o sevgili seni çekiyor. Bak, gör ki,<br />
seni arayan kimdir<br />
256<br />
Ey ask hastası gönül! Kendine gel, cesür ol. Bugün yigitlik gösterecek bir gündür. Ben senin<br />
askına baglıyım. Yabancı gibi durmanın yeri degildir. Aklın tedbirine, tasarrufuna giren her seyi<br />
bırak, simdi coskunluk, divanelik zamanıdır.<br />
257<br />
Varlıga da, yokluga da yabancılıgım vardır. Ne varlıga seviniyorum, ne de yoklugu istiyorum.<br />
Fakat her ikisinden de el çekmek insanlık, mertlik, degildir. Gönlümde öyle acayip, sasılacak var ki,<br />
deli oldugum için çıldırmıyorum. Eger aklım olsaydı, gönlümdeki acayip seylerden muhakkak<br />
çıldırırdım.<br />
258<br />
Aklın sermayesi, divaneligin sırrıdır. Askın divanesi ise, dünyanın en akıllı, en derin düsünceli<br />
adamıdır. Bir kimse, ızdırap ve dert yolundan giderek, gönül sırlarına asina olursa, gönülle<br />
tanısırsa, onun kendinden haberi olmaz, hatta kendine karsı binlerce yabancılıgı vardır.<br />
259<br />
Hakk yolunda giden erenlere, ayak olmayan bas eksik olsun. 0 gönül ki, candan o sevdaya dalıp<br />
gark olmaz, yok olsun... Dediler ki: "Asıkla masukun arasına bir kıl bile sıgmaz." Bu sebepledir ki,<br />
ben bir kıl kesildigim halde oraya sıgamadım.<br />
260<br />
Ey akıl, var git, burada hep asıklar var. Tek akıllı bile yok. Sen kıl kesil-1 sen, yine burada<br />
sıgacak yer bulamazsm. Gündüz oldu. Gündüz yakılan her´ ısık, uyandırılan her akıl mumu, ask<br />
günesi karsısında hiç bir ise yaramaz, rezil, rüsva olur.<br />
261<br />
Bu ask, bir padisahtır, sancagı görünmez. Bu Hakk´ın Kur´an´ıdır, ayetleri, esrarı gizlidir. Her<br />
asık, ask avcısından bir ok yemistir. Kan aglar, kan yutar, fakat yarası görülmez.<br />
262<br />
Ab-ı hayat, bizdeki ilahî emanet, su ve topraktan yaratılmıs olan balçık ten içinde gizlenmistir.<br />
Bu yüzden görünmemektedir. Nefis de gönlün kapısına mühür vurmus, sevgiyi hapsetmistir. Sen, o<br />
mührü kopar ve sevgiyi kurtar. Kimden korkuyorsun, utanıyorsun Sen, gönlünü kurtar, onun<br />
görünmeyen yoluna düs, gerçek sevgiliyi bul!<br />
263<br />
Dünyada hiç kimse yoktur ki bir hevesle, deli divane olmasın! Hiç kimse yoktur ki, basında bir<br />
sevda bulunmasın. Sevk, istek uyandıran o zevkin ipucu meydanda, sezilmekte, ama, kendi<br />
görünmez, gizlidir.<br />
264<br />
Bu bizim sarhoslugumuz, kırmızı saraptan degildir. Bizim sarabımız, ask kadehinden baska<br />
yerde bulunmaz. Sen, benim sarabımı dökmek için geldin. Fakat ben, görünmez bir sarabın<br />
sarhosuyum, bu sebeple benim sarabımı görüp dökemezsin.<br />
265<br />
Can kusunun hep yüksege dogru uçmaya meyli yoktur. Çünkü onun altı yöne de kanat çırparak<br />
uçmasında, yükselmesinde bir mahzur, bir güçlük yoktur. "Ya onu bulmak için hangi yöne uçsun "<br />
diyorsun. Hayır, kendisi nereye uçsun, orada 0 yok mudur<br />
266<br />
De ki: "Gece oluncaya kadar, bizim gündüzümüze gece yoktur. Çünkü, bizim gündüzümüzün<br />
günesi, asktır. Ask mezhebinde aska yol bulunamaz. Ask, öyle bir engin denizdir ki, ne kenarı, ne<br />
de ucu bucagı vardır. Asıklar, o denize dalmıslar, batmıslar da onların inlemesi, feryadı; "Ya Rabb!"<br />
demeleri duyulmaz.<br />
267<br />
Ah etsem, ah buna yetmez; onun lütfuna karsı bir sey yapmıs olmam, onun ugrunda toprak<br />
olsam, yerlere serilsem; bu hali sultanım yeter bulmaz. Bütün gece, gölge gibi, her yana secdeler<br />
etsem; neden gizleyeyim; ay yüzlüm, bunu da yeter bulmaz. ´<br />
268<br />
Büyük kisinin küçülmesi, alçak gönüllü olması küçüklük degildir. Süphe yok ki, küçülmek,<br />
çocukluk etmek, çocuk gibi olmak, kemalden gelir, olgunluk alametidir. Bir baba, çocuk gibi<br />
konusursa, akıllı kisi bilir ki, o baba, çocuk gibi konusuyor ama, çocuk degildir.<br />
269<br />
Ruh gibi hafif ve latîf olmayan kisi, asık degildir. Geceleri, yıldız gibi ayın etrafında dönüp<br />
dolasmayan asık olamaz. Bu sözü benden duy; bu söz bos degil: Rüzgar esmedikçe, sancagın<br />
dalgalanmasına imkan yoktur.<br />
270<br />
Güzeller içinde, sevgilim gibi bir güzel yoktur. Onun cihan gibi, yok ol-ması, sonu yoktur.<br />
Saskının biri çene çalar, lüzümsuz sözler söylerse, ona de ki: "Sen ne dersen de, sevgilimin, bundan<br />
daha güzel olmasına imkan yoktur."<br />
271<br />
Cihanda, senin huyundan daha güzel bir huy olamaz. Dünyada hiç bir gönül yoktur ki, senin<br />
mahallende oturup kalmasın, kendisini sana adamasın. Bas kılı da nedir ki Dünyada bulunan<br />
bütün insanların baslarını düsünüyorum. Söyle bir bakıyorum ki, onların hepsi de, senin basındaki<br />
saçın bir kılına feda olup gitmis.<br />
272<br />
Ey gece! Ben senin sarabınla kendimden geçmiyorum. Uykusuzlugum da manasız, bos yere<br />
degildir. Uykum, gökyüzüne dönmüs, göklere uçup gitmistir. Çünkü onu, bu kirli dünyada, suçlarla,<br />
günahlarla dolu bu asagı yerde çok aradım, bulamadım.<br />
273<br />
Azlık, çokluk, zenginlik, yoksulluk, baglarından kurtulmus olan kisi, rahattır, mutludur. Böyle<br />
bir kisi dünyaya da aldırıs etmez, dünya halkının gamına da. Kendi ile de onun zerre kadar yakınlıgı<br />
kalmamıstır. Onun zerre kadar varlıgı ve benligi de yoktur. 0 Allah´tan baska her seyden<br />
274<br />
Ey can, ey cihan! Her sey gelip geçicidir. Kadîm olan asktan baska, ne güzel vardır, ne de sakî.<br />
Asık, yokluk Kabe´sini tavaf etmektedir. Aslında, asık Kabeye mensubdur, Kabe´dendir. Hatta<br />
kendisi Kabe´den baska yerden degildir.<br />
275<br />
Ey sevgili, dünyada senin gibi temiz bir varlık yoktur. Senin gibi bir güzel, bir latîf, çevik ve<br />
canlı bir dilber bulunamaz. Ask yolunda bu çesit ayıplamalar, kınamalar çok olur ve olacaktır. Sen<br />
bizimle nasılsın Dostsun ya bu bize yeter. Bundan baska bizim için korku yoktur.<br />
276<br />
Ask yolunda bir sır vardır, fakat bir dava, bir yorum yoktur. Çünkü askın manadan baska vasfı<br />
yoktur. Gerçekten de, asık fetvaya cevap vermez, bu mesele, yokluk meselesidir, varlık meselesi<br />
degildir.<br />
277<br />
Sende bir sey vardır ki, o sey sensiz onu arar. Senin topragının içinde bir inci vardır ki, o inci,<br />
onun madenindendir. Ata o binmis, top onun çevgeninin önünde. 0 onundur, o onundur, o ancak<br />
onundur.<br />
278<br />
Ey sasırmıs gönül! Dosta, candan giden bir yol vardır. Ey yolunu kay-betmis kisi! Dosta apaçık<br />
da, gizli de bir yol vardır. Eger altı taraftan da senin yolunu keserler, kapatırlarsa da, korkma!<br />
Çünkü senin gönlünün derinliklerinden sevgiliye giden gizli bir yol vardır.<br />
279<br />
îmansızlık ve iman cihanından dısarda bir yer vardır. Orası her genç ve toy kisinin, her güzelin<br />
yeri degildir. Öyle essiz bir yere, bir makama ulasmak isteyen kisinin, can sükranesi olarak can<br />
vermesi, gönül bagıslaması lazımdır.<br />
280<br />
îmansızlıktan ve müslümanlıktan da dısarda bir ova vardır. 0 ovanın ortasında, bizim bir<br />
sevdamız bulunmaktadır. Arif olan kisi oraya varınca basını yere kor, secdeye vanr. Çünkü orada ne<br />
kafirlik vardır, ne de müslümanlık.<br />
281<br />
Eger sundan, bundan utanmak gerekiyorsa, insanların ayıplarını, kusurlarını görmemek,<br />
örtmek, yer altına gömmek lazımdır. Ayna gibi iyiyi, kötüyü oldugu gibi göstereceksen, ayna gibi<br />
katı yüzlü ve olmalıdır.<br />
282<br />
Sünbülde, senin güzel saçlarını kıskanmak, sitem etmek, onları azarlamak düsüncesi yoktu.<br />
Onda güzellik aleminde senin saçlarının parlaklıgı da yoktu. Sünbül parlaklıktan, güzellikten, bir<br />
hayli laf etti, bir hayli kıvranıp durdu ama, senin saçlarının büklümlerini, güzelligini elde edemedi.<br />
283<br />
Lutfum öyle bir cihan yarattı, öyle bir mutluluk bagısladı ki... Bütün bu tertipleri, bu sasırtıcı<br />
seyleri, bir nesneye yazdı. 0 yazdıgından bu cihan denizine, bir katre damladı. Sonra sonsuz lütuf<br />
anbarından tek bir tohum su varlık sahrasına ekti. îste cihanda gördügümüz güzellikler,<br />
gördügümüz nimetler, ihsanlar hep o tohumun feyzinden meydana geldi.<br />
284<br />
Ey güzel yüzüne bütün dünya güzellerinin hasret oldukları güzel varlık! Ey iki hos kasının bütün<br />
zahidlere kıble oldugu güzel! Ben, bütün beserî sıfatlarımı üstümden attım, soyundum. Senin o<br />
güzellik ırmagına, çıplak olarak dalmak istiyorum.<br />
285<br />
Ey sevgili! Her gönlü uyanık kisi, senin haberlerine asinadır, senin varlıgından haberdardır. Her<br />
uyuyan kisi de, senin iyiligine, ihsanına nail olmus, lütuf kapında yatmıs uyumustur. Aslında, su<br />
kainatta, görünen, görünmeyen senden baska hiç bir varlık, hiç bir sey yoktur. Fakat korkuyorum<br />
da, bu hususta fazlasını söyleyemiyorum.<br />
286<br />
Muvakkat bir zaman, bir iki gün tende misafir olan can ile, öyle anlasmıs, öyle kaynasmıs, dost<br />
olmussun ki, sana, ölümden bahsetmem yersiz ve manasız geliyor. Fakat, senin çok sevdigin, bir<br />
türlü ayrılmak istemedigin can ise sonunda gidecegi konak yerini istemektedir. Konak yeri ise<br />
ölümdür, bilhassa ölmeden evvel gelen mutlu ölümdür. Ne yazık ki, canı varacagı yere götürecek<br />
olan beden esegi, yolun yansında, yol ortasında yattı, uyudu.<br />
287<br />
Sevgilim, askın gönlüme geldi, sonra neseli bir halde gitti, tekrar geldi. Bu defa ask yükünü<br />
bırakıp gitti. Giderken, ona dedim ki; "Lütfet, iki üç gün daha kal!" Hemen "Peki" dedi ve kaldı...<br />
Simdi, galiba yerini pek begenmis olmalıdır ki, gitmeyi artık unuttu.<br />
288<br />
Ask sarabının küpünün agzını örttüm, bagladım, ama, kokusu çıkıp gitti, her yola, her diyara<br />
yayıldı. Onun kokusundan, asık gönüllerin kanı ırmaklar gibi aktı, aktı, çıkıp geldigi ezel alemine<br />
dogru aktı.<br />
289<br />
Her tarafı gam kaplasa, bütün insanlar kederli olsalar, asık olan, aska sı-kıca tutunan kisi<br />
gamsızdır, kedersizdir. Zerreye bak. 0 zerre aska ayak bastı da, öyle bir hale geldi ki, o zerre bir<br />
cihan oldu, iki cihanı da tuttu.10<br />
" Seyh Galip merhüm, bu ruba´îden ilham aldı da: "Asıkta keder neyler / Gam halk-ı cihanındır."<br />
dedi. Burada askın kudreti, insanı ne hale getirdigi<br />
290<br />
Akıl geldi, asıklara ögüt vermeyi tasarladı, gitti, yola oturdu. Yol kesmeye basladı. Gelen geçen<br />
asıklara nasihat ediyordu. Fakat, asıkların basında nasihat kabul edecek yer bulamayınca hepsinin<br />
ayaklarını öptü, sonra basını alıp gitti.<br />
291<br />
Sen gönül sahibi olmadıgından ötürüdür ki, gönül, senin elinden tutmadı, sevgiden nasibini<br />
alamadın, sevmek saadetine eremedin, kimseyi sevemedin. Sunu iyi bil ki, gönül kimin elinden<br />
tutarsa, o kimse, kirli arzuların çamuruna düsmez, kirlenmez. Bir defa bile, benim gülüm rengi ile,<br />
kokusu ile gönül sıfatından, gönül huyundan baska bir huy edinmedi. Benim elimde bir sey yok,<br />
ben yokluk içindeyim. Fakat bu yokluk beni her seyi elde etme yoluna, aslı yoluna sevk etti.<br />
292<br />
Gönlümün kusu, su yemden vazgeçti. Dünyevî istekleri bıraktı. însaf et de dogruyu söyle! 0<br />
gerçekten de çok iyi, erkekçe hareket etti. Gönlü terk edince, benlikten kurtulunca, sevgilisi elini<br />
tuttu. Candan vazgeçince cananmı buldu, onun ayaklarına kapandı.<br />
293<br />
Eger, sehvetin ve nefsin havasına kapılır gidersen, ben sana haber vereyim ki, eli bos, nasipsiz<br />
gideceksin. Eger sehvetten vazgeçersen, bu dünyaya niçin geldigini ve nereye gidecegini apaçık<br />
görürsün.<br />
294<br />
Dedim ki: "Güvercin gibi avucundan uçar kurtulurum." 0, bana dedi ki:"Eger sen avucumdan<br />
uçar gidersen ´gamım´ seni hafiflikle, vefasızlıkla suçlar, ayıplar." Dedim ki: "Ben senin ugrunda hor<br />
görüldüm, alçaldım, telef oldum." Dedi ki: "Benim ugrumda telef olmak, horlanmak senin için<br />
izzettir, yüceliktir, sereftir."<br />
295<br />
Bir kimsenin gönlünde bir gamı olup da, onu sevdigine açabiliyorsa, açsın, söylesin! Çünkü<br />
gönülde bulunan gam, söz ile gidebilir. Fakat gönlümüzde açılan su acayip, su güzel gülü düsün ki,<br />
onun ne rengini gösterebiliyoruz, ne de gizli kokusunu duyurabiliyoruz.<br />
296<br />
Sana dilsiz, dudaksız sözler söyleyecegim. Bütün kulaklardan gizli olan seylerden<br />
bahsedecegim. Sana anlatacagım bütün bu sözleri herkesin içinde söyleyecegim, fakat, senin<br />
kulagından baska hiç bir kulak, bu sözleri duymayacak, anlamayacak.<br />
297<br />
"Ben Hakk´ım" diyen Hallac-ı Mansür, o sözü söylemeden önce, Hakk yoluna düsmüs, o yolun<br />
topragını kirpiklerinin ucu ile süpürür olmustu. 0, kendi yoklugunun denizine daldı, daldı da ondan<br />
sonra "Ben Hakk´ım incisini deldi.<br />
298<br />
Herhangi bir kimse ile birlikte oturdugun zaman, rühun zevk almaz gönlün huzur duymaz ve<br />
beseriyyet halinden kurtulamazsan, o kimseni¦ sohbetinden sakın, yoksa ermisler ve aziz<br />
varlıkların canları, haklarını sana helal etmezler.<br />
299<br />
Gönül kanatlarını açtın, varlık ovasına uçtun gittin. Senin gönlünün genis alanında,<br />
sonsuzlugunda ova küçüldü, küçüldü, kayboldu, yok oldu Senin gönlüne nazaran ova nedir ki Yedi<br />
gök bile senin gönül denizin açılmıs bir avuç gibidir.<br />
"Hz. Ali´nin; "Sen kendini küçük bir varlık sanıyorsun, halbuki sende büyük bir alem gizlidir."<br />
sözünü hatırlatıyor. "<br />
300<br />
Gamından gönlüm hasta, yaralı, aglayıp inlemedeyim. Perisan bir haldeyim, güçsüzüm,<br />
dermansızım. Senin derdinden gözlerimden kanlı gözyasları akıyor. Senin için duydugum kederden<br />
can vermek üzereyim. Fakat, senin gamından ayrılacagım diye daha çok gamlanıyor, daha çok<br />
ızdırap duyuyor.<br />
301<br />
Göz, ayrılıgımızdan ötürü çokça gözyasları döküyor. Gönül, hasretlerle, çok çok sizi anmaktadır.<br />
Geçip giden zaman, bize döner gelir mi Heyhat!.. Zaman, hiç geri gelir mi Heyhat!..<br />
302<br />
, Gökyüzünde, arsta, yüzünün sevdasından velveleler var. Gönülde yanaklarının güzelliginden<br />
bahsedenlerin gürültüleri duyuluyor. Sarabında, can köpügünün kabarcıkları görülüyor. Gönlün<br />
boynunda da sevgilinin saçlarından zincirler var.<br />
303<br />
Ben, öyle bir içkiden içtim ki, ruh onun kadehidir. Öyle bir güzelden mest oldum ki, akıl onun<br />
divanesi, delisidir. Yüzünden nürlar saçan bir güzel yanıma geldi, içime öyle bir ates düsürdü ki,<br />
günes onun pervanesidir.<br />
304<br />
Gönlüm daralmıstır, çok kederliyim. Hakk´a sükürler olsun ki, güzel yüzün imdadıma yetisiyor,<br />
bana ferahlık veriyor. Yanaklarının hos rengi olmazsa bu yasayısım bana bir zindan hayatı olur.<br />
Ayrılıgının getirdigi gamdan, kederden içime düsen atesi, canımın çektigi üzüntüyü, hiç bir gönül,<br />
hiç bir ten , yazıktır...<br />
305<br />
Puthanede, sevgilimizin hayali bulundukça, Kabe´yi tavafa gitmek, ayni hatadır. Kabe, eger<br />
ondan gerçek sevgiliden koku vermiyorsa, atesgededir. Sevgilimizin visali kokusu ile atesgede,<br />
bizim Kabemizdir.<br />
"Bu ruba´î´de, Hakk´ı gönülde bulmak bahis konusudur. Evi degil, ev sahibini aramak, bulmak<br />
tavsiye edilmektedir. Yoksa Kabe´yi tavaf, durumu müsait olan her müslüman için dinî bir<br />
farîzadır."<br />
306<br />
Sevgilime: "Gönlüm senden bir öpücük istiyor." dedim. "Bizim öpücügümüzün degeri candır."<br />
diye cevap verdi. Bu cevabı duyan gönül geldi ve canın yanına gitti. Gönül, bu hareketiyle ona:<br />
"Güzelim! Gel; bu satıs, bu deger ucuzdur." demek istedi<br />
307<br />
Ben Hakk´ın mahvıyım, Hakk da benimdir. Hakk´ı sagda, solda, baska yerlerde aramayın. Hakk<br />
benim canımdadır. Sultan benim, fakat ben size yanlıs görünüyorum. Biri vardır ki, benim<br />
sultanımdır, diyorum.<br />
308<br />
Hakk´ı arayanların yolunda akıllı ile deli birdir. Ask dilinde, akraba ile yalancı birdir. Hakk´ı idrak<br />
eden kisinin mezhebinde, Kabe ile put evi birdir.<br />
309<br />
Askta içki, ancak beka sarabım içmektir. Askta yasamaga, canlanmaya delil, ancak can<br />
vermektir. Sevgilime dedim ki: "Seni tanıyayım da ondan sonra öleyim." Sevgilim: "Beni tanıyana,<br />
ölüm yoktur!" diye cevap verdi.<br />
310<br />
Dervislikle asıklık bir arada olursa sultanlıktır. Askın gamı, gam degil çok kıymetli bir hazinedir.<br />
Fakat bu hazine gizlidir. Ben gönül evini kendi elimle yıktım, viran ettim. Çünkü definenin viranede<br />
saklı oldugunu bildim.<br />
311<br />
Gönlümün diriligi, zindeligi, senin ask gamın içindir. Gamını sevdigim, onunla dost oldugumdan<br />
ötürüdür ki gönlüm halka yardımcıdır. Bu hal, senin ask gamının bana bir lütfudur, bir ihsanıdır.<br />
Yoksa, benim dar gönlüm, senin gamına nasıl yer olabilirdi<br />
312<br />
Bizim dilimizden gönlümüze giden bir yol vardır. 0 yola, cihanın vej canın sırları baglıdır. Dil<br />
sustugu müddetçe o yol açıktır. Dil konusmaya baslayınca, o yol kapalıdır<br />
313<br />
Alnımızdaki o parlak nür, Hakk asıkının gönlündeki o iman ziyası, secdej eseri olarak<br />
müminlerin yüzlerinde görülen bütün bu nürlar, belki her n0run¦ nüru, Allah´ın sevgili peygamberi<br />
Muhammed´in nürundandır.<br />
316<br />
.Ey gönül! Anlamayanlar seni üzerler, rahatsız ederler. Hatta seni deli, di-vBne ederler, ayagını<br />
baglarlar. Sen içi tatlı, özlü bir yemise benzersin. Bu yüzden seni hep kırarlar.<br />
317<br />
Ey Hak yolunun yolcusu! Eger sende bu yolun sevdası varsa, senin ba-sında bu kapının, bu<br />
dergahın sevgisi bulunmuyorsa Hakk ehlinin açtıgı iman ve sevgi kapılarının anahtarı nedir Biliyor<br />
musun 0, "Lailahe illallah (=Allah´tan baska ilah yoktur)" kelimesini çokça, hosça söylemektir.<br />
318<br />
Gögsünün içindekini hakîki gönül sanan kimse, Hakk yolunda iki üç adım attı da, her sey oldu<br />
bitti sandı. Aslında tesbih, seccade, tevbe, sofuluk, ´ günahtan sakınma, bunların hepsi yolun<br />
basıdır. Hakk yolcusu aldandı da bunları varacagı konak sandı.<br />
Bu görünen ben, ben degilim. Su halde, "ben, ben" dedigim kimdir;söyle! Söyleyen, ben<br />
degilim. Peki benim dilim ile söyleyen kimdir; söyle! Aslında, ben bastan ayaga kadar bir<br />
gömlekten fazla bir sey degilim. Benim, gömlegi oldugum varlık kimdir; söyle!<br />
319<br />
Ey Efendi! Sende maddî güzelligin gamı, yüksek mevkinin özlemi var. Sen baglara, bahçelere,<br />
çayırlık ve harman yerlerine sahip olmak istiyorsun. Bizler ise tevhid aleminin yanıklarıyız. Bizde<br />
Lailahe illallah(=Allah´tan baska ilah yoktur)daki sır vardır.<br />
Padisahla birlikte, hosluk ve ferahlık sarayında oturan kimseye, bu lütuf ve ıhsan, sahın lütfu,<br />
ihsanıdır. Sen padisahla beraber olursan, nereye vanrsın, "ilıyor musun Kendinde olmamaya! Iste<br />
o kendinde olmamak yönünde,giden binlerce yol vardır.<br />
320<br />
Bizim ezelden geçmis baska bir yerimiz vardır. îçinde bulundugumuz bu cesetler alemi baska<br />
bir diyardır, bizim asıl yerimiz degildir. Ey geceleri kalkan, namaz kılan zahid! Sen kıldıgın<br />
namazlarla övünüyorsun. Halbuki namazın da dısında, ötesinde baska bir hal, baska bir zaman<br />
vardır.<br />
321<br />
Görmeyerek yol yürürsen, bu aynı hatadır. Eger herseyi görüyorum sa-narak, gözüne<br />
güvenirsen, bu bela okudur. Kilisede, medresede bulunanların, hakîkatlerini bilmeden, mecaz<br />
yolundan, onların gerçek yerlerini, onların nerede bulunduklarını sen ne bilirsin<br />
322<br />
Cihandan ve candan dısarı, bize bakan, bizi yediren, bizi büyüten bir dadımız vardır. Onu geregi<br />
gibi bilmek, bizim haddimiz degildir. O´nun hakkında ancak sunu biliriz: Biz O´nun gölgesiyiz, cihan<br />
da bizim gölgemizdir.<br />
323<br />
Tenden ve candan dısarı olan dervistir. Yeryüzünden ve göklerden yük-sek olan dervistir.<br />
Cenab-ı Hakk´ın bu cihanı yaratmak için bir maksadı yoktu. Hakk´ın bütün bu cihanı yaratmaktan<br />
maksadı, dervistir. Yani, dervis olmasaydı, Allah cihanı yaratmayacaktı.<br />
" Burada dervisten murad Peygamber Efendimiz ve dolayısıyle kamil insandır."<br />
324<br />
Derdimin getirdigi acılar, kederler, dermana sebeb olunca, kötü huylanm eitti. îyi huylar geldi.<br />
Günahlanm sevap, imansızlıgım iman oldu. Can, gönül, ten bu üçü yolumu kesiyor. Hakk´a<br />
varmama engel oluyorlardı. Simdi, ten, gönül oldu; gönül, can oldu; can da canan oldu.<br />
325<br />
Hep dostun süretiyle, hayaliyle dolu bir gözüm var. Dostun hayali orada bulundukça, gözümle<br />
aram iyidir. Aslında, gözden dostu ayırt etmek, göz ile dost arasında fark görmek hos degildir.<br />
Çünkü ya dost gözün yerindedir, yahut da gözüm dostun kendisidir.<br />
326<br />
Herhangi bir kimsede, gizli bir ask derdi yoksa, o yasıyormus gibi görünse de, onun gönlü ve<br />
canı yoktur. 0 adeta gezen, dolasan bir ölüdür. Eger aklın varsa git de Hakk´dan dert iste! Çünkü<br />
dertsiz olmak, ask derdine düsmemek, tedavisi imkansız bir hastalıktır.<br />
327<br />
0 öyle bir sevgilidir ki, onun askının getirdigi gam, her hastanın devası-dır. Her kim onu sevmis,<br />
ona yar olmussa, o da onu sevmis, ona yar olmustur. Bana diyorlar ki: "Bos durma! Daima bir isle<br />
ugras!" Ben issizim, bir isle mesgul degilim, ama herkesin ugrastıgı su dünya islerinden uzak<br />
durmak da büyük bir istir.<br />
328<br />
Sevgilim! Senin güzel kokun ben kulunun burnundan asla gitmedi.] Güzel yüzünün hayali de<br />
gözümün önünden gitmedi. Senin istedigin gibi,´ gece gündüz ömrümü harcadım durdum. Bütün<br />
ömrüm geldi geçti. Fakati senin istegin, arzun bitmedi, tükenmedi.<br />
329<br />
Ey can! Cihanda benden daha degersiz bir mahluk yoktur. Senden daha üstün, daha büyük,<br />
daha güçlü bir kimse de mevcut degildir. Sevgilim, sen bensiz olarak benden hep korkup<br />
duruyorsun. Ben seninleyim. Eger sen de benimleysen korku kalmaz.<br />
330<br />
Yüzü daima taze, dudakları daima rtıütebessim olan o candan, gönülleri kendine çeken<br />
sevgilimiz hoslanır. Öyle bir yüzün güzelligi canla ölçülernez. Yavas söyleyelim: Yoksa o canan<br />
mıdır<br />
331<br />
Ey kainatı yoktan var eden Allah´ını! Unutmaktan, sonradan var olmak-tan sen münezzehsin.<br />
Basımdan, senin fîkrinden, seni düsünmekten, seni sev-mekten baska ne varsa hepsi aynı hatadır.<br />
Dilde seni zikretmekten, tesbih etmekten baska ne varsa hepsi sapıklıktır, bostur.<br />
332<br />
Mademki mizacımız, huyumuz ask ile düzeliyor, o halde bizim hekimimiz de, ilacımız da asktır.<br />
Bu ask ile elele vermedikçe, bu aska baglanmadıkça Hakk yoluna düsüp, gidilemez. Bu ask,<br />
kimseden dogmadı, kendi de dogurmadı.<br />
333<br />
Ya Rabbi! Ben gece gündüz iyilikten, düzenlikten baska bir sey isteme-yen birisi idim. Gecegündüz<br />
hep iyiligi ve düzeni aramaktaydım. Fakat bu yıl öyle bir haldeyim ki, onu söyleyemem,<br />
gelecek yıl fikrim ne olacak îyiligi, düzeni arayabilecek miyim Vah bana, vah düzelmeye!...<br />
334<br />
Ey yüzü, letafette, güzellikte can aynası olan sevgilim! îstiyorum ki, sabahleyin, hayalinin<br />
ayaklarını yüzüme ve gözlerime süreyim. Fakat oka benzeyen kirpiklerim hayalinin ayaklarını<br />
yaralar diye korkuyorum.<br />
335<br />
Ey benim ask sarabımı içmemi inkar eden! 0 sarabı sen üzümden çıkmıs sanma! Coskunlugum<br />
benim sarabımdır. Gönlüm de kadehimdir. 0 sarabı bana sunan da, karanlıklan açan, aydınlatan,<br />
sokakları<br />
336<br />
Ask sizin sevimli, güzel bir dostunuzdur. Bu dost sizi fasih sözlerle, açık bir ifade ile çagırır, der<br />
ki: "Ask, askı isteyenden esirgenmez. Bilhassa, bir güzel, bir güzeli-severse sevgi ondan asla<br />
esirgenmez."<br />
337<br />
Vefasız gönül, gamlara batsın, mateme girsin. Kimde vefa yoksa, o kisi dünyada yok olsun.<br />
Yasamasın daha iyi. Gördün ya, beni dünyada gamdan baska kimse hatırlamıyor, bu vefasız<br />
dünyada benim en vefalı dostum gamdır. 0 gama çok çok aferin!<br />
338<br />
Sevgilim, basın daima üzüntüsüz, saglıklı ve rahat olsun. Dudaklarından tebessüm eksik<br />
olmasın. Senin gibi güzel bir varlıgı görüp de sevinmeyenin, boynu altında kalsın, bahtı kara, gönlü<br />
perisan olsun.<br />
339<br />
Ney yapan usta, kamıslıktan bir kamıs kesti. Ona dokuz delik deldi, adına da Adem koydu. Ey<br />
ney! Sen seni çalan neyzenin dudaklarından feryada geldin, inlemeye basladın. Fakat sen, seni<br />
nefesiyle feryada getiren neyzenin dudaklarını degil, o dudaklara nefes veren dudakları gör!<br />
" Ney, kamil insanın sembolüdür. Insan, Hakk´tan ayn düstügü için feryad etmektedir. Ney gibi<br />
insanın bedeninde dokuz delik vardır."<br />
340<br />
Senin askının gamına düstügümden beri, çaresiz kalan zavallı gönlüm, çok çok ızdırab çekti,<br />
çok dertlere düstü. Gönlüm, askın gamına çok defa düsmüstü. Fakat bu seferki gibi hiç<br />
inlememesti, hiç sızlanmamıstı.<br />
341<br />
Can incisi (rühumuz) su dört unsurdan ibaret olan bedenin içine dü-sünce, birbirine zıt olan bu<br />
fesad unsurlar (su, toprak, hava, ates), o can incisi ile komsu oldular, bu tende beraber yasamaya<br />
basladılar. Fakat, nasıl kötü üzümden iyi üzüm renk alırsa, onun rengine boyanırsa, can incisi de<br />
dört unsurun rengine boyandı. Rabbim kimseye kötü komsu vermesin!<br />
342<br />
Bütün zahmetler, sıkıntılar aç gözlülügümüzden, çok istekler pesinde kosmamızdan ileri gelir.<br />
Nefsanî arzularına uyan, sehvetine ve midesine düskün olan ne belalara ugrar! Zaten kus da yem<br />
yüzünden tuzaga düser, daracık kafese kapatılır. 0 kafes dam kenarına asılır.<br />
343<br />
Elif gibi olan boyum, ask yüzünden büküldü, "cim"e döndü. Senin bulundugun yerde, güzellik<br />
artar, iki kat olur. Ey can ve ey cihan! Gönlüm senin zevalsiz güzelligini aldıgından ötürüdür ki, o<br />
zevalsize dogru kosuyor<br />
" Arap harflerinde " 1 =elif", dümdüz bir harfdir," £.ise bükük bir sekildedir."<br />
344<br />
Sevgilim! Senin güzel yüzünün hayali, gözümün önüne gelince uykumj bana sırt çevirdi, kaçtı<br />
gitti. Hayaline karsı senden adalet, insaf temenni ediyorum, yardım istiyorum. Simdi uykum geri<br />
geldi, bu defa da gitti, eliyle senin eteklerine yapıstı. Fakat, hayalin tekrar gözümün önünde<br />
belirince, uykum can verdi, öldü.<br />
345<br />
Haydi artık uyu, sevgili müsaade etti. Çektigin zahmetler hududu astı ve! sen azat oldun,<br />
kurtuldun. Sevgili yasadıkça, benim uykum tekrar ölür. Uykum toprak altında yattıkça, Allah sana<br />
ömür versin!<br />
346<br />
Ey Efendi! Söyle, köle misin Hür müsün Kötülükte bulunsun, bozgunculuk etsin, fesad<br />
çıkarsın diye kim köle satın alır Ey ellerini kaldırıp dua eden, isteklerde bulunan kisi îstemek<br />
gücünü, dilek için kaldırdıgın eli sana´ kim verdi Kendi muradından, isteklerinden vazgeç de, asıl<br />
O´nu iste! Muradın yalnız 0 olsun.<br />
347<br />
Ey salına, salına yürüyen selvi, sana hazan rüzgarı dokunmasın. Ey ciha nın gözü, sana kem göz<br />
degmesin. Sevgilim! Sen gökyüzünün de, yeryüzü nün de canısın, senin güzel canına rahatlıktan,<br />
rahmetten baska bir sey gelme sin!<br />
348<br />
Ask odur ki, halkı neselendirir, sevinç içinde bırakır. Ask odur ki, neselere nese katar. Bizi,<br />
anamız dogurmadı. Bizi o ask dogurdu. Bizi doguran o anaya yüzlerce rahmet, yüzlerce aferin!<br />
349<br />
Sen mübarek ayagını yere basınca yeryüzünün topragı neselenir, sevinç içinde kalır. Duydugu<br />
sonsuz zevk ve neseden ötürü toprak gebe kalır, yüzlerce gül goncası dogurur. Bu hali gören<br />
yıldızlar da, gökyüzünde heyecana kapılırlar, alkıs gürültüsü sevinç sesleri ile gök kubbesini<br />
çınlatırlar. Bu sevinç, bu alkıs sesleri içinde ay´ın gözü bir yıldıza düser.<br />
350<br />
Lakabım her ne kadar Bahauddin Veled ise de sen, rühlara hiikmeden, ebedî bir sultansın. Bizi<br />
kendimize bırakma! Elimizden tut ki vefa kadehi kı-rılmasın. Eger vefa kadehi kınlırsa, sevgi<br />
sarabıyla sarhos olanların ayagına batar, ayaklarını yaralar. Yapma bunu!<br />
"Mevlana bu ruba´îyi babası Sultanü´l-Ulema´nın vasfında söylemistir. Sipehsalar´ın kita-bının<br />
Sultanii´l-Ulema menkibesinde de bu vardır."<br />
351<br />
Yastıga yaslanıp uyuyan bas, ondan haberi olmayan, onu bilmeyen bastır. Ondan haberi olan,<br />
onu idrak eden, onun yüce varlıgını gönlünde hisseden! nasıl olur da uyur Ask gelir, bütün gece iki<br />
gözüme bakarak: "Onsuz uyu yan kisiye yazıklar olsun!" diye söylenir durur.<br />
352<br />
Benim gönlümle, gözümle hiç bir isim yok. Ancak sevgilimle bulusunca¦ gönlüme, gözüme isim<br />
düser. 0 zaman gözüm onun güzel yüzüne bakıncai nürlanır, gönlüm de bulusma zevkiyle heyecana<br />
kapılır, sevinir, oyalanır. Gönül kanıyla gözyasımı yagmur gibi akıttıgım zamanlar, benim gönlüm<br />
ve gözüm olan, sevgilimin kucagıma düstügünü sanırım.<br />
353<br />
Zamanede serefsizlik ragbet bulursa, serefli erlerin, iyi insanların adları kötüye çıkarsa, böyle<br />
insanların ilahî takdire boyun egmeyerek kendilerini iyiye çıkarmaya ugrasmaları, ada, sana, nama<br />
düsmeye kalkısmaları, onların sereflerini büsbütün düsürür. Inci arıyorsan, denizin dibinde ara!<br />
Kıyıya vuran ancak köpüktür.<br />
354<br />
Ey can! Hizmetinde ben yerlere kapanınca o secdem benim kendi bahtıma karsı oluyor. Böylece<br />
ben bahta kavusuyor, devlete erisiyorum. Ayagına her kapanısta, canım da içimde benim ayagıma<br />
kapanıyor.<br />
355<br />
Bu bir sasılacak seydir ki yar, benim gönlüme sıgıyor. Binlerce tenin canı, bir tene sıgıyor. Bir<br />
bugday tanesinin içinde binlerce harman bulunuyor. Bir igne gözüne de, yüzlerce alem sıgmıs.<br />
356<br />
Seviniyorum ki, gamın gönlüme sıgıyor. Çünkü senin gamın, aydınlık bir yere sıgar. Göklere ve<br />
yere sıgmayan o gam bir igne gözü gibi olan bir gönü-lün içine sıgar.<br />
"Buradaki gam, ilahî tecellînin, ilahî sevginin sembolüdür. Bu ruba´îde "Ben, yere, göge agmam,<br />
mümin kulumun gönlüne sıganm kudsî hadîsine isaret var."<br />
357<br />
Benden yüz çevirdigin gün, elinle öldürülmem bana zor gelmez. Fakat suna üzülüyor, gam<br />
yiyorum ki, gözlerin benim matemimle yasanrsa, canıma kıydıgım için ne özür bulacaksın Ve<br />
özrünü ne vakit, kime söyleyeceksin<br />
358<br />
Varlıgın, yoklugun mahiyetini anlayan ve bu görüsün derinliklerine inen bir kisi için, artık<br />
varlık, yokluk inancı onun Hakk yolunda yürümesine engel olamaz. Böyle bir kisi. sıfatlara ve<br />
yaratılan seylere, yapılan islere takılıp kalır tnı 0 Allah´ın güzel eserlerinin, sanatının dısına<br />
çıkarak, yaradanı bulmaz mı ona hayran olup kalmaz mı<br />
359<br />
Gam, nasıl olur da asıkları tedirgin eder, gönülsüz bir hale getirir Asıkın gönlü, daima<br />
sevgilinin saçlarının zincirine baglıdır. Asıkın rühunun derinlik-j lerinde anlasılması güç, karısık<br />
sesler çıkaran bir rebab inlemektedir.<br />
360<br />
Sevgili günes gibi panldamaya baslayınca asık zerre gibi oynar, titrer, döner. Ask baharının<br />
rüzgarı esince, her sey canlanır, kum olmayan her dalj oynamaya baslar... ;<br />
361<br />
Gam kim oluyor ki Hakk asıklannın gönlü etrafında dolassın Gam asıkara yanasamaz. 0 ancak<br />
duyguları donmus, buz kesilmis, kalpleri nasırlasmı&#36;¦ kisilerin çevresinde dolasır. Baslarına bela<br />
olur. Allah adamlarının gönülle-j rinde öyle bir deniz vardır ki onun çok hos bir dalgalanısından<br />
aska gelir de gökyüzü dönmeye baslar.<br />
362<br />
Bu ask, yigitlerin yanlarına gelir. 0 arslanlarla dönüp dolasan bir ceylandır. Bu ask evi, ezelden<br />
beri mamurdur. Sensiz yıkılıp gidecegini mi sanıyorsun<br />
Ey müskülümü çözen, zorluklarımı kolaylastıran yüce varlık! Serviler, güller, baglar, bahçeler senin<br />
lütfunla, ihsanınla mest olmuslardır. Gül, senden hos bir koku almıs, senin güzelligini görmüs,<br />
hayran olmus, kendinden geçmistir. Gülün yanındaki diken de sarhos ve baygın bir haldedir. Bana<br />
bir sevei kadehi lütfet de ben de kendimden geçeyim, böylece hepimiz senin sarhosun olup çıkalım.<br />
364<br />
Gam, padisahın kullarma hiç yaklasabilir mi Padisaha gönül vermis sadık kullarının basında<br />
bahtlar, devletler, mutluluklar döner dolasır. Onların ya-sayıslarında, neseden de üstün, bambaska<br />
bir hal, bambaska bir sey vardır. 0 sey onların sermest, mahmur baslarında döner durur.<br />
"Bu ruba´î; Seyh Galip hazretlerine; "Asıkta kader neyler, gam halk-ı cihanındır" dizelerini<br />
yazdırtmıstır.<br />
365<br />
Kendini göstermeyen o gizli güzel meydana çıkıp da salına salına yürü-meye baslayınca, her<br />
gizli sey, her örtülü güzel, elbiselerini, örtülerini üstlerinden atarlar, oldukları gibi görünürler. 0<br />
zamana kadar, güzelliklerini giz-^yen nice hasisler, onun güzelligi karsısında, her seylerini ortaya<br />
korlar. Hasis, tas bile olsa, gizli güzeli görünce, inciler satan bir maden kesilir.<br />
"Bu ruba´î´yi Hz. Mevlana her halde bir ilkbahar günü bahçelerin uyandıgı,"<br />
366<br />
Bizim gönlümüzde dönüp duran bir sır vardır. Yaratılan her sey o sırra baglıdır, hatta kat kat su<br />
gökyüzü bile, onun yüzünden dönüp duruyor. 0 sır, yüzündendir ki, ne basın ayaktan, ne ayagın<br />
bastan haberi vardır. Bas da, ayak! da o sır ile bassız, ayaksız dönüp duruyor.<br />
" Bu ruba´îde esref-i mahlük olan insanın yaradılısına ve her seyin bu yaradılısa baglı<br />
bulunusuna isaret var."<br />
367<br />
Bu gece, ne güzel, ne hos geçiyor. Bu gecenin öyle bir letafeti, öyle anlatılamaz bir güzelligi var<br />
ki, hiç kimse, bu güzellige akıl erdiremez. Ruhların gezip dolastıkları gül ve sünbül bahçelerinde,<br />
uyku, bu güzellige hayran olmus, sasırıp kalmıstır. Asıklar, ise yüz yüze bakarak, gecenin bu<br />
letafeti ile mest olmuslardır.<br />
368<br />
Ramazan ayında geregi gibi oruç tutarsan, senin vücut topragmı altınj ederier. Senin fanî<br />
varlıgını tas gibi ezerler de göge sürme yaparlar. Iftar vaktinde yedigin yemek lokmasının her biri,<br />
birer mana incisi olur. Ramazan´da, yemekte, içmekte, kötü söz söylemekte, kötü is islemekte<br />
sabırlı oldugun için, bu sabır, senin manevî görüsünü artırır, gönlünün gözünü açar.<br />
369<br />
Her ne kadar söz, agızda dönüp dolasıyor ve biz dilimizin, dudaklarımızın hatta dislerimizin<br />
yardımı ile konusabiliyorsak da, sasılacak bir halde, sözün, sözümüzün etrafında dönüp<br />
dolasmasıdır. Söz bize demek istiyor ki: "Benim, kendi çevremde dolastıgıma ve söz söyledigime<br />
saskın saskın bakma! Benim çevremde dönüp dolasanı, bana bu sözleri söyleteni düsün, bul!"<br />
"Görünüste sözü biz ama, sözü bize söyleteni göremiyoruz."<br />
370<br />
Her gönül ki, sevgilinin, o güzel dudaklarının hasretiyle yıkılmıs, harab olmustur. 0, bahar<br />
mevsiminde baglarda, bahçelerde, ırmak kenarlarmda ne-den dolassın dursun Küçük dallar,<br />
birbiri ardınca Hakk´a secde etsinler diye, rüzgar, agacın dalı etrafında dönüp dolasmakta...<br />
371<br />
Asıkların gönüllerinin yanıslannda kıvılcımlar vardır. Gönüllerini, sevgiliye vermis olanların<br />
gönüllerindeki derdin belirtileri vardır. Sen, hiç duymadın mı Yanıp yakılanların gönüllerinden<br />
çıkan, atesli bir "ah" ta Allah´ın rahmet huzuruna geçer, gider.<br />
380<br />
Canında senin ask havalarından bir feryad, bir sikayet bulunmaktadır. Ruhumun muratlardan<br />
öte bir muradı, isteklerden baska bir istegi vardır. Bu ask sarabıyla, kendimi bir kuru yaprak misali,<br />
senin sevgi rüzgarının önüne atmısım. Çünkü, bu ask sarabında senin sevdandan esip gelen bir<br />
hava, bir sevgi kokusu var.<br />
381<br />
Balçıktan yaratılmıs bir sevgilisi olan, bir gün ona kavusur, sükün bulur, rahatlar. 0 kimse ne<br />
acayip, ne sasılacak nadir bir kimsedir ki, su balçık be-deninden dısarı çıkar, kendi kirli maddî<br />
varlıgından kurtulur da, senin gibi essiz bir sevgilinin muhabbetine düser, nadir bir sultanın<br />
sevgisini kazanır.<br />
382<br />
Sevgilim! Senin yüzünden, yüzümde bir güzellik var. Gözlerimde, yüzünün güzel hayali<br />
bulunuyor. Gönlüm senin feyzinle, rahmetinle dolu. Bugün, sema´mızda da ayrı bir kemal, ayrı bir<br />
güzellik mevcut.<br />
383<br />
Dünyada yarım ekmegi olanın, oturmak için bir de yuvası bulunanın iyi bir hali vardır. 0,<br />
kimseyi dilemez, istemez. Kimse de onu istemez, dilemez. Böyle bir kisiye: "Nese ile yasa!" de!<br />
Çünkü, o isteklerden, arzulardan kurtulmus, mutlu olmustur. Onun kendine göre hos bir alemi<br />
vardır.<br />
384<br />
Gece karanlıgı, nasıl günesi alır, baska taraflara götürürse, uyku da gelir. Hakk asıkının yanan,<br />
yakılan gönlünü alır götürür. Fakat asık aglamaya, gözyasları dökmeye baslayınca uyku kaçar<br />
gider, gelmez. Geri gelirse, asıkın gözyası seline kapılıp, gideceginden korkar.<br />
385<br />
Sevgilinin güzel yüzünün mehtabını bulup seyreden kisi ne mutlu bir kisidir. îyilik yapmasını<br />
seven sakînin sundugu rnana sarabıyla kendinden geçmek, harab olmak da hos bir seydir. Asıkların<br />
gözyasları akar durur da uykuları gelmez, çünkü, uyku gelirse gözyası seline kapılıp gideceginden<br />
korkar.<br />
386<br />
Askın cihandan rahatlıgı, esenligi aldı götürdü. Ayrılıgın ecel kesildi, can alıyor. Yüzbinlerce<br />
cana karsılık vermeyecegim gönlü, senin bir gülüsün bedava aldı götürdü.<br />
387<br />
Canı, Hakk´a, Hakk´ın huzuruna tertemiz bir halde, hiç bir seye baglı olmadan, mahrem olarak<br />
götürmelidir. Gönlü, sahte neselerden, zoraki kahkahalardan arınmıs, fakat ask gamıyla, ahlarla,<br />
ızdırapla dolu olarak götürmelidır. Sen kendinden, kendi varlıgından kurtulmadıkça, bize asla yol<br />
bulamazsın. Bize yol bulmak için, kendi benliginden vazgeçerek, bizden bize dogru<br />
388<br />
Gönüller alan sevgilim, beni ne hos, ne güzel bir yere götürüyor! 0, benim cismimi de, canımı da<br />
alıyor, cihandan ötelere götürüyor. "Gitmem." dedim, bahanelere basvurdum. "Gitmezsen, seni<br />
çeke çeke alır götürürüm." dedi.<br />
389<br />
Melek ülkesinin kusu gökyüzüne dogru; o yönü olmayan yöne dogru uçar, o yana uçar gider.<br />
Simurg´un yunıurtasından dogan kus, Simurg´un bulundugu yerden, baska bir yere nasıl uçar gider;<br />
söyle<br />
" Simurg = zümrüdü anka: Efsanevî bir kus; ismi var, cismi yok. Tasavvuf dilinde, seyr ve<br />
sülükünü iyice bitirerek, asil maksadına eren salikten kinaye olur."<br />
390<br />
Gönlün, sevgilinin derdiyle doldugu gün, sükrane olarak binlerce can feda etmelidir. Ey iyi ve<br />
seçkin adam! Ask yolunda, asıklık yolunda sükretmeden iyilerin sillesini yiyemezsin, onların<br />
yaptıkları kötülükleri hos göremezsin.<br />
391<br />
Hem safım, duruyum, hem de tortuluyum. Hem çok yaslıyım, pîrim, hem küçücük bir çocugum.<br />
Ben, ölürsem sakın bana "öldü" demeyin. Aslında ben ölü idim, dirildim, beni dost aldı götürdü.<br />
"Bundan sonra gelecek ruba´î, bu ruba´î´nin aynıdır. Belki de, Hz. Mevlana bu ruba´îyi söylerken,<br />
yazanların yazıslan yüzünden, bir ruba´î iki ruba´î"<br />
392<br />
Ben hem küfürüm, hem dînim, hem duruyum, hem de tortuluyum. Ben hem ihtiyarım, hem<br />
gencim, hem küçük çocugum. Ben ölürsem bana "öldü" demeyin. Deyin ki: "0 ölü idi dirildi, onu<br />
dost aldı götürdü."<br />
393<br />
Sevgilim, yanımızdan geçerken topraga bakıyor, istiyor ki, benim yüzüm, onun tatlı bakısları ile<br />
nürlanan topragı kıskansın. Onun önünde, toprak olmaktan daha güzel bir sey olamaz ki! Böylece,<br />
umulur ki, yolu bize düser de, bizi çigneyip, geçmek lütfunda bulunur.<br />
394<br />
Hayat denizinde, geçip giden bir gemide bulunan kisi, karsı kıyılardaki kamıslıgı seyrederken,<br />
kamıslıgın yürüyüp geçtigini sanır... Tıpkı bunun gibi dünyadan göçüp gidiyoruz da sanıyoruz ki<br />
dünya gidiyor.<br />
395<br />
Gönlümü, ask gamına düsürecegim. Canımı bela okuna hedef yapacagım... Senin askında<br />
harcanmayan ömrümü, bugün gönül kanına kaza edecegim...<br />
396<br />
Bu gece sakî, sarabı kadehte degil, testi ile döndürüp sunmadadır. sundugu sarabla o gönlü<br />
yagma etmis gitmisti; geldi, simdi de imana el attı, onu da alıp gidecek. Gönlü de, imanı da bende<br />
bırakmayan sakî, o kadar çok sarap sundu ki, sundugu sarap bir tüfan oldu, bu tüfan aklın evini<br />
barkını yıktı götürdü.<br />
397<br />
Sus, senin sözlerin, güzel, hos konusman beni susturdu, konusmaz bir lale getirdi. Senin<br />
islerindeki tatlılık, üstünlük, tertip, düzen, beni islerimden utandırdı, issiz güçsüz bıraktı. Ben senin<br />
tuzagından kaçtım, gönül evine sıgındım. Fakat, gönül kendisi senin tuzagın oldu da beni tuttu.<br />
398<br />
Dün baglar, bahçeler, kıstan kurtulduklan için sana sükür selamları gönderiyorlardı. Çiçeklerin<br />
yüzlerinde senin lutfunun, ihsanının belirtileri görülüyordu. Yemyesil çayırdaki selvi boy atmıs,<br />
öteki agaçlarla üstünlük davasına kalkısmıstı. Gül ise gülerek göz göre göre rengi ile, kokusu ile<br />
neseleniyor, kıyametler koparıyordu.<br />
399<br />
Askın gönlünün dünyaya bakmasın; dünyaya kapılmasına imkan yoktur. Hasa bu olamaz. Zaten<br />
asktan baska bakılacak, görülecek ne vardır Ecel günü askı bırakıp da, korkudan, can derdine<br />
düsen, cana bakan gözden bıkmısım, usanmısım.<br />
400<br />
Yarattıgı eserlerini kendine perde yaparak kendini gizlemis olan, essiz güzeli mana gözüyle<br />
gören gönül, nasıl olur da, gelip geçici olan dünya mülküne bakar Ben ecel gününde bile, gizli<br />
sevgilinin yüzünü bırakıp da, canını düsünen ve canını gören gözden memnun olmam.<br />
401<br />
Dısarıya da, içeriye de bakan, gören, askın divanelerinden yüz çesit bakıp gören göze dikkat et<br />
bak, o nasıl göriiyor Gözden dısarı bakan ve gören bi-risi<br />
. Acaba o kimdir Biliyor musun , çiçeklerin güldügü bir zamanda söylemis.<br />
402<br />
"0 ebedî diri öldü." diyen kimdir "Umut günesi söndü." diyen kimdir günes düsmanı dama<br />
çıktı, iki gözünü yumdu, günesi görmez oldu da:<br />
îünes söndü." dedi.24<br />
403<br />
Bir adamın birçok hünerler, fenler, bilgiler, sahibi olduguna bakma! îrdigi sözde, ahdinde<br />
duruyor mu Vefası var mı Asıl ona bak. Hakk ile ;igi ahdi yerine getiriyor, insanlara verdiği sözde<br />
duruyorsa, vefalı ise, onu fidigin kadar öv, onun iyi vasıflannı bir bir say! 0 senin övgünden,<br />
saydıgın sziyetlerinden de daha üstün bir kisidir.<br />
404<br />
Gün nese günüdür, ne diye gam yiyelim, üzülelim Bugün, sevgiliye ndan baglı olma günü, vefa<br />
kadehiyle sarap içmek gerek... Ne zamana ka-r bir ekmekçinin, bir sakanın elinden rızkımızı yiyip,<br />
içecegiz Biraz da in-ndan degil, Hakk´dan rızık talep etmemiz gerek.<br />
Bu ve bundan sonraki ruba´î Hz. Sems için söylenmis.<br />
405<br />
Ask sarabı içmek, bir bas belası olan akıldan kurtulmak ve utanmanm nerdesini yırtmak için<br />
insanın asık olması lazımdır. Benim sarap içmeme lü-zurn var mı îçsem bile, basımda zaten akıl<br />
kalmadı ki, sarap neyi alıp götürecek<br />
406<br />
Senin askın, felegin beyninde yer tutunca, arsa kadar, bütün alemi fitne-ler kaplar, alem<br />
kavgalarla dolar. Senin askın, yükselen rühu yakalayınca, ci-hanın üstü de, altı da bastan basa rüh<br />
olur.<br />
407<br />
Varlıklann gerçek sevgiye kavustukları, benlikten kurtulup yoklugun yü-celıklerine ulastıkları<br />
gün, bakalım kimin kılıcı, Hakk ugrunda ta kabzasına kadar kana bulanacak Kim ikbal atesi ile<br />
yanmadan kendini kurtaracak, ma-nen yükseltecek<br />
408<br />
Kendini koyverme! Zira vesvese seni perisan eder, zebün eder. Vesvese, yılan gıbi hile ile,<br />
efsunla seni tutar, baglar. 0 hikmetinden sorgusuz olan K^ ın nüranî ay´ı, seni nürlandınncaya<br />
kadar vesveseye meydanı bırakma. 0<br />
senı öyle korur ki, gök bile buna hayran olur.<br />
ROhumun, göklerin yolunu tuttugu, tenimin her cüz´ünü, toprak dagıtıp;<br />
perisan ettigi vakit, sen mezarımın basına gelip, topragıma parmagmla "kalk" diye yaz! Yaz ki,<br />
bedenime can gelsin de, mezardan sıçrayıp kalkayım.<br />
Su yalnızlık, binlerce candan, binlerce kisi ile beraber bulunmaktan daha havırlıdır, daha<br />
kıymetlidir. Bu azadlık, bu hürlük, cihan mülküne sahip ol-maktan da daha iyidir. Az bir zaman<br />
halvette Hakk ile yalnız kalmak, candan da degerlidir, cihandan da; sundan da üstündür, bundan<br />
da!<br />
Seni anınca, yüregim heyecanla çarpmaya baslar. Gözlerimden kanlı yaslar dökülür. Nerede,<br />
dostun gelecegine dair bir haber duyarsam zavallı gönlüm kanatlanır, bedeninden uçar gider.<br />
Askın, gönlümle savastıgı gün, can telasa düser. Yalınayak aradan kaçar, gider. Ben asık bir<br />
kisiyim, beni akıllı sanan delidir. Benden sakınan, çekinen kisi de akıllıdır.<br />
Hakk sevgisinin sabahı aydınlanmaga baslayınca, dirilerin tenlerindeki can, nOrlu bir hava<br />
içinde uçmaya baslar. Hakk asıgı, öyle bir yere varır ki, her nefeste gözü, zahmet çekmeden,<br />
rahatça dostu görmeye baslar.<br />
Ask, insanın basına tatlı belalar getiren hos bir seydir. Bu yüzdendir ki, askın getirdigi<br />
belalardan çekinen, korkan kisi asık degildir. Ask isinde mert kisi odur ki, ask atesi canına düsünce<br />
o ugurda canını verir, canından geçer.<br />
412<br />
Hizmetinde bulunmak için, beline kemer kusanan günes, senin önünde can verir. 0 solgun<br />
benizli, cigeri yaralı, hasta ay da senin karsında ölür gider. 0 boy atmıs selvi huzurunda yerlere<br />
kapanır, hayatını kaybeder. 0 yeni açılmıs, saçılmıs gül de, boynunu büker, yapraklannı döker, ölür.<br />
Bu gönlünü sana kaptırmıs asık ise, zaten senin önünde her zaman ölüp durmadadır.<br />
Senin askından gençlik atesi çıkar. Askınla asık gençlesir, gönülde essiz bır canın güzellikleri<br />
belirir. Sevgilim! Beni öldüreceksen öldür! Bu öldürmen ^nın ıçin günah degildir, helaldir. Çünkü<br />
dostun öldürmesinde hayat vardır "ırilik vardır.25<br />
Surada: ^L&gt; ^Lî u* ^ "Öldüriilmemde hayat vardır"hatıra gelir.<br />
Sevgilim! Deniz senin askından cosmada, köpürmede, hırçın dalgalarla kıyılara çarpmadadır.<br />
Bulutlar, yagmur halinde senin mübarek ayaklarına inciler saçmadadır. Askından bir simsek<br />
çakmıs, yeryüzüne düsmüstür de bu yüzden §u duman göklere yükselmededir.<br />
Dün gözlerin görenleri büyülüyordu. Yüzünün nüru gök kubbeye vur-roadaydı. Saçlarının<br />
gölgesinde parıldayan günes yüzünü can gördükçe, zerre misali havada dönüp duruyordu.<br />
422<br />
Çalgıcı, terennümlerini alçalttıkça Irak makamında olan perdelerle birles-r tirir. 0 zaman gönül,<br />
aklı bir tarafa atar, akıldan kurtulur, tenden de kaçar gider. Böylece, gönül bu alemden kurtulur,<br />
ötelere gider. Gönül demek ister ki: "Ben atesim, bu nagmeler de birer nefestir. Çalgıcı, bu<br />
nefeslerle bana üf-leyince, ben alevlenirim. Çünkü her ates üflenince alevlenir."<br />
Dostun askından cefa gören, zulme ugrayan kisiye dost acır da zahme-tinden, fazlından ona<br />
lütuflarda bulunur. Ona "Ömrün kısalıgına bak da benim vuslatımı ara, bul." der. Çünkü kısa ömrün<br />
feryadına ancak vuslat, bulusma yetisir, çaresaz olur.<br />
423<br />
Gönüller feth eden çok hos bir yol arkadasıyım. Kıymetimi bil, aklını ba-sına al da, ask kadehini<br />
düz tut, egri tutma ki, içindeki dökülmesin! Su kirli toprak aleminde, kendini begenmek havasıyla<br />
esen rüzgar, süphe yok ki her lahza toz kaldırır. ı<br />
Bulusmanın sana bir ziyanı dokunmaz. Sana yemin ederim ki, vuslat ca-nına da bir zahmet<br />
vermez. Dostun, her an senin gönlünde olmanı, gönlünü yalnız senin doldurmanı istiyor ve sana<br />
kem göz degmesin diye korkuyor.<br />
420<br />
Gönlii bir an "Ben Hakk´ım" diye çarpan kisi bugün, su ask ipinin üs-tünde asılıp durmaktadır.<br />
Gözleriyle mutlak büyüler yapıp herkesi büyüleyen de senin gamınla kendisi için inceliyecek bin<br />
türlü hakîkat sırları bulur.<br />
424<br />
. Gönlü senin coskunluguna erismek için cosuyor. Senin aklına kavusmak çın kendi zavallı aklını<br />
bırakıyor. Senin tatlılıgını, lezzetini geregi gibi tada-<br />
"rnek ıçin zehir içiyor. Güzel kulagına takılmak arzusu ile bir halka gibi<br />
425<br />
Senin bulundugun yerden, senin havandan gelen tozu, topragı istiyorum. Olur ya, belki<br />
ayaklarının bastıgı yerden, gözlerime, rüzgar toz getirir. Canım cefaya da sevinir, neselenir. Zira<br />
ben cefadan da senin vefa kokunu alırım.<br />
Gönüller alan o büyük, o essiz varlıgın yakınlıgı, sanmam ki canda bile bulunsun. 0 bize<br />
canımızdan daha yakındır. Vallahi ben onu asla anmam. Cünkü insanın yanında bulunmayanlar<br />
anılır.26<br />
426<br />
Günes de kim oluyor ki, senin yüzünün parlaklıgını, güzelligini elde et-sin Yahut hızlı esen<br />
rüzgar da kimdir ki, senin saçının bir kılına dokunabilsin Vucut sehrinin efendisi, reisi olan akıl<br />
bile senin mahallene gelince deli, diva-ne olur.<br />
Eger asık olur da bir an heyecansız, sevksiz kalır, bir yerde kararın olursa senin asıklar safında<br />
ne isin var Çünkü asıklık kararsızlık demektir. Askta diken gibi keskin baslı ol da, kokusu ile, rengi<br />
ile güle benzeyen sevgili, bazen seni bagrına bassın, bazen yanına alsın.<br />
427<br />
Sevgilim! Senin gömleginin kokusu gelince ben ne yapabilirim 0 ko-kuyu alınca gökyüzü bile<br />
sasırır da elbisesini yırtar... 0 güzel Yüsufun hos kokulu gömlegi nerede ki, gelsin de bugün senin<br />
gömleginin kokusunu alsın.<br />
Eger her iki dünya da gam dikeniyle dolsa, deve olan dikenden kork-nıaz. Can ve cihan tasaya<br />
bulansa; kederlere, üzüntülere bulassa, bir kisiye ask yıkayıcı, temizleyici olursa, o kisi hepsinden<br />
temizlenir, kurtulur.<br />
428<br />
Deli divane olan, halk arasında açıkça görünür, çünkü o sevda atina binmistir. Asıl deli divane<br />
olan kisi o Hakk asıgını tanımıyandır. Bize göre delı, Hakk´ı tanıyandır, bilendir.<br />
Bu ruba´î Meviana hazretlerinin §u mealdeki beytini hatırlatıyor."Hakk´ı bagırarak, yüksek ^sle<br />
zikr etmek dogru degildir. Ancak uzakta bulunanlara, ´Ey, yahu´ diye bagrılır." Bu<br />
ruba´î aynı zamanda •^1 J"*-1&gt;´AJ1 ^1 V" -» "Biz ona sah damanndan daha yakınız." (Kaf<br />
^Oresi 50/16)isaret vardır.<br />
432<br />
Hakk´ın öyle lütuflanna erdim ki, benim zindanım kurtulustan daha¦ ostur. Nefretim, öfkem<br />
sekerden daha tatlıdır. Kılıcım, yasayıstan daha gü-i¦ eldir, yakutum zekattan (manen tertemiz<br />
olmaktan) daha saf, daha temizdir.<br />
433<br />
Senin sevdalın olmaya, bir bahane yeter. Korkuttuklarına, dehsete düsür-jî düklerine neseli,<br />
tatlı sesin kafi gelir. Onların bütün korkularını, endiçelerini¦´ giderir. Bizi öldürmek için, cefa kıhcını<br />
ne diye vumyorsun Bizim basımızaj kamçının ucu ile dokun, yeter.<br />
434<br />
Senin gibi ay yüzlü güzelin dudaklarından çıkan küfürler, kötü sözler, aslı atesten olan la´l gibi<br />
degerlidir, kıymetlidir. Dudakların, acı sözlerin gü-j¦ zellessin, gönülleri çeksin diye konusuyor,<br />
gülden esip gelen ruzgar elbette^ güzel kokar.<br />
435<br />
îkbal sahiplerinin, ermislerin nefesleri, gül gibi hostur. Bahtsız kisiyse dı-ken gibi keskin ve dik<br />
baslı olur. Gülle görüstügü, gülle beraber bulundugu için diken atesten kurtulur. Fakat, dikenle<br />
görüsüp konustugu yüzünden de, gül atesler içinde kalmıstır.<br />
Tam bir ilahî nese içinde bulunan bir kisi gam yer mi Hele su gökkub-benin haricinde bulunan,<br />
ötelere geçmis olan bir gönül hiç gamlanır mı Hakk´ın askının cazibesine kapılıp, boslukta dönen<br />
su dünya, su yeryüzü nasıl olur da gam tohumunu kabul eder 27<br />
Gögsünde tam bir gönül degil, çok ufak bir gönül kırıntısı, bir zerre bu-lunan kisiye, senin askın<br />
olmaksızın yasamak çok güç gelir. Senin o güzel, o büklüm büklüm saçlarını görüp de aklı basında<br />
kalan kisi, aslında bir delidir,bir divanedir.<br />
"Söyle!" dedim, söyleyeyim ama dil ne kadar mahrem olur; nasıl mah-rem olur Dil degil,<br />
alemde ne varsa hiçbiri mahrem olamaz... Vallahi, Ademin topragı tabiatında olan bir kimsenin, o<br />
îlahî "nefha"nın sözünü söy-lemesine imkan yoktur.28<br />
Seyh GSlib merhum da: "Asıkta keder neyler / Gam, halk-ı cihanındır" demisti.<br />
Bu ruba´îde ( ^J ü* ^ ^^J ) "Ona mhumdan üfledim" (Sad SOresi 38/72) ayetine isaret va´´-<br />
Bir arif o demi söyle açıklıyor:<br />
"Nefha-i feyz-i Huda´ya urefa ´dem´ dediler,<br />
0 deme mazhar olan kisiye ´adem´ dediler,<br />
Yoksa her süret-i bîcana denilmez adem,<br />
Adem oldur ki; ´dem´i ademe mahrem, dediler."<br />
Seninle sevinen, seninle neselenen, senin nnrunla aleme günes olan gamlanır mı Sana çok<br />
yakın olan, mahrem olan bir kimseye, cihanın sırları nasıl olur da kapalı kalır<br />
Asık olan bir kisiye ya ölüp yok olmak gerek, yahut ask yolunda can vermek ve ölümsüz hayata<br />
kavusmak gerek. Yoksa "Ask ab-ı hayat kayna-gından su içmektir." sözü, bir laftan ibarettir29.<br />
Havanın bulutlu, yagıslı oldugu günlerde, dostların bir arada toplanıp oturmaları sarttır. Çünkü<br />
dost, dostu tazelestirir. Nasıl ki, ilkbaharda güller, bir bahçede, öteye beriye serpilmis olarak degil<br />
de, bir arada toplu olarak bulun-dukları zaman bahara ayrı bir ihtisam verirler, güller adeta<br />
birbirlerine tazelik ve güzellik bagıslarlar.<br />
Eger isitmeye gücün varsa bana kulak ver. Sunu bil ki, ona ulasmak kendinden geçmektir. Sezis<br />
ve göriis cihanına varınca sakın konusma, sus, hiçbir sey söyleme! Çünkü, kamil insanlann<br />
söylemeleri hep görüstür.30<br />
Sade yanan tandırlar sıcak olmaz. Sen sevgilim, birdenbire kapımdan içeriye gir de bak, orada<br />
ne sıcaklar bulursun. 0 zaman yaz gelir, ben ısınınm. Soguk da her zaman soguk olmaz, kara kıs<br />
sürüp gitmez. Fakat, sen söz verir de gelmezsen, iste asıl o zaman soguk olur, o zaman kıs gelir.<br />
442<br />
0 kumaz, o düzenbaz güzel bizden kaçıyor. Bizim dostlugumuzdan yaz hoslanmıyor, kaçıyor.<br />
Evet o nürlu, aydın bir akıldır. Biz ise, onun güzelligı´ nin sarhosuyuz. Elbette, akıl sarhos olandan<br />
kaçar.<br />
îstiyorum ki, gönlüm O´nun gamıyla anlassın, arkadas olsun. Gönlüm, O´nun gamını elde ederse<br />
ne iyi olur Ey asık gönül! Aklını basına al da, O´nun verdiği gamın kıymetini bil. O´nun gamını<br />
yakala, bagnna bas. Gözünü<br />
kapayıp açma! O´nun gamının gam degil, bizzat kendisi oldugunu anlayacak-sın.<br />
Ab-ı hayat: Bengisu" Bu kaynaktan su içenler ölmezmis, sonsuz bir hayata kavusurmus.<br />
"burada insan-ı kamile isaret ediliyor. Dolayısıyla hakîkati idrak edenlerin susmalan<br />
belirtiliyor.<br />
446<br />
Askta ne asagılık, süflîlik vardır, ne üstünlük. Askta, ne kendinden geçis vardır, ne de aklı<br />
basında olus vardır. Askta, hafızlık, seyhlik, müridlik de yoktur. Askta düskünlük, kalenderlik,<br />
rindlik vardır.<br />
447<br />
Senin gibi bir güzelin bulundugu yerde cosmamak, hareket etmemek, heyecansız donup<br />
kalmak küfürdiir. Seni görüp de kaçıp gitmeyen, basta ka-lan akıl kötü bir yılandır, onun bası<br />
ezilmelidir.<br />
448<br />
Güzelim! Senden bir hayal peyda eden, senin hayaline kapılan bir canın, geçip gitmesine, yok<br />
olmasına imkan var mı Ay küçüldükçe hilal olur, fakat bu küçülme, bu eksilme yeni bir gelismenin,<br />
kemalin, dolunay haline gelmenin bir baslangıcıdır.<br />
449<br />
Bana öyle bir ask geldi ki, benim askımla, bütün asklar ask oldu, sevda oldu. Ben yandım kül<br />
oldum. Hatta külüm de yok oldu. Fakat sevgilim! Se-nin ask atesinde tekrar yanmak arzusuyla<br />
külüm yeniden canlandı, süretleı´ bagladı. Iste bu böylece binlerce defa tekrarlandı durdu.31<br />
31 Burada bütün varlıklann bir anda yok olup, tekrar var oluslanna, varlıktan tekrar yokluga<br />
dönüslerine, yokluktan tekrar varlıga gelislerine isaret edilmektedir.<br />
450<br />
Gece asıkların gönülleri gibi sevdalarla doldu, dünyanın kem gözünden de gizlendi, iyi<br />
gözünden de... Gönlümün kaniyle yaptıgım gizli yolculuga isaret ederek diyorlar ki: "Onun gibi<br />
aslına dönmek için, yola düsme çaeı geldi, hazırlan!" - -<br />
401<br />
Dısarıya da, içeriye de bakan, gören, askın divanelerinden yüz çesit bakıp gören göze dikkat et<br />
bak, o nasıl göriiyor Gözden dısarı bakan ve gören bi-risi<br />
. Acaba o kimdir Biliyor musun , çiçeklerin güldügü bir zamanda söylemis.<br />
402<br />
"0 ebedî diri öldü." diyen kimdir "Umut günesi söndü." diyen kimdir günes düsmanı dama<br />
çıktı, iki gözünü yumdu, günesi görmez oldu da:<br />
îünes söndü." dedi.24<br />
403<br />
Bir adamın birçok hünerler, fenler, bilgiler, sahibi olduguna bakma! îrdigi sözde, ahdinde<br />
duruyor mu Vefası var mı Asıl ona bak. Hakk ile ;igi ahdi yerine getiriyor, insanlara verdiği sözde<br />
duruyorsa, vefalı ise, onu fidigin kadar öv, onun iyi vasıflannı bir bir say! 0 senin övgünden,<br />
saydıgın sziyetlerinden de daha üstün bir kisidir.<br />
404<br />
Gün nese günüdür, ne diye gam yiyelim, üzülelim Bugün, sevgiliye ndan baglı olma günü, vefa<br />
kadehiyle sarap içmek gerek... Ne zamana ka-r bir ekmekçinin, bir sakanın elinden rızkımızı yiyip,<br />
içecegiz Biraz da in-ndan degil, Hakk´dan rızık talep etmemiz gerek.<br />
Bu ve bundan sonraki ruba´î Hz. Sems için söylenmis.<br />
405<br />
Ask sarabı içmek, bir bas belası olan akıldan kurtulmak ve utanmanm nerdesini yırtmak için<br />
insanın asık olması lazımdır. Benim sarap içmeme lü-zurn var mı îçsem bile, basımda zaten akıl<br />
kalmadı ki, sarap neyi alıp götürecek<br />
406<br />
Senin askın, felegin beyninde yer tutunca, arsa kadar, bütün alemi fitne-ler kaplar, alem<br />
kavgalarla dolar. Senin askın, yükselen rühu yakalayınca, ci-hanın üstü de, altı da bastan basa rüh<br />
olur.<br />
407<br />
Varlıklann gerçek sevgiye kavustukları, benlikten kurtulup yoklugun yü-celıklerine ulastıkları<br />
gün, bakalım kimin kılıcı, Hakk ugrunda ta kabzasına kadar kana bulanacak Kim ikbal atesi ile<br />
yanmadan kendini kurtaracak, ma-nen yükseltecek<br />
408<br />
Kendini koyverme! Zira vesvese seni perisan eder, zebün eder. Vesvese, yılan gıbi hile ile,<br />
efsunla seni tutar, baglar. 0 hikmetinden sorgusuz olan K^ ın nüranî ay´ı, seni nürlandınncaya<br />
kadar vesveseye meydanı bırakma. 0<br />
senı öyle korur ki, gök bile buna hayran olur.<br />
409<br />
ROhumun, göklerin yolunu tuttugu, tenimin her cüz´ünü, toprak dagıtıp;<br />
perisan ettigi vakit, sen mezarımın basına gelip, topragıma parmagmla "kalk" diye yaz! Yaz ki,<br />
bedenime can gelsin de, mezardan sıçrayıp kalkayım.<br />
Su yalnızlık, binlerce candan, binlerce kisi ile beraber bulunmaktan daha havırlıdır, daha<br />
kıymetlidir. Bu azadlık, bu hürlük, cihan mülküne sahip ol-maktan da daha iyidir. Az bir zaman<br />
halvette Hakk ile yalnız kalmak, candan da degerlidir, cihandan da; sundan da üstündür, bundan<br />
da!<br />
410<br />
Seni anınca, yüregim heyecanla çarpmaya baslar. Gözlerimden kanlı yaslar dökülür. Nerede,<br />
dostun gelecegine dair bir haber duyarsam zavallı gönlüm kanatlanır, bedeninden uçar gider.<br />
Askın, gönlümle savastıgı gün, can telasa düser. Yalınayak aradan kaçar, gider. Ben asık bir<br />
kisiyim, beni akıllı sanan delidir. Benden sakınan, çekinen kisi de akıllıdır.<br />
411<br />
Hakk sevgisinin sabahı aydınlanmaga baslayınca, dirilerin tenlerindeki can, nOrlu bir hava<br />
içinde uçmaya baslar. Hakk asıgı, öyle bir yere varır ki, her nefeste gözü, zahmet çekmeden,<br />
rahatça dostu görmeye baslar.<br />
Ask, insanın basına tatlı belalar getiren hos bir seydir. Bu yüzdendir ki, askın getirdigi<br />
belalardan çekinen, korkan kisi asık degildir. Ask isinde mert kisi odur ki, ask atesi canına düsünce<br />
o ugurda canını verir, canından geçer.<br />
412<br />
Hizmetinde bulunmak için, beline kemer kusanan günes, senin önünde can verir. 0 solgun<br />
benizli, cigeri yaralı, hasta ay da senin karsında ölür gider. 0 boy atmıs selvi huzurunda yerlere<br />
kapanır, hayatını kaybeder. 0 yeni açılmıs, saçılmıs gül de, boynunu büker, yapraklannı döker, ölür.<br />
Bu gönlünü sana kaptırmıs asık ise, zaten senin önünde her zaman ölüp durmadadır.<br />
Senin askından gençlik atesi çıkar. Askınla asık gençlesir, gönülde essiz bır canın güzellikleri<br />
belirir. Sevgilim! Beni öldüreceksen öldür! Bu öldürmen ^nın ıçin günah degildir, helaldir. Çünkü<br />
dostun öldürmesinde hayat vardır "ırilik vardır.25<br />
Surada: ^L&gt; ^Lî u* ^ "Öldüriilmemde hayat vardır"hatıra gelir.<br />
417<br />
Sevgilim! Deniz senin askından cosmada, köpürmede, hırçın dalgalarla kıyılara çarpmadadır.<br />
Bulutlar, yagmur halinde senin mübarek ayaklarına inciler saçmadadır. Askından bir simsek<br />
çakmıs, yeryüzüne düsmüstür de bu yüzden §u duman göklere yükselmededir.<br />
Dün gözlerin görenleri büyülüyordu. Yüzünün nüru gök kubbeye vur-roadaydı. Saçlarının<br />
gölgesinde parıldayan günes yüzünü can gördükçe, zerre misali havada dönüp duruyordu.<br />
418<br />
Çalgıcı, terennümlerini alçalttıkça Irak makamında olan perdelerle birles-r tirir. 0 zaman gönül,<br />
aklı bir tarafa atar, akıldan kurtulur, tenden de kaçar gider. Böylece, gönül bu alemden kurtulur,<br />
ötelere gider. Gönül demek ister ki: "Ben atesim, bu nagmeler de birer nefestir. Çalgıcı, bu<br />
nefeslerle bana üf-leyince, ben alevlenirim. Çünkü her ates üflenince alevlenir."<br />
Dostun askından cefa gören, zulme ugrayan kisiye dost acır da zahme-tinden, fazlından ona<br />
lütuflarda bulunur. Ona "Ömrün kısalıgına bak da benim vuslatımı ara, bul." der. Çünkü kısa ömrün<br />
feryadına ancak vuslat, bulusma yetisir, çaresaz olur.<br />
419<br />
Gönüller feth eden çok hos bir yol arkadasıyım. Kıymetimi bil, aklını basına al da, ask kadehini<br />
düz tut, egri tutma ki, içindeki dökülmesin! Su kirli toprak aleminde, kendini begenmek havasıyla<br />
esen rüzgar, süphe yok ki her lahza toz kaldırır. ı<br />
Bulusmanın sana bir ziyanı dokunmaz. Sana yemin ederim ki, vuslat ca-nına da bir zahmet<br />
vermez. Dostun, her an senin gönlünde olmanı, gönlünü yalnız senin doldurmanı istiyor ve sana<br />
kem göz degmesin diye korkuyor.<br />
420<br />
Gönlü bir an "Ben Hakk´ım" diye çarpan kisi bugün, su ask ipinin üstünde asılıp durmaktadır.<br />
Gözleriyle mutlak büyüler yapıp herkesi büyüleyen de senin gamınla kendisi için inceliyecek bin<br />
türlü hakîkat sırları bulur.<br />
424<br />
. Gönlü senin coskunluguna erismek için cosuyor. Senin aklına kavusmak çın kendi zavallı aklını<br />
bırakıyor. Senin tatlılıgını, lezzetini geregi gibi tadarnek ıçin zehir içiyor. Güzel kulagına takılmak<br />
arzusu ile bir halka gibi<br />
425<br />
Senin bulundugun yerden, senin havandan gelen tozu, topragı istiyorum. Olur ya, belki<br />
ayaklarının bastıgı yerden, gözlerime, rüzgar toz getirir. Canım cefaya da sevinir, neselenir. Zira<br />
ben cefadan da senin vefa kokunu alırım.<br />
Gönüller alan o büyük, o essiz varlıgın yakınlıgı, sanmam ki canda bile bulunsun. 0 bize<br />
canımızdan daha yakındır. Vallahi ben onu asla anmam. Cünkü insanın yanında bulunmayanlar<br />
anılır.26<br />
426<br />
Günes de kim oluyor ki, senin yüzünün parlaklıgını, güzelligini elde et-sin Yahut hızlı esen<br />
rüzgar da kimdir ki, senin saçının bir kılına dokunabilsin Vucut sehrinin efendisi, reisi olan akıl<br />
bile senin mahallene gelince deli, divane olur.<br />
Eger asık olur da bir an heyecansız, sevksiz kalır, bir yerde kararın olursa senin asıklar safında<br />
ne isin var Çünkü asıklık kararsızlık demektir. Askta diken gibi keskin baslı ol da, kokusu ile, rengi<br />
ile güle benzeyen sevgili, bazen seni bagrına bassın, bazen yanına alsın.<br />
427<br />
Sevgilim! Senin gömleginin kokusu gelince ben ne yapabilirim 0 kokuyu alınca gökyüzü bile<br />
sasırır da elbisesini yırtar... 0 güzel Yüsufun hos kokulu gömlegi nerede ki, gelsin de bugün senin<br />
gömleginin kokusunu alsın.<br />
Eger her iki dünya da gam dikeniyle dolsa, deve olan dikenden kork-nıaz. Can ve cihan tasaya<br />
bulansa; kederlere, üzüntülere bulassa, bir kisiye ask yıkayıcı, temizleyici olursa, o kisi hepsinden<br />
temizlenir, kurtulur.<br />
428<br />
Deli divane olan, halk arasında açıkça görünür, çünkü o sevda atina binmistir. Asıl deli divane<br />
olan kisi o Hakk asıgını tanımıyandır. Bize göre delı, Hakk´ı tanıyandır, bilendir.<br />
Bu ruba´î Meviana hazretlerinin su mealdeki beytini hatırlatıyor."Hakk´ı bagırarak, yüksek ^sle<br />
zikr etmek dogru degildir. Ancak uzakta bulunanlara, ´Ey, yahu´ diye bagrılır." Bu<br />
ruba´î aynı zamanda •^1 J"*-1&gt;´AJ1 ^1 V" -» "Biz ona sah damanndan daha yakınız." (Kaf<br />
Suresi 50/16)isaret vardır.<br />
432<br />
Hakk´ın öyle lütuflanna erdim ki, benim zindanım kurtulustan daha¦ ostur. Nefretim, öfkem<br />
sekerden daha tatlıdır. Kılıcım, yasayıstan daha gü-i¦ eldir, yakutum zekattan (manen tertemiz<br />
olmaktan) daha saf, daha temizdir.<br />
433<br />
Senin sevdalın olmaya, bir bahane yeter. Korkuttuklarına, dehsete düsür-jî düklerine neseli,<br />
tatlı sesin kafi gelir. Onların bütün korkularını, endiçelerini¦´ giderir. Bizi öldürmek için, cefa kıhcını<br />
ne diye vumyorsun Bizim basımızaj kamçının ucu ile dokun, yeter.<br />
434<br />
Senin gibi ay yüzlü güzelin dudaklarından çıkan küfürler, kötü sözler, aslı atesten olan la´l gibi<br />
degerlidir, kıymetlidir. Dudakların, acı sözlerin gü-j¦ zellessin, gönülleri çeksin diye konusuyor,<br />
gülden esip gelen ruzgar elbette^ güzel kokar.<br />
435<br />
îkbal sahiplerinin, ermislerin nefesleri, gül gibi hostur. Bahtsız kisiyse dı-ken gibi keskin ve dik<br />
baslı olur. Gülle görüstügü, gülle beraber bulundugu için diken atesten kurtulur. Fakat, dikenle<br />
görüsüp konustugu yüzünden de, gül atesler içinde kalmıstır.<br />
Tam bir ilahî nese içinde bulunan bir kisi gam yer mi Hele su gökkub-benin haricinde bulunan,<br />
ötelere geçmis olan bir gönül hiç gamlanır mı Hakk´ın askının cazibesine kapılıp, boslukta dönen<br />
su dünya, su yeryüzü nasıl olur da gam tohumunu kabul eder 27<br />
Gögsünde tam bir gönül degil, çok ufak bir gönül kırıntısı, bir zerre bu-lunan kisiye, senin askın<br />
olmaksızın yasamak çok güç gelir. Senin o güzel, o büklüm büklüm saçlarını görüp de aklı basında<br />
kalan kisi, aslında bir delidir,bir divanedir.<br />
"Söyle!" dedim, söyleyeyim ama dil ne kadar mahrem olur; nasıl mah-rem olur Dil degil,<br />
alemde ne varsa hiçbiri mahrem olamaz... Vallahi, Ademin topragı tabiatında olan bir kimsenin, o<br />
îlahî "nefha"nın sözünü söy-lemesine imkan yoktur.28<br />
Seyh GSlib merhum da: "Asıkta keder neyler / Gam, halk-ı cihanındır" demisti.<br />
Bu ruba´îde ( ^J ü* ^ ^^J ) "Ona mhumdan üfledim" (Sad SOresi 38/72) ayetine isaret va´´-<br />
Bir arif o demi söyle açıklıyor:<br />
"Nefha-i feyz-i Huda´ya urefa ´dem´ dediler,<br />
0 deme mazhar olan kisiye ´adem´ dediler,<br />
Yoksa her süret-i bîcana denilmez adem,<br />
Adem oldur ki; ´dem´i ademe mahrem, dediler."<br />
439<br />
Seninle sevinen, seninle neselenen, senin nnrunla aleme günes olan gamlanır mı Sana çok<br />
yakın olan, mahrem olan bir kimseye, cihanın sırları nasıl olur da kapalı kalır<br />
Asık olan bir kisiye ya ölüp yok olmak gerek, yahut ask yolunda can vermek ve ölümsüz hayata<br />
kavusmak gerek. Yoksa "Ask ab-ı hayat kayna-gından su içmektir." sözü, bir laftan ibarettir29.<br />
440<br />
Havanın bulutlu, yagıslı oldugu günlerde, dostların bir arada toplanıp oturmaları sarttır. Çünkü<br />
dost, dostu tazelestirir. Nasıl ki, ilkbaharda güller, bir bahçede, öteye beriye serpilmis olarak degil<br />
de, bir arada toplu olarak bulun-dukları zaman bahara ayrı bir ihtisam verirler, güller adeta<br />
birbirlerine tazelik ve güzellik bagıslarlar.<br />
Eger isitmeye gücün varsa bana kulak ver. Sunu bil ki, ona ulasmak kendinden geçmektir. Sezis<br />
ve göriis cihanına varınca sakın konusma, sus, hiçbir sey söyleme! Çünkü, kamil insanlann<br />
söylemeleri hep görüstür.30<br />
441<br />
Sade yanan tandırlar sıcak olmaz. Sen sevgilim, birdenbire kapımdan içeriye gir de bak, orada<br />
ne sıcaklar bulursun. 0 zaman yaz gelir, ben ısınınm. Soguk da her zaman soguk olmaz, kara kıs<br />
sürüp gitmez. Fakat, sen söz verir de gelmezsen, iste asıl o zaman soguk olur, o zaman kıs gelir.<br />
442<br />
0 kumaz, o düzenbaz güzel bizden kaçıyor. Bizim dostlugumuzdan yaz hoslanmıyor, kaçıyor.<br />
Evet o nürlu, aydın bir akıldır. Biz ise, onun güzelligı´ nin sarhosuyuz. Elbette, akıl sarhos olandan<br />
kaçar.<br />
îstiyorum ki, gönlüm O´nun gamıyla anlassın, arkadas olsun. Gönlüm, O´nun gamını elde ederse<br />
ne iyi olur Ey asık gönül! Aklını basına al da, O´nun verdiği gamın kıymetini bil. O´nun gamını<br />
yakala, bagnna bas. Gözünü<br />
kapayıp açma! O´nun gamının gam degil, bizzat kendisi oldugunu anlayacak-sın.<br />
Ab-ı hayat: Bengisu" Bu kaynaktan su içenler ölmezmis, sonsuz bir hayata kavusurmus.<br />
"urada insan-ı kamile isaret ediliyor. Dolayısıyla hakîkati idrak edenlerin susmalanbelirtiliyor.<br />
446<br />
Askta ne asagılık, süflîlik vardır, ne üstünlük. Askta, ne kendinden geçis vardır, ne de aklı<br />
basında olus vardır. Askta, hafızlık, seyhlik, müridlik de yoktur. Askta düskünlük, kalenderlik,<br />
rindlik vardır.<br />
447<br />
Senin gibi bir güzelin bulundugu yerde cosmamak, hareket etmemek, heyecansız donup<br />
kalmak küfürdiir. Seni görüp de kaçıp gitmeyen, basta ka-lan akıl kötü bir yılandır, onun bası<br />
ezilmelidir.<br />
448<br />
Güzelim! Senden bir hayal peyda eden, senin hayaline kapılan bir canın, geçip gitmesine, yok<br />
olmasına imkan var mı Ay küçüldükçe hilal olur, fakat bu küçülme, bu eksilme yeni bir gelismenin,<br />
kemalin, dolunay haline gelmenin bir baslangıcıdır.<br />
449<br />
Bana öyle bir ask geldi ki, benim askımla, bütün asklar ask oldu, sevda oldu. Ben yandım kül<br />
oldum. Hatta külüm de yok oldu. Fakat sevgilim! Senin ask atesinde tekrar yanmak arzusuyla<br />
külüm yeniden canlandı, süretleri bagladı. Iste bu böylece binlerce defa tekrarlandı durdu.<br />
Burada bütün varlıklann bir anda yok olup, tekrar var oluslarına, varlıktan tekrar yokluga<br />
dönüslerine, yokluktan tekrar varlıga gelislerine isaret edilmektedir.<br />
450<br />
Gece asıkların gönülleri gibi sevdalarla doldu, dünyanın kem gözünden de gizlendi, iyi<br />
gözünden de... Gönlümün kaniyle yaptıgım gizli yolculuga isaret ederek diyorlar ki: "Onun gibi<br />
aslına dönmek için, yola düsme çagı geldi, hazırlan!"</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mesnevi-i Şerif Tercümesi I]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10248</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 01:09:03 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10248</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mesnevi-i Şerif Tercümesi I</span><br />
<br />
1. Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor:<br />
Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımdan erkek, kadın… herkes ağlayıp inledi.<br />
Ayrılıktan parça parça olmuş, kalb isterim ki, iştiyak derdini açayım.<br />
Aslında uzak düşen kişi, yine vuslat zamanını arar.<br />
5. Ben her cemiyette ağladım, inledim. Fena hallilerle de eş oldum, iyi hallilerle de.<br />
Herkes kendi zannınca benim dostum oldu ama kimse içimdeki sırları araştırmadı.<br />
Benim esrarım feryadımdan uzak değildir, ancak (her) gözde, kulakta o nur yok.<br />
Ten candan, can da tenden gizli kapaklı değildir, lâkin canı görmek için kimseye izin yok.<br />
Bu neyin sesi ateştir, hava değil; kimde bu ateş yoksa yok olsun!<br />
10. Aşk ateşidir ki neyin içine düşmüştür, aşk coşkunluğudur ki şarabın içine düşmüştür.<br />
Ney, dosttan ayrılan kişinin arkadaşı, haldaşıdır. Onun perdeleri, perdelerimizi yırttı.<br />
Ney gibi hem bir zehir, hem bir tiryak, ney gibi hem bir hemdem, hem bir müştak kim gördü<br />
Ney, kanla dolu olan yoldan bahsetmekte, Mecnun aşkının kıssalarını söylemektedir.<br />
Bu aklın mahremi akılsızdan başkası değildir, dile de kulaktan başka müşteri yoktur.<br />
15. Bizim gamımızdan günler, vakitsiz bir hale geldi; günler yanışlarla yoldaş oldu.<br />
Günler geçtiyse, geçip gitsin; korkumuz yok. Ey temizlikte naziri olmayan, hemen sen kal!<br />
Balıktan başka her şey suya kandı, rızkı olmayana da günler uzadı.<br />
Ham, pişkinin halinden anlamaz, öyle ise söz kısa kesilmelidir vesselâm.<br />
* * *<br />
Ey oğul! Bağı çöz, azat ol. Ne zamana kadar gümüş, altın esiri olacaksın<br />
20. Denizi bir testiye dökersen ne alır Bir günün kısmetini…<br />
Harislerin göz testisi dolmadı. Sedef, kanaatkâr olduğundan inci ile doldu.<br />
Bir aşk yüzünden elbisesi yırtılan, hırstan, ayıptan adamakıllı temizlendi.<br />
Ey bizim sevdası güzel aşkımız; şadol; ey bütün hastalıklarımızın hekimi;<br />
Ey bizim kibir ve azametimizin ilâcı, ey bizim Eflâtun’umuz! Ey bizim Calinus’umuz!<br />
25. Toprak beden, aşktan göklere çıktı; dağ oynamaya başladı, çevikleşti.<br />
Ey âşık! Aşk; Tûr’un canı oldu. Tûr sarhoş, Mûsa da düşüp bayılmış!<br />
Zamanımı beraber geçirdiğim arkadaşımın dudağına eş olsaydım ( sırlarına tahammül edecek bir hemdem bulsaydım) ney gibi ben de<br />
söylenecek şeyleri söylerdim.<br />
Dildeşinden ayrı düşen, yüz türlü nağmesi olsa bile dilsizdir.<br />
Gül solup mevsim geçince artık bülbülden maceralar işitemezsin.<br />
30. Her şey mâşuktur, âşık bir perdedir. Yaşayan mâşuktur, âşık bir ölüdür.<br />
Kimin aşka meyli yoksa o kanatsız bir kuş gibidir, vah ona!<br />
Sevgilimin nuru önde, artta olmadıkça ben nasıl önü, sonu idrak edebilirim<br />
Aşk, bu sözün dışarı çıkıp yazılmasını ister; ayna gammaz olmaz da ne olur<br />
Aynan, bilir misin, neden gammaz değil<br />
Yüzünden tozu, pası silinmemiş de ondan!<br />
Padişahın bir halayığa âşık olup satın alması, halayığın hastalanması, onu iyi etmek için tedbiri<br />
35. Ey dostlar! Bu hikâyeyi dinleyiniz. Hakikatte o bizim bu günkü halimizdir.<br />
Bundan evvelki bir zamanda bir padişah vardı. O hem dünya, hem din saltanatına malikti.<br />
Padişah, bir gün hususi adamları ile av için hayvana binmiş, giderken.<br />
Ana caddede bir halayık gördü, o halayığın kölesi oldu.<br />
Can kuşu kafeste çırpınmaya başladı. Mal verdi, o halayığı satın aldı.<br />
40. Onu alıp arzusuna nail oldu. Fakat kazara o halayık hastalandı.<br />
Birisinin eşeği varmış, fakat palanı yokmuş. Palanı ele geçirmiş, bu sefer eşeği kurt kapmış.<br />
Birisinin ibriği varmış, fakat suyu elde edememiş. Suyu bulunca da ibrik kırılmış!<br />
Padişah sağdan, soldan hekimler topladı. Dedi ki: “İkimizin hayatı da sizin elinizdedir.<br />
Benim hayatım bir şey değil, asıl canımın canı odur. Ben dertliyim, hastayım dermanım o.<br />
45. Kim benim canıma derman ederse benim hazinemi, incimi ve mercanımı (atiye ve ihsanımı) o aldı (demektir).”<br />
Hepsi birden dediler ki: “Canımızı feda edelim. Beraberce düşünüp beraberce tedavi edelim.<br />
Bizim her birimiz bir âlem Mesih’idir, elimizde her hastalığa bir ilâç vardır.”<br />
Kibirlerinden Allah isterse (inşaallah ) demediler. Allah da onlara insanların âcizliğini gösterdi.<br />
”İnşaallah” sözünü terk ettiklerini söylemeden maksadım, insanların yürek katılığını ve mağrurluğunu söylemektir. Yoksa ârızî bir halet olan<br />
inşaallah’ı söylemeyi unuttuklarını anlatmak değildir.<br />
50. Hey gidi nice inşaallah’ı diliyle söylemeyen vardır ki canı “inşaallah” la eş olmuştur.<br />
İlâç ve tedavi nev’inden her ne yapıldıysa hastalık arttı, maksat da hâsıl olmadı.<br />
O halayıkcağız, hastalıktan kıl gibi olunca padişahın kanlı göz yaşı ırmağa döndü.<br />
Kazara sirkengübin safrayı arttırdı. Badem yağı da kuruluk tesirini göstermeye başladı.<br />
Karahelileyle kabız oldu, ferahlığı gitti; su, neft gibi ateşe yardım etti.<br />
Halayığın tedavisinde hekimlerin âciz kalmalarını padişahın anlaması, Allahtapusuna yüz tutması ve bir uluyu rüyada görmesi<br />
55. Padişah, hekimlerin âciz kaldıklarını görünce yalınayak mescide koştu.<br />
Mescide gidip mihrap tarafına yöneldi. Secde yeri göz yaşından sırsıklam oldu.<br />
Yokluk istiğrakından kendisine gelince ağzını açtı, hoş bir tarzda medhü senaya başladı:<br />
“En az bahşişi dünya mülkü olan Allah’ım! Ben ne söyleyeyim Zaten sen gizlileri bilirsin.<br />
Ey daima dileğimize penah olan Allah! Biz bu sefer de yolu yanıldık.<br />
60. Ama sen “Ben gerçi senin gizlediğin şeyleri bilirim. Fakat sen, yine onları meydana dök” dedin.<br />
Padişah, tâ can evinden coşunca bağışlama denizi de coşmaya başladı.<br />
Ağlama esnasında uykuya daldı. Rüyasında bir pir göründü.<br />
Dedi ki: “Ey padişah, müjde; dileklerin kabul oldu. Yarın bir yabancı gelirse o, bizdendir.<br />
O gelen hazık hekimdir. Onu doğru bil, çünkü o emin ve gerçek erenlerdendir.<br />
65. İlâcında kati sihri gör, mizacında da Hak kudretini müşahede et.”<br />
Vade zamanı gelip gündüz olunca... güneş doğudan görünüp yıldızları yakınca:<br />
Rüyada kendine gösterdikleri zatı görmek için pencerede bekliyordu.<br />
Bir de gördü ki, faziletli, fevkalâde hünerli, bilgili bir kimse, gölge ortasında bir güneş;<br />
Uzaktan hilâl gibi erişmekte, yok olduğu halde hayal şeklinde var gibi görünmekte.<br />
70. Ruhumuzda da hayal, yok gibidir. Sen bütün bir cihanı hayal üzere yürür gör!<br />
Onların başları da, savaşları da hayale müstenittir. Öğünmeleri de, utanmaları da bir hayalden ötürüdür.<br />
Evliyanın tuzağı olan o hayaller, Allahbahçelerindeki ay çehrelilerin akisleridir.<br />
Padişahın rüyada gördüğü hayal de o misafir pîrin çehresinde görünüp duruyordu.<br />
Padişah bizzat mabeyincilerin yerine koştu, o gaipten gelen konuğun huzuruna vardı.<br />
75. Her ikisi de âşinalık (yüzgeçlik) öğrenmiş bir tek denizdi, her ikisi de dikilmeksizin birbirine dikilmiş, bağlanmışlardı.<br />
Padişah: “Benim asıl sevgilim sensin, o değil. Fakat dünyada iş işten çıkar.<br />
Ey aziz, sen bana Mustafa’sın. Ben de sana Ömer gibiyim. Senin hizmetin uğrunda belime gayret kemerini bağladım” dedi.<br />
Muvaffakıyetler verici Ulu Allah’dan muvaffakıyet ve bütün ahvalde edebe riayet dileyiş, edepsizlik ve terbiyesizliğin pek fena zararları<br />
Allah’dan edebe muvaffak olmayı dileyelim. Edebi olmayan kimse Allah’nın lûtfundan mahrumdur.<br />
80. Edebi olmayan yalnız kendine kötülük etmiş olmaz. Belki bütün dünyayı ateşe vermiş olur.<br />
Alışverişsiz, dedikodusuz Allahsofrası gökten iniyordu.<br />
Mûsâ kavmi içinde birkaç kimse terbiyesizce “hani sarmısak, mercimek” dediler.<br />
Ondan sonra gökyüzünün sofrası, ekmeği kesildi; ekme, bel belleme, ortak sallama kaldı.<br />
Sonra İsa şefaat edince Hak, yemek sofrası ve tabaklarla ganimetler gönderdi.<br />
Yine küstahlar edebi terk ederek sofradan yemek artığını aşırdılar.<br />
85. İsa bunlara yalvardı. “Bu devamlıdır, yeryüzünden kalkmaz.<br />
Bir ulu kişinin sofrası başında kötü zanna düşmek ve harislik etmek küfürdür” dedi.<br />
O rahmet kapısı, hırslarından dolayı bu görmedik dilencilerin yüzlerine kapandı.<br />
Zekât verilmeyince yağmur bulutu gelmez, zinadan dolayı da etrafa veba yayılır.<br />
İçine kasavetten, gussadan ne gelirse korkusuzluktan ve küstahlıktan gelir.<br />
90. Kim dost yolunda pervasızlık ederse erlerin yolunu vurucudur, namert odur.<br />
Edepten dolayı bu felek nura gark olmuştur: Yine edepten dolayı melekler mâsum ve tertemiz olmuşlardır.<br />
Güneşin tutulması, küstahlık yüzündendir. Bir melek olan Azâzîl de yine küstahlık yüzünden kapıdan sürülmüştür.<br />
Padişahın, kendisine rüyada gösterilen velî ile görüşmesi<br />
Kollarını açıp onu kucakladı, aşk gibi gönlüne aldı, canının için çekti.<br />
Elini, alnını öpmeğe, oturduğu yeri, geldiği yolu sormaya başladı.<br />
95. Sora sora odanın başköşesine kadar çekti ve dedi ki: “Nihayet sabırla bir define buldum.<br />
Ey vuslatı, her sualin cevabı! Senin yüzünden nişliğin anahtarıdır” sözünün mânası,<br />
Ey vuslatı, her sualin cevabı! Senin yüzünden müşkül, konuşmaksızın, dedikodusuz hallolur gider.<br />
Sen, gönlümüzde, onların tercümanısın, her ayağı çamura batanın elinitutan sensin.<br />
Ey seçilmiş, ey Allah’dan razı olmuş ve Allahrızasını kazanmış kişi, merhaba! Sen kaybolursan hemen kaza gelir, feza daralır.<br />
100. Sen, kavmin ulususun, sana müştak olmayan, seni arzulamayan bayağılaşmıştır. Bundan vazgeçmezse...”<br />
O ağırlama, o hal hâtır sorma meclisi geçince o zatın elini tutup hareme götürdü.<br />
Padişahın hastayı görmek üzere hekimi götürmesi<br />
Padişah, hastayı ve hastalığını anlatıp sonra onu hastanın yanına götürdü.<br />
Hekim, hastanın yüzünü görüp, nabzını sayıp, idrarını muayene etti. Hastalığının ârazını ve sebeplerini de dinledi.<br />
Dedi ki: “Öbür hekimlerin çeşitli tedavileri, tamir değil; büsbütün harap etmişler.<br />
105. Onlar, iç ahvalinden haberdar değildirler. Körlüklerinden hepsinin aklı dışarıda.”<br />
Hekim, hastalığı gördü, gizli şey ona açıldı. Fakat onu gizledi ve sultana söylemedi.<br />
Hastalığı safra ve sevdadan değildi. Her odunun kokusu, dumanından meydana çıkar.<br />
İnlemesinden gördü ki, o gönül hastasıdır. Vücudu afiyettedir ama o, gönüle tutulmuştur.<br />
Âşıklık gönül iniltisinden belli olur, hiçbir hastalık gönül hastalığı gibi değildir.<br />
110. Âşığın hastalığı bütün hastalıklardan ayrıdır. Aşk, Allahsırlarının usturlâbıdır.<br />
Âşıklık, ister o cihetten olsun, ister bu cihetten... âkıbet bizim için o tarafa kılavuzdur.<br />
Aşkı şerh etmek ve anlatmak için ne söylersem söyliyeyim... asıl aşka gelince o sözlerden mahcup olurum.<br />
Dilin tefsiri gerçi pek aydınlatıcıdır, fakat dile düşmeyen aşk daha aydındır.<br />
Çünkü kalem, yazmada koşup durmaktadır, ama aşk bahsine gelince; çatlar, âciz kalır.<br />
115. Aşkın şerhinde akıl, çamura saplanmış eşek gibi yattı kaldı. Aşkı , âşıklığı yine aşk şerh etti.<br />
Güneşin vucuduna delil, yine güneştir. Sana delil lâzımsa güneşten yüz çevirme.<br />
Gerçi gölgede güneşin varlığından bir nişan verir, fakat asıl güneş her an can nuru bahşeyler.<br />
Gölge sana gece misali gibi uyku getirir. Ama güneş doğuverince ay yarılır (nuru görünmez olur).<br />
Zaten cihanda güneş gibi misli bulunmaz bir şey yoktur. Baki olan can güneşi öyle bir güneştir ki, asla gurub etmez.<br />
120. Güneş, gerçi tektir, fakat onun mislini tasvir etmek mümkündür.<br />
Ama kendisinden esîr var olan güneş, öyle bir güneştir ki, ona zihinde de, dışarda da benzer olamaz.<br />
Nerede tasavvurda onun sığacağı bir yer ki misli tasvir edilebilsin!<br />
Şemseddin’in sözü gelince dördüncü kat göğün güneşi başını çekti, gizlendi.<br />
Onun adı anılınca ihsanlarından bir remzi anlatmak vacip oldu.<br />
125. Can, şu anda eteğimi çekiyor. Yusuf’un gömleğinden koku almış!<br />
“Yıllarca süren sohbet hakkı için o güzel hallerden tekrar bir hali söyle, anlat.<br />
Ki yer, gök gülsün, sevinsin. Akıl, ruh ve göz de yüz derece daha fazla sevince, neşeye dalsın” (diyor).<br />
“Beni külfete sokma, çünkü ben şimdi yokluktayım. Zihnim durakladı, onu öğmekten âcizim.<br />
Ayık olmayan kişinin her söylediği söz -- dilerse tekellüfe düşsün, dilerse haddinden fazla zarafet satmaya kalkışsın -- yaraşır söz değildir.<br />
130. Eşi bulunmayan o sevgilinin vasfına dair ne söyleyeyim ki bir damarım bile ayık değil!<br />
Bu ayrılığın, bu ciğer kanının şerhini şimdi geç, başka bir zamana kadar bunu bırak!”<br />
(Can) dedi ki: “Beni doyur, çünkü ben açım. Çabuk ol çünkü vakit keskin bir kılıçtır.<br />
Ey yoldaş, ey arkadaş! Sûfî, vakit oğludur (bulunduğu vaktin iktizasına göre iş görür). “Yarın” demek yol şartlarından değildir.<br />
Sen yoksa sûfî bir er değil misin Vara, veresiyeden yokluk gelir”.<br />
135. Ona dedim ki: “Sevgilinin sırlarını gizli kapaklı geçmek daha hoştur. Sen, artık hikâyelere kulak ver, işi onlardan anla!<br />
Dilbere ait sırların, başkalarına ait sözler içinde söylenmesi daha hoştur.”<br />
O, “Bunu apaçık söyle ki dini açık olarak anmak… gizli anmaktan iyidir.<br />
Perdeyi kaldır ve açıkça söyle ki ben, güzelle gömlekli olarak yatmam” dedi.<br />
Dedim ki: “O apaçık soyunur, çırılçıplak bir hale gelirse ne sen kalırsın,ne kucağın kalır, ne belin!<br />
140. İste ama, derecesine göre iste; bir otun, bir dağı çekmeye kudreti yoktur.<br />
Bu âlemi aydınlatan güneş, bir parçacık yaklaştı mı, her şey yandı gitti!<br />
Fitneyi, kargaşalığı ve kan dökücülüğü araştırma, Şems-i Tebrizî’den bundan fazla bahsetme.<br />
Bunun sonu yoktur; sen yine hikâyeye başla, onu tamamlamana bak.<br />
O velînin, halayığın hastalığını anlamak için padişahtan halayıkla halvet olmayı dilemesi<br />
(Hekim) dedi ki: “Ey padişah, evi halvet et, yakını da uzaklaştır.<br />
145. Köşeden , bucaktan kimse kulak vermesin de ben bu cariyecikten bir şeyler sorayım.”<br />
Oda boşaldı, Hekim ile hastadan başka kimsecikler kalmadı.<br />
Hekim tatlılıkla, yumuşak yumuşak dedi ki: “Memleketin neresi Çünkü her memleket halkının ilâcı başka başkadır.<br />
O memlekette akrabandan kimler var Kime yakınsınız; neye bağlısın<br />
Elini kızın nabzına koyup birer birer felekten çektiği cevir ve meşakkati soruyordu.<br />
150. Bir adamın ayağına diken batınca ayağını dizi üstüne kor.<br />
İğne ucu ile diken başını arar durur, bulamazsa orasını dudağı ile ıslatır.<br />
Ayağa batan dikeni bulmak, bu derece müşkül olursa, yüreğe batan diken nicedir Cevabını sen ver!<br />
Her çer çöp (mesabesinde olan,) gönül dikenini göreydi gamlar, kederler; herkese el uzatabilir miydi<br />
Bir kişi, eşeğin kuyruğu altına diken kor. Eşek onu oradan çıkarmasını bilmez, boyuna çifte atar.<br />
155. Zıplar, zıpladıkça da diken daha kuvvetli batar. Dikeni çıkarmak için akıllı bir adam lâzım.<br />
Eşek, dikeni çıkarabilmek için can acısı ile çifte atar durur ve yüz yerini daha yaralar.<br />
O diken çıkaran hekim, üstaddı . Halayığın her tarafına elini koyup muayene ediyordu.<br />
Halayıktan hikâye yoluyla dostların ahvalini sormaktaydı.<br />
Kız, bütün sırlarını hekime açıkça söylemekte, kendi durağından, efendilerinden, şehrinden ve şehrinin dışından bahsetmekteydi.<br />
160. Hekim, kızın anlatmasına kulak vermekte, nabzına ve nabzının atmasına dikkat etmekteydi.<br />
Nabzı, kimin adı anılınca atarsa cihanda gönlünün istediği odur(diyordu).<br />
Memleketindeki dostlarını saydı, döktü. Ondan sonra diğer bir memleketi andı.<br />
“Memleketinden çıkınca en evvel hangi memlekette bulundun ”dedi.<br />
Kız bir şehrin adını söyleyip geçti. Fakat yüzünün rengi, nabzının atması başkalaşmadı.<br />
165. Efendileri ve şehirleri birer birer saydı; o yerleri, yurtları, oralarda geçirdiği zamanları, tuz, ekmek yediği kişileri tekrar tekrar söyledi.<br />
Şehir şehir, ev ev saydı döktü, kızın ne damarı oynadı, ne çehresi sarardı.<br />
Hekim şeker gibi Semerkand şehrini soruncaya kadar kızın nabzı tabiî haldeydi fazla atmıyordu.<br />
Semerkand’ı sorunca nabzı attı, çehresi kızardı, sarardı. Çünkü o, Semerkand’lı bir kuyumcudan ayrılmıştı.<br />
O hekim, hastadan bu sırrı elde edip o dert ve belânın aslına erişince:<br />
170. “Onun semti hangi mahallede ” diye sordu. Kız, “Köprü başında, Gatfer mahallesinde” dedi.<br />
Hekim, “Hastalığının ne olduğunu hemen anladım. Seni tedavi hususunda sihirler göstereceğim;<br />
Sevin, ilişik etme, emin ol ki yağmur çimenlere ne yaparsa ben de sana onu yapacağım;<br />
Ben, senin gamını çekmekteyim, sen gam yeme; ben sana yüz babadan daha şefkatliyim;<br />
Aman, sakın ha, bu sırrı kimseye söyleme; padişah senden bunu ne kadar sorup soruştursa yine sakla;<br />
175. Sırların gönülde gizli kalırsa o muradın çabucak hâsıl olur;dedi.<br />
Peygamber demiştir ki: “Her kim sırrını saklar ise çabucak muradına erişir.”<br />
Tohum toprak içinde gizlenince, onun gizlenmesi, bahçenin yeşillenmesi ile neticelenir.<br />
Altın ve gümüş gizli olmasalardı... madende nasıl musaffa olurlar, nasıl altın ve gümüş haline gelirlerdi<br />
O hekimin vaitleri ve lûtufları hastayı korkudan emin etti.<br />
180. Hakiki olan vaitleri gönül kabul eder, içten gelmeyen vaadler ise insanı ıstıraba sokar.<br />
Kerem ehlinin vaitleri akıp duran, eseri daima görünen hazinedir. Ehil olmayanların, kerem sahibi bulunmayanların vaitleri ise gönül<br />
azabıdır.<br />
O velînin, halayığın hastalığını anlaması ve padişaha arzetmesi<br />
Ondan sonra hekim, kalkıp padişahın huzuruna gitti, padişahı bu meseleden birazcık haberdar etti.<br />
Dedi ki: “Çare şundan ibaret: bu derdin iyileşmesi için o adamı getirelim.<br />
Kuyumcuyu o uzak şehirden çağır, onu altınla, elbise ile aldat.”<br />
*Padişah, hekimden bu sözü duyunca nasihatini, candan gönülden kabul etti.<br />
185. O tarafa ehliyetli, kifayetli, âdil bir iki kişiyi elçi olarak gönderdi.<br />
Padişahın, kuyumcuyu getirmek üzere Semerkand’e elçiler yollaması<br />
O iki bey, kuyumcuya padişahtan muştucu olarak Semerkand’e kadar geldiler.<br />
Dediler ki: “Ey lûtuf sahibi üstad, ey marifette kâmil kişi! Öğülmen şehirlere yayılmıştır.<br />
İşte filân padişah, kuyumcubaşılık için seni seçti. Zira (bu işte) pek büyüksün, pek kâmilsin.<br />
Şimdicek şu elbiseyi, altın ve gümüşü al da gelince de padişahın havassından ve nedimlerinden olursun.”<br />
190. Adam; çok malı, çok parayı görünce gururlandı, şehirden çoluk çocuktan ayrıldı.<br />
Adam, neşeli bir halde yola düştü. Haberi yoktu ki padişah canına kastetmişti.<br />
Arap atına binip sevinçle koşturdu, kendi kanının diyetini elbise sandı!<br />
Ey yüzlerce razılıkla sefere düşen ve bizzat kendi ayağı ile kötü bir kazaya giden!<br />
Hayalinde mülk, şeref ve ululuk. Fakat Azrail “Git, evet, muradına erişirsin” demekte!<br />
195. O garip kişi yoldan gelince, hekim, onu padişahın huzuruna götürdü;<br />
Güzellik mumunun başı ucunda yakılması için onu, padişahın yanına izzet ve ikramla iletti.<br />
Padişah, onu görünce pek ağırladı, altın hazinesini ona teslim etti.<br />
Sonra hekim dedi ki: “Ey büyük sultan o cariyeciği bu tacire ver;<br />
Ki visali ile iyileşsin, visalinin suyu o ateşi gidersin.”<br />
200. Padişah, o ay yüzlüyü kuyumcuya bahşetti, o iki sohbet müştakını birbirine çift etti.<br />
Altı ay kadar murat alıp murat verdiler. Bu suretle o kız da tamamen iyileşti.<br />
Ondan sonra hekim, kuyumcuya bir şerbet yaptı, kuyumcu içti, kızın karşısında erimeye başladı.<br />
Hastalık yüzünden kuyumcunun güzelliği kalmayınca kızın canı, onun derdinden azat oldu, ondan vazgeçti.<br />
Kuyumcu, çirkinleşip hastalanınca, yüzü sararıp solunca kızın gönlü de yavaş yavaş ondan soğudu.<br />
205. Ancak zâhirî güzelliğe ait bulunan aşklar aşk değildir. Onlar nihayet bir âr olur.<br />
Keşke kuyumcu baştanbaşa ayıp ve âr olsaydı, tamamıyla çirkin bulunsaydı da başına bu kötü hal gelmeseydi!<br />
Kuyumcunun gözünden ırmak gibi kanlar aktı, yüzü canına düşman kesildi.<br />
Tavus kuşunun kanadı, kendisine düşmandır. Nice padişahlar vardır ki kuvvet ve azametleri helâklerine sebep olmuştur.<br />
Kuyumcu, ”Ben o ahuyum ki göbeğimin miskinden dolayı bu avcı, benim sâf kanımı dökmüştür.<br />
210. Ah, ben o sahra tilkisiyim ki postum için beni tuzağa düşürüp tuttular, başımı kestiler.<br />
Ah, ben o filim ki dişimi elde etmek için filci benim kanımı döktü.<br />
Beni, benden aşağı birisi için öldüren, kanımı döken; bilmiyor ki benim kanım uyumaz!<br />
Bugün bana ise yarın onadır. Böyle benim gibi bir adamın kanı nasıl zayi olur<br />
Duvar gerçi (günün ilk kısmında yere) uzun bir gölge düşürür; fakat o gölge, gölgeyi meydana getirene avdet eder.<br />
215. Bu cihan dağdır, bizim yaptıklarımız ses. Seslerin aksi yine bizim semtimize gelir” dedi.<br />
Kuyumcu, bu sözleri söyledi ve hemen toprak altına gitti. O cariyecik de aşktan ve hastalıktan arındı, tertemiz oldu.<br />
Çünkü ölülerin aşkı ebedî değildir, çünkü ölü, tekrar bize gelmez.<br />
Diri aşk, ruhta ve gözdedir. Her anda goncadan daha taze olur durur.<br />
O dirinin aşkını seç ki bakidir ve canına can katan şaraptan sana sakilik eder.<br />
220. O‘nun aşkını seç ki bütün peygamberler, onun aşkıyla kuvvet ve kudret buldular, iş güç sahibi oldular.<br />
Sen “Bize o padişahın huzuruna varmaya izin yoktur” deme. Kerim olan kişilere, hiçbir iş güç değildir.<br />
Kuyumcuyu öldürme ve zehirlemenin Allahemriyle olup padişahın isteğiyle olmadığı<br />
O adamın, hekimin eliyle öldürülmesi, ne ümit içindi ne korkudan dolayı.<br />
Tanrının emri ve ilhamı gelmedikçe hekim, onu padişahın hatırı için öldürmedi.<br />
Hızır’ın o çocuğun boğazını kesmesindeki sırrı halkın avam kısmı anlayamaz.<br />
225. Allahtarafından vahiy ve cevaba nail olan kişi her ne buyurursa o buyruk, doğrunun ta kendisidir.<br />
Can bağışlayan kişi öldürse de caizdir. O, nâibdir eli Allahelidir.<br />
İsmail gibi onun önüne baş koy. Kılıcının önünde sevinerek, gülerek can ver.<br />
Ki Ahmed’in pâk canı, Ahad’la nasıl ebediyse senin canın da ebede kadar sevinçli ve gülümser bir halde kalsın.<br />
Âşıklar, ferah kadehini, güzellerin elleri ile öldürdükleri vakit içerler.<br />
230. Padişah o kanı şehvet uğruna dökmedi. Suizanda bulunma, münakaşayı bırak!<br />
Sen onun hakkında kötü ve pis iş işledi deyip fena bir zanda bulundun. Su süzülüp durulunca, berrak bir hale gelince bu berraklıkta<br />
bulanıklık ve tortu kalır mı, süzülüş suda tortu bırakır mı<br />
Bu riyazatlar, bu cefa çekmeler, ocağın posayı gümüşten çıkarması içindir.<br />
İyinin, kötünün imtihanı, altının kaynayıp tortusunun üste çıkması içindir.<br />
Eğer işi Allahilhamı olmasaydı o, yırtıcı bir köpek olurdu, padişah olmazdı.<br />
235. Şehvetten de tertemizdi, hırstan da, nefis isteğinden de. Güzel bir iş yaptı, fakat zâhiren kötü görünüyordu.<br />
Hızır, denizde gemiyi deldiyse de onun bu delişinde yüzlerce sağlamlık var.<br />
O kadar nur ve hünerle beraber Mûsâ’nın vehmi, ondan mahçuptu; artık sen kanatsız uçmaya kalkışma!<br />
O, kırmızı güldür, sen ona kan deme. O, akıl sarhoşudur, sen ona deli adı takma!<br />
Onun muradı Müslüman kanı dökmek olsaydı kâfirim, onun adını ağzıma alırsam!<br />
240. Arş kötü kişinin öğülmesinden titrer; suçlardan ve şüpheli şeylerden korunan kişi de kötü methedilince, metheden kişi hakkında fena bir<br />
zanna düşer.<br />
O padişahtı, hem de çok uyanık bir padişah. Has bir zattı, hem de Allahhası.<br />
Bir kişiyi böyle bir padişah öldürürse onu, iyi bir bahta eriştirir,en iyi bir makama çeker, yüceltir.<br />
Eğer onu kahretmede yine onun için bir fayda görmeseydi; o mutlak lûtuf, nasıl olur da kahretmeyi isterdi<br />
Çocuk hacamatçının neşterinden titrer durur, esirgeyen ana ise onun gamından sevinçlidir.<br />
245. Yarı can alır, yüz can bağışlar. Senin vehmine gelmeyen o şey yok mu Onu verir.<br />
Sen kendince aklından bir kıyas yapmaktasın ama çok, pek çok uzaklara düşmüssün; iyice bak!<br />
Bakkal ve dudunun hikâyesi, dudunun dükkândaki gülyağlarını dökmesi<br />
Bir bakkal vardı, onun bir de dudusu vardı. Yeşil, güzel sesli ve söyler duduydu.<br />
Dükkânda dükkân bekçiliği yapar; bütün alışveriş edenlere hoş nükteler söyler, lâtifeler ederdi.<br />
İnsanlara hitap ederken insan gibi konuşurdu, dudu gibi ötmede de mahareti vardı.<br />
*Efendisi, bir gün evine gitmişti. Dudu, dükkânı gözetliyordu.<br />
*Ansızın fare tutmak için bir kedi, dükkâna sıçradı. Duducağız can korkusundan,<br />
250. Dükkânın baş köşesinden atıldı, bir tarafa kaçtı; gülyağı şişesini de döktü.<br />
Sahibi, evden çıkageldi. Tacircesine huzuru kalple dükkâna geçti oturdu.<br />
Bir de baktı ki dükkan yağ içinde, elbisesi yağa bulaşmış. Dudunun başına bir vurdu; dudunun dili tutuldu, başı kel oldu.<br />
Dudu, birkaç günceğiz sesini kesti, söylemedi. Bakkal nedametten âh etmeye başladı.<br />
Sakalını yolmakta, eyvah, demekteydi; nimet güneşim bulut altına girdi.<br />
255. O zaman keşke elim kırılsaydı; o güzel sözlünün başına nasıl oldu da vurdum<br />
Kuşu, yine konuşsun diye yoksullara sadakalar vermekteydi.<br />
Üç gün, üç gece sonra şaşkın ve meyus, ümitsiz bir halde dükkânda otururken,<br />
Ve binlerce gussaya, gama eş olup; bu kuş acaba ne vakit konuşacak; diye düşünüp dururken,<br />
Ansızın tas ve leğen dibi gibi tüysüz kafası ile bir Cevlaki geçiyordu.<br />
260. Dudu, hemencecik dile gelip akıllılar gibi dervişe bağırdı:<br />
“Ey kel, neden kellere karıştın; yoksa sen de şişeden gülyağı mı döktün ! “<br />
Onun bu kıyasından halk gülmeye başladı. Çünkü dudu, hırka sahibini kendisi gibi sanmıştı.<br />
Temiz kişilerin işini kendinden kıyas tutma, gerçi yazıda (aslan mânasına gelen) şîr, (süt manasına gelen) şîre benzer.<br />
Bütün âlem bu sebepten yol azıttılar. AllahAbdallarından az kişi agâh oldu.<br />
265. Peygamberlerle beraberlik iddia ettiler (biz de onlar gibiyiz dediler); Velîleri de kendileri gibi sandılar.<br />
Dediler ki: “İşte biz de insanız, onlar da insan. Bizde uyumaya ve yemeğe bağlıyız, onlar da.<br />
“Onlar körlüklerinden aralarında uçsuz bucaksız bir fark olduğunu bilmediler.<br />
Her iki çeşit arı, bir yerden yedi. Fakat bundan zehir hâsıl oldu, ondan bal.<br />
Her iki çeşit geyik otladı, su içti. Birinden fışkı zuhur etti, öbüründen halis misk.<br />
270. Her iki kamış da bir sulaktan su içti. Biri bomboş öbürü şekerle dopdolu.<br />
Böyle yüzbinlerce birbirine benzer şeyler var, aralarında bulunan yetmiş yıllık farkı sen gör!<br />
Bu, yer; ondan pislik çıkar... o, yer; kâmilen Allahnuru olur.<br />
Bu, yer; ondan tamamı ile hasislik ve haset zuhur eder... o, yer; ondan tamamı ile Tek Allah’nın nuru husule gelir.<br />
Bu temiz yerdir, o çorak ve pis yer. Bu temiz melektir o şeytan ve canavar!<br />
275. Her iki suretin birbirine benzemesi caizdir, acı su da, tatlı su da berraktır.<br />
Zevk sahibinden başka kim anlayabilir Onu bul! Tatlı su ile acı suyun farkını işte o anlar.<br />
(Zevk sahibi olmayan) sihri, mucizeyle mukayese ederek her ikisinin de esası hiledir sanır.<br />
Mûsâ ile savaşan sihirbazlar, inatlarından ellerine onun asâsı gibi asâ aldılar.<br />
Bu asâ ile o asâ arasında çok fark var, bu işle o işin arasında pek büyük bir yol var.<br />
280. Bu işin ardında Allahlâneti var, o işe karşılık da vade vefa olarak Allahrahmeti var.<br />
Kâfirler inatlaşmada maymun tabiatlıdırlar. Tabiat, içte, gönülde bir âfettir.<br />
İnsan ne yaparsa maymunda yapar; maymun her zaman insandan gördüğünü yapıp durur.<br />
O, “Bende onun gibi yaptım” sanır. O inatçı mahlûk aradaki farkı nereden bilecek<br />
Bu emirden dolayı yapar, o, inat ve savaş için. İnatçı kişilerin başlarına toprak saç!<br />
285. O münafık; muvafıkla beraber, inat ve taklide uyup namaza durur; niyaz ve tazarru için değil.<br />
Müminler; namazda, oruçta, hacda, zekâtta münafıkla kazanıp kaybetmektedirler.<br />
Müminler için nihayet kazanç vardır, münafıka da ahirette mat olma.<br />
İkisi de bir oyun başındaysa da birbirlerine nispetle aralarında ne kadar fark var; biri Merv’li öbürü Rey’li!<br />
Her biri, kendi makamına gider, her biri kendi adına uygun olarak yürür.<br />
290. Onu mümin diye çağırırlar, ruhu hoşlanır. Münafık derlerse sertleşir, ateş kesilir.<br />
Onun adı, zatı yüzünden sevgilidir. Bunun adının sevilmemesi, âfetleri yüzünden, nifakla sıfatlanmış olan zatından dolayıdır.<br />
Mim, vav, mim ve nun harflerinde bir yücelik yoktur. Mümin sözü ancak tarif içindir.<br />
Ona münafık dersen... o aşağılık ad, içini akrep gibi dağlar.<br />
Bu ad, cehennemden ayrılmış ve kopmuş değilse niçin cehennem tadı var<br />
<br />
295. O kötü adın çirkinliği harften değildir. O deniz suyunun acılığı “kab” dan değildir.<br />
Harf kabdır ondaki mâna su gibidir. Mâna denizi de “Ümm-ül-Kitap” yanında bulunan, kendisinde olan zattır.<br />
Dünyada acı ve tatlı deniz var. Aralarında bir perde var ki birbirine taşmaz karışmazlar.<br />
Fakat şu var ki bu iki denizin her ikisi de bir asıldan akar. Bu ikisinden de geç, tâ... onun aslına kadar yürü!<br />
Kalp altınla halis altın ayarda belli olur. Kalpla halisi, mehenge vurmadıkça tahminî olarak bilemezsin.<br />
300. Allahkimin ruhuna mehenk korsa ancak o kişi, yakini şüpheden ayırdedebilir.<br />
Diri bir kişinin ağzına bir sıçrayıp girse o adam, onu dışarı çıkarıp attığı zaman rahatlaşır.<br />
Binlerce lokma arasında ağzına ufacık bir çöp girdi mi, diri kişinin hissi onu duyar, sezer.<br />
Dünya hissi, bu cihanın merdivenidir, din hisside göklerin merdiveni.<br />
Bu hissin sağlığını hekimden isteyiniz, o hissin sağlığını Habib’den (H.Muhammed’den) .<br />
305. Bu hissin sağlığı, vücut sağlamlığındandır, o hissin sağlığı vücudu harabetmektedir.<br />
Can yolu, mutlaka cismi viran eder, onu yıktıktan sonra da yapar.<br />
* Ne mutludur ve ne kutludur o can ki mâna aşkıyla evini, barkını, mülkünü, malını bağışlamıştır.<br />
Altın definesi için evi harabetmiştir; fakat o altın definesini elde ettikten sonra o evi daha mamur bir hale getirmiştir.<br />
Suyu kesmiş, suyun aktığı yolu temizlemiş, ondan sonra arka içilecek su akıtmıştır.<br />
Deriyi yarmış,termeni çıkarmış... ondan sonra orada yepyeni bir deri bitmiştir.<br />
310. Kaleyi yıkıp kâfirden almış, ondan sonra oraya yüzlerce burç ve hendek yapmıştır.<br />
Hikmetinden sual edilmeyen Allah’’nın işini kim anlayabilir, o işin hakikatine kim erişebilir Bu söylediğim sözler, ancak anlatmak için<br />
söylenmiş zaruri sözlerdir.<br />
Gâh böyle gösterir, gâh bunun aksini. Din işinin künhünü anlamaya imkân yoktur. Ona ancak hayran olunur.<br />
Fakat din işinde hayrete düşen, arkasını ona çevirmiş ondan haberi olmayan bir hayran değil, sevgiliye dalmış, onun yüzünden sarhoş<br />
olmuş, kendisinden geçmiş bir hayrandır.<br />
Birisinin yüzü sevgiliye karşıdır, öbürünün yüzü yine kendisine doğru.<br />
315. Her ikisinin yüzüne de bak. Her ikisinin yüzünü de hatırında tut. Hizmet dolayısıyla yüz tanır olman mümkündür.<br />
Zira nice insan suratlı şeytan vardır. Binaenaleyh her ele el vermek lâyık değildir.<br />
Kuş tutan avcı, kuşu avlamak için ıslık çalar, ötme taklidi yapar.<br />
Aşağılık kişi dervişlerin sözlerini, bir selim kalpli kişiye afsun okumak, onu afsunlamak için çalar.<br />
320. Erlerin huyu açıklık ve sıcaklıktır. Aşağılıkların işi hile ve utanmazlıktır.<br />
Dilenmek için yünden aslan yaparlar. (yol aslanlarının şekline bürünür, onlar gibi görünürler), Ebu Museylim’e Ahmet lâkabı verirler.<br />
Ebu Müseylim’in lâkabı yalancı olarak kaldı, Muhammed’e de akıllar sahibi dendi.<br />
O, Hak şarabının mührü, şişesinin kapağı; halis misktir. Âdi şarabın mührü, şişesinin kapağı ise pis koku ve azaptır.<br />
Yahudi padişahın hikâyesi<br />
Yahudiler içinde zâlim, İsa düşmanı ve Hıristiyanları yakıp yandırır bir padişah vardı.<br />
325. İsa’nın devriyle, nöbet onundu. Mûsâ’nın canı oydu, onun canı Mûsâ.<br />
Şaşı padişah, Allahyolunda o iki Allahdemsâzını birbirinden ayırdı.<br />
Usta, bir şaşıya “yürü, var, o şişeyi evden getir” dedi.<br />
Şaşı,”O iki şişeden hangisini getireyim Açıkça söyle dedi.<br />
Usta dedi ki: “O iki şişe değildir. Yürü, şaşılığı bırak fazla görücü olma!”<br />
330. Şaşı, “Usta, beni paylama. Şişe iki” dedi. Usta dedi ki: “O iki şişenin birini kır!”<br />
Çırak birini kırınca ikiside gözden kayboldu. İnsan tarafgirlikten, hiddet ve şehvetten şaşı olur.<br />
Şişe birdi onun gözüne iki göründü. Şişeyi kırınca ne o şişe kaldı, ne öbürü!<br />
Hiddet ve şehvet insanı şaşı yapar; doğruluktan ayırır.<br />
Garez gelince hüner örtülür. Gönülden, göze, yüzlerce perde iner.<br />
335. Kadı kalben rüşvet almaya karar verince zâlimi, ağlayıp inleyen mazlûmdan nasıl ayırtedebilir<br />
Padişah, yahudice kininden dolayı öyle bir şaşı oldu ki aman Ya Rabbi, aman!<br />
Musa dininin koruyucusuyum, arkasıyım diye yüz binlerce mazlûm mümin öldürttü.<br />
<br />
Vezirin padişaha hile öğretmesi<br />
Padişahın öyle yol vurucu, öyle hilekâr bir veziri vardı ki hile ile suyu bile düğümlerdi.<br />
Dedi ki: “Hıristiyanlar, canlarını korurlar ve dinlerini padişahtan gizlerler.<br />
340. Onları az öldür, çünkü öldürmede fayda yok, Dinin kokusu çıkmaz; misk ve öd ağacı değil ki!<br />
Yüz tane kılıf içinde gizli sırdır. Dışı, sana malûmdur ama içi aksine.”<br />
Padişah : “Peki söyle bakalım, ne yapalım; bu hususta ne hile ve tezvirde bulunalım, çaresi ne<br />
Ne yapalım ki dünyada ne açık dindar, ne gizli din tutar bir Hıristiyan kalmasın” dedi<br />
Vezir dedi ki: “Bana gazebederek hükmet, kulağımı elimi kestir; burnumu, dudağımı yardır!<br />
340. Ondan sonra beni dar ağacına götür. O esnada bir şefaatçi suçumun affını dilesin.<br />
Bu işi dört yol ağzı bir yerde, tellâl pazarında yaptır.<br />
Ondan sonrada beni, huzurundan uzak bir şehre sür ki ben, onların arasına yüz türlü din kayıtsızlığı sokayım.<br />
Vezirin Hıristiyanlara hilesi<br />
Bu halde diyeyim ki: ben gizli Hıristiyanım; ey sır bilen Tanrı; sen benim gönlümü bilirsin!<br />
Padişah, benim imanımı anladı; taassuptan dolayı canıma kasdetti.<br />
350. Dinimi padişahtan saklamak, onun dininden görünmek istedim.<br />
Padişah, benim sırlarımdan bir koku sezdi. Sözlerim huzurunda kusurlu göründü.<br />
Dedi ki: “ Senin sözlerin, içinde iğne olan ekmek gibidir. Benim gönlümden senin gönlüne pencere var.<br />
Ben, o pencereden halini gördüm; artık lâfını dinleyemem.”<br />
Eğer İsa’nın ruhaniyeti bana imdat etmeseydi o, yahudicesine beni parça parça ederdi .<br />
355. İsa için başımla oynar, canımı verir ve bunu canıma yüz binlerce minnet bilirim.<br />
İsa’dan canımı sakınmam, fakat onun din bilgisine iyiden iyiye vâkıfım.<br />
O pâk dinin cahiller arasında mahvolması, bana dokunmakta.<br />
Allah’ya, İsa’ya şükrolsun ki biz, bu hak dine yol gösterici olduk.<br />
Belimizi zünnarla bağladığımızdan beri Yahudiden ve Yahudilikten kurtulduk.<br />
360. Ey halk; devir, İsa’nın devridir. Onun dininin sırlarını candan dinleyin!”<br />
*Vezir, bu hileyi, padişaha sayıp dökünce padişahın gönlünden endişeyi tamamiyle giderdi.<br />
Padişah, vezire, vezir ne dediyse yaptı.Halk, bu gizli ve hakikati meçhul hileden dolayı şaşırıp kaldı.<br />
Onu Hıristiyanların oturdukları tarafa sürdü.Vezir de ondan sonra halkı davete başladı.<br />
Hıristiyanların vezirin hilesine inanmaları<br />
Yüz binlerce Hıristiyan, azar azar ozun etrafına toplandı.<br />
O, onlara gizlice İncil’in, zünnarın ve namazın sırrını anlatmaktaydı.<br />
365. Görünüşte din hükümlerini anlatıyordu; fakat bu anlatış, hakikatte onları avlamak için ıslık ve tuzaktı.<br />
Bunun için (gizli hileyi anlamak müşkül olduğundan) bazı Eshab, Peygamber’den, azgın ve hilekâr nefsin hilesini sorarlar;<br />
“ Nefis, ibadetlere ve candan gelen ihlâsa gizli garezlerden ne karıştırır ” derlerdi.<br />
Peygamber’den ibadetin faziletini ve sevabını arayıp sormazlar;”Apaçık ayıp hangisidir ”diye kötü huyları sorarlardı.<br />
Gülü, kerevizden fark edercesine kıldan kıla,zerreden zerreye nefis hilesini tanır, bilirlerdi.<br />
370. Eshab’ın kılı kırk yaranları, umumiyetle o vaız ve beyana hayran olurlardı.<br />
Hıristiyanların vezire uymaları<br />
<br />
Hıristiyanlar tamamıyla ona gönül verdiler. Zaten avamın taklidinin kuvveti ne olabilir ki<br />
Kalplerinin içine onun muhabbetini ektiler, onu İsa’nın halifesi sandılar.<br />
O ise hakikatte tek gözlü melûn Deccâl’dı. Ey Tanrı, feryadımıza yetiş; sen ne güzel yardımcısın!<br />
Ey Tanrı, yüz binlerce tuzak ve yem var, bizler de yemsiz kalmış halis kuşlar gibiyiz.<br />
375. Her an yeni bir tuzağa tutuluyoruz, istersek her birimiz, birer doğan ve simurg olalım.<br />
Sen bizi her zaman tuzaktan kurtarmaktasın. Ey gani ve müstağnî Tanrı, biz yine bir tuzağa doğru gitmekteyiz!<br />
Biz bu ambarda buğday biriktirmede, toplanan buğdayı yine kaybetmekteyiz.<br />
Biz, bu vahşi mahlûklar topluluğu, düşünmüyoruz ki buğdayın noksanlaşması farenin hilesindendir.<br />
Fare, ambarımızı deldikçe, hilesinden ambar harab olmuştur.<br />
380. Ey can, önce farenin şerrini defet, sonra buğday biriktirmeye çalış, çabala!<br />
O büyükler büyüğünün haberlerinden birini dinle: “Huzuru kalb olmadıkça namaz tamam olmaz.”<br />
Eğer bizim ambarımızda hırsız bir fare yoksa kırk yıllık ibadet buğdayı nerde<br />
Her günlük azar azar sadikane ibadet taneleri niçin bu ambarımızda toplanmıyor<br />
Çakmak demirinden birçok ateş yıldızı sıçradı, o yanmış gönül, onları kabul edip çekti.<br />
385. Ama karanlıkta bir hırsız, gizlice kıvılcımlara parmak basmakta.<br />
Onları, felekte bir çırağ parlamasın diye, birer birer söndürmekte.<br />
*İnayetlerin bizimle oldukça o bayağı hırsızdan bize nice ve ne vakit korku olabilir<br />
Bir adımda binlerce tuzak olsa, sen bizimle oldukça hiç gam yok!<br />
Her gece ten tuzağından ruhları kurtarmakta, tahtaları sökmektesin.<br />
Ruhlar, her gece bu kafesten kurtulurlar, ne kimsenin hâkimi,ne de mahkûmu olmayarak feragate ulaşırlar.<br />
390. Geceleyin zindandakilerin izndandan haberleri yoktur, sultana mensup davetliler, geceleyin devletten haberdar değildirler.<br />
Ne gam var, ne kâr ve ne zarar düşüncesi.Ne bu filân kadının hayali, ne o filân erkeğin kuruntusu!<br />
Ârifin hali , uyanıkken de budur, Tanrı”onlar uykudadırlar” dedi, bunu inkâr etme.<br />
Onlar, gece gündüz dünya ahvalinden uykudadırlar;Rabb’in elinde evirip çevirdiği kalem gibidirler.<br />
Yazı esnasında eli görmeyen kimse, kalemin hareketini, kalemden sanır.<br />
395. Tanrı, ârifin bu halinden halka pek az bir miktarını gösterdi; halkı ise hisse mensup uyku kapladı (gaflete dalıp ârifi anlamadılar).<br />
Onların canı:sırrına akıl almaz sahraya gitti.Ruhlarıda istirahatte, bedenleri de.<br />
Sonra tekrar bir ıslıkla onları tuzağa çeker, hepsini teklif kaydine düşürürsün.<br />
*Sabah vaktinin nuru baş kaldırıp feleğin altın gerkesi kanat çırpınca,<br />
Sabahı zuhura getiren, İsrafil gibi, herkesi o diyardan sûret âlemine getirir;<br />
Yayılmış ruhları cisim yapar, her cismide tekrar gebe bırakır.<br />
400. Can atlarını eğersiz kor; bu, “uyku ölümün kardeşidir”sırrıdır.<br />
Fakat gündüzün geri gelmeleri için ayaklarını uzun bir bağla bağlar.<br />
Tâ ki o çayırdan, onu geri çeke ve otlaktan yine yük altına getire.<br />
Keşki Eshâb-ı Kehf gibi, yahut Nûh’un gemisi gibi bu ruhu koruyaydı.<br />
Da bu fikir, bu göz ve kulak;şu uyanıklık ve akıl tufanından kurtulaydı.<br />
405. Dünyada nice Eshab-ı Kehf vardır ki bu zamanda senin yanıbaşında ve önündedir.<br />
Mağara da , dost da onunla terennüm etmektir. Ne fayda, senin gözünde ve kulağında mühür var<br />
Halifenin Leylâ’yı görmesi<br />
Halife, Leylâ’ya dedi ki:”Sen o musun ki Mecnun, senin aşkından perişan oldu ve kendini kaybetti.<br />
Sen başka güzellerden güzel değilsin. ” Leyla, “Sus, çünkü sen Mecnun değilsin” diye cevap verdi.<br />
Uyanık olan daha ziyade uykudadır. Onun uyanıklığı uykusundan beterdir.<br />
<br />
410. Canımız Hak ile uyanık olmazsa uyanıklık, bizim için iki dağ arasındaki boğaz ve geçit gibidir.<br />
Canın; her gün hayalin tekmesini yemeden, ziyandan, faydadan, elden çıkarma, kaybetme korkusundan.<br />
Ne temizliği kalır, letâfeti, ne kuvveti, ne de göklere çıkacak yolu!<br />
Uyumuş ona derler ki o, her hayalden ümitlenir, onunla konuşur;<br />
Uykuda Şeytan’ı Hûri gibi görür, sonra şehvetle Şeytan’a erlik suyu döker.<br />
415. Nesil tohumunu çorağa dökünce uyanır, kendine gelir, hayalde ondan kaçar.<br />
O rüyadan elde ettiği baş ağrısı, sersemlik beden pisliğidir. Ah, o zâhirde görünen, hakikatte görünmeyen, aslı olmayan hayalden!<br />
Kuş havadadır, gölgesi yerde kuş gibi uçar görünür.<br />
Ahmağın biri, o gölgeyi avlamaya kalkışır, takati kalmayıncaya kadar koşar.<br />
O gölgenin havadaki kuşun aksi olduğundan; o gölgenin aslının nerde bulunduğundan haberi yok!<br />
420. Gölgeye doğru ok atar. Bu araştırma yüzünden okluk bomboş kalır.<br />
Ömrünün okluğu boşaldı. Ömür gitti; gölge avı ardında koşmada yandı eridi!<br />
Bir kişinin dadısı, Allahgölgesi olursa onu gölgeden ve hayalden kurtarır.<br />
Allah’ya kul olan, Allahgölgesidir. O bu âlemden ölmüş, Allahile dirilmiştir.<br />
Fırsatı kaçırmadan ve şüphe etmeksizin onun eteğine sarıl ki âhir zamanın sonundaki fitnelerden kurtulasın.<br />
425. Allahgölgeyi nasıl uzattı (âyeti) evliyanın nakşidir. Çünkü velî , Allahgüneşi nurunun delilidir.<br />
Bu yolda bu delil olmaksızın yürüme, Halil gibi “Ben batanları sevmem ” de!<br />
Yürü, gölgeden bir güneş bul. Şah Şems-i Tebrîzî’nin eteğine yapış!<br />
Bu düğün ve gelinin bulunduğu yerin yolunu bilmezsen Hak ziyası Hüsameddin’den sor!<br />
Haset, yolda gırtlağına sarılırsa... bil ki İblis’in tuğyanı hasettedir.<br />
430. Çünkü o, haset yüzünden Âdem’den arlanır... Kutlulukla haset yüzünden savaşır.<br />
Yolda bundan daha güç geçit yoktur. Ne kutludur o kişi ki yoldaşı, haset değildir.<br />
Bu beden, haset evi olagelmiştir. Soy sop hasetten bulaşık bir hale düşer.<br />
Ten haset evidir ama Tanrı, o teni tertemiz etmiş, arıtmıştır.<br />
“Evimi temizleyin” “âyeti” beden temizliğini bildirir. Bedenin tılsımı toprağa mensupsa da hakikatte nur definesidir.<br />
435. Sen (hakikatte) teni olmayana hile ve haset edersen o hasetten gönül kararır.<br />
Allaherlerinin ayakları altına toprak ol! ,bizim gibi sen de hasedin başına toprak at!<br />
Vezirin haset etmesi<br />
O vezirciğin yaratılışı hasettendi, onun için abes yere kulağını, burnunu yele verdi!<br />
O ümitle ki haset iğnesinden akan zehirle mahzunları tâ canlarından zehirliye.<br />
Hasetten burnunu koparan kişi, kendisini kulaksız ve burunsuz bırakır.<br />
440. Burun, odur ki bir koku alsın ve kokuda, koku alanı bir yüzün bulunduğu tarafa götürsün.<br />
Kim koku almazsa burunsuzdur, koku da ancak din kokusudur.<br />
Bir koku alıp onun şükrünü eda etmiyen kimse, küfranı nimet etmiş ve kendi burnunu mahveylemiştir.<br />
Hem şükret, hem şükredenlere kul ol. Onların huzurunda ölerek ebedî hayat kazan!<br />
Vezir gibi sermayeyi, yol vuruculuktan edinme. Allahkullarını namazdan menetme.<br />
445. O kâfir vezir, din nasihatçisi olarak hile ile badem helvasına sarımsak karıştırmıştı!<br />
Vezirin hilesini aklı eren Hıristiyanların anlaması<br />
Zevk sahibi olanlar onun sözünde acılık karışmış bir tat sezdiler.<br />
O, garezle karışık lâtif sözler söylemekte, gül sulu şeker şerbetinin içine zehir dökmekteydi.<br />
Sözünün dış yüzü, yolda çevik ol, diyordu. Ardından da cana, gevşek ol demekteydi.<br />
Gümüşün dışı ak ve berraksa da el ve elbise ondan katran gibi bir hale hale gelir.<br />
450. Ateş, kıvılcımlarıyla kızıl çehreli görünürse de onun yaptığı işin sonundaki karanlığa bak!<br />
Yıldırım, bakışta sâf bir nurdan ibaret görünür; (fakat) göz nurunu çalmak (gözü kamaştırmak) onun hassasıdır.<br />
Vezirin sözleri, uyanık ve zevk sahibi olanlardan başkaları için bir boyun halkasıydı (onun sözlerini kabul etmişler,ona uymuşlardı).<br />
Vezir, padişahtan altı ay ayrı kaldı, bu müddet zarfında İsa’ya uyanlara penah oldu.<br />
Halk, umumiyetle dinini de, gönlünü de ona ısmarladı. Onun emir ve hükmü önünde herkes, can feda ediyordu.<br />
<br />
Padişahın vezire gizlice haber göndermesi<br />
455. Padişahla onun arasında haber gidip geliyordu. Padişah, ona gizlice vahitlerde bulunuyordu.<br />
*Nihayet muradının hâsıl olması, hıristiyanların toprağını yele vermesi için.<br />
Padişah “Ey devletli vezirim, vakit geldi, kalbini gamdan tez kurtar”diye mektup yazdı.<br />
Vezir de “Padişahım; işte şimdicik İsâ dinine fitneler salma işindeyim” diye cevap verdi.<br />
Hıristiyanların on iki kısmı<br />
Hükümetleri zamanında, İsâ kavminin on iki emîri vardır.<br />
Her fırka bir emîre tâbiydi; kendi beyine tamah yüzünden kul olmuştu.<br />
460. Bu on iki emîrler kavimleri, o kötü vezire bağlanmışlardı.<br />
Hepsi, onun sözüne itimad ediyordu, hepsi onun mesleğine uymuştu.<br />
O, öl, der demez her emîr hemen o anda ölürdü.<br />
Vezirin İncil ahkâmını karıştırması<br />
Vezir, her emîrin adına birer tomar düzdü. Her tomarın yazısı, başka bir olaydı.<br />
Her birinin hükmü başka bir çeşittir. Bu baştan aşağıya kadar ona aykırıdır.<br />
465. Birinde riyazat ve açlık yolunu tövbenin rüknü, Allah’ya dönüşün şartı yapmış.<br />
Birinde “Riyazat faydasızdır, bu yolda cömertlikten başka kurtuluş yoktur” demişti.<br />
Birinde demişti ki: “Senin açlık çekişin, mal verişin mâbuduna şirk koşmadır.<br />
Gam ve rahat zamanında Allah’ya dayanmak ve tamamiyle teslim olmaktan gayri hepsi hiledir, tuzaktır.”<br />
Öbüründe demişti ki: “Vacip olan hizmettir, yoksa tevekkül düşüncesi suçtan ibarettir.”<br />
470. Birinde; “Dindeki emir ve nehiyler, yapmak için değil, aczimizi bildirmek içindir.<br />
Tâ ki onlardan âciz olduğumuzu görelim de Allahkudretini bilelim, anlayalım” demişti.<br />
Öbüründe, “Kendi âczini görme, uyan, kendine gel; o aczi görüş, küfranı nimettir.<br />
Kendi kudretini gör ki bu kudret ondandır.<br />
Kudretini, onun nimeti bil ki, kudret odur” demişti.<br />
Birinde demişti ki: “Bu ikisinden de geç, nazarına her ne sığarsa put olur!”<br />
475. Öbüründe; “Bu mumu söndürme ki bu görüş, meclise mum mesabesindedir.<br />
Eğer nazardan ve hayalden geçersen gece yarısı visâl mumunu söndürmüş olursun” demişti.<br />
Birinde demişti ki: “Söndür, hiç korkma ki yüz binlerce karşılığını göresin.<br />
Çünkü nazar mumunu söndürmekle can mumu artar, kuvvet bulur. Sabrının yüzünden Leylâ’n Mecnun olur!<br />
Kim, zâhitliği yüzünden dünyayı terk ederse dünya onun önüne çok, daha çok gelir!”<br />
480. Başka birinde; “Hak sana ne verdiyse onu icat ederken tatlılaşmış.<br />
Kolaylaştırmıştır. Onu güzelce al; kendini zahmete sokma” demişti.<br />
Birinde demişti ki: “Kendine ait olanı terk et, çünkü tabiatının kabul ettiği, merduttur, kötüdür.<br />
Birbirine aykırı yollar, nefse kolaydır, herkese bir din, can olmuştur.<br />
Eğer Hak’kın din işlerini kolaylaştırması, doğru bir yol olsaydı her yahudi ve mecusi, Allah’yı duyar, anlardı” demişti.<br />
485. Öbüründe demişti ki: “Kolay, odur ki gönlü hayatı ve canın gıdası ola.<br />
Tabiatın hoşlandığı her şey, vakti geçince, çorak yere ekilmiş tohum gibi mahsul vermez.<br />
Onun mahsulü, pişmanlıktan başka bir şey olmaz; onun kazancı, sahibine ziyandan başka bir şey getirmez.<br />
O zevk, sonunda da önünde olduğu gibi kolay ve hoş görünmez; nihayette adı güç olur, güçlenmiş bir hale gelir.<br />
Sen güçleştirilmişle, kolaylaştırılmışı, birbirinden ayırdet; bunun yüzünü de sonuna nazaran gör, onun yüzünü de sonuna nazaran.”<br />
<br />
490. Bir tomarda da; “Bir üstad ara. Âkıbeti görme hassasını nesepte (şunun bunun soyundan gelmiş olmakta ve bununla öğünende)<br />
bulamazsın.<br />
Her çeşit din sâlikleri üstad aramaksızın, peygamberlere tâbi olmaksızın işlerin âkibetlerini gördüler, kendi akıllarınca netice hakkında<br />
istidlâllerde bulundular da bu yüzden hata ve dalâlete düştüler.<br />
Âkıbet görme; elle dokunmuş, örülmüş değildir. Böyle olsaydı dinlerde nasıl ayrılık olurdu ” demişti.<br />
Bir tanesinde demişti ki: “Usta da sensin; çünkü ustayı da sen tanırsın.<br />
Er ol, erlerin maskarası olma; kendi başının çaresine bak sersemleşme.”<br />
495. Bir diğerinde; “Bunların hepsi birdir. İki gören kimse şaşı adamcağızdır” demiş.<br />
Bir tomarda da; “Yüz, nasıl bir olur, bunu kim düşünür, meğer ki deli olsun!<br />
Bunların her biri, öbürünün zıddıdır. Gayrı zehirle şeker nice bir olur<br />
Zehirden de, şekerden de geçmedikçe vahdet bahçesinden nice koku alabilirsin demişti.<br />
O İsâ dinine düşman olan vezir bu tarz da, bu çeşitte on iki tomar yazdı.<br />
İhtilaf; gidiş tarzındadır, yolun hakikatinde değil<br />
500. O, İsâ’nın bir renkte oluşundan koku almamıştı. O, İsâ küpünün mizacından huy kapmamıştı.<br />
Yüz renkli elbise, İsâ’nın sâf küpünden saba rüzgârı gibi sade ve lâtif bir hale gelir, tek bir renge boyanırdı.<br />
Birlikteki bu tek renklilik, insana usanç ve sıkıntı veren tek renklilik değildir.<br />
Belki o tek renk deniz gibidir, ona dalanlar da balık gibi hayat ve neşe içindedirler.<br />
Karada gerçi binlerce renk var, ama balıkların kurulukla cengi var!<br />
Misal olarak söylenen balık kimdir, deniz nedir ki yüce ve ulu padişah, ona benzesin!<br />
505. Varlık âlemindeki yüz binlerce denizler ve balıklar, o ikram ve ihsan huzurunda secde ederler.<br />
Nice ihsan yağmuru yağdı da deniz, inciler saçıcı bir hale geldi.<br />
Nice kerem güneşi nur saçtı da bulut ve deniz, cömertlik öğrendi.<br />
Suya ve toprağa zatının ışığı vurdu da o sebeple yeryüzü, tane ve tohum kabul eder oldu.<br />
Toprak emindir; ona her ne ekersen ihanet görmeksizin onun cinsini toplar, devşirirsin.<br />
510. Toprak bu eminliği o eminlikten bulmuştur, çünkü adalet güneşi ona nur saçmıştır.<br />
İlkbahar, Hak fermanı getirmedikçe, toprak sırrını nice açığa vurur<br />
O, öyle bir cömert ve vericidir ki bu haberleri, bu eminliği ve bu doğruluğu bir cemada , kuru yeryüzüne vermiştir.<br />
Fâzıl ve ihsanı, kuru toprağı haberdar eder, kahır ve celâli de akıllı insanları kör eyler.<br />
Canda, gönülde o coşmaya takat yoktur. Kime söyliyeyim Cihanda bir tek kulak yok!<br />
515. Nerede bir kulak varsa; onun yüzünden, göz oldu. Nerede bir taş varsa; onun lûtfiyle yeşim taşına döndü.<br />
Kimyayı meydana getiren o dur, kimya ne oluyor ki Mucize bağışlayıcıdır, simya ne oluyor ki<br />
Benim bu öğüşüm, öğmeyi terk etmenin ta kendisidir; çünkü bu öğüş, varlık delilidir, varlık ise hatadır.<br />
Onun varlığına karşı yok olmak gerektir: onun huzurunda varlık nedir Mânasız bir şeyden ibarettir!<br />
Varlık kör olmasaydı... Ondan erirdi, güneşin hararetini tanır, anlardı.<br />
520. Bu zâhiri vucudun Allah’ın varlığıyla var olduğunu bilmemesi körlüğüne delildir.<br />
Vezirin bu hilede ziyana uğraması<br />
Padişah gibi vezir de cahil ve gafildi. Varlığı vacip olan Kadim Allahile pençeleşiyordu.<br />
Öyle kudretli bir Allahile pençeleşiyordu ki bir anda yoktan bu âlem gibi yüz tanesini var eder.<br />
Senin gözüne kendini görmek hassasını verince nazarında âlem gibi yüzlerce âlem meydana getirir.<br />
Her ne kadar dünya senin yanında azametli ve nihayetsizse de bil ki kudrete karşı bir zerre bile değildir.<br />
525. Zaten bu âlem sizin canlarınızın hapishanesidir; uyanın, o tarafa gidin! Zira o taraf sizin sahranız, mesire yerinizdir.<br />
Bu âlemin hududu vardır, o âlem ise esasen hadsizdir. Nakış ve sûret, o mânaya settir, mâniadır.<br />
Firavun’un yüz binlerce mızrağını tek bir Musa’nın bir tanecik asâsıyla kırdı.<br />
Yüz binlerce Câlînus’un yüz binlerce hekimlik hünerleri vardı; İsâ’nın ve nefesinin yanında bâtıl oldu.<br />
Yüz binlerce şiir defterleri vardı, bir tek Ümmi’nin kitabına karşı ayıp ve âr haline geldi.<br />
<br />
530. Aşağılık olmayan kişi böyle galip Allahhuzurunda niçin ölmesin*<br />
Çok dağ gibi gönüller kopardı. Kurnaz kuşu, iki ayağından asakoydu.<br />
Akıl ve zekâda kemale ermekle Allah’ya varılmaz. Padişahın fazıl ve ihsanı aczini bilen kişiden başkasını kabul etmez.<br />
Hey gidi hey... Çok köşe, bucak kazıcı ve hazine doldurucular; o kurup duran kişiye, o öküze (vezire) maskara oldular.<br />
Öküz kimdir ki sen onun maskarası olasın. Toprak nedir ki sen onun otu olasın.<br />
535. Bir kadının kötü işten yüzü sararınca, utanınca Tanrı, onu çarpıp Zühre yıldızı yaptı.<br />
Bir kadını Zühre yapmak çarpma oldu da balçık haline geliş, çarpılma değil midir Be inatçı !<br />
Ruh, seni en yüksek göklere çıkarırken sen en aşağılıklara, su ve çamura doğru gittin.<br />
Akılların bile imrendiği öyle bir varlığı, bu alçaklık yüzünden değiştin.<br />
Şimdi bak, bu senin kendini çarpman nasıl O çarpılma yanında bu, gayet aşağı.<br />
540. Himmet atını yıldız cihetine sürdün, nücum ilmi ile uğraştın da secde edilmiş Âdem’i tanımadın!<br />
Ey hayırsız evlât! Nihayet sen Âdemoğlusun, ne vakte dek alçaklığı şeref sayarsın.<br />
Niceye dek “ben âlemi zaptedeyim, bu cihanı kendi varlığımla doldurayım” dersin<br />
Dünyayı baştanbaşa kar kaplasa güneşin harareti, bir görünüşte onu eritir.<br />
O vezirin vebalini de, daha onun gibi yüz binlercesinin vebalini de Allahbir kıvılcımla yok eder.<br />
545. O, aslı olmayan hayelleri, tamamıyla hikmet yapar; o, zehirli suyu şerbet haline getirir.<br />
O zan ve şüphe doğuran sözleri, hakikat ve yakîn haline getirir. Kin ve adavet sebeblerinden dostluk ve muhabbet belirtir.<br />
İbrahim’i ateş içinde besler; korkuyu, ruhun emniyeti ve selâmeti yapar.<br />
Onun sebep yakıcılığına hayranım. Onun hayallerinde Sofestâî gibiyim!<br />
Hıristiyanları azdırmak hususunda vezirin başka bir hile kurması<br />
O vezir kendince başka bir hile kurdu. Vaiz ve nasihati bırakıp halvete girdi.<br />
550. Müritleri yakıp yandırdı. Tam kırk, elli gün halvette kaldı.<br />
Halk onun iştiyakından, hal ve tavrı ile sözünden, sohbetinden uzak düştükleri için deli oldular.<br />
Onlar yalvarıp sızlanıyorlardı, vezir ise halvette riyazattan iki büklüm olmuştu.<br />
Hepsi birden ”Biz sensiz kötü bir hale düştük, karışıklık içindeyiz. Değneğini yeden birisi olmadıkça körün ahvali ne olur<br />
İnayet et. Allah için olsun, bundan ziyade bizi kendinden ayırma!<br />
555. Bizler çocuk gibiyiz, sen bize dadısın; sen bizim üzerimize o gölgeyi döşe” demişlerdi.<br />
Vezir dedi ki: “Ruhum dostlardan uzak değildir. Fakat dışarı çıkmaya izin yok.”<br />
Emirler rica ve şefaate, müritler dil uzatmaya başladılar:<br />
“Ey kerem sahibi! Bu ne kötü talih ki sensiz gönülden de yetim kalmışızdır, dinden de.<br />
Sen bahaneler ediyorsun, biz ise dertle yürek yangınlığından soğuk soğuk ah edip duruyoruz.<br />
560. Biz senin sohbetine alışmışız. Biz senin hikmet sütünle beslenmişiz.<br />
Allah aşkına bize bu cefayı yapma; lûtfet, bugünü yarına bırakma!<br />
Gönlün razı olur mu, âşıkların, âkıbet istifadesiz kalsınlar<br />
Hepsi de karadaki balık gibi çırpınıyorlar. Suyu aç, ırmağın bendini yık!<br />
Ey zamanede nazîri olmayan zat ! Allah aşkına halkın imdadına yetiş!”<br />
Vezirin müritleri defetmesi<br />
565. Vezir dedi ki: “Dikkat ediniz, ey dedikodu düşkünleri! Dilden çıkan ve kulakla duyulan zâhiri vaizleri arayanlar!<br />
Bu aşağılık duygu kulağına pamuk tıkayın, ten gözünden duygu başını çözün!<br />
O gizli kulağın pamuğu, baş kulağıdır, bu kulak sağır olmadıkça o can kulağı sağırdır.<br />
Hissiz, kulaksız, fikirsiz olur ki “İrciî - Tanrına geri dön” hitabını işitesiniz.<br />
Sen uyanıklık dedikodusunda oldukça uyku sohbetinden nasıl olur da bir koku alabilirsin!<br />
570. Bizim sözümüz işimiz, hariçte yürümektedir. Bâtınî yürümek ise gökler üzerinde olur.<br />
Cisim, kuruluğu (bu âlemi) gördü, çünkü kuruluktan (bu âlemden) doğdu; can İsâ’sı, ayağını denize attı.<br />
Kuru cismin yürümesi, kuruya düştü, ama canın yürümesine gelince: Ayağını denizin ta ortasına bastı.<br />
Ömür kuruluk yolunda; gâh dağ, gâh deniz, gâh ova aşarak geçip gittikten sonra...<br />
Abıhayatı, nerede bulacaksın; deniz dalgalarını nerede yaracaksın<br />
<br />
575. Kara dalgası, bizim kuruntularımız, anlayışımız ve fikrimizdir. Deniz dalgası ise kendinden geçiş, sarhoşluk ve yokluktur.<br />
Sen bu sarhoşlukta oldukça o sarhoşluktan uzaksın. Bundan sarhoş oldukça o kadehten nefret eder durursun.<br />
Zâhir dedikodusu toz gibidir. Kulak gibi bir müddet dinlemeyi âdet edin!”<br />
Müritlerin, halveti terk et diye tekrar ısrarla yalvarışları<br />
Hepsi dediler ki: “Ey bahane arayan hakîm bu cefayı bize reva görme!<br />
Hayvana takati derecesinde yük yüklet. Zayıflara iktidarları nispetinde iş havale et!<br />
580. Her kuşun yiyeceği lokma, kendine göredir. Nasıl olur da her kuş bir inciri (bütün olarak) yutabilir<br />
Çocuğa süt yerine ekmek verirsen zavallı yavruyu o ekmek yüzünden öldü bil!<br />
Ondan sonra dişleri çıkınca kendi kendine onun içi ekmek ister.<br />
Henüz kanadı çıkmayan kuş uçmaya kalkışırsa her yırtıcı kedinin lokması olur.<br />
Ama kanatlanınca o kendisinden teklifsizce, iyi ve kötü ıslık olmaksızın uçar.<br />
585. Senin sözün Şeytan’ı susturur, senin lûtuf ve keremin, bizim kulağımıza akıl ve fehim verir.<br />
Söyleyen, sen olunca kulağımız, tamam akıldan ibarettir. Madem ki deniz sensin, kurumuz da denizdir!<br />
Ey (sekizinci gökteki) Simak burcundan (denizin dibindeki) balığa kadar her şey, kendisinden nurlanmış olan!<br />
Seninle olunca yer, bize gökten daha iyidir. Sensiz, biz göğün tâ üstünde bile karanlık içindeyiz. Ey ay! Gayrı bu felek, nedir ki seninle<br />
mukayese edilebilsin<br />
Göklerin sûreta yüksekliği var. Mâna yüzünden yükseklik, temiz ruhundur.<br />
590. Sûreta yükseklik, cisimlerindir, fakat mâna huzurunda cisimler, isimlerden ibarettir.<br />
Vezirin “ Halveti terk etmem “ diye cevap vermesi<br />
Vezir dedi ki: “Delillerinizi kısa kesiniz; nasihatimi, can ve gönülden dinleyiniz.<br />
Emin isem, emin adam ittiham edilmez göğe ver desem bile!<br />
Eğer ben mahzı kemâl isem kemâli inkâr nedir Değilsem bu zahmet, bu eziyet ne oluyor<br />
Ben bu halvetten çıkmayacağım çünkü, kalp ahvali ile meşgulüm.”<br />
Müritlerin vezire yalvarması<br />
595. Hepsi birden dediler ki: “Ey vezir, inkâr etmiyoruz, bizim sözümüz ağyarın sözü gibi değildir.<br />
Ayrılığından göz yaşlarımız akmakta, canımızın tâ içinden ahu vahlar coşmakta!”<br />
Çocuk dadı ile kavga etmez. Gerçi ne kötüyü bilir ne iyiyi... Fakat boyuna ağlar durur!<br />
Biz çenk gibiyiz sen mızrak vurmaktasın; inleme bizden değil, sen inliyorsun!<br />
Biz ney gibiyiz, bizdeki nağme senden. Biz dağ gibiyiz, bizdeki seda senden.<br />
600. Kazanıp kaybetmede satranç oyunu gibiyiz; ey huyları güzel! Bizim kazanıp kaybetmemiz sendendir.<br />
Ey bizim canımıza can olan! Biz kim oluyoruz ki seninle ortada olalım, görünelim!<br />
Biz yokuz. Varlıklarımız, fâni sûretle gösteren Vücud-u Mutlak olan sensin.<br />
Biz umumiyetle aslanlarız ama bayrak üstüne resmedilmiş aslanlar! Onların zaman zaman hareketleri, hamleleri rüzgârdandır.<br />
605. Hareketimiz de, varlığımız da senin vergindir. Varlığımız umumiyetle senin icadındır.<br />
Yoksa, varlık lezzetini gösterdin. Yok olanı kendine âşık eylemiştin!<br />
O İn’am ve ihsanın lezzetini... mezeyi, şarabı ve kadehi esirgeme!<br />
Esirgersen kim arayıp tarıyabilir Nakış nakkaşla nasıl mücadele eder<br />
Bize, bizim ef’alimize bakma; kendi ikramına, kendi cömertliğine bak!<br />
610. Biz yoktuk, mücadelemiz de yoktu. Senin lûtfun bizim söylenmemiş sırlarımızı da işitiyordu.<br />
Nakış, nakkaşın ve kaleminin huzurunda ama karnındaki çocuk gibi âciz ve eli bağlıdır.<br />
Kudret huzurunda bütün âlem mahlûkları, iğne önünde gergef gibi âcizdir.<br />
Kudret gergefe bazen şeytan resmi, bazen insan resmi işler; gâh neşe, gâh keder nakşeder.<br />
Gergefin eli yok ki onu def’ için kımıldatsın; dili yok ki fayda, zarar hususunda ses çıkarsın.<br />
<br />
615. Sen beytin tefsirini Kur’an’dan oku Allah“Attığın zaman sen atmadın” dedi.<br />
Biz bir ok atarsak, atış, bizden değildir. Biz yayız, o yayla ok atan Allah’dır.<br />
Bu “cebir” değil, cebbarlığın mânasıdır. Cebbarlığı anış da, ancak Allah’ya tazarru ve niyaz içindir.<br />
Bizim figanımız muztar ve kudretsiz olduğumuzun delilidir. Yaptığımızdan utanmamız da elimizde ihtiyar olduğuna delildir.<br />
Yapıp yapmamada ihtiyarımız varsa utanma ne Bu acıklanma, bu utanış, bu teeddüp ne<br />
620. Hocaların şakirtleri terbiye etmesi niçin; fikir, neden tedbirlerden tedbirlere dönüyor<br />
Eğer sen: “O, cebirden gafildir. Hak’ka mensup olan ay, bulutta yüzünü gizliyor” dersen,<br />
Buna hoş bir cevap var; dinlersen küfürden geçer, dini tasdik eder, bana tâbi olursun:<br />
Hasret ve figan, hastalık zamanındadır. Hastalık zamanı tamamı ile uyanıklık zamanıdır.<br />
Hasta olduğun zaman günahından istiğfar eder durursun.<br />
625. Sana günahın çirkinliği görünür; iyileşince yola geleyim diye niyet edersin.<br />
Bundan sonra kulluktan başka bir iş ihtiyar etmiyeyim diye ahdeylersin.<br />
Şu halde bu yakinen anlaşıldı ki hastalık sana akıllılık, bahşediyor.<br />
Ey asıl arayan kimse! Şu aslı bil ki kimde dert varsa o, koku almış, dermana ermiştir.<br />
Kim daha ziyade uyanıksa o daha ziyade dertlidir. Kim işi daha iyi anlamışsa onun benzi daha sarıdır.<br />
630. Hak’kın cebrinden agâh isen feryadın nerede Cebbarlık zincirini görüşün hani<br />
Zincire bağlanan nasıl olur da neşelenir Hapiste esir olan nasıl hürlük eder<br />
Eğer ayağını bağladıklarını, başına padişah çavuşlarının dikildiğini görüyorsan.<br />
Gayrı sende âcizlere çavuşluk etme. Çünkü bu vazife âcizlerin huyu ve tabiatı değildir.<br />
Madem ki görmüyorsun; Allah’nın cebrinden bahsetme! Görüyorsan hangi gördüğünün nişanesi<br />
635. Hangi bir işe meylin varsa o işte kendi kudretini apaçık görür durursun;<br />
Hangi işe meylin ve isteğin yoksa... Bu, Allah’dandır diye kendini Cebrî yaparsın!<br />
Peygamberler, dünya işinde Cebrîdirler, kâfirler de ahiret işinde.<br />
Peygamberlerin, ahiret işinde ihtiyarları vardır, cahillerin de dünya işinde.<br />
Zira her kuş, kendi cinsinin bulunduğu yere gider, bedeni, geride uçmaktadır, canı daha tez, daha ileri gitmekte!<br />
640. Kâfirler “Siccin” cinsinden olduklarından dünya zindanına rahat rahat gelmişlerdir.<br />
Peygamberler, (İlliyyi) cinsinden olduklarından can ve gönül İlliyyine doğru gitmişlerdir.<br />
Bu sözün sonu yoktur, fakat biz yine dönüp o hikâyeyi tamamlayalım:<br />
Vezirin, halveti terk etmede müritleri ümitsiz bırakması<br />
Vezir içerden seslendi: “Ey müritler, benden size şu malûm olsun.<br />
Ki İsâ bana “Hep yakınlarından, arkadaşlarından ayrıl, tek ol,<br />
645. Yüzünü duvara çevirip yalnızca otur, kendi varlığından da halveti ihtiyar et” diye vahyetti.<br />
Bundan sonra konuşmaya izin yok, bundan sonra dedikodu ile işim yok.<br />
Dostlar, elveda! Ben öldüm, yükümü dördüncü göğe ilettim.<br />
Bu suretle de ateşe mensup feleğin altında zahmet ve meşakkatler içinde yanmayalım.<br />
Bundan sonra dördüncü kat gök üstünde, İsâ’nın yanında oturacağım.”<br />
Vezirin her emîri ayrı ayrı veliaht yapması<br />
650. Neden sonra o emîrleri yalnız ve birer birer çağırıp her birine bir söz söyledi.<br />
Her birine “İsâ dininde Allahvekili ve benim halifem sensin,<br />
Öbür emîrler senin tâbilerindir. İsâ, umumunu senin taraftarın ve yardımcın etti.<br />
Hangi emîr, baş çeker, tâbi olmazsa onu tut; ya öldür yahut esir et, hapse at.<br />
Ama ben sağ iken bunu kimseye söyleme, ben ölmedikçe, reisliğe talip olma.<br />
655. Ben ölmedikçe bunu hiç meydana çıkarma. Saltanat ve galebe dâvasına kalkışma.<br />
İşte şu tomar ve onda Mesîh’in hükümleri... Bunu ümmete tasih bir tarzda oku!” dedi.<br />
O, her emîre ayrı olarak şunu söyledi: “Allahdininde senden başka naib yoktur!”<br />
Her birini ayrı ayrı ağırladı. Ona ne söyledi ise buna da onu söyledi.<br />
Her birine bir tomar verdi, her tomar öbürünün zıddını ifade ediyordu.<br />
<br />
660. O tomarların metni “Ya” harfinden “Elif” harfine kadar olan harflerin şekilleri gibi birbirine aykırıdır.<br />
Bu tomarın hükmü, öbürünün zıddıydı, bu zıt diyeti bundan önce bildirdik.<br />
Vezirin halvette kendini öldürmesi<br />
Ondan sonra daha kırk gün kapısını kapadı. Kendisini öldürüp varlığından kurtuldu.<br />
Halk onun ölümünü haber alınca kabrinin üstü kıyamet yerine döndü.<br />
Bir hayli halk onun yası ile saçlarını yolarak, elbiselerini yırtarak mezarı üstüne yığıldı.<br />
665. Arap’tan ,Türk’ten, Rum’dan, Kürt’ten oraya toplananların sayısını da ancak Allahbilir.<br />
Mezarın toprağını başlarına serptiler. Onun derdini yerinde ve dertlerine derman gördüler.<br />
Bir ay ahali, mezarı üstünde gözlerinden kanlı yaşlara yol verdiler. Onun ayrılığı derdinden padişahlar da, büyükler de, küçükler de ah u<br />
figan ediyorlardı.<br />
İsâ Aleyhisselâm ümmetinin emîrlere “ İçinizde veliaht kimdir “ diye sorması<br />
Bir ay sonra halk dedi ki: “Ey ulular! Siz beylerden o vezirin makamına oturacak kimdir.<br />
Ki biz o zatı, vezirin yerine imam ve mukteda tanıyalım. Elimizi de, eteğimizi de onun eline teslim edelim.<br />
670. Madem ki güneş battı ve bizim gönlümüzü dağladı, onun yerine çırağı yakmaktan başka çaremiz yok.<br />
Sevgili, göz önünden kayboldu mu, onun visâlinden mahrum kaldık mı, yerine birisinin vekil olması, birisinin bize yadigâr kalması gerekir.<br />
Gül mevsimi geçip gülşen harap olunca gül kokusunu nereden alalım Gül suyundan!<br />
Ulu Allahaçıkça meydan da olmadığından, bu peygamberler Hakk´ın vekilleridir.<br />
Hayır yanlış söyledim. Vekil ile vekil edeni iki sanırsan (bu) hatadır, iyi bir şey değil.<br />
Sen sûrete taptıkça ikidir. Sûretten kurtulana göre ise birdir.<br />
675. Sûrete bakarsan gözün ikidir. Sen onun nuruna bak ki o birdir.<br />
Bir adam, gözün nuruna bakarsa iki gözün nuru, birbirinden ayırdedilemez.<br />
Bütün peygamberler doğrudur. “ Allahpeygamberlerini birbirinden ayırdetmeyiz<br />
Bir yerde on tane çırağ bulundurulursa görünüşte her biri, öbüründen ayrıdır.<br />
Nuruna yüz çevirirsen şüphesiz ki birinin nurunu öbürlerinden ayırt etmeye imkân yoktur.<br />
680. Yüz tane elma, yüz tane de ayva saysan her biri ayrı ayrıdır. Onları sıkarsan yüz kalmaz, hepsi bir olur.<br />
Mânalarda taksim ve sayı yoktur, ayırma, birleştirme olamaz.<br />
Dostun, dostlarla birliği hoştur. Mâna ayağını tut (ona meylet), sûret serkeştir.<br />
Serkeş sûreti, eziyetle eritip mahveyle ki onun altında define gibi olan vahdeti göresin.<br />
Eğer sen eritmezsen onun (Allah’nın) inayetleri, esasen onu eritir. Ey gönlüm, kulu olan Allah!<br />
685.O, hem gönüllere kendini gösterir, hem dervişin hırkasını diker.<br />
Hepimiz yayılmıştık ve bir cevherdik. Orada başsız ve ayaksızdık;<br />
Güneş gibi bir cevherdik, düğümsüz ve sâftık... su gibi.<br />
O güzel ve lâtif nur sûrete gelince kale burçlarının gölgesi gibi sayı meydana çıktı.<br />
Mancınıkla burçları yıkın ki bu bölüğün arasından ayrılık kalksın.<br />
690. Mutlaka ben bunu açar, anlatırdım, fakat bir fikir bile sürçmesin, (bundan) korkarım.<br />
Nükteler keskin bir çelik kılıç gibidir. Eğer kalkanın yoksa gerisin geriye kaç!<br />
Kalkansız bu elmasın karşısına gelme. Çünkü kılıca, kesmekten utanç gelmez.<br />
Ben bu sebepten kılıcı kına koydum; Ters okuyan birisi, aykırı mâna vermesin.<br />
Hikâyeyi tamamlamaya, doğrular topluluğunun vefakârlığından bahse geldik:<br />
695. O reisin ölümünden sonra kalktılar, yerine bir vekil istedilerdi.<br />
Emîrlerin veliahtlık için savaşları ve birbirlerine kılıç çekmeleri<br />
<br />
O emîrlerin birisi öne düşüp o vefalı kavmin yanına gitti.<br />
Dedi ki: “İşte o zatın vekili; zamanede İsa halifesi benim.<br />
İşte tomar, ondan sonra vekilliğin bana ait olduğuna dair burhanımdır.”<br />
Öbür emîrde pusudan çıkageldi. Hilâfet hususunda onun dâvası da bunun dâvası gibiydi.<br />
700. O da koltuğundan bir tomar çıkardı, gösterdi. Her ikisinin de Yahudi kızgınlığı başladı.<br />
Diğer emîrler de bir bir katar olup (birbirlerinin ardınca dâvaya kalkışıp keskin kılıçlar çektiler.)<br />
Her birinin elinde bir kılıç ve bir tomar vardı; sarhoş filler gibi birbirlerine düştüler.<br />
Yüz binlerce Hıristiyan öldü, bu suretle kesik başlardan tepe oldu.<br />
Sağdan, soldan sel gibi kanlar aktı. Havaya, dağlarcasına tozlar kalktı.<br />
705. O vezirin ektiği fitne tohumları, onların başlarına âfet kesilmişti.<br />
Cevizler kırıldı; içi sağlam olan, kırıldıktan sonra temiz ve lâtif ruha malik oldu.<br />
Ancak ten nakşına ait olan öldürmek ve ölmek, nar ve elmayı kırmak, kesmek gibidir.<br />
Tatlı olan nardenk şerbeti olur, çürümüş olanın ise bir sesten başka bir şeyi kalmaz.<br />
Esasen mânası olan meydana çıkar; çürümüş olan rüsvay olur, gider.<br />
710. Ey sûrete tapan! Türü, mânayı elde etmeye çalış! Çünkü mâna sûret tenine kanattır.<br />
Mâna ehliyle düş, kalk ki hem atâ ve ihsan elde edesin, hem de fetâ olasın.<br />
Bu cisimde mânasız can; hilâfsız, kılıf içinde tahta kılıç gibidir.<br />
Kılıfta bulundukça kıymetlidir. Çıkınca yakmaya yarar bir alet olur.<br />
Tahta kılıcı muharebeye götürme, ah-ü figane düşmemek için önce bir kere kontrol et;<br />
715. Eğer tahtadansa, yürü... başkasını ara; eğer elmassa sevinerek ileri gel!<br />
Elmas kılıç, velîlerin silâh deposundandır. Onları görmek, size kimyadır.<br />
Bütün bilenler, ancak ve ancak bunu böyle demişlerdir: bilen âlemlere rahmettir.<br />
Nar alıyorsan gülen (çatlak) narı al ki onun gülmesi, sana tanesi olduğunu haber versin.<br />
O ne mübarek gülmedir ki can kutusundaki inci gibi, ağızdan gönlü gösterir.<br />
720. Mübarek olmayan gülme, lânetin gülmesidir: Ağzını açınca kalbinin karalığını gösterir.<br />
Gülen nar bahçeyi güldürür. Erler sohbeti de seni erlerden eder.<br />
Katı taş ve mermer bile olsan, gönül sahibine erişirsen cevher olursun.<br />
Temizlerin muhabbetini tâ... canının içine dik. Gönlü hoş olanların muhabbetinden başka muhabbete gönül verme.<br />
Ümitsizlik diyarına gitme, ümitler var. Karanlığa varma güneşler var.<br />
725. Gönül, seni, gönül ehlinin diyarına; ten, seni su ve çamur hapsine çeker.<br />
Agâh ol, bir gönüldeşten gönül gıdasını al, onunla gönlünü gıdalandır. Yürü, ikbali bir ikbal sahibinden öğren!!!<br />
Mustafa salâvatullahi aleyh’in İncil’de anılan iyi vasıflarını ululamaları<br />
İncil´de Mustafa’nın, o Peygamberler başının, o sefa denizinin adı vardı;<br />
Sıfatları, şekli, savaşı, oruç tutuşu ve yiyişi anılmıştı.<br />
Hıristiyan taifesi, o da, o hitaba geldikleri zaman sevap için.<br />
730. Yüce adı öperler; lâtif vasfa yüz sürerlerdi.<br />
Bu söylediğimiz fitne esnasında o taife, fitneden, kargaşalıktan emindiler.<br />
Onlar, o emîrlerin ve vezirin şerlerinden emin olup Ahmed adının sığınağında korunmuşlardı.<br />
Onların nesli de çoğaldı. Ahmed’in nuru, bunlara yardım etti, yâr oldu.<br />
Hıristiyanlardan Ahmed adını hor tutan diğer fırka,<br />
735. Fitnelerden ve o tedbiri de şom, fitnesi de şom vezir yüzünden hor ve kıymetsiz bir hale geldi.<br />
Mânaları ters, sözleri aykırı tomarlara uymalarından dolayı dinleri de müşevveş bir hale geldi, hükümleri de!<br />
Ahmed’in adı böyle yardım ederse acaba nuru nasıl korur<br />
Ahmed adı sağlam bir kapı olunca o emin ruhun zatı ne olur<br />
Vezirin belâsı yüzünden yoldan çıkmış olan o nasihat kabul etmez padişahtan sonra.<br />
İsâ dinini mahva çalışan diğer bir Yahudi padişahının hikâyesi<br />
740. İsa kavminin dinini mahv için aynı Yahudinin neslinden diğer bir padişah meydana çıktı.<br />
<br />
Bu diğer padişahın meydana çıkışını haber almak istersen “Vessemâi zatülburûc” sûresini oku.<br />
Birinci padişahtan doğan kötü âdete bu padişah da ayak uydurdu.<br />
*Bil ki o çeşit sitem ve zulümlerden bu, ne yaparsa Tanrı, günahını artıksız, eksiksiz ilk zâlimden sonra, arar.<br />
Kim fena bir âdet koyarsa ona her an lânet gider durur.<br />
İyiler gittiler, güzel usul ve âdetleri kaldı; kötü adamlardan da zulümler ve lânetler!<br />
745. Kıyamete kadar o kötülerin cinsinden kim vücuda gelse yüzü o kötülüğedir.<br />
Bu tatlı suyla tuzlu su; damar damardır. Halk arasında sûr üfürülünceye dek birbirine karışmadan böylece gider durur.<br />
İyilere tatlı su miras kaldı. O ne mirasıdır “Evrensel kitap” mirası.<br />
Dikkat edersen görür anlarsın ki taliplerin dileği Peygamberlik cevherinin şûleleridir, o şûleleri dilerler.<br />
Şûleler, mücevherlere tâbi olarak parıldar ve dönerler. Şûle, nereden çıkıyorsa, madeni neredeyse oraya gider.<br />
750. Güneş, bir burçtan bir burca gidip durduğundan pencereye vuran ziyası da evin etrafında döner dolaşır.<br />
Kimin bir yıldızla alâka ve merbuyeti varsa o; kendi yıldızıyla döner, dolaşır, o yıldızın tesiri altındadır.<br />
Talihli Zühre ise şevkı, çalıp çağırmayı, aşkı diler, onlara adamakıllı meyli vardır.<br />
Kan dökücü huylu Mirrih’e mensup ise cenk, bühtan ve düşmanlık arar.<br />
Yıldızların ardında yıldızlar vardır ki onlarda ihtirak ve nahis olmaz.<br />
755. Onlar, bu meşhur yedi kat gökten başka diğer göklerde seyir ve hareket ederler.<br />
Birbirlerine bitişik ve birbirlerinden ayrı olmayan bu yıldızlar, Allahnurlarının ışığında dururlar.<br />
Her kimin talihi o yıldızlardan olursa o kimsenin zatı, kâfirleri taşlayıp yakar.<br />
Onun hışmı, bazen galip gelen, bazen mağlûp olan ve tesiri böylece değişerek yürüyen Mirrih’in hışmına benzemez.<br />
Galip nur, noksandan ve karanlıktan emindir. Allahnurunun iki parmağı arasındadır.<br />
760. O nuru, canlara Hak saçtı. Devletliler, onunla eteklerini doldurmuşlardır.<br />
O nur saçısını bulan yüzünü Allah’nın gayrısından çevirmiştir.<br />
Kimin aşk eteği yoksa o nur saçısından nasipsiz kalmıştır.<br />
Cüzülerin yüzü, külle doğrudur. Bülbüllerin aşkı güledir.<br />
Öksüzün rengini dışından, insanın rengini, sarı, kırmızı… her neyse içinden ara!<br />
765. İyi renkler, temizlik küpünden hasıl olur. Çirkinlerin rengiyse, kirli kara sudan meydana gelir.<br />
O lâtif rengin adı “Sıbgatullah-Allahboyası” dır. Bu kirli rengin kokusu ise… Allahlânetidir.<br />
Denizden olan, yine denize gider; nerden gelmişse, yine oraya varır.<br />
Dağ başından, hızlı hızlı akan seller; bizim tenimizden de aşka karışık olarak akıp giden can, aslına gidip kavuşur!<br />
Yahudi padişahının ateş yaktırması, ateşin yanına, kim puta secde ederse ateşten kurtuldu diye bir put diktirmesi<br />
O köpek Yahudi, bak, ne tedbirde bulundu Ateşin yanına bir put dikti.<br />
770. “Kim bu puta taparsa kurtulur. Secde etmeyen, ateşin tam ortasına oturur” dedi.<br />
O, bu nefis putunun cezasını vermeyince nefis putundan, başka bir put doğdu.<br />
Putların anası nefsinizin putudur. Çünkü o put yılan, bu put ejderhadır.<br />
Nefis; demir ve taştan yapılan çakmaktır, put kıvılcımdır. O kıvılcım su ile söner.<br />
Fakat taş ve demir (çakmak), su ile söner mi Âdemoğlu’nda, bu ikisi oldukça ne vakit ve nasıl emin olur<br />
*Taş ve demir, ateşi içlerinde tutarlar, su onların ateşine işleyemez, tesir edemez.<br />
*Irmak suyundan haricî ateş söner. Fakat taş ve demirin içine su nasıl girer*<br />
*Küpün ve testinin suyu fânidir. Lâkin pınarın suyu daima taze ve bâkidir.<br />
*Ateş ve dumanın aslı demir ve taştır. Hıristiyan ve Yahudi küfrü, ikisinin fer’idir.<br />
775. Put, bir testide gizli kara sudur. Nefsi, muhakkak olarak o kara suya pınar bil.<br />
O, yontulmuş put, kara sel gibidir. Put yapan nefis, anayolda bir pınardır.<br />
Bir taş parçası yüz testiyi kırar ama pınar suyu durmadan kaynar.<br />
Put kırmak kolay, gayet kolaydır. Fakat nefsi kolay görmek cahilliktir.<br />
Ey oğul, nefsin misal ve sûretini istersen yedi kapılı cehennemin kıssasını oku!<br />
780. Nefsin her anda hilesi var, her hilesinde yüzlerce Firavun, Firavun’a uyanlarla boğulmuş!<br />
Mûsâ’nın Tanrısına ve Mûsâ’ya kaç; Firavun’luk ederek îman suyunu dökme!<br />
Ahad ve Ahmed’e yapış, ey kardeş, ten Ebucehl’inden kurtul!<br />
<br />
O Yahudi padişahının, küçük bir çocukla bir kadını getirip, o çocuğu ateşe atması, çocuğun dile gelerek halkı ateşe atılmağa teşvik eylemesi<br />
O Yahudi, bir kadını çocuğuyla putun önüne getirdi, ateş yalımlanmıştı.<br />
Çocuğu, anasından alıp ateşe attı. Kadın korkup gönlünü imandan ayırdı.<br />
785. Kadın, put önünde secde etmek isteyince çocuk ateş içinde “Ben ölmedim” diye haykırdı.<br />
“Ana, gel. Gerçi zâhirde ateş içinde isem de ben burada iyiyim, hoşum.<br />
Bu ateş; perde olarak zâhirde bir gözbağıdır.Fakat hakikatte mâna yakasından baş çıkarmış, zuhur etmiş bir rahmettir.<br />
Ana, gel de Allah’nın burhanını gör ki bu suretle Hak haslarının zevk ve işaretini de göresin.<br />
Ana, hakikatte ateş olan, fakat zâhiren suya benzeyen bir âlemden çık, bu ateşe gir de ateşe benzeyen suyu gör!<br />
790. Ateşe gir de ateş içinde gül ve yasemin bulan İbrahim’in sırlarını gör.<br />
Senden doğarken ölümü görüyordum, senden ayrılmaktan pek korkuyordum.<br />
Halbuki senden doğunca havası hoş, reni güzel bir âleme gelip dar bir zindandan kurtuldum.<br />
Şimdi şu ateş içindeki sükûn ve rahatı bulunca dünyayı ana rahmi gibi görmeye başladım.<br />
Bu ateş içinde bir âlem gördüm ki her zerresinde bir İsâ nefesi var.<br />
795. Şekli yok, kendisi var bir cihan… O zâhiren var olan dünya ise sebatsız şekilden ibaret.<br />
Ana, analık hakkı için gel, gir… bu ateşin ateşlik hassası yok.<br />
Ana, gel, gir… tam talih ve devlet zamanı. Ana, gel, gir… devleti elinden kaçırma.<br />
O köpeğin kudretini gördün. Gel de bir de Allah’nın lûtuf ve kudretini gör.<br />
Ben sana acıdığımdan ayağını çekiyorum, yoksa neşemden zaten seni kayıracak halde değilim.<br />
800. İçeri gel, başkalarını da çağır ki padişah ateş içine sofra kurmuştur.<br />
Ey Müslümanlar, hepiniz ateşe girin; din lezzetinden başka her şey azaptan ibarettir.<br />
Ey ahali, hepiniz yüzlerce baharı olan bu nasibe pervane gibi gelin, atılın!” diye bağırdı.<br />
O, cemaat ortasında böylece bağırmakta; halk, sesinden heybet içinde kalmaktaydı.<br />
Bunun üzerine kadın, erkek kendilerini, ihtiyarsız, ateşe atmağa başladılar.<br />
805. Hem de memur olmaksızın, kimse kendilerine cebretmeksizin. Yalnız dost aşkıyla. Çünkü sevgili, her acıya lezzet verir.<br />
Nihayet öyle oldu ki hademe, halkı “Ateşe atılmayınız” diye menetmeye başladı.<br />
O Yahudi, yüzü kara ve mahcup bir hale geldi. Bu sebeple pişman oldu, gönlü sıkıldı.<br />
Zira halk, imana eskiden olduğundan daha ziyade âşık, kendilerini feda etmekte daha fazla sadık oldular.<br />
Şükrolsun ki, Şeytan’ın hilesi ayağına dolaştı. Şükrolsun ki, Şeytan da kendisini yüzü kara gördü!<br />
810. Halkın çehresine sürüp bulaştırdığı zillet tamamıyla o adamlıktan dışarı padişahın yüzüne bulaştı.<br />
O, pervasızca, halkın elbisesini yırtardı, kendininki yırtıldı, halkın elbisesi sağlam kaldı.<br />
Muhammed Aleyhisselâm’ın adını eğlenerek anan kimsenin ağzının çarpık kalması<br />
Birisi ağzını eğerek Ahmed adını alayla andı, ağzı çarpıldı öyle kaldı.<br />
Pişman olup “Ey Muhammed, affet! Ey Peygamber, sen, Min ledün ilminden lûtuflara mahzarsın.<br />
Ben bilgisizlikten seninle alay ettim. Alay edilmeğe lâyık ben oldum” dedi.<br />
815. Tanrı, bir kimsenin perdesini yırtmak isterse onu, temiz kişileri ta’netmeye meylettirir.<br />
Tanrı, bir kimsenin ayıbını örtmek isterse o kimse ayıplı kimselerin ayıbı hakkında ses çıkaramaz olur.<br />
Tanrı, yardım etmek dilerse bize yalvarmak ve munacatta bulunmak meylini verir.<br />
Onun için ağlayan göz ne mübarektir. Onun aşkıyla yanıp kavrulan yürek ne mukaddestir.<br />
Her ağlamanın sonu gülmektir. Sonunu gören adam, mübarek bir kuldur.<br />
820. Akar su neredeyse orası yeşerir; nerede gözyaşı dökülürse oraya rahmet nazil olur.<br />
İnleyen dolap gibi gözü yaşlı ol ki can meydanında yeşillikler bitsin.<br />
Ağlamak istersen gözyaşı dökenlere acı… Merhamete nailolmak istersen zayıflara merhamet et!<br />
<br />
O Yahudi padişahının ateşe itap eylemesi<br />
Padişah ateşe yüz çevirip dedi ki: “Ey sert huylu! Tabiatındaki o cihanı yakıcılık nerede<br />
Niye yakmıyorsun Ne oldu senin hassan Yoksa bizim talihimizden niyetin mi değişti<br />
825. Sen ateşe tapana bile lûtfetmezsin. Sana tapmayan nasıl kurtuldu<br />
Ateş! Sen hiç sabırlı değildin. Niye yakmıyorsun, sebep ne, kadir mi değilsin<br />
Bu, gözbağı mı, yoksa akıl bağı mı Böyle yücelmiş alev nasıl yakmaz<br />
Seni birisi büyüledi mi, yoksa bu simya mı Yahut tabiatının değişmesi bizim talihimizden mi<br />
Ateş dedi ki: “Ey Şaman! Ben yine o ateşim. Hele bir içeri gel de benim hararetimi gör!<br />
830. Benim tabiatım da değişmedi, unsurum da. Ben Allahkılıcıyım, izinle keserim.<br />
Türkmenin köpekleri, çadır kapısında misafire yaltaklanmış,<br />
Ama çadır yanına yabancı biri uğrayacak olursa köpeklerden aslancasına hamleler görür.<br />
Kullukta, ben köpekten aşağı değilim; Allahda hayat ve kudrette bir Türkten aşağı kalmaz.<br />
Tabiat ateşi eğer seni gamlandırırsa o yakış, din sultanının emriyledir.<br />
835. Tabiat ateşi eğer sana sevinç verirse ona o sevinci din sultanı verir.<br />
Gam görünce istiğfar et. Çünkü gam, Halik emriyle tesir eder.<br />
Allahisterse bizzat gam, neşe… bizzat ayakbağı, azatlık ve hürriyet olur.<br />
Rüzgâr, toprak, su, ateş; kölelerdir. Benimle, seninle ölüdürler. Hak’la diridirler, ancak onun emrini tutarlar.<br />
Ateş, Allahhuzurunda daima emre hazırdır, âşık gibi gece gündüz daima kıvranıp durmaktadır.<br />
840. Taşı, demire vurunca kıvılcım sıçrar. Fakat kıvılcım (senin çakmağı çakmanla değil), Allahfermanıyla dışarıya ayak basar.<br />
Zulüm demiriyle taşını birbirine vurma. Çünkü bu ikisi, erkek ve kadın gibi çocuk meydana getirirler.<br />
Taş ve demir, sebepten ibarettir ama, ey iyi adam, sen daha ileriye bak!<br />
Çünkü bu sebebi o sebep olmaksızın zuhura getirmiştir. Zâhiri sebep, hakikî sebep olmaksızın kendi kendine nasıl meydana gelir<br />
Enbiyaya rehber olan o sebepler, bu sebeplerden daha yüksektir.<br />
845. Bu sebebi müessir bir hale getiren o sebeptir. Bazen da olur ki semeresiz ve âtıl kılar, hükümsüz bırakır.<br />
Bu sebebe akıllar mahremdir. O sebeplerin mahremi de Enbiyadır.<br />
Bu sebep kelimesinin Türkçesi nedir Denirse iptir diye cevap ver. Bu ip, bu kuyuda işe yarar.<br />
Çıkrığın dönmesi, ipin sarılıp koyverilmesine sebeptir. Fakat çıkrığı döndüreni görmemek hatadır.<br />
850. Dünyada bu sebep iplerini, sakın ha, sakın ha… bu başı dönmüş felekten bilme,<br />
Ki felek gibi bomboş ve sersem bir halde kalmayasın; akılsızlıktan çıra gibi yanmayasın!<br />
Rüzgâr Hal’kın emriyle ateş olur; her ikisi de Allahşarabıyla sarhoş olmuşlardır.<br />
Ey oğul! Eğer gözünü açarsan hilim suyunun da, hışım ateşinin de Hak’tan olduğunu görürsün.<br />
Rüzgârın canı Hak’ka vâkıf olmasaydı, Âd kavmini(müminlerden) nasıl ayırt ederdi<br />
Hûd Aleyhisselâm zamanında Âd kavmini helâk eden rüzgârın hikâyesi<br />
Hûd, müminlerin bulunduklarıyerin çevresine bir çizgi çizdi. Rüzgâr, o araya gelince hafif ve lâtif bir halde esiyordu.<br />
855. Çizgiden dışarıda olanaların hepsini, havada parça parça ediyordu.<br />
Şeybân-ı Râî de sürünün etrafında böyle apaçık bir çizgi çekerdi.<br />
Cuma günü, namaz vakti Cuma namazına gidince kurtlar sürüye saldırmasın, yağmalamasınlar diye böyle yapardı.<br />
Hiçbir kurt, çizgiden içeri girmezdi. Hiçbir koyun da çizgi dışına çıkmazdı.<br />
860. Allaherinin dairesi, kurdun hırs yeline de set ve mânia olmuştu, koyunun hırs yeline de.<br />
Böylece ecel rüzgârı da âriflere gül bahçelerinden esip gelen rüzgâr gibi lâtif ve hoştur.<br />
Ateş, İbrahim’e diş geçiremedi. Çünkü Allahseçilmişiydi, onu nasıl ısırabilir<br />
Din erbabı da şehvet ateşinden yanmaz; halbuki başkalrını tâ yerin dibine geçirmiştir.<br />
Deniz dalgası Allahfermanıyla koşunca Mûsâ kavmini Kıptilerden ayırt etti.<br />
Allahfermanı erişince toprak, Karun’u altınlarıyla, tahtıyla tâ dibine çekti.<br />
<br />
865. Su ile toprak, İsâ’nın nefeslerinden gıdalanınca kol kanat açtı, kuş olup uçtu.<br />
Allah’yı tesbih etmen, su ve topraktan meydana gelmiş olan cesedinden çıkan bir buhardan, bir nefesten ibarettir. Fakat gönül doğruluğu<br />
yüzünden cennet kuşu olmuş, oraya uçup gitmiştir.<br />
Tûr dağı, Mûsâ nurundan raksa geldi, kâmil bir sûfi oldu, noksandan kurtuldu.<br />
Dağ bir aziz sûfi olursa şaşılacak ne var Mûsâ’nın cismi de bir kemik parçasından ibaretti.<br />
Yahudi padişahının bu söze ehemmiyet vermeyip inkâr etmesi, kendisine nasihat edenlerin nasihatlerini kabul etmemesi<br />
O Yahudi padişahı bu acip mucizeleri gördü. Fakat ancak taan ve inkârda bulundu.<br />
870. Nasihatçiler: “İşi haddinden ileri götürme, inat hayvanını bu kadar ileri sürme” dediler.<br />
Nasihatçilerin ellerini bağlayıp hapsetti. Zulmünü birbirine uladı (biteviye ve daha fazla zulmeder oldu).<br />
“Madem iş bu dereceye vardı. Ey köpek, sabret; kahrımız erişti!” diye bir ses geldi.<br />
Ondan sonra ateş kırk arşın alevlendi; bir halka teşkil etti ve o Yahudileri yaktı.<br />
Onların asılları önceden de ateşti; sonunda da asıllarına gittiler.<br />
875. Zaten zümre ateşten doğmuştu. Cüzüler kül tarafına yol alır, o tarafa giderler.<br />
Onlar ancak mümini yakan bir ateştiler. Kendilerini kendi ateşleri çörçöp gibi yaktı.<br />
Anası(mayası) Hâviye olan kimsenin mekânı, ancak Hâviyedir.<br />
Çocuk anası, onu arar; asıllar, mutlaka feri’leri izler.<br />
Su, havuz içinde zindanda mahpus gibidir ama hava onu çeker. Zira su, erkâna mensuptur (dört erkân denen havuz, ateş, su ve topraktandır.<br />
Havanın feri’dir).<br />
880. Onu havuzdan kurtarır azar azar dünya hapishanesinden de öyle çalar.<br />
Sözlerin temizleri, bizden çıkarak ona yükselir, ondan başkasının bilmediği yere kadar varır.<br />
Nefeslerimiz, temizlik sebebiyle bizden hediye olarak beka yurduna yücelir.<br />
Sonra ululuk sahibi Allah’dan, ancak rahmet olarak sözlerimizin mükâfatı, iki misli bize gelir;<br />
885. Sonradan kul nail olduğu şeylere bir daha nail olsun diye bizi, yine o güzel sözlere sevk eder, yine bize o çeşit sözler söyletir.<br />
İşte böylece en güzel sözleri söyledikçe hep böyle sözlerin çıkmakta, Allahrahmeti inmektedir ve bu iki hal sende daimîdir.<br />
Fârisî söyleyelim: Bu şevk ve cezbe, o zevkin geldiği taraftan gelir.<br />
Her kavmin gözü, bir günceğiz zevk sürdüğü cihette kalmıştır.<br />
Yakînen her cinsin zevki kendi cinsiyledir. Bak; cüz’ün zevki kendi küllünden olur.<br />
890. Yahut o şey, bir cinse katılma kabiliyetinde olur da ona erişince o cinsten oluverir.<br />
Su ve ekmek gibi ki bizim cinsimiz değilken bizim cinsimizden oluverdi ve vücudumuzu besledi, kuvvetimizi arttırdı.<br />
Su ve ekmeğin sûreta bizimle cinsiyeti yoktur ama sonucu bakımından onu cinsimiz bil.<br />
Eğer, bizimle cins olanlardan başka bir şeyden zevk alıyorsak o da ancak bizimle cinsiyeti olana benzer bir şeydir.<br />
Cinse benzeyenden alınan zevk, dimî değildir. O zevk âriyettir. Âriyet nesne ise âkibet baki kalmaz.<br />
895. Kuşa, ıslıktan zevk gelirse de cinsini bulamayınca ok gibi uçar gider.<br />
Susuz kimseye seraptan zevk gelir, fakat ona erişince kaçar ve yine su arar.<br />
Müflisler kalp altından hoşlanırlarsa da, o altın darphanede rüsvay olur.<br />
Dikkat et; altın suyu ile boyaman seni yoldan alıkomasın! Dikkat et; bâtıl hayal seni kuyuya düşürmesin!<br />
Kelile’den bu hikâyeyi oku ve o kıssadan hisse almaya bak!<br />
Av hayvanlarının aslana, tevekkül edip çalışmayı terk etmesini söylemeleri<br />
900. Güzel bir derede av hayvanları, aslan korkusundan ıstırap içindeydiler.<br />
Çünkü aslan, daima pusudan çıkıp birisini kapmaktaydı. O otlak bu yüzden hepsine fena geliyordu.<br />
Hileye başvurdular; aslanın huzuruna geldiler. “Biz sana gündelikle yiyecek verip doyuralım,<br />
Bundan sonra hiçbir av peşine düşme ki bu otlak, bize zehrolmasın” dediler.<br />
Aslanın av hayvanlarına cevap verip çalışmanın faydasını söylemesi<br />
Aslan dedi ki: “Hileye uğramasam, vefa görecek olsam dediğiniz doğru. Ben şundan, bundan çok hileler görmüşümdür.<br />
<br />
905. İnsanların yaptıkları işlerden, ettikleri hilelerden helâk olmuşum; o yılanlar, o akrepler tarafından çık ısırılmışım.<br />
İçinde pusu kurmuş olan nefis ise, kibir ve kin bakımından bütün adamlardan beterdir.<br />
Benim kulağım “mümin, bir zehirli hayvan deliğinden iki kere dağlanmaz” sözünü işitti; Peygamber’in sözünü canla, gönülle kabul etti.”<br />
Av hayvanlarının tevekkülü çalışıp kazanmaya tercih eylemeleri<br />
Hepsi dediler ki: “Ey halden haberdar hakîm! Çekinmeyi bırak; çekinme, insanı kaderin hükümlerinden kurtaramaz.<br />
Kaderden çekinmekte perişanlık ve kötülük vardır, yürü, tevekkül et ki tevekkl, hepsinden iyidir.<br />
910. Ey kötü hiddetli adam! Kaza ile pençeleşme ki kaza da seninle kavgaya tutuşmasın.<br />
Tanyerini ağartan Allah’dan bir zarar gelmemesi için kulun Hak hükmüne karşı ölü gibi olması lâzımdır.”<br />
Aslanın çalışıp kazanmayı tevekküle, teslimiyete tercih etmesi<br />
Aslan: “Evet, tevekkül kılavuzsa da bu sebebe teşebüs de, Peygamber’in sünnetidir.<br />
Peygamber, yüksek sesle “Tevekkülle beraber yine devenin ayağını bağla” dedi.<br />
“Çalışan kimse Allahsevgilisidir” işaretini dinle: tevekkülden dolayı esbaba teşebbüs hususunda tembel olma” dedi.<br />
Av hayvanlarının tevekkülü çalışmaya tercih etmeleri<br />
915. Hayvanlar, ona: “Çalışıp kazanma, bil ki, halkın itikat zayıflığı yüzünden, harislerin boğazları miktarınca bir riya lokmasıdır.<br />
Tevekkülden daha güzel bir kazanç yoktur. Esasen Hak’ka teslim olmadan daha sevgili ne var<br />
Çokları belâdan belâya; yılandan ejderhaya sıçrarlar,<br />
İnsan hile etti ama hilesi kendisine tuzak oldu… can sandığı, kan içici bir düşman kesildi!<br />
Kapıyı kapadı , halbuki düşman evinin içindeydi. Firavun’un hile ve tedbiri de işte buna benzer masallardandı.<br />
920. O kin güdücü, yüz binlerce çocuk öldürdü; aradığıysa evinin içindeydi.<br />
Mademki bizim gözümüzde birçok illet var; yürü, kendi görüşünü dostun görüşünde yok et!<br />
Bizim görüşümüze bedel onun görüşü, ne güzel bir karşılıktır. Bütün maksatları onun görüşünde bulursun.<br />
Çocuk; tutucu, koşucu değilken ancak babasının omzuna biner.<br />
Fakat kuvvetlenip küstahlaşınca, elini, ayağını şuraya, buraya salmağa başlayınca hemen zahmet ve ıstıraba düşer.<br />
925. Halkın canlar; el ayak sahibi olmazdan, beden kaydına düşmezden evvel vefadan sefaya uçuyordu.<br />
Vakta ki “İniniz” emriyle hapsolundular, hiddet, hırs, kanaat ve zaruret kayıtlarına düştüler.<br />
Biz Hak’kın ayali ve süt isteyen yavrularıyız. (Peygamber) “Halk Allahayalidir” dedi.<br />
Gökten yağmur veren, rahmetiyle can vermeye kadirdir” dediler.<br />
Aslanın yine çalışmayı tevekküle tercih etmesi<br />
Aslan dedi ki: “Evet ama kulların Tanrısı bizim ayağımızın önüne bir merdiven koydu.<br />
930. Dama doğru basamak basamak çıkmalı , burada Cebrî olmak ham tamahtır.<br />
Ayağın var, nasıl olur da kendini topal edersin; elin var, neye pençeni saklarsın<br />
Efendi, kölenin eline beli verince söylemeden dileği malûm olur.<br />
Bel gibi olan el de, Allahişaretlerindendir. Sonu düşünmek hassası da onun ibareleridir.<br />
Allah’nın işaretlerini canına nakşederek ve o işarete vefakârlık ederek can verirsen.<br />
<br />
935. Sana nice sır işaretleri bahşeyler; senden yükü kaldırır, seni iş güç sahibi eder.<br />
Şimdi yük altındasın; Allahseni yükler, bindirir… Şimdi onun emrini kabul etmektesin; sonra seni makbul eder.<br />
Şimdi onun emrini kabul etmişsin, sonra o emirleri söylersin. Şimdi vuslat arıyorsun, ondan sonra da vâsıl olursun.<br />
Allah’nın nimetine şükretmeye çalışmak kudrettir. Senin cebrîliğin ise o nimeti inkârdır.<br />
Onun verdiği kudrete şükretmek kudretini artırır. Cebir ise nimeti elinden çıkarır.<br />
940. Senin cebrîliğin yolda uyumaktır, uyuma; o kapıyı, o dergâhı görmedikçe uykuya dalma!<br />
Ey dikkatsiz Cebrî! Sakın o meyvalı ağacın altından gayrı bir yerde uyuma.<br />
Ki rüzgâr her anda dalları silkip başına çerez ve azık döksün.<br />
Cebre inanmakla yol kesen haydutlar arasında uyumak müsavidir. Vakitsiz öten kuş nasıl olur da kurtulur<br />
Eğer onun işaretlerine burun büküyorsan kendini erkek mi sanıyorsun Dikkat edersen anlarsın ki kadınsın!<br />
945. Sendeki bu kadarcık akıl da zayi olur, aklı uçan başsa buyruk kesilir!<br />
Zira şükretmemek uğursuz ve ayıp bir şeydir; o hal, şükretmeyeni, tâ ateşin dibine kadar çeker götürür.<br />
Tevekkül ediyorsan çalışmak hususunda tevekkül et; kazan da sonra Allah’ya dayan!”<br />
Av hayvanlarının tekrar tevekkülü çalışmaya tercih eylemeleri<br />
Hepsi ona bağırarak dediler ki: “Sebep tohumlarını eken o harisler…”<br />
Kadın, erkek nice yüz binlerce kişi, neden oldu da zamane menfaatlerinden mahrum kaldılar<br />
950. Dünyanın başlangıcından beri yüz binlerce kavim, ejderha gibi ağız açmışlar;<br />
O bilgili, idrakli kavimle hileler düzmüşler, tedbirlerde bulunmuşlardır. Öyle tedbirler ki o tedbirlerle dağ bile tâ dibinden kopar, yerinden<br />
ayrılırdı.<br />
Tanrı, onların hile ve tedbirlerini “O tedbirler yüzünden dağların tepeleri bile oynar, yıkılır, dümdüz olurdu” diye öğdü.<br />
(Bunca tedbirlerine rağmen) o avlanmalarından, o çalışmalarından ezelde verilen kısmetten başka bir şey yüz göstermedi…<br />
Hepsi tedbirlerden de âciz kaldılar, çalışmadan da; ortada Allah’nın işi ve hükümleri kaldı.<br />
955. Adı, sanı belli kişi! Kazanmayı bir addan başka bir şey bilme; ey kurnaz ve hilekâr adam! Çalışmayı bir vehimden başka bir şey sanma.”<br />
Azrâil’in birisine bakması, onun da Süleyman Aleyhisselâm’ın sarayına kaçması, tevekkülün çalışmadan üstün olduğu ve çalışmadaki<br />
faydaların azlığı<br />
Sâf bir adam, bir kuşluk çağında koşa koşa Süleyman’ın adalet sarayına erişti.<br />
Yüzü gamdan sararmış, dudakları morarmıştı. Süleyman, ona “Efendi ne oldu ” dedi.<br />
O “Azrâil, bana öyle bir hışımla, öyle bir kinle baktı ki…” dedi<br />
Süleyman “Peki, şimdi ne diliyorsan dile bakalım” dedi. O dedi ki: “Ey canları koruyan! Rüzgâra emret;<br />
960. Beni tâ Hindistan’a götürsün; belki kulunuz oraya gidince canını kurtarır.”<br />
İşte halk fakirlikten böyle korkar. Onun için insanlar hırs, emele lokma olurlar.<br />
Fakirlikten korkmak, tıpkı o adamın ölümden korkmasına benzer. Hırsı, çalışmayı da sen Hindistan farzet!<br />
Süleyman rüzgâra emretti; rüzgâr da onu derhal Hindistan’da bir adaya götürdü.<br />
Ertesi gün Süleyman, divan vakti halkla buluşunca Azrâil’e dedi ki:<br />
*”O Müslümana ne sebeple hışımla baktın Ey Allahelçisi, bana anlat!<br />
965. Acaba bu işi, o adamı hanümanından avare etmek için mi yaptın<br />
*Azrâil, cevaben dedi ki: “Ey cihanın zevalsiz padişahı! O ters anladı; ona hayal göründü.<br />
Ben ona hışımla ne vakit baktım Onu yol uğrağında görünce şaşırdım.<br />
Çünkü Hak bana “Haydi bugün var, onun canını Hindistan’da al” buyurdu.<br />
Taaccüple “Yüz tane kanadı olsa Hindistan’a gitmesi yine uzak” dedim.”<br />
İşte sen dünya işlerini hep buna kıyas et, gözünü aç da gör!<br />
<br />
970. Kimden kaçıyoruz, kendimizden mi Ne olmayacak şey! Kimden kapıp kurtarıyoruz, Hak’tan mı Ne boş zahmet!<br />
Yine aslanın çalışmayı tevekküle tercih etmesi ve çalışmanın faydalarını bildirmesi<br />
Aslan dedi ki: “Doğru ama Peygamberlerin, müminlerin çalışmalarını da gör.<br />
Cefadan, kahırdan ne gördülerse mükâfata nail oldular; Allahonların mücahedesini zayi etmedi.<br />
Onların başvurdukları çareler her hususta lâtif oldu. Çünkü zariften ne gelirse zariftir.<br />
Tuzakları felek kuşunu tuttu; noksanları tanmamen sayıldı.<br />
975. Ey ulu kişi! Nebîlerin ve velîlerin yolunda çalış!<br />
Kaza ve kaderle pençeleşmek mücahede sayılmaz. Çünkü bizi pençeleştiren, savaştıran da kaza ve kaderdir.<br />
Bir kimse îman ve itaat yolunda yürüyüp de bir an bile ziyan etmişse kâfirim!<br />
Başın yarılmamış, şu başını bağlama. Birkaç gün çalış da ondan sonra gül!<br />
Dünyayı arayan kimse olmayacak ve kötü bir şey aradı. Ukbayı arayansa kendine iyi bir hal aramış oldu.<br />
980. Dünya kazancı için çarelere başvurmak soğuk bir şeydir. Dünyayı terk etmek için çarelere başvurmak ise caizdir, emredilmiştir.<br />
Hile ve çare diye zindanı delip de çıkmaya derler. Yoksa birisi zaten açılmış deliği kapatırsa yaptığı iş, soğuk ve ters bir iştir.<br />
Bu dünya zindandır, biz de zindandaki mahpuslarız. Zindanı del, kendini kurtar!<br />
Dünya nedir Allah’dan gafil olmaktır. Kumaş, para, ölçüp tartarak ticaret etmek ve kadın; dünya değildir.<br />
Din yolunda sarfetmek üzere kazandığın mala, Peygamber, “ne güzel mal” demiştir.<br />
985. Suyun gemi içinde olması geminin helâkidir. Gemi altındaki su ise gemiye; geminin yürümesine yardımcıdır.<br />
Mal, mülk sevgisini gönülden sürüp çıkardığındandır ki Süleyman, ancak yoksul adını takındı.<br />
Ağzı kapalı testi, içi hava ile dolu olduğundan derin ve uçsuz bucaksız su üstünde yüzüp gitti.<br />
İşte yoksulluk havası oldukça insan, dünya denizine batmaz, o denizin üstünde durur.<br />
Bütün bu dünya, onun mülkü olsa bu mülk, gözünde hiçbir şey değildir.<br />
990. Şu halde kalbini Min Ledün ululuğunun havasıyla doldur, ağzını da bağla, mühürle!<br />
Çalışma da haktır, deva da haktır, dert de hak. Münkir kimse çalışmayı inkârda ısrar eder durur.”<br />
Çalışmanın tevekküle tercihi<br />
Aslan bu yolda birçok deliller getirdi. O Cebrîler, aslanın cevabına kandılar.<br />
Tilki, geyik, tavşan ve çakal cebre inanışı ve dedikoduyu bıraktılar.<br />
Bu bîatte ziyana düşmemek için kükremiş aslanla ahitlerde bulundular:<br />
995. Zahmetsizce her günün kısmeti gelecek, aslanın başka bir teşebbüse ihtiyacı kalmayacaktı.<br />
Kur’a kime isabet ederse günü gününe aslanın yanına sırtlan gibi o koşar, teslim olurdu.<br />
Bu kadeh dönerek tavşana gelince; tavşan haykırdı: “Niceyedek bu zulüm ”<br />
Aslana gitmekte geciktiğinden av hayvanlarının tavşana itiraz etmeleri<br />
Hayvanlar dediler ki: “Bunca zamanlardır biz ahdimize vefa ederek can feda ettik.<br />
Ey inatçı, bizim kötü bir adla anılmamıza sebebolma, aslan da incinmesin. Yürü, yürü; çabuk, çabuk!”<br />
Tavşanın av hayvanlarına cevabı<br />
1000. Tavşan, “Dostlar, bana mühlet verin de hilemle siz de belâdan kurtulun.<br />
Benim hilemle canımız kurtulsun, bu hile, çocuklarımıza miras kalsın.<br />
Her Peygamber, dünyada ümmetini böyle bir kurtuluş yerine davet etti.<br />
Peygamberler, halk nazarında gözbebeği gibi küçük görünürlerdi ama felekten kurtuluş yolunu görmüşlerdi.<br />
Halk, peygamberleri; gözbebeği gibi küçük gördü, gözbebeğinin mânen büyüklüğünü kimse anlayamadı.”<br />
<br />
1005. Hayvanlar ona “Ey eşek , kulak ver! Kendini tavşan kadrince tut, haddini aşma!<br />
Bu ne lâftır ki senden daha iyiler, dünyada onu hatırlarına bile getirmezler.<br />
Ya gugurlandın, yahut da kaza, bizim izimizde. Yoksa bu lâf, senin gibisine nerden yaraşacak ” dediler.<br />
Tavşanın av hayvanlarına cevabı<br />
Tavşan, “Dostlar, Hak bana ilham etti. Hakikaten zayıf birisi, kuvvetli bir rye ve tedbire nail oldu.<br />
Hak’kın arıya öğrettiğini, aslan ve ejderha bilemez.<br />
1010. Arı, teritaze balla dolu petekler yapar. Tanrı, ona, o ilimde kapı açtı.<br />
Hak’kın, ipekböceğine öğrettiğini hiçbir fil bilir mi<br />
Toprağa mensup insan Hak’tan ilim öğrendi ve o bilgi ile yedinci kat göğe kadar bütün âlemi aydınlattı;<br />
Allah’ya şüphe eden kişinin körlüğüne rağmen meleklerin adını, sanını unutturdu;<br />
Altı yüz bin yıllık zâhidin, o buzağının ağzını bağladı;<br />
1015. Bu suretle din bilgisi sütünü emmesine, o yüce ve sağlam köşkün etrafında dönüp dolaşmasına mâni oldu.<br />
Duygu ehlinin, yalnız zâhire itibar edenlerin bilgileri, o yüce bilgiden süt emenler için ağız bağıdır.<br />
Gönül katresine bir inci düştü ki o inci denizlere; feleklere bile verilmemiştir.<br />
Ey sûrete tapan! Niceyedek sûret kaygısı Senin mânasız canın sûretten kurtulmadı gitti.<br />
Eğer insan, sûretle insan olsaydı Ahmed’le Ebucehil müsavi olurdu.<br />
1020. Duvar üstüne yapılan insan resmi de insana benzer. Bak, sûret bakımından nesi eksik*<br />
O parlak resmin yalnız canı noksan. Yürü, o nadir bulunur cevheri ara;<br />
Eshab-ı Kehf’in köpeğine el verilince, dünyadaki bütün aslanların başları alçaldı.<br />
Canı, nur denizinde garkolduktan sonra ona, kötü ve çirkin sûretin ne ziyanı var<br />
Kalemler sûreti öğmezler. Kitaplara da adamın sûretine ait vasıflar değil, “âlim, adalet sahibi” gibi zatına ait vasıflar yazılır.<br />
1025. Bilgi ve adalet sahibi… Hep mânadır, onları önde, artta… bir yerde bulamazsın,<br />
Zata ait sıfatlar Lâmekân elinden cana şûle vermektedir, can güneşi, göklere sığamaz” dedi.<br />
Tavşanın bilgisi, bilginin fazileti ve faydaları<br />
Bu sözün sonu yoktur. Kulak ver, tavşan hikâyesini anla!<br />
Eşek kulağını sat, başka bir kulak al ki bu sözü eşek kulağı anlayamaz!<br />
Yürü, tavşanın tilki gibi kurnazlığına bak, onun düşüncesini ve aslanı mağlup edişini gör!<br />
1030. Bilgi, Süleyman mülkünün hâtemidir; bütün âlem cesettir, ilim candır.<br />
Bu hüner yüzünden denizlerin, dağların, ovaların mahlûkatı, insanoğluna karşı âciz kalmıştır.<br />
O yüzden kaplan, aslan; fare gibi korkmaktadır. O yüzdeb ovada, dağda bütün vahşi hayvanlar gizlenmişlerdir.<br />
O yüzden periler, şeytanlar, kenarı boylamışlar, her biri gizli bir yerde mekân tutmuşlardır.<br />
İnsanoğlunun gizli düşmanı çoktur. İhtiyata riayet eden kişi, akıllıdır.<br />
1035. Bizden gizli; güzel, çirkin, nice mahlûkat vardır ki onlar, daima gönül kapısının çalıp dururlar.<br />
Yıkanmak için dereye girince derenin dibindeki diken sana zarar verir;<br />
Gerçi diken suyun dibinde gizlidir, fakat sana batınca mevcudiyetini anlarsın.<br />
Vahiy ve vesveselerin ıstırapları, binlerce kişiden gelir, bir kişiden değil.<br />
Şüphe ediyorsan sabret, duyguların değişince onları görürsün, müşkül hallolur;<br />
1040. O vakit kimlerin sözlerini reddetmişsin, kimleri kendine ulu eylemişsin, görürsün.<br />
Av hayvanlarının tekrar tavşanın sırrını ve düşüncesini araştırmaları<br />
<br />
Ondan sonra dediler ki: “Ey çevik tavşan! Aklındakini meydana çıkar!<br />
Ey bir aslanla pençeleşen, kavgaya girişen, düşündüğün şeyi söyle!<br />
Danışmak, insana anlayış ve akıl verir; akıllar da akıllara yardım eder.<br />
Peygamber “ Ey tedbir sahibi, danış ki kendisiyle danışılan kişi emindir” dedi.<br />
Tavşanın, sırrını onlardan gizlemesi<br />
1045. Tavşan, “Her sır söylenemez, gâh çift dersin, tek olur; gâh tek dersin, çift çıkar!<br />
Aynanın berraklığını, yüzüne karşı öğersen nefesinden ayna çabucak buğulanır, bulanır, bizi göstermez olur.<br />
Şu üç şey hakkında dudağını kıpırdatma: Gittiğin yol, paran, bir de mezhebin.<br />
Çünkü bu üçünün de düşmanı çoktur. Düşman bildi mi, sana pusu kurar.<br />
Bir iki kimseye söyledin mi, artık o sırra veda et. İki kişiyi aşan, bir başkasına da söylenen her sır, yayılır.<br />
1050. İki üç kuşu birbirine bağlasan elem içinde yerde mahbus kalırlar.<br />
Üstü örtülü, güzel bir tarzda, kurtulmak için konuşur, danışırlar. Danışmaları, görenleri yanıltacak şekilde kinayelerledir.<br />
Peygamber, kapalı bir tarzda meşveret ederdi.Eshap cevap verir, düşman haberdar olmazdı.<br />
Düşman, baştan ayağı bilmesin, bir şeyi sezmesin diye reyini kapalı misalle söylerdi.<br />
Bu misalle muradını anlatmış olurdu. Ağyar sualinden bir koku bile duymaz, hiçbir şey anlamazdı” dedi.<br />
Tavşanın aslana oyun edip onunla başa çıkması<br />
1055. Tavşan, aslana gitmede biraz gecikti, sonra pençesi kuvvetli aslanın yanına gitti.<br />
Aslan, tavşan gecikti diye pençesiyle toprağı kazmakta, kükremekteydi:<br />
“Ben, o alçakların ahdi hamdır, ham, ahitleri kötüdür, sözlerinde durmazlar demiştim.<br />
Onların gürültüleri beni yaya bıraktı. Bu felek beni ne vakte kadar aldatacak, ne vakte kadar<br />
Tedbirsiz emîr, adamakıllı âciz kalır. Çünkü ahmaklığından dolayı ne önünü görür, ne ardını!” dedi.<br />
1060. Yol düzgün ama altında tuzaklar var. Yazının tarzı hoş ama içinde mâna kıt.<br />
Sözler, yazılar, tuzaklara benzer. Tatlı sözler, bizim ömrümüzün kumudur.<br />
İçinde su kaynayan kum pek az bulunur; yürü, onu ara!<br />
*Ey oğul! O kum, Allaheridir. O er kendinden ayrılmış Hak’a ulaşmıştır.<br />
*Ondan, dinin tatlı suyu kaynayıp durmaktadır. İstekliler o sudan hayat bulurlar, gelişirler, yetişirler.<br />
*Allaherinden başkasını kuru kumsal bil ki o kumsal, her zaman senin ömür suyunu içer, mahveder.<br />
*Hakîm olan erden hikmet iste ki onunla görücü, bilici olasın.<br />
Hikmet arayan hikmet kaynağı olur, tahsilden ve sebeplere teşebbüsten kurtulur.<br />
Bilgileri hıfzeden levh, bir Levh-i Mahfuz olur; aklı ruhtan nasiplenir, feyzalır.<br />
1065. Önce aklı hoca iken, sonra akıl ona şakirt olur.<br />
Akıl; Cebrail gibi “Ey Ahmed, bir adım daha atarsam yanarım!<br />
Sen beni bırak, bundan sonra sen ileri yürü. Ey can sultanı! Benim haddim bu karardır” der.<br />
Tembellik yüzünden şükür ve sabırda mahrum kalan, ancak şunu bilir: Ayağını “cebir” tutmuştur. (Bana bunu Allahvermiş demektedir).<br />
Cebir iddia eden, hasta değilken kendisini hasta göstermiştir. Nihayetle hastalık o kimseyi sıhhatten ayırmıştır.<br />
1070. Peygamber, “Şakacıktan hastalanış gerçekten hastalık getirir ve o adam nihayet mum gibi söner gider” dedi.<br />
Cebir ne demektir Kırık sarmak, yahut kopmuş damarı bağlamak.<br />
Mademki bu yolda ayağını kırmadın; kiminle alay ediyorsun, ayağını neye sardın<br />
Çalışma yolunda ayağı kırılana derhal Burak geldi, ona bindi.<br />
Din emirlerini yüklenmişti, şimdi kendi bindi… Ferman kabul ediciydi, makbul oldu.<br />
1075. Şimdiye kadar Padişahın fermanını kabul eder, o fermana uyardı, bundan sonra askere ferman verir!<br />
Şimdiye kadar talih yıldızı ona tesir ederken bundan sonra o zat yıldızı üzerine emredici olur.<br />
Eğer sen bundan şüphelenirsen o halde “Şakk-ı Kamer” den de şüphelisin.<br />
Ey gizlice heva ve hevesini tazeleyen kimse! İmanını tazele, ama yalnız dille olmasın.<br />
Heva ve heves tazelenip durdukça iman taze değildir. Çünkü heva, îman kapısının kilididir.<br />
<br />
1080. Bakir sözü tevil etmişsin; sen kendini tevil et, Kur’an’ı değil.<br />
İsteğine göre Kur’an’ı tevil ediyorsun. Yüce mâna, senin tevilinden aşağılandı, aykırı bir şekle girdi!<br />
Sineğin gevşek tevilinin değersizliği<br />
* Senin ahvalin o tuhaf sineğe benzer ki o kendini bir adam sanırdı.<br />
* İçmeden kendi kendine sarhoş olmuş, zerresini, güneş görmüş.<br />
* Doğan kuşlarının öğüldüğünü işitmiş; “Şüphe yok ki ben vaktin ankasıyım” demişti;<br />
O sinek eşek sidiği birikintisindeki saman çöpünün üstünde gemi kaptanı gibi baş kaldırıp,<br />
“Ben, deniz ve gemi hikâyesini okumuş, bir zaman bunu düşünmüştüm.<br />
İşte şu deniz, şu gemi, ben de ehliyefli, rey ve tedbir sahibi bir kaptanın” dedi.<br />
1085. Deniz üstünde salını sürüp durmaktaydı. O kadarcık bir su ona haddinden fazla göründü.<br />
O sidik, sineğe göre hudutsuzdu. Sinekte, onu olduğu gibi görecek göz nerede<br />
Onun âlemi kendi görüşüne göre olur. Gözü, bu kadardır, denizi de ona göre!<br />
Bâtıl tevilci, sinek gibidir. Vehmi eşek sidiği, tevil ve tasavvuru saman çöpüdür.<br />
Eğer sinek kendi reyiyle saplandığı tevilden geçse, baht o sineği hümâ yapar.<br />
1090. Bu ibret gözüne sahip olan sinek olmaz; ruhu, sûrete lâyık olmayacak derecede yüksek bir zat olur,<br />
Tavşanın geç gelmesinden aslanın incinmesi<br />
Aslanla pençeleşen o tavşan gibi. Onun ruhu, nasıl olur da küçücük cüssesine lâyık olur<br />
Aslan, hiddetle: “Düşman, altadıcı sözlerle gözümü kapattı.<br />
Cebrîlerin hileleri beni bağladı, tahta kılıçları vücudumu yordu.<br />
Bundan sonra ben artık o gürültüyü dinlemem. Onlar hep şeytanların, gulyabanilerin sesleri!<br />
1095. Ey gönül; durma, onları parçala, derilerini yüz. Zaten onlar deriden başka bir şey değildir!” diyordu.<br />
Deriden maksat nedir Renk renk lâflar… su üstündeki, durmalarına imkân olmayan menevişler gibi.<br />
Bu söz deri gibidir, mâna onun içi; bu söz, ceset gibidir, mâna, can.<br />
Kötü iç’in ayıbını deri örter; iyi iç’i de gayret dolayısıyla Gayb âlemi.<br />
Kalemin rüzgârdan, kağıdın sudan olursa ne yazarsan derhal yok olur.<br />
1100. Mânasız söz, su üstüne yazılan yazıdır. Ondan vefa umarsan iki elini ısırarak dönersin (pişman olur).<br />
Rüzgâr, insandaki heva ve arzudur. Heva ve hevesten geçersen Allah’nın haberi karlı, ondan haber alırsın.<br />
Allah’nın haberleri çok hoştu; çünkü baştan sona kadar ebedîdir.<br />
Peygamberlerin ululuğundan ve hutbelerinden gayrı padişahların hutbeleri, ululukları, adları, sanları değişir, baki kalmaz.<br />
Çünkü padişahların kuvvetleri hevadandır. Peygamberlerin icazetnameleri ise ululuk sahibi Allah’dandır.<br />
1105. Paralara padişahların adlarını kazırlar; Ahmed’in adını ise kıyamete kadar hâkkederler.<br />
Ahmed’in adı, bütün Peygamberlerin adıdır. Yüz ,elimizde olunca doksan da bizde demektir.<br />
Yine tavşanın hilesi ve gitmede gecikmesi<br />
Tavşan aslana gitmede epeyce gecikti. Yapacağı hileyi kendisince kararlaştırdı.<br />
Bir hayli geciktikten sonra aslanın kulağına bir iki sır söylemek üzere yola düştü.<br />
Akıl diyarında nice âlimler vardır! Bu akıl denizi ne kadar engindir!<br />
<br />
1110. Bizim şu şeklimiz bu tatlı denizde su üzerinde kâseler gibi yüzer.<br />
İçi dolu olmadıkça kab, suyun yüzündedir. Dolunca denize batar.<br />
Akıl gizlidir, ortada bir âlem görünüp durur. Bizim şeklimiz; o denizin dalgasından, yahut ıslaklığından ibarettir.<br />
Sûret, o denize ulaşmak için neyi vesile ittihaz ederse etsin, deniz; sûreti, o vesile yüzünden daha uzağa atar.<br />
Gönül kendisine sır vereni; ok, kendisini uzağa atanı görmedikçe.<br />
1115. Atımı kaybettim sanır, bindiği atı inat ve hırçınlıkla yolda hızlı hızlı koşturur!<br />
O yiğit, atını kaybolmuş sanır, bindiği atı inat ve hırçınlıkla koşturmuştur!<br />
O sersem bağırır, arar, tarar kapı kapı dolaşır, her tarafı arar, sorar:<br />
“Atımı çalan nerede, kimdir ” Efendi, şu uyluğunun altındaki mahlûk ne<br />
Evet, bu attır; fakat bu at nerede Ey at arayan yiğit binici, kendine gel!<br />
1120. Can, apaçık olduğundan, pek yakın bulunduğundan görünmez. İnsan, içi su ile dolu, dışı kupkuru küp gibidir.<br />
Kırmızı, yeşil ve sarı… bu üç renkten önce ziyayı görmezsen bunları nasıl görürsün<br />
Fakat senin akılın renkler içinde kaybolduğundan dolayı o renkler senin nurunu görmene engel oldu.<br />
Gece olunca o renkler örtüldü, o vakit rengi görmenin nurdan olduğunu görüp anladın.<br />
Haricî nur olmadıkça rengin görünmesi mümkün değildir. İçteki hayal rengi de böyledir.<br />
1125. Dış renkleri güneş ve Süha yıldızının nuruyla görünür. İç renkleri ise yüce nurların aksiyle görünür.<br />
Gözünün nurunun nuru da gönüldür. Göz nuru gönüllerin nurundan meydana gelir.<br />
Gönül nurunun nuru da, akıl ve duygu nurundan olmayan, onlardan ayrı bulunan Allahnurudur.<br />
Geceleyin nur yoktu, renkleri görmedin. Nurun zıddıyla tereddütsüz olarak bilirsin.<br />
1130. Tanrı; bu zıddiyetle gönül hoşluğu meydana gelsin, her şey iyice anlaşılsın diye hastalığı ve kederi yarattı.<br />
Şu halde gizli olan şeyler, zıddıyla meydana çıkar. Hak’kın zıddı olmadığından gizlidir.<br />
Evvelâ nura bakılır, sonra renge. Çünkü beyaz ve zenci, birbirine zıt olduğu için meydana çıkar.<br />
Sen nuru, zıddıyla bildin. Zıt, zıddı meydana çıkarır, gösterir.<br />
Varlık âleminde Hak nurunun zıddı yoktur ki açıkça görünebilsin.<br />
1135. Hulâsa gözlerimiz onu idrak edemez; o bizi görür, idrak eder. Sen bunu, Mûsâ ile Tûr kıssasında gör!<br />
Sûretle mânayı; aslanla orman, yahut ses ve sözle düşünce gibi bil!<br />
Bu söz, bu ses; düşünceden meydana geldi. Fakat düşünce denizi nerede Onu bilmezsin.<br />
Ama lâtif bir söz dalgası görünce onun denizinin de kadri yüce bir deniz olacağını anlarsın.<br />
Bilgiden düşünce dalgası zuhura gelince mâna, söz ve sesten bir sûret düzdü.<br />
1140. Sözden bir şekil doğdu, yine öldü. Dalga kendini yine denize iletti.<br />
Sûret sûretsizliktençıktı, yine sûretsizliğe döndü. Zira biz yine Allah’ya döneceğiz.<br />
Şu halde sen her göz açıp kapamada ölüyor, diriliyorsun. Mustafa “dünya bir andan ibarettir” buyurdu.<br />
Bizim fikrimiz havada bir oktur. Havada nasıl durur Allah’ya gelir.<br />
Her nefeste dünya yenilenir. Fakat biz, dünyayı öylece durur gördüğümüzden bu yenilenmeden haberdar değiliz.<br />
1145. Ömür su gibi yeniden yeniye akıp gider. Fakat cesette bir daimîlik gösterir.<br />
Elinde hızlı hızlı oynattığın ucu ateşli bir sopa nasıl upuzun ve tek bir ateş hattı gibi görünürse ömür de pek çabuk akıp geçtiğinden daimî bir<br />
şekilde görünür.<br />
Ateşli çöpü sallasan ateş gözüne upuzun görünür.<br />
Bu ömür uzunluğunu da Allah’nın tez tez halketmesindendir.<br />
Allah’nın yeniden yeniye ve süratle halketmesi, ömrü öyle uzun e daimî gösterir.<br />
Bu sırrı bilmek isteyen, pek büyük ve derin bir âlim bile olsa (kendiliğinden bilemez, ona de ki: işte Husâmeddin buracıktadır. O yüce bir<br />
kitaptır ondan öğren)<br />
Tavşanın aslan huzuruna gelmesi, aslanın ona kızması<br />
1150. Aslanın kızgınlığı arttı, titizlendi. Baktı ki tavşan, uzaktan geliyor.<br />
Korkusuz ve çalımlı bir tavırla hiddetli, titiz, kızgın, suratı asık bir halde koşmakta.<br />
Çünkü mütessir ve zebun bir halde gelişten suçluluk anlaşılır. Ama cesurluk her türlü şüpheyi giderir.<br />
Aslanın hizasına yaklaşıp ilerleyince aslan bağırdı: “Bire adam evlâdı olmayan!<br />
Ben ki filleri parça parça etmişim; ben ki erkek aslanların kulağını burmuşum;<br />
1155. Bir tavşan parçası kim oluyor ki böyle benim emrimi ayak altına atsın!<br />
Tavşan uykusunu ve gafletini bırak; ey eşek, bu aslanın kükreyişini dinle!”<br />
<br />
Tavşanın mazeretini söylemesi ve aslana yaltaklanması<br />
Tavşan dedi ki: “Eğer efendimiz affederlerse aman dileyeceğim, mazeretim var.”<br />
Aslan “Ey ahmaklardan arta kalan, bu ne biçim özür Padişahlar huzuruna bu zaman mı gelinir<br />
Sen vakitsiz öten horozsun başını kesmeli. Ahmağın mazereti dinlenmez.<br />
1160. Ahmağın özrü kabahatinden beter olur. Cahilin özrü her ilmin zehridir.<br />
Ey tavşan! Senin özründe bilgi yok. Ben tavşan değilim ki kulağıma sokasın” dedi.<br />
Tavşan “Padişahım, adam olmayanı da adam sırasına koy; zulüm görenin mazeretine kulak ver!<br />
Hele mevkiinin sadakası olarak yolunu şaşıranı kendi yolundan sürme!<br />
Bütün ırmaklara su veren deniz bile her çöpü başının üstünde taşır.<br />
1165. Deniz, bu kereminden dolayı eksilmez; ihsanı yüzünden aşağılaşmaz” dedi.<br />
Aslan dedi ki: “Ben yerinde ve lâyık olana kerem ve ihsanda bulunurum; herkesin elbisesini boyuna göre biçerim.”<br />
Tavşan “Dinle, eğer lûtfa lâyık değilsem kahır ejderhasının önüne baş koydum, ne yaparsan yap!<br />
Ben kuşluk vakti yola düştüm, arkadaşımla padişahıma geliyordum.<br />
Arkadaşlarımla, senin için başka bir tavşanı da bana yoldaş etmiştiler.<br />
1170. Bir erkek aslan, kulunuzun kanına kasdetti. Yolda, bu iki yoldaşa da sataştı.<br />
Ben ona “Biz padişahlar padişahının kuluyuz, o kapının iki küçük kapı yoldaşıyız” dedim.<br />
Dedi ki: “Utan be! Padişahlar padişahı dediğin kim oluyor Benim huzurumda öyle her adam olamayanın adını anma!<br />
Eğer huzurumdan iki adım ileri atarsan seni de, padişahını da paramparça ederim.”<br />
“Beni bırak, bir kerecik daha padişahımın yüzünü görüp seni haber vereyim” dedim.<br />
1175. Dedi ki: “Yoldaşını huzurumda rehin bırak; yoksa sen benim kanunumca kurbansın.”<br />
Ona çok yalvardık, hiç fayda etmedi. Yoldaşımı alıp beni yalnız bıraktı.<br />
Arkadaşım hem şişmanlık ve letafetçe, hem de güzellik ve irilik bakımından benim üç mislimdi.<br />
Bundan böyle o aslan tarafından bu yol kapanmıştır, böyle bir düşman yüzünden, Padişahım, yol bağlıdır.<br />
Bundan sonra tahsisattan ümidini kes. Ben doğru söylüyorum, doğru söz acıdır.<br />
1180. Sana tahsisat lâzımsa yolu temizle. Haydi gel, o pervasızı oradan kaldır!” dedi.<br />
Aslanın tavşana cevap vermesi ve onunla gitmesi<br />
Aslan dedi ki : “Bismillah, haydi gel bakalım, nerede o Doğru söylüyorsan düş önüme!<br />
Onun da cezasını vereyim, onun gibi yüz tanesinin de. Fakat bu sözün yalansa seni cezalandırırım.”<br />
Tavşan; onu, kurduğu dolaba düşürmek için kılavuz gibi öne düştü.<br />
Nişan koyduğu bir kuyuya doğru yola çıktılar. Aslana derin bir kuyuyu tuzak yapmıştı.<br />
1185. Her ikisi de kuyunun bulunduğu yere yaklaştılar. İşte sana hilebaz, saman altından su yürüten bir tavşan!<br />
Su bir saman çöpünü ovaya götürür ama bir dağı nasıl sürükler acaba<br />
Onun hile tuzağı aslana kemenetti. Ne tuhaf tavşan ki bir aslanı avlıyor!<br />
Bir Mûsâ, Firavun’u askeriyle, başındaki kalabalıkla Nil nehrinde öldürür;<br />
Bir sivrisinek yarım kanadıyla pervasızca başın beynini yarar.<br />
1190. Düşman sözü dinleyenin hali budur. Hasetçinin dostu olanın uğradığı cezayı gör!<br />
Hâmân’ı dinleyen Firavun’un, Şeytan’ı dinleyen Nemrûd’un hali budur.<br />
Düşman her ne kadar dostça söylerse de, her ne kadar taneden, yemden bahsederse de sen onu tuzak bil!<br />
Sana şeker verirse sen bunu zehir bil, bir lûtufta bulunursa onu kahır bil!<br />
Kaza gelince kabuktan başka bir şey göremez, düşmanları dostlardan ayıramazsın.<br />
1195. Böyle olunca yalvarmaya başla, ağlayıp inlemeye, tesbihe, oruca devam et!<br />
“Rabbim, sen gaipleri bilirsin. Günahtan dolayı bizden intikam alma” diye yalvar, yakar!<br />
“Ey aslanları yaratan! Eğer biz bir köpeklik etmişsek bu pusudan bizim üstümüze aslanı saldırma!<br />
<br />
Güzel suya ateş şeklini, ateşe de su letafini verme!” diye niyaz et!<br />
Yarabbi, sen kahır şarabıyla insanı sarhoş edersen yok olan şeylere varlık sûretini verir, onları var gibi gösterirsin.<br />
1200. Sarhoşluk nedir Taşı gevher, yünü yeşim taşı görecek derecede gözün bağlanması, görmemesidir.<br />
Sarhoşluk nedir Ilgın ağacı göze sandal ağacı görünecek kadar duyguların değişmesidir!<br />
Kaza gelince aydın gözlerin bile bağlanacağını bildiren Süleyman hikâyesi<br />
Süleyman’ın büyük divan çadırı kurulunca bütün kuşlar huzuruna geldiler.<br />
Onu, kendilerinin dilini anlar, sırrını bilir bir zat bulup huzuruna canla, başla bir bir koştular.<br />
bütün kuşlar, cik cik ötmeyi bırakmışlar; kardeşinin seninle konuşmasından daha fasih bir surette Süleyman’la konuşmaya başlamışlardı.<br />
1205. Aynı dili konuşma, hısımlık ve bağlılıktır. İnsan yabancılarla kalırsa mahpusa benzer.<br />
Nice Hindli, nice Türk vardır ki dildeştirler. Nice iki Türk de vardır ki birbirlerine yabancı gibidirler.<br />
Şu halde mahremlik dili, bambaşka bir dildir. Gönül birliği dil birliğinden daha iyidir.<br />
Gönülden sözsüz, işaretsiz, yazısız yüz bimlerce tercüman zuhur eder.<br />
Kuşların hepsi, bütün sırlarını, hünerlerine, bilgi ve işlerine ait şeyleri.<br />
1210. Süleyman’a birer birer apaçık söylüyorlar, kendilerini bildirmek ve tanıtmak için öğünüyorlardı.<br />
Bu öğünmek kibirden, varlıktan dolayı değildi. Her kuş, onun huzuruna varsın, yakınlarından olsun diye öğünüyordu.<br />
Bir kul, bir efendiye kul olmak dilerse hünerinden bir miktarını ona arzeder.<br />
Fakat o efendi tarafından satın alınmayı istemezse kendisini hasta, sağır, çolak ve topal gösterir.<br />
Hüthüdün hünerini arzetme sırası geldi; sanatını ve düşüncelerini bildirme nöbeti erişti.<br />
1215. Dedi ki: “Ey Padişah, en küçük bir hünerimi kısaca arzedeyim. Kısa söylemek daha iyidir.”<br />
Süleyman “Söyle bakalım, o hangi hünerdir ” dedi. Hüthüt, “Gayet yükseklerde uçtuğum zaman,<br />
Havadan bakınca yerin tâ dibindeki suyu görürüm.<br />
O su nerededir, derinliği ne kadardır, rengi nedir, topraktan mı kaynıyor, taştan mı Hepsini görür, bilirim.<br />
Ey Süleyman! Ordu kurulacak yeri tâyin etmek üzere beni sefere beraber götür” dedi.<br />
1220. Süleyman da “Ey iyi yoldaş! Susuz ve uçsuz bucaksız çöllerde sen bize arkadaş ol; bu suretle su bulur, seferde yoldaşlara saka<br />
olursun” dedi.<br />
Karganın, Hüthüt’ün dâvasını kınaması<br />
Karga, bunu işitince hasedinden ilerleyip Süleyman’a “Hüthüt aykırı ve kötü söyledi.<br />
Padişah huzurunda söz söylemek, edebe aykırıdır. Hele yalan ve olmayacak söz olursa.<br />
Eğer onun böyle bir görüşü olsaydı bir avuç toprak altındaki tuzağı nasıl görmezdi<br />
Nasıl olur da tuzağa tutulurdu, nasıl olur da ümitsiz bir halde kafese girerdi ” dedi.<br />
1225. Bunun üzerine Süleyman dedi ki: “Ey Hüthüt! Daha ilk kadehte böyle bulunman lâyık mı, akla sığar mı<br />
Ayran içen! Kendini nasıl oluyor da sarhoş gösteriyor, huzurumda sonu yalan çıkacak bir söz söylüyorsun ”<br />
Hüthüt’ün karganın kınamasına cevap vermesi<br />
Hüthüt dedi ki: “Padişahım, Allah aşkına bu çıplak yoksul hakkında düşmanın söylediği sözü dinleme!<br />
Eğer ettiğim dâva yalansa işte başımı koydum, boyumu vur! Kaza hükmünü inkâr eden karga, binlerce aklı olsa yine kâfirdir.<br />
1230. Sende “kâfirler” sözünden bir “kef” harfi, küfür sıfatlarından bir sıfat bulunsa kadının ferci gibi şehvet yerisin, pis pis kokarsın.<br />
Eğer kaza gözümü ve aklımı kapatmazsa ben tuzağı havada da görürüm.<br />
<br />
Fakat kaza gelince bilgi, uykuya dalar, ay kararır, gün tutulur.<br />
Kazanın bu çeşit hilesi nadir midir ki Kaza ve kaderi inkâr edenin inkârı bile, bil ki kaza ve kaderdendir.”<br />
Âdem Aleyhisselâm’ın hikâyesi, açıkça emre uyup tevili terk etmede gözünü kaza ve kaderin bağlaması<br />
“Allemelesmâ” ya bey olan, her damarında yüz binlerce ilim bulunan insanlar atası,<br />
1235. Her şeyin adını, nasılsa öylece bilmiş sonunda ne olacaksa sonuna kadar da agâh olmuştu.<br />
O, eşyaya ne lâkap verdiyse değişmemiştir; çevik dediği tembel çıkmamıştır.<br />
Sonunda mümin olacak kimseyi önceden gördü; sonunda kâfir olacak adam da ona belli oldu.<br />
Her şeyin adını, bilenden işit; “Allemelesmâ” remzinin sırrını duy!<br />
Bize göre her şeyin adı, görünüşüne tâbidir; nasıl görünüyorsa biz, ona öyle deriz. Fakat Allah’ya göre içyüzüne, hakikatine tâbidir.<br />
1240. Mûsâ’ya göre sopasının adı asâ; Yaratan yanında ejderha idi.<br />
Bu âlemde Ömer’in adı puta tapındı; halbuki tâ “Elest” te onun ismi mümindi.<br />
Bizim yanımızda adı meni olan şey, Hak yanında şu benlikle zahîr olan sûretti.<br />
Bu meni, yokluk âleminde vardı; eksiksiz, artıksız aynen Allah’nın ilminde mevcuttu.<br />
Hâsılı Allahindinde sonumuz ne olacaksa hakikatte adımız o olmuştur.<br />
1245. Tanrı, insana âkıbetine göre bir ad koyar. Halkın taktığı ödünç ada göre değil!<br />
Âdem’in gözü Allah’nın pâk nuru ile gördüğünden adların hakikati ve içyüzü ona ayan oldu.<br />
Melekler onda Hak nurunu görüce hepsi, ona yüzüstü secdeye vardılar.<br />
Adını andığım şu Âdem’i kıyamete kadar öğsem, vasıflarını saysam yine öğmekten âcizim!<br />
Âdem bunların hepsini bildi. Fakat kaza gelince nehyi bilme yüzünden hataya düştü.<br />
1250. Acaba bu nehiy, haram olduğundan mıdır, yoksa korkutmak için mi<br />
Gönlünce tevili üstün tutunca kendisi hayretteyken tabiatı, buğdaya doğru koştu.<br />
Bahçıvanın ayağına diken batınca hırsız fırsat buldu, esvabını çalıp kaçtı.<br />
Âdem hayretten kurtulup tekrar yola gelince gördü ki hırsız eşyayı iş yerinden götürmüş!<br />
“ Rabbena İnnâ zalemnâ” deyip âh etmeye başladı. Yani “karanlık bastı, yol kayboldu” dedi.<br />
1255. Bu kaza, güneşi örten bir buluttur. Aslan ve ejderha bile ondan feryat ve figan etmektedir.<br />
“Kaza ve kader zuhur edince bir tuzağı bile görmüyorsam bo yolda cahil olan yalnız ben değilim ya!”<br />
Zorlamayı bırakıp feryad ü figana koyulan kişi me kutlu kişidir; o, iyi bir işe sarılmıştır.<br />
Eğer kaza, seni gece gibi sararsa sonunda yine elinden tutacak odur;<br />
Yüz kere canına kasdederse yine sana can veren derdine derman olan kazadır.<br />
1260. Bu kaza yüz kere yolunu kesse de yine senin çadırını göklerin üstüne kurar.<br />
Seni eminlik mülküne götürmek için bu korkutmasını inayet bil!<br />
Bu sözün sonu gelmez, söz de uzadı. Sen tavşanla aslan hikâyesini dinle!<br />
Kuyuya yaklaşınca aslanın yanında, tavşanın geri çekilmesi<br />
Kuyu yanına gelince aslan, tavşanın geri kaldığını gördü.<br />
Dedi ki: “Niçin ayağını geri çektin. Ayağını geri çekme, ileri gel!”<br />
1265. Tavşan “Ayağım nerede Elim ayağım kesildi. Canım tir tir titriyor, yüreğim yerinden oynadı.<br />
Yüzümün rengini görmüyor musun Altın sarısı gibi. Rengim, ne halde olduğumu bildiriyor.<br />
Allahyüze “bildirici” demiştir. Onun için âriflerin gözü, yüze dalmış, kalmıştır.<br />
Renk ve koku, çan gibi haber verir; atın kişnemesi, atın mevcudiyetini bildirir.<br />
Eşeğin sesini, kapının sesinden fark edesin diye her şeyin sesi, o şeyi haber verir.<br />
1270. Peygamberinsanları ayırtetmek hususunda “insan, sözünde gizlidir” dedi.<br />
Yüzün renginde gönül halinden bir nişan vardır. Bana acı, sevgi kalbinde tut!<br />
Kırmızı yüz, sahibinin refah ve saadetine delâlet eder, sarı yüz, sahibinin meşakkat ve belâ içinde olduğunu bildirir.<br />
Elimi, ayağımı alana, yüzümün rengini uçurana, kuvvetimi giderene, çehremi bozana uğradım.<br />
Önüne geleni kırma, ağaçları kökünden, dibinden söküp çıkarana sataştım.<br />
<br />
1275. Adamları, hayvanları, cemadat ve nebatatı mat edene rastladım.<br />
Bunlar cüziyattır, külliyatın da onun yüzünden renkleri sararmış, kokuları bozulmuştur.<br />
Cihan; gâh sabredip gâh şükrettikçe bağlar, bahçeler, gâh giyinir, gâh çırçıplak kalır;<br />
Güneş, ateş renginde doğmuşken diğer bir saatte baş aşağı batar;<br />
Göklerde pırıldıyan yıldızlar; zaman zaman ihtiraka uğrarlar;<br />
1280. Güzellikte yıldızlardan daha parlak olan ay da ince ağrıya tutulup hilâl olur;<br />
Çok sakin ve edepli olan bu yeri de sarsıntı sıtmaya düşürür;<br />
Nice dağlar, bu ansızın gelen felâketten dolayı yeryüzüne kumlar gibi dağılıvermişlerdir!<br />
Ruhla eş olan hava bile kaza baş gösterince veba kesilir, ufunetlenir:<br />
Ruhun kızkardeşi olan lâtif su, bir gölcükte sarı, acı ve bulanık bir hale gelir;<br />
1285. Azametli ve kibirli ateşi bile bir yel söndürüverir!<br />
Denizin halini de ıstırabından, coşkunluğundan anla, aklının değişik durduğunu, kalıptan kalıba girdiğini bil!<br />
Allahrızasını arayıp duarn başı dönmüş feleğin hali de oğullarının hali gibidir:<br />
Gâh en altta, gâh ortada, gâh en tepede. Onda da bölük bölük kutlu ve yomsuz zamanlar var!<br />
Ey külliyat ile karışmış olan, ey insan! Basit cisimlerin halini de kendinden kıyas et!<br />
1290. Külliyatın böyle hastalıkları, böyle dertleri olunca onların cüzülerinin yüzü nasıl sararmaz<br />
Hele birbirlerine zıt olan şeylerden; su, toprak, ateş ve yelden meydana gelmiş cüzü…<br />
Koyunun kurttan kaçmasına şaşaılmaz; şaşılacak şey, bu koyunun kurda gönül vermesidir!<br />
Sağlık, zıtların sulhüdür; aralarında savaşın başlamasını da ölüm bil!<br />
Allah’nın lûtfu, bu aslanla yaban eşeğine, bu iki zıdda, vefakârlık hususunda bir ülfet vermiştir.<br />
1295. Dünya hasta ve mahpus olunca, hastanın fâni olmasına şaşılır mı ”<br />
Tavşan aslana bu çeşit nasihatler verip “Ben bu sebepler yüzünden geriledim” dedi.<br />
Tavşanın ayağını geri çekmesindeki sebebi, aslanın ciddiyetle sorması<br />
Aslan dedi ki: “Sen bu sebepleri bırak da şu geriye çekilmenin sebebini söyle, benim maksadım o.”<br />
Tavşan, “O aslan, bu kuyuda oturuyor; bu kalenin içinde bütün âfetlerden emin!” dedi.<br />
Aklı olan kimse oturmak için kuyu dibini seçmiştir. Çünkü gönül sefaları halvetler.<br />
1300. Kuyunun karanlığı, halkın verdiği karanlıklardan daha iyidir. Halkın ayağını tutan, halkla karışıp görüşen; başını kurtaramamış, selâmete<br />
erişememiştir.<br />
Aslan “İleri yürü. Benim açacağım yara, onu kahreder, bir bak, o aslan oarad mı “ dedi.<br />
Tavşan “Ben o ateşten bir kere yanmışım. Sen beni kucağına alırsan,<br />
Ey kerem madeni, ancak o vakit yardımınla gözümü açar, kuyuya bakabilirim” dedi.<br />
Aslanın kuyuya bakıp kendinin ve tavşanın aksini görmesi<br />
Aslan onu kucağına aldı. O da aslanın himayesinde kuyuya kadar vardı.<br />
1305. Kuyunun içine, suya bakınca aslanın ve onun aksi, sı içinde parıldadı.<br />
Aslan su içinde parıldayan aksini gördü. Suda bir aslan şekliyle kucağında şişman bir tavşan şekli gördü.<br />
Su içinde düşmanını görünce, tavşanı bırakıp kuyu içine sıçradı.<br />
Kendi kazdığı kuyuya kendi düştü. Çünkü yaptığı zulüm, kendi başına geldi.<br />
Zalimlerin zulmü karanlık bir kuyudur; bütün âlimler böyle dediler:<br />
1310. Daha ziyade zalim olanın kuyusu, daha korkunçtur. Adalet “daha kötüye, daha kötü ceza verilir” buyurmuştur.<br />
Ey zulümle bir kuyu kazan! Sen kendin için tuzak hazırlıyorsun.<br />
İpekböceği gibi kendi etrafını örme; kendine kuyu kazarsan bari kararlıca kaz!<br />
Zayıfları sen yardımcısız, kimsesiz sanma; Kur’an’dan “İZa câe nasrullah” ı oku<br />
Sen filsen, düşmanın senden ürkmüşse sana ceza olarak işte ebabil kuşu gelip çattı.<br />
<br />
1315. Yerde bir zayıf aman dilerse, gökyüzü askerleri birbirlerine karışırlar.<br />
Sen birisini dişinle ısırıp ta kan içinde bırakırsan diş ağrısına tutulunca ne yaparsın<br />
Aslan, kuyuda kendisini görünce hiddetinden o anda kendini düşmanından ayırt edemedi.<br />
Kendi aksini kendi düşmanı sandı, hulâsa, kendisine kılıç çekti.<br />
Ey adam! İnsanlarda gördüğün birçok zulümler, senin huyundur; sen, kendi huyunu onlarda görüyorsun.<br />
1320. Senin varlığın, nifakın, zulmün, gafletin onlara aksetmiştir.<br />
Sen o sun, sen kendini yaralamaktasın. O anda lânet ipliğini kendine, kendin dokuyorsun!<br />
O kötülüğü sen kendinde açıkça görmüyorsun. Görsen kendine kendin, candan düşman olurdun.<br />
Ey ahmak! Kendine saldıran o aslan gibi sen de kendine saldırıyorsun.<br />
1325. Ahlâkının künhüne erişir, hakikatını anlarsan o adam olmamazlığın senden olduğunu bilirsin.<br />
Aslan; başka bir aslan gibi görünen şeklin, kendi aksinden ibaret olduğu kuyu dibinde zâhir oldu.<br />
Bir zayıfın dişini söken, o ters gören aslanın işini işlemektedir.<br />
Ey başkasının yüzünde kötü bir ben gören! Gördüğün kendi beninin aksidir, ondan nefret etme!<br />
“Müminler birbirinin aynasıdır.” Bu haberi Peygamber’den rivayet etmediler mi<br />
Gözünün önüne gök renkli bir cam koymuşsun, o sebepten âlem sana gök görünüyor.<br />
1330. Kör değilsen bu körlüğü kendinden bil. Kendine kötü de, başkasına deme!<br />
Eğermümin, Allahnuruyla bakmamış olaydı; gaip mümine bütün çıplaklığıyla nasıl görünürdü<br />
Fakat sen Allahnuruyla değil, Allahateşiyle baktığından kötülükte kaldın, iyilikten gafil oldun;<br />
*İyiliği kötülükten ayırt edemedin, kötülükten de gafil oldun, iyilikten de.<br />
Ey gama, kedere dalmış adam! Azar azar ateşe nur serp ki ateşin nura dönsün.<br />
Ya Rabbi, sen de o tertemiz suyu serp de âlemin şu ateşi tamamıyla nur olsun.<br />
1335. Denizin suyu hep ferman altındadır; ya Rabbi su da senindir, ateş de!<br />
Sen istersen ateş, lâtif su olur; dilemezsen su bile ateş kesilir.<br />
Bizim şu niyazımızı a yine sen ilham etmektesin. Zulümden kurtulmamız, senin ihsanındır.<br />
Sen bize bu isteği, biz istemeksizin verdin, hadsiz, hesapsiz ihsanlarda bulundun.<br />
Tavşanın, av hayvanlarına “aslan kuyuya düştü” diye müjde götürmesi<br />
Tavşan kurtulduğunda sevinerek ovaya, av hayvanlarına koştu.<br />
1340. Aslanın kuyuda öldüğünü görünce çayıra doğru döne oynıya gitmekteydi.<br />
Ölümün pençesinden kurtulduğundan ayağı yerden kesilmiş, sevinmiş, el çırpmakta, dallar, yapraklar gibi yeşermiş neşelenmiş,<br />
oynamaktaydı.<br />
Dallar, yapraklar, toprak hapsinden kurtulunca başlarını yükseltir, rüzgârın eşi, arkadaşı olurlar.<br />
Yapraklar, daldaki tomurcukları yarıp çıkınca ağacın tâ üstüne çıkarlar.<br />
Her meyva ve her yaprak, tomurcuğunun diliyle Allah’nın şükrünü terennüm eder;<br />
1345. Bizim aslımızı, ihsan sahibi Allahyetiştirdi, nihayet ağaç kalınlaştı, doğrulup yükseldi de.<br />
Su ve çamur içinde olan canlar da bataklıklardan, su ve çamurdan kurtulunca gönülleri sevinç dolu bir halde.<br />
Allahaşkının havasında raksederler; ayın on dördü gibi noksansız ve tam bir hale gelirler.<br />
Tenleri oynayıp durur, ya canları ne haldedir Sorma! Tamamıyla can olanlara gelince: onları hiç sorma (anlatmağa imkân yok!)<br />
Tavşan, aslanı zindana soktu. Aslan için ne ayıp şey; bir tavşancıktan geri kaldı!<br />
1350. Böyle bir ayba sahip olduğu halde şaşılacak şey şurasıdır ki bir de kendisine Fahreddin lâkabını takmalarını ister!<br />
Ey kişi! Sen, bu dünya kuyusunun dibinde mahpus kalan bir aslansın. Tavşan gibi olan nefsin, seni nasıl kahretti<br />
Senin tavşan nefsin sahrada yeyip içmekte, zevk ve sefa etmekte. Sen ise şu dedikodu, bahis ve münakaşa kuyusunun dibindesin!<br />
O aslan avcısı tavşan, av hayvanlarının bulunduğu yere koşup “birbirinizi muştulayın. Size müjdeci geldi.<br />
müjde, ey zevk u sefaya dalmış olanlar! Müjde ki o cehennem köpeği, geldiğ cehenneme gitti.<br />
1355. Müjde! Allaho can düşmanının dişlerini söktü!<br />
Pençesiyle nice başalr ezen düşmanı, ölüm süpürgesi çerçöp gibi süpürdü, gitti” dedi.<br />
Av hayvanlarının tavşanın etrafına toplanıp onu öğmeleri<br />
<br />
O zaman, bütün hayvanlar, sevinçli bir halde gülüp oynayarak, onun yüzünü öptüler,<br />
Etrafına halka oldular. O, çırağ gibi ortalarındaydı. Bütün sahradakiler, ona secde ettiler.<br />
“Sen gökten inen bir melek misin, yoksa peri misin Hayır, ne meleksin, ne peri! Sen ,erkek aslanların Azrâilisin<br />
1360. Ne olursan ol; canımız sana kurban olsun! Ona galip geldin, elin, kolun sağ olsun!<br />
Allahbu suyu, senin arkından akıttı; eline, koluna aferin!<br />
Bir daha söyle! Onu hile ile nasıl inandırdın; o zalimi, düzenle nasıl kahrettin<br />
Bir daha söyle ki hikâyen dertlere derman, canlara merhem olsun!<br />
Bir daha söyle ki o sitemkârın zulmünden canlarımızda yüz binlerce yaralar var” dediler.<br />
1365. Tavşan dedi ki: “Ey ulular! Allahyardım etti, yoksa dünyada bir tavşan kim oluyor ki<br />
Koluma kuvvet, kalbime kudret verdi; cenneti, huriyi kucağıma attı.<br />
Üstünlükler, Hak’tan gelir, hallerin değişmesi de ondandır.<br />
Tavşanın av hayvanlarına “buna sevinmeyin” diye nasihat etmesi<br />
Hak; bu kuvvet kudreti zan ve yakîn ehline nöbetle göstermektedir:<br />
Ey ikbal nöbetine erişen! Kendine gel, sevinme! Sen nöbetle mukayyetsin, hürlük taslama!<br />
1370. Saltanatı nöbetten üstün olan, ikbali ebedî bulunan nöbet davulunu yedi yıldızdan üstün bir yerde çalarlar.<br />
Nöbetten üstün olanlar, bâki padişahlardır; onlar daima ruhlara sâkidir.<br />
Bir iki gün su içmeyi terk edersen ağzını ebediyet şarabına daldırır, o hakikat şarabını içersin<br />
“ Küçük muharebeden büyük muharebeye döndük “ sözünün tefsiri<br />
Ey padişahlar! Dışarıdaki düşmanı öldürdük; içimizde ondan beter bir hasım var.<br />
Bunu öldürmek, aklın fikrin işi değil. İçerideki aslan; öyle tavşan maskarası olmaz.<br />
1375. Cehennem, bu nefistir; cehennem, bir ejderhadır ki harareti denizlerle eksilmez.<br />
Yedi denizi içer de yine kocakarıya benzeyen nefsin harareti ve coşkunluğu azalmaz.<br />
Taşlar, taş yürekli kâfirler; ağlayıp inleyerek mahcup bir halde cehenneme girerler.<br />
Hak’tan ona şu nida gelmedikçe bu kadar azaba da kanaat etmez:<br />
“Doydun mu” denir. O, kurt ve sırtlan gibi “Hayır, doymadım” der. İşte sana ateş, işte sana hararet!<br />
1380.Bütün bir âlemi, bir lokma edip yutar da yine midesi “Daha fazla yok mu” diye bağırır.<br />
Nihayet Hak, onun üstüne Lâmekân âleminden ayağını koyar da işte o vakit derhal sakinleşir.<br />
Bizim nefsimiz de cehennemin bir parçasıdır. Onun için cüzüler daima küllün tabiatındadır.<br />
Nefsi öldürecek ayak da ancak Hak’kın ayağıdır. Zaten nefsin yayını Hak’tan gayrı kim çekebilir<br />
Yaya ancak doğru ok koyarlar. Bu yayın ters ve eğri okları da vardır.<br />
1385. Ok gibi doğru ol da yaydan kurtul! Çünkü her doğru okun, yaydan fırlayacağına şüphe yok.<br />
Dış savaşından kurtulunca iç savaşına yüz tuttum.<br />
Biz şimdi küçük muharebeden döndük; Peygamber’le beraber büyük muharebedeyiz.<br />
Allah’dan denizleri yaran bir kuvvet isterim ki bu Kaf dağını iğne ile yerinden koparıp atayım.<br />
Şunu bil ki safları bozup dağıtan aslanla savaşmak kolaydır, asıl aslan, nefsini mağlup edendir. “<br />
*Bunun hakkında sen bir hikâye dinle de sözümden hisse al:<br />
Rum Kayseri elçisinin, Emîrülmü’minin Ömer’e – Allahondan razı olsun – gelip Ömer’in kerametini görmesi<br />
1390. Rum Kayseri’den, Medine’de Ömer’e uzak çölleri aşarak bir elçi geldi.<br />
Medine halkına “Halifenin köşkü nerededir ki atımı, eşyamı oraya çekeyim” dedi.<br />
Halk, dedi ki: “Onun köşkü yok; Ömer’in köşkü, ancak aydın canıdır.<br />
<br />
Gerçi emir diye adı sanı duyulmuşsa da onun, yoksullar gibi ancak bir kulübeciği var.<br />
Kardeş, onun köşkünü nasıl görebilirsin Gönül gözünde kıl bitmiş!<br />
1395. Gönül gözünü kıldan ve hastalıktan arıt, sonra köşkünü görmeyi gözet.<br />
Kimin canı, heveslerden arınmışsa derhal tertemiz Allahtapusunu, Allahdergâhını görür.<br />
Muhammed, bu ateşten, bu dumandan temizlendiğinden nereye yüz çevirse orada Allah cemalini gördü.<br />
Seni kötülüğe sevk eden vesveselere yoldaş oldukça “Semme vechullah”ı nasıl bilebilirsin<br />
Kimin kalbinde kapı açılırsa gönül göğünde yüzlerce güneş görür.<br />
1400. Yıldızların içinde ay nasıl görünürse başkaları arasında Allahda öyle görünür.<br />
Fakat iki parmağını iki gözünün üstüne koy: bir şey görebilir misin İnsaf et!<br />
Sen görmesen de dünya yok değildir. Kusur, ancak şom, nefsin parmağında.<br />
Kendine gel! Gözünden parmağını kaldır da ne istiyorsan gör.<br />
Nûh’un ümmeti, Nûh’a “Nerede sevap ” dediler. Nûh “duymamak, görmemek için elbisenize büründüğünüz cihette.<br />
1405. Elbiselerinize bürünüp yüzünüzü, başınızı sardınız; ondan dolayı gözünüz olduğu halde görmediniz” dedi.<br />
İnsan gözden ibarettir. Geri kalanı bir deridir. Göz de, dostu gören göze derler.<br />
İnsan, dostu görmeyince kör olsun, daha iyi. Böyle adam Süleyman bile olsa, karınca ondan yeğdir. "<br />
Bu yepyeni sözler, Rum elçisini semaa getirdi, Ömer’i görmek iştiyakı arttı.<br />
Gözünü o padişahı aramaya dikti, eşyasını da kaybetti, atını da.<br />
1410. O iş erinin ardına düşmüş, her tarafa koşmakta, delicesine onu aramaktaydı.<br />
“Dünyada böyle adam da olur mu ki cihandan can gibi gizlenmiş” diyordu.<br />
Candan kul olmak için onu aradı. Şüphesiz, arayan bulur.<br />
Bir bedevi karısı, onun yabancı olduğunu gördü; Ömer’i aradığını anlayıp “İşte şuracıkta, şu hurma ağacının altında ;<br />
Hurma ağacının dibinde, halktan ayrılmış, yapayalnız, gölgelikte uyuyan Allahgölgesini gör” dedi.<br />
Elçinin Emîrülmü’minin Ömer’i – Allahondan razı olsun – bir ağaç altında uyur bulması<br />
1415. Elçi oraya gelip uzakta durdu. Ömer’i görünce titremeye başladı.<br />
O uyuyandan elçiye bir heybet, gönlüne hoş bir hal geldi.<br />
Muhabbet ve heybet birbirinin zıttı iken gönlünde bu iki zıttın birleştiğini gördü.<br />
Kendi kendine “Ben nice Padişahlar gördüm; büyük sultanların makbulü oldum.<br />
Onlardan korkmaz, ürkmezdim. Bu adamın heybeti aklımı başımdan aldı.<br />
1420. Aslanlar, kaplanlar bulunan ormanlara daldım, yüzümün rengi bile kaçmadı.<br />
Bir çok savaşlarda bulundum; savaş başlayınca<br />
Bir hayli ağır yaralar aldım, düşmanları ağır bir surette yaraladım. Bütün bu ahvalde kalbim, diğerlerinden daha kuvvetli idi.<br />
Bu adam silâhsız, kuru yerde yatıyor; benim yedi âzam tir tir titremekte; bu ne<br />
Bu heybet Hak’tan halktan değil; bu heybet, şu abalı adamdan gelmiyor” dedi.<br />
1425. Bir kişi Hak’tan korkup takva yolunu tuttu mu: cin olsun, insan olsun, onu kim görse korkar.<br />
Bu düşünce içinde hürmetle ellerini bağladı. Bir müddet sonra Ömer, uykudan uyandı.<br />
Ömer’in uykudan uyanması ve Kayser elçisinin ona selâm vermesi<br />
Elçi, Ömer’i tâzim etti, ona selâm verdi. Peygamber “önce selâm sonra söz” demiştir.<br />
Ömer, selâmını alıp onu yanına çağırdı, onu teskin etti, karşısına oturdu.<br />
Korkanı, emin ederler, gönlünü yatıştırırlar.<br />
1430. “Korkmayın” sözü, korkanlara sunulan hazır yemektir. Ve bu yemek tam onlara lâyıktır.<br />
Korkusu olmayana nasıl ”korkma” dersin Niye ona ders veriyorsun O, derse muhtaç değil ki!<br />
Ömer, o yüreği oynayan kimseyi sevindirdi, yıkılmış gönlünü yaptı.<br />
Ondan sonra en güzel bir yoldaş olan Allah’nın tertemiz sıfatlarına dair ince bahislere daldı;<br />
Elçiye, makam nedir Hâl neye derler Anlasın, bilsin diye Allah’nın Abdallara gönderdiği lûtuf ve ihsanları nakletti.<br />
1435. Hâl güzel bir gelinin cilvesidir; makam ise o gelinle halvet olup vuslatına erişmektir.<br />
Gelinin cilvesini padişahta görür, başkaları da. Fakat onunla vuslat, ancak aziz padişaha mahsustur.<br />
Gelin, havassa da cilve eder, avama da. Ama onunla halvete giren ancak padişahtır.<br />
Sûfîler içinde hâl ehli çoktur, fakat aralarında makam sahibi nadirdir.<br />
Ömer, elçiye can menzillerini söyledi, ruh seferlerini anlattı.<br />
<br />
1440. Zamandan dışarı olan, zamana sığmayan bir zamandan, azamete mensup kutsiyet makamından,<br />
Ruh simurgunun, bu âleme gelmeden önceki geniş uçuşlarından bahsetti.<br />
Ruhun, o âlemde bir uçuşu, ufukları aşıyordu; iştiyak çekenlerin ümitlerinden de ileri gidiyordu, hırslarından da!<br />
Ömer, o yabancı çehreli zatı tam dost buldu, canının Allahsırlarını dilediğini anladı.<br />
Şeyh, kâmildi, talibin de tam bir isteği vardı. Yolcu çevikti, at da kapıdaydı.<br />
1445. O mürşid, onun irşad edilmeye kabiliyeti olduğunu gördü; tertemiz tohumu, temiz yere ekti.<br />
Rum Kayseri elçisinin Emîrülmü’minin Ömer’den suali<br />
Elçi “ ya Emirülmü’minin! Can yücelerden yere nasıl indi<br />
Hiçbir şeyle mukayyet olmayan can kuşu nasıl kafese girdi ” diye sordu. Ömer dedi ki: “Hak, ona afsunlar okudu, hikâyeler söyledi.<br />
Tanrı; gözü kulağı olmayan yokluklara afsun okuyunca onlar, coşmaya başlarlar; varlık âlemine konarlar.<br />
Yok olanlar, onun afsuniyle varlık diyarına takla atarak ve derhal gelirler.<br />
1450. Sonra var olana yine bir afsun okuyunca onu yokluğa derhal ve iki çifte atla sürer.<br />
Gülün kulağına bir şey söyledi, güldürdü. Taşın kulağına bir şey söyledi, akik ve maden haline getirdi.<br />
Cisme bir âyet okudu, can oldu. Güneşe bir şey söyledi, parladı.<br />
Sonra yine güneşin kulağına korkunç bir şey üfler, yüzüne yüzlerce perde iner.<br />
O kelâm sahibi Tanrı, bulutun kulağına bir şey okur; gözünden misk gibi yaşlar akıtır.<br />
1455. Toprağın kulağına ne söyledi ki murakebeye vardı, dalgın bir halde kaldı!<br />
Tereddüt içinde kalan, hayretlere düşen kişinin kulağına da Hak, bir muamma söylemiştir.<br />
Bu suretle onu iki şüphe arasında hapseder. “Ey yardımı istenen Allah! Şunu mu yapayım, bunu mu ” der.<br />
İki şıktan birini üstün tutar, üstün tuttuğunu yaparsa o da yine Hak’tandır.<br />
Can aklının tereddüt içinde bocalamasını istemezsen o pamuğu can kulağına tıkma,<br />
1460. Ki Allah’nın o muammalarını anlayasın, gizlice ve açıkça söylenen sözleri idrak edesin.<br />
Böyle yaparsan can kulağı vahiy yeri olur. Vahiy nedir Zâhiri duygudan gizli söz.<br />
Can kulağı ile can gözü, zâhirî duyguya yabancıdır; o duygu, bu duygudan bambaşkadır. Akıl ve duygu kulağı, bu hususta müflistir.<br />
Cebir meselesi, aşkımı ihtiyarsız bir hale getirdi, sabrımı elden aldı. Âşık olmayansa cebri hapsetti, onu inkâr yahut takyid eyledi.<br />
Halbuki bu, Hak’la beraberlik ve birliktir, cebir değil... Bu, ayın tecellisidir bulut değil.<br />
1465. Cebir bile olsa, herkesin bildiği cebir; yalnız kendi menfaatini gözeten Nefsi Emmarenin cebri değildir.<br />
Ey oğul! Tanrı, kimlerin gönül gözünü açtıysa bu cebri onlar anlar.<br />
Gayb ve istikbal onlara apaçık görünmektedir. Maziyi anış onlarca değersiz bir şeydir.<br />
Onların ihtiyarı da başka türlüdür, cebri de. Yağmur damlaları sedeflerin içinde inci olur.<br />
Sedeften dışarıda küçük, büyük damlalar var, sedefin içinde ise küçük, büyük inciler.<br />
1470. Onlarda misk ahusunun göbeğindeki kabiliyet vardır. Dışarıdaki kan damlaları, bunların içlerinde misktir.<br />
Sen, dışarıdaki kan, göbeğin içinde nasıl misk olur Deme!<br />
Bu bakır, dışarıda âdi ve bayağı bir şeyken iksîrin içinde nasıl altın olmuş da deme!<br />
İhtiyar ve cebir, sende bir hayalden ibarettir. Onlardaysa Allahazametinin nuru haline gelmiştir.<br />
Ekmek, sofrada durduğu müddetçe cansızdır. Fakat insan vucudunda neşeli ruh kesilir.<br />
1475. Sofranın ortasında duran o ekmeğin can olması imkânsızdır. Fakat can, sel sebil suyu ile o olmayacak şeyi yapar, ekmeği ruh haline<br />
getirir.<br />
Ey doğru okuyup doğru anlayan! Bu can kuvvetidir; bir düşün, o canlar canının kuvveti ne olabilir<br />
İnsanın bir tek kolu, candan gelen kuvvetle dağı, denizle, madenlerle yarıp delmekte.<br />
Dağ yaran (Ferhâd) ın candan gelen kuvveti taş delmek, canlar canının kuvveti de kameri ikiye bölmektir.<br />
Gönül, Allahsırları dağarcığını açarsa can, arşa doğru süratle koşar gider.<br />
Âdem Aleyhisselâm’ın “ Rabbenâ zalemnâ “ diye hatayı kendisine isnad etmesi, İblîs’in “ Bimâ agveyteni “ diyerek suçu Allah’ya yüklemesi<br />
1480. Hak’kın yaptıklarını da gör, bizim yaptıklarımızı da. Her ikisini de gör ve bizim yaptığımız işler olduğunu bil, zaten bu meydanda.<br />
Ortada halkın yaptığı işler yoksa, her şeyi Hak yapıyorsa, şu halde kimseye “bunu niye böyle yaptın” deme!<br />
Allah’nın yaratması, bizim yaptığımız işleri meydana getirmektedir. Bizim işlerimiz, Allahişinin eserleridir.<br />
Söz söyleyen kimse, ya harfleri görür, yahut mânayı. Bir anda her ikisini birden nasıl görebilir<br />
<br />
İnsan, konuşurken mânayı düşünür, onu kastederse harflerden gafildir. Hiçbir göz, bir anda hem önünü, hem ardını göremez.<br />
1485. Şunu iyice bil! Önünü gördüğün zaman ardını nasıl görebilirsin<br />
Madem ki can, harfi ve mânayı bir anda ihata edemez, nasıl olur da hem işi yapar, hem o iş yapma kudretini yaratır<br />
Ey oğul! Tanrı, her şeye muhittir. Bir işi yapması, o anda diğer bir işi yapmasına mâni olamaz.<br />
Şeytan, “Bima ağveytenî ” dedi; o alçak ifrit, kendi fi’lini gizledi.<br />
Âdem ise “Zalemna enfüsena” dedi; bizim gibi Hak’kın fiilinden gafil değildi;<br />
1490. Günah ettiği halde edebe riayet ederek Allah’ya isnad etmedi. Allah’nın halk ettiğini gizledi. O suçu kendine atfettiğinden ihsana nail<br />
oldu.<br />
Âdem, tövbe ettikten sonra Tanrı, “Ey Âdem! O suçu, o mihnetleri, sen de ben yaratmadım mı ”<br />
O benim taktirim, benim kazam değil miydi; özür getirirken niye onu gizledin ” dedi.<br />
Adem “Korktum, edebi terk etmedim” deyince Tanrı, “İşte ben de onun için seni kayırdım” dedi.<br />
Hürmet eden, hürmet görür. Şeker getiren badem şekerlemesi yer.<br />
1495. Temiz şeyler, temizler içindir; sevgiliyi hoş tut hoşluk gör; incit, incin!<br />
Ey gönül! Cebirle ihtiyarı birbirinden ayırt etmek için bir misal getir ki ikisini de anlayasın:<br />
Titreme illetinden dolayı titreyen bir el, bir de senin titrettiğin el...<br />
Her iki hareketi de bil ki Allahyaratmıştır; fakat bu hareketi onunla mukayeseye imkân yoktur.<br />
İhtiyarınla el oynatmadan pişman olabilirsin; fakat titreme illetine müptelâ bir adamın pişman olduğunu ne vakit gördün<br />
1500. Anlayışı kıt biriside şu cebir ve ihtiyar meselesine yol bulsun, bu işi anlasın diye söylediğimiz bu söz, aklî bir söz, aklî bir bahistir. Fakat<br />
zaten bu hilekâr akıl, akıl değildir ki.<br />
Aklî bahis, inci ve mercan bile olsa can bahsi, başka bir bahistir.<br />
Can bahsi başka bir makamdır, can şarabının başka bir kıvamı vardır.<br />
Akıl bahisleri hüküm sürdüğü sırada Ömer’le Ebülhakem sırdaştı.<br />
Fakat Ömer, akıl âleminden can âlemine gelince can bahsinde Ebülhakem, Ebucehil oldu.<br />
1505. Ebucehil, cana nispetle esasen cahil olmakla beraber his ve akıl bakımından kâmildi.<br />
Akıl ve bahsi, bil ki eser, yahut sebeptir (Onunla müessir ve müsebbip anlaşılır). Can bahsi ise büsbütün şaşılacak bir şeydir.<br />
Ey nur isteyen! Can ziyası parladı; lâzım, mülzem, nâfî, muktazî kalmadı. Bir gören kişinin.<br />
Nuru doğmuş parlamaktayken sopa gibi bir delilden vazgeçeceği meydandadır.<br />
Yine hikâyeye geldik; zaten ne zaman hikâyeden ayrıldık ki<br />
“ Ve Hüve maaküm eynemâ küntüm “ âyetinin tefsiri<br />
1510. Cehil bahsine gelirsek o Allah’nın zindanıdır; ilim bahsine gelirsek onun bağı ve sayvanı.<br />
Uyursak onun sarhoşlarıyız; uyanık olursak onun hikâyesinden bahsetmekteyiz.<br />
Ağlarsak rızıklarla dolu bulutuyuz; gülersek şimşek!<br />
Kızar, savaşırsak bu, kahrının aksidir, barışır, özür serdedersek muhabbetinin aksidir.<br />
Bu dolaşık ve karmakarışık âlemde biz kimiz Elif gibiyiz. Elifinse esasen, hiç ama hiçbir şeyi yoktur!<br />
Elçinin Ömer’den - Allahondan razı olsun - , ruhların bu balçığa müptelâ olmalarının sebebini sorması<br />
* Ömer’den, bu sözleri işitince elçinin gönlünde bir parlaklık belirdi.<br />
* Sual de mahvoldu cevapta... Hatadan da kurtuldu, doğrudan da.<br />
* Aslı anladı, ferilerden geçti. Ancak bir hikmete erişip, faydalanmak için sormaya başladı:<br />
1515. Ömer’e “O duru suyun bulanık yerde hapsedilmesinin hikmeti ne, bunda ne sır var<br />
Duru su, toprakta gizlenmiş; sâf can cisimlerde mukayyet olmuş, sebebi nedir ” dedi.<br />
Ömer dedi ki: “Sen derin bir bahse dalıyorsun. Meselâ mânayı harflerle takyid eder(bir söz söylersin).<br />
Serbest olan mânayı hapsettin, nefesi bir kelime ile takyid eyledin.<br />
Sen faydadan mahçup iken; ruhun bedene gelmesindeki faydayı bilmezken; bunu, bir fayda elde etmek için yaparsın da.<br />
<br />
1520. Fayda, kendisinde zuhur eden Tanrı, bizim gördüğümüzü nasıl görmez<br />
Mânanın kelimelerle söylenmesinde yüz binlerce fayda var. Bu faydaların her biri, canın cesede girmesindeki faydaya nispetle pek değersiz.<br />
Cüzilerin cüz’ü olan senin bu nefesin, bu söz söylemen, küllî bir fayda temin ederse ruhun bedene girmesiyle meydana gelen küll, neden<br />
faydasız olsun<br />
Sen bir cüz iken fayda görüyorsun. O halde neden kınama elini külle uzatıyor, onu neden kınıyorsun<br />
Sözün faydası yoksa söyleme, varsa itirazı bırakıp şükretmeye çalış!<br />
1525. Allah’ya şükretmek herkesin boynunun borcudur. Kavga etmek, suratını ekşitmek, şükür değildir.<br />
Şükretmek surat ekşitmeden ibaretse sirke gibi şükreden hiç kimse yok!<br />
Sirke, ciğere gitmek için yol arıyorsa ona “şekerle karış da sirkengübin ol” de!<br />
Mânayı şiire sıkıştırmaya çalışmak, haptolmakla müsavi, ondan gayrı bir şey değil. Şiirde mâna, sapan gibi… istenen yere gitmesine imkan<br />
yok.<br />
Elçi, bu bir iki kadehle kendinden geçti; hatırında ne elçilik kaldı, ne getirdiği haber!<br />
“ Allahile oturmak dileyen tasavvuf ehliyle otursun “ sözünün mânası<br />
1530. Allahkudretine hayran olup kaldı; makam erişip sultan oldu.<br />
Sel denize kavuştu deniz oldu. Tane ekinliğe vardı, ekin oldu.<br />
Ekmek Âdem Atanın vucuduna karıştı, ölü iken dirildi, haberdar oldu.<br />
Mum ve odun, ateşe can verip yanınca nursuz vücutları nurlandı.<br />
Sürme taşı, (döğülüp) gözlere çekilince iyi görmeye sebep oldu, gözcü kesildi.<br />
1535. Ne mutlu o adama kendisinden kurtulmuş, diriye ulaşmıştır!<br />
Yazık o diriye ki ölü ile oturmuş, ölmüş; hayatını kaybetmiştir!<br />
AllahKur’an’ına kaçar, sığınırsan Peygamberlerin ruhlarına karışırsın.<br />
Kur’an; Peygamberlerin, Allah’nın temiz ululuk denizindeki balıkların halleridir.<br />
Fakat okur da dediğini tutmazsan farzet ki peygamberleri, velileri görmüşsün (inanmadıktan onlara uymadıktan sonra ne fayda !).<br />
1540. Kur’an’ın hükümlerini tutar, kıssalarından hisse alırsan can kuşuna ten kafesi dar gelir.<br />
Kafeste mahpus olan kuşun kurtulmak istememesi cahilliktendir.<br />
Kafeslerden kurtulan ruhlar, Allah’ya lâyık ve halka rehber olan peygamberlerdir.<br />
Onların sesleri, kafeslerin dışından ve din makamından gelir: “Sana kurtuluş yolu ancak budur, bu!<br />
Biz bu daracık kafesten bununla kurtulduk. Bu kafesten kurtulmanın bundan başka çaresi yok!<br />
1545. Kazandığın şöhretten kurtulman için inleyip duran bir hasta haline gir!<br />
Zaten halk arasında meşhur olmak, sağlam bir bağdır. Bu bağ bu yolda demir bir bağdan aşağı mıdır ki ”<br />
Bir tâcirin ticaret için Hindistan’a gitmesi ve mahpus dudusunun, onunla Hindistan dudularına haber yollaması<br />
Bir tacirin bir dudusu vardı, kafeste hapsedilmiş, güzel bir duduydu.<br />
Tacir, Hindistan’a gitmek üzere yol hazırlığına başladı.<br />
Kerem ve ihsan dolayısıyla, kölelerinin, cariyeciklerinin her birine “Çabuk söyle, sana Hindistan’dan ne getireyim ” dedi.<br />
1550. Her birisi ondan bir şey diledi. O iyi adam hepsine, istediklerini getireceğini vadetti.<br />
Duduya da “Sen ne armağan istersin, sana Hindistan elinden ne getireyim ” dedi.<br />
Dudu dedi ki: “Oradaki duduları görünce benim halimi anlat.<br />
Dedi ki: Sizin müştakınız olan filan dudu, Allah’nın takdiriyle bizim mahpusumuzdur.<br />
Size selâm söyledi, yardım istedi; sizden bir çare, bir kurtuluş yolu diledi.<br />
1555. Dedi ki: Reva mıdır ben iştiyakınızla gurbet elde can vereyim.<br />
Sıkı bir hapis içinde olayım da siz gâh yeşilliklerde, gâh ağaçlarda zevk ve sefa edesiniz.<br />
Dostların vefası böyle mi olur Ben şu hapis içindeyim, siz gül bahçelerinde.<br />
Ey Ulular! Bir seher çağı şarap meclisinde bu inleyen garibi de hatırlayın!<br />
Dostların sevgiliyi anması, sevgiliye ne mutludur. Hele anan ve anılanın biri Leylâ, öbürü Mecnun olursa.<br />
1560. Ey güzel endamlı sevgilinin mahremleri! Kendi kanımla doldurduğum peymaneleri içmem reva mı<br />
Sevgili! Bana da bir nasip vermek istersen beni anarak bir kadeh iç! İçerken bu yerlere serilmiş düşkün âşığı yâd ederek toprağa bir yudum<br />
şarap dök!<br />
Şaşılacak şey! Nerde o ahit, nerde o yemin O şeker gibi dudağın verdiği vaadler hani<br />
Bu kulun ayrı düşmesi, fena kulluktansa... kötüye kötülükle mukabele edersen aramızda ne fark kalır<br />
<br />
1565. Fakat hiddetle, şiddetle senden gelen kötülük, sema’dan, çengin nağmelerinden daha zevkli, daha neşeli.<br />
Ey cefası devletten daha güzel, intikamı candan daha sevimli dilber!<br />
Ateşin bu... acaba nurun nasıl matem, bu olunca düğünün nice<br />
Cevrinde öyle tatlılıklar var ki...malik olduğun letafet yüzünden kimse seni hakkıyla anlayamaz.<br />
Hem inlerim, hem de sevgili inanır da kereminden o cevri azaltır diye korkarım.<br />
1570. Kahrına da hakkıyla âşığım, lûtfuna da. Ne şaşılacak şey ki ben bu iki zıdda da gönül vermişim.<br />
Allahhakkı için bu dikenden kurtulur, gül bahçesine kavuşursam bu sebepten bülbül gibi feryat ederim.<br />
Bu ne şaşılacak şey bülbüldür ki ağzını açınca dikeni de gül bahçesiyle beraber yutar, ikisini de bir görür!<br />
Bu bülbül değil, ateş canavarı! Onun aşkıyla bütün kötü şeyler, kendisine hoş gelmekte!<br />
Güle âşık, halbuki esasen kendisi gül, kendisine âşık, kendi aşkını aramakta!”<br />
İlâhî akıl kuşlarının kanatlarının evsafı<br />
1575. Can dudusunun hikâyesi de bu çeşittir. Fakat nerede kuşlara mahrem olan kişi<br />
Nerede zayıf ve suçsuz bir kuş ki onun içine Süleyman, askeriyle ordu kurmuş olsun!<br />
Şükür yahut şikâyetle feryat edince yere, göğe zelzeleler düşsün!<br />
Her demde ona Allah’dan yüz mektup, yüz haberci erişsin; o bir kere “Ya Rabbi” deyince Hak’tan altmış kere “Lebbeyk” sesi gelsin!<br />
Hatası, Allahindinde ibadetten daha iyi olsun; küfrüne nispetle bütün halkın imanı değersiz kalsın!<br />
1580. Öyle kişiye her nefeste hususi miraç vardır. Tanrı, onun tacının üstüne yüzlerce hususi taç koyar.<br />
Cismi topraktadır, Canı Lâmekân Âleminde, O Lâmekân Âlemi, saliklerin vehimlerinden üstündür. (vehimlere sığmaz.)<br />
O Lâmekân Âlemi, vehmine gelen bir âlem olmadığı gibi hayaline de doğmaz.(ne idrâk edebilirsin, ne tahayyül !)<br />
Cennetteki ırmak, nasıl cennettekilerin hükmüne tâbi ise mekân âlemiyle Lâmekân Âlemi de, o âlemin hükmüne tâbidir.<br />
Bu ilâhî akıl kuşlarına ait olan bahsi kısa kes, bu sözden yüzünü çevir, sükût et! Doğrusunu, Allahdaha iyi bilir.<br />
1585. Dostlar biz yine kuş, tacir ve Hindistan hikâyesine dönelim:<br />
Tacir, Hindistan’daki dudulara, dudusundan selam götürmeyi kabul etti.<br />
Tâcirin, kırda Hindistan dudularını görüp onlara dudusundan haber götürmesi<br />
Hindistan uçlarına varınca kırda birkaç dudu gördü.<br />
Atını durdurup seslendi, dudunun selâmını ve kendisine emanet ettiği sözleri söyledi.<br />
O dudulardan birisi, bir hayli titredi ve düşüp öldü, nefesi kesildi.<br />
1590. Tâcir, bu haberi verdiğinden dolayı pişman oldu, dedi ki: “Bir cana kıydım,<br />
Bu dudu, olsa olsa o duducağızın akrabası olacak, galiba bunların cisimleri iki, canları bir.<br />
Bu işi neye yaptım, o haberi neye verdim Bu münasebetsiz sözle biçareyi yaktım, yandırdım.”<br />
Bu dil, çakmak taşıyla çakmak demiri gibidir. Dilden çıkan da ateşe benzer.<br />
Mânasız yere gâh hikâye yoluyla, gâh laf olsun diye çakmak taşıyla demirini birbirine vurma!<br />
1595. Zira ortalık karanlıktır, her tarafta pamuk dolu. Pamuk arasında kıvılcım nasıl durur<br />
Zalim onlardır ki gözlerini kapamışlar, söyledikleri sözlerle bütün âlemi yakmışlardır.<br />
Bir söz, bir âlemi yıkar, ölmüş tilkileri aslan eder.<br />
Canlar aslen İsâ nefeslidir; bir anda yara, bir anda merhem olurlar.<br />
Canlardan perde kalkaydı; her canın sözü, Mesih´i’ sözü gibi tesir ederdi.<br />
1600. Şeker gibi söz söylemek istersen sabret, haris olma , bu helvayı yeme!<br />
Feraset sahiplerinin iştahları sabradır, onlar sabretmek isterler. Helva ise, çocukların istediği şeydir.<br />
Sabreden, göklerin üstüne yükselir; helva yiyense geriler, kalır!<br />
<br />
Ferideddîn-i Attâr’ın – Allahruhunu takdis etsin – sözünün tefsiri<br />
“Ey gafil! Sen nefis ehlisin, toprak içinde kan yiyedur! Fakat gönüle sahip olan kişi , zehir bile yese o zehir bal olur.”<br />
Gönüle sahip olan kişi, apaçık öldürücü bir zehir bile yese ona ziyan gelmez.<br />
Çünkü o, sıhhat bulmuş, perhizden kurtulmuştur. Fakat zavallı talip (kemale ermemiş salik), henüz hararet içindedir.<br />
1605. Peygamber buyurdu ki:”Ey cüretli talip! Sakın hiçbir matlûp ile mücadele etme!”<br />
Sende Nemrûd’luk var, ateşe atılma, atılacaksan önce İbrahim ol!<br />
Madem ki sen ne yüzgeçsin, ne de denizci... aklına uyup kendini denize atma!<br />
Yüzgeç ve denizci, denizden inci çıkarır, ziyanlardan bile bir hayli fayda elde eder.<br />
Kâmil, toprağı tutsa altın olur; nâkıs, altını ele alsa toz toprak kesilir.<br />
1610. O gerçek er, Allah’ya makbul olmuştur, bütün işlerde onun eli Allahelidir.<br />
Nâkıs kimsenin eli ise Şeytan’nın, ifritin elidir. Çünkü Şeytan’nın teklif ve hile tuzağına tutulmuştur.<br />
Kâmile göre bilgisizlik bile bilgi olur, nâkısın bildiği bilgi ise bilgisizlik kesilir.<br />
İlletli kimse, ne tutarsa illet olur. Kâmil kâfir bile olsa o küfür, din ve şeriat haline gelir.<br />
Ey yayan olduğu halde süvari ile yarışa girişen! Sen bu müsabakada kazanmayacak , onu geçmeyeceksin, iyisi mi, dur!<br />
Sihirbazların “ Ne buyurursun, asâyı önce sen mi atarsın, yoksa biz mi atalım “ diyerek Mûsa Aleyhisselâm’a hürmey edip onu ağırlamaları,<br />
Mûsâ’nın da “ Siz atın “ demesi<br />
1615. Melûn Firavun’un zamanında sihirbazlar Mûsâ ile kin güderek mücadeleye giriştiler.<br />
Fakat onu büyük tuttular, öne geçirdiler, ağırladılar.<br />
Zira ona “Ferman senin. İstiyorsan önce sen asânı at” dediler.<br />
Mûsâ “ Hayır, ey sihirbazlar, önce siz büyülerinizi meydana koyun” dedi.<br />
Mûsâ’ya karşı gösterdikleri o kadarcık hürmet , din sahibi olmalarına sebep oldu; inat yüzünden de elleri ayakları kesildi.<br />
1620. Sihirbazlar Mûsâ’nın hakkını anladıklarından evvelce işledikleri suça karşılık olarak ellerini, ayaklarını feda eylediler.<br />
Yemek yemek ve nükte söylemek, kâmile helâldir; madem ki sen kâmil değilsin yeme ve sükût et!<br />
Çünkü sen kulaksın, o dildir; o senin cinsinden değil, Tanrı, kulaklara “Ansitû” buyurdu.<br />
Çocuk önce, süt emme kabiliyetinde doğar, bir müddet susar ve tamamı ile kulak kesilir.<br />
Lâkırdı söylemeyi öğreninceye kadar bir zaman dudağını yumması, söz söylememesi gerekir.<br />
1625. Kulak vermezse “ti ,ti “ diye mânasız sözler söyler; kendisini âlemin dilsizi yapar.<br />
Anadan sağır doğan ise hiç dinlemediği için dilsiz olur; nasıl dile gelsin<br />
Çünkü söz söylemek için önce dinlemek gerektir. Söze, kulak verme yolundan gir.<br />
Evlere kapılardan girin; rızıkları, sebeplerine teşebbüs ederek arayın!<br />
Dinleme ihtiyacı olmaksızın anlaşılan söz, ancak tamahsız ve ihtiyaçsız olan Allah’nın sözüdür.<br />
1630. Tanrı, yarattığını eşsiz, örneksiz yaratır; üstada tâbi değildir. Herkes ona dayanır; onun dayanacağı bir varlık yoktur.<br />
Ondan başka bütün mahlûkat; hem sanatında, hem sözünde üstada tâbidir, örneğe muhtaçtır.<br />
Bu söze yabancı değilsen bir hırkaya bürün, bir viraneye çekil ve gözyaşı dök!<br />
Çünkü Âdem, Allahitabından ağlamakla kurtuldu; tövbekârın nefesi ıslak göz yaşlarıdır.<br />
Âdem, yeryüzüne, ağlamak için, daima feryadetmek, inlemek ve mahzun olmak için gelmiştir.<br />
1635. Âdem, Firdevs’ten, yedi kat göklerin üstünden ayakları dolaşarak en âdi yere, tâ kapı dibine, özür dilemek için gitti.<br />
Eğer sen de Âdemoğluysan onun gibi özür dile, onun yolunda yürü!<br />
Gönül ateşiyle göz yaşından çerez düz. Bahçe, bulutla güneş yüzünden yetişmiş, yeşermiştir.<br />
Sen gözyaşı zevkini ne bilirsin Görmedikler gibi ekmek âşığısın!<br />
Bu karın dağarcığından ekmeği boşaltırsan ululuk incileri ile doldurursun.<br />
1640. Önce can çocuğunu Şeytan sütünden kes de sonra onu meleklere ortak yap.<br />
Sen karanlık, mükedder ve bulanık oldukça bil ki melûn Şeytan’la süt kardeşisin!<br />
Nur ve kemali arttıran lokma, helâl kazançtan elde edilen lokmadır.<br />
Çırağımıza katılınca söndüren yağa yağ deme, çırağı söndüren yağa su de!<br />
İlim ve hikmet helâl lokmadan doğar; aşk ve rikkat helâl lokmadan meydana gelir.<br />
1645. Bir lokmadan hasede uğrar, tuzağa düşersen; bir lokmadan bilgisizlik ve gaflet meydana gelirse, sen o lokmayı haram bil!<br />
Hiç buğday ektin de arpa verdiğini gördün mü Hiç attan eşek sıpası olduğunu gördün mü<br />
Lokma tohumdur mahsulü fikirlerdir. ; lokma denizdir, incileri fikirlerdir.<br />
Hizmete meyletmek ve o cihana gitmek azmi, ağıza alınan lokmanın helâl olmasından doğar.<br />
Tacir alışverişi bitirip muradına nail olarak evine geri geldi.<br />
<br />
Tacirin Hindistan dudularından gördüğünü duduya söylemesi<br />
1650. Her köleye armağan getirdi, her halayığa ihsan da bulundu.<br />
Dudu “ Bu kulun armağanı hani Ne gördün ve ne dedinse söyle” dedi.<br />
Tacir, “Söylemem, zaten elimi çiğneyip parmaklarımı ısırarak,<br />
Cahilliğimden, akılsızlığımdan böyle saçma haberi niye götürdüm diye hâlâ pişman olup durmaktayım” dedi.<br />
Dudu, “Efendim, pişmanlık neden, bu hiddete bu gama ne sebep oldu ” dedi.<br />
1655. Tacir dedi ki: “Şikâyetlerini sana benzeyen dudulara söyledim.<br />
İçlerinden biri senin derdini anlayınca ödü patladı, titreyip öldü.”<br />
Ben “Ne yaptım da bu sözü söyledim” diye pişman oldum ama bir kere söylemiş bulundum. Pişmanlık ne fayda verir<br />
Ağızdan bir kere çıkan söz, bil ki yaydan fırlayan ok gibidir.<br />
Oğul, o ok gittiği yerden geri dönmez, seli baştan bağlamak gerek.<br />
1660. Sel önce bir kere coşup da etrafı kapladıktan sonra dünyayı harap etse şaşılmaz.<br />
Yapılan işin Gayb Âleminde eserleri doğar, o meydana gelen eserler, halkın hükmüne tâbi değildir.<br />
Onların bize nispeti varsa da hepsi, ancak tek Allahtarafından yaratılmıştır.<br />
Meselâ Amr’e Zeyd bir ok atar; o ok, Amr’i kaplan gibi yaralar.<br />
Yara, bir yıl kadar Amr’ın vücudunda ağrılar, sızılar meydana getirir. O dertleri, Hak yaratmıştır, insan değil.<br />
1665. Oka hedef olan Amr, o anda korkudan ölürse, yahut ölümüme kadar bedeninde yaralar, bereler vücuda gelir de,<br />
O ağrılardan, o illetlerden ölürse Zeyd’e; ilk sebepten, ok attığından dolayı katil de!<br />
Hepsi, Allah’nın icadı ise de o ağrıları Zeyd’e nispet et!<br />
Ekin ekmek, nefes almak, tuzak kurmak, çiftleşmek de böyledir. Onların sesleri hep Hak’ka mutîdir (eken, nefes alan, tuzak kuran, çiftleşen<br />
kuldur; bitiren, yaşatan, tuzuğa düşüren, doğurtan yahut bunların aksini meydana getiren Hak’tır).<br />
Velîlerde Allah’dan öyle bir kudret vardır ki atılmış oku yoldan geri çevirirler.<br />
1670. Allahvelîsi, pişman olursa sebeplere eserlerin kapılarını kapar (fiilleri neticesiz bırakır). Fakat bunu, Allaheliyle yapar.<br />
Allahkudretiyle; söylenmiş bir sözü söylenmemiş hale getirir. Bir halde ki ne şiş yanar ne kebap!<br />
Bütün kalplerdeki nükteleri işitir, gönüllerden o sözü yok eder.<br />
Ey ulu kişi! Sana delil ve huccet gerekse “Min âyetin ey nünsiha” âyetini oku.<br />
“Ensevküm zikrî ” âyetini de oku velîlerin kalplere nisyan koyma kudretini anla!<br />
1675. Velîler, hatırlatma ve unutturmaya kadirdirler; şu halde herkesin gönlüne hâkimdirler.<br />
Velî, unutturma kudretiyle bir kişinin istidlâl yolunu bağladı mı, o adamın hüneri bile olsa bir iş yapamaz.<br />
Siz, yüce kişileri alaya aldınız, bundan bir şey çıkmaz sandınız ama Kur’an’da “Ensevküm” âyetini bir okuyun!<br />
Şehir ve köye sahip olan, cisimlerin padişahıdır. Gönül sahibi ise gönüllerinizin sultanıdır.<br />
Hiç şüphe yok ki işler, görüşlerin fer’idir. Şu halde insan, ancak göz bebeğinden ibarettir.<br />
1680. Ben bunu, tamamı ile söyleyemiyorum, çünkü merkez sahipleri (Peygamberler) men ediyorlar.<br />
Madem ki halkı unutması, ve hatırlaması onun elindedir, imdatlarına da o, erişir.<br />
O güzel huylarla huylanmış olan zat, her gece gönüllerden yüz binlerce iyi ve kötü hâtırayı giderir;<br />
Gündüzün gönülleri, yine o hâtıralarla doldurmakta; o sedefleri, incilerle dopdolu bir hale getirmektedir.<br />
Evvelki düşüncelerin hepsi, Allah’nın hidayetiyle sahiplerini tanırlar.<br />
1685. Uyanınca, sanat ve hünerin, sebepler kapısını açmak üzere yine sana gelir.<br />
Kuyumcunun hüneri demirciye gitmez, bu güzel huylunun huyu, öteki kötüye mal olmaz.<br />
Hünerler ve huylar, kıyamet günü, çeyiz gibi sahibine döner.<br />
Güzel olsun, çirkin olsun... bütün huylar ve hünerler, sabah çağında sahiplerine gelir;<br />
1690. Nitekim posta güvercinleri, gönderilen mektupları, yine uçtukları şehre getirirler.<br />
Dudunun, duduların hareketlerini duyması ve kafeste ölümü, tacirin ona ağlaması<br />
Dudu, o dudunun yaptığını işitince titredi, düştü, kaskatı oldu.<br />
Sahibi, onun böyle düştüğünü görünce yerinden sıçradı, külâhını yere vurdu.<br />
Onu, bu renkte, bu halde görerek yerinden fırlayıp yakasını yırttı.<br />
Dedi ki: “ Ey güzel ve hoş nağmeli dudu! Sana ne oldu, niçin bu hale geldin<br />
<br />
1695. Vah yazık, benim güzel sesli kuşum! Vah yazık, benim gönüldeşim, sırdaşım.<br />
Yazık, benim güzel nağmeli kuşum; ruhumun neşesi, bahçem, çiçeğim!<br />
Süleyman’ın böyle kuşu olsaydı hiç başka kuşlarla uğraşır mıydı<br />
Vah yazık; ucuz bulduğum kuştan ne çabuk ayrıldım!<br />
Ey dil, sen bana çok ziyan veriyorsun! Söyleyen sen olduktan sonra ben sana ne diyeyim<br />
1700. Ey dil, sen hem ateşsin, hem harman! Ne vakte kadar harmanı ateşe vereceksin<br />
Can, ne dersen onu yapmakla beraber gizlice yine senin elinden feryad etmektedir.<br />
Ey dil, sen hem bitmez tükenmez bir hazinesin; hem dermanı olmayan bir dertsin!<br />
Hem kuşlara çalınan ıslık, yapılan hilesin; hem yalnızlık ve ayrılık zamanının enisisin!<br />
Ey aman bilmez! Bana hiç aman vermiyorsun. Sen, yayını beni öldürmek için kurmuşsun.<br />
1705. İşte benim kuşumu uçurdun. Zulüm ve sitem otlağında az otla!<br />
Ya bana cevap ver, yahut insafa gel, yahut da bana neş’e ve sevinç sebeplerinden birini an!<br />
Eyvah benim karanlığı yakıp mahfeden nurum; eyvah, benim gündüzü aydınlatan sabahım!<br />
Vah benim güzel uçan; tâ sondan başlangıca kadar uçup gelen kuşum!<br />
Cahil insan ilelebet mihnete âşıktır. Kalk, “Fî kebed” e kadar “Lâ uksimü” yü oku!<br />
1710. Senin yüzünü gördüm de mihnetten kurtuldum; senin ırmağında köpükten, tortudan arındım.<br />
Bu eyvah demeler, bu acınmalar onu görmek, peşin ve elde olan kendi varlığından kesilmek hayaliyledir.<br />
(Bu kuşun ölümüne sebep) Allah’nın gayreti (kıskanması) idi. Hak’kın hükmüne çare bulunmaz. Nerede bir gönül ki Allah’nın hükmünden<br />
yüz parça olmamış olsun!<br />
Gayret (kıskançlık) de her şeyden gayrı olan; vasfı söze ve sese sığmayan Allahgayretidir (kendisinden başka her şeyi kıskanır).<br />
Ah keşke gözyaşım deniz olsaydı da o güzel dilberimin yoluna saçaydım!<br />
1715. Benim dudum, benim anlayışlı kuşum; düşüncelerimin, sırlarımın tercümanı!<br />
Rızkını vereyim, vermeyeyim... benim enisimdi. İlk söylenen sözlerden onu hatırlarım benimle ezelî bir âşinadır.<br />
O öyle bir duduydu ki sesi, vahiden gelirdi; varlığı varlık meydana gelmeden önceydi.<br />
O dudu, senin içinde gizlidir. Sen, şunda bunda onun aksini görmüşsün.<br />
O, kuş senin neş’eni alır, fakat yine sen ondan neş’elenirsin. Onun yaptığı zulmü, adalet gibi kabul edersin.<br />
1720. Ey ten uğruna canını yakıp duran! Canını yaktın, tenini aydınlattın.<br />
Ben yandım, kavını tutuşturmak isteyen bana gelsin, benden tutuştursun da çerçöpü alevlensin, yaksın!<br />
Kav, ateş alma kabiliyetindendir, şu halde ateşi cezbeden kavı al!<br />
Vah vah vah; yazıklar olsun... öyle bir ay bulut altına girdi!<br />
Nasıl bahsedeyim Gönül ateşi şiddetle alevlendi; ayrılık aslanı çıldırdı, kan döker bir hale geldi.<br />
1725. Ayıkken bile titiz ve sarhoş olan, kadehi ele alınca nasıl olur<br />
Anlatılamayacak derecede sarhoş olan bir aslan, çayırlığa gelince oraya yayılmış yeşilliklerden neşelenir, sarhoşluğu büsbütün fazlalaşır.<br />
Ben kafiye düşünürüm; sevgilim bana der ki: “Yüzümden başka hiçbir şey düşünme!<br />
Ey benim kafiye düşünenim! Rahatça otur, benim yanımda devlet kafiyesi sensin.<br />
Harf ne oluyor ki sen onu düşünesin! Harf nedir Üzüm bağının çitten duvarı.!<br />
1730. Harfi, sesi, sözü birbirine vurup parçalayayım da seninle bu üçü de olmaksızın konuşayım!<br />
Âdem’den bile gizlediğim sırrı, ey cihanın esrarı olan sevgili, sana söyleyeyim.<br />
Halil’e bile söylemediğim sırrı, Cebrail’in bile bilmediği gamı,<br />
Mesih’in bile dem vurmadığı, hatta Allah’nın bile kıskanıp biz olmadıkça kimseye açmadığı sırrı sana açayım.”<br />
Biz (mâ) kelimesi, lûgatte nasıl bir kelimedir İspata ve nefye delalet eden bir kelime. Halbuki ben ispat değilim; zatım, varlığım yoktur ki<br />
ispat edilebilsin. (Varlığım olmadığından ) Nefiy de değilim (yokun varlığı nefiy de edilemez, esasen olmadığı için yoktur da denemez).<br />
1735. Ben varlığı yoklukta buldum, onun için varlığı yokluğa feda ettim.<br />
Padişahların hepsi kendilerine karşı alçalana alçalırlar. Bütün hak, kendisine sarhoş olanın sarhoşudur.<br />
Padişahlar, kendilerine kul olana kul olurlar. Halk umumiyetle kendi yolunda ölenin yolunda ölür.<br />
Avcı onları ansızın avlamak için kuşlara av olmaktadır.<br />
Dilberler; âşıkları, canla, başla ararlar. Bütün mâşuklar âşıklara avlanmışlardır.<br />
1740. Kimi âşık görürsen bil ki mâşuktur. Çünkü o, âşık olmakla beraber mâşuk tarfından sevildiği cihette mâşuktur da.<br />
Susuzlar âlemde su ararlar, fakat su da cihanda susuzları arar.<br />
Madem ki âşık odur, sen sus artık. Madem ki o, kulağını çekmekte, sen tamamıyla kulak kesil !<br />
Sel akmaya başlar başlamaz önünü kes, yolunu bağla. Yoksa âlemi perişan ve harap eder, her tarafı yıkar.<br />
<br />
Fakat harap olmaktan niye gamlanayım Harebenin altında padişah hazinesi var!<br />
1745. Hakka dalan kişi daha ziyade dalmak, can denizinin dalgası altüst olmak ister.<br />
Denizin altı mı daha hoştur, yoksa üstü mü Onun oku mu daha ziyade gönül çekici ve güzeldir, o oka karşı siper tutmak mı<br />
Şu halde ey gönül! Neşe ve sefayı cefa ve belâdan ayırt edersen vesveseye zebun olmuş olursun.<br />
Tutalım ki senin isteğinde şeker tadı var; sevgilinin isteği, isteksizlik murat ve maksadı terk etme değil mi<br />
Onun her bir yıldızı yüzlerce hilâlin kan diyetidir. Ona, âlemin kanını dökmek helâldir!<br />
1750. Biz değeri de bulduk kan diyetini de. Ve o yüzden can vermeye koştuk.<br />
Ey âşık ! âşıkların hayatı ölümledir. Gönlü gönül vermeden başka bir suretle bulamazsın.<br />
Yüzlerce nâz ü işveyle gönlünü almak istedim; sevgili bana istiğna yüzünü gösterdi, bahaneler etti.<br />
“Bu akıl, bu can, senin aşkına gark olmuş değil mi ki ” dedim, dedi ki: “Git, git; bana bu efsunu okuma!<br />
Ben, senin ne düşündüğünü bilmez miyim Ey iki gören! Sen, sevgiliyi nasıl gördün; buna imkân mı var<br />
1755. Ey ağır canlı! Sen onu hor gördün; çünkü çok ucuz aldın!<br />
Ucuz alan ucuz verir. Çocuk bir inciyi bir somuna değişir.<br />
Ben öyle bir aşka gark olmuşum ki evvel gelenlerin aşkları da benim bu aşkıma batmış, yok olmuştur, sonra gelenlerin aşkları da!<br />
Ben, o aşkı kısaca söyledim, tamamıyla anlatmadım. Anlatacak olsam hem dudaklar yanar hem dil!<br />
Lep (dudak) dersem maksadım leb-i derya (deniz kıyısı) dır; Lâ (hayır) dersem muradım illâ (ancak, evet) dir.<br />
1760. Tatlılıktan dolayı yüzümü ekşitmiş olarak otururum; fazla sözden dolayı sükût etmekteyim.<br />
İsterim ki bu suretle tatlılığımız, yüzümüzün ekşiliğiyle iki cihandan da gizli kalsın;<br />
Bu söz, her kulağa girmesin. Onun için yüz ledün sırrından ancak birini söylemekteyim.<br />
Hakîm-i Senâî’nin “ Seni yoldan alıkoyan şey; ister küfür sözü olsun, ister iman…Seni dosttan<br />
uzak düşüren nakış; ister çirkin olsun, ister güzel… ikisi de birdir” sözü ve Peygamber Sallâllahu<br />
Aleyhi Vessellem’in “ Sa’d,çok kıskançtır, ben Sa’d’dan daha kıskancım, Allahise benden de<br />
kıskançtır.Kıskançlığından dolayı görünür, görünmez bütün kötülükleri haram etmiştir “ hadîsi<br />
Hak kıskançlıkta bütün âlemlerden ileri gittiği içindir ki bütün âlem kıskanç oldu.<br />
O, can gibidir, cihan beden gibi. Beden; iyiyi, kötüyü, canın tesiriyle kabul eder.<br />
1765. Kimin namazında mihrap ve kıblesi Ayn (Allah’nın zatı, cemali) olursa onun tekrar iman tarafına gitmesini ayıp ve kusur bil.<br />
Padişaha esvapçıbaşı olan kişinin, padişah hesabına ticarete girişmesi ziyankârlıktan ibarettir.<br />
Padişahla birlikte oturan kimsenin padişah kapısında oturması yazıktır, aldanmaktır.<br />
Bir kimseye padişaha elini öpmek fırsatı düşer de o, ayağını öperse bu, suçtur.<br />
Her ne kadar ayağa baş koymak da bir yakınlıktır, fakat el öpme yakınlığına nispetle hatadır, düşkünlüktür.<br />
1770. Padişah, birisi yüzünü gördükten sonra başkasına meylederse kıskanır.<br />
Allah’nın gayreti buğdaya benzer, harmandaki saman da insanların kıskançlığıdır.<br />
Kıskançlıkların aslını haktan bilin. Halkın kıskançlıkları, şüphe yok ki Allahkıskançlığının fer’idir.<br />
Bunu anlatmayı bırakayım da o, on gönüllü hercai sevgilinin cefasından şikâyet edeyim.<br />
Feryadedeyim, çünkü feryat ve figanlar, hoşuna gidiyor. İki âalemden de ona ancak feryat ve figan lâzım.<br />
1775. Onun macerasından acı acı nasıl feryad etmiyeyim ki sarhoşlarının halkasına dahil değilim.<br />
Onun gözünden ayrı, güne gün katan yüzünün vuslatından mahrum bir haldeyken nasıl gece gibi kapkara olmam<br />
Onun hoş olmayan şeyi de benim canıma hoş geliyor. O gönül inciten sevgilime canım feda olsun!<br />
Naziri olmayan tek padişahımın hoşnut olması için ben, hastalığıma da âşığım, derdime de.<br />
İki deniz gibi olan gözlerimin incilerle dolması için gam toprağını gözüme sürme gibi çekmekteyim.<br />
1780. Halkın onun için döktüğü gözyaşları incidir; halk gözyaşı sanır.<br />
Ben canlar canından şikâyetçi değilim, hikâye etmekteyim.<br />
Gönül,” ben ondan incindim” dedikçe, gönlün bu asılsız ve ehemmiyetsiz nifakına gülmekteyim.<br />
Ey doğruların medar-ı iftiharı! Doğrulukta bulun.<br />
Ey baş köşe! Ben senin kapında eşiğim. Mâna âleminde baş köşe nerede, eşik nerede Sevgilimizin bulunduğu yerde biz ve ben nerede<br />
1785. Ey canı biz ve ben kaydından kurtulan! Ey erkekte kadında söze ve vasfa sığmaz ruh!<br />
Erkek, kadın kaydı kalkıp bir olunca o bir, sensin. Birler de aradan kalkınca kalan yalnız sensin.<br />
Kendi kendinle huzur tavlasını oynamak için bu “ben” ve “biz”i vücuda getirdin.<br />
Bu suretle “ben” ve “sen” ler, umumiyetle bir can haline gelirler, sonunda da sevgiliye mustağrak olurlar.<br />
(Ben, biz, ben ve bizim, varlıkların varlığı ve yokluğu, hulâsa) söylediklerimin hepsi vardır, vâkıdir. Ey kün emri, ey gel denmekten ve söz<br />
söylemekten münezzeh Tanrı, sen gel!<br />
1790. Ten gözü, seni görebilir mi; senin gamlanman, neşelenip gülmen hayale gelir mi<br />
Gama, neşeye merbut olan gönüle, onu görmeye lâyıktır, deme!<br />
<br />
Keder ve neşeye bağlanmış olan; bu iki ariyet vasıfla yaşar.<br />
Halbuki yemyeşil aşk bağının sonu, ucu, bucağı yoktur. Orada gamdan ve neşeden başka ne meyveler var!<br />
Âşıklık bu iki halden daha yüksektir; baharsız, hazansız terütazedir.<br />
1795. Ey güzel yüzlü! Güzel yüzünün zekâtını ver; yine pare pare olan canı şerh et, onu anlat (dedim!).<br />
Fettan gözünün ucuyla ve nazla bir baktı da gönlüme yeni bir dağ vurdu.<br />
Kanımı bile dökse ona helâal ettim. Helâl sözünü söyledikçe o, kaçmaktaydı.<br />
Mademki topraktakilerin feryadından kaçmaktasın. Kederlilerin yüreğine niye gam saçarsın<br />
Her sabah; doğudan parlayınca seni, doğu pınarı (güneş) gibi coşmak ta, zuhur etmekte buldu.<br />
1800. Ey şeker dudaklarına paha biçilmeyen güzel! Divanene ne bahaneler buluyorsun<br />
Ey eski cihana taze can olan! Cansız ve gönülsüz bir hale gelmiş olan tenden çıkan feryat ve figanı işit!<br />
Allah aşkına olsun, artık gülü anlatmayı bırak da gülden ayrılan bülbülün halini anlat!<br />
Bizim coşkunluğumuz gamdan neşeden değildir; aklımız irfanımız, hayal ve vehimden meydana gelmemiştir.<br />
Nadir bulunur bir halettendir; inkâar etme ki Hak’kın kudreti pek büyüktür.<br />
1805. Sen bu hali insanların ahvaline kıyas etme, cevir ve ihsan menzilinde kalma!<br />
Cevir, ihsan, mihnet ve neşe, gelip geçicidir. Gelip geçenlerse ölürler; Hak onlara vâristir.<br />
Sabah oldu, ey sabahın penahı Allah! (Ben özür serd edemiyorum), bize hizmet eden Hüsâmettin’den sen özür dile!<br />
Aklı-ı Küll’ün ve canın özür dileyeni sensin; canların canı, mercanın parıltısı sensin.<br />
Sabahın nuru parladı, biz de bu sabah çağında senin Mansur şarabını içmekteyiz.<br />
1810. Senin feyzin bizi böyle mest ettikçe şarap ne oluyor ki bize neşe versin!<br />
Şarap, coşkunlukla bizim yoksulumuzdur; felek; dönüşte aklımızın fakiridir.<br />
Şarap bizden sarhoş oldu, biz ondan değil... Beden bizden var oldu, biz ondan değil!<br />
Biz arı gibiyiz, bedenler mum gibi. Tanrı, bedenleri bal mumu gibi göz göz ev ev yapmıştır.<br />
Bu bahis çok uzundur, tacirin hikâyesini anlat ki o iyi adamın ne hale geldiği, ne olduğu anlaşılsın.<br />
Tacir hikâyesine dönüş<br />
1815. Tacir, ateşler, dertler, feryatlar içinde, böyle yüzlerce karmakarışık sözler söylüyordu.<br />
Gâh birbirini tutmaz sözler söylüyor, gâh naz ediyor, gâh niyaz eyliyor; gâh hakikat aşkını, gâh mecaz sevdasını ifade ediyordu.<br />
Suya batan adam fazla debelenir, eline geçen ota tutunur.<br />
O tehlike zamanında elini kim tutacak diye can korkusuyla şuraya, buraya elini sallar durur, yüzmeye çalışıp çabalar.<br />
Sevgili, bu divaneliği, bu perişanlığı sever. Beyhude yere çalışıp çabalamak, uyumaktan iyidir.<br />
1820. Padişah olan; işsiz, güçsüz değildir. Hasta olmayanın feryat ve figan etmesi, şaşılacak şeydir!<br />
Tanrı, ey oğul, onun için “Külle yevmin hüve fi şe’n “ buyurdu.<br />
Bu yolda yolun, tırmalan, son nefese kadar bir an bile boş durma!<br />
Olabilir ki son nefeste bir dem inayete erişirsin. O inayet, seni sırdaş eder.<br />
Padişahın kulağı, gözü penceredir; erkeğin canı olsun, kadının canı olsun... bir can neye çalışırsa, onu duyar, görür!<br />
Tacirin, ölü duduyu kafesten dışarı atması ve dudunun uçması<br />
1825. Tacir ondan sonra duduyu kafesten dışarı attı. Duducuk, uçup bir yüksek ağacın dalına kondu.<br />
Güneş, ufuktan nasıl süratle doğarsa o dudu da, o çeşit uçtu.<br />
Tacir, hiçbir şeyden haberi yokken kuşun esrarını bu işe şaşırıp kaldı.<br />
Yüzünü yukarı çevirip “Ey bülbül! Halini bildir, bu hususta bize de bir nasip ver!<br />
Hindistan’daki dudu ne yaptı da sen öğrendin, bir oyun ettin, canımızı yaktın!” dedi.<br />
1830. Dudu dedi ki: “O, hareketiyle bana nasihat etti; “Güzelliği, söz söylemeyi ve neşeyi bırak;<br />
Çünkü söz söylemen seni hapse tıktı” dedi. Bu nasihati vermek için kendisini ölü gösterdi.<br />
Yani “Ey avama karşı da, havassa karşı da nağme ve terennümde bulunan! Benim gibi öl ki kurtulasın.<br />
Taneyi gizle, tamamı ile tuzak ol. Goncayı sakla damdaki ot ol.<br />
1835. Kim güzelliğini mezada çıkarırsa ona yüzlerce kötü kaza yüz gösterir.<br />
Düşmanların kem gözleri, kin ve gayızları, hasetleri; kovalardan su boşalır gibi başına boşalır.<br />
<br />
Düşmanlar kıskançlılarından onu parça parça ederler; dostlar da ömrünü heva ve hevesle zayi eder, geçirirler.<br />
Bahar zamanı, ekin ekmekten gafil kişi, bu zamanın kıymetini ne bilsin!<br />
1840. Allahlûtfunun himayesine sığınman gerektir. Çünkü Tanrı, ruhlara yüzlerce lûtuflar döktü.<br />
Allah’nın lûtfuna sığınman gerek ki bir penah bulasın. Ama nasıl penah Su ve ateş bile senin askerin olur.<br />
Nûh’a ve Mûsâ’ya deniz dost olmadı mı Düşmanlarını da kinle kahretmedi mi<br />
Ateş, İbrahim’e kale olup da Nemrut’un kalbinden duman çıkartmadı mı<br />
Dağ, Yahya’yı kendisine çağırarak ona kastedenleri taşlarıyla paralayıp sürmedi mi<br />
Ey Yahya! Kaç, bana gel de keskin kılıçlardan seni kurtarayım, demedi mi “ dedi” diye cevap verdi.<br />
Dudunun tacire veda edip uçması<br />
1845. Dudu ona hoşa gider bir iki nasihat verdi, sonra “Allahaısmarladık, artık ayrılık zamanı geldi” dedi.<br />
Efendisi dedi ki: “Allah selâmet versin git. Sen bana yeni bir yol gösterdin”.<br />
Tacir, kendi kendine dedi ki: Bu bana nasihatti. Onun yolunu tutayım, o yol aydın bir yol.<br />
Benim canım neden dududan aşağı olsun Can dediğin de böyle iyi bir iz izlemeli.”<br />
Halkın, bir kişiyi ululamasının ve halk tarafından parmakla gösterilmenin kötülüğü<br />
Ten kafese benzer. Girenlerin, çıkanların, insanla dostluk edenlerin aldatmasıyla can bedende dikendir.<br />
1850.Bu, “Ben senin sırdaşın olayım” der. Öbürü “Hayır, senin akranın, emsalin benim”der.<br />
Bu der ki: “Varlık âleminde güzellik fazilet, iyilik ve cömertlik bakımından senin gibi hiçbir kimse yok.”<br />
Öbürü der ki: “İki cihan da senindir. Bütün canlarımız senin canına tâbidir.”<br />
O da, halkı, kendisinin sarhoşu görünce kibirlenir, elden, avuçtan çıkmağa başlar.<br />
Şeytan onun gibi binlerce kişiyi ırmağa atmıştır!<br />
1855. Dünyanın lûtfetmesi ve yaltaklanması, hoş bir lokmadır, ama az ye. Çünkü ateşten bir lokmadır!<br />
Ateş gizlidir, zevki meydanda. Dumanı sonunda meydana çıkar.<br />
Sen “Ben o medihleri yutar mıyım O, tamahından methediyor. Ben, onu anlarım” deme!<br />
Seni metheden, halk içinde aleyhinde bulunursa onun tesiriyle gönlün, günlerce yanar.<br />
Onun; mahrumiyetten senden umduğunu elde edemeyip ziyan ettiğinden dolayı aleyhinde bulunduğu halde,<br />
1860. O sözler, gönlüne dokunur, onun tesiri altında kalırsın. Medihten de bir ululuk gelir, dene de bak!<br />
Medihin de günlerce tesiri altında kalırsın. O medih canın ululanmasına, aldanmasına sebebolur.<br />
Fakat bu tesir, zâhiren görünmez, çünkü methedilmek tatlıdır. Kınanmak acı olduğundan derhal kötü görünür.<br />
Kınanmak, kaynatılmış ilâç ve hap gibidir; içer, yahut yutarsa uzun bir müddet ızdırap ve elem içinde kalırsın.<br />
Tatlı yersen onun zevki bir andır, tesiri öbürü kadar sürmez.<br />
1865. Zâhiren uzun sürdüğü için de tesiri, gizlidir. Herşeyi, zıddıyla anla!<br />
Medhin tesiri, şekerin tesirine benzer; gizli tesir eder ve bir müddet sonra vücütta deşilmesi icabeden bir çıban çıkar.<br />
Nefis çok öğülmesi yüzünden Firavunlaştı. Alçak gönüllü, hor, hakîr ol; ululuk taslama!<br />
Elinden geldikçe kul ol, sultan olma! Top gibi zahmet çekici ol, çevgân olma!<br />
Yoksa; senin bu letafetin, bu güzelliğin kalmayınca o, seninle düşüp kalkanlar, senden usanırlar.<br />
1870. Evvelce seni aldatıp duranlar, o vakit seni görünce “Şeytan” adını takarlar. Seni kapı dibinde görünce hepsi birden “Mezarından çıkmış<br />
hortlak” derler;<br />
Genç oğlan gibi. Ona önce Allahadını takarlar, bu yaltaklıkla tuzağa düşürmek isterler.<br />
Fakat kötülükle adı çıkıp da zaman geçince bu kötülükte sakalı çıkınca; artık ona yaklaşmaktan Şeytan bile utanır.<br />
Şeytan, adamın yanına bir kötülük için gelir; senin yanına gelmez. Çünkü sen Şeytan’dan da betersin.<br />
1875. Şeytan, sen insan oldukça izini izler, ardından koşar, sana şarabını tattırırdı.<br />
Ey bir işe yaramaz adam! Şeytan huyunda ayak direyip şeytanlaşınca senden Şeytan da kaçmaktadır.<br />
Eteğine sarılan kimse de, sen bu hale gelince senden kaçar!<br />
“ Mâşâllahu Kân “ sözünün tefsiri<br />
<br />
Bunların hepsini söyledik ama Allahinayetleri olmadıkça Allahyolunda hiçiz, hiç!<br />
Allah’nın ve Allaherlerinin inayetleri olmazsa...melek bile olsa defteri kapkaradır.<br />
1880. Ey Tanrı, ey ihsanı hacetler reva eden! Sana karşı hiçbir kimsenin adını anmak lâyık değil.<br />
Bu kadarcık irşat kudretini de sen bağışladın, şimdiye kadar nice ayıplarımızı örttün.<br />
Ezelde bağışladığın irfan katrasını, denizlerine ulaştır.<br />
Canımdaki, bir katra ilimden ibarettir; onu ten havasından, ten toprağından kurtar!<br />
Bu topraklar, onu örtmeden; bu rüzgârlar, onu kurutmadan önce sen halâs et!<br />
1885. Gerçi rüzgârlar, onu kurutsa, mahvetse bile sen, onlardan tekrar kurtarmağa ve almağa kâdirsin.<br />
Havaya giden, yahut yere dökülen katra, senin kudret hazinenden nasıl kaçabilir<br />
Yok olsa, yahut yokluğun yüz kat dibine girse bile sen onu çağırınca başını ayak yapıp koşar.<br />
Yüzbinlerce zıt, zıddını mahveder; sonra senin emrin yine onları varlık âlemine getirir.<br />
Aman ya Rabbi! Her an yokluk âleminden varlık âlemine katar katar yüz binlerce kervan gelip durmakta!<br />
1890. Hele her gece, bütün ruhlar, bütün akıllar, o ucsuz bucaksız derin denizde batar, yok olurlar.<br />
Yine sabah vakti, o Allah’ya mensup ruhlar ve akıllar, balıklar gibi denizden baş çıkarırlar.<br />
Güz mevsiminde o yüz binlerce dallar, yapraklar; bozguna uğrayıp ölüm denizine giderler.<br />
Kara kuzgun; yaslılar gibi siyahlar giyinerek bağlarda, yeşilliklerin matemini tutar.<br />
Varlık köyünün sahibinden, yokluğa, “Yediklerini geri ver” diye tekrar ferman çıkar.<br />
1895. “Ey kara ölüm; nebattan, ilâç olacak otlardan, köklerden, yapraklardan ne yedinse geri ver!” (diye emredilir) Kardeş, bir an için aklını<br />
başına al! Sende de her an hazan ve bahar var.<br />
Gönül bahçesinin yemyeşil, terütaze, goncalar, güller, serviler ve yaseminlerle dolu olduğunu gör!<br />
Yaprakların çokluğundan dal gizlenmiş; güllerin fazlalığından kır ve köşk görünmüyor.<br />
Akl-ı Külden gelen bu sözler de, o gül bahçesinin, o servi ve sümbüllerin kokusudur.<br />
1900. Gül olmayan yerden gül kokusu geldiğini, şarap olmayan yerde şarabın kaynayıp çoştuğunu hiç gördün mü ki<br />
Koku sana kılavuz ve rehberdir. Seni tâ ebedî Cennete ve kevser ırmağına götürür.<br />
Koku, göze ilâçtır, nurunu artırır. Yakub’un gözü, bir kokudan açıldı.<br />
Kötü koku gözü karartır. Yusuf’un kokusu ise göze nur verir.<br />
Yusuf değilsen bile Yakup ol; onun gibi matlûbuna erişmek için ağla!<br />
1905. Hakîm-i Gaznevî’nin şu nasihatini dinle de eski vücudunda bir yenilik bul:<br />
“Naz için gül gibi bir yüz gerek. Öyle bir yüzün yoksa kötü huyun etrafında dönüp dolaşma, nazlanma!<br />
Çirkin ve sarı bir yüzün nazı da çirkindir. Gözün hem kör, hem de hastalıklı oluşu müşküldür.<br />
Yusuf’a karşı nazlanma, güzellik iddia etme! Yakub’casına niyaz etmek ve ah eylemekten başka bir şey yapma!<br />
Dudunun ölümünün mânası niyazdı. Sen de niyaz ve yoksullukta kendini ölü yap!<br />
1910. İsâ’nın nefesi seni diriltsin, kendisi gibi güzel ve mutlu bir hale getirsin!<br />
Baharların tesiriyle taş yeşerir mi Toprak ol ki renk renk çiçekler bitiresin.<br />
Yıllarca gönüller yırtan, kalblere elem veren taş oldun; bir tecrübe et, bir zaman da toprak ol!<br />
Allahrazı olsun, Ömer zamanında yoksulluk gününde gidip mezarlıkta çenk çalan ihtiyar çalgıcının hikâyesi<br />
(Bilmem) işittin mi Ömer zamanında pek güzel, pek lâtif çenk çalan bir çalgıcı vardı.<br />
Bülbül onun sesinden kendini kaybeder; bir namesini dinleyenlerin şevki, yüz misli artardı.<br />
1915. Meclisleri, cemiyetleri, onun nağmeleri süsler; onun sesinden kıyametler kopardı.<br />
Sesi, israfil gibi mucizeler gösterir, ölülerin bedenlerine can bağışlardı.<br />
Yahut İsrafil’e yardım ederdi; onun nağmelerini dinleyen fil bile kanatlanırdı.<br />
İsrafil, birgün nağmesini düzer ve yüzlerce yıllık çürümüş ölüye can verir.<br />
Peygamberlerin de içlerinde öyle nağmeler vardır ki o nağmelerde isteyenlere, değer biçilmez bir hayat erişir.<br />
1920. Fakat o nağmeleri his kulağı duymaz, çünkü his kulağı , kötülükler yüzünden pis bir haldedir.<br />
<br />
İnsanoğlu perinin nağmesini işitmez; çünkü perilerin sırlarına yabancıdır.<br />
Gerçi perinin nağmesi de bu âlemdedir ama gönül nağmesi her iki sesten de yüksektir.<br />
Zira peri de, insan da mahpustur; ikisi de bu bilgisizlik ve gaflet zindanındadır.<br />
Rahman Sûresinden “Yâ ma’şaralcinn” âyetini oku; “Tenfüzû testa’tîû “ nun mânasını iyice bil!<br />
1925. Velîlerin içi nağmeleri evvelâ der ki: “Ey yokluk âleminin cüzüleri!<br />
Kendinize gelin; nefis yokluğundan baş çıkaran; bu hayali, bu vehmi bir tarafa atın!<br />
Ey Kevn ü fesat âleminde tamamiyle çürümüş canlar! Ebedî canlarınız ne vücuda geldi, ne doğdu!”<br />
O nağmelerden pek az, pek cüzi bir miktarını söylesem canlar, mezar ve merkatlerinden baş kaldırırlar.<br />
Kulak ver! O nağmeler uzakta değil; fakat sana söylemeğe izin yok.<br />
1930. Agâh ol ki velîler, zamanın israfil’idirler. Ölüler, onlardan can bulur, gelişirler.<br />
Ölü canlar, ten mezarında kefenlerine bürünmüş yatarlarken onların sesinden sıçrayıp kalkarlar<br />
Derler ki: Bu ses, öbür seslerden bambaşka; çünkü diriltmek Allahsesinin işidir.<br />
Biz öldük, tamamiyle çürüdük, mahvolduk. Fakat Allahsesi gelince hepimiz dirildik, kalktık.<br />
Allahsesi ister hicab ardından, ister hicabsız gelsin...Cebrail, Meryem’e, yakasından üfleyerek ne verdiyse Allahsesi de insana onu verir.<br />
1935. Ey derileri altında yokluğun çürütüp mahvettiği kimseler! Sevgilinin sesiyle yokluktan dönün, tekrar var olun!<br />
O ses, Allahkulunun boğazından çıksa da esasen ve mutlaka Padişahtan gelmektedir.<br />
Allahona dedi ki: “Ben dilim, sen vücutsun. Ben senin hislerin, memnuniyet ve gazabınım,<br />
Yürü! Benimle duyan, benimle gören sensin. Sır sahibi olmak da ne demek Bizzat sır sensin.<br />
Sen mademki hayret âleminde “Lillâh” sırrına mazhar oldun, ben de senin olurum. Çünkü “Kim, Allah’nın olursa Allahonun olur.”<br />
1940. Sana bazen sensin derim, bazen de benim derim. Ne dersem diyeyim, ben aydın ve parlak bir güneşim.<br />
Her nerede bir çırağlıktan parlasan orada bütün âlemin müşkülleri hallolur.<br />
Güneşin bile gideremediği, aydınlatamadığı karanlık, bizim nefsimizden kuşluk çağı gibi aydınlanır.<br />
Âdem evlâdına esmasını bizzat gösterdi. ( Âdem’i, isimlerine mazhar etti); diğer mevcudata esma, Âdem’den açıldı.<br />
Nurunu, istersen Âdem’den al, istersen ondan...şarabı, dilersen küpten al, dilersen testiden!<br />
1945. Çünkü bu testi, küple adamakıllı birleşmiştir; o iyi bahtlı testi, senin gibi ( zâhiri zevklerle şad değil, hakiki neşeyle neşelenmiş) tir.<br />
Mustafa, “Beni görene benim yüzümü gören kişiyi görene ne mutlu” dedi.<br />
Bir mumdan yanmış olan çırağı gören, yakînen o mumu görmüştür.<br />
Bu tarzda o mumdan yakılan çırağdan başka bir çırağ, ondan da diğer bir mum yakılsa ve ta yüzüncü muma kadar, hep o ilk mumun nuru<br />
intikal etse, sonuncu mumu görmek, hepsinin aslı olan ilk mumu görmektir.<br />
İstersen o nuru, son çırağdan al, istersen ilk çırağdan...hiç fark yok.<br />
1950. Nuru, dilersen son gelenlerin mumundan gör, dilersen geçmişlerin mumundan.<br />
“ Zamanınızdaki günlerde Rabbinizin güzel kokuları vardır. Kendinize gelin; o güzel kokuları almaya çalışın “ hadîsinin tefsiri<br />
Peygamber, “Hakkın güzel ve temiz kokuları ,bu günlerde esecek,<br />
O vakitlere kulak verin, aklınız o vakitlerde olsun ki, bu çeşit güzel kokuları alasınız, bu fırsatı kaçırmayınız dedi.<br />
Güzel koku geldi, sizin haberiniz yokken esip, esip gitti... Dilediğine can bağışlayıp geçti.<br />
Başka bir koku daha erişti; uyanık ol ey arkadaş, uyanık ol ki bundan da mahrum kalmayasın.<br />
1955. Ateş meşrepli olan can, ondan ateş söndürme kabiliyetini kazandı. Hoş olmayan can, onun lûtfu ile hoş bir hale geldi.<br />
*Ateşli can, onun yüzünden söndü. Ölü, onun aydınlığından kaftan giyindi.<br />
Bu tazelik, Tûbâ ağacının tazeliği; bu hareket, Tûbâ ağacının hareketidir. Halkın hareketlerine benzemez.<br />
Eğer bu ebedî nefha, yere göğe nazil olsa… yer ehliyle gök ehlinin ödleri su kesilirdi.<br />
Esasen bu nihayeti olmayan nefhanın korkusundan, gökler, yeryüzü ve dağlar o emaneti yüklenmekten çekindiler. “Feebeyne en<br />
yahmilnehâ” âyetini oku da gör.<br />
Korkusundan dağın yüreği kan olmasaydı “Eşfakne minhâ” denir miydi<br />
1960. Bu Allahkokusu dün gece bize bir başka türlü zuhur etti, fakat birkaç lokma geldi, kapıyı kapadı.<br />
Lokma için bir Lokman, rehin oldu. Şimdi Lokman´ın sırası; ey lokma sen çekil.<br />
Bu mihnet ve meşakkat lokması yüzünden Lokman´ın ayağına batan dikeni çıkarın.<br />
<br />
Onun ayağında diken değil, gölgesi bile yok. Fakat siz, hırstan onu fark edemiyorsunuz.<br />
Hurma olarak gördüğünü diken bil. Çünkü, sen çok nankör, çok görgüsüzsün!<br />
1965. Lokmanın canı, Tanrının bir gül bahçesindeyken neden can ayağı bir dikenden incinsin.<br />
Bu diken yiyen vücut, devedir. Mustafa’dan doğan da bu deveye binmiştir.<br />
Ey deve! Sırtında öyle bir gül dengi var ki kokusundan sende, yüzlerce gül bahçesi meydana gelmiştir.<br />
Halbuki sen, hâlâ mugeylân dikenine ve kumsala meylediyorsun. Bu arta kalası dikenden gülü nasıl toplayacaksın<br />
Ey bu arama yüzünden taraf taraf, bucak bucak dolaşıp duran! Ne vakte kadar “Nerede bu gül bahçesi” diyeceksin<br />
1970. Ayağındaki bu dikeni çıkarmadıkça gözün görmez. Nasıl dönüp dolaşabilirsin<br />
Ne şaşılacak şey, cihana sığmayan Âdemoğlu, gizlice bir dikenin başında dolaşıp durmakta!<br />
Mustafa bir hemdem elde etmek için geldi; “Kellimînî yâ Humeyrâ” dedi.<br />
“Ey Humeyrâ! Nalı ateşe koyda bu dağ, lâl haline gelsin” buyurdu.<br />
Humeyrâ kelimesi, müennestir, can da müennsi semâidir. Araplar cana müennes demişlerdir.<br />
1975. Fakat canın müenneslikten pervası yok. Çünkü, ruhun ne erkekle bir alakası var, ne kadınla!<br />
Müzekkerden de yükselir, müennesten de. Bu, kurudan yaştan meydana gelen ruh (-u hayvanî) değildir ki.<br />
Bu can, ekmekten kuvvetlenen, yahut kâh şöyle, kâh böyle bir hale gelen can değildir.<br />
Bu ruh hoşluk verir, hoştur, hoşluğun ta kendisidir. Ey maksadına erişmek için vesilelere baş vuran! Hoş olmayan, insanı hoş bir hale<br />
getiremez.<br />
Sen şekerden tatlı bir hale gelsen bile o tat bazen senden gidiverir, bu mümkündür.<br />
1980. Fakat fazla vefakârlık sebebiyle tamamen şeker olursan buna imkân yoktur. Nasıl olurda şekerden tat ayrılır, imkânı var mı<br />
Ey hoş arkadaş! Âşık, halis ve sâf şarabı, kendisinden bulur, onunla gıdalanırsa bu makamda artık akıl kaybolur, (bu sırra akıl ermez).<br />
Aklı cüzi sırra sahip gibi görünürse de hakikatte aşkı inkâr eder.<br />
Zekidir bilir; fakat yok olmamıştır. Melek bile yok olmadıkça Şeytandır.<br />
Aklı cüzi sözde ve işte bizim dostumuzdur. Ama hal bahsine gelirsen orada bir hiçten, bir yoktan ibarettir.<br />
1985. Varlıktan fâni olmadığı için o, hiçtir, yoktur. Kendi dileğiyle yok olmayınca nihayet zorla, istemediği halde yok olacaktır. Bu da ona yeter.<br />
Can, kemaldir, çağırması sesi de kemaldir. Onun için Mustafa “Ey Bilâl bizi dinlendir ferahlandır;<br />
Ey Bilâl! Gönlüne nefhettiğim o nefhadan, o feyizden dalga dalga coşan sesini yücelt.<br />
Âdem’i bile kendinden geçiren, gök ehlinin bile akıllarını hayrete düşüren o nefhayla sesini yükselt!” buyurdu.<br />
Mustafa o güzel sesle kendinden geçti. Ta’rîs gecesinde namazı kaçtı.<br />
1990. O mübarek uykudan baş kaldırmadı; sabah namazının vakti geçip kuşluk çağı geldi.<br />
Ta’rîs gecesi, o gelinin huzurunda tertemiz canları, el öpme devletine erişti.<br />
Aşk ve can... her ikisi de gizli ve örtülüdür. Tanrıya gelin dediğim için beni ayıplama.<br />
Sevgili, benim sözüme darılsaydı susardım; bana bir lâhzacık mühlet verseydi sükût ederdim.<br />
Fakat “Söyle, bu söz ayıp olmaz. Senin sözün, gayb âlemindeki kaza ve kaderin zuhurundan başka bir şey değildir” demekte.<br />
1995. Ayıptan başka bir şey görmeyene ayıptır. Fakat gayb âleminin pâk ruhu, hiç ayıp görür mü<br />
Ayıp cahil mahlûka nispetle ayıptır; makbul Tanrıya nispetle değil.<br />
Küfür bile yaratana nispetle bir hikmettir. Fakat bize nispet edecek olursan bir âfet, bir felâkettir.<br />
Birisinde yüzlerce faziletle beraber bir de ayıp bulunsa o ayıp nebatatın sapı mesabesindedir.<br />
Terazide her ikisini de birlikte tartarlar. Çünkü, nebatat ve sap… ikisi de bedenle can gibi bağdaşmıştır.<br />
2000. Şu halde büyükler, bu sözü boş yere söylemediler: Temiz kişilerin cisimleri de, can gibi saftır.<br />
Onların sözleri de nişanı olmayan ve bir kayda gelmeyen can olmuştur, nefisleri de, suretleri de.<br />
Onlara düşman olanların canları ise sırf cisimdir. O düşman, tavla oyununda kırılmış zar gibi faydasızdır, ancak bir addan ibarettir.<br />
Düşman toprağa girdi, tamamı ile toprak oldu. Bu ise tuzlaya düşüp tamamı ile arındı.<br />
O tuz, öyle bir tuzdur ki Muhammed, ondan meslâhat kazanmış, o yüzden melih sözü fasih olmuştur.<br />
2005. Bu tuz, bu melâhat, ondan miras kalmıştır; vârisleri de seninledir, ara bul!<br />
Vârisler senin huzurunda oturuyorlar, fakat nerede senin huzurun Senin önündedirler, fakat nerede önü sonu düşünen can<br />
Eğer sen, kendinde ön, art olduğunu sanıyorsan cisme bağlısın, candan mahrumsun.<br />
Alt, üst, ön, art; cismin vasfıdır. Nurani olan can ise bunlardan münezzeh ve cihetsizdir.<br />
Kısa görüşlüler gibi zanna düşmemek için gözünü, o pâ padişahın nuruyla aç!<br />
2010. Sen madem ki zâhiri önü, sonu düşünmektesin... Ancak ve ancak bu gam ve neşe âlemindesin. Ey hakikatte yok olan! Yok olan nerede<br />
ön, nerede son<br />
<br />
Yağmurlu gündür, gece çağına kadar yürü! Bu yağmur, bildiğimiz yağmur değil! Allahyağmurlarından.<br />
Ayşe’nin -Allahondan razı olsun- Mustafa Sallâllahu aleyhi vessellem’e “ Bugün yağmur yağdı. Sen mezarlığa gittiğin halde niçin elbisen ıslak<br />
değil “diye sorması<br />
Mustafa, bir gün, dostlarından birinin cenazesiyle ve dostlarla mezarlığa gitti.<br />
Onun mezarına toprak doldurdu, tohumunu yeraltında diriltti.<br />
Bu ağaçlar, toprak altındaki insanlara benzerler. Ellerini topraktan çıkarıp;<br />
2015. Halka doğru yüz türlü işaretlerde bulunurlar, duyana söz söylerler.<br />
Yeşil dilleriyle, uzun elleriyle toprağın içindeki sırları anlatırlar.<br />
Kazlar gibi başlarını su içine çekmişler...Karga gibiyken tavus haline gelmişlerdir.<br />
Tanrı, onları kış vakti hapsetmişse de baharda o kargaları tavus haline getirir.<br />
Kışın onlara ölüm vermişse de bahar yüzünden yine diriltip yapraklandırır, yeşertir.<br />
2020. Münkirler der ki: “Eskiden beri olagelmiş bir şey. Neden bunu kerem sahibi Allah’ya isnad edelim ”<br />
Onların körlüğüne rağmen Tanrı, dostların gönüllerinde bağlar, bahçeler bitirmiştir.<br />
Gönülde kokan her gül, kül sırlarından bahisler açar.<br />
Onların kokuları, münkirlerin burunlarını yere sürtmek için perdeleri yırtarak dünyanın etrafını dönüp dolaşırlar.<br />
Münkirler, o gönül kokusuna karşı kara böcek gibidirler; dayanamazlar. Yahut davul sesine tahammül edemeyen beyni zayıf kimseye<br />
benzerler.<br />
2025. Kendilerini meşgul ve müstağrak gösterirler. Şimşek parıltısından gözlerini yumarlar.<br />
Göz yumarlar ama, onların bulundukları makamdaki göz değildir ki. Göz odur ki bir sığınak görsün.<br />
Peygamber, mezarlıktan dönünce Sıddîka’nın yanına giderek konuşup görüşmeye başladı.<br />
Sıddîka’nın gözü, Peygamber’in yüzüne ilişince önüne gelip elini onun üstüne,<br />
Sarığına, yüzüne, saçına, yakasına, göğsüne, kollarına sürdü.<br />
2030. Peygamber, “Böyle acele acele ne arıyorsun ” dedi. Ayşe “Bugün hava bulutluydu, yağmur yağdı.<br />
Elbisende yağmurun eserini arıyorum. Gariptir ki üstünü, başını yağmurdan ıslanmamış görmekteyim” dedi.<br />
Peygamber “O sırada başına ne örtmüşsün, baş örtün neydi Diye sordu. Ayşe senin ridanı başıma örtmüştüm”dedi.<br />
Peygamber dedi ki: “Ey yeni yakası tertemiz Hatun! Allahonun için temiz gözüne gayb yağmurunu gösterdi.”<br />
O yağmur, sizin bu bulutunuzdan değildir. Başka bir buluttan, başka bir göktendir.<br />
Hakîmi Senâî’nin “ Can elinde cihan göklerine iş buyuran gökler var. Can yolunda nice inişler, nice yokuşlar, nice yüksek dağlar ve denizler<br />
var “ beyitlerinin tefsiri<br />
2035. Gayb âleminin başka bir bulutu, başka bir yağmuru, başka bir göğü, başka bir güneşi vardır.<br />
Fakat o, ancak havassa görünür, diğerleri “ Öldükten sonra tekrar yaratılıp diriltileceklerinden şüphe ederler.”<br />
Yağmur vardır, âlemi beslemek için yağar. Yağmur vardır âlemi perişan etmek için yağar.<br />
Bahar yağmurlarının faydası, şaşılacak bir derecededir. Güz yağmuruysa, bağa sıtma gibidir.<br />
Bahar yağmuru, bağı nazü naim ile besler, yetiştirir. Güz yağmuruysa bozar, sarartır.<br />
2040. Kış, yel ve güneş de böyledir; bunların tesirleri de zamanına göre ve ayrı ayrıdır. Bunu böyle bil, ipin ucunu yakala!<br />
Tıpkı bunun gibi gayb âleminde de bu çeşitlilik vardır. Bazısı zararlıdır, bazısı faydalı. Bazı yağmurlar berekettir, bazıları ziyan.<br />
Abdâlin bu nefesi de işte o bahardandır. Canda ve gönülde bu nefes yüzünden yüzlerce güzel şeyler biter.<br />
Onların nefesleri, talihli kişilere bahar yağmurlarının ağaca yaptığı tesiri yapar.<br />
Fakat bir yerde kuru bir ağaç bulunsa cana can katan rüzgârı ayıplama!<br />
2045. Rüzgâr, işini yaptı, esti. Canı olan da, rüzgârın tesirini candan kabul etti.<br />
“ Bahar serinliğini ganimet bilip istifade edin. Çünkü o, ağaçlarınıza ne yaparsa bedenlerinize de onu yapar v.s hadîsinin mânası<br />
Peygamber, “Dostlar, bahar serinliğinden sakın vücudunuzu örtmeyin.<br />
Çünkü bahar rüzgârı, ağaçlara nasıl tesir ederse sizin hayatınıza da öyle tesir eder.<br />
Fakat güz serinliğinden kaçının. Çünkü o, bağa ve çubuklara ne yaparsa sizin vücudunuza da onu yapar “dedi.<br />
<br />
Bu hadîsi rivayet edenler, zâhirî mânasını vermişler ve yalnız zâhirî mânasıyla kanaat etmişlerdir.<br />
2050. Onların halden haberleri yoktur. Dağı görmüşler de dağdaki madeni görmemişlerdir.<br />
Allah’ya göre güz, nefis ve hevadır. Akılla cansa baharın ve ebedîliğin ta kendisidir.<br />
Eğer senin gizli ve cüzi bir aklın varsa cihanda bir kâmil akıl sahibini ara!<br />
Senin cüzi aklın, onun külli aklı yüzünden külli olur. Çünkü Akl-ı kül, nefse zincir gibidir.<br />
Binaenaleyh hadîsin mânası teville şöyle olur: Pak nefesler bahar gibidir, yaprakların ve filizlerin hayatıdır.<br />
2055. Velîlerin sözlerinden, yumuşak olsun, sert olsun, vücudunu örtme çünkü o sözler, dininin zâhirîdir.<br />
Sıcak da söylese, soğuk da söylese, hoş gör ki sıcaktan, soğuktan ( hayatın hâdiselerinden) ve cehennem azabından kurtulasın.<br />
Onun sıcağı, hayatın ilkbaharıdır. Doğruluğun, yakînin ve kulluğun sermayesidir.<br />
Çünkü can bahçeleri, onun sözleri ile diridir. Gönül denizi, bu cevherlerle doludur.<br />
Eğer gönlün bahçesinden cüzi bir zevk ve hal eksilse aklı başında olan kişinin gönlünü, binlerce gam kapladı.<br />
Sıddîka’nın –Allahondan razı olsun- “ Bugünkü yağmurun sırrı neydi “ diye sorması<br />
*Sıddîka’nın aşkı çoşup edebe riayetle Peygamber’e sordu:<br />
2060. “Ey şu varlığın hülâsası, vücudun zübdesi! Bu günkü yağmurun hikmeti neydi<br />
Bu yağmur, rahmet yağmurlarından mıydı, yoksa tehdit için mi yağıyordu, pek yüce, pek azametli Allah’nın adaletinden miydi<br />
Bu yağmur, bahara ait lûtuflardan mıydı, yoksa âfetlerle dolu güz yağmuru muydu ”<br />
Peygamber dedi ki: “Bu yağmur musibetler yüzünden insanın gönlüne çöken gamı yatıştırmak için yağıyordu.”<br />
Eğer Âdemoğlu, o keder ateşi içinde kalıp duraydı ziyadesiyle harabolur, eksikliğe düşer, ( hiçbir şey yapamaz bir hale gelir) di.<br />
2065. O anda bu dünya harap olurdu, insanların içlerinde hırs kalmazdı.<br />
Ey can, bu âlemin direği gaflettir. Akıllılık, uyanıklık, bu dünya için âfettir.<br />
Akıllılık o âlemdendir, galip gelirse bu âlem alçalır.<br />
Akıllılık güneştir, hırs ise buzdur. Akıllılık sudur, bu âlem kirdir.<br />
Dünyada hırs ve haset kükremesin diye o âlemden akıllılık, ancak sızar, sızıntı halinde gelir.<br />
2070. Gayb âleminden çok sızarsa bu dünyada ne hüner kalır, ne de ayıp.<br />
Bu bahsin sonu yoktur. Başlamış olduğun söze dön, tekrar çalgıcının, hikâyesine devam et.<br />
Çalgıcı hikâyesinin söylenmedik kısmı ve çalgıcının kurtuluşu<br />
O, öyle çalgıcıydı ki âlem, onun yüzünden neşeyle dolmuştu. Dinleyenler sesinden garip garip hayallere dalıyorlar, şaşılacak hallere<br />
düşüyorlardı.<br />
Gönül kuşu onun nağmesiyle uçmakta; canın aklı, sesine hayran olmaktaydı.<br />
Fakat zaman geçip ihtiyarlayınca evvelce doğan kuşu gibi olan canı, âcizlikten sinek avlamaya başladı.<br />
2075. Sırtı, küp sırtı gibi eğrildi, kamburlaştı. Gözlerinin üstünde kaşlar, âdeta eyer kuskununa döndü.<br />
Onun cana can katan lâtif sesi fena, iğrenç , çirkin yürek tırmalayıcı geldi.<br />
Zühere’nin bile haset ettiği o güzel sesi, kart eşeğin sesine benzedi.<br />
Zaten hangi hoş vardır ki nahoş olmamıştır Yahut hangi tavan vardır ki yıkılmamış, yere serilmemiştir.<br />
Ancak Sûr’un üfürülmesi, nefeslerinin aksinden ibaret olan yüce azizlerin sesleri, bundan müstesnadır; onların sesleri bakidir.<br />
2080. Onların gönülleri, öyle bir gönüldür ki gönüller, ondan sarhoştur. Yoklukları öyle bir yokluktur ki bizim varlıklarımız, o yokluktan<br />
varolmuşlardır.<br />
Her fikrin, her sesin kehlibarı (fikirleri ve sesleri çeken) o gönüldür. İlham, vahiy ve sır lezzeti yine o gönülden ibarettir.<br />
Çalgıcı bir hayli ihtiyarlayıp zayıflayınca kazançsızlıktan bir parçacık yufka ekmeğine bile muhtaç hale geldi.<br />
Dedi ki: “Allah’ım, bana çok ömür ve mühlet verdin, hakîr bir kişiye karşı lûtuflarda bulundun.<br />
Yetmiş yıldır isyan edip durdum. Benden bir gün bile ihsanını kesmedin.<br />
2085. Bugün kazanç yok, senin konuğunum. Çengi sana çalacağım, gayrı seninim.”<br />
Çengi omuzlayıp Allaharamağa yola düştü; ah ederek Medine Mezarlığına doğru yollandı.<br />
“Allah’dan kiriş parası isteyeceğim. Çünkü o kendisine karşı halis olan kalplere kerem ve ihsanıyla eder” dedi.<br />
Bir hayli çenk çalıp ağladı ve başını yere koydu, çengi yastık yaptı bir mezara yaslandı.<br />
Çalgıcıyı uyku bastırdı, can kuşu kafesten kurtuldu; çalgıyı da bırakıp sıçradı.<br />
<br />
2090. Sâf bir âleme, can sahrasına vararak tenden ve cihan mihnetinden kurtuldu.<br />
Canı, orada macerasını şöyle terennüm etmekteydi: Beni burada bıraksalardı.<br />
Canım bu bahçede, bu bahar çağında ne hoş bir hale gelir, bu ovanın bu gayb lâleliğinin sarhoşu olurdu.<br />
Başsız, ayaksız seferler eder, dişsiz, dudaksız şekerler yedim.<br />
Felek sakinleriyle zahmetsiz, mihnetsiz zikre, dimağsız fikre dalar, onlarla lâtifeler ederdim.<br />
2095. Gözleri kapalı olarak bir âlem görür; elsiz, avuçsuz güller, reyhanlar devşirirdim...<br />
Çalgıcı, bir su kuşuydu; bu âlem de bir bal denizi. Bu bal Eyyub Peygamber’in içtiği ve yıkandığı pınardı.<br />
Eyyub, o pınarda yıkanarak tepeden tırnağa kadar doğu nuru gibi bütün hastalıklardan arındı, pirüpak oldu.<br />
Mesnevi hacım bakımından felekler kadar bile olsa yine bu âlemin, hattâ küçük bir cüz’ünü ihata edemezdi.<br />
Halbuki çok geniş olan o yerler gök, darlıktan gönlümü paramparça etti.<br />
2100. Bu bir âlemdir ki bana rüyada göründü; açıklığıyla kolumu, kanadımı açtı.<br />
Bu âlemle bu âlemin yolu meydanda olsaydı dünyada pek az kimse, ancak bir lâhzacık kalırdı.<br />
İhtiyar çalgıcıya “Burada kalmaya tamah etme, mademki ayağından diken çıkmıştır, haydi git” diye emir gelmekte.<br />
Canı ise orada, Allah’nın rahmet ve ihsanı meydanında “Durakla, bekle” demekteydi.<br />
Hâtif’in ruyada Ömer’e “ Beytülmalden şu kadar mal al, mezarlıkta yatan o adama ver “ demesi<br />
O sırada Hak Ömer’e bir uyku verdi ki kendini uykudan alamadı.<br />
2105. “Bu mûtat bir şey değildi. Bu uyku, gayb âleminden geldi. Sebepsiz olamaz” diye taaccüpte kaldı.<br />
Başını koydu, uyudu. Rüyasında hak tarafından bir ses geldi, bu sesi ruhu duydu.<br />
O ses öyle bir sesti ki her sesin nağmenin aslıdır. Asıl ses odur, o sesten başka sesler, aksi sedadır.<br />
Türk, Kürt, Zenci, Acem, Arap bütün milletler kulağa, dudağa muhtaç olmadan bu sesi anlamışlardır.<br />
Hattâ Türk, Acem ve Zenci şöyle dursun... o sesi dağlar taşlar bile işitmiştir.<br />
2110. Her dem Allah’dan “ Elestü” sesi gelir, cevherlerle arazlar da o sesten var olmaktadırlar.<br />
Gerçi bunlardan zâhiren “Belâ” sesi gelmezse de onların yokluktan gelmeleri, var olmaları “Belâ” demeleridir.<br />
Ağacın, taşın anlayışını söyledim ya. Hemen şimdicik bunu anlatan şu hikayeyi dinle!<br />
“ Cemaat çoğaldı, vâzettiğin zaman mübarek yüzünü göremiyoruz “ diye Peygamber Sallâllahu Aleyhi vesellem için mimber yaptıkları vakit<br />
(evvelce dayanıp vâzettiği) Hannâne direğinin inlemesi ve Peygamber’le sahabenin o iniltiyi işitmeleri, Mustafa Sallâllahu Aleyhi vesselem’in o<br />
direkle açıkça sual ve cevabı<br />
Hannâne direği, Peygamberin ayrılığı yüzünden akıl sahipleri gibi ağlayıp inliyordu.<br />
Peygamber, “Ey direk, ne istiyorsun ” dedi. O da “Canım, ayrılığından kan kesildi.<br />
2115. Bana dayanıyordun, şimdi beni bıraktın. Mimberin üstüne çıktın” dedi.<br />
*Bunun üzerine Peygamber ona dedi ki: “Ey iyi ağaç, ey sırrı bahta yoldaş olan!<br />
Söyle ne istersin Dilersen seni yemişlerle dolu bir hurma fidanı yapayım ki doğudakiler de, batıdakiler de senin hurmanı yesinler.<br />
Yahut Tanrı, seni o âlemde bir servi yapsın da ebediyen terü taze kal” dedi.<br />
Hannâne “Daim ve baki olanı isterim” dedi. Ey gafil, dinle de bir ağaçtan aşağı kalma!<br />
Peygamber, kıyamet günü insanlar gibi dirilmesi için o ağacı yere gömdü.<br />
2120. Bunu duy da bil ki Tanrı, kimi kendisine davet ettiyse o kimse bütün dünya işlerinden vazgeçmiştir.<br />
Kim, Allah’dan tevfika mazhar olursa o âleme yol bulmuş, dünya işinden çıkmıştır.<br />
Bir kimsenin Allahsırlarından nasibi olmazsa cemadın inlemesini nasıl tasdik eder<br />
Evet, der ama yürekten değil. Kendisine münafık demesinler diye tasdik edenlere uyar, zâhiren tasdik eder.<br />
Eğer cemadat Allah’nın “Kün-ol” emrine vakıf olmasalar ( ve bu emri duyup, bu emre uyup, varlık âlemine gelmemiş bulunsalardı) bu söz<br />
âlemde o vakit reddedilirdi.<br />
2125. Yüz binlerce taklit ve istidlâl ehlini, pek cüzi bir vehim, şüpheye düşürür.<br />
Çünkü taklitleri de istidlâlleri de, hattâ bütün kolları, kanatları da zanla kaimdir.<br />
O aşağılık Şeytan, bir şüphe meydana getirir. Bütün bu körler tepe takla düşerler.<br />
İstidlâlcilerin ayakları tahtadır. Tahta ayaksa pek kudretsiz pek karasızdır.<br />
<br />
Sebatiyle dağları bile hayran eden ve basiret sahibi olan zamanın kutbu ise böyle değildir. (İstidlâle değer vermez).<br />
2130. Çakıl üstüne baş aşağı düşmemek için körün ayağı sopadır sopa.<br />
Askerin, yani din ehlinin üstünlüğüne sebep olan o binici kimdir! Gören padişah!<br />
Her ne kadar körler sopa ile yol görmüşlerdir ama yine gözlükler sayesinde.<br />
Dünyada gözlükler ve padişahlar olamasaydı bütün körler ölürlerdi.<br />
Körlerin elinden ne ekmek gelir, ne biçmek gelir, ne alışveriş gelir, ne de kâr ve kazanç.<br />
2135. Allahonlara merhamet ve inayet kılmasaydı onların istidlâl değnekleri hemencecik kırılırdı.<br />
Bu sopa nedir Kıyaslar, deliller. O sopayı onlara kim verdi Gören Allah!<br />
Sopa, mademki savaş ve kavga âletidir; ey kör, o sopayı kır, paramparça et!<br />
O size sopa verdi de öyle meydana çıktınız. Sonra da kızgınlıkla o sopayı yine ona vurdunuz.<br />
Ey körler güruhu! Ne iştesiniz, ne yapıyorsunuz Aranıza bir gören kişi alın!<br />
2140. Sen de sana sopa verenin eteğini tut. Bak bir kere Âdem Peygamber istidlâl ve isyan yüzünden neler çekti<br />
Mûsâ ve Muhammed’in mucizelerine dikkat et. Sopa nasıl yılan şekline girdi, direk nasıl irfan sahibi oldu<br />
Sopa yılan şekline girdi, direkten de inilti duyuldu. Bu mucizeleri, dini izhar için günde beş kere ilân ederler.<br />
Bu din lezzeti eğer akla aykırı olmasaydı bunca mucizeye hacet var mıydı<br />
Akıl akla uygun olan her şeyi; mucizesiz, keşmekeşsiz kabul eder.<br />
2145. Bu bâkir yolu, akla aykırı (akıl hududundan hariç, kıyas ve istidlâle sığmaz) gör ve bu görüş, her devlet sahibine makbuldür; buna da<br />
dikkat et.<br />
Şeytanlarla canavarlar, nasıl insan korkusundan ve hasetlerinden ürküp adalara, ıssız yerlere kaçtılarsa,<br />
Münkirler de Peygamberlerin mucizelerinden korkup başlarını otların içlerine sokmuşlar.<br />
Bu suretle müslümanlık ediyle anılarak yaşamak, kim olduklarını, ne inanışta bulunduklarını sana bildirmemek istemişlerdir.<br />
Kalpazanlar, kalp paraya nasıl gümüş sürerler ve üstüne padişahın adını kazırlarsa,<br />
2150. Onları sözlerinin dış yüzü de tevhit ve şeriattir; fakat iç yüzü, ekmekteki delice tohumuna benzer.<br />
Felsefecinin, dini inkâra, yahut din ehliyle mübahaseye kudreti yoktur. Böyle bir şeye girişirse Hak din, onu mahveder.<br />
Onun eli, ayağı cansızdır. Canı ne derse ikisi de fermanına uyar, dediğini yapar.<br />
Felsefeciler, dilleriyle cansız şeylerin hareketini, seslenmesini inkâr ederlerse de elleriyle ayakları, bunun imkânına şehadet edip durur.<br />
Peygamber Aleyhisselâm’ın mucizesi, Ebucehil Aleyhillâne’nin elinde taş parçalarının dile gelerek<br />
Muhammed Sallâllahu Aleyhi Vesellem’in doğruluğuna şehadet etmeleri<br />
Ebucehl’in elinde taş parçaları vardı. Dedi ki: “Ey Ahmed, şu avucumdaki nedir Çabuk söyle!<br />
2155. Mademki göklerin sırlarına vâkıfsın, peygambersen avucumda ne saklı ”<br />
Peygamber “Onlar nedir, ben mi söyleyeyim; yoksa onlar mı doğru olduğumuzu söylesin, bizi tasdik etsinler; hangisini istersin Dedi.<br />
Ebucehil “Bu ikincisi daha garip” deyince Peygamber dedi ki: “Evet, Allahondan daha ilerisine de kadirdir.”<br />
Derhal Ebucehl’in avucundaki taşların her biri, şahadet getirmeye başladı.<br />
“İbadete layık hiçbir şey yoktur, ancak Tek Allah’ya tapılır” dedi ve “Muhammed, Allahelçisidir” incisini deldi.<br />
2160. Ebucehil, taşlardan bu sözü işitince hiddetle taşları yere vurdu.<br />
Çalgıcı hikâyesinin sonu ve Emirülmüminîn Ömer’in –Allahondan razı olsun<br />
kendisine Hatifin söylediğini alıp ulaştırması<br />
Bunu bırak da yine çalgıcının hikâyesine kulak ver. Çalgıcı, beklemekten bunalınca.<br />
Ömer’e yine ses geldi! “Ey Ömer, kulumuzu ihtiyaçtan kurtar!<br />
Has, muhterem bir kulumuz var; mezarlığa kadar gitmek zahmetini ihtiyar et.<br />
Ey Ömer, kalk. Beytülmâlden yedi yüz dinar al, hepsini onun avucuna say!<br />
2165. O parayı huzuruna götürüp “O parayı huzuruna götürüp “Ey makbulümüz olan! Şimdilik bu kadarcığı al ve bizi mazur gör.<br />
Bu kadarcık para sana ancak ibrişim (kirşi) parasıdır. Harcet, bitince yine buraya gel” de.<br />
Bunun üzerine Ömer, sesin heybetinden sıçrayıp kalkarak bu hizmet için belini bağladı.<br />
Koltuğu altında para kesesi olduğu halde koşarak çalgıcıyı arayıp taramak için mezarlığa yüz tuttu.<br />
Mezarlığın etrafını bir hayli döndü, dolaştı; orada o ihtiyardan başka kimseyi göremedi.<br />
<br />
2170. “Bu olmasa gerek” deyip bir kere daha koştu. Nihayet yoruldu, fakat yine o ihtiyardan başkasını göremedi.<br />
Kendi kendisine “Hak, bana dedi ki: bizim sâf, makbul ve mübarek kulumuz var;<br />
İhtiyar bir çalgıcı, nasıl olur da Allahhaslarından olur Ey gizli sır, ne hoşsun sen, hoş ve garip!”<br />
Ava çıkan aslanın dönüp dolaşması gibi bir kere daha mezarlık etrafını dolaştı.<br />
Orada o ihtiyardan başka kimsenin olmadığını iyice anlayınca “ karanlıklar içinde parlak gönüller çoktur” dedi.<br />
2175. Gelip edebe fazlasıyla riayet ederek oraya oturdu. Bu sırada Ömer aksırdı, ihtiyar uyanıp sıçradı.<br />
Ömer’i görünce şaşırdı, kaldı. Gitmek istedi, fakat titremeğe başladı.<br />
İçinden dedi ki: “Yarabbi senin elinden elemân! Şimdi de çalgıcı ihtiyarcağıza<br />
muhtesip geldi, çattı.”<br />
Ömer, o ihtiyarın yüzüne bakıp da onu utanmış çehresini sararmış görünce,<br />
“Benden korkma, ürkme; çünkü sana Hak’tan müjdeler getirdim.<br />
2180. Tanrı, senin huylarını o derece methetti ki nihayet Ömer’i, senin cemaline âşık etti.<br />
Otur şöyle önüme; uzaklaşmağa kalkışma. Kulağına devlet ve ikbal âleminden bazı sırlar söyleyeyim.<br />
Allahsana selâm söylüyor; halini, hatırını soruyor. Hadsiz hesapsız zahmetlerden, kederlerden, ne haldesin Buyuruyor.<br />
Şimdilik şu birkaç dinarı ibrişim parası olarak al, harca da bitince yine buraya gel!<br />
İhtiyâr, bunu işitince kendini yerden yere vurup ellerini ısırmağa, elbisesini yırtmaya başladı.<br />
2185. “Ey naziri olmayan Allah! Ziyade utancından zavallı ihtiyar su kesildi” diye bağırmağa koyuldu.<br />
Bir hayli ağlayıp eleme düştü. Nihayet çengi yere çalıp parça parça etti.<br />
Dedi ki: “Ey benimle Rabbimin arasında perde olan, ey beni ana yoldan azdırıp sapıtan!<br />
Ey yetmiş yıldır kanımı emen, kemal sahibine karşı yüzümü kara eden!<br />
İhsan ve vefa sahibi Tanrı, cefalarla, suçlarla, geçen ömrüme sen acı!<br />
2190. Allahbana öyle bir ömür verdi ki o ömrün bir gününün kıymetini bile cihanda kimse bilemez.<br />
Bense bütün o ömrü, her nefeste zir ve bem perdelerine harç ederek yele verdim.<br />
Ah! Arap ve Acem tarzını anmaktan, Irak perdesiyle meşgul olmaktan acı ayrılık zamanı hatırımdan çıktı.<br />
Eyvallah olsun ki Kûçek makamının tazeliği yüzünden gönlümün ekini kurudu, gönlüm öldü.<br />
2195. Eyvahlar olsun bu yirmi dört makamın sesinden ki kervan geçti, gündüz de bitti!<br />
Ey, Tanrı, bu feryat edenin elinden feryat! Hiç kimseden değil, bu medet isteyen medet! Şikâyetim en çok kendimden...<br />
Kimseden medet yok. Yalnız ve ancak bana, benden yakın olandan medet var.<br />
Çünkü bana bu varlık, her an ondan gelmekte... Varlığım mahvolunca da ancak onu görürüm, başkasını değil.”<br />
Birisi sana para verse, altın saysa sen ona bakarsın, kendine değil; bu da ona benzer.<br />
Ömer’in –Allahondan razı olsun- ihtiyar çalgıcının nazarını varlık âlemi olan istiğrak âlemine çevirmesi<br />
Bunun üzerine Ömer, çalgıcıya dedi ki: “Senin bu ağlaman, aklının başında olduğuna delâlet eder.<br />
2200. Yok olanın yolu, başka yoldur; çünkü aklı başında olmak da başka bir günahtır.<br />
Aklı başında oluş, geçmişleri hatırlamaktan ileri gelir. Geçmişin de Allah’ya perdedir,geleceğin de.<br />
Her ikisini de ateşe vur. Bu ikisi yüzünden ne vakte kadar ney gibi boğum boğum olacaksın<br />
Neyde boğum bulundukça sırdaş değildir; dudağın, sesin mahremi olamaz.<br />
Sen, kendi tarafından tavaf edip durdukça nasıl tavafta olursun, kendinde oldukça nasıl olur da Kâbeye gelmiş sayılırsın<br />
2205. Haberlerin haber vericiden bihaberdir; tövben günahından beterdir.<br />
Ey geçen hallerden tövbe etmek isteyen! Bu tövbe etmekten ne vakit tövbe edeceksin, söyle! Gâh zir nağmesini kıble edinirsin; gâh ağlayıp<br />
inlemeyi öper durursun.”<br />
Faruk, sırlara ayna olunca ihtiyar çalgıcının canı da cisminde uyandı.<br />
Artık can gibi, ağlamadan gülmeden kurtuldu. Canı gitti, bambaşka bir canla dirildi.<br />
2210. O zaman gönlüne öyle bir hayret geldi ki yerden de dışarda kaldı, gökten de ( bütün âlemi unuttu).<br />
Ona arayıp tarama hududu ardında öyle bir arayıcılık düştü ki ben bilmiyorum; sen biliyorsan söyle!<br />
Halden de öte, kaalden de ileri şöyle bir hale, öyle bir kaale erişti; ululuk sahibi Allah’nın cemaline dalıp kaldı.<br />
Ama tek bir kurtuluş imkânı bulunsun... Yahut denizden başka onu bir tanıyan, gören olsun... Hayır bu çeşit dalış değil.<br />
Bu sözler, her an zuhura gelmeseydi, durmadan zuhur ediş, bu sözlerin söylenmesine sebep olmasaydı aklı cüzi, külle ait sözler söylemezdi.<br />
2215. Fakat birbiri ardınca durmadan zuhur ettikçe zuhur ediyor. Bundan dolayı da denizin dalgaları buraya gelip durmakta.<br />
<br />
İhtiyar çalgıcının hikâyesi buraya varınca ihtiyarda yüzünü perde arkasına çekti, ahvali de.<br />
İhtiyar, eteğini dedikodudan silkti; ona ait bizim ağzımızda ancak yarım bir söz kaldı.<br />
Bu ayşü işreti düzüp koşma uğrunda yüz binlerce can feda edilse değer.<br />
Can ormanındaki avcılıkta doğan ol; cihanın güneşi gidip canla oyna!<br />
2220. Yüce güneş, can vere gelmiştir; her nefeste boşaldıkça (nurla ) doldururlar.<br />
Ey mânevi güneş, can ver de eski cihana yenilik göster.<br />
İnsanın vücuduna akıl ve ruh, gayb âleminden akar su gibi gelmekte.<br />
Her Pazar yerinde “ Yarabbi, muhtaçları doyuranların her birerine verdiklerine karşılık mükâfat<br />
ihsan eyle. Yarabbi, vermeyip saklayanların mallarını da telef et, onları zararlandır” diye dua eden iki meleğin dualarını tefsir ve o verici<br />
kişinin Allahyolunda mücahit olduğu, heva ve heves yolunda müsrif olmadığı<br />
Peygamber dedi ki: “Öğüt vermek üzere iki melek hoş bir surette nida ederler:<br />
Ey Tanrı, muhtaçlara ihtiyaçları olan şeyi verenleri doyur, verdikleri her dirheme karşılık yüz bin ihsan et!<br />
2225. Yarabbi, malını esirgeyenlere de ziyan içinde ziyandan başka bir şey verme!”<br />
Fakat nice esirgemeler vardır ki vermeden iyidir. Allahmalını Allah’nın buyurduğu yerden gayriye verme,<br />
Ki hadde hesaba sığmaz hazine elde edesin ve bu suretle kâfirlere, küfranı nimet edenlere katılmayasın.<br />
Kâfirler; kılıçları, Mustafa’ya üstün olsun diye develer kurban edenlerdi.<br />
Allahemrini, Allah’ya ulaşmış birisinden sor, öğren. Her gönül, Allahemrini anlayamaz.<br />
2230. (Yersiz ihsan), âsi bir kölenin, gûya adalet ediyorum, ihsanda<br />
bulunuyorum diye padişahın malını âsilere dağıtmasına benzer.<br />
Kur’an’da “onların bütün ihsanları hasretten ibarettir” diye gaflet ehlini korkutan bir âyet vardır.<br />
Şu âsinin adlü ihsanı, onu padişahtan daha ziyade uzaklaştırır, gözden düşürür ve ancak yüzünü kara eder.<br />
Mekke ulularının Peygamberle harp ederken kurban kesmeleri de , Allahtarafından kabul edilir ümidiyleydi.<br />
İşte bunun için mümin tevfika mazhar olamamak korkusundan daima namazda “İhdinas sıratal mustakim” der.<br />
2235. O para veriş cömert kişiye lâyıktır. Can vermekse esasen âşıkın vergisidir.<br />
Hak uğruna ekmek verirsen sana ekmek verirler; Hak uğruna can verirsen sana da can bahşederler.<br />
Şu çınarın yaprakları dökülürse Tanrı, ona yapraksızlık azığı bağışlar.<br />
Dağıtmaktan dolayı elinde mal kalmazsa Allah’nın inayeti, seni hiç ayaklar altında çiğnetir mi<br />
Bir adam ekin ekince ambarı boşalır ama bu işin iyiliği, tarlada belli olur.<br />
2240. Fakat tohumu ambara kor, biriktirirse zaman geçtikçe bitler, fareler, o tohumu yiyip bitirirler.<br />
Bu cihan tamamiyle fânidir; aradığını sebatlı, kararlı âlemde ara! Sûretin sıfırdan ibarettir; dilediğini mâna âleminde dile!<br />
Acı ve tuzlu canı kılıç önüne koy, feda et de tatlı bir deniz gibi olan canı al!<br />
Eğer bu kapıdan bunu almaya kudretin yoksa bari şu hikâyeyi dinle!<br />
Zamanında Kerem ve ihsanda Hatemi Tai’yi geçen ve nazirî bulunmayan Halifenin hikâyesi<br />
Eski zamanda bir halife vardı ki, Hâtem’i cömertliğine köle etmişti.<br />
2245. İhsan ve adalet bayrağını yüceltmiş, dünyadan yoksulluk ve ihtiyacı kaldırmıştı.<br />
Deniz ve inci, onun vergisine nispetle ehemmiyetsiz bir hale gelmiş lûtuf ve ihsan Kaf’tan Kaf’a yayılmıştı.<br />
O padişah, topraktan ibaret olan şu yeryüzünde bulut ve yağmurdu. İn’am ve ihsan sahibi Allah’nın vericiliğine mazhardı.<br />
Deniz ve maden, onun ihsanına karşı zelzeleye düşmüş, onun cömertliğine doğru kafile kafile gelip duruyordu.<br />
Kapısı, hacet kıblesiydi. Şöhreti, cömertlikle bütün âleme yayılmıştı.<br />
2250. Onun vergisinden, onun cömertliğinden Acem de şaşırmıştı,Rum da. Türk de hayrete dalmıştı, Arap da.<br />
Hayat suyu, kerem deniziydi. Onun yüzünden Arap da dirilmişti. Acem de!<br />
Yoksul Arap bedevisinin hikâyesi ve yoksulluk yüzünden karısıyla arasında geçen şey<br />
<br />
Bir gece bir bedevi karısı, dedikoduyu hadden aşırarak kocasına dedi ki:<br />
“Bütün bu yoksulluğu, bu cefayı biz çekmekteyiz. Âlemin ömrü hoşlukla geçiyor. Sade biz kötü bir haldeyiz.<br />
Ekmeğimiz yok, katığımız dert ve haset... Testimiz yok suyumuz gözyaşı.<br />
2255. Gündüzün elbisemiz güneşin ziyası... Geceleyin döşek ve yorganımız ay ışığı.<br />
Açlığımızdan değil mi ayı, okkalık ekmek sanıp elimizle gökyüzüne saldırıyoruz.<br />
Yoksullar bizim yoksulluğumuzdan ve gece gündüz yiyecek düşünmemizden arlanıyorlar.<br />
Sâmirî’nin halktan kaçtığı gibi akraba, yabancı... herkes, bizden kaçıyor.<br />
Birisinden bir avuç mercimek isteyecek olsak bize “Sus, geber, babalar çıkarasıca!” diyor.<br />
2260. Arabın iftiharı, savaş ve ihsandır. Sence Arap içinde yazıda kazınıp yok edilecek bir yanlışa benziyorsun.<br />
Ne savaşı Zaten biz savaşsız öldürülmüş, bitmişiz; yoksulluk kılıcıyla başımız uçurulmuş, gitmiş!<br />
İhsan nerede Yoksulluğun etrafında dönüp dolaşarak ağ örmekte, havada uçan sineğin damarını sokup kanını emmekteyiz.<br />
Hele bize misafir gelsin... Geceleyin uyuyunca elbisesini soymazsam ben de adam değilim!<br />
Muhtaç ve müştak müritlerin yalancı, düzenci dâvacılara aldanmaları ve onları Hakk’a ulaşmış, yüce şeyh sanmaları, veresiyeyi peşinden,<br />
hileyle yapılmış çiçeği hakikî, bitmiş ve yeşermiş çiçekten farketmemeleri<br />
Bundan dolayı bilenler, hikmetle dediler ki: ihsan ve kerem sahiplerine konuk olmak gerek.<br />
2265. Halbuki sen, öyle birisinin müridisin ki hasisliği yüzünden kendisi galip değil, seni nasıl galip edecek<br />
Sana nur vermesi şöyle dursun... bilâkis kapkara bir hale koyar.<br />
Kendisinin nuru yok, onunla görüşüp konuşanlar nereden nurlanacak<br />
Bu çeşit şeyh, gözü akan ve görmeyen kişiye benzer. Gözüne ilâç çeker ama zararlı ilâçtan başka bir şey çekemez ki.<br />
Yoksulluk ve meşakkatta bizim halimiz de böyledir. Bize aldanıp da hiçbir konuk gelmez.<br />
2270. On yıllık kıtlığı mücessem olarak görmedinse gözünü aç da bize bak!<br />
Görünüşümüz dâvacı adamların içi gibi gönlü kapkara, fakat dili şâşaalı!<br />
Allah’dan onda ne bir koku var, ne bir eser. Fakat dâvası Şit’ten de ileri, Âdem’den de!<br />
Hattâ ona, Şeytan bile kendisini göstermez. Böyle olduğu halde o “Biz Abdallardanız, hattâ daha ileriyiz “ der durur.<br />
Kendisini adam sansınlar diye dervişlerin bir hayli sözünü çalmış çırpmıştır.<br />
2275. Söz söylerken lâfı Bayezid’den ziyade inceler, onu bile kusurlu bulur. Halbuki onun içyüzünden Yezid arlanır.<br />
Gökyüzünün ekmeğinden, sofrasından nasipsizdir. Hak, önüne bir kemik bile atmamıştır.<br />
O ise “Sofrayı yaydım, Hakk’ın vekiliyim, halife oğluyum” diye bağırıp durmaktadır.<br />
“ Ey aşağılık sâf kişiler, gelin... gelin de ihsan keremimin sofrasından, kimse mâni olmaksızın yeyin” demektir.<br />
Onlar da onun başına toplanırlar. Nimet ve ihsan istedikçe yalancı şeyh “ Yarın” der. Fakat bir türlü o yarın gelip çatmaz.<br />
2280. Âdemoğlunun, az çok sırrı meydana çıkabilmek için uzun zamanlar lâzımdır.<br />
Tek duvarın altında define mi var, yoksa yılan karınca ejderha yuvası mı<br />
O yalancı şeyhin hiçbir şey olmadığı meydana çıkıncaya kadar tâlibin de ömrü tükenmiş olur: artık anlamanın ne faydası var<br />
Bazen bir mürit, dâvacı ve yalancı bir şeyhe adamdır diye sadkatle inanır, itikat eder. Bu itikat yüzünden öyle bir makama erişir ki şeyhi, o<br />
makamı ruyada bile görmemiştir. Bu suretle müride su ve ateş bile zarar vermez. Halbuki şeyhe zararlıdır. Fakat bu. nadirdir<br />
Fakat nadir olarak tâlibin itikadındaki parlaklık yüzünden şeyhin yalanı tâlibe faydalı olur.<br />
Şeyhi, can sanır, ceset çıkar ama tâlip, kendi iyi niyeti yüzünden öyle bir makama erişir ki...<br />
2285. Hali, tıpkı gece ortasında kıble arayana benzer. Kıble bulunmasa bile namazı caizdir.<br />
Dâvacı ve yalancı şeyhin can kıtlığı gizlidir. Fakat bizdeki ekmek kıtlığı meydanda.<br />
Niçin bunu, dâvacı şeyh gibi gizleyelim Neden fayda olmadığı halde utanıp arlanarak can çekişelim ”<br />
Bedevinin, karısına sabretmesini buyurması ve ona sabır ve yoksulluğun faziletini söylemesi<br />
<br />
Kocası dedi ki: “Daha ne vakte kadar gelir ve mahsul arayıp duracaksın; zaten ömrümüzden ne kaldı ki Çoğu geçip gitti.<br />
Akıllı kişi, artığa, eksiğe bakmaz; çünkü ikisi de sel gibi geçer.<br />
2290. Sel ister sâf olsun, ister bulanık... Mademki baki değildir, ondan bahsetme<br />
Bu âlemde binlerce canlı, sıkıntısız, hoş bir halde yaşamakta, geçinip gitmektedir.<br />
Üveyk kuşu, geceki rızkı henüz meydanda olmadığı halde ağaçta Tanrıya şükreder.<br />
Bülbül “Ey duaya icabet eden Tanrı, rızık hususunda itimadımız sana” diye Tanrıya hamdeyler.<br />
Doğan, rızkını padişahın elinden umduğundan bütün pis şeylerden ümidini kesmiştir.<br />
2295. Böylece sivrisinekten tut da file kadar bütün mahlûkat Allahailesidir; Hak da ne güzel aile reisi.<br />
Gönlümüzdeki bütün bu gamlar, heva ve hevesimizin, varlığımızın tozundan, dumanından meydana gelir.<br />
Bu kökümüzü söken gamlar, ömrümüzün orağına benzer. Bu böyle oldu kuruntuları da vesveselerimizdir.<br />
Bil ki her hastalık ölümden bir parçadır. Çaresi varsa, ölümün bir cüz’ünü kendinden kov!<br />
Ölümün bir cüz’ünden bile kaçamadığın halde onun hepsini başından aşağıya dökecekler, bunu iyice bil!<br />
2300. Ölümün cüz’ü olan hastalık sana taht geliyorsa bil ki Allahküllü, yani ölümü de sana tatlılaştırır.<br />
Hastalıklar, ölümden elçi olarak gelmektedir; ey boşboğaz, ölümün elçisinden yüz çevirme!<br />
Tatlı yaşayan, sonunda acı öldü. Ten kaydında olan canını kurtaramadı.<br />
Koyunları kırdan sürer getirirler; hangisi daha besli ise onu keserler.<br />
Gece geçti, sabah oldu. Sen ne vakte kadar bu altın masalını yeni baştan söyleyip duracaksın<br />
2305. Gençken daha kanaatliydin; şimdi altın istiyorsun, halbuki sen önceden altındın.<br />
Üzümlerle dolu bir asmaydın; nasıl oldu da kesada uğradın; üzümün tam olacakken bozulup gittin<br />
Meyvanın günden güne daha tatlı olması lâzım.İp eğirenler gibi gerisin geriye gitmenin lüzumu yok!<br />
Sen bizim eşimizsin; işlerin başarılması için eşlerin aynı huyda olmaları lâzımdır.<br />
Eşlerin birbirine benzemesi lâzım. Ayakkabı ve mestin çiftlerine bir bak!<br />
2310. Ayakkabının bir teki ayağa biraz dar gelirse ikisi de işine yaramaz.<br />
Kapı kanadının biri küçük, diğeri büyük olur mu Ormandaki aslana kurdun çift olduğunu hiç gördün mü<br />
Bir gözü bomboş, öbürü tıka basa dolu olsa hurç, devenin üstünde doğru duramaz.<br />
Ben sağlam bir yürekle kanaat yolunda gidiyorum; sen neye kınama yolunu tutuyorsun ”<br />
Bedevi karısının, kocasına “ Lime tekulûne mâ lâ tef’alûn denmiştir.Haddinden fazla söz söyleme. Bu sözler doğru olmakla beraber bu<br />
tevekkül makamı, senin makamın değildir. Makamından ve işinden yukarı söz söylemek, sana ziyan verir. “ Kebüre makten indallah “ hükmü<br />
zuhur eder, diye nasihat vermesi<br />
Kanaatkâr adam ihlâsla, yüreği yanarak sabaha kadar karısına bu yolda sözler söyledi.<br />
2315. Kadın ona haykırdı: “Ey namustan gayri bir şeyi olmayan, artık bundan fazla senin afsununu istemem.<br />
Yürü git. Gayri bu davadan bahsetme; kibir ve azamete dair saçma sapan şeyler söyleyip durma!<br />
Ne vakte kadar bu tumturaklı sözler, bu işler güçler Kendi halini, kendi işini gör de utan!<br />
Kibir çirkindir ama dilencilerden olursa daha çirkin. Soğuk gün ortalık kar... Bir de elbise ıslak olursa...<br />
Ey örümcek ağı gibi evi olan! Ne vakte kadar dava, çalım; Ne vakte kadar kibir, azamet!<br />
2320. Sen kanaatten ne vakit canını nurlandırdın ki Kanaatten ancak bir ad öğrendin.<br />
Peygamber “Kanaat nedir Hazinedir” dedi. Sen hazineyi mihnet ve<br />
meşakkatten ayırt edemiyorsun.<br />
Bu kanaat daimî bir hazineden başka bir hazineden başka bir şey değildir. Ey gönüle gam ve elem veren artık beyhude sözlere dalma!<br />
Yürü bana “Eşim” deme, az koltukla. Ben insafın eşiyim, hilenin değil.<br />
Neden padişahtan, beyden dem urup durmaktasın Yoksulluktan havada sivrisineği bile avlamaktasın.<br />
2325. Bir kemik parçası için köpeklerle dalaşmakta, içi boş ney gibi inleyip durmaktasın.<br />
Bana öyle horlukla kötü kötü bakma ki damarlarının içinde dolaşan sırları söylemeyeyim.<br />
Kendi aklını benden fazla görüyorsun; Ya şu az akıllı olan beni nasıl gördün ( Büsbütün aşağı değil mi )<br />
Çirkin kurt gibi üstümüze atlama. Senin gibi insanı utandıracak akla sahip olmaktansa akılsızlık daha iyi!<br />
Aklın, insanlara ayak kösteği olunca o akıl, akıl değildir, yılan ve akreptir.<br />
2330. Senin hile ve zulmünün hasmı Allah olsun; hile elin bize uzanmasın!<br />
Ne şaşılacak şey ki sen hem yılansın, hem afsuncu... Ey Arap, sen yılansın, hem de çirkin yılan!<br />
Eğer karga kendi çirkinliğini anlasaydı, derdinden kar gibi erirdi.<br />
<br />
Afsuncu düşman gibi, yılana afsun okur, yılan da onu afsunlar.<br />
Yılanın afsunu, yılancıya tuzak olmasaydı yılanın afsununa aldanır, onunla meşgul olur muydu<br />
2335. Afsuncu, kazanç hırsına düşünce yılanın kendisini afsunladığını anlamaz.<br />
Yılan “ Ey afsuncu, kendine gel. Kendi hünerini gördün, bir de benim afsunumu gör!<br />
Sen beni Hak’kın adıyla afsunladın, bu suretle de beni halka rüsvay etmek istedin.<br />
Beni Hak’kın adı bağladı, senin tedbirin değil. Hakk’ın adını tuzak yaptın, yazıklar olsun sana!<br />
Senden benim hakkımı Tanrının adı alacak. Ben canımı da Allahadına ısmarladım, tenimi de.<br />
2340. Allahadı, beni yaraladığın için ya can damarını koparsın, yahut seni de benim gibi mahsup etsin!” der.<br />
Kadın bu yolda sert sözlerle genç kocasına tomarlar okudu.<br />
Erkeğin, karısına “ Yoksullara hor bakma, Allah’nın işine noksan isnadetme, kendi yoksulluğunla vehimlenip hayallenerek yoksulu ve<br />
yoksulluğu kınama “ diye nasihat etmesi<br />
Bedevi dedi ki: “ Ey kadın, sen kadın mısın, yoksa hüzün ve keder atası mı Yoksulluk, benim için iftihar edilecek bir şeydir; başıma kakma!<br />
Mal ve para başta külâh gibidir. Külâha sığınan, keldir.<br />
Kıvırcık ve güzel saçları olan kişiye gelince: külâhı giderse ona daha hoş gelir.<br />
2345. Allaheri göz gibidir. Gözün kapalı olmaktansa, açık olması daha iyidir.<br />
Esirci, esiri satarken ayıp örten elbiseyi soyar.<br />
Esirin bir kusuru olursa hiç onu soyar mı Soyması şöyle dursun, bir hile ile ne yapıp yapar, onu elbiseyle gösterir.<br />
“Bu; iyiden, kötüden, olur olmaz şeyden utanır. Soyarsam utanıp senden ürker” der.<br />
Zengin, kulağına kadar ayıp içine dalmıştır: fakat malı vardır ve mal ayıbını örter.<br />
2350. Tamahkâr tamahı yüzünden zengin ayıbını görmez. Tamahkâr bütün gönülleri kaplar.<br />
Yoksul, halis altın gibi sevilse yine kumaşı, dükkâna yol bulmaz, sözünü kimse dinlemez.<br />
Yoksulluk, senin anlayacağın şey değildir; yoksulluğa hor bakma;<br />
Çünkü yoksulların, mülkten, maldan öte ululuk sahibi Allah’dan pek büyük bir rızıkları vardır.<br />
Ulu Allahâdildir; âdiller, nasıl olur da çaresiz biçarelere zulmederler<br />
2355. Birisine nimet, mal, matrah verip öbürünü yansın diye ateşe atarlar mı<br />
Böyle bir iş, Allah’dan, iki cihanı yaratan umulur mu<br />
“Elfakru Fahri” hadîsi, saçma ve asılsız bir söz mü; bu sözde binlerce yücelik, binlerce naz ve nimet gizli değil mi<br />
Hiddetle bana lâkaplar taktın; ben sevgilimin dostuyum, onu elde ederim. Halbuki sen bir yalancı, afsuncusun dedi.<br />
Yılan tutsam bile dişini söker, bu suretle onu başı ezilmekten kurtarırım.<br />
2360. Çünkü o diş, onun can düşmanıdır; ben, düşmanı da bu suretle kendime dost ederim.<br />
Ben asla tamahtan afsun okumam. Ben bu tamahı baş aşağı etmişimdir.<br />
Allahgöstermesin... Benim halka karşı tamahım yok. Gönlümde kanaatten bir âlem var. Sen armut ağacı tepesinden böyle görüyorsun.<br />
Aşağı in de sende o şüphe kalmasın.<br />
Biraz dönersen başın dönmeğe başlar; evi dönüyor görürsün... Halbuki dönen sensin!<br />
Herkesin hareketi, görüşü, bulunduğu makama göredir. Herkes, âleme kendi görüş dairesinden bakar. Mavi cam, güneşi mavi gösterir; kızıl<br />
cam kızıl. Camların rengi olmazsa beyaz olurlar. Beyaz cam, öbür camların hepsinden daha doğru gösterir, hepsinin de başı, imamı odur.<br />
2365. Ebucehil, Ahmed’i görüp “Beni Hâşim’den çirkin bir çehre zuhur etti” dedi.<br />
Ahmet ona dedi ki: “ Haddini tecavüz ettinse de doğru söyledin.”<br />
Sıddîk görüp “Ey güneş! Ne doğudasın, ne batıdan. Lâtif bir surette parla, âlemi nurlandır” dedi.<br />
Ahmet dedi ki: “Ey aziz, ey değersiz dünyadan kurtulan! Doğru söyledin.”<br />
Orada bulunanlar “ Ey halkın ulusu, ikisi birbirine zıt söz söyledi, sen ikisine de doğru söyledin, dedin... “Neden ” diye sordular.<br />
2370. Peygamber “Ben Allaheliyle cilâlanmış bir aynayım. Türk, Hintli nasılsalar, bende o sûreti görürler” dedi.<br />
Kadın! Eğer beni tamahkâr görüyorsan bu kadınca arayıştan yüksel!<br />
<br />
Kanaate dair söz söylemek, tamaha benzer ama hakikatte rahmettir. O nimetin bulunduğu yerde tamah ne gezer<br />
Sen de bir iki günceğiz yoksulluğu sına da yoksulluktaki iki misli zenginliği gör.<br />
Yoksulluğa sabret, bu gamı, gussayı bırak. Çünkü ululuk sahibi Allah’nın yüceliği yoksulluktur.<br />
2375. Sirke satmada kanaat yüzünden bal denizine gark olmuş binlerce can gör.<br />
Yoksulluk acılığı çeken yüz binlerce cana bak... Gül gibi gülbeşekere karışmış, o lezzetle lezzetlenmişler.<br />
Ah yazık; sende kavrayacak kabiliyet olsaydı da, canımdan gönül şem’ası zuhur etseydi!<br />
Bu söz can memesinde süttür. Emen olmadıkça güzelce akmıyor.<br />
Dinleyen susuz ve arayıcı olursa vâzeden ölü bile olsa söyler.<br />
2380. Dinleyen yeni gelmiş ve usanmamış olursa dilsiz bile sözde bülbül kesilir.<br />
Kapımdan içeri namahrem girince harem halkı, perde arkasına girer, gizlenir.<br />
Zararsız ve mahrem birisi gelince de o kendilerini gizleyen mahremler, yüzlerindeki peçeleri açarlar.<br />
Bütün güzel, hoş ve yaraşan şeyler, gören göz için yapılır.<br />
Çengin zir ve bem nağmeleri, nasıl olurda sağır kulak için terennüm edilir<br />
2385. Tanrı, miski beyhude yere güzel kokulu yapmadı Koku duyan için yarattı; koku almayan için değil.<br />
Hak, yeri, göğü yaratmış, aralarında da bir çok nur ve nâr yüceltmiştir.<br />
Bu yeri yerdekiler için yaratmış, göğü de göktekilerin yurdu yapmıştır.<br />
Aşağılık kişi yükseğin düşmanıdır. Her şeyin müşterisi meydana çıkar.<br />
Ey kapalı örtünüp bürünmüş kadın, sen hiç kör için süslendin mi<br />
2390. Dünyayı en değerli incilerle doldursan nasibin yoksa ne yapayım<br />
Ey kadın, kavgayı, darılmayı bırak; bırakmayacaksan beni bırak!<br />
Ben, iyiyle, kötüyle, kavga edemem; kavga ile işim yok. Savaşmak şöyle dursun; gönlüm barışlardan bile ürkmekte.<br />
Susacaksan ne âlâ; yoksa öyle bir iş yaparım ki şu anda hemen kalkar, evimi, barkımı bırakır, giderim.”<br />
Kadının yola gelip söylediklerinden istiğfar eylemesi<br />
Kadın onu titiz ve hiddetli görünce ağlamaya başladı. Zaten ağlamak, kadının tuzağıdır.<br />
2395. “Ben, senden bunu mu umardım Senden başka ümidim vardı” dedi.<br />
Kadın yokluk yoluna girip dedi ki: “Ben senin karın değil, ayağının toprağıyım.<br />
Cismim, canım, nem varsa senindir; hüküm de senin, ferman da!<br />
Yoksulluk yüzünden sabrım tükendiyse bu da kendim için değil, senin için.<br />
Sen, bana dertli zamanlarda deva oldun; muhtaç olmanı istemiyorum.<br />
2400. Canın için, bu kendim için değil. Bu ağlayış bu inleyiş hep senin için.<br />
Ben, Allahhakkı için varlığımı her nefeste huzurunda feda etmek isterim.<br />
Canım sana kurban olsun... Ne olurdu ruhun bana vâkıf olsaydı.<br />
Fakat sen hakkımda böyle kötü zanna düşünce candan da usandım, tenden de.<br />
Ey canımın rahatı! Sen bana böyle aykırı olunca altına da toprak saçtım, gümüşe de( artık ikisi de gözümde değil).<br />
2405. Canımda da sen varsın, gönlümde de sen. Öyle olduğu halde bu kadarcık bir şeyden dolayı benden ayrılmaya kalkışıyorsun.<br />
Kudret senin elinde, ayrılabilirsin; fakat senin bu niyetine karşılık candan özürler dilemekteyim.<br />
O zamanları hatırla ki ben put gibi güzeldim, sen de karşımda puta tapan şamana benzerdin.<br />
Bu kul sana tâbidir; gönlü, senin dileğine göre aydınlanmış, yanmıştır. Neyi “pişir, hazırla” dersen hemen “pişti, yandı bile” derim.<br />
Ben senin ıspanağınım. İster ekşili pişir, ister tatlılı...<br />
2410. Küfür söylemiştim; işte imana geldim. Can ve gönülle hükmüne tâbi oldum.<br />
Senin şahane huyunu takdir edemedim. Huzuruna küstahça eşek sürdüm.<br />
Fakat affından bir mum düzüp yakınca tövbe ettim; itirazı bıraktım.<br />
Kılıçla kefeni huzuruna koyuyorum; önüne boynumu uzatıyorum; vur!<br />
Acı ayrılıktan gem vuruyorsun. Ne istersen yap, fakat bunu yapma!<br />
2415. Gönlünde benim için gizlice bir özür dileyici vardır ki o, ben olmasam da bana şefaat edip durur.<br />
Gönlündeki o özür dileyicim senin huyundur. Ona güvendiğimden gönlüm, kendisine suç aradı.<br />
Ey ahlâkı yüz batman baldan daha güzel, daha tatlı olan kızgın adam! Sen de bana gönlünden ve gizlice merhamet et.”<br />
Bu suretle güzel, açık açık söylerken kadına bir ağlamadır geldi.<br />
Ağlaması bile yüzünün güzelliğiyle gönülleri cezbeden o güzelin, hüngür hüngür ağlaması haddinden aşınca.<br />
<br />
2420. O gözyaşı yağmurundan bir yıldırım zuhur etti, o naziri bulunmayan erin gönlüne bir kıvılcım sıçradı.<br />
Adamın, güzel yüzüne kul olduğu dilber, kulluğa başlarsa hal ne olur, insan ne hale gelir<br />
Azametinden yüreğini oynatan, kibirinden seni tir tir titreten sevgili, gözünün önünde ağlamaya başlarsa ne hale girersin<br />
Naz ve istiğnası ile can ve gönülleri kan haline getiren güzel, niyaza girişirse hal ne olur<br />
Cevrü cefası, bize tuzak olan dilber, özür dilemeye kalkışırsa biz ne mazeret bulabilir, ne söyleyebiliriz<br />
2425. Züyyine linnâs, hükmünce Allah’nın insanlar için bezediği şeylerden halk, nasıl kurtulabilir<br />
Tanrı; kadını erkeklere munis olmak üzere yarattı. Âdem nasıl olurda Havva’dan ayrılabilir<br />
Kişi yiğitlikte Zâloğlu Rüstem bile olsa Hamza’dan bile ileri geçse yine hükmetme hususunda karısının esiridir.<br />
Âdem sözlerinden âlemin sarhoş olduğu Muhammed bile “Kellimîni ya Humeyrâ” derdi.<br />
Gerçi zâhiren su, ateşten üstündür; fakat bir kaba konunca ateş, onu fıkır fıkır kaynatır.<br />
2430. İkisinin arasında bir tencere, bir çömlek oldu mu ateş, o suyu yok eder, hava haline getirir.<br />
Görünüşte su nasıl ateşten üstünse, sen de kadından üstünsün; fakat hakikatte ona mağlûpsun, sen onu istemektesin.<br />
Böyle bir hassa ancak Âdemoğlundadır. Çünkü insanda muhabbet vardır. Hayvanın muhabbeti azdır ve bu da onun nâkıs olmasından ileri<br />
gelmiştir.<br />
Kadınlar, akıllı kişiye galebe ederler, fakat cahil kişi onlara galip olur<br />
Peygamber dedi ki: “Kadınlar; akıllı kişilere ehli dil olanlara fazlasıyla galip olurlar.<br />
Fakat cahiller, kadına galebe ederler.” Çünkü onlar sert ve kaba muameleli olurlar.<br />
2435. Onlarda acıma, lûtfetme, sevme azdır. Çünkü tabiatlarında, yaradılışlarında hayvanlık üstündür.<br />
Sevgi ve acıma, insanlık vasfıdır; hiddet ve şehvetse... hayvanlık vasfıdır.<br />
Kadın, Hak nurudur, sevgili değil... Sanki yaratıcıdır, yaratılmış değildir!<br />
O adamın kendisini karısına teslim etmesi, kadının istek ve itirazını Hakk’ın emri bilmesi… Dönen bir şeyi bir döndürenin bulunduğu, her<br />
bilene göre alken sabittir<br />
Avamdan olan birisinin ölüm anında avamlıktan pişman olması gibi o bedevî de söylediğine pişman oldu.<br />
“Canımın canına nasıl oldu da düşman kesildim; canımın başına nasıl oldu da tekmeler savurdum ” dedi.<br />
2440. Aklımız baştan ayağı fark etmesin diye kaza geldi mi, gözümüzü örtüyor.<br />
Kaza geçince, insan kendisini yemeğe başlar. Perdesi yırtılan, sırrı meydana çıkan, yakasını yırtar.<br />
Bedevî dedi ki: “Ey kadın, pişman oluyorum. Kâfir olmuşsam bile müslüman olmaktayım.<br />
Sana karşı suçluyum bana acı; beni kökümden, dibimden kâmilen söküp atma!”<br />
İhtiyar kâfir, pişman olursa özür getirmeye başlar ve müslüman olur.<br />
2445. Allahtapusu, rahmet ve keremlerle dopdoludur. Varlık da ona âşık yokluk da.<br />
Küfür de o ululuk sahibi Allah’ya âşıktır, iman da; bakır da o kimyanın kuludur, gümüş de!<br />
Zehirle panzehir, zulmetle nur nasıl Allahdileğine müsahharsa Mûsâ ve Firavun da Allahdileğine müsahhardır. Firavun’un, şerefine halel<br />
gelmemesi için Allah’ya yalnızca münacatı<br />
Mûsâ’nın da mâna cihetinden bir yolu vardır, Firavun’un da. Fakat, zâhiren Mûsâ yolludur, Firavun yolsuz.<br />
Mûsâ , gündüzün Allahhuzurunda ağlayıp inledi; Firavunda gece yarısı ağladı,<br />
Dedi ki; “Ey Tanrı, boynundaki bu demir zincir nedir Boynumda demir zincir olmasa kim “ Ben, benim” der (asılsız dâvaya. Benliğe<br />
kalkışır )<br />
2450. Şüphe yok ki Mûsâ’yı nurlandıran iradenle beni de karanlıklara daldırdın.<br />
Mûsâ’yı, ay yüzlü bir hale getirten dileğinle canımın aynı kara yüzlü bir hale getirdin.<br />
Yıldızım aydan daha iyi, daha talihli değil ki. Tutulursa ne çarem var<br />
Halk, benim nöbetimi Allahdiye, Sultan diye tutuyor ama doğrusu ay tutulmuş, tas çalıyorlar!<br />
Onlar tas çalıp gürültü ediyorlar ama o gürültüyle ayı rüsvay etmektedirler.<br />
<br />
2455. Ben ki Firavun’um, şöhretten elâman! “Enerabbüküm-ül â’lâ demem de beni rüsvay eden tas gürültüsüdür.<br />
Mûsâ’da, ben de aynı kapının kuluyuz. Fakat senin ormanında senin baltan işliyor; dalları senin baltan kesmektedir;<br />
Bir dalı yetiştiriyor, öbürünü kesip atıyor.<br />
Baltaya karşı dalın eli var mı Ne gezer! Hiç dal baltanın elinden kurtulabilir mi<br />
Balta senindir, o kudret hakkı için kereminden bu eğrilikleri doğrult!”<br />
2460. Firavun yine kendi kendine “Ne şaşılacak şey! Ben bütün gece “Ey Rabbimiz” diye yalvarmıyor muyum<br />
Yalnızken mütevazi bir hale geliyor, düzeliyorum. Neden Mûsâ’ya karşı öyle oluyorum<br />
Kalp altının rengi halis altından on derece daha parlak olsa ataşe karşı nasıl yüzü kara bir hale gelir!<br />
Kalbim de kalıbım da onun hükmünde değil mi Bir zaman, beni iç haline kor, bir zaman kabuk haline.<br />
Bir zaman beni ay haline kor, bir zaman karartır. Allah’nın işi, bundan başka nedir ki<br />
2465. Ekin ol der beni yeşertir. Çirkinleş der, sarartır.<br />
Varlığı emriyle yaratan Allah’nın çevgânları önünde mekân âleminde de koşup duruyoruz. Lâmekân âleminde de.<br />
Renksizlik âlemi, renge esir olunca bir Mûsâ öbür Mûsâ ile savaşa düştü.<br />
Renksizlik âlemine ulaşırsan Mûsâ ile Firavun’un karıştığı âleme erişirsin.<br />
Bu nükte yüzünden hatırına “renk, nasıl olur da kıylü kalden kurtulur<br />
Şaşılacak şey... Bu renk, renksizlik âleminden zuhura geldiği halde, renksizlikle nasıl savaşa girişir<br />
2470. * Yağın aslı sudandır ve su ile artar. Sonunda nasıl olur da suya zıt olur<br />
Mademki yağı su ile yoğurdular; yağ sudan oldu; su ile yağ neden birbirine zıt oldu<br />
Gül dikenden meydana meydana gelmiştir, diken de gülden... böyle olduğu halde niçin savaşa, maceralara düşmüşlerdi .. gibi bir sual<br />
hatıra gelirse (bil ki bu)<br />
Ya hakikatta savaş değildir, bir hikmet içindir, eşek satanların kavgaları gibi bir hiledir. Bir sanattır;<br />
Yahut ne savaş ne hikmet...Hayretten ibarettir. Bu, viraneliktir, içinde define aramak gerek.<br />
2475. Sen define sandığın şey yüzünden, o vehminden defineyi kaybediyorsun.<br />
Sen vehmi de, tedbirleri, düşünceleri de mamure bil, mamur yerlerde define olmaz.<br />
Mamur yerlerde varlık, didişmek olur. Yok olan, varlıklardan utanır, arlanır.<br />
Varlık, yokluktan feryad etmemiştir. Yokluk, o varlığı, kendisinden uzaklaştırmış, gidermiştir.<br />
“Ben yokluktan kaçıyorum” deme. Hakikatte o, senden yirmi kere daha fazla kaçmakta!<br />
2480. Görünüşte seni kendisine çağırmaktadır ama içinden seni reddetme sopasıyla sürmektedir.<br />
Bu işler, kovalayanı yanıltmak için ata çakılan ters nallardır; ey sâf kişi! Firavun’un, Mûsâ´dan nefretini, sen Mûsâ´dan bil.<br />
” Hasiret dünya vel âhire “ hükmünce şakilerin, iki cihanda da mahrumiyetlerinin sebebi<br />
Tabiata inananlar; gök bir yumurtadır, yer de onun sarısı diye itikat etmişlerdir.<br />
Birisi, “Bu yeryüzü, yeri kaplayan göğün ortasında nasıl duruyor<br />
Havaya asılmış bir kandil gibi ne aşağıya gitmekte, ne yukarı çıkmakta” dedi.<br />
2485. O hakîm, “Altı cihetten de göğün çekmesi yüzünden hava ortasında kalır.<br />
Mıknatıstan bir yuvarlak olsa ortasına konan demir, ortada kalır” diye cevap verdi.<br />
Öteki hakîm de “Sâf gök, kara toprağı kendisine çekmez.<br />
Onu altı taraftan da iter. Ondan dolayı da yeryüzü, kuvvetli yeller ortasında muallâkta kalmıştır” dedi.<br />
Kemâl ehlinin gönülleri de firavunların canlarını böyle defeder de, onlar dalâletde kalırlar.<br />
2490. Onları bu cihan da defeder, o cihan da. O yolsuzlar da bu yüzden o cihandan da mahrum kalırlar, bu cihanda da.<br />
Ululuk sahibi Tanrının kullarından, velîlerden baş çeker, uzaklaşırsan bil ki onlar senden hoşlanmıyorlar, onlar seni istemiyorlar.<br />
Onların kehlibarları vardır, meydana çıkarırlarsa senin saman çöpü gibi olan varlığını deliye döndürür, kendilerine çekerler.<br />
Kehlibarlarını saklarlarsa derhal seni azgınlığa teslim ederler.<br />
Hayvanlık mertebesi nasıl insanlığa esir ve mağlûpsa.<br />
2495. İnsan mertebesinin de Allahvelîlerinin elinde hayvan gibi mağlûp olduğunu anla ey yoksul!<br />
Ahmed, irşadederken halka “Kullarım” dedi. Allahbütün âlemi “ Kul yâ ibâdî” diye çağır” buyurdu.<br />
Senin aklın deveciye benzer, sen de devesin, Akıl, seni, ister istemez hükmünce çekip durmaktadır.<br />
Velîler, akılların aklıdır. Akıllar da ta en sonuncusuna kadar develere benzer.<br />
Onlara ibretle bak: bir kılavuz, yüz binlerce can!<br />
<br />
2500. Ne kılavuzu ne deveciyi! Sen, güneşi gören gözü bul da sonra bak!<br />
Bütün cihan, gece içinde kalmış, karanlıklara mıhlanmış, güneşi ve gündüzü bekleyip durmakta.<br />
İşte sana zerrede gizli güneş, işte sana kuzu postuna bürünmüş erkek aslan.<br />
İşte sana saman altında gizli bir deniz! Kendine gel, o samana şüphe ile ayak basma!<br />
Ama yol gösterici hakkında içe gelen şüphe, Allahrahmetidir.<br />
2505. Her peygamber dünyaya tek gelmiştir. Tektir ama içinde yüzlerce âlem gizli.<br />
Âlem-i Kübra, kudretle sihir yaptı da cirmini, küçücük bir suret içinde gizledi.<br />
Ahmaklar onu tek ve zayıf gördüler. Hiç padişahın dostu olan zayıf olur mu<br />
Ahmaklar, "O, ancak bir tek kişiden ibaret!” dediler. Vay âkıbeti düşünmeyen!<br />
His gözünün Salih Peygamber’i ve devesini hakîr görmesi… Ulu Tanrı, bir orduyu helâk etmek isterse, düşmanları, galip olsalar bile onlara hor<br />
ve pek az gösterir “ Ve yukallilüküm fî a’yünihim liyakdiyallahu ermen kâne mef’ûlâ “<br />
Salih’in devesi görünüşte deveydi, o zâlim kavim, bilgisizlik yüzünden deveyi kestiler.<br />
2510. Su için deveye düşman olduklarından kendileri, mezara su ve ekmek oldular. ( helâk olup mezarı doyurdular).<br />
Allahdevesi, ırmaktan buluttan su içmekteydi. Onlar, Hakk’ın suyunu Hak’tan esirgediler.<br />
Salih’in devesi, salih kişilerin cisimleri gibidir; onlar kötülerin helâki için tuzaktır.<br />
Neticede” Allahdevesinden ve içeceğinden çekinin” hükmü, o ümmeti ne dertlere uğrattı, onları nasıl helâk etti!<br />
Allahkahrının şahnesi, bir devenin kanına diyet olarak onlardan bütün bir şehri diledi.<br />
2515. Ruh, Salih gibidir,ten de deveye benzer. Ruh vuslattadır ten ihtiyaç içindedir.<br />
Temiz ruha zarar vermenin imkânı yoktur. Allahyaralanmaz.<br />
Böyle ruha sahip olanlara kimse galip gelemez. Zarar gelse bile sedefe gelir, inciye değil.<br />
Temiz ruha zarar vermenin imkânı yoktur. Allah’nın nuru, kâfirlere mağlup olmaz.<br />
Can, toprağa mensup cisme, kötü kişiler, incitsinler de Allahimtihanını görsünler diye ulaştı, bu yüzden cisimle bağdaştı, birleşti.<br />
2520. Canı inciten kişinin, bu incitmenin Allah’yı incitme olduğundan haberi yoktur. Bilmiyor ki bu küpün suyu ırmak suyu ile birleşmiştir.<br />
Allahbütün âleme penah olsun diye bir cisme alâka bağlamıştır.<br />
*Onların gönüllerine kimse muzaffer olamaz. Sedefe zarar gelir, inciye gelmez.<br />
Allahvelisinin cisim devesine kul ol ki Salih Peygamberle kapı yoldaşı olasın.<br />
Salih peygamber, “ Madem ki haset ettiniz, bu işi yaptınız… üç gün sonra Allah’dan azap erişecek.<br />
Ondan üç gün sonra da can alıcı Allah’dan başka bir âfet gelecek ki onun üç alâmeti vardır:<br />
2525. Hepinizin yüzünüzün rengi değişir. Birbirinize bakınca yüzlerinizi türlü türlü renklerde görürsünüz.<br />
İlk günlerde yüzleriniz safran gibi sararır; ikinci günü erguvan gibi kızarır.<br />
Üçüncü günü yüzleriniz tamamı ile kararır, ondan sonra da Allah’nın kahrı gelir, çatar.<br />
Eğer bu tehdide benden delil isterseniz devenin yavrusunu daha doğru kovalayın!<br />
Eğer tutabilirseniz derdinize çare bulunur. Tutamazsanız ümit kuşu uzaktan kaçtı, gitti!” dedi.<br />
*Bu sözü duyunca hepsi birden köpek gibi onun ardından seğirtmeğe başladılar.<br />
2530. Kimse yavruya erişmedi; dağlar arasına dalıp kayboldu.<br />
*Temiz ruh gibi ten ayıbından, nimet ve ihsan sahibi Allah’ya kaçıp gitmekteydi.<br />
Salih dedi ki: “Gördünüz mü Allah’nın bu kazası nasıl geldi Artık ümidin boynunu vurdu.”<br />
Devenin yavrusu nedir Salih Peygamberin gönlü. Onun hatırını ele alın, onun isteğini yerine getirin.<br />
Onun gönlünü alırsanız azaptan kurtuldunuz; yoksa, pişman olduğunuzun, ümitsizliğe düştüğünüzün günüdür.<br />
Salih’ten bu bulanık vâdi duydukları gibi azaba göz dikip beklemeye başladılar.<br />
2535. Birinci gün yüzlerinin sarardığını gördüler.Ümitsizlikle soğuk soğuk ah etmeye başladılar.<br />
İkinci günü hepsinin yüzü kızardı. Artık ümit ve tövbe nöbeti kayboldu.<br />
Üçüncü gün hepsinin yüzü kapkara kesildi. Salih Peygamberin hükmü: cenksiz, cidalsiz doğru çıktı.<br />
Hepsi de ümitsiz bir hale gelince kuşlar gibi ayaklarını altlarına alıp iki dizlerinin üstlerine çöktüler.<br />
Cibril-i Emin, bu diz çökmeyi Peygambere “Câsimîn” âyetini getirerek Kur’an’da anlattı.<br />
2540. Sana diz çökmeyi öğrettikleri ve seni bu çeşit diz çökmeden korkuttukları vakit, yani belâ gelmeden diz çök!<br />
Salih’in kavmi, Allahkahrının zahmını beklediler: o kahır ve azap da gelip o şehri yok etti.<br />
Salih, halvetten çıkıp şehre doğru gitti; gördü ki şehir duman ve ateş içinde.<br />
Onların hâk ile yeksân olmuş cüzülerinden bile feryat ve figanlarını duyuyordu; feryat duyulmaktaydı ama ortada feryat eden yok!<br />
Kemiklerinden iniltiler, sızıntılar duydu; canları çiğ taneleri gibi yaş döküyor, ağlıyordu.<br />
<br />
2545. Salih bunu duyup ağlamaya başladı: feryat edenlere feryat etmeye koyuldu:<br />
”Ey bâtıl yolda yaşayan kavim! Ben sizin çevrinizden Allah’ya şikâyet etmiş ağlamıştım.<br />
Tanrı, bana “Onların eziyetlerine sabret; onlara nasihat ver. Zaten devirlerinden çok bir zaman kalmadı” demişti.<br />
Ben, “ Cefaları eziyetleri yüzünden onlara nasihat edemiyorum. Nasihat sütü sevgiden, sâflıktan coşup akar” demiştim.<br />
Bana o kadar eziyetler ettiniz ki nasihat sütü damarlarımda dondu.<br />
2550. Tanrı, bana “Ben sana lûtuf ve inayet eder, o yaralara merhem koyarım” buyurdu.<br />
Hak, gönlümü gök gibi sâf bir hale getirdi. Gönlümden, sizin cefalarınızı sildi, süpürdü.<br />
Yine size nasihatler vermeye, şeker gibi temsiller getirmeye , sözler söylemeye başladım.<br />
Şekerden taze süt çıkarıp balla şekeri sözlerime katmaya, size tatlı tatlı öğütler vermeye koyuldum.<br />
O sözler, size zehir gibi tesir etti. Çünkü siz baştan aşağı zehir membaı, zehir madeniydiniz, zehirden ibarettiniz.<br />
2555. Nasıl gamlanayım ki gam baş aşağı yuvarlanıp gitti. Ey inatçı kavim! Gam sizdiniz.<br />
Gamın ölümüne ağlayıp feryat eden olur mu Baştaki yara iyileşince bu yüzden saçını sakalını yolan bulunur mu ”<br />
Salih, yüzünü kendine çevirip dedi ki: “Ey feryat eden, onlar feryat etmeye değmez!”<br />
Ey Kur’an’ı doğru okuyan! Eğri okuma. Zâlim kavmin ardından nasıl yas tutayım<br />
Fakat yine gözünden, gönlünden yaşlar akmaya başladı. Onda sebepsiz bir merhamet hâsıl oldu.<br />
2560. Gözyaşı damarları (yağmur gibi) yağmaktaydı, kendisi de şaşırmıştı. Bu katralar, cömertlik ve kerem denizinin sebepsiz akan<br />
katralarıydı.<br />
O ağlarken aklı diyordu ki: “Bu ağlama neden Seninle eğlenen o çeşit bir kavme ağlamak reva mı<br />
Neye ağlıyorsun, söyle. Yaptıkları işlere mi O gidişleri kötü kin askerine mi<br />
Onların paslı karanlık gönüllerine mi, yılan gibi zehirli dillerine mi<br />
Onların Segsar’larınkine benzeyen nefes ve dişlerine mi Akrep yatağı olan ağız ve gözlerine mi<br />
2565. İnatlarına mı, alaylarına mı, kınamalarına mı Şükret; bak, Allahonları nasıl hapsetti, helâk eyledi!<br />
Elleri eğri, ayakları eğri, gözleri eğri, bakışları eğri, savaşları eğri, öfkeleri eğri...<br />
Onlar, geçmişleri taklit edip naklettikleri reylere uyduklarından bu akıl pîrinin başına ayak bastılar.<br />
Birbirlerine görünmek ve duyulmak kaygısı ile hür ihtiyar olmadılar, kart eşek oldular.<br />
Allahcehennemlikleri göstermek üzere dünyaya cennetten kullar getirdi...”<br />
Allahiki deniz yarattı,birbirlerine kavuştukları halde aralarında bir perde vardır,birbirlerine karışmazlar“ âyetlerinin mânası<br />
2570. Cehennemlikler, cennetlikler bir dükkânda otururlar. Aralarında bir perde vardır, birbirlerine karışmazlar.<br />
Nâr ehliyle nur ehli, görünüşte karışıktır ama aralarında Kaf dağı çekilmiştir.<br />
Bunlar, madende toprakla altının birbirine karışmasına benzerler. Toprakla altın karışıktır ama aralarında yüzlerce ova, yüzlerce konak var!<br />
Bu, bir dizide hakikî inci ile yalancı incinin bir gecelik konuk gibi misafir olmasına benzer.<br />
Denizin yarısı şeker gibi tatlı, lezzetli, rengi ay gibi parlak;<br />
2575. Diğer yarısı, yılan zehiri gibi acı,lezzetsiz, rengi de katran gibi kara.<br />
Cennetlikle cehennemlik olanlar da deniz gibi alttan üstten, dalgalanıp dururlar.<br />
Dar ve küçük bir cisimden dalgaların birbiri ardınca zuhuru da canların barışta, savaşta birbirlerine karışmalarına benzer.<br />
Barış dalgaları kopar, gönüllerden kinleri giderir.<br />
Bunun aksine savaş dalgaları kopar, sevgileri altüst eder.<br />
2580. Sevgi, acıları tatlıya çeker, tatlılaştırır. Çünkü sevgilerin aslı, doğru yola götürmedir.<br />
Kahır ise, tatlıyı acılığa çekmektedir. Acı, tatlı ile bir arada bulunur, bağdaşır mı<br />
Acı tatlı; bu gözle görünmez. Basiret ehli, onları, akıbet penceresinden görmeyi bilir.<br />
Akıbeti gören göz, doğruyu görebilir. Âhiri gören göz ise gururdan, körlükten ibarettir.<br />
Nice tatlılar vardır ki şeker gibidir, fakat o şeker içinde zehir gizlidir.<br />
2585. Aklı en üstün, anlayışı en keskin olan, kokudan anlar. Öbürüyse ancak dudağına, dişine değince fark eder.<br />
Şeytan “Yiyin” diye bağırır ama o adamın dudağı zehri, boğazına varmadan reddeder.<br />
Başka biri boğazına varınca anlar, bir başkası yer, bedenini berbat edince anlar.<br />
Zehir; diğer birisinde abdest bozarken yanış yapar; zaman zaman ciğerini delen bir acı peyda eder.<br />
Bir başkasında zehrin eseri; günler, aylar geçtikten sonra görünür. Diğer birisinde ise ölümden ve Sûr üfürüldükten sonra meydana çıkar.<br />
<br />
2590. Eğer o kişiye mezarda mühlet verirlerse mutlaka mahşer günü azap ederler.<br />
Her otun, her şekerin zamanede bir oluş müddeti vardır.<br />
Lâlin, güneşin tesiriyle renk, parlaklık ve letafet elde etmesi için yılların geçmesi gerektir.<br />
Alelâde otlar, iki ay içinde yetişir. Fakat kırmızı gül, ancak bir yılda yetişir gül verir.<br />
Yüce ve Ulu Tanrı, bunun için eceli, yani her şeyin müddetini En’am sûresinde anlatmıştır.<br />
2595. Bunu duydun ya; her kılın kulak kesilsin... Bu duyduğun âbıhayattır, afiyet olsun!<br />
Bu söze söz deme, âbıhayat de. Bu sözü, eski harfler teninde yepyeni bir ruh olarak gör.<br />
Arkadaş; başka bir nükte daha duy. Bu nükte can gibi hem apaçık, meydandadır, hem gayet ince ve gizli.<br />
Bir yer olur ki bu yılan zehri, Allah’nın tasarruflarıyla gayet tatlı ve lezzetli bir hale gelir.<br />
Bir yerde zehirdir, bir yerde ilâç... Bir yerde küfürdü, bir yerde tam lâyık ve yerinde.<br />
2600. Orada cana zarar verir ama burada derman kesilir.<br />
Su, koruk içinde ekşidir; fakat üzüme gelince tatlılaşır, güzelleşir.<br />
Sonra küpün içine girince acır, haram olur...Sirke olunca ne güzel katıktır!<br />
Müridin, küstahlık ederek kâmil vlî ne yaparsa yapması lâyık değildir. Çünkü helva, hekime ziyan vermez ama hastaya ziyan verir. Soğuk ve<br />
kar, olmuş üzüme dokunmaz, fakat koruğa dokunur. Çünkü koruk, daha kemâle gelmemiştir; yoldadır; “ Liyağfire lekellâhu mâ tekaddeme min<br />
zenbike ve ma teahhar “ haline gelmemiştir<br />
Velî, zehir yese bal olur, fakat talip yese aklı kararır zarara uğrar.<br />
Süleyman ”Rabbi hebli” demiş, yani “”Benden başkasına bu saltanatı verme.”<br />
2605. Yahut benden başkasına bu lûtufta, bu ihsanda bulunma” diye niyaz etmiştir. Bu hasede benzer ama değildir.<br />
Lâ yenbağı nüktesini candan oku. Benden sonra bu saltanatı kimseye verme sırrını onun nekesliğinden bilme.<br />
Hattâ o, saltanatta yüzlerce zarar ve tehlike gördü. Cihan saltanatı, kıldan kıla, baştanbaşa can kaygısından, baş korkusundan ibarettir.<br />
Baş korkusuyla can ve din korkusu... Bize bunun gibi bir imtihan daha olamaz.<br />
Süleyman himmetli birisi gerektir ki bu yüz binlerce renkten, kokudan vazgeçsin.<br />
2610. Kuvvet ve kudretiyle beraber o saltanatın dalgası Süleyman’ın bile nefesini tıkıyordu.<br />
Bu keder yüzünden üstüne toz, toprak konunca bütün cihan padişahlarına acıdı da.<br />
Şefaat edip ”Bana verdiğin bu saltanatı, kemal sahibi olanlara da ver.<br />
Bu saltanatı, kerem edip kime verir, kime bağışlarsan Süleyman odur, o da benim.<br />
O benden sonra kimseye verme hükmüne dahil değildir; benimledir. Hattâ benimle ne demek O kişi, davasız, nizasız benim” dedi.<br />
2615. Bunu anlatmak farzdır. Ama biz, yine karıkoca hikâyesine dönüyoruz.<br />
Arapla eşine ait hikâyenin sonu<br />
Bir Muhlis’in (Çelebi Hüsameddin’in) gönlü, o karı ve koca hikâyesinin neticesini istemekte.<br />
Karıkoca hikâyesi, bir masaldan ibaret. Fakat onu nefsinle aklının misali bil.<br />
Bu kadınla erkek nefisle akıldır. İyi kişiye de mutlaka lâzımdır, kötü kişiye de.<br />
Bu ikisi, toprak yurtta esir ve mahpusturlar. Gece gündüz savaşta macera içinde.<br />
2620. Kadın durmadan evin ihtiyaçlarını ister, evin şerefini, yani eve lâzım olan ekmeği, yüceliği, hürmeti diler durur.<br />
Nefis, kadın gibi her işe bir çare bulmak üzere gâh toprağa döşenir, tevazu gösterir; gâh ululuk diler, yücelir.<br />
Aklınsa, bu düşüncelerden zaten haberi yoktur. Fikrinde Allahgamından başka bir şey yoktur.<br />
Hikâyenin içyüzü, bu tane ve tuzaktır, nefisle akıl arasındaki maceradır, fakat sen dış yüzünün tamamını dinle.<br />
Eğer yalnız mânaya ait anlatış kifayet etseydi âlem halkı, tamamı ile işten güçten kalır, âlemin nizamı bozulur giderdi.<br />
2625. Sevgi, düşünce ve mânadan ibaret olsaydı senin oruç ve namazının zâhiri suretleri de kalmaz, yok olurdu.<br />
Dostların birbirine armağan sunmaları, dostluğa nazaran ancak görünüşe ait şeylerdir.<br />
Fakat bu suretle o armağanlar, gönüllerde gizli bulunan sevgilere şahadet eder.<br />
Çünkü, ey ulu kişi, zâhiri iyilikler gizli sevgilere şahittir.<br />
<br />
Şahidin de bazen doğrucu, bazen yalancı olur. Sarhoş, bazen şaraptan olur, bazen de ayrandan!<br />
2630. Ayran içen de kendisini sarhoş gösterebilir. Gürültü eder, sarhoş görünür.<br />
O murai de, kendisini muhabbet sarhoşu sansınlar diye oruçlu görünür, namaz kılar.<br />
Surete ait işlerden meydana gelen şey bambaşkadır. Fakat gönülde gizli olan şeye alâmettir. Ya Rabbi, duamızı kabul et, bize bu temyizi ver<br />
de o eğri, yalancı alâmeti,doğrusundan ayırt edelim.<br />
Hiç, bu temyize nasıl malik olur Allahnuru ile bakar, görürse o zaman bu temyizi elde eder.<br />
2635. Eser olmasa bile sebep onu meydana çıkarır. Akrabalık gibi...Akrabalık sevgiyi bildirir.<br />
Fakat imam ve muktedası Allahnuru olan kişi, ne eserlere kul olur ne sebeplere.<br />
Sevgi gönülde şûlelendikçe büyür, nihayet sevgi sahibi, eserden kurtulur.<br />
Sevgisini bildirmeye ihtiyacı yoktur. Çünkü sevgi nurunu bütün kâinata yaymıştır.<br />
Bu sözün tamamlanması için hayli tafsilât var ama sen ara.<br />
2640. Gerçi mâna, bu suretten zâhir olmaktadır ama bir cihetten mânaya yakındır, bir bakımdan mânaya uzak!<br />
Delâlet hususunda mâna ile suret, su ile ağaç gibidir. Mahiyetlerine bakarsan birbirlerinden tamamı ile uzaktırlar.<br />
Sen mahiyetleri de bırak, hasasları da. O iki rızık arayan karıkocanın ahvalini anlat.<br />
O Arabın, karısının dileğine uyması ve “ Bu inkıyatta bir hilem var, ne de imtihan yoluyla yapıyorum “ diye yemin etmesi<br />
Arap dedi ki: “Ayrılıktan vazgeçtim. Hüküm senin… Kılıcı kından çek, emret.<br />
Ne dersen ben sana tâbiim; emrin, ister iyi olsun, ister kötü... ona bakmam.<br />
2645. Senin uğruna feda olayım; çünkü seni seviyorum. Sevgi; insanı kör eder, sağır yapar.”<br />
Kadın “Sahiden beni seviyor musun, yoksa hile ile sırrımı öğrenmek mi istiyorsun ” dedi.<br />
Erkek dedi ki: “Gizli sırları bilen ve Âdem Safi’yi yaratan Allahhakkı için (Seni seviyorum).<br />
Tanrı, Âdem’e üç arşın bir boy verdiği halde ruhlarda, levhlerde ne varsa hepsini gösterdi.<br />
Tanrı, ona ezelden ebede kadar ne varsa ve ne olacaksa, önceden ve “Allemelesmâ” sından ders verdi, öğretti.<br />
2650. Bu suretle melekler, onun ders vermesine hayran oldular, kendilerinden geçtiler. Onun takdisiyle başka bir mukaddesliğe eriştiler.<br />
Âdem’in yüzünden nail oldukları fütuhata, göklerde bile erişememişlerdir.<br />
Âdem’in o pak ruhunun fezasına nispetle yedi gök sahası bile dardı.<br />
Peygamber “Tanrı; ben, yücelere, aşağılara yere, göğe, hatta arşa sığmam. Bunu, ey aziz, yakînen bil.<br />
2655. Fakat şaşılacak şeydir ki inanan kişinin kalbine sığarım. Beni ararsan inanan gönüllerde ara buyurdu” dedi.<br />
Allahdedi ki: “Ey haramdan, şüpheli şeylerden sakınan! Kullarımın arasına gir ki bu suretle beni görme cennetine erişesin.”<br />
Arş, bile o nuriyle, o genişliğiyle beraber Âdem’ görünce yerinden kalktı.<br />
Arşın sonsuz bir büyüklüğü var, fakat mânaya karşı suret nedir ki<br />
Her melek diyordu ki: Bizim bundan önce yeryüzüyle üfletimiz vardı.<br />
2660. Hizmet ve ibadet tohumunu yere ekiyorduk. Yere olan bu meylimize, bu alâkamıza da şaşmaktaydık.<br />
Gökten yaratıldığımız halde yeryüzüne bu alâkamız nedir<br />
Biz nurlarız, karanlıklarla ülfetimiz neden Nur zulmetlerle yaşayabilir mi<br />
Ey Âdem! O ülfet, senin kokundanmış. Çünkü cisminin nesci yeryüzü.<br />
Topraktan olan cismini yeryüzünde dokudular; pak nurunu burada buldular.<br />
2665. Şimdi canımızın ruhundan bulduğu ülfet, bundan önce cisminin yoğrulduğu topraktan parlıyordu.<br />
Yeryüzündeydik ama yerden gafildik, orada gömülü olan defineden haberimiz yoktu.<br />
Allahda bize oradan göklere sefer etmeyi emredince, bu yurt değiştirme, acı geldi.<br />
O yüzden Allah’ya deliller getirerek “Ey Allah! Bizim yerimize kim gelecek<br />
Bu tesbih ve tehlinin nurunu, dedikoduya satıyorsun” dedik.<br />
2670. Allahhükmü, bize rahmet yaygısını döşedi:”Açıkça istediğinizi söyleyin.<br />
Tek evlâtların babalarına söyledikleri gibi ağzınıza ne gelirse çekinmeden deyin.<br />
Çünkü bu sözler, yaraşmasa bile rahmetim, gazabımdan artıktır.<br />
Ey melek! Bunu meydana çıkarmak için gönlünüze şüpheler salmaktayım;<br />
Sen söyleyesin; ben darılmayayım, gazaplanmayayım. Bu suretle de benim hilmimi inkâr eden ağız açamasın.<br />
<br />
2675. Her nefeste bizim hilmimizden yüzlerce baba yüzlerce ana doğar, yokluğa dalıp mahvolur.<br />
O babaların, o anaların hilmi, şefkati, bizim hilim ve şefkat denizimizin köpüğüdür. Köpük gider gelir ama deniz bâkidir dedi.”<br />
Hayır, ne dedim O inciye karşı bu sedef, köpük değil, köpüğünün köpüğüdür.<br />
İşte o köpük hakkı için, o sâf deniz hakkı için bu söz bir sınama, bir lâf değil.<br />
Sevgiden, vefadan, boyun büküp teslim olmadan ileri gelmiştir. Huzuruna varacağım Allahhakkı için.<br />
2680. Bu hevesim, sence sınamadan ibaretse bu sınamamı sına.<br />
Sırrını saklama ki sırrım meydana çıksın. Elimden geleni; gücümün yettiğini buyur!<br />
Gönlündekini benden gizleme de benim gönlümdeki de ortaya çıksın bu suretle ne yapabileceksem kabul edeyim.<br />
Fakat nasıl edeyim; elimde ne çare var Bir bak hele, canım ne işe yarar ki<br />
Kadının kocasına rızık isteme yolunu göstermesi, onun da kabul etmesi<br />
Kadın dedi ki:”Bir güneş doğmuş, bütün cihan ondan aydınlanmıştır.<br />
2685. O Allahvekili, Allahhalifesidir. Bağdat şehri, onun yüzünden bahar gibidir.<br />
O padişaha ulaşabilirsen padişah olursun. Ne vakte kadar ikbal sahibi olmayanların yanına gidip duracaksın<br />
İkbal sahiplerinin dostluğu kimya gibidir. Onların nazarına benzer kimya nerede<br />
Ahmed’in gözü Ebubekir’e değince o bir tasdik yüzünden Sıddıyk olmuştur.”<br />
Kocası, “Ben padişah huzuruna nasıl kabul olunurum; bir bahanesiz onun yanına nasıl giderim<br />
2690. Buna bir münasebet, bir vesile gerek. Hiçbir sanat aletsiz meydana gelir mi<br />
Mecnun gibi ki, birisinden Leylâ’nın bir parça hastalandığını duydu.<br />
Eyvah, dedi; bahanesiz nasıl gideyim Gitmezsem, hatırını sormazsam ne hale gelirim<br />
Keşke hazık bir hekîm olaydım...O vakit Leylâ’ya koşa, koşa giderdim.<br />
Tanrı, bize “Ya Muhammed, gelin de” buyurdu da bu davet, utanmamızın giderilmesine sebep oldu.<br />
2695. Gece kuşlarının gözleri ve kabiliyetleri olsaydı gündüzün uçup gezerler, dönüp dolaşırlardı” dedi.<br />
Kadın cevap verdi: “Kerem sahibi padişah meydana girer, kendisini gösterirse aletsizlik, aletin ta kendisi, vesileden mahrum oluş, vesilenin<br />
aynı oldu.<br />
Çünkü alet, vesile… dâvaya düşmektir, varlık alâmetidir. Asıl hüner aletsizliktedir, alçalmadadır."<br />
Arap “Aletsiz nasıl alışveriş edeyim de aletsizliği elde edeyim<br />
Müflisliğime de bir delil gerek ki padişah halime acısın.<br />
2700. Sen, bana dedikodudan ve hileden başka bir şahit göster de o şen padişah merhamete gelsin.<br />
Çünkü sözden ve kötü hileden ibaret olan bu şahitlik o hâkimler hâkiminin yanında mecruhtur.<br />
Müflisin şahidi doğruluk olmalı ki nuru, söylemeden parıldasın (halini arzetmeden hali anlaşılan)” dedi.<br />
Arabın, orada su kıtlığı var sanarak çölleri aşıp Bağdat’a, halifeye bir testi yağmur suyu hediye götürmesi<br />
Kadın dedi ki: “Doğruluk varlığından tamamı ile çıkıp arınarak, isteğini terk etmendir.<br />
Testimizde yağmur suyu var. Malın, mülkün, sermayen bundan ibaret.<br />
2705. Bu su testisini al, git; padişahlar padişahın huzuruna var, armağan götür.<br />
De ki: Bizim bundan başka hiçbir malımız, mülkümüz yok. Çölde de bundan iyi su hiç yoktur.<br />
Padişahın hazinesi ağır elbiselerle doluysa da bunun gibi suyu yoktur. Bu su az bulunur.<br />
O testi nedir Bizim mezar gibi cismimiz, içinde de bizim acı ve hislerimizin suyu var.<br />
Ey Allah! “Tanrı, cennet karşılığına iman edenlerin canlarını, mallarını satın aldı” âyetindeki fazıl ve kereminden bizim bu küpümüzü, bu<br />
testimizi kabul et!<br />
2710. Bu beş duygudan meydana gelme beş lüleli testideki suyu her türlü murdar şeylerden, her çeşit pisliklerden temiz tut.<br />
Bu suretle şu testinin denize bir menfezi olsunda testim deniz huyuyla huylansın.<br />
Armağanı padişaha tertemiz götürünce onu görür, anlamak ister.<br />
Ondan sonra da artık testinin suyu nihayetsiz bir dereceye gelir. Testinin suyundan yüzlerce dünya dolar.<br />
<br />
Lüleleri kapa, testiyi de küpten doldur. Tanrı” Gözlerinizi heva ve hevesten yumun” buyurdu.<br />
2715. Arap, kimin böyle bir hediyesi var Hakikaten bu armağan, öyle bir padişaha lâyık diye gururlanmaktaydı.<br />
Kadın da bilmiyordu ki, orada yol üzerinde şeker gibi Dicle akıp durmakta.<br />
Şehrin ortasından gemilerle, balık ağlarıyla dolu, deniz gibi akıp gitmekte.<br />
Padişahın huzuruna var da şevketi, azameti gör; altından nehirler akan bahçeler diye övülen yerlere bak!<br />
O saffet denizine nispetle bizim, anlayışlarımız bir katradan ibarettir.<br />
Arabın su testisini keçeye sarıp dikmesi ve ağzını kapatması<br />
2720. Arap, evet, dedi. Testinin ağzını kapa, hakikaten armağan, bize faydalı.<br />
Keçeye sar, sarmala. Padişah, orucunu armağanla açsın.<br />
Çünkü dünyada bunun gibi su yoktur. Bu halis şarap, zevk ve sefa kaynağı!<br />
Çünkü onlar acı tuzlu suları içmekten daima hastadırlar, yarı kör olmuşlardır.<br />
Durağı, yatağı acı subaşı olan kuş; sâf berrak suyu ne bilsin<br />
2725. Yurdun acı su kaynağı; Şatt’ı, Ceyhun’u nereden bileceksin<br />
Ey şu fâni konaktan kurtulmayan! Sen yokluğu, sarhoşluğu ve neşeyi ne bilirsin ki!<br />
Bilsen bile babandan, atandan nakil ve rivayet yoluyla bilirsin. Senin yanında bu adlar ebced gibidir.<br />
Ebced, hevvez. Bunlar, bütün çocuklara apaçık ve meydandadır, fakat mânası yok.<br />
Hulâsa, Arap testiyi alıp yola düştü. Gece, gündüz onu taşımaktaydı.<br />
2730. Testiye bir ziyan gelecek diye korkusundan titreyerek çölden ta... şehre kadar götürdü.<br />
Kadın da evde seccadesini yaymış, namaz kılıp dua etmekte;<br />
“Suyumuzu, bayağı kişilerden koru...Ya Rabbi, bu inciyi o denize ulaştır.<br />
Her ne kadar kocam uyanıktır, hünerlidir ama incinin binlerce düşmanı olur.<br />
Cevher dediğin de nedir ki... Bu su Kevser suyudur. İncinin aslı, bunun bir katrasıdır” diyordu.<br />
2735. Kadının ağlayıp yalvarması; erkeğin derdi ve ağır yükü bereketiyle,<br />
Arap, testiyi hırsızlara kaptırmadan, taşla kırdırmadan durup dinlenmeksizin ta Hilâfet Şehrine kadar götürdü.<br />
Orada bir tapu gördü ki nimetlerle dolu. Haceti olanlar oraya tuzaklarını yaymışlar<br />
Zaman, zaman her tarafta bir haceti olan o tapudan ihsana nail olmuş, hil’atler elde etmiş.<br />
O kapı; kâfire, Müslüman’a, güzele, çirkine güneş gibi… Hattâ cennet gibi.<br />
2740. Bir bölük halk gördü, huzurda bezenmiş duruyor. Bir bölük halk gördü ayakta, hizmet bekliyor.<br />
Süleyman’dan karıncaya kadar herkes, neşe içinde... Hepsi Sûr üfürülmüş te dirilmiş canlar gibi.<br />
Görünüşe aldananlar, cevherlere gark olmuşlar... İç yüzüne ehemmiyet verenler, mâna denizini bulmuşlar.<br />
Himmetsizler, himmete erişmiş... Himmet sahipleri nimete erişmiş!<br />
Yoksul, nasıl ihsana ve ihsan sahibine âşıksa ihsan sahibi de yoksula âşıktır. Yoksulun sabrı çoksa ihsan sahibi onun kapısına gelir. İhsan<br />
sahibinin sabrı fazlaysa yoksul, onun kapısına varır. Fakat yoksulun sabrı, kemalidir, ihsan sahibinin sabrı ise noksanı<br />
Kapıdan ses gelmekteydi: Ey istekli, gel! Cömertlik, yoksul gibi, yoksullara muhtaçtır.<br />
2745. Cilalı ve tozsuz ayna arayan güzeller gibi cömertlik de yoksul ve zayıf kişileri arar.<br />
Güzellerin yüzü ayna ile güzelleşir. Onlar aynaya bakıp bezenirler. İhsan ve keremin yüzü de yoksula bakmakla görünür.<br />
Bundan dolayı Hak “Vedduhâ” sûresinde “ Ey Muhammed, yoksula bağırma” buyurdu.<br />
Mademki yoksul, cömertliğin aynasıdır, iyi bil ki ağızdan çıkan nefes aynayı buğulandırır.<br />
Allah’nın bir çeşit cömertliği, yoksulları meydana çıkarır, bir başka cömertliği de onlara bol bol ihsanda bulunur.<br />
2750. Şu halde yoksullar, Allahcömertliği aynalarıdır. Hak ile Hak olan ve varlıktan tamamı ile geçen hakikî yoksullarsa mutlak nur<br />
olmuşlardır.<br />
Bu iki çeşit yoksuldan başkaları (yani varlığı olmayanlarla varlıktan geçenlerden başkaları) esasen ölüdür. Bu çeşit adam bu kapıda değildir,<br />
perdedeki, nakıştan, suretten ibarettir.<br />
<br />
Allah’ya muhtaç ve susamış kişiyle Allah’ya ait bir şeye sahip olmayan ve ondan başkasını dileyen kişi arasındaki fark<br />
O kişi, yoksulun resmidir, canı yoktur, ekmek yemez. Köpek resmine kemik atma.<br />
O, Allahfakiri değil, lokma fakiridir. Ölü resmin önüne yemek tabağını koyma.<br />
Ekmek yoksulu, karada balıktır. Şekli balık şeklidir ama denizden ürküp kaçar.<br />
2755. O evde beslenen kuştur, havada uçan Sîmurg değil. Nefis şeyler yiyip içer, gıdası Hak’tan değildir.<br />
Yemek, içmek için Allahâşığıdır; canı güzelliğe âşık değildir.<br />
Tanrının zatına âşık olduğunu vehmetse bile sevdiği zat değildir; vehmi, esma ve sıfâtın verdiği vehimdir.<br />
Vehim; vasıflardan, hadlerden doğar. Hak ise doğmamıştır, doğurmaz.<br />
Kendi tasvir ettiği şeye, kendi vehmine aşık olan kişi, nereden nimet ve ihsan sahibi Allahâşıklarından olacak<br />
2760. O vehme âşık olan, doğrucuysa mecazi sevgisi, kendisini nihayet hakikate çeker, götürür.<br />
Bu sözü iyice anlatmak, açmak lâzım; fakat eski düşüncelilerden, onların köhne anlayışlarından korkuyorum.<br />
Kısa görüşlü köhne anlayışlar, fikre yüz türlü kötü hayaller getirirler.<br />
Herkesin doğru işitmeye kudreti yoktur. Her kuşcağız, bir inciri bütün olarak yutamaz.<br />
Hele ölmüş, çürümüş, hayallere dalmış kör bir kuş olursa...<br />
2765. Balık resmine ister deniz olmuş, ister toprak. Kara yüzlüye ha sabun, ha kara boya!<br />
Kâğıda gamlı bir adam resmi yaparsan o resmin ne gamla alışverişi vardır, ne neşeyle.<br />
Resim, görünüşte gamlıdır ama, kendisi gamla alâkasızdır. Görünüşte gülen bir resmin de neşeyle münasebeti yoktur.<br />
Gönülde bir haletten başka bir şey olmayan bu dünya gamı bu dünya neşesi; hakiki neşeye hakiki gama nispetle resimden ibarettir.<br />
Resmin gamlı bir surette görünüşü, o resim yüzünden mânanın doğrulması, hakiki gamı anlaman içindir.<br />
2770. Bu hamamlardaki resimler camekânın dışından bakılırsa elbiseler gibidir; cansız, hareketsiz durup durmaktadırlar.<br />
Sen, ancak dışardan elbiseleri görürsün. Elbiseni çıkar, soyun da bir içeriye gir arkadaş!<br />
Halife adamlarının bedeviyi ağırlamak üzere karşılamaları ve armağanını kabul etmeleri<br />
Çünkü elbiseyle içeriye yol yoktur. Ten elbiseden, elbise de tenden haberdar değildir.<br />
O bedevi Arap uzak çöllerden Hilâfet Şehrinin kapısına vardı.<br />
Kapıcılar, bedeviyi karşılayıp üstüne lûtuf gülsuyunu serptiler.<br />
2775. Bedevi söylemeden ihtiyacını, dileğini anladılar. Zaten onların işi istetmeden ihsan etmekti.<br />
Ona “Ey Arab’ın en asili, en yücesi! Hangi diyardansın, yolla, yol yorgunluğuyla nasılsın ” dediler.<br />
Bedevi dedi ki: “Eğer bana yüz verirseniz asîlim, yüceyim. Fakat ardınıza atar mühimsemezseniz ne asaletim var ne yüzüm!<br />
Ey yüzlerinde ululuk nişanesi olanlar, ey şevketleri Câferi altından daha hoş kişiler!<br />
Sizi bir kerecik görmek, sizinle bir kerecik buluşmak, yüzlerce kişileri görmeye, yüzlerce güzellerle buluşmaya bedeldir. Sizi görmek için<br />
mal, mülk, servet... hepsi feda olsun!<br />
2780. Ey Allahnuruyla bakanlar, bu dereceye erişmiş olanlar, padişahlar padişahının ahlâkıyla ahlâklanmış kişiler!<br />
Kimya gibi olan bakışı nızla bakıra benzer insanlara bakar, onları altın haline getirirsiniz.<br />
Ben garibim, padişahın lûtfunu umarak çöllerden geldim. Onun lûtfunun kokusu çölleri tuttu, kum zerrelerini kapladı, o zerreler bile lûtfiyle<br />
canlandı.<br />
Buralara kadar paraya kavuşmak için gelmiştim, fakat ulaşınca sizin yüzünüzden sarhoş oldum.<br />
2785. Birisi, ekmek almak için ekmekçi dükkânına koştu, fakat ekmekçinin güzelliğini görünce canını verdi.<br />
Birisi, gezip eğlenmek üzere gül bahçesine gitti, bahçıvanın yüzü teferrüç yeri oldu.<br />
Kuyudan su çekerken Yusuf’un yüzünden âbıhayat içen bedevi gibi...<br />
Mûsâ ateş elde etmek için gitti, öyle bir ateş gördü ki ateşten vazgeçti.<br />
İsa düşmanlardan kurtulmak için kaçtı. O kaçış, onu dördüncü kat göğe kadar çıkardı.<br />
2790. Buğday başağı, Âdemin tuzağı oldu da bu suretle varlığı, insanlara başak oldu; bütün insanlar ondan var oldu.<br />
Doğan kuşu, karnını doyurmak üzere tuzağa tutulur, fakat bu yüzden devlet ve kuvvet bulur, padişahın kolu, durağı olur.<br />
Çocuk, babası lûtfedecek, kendisine kuş alacak ümidiyle, fakat hakikatte hüner sahibi olmak için mektebe gider.<br />
Mektepten çıkınca yücelir, en yüksek mevkiye sahip olur. Hocaya aylık verirken âlemi aydınlatan bir bedir haline gelir.<br />
Abbas, kin güderek eski dinin öcünü almak ve Ahmed’i ortadan kaldırmak üzere harp etmeye gelmişti.<br />
<br />
2795. Öyle olduğu halde o ve evlâtları, hilâfet makamında kıyamete dek dine arka oldular, o makama şeref verdiler.<br />
Ben, bu kapıya bir şey dilemek için geldim; daha dehlizde baş köşe oldum, yüceldim.<br />
Ekmek ümidiyle armağan olarak su getirdim; ekmek kokusu, beni ta cennetin baş köşesine kadar çekti, götürdü.<br />
Ekmek, bir Âdem’i cennetten sürdürdü; beni ise cennetliklerle kaynaştırdı.<br />
Melek gibi sudan da vazgeçtim, ekmekten de. Bu kapıda gök gibi ihtiyarsız dönmekteyim.<br />
2800. Âşıklarının cisimlerinin, âşıkların canlarının dönmesinden başka dünyada garezsiz bir dönüş yoktur. Her şey bir maksatla hareket eder,<br />
her şey bir maksatla dönüp dolaşır.”<br />
Dünyaya âşık olan kişi, üstüne güneş vurmuş bir duvara âşık olur. Bu parlaklığın, bu ziyanın duvardan olmayıp güneşten olduğunu anlamak<br />
için hiç zihnini yormamış ve gönlünü tamamıyla duvara vermiş olan kişiye benzer; güneşin ziyası, güneşe kavuşunca ebediyen mahrum kalır.<br />
Ve hîle heynehüm ve beyne mâ yeştehûn<br />
Kül âşığı olanlar, bu cüz’e müştak olmazlar, Cüz’e müştak olan, külden mahrum kalır.<br />
Cüzü, cüze âşık olunca mâşuku, çabucak küllüne gider, âşık ayrılığa düşer.<br />
Cüz’ü seven, maskaralaştı, başkalarına kul oldu. Denize düştü, boğulmak üzere; eline geçen ota yapışmakta.<br />
O zayıf mâşuk, hakim değildir ki âşığın derdine derman olsun. Efendisinin işini mi görsün, kendi işini mi<br />
Arapların atasözü: Zina edersen bari hür kadınla zina et (halayıkla değil), çalarsan bari inci çal<br />
2805. “Zina edersen hür kadınla et” sözü bu yüzden ata sözü olup kaldı. ”Çalacaksan inci çal” sözü de neye meyledeceksen en iyisine meylet<br />
mânasına geldi.<br />
Kul yani mâşuk; efendisinin, Allah’sının yanına gitti. Âşık ağlayıp inler bir halde kaldı. Gül kokusu, güle gitti; o, hor hakir kala kaldı.<br />
Dileğinden uzaklaştı... Çalışması zayi oldu. Çektiği eziyet hiçe gitti, ayağı yaralandı.<br />
Gölge avlayan avcıya benzedi. Hiç gölge ona sermaye olur mu<br />
Adam kuşun gölgesini sımsıkı tutmuş. Kuş da ağacın dalında ona şaşmakta ve.”<br />
2810. Bu akılsız adam neye seviniyor ” demekte... İşte sana bâtıl, işte sana çürümüş sebep!<br />
Eğer cüzü külle muttasıldır, ayrılmaz dersen diken ye, gül isteme. Diken de gülden ayrılmaz.<br />
Cüz’ü kül’e ancak bir yüzden bağlıdır. Yoksa Allah’nın peygamberleri göndermesi abes olurdu.<br />
Çünkü peygamberler, kulları Allah’ya ulaştırmak için gelmişlerdir. Herkes bir tenden ibaretse, Allahile kul, kül ile cüz ise birbirine bağlıdır;<br />
kimi kime ulaştırırlar<br />
Oğul bu sözün sonu yoktur. Gün sona erdi, hikâyeyi tamamla!<br />
Arabın, su testisini halifenin kullarına vermesi<br />
2815. Su testisini sunup tapuya hizmet ve tâzim tohumunu ekti.<br />
Dedi ki:” Bu armağanı o sultana götürün, padişahtan murat isteyeni ihtiyaçtan kurtarın!<br />
Tatlı, lezzetli su...Yağmur sularından biriken gölden toplanmıştır. Testi de güzel, yepyeni.”<br />
Padişah kullarının bu söze gülecekleri geldi. Fakat o armağanı can gibi kabul ettiler.<br />
Çünkü basiret sahibi padişahın tabiatındaki lûtuf, bütün saray erkânına da sirayet etmişti.<br />
2820. Padişahların huyu halka da tesir eder. Yeşil gök, yeryüzünü de yeşertir.<br />
Padişah bir havuza benzer. Maiyetini de lüleler gibi bil. Su, göllere lülelerden akar.<br />
Lülelerden akan suların hepsi, tertemiz bir havuzdan geldiği için her lüle, zevkli ve tatlı su akıtır.<br />
Eğer havuzdaki su tuzlu ve pis olursa her lüleden aynı su akar.<br />
Çünkü her lüle havuza muttasıldır. Sen bu sözün mânasına iyice dal, adamakıllı dikkat et, düşün!<br />
2825. Yurdu olmayan padişahlar padişahı can da, bak, bütün bedene nasıl tesir etmiştir.<br />
Tabiatı, soyu sopu hoş aklın lûtfu da, bak, bütün bedeni nasıl müeddep bir hale getiriyor.<br />
Kararı, sükûnu olmayan şuh ve şen aşk da bütün bedeni nasıl cünuna sürüklüyor<br />
Kevser gibi olan deniz suyunun letafeti yüzünden dibindeki ateş parçalarının hemen hepsi inci ve mücevherdir.<br />
Usta hangi hünerde tanınmışsa, hangi hünerle şöhret bulmuşsa çırağı da o hünerde ilerler ,o hünerde meşhur olur.<br />
2830. Usul ilmini bilen üstadın yanında zihni çevik, istidatlı talebe usul okur;<br />
Fakîh üstadın yanında da usul okumaz, fıkıh tahsil eder.<br />
Nahiv üstadının talebesi nahiv üstadı olur.<br />
<br />
Hakikat yolunda mahvolan üstadın talebesi ise üstadının sayesinde padişahta mahvolur, yokluğa erişir.<br />
Ölüm günü bütün bu bilgiler içinde işe yarayan ve yol azığı olanı da yokluk bilgisidir.<br />
Nahivciyle gemici hikâyesi<br />
2835. Bir nahiv âlimi, gemiye binmişti. O kendini beğenmiş âlim, yüzünü gemiciye dönüp,<br />
“Sen hiç nahiv okudun mu ” demişti. Gemici “hayır” deyince demişti ki : “Yarı ömrün hiçe gitti.”<br />
Gemici bu söze kızdı, gönlü kırıldı. Fakat susup derhal cevap vermedi.<br />
Derken rüzgâr gemiyi bir girdaba düşürdü. Gemici, o nahiv âlimine bağırdı:<br />
“ Yüzmeyi bilir misin, söyle!” Nahivci “Bilmem bende yüzgeçlik arama”<br />
2840. Deyince “Nahiv âlimi, bütün ömrün hiçe gitti. Çünkü gemi bu girdapta batacak.<br />
İyi bil burada mahiv bilgisi lâzım, nahiv bilgisi değil. Eğer mahiv bilgisini biliyorsan tehlikesizce denize dal!<br />
Deniz suyu, ölüyü başında taşır. Fakat denize düşen adam diri olursa nerede kurtulacak<br />
Sen de eğer beşeriyet vasıflarından öldünse hakikat sırları denizi, seni başının üstüne kor.<br />
Ey âlim, sen halka eşek diyorsun ama şimdi sen, eşek gibi buz üstünde kalakaldın.<br />
2845. İstersen dünyada zamanın allâmesi ol, hele şimdicik dünyanın yokluğunu da gör, zamanın yokluğunu da!” dedi.<br />
Nahivciyi, size yok olma nahvini öğretmek için hikâye arasında hikâye ettik.<br />
Fıkhı bilmeyi de yok olmada bulursun, nahvi tahsil etmeyi de, sarftaki değişiklikleri de, ey yüce sevgilim!<br />
O su testisi bizim bilgilerimizdi; halife de Allahbilgisinin Diclesi.<br />
Biz dolu testileri Dicle’ye götürüyoruz. Böyle olduğu halde eşek olduğumuzu bilmezsek hakikaten eşeğiz!<br />
2850. O Arap, bari o hususta ma’zurdu. Çünkü Dicle’yi bilmiyordu, çok uzaktaydı.<br />
Bizim gibi Dicle’den haberi olsaydı o testiyi alıp konaktan konağa kona göçe götürmezdi.<br />
Hattâ Dicle’yi bilseydi o testiyi kırar, bu işten tamamı ile vazgeçerdi.<br />
Halifenin suya hiçbir ihtiyacı yokken o armağanı kabul edip testiyi altınla doldurması, Arabın sevinmesi<br />
Halife, bunu görüp bedevinin ahvalini duyunca o testiyi altınla doldurdu, daha fazla da ihsanda bulunup.<br />
Hediyeler, hususi hil’atler verdi, bedeviyi yoksulluktan kurtardı.<br />
*O Ulu padişah, o ihsan dünyası, o adalet denizi, adamlarından birisine.<br />
2855. “Bu altın dolu testiyi ona ver. Dönerken de onu Dicle yoluyla götür.<br />
Çöl yolundan buraya gelmiş. Halbuki Dicle yolu, yurduna daha yakındır” dedi.<br />
Bedevi, gemiye binip Dicle’yi görünce utancından iki büklüm olmaya, yere kapanmaya başladı.<br />
“Bu ihsan sahibi cömert padişahın lûtfuna şaştım. Daha ziyade şaşılacak şey de şu ki, o suyu aldı.<br />
O cömertlik denizi öyle hor ve kalp armağanı nasıl oldu da kabul etti ” diyordu.<br />
2860. Ey oğul! Bütün dünyayı, ağzına kadar ilimle, güzellikle dolu bir testi bil.<br />
Fakat bu ilim ve güzellik, fevkâlade dolu olduğundan derisine sığamayan kişinin (zuhuru, zatının muktazası olan ve zuhur etmemesine imkân<br />
bulunmayan Allah’nın ) Dicle’sinden bir katradır.<br />
O, gizli bir defineydi. Pek dolu olduğundan yarıldı, kendisini izhar etti.Toprağı, göklerden daha parlak bir hale getirdi.<br />
Gizli bir hazineyken coştu; toprağı atlas giyen bir sultan haline soktu.<br />
O Bedevi, Allah’nın Dicle’sinden bir katrayı görseydi hakikatte bir deniz olan o katranın önünde testisini atardı.<br />
2865. Onu görenler, daima kendilerinden geçmiş bir haldedirler. Bu yokluk halinde testilerini taşlayıp kırmışlardır.<br />
Ey himmet edip testiyi kıran! O testi, kırılmakla daha iyi yapılmış olur.<br />
Küp kırılır ama içindeki su dökülmez. Bu kırılmada yüzlerce sağlamlık vardır.<br />
Küpün bütün parçaları oynamakta, hallenmektedir. Fakat Akl-ı Cüz’î, bunu imkânsız görür.<br />
Bu halette ortada ne testi görünür, ne su. Bunu iyice gör, doğrusunu Allahdaha iyi bilir.<br />
2870. Mâna kapısını döversen açarlar. Fikir kanadını terket ki seni iri bir doğan haline getirsinler.<br />
Fikir kanadı, çamurlara bulanmıştır, ağırdır. Sen toprak yemeğe alışmışsın; onun için toprak, sana can gibi geliyor.<br />
Ekmek et... Bunlar topraktır, bunları daha az ye de toprak gibi yeryüzünde kalma.<br />
Acıkınca kızgın geçimsiz, aslı kötü bir köpek oluyorsun.<br />
Karnın doyunca murdarlaşıyor, ayak üstünde duran ve hiçbir şeyden haberi olmayan bir duvar kesiliyorsun.<br />
<br />
2875. Şu halde sen bir zaman pis, murdar bir hale geliyor, bir zaman köpekleşiyorsun. Aslanların yolunda nasıl yürüyebilecek, nasıl koşup<br />
seğirteceksin<br />
Sana avlanmakta yarayan ancak köpektir. Bunu böyle bil de köpeğe daha az miktarda kemik at!<br />
Çünkü köpeğin karnı doyarsa daha ziyade serkeşleşir. Bu serkeşlikle ava istediğin gibi gider mi<br />
O Bedeviyi, oraya yoksulluk çekiyordu. Nihayet o kapıyı, o devleti gördü.<br />
O penahı olmayan yoksula padişahın ihsanını hikâye etmiştik.<br />
2880. Âşık, aşk diyarında ne söylerse söylesin, ağzından aşk kokusu duyulur.<br />
Fıkıhtan bahsetse ağzından hep yokluğa ait sözler çıkar; o sözlerden yokluk kokusu gelir.<br />
Küfre ait bahis açsa o bahsinde din kokusu vardır. Şüpheye dair söz söylese sözleri, yakîni anlatmış olur.<br />
Eğri söylese doğru görünür. O ne güzel eğridir ki doğruyu süsler.<br />
Doğruluk denizinden zuhur eden o eğri köpük, feridir. Sâf asıl, o fer’i de sâflıkla bezemiştir.<br />
2885. O köpüğü sâf ve makbul bil. Sevgilinin dudağından çıkan azarlayış say.<br />
Âşığın, pek de istemediği o azar, sevgilinin yüzünün hatırı için hoş görülür.<br />
Şekeri, ekmek şekline sokar, pişirirsen tadınca yine onda şeker lezzeti vardır, ekmek lezzeti bulunmaz.<br />
Bir mümin, altından yapılmış bir put bulsa hiç onu Şamanlara bırakır mı<br />
Bırakmadıktan başka alır, ateşe atar. Onun ariyet şeklini bu suretle eritip bozar.<br />
2890. Altında put şekli kalmaz. Çünkü suret, ibadete mânidir, yol vurucudur.<br />
O putun hakikati, yani altın; Allah’nın bir ihsanıdır. Sonradan put şekline sokulmuştur. Altın, Allahihsanı olup altınlık nasıl bu ihsan için<br />
âriyet bir suretse put şekli de altın için ârızi bir surettir.<br />
Bir pire için yepyeni kilimi yakma. Sineğin verdiği baş ağrısı yüzünden gününü zayi etme.<br />
Surette kalırsan putperestsin. Her şeyin suretini bırak, mânaya bak.<br />
Hacca gidersen hac yoldaşı ara. Ama ha Hintli olmuş, ha Türk, ha Arap.<br />
2895. Onun şekline rengine bakma; azmine ve maksadına bak.<br />
Rengi kara bile olsa değil mi ki seninle aynı maksadı güdüyor, aynı senin rengindedir, sen ona beyaz de.<br />
Bu hikâye parça buçuk söylendi (araya sözler karıştı, başka hikâyeler girdi.) Âşıkların işi gibi başsız, ayaksız nakledildi.<br />
Fakat hakikatte başı yoktur, ezel gibi evveline evvel bulunmaz. Sonu da yok. Ebedle eş!<br />
Hattâ su gibidir; her katrası hem baştır, hem ayak… Hem de başsız, ayaksız koşup gider.<br />
2900. Haşa, bu hikâye değil, kendine gel! Bizim ve senin bugünkü halimizdir, dikkat et!<br />
Kuvvet ve kudret sahibi olan sofilerin yanında geçmiş anılmaz.<br />
Arap da biziz, testi de biziz, padişah da biziz, hepsi biziz. Ezelde mahrum olanlar, bunu anlamaktan mahrum kaldılar.<br />
Aklı erkek bil. Kadın da bu nefis ve tabiattır. Bu ikisi zulmete mensup ve münkirdirler; akıl ise ışıktır<br />
Şimdi dinle, asıl inkâr neden meydana geldi, Şundan: küllün çeşit çeşit cüzileri vardır.<br />
2905. Bu küllün cüz’ü, cüzülerin külle nispeti gibi değildir (terkip kabul etmez); gülün cüz’ü olan gül kokusu gibi de değildir.(cüzülenmez. Bu<br />
cüz ve kül itibaridir).<br />
Yeşilliğin letafeti güldeki güldeki letafetin (itibari olarak) cüz’ü olduğu gibi kumrunun sesi de (yine itibari olarak) bülbül nağmesinin bir<br />
cüz’üdür.<br />
Eğer bu husustaki müşkül şeyleri anlatmaya, onlara cevap vermeye koyulsam susamışlara ne vakit su vereceğim<br />
Eğer sen, burada müşkül vaziyete düştüysen sabret. Sabır, gamdan kurtulmak için anahtardır.<br />
Sakın, endişelerden sakın! Fikir aslan ve yaban eşeğidir, gönüller de ormanlıklar.<br />
2910. Perhizler, ilâçların başıdır. Çünkü kaşınma, uyuzluğu arttırır.<br />
Perhiz, şüphe yok ki ilâcın aslıdır. Düşüncelerden perhiz et de can kuvvetini gör!<br />
Sen, kulak gibi bu sözlere kabiliyet kazan da sana altından küpe takayım.<br />
Küpe de ne Altın madeni olursun Aya, Süreyya’ya kadar yükselirsin.<br />
Önce şunu duy ki bu muhtelif halkın canları da “elif”ten “ya” ya kadar olan harfler gibi muhteliftir.<br />
2915. Bir yüzden baştan ayağa kadar hepsi birse de yine muhtelif harflerde birbirlerine benzerlik yoktur.<br />
Harfler; bir yüzden birbirlerine zıt, bir yüzden birbirleriyle bir, bir yüzden faydasız ve alaydan ibaret, bir yüzden tamamı ile faydalı ve ciddîdir.<br />
Kıyamet günü her şeyin Allah’ya arz edileceği, Allahtarafından görülüp sorulacağı en büyük bir gündür. Kendisini göstermeyi süslenip<br />
bezenen kişi ister.<br />
O görünüş günü; Hindû gibi yüzü kapkara olan kişiye rüsvay olmak nöbetinin gelip çattığı gündür,<br />
Yüzü güneş gibi olmayan, ancak yüzünü peçe gibi örten geceyi ister.<br />
2920. Dikeninde bir gül yaprağı bile bulunmadığından baharlar onun sırlarına düşman kesilmiştir.<br />
Fakat bahar, baştan ayağa kadar gül ve süsen olana iki aydın gözdür.<br />
Mânadan mahrum olan diken, gül bahçesiyle bir arada bulunabilmek için güz mevsimini ister güz mevsimini!<br />
<br />
Çünkü güz, hem gülün öğünecek halini, hem dikenin ayıbını örter. Bu suretle sen de onun rengiyle bunun halini görmezsin.<br />
Şu halde güz, dikenin hayatıdır, baharıdır. Çünkü güzün ikisi de bir görünür.<br />
2925. Ama bahçıvan, gülü güzün de görür. Bu bir kişinin görüşü yok mu Yüzlerce cihanın görüşünden iyidir.<br />
Zaten Cihan o bir kişiden ibarettir. Geri kalanlar, hep onun tâbileridir, hep onun yüzünden geçinenlerdir.<br />
Onun için bütün güzel çiçekler “ Müjde, müjde; işte bahar gelmekte “ deyip dururlar;<br />
Çiçekler, akarsu zinciri gibi parlamak, meyveler, tomurcuklanmak için hep baharı isterler.<br />
Baharda çiçek dökülünce meyve baş gösterir. Ten de harap olunca can görünür.<br />
2930. Meyve mânadır, çiçek onun sûreti. O çiçek, müjdedir, meyve de nimeti!<br />
Çiçek döküldü mü meyve meydana çıkar. O kayboldu mu bu fazlasıyla görünür.<br />
Ekmek kırılıp yenmeyince kuvvet verir mi; salkımlar sıkılmadıkça şarap olur mu<br />
Helile, ilâçların arasında kırılıp ezilmedikçe ilâçlar, nereden sıhhati arttıracak<br />
Pîr kimdir Pîrin sıfatları<br />
Ey Hak Nuru Hüsâmeddin! Bir iki kağıdı fazla al da pîrin sıfatlarını anlatayım.<br />
2935. Gerçi vücudun nazik ve çok zayıf , fakat sensiz cihanın işi yoluna girmiyor.<br />
Gerçi ışık ( gibi nurlu, lâtif) ve sırça ( gibi ince ve nazik) oldun. Fakat gönül ehlinin başısın, onlara muktedasın.<br />
Mademki ipin ucu senin elindedir, senin isteğine tâbidir; gönül gerdanlığının incileri de senin ihsanındır.<br />
Yol bilen Pîrin ahvalini yaz; Pîri seç, onu yolun tâ kendisi bil.<br />
Pîr, yaz mevsimidir; halk ise güz ayı...Halk, geceye benzer, Pîr aya...<br />
2940. Genç ve terü taze talihe Pîr adını taktım. Fakat o, Halk tarafından Pîr olmuştur, günlerin geçmesiyle değil.<br />
O öyle bir Pîrdir ki iptidası yoktur, ezelîdir. Öyle tek ve eşsiz inciye eş yoktur.<br />
Eski şarap esasen kuvvetlidir, hele “ Min ledünn” şarabı olursa...<br />
Pîri bul ki bu yolculuk, Pîrsiz pek tehlikeli, pek korkuludur, âfetlerle doludur.<br />
Bildiğin ve defalarca gittiğin yolda bile kılavuz olmazsa şaşırırsın.<br />
2945. Kendine gel! Hiç görmediğin o yola yalnız gitme, sakın yol göstericiden baş çevirme!<br />
Ey nobran! Pîrin gölgesi olmazsa gulyabani sesi, seni sersemleştirir, yolunu şaşırtır.<br />
Gulyabani, sana sana zarar verir, yolundan alıkor. Bu yolda nice senden daha dahi kişiler kaybolup gittiler.<br />
Yolcuların yollarını şaşırdıklarını, kötü ruhlu İblis’in onlara neler yaptığını Kur’an’dan işit!<br />
Onları ana yoldan yüz binlerce yıl uzak olan yola götürdü, felakete uğrattı, çırçıplak bıraktı.<br />
2950. Onların kemiklerine, kıllarına ( onlardan kalan eserlere) bak da ibret al; eşeğini onların yoluna sürme.<br />
Eşeğin başını çek, onu yola sok, doğru yolu bilen ve görenlerin yoluna sür.<br />
Onu boş bırakma, yularını tut; çünkü o, yeşilliğe gitmeği sever.<br />
Gaflet edip de bir an boş bıraktın mı çayırlara doğru fersahlarca yol alır.<br />
Eşek yol düşmanıdır, yeşillik görünce sarhoş olur. Onun yüzünden nice ona kul olanlar telef olup gitmişlerdir.<br />
2955. Eğer yol bilmezsen eşeğin dileğine aykırı hareket et; doğru yol, o aykırı yoldur.<br />
Kadınlarla meşverette bulunun, ne derlerse aksini yapın. Şüphe yok ki onlara aykırı hareket etmeyen helâk oldular.<br />
Heva hevesle, nefsin isteğiyle az dost ol. Çünkü seni Allahyolundan çıkaran, yolunu şaşırtan, heva ve hevestir.<br />
Cihanda bu heva ve hevesi, yoldaşların gölgesini kırıp öldürdüğü gibi hiçbir şey kıramaz, yok edemez.<br />
Peygamber –Sallâllahu Aleyhi Vesellem – in, Ali’ye –Allahondan razı olsun – “ Herkes bir çeşit ibadetle Allah’ya yaklaşmayı diler, sen akıllı<br />
ve Allah’ya ulaşmış kulla sohbet yüzünden yaklaşmaya çalış ki o kulların en ileri gideni olasın “ diye nasihat etmesi<br />
Peygamber, Ali’ye dedi ki: “ Ey Ali! Allahaslanısın, kuvvetlisin, korkmazsın, yüreklisin.<br />
2960. Fakat aslanlığına dayanma, güvenme. Ümit ağacının gölgesine sığın!<br />
Hiç kimsenin rivayetlerle, masallarla yoldan ayıramayacağı akıllı bir kişinin gölgesine gir.<br />
Yeryüzünde onun gölgesi Kafdağı gibidir, ruhu da Simurg gibi çok yükseklerde uçmakta, yücelerde dolaşmakta.<br />
Kıyamete kadar onu övsem, söylesem tükenmez. Bu övüşe bir kesim, bir son arama.<br />
<br />
Güneş, insan suretiyle yüzünü örtmüştür, insan suretinde gizlenmiştir; artık sen anlayıver. Doğrusunu Allahdaha iyi bilir.<br />
2965. Ya Ali! Sen, Allahyolundakini bütün ibadetler içinde Tanrıya ulaşmış kişinin gölgesine sığınmayı seç.<br />
Herkes bir çeşit ibadete sarıldı, kendisi için bir türlü kurtulma çaresine yapıştı.<br />
Sen, akıllı bir kişinin gölgesine kaç ki gizli gizli savaşan düşmandan kurtulasın.<br />
Bu, senin için bütün ibadetlerden daha iyidir.<br />
Bu suretle yolda ilerlemiş olanların hepsini geçer, hepsinden ileri olursun.<br />
Bir Pîr ele geçirdin mi hemen teslim ol; Mûsâ gibi Hızır’ın hükmüne girip yürü.<br />
2970. Ey münafıklık nedir, bilmeyen! Hızır’ın yaptığı işlere sabret ki Hızır” Haydi git, ayrılık geldi” demesin.<br />
Gemiyi kırarsa ses çıkarma; çocuğu öldürürse saçını başını yolma.<br />
Mademki Hak, onun eline “kendi elimdir” dedi; “Yedullahi fevka eydîhim” hükmünü verdi;<br />
Şu halde Allaheli, onu öldürse de yine diriltir. Hattâ diriltmek nedir ki Ona ebedî hayat verir.<br />
Bu yolu, nadir olarak yapayalnız aşan bile yine Pîrlerin himmetiyle aşmış, varacağı yere onların sayesinde ulaşmıştır.<br />
2975. Pîrin eli, kısa değildir, gaiptekilere de erişir. Onun eli, Allahkabzasından başka bir şey değildir ki.<br />
Gaipte bulunanlara böyle bir hil’ati verirlerse huzurda bulunanlar şüphesiz gaiptekilerden daha iyidir.<br />
Gaiptekileri bile doyururlar, onlara bile ihsan ederlerse artık konuğun önüne ne nimetler koymazlar<br />
Huzurlarında hizmet kemeri bağlanan nerede, kapı dışında bulunan nerede<br />
Pîri seçip ona teslim oldun mu, nazik ve tahammülsüz olma; balçık gibi gevşek ve sölpük bir halde bulunma.<br />
2980. Her zahmete, her meşakkate kızar, kinlenirsen cilâlanmadan nasıl ayna olacaksın ”<br />
Vücuduna aslan resmi döğdürmek isteyen, fakat iğne acısından dolayı pişman olan Kazvinlinin hikâyesi<br />
Rivayetçiden şu hikâyeyi de dinle: Kazvinlilerin âdetleridir;<br />
Vücutlarına, kol ve omuzlarına, kendilerine zarar vermeksizin iğne ile mavi dövmeler dövdürürler.<br />
Bir Kavzinli, tellâğın yanına gidip “Bana bir döğme yap; fakat canımı acıtma” dedi.<br />
Tellâk “ Söyle yiğidim; ne resmi döveyim ” diye sorunca “ bir kükremiş aslan resmi döv” dedi;<br />
2985. “Talihim aslandır, onun için aslan resmi olsun. Gayret et, dövmeyi adamakıllı yap!”<br />
Tellak “Vücudunun neresine döveyim ” dedi. Kavzinli “ İki omzumun arasına”” dedi.<br />
Tellak, iğneyi saplamaya başlayınca yiğidin sırtı acımaya başlayıp,<br />
“ Aman usta, beni öldürdün gitti. Ne yapıyorsun ”diye bağırdı.<br />
2990. Usta “ Aslan yap dedin ya” dedi. Kazvinli sordu:” Neresinden başladın<br />
Usta “ Kuyruğundan” dedi. Kazvinli dedi ki:” Aman iki gözüm, bırak kuyruğunu.<br />
Aslanın kuyruğu ile kuyruk sokumum sızladı, nefesim kesildi, boğazım tıkandı.<br />
Aslan, varsın kuyruksuz olsun. İğne yarasından yüreğime fenalık geldi, bayılacağım.”<br />
Usta, “Kavzinliyi kayırmadan, merhametsizce aslanın bir başka tarafını dövmeye başladı.<br />
Yiğit yine bağırdı “Burası neresi ” Usta: “Kulağı” dedi.<br />
2995. Kazvinli “ Bırak, kulaksız olsun. Orasını da yapma” dedi.<br />
Usta bu sefer başka bir yerine başlayınca Kazvinli yine feryat etti:<br />
“Bu üçüncü iğne de neresini dövüyor ” Usta:”Azizim, karnı” dedi.<br />
Kazvinli “Fena acıyor, iğneyi bu kadar çok batırma, bırak, karınsız olsun” deyince<br />
Tellâk şaşırdı, hayli müddet parmağı ağzında kaldı.<br />
3000. İğneyi yere atıp “ Âlemde kimse böyle bir hale düştüm mü ki<br />
Kuyruksuz, başsız, karınsız aslanı kim gördü Allahbile böyle bir aslan yaratmamıştır” dedi.<br />
Kardeş, iğne yarasına sabret ki gâvur nefsin iğnesinden kurtulasın.<br />
Varlıkların kurtulmuş olanlara felek de secde eder, güneş de, ay da.<br />
Vücudunda nefsi ölen kişinin fermanına güneş de tâbidir, bulut da.<br />
3005. Gönlü ışık yakmayı, şûlelenmeyi öğrenmiş olan kişiyi güneş bile yakamaz.<br />
Tanrı; doğması, batması muayyen olan güneş hakkında “Doğduğu ve battığı zaman onların mağaralarına vurmaz; o mağara hiç güneş yüzü<br />
görmezdi”demiştir.<br />
Bir cüzü, külle ulaşırsa o cüz’ün yanında diken bile, gül gibi baştanbaşa letafet kesilir.<br />
Allah’yı ululamak, yüceltmek, nasıl olur Kendini, varlığını horlamak, toprak mesabesinde tutmakla.<br />
Tanrıyı tevhid etmeyi öğrenmek nedir Kendini tek Allahönünde yakıp yok etmek.<br />
<br />
3010. Gündüz gibi şûlelenip parlamayı diliyorsan geceye benzeyen varlığını yak!<br />
Varlığını o varlığı meydana getirenin varlığında bakırı kimya içinde eritir, yok eder gibi eritir, yok eder gibi erit, yok et (de altın ol)<br />
Sen, sıkı sıkıya ben’e, yapışmış ( yokluğu ve birliğe ulaşmış) sın. Bütün bozuk düzen işler, bütün bu perişanlıklar, ikilikten meydana çıkıyor.<br />
Ava giden aslan, kurt ve tilki<br />
Bir aslan, bir kurt, bir tilki avlanmak için dağlara düşmüşler.<br />
Birbirlerine yardım ederek av hayvanlarını adamakıllı yakalamayı, onların yolunu kesmeyi kurmuşlardı.<br />
3015. Üçü de beraberce o geniş ovada birçok av elde etmek niyetindeydiler.<br />
Aslan, onlarla beraber avlanmaktan utanmaktaysa da yine onları ağırladı, onlara yoldaş oldu.<br />
Böyle bir padişaha maiyetindeki asker, ancak zahmettir. Fakat bu “Topluluk rahmettir” deyip onlara uydu.<br />
Böyle bir ay, yıldızlarla beraber gezmeden utanır. O, yıldızların içinde ancak onları parlatmak, onlara ihsan etmek için bulunur.<br />
Reyine, tedbirine benzer isabetli bir rey, yerinde bir tedbir bulunmamakla beraber yine Peygamber’e “ Şâvirhum” emri geldi.<br />
3020. Terazide arpa, altınla arkadaş olmuştur. Fakat bununla arpanın da altın gibi kıymetlenmesi icabetmez.<br />
Ruh, şimdilik kalıba yoldaş olmuştur. (kalıp, ruhu korumaktır). Nitekim köpek de bir zaman için kapıyı korur.<br />
Bunlar; kudretli, şevketli aslanın maiyetinde dağa doğru gittikleri zaman<br />
İşleri rast geldi, bir dağ öküzü, bir dağ keçisi, bir de semiz tavşan avladılar.<br />
Savaşçı aslanın maiyetinde giden kişinin kebabı, gece olsun, eksik olmaz.<br />
3025. Ölmüş yaralanmış, kan içinde bulunan avlarını dağdan çeke çeke ormana getirince,<br />
Kurt ve tilki padişahlara lâyık bir adaletle av hayvanlarının paylaşılmasına tamahlandılar.<br />
İkisinin de tamahı, aslana aksetti, o tamahın sebebini anladı.<br />
Sırların aslanı ve beyi olan, kalpten geçenleri bilir.<br />
Kendine gel, ey düşüncelere dalmayı huy edinen gönül! Onun huzurunda kötü düşüncelerden sakın!<br />
3030. O bilir, o anlar, eşeği sükût içinde sürer. Sırrını bildiğini anlatmamak, ayıbını yüzüne vurmamak için de yüzüne güler.<br />
Aslan, onların vesveselerini anladıysa da açmadı, bir şey söylemedi, onları korudu.<br />
Fakat kendi kendine “Yoksul hasisler sizi! Ben, sizin cezanızı veririm, size gösteririm ben!<br />
”Size benim hükmüm kâfi gelmedi mi Benim ihsanım hususunda zannınız bu mu<br />
Sizin akıllarınız, reyleriniz de benden; benim dünyamı aydınlatan ihsanlarımdandır.<br />
3035. Resim ressamı nasıl ayıplayabilir Resme o ayıbı, o kötü görünüşü veren ressamdır.<br />
Benim hakkımda böyle hasisçe bir zanna mı düşeceksiniz Zamanın ayıbı, arı asıl sizsiniz.<br />
Allahhakkında kötü zanda bulunanlar, sizin kellenizi uçurmazsam bu işim, hatanın ta kendisidir.<br />
Dünyayı sizin ayıbınızdan kurtarayım da bu hikâye, dünya durdukça söylenip dursun dedi.<br />
Aslan bu düşünceyle açıkça gülüyordu. Aslanın gülümsemelerine emin olma.<br />
3040. Dünya malı, Tanrının gülümsemeleridir. Bizi bu suret sarhoş, mağrur ve perişan etmiştir.<br />
Ey Kadri yüce kişi! Sana yoksulluk ve hastalık iyidir. Çünkü o gülümseme nihayet tuzağını kurar, seni düşürür!<br />
Aslanın kurdu imtihan ederek “ Kurt, huzuruma gel, bu avları aramızda payet “ demesi<br />
Aslan “Bunları payet. Ey koca kurt, adaleti tazele!<br />
Pay etmede benim vekilim ol da ne mahiyettesin, meydana çıksın” dedi.<br />
Kurt “Padişahım, yaban öküzü senin payın. O büyük, sen de büyük, iri ve çeviksin.<br />
3045. Keçi orta boyda, orta irilikte, onun için benim. Tilki, sen de tavşanı al. Tavşan tam sana münasip” dedi.<br />
Aslan dedi ki: “Ey kurt, hele bir daha söyle, ne dedin Ben varken sen pay istiyorsun ha!<br />
Kurt, ne köpek oluyor ki benim gibi misli, naziri bulunmayan bir aslanın huzurunda kendisini görüyor, varım sanıyor!<br />
Kendini beğenen eşek, ileri gel!” Kurt ileri gelince bir pençe vurup onu parçaladı.<br />
Onda akıl ve isabetli bir tedbir görmeyince cezasını verip derisini yüzdü.<br />
3050. Mademki beni görmek, seni kendinden geçirmedi, huzurumda yok olmadın. Böyle cana inleyerek ölmek gerek.<br />
Mademki huzurumda mahvolmadı, boynunu vurmak farz oldu.<br />
<br />
Allah’dan başka her şey fânidir. Mademki onun zatında fâni değilsin, varlık arama!<br />
Bizim hakikatimiz de yok olana “Her şey fânidir” cezası yoktur.<br />
Çünkü o “İllâ” dadır, “Lâ” dan geçmiştir. “İllâ” da fâni olmaz.<br />
3055. Kapıda dolaşan, Ben’den, biz’den dem vuran kapıdan sürülür, “lâ” makamında dolaşıp durur.<br />
Birisinin, bir dostun kapısını döğdüğü zaman içeriden “ Kimsin “ sözüne “Benim “ demesi üzerine dostun “ Mademki sen, sensin, kapıyı<br />
açmıyorum. Çünkü dostlardan kimseyi tanımıyorum ki o, ben olsun” demesi<br />
Birisi, bir dostunun kapısına gelip kapıyı çaldı. Dostu “Kapıyı çalan kim ” deyince.<br />
“Benim” diye cevap verdi. Dostu “Git, şimdi zamanı değil. Böyle bir sofra, ham kişinin makamı olamaz.<br />
Hamı, ayrılık ateşinden başka ne pişirebilir, nifaktan ne kurtarabilir “ dedi .<br />
Adamcağız gitti, tam bir yıl dostunun ayrılığıyla yanıp yakıldı.<br />
3060. Yanıp pişerek tekrar döndü, geldi. Dostunun evinin etrafında dolaşmaya başladı.<br />
Kapıya varıp ağzından edepten dışarı bir söz çıkmasın diye yüzlerce korku ile edepli edepli halkayı çaldı.<br />
Sevgilisi “Kim o ” deyince “Gönlümü alan sevgili sensin” diye cevap verdi.<br />
Sevgili “ Mademki bensin, ey ben, gel içeri gir! Ev dar, iki kişi sığmıyor dedi.<br />
İğneye geçirilecek iplik iki ayrı iplik olursa geçmez. Mademki birsin, bu iğneden geç!<br />
3065. İpliğin iğne ile münasebeti vardır, geçer. Fakat deve, iğne yordamından geçmez ki.<br />
Devenin vücudu riyazat ve ibadet maksadından başka bir şeyle incelir mi<br />
Bu işe Allaheli kudreti gerektir. Çünkü Tanrı, her hayali, bir iradesiyle var eder.<br />
Her olmayacak şey, onun eliyle mümkün olur; her serkeş onun kokusuyla sakinleşir.<br />
Anadan doğma kör ve alaca illetine tutulmuş kişiler nedir ki Onları bir tarafa bırak; ölü bile o aziz Allah’nın afsuniyle dirilir.<br />
3070. Ölüden daha ölü yokluk bile, onun var etme avucunda muztar kalır, (varlığa bürünür).<br />
Külle yevmin hüve fi’şe’n âyetini oku da onu katiyyen işsiz, güçsüz bilme.<br />
En az işi bu dünyaya her gün üç bölük asker yollamasıdır.<br />
Bir bölük asker, rahimde (çocukların) yetişip yeşermesi için babaların bellerinden analara gider.<br />
Bir bölük asker, dünyayı erkek ve kadınla doldurmak üzere rahimlerden bu yeryüzüne sefer eder.<br />
3075. Bir bölüğü de herkesin yaptığı işin karşılığını görmesi için yeryüzünden ecel tarafına yürür.<br />
Bu sözün sonu yoktur. Kendine gel de iki temiz dostun hikâyesine dön!<br />
”Benim” diyen kişinin pişman olarak suçuna karşılık tövbe ve istiğfar için bir yıl riyazat çekmesi ve o tövbekârın, tekrar dönüp o eve gelince<br />
ev sahibinin “Kim o” demesine “Sensin” diye cevap vermesi<br />
Sevgilisi “Ey tamamı ile ben olan, içeri gir. Yeşillikteki gül ve diken gibi aykırı değilsin.<br />
İplik bir oldu, artık ey yanlışlık, ortadan kalk! Kâf ve Nûn harflerini iki görürsen de hakikatte birdir” dedi.<br />
Yokluğu, büyük ve müşkül işleri cezbetmek için Kâf ve Nûn çekicidir.<br />
3080. İş yapma hususunda bir olmakla beraber halat, surette iki kattır.<br />
İster iki ayak olsun, ister dört... Yol yürür. Makasa benzer, iki ağızlı olduğu halde birden keser.<br />
Bez yıkayan iki arkadaşa bak. Görünüşte o, buna aykırı iş görmekte.<br />
Birisi bezi suya sokar, öbür arkadaşı kurutur.<br />
Sonra yine öteki ıslatır. Sanki birbirlerine aykırı iş görürler.<br />
3085. Fakat, ey genç! Görünüşte birbirlerinin zıddına iş görür gibi olan bu iki arkadaşın gönülleri de birdir, yaptıkları iş de.<br />
Her Peygamberin, her velînin bir mesleği vardır. Fakat değil mi ki hepsi halkı Hak’ka ulaştırıyor, birdir.<br />
Dinleyenler, onların sözlerinden uykuya daldılar mı... Değirmenin taşlarını su götürdü demektir.<br />
Bu suyun akışı, değirmen için değildir, değirmene sizin için gitmektedir.<br />
Fakat değirmene ihtiyacınız kalmadığı için değirmenci, suyu yatağına koyuverdi, asıl dereye akıttı.<br />
<br />
3090. Söz söyleme kudreti, öğretmek için ağza gelir; yoksa o sözün ayrı bir mecrası vardır.<br />
Sessizce, akışı tekerrür etmeksizin, bir akan cüz’ü bir daha akmaksızın ta... altında nehirler akan gül bahçelerine kadar akıp gider.<br />
Tanrı, harfsiz söz beliren o makamı, canımıza sen göster.<br />
Ki pâk can, başını ayak yapıp yokluğun o uzak ve geniş sahasına koşsun.<br />
Yokluk âlemi, pek geniş ve hudutsuz bir âlemdir. Bu hayal ve varlık, o âlemden yüzlerce gıda alır, o âlemden belirir, beslenir.<br />
3095. Hayaller, yokluk âlemine nispetle dardır. Onun için hayal, darlık ve sıkıntıya sebep olur.<br />
Varlık da hayalden daha dardır. O yüzden aylar, bu âlemde hilâl gibi görünür.<br />
Duygu ve renk âleminin, yani bu dünyanın varlığı ise... yokluğa, hayale ve varlığa nispetle büsbütün dardır, âdeta daracık bir zindandır.<br />
Âlemdeki terkip ve sayı, darlığa sebeptir. Fakat bizi duygularımız, terkip âlemine çekip durmaktadır.<br />
O duygularla birlik âlemini bil, eğer birlik âlemini diliyorsan o tarafa yürü.<br />
3100. Kün emri, bir tek iş yapar, fakat sözde Kâf ve Nûn harflerinden meydana gelmiştir. Mânası, yine tek ve sâftır.<br />
Bu söze nihayet yoktur. Dön de o kurdun o savaşta ne olduğunu anlat.<br />
Pay etmede edebe riayet etmediği için aslanın kurdu tedibetmesi<br />
O yüce aslan; iki baş, iki üstünlük kalmasın diye kurdun başını kopardı.<br />
Koca kurt! Mademki padişahın huzurunda kendini ölü saymadın, cezanı gör. İşte” Fentekamna minhüm ” budur.<br />
Sonra yüzünü tilkiye dönüp “Hadi, bunları yememiz için pay et” dedi.<br />
3105. Tilki secde edip dedi ki: “Bu semiz öküz, ey emin padişah, kuşluk yemeğin.<br />
O keçiden de bahtı aydın padişaha gün ortasında yemesi için bir yahni olur.<br />
Tavşan da lûtuf ve kerem sahibi padişahın akşam yemeğidir.”<br />
Aslan “Tilki, adaleti parlattın, apaydın bir hale getirdin. Bu çeşit pay etmeyi kimden öğrendin<br />
Ey ulu kişi! Bu pay edişi nereden belledin “ deyince Tilki dedi ki<br />
“ Padişahım , kurdun halinden!”<br />
3110. Bunun üzerine aslan “ Mademki sen bizim aşkımıza kendini rehin ettin; üçü de senin olsun, üçünü de al, git.<br />
Ey tilki, sen baştanbaşa bizim oldun, seni nasıl incitebilirim Mademki sen, biz oldun;<br />
Biz de seniniz, bütün avlar da. Ayağını yedinci kat göğün üstüne bas, yüksel.<br />
Alçak kurttan ibret aldığın için artık sen, tilki değilsin, benim aslanımsın” dedi.<br />
Akıllı o kişidir ki çekinilen belâda dostların ölümünden ibret alır.<br />
3115. O zaman tilki “ Aslan, bana bunu kurttan sonra teklif etti” diye yüzlerce şükürde bulundu.<br />
“ Eğer önce bana, bunu pay et, diye teklif etseydi, ondan canımı kurtarmama imkân mı vardı “ diye şükürler etti.<br />
Şu halde bizden de Allah’ya şükürler olsun ki, bizi ancak helâk olanlardan sonra dünyaya getirdi.<br />
Bu suretle Hakk’ın, geçmiş zamanlarda gelip geçen kavimleri nasıl helâk ettiğini duyduk.<br />
Nihayet, o önce gelip geçen kurtların halini duyup da tilki gibi kendimizi koruyabiliriz.<br />
3120. İşte Allah’nın o Hak Peygamberi, o sözü doğru peygamber, bize bu yüzden “Acınmış ümmet” adını taktı.<br />
Ey ulular, o kurtların kemiklerini, tüylerini apaçık görün de bu halden ibret alın!<br />
Akıllı, bu varlığı, bu kibir ve gururu terkeder; çünkü Firavun’un halini hatıra getirir.<br />
Eğer ululanmayı bırakmaz, ibret almazsa onun azgınlığından başkaları ibret alır!<br />
Nuh’un kavmini, “Benimle uğraşmayın. Çünkü ben, Allah’nın hicabıyım. Ey ziyankâr merdutlar, hakikatte Allahile uğraşıyorsunuz” diye tehdit<br />
etmesi<br />
Nuh “Ey serkeşler! Ben, ben değilim. Ben, canımdan öldüm, varlığımı terk ettim. Allahile diriyim.<br />
3125. İnsanlık duygularımı değiştirdiğim için Allahbana duyuş, anlayış, görüş oldu.<br />
Çünkü ben, ben değilim. Bu nefes ondandır. Bu sözün karşısında söz söyleyen, inkârda bulunan kâfirdir” dedi.<br />
Bu tilki suretinde aslan gizlidir. Bu tilkinin bulunduğu yerde yiğitlik taslamağa gelmez.<br />
Sûretine bakıp aslan olduğuna inanmıyorsan ondan aslan kükreyişini de duymuyor musun<br />
Nuh’ta Allah’dan bir kudret yoktu da bütün dünyayı neden birbirine vurdu<br />
<br />
3130. Bir vücutta yüz binlerce aslan vardı. O, ateş gibiydi, âlemse bir harman.<br />
Harman, onun onda bir hakkını gözetmeyince o da harmana böyle bir şûleyi saldı, yakıp kül etti.<br />
Kim, bu gizli aslanın önünde kurt gibi ağız açıp edepten dışarı konursa,<br />
Aslan, kurdu nasıl paraladıysa onu da paralar, ona nasıl “ Fentekamna” âyetini okuduysa buna da okur.<br />
Aslandan pençeyi yer. Aslanın önünde yiğitlik satanın aklı yoktur.<br />
3135. Keşke o yara yalnız vücuda gelseydi de gönül ve iman selâmette kalsaydı...<br />
Söz buraya gelince kuvvetim kesildi. Bu sırrı nasıl açayım<br />
O tilki gibi siz de boğazınızı az düşünün, onun huzurunda hileye az sapın.<br />
Huzurunda bütün bizi, beni terk edin... Mülk, onun mülküdür; mülkü ona teslim edin.<br />
Doğru yola yoksulca gelirseniz aslan da sizindir, aslanın avladığı av da sizin.<br />
3140. Çünkü o, paktır; Sübhan, onun vasfıdır. O, batınî şeylerden de müstağnidir, zâhiri şeylerden de.<br />
Ondaki her türlü av, her çeşit ikram ve ihsan o padişahın kulları içindir.<br />
Padişahın hiçbir şeye tamahı yoktur, O, bütün bu devleti halk için düzüp koşmuştur; ne mutlu anlayana!<br />
Dünyanın ve ahiretin devletleri; devleti, dünyayı ve ahireti yaratan kişinin ne işine yarar<br />
Şu halde Süphan’ın huzurunda gönlünüzü koruyun ki sonra kötü düşünceden utanmayasınız.<br />
3145. Çünkü o; halis sütün içindeki siyah kıl gibi bütün gizli şeyleri, düşünceleri arayıp taramayı...her şeyi görür.<br />
Suretten geçip gönlünü arıtan kişi, gayp suretlerine ayna olur.<br />
Şüphe yok, sırrımızı anlar; çünkü mümin, müminin aynasıdır.<br />
Nakdimizi mehenge urunca derhal yakîni şüpheden ayırt eder.<br />
Canı, nakitlerin mehengi olunca elbette ayarı sağlam olanı da görür, kalp olanı da.<br />
Padişahların ârif sofileri karşılarına oturtması<br />
3150. Hatırlarsan duymuşsundur; padişahların böyle bir âdeti vardı:<br />
Sol taraflarında yiğitler, bahadırlar dururdu, çünkü kalp vücudun sol tarafındadır.<br />
Defterdarlarla hesap memurlarının ve kalem ehli olanların makamı sağ taraflarındaydı. Çünkü yazı yazmak ve bir şeyi tespit etmek sağ elin<br />
işidir.<br />
Sofilere karşılarında yer verirlerdi. Zira onlar, can aynasıdırlar, hattâ aynadan da iyidirler.<br />
Gönül aynasının fikir suretleri kabul etmesi o aynada bu görülmemiş suretlerin görünmesi için kalplerini zikirle, fikirle cilâlamışlardır.<br />
3155. Yaratılış sulbünden temiz ve güzel doğan kişinin önüne ayna koymak gerektir.<br />
Güzel yüz aynaya âşıktır. Güzel yüz, aynaya âşık olduğu gibi cana cilâ, kalplere de temizlik verir.<br />
Bir konuğun Yusuf-u Sıddıyk’a gelmesi, Yusuf’un ondan bir armağan istemesi<br />
Uzak yerlerden bir merhametli dost, Yusuf-u Sıddıyk’a konuk oldu.<br />
Çocukluktan beri birbirlerini tanırlardı. Eskiden beri âşinalık yastığına yaslanmışlardı.<br />
Konukla, Yusuf’a kardeşlerinin yaptığı cefayı, onların hasetlerini konuştular. Yusuf “o haset ve cefa, zincirdi; biz de aslandık.<br />
Aslanın zincire vurulması ayıp değildir. Bizim Allah’nın kaza ve kaderinden şikâyetimiz yok.<br />
3160. Aslan, boynunda zincir bulunmakla beraber bütün zincir yapanlara beydir” dedi.<br />
Dostu Yusuf’a “Zindanda ve kuyuda ne haldeydin ” dedi. Yusuf cevap verdi:<br />
“Ay, bedir halinden çıkar ve eski ay haline gelir ya... işte öyle.”<br />
Eski ay görünmez, sonra hilâl olur da iki büklüm bir halde görünür. Fakat sonunda yine gökte bedir haline gelmez mi<br />
İnci tanesini havanda döverler ama kadri yine yücedir, ya ilâç olarak göze çekilir, yahut macun haline getirilir, kalp ferahlığı için yenir.<br />
3165. Buğdayı toprak altına attılar ama sonradan topraktan başaklar çıktı.<br />
Ondan sonra değirmende öğüttüler, değeri arttı, cana can katan gıda oldu.<br />
Sonra ekmeği bir kere daha diş altında ezdiler; akıllı kişiye akıl ve idrâk oldu.<br />
Daha sonra da o can, aşkta mahvoldu da Hak yolunda ekildikten sonra mahsûl verdi, ekincileri hayrete düşürdü.<br />
Bu sözün sonu gelmez. Sen, o iyi adamın Yusuf’a ne dediğini anlatmaya başla.<br />
Yusuf-u Sıddıyk’ın konuktan armağan istemesi<br />
<br />
3170. Yusuf, başından geçenleri anlattıktan sonra “ Eh...bize ne armağan getirdin, bakalım ” dedi.<br />
Ey ulu kişi! Dostları görmeye eli boş gitmek, değirmene buğdaysız gitmeye benzer.<br />
Ulu Allahbile mahşer günü, halka “ Kıyamet günü için armağanın nerede;<br />
Bize yapayalnız, azıksız, âdeta sizi yarattığımız gibi geldiniz.<br />
Kendinize gelin! Kıyamet günü için ne hediyeniz var, ne getirdiniz<br />
3175. Yoksa tekrar dönüp geleceğinizi ummuyor muydunuz, size bugünün vâdesi bâtıl mı göründü ki der.<br />
Ona konuk olacağımızı inkâr ediyorsan bu mutfaktan ancak toprak ve kül alabilirsin.<br />
İnkâr etmiyorsan niçin böyle elin boş. O sevgilinin kapısına böyle nasıl ayak atacaksın<br />
Yemeyi, uyumayı biraz azalt da onunla görüşmek için bir armağan götür.<br />
Geceleri az uyuyanlardan seher çağlarında istiğfar edenlerden ol.<br />
3180. Sen de rahimdeki çocuk gibi az oyna da sana da nurları gören duygular bağışlasınlar.<br />
Rahim gibi olan dünyadan çıkınca yeryüzünden daha geniş bir sahaya dalacaksın.<br />
“ Allahyeri geniştir” derler ya; o geniş yer, bil peygamberlerin gidip daldıkları sahadır.<br />
O geniş sahada gönül daralmaz; yaş ağaç, orada kuru dal haline gelmez.<br />
Şimdi duygular, sen de. Fakat bir gün yorgun, bitkin, baş aşağı bir hale geleceksin.<br />
3185. Uykuda duygularını taşımazsın, duygular seni taşır. Bu yorgunluk, bitkinlik gider, eziyetten, sıkıntıdan kurtulursun.<br />
Sen uyku halini, velîlerin uyanıkken de duygularını taşımamaları halinde bir çeşni bil.<br />
Be inatçı; velîler, Eshab-ı Kehf’dir. Ayakta olsalar da, yürüyüp gezseler de uykudadırlar.<br />
Tanrı, onları, kendilerinin haberi olmadan işletir; sağa sola çevirir.<br />
O sağa çevrilme nedir İyi iş. Ya sola çevrilme O da bedene, varlığa ait işler.<br />
3190. Bu iki hal de peygamberlerden, dağdan ses gelir gibi zuhur eder. Onların, her ikisinden de haberleri yoktur.<br />
Dağ, hayır olsun, şer olsun... Senin sesini sana verir, duyurur. Fakat ikisinden de bihaberdir.<br />
Konuğun, Yusuf-u Sıddıyk’a “Sana armağan olarak ayna getirdim. Ona her baktıkça güzel yüzünü görür beni hatırlarsın” demesi<br />
Yusuf “Hadi, armağanını çıkar” deyince konuk, bu istekten utanıp âdeta figan ederek.<br />
”Sana getirmek için ne kadar armağan aradıysam hiçbir şeyi beğenmedim, lâyık görmedim.<br />
Bir habbeyi alıp da madene, bir katrayı alıp da ummana nasıl götürebilirim<br />
3195. Sana gönül ve can bile getirsem Kirman’a kimyon götürmüş sayılırım.<br />
Senin, misli olmayan güzelliğinden başka bir tohum yoktur ki bu ambarda olmasın.<br />
Sana gönül nuru gibi bir ayna getirmeyi lâyık gördüm.<br />
Ey güneş gibi gökyüzünün ışığı olan güzel! Ona baktıkça kendi güzel yüzünü görürsün.<br />
Gözümün nuru, sana ayna getirdim, ona bakıp yüzünü gördükçe beni hatırlarsın” dedi.<br />
3200. Koynundan aynayı çıkarıp sundu. Güzeller, aynayla meşgul olurlar.<br />
Varlığın aynası nedir Yokluk. Ahmak değilsen yokluğu ihtiyar et.<br />
Varlık, yoklukta görünebilir. Zenginler, yoksula cömertlik edebilirler.<br />
Ekmeğin saf aynası açtır; kav da çakmak taşının aynasıdır.<br />
Bir yerde yokluk ve noksan oldu mu...bu, bütün sanatların güzelliğine aynadır.<br />
3205. Elbise biçilmiş, dikilmiş olursa terzinin mahareti görünebilir mi<br />
Budaklar yontulmamış olmalı ki marangoz onu yontsun, rendelesin... Ondan asla, yahut fer’e ait bir şey yapsın.<br />
Usta kırıkçı nerede ayağı kırılmış varsa oraya gider.<br />
Hasta ve arık kişi olmazsa tıp sanatının güzelliği nasıl görünür<br />
Ey ulu kişi! Bakırların bayalığı, aşağılığı olmasa kimya nasıl olur da zuhur eder<br />
3210. Noksanlar, kemal vasfının aynasıdır. O horluk, yücelik ve ululuğa aynadır.<br />
Çünkü yakinen zıt, zıddı gösterir. Ondan dolayı bal, sirke ile görünür, (sirkengebin olur)<br />
Kim, kendi noksanını görüp anlarsa yedeğinde dokuz at olduğu halde tekemmül yolunda koşar.<br />
Kendisini kâmil sanan, ululuk sahibi Allah’nın yolunda uçamaz.<br />
Ey mağrur ve sapık! Canında kendini kâmil sanmaktan daha beter bir illet olamaz.<br />
3215. Senden bu kendini beğenme defoluncaya kadar gönlünden de çok kan akar, gözünden de!<br />
<br />
İblis’in illeti “Ben, Âdem’den hayırlıyım” demesiydi. Bu hastalık, her mahlûkta vardır.<br />
Bu hastalığa müptelâ olan, kendisini hor görse bile sen onu, altında pislik olan sâf su bil!<br />
İmtihan kasdıyla onu bir karıştırsan hemen su bulanır, pislik rengini alır.<br />
Ey yiğit! Irmak sana sâf ve berrak görünüyor ama senin ırmağının dibinde de pislik var.<br />
3220. Yol bilen anlayışlı pîr, Nefs-i küll bağlarına ark kazıcıdır.<br />
Irmak, kendisini nereden temizleyecek İnsanın bilgisi, Allahbilgisiyle fayda verir.<br />
Kılıç sapını kesebilir mi Yürü, bu yarayı bir cerraha göster.<br />
Kimse, yarasının kötülüğünü görmesin diye her yaranın üstüne sinek üşer.<br />
O sinekler; senin düşüncelerin, mallarındır; yaran da ahvalindeki zulmet!<br />
3225. Eğer o yaraya pîr merhem korsa o zaman derdin iyileşir, feryat ve figanın kesilir.<br />
Yara sahibi, merhem konunca sıhhat buldum sanır. Halbuki hakikatte oraya merhemin ışığı vurmuştur.<br />
Kendine gel, ey sırtı yaralı, merhemden baş çekme; iyileşince de kendi kendime iyileştim deme, sıhhati merhemden bil!<br />
Vahiy kâtibine vahyin ışığı urunca âyeti Peygamber Aleyhisselâm’dan önce okuması ve “Bana da vahiy geliyor” diyerek dininden dönmesi<br />
Osman’dan önce bir kâtip vardı. Vahyi yazmağa gayret ederdi.<br />
Peygamber, kendisine vahyedilen âyetleri söyledi mi o, hemen kâğıda yazardı.<br />
3230. Vahyin ışığı, kâtibe vurunca, gönlüne bazı hikmetler doğardı.<br />
Peygamber de onun içine doğanları aynen söylerdi. O herze vekil, bu kadarcık bir şeyden azdı. Yoldan çıkıp.<br />
”Tanrıdan nur alan Peygamber, ne söylüyorsa o söylediği şey, benim gönlümde, o hakikat benim de gönlüme doğmakta” dedi.<br />
Düşüncesinin ışığı, Peygambere vurdu, kâtibin canına Allah’nın kahrı gelip çattı.<br />
Hem kâtiplikten çıktı, hem dinden. Kinlenip Mustafa’ya ve dine düşman oldu.<br />
3235. Mustafa “ Ey inatçı kâfir! Nur, sendense niçin şimdi kapkara kesildin<br />
Eğer Allahırmağının kaynağı olsaydın böyle bir kara suyun bendini açmaz, akıtmazdın” dedi.<br />
Şunun, bunun yanında namusum bir paralık olmasın düşüncesi, ağzını bağladı.<br />
Bu yüzden içten yanıp yakılıyordu. Fakat şaşılacak şey şurası ki tövbe de edemiyordu.<br />
Ah ediyordu, fakat ah etmesi faydasız. Kılıç gelmiş, kelleyi uçurmuştu.<br />
3240. Tanrı, namusu, ar ve hayayı yüz batman ağırlığında bir demir yapmıştır. Nice kişiler, görünmez bağlarla bağlanıp kalmıştır!<br />
Kibir ve kâfirlik, o yolu, o kadar bağlamıştır ki kibir ve küfür sahibi, açıkça ah edemez bile!<br />
Allah“Onların boyunlarına zincirler vurduk, başlarını yukarı kaldırmışlardır, indiremezler “ dedi. Bu zincirler, bizden dışarıda değil.<br />
“Önlerine, artlarına mânialar koyduk, gözlerini perdeleyip örttük” buyurdu. Fakat bu hale uğrayan, önündeki, ardındaki mâniaya görmez.<br />
O dikilen mânianın çetinliği görünmez. Çünkü o kişi, kaza ve kaderin tesiriyle kurulduğunu bilmez.<br />
3245. Senin sevgilin, asıl sevgilinin yüzünü örtmekte...mürşidin, asıl mürşidin, sözünü dinlemene mâni olmaktadır.<br />
Nice kâfirler vardır ki din sevdasındadırlar. Fakat namus, kibir, şu bu; onların mâniaları, halleridir.<br />
Bu, gizli bir bağdır ama demirden beter. Demir bağı, ancak balta kırar...<br />
Demir bağı kırmak, kaldırmak ne de olsa yine mümkündür. Fakat gayptan bağlanan bağa kimse çare bulamaz.<br />
Bir adamı arı sokarsa tabiatı, derhal o kötülüğü gidermek için uğraşmaya başlar.<br />
3250. Bu da arı sokmasıdır ama kendi varlığından, senden meydana gelmedir. Böyle olunca da gam kuvvetlenir, illet bir türlü geçmez.<br />
İçimden bunu açmak, iyice anlatmak geliyor ama ümitsizlik verir diye korkuyorum.<br />
Hayır , ümitsizlenme, sevin o feryada erişen Allah’ya feryat et!<br />
Ey affetmeyi seven Tanrı, bizi affet! Ey eskimiş nasır illetinin bile hekimi, bizi bağışla!<br />
Hikmetin gönlüne aksetmesi o kötüyü yoldan çıkardı. Sen de kendini görme ki bu görüş senden toz kaldırmasın.<br />
3255. Kardeş sana akıp duran hikmet “ AllahAbdâli’ndendir, sana âriyettir.<br />
O kendisinde bir nur bulmuştur ama o nur, padişahların eşiğinden vurmuştur.<br />
Şükret, mağrur olma, ululanma, kulak as ve hiç kendini görme.<br />
Yüz binlerce ah ki bu âriyet hal, ümmetleri ümmetlikten uzaklaştırdı.<br />
Kendisini, her konakta sofra başına varacak sanmayan kişiye kul olayım.<br />
<br />
3260. Adamın bir gün evine varabilmesi için bir çok konakları terk etmesi lâzımdır.<br />
Demir kıpkırmızı oldu ama hakikatte kızıl değildir ki. Bu kızıllık, bir ocağın demire verdiği âriyet kızıllıktır.<br />
Penceredeki cam, yahut ev; nurlanırsa, ışık verirse onu parlak sanma , anla ki parlaklık güneştedir.<br />
Her kapı, duvar “ Ben parlağım, başkasının nuruyla parlamıyorum. Parlayan benim” diyebilir.<br />
Fakat güneş “Ey ham! Hele ben bir batayım da ne olduğun meydana çıkar” der.<br />
3265. Yeşillikler “ Biz kendimizden yeşerdik, sevinç içindeyiz, gülümseyip duruyoruz, ta ezelden beri bu yücelik bizde var” diyebilirler.<br />
Fakat yaz mevsimi, onlara “ Ey ümmetler, ben geçeyim de o vakit kendinizi görün” der.<br />
Vücut güzellikle öğünür, nazlanır durur. Çünkü ruh, kuvvetini, kolunu kanadını gizlemiştir.<br />
Vücuda der ki: “Ey süprüntülük! Sen kim oluyorsun ki Bir iki gün benim ışığımla yaşadın:<br />
Nazın işven dünyaya sığmıyor Hele dur, bekle; ben senden çıkayım da gör.<br />
3270. Seni o ziyadesiyle sevenler, mezara tıkarlar; karıncalara, yılanlara gıda ederler.<br />
Çok defalar senin önünde ölüme razı olan yok mu İşte o, senin pis kokundan burnunu tıkar!”<br />
Söz, göz, kulak... Hep ruhun ışığıdır. Suda coşan pırıldayan, ateşin parıltısıdır.<br />
Canın ışığı nasıl tene vuruyorsa Abdâl’ın ışığı da benim canıma vurmakta.<br />
Canın canı olan o Abdâl’ın ışığı candan ayak çekti mi...Ten, cansız ne hale gelirse o hale gelir. Şunu bil ki,<br />
3275. Ben kıyamet günü bu sözüme şahit olsun diye yere baş koyuyorum.<br />
Yerlerin şiddetle sarsıldığı kıyamet gününde bu yeryüzü, insanların hallerine şahit olur.<br />
Gizlediği haberleri apaşikâr söyler. Yeryüzü ve dikenler söze gelir.<br />
Filozof; kendi fikrince, kendi zannınca bunu inkâr eder. Ona de: Sen var, başını o duvara vura gör!<br />
Gönül ehlinin duyguları; suyun, toprağın, çamurun sözünü duyar durur.<br />
3280. Filozof, Hannâne direğinin inlemesini inkâr eder. Çünkü velîlerin duygularından haberi yok, onlara yabancı.<br />
Der ki: “ Halkta sevdanın aksi, birçok hayaller yaratır, onlara gösterir”<br />
Halbuki bu fikir, onun fesat ve küfrünün aksidir. Bu inkâr hayali; ona fikrinden, inanışındaki bozukluktan gelmiştir.<br />
Filozof; cini, şeytanı inkâr eder; fakat inkâr eder etmez bir cinin, bir şeytanın maskarası olmuştur.<br />
Ey filozof, eğer şeytanı görmedinse kendine bak!( Başını duvara vurup çürütmüşsün, gömgök olmuş) Deli olmadan alın böyle göğerir mi<br />
3285. Kimin gönlünde şüphe, vesvese varsa felsefeye inanmıştır, gizli münkirdir.<br />
Bazen dine inanır ama bazı ,bazı da o filozofluk damarı yüzünü kapkara eder.<br />
Sakının müminler; o felsefeye inanış sizde de vardır. Sizde nice sonsuz âlimler var.<br />
Bütün bu yetmiş iki din ve şeriat sendedir. Senden zâhir olduğu gün eyvah haline!<br />
Kimde o aykırı inanıştan bir yapracık varsa o günün korkusundan yaprak gibi titrer.<br />
3290. İblis’e cine, kendini iyi adam gördüğünden güldün.<br />
Fakat can, postunu ters giyer , içindekini dışarı verirse din ehlinden ne kadar ahlar vahlar çıkar.<br />
Dükkânda altın gibi görünen madenlerin hepsi güler. Çünkü imtihan taşı gizlidir.<br />
Ey ayıpları örten Allah! Perdemizi kaldırma; imtihan zamanında bize yardım et, bizi kurtar!<br />
Geceleyin kalp altın, hakiki altınla yan yanadır. Altın ise gündüzü bekler.<br />
3295. Hal diliyle der ki: “ Yalancı, hele bir dur. Herkesin meydana çıkacağı gün bir gelsin!”<br />
Lânetlenmiş İblis; yüz binlerce yıl Abdâl’ dendi, müminler beyiydi.<br />
Naz ve istiğnası yönünden Âdemle savaştı, kuşluk vakti kokmaya başlayan pislik gibi rüsvay oldu.<br />
Temsil yoluyla Bâûr’un hikâyesi<br />
Dünya halkı, Bâûr oğlu Bel’am’a zamanın İsa’sına mağlûp oldukları gibi mağlûp ve zebun olmuştu.<br />
Ondan başka kimseye secde etmezlerdi. Afsunu, hastalara şifa verirdi.<br />
3300. Kendisini beğendiği, ulu gördüğü için Musa ile savaştı. Sonra hali, duyduğun gibi oldu.<br />
Dünyada yüz binlerce İblis ve Bel’am vardır ki gizli, açık hep bu hale düşmüşlerdir.<br />
Tanrı, diğerlerine misal olsun diye bu ikisini meşhur etti;<br />
Bu iki hırsızı darağacına çekti, yükseltti. Yoksa kahrına uğramış daha nice hırsız var!<br />
Bu ikisini aşikâre kahredip şöhretlendirdi; yoksa onun kahrıyla ölenler sayılamayacak kadar çok!<br />
3305. Nazeninsin, nazlısın, ama haddince Allah aşkına olsun haddini aşma!<br />
<br />
Eğer kendinden daha nazenin birisine çatarsan seni yerin yedi kat dibine sokar.<br />
Âd ve Semud kavminin hikâyeleri ne için söylenip duruyor Peygamberlerin nazik, nazenin olduklarını bilmen için.<br />
Yere batma, başlarına taş yağma, bir sesle canlarının alınışı...Hep bu vakalar, nefs-i natıka sahiplerinin yücelerini bildirmek içindir.<br />
Bütün hayvanları insan için öldür, fakat bütün insanları da bir akıllı kişi için öldür. ( hiç beis yok!)<br />
3310. Akıl dediğin nedir Akıl sahibinin akl-ı Küll’ü. Cüzi akıl da akıldır ama pek arıktır.<br />
İnsanlardan kaçan vahşi hayvanların hepsi, ehlî hayvanlara nispetle aşağılıktır.<br />
Vahşi hayvanların kanı mübahtır. Çünkü yüce akıldan kaçmaktadırlar. Akılları yoktur.<br />
İnsanın emrine uymuyor diye vahşinin yüceliği bu dereceye düşmüştür.<br />
Şu halde ey garip adam! Aslandan kaçan yaban eşeklerine benzedikten sonra senin ne şerefin var ki<br />
3315. Eşek, işe yaradığı için öldürülmez. Fakat yaban eşeği olursa kanı mübahtır.<br />
Eşeğin kendisini kötülükten koruyan iyiliğe sevk eden bir bilgisi olmadığı halde Allahonu mâzur tutmuyor.<br />
Ey yüce sevgili! İnsan (akıllı olduğu halde) o nefesten, ( Peygamberlerin, velîlerin sözlerinden)kaçar, vahşileşirse nasıl mâzur olur<br />
Hulâsa oklar ve süngüler önünde kâfirlerin kanı mübahtır. Çünkü onlar, işe yaramaktan uzaktırlar.<br />
Onların karıları ve çocukları da esir sayılır. Çünkü akılları yoktur, merdut ve aşağılık kişilerdir.<br />
3320. Artık bir akıl, aklın aklından kaçarsa akıllılar taifesinden hayvanat zümresine geçmiştir.<br />
Hârût, Mârût Hikâyesi<br />
(Aklın aklından kaçan, peygamber ve velîlere uymayan kişi) meşhur Hârût’la Mârût’a benzer. Onlar da gururları yüzünden zehirli ok yediler.<br />
Mukaddes yaradılışlarına, melek olduklarına itimat ettiler. Fakat bu itimat, su sığırının aslana itimadı gibidir. Manda, aslana ne kadar itimat<br />
edebilir<br />
Onun yüz tane boynuzu olsa ve bu boynuzlarla korunmaya çalışsa yine aslan, onun boynuzunu değil; boynuzunun boynuzunu bile parça<br />
parça eder.<br />
Kirpi gibi baştan aşağı diken olsa, aslan, yine onu çaresiz öldürür.<br />
3325. Kasırga, birçok ağaçları kökünden sökerse de alçacık bir ota ihsanda bulunur.<br />
O sert rüzgâr, otun zayıflığına acır. Gönül, artık sen de kuvvetten dem vurma.<br />
Balta; ağaçların, dalların çokluğundan, sıklığından hiç korkar mı Hepsini paramparça eder, kesip biçer.<br />
Fakat bir ota saldırmaz. Neşter yaradan başka yere vurulmaz.<br />
Aleve, odunun çokluğundan ne gam Kasap koyun sürüsünden kaçar mı<br />
3330. Mânaya nispetle suret nedir Çok zayıf, çok âciz. Kötüyü baş aşağı tutan ondaki mânadır.<br />
Dolap gibi dönüp duran gökten kıyas tut. Onun dönmesi nedendir Onda müdebbir olan akıldan.<br />
Oğul, siper gibi olan bu kalıbın dönüşü, hareketi de gizli ruhtandır.<br />
Bu rüzgârın hareketi onun mânasından ( o suretle zâhir olan mânadan, Allahkudretinden) dir değirmen çarkına benzer; çark, ırmak suyunun<br />
esiridir.<br />
Bu nefesin alınıp verilmesi, girip çıkması da hevesli candan başka kimdendir<br />
3335. Can, o nefesi, nefesle çıkan sözü, bazen cim haline kor; bazen de ha ve dal haline ( bu suretle de inkâr da bulunur). Gâh o sözü barış<br />
sözü yapar, gâh savaş sözü.<br />
*Can, o nefesi bazen sağa götürmektedir, bazen sola ..Bazen gül bahçesine koymaktadır, bazen diken haline.<br />
Yine böyle Allah’mız, bu rüzgârı Âd kavmine ejderha yaptığı halde, Yine aynı rüzgârı; müminlere rahmet, hayat ve emniyet verici bir hale<br />
getirmişti.<br />
Âlemlerin Rabbinin mânalar denizi olan bin Şeyhi, “ mâna Allah’dır” dedi.<br />
Bütün yerler, gökler; o yürüyen denizde, o can deryasında çör çöp gibidir.<br />
3340. Suda çör çöpün saldırması, oynaması, suyun dalgalanmasındandır.<br />
İnat eder de onları hareketsiz bırakmayı dilerse kıyıya atıverir.<br />
Kıyıdan dalgalandığı yere, kendisine çekti mi... ateş, ota ne yaparsa deniz de onlara onu yapar (hepsini siler, süpürür, yok eder).<br />
Bu söze de son yoktur. Ey genç sen yine Hârût Mârût hikâyesine dön.<br />
Hârût, Mârût hikâyesinin sonu ve onların, dünyada Bâbil Kuyusunda cezalandırılmaları<br />
Bu iki melek, cihan halkının günahını, kötülüğünü görünce,<br />
<br />
3345. Hiddetlerinden ellerini ısırıyorlardı. Fakat gözleriyle kendi ayıplarını görmüyorlardı.<br />
Bir çirkin, aynada kendisini görünce yüzünü çevirmiş, kızmış.<br />
Kendisini gören kendisini beğenen; birisinde bir suç gördü mü...İçinde cehennemden daha şiddetli bir ateş parlar.<br />
O, bu kibre din gayreti adını takar; kendi kâfir nefsini görmez.<br />
Din gayretinin başka alâmeti vardır. O ateşten bütün bir dünya yeşerir, hayat bulur.<br />
3350. Tanrı; Hârût’la Mârût’a “ Eğer siz, nurdan yaratılmış, mâsum melekseniz aldanmış, ziyankâr suçluları görmeyin.<br />
Ey gökyüzünün askerleri, benim kullarım! Şükredin ki şehvetten ve cinsi temayülden kurtulmuşsunuz.<br />
Eğer size de şehvet versem, artık gök, sizi kabul etmez.<br />
Sizdeki mâsumluk, benim ismetimin, benim korumamın aksindendir.<br />
O mâsumluğu benden bilin, kendinizden değil. Kendinize gelin, kendinize... Lânetlenmiş Şeytan, size galip gelmesin” dedi.<br />
3355. Nitekim Peygamberin vahiy kâtibi de hikmeti kendisinde gördü, kendine de vahiy geliyor zannetti.<br />
Allahkuşlarının sesi, kendinde de var sandı, o kötü ıslık, o kuşların sesi gibi güzeldir zannına düştü.<br />
Sen, kuşların seslerini övüp dururken nereden kuşun muradını anlayacaksın.<br />
Bülbülün sesini öğrensen, tanısan da gül ile ne yapıyor, ne işi var Nereden bileceksin<br />
Kıyas ve şüphe yoluyla bildiğini farz edelim... O biliş sağırların, dudak oynamasından anladıkları kadar bir anlayış ve bilişten ibarettir.<br />
Sağırın hasta komşusuna hatır sormaya gidişi<br />
3360. Anlayışlı, hal hatır, yol yordam bilen birisi bir sağıra “ komşun hasta” diye haber verdi.<br />
Sağır, kendi kendisine dedi ki: “ Bu sağır kulakla ben onun sözünü nereden anlayacağım.<br />
Hele hasta olur, sesi pek çıkmazsa... Fakat mutlaka da gitmek lâzım.<br />
Dudağını oynar görünce ne dediğini kıyas yoluyla kendiliğinden düşünür, bulurum.<br />
Ey benim mihnete düşmüş dostum, nasılsın Derim. O, elbette iyiyim, yahut hoşum, diyecek.<br />
3365. Şükürler olsun diye cevap verir, ne çorbası yedin diye sorarım. O meselâ, mercimek çorbası diye cevap verir.<br />
Afiyet olsun der, hekimlerden kim geliyor, kendini hangisine tedavi ettiriyorsun derim.<br />
O, filan deyince derim ki: ayağı çok kutludur. Geldi mi işin yoluna girdi demektir.<br />
Biz de onun kademini denedik. Nerede vardıysa dilek hâsıl oldu.”<br />
O iyi adam, kıyas yoluyla tasarladığı bu cevapları düzüp koşarak hastaya hal hatır sormaya gitti.<br />
3370. “Nasılsın “dedi. Hasta “öldüm” deyince dedi ki: “ Çok şükür!” Hasta, bu sözden hiddetlendi, canı pek sıkıldı.<br />
“ Bu ne biçim şükür O bizim kötülüğümüzü istiyormuş, anlaşıldı” diye düşündü. Sağır bir sözdür, tasarladı ama yanlış düştü.<br />
Sonra “Ne yedin diye sorunca hasta “Zehir” dedi. Sağır “ Afiyet olsun” der demez hastanın kahırlanması fazlalaştı.<br />
Sağır, bundan sonra da “ Tedavi için hekimlerden kim geliyor ” diye sordu.<br />
Hasta “ Hadi be, defol, Azrail geliyor!” diye cevap verdi. Sağır “ Ayağı pek kutludur, sevin, neşelen!”dedi.<br />
3375. Sağır; şükür, böyle bir zamanda hal hatır sorup komşuluk hakkını gözettim diye sevinerek dışarı çıktı.<br />
*Sağır, eşekliğinden tamamı ile aksini sandı, ziyanın ta kendisi olan o işi kâr zannetti.<br />
Hasta ise “Bu, bizim canımıza düşmanmış, onun cefa madeni olduğunu bilmiyormuşuz” diyordu.<br />
Hatırına yüz türlü kötü şeyler geliyor, ona türlü ,türlü haber göndermeyi kuruyordu.<br />
Kötü bir yemek yiyenin o yemeği kusuncaya kadar gönlü bulanır.<br />
İşte hiddeti yenmek budur; onu kusma ki karşılık tatlı sözler duyasın.<br />
3380. Sabrı olmadığı için hasta kıvranmakta, “ nerede bu kötü sözlü köpek ki.<br />
Söylediklerinin hepsine karşılık vereyim. O zaman tamamı ile hastaydım, aslan gibi olan aklım uyumuştu, hatırıma bir şey gelmedi.<br />
Hal hatır sorma, gönül almak ve teselli etmek içindir. Halbuki bu, hatır sorma değil, düşmanlık!<br />
Düşmanını zayıf ve bitkin bir halde görüp memnun olmak istemiş” diyordu.<br />
Nice ibadetten vazgeçmiş, kulluktan çıkmış kişilerin gönüllerinde Allah’nın rızasını almak, sevaba nail olmak vardır, bunu umarlar.<br />
3385. Halbuki bu, esasen gizli bir günahtır. Nice bulanık şeyler vardır ki sen, onları sâf ve berrak sanırsın.<br />
O sağır gibi...Sağır, iyilik yaptım sanmıştı, halbuki aksi zuhur etti.<br />
O, bir hastaya iyilikte bulundum hatırını ele aldım, komşuluk hakkını ele getirdim diye rahatça oturmuştu.<br />
Halbuki hastanın gönlünde bir ateş alevlenmiş, kendisini de yakmıştı.<br />
Yaktığınız ateşlerden korkun. Siz, onu günahlarınızla çoğalttınız, günahınız yüzünden alevdesiniz.<br />
3390. Peygamber bir riyakâra namaz kıldığı halde “ Ey yiğit kalk, namaz kıl, çünkü senin kıldığın namaz değil” dedi.<br />
Bu korkular yüzünden her namazda “ ihdinassırâtal müstakîme- sen bizi doğru yola hidayet et” denir.<br />
Yani “ Ey Allah! Bu namazımı yolunu azıtmışların, riyakârların namazıyla karıştırma.”<br />
<br />
O sağır adamın seçtiği kıyas yüzünden on yıllık konuşma hiç olup gitti.<br />
Ulu kişi, hele bu kıyas, tavsif edilemeyecek vahiyde aşağılık duygusunun kıyası olursa...<br />
3395. Senin duygu kulağın harfleri anlayabilirse de bil ki gaybı duyan kulağın sağırdır.<br />
Nas karşısında ilk olarak kıyası ileri süren İblis’ti<br />
Allahnurlarına karşı bu kıyasçıkları ileri süren ilk kişi, İblisti.<br />
Dedi ki: “ Şüphe yok, ateş topraktan daha iyidir. Ben ateşten yaratıldım Âdem kapkara topraktan.<br />
Şu halde fer’i, asla nispetle mukayese edelim: O zulmettendir, biz aydın nurdan.”<br />
Allah“ Hayır, soy sop yok. Zâhitlik ve şüpheli şeylerden çekinmek, faziletin mihrabıdır.<br />
3400. Bu, fâni dünyanın mirası değildir ki soy sop yüzünden onu elde edesin. Bu can mirasıdır.<br />
Hattâ Peygamberlerin mirası. Bunun vârisi şüpheli şeylerden sakınan müminlerin canıdır.<br />
O Ebucehl’in oğlu, açıkça müslüman oldu; şu Nuh Peygamberin oğlu yolunu yanılanlardan.<br />
Topraktan yaratılan, ay gibi nurlandı. Ateşten yaratılan sen, yüzü kara oldun, defol!” dedi.<br />
Bu kıyaslar, bu araştırmalar; bulutlu günde, yahut geceleyin kıbleyi bulmak içindir.<br />
3405. Fakat güneş doğmuş, Kâbe de karşıdayken bu kıyası, bu araştırmayı bırak, arama!<br />
Kıyas yüzünden Kâbe’yi görmezlikten gelme, ondan yüz çevirme. Doğruyu Allahdaha iyi bilir.<br />
Allahkuşundan bir ötüş duyunca ders beller gibi yalnız zâhirini beller, hatırında tutarsın.<br />
Sonra da kendinden kıyaslar yapar, hayalin ta kendisini hakikat sanırsın.<br />
Abdâllerin ıstılahları vardır ki sözlerin, onlardan haberi yok.<br />
3410. Sen, kuş dilini, yalnız ses bakımından öğrendin; yüzlerce kıyas ve hevesler ateşledin.<br />
Fakat o hastanın incindiği gibi senden de gönüller incindi, kederlendi. Halbuki sağır, kendi zannına kapılıp, isabet ettiğini sanıp sevincinden<br />
sarhoş oldu.<br />
O Vahiy Kâtibi de kuşun sesini duyup kendini de o kuşla eşit sandı.<br />
Fakat kuş, bir kanat vurup onu kör etti işte... Onu ölümün ve elemin ta dibine kadar götürdü.<br />
Kendinize gelin, sizde bir akis, yahut zan yüzünden göklerdeki duraklarınızdan düşmeyesiniz.<br />
3415. Hârût’la Mârût’sanız da, “ Biz sana saf saf ibadet ediyoruz” damının üstünde herkesten ileriyseniz de.<br />
Kötülerin kötülüklerine acıyın. Benliğin kendini görüp beğenmenin etrafında dolaşmayın.<br />
Kendinize gelin. Allahgayreti, pusudan çıkmayı görsün; baş aşağı yerin dibine gidersiniz.<br />
İkisi de dediler ki: “ Tanrı, ferman senin,senin ihsanın, senin koruman olmazsa nerede bir ihsan, nerede bir koruyan ”<br />
Hem bunu söylemekte, hem de yeryüzüne inip hükmetmek için yürekleri oynamaktaydı. “ Bizden kötülük gelir mi Biz ne güzel kullarız!”<br />
diyorlardı.<br />
3420. Bunların bu gurur ve istekleri, kendilerini rahat bırakmadı: nihayet bunları kendilerini beğenmiş bir hale soktu.<br />
“Ey toprağa, suya, yere, ateşe mensup insanlar, ey ruhanilerin temizliğinden haberi olmayanlar.<br />
Biz şu gökyüzünün üstünde perdeler dokuyor, yeryüzüne inip şadırvanlar kuruyoruz.<br />
Adalet yapar, ibadet eder; her gece yine göklere uçar gideriz.<br />
Bu suretle de şu devrin şaşılacak büyükleri olur, yeryüzüne adalet ve emniyeti yayarız” diyorlardı.<br />
3425. Gökyüzü ahvalini yeryüzüne kıyas ettiler, fakat bu kıyas, doğru değil... Arada büyük bir fark var!<br />
Halini, neşe ve sarhoşluğunu cahillerden saklamak lâzımdır<br />
Perde altına girmiş olan Hakîmin sözünü dinle: Şarap içtiğin yere baş koy, yat.<br />
Meyhaneden çıkıp yol, yanılan sarhoş, çocukların maskarası ve oyuncağı olur.<br />
Her tarafa, her yola, çamurların içine düşer, her ahmak da ona güler.<br />
O bu haldeyken onun sarhoşluğundan, içtiği şarabın neşe ve zevkinden haberleri olmayan çocuklar peşine takılırlar.<br />
<br />
3430. Allahsarhoşundan başka bütün halk, çocuktur. Heva ve hevesinden kurtulmuş kişiden başka baliğ yoktur.<br />
Allah“ Dünya kuru bir istek, faydasız bir oyuncaktan ibarettir, siz de çocuklarsınız.” Dedi. Allahdoğru buyurur.<br />
Oyuncağı terk etmedikçe çocuksun. Ruh arınmadıkça nasıl temiz olabilirsiniz<br />
Dünyada daima istenen, peşinde koşulan, bir türlü terk edilemeyen bu şehvet; bil ki çocukların cimaı gibidir.<br />
Çocuğun cimaı nedir ki Bir Rüstem’in, bir yiğidin cimaına nispetle oyundan ibaret.<br />
3435. Halkın savaşı da çocukların savaşı gibidir. Tamamı ile mânasız, esassız ve hor!<br />
Hepsi sopadan kılıçlarla savaşırlar. Hepsi faydasız bir şeyle uğraşıp dururlar.<br />
Hepsi, bu bizim Burak’ımız Düldül yürüyüşlü atımız diye bir sopaya binmiştir.<br />
Sırtlarında yük var, fakat bilgisizliklerinden kendilerini yüksek görüp ata binmiş, yol gidiyor sanırlar.<br />
Hele dur... halk atlıları, bir gün atlarını sürerek dokuz kat gökten geçsinler de bak!<br />
3440. O gün ruh ve melek Allah’ya yücelir. Ruhun yücelmesinden gök titrer!<br />
Siz ise umumiyetle çocuklar gibi eteğinize binmişsiniz... Ata binmiş gibi eteğinizin ucunu tutmuşsunuz!<br />
Allah’dan “ Şüphe yok ki zan fayda vermez” hükmü gelmiştir. Zan merkebi nerede gökler koşacak<br />
İki türlü zan olursa kuvvet hangisindeyse o tercih edilir. Fakat güneş zuhur etti mi... onun varlığında ve parlaklığında inat edilmez.<br />
İşte o zaman bindiğiniz şeyleri görürsünüz; anlarsınız ki ancak ayaklarınıza binmişsiniz...<br />
3445. Vehmi, fikri, duyguyu, anlayışları sopa gibi çocuk atı bil!<br />
Gönül ehlinin ilimleri, kendilerini taşır. Ten ehlinin ilimleriyse kendilerine yüktür.<br />
Gönle uran, adamı gönül ehli yapan ilim; insana fayda verir. Yalnız tene tesir eden, insana mal olmayan ilim yükten ibarettir.<br />
Allah“ Yahmilü esfâra-Tevrat’ı bilip onunla amel etmeyen kitap taşıyan eşeğe benzer” dedi. Allah’dan olmayan bilgi yüktür.<br />
Allah’dan vasıtasız olarak verilmeyen ilim, gelini süsleyen kadının ona sürdüğü renk gibi diri kalmaz, uçup gider.<br />
3450. Fakat bu yükü iyi çekersen yükünü alırlar, rahat ettirirler.<br />
Heva ve heves uğrunda o bilgi yükünü taşıma ki içindeki ilim ambarını göresin.<br />
İlmin rahvan atına bindikten sonra sırtından yükü alırlar.<br />
Allahkadehi olmadıkça heva ve heveslerden nereden geçeceksin Ey Allah’ya ait yalnız “Hu” ismine kani olan!<br />
Sıfattan, addan ne doğar Hayal! O hayal, sahibine ancak vuslat delili olur.<br />
3455. Medlulü olmayan bir delalet edici hiç gördün mü Yol olmadıkça katiyen gül de olmaz...<br />
Hakikatı olmayan bir adı hiç gördün mü; yahut Kâf ve Lâm harflerinden gül topladın mı<br />
Mademki ismi okudun; var, müsemmayı da ara. Ayı gökte bil derede değil!<br />
Addan ve harften geçmek istersen hemencecik kendini tamamı ile kendinden arıt (yok ol!)<br />
Demir gibi demirlikten çık, renksiz bir hale gel. Riyazatta tozsuz passız bir ayna ol!<br />
3460. Kendini kendi vasıflarından arıt ki asıl kendi sâf, pak zatını göresin.<br />
O vakit kitap, müzakereci ve üstat olmaksızın gönlünde peygamberlerin ilimlerini görür bulursun.<br />
Peygamber “ ümmetimden öyleleri vardır ki onlar, benimle aynı yaratılıştadırlar, benimle aynı himmete sahiptirler.<br />
Ben onları hangi nurla görüyorsam onların canları da beni mutlaka aynı nurla görür” dedi.<br />
Bunlar Peygamberi, Sahîhayn kitapları, hadîsler, hadîsi rivayet edenler olmaksızın, bunlara hacet kalmaksızın abıhayat kaynağında<br />
(gönüllerinde) görürler.<br />
3465. “Kürt olarak yattık” sırrını bil, “ Arap olarak sabahladık” sırrını oku!<br />
Gizli ilme dair bir misal istersen Rum halkıyla Çinlilere ait hikâyeyi söyle:<br />
Rum halkıyla Çinlilerin ressamlıkta bahse girişmeleri<br />
Çinliler “ Biz daha mahir ressamız, dediler. Rum halkı da dedi ki: “ Bizim maharetimiz daha üstündür.”<br />
Padişah “Sizi imtihan edeceğim; bakalım hanginiz dâvasında haklı” dedi.<br />
Çinlilerle Rum diyarı ressamları hazırlandılar; Rum diyarı ressamları ilimlerine daha vakıf kişilerdi.<br />
3470. Çin ressamları “ Bize bir hususi oda verin, bir oda da sizin olsun” dediler.<br />
Kapıları karşı karşıya iki oda vardı. Bir tanesini Çin ressamlar aldı. Öbürünü de Rum ressamları.<br />
Çinliler, padişahtan yüz türlü boya istediler. Yüce padişah bunun üzerine hazinesini açtı.<br />
Çinlilere her sabah hazineden boyalar verilmekteydi.<br />
Rum ressamları “ Pas gidermekten başka ne resim işe yarar, ne boya!” dediler.<br />
3475. Kapıyı kapatıp duvarı cilâlamaya başladılar. Gök gibi tertemiz, sâf ve berrak bir hale getirdiler.<br />
İki yüz çeşit renge boyanmaktansa renksizlik daha iyi. Renk bulut gibidir. Renksizlikse ay.<br />
<br />
Bulutta parlaklık ve ziya görürsen bil ki yıldızdan aydan ve güneştendir.<br />
Çinli ressamlar işlerini bitirdiler. Hepsi de yaptıkları resimlerin güzelliğine sevinmekteydiler.<br />
Padişah kapıdan içeri girip odadaki resimleri gördü. Hepsi akıldan, idrakten dışarı, fevkalâde güzel şeylerdi.<br />
3480. Ondan sonra Rum ressamlarının odasına gitti. Bir Rum ressamı, karşı odayı görmeye mâni olan perdeyi kaldırdı.<br />
Öbür odada Çin ressamlarının yapmış oldukları resimlerle nakışlar, bu odanın cilâlanmış duvarına vurdu.<br />
Orada ne varsa burada daha iyi göründü; resimlerin aksi, âdeta göz alıyordu.<br />
Oğul Rum ressamları sofilerdir. Onların; ezberlenecek dersleri kitapları yoktur.<br />
Ama gönüllerini adamakıllı cilâlamışlar, istekten, hırstan, hasislikten ve kinlerden arınmışlardır.<br />
3485. O aynanın sâflığı, berraklığı gönlün vasfıdır. Gönle hadsiz hesapsız suretler aksedebilir.<br />
Gaybın suretsiz ve hudutsuz sureti, Musa’nın gönül aynası da parlamış, koynuna sokup çıkardığı elde görünmüştür.<br />
O suret göğe, arşa, ferşe, denizlere, ta en yüce gökten, denizin dibindeki balığa kadar hiçbir şeye sığmaz.<br />
Çünkü bütün bunların hududu, sayısı vardır. Halbuki gönül aynasının hududu yoktur.<br />
Burada akıl, ya susar, yahut şaşırıp kalır. Sebebi de şu : Gönül mü Allah’dır, Allahmı gönül<br />
3490. Hem sayılı hem sayısız olan (hem kesrete dalan, hem vahdeti bulan) gönülden başka bir nakşın aksi geçip gider, ebedî değildir.<br />
Fakat ezelden ebede kadar zuhur ede gelen her yeni nakış, gönle akseder, orada perdesiz, apaçık surette tecilli eder.<br />
Gönüllerini cilâlamış olanlar; renkten, kokudan kurtulmuşlardır. Her nefeste zahmetsizce bir güzellik görürler.<br />
Onlar, ilmin kabuğundaki nakşı bırakmışlar, Aynel yakîn bayrağını kaldırmışlardır.<br />
Düşünceyi bırakmışlar, âşinalık denizini bulmuşlar, bilişikte yok olmuşlardır.<br />
3495. Herkes ölümden ürker, korkar. Bu kavimse ona bıyık altından gülmektedir.<br />
Kimse onların gönlüne galip gelmez. Sedefe zarar gelir, inciye değil.<br />
Onlar fıkhı ve nahvı terk etmişlerdir ama mahvolmayı ve yokluğu ihtiyar etmişlerdir.<br />
Sekiz cennetin nakışları parladıkça onların gönül levhine vurur, orada tecelli eder.<br />
Allah’nın doğruluk makamında oturanların, orasını yurt edinenlerin derecesi; arştan da yücedir, kürsüden de, boşluktan da!<br />
Peygamber Aleyhisselâm’ın, Zeyd’e “Bugün nasılsın, nasıl kalktın ” diye sorması, onun da “Mümin olarak ey Allahelçisi diye cevap vermesi<br />
3500. Peygamber bir sabah Zeyd’e “ Ey temiz ve sâf arkadaş, sabahı nasıl ettin Diye sordu.<br />
Zeyd: “ Mümin bir kul olarak” deyince “ İman bağın yeşermiş, çiçekler açmışsa nişanesi nerede ” dedi.<br />
Zeyd dedi ki: “ Gündüzleri susuz geçirdim, geceleri aşktan, yanıp yakılmadan uyumadım.<br />
Mızrak kalkandan nasıl geçerse ben de gündüzlerden, gecelerden öyle geçtim. (onlar beni tutamadıkları gibi onlardan bana bir şey de<br />
bulaşmadı.)<br />
Ondan dolayı bence bütün şeriatler, bütün dinler birdir. Bence yüz binlerce yılla bir saat aynı.<br />
3505. Ezelle ebed birleşti. Fakat akıl, kabiliyetsizliğinden buraya yol bulamaz.”<br />
Peygamber “Peki, o yoldan, bu diyarın anlayışınca, bu diyar akıllılarının harcına getirdiğin bir hediye var mı, nerede Çıkar bakalım!” dedi.<br />
Zeyd dedi ki: “ halk, gökyüzünü nasıl görürse ben de arşı, arştakilerle beraber öyle görüyorum.<br />
Benim önümde sekiz cennetle yedi cehennem, şaman önündeki put gibi apaçık ve meydanda.<br />
Halkı, değirmende buğdayı arpadan fark edercesine teker ,teker tanıyorum.<br />
3510. Cennetlik kim, yabancı nerede Bence yılan ve balık gibi apaşikâr.<br />
“ Kıyamet günü, bazı yüzler ak olur, bazıları kara...” Sırrı, şimdiden meydana çıktı. Bu halkın bir kısmının yüzü ak, bir kısmının kara.”<br />
Hakikatte bazı ruhlar, bundan önce de ( dünyaya gelmeden de) ayıplıydı. Fakat ana rahminde olduğu için hali, halka gizliydi.<br />
Şakî, ana karnında şakî olur (fakat bilinmez) Cisim âlemindeyse cisimdeki hallerden, ruhun halleri de anlaşılır.<br />
Vücut da ana gibi can çocuğuna gebedir. Ölüm, doğmak derdi ve kıyamettir.<br />
3515. Bu dünyada geçmiş canların hepsi, “ O ferahlı can acaba nasıl doğacak ” diye beklemektedirler.<br />
Zenciler, o mutlaka bizdendir derler. Beyazlar da, imkânı yok... O çok güzel olacak, derler.<br />
Vücudun canı, ahiret âlemine doğunca artık beyaz, kara ihtilafı kalmaz.<br />
Kara ise Zenciler alıp götürürler, beyazsa kendi cinslerinden olan bu çocuğu, beyazlar alıp götürürler.<br />
Fakat doğmadıkça anlamak, âlemdeki müşkül işlerdendir. Çünkü henüz doğmamış çocuğun nasıl olduğunu bilen azdır.<br />
3520. Bunu anlayan kişi, ancak Allahnuruyla bakıp gören kişidir. Böyle olan zat, bâtına da nüfuz edebilir.<br />
Nutfenin aslı beyaz renkli ve hoştur. Fakat beyaz kişinin canının aksi;<br />
Nutfeye renk verir, onu en güzel şekle sokar; kara kişinin canının aksi de bir kısım halkı, en aşağılık bir renge, en bayağı bir şekle sürer,<br />
götürür.<br />
Bu söze nihayet yoktur. Sen yine atını sür de biz kervandan geri kalmayalım.<br />
Bir gün her zümrenin önünde, saman çöpü müsün , dağ mı. Hindu musun, Türk mü Meydana çıkar.<br />
<br />
3525. Hindu ile Türk, ana karnında belli olmaz. Fakat doğunca zayıf mı kuvvetli mi... herkes görür anlar.<br />
Zeyd’in Peygamber Sallâllahu Aleyhi Vesellem’e “Halkın ahvali bence gizli değildir, apaçıktır” diye cevap vermesi<br />
Zeyd “ Ben halkı, kadın, erkek... Herkesi, kıyamet günündeymiş gibi apaçık görüyorum.<br />
Hemen şimdicik söyleyeyim mi Yoksa kapayayım mı ” dedi. Mustafa, dudağını ısırarak sus demek istedi.<br />
Zeyd dedi ki: “Ey AllahPeygamberi, haşir sırrını söyleyeyim de bugün dünyada kıyameti koparayım mı<br />
Müsaade et bana, perdeleri yırtayım da aslım, mahiyetim güneş gibi parlasın;<br />
Güneş benim nurumdan tutulsun... Hurma ağacı (gibi meyveliler) ile söğüt ağacını (gibi meyvesizleri) göstereyim.<br />
3530. Kıyamet sırrını açayım, halis altın para ile ayarı bozuk parayı izhar edeyim.<br />
Elleri kesik Eshab-ı Simal-ı küfür rengiyle al rengi...<br />
Tutulmayan, gidilmeyen ayın ziyasında yedi nifak deliğini...<br />
Şakîlerin pırtıl elbiselerini göstereyim. Peygamberlerin davullarını, nöbetlerini duyurayım.<br />
3535. Cehennemi, cennetleri, ikisinin arasındaki A’raf’ı apaçık olarak kâfirlerin gözlerinin önlerine getireyim.<br />
Kevser Havuzunun çoşmakta olduğunu... suyunun, cennetliklerin yüzlerine vurmakta. “İç, İç!” diye seslenmekte ve bu sesin de kulaklarına<br />
gelmekte bulunduğunu...<br />
Susuzların, havuzun etrafında koşup durduklarını apaçık göstereyim.<br />
Onların omuzları omuzlarıma sürünmekte, naraları kulağıma gelmekte.<br />
İşte gözümün önünde... Cennet ehli, dilekleriyle birbirlerini kucaklamışlar;<br />
3540. Birbirlerinin ellerini ziyaret ediyor, musafahada bulunuyorlar, dudaklarından buseler yağmalıyorlar.<br />
Aşağılık kişilerin hasret naralarından, “ ah, ah” diye bağrışmalarından kulağım sağır oldu.<br />
Bu söylediklerim ancak işaretlerden ibarettir. Daha derin söylerim ama Peygamberi incitmekten korkuyorum.”<br />
Zeyd, böylece sarhoş, harap bir surette söyleyip duruyordu. Peygamber, yakasını büktü.<br />
Dedi ki: “ Kendine gel, atın pek hızlı gidiyor, yuları çek. “Allahhaya etmez” hükmünün aksi vurdu, utanma ortadan kalktı.<br />
3545. Aynan, kılıftan çıktı. Ayna ve terazi yalan söyler mi<br />
Ayna ile terazi, kimse incinmesin, utanmasın diye sözünü saklar mı<br />
Ayna ile teraziye yüzlerce yıl hizmet etsen onlar yine doğrucu ve kadri yüce mihenklerdir.<br />
Sen benim sırrımı sakla, doğruyu gizle; sen de eksik gösterme, fazla göster, ( diye yalvarsan bile)<br />
3550. Onlar sana “ Kendini maskara etme ayna, terazi nerede; hile düzen nerede<br />
Tanrı, hakikatlerin bizim vasıtamızla anlaşılması için kadrimizi yüceltti.<br />
Eğer bu doğruluğumuz olmasaydı ne değerimiz olurdu; iyilerin yüzünü nasıl ağartırdık ” derler.<br />
Fakat sen, gönlüne Sinâ dağındaki Allahtecellisi vurduysa bile yine aynayı koynuna koy!”<br />
Zeyd, “ Allahgüneşi, ezeli güneş, hiç koltuğa sığar mı<br />
Aslı olmayan şeyleri de yırtar, yakar; koltuğu da. Önünde ne delilik kalır, ne akıllılık!” dedi.<br />
3555. Peygamber dedi ki: “ Bir parmağını gözünün üstüne koydun mu... dünyayı güneşsiz görürsün.<br />
Bir parmak bile, aya perde oluyor. İşte bu padişahın ayıp örtücülüğüne alâmettir.<br />
Bu suretle bir nokta ( gibi olan parmak), cihanı örter; bir sürçme de güneşi küsufa uğratır.<br />
Dudağını yum, denizin dibine bak. Tanrı, denizi, insana mahkûm etmiştir.<br />
Nitekim Selsebîl ve Zencebîl ırmakları da Allah’nın cennete koyduğu kulların hükmü altındadır.<br />
3560. Cennetin dört ırmağı bizim hükmümüzdedir.<br />
Fakat bu gücümüzden, kuvvetimizden değil...Allahemriyle böyledir.<br />
Bu ırmaklar, büyücülerin hükümlerine uyan büyüler gibi bizim hükmümüzdedir; onları nereye istersek oraya akıtırız.<br />
Bu akıp duran ve gönlün hükmü altında, canın fermanına tâbi bulunan iki göz çeşmesi gibi...<br />
Gönül dilerse gözler; zehrin, yılanların bulunduğu tarafa gider; gönül dilerse baktığı şeylerden ibret alır.<br />
Gönül dilerse görülen şeylere bakar; gönül dilerse örtülü , gizli şeylere akar.<br />
3565. Gönül dilerse, gözleri külliyat tarafına sevk eder; gönül dilerse cüziyatta hapseyler.<br />
Bu beş duygu da ( çeşmelerdeki lüleler, nasıl çeşmeye tâbi ise) aynı tarzda gönle tâbidir. Onun muradınca ve onun emrine göre iş görür.<br />
Gönül ne tarafı işaret ederse beş duygu da eteklerini toplayıp o tarafa gider.<br />
Musa’nın elindeki sopa nasıl Musa’ya tâbi ise el, ayak da apaçık gönlün emrine tâbidir.<br />
Gönül isterse ayak, raksa girer, yahut yavaş yürürken hızlı yürümeye başlar.<br />
<br />
3570. Gönül isterse el, parmaklarla hesaba girişir, yahut kitap yazar.<br />
El, gizli bir elin hükmündedir. O gizli el içerdedir, dışarıya teni dikmiş, kendisine onu vekil etmiştir.<br />
Gönül dilerse el, düşmana bir ejderha kesilir. Gönül dilerse sevgiliye yardımcı olur.<br />
Gönül dilerse el, yemek için kepçedir, on batmanlık gürz.<br />
Acaba gönül, bunlara ne söylüyor ki Bu ne şaşılacak vuslat, bu ne gizli sebep!<br />
3575. Gönül, acaba Süleyman Mührünü mü ele geçirdi ki bu beş duygunun yollarını istediği gibi işaret etmekte!<br />
Beş zâhirî duygu dışarıda kolayca onun mahkûmu olmuş, beş bâtınî duyguda içeride onun memuru...<br />
On duygu bunlardan başka yedi endam... Daha da dille söylenmeyecek kadar çok kuvvetler... Gayri sen say.<br />
Gönül mademki ululukta sen de bir Süleyman’sın...Parmağındaki saltanat yüzüğüyle perilere, şeytanlara hükmet!<br />
Bu saltanatta hileye sapmazsan o üç şeytan, senin parmağından yüzüğü alamaz.<br />
3580. Gayri adın, sanın, bütün dünyayı tutar. Cismin gibi iki cihan senin hükmüne uyar.<br />
Fakat şeytan elindeki yüzüğü alırsa padişahlık bitti, bahtın öldü demektir.<br />
Allahkulları, eğer iş böyle olursa bundan böyle kıyamete kadar ancak ve ancak “ Ah hasretlik!” der, durursunuz.<br />
Hadi, tutalım, kendi hileni inkâr edersin; canını teraziyle aynadan nasıl kurtaracaksın ”<br />
”Getirdiğimiz turfanda meyveleri o yedi” diye kölelerle kapı yoldaşlarının, suçlarını Lokman’ın üstüne atmaları<br />
Lokman, efendisinin hizmetinde bulunan köleler arasında hor, hakîr görünmekteydi.<br />
3585. Efendi rahatça yesin, eğlensin diye kullarını meyve getirmek üzere bağa gönderdi.<br />
Lokman, kullar içinde, âdeta onlara tâbi bir kuldu. İçi mânalarla dolu, görünüşü gece gibi kapkaranlıktı.<br />
Köleler topladıkları meyveleri, tamah edip bir iyice yediler.<br />
Efendilerine de “ Lokman yedi” dediler. Efendi, Lokman’a yüzünü ekşitti, ağır bir tavır takındı.<br />
Lokman bunun sebebini araştırıp anlayınca efendisine dargın bir tarzda ağzını açıp.<br />
3590. “ Efendi; hain kul, Allahyanında, onun rızasını kazanmış bir kul olmaz.<br />
Ey kerem sahibi! Hepimizi imtihan et. Bize fazlasıyla sıcak su içir.<br />
Ondan sonra beni büyük bir sahraya çıkar. Sen atlı olarak koş, bizi de yaya olarak koştur.<br />
O zaman kötülük yapanı gör, sırları açan Allah’nın işlerini seyret” dedi.<br />
Efendi, kullara sâki oldu, sıcak suyu içirdi. Onlarda korkularından içtiler.<br />
3595. Sonra onları ovalarda koşturmaya başladı. Kullar aşağı yukarı koşup duruyorlardı.<br />
Nihayet iyice yoruldular, kusmaya başladılar. İçtikleri su yedikleri meyvelerin hepsini çıkardı.<br />
Lokman’ın da gönlü bulandı, o da kustu. Fakat onun karnından halis su geldi.<br />
Lokman’ın hikmeti bunu göstermeyi bilirse, varlığın Rabbi olan Allah’nın hikmeti nelere kadir değildir<br />
Kıyamet gününde bütün sırlar çıkacak, bilinip görülecek. Sizin de bilinmesini istemediğiniz sır meydana çıktı.<br />
3600. Sıcak suyu içtikleri gibi kendilerini rüsvay edecek sırları tamamı ile açığa vurulmuş oldu.<br />
Taş; ateşle sınanacağı ( ateş içinde parçalanıp yumuşayacağı, eriyebileceği) için kâfirler, ateşe atılırlar, onların azabı ateşle olur.<br />
O taş gibi gönle biz kaç kereler yumuşak sözler söyledik, fakat öğüt almadı.<br />
Damarda da kötü yara olursa oraya kötü ilâç konur, eşeğin başına köpeğin dişi lâyıktır.<br />
“Habîs olan şeyler habîsler içindir” hükmü bir hikmettir. Çirkine münasip olan çirkin eştir.<br />
3605. Şu halde sen de hangi eşi dilersen yürü, onu al. Allah’da mahvol, onun sıfatlarını kazan!<br />
Nur istersen nura istidat kazan; Allah’dan uzaklık istersen kendini gör, uzaklaş!<br />
Yok, eğer bu harap zindandan kurtulmaya bir yol istersen sevgiliden baş çekme, secde et de yaklaş!<br />
Zeyd’in, Peygamber Sallâllahu Aleyhi Vesellem’e cevabı, bu hikâyenin sonu<br />
Bu sözün sonu yoktur. Zeyd; kalk, natıka Burak’ını bağla!<br />
Söz söylemek kabiliyeti ayıbı açar; gayb perdelerini yırtar.<br />
3610. Tanrı, nice yerlerde gaybı ister. Şu davulcuyu sür, yolu kapa.<br />
Atını hızlı sürme, yuları çek. Sırların gizli kalması, herkesin gizli zannından mesrur olması daha iyi.<br />
<br />
Hak kendisinden ümit kesenlerin de bu ibadetten yüz çevirmemelerini istemektedir;<br />
Onlar da bir ümide kapılsınlar, birkaç gün o ümidin maiyetinde koşup dursunlar;<br />
Allah’nın merhameti herkese şâmil olduğundan diler ki o rahmet, herkesi aydınlatsın.<br />
3615. Her bey, her esir, ümit ve korkuyla Allah’dan çekinsin.<br />
Bu ümit ve korku: herkes bu perdenin ardında beslenip yetişsin diye perde ardına girmiştir.<br />
Ümit ve korku perdesini yırttın mı... Gayb, bütün şâşâasıyla ortaya çıkar.<br />
Bir genç dere kıyısında balık tutan birisini görüp, “Bu balıkçı Süleyman olmalı” diye zanna düştü.<br />
Süleyman’sa neden yalnız ve gizlenmiş; değilse nasıl oluyor da bu derece Süleyman’a benziyor ”<br />
3620. Süleyman tekrar müstakil bir padişah oluncaya kadar gönlünde bu şüphe vardı.<br />
Dev, onun tahtından, diyarından yıkılıp gitti; baht kılıcı, o şeytanın kanını döktü.<br />
Yine yüzüğünü parmağına taktı dev ve peri askerlerini yine başına topladı.<br />
Halk, seyretmek için tapuya geldiler, düşünceye kapılmış olan genç de onların arasına katılıp huzura vardı.<br />
Süleyman’ın parmağında yüzüğü görünce düşüncesi, kuruntusu tamamı ile geçti.<br />
3625. Vehim, işin gizli, kapalı olduğu zamandadır. Bu araştırma görünmeyen şey içindir.<br />
Ortada olmayan şeyin kuruntusu, büyüdükçe büyür. Fakat gaypta olana şey, meydana çıktı mı, kuruntu geçer.<br />
*Gerçi bir şeyin hakikatini izhar etmek esasen kemaldir ve canları kuruntudan kurtarır;<br />
*Fakat gayba imanın, görünen şeye inanmaya nispetle bire yüz fazileti vardır. Bunu iyice bil de şüphe ve tereddütten kurtul!<br />
Nurlu gökyüzü yağışsız olmaz ama kara yeryüzü de nebatatı yetiştirmeden vazgeçmez.<br />
Bana gayba iman edenler gerek... Onun için bu fâni konağın penceresini örttüm.<br />
Nasıl izhar eder de gökleri yarar, açarım; eğer hakikatleri meydana korsam, nasıl “ Bunda bir ayıp, bir noksan gördün mü ” diyebilirim<br />
3630. Bu karanlıkta arayıp taradıkça herkes, yüzünü bir tarafa çevirir;<br />
İşler bir zaman aksine gider; hırsız, polisi dar ağacına sürükler...<br />
Böylece bir nice sultan, bir nice yüce himmetli, bir müddet kendi kuluna kul olur.<br />
Kul, efendisinin huzurunda değilken de kulluğunu korur, itaatten çıkmazsa bu kulluk iyi ve hoş bir kulluktur.<br />
Bu padişahın önünde onu öğen kişi nerede, padişah yokken bile ondan utanıp çekinen nerede.<br />
3635. Memleket ucunda, padişahtan saltanat sayesinden uzak bir kale dizdarı;<br />
Kaleyi düşmanlardan korur, orasını sayısız mal ve para verse bile satmaz,<br />
Padişah orada değilken, hudut boylarında, padişahın huzurundaymış gibi vefakârlıkta bulunursa;<br />
O dizdar; elbette padişahın yanında, huzurunda bulunan ve can feda eden kişilerden daha değerlidir.<br />
Şu halde yarı zerre miktarı, fakat gaibane emir tutmak; emredicinin huzurunda kulluk etmek ve emrine uymaktan yüz binlerce defa üstündür.<br />
3640. Kulluk ve iman, şimdi makbuldür. Fakat ölümden sonra her şey meydana çıkınca inanmak, bir işe yaramaz.<br />
Hakikatın kapalı, örtülü olması ve gayba inanmak daha iyi, daha makbul olunca ağzın kapalı, dudağın yumuk olması elbette iyidir.<br />
Kardeş, sözden el çek ki bizzat Tanrı, sende Ledün ilmini meydana çıkarsın.<br />
Güneşin varlığına delil kendisi yeter. Allah’dan daha ulu şahit kimdir<br />
Hayır... söyleyeceğim çünkü Kur’an’da şahadet hususunda hep beraberce Allahda anılmıştır, melek de âlimler de.<br />
3645. Allahda şahadet eder, melekler de, bilgili kişiler de: Şüphe yok ki Rabb, ancak daimî Allah’dır...<br />
Hak, şahadet edince melek kim oluyor ki şahadette Allahile müşterek olsun!<br />
Çünkü ziyaya tahammül edemeyen zavallı gözlerle biçare gönüllerin güneşin nuruna ve güneşe takatleri yoktur.<br />
Bu çeşit gözler, böyle gönüller, yarasaya benzerler. Yarasa güneşin ışığına, güneşin hararetine tahammül edemez, ümidini keser ( güneşten<br />
mahrum kalır)<br />
Gökyüzünde cilve eden güneşe şahadette, melekleri de bize dost, bize eş bil!<br />
3650. “ Biz o tek güneşten nurlandık, güneşin halifesi gibi zayıfları nurlandık” diye şahadet ederler.<br />
Her melek; yeni ay, yahut üç günlük ay, yahut da dolunay gibi kemal, nur ve kudret sahibidir.<br />
O şûle; üçer, dörder kanatlı meleklerin her birine, mertebelerine göre vurmakta, onları nurlandırmaktadır.<br />
Meleklerin kanatları insanların akıl kanatlarına benzer. İnsanların akılları arasında da çok fark vardır.<br />
İyilikte olsun, kötülükte olsun her insana kendisine benzer bir melek arkadaştır.<br />
3655. Gözü tahammül edemediği için çipile, yıldız ışık verir, o da bu suretle yol bulur.<br />
Peygamber Sallâllahu Aleyhi Vesellem’in Zeyd’e “Bunun sırrını faşetme; gözet!” demesi<br />
<br />
Peygamber “ Sahabem yıldızlar gibi yola gidenlere ışık, şeytanlara taştır” dedi.<br />
Herkes uzaktan görebilseydi gökyüzündeki güneşle nurlanırdı.<br />
Ve ey aşağılık kişi, güneşin nuruna delalet etmek üzere yıldıza ne lûzum kalırdı<br />
Ay; buluta, toprağa ve gölge der ki: “Ben de sizin gibi insanım. Ancak bana vahiy geliyor.<br />
3660. Ben de yaratılışta sizin gibi karanlıktım. Fakat vahiy güneşi, bana böyle bir nur verdi.<br />
Güneşlere nispetle biraz karanlığım, fakat insanların karanlıklarına nispetle nurluyum.<br />
Tahammül edebilesin diye nurum zayıf. Çünkü sen parlak güneşin eri değilsin.<br />
Balla sirkeden meydana gelen sirkengebin gibi ben de nurlu zulmetten meydana geldim ve bu suretle kalp hastalığına yol buldum, faydalı<br />
oldum.<br />
Hasta adam hastalıktan kurtulunca sirkeyi bırak bal yiye gör.”<br />
3665. Gönül tahtı, heva ve hevesten arındı; gönülde “Er Rahmânu alel arşistevâ” sırrı zuhur etti.<br />
Bundan sonra Hak, gönle vasıtasız hükmeder. Çünkü gönül bu rabıtayı buldu.<br />
Bu sözün de sonu yoktur. Zeyd nerede Ona rüsvay olmak iyi değildir, diyeyim!<br />
Zeyd’in hikâyesine dönüş<br />
Artık Zeyd’i bulamazsın, o kaçtı; kapı yanındaki son saftan fırladı, papuçlarını bile bıraktı!<br />
Sen kim oluyorsun Zeyd bile, üstüne güneş vurmuş yıldız gibi kendisini kaybetti, bulamadı!<br />
3670. Ondan ne bir nakış bulabilirsin, ne bir nişan... Hattâ ne de saman uğrusu yoluna gidebilmek için bir saman çöpü!<br />
Duygularımızla sonu gelmeyen sözümüz, sultanımızın bilgi nurunda mahvoldu.<br />
(Bu mazhariyete erenlerin) duygularıyla akılları iç âlemde “Ledeynâ Muhdarûn” denizinde dalgalanmakta, dalga dalga üstüne, çoşup<br />
durmaktadır.<br />
Fakat gece olunca gene teklif ve icazet vakti gelir; gizlenmiş yıldızlar işlerine, güçlerine koyulurlar.<br />
Allahakılsızların akıllarını kulaklarında halka halka küpeler olduğu halde geri verir.<br />
3675. Hepsi hamdüsena ederek ayaklarını vurur, ellerini çırpar, nazlı nazlı “Rabbimiz bizi dirilttin bize hayat verdin” derler.<br />
O çürümüş deriler, dökülmüş kemikler, yerden tozlar koparan atlılar kesilir;<br />
Kıyamet günü, şükrederek, yahut kâfir olarak yokluktan varlığa hamle ederler.<br />
Niçin başını çevirir, görmezlikten gelirsin Önce yoklukta da böyle baş çevirmemiş miydin<br />
“Beni nerede yerimden tedirgin edecek Deyip yoklukta da böyle ayağını diremiştin.<br />
3680. Allah’nın sun’u; görmüyor musun Nasıl seni alnındaki perçemden tutup çekerek:<br />
Evvelce hatırı hayalinde olmayan bu çeşit hallere uğrattı.<br />
O yokluk da daima Allah’ya kuldur. Ey dev, kulluk et. Süleyman diridir!<br />
Dev, havuzlar gibi kâseler yapmakta; kudreti yok ki bu işi yapmaktan vazgeçsin, yahut emredene bir cevap versin!<br />
Bir kendine bak, yok olmaktan nasıl titreyip durmaktasın Yokluğu da aynen böyle tir tir titrer bil!<br />
3685. Dünya mansıplarını elde etsen bile yine kaybetme korkusundan canın çıkar.<br />
En güzel olan (Güzeller güzeli ) Allah’nın aşkından başka ne varsa can çekişmeden ibarettir, hattâ şeker yemek bile!<br />
Can çekişme nedir Ölüme yaklaşmak, abıhayatı elde edememek.<br />
Halkın iki gözü de toprağa ve ölüme saplanmıştır. Abıhayat var mı, yok mu, bunda yüz türlü şüpheler var.<br />
Sen cehdet de bu yüz şüphen de sana düşsün. Geceleyin yürü ,yol al... Uyudun mu gece gitti gider!<br />
O gündüzü geceleyin ara; karanlıkları yakan o aklı, kendine kılavuz yap!<br />
3690. Kötü renkli gecede çok iyilikler vardır. Abıhayat, karanlıkların eşidir, karanlıktadır.<br />
Böyle yüzlerce gaflet tohumunu ekip durdukça başını uykudan kaldırabilir misiniz<br />
Ölü uyku, ölü lokmaya dost oldu; efendi uyudu, geceleyin iş gören hırsız da hazırlığa koyuldu.<br />
Senin düşmanın kimlerdir Bilmiyorsun. Ateşten yaratılanlar, topraktan yaratılmışların varlığına düşmandır.<br />
3695. Ateş suyun ve oğullarının düşmanıdır. Nitekim su da ateşin canına düşmandır.<br />
Suyun ve çocuklarının düşmanı olduğundan su da ateşi öldürür, söndürür.<br />
Bütün bunlardan sonra ( şunu da bil ki) bu ateş, şehvet ateşidir, günahın suçun aslı ondadır.<br />
Dış âlemdeki ateşi su söndürür. Fakat şehvet ateşi kıyamete kadar sürüp gider.<br />
Şehvet ateşi, su ile sakin olmaz. Çünkü azap ve elem bakımından cehennem tabiatlıdır.<br />
<br />
3700. Şehvet ateşine ne çare var Din nuru. Müminler ;nurunuz kâfirlerin ateşini söndürdü.<br />
Bu ateşi ne söndürür Allahnuru. Bu hususta İbrahim’in nurunu kendine usta yap.<br />
Ki öd ağacına benzeyen bu cismin, Nemrut gibi olan nefis ateşinden kurtulsun!<br />
Şehvet ateşi yanmakla eksilip bitmez. Yanmakla güzelce eksilir, nihayet yok olur.<br />
Bir ateşe odun attıkça o ateş nereden sönecek<br />
3705. Fakat odun atmazsan söner. Çünkü bu çekinme ateşe su serper.<br />
Yüzüne, kalplerin haramdan çekinmesinden kızıllık süren kişinin güzel yüzü, hiç ateşten kararır mı<br />
Allahondan razı olsun, Ömer zamanında şehre ateş düşmesi<br />
Ömer’in zamanında bir yangın oldu. Ateş, taşları bile kuru ağaç gibi yakmaktaydı.<br />
Yapıları, evleri yakmağa, hatta kuşların kanatlarını ve yuvalarını bile tutuşturmağa başladı.<br />
Alevler şehrin yarısını sardı. Su bile ondan korkmakta, şaşırmaktaydı!<br />
3710. Akıllı kişiler, ateşe kovalarla su ve sirke döküyorlar.<br />
Yangın inada gelip alevini artırıyordu. Ona Allahyardım etmekteydi.<br />
Halk Ömer’e yüz tuttular, koşa koşa gidip “Yangınımız suyla sönmüyor ” dediler.<br />
Ömer “O yangın, Allahalâmetlerindendir. Sizin hasislik ateşinizden bir şûledir.<br />
Suyu bırakın yoksullara ekmek dağıtın. Eğer bana tâbi iseniz hasisliği terk edin” dedi.<br />
3715. Halk, Ömer’e “ Bizim kapılarımız açık. Cömert kişileriz, mürüvvet ehliyiz, dediler.<br />
Ömer dedi ki: “ Siz, âdet olduğu için yoksullara ekmek verdiniz, Allahiçin eli açık olmadınız.<br />
Öğünmek, görünmek, nazlanmak için cömertlik etmektesiniz; korkudan. Allah’dan çekinmeden, ona niyaz etme yüzünden değil!”<br />
Mal tohumdur, her çorak yere ekmek; kılıcı her yol vurucunun eline verme!<br />
Din ehlini kin ehlinden ayırt et; Hakla oturanı ara, onunla otur!<br />
3720. Herkes, kendi kavmine ( meşrebine uygun kimselere) cömertlik gösterip mal, mülk verir, Nâdan kişi de bu suretle bir iş yaptım sanır.<br />
Düşmanın, Ali –Keremallahu vechehunun yüzü- ne tükermesi üzerine Emîr-ül Müminîn Ali’nin elinden kılıcı atması<br />
İbadetteki ihlâsı Ali’den öğren, Allahaslanını hilelerden arınmış bil.<br />
Savaşta bir yiğiti atletti, hemen kılıcını çekip üstüne saldırdı.<br />
O, her peygamberin, her velînin öğündüğü Ali’nin yüzüne tükürdü.<br />
Bir yüze tükürdü ki ay, secde yerinde o yüze secde eder.<br />
3725. Ali, derhal kılıcı elinden attı, onunla savaşmadan vazgeçti.<br />
O savaşçı er, bu işe, bu yersiz af ve merhamete şaşıp kaldı.<br />
Dedi ki: “Bana keskin kılıcını kaldırmıştın, neden kılıcı indirdin ve beni bıraktın<br />
Benimle savaşmadan daha âlâ ne gördün de beni avlamadan vazgeçtin<br />
Ne gördün ki bu derecede kızgınken kızgınlığın yatıştı; böyle bir şimşek çaktı, sonra sönüverdi<br />
3730. Ne gördün O gördüğün şeyin aksi bana da vurdu; gönlümde, canımda bir şûle parladı.<br />
Kevinden, mekândan yüce, candan daha iyi neydi o gördüğün ki bize can bağışladı<br />
Yiğitlikte Allahaslanasın, mürüvvette kimsin, bunu kim bilir<br />
Mürüvvette Tih sahrasında Musa’nın bulutusun. O bulutta eşi görülmemiş nimetler, ekmekler yağar.”<br />
Bu bulutlar, çalışıp çabalar, buğday bitirirler. Halk onu pişirip bal gibi tatlı bir hale koyarl.<br />
3735. Halbuki Musa’nın bulutu rahmet kanadını açar, halka zahmetsizce pişmiş ve tatlı nimetler verir.<br />
O bulutun rahmeti, kerem sofrasında pişmiş yemek yiyenler için âlemde bayrak açmıştır.<br />
O vergi ve o ihsan, niyaz ehlinden tam kırk yıl, bir gün bile eksik olmadı.<br />
Nihayet onlar, bayağılıklarından kalkıp pırasa, tere ve marul istediler; onun üzerine kesildi.<br />
3740. Ahmed’in yüce ümmeti için o yemek kıyamete kadar bakidir.<br />
Peygamber’in “Rabbime misafir olurum” demesi ortalığa yayılınca, “O beni doyurur, su verir” sözü, bu mânevi yemekten kinaye oldu.<br />
Bunu, hiç tevil etmeden kabul et ki boğazına bal ve süt gibi lezzetli gelsin.<br />
<br />
Çünkü tevil ihsan edilen şeyi geri vermektir. Çünkü tevilci hakikatı hata görür.<br />
Halbuki bu hata görmesi, aklının zayıflığındandır. Akl-ı Küll içtir, Akl-ı Cüz’i ise deridir.<br />
Kendini tevil et, hadîsleri değil; kendi dimağına kötü de, gülbahçesine değil!<br />
3745. Ey baştanbaşa akıl ve göz olan Ali! Gördüğünden bir parçacık söyle.<br />
Hilim kılıcın canımızı parça parça etti; ilim suyun toprağımızı arıttı.<br />
Açıver; biliyorum, bu Allahsırlarındandır.<br />
Çünkü kılıçsız adam öldürmek, ancak onun işidir.<br />
Tanrı, aletsiz, uzuvsuz bir yapıcıdır. Artıp duran bu hediyelerin vericisi odur.<br />
Akla yüz binlerce şarap tattırır ki onlardan ne iki gözün haberi vardır, ne kulağın!<br />
3750. Ey arşta hoş bir surette evlanıp duran doğan! Bu anda Allah’dan ne gördün Açıkça söyle.<br />
Senin gözün gayb idrakını öğrenmiştir. Orada bulunan başkalrının gözleriyse kapalıdır.<br />
Birisi ayı apaçık görür, öbürüyse dünyayı kapkaranlık.<br />
Diğer birisi de bir yerde üç tane ay görür. Evet, bu üç kişi bir yerde oturmuşlardır:<br />
Üçünün de gözü açık, kulakları duymakta… Fakat bunlar, senin eteğine yapışmışlardır, senin adamlarındır (Hallerini sen bilirsin), benden<br />
kaçıyorlar (ben bunları bilemem).<br />
3755. Bu hal, acaba gabya mensup bir sihir mi, yoksa gizli bir lûtuf mu Sende bir kurt sureti mi var, bende de Yusuf sureti mi<br />
Âlem on sekiz bin, hattâ daha fazla olsa bunların on sekizi bile her göze görünmez.<br />
Ey Aliyyel Mürtezâ, ey kötü kaza ve kaderden sonra güzel kaza ve kader, sırrı aç;<br />
Ya sen akılına geleni söyle, ya ben gönlüme doğanı söyleyeyim.<br />
Bu sır, senden parladı, bana vurdu; nasıl gizleyebilirim Ay gibi, söylemeden nur saçmakta.<br />
3760. Fakat ayın kursu, söze gelirse gece yol alanları hemencecik yola sokar.<br />
Yanlış yola gitmekten de emin olurlar, yoldan çıkmadan da. Ayın sesi, gulyabani sesinden üstün olur.<br />
Ay, söylemeksizin yol gösterirse, söyleyince ne yapmaz, dünyayı ışığa boğar!<br />
Madem ki sen ilim şehrine kapısın, mademki sen hilim güneşine şûlesin;<br />
Ey kapı, kapı arayanlara açıl ki kabuklar içlensin (zâhir ehli, hakikate erişsin)!<br />
3765. Ey rahmet kapısı, ey eşi, naziri olmayan Allahdergâhı, ebede kadar açık kal!”<br />
Her istek, her zerre bir penceredir, fakat kör gönül nasıl olur da “Orada bir kapı vardır” der.<br />
Gözcü, bir kapı açmadıkça gönle, orada kapı olmak ihtimali bile gelmez.<br />
Fakat bir kapı açıldı mı, şaşırır. Tamah ümidinin kuşu uçup gider.<br />
Akıllı bir kişi, bir viranede ansızın define buldu, onun için her viraneye koşuyor.<br />
3770. Sen, yoklukta bir inci bulamadıysan gayri orada ne diye inci arıyorsun<br />
Zan, yıllarca kendi ayağıyla koşsa burnunun direğinden ileriye geçemez (olduğu yerde sayar, durur).<br />
Burnuna gayptan bir koku gelmedikçe, söyle… burnunun ucundan başka bir şey görebilir misin<br />
O kâfirin, Ali –Keremmallahu Vechehu- ye “Bana üstün gelmişken niçin elinden kılıcını attın ” diye sorması<br />
*Bunun üzerine o yeni Müslüman velî sarhoşluk ve lezzetle.<br />
Ali’ye dedi ki: “Ya Emîrel Müminîn, buyur da can; tende, ana karnındaki cenin gibi canlansın, oynasın.<br />
Ey can, yedi yıldız; ana karnına düşen her çocuğu, muayyen müddetlerde ve nöbetle terbiye eder.<br />
3775. Ceninin canlanma zamanı gelince ona yardım eden güneştir.<br />
Cenin, güneşin tesiriyle harekete gelir. Güneş, ona derhal can bağışlar.<br />
Cenine güneş doğmadıkça, güneşin nuru, ona vurmadıkça öbür yıldızların tesiriyle canlanmaz. Onlar, ancak suretine hizmet ederler.<br />
Cenin, ana rahminde güzel yüzlü güneşle bu alâkayı hangi yoldan kazandı<br />
Bizim duygumuzdan gizli olan bir yoldan gökyüzündeki güneşe nice yollar var.<br />
3780. Bir yol var; yakut, o yolla güneşten gıdalanır…Bir yol var; o yolla ve güneşin tesiriyle yakut olur.<br />
Bir yol var, güneş o yola lâli kızıllaştırır. Bir yol var, o yolla nala kıvılcım saçma hassasını verir.<br />
Bir yol var, güneş o yolda meyveleri oldurur… Bir yol var, o yolla korkaklara yürek verir.<br />
Ey kandı aydınlanmış, padişahla ve padişahın koluyla ^şina olmuş doğan, açık söyle!<br />
Ey padişahın ankayı bile avlayan doğanı, ey askerle değil, bizzat ve tek başına ordular kıran,<br />
<br />
3785. Sen, tek başına bir ümmetsin, fakat yüzbinlerce er sayılırsın. Ey bu kulu, himmet doğanına av eden!<br />
Kahır zamanında bu merhamet neden Ejderhayı elden bırakmak kimin yolu ”<br />
Emîr-ül Müminîn Ali –Kerremallahu Vechehu- nun, cevap vermesi ve o sırada kılıcı elinden atmasının sebebi ne olduğunu söylemesi<br />
Ali dedi ki: “Ben kılıcı Allahiçin vuruyorum. Allahkuluyum ten memuru değil!<br />
Allahaslanıyım heva heves aslanı değil... İşim, dinime şahittir.<br />
3790. Ben “Attığın zaman sen atmadın, Allahattı” sırrına mazharım. Ben kılıç gibiyim, vuran o güneştir.<br />
Ben; pılımı pırtımı yoldan kaldırdım; Tanrıdan gayrısını yok bildim.<br />
Bir gölgeyim sahibim güneş... Ona hacibim hicap değil.<br />
Kılıç gibi vuslat incileriyle doluyum; savaşta diriltirim, öldürmem.<br />
Kılıcımın gevherini kan örtmez. Rüzgâr nasıl olur da bulutumu yerinden teprendirebilir<br />
Saman çöpü değil; hilim, sabır ve adalet dağıyım. Kasırga dağı kımıldatabilir mi<br />
3795. Bir rüzgârla yerinden kımıldanıp kopan bir çöpten ibarettir. Çünkü muhalif esen nice rüzgârlar var!<br />
Hışım, şehvet ve hırs rüzgârı, namaz ehli olmayan kişiyi silip süpürür.<br />
Ben dağım; varlığım, onun binasıdır. Hattâ saman çöpüne benzesem bile rüzgârım, onun rüzgârıdır.<br />
Benim hareketim, ancak onun rüzgarıyladır. Askerimin başbuğu, ancak tek Tanrının aşkıdır.<br />
Hiddet, padişahlara bile padişahlık eder, fakat bize köledir. Ben hiddete gem vurmuş, üstüne binmişimdir.<br />
3800. Hilim kılıcım, kızgınlığımın boynunu vurmuştur. Allahhışmıysa bence rahmettir.<br />
Tavanım, damım yıkıldı ama nura gark oldum. Toprak atası ( Ebu Turab) oldumsa da bahçe kesildim.<br />
Savaşırken içime bir vesvese, bir benlik geldi; kılıcı gizlemeyi münasip gördüm.<br />
Bu suretle “Sevgisi Allahiçindir” denmesini diledim; ancak Allahiçin birisine düşmanlık etmeli.<br />
Cömertliğimin Allahyolunda olmasını, varımı yine Allahiçin sakınmamı istedim.<br />
3805. Benim sakınmam da ancak Allahiçindir. Vermem de... Tamamı ile Tanrınınım, başkasının değil.<br />
Allahiçin ne yapıyorsam bu yapışım, taklit değildir; hayale kapılarak, şüpheye düşerek de değil. Yaptığımı, işlediğimi, ancak görerek<br />
yapıyor, görerek işliyorum.<br />
Hüküm çıkarmadan arayıp taramadan kurtuldum. Elimle Allaheteğine yapıştım.<br />
Uçarsam uçtuğum yeri görmekteyim, dönersem döndüğüm yeri.<br />
Bir yük taşıyorsam nereye götüreceğimi biliyorum. Ben ayım, önümde güneş, kılavuzuyum.<br />
3810. Halka bundan fazla söylemeye imkân yok; denizin ırmağa sığması mümkün değildir.<br />
Akılların alacağı kadar aşağı mertebeden söylemekteyim. Bu, ayıp değil, Peygamberin işidir.<br />
Garezden hürüm ben; hür olan kişinin şahadetini duy. Kul, köle olanların şahadetleri iki arpa tanesine bil değmez!<br />
Şeriatte dâva ve hükümde kulum şahitliğinin kıymeti yoktur.<br />
Senin aleyhinde binlerce köle şahadet etse şeriat onların şahadetlerini bir saman çöpüne bile almaz.<br />
3815. Şehvete kul olan, Allahindinde köleden, esir olmuş kullardan beterdir.<br />
Çünkü köle bir sözle sahibinin kulluğundan çıkar,hür olur. Şehvete kul olansa tatlı dirilir, acı ölür.<br />
Şehvet kulu, Allah’nın rahmeti, hususi bir lûtuf ve nimeti olmadıkça kulluktan kurtulamaz.<br />
Öyle bir kuyuya düşmüştür ki bu kuyu, onun kendi suçudur. Ona cebir değildir, cevir de değil!<br />
Kendisini kendisi, öyle bir kuyuya atmıştır ki ben o kuyunun dibine varacak ip bulamıyorum.<br />
3820. Artık yeter... Eğer bu sözü uzatırsam ciğer ne oluyor Mermer bile kan kesilir.<br />
Bu ciğerlerin kan olmaması katılıktan, şaşkınlıktan, dünya ile uğraşmadan ve talihsizliktendir.<br />
Bir gün kan kesilir ama bu kan kesilmesinin o gün faydası yok. Kan kesilme işe yararken kan kesil!<br />
Mademki kulların kölelerin, şahadeti makbul değildir, tam adalet sahibi, o kişiye derler ki gulyabani kölesi olmasın.<br />
Kur’an’da peygambere “Biz seni şahit olarak gönderdik” denmiştir. Çünkü o, varlıktan hür oğlu hürdür.<br />
3825. Ben, mademki hürüm; hiddet beni nasıl bağlar, kendisine nasıl kul eder Burada Allahsıfatlarından başka sıfat yoktur, beri gel!<br />
Beri gel ki Allah’nın ihsanı seni azat etsin. Çünkü onun rahmeti gazabından üstün ve arıktır.<br />
Beri gel ki şimdi tehlikeden kurtuldun, kaçtın kimya seni cevher haline soktu.<br />
Küfürden ve dikenliğinden kurtuldun, artık Allahbahçesinde bir gül gibi açıl!<br />
Ey ulu kişi, sen bensin, ben de senim. Sen Ali’ydin, Ali’yi nasıl öldürürüm<br />
<br />
3830. Öyle bir suç işledin ki her türlü ibadetten iyi bir anda gökleri bir baştan bir başa aştın.<br />
O adamın işlediği suç ne kutlu suç! Gül yaprakları dikenden bitmez mi<br />
Ömer´in Peygambere kastedişi suçu, onu ta kabul kapısına kadar çekip götürmedi mi<br />
Firavun; büyücüleri, büyüleri yüzünden çağırmadı mı<br />
Onlara da bu yüzden ikbal yardım etmedi mi, bu yüzden devlete erişmediler mi<br />
Onların büyüsü, onların inkârı olmasaydı inatçı Firavun, onları huzuruna alır mıydı<br />
3835. Onlar da asâyı ve mucizeleri nereden göreceklerdi Ey isyan eden kavim! Suç, ibadet oldu.<br />
Allahümitsizliğin boynunu vurmuştur. Çünkü günah ve suç ibadet olmuştur.<br />
Çünkü Tanrı, şeytanların rahmine suçları ibadete, sevaba tebdil eder.<br />
Bundan dolayı Şeytan, taşlanır; hasedinden çatlar, iki parça olur.<br />
Şeytan bir günah meydana getirmek ve onunla bizi bir kuyuya düşürmek ister.<br />
3840. “ O günahın ibadet olduğunu gördü mü ” işte o an, Şeytan’a yomsuz bir andır.<br />
Beri gel; ben, sana kapı açtım; sen benim yüzüme tükürdün, bense sana armağan sundum.<br />
Cefa edene bile böyle muamelede bulunur, aleyhime ayak atanların ayağına bile bu çeşit baş korsam,<br />
Vefa edene ne bağışlarım Anla! Cennetlerde ebedî mülkler ihsan ederim<br />
Peygamber Aleyhisselâm’ın Emîr-ül Müminîn Ali –Kerremallâhu Vechehu- nun seyisinin kulağına “Ali’nin şahadeti senin elinle olacak, sana<br />
haber veriyorum” demesi<br />
Ben öyle bir erim ki kanlıma, katilime bile lûtuf şerbetim, kahır zehri olmadı.<br />
3845. Peygamber, hizmetkârımın kulağına, bu başımı boynumdan onun ayıracağını söyledi.<br />
Peygamber, sevgilinin vahyiyle nihayet ölümümün onun eliyle olacağını haber verdi.<br />
O, daima “ Beni önce öldür de benden bu kötü ve yanlış iş zuhur etmesin” demekte;<br />
Ben de “Mademki ölümüm senden olacak, ben kaza ve kadere karşı nasıl hile edebilirim ” demekteyim.<br />
O, daima önümde yerlere kapanarak “Ey Kerem sahibi, beni Allahhakkı için ikiye böl,<br />
3850. Ki bu kötü akıbete uğramayayım. Bu yüzden canım yanmasın” der;<br />
Ben de daima “Yürü, git. Kader kalemi, bunu yazdı, yazının mürekkebi de kurudu. Olan oldu. Kader kaleminden nice bayraklar, baş aşağı<br />
olur.<br />
Gönlümde, sana hiçbir düşmanlık yok. Çünkü bunu, ben senden bilmiyorum ki.<br />
Sen Allahaletisin; yapan, Allah’nın eli. Hakkın aletini nasıl kınayayım, Hakkın aletine nasıl itiraz edeyim ” derim<br />
O, “Öyle ise kısas niçin ” dedi. Ali cevap verdi: “ O da Hak’tan, o da gizli bir sır.<br />
3855. Eğer Tanrı, kendi yaptığı işe itiraz ederse bu itiraz yüzünden bağlar, bahçeler yeşertir.<br />
Kendi yaptığı işe itiraz, ancak onun kârıdır. Çünkü kahırda da tektir, lûtufta da.<br />
Bu hâdiseler şehrinde bey odur, memleketlerde tedbir onundur,<br />
Aletini kırarsa kırılanı tekrar iyileştirebilir.”<br />
Ulu kişi, “ Hiçbir âyeti değiştirmedik ki ardından daha hayırlısını getirmeyelim” remzini bil.<br />
3860. Allahhangi şeriatın hükmünü kaldırdıysa âdeta otu yoldu, yerine gül bitirdi demektir.<br />
Gece, gündüz meşguliyetini giderir, bitirir. Akıl ermeyen şu uykuya bak!<br />
Sonra tekrar gündüzün nuruyla gece ortadan kalkar, bu suretle de o yalımlı ateş yüzünden donukluk, uyku yanar, gider.<br />
O uyku, o duygusuzluk zulmettir ama abıhayat, zulmette değil mi<br />
Akıllar, o zulmetle tazelenmiyor mu Hanendenin bestedeki duraklaması sese kuvvet vermiyor mu<br />
3865. Zıtlar, zıtlardan zuhur etmekte... Tanrı, kalpte ki süveydada daimi bir nur yarattı.<br />
Peygamberin savaşı sulha sebep oldu. Bu âhir zamandaki sulh o savaş yüzündendir.<br />
O gönüller alan sevgili ( Peygamber), âlemdekilerin başları aman bulsun diye yüz binlerce baş kesti. Bahçıvan, fidan yücelsin, meyve versin<br />
diye muzır dalları budar.<br />
Sanatını bilen bahçıvan, bahçe ve meyve gelişsin diye bahçedeki otları yolar.<br />
3870. Sevgilinin ağrıdan, hastalıktan kurtulması için hekim, çürük dişi çekip çıkarır.<br />
Noksanlarda nice fazlalıklar var. Şehitlere hayat yokluktadır.<br />
Rızk yiyen boğaz kesildi mi “Onlar Rablerinden rızıklanır, ferahlarlar” nimeti hazmedilir.<br />
Hayvanın boğazı kesilince insanın boğazı gelişir. O hayvan, insan vücuduna girer, insan olur, fazileti artar.<br />
İnsanın boğazı kesilirse ne olur, fazileti ne dereceye varır Artık agâh ol da onu bununla mukayese et.<br />
<br />
3875. Öyle bir üçüncü boğaz doğar ki o, Allahşerbetiyle, Allahnurlarıyla beslenir, gelişir.<br />
Kesilen boğaz, bu şerbeti içer ama “Lâ” dan kurtulmuş “Belâ” da ölmüş boğaz!<br />
Ey kısa parmaklı, himmeti kesik kişi! Ne vakte dek canının hayatı ekmek olacak<br />
Beyaz ekmek için yüzsuyu döktüğünden dolayı söğüt ağacı gibi meyven yok!<br />
Duygu canı, bu ekmeğe sabredemiyorsa kimyayı elde et de bakırı altın yap!<br />
3880. Elbiseyi yıkamak istiyorsan bez yıkayanların mahallesinden yüz çevirme!<br />
Ekmek orucunu bozduysa kırıkçıya yapış, yücel!<br />
Onun eli, mademki kırıkları sarar, iyileştirir... Şu halde onun kırması şüphe yok ki yapmaktır.<br />
Fakat sen kırarsan der ki: “Gel yap bakalım.” Elin ayağın yok ki yapamazsın.<br />
Şu halde kırmak, kırığı sarıp iyileştiren adamın hakkıdır.<br />
3885. Dikmeyi bilen yırtmayı da bilir. Neyi satarsa yerine daha iyisini alır.<br />
Evi yıkar, hâk ile yeksan eder; fakat bir anda da daha mamur bir hale getirir.<br />
Bir bedenden baş kesti mi yerine derhal yüz binlerce baş izhar eder.<br />
Canilere kısas emretmese, yahut “Kısasta hayat var” demeseydi,<br />
Kimin haddi vardı ki kendiliğinden, Allahhükmüne esir olmuş bir kişiye kılıç vurabilsin!<br />
3890. Çünkü Tanrı, kimin gözünü açmışsa o adam bilir ki katil, takdirin esiridir.<br />
O takdir kimin boynuna geçmişse kendi oğlunun başına bile kılıç vurmuştur.<br />
Yürü, kork ve kötüleri az kına; takdirin hüküm tuzağına karşı aczini bil!<br />
Âdem Aleyhisselâm’ın İblis’in sapıklığına şaşması ve ululanması<br />
Âdem Peygamber, ansızın esasen şakî olan İblise hor baktı.<br />
Kendisini beğenip, kendisini ulu görüp melun şeytanın yaptığı işe güldü.<br />
3895. Allahgayreti bağırdı: Ey tertemiz adam! Sen gizli sırları bilmiyorsun.<br />
Eğer Allahkürkü ters giyerse dağı bile ta kökünden temelinden söker.<br />
O zaman, yüzlerce Âdem’in perdesini yırtar, yüzlerce yeni müslüman olmuş suçsuz, günahsız iblis yaratır!<br />
Âdem “Bu hor görüşten tövbe ettim. Bir daha böyle küstahça düşünceye düşmem” dedi.<br />
Ey yardım dileyenlerin yardımcısı, bize hidayet ver. Bilgilerle, zenginlikle öğünmeye imkân yok.<br />
3900. Kerem ederek hidayet ettiğin kalbi azdırma; takdir ettiğin kötülükleri bizden defet;<br />
Kötü kazaları üstümüzden esirge; bizi Allah’ya razı olan kardeşlerden ayırma!<br />
Senin ayrılığından daha acı bir şey yok... Sana sığınmazsak sen esirgemezsen işimiz, gücümüz ancak kargaşalıktır.<br />
Zaten malımız mülkümüz; malımızın, mülkümüzün yolunu kesmekte... Zaten cismimizi soyup çırçıplak bırakmakta!<br />
Elimiz, ayağımıza kastettikten sonra artık kim, senin lûtfun olmadıkça canını kurtarabilir ki<br />
3905. Bu pek büyük tehlikelerden canını kurtarsa bile kurtardığı şey ancak idbar ve tehlike sermayesi kesilir.<br />
Çünkü can, canana ulaşmadıkça ebediyen kördür... ebediyen yaslıdır.<br />
Esasen senin inayetin olmazsa can, âdeta bir tutsaktır; seninle diri olmayan canı ölü farz et.<br />
Sen kullara darılır,kulları kınarsan, Ey Allahhakkındır, yaparsın.<br />
Aya, güneşe kusurlu, nursuz... Servinin boyuna iki büklüm;<br />
3910. Feleğe, arşa hor ve aşağı... madene, denize yoksul dersen,<br />
Kemaline nispetle yaraşır. Çünkü yokluklara kemal verip onlara eriştirme kudreti ancak senindir.<br />
Çünkü sende yokluk ve ihtiyaç yoktur; yokları icat eden, onları ihtiyaçtan kurtaran sensin.<br />
Yetiştiren, yakmayı da bilir; çünkü yırtık söken, dikmeyi de bilir.<br />
Her güz; bağı bahçeyi yakıp yandırmakta. Sonra yeniden bahçeleri renklere boyayan kırmızı güllere boyayan kırmızı gülleri yetiştirmektedir.<br />
3915. “ Ey yanıp yakılan, zuhur et, yenilen; tekrar güzelleş, güzel sesli bir hale gel” diye hepsini yeniden yaratır.<br />
Nergisin gözü körleşir, o, tekrar açar... Kamışın boğazını keser, sonra yine kendisi tekrar okşar, ondan nağmeler çıkarır.<br />
Biz mademki masnu’uz, sâni değiliz... Şu halde ancak zebunuz, ancak kanaatkârız.<br />
Hepimiz “Nefsim, nefsim” deyip durmakta, hepimiz yalnız kendimizi düşünmekteyiz. Sen buna lûtufta bulunmazsan şeytanız.<br />
Sen bizim canımızı körlükten kurtardığından, gözümüzü açtığından dolayı Şeytandan kurtulduk.<br />
<br />
3920. Kim hayattaysa değnekçisi, yol gösteren sensin. Değneğin, değnekçisi olmadıkça kör nedir ki, ne yapabilir ki<br />
Senden gayrı hoş olsun, hoş olmasın... Her şey, insanı yakar, ateşin aynıdır.<br />
Kim ateşe dayanır, ateşe arka verirse hem Mecusidir, hem Zerdüşt!<br />
Allah’dan başka her şey bâtıldır, asılsızdır. Allah’nın ihsanı, yağmuru kesilmeyen bir buluttur.<br />
Ali Kerremallâhu Vechehu hikâyesine dönüş, Ali’nin katilini hoş görmesi<br />
Tekrar Ali ve katilinin hikâyesine dön; katiline fazlasıyla gösterdiği kerem ve mürüvveti anlat.<br />
3925. Ali dedi ki: “Ben düşmanımı gözümle görmekte, gece gündüz ona bakıp durmaktayım. Böyle olduğu halde hiç kızmıyorum.<br />
Çünkü ölümüm, bana can gibi hoş geliyor; dirilmemle âdeta bir.<br />
Ölümsüzlük ölümü bize helâl olmuştur; azıksızlık azığı, bize rızk ve nimettir.<br />
Ölümün görünüşü ölüm, iç yüzü diriliktir; ölümün görünüşte sonu yoktur, hakikatte ise ebedîliktir.<br />
Çocuğun rahimden, doğması bir göçmedir; fakatta cihanda ona yeni baştan bir hayat var.<br />
3930. Ecele doğru meylimiz, ecele aşkımız olduğundan “Nefislerinizi elinizle tehlikeye atmayın” nehyi asıl bizedir.<br />
Çünkü nehiy, tatlı şeyden olur, acı için nehye zaten hacet yok ki.<br />
Bir şeyin içi de acı olur dışı da acı olursa onun acılığı kötülüğü esasen nehiydir.<br />
Bana da ölüm tatlıdır. “Onlar ölmemişlerdir, Rablerinin huzurunda diridirler” âyeti benim içindir.<br />
Ey inandığım, itimat ettiğim kişiler! Beni kınayın ve öldürün. Şüphe yok, benim ebedî hayatım öldürülmemdedir.<br />
3935. Ey yiğit! Hayatım, mutlaka ölümdedir. Ne zamana kadar yurdumdan ayrı kalacağım<br />
Bu âlemde durmaklığım, ayrılık olmasaydı (öldüğümüz zaman) “Biz, şüphe yok, Allah’ya dönenleriz” denmezdi.<br />
Dönen kişi; ayrıldığı şehre tekrar gelen kişidir; zamanın ayırışından kurtulup birliğe erişendir.<br />
Seyisin Emir-ül Müminîn, beni öldür ve bu kazadan kurtar” diye ayaklarına kapanması<br />
Seyis tekrar gelerek “Ya Ali, beni tez öldür ki o kötü vakti, o fena zamanı görmeyeyim.<br />
Sana helâl ediyorum, kanımı dök ki gözüm o kıyameti görmesin” dedi.<br />
3940. Dedim ki: Eğer her zerre bir kanlı, bir katil olsa da elinde hançer olarak senin kastına yürüse.<br />
Yine senin bir tek kılını kesemez. Çünkü kader kalemi böyle yazmıştır; sen beni öldüreceksin.<br />
Fakat tasalanma, senin şefaatçin benim. Ben ruhun eri ve sultanıyım, ten kulu değil!<br />
Yanımda bu tenin kıymeti yok; ten kaydına düşmeyen bir er oğlu erim.<br />
Hançer ve kılıç, benim çiçeğim; ölüm meclisim... bağım, bahçemdir.”<br />
3945. Tenini bu derece öldürüp ayaklar altına alan kişi, nasıl olur da beylik ve halifelik hırsına düşer<br />
O, ancak emirlere yol göstermek, emirliği belletmek için zâhiren makam işleriyle ve hükümle uğraşır;<br />
Emirlik makamına yeni bir can vermek, hilâfet fidanını meyvelendirmek için bu işle meşgul olur.<br />
Mustafa Sallallahu Aleyhi Vesellem’in, Mekke’yi ve diğer yerleri fethetmek istemesi, dünya mülkünü sevdiğinden değildi; Allahemriyleydi.<br />
Çünkü “ Dünya cifedir” buyurmuştu.<br />
Peygamber, Mekke’yi fethe uğraştı diye nasıl olurda dünya sevgisiyle ittiham edilir<br />
O öyle bir kişiydi ki imtihan günü ( yani Miraç’ta) yedi göğün hazinesine karşı hem yüzünü yumdu, hem gönlünü kapadı.<br />
3950. Onu görmek için yedi kat gök uçtan uca hurilerle meleklerle dolmuştur.<br />
Hepsi kendilerini, onun için bezemişti, fakat onda sevgiliye aşktan, sevgiliye meyil ve muhabbetten başka bir heva ve heves nerede ki:<br />
O, Allahululuğuyla, Allahcelâliyle öyle dolmuştur ki bu dereceye, bu makama Allahehli bile yol bulamaz.<br />
“Bizim makamımıza ne bir şeriat sahibi peygamber erişebilir, ne melek, hattâ ne de ruh” dedi. Artık düşünün anlayın!<br />
“Göz Allah’dan başka bir yere şaşmadı, meyletmedi” sırrına mazharız, karga değiliz; âlemi renk renk boyayan Allahsarhoşuyuz; bağın<br />
bahçenin sarhoşu değil” buyurdu!<br />
<br />
3955. Göklerin, akılların hazineleri bile Peygamber’in gözüne bir çöp kadar ehemmiyetsiz görünürse.<br />
Artık Mekke, Şam ve Irak ne oluyor ki onlar için savaşsın, onlara iştiyak çeksin!<br />
Ancak gönlü kötü olan, onun işlerini kendi bilgisizliğine, kendi hırsına göre mukayese eden kişi onun hakkında böyle bir şüpheye düşer.<br />
Sarı camdan bakarsan güneşin nurunu sapsarı görürsün.<br />
O gök ve sarı camı kır da eri ve tozu gör!<br />
3960. Atlı bir er, atını koştururken tozu dumana katar, etrafta bir tozdur kalkar. Sen, tozu Allaheri sanırsın.<br />
İblis de tozu gördü, “Bu toprağın fer’idir. Benim gibi ateş alınlı birisinden nasıl üstün olur ” dedi.<br />
Sen azizleri insan gördükçe bil ki bu görüş İblis’in mirasıdır<br />
Be inatçı, İblis’in oğlu olmasan o köpeğin mirası nasıl olur da sana düşer<br />
Ben köpek değilim, Allahaslanıyım. Allahaslanı suretten kurtulandır.<br />
3965. Dünya aslanı av ve rızk arar, Allahaslanı hürlük ve ölüm!<br />
Çünkü ölümde yüzlerce hayat görür de varlığını pervane gibi yakıp yandırır.<br />
Ölüm isteği, doğru kişilerin boyunlarına bir halkadır. Çünkü bu istek, yahudîlere imtihan oldu.<br />
AllahKur’an’da “Yahudîler, doğrulara ölüm; fütuhat, sermaye ve ticarettir.<br />
Sermaye ve ticaret isteği var ya; ölümü istemek ondan daha iyidir.<br />
3970. Ey yahudiler; halk içinde namusunuzu korumak istiyorsanız bu dileği, bu ölüm temennisini dile getirin” dedi.<br />
Muhammed, bu bayrağı kaldırınca bir tek yahudi bile bu istekte bulunmaya cüret edemedi.<br />
Peygamber “Eğer bunu dillerine getirirlerse dünyada tek bir yahudi bile kalmaz” dedi.<br />
Bunun üzerine yahudiler ; “Ey din ışığı, bizi rüsvay etme! Diyerek mal ve haraç verdiler.<br />
Bu sözün sonu görünmez. Mademki gözün sevgiliyi gördü, ver elini bana!<br />
Emîr-ül Müminîn Ali Kerremallâhu Vechehu’nun, arkadaşına “Sen benim yüzüme tükürünce nefsim kabardı, savaşımda ihlâs kalmadı. Seni<br />
öldürmeme mâni buydu” demesi<br />
3975. Emirül Müminin, o gence dedi ki: “Ey yiğit! Savaşırken.<br />
Sen benim yüzüme tükürünce nefsim kabardı, hiddet ettim, huyum harap berbat bir hale geldi.<br />
Öyle bir hale geldim ki o anda savaşımın yarısı Allahiçindi, yarısı nefsim için. Allahişinde ortaklık yaraşmaz.<br />
Sen Allahnakışısın: Seni, o, kudret eliyle yarattı, bezedi. Onunsun, benim değil.<br />
Allah’nın nakışını yine Allaheliyle kır; sevgilinin camına sevgilinin taşını at!”<br />
3980. Kâfir bu sözü işitti, gönlünde öyle bir nur zuhur etti ki zünnarını kesti.<br />
“Ben, cefa tohumunu ekmiştim, seni başka türlü sanıyordum.<br />
Halbuki sen Allahhuylu bir teraziymişsin, hattâ her terazinin oku senmişsin!<br />
Meğer sen benim soyum sopummuşsun; meğer çırağımın, dinimin aydınlığı senmişsin!<br />
Ben o görür göz arayan çırağın kulu, kölesiyim ki senin çırağın da ondan nurlanmış, aydınlanmıştır...<br />
3985. Ben, o nur denizinin kulu, kurbanıyım ki böyle bir inci izhar eder.<br />
Bana kelime-i şahadeti söyle, bende söyleyeyim ki seni zamanın en yücesi gördüm” dedi.<br />
Onlar beraber akrabasından, kavminden elli kişiye yakın kimse de<br />
âşıkçasına dine yüz tuttular, müslüman oldular.<br />
Ali, ilim kılıcıyla bu kadar boğazı, bu kadar halkı kılıçtan kurtardı.<br />
Hilim kılıcı, demir kılıçtan daha keskin, hattâ yüzlerce ordudan daha galip, daha üstündür.<br />
3990. Yazıklar olsun ki iki lokmacık yendi de bu yüzden fikir çoşkunluğu dondu, yatıştı.<br />
Bir buğday tanesi, Âdem Peygamberin güneşinin tutulmasına... arzın, güneş ile ay arasına girmesi , dolunayın kararmasına sebep oldu.<br />
İşte sana gönlün letafeti! Bir avuç balçıktan (bir iki lokma ekmekten) ay darmadağın bir hale gelmekte!<br />
Ekmek mânevi olursa yenmesinde fayda var. Fakat bildiğimiz ekmeğin faydası yok, kalbi daraltıyor.<br />
Mânevi ekmek, yeşil diken gibi... deve yiyince yüz türlü fayda, yüzlerce lezzet bulmakta.<br />
3995. Fakat yeşilliği gitti de kurudu mu, onu çölde deve yiyince;<br />
Damağını avurdunu yırtar, paralar. Yazıklar olsun; öyle yetişmiş gül kılıç kesildi.<br />
Ekmek de mânevi oldukça o yeşil dikendi. Fakat şimdi zâhiri ekmek olduğundan kupkuru bir hale geldi, sertleşti.<br />
Ey nazlı nazenin varlık (ey Husâmeddin), bundan önce onu yemeğe alışmıştın.<br />
O alışkanlıkla bu kuru ekmeği de alıp yemek istiyorsun ama gayri mâna, yerle karıştı;<br />
<br />
4000. Toprakla karışık, kaskatı, dili damağı yırtar bir hale geldi. Ey deve, şimdi otu yeme, ondan çekin!<br />
Söz, toprakla pek karışık bir hale geliyor, su bulandı... Kuyunun ağzını kapa.<br />
Ki Allahonu yine sâf, yine hoş bir hale getirsin. Onu bulandıran, durultur da.<br />
Maksada sabırla erişilir, aceleyle değil. Sabret, doğrusunu Allahdaha iyi bilir.<br />
BİRİNCİ CİLDİN SONU<br />
AÇIKLAMALAR<br />
B. 711. Fetâ, yiğit, delikanlı ve cömert mânalarına gelir. Orta çağlarda Anadoluda ve bütün müslüman memleketlerinde iktisadî bir teşekkül olan Ahilik´te<br />
"Fütüvvet" yani cömertlik esastır. Bu mesleği, anane bakımından Ali´ye götürürlerdi. Zaten Ali hakkında "La seyfe illâ Zülfekar ve la fetâ illâ Ali" yani, yiğit<br />
ve cömert ancak Alidir, kılıç da ancak onun kılıcı olan Zülfekardır diye de bir söz vardır.<br />
B. 741. Kur´an´ın 85 inci suresi olan ve "Burçları olan göke andolsun" diye başlıyan "Buruc" suresinde, 796 ncı beyitten 811 inci beytin sonuna kadar olan<br />
iki bahis, anlatılmaktadır.<br />
B. 746. Sûr, boynuzdan yapılma nefir, boru demektir. Ulu meleklerden İsrafil, kıyamette sûru üfürecek, herkesin ruhu cesedinden çıkacak ve kıyamet<br />
kopacak, ikinci sûr üfürülünce ruhlar, cesetlere girecek ve herkes dirilecektir. Sûr üfürülmesi, kıyamet mânasını ifade eder.<br />
B. 747. "Sonra Kur´an´ı kullarımızdan seçtiğimiz kişilere miras olarak verdik..." (sure: 65 — Fâtır, âyet: 32). Bu beyitteki "Evrensel kitap — kitabı miras<br />
olarak verdik" sözü bu âyetten alınmadır.<br />
B. 751 - 753. Eskiden yıldızların dünyaya ve dünyadakilere tesir ettikleri kabul edilirdi. Âlemin merkezi olan arzın etrafında sırasiyle "Kamer, Utarit,<br />
Merih, Şems, Zühre, Müşteri, Zühal" vardır. Bunlara "Seb-a-i Seyyare — Yedi dönen ve yürüyen yıldız" denirdi. Bunlardan Zuhal, hayırsız, yömsüz bir<br />
yıldız olduğundan ve hayırlı olduğu zaman pek az bulunduğundan "Nahs-i Ekber — En büyük hayırsız yıldız" adını almıştı. Merihe de hayırsız olmakla<br />
beraber hayırlı zamanlan da bulunduğundan "Nahs-ı Asgar — küçük hayırsız yıldız" adı verildi. Bunların ikisine birden "Nahseyn — iki uğursüz, hayırsız<br />
yıldız", bunlara karşılık Müşteri ile güneşe de "Sa´deyn — iki uğurlu, hayırlı yıldız" denirdi. Müşterinin kutsuz saati az olduğundan "Sa´d-i Ekber — en<br />
büyük hayırlı, uğurlu kutululuk yıldızı", güneşin kutsuz, saatleri bulunduğundan güneşe de "Sa´d-i Asgar — uğurlu küçük kutluluk yıldızı" denirdi. Öbür<br />
yıldızlar bazan. kutlu, bazan kutsuz sayılırdı. Bu yedi yıldızın her biri haftanın bir gününe hâkim olduğu gibi yirmi dört saatten her saatte sırasiyle bir<br />
yıldızın hâkim olduğu kabul edilirdi. Bir saate hangi yıldız hâkimse o saatte o yıldızın tabiatına uygun olan iş rasgelirdi. Onun için işlerde muvaffakiyet<br />
elde etmek üzere her iş, o işe uygun yıldızın zamanında yapılırdı. Aynı zamanda bir çocuk doğunca "İlm-i Nücum — yıldız bilgisi" ile uğraşanlar, o anda<br />
gökyüzünün haritasını yaparlar, yıldızların vaziyetlerine-göre yedi yıldızdan hangisinin hâkim olduğunu bulurlardı ki bu hâkim yıldız, çocuğun yıldızı<br />
sayılır,<br />
o yıldızın gökteki vaziyetlerine göre o adamın maddî hayatında inkılâplar olur, sanılırdı. Kozmoğrafyamn bu çocukça, telâkkisine "Astroloji" derler.<br />
Mevlâna´nın bu beyitlerinde. Astronomi bildiği fakat meselâ 540 ıncı beyitten ve burada 574 üncü beyiten itibaren on beyitten, yine üçüncü cildin<br />
başlangıcından da Astroloji´ye ehemmiyet vermediği anlaşılmaktadır.<br />
B. 754. İhtirak ve Nahis: ihtirak, ay müstesna olmak üzere diğer yıldızların güneşle bir derecede bulun-malardır. Nahis, kutsuz, bir yıldızın hâkim<br />
olmasına denir. İkisi de Astroloji´ye göre kötüdür.<br />
B. 755. Yedi yıldızın bulunduğu her gök, bir kattır. Bu suretle yedi kat gök vardır. Bu yedi kat gökü kuşatan gökte sabiteler, yani burçlar vardır. Bu gökü<br />
de bir kat gök kaplar ki bu gökte hiçbir şey yoktur. Onun. için bu göke "Atlas" denir. Bu suretle yedi kat gök dokuz olur.<br />
751-753 üncü beyitlerin izahına bakınız.<br />
B. 756. Kur´an´ın 15 inci suresi olan Hicr suresinin 16-18 inci âyetlerinde göklerin yıldızlarla; süslendiği ve şeytanların göklere çıkması menedildiği<br />
anlatılıp "Meleklerden haber çalmak üzere göklere çıkmak istiyen şeytanı da ardından apaçık bir şahap gelip yakar" denmektedir.<br />
B. 759. "Şüphe yok ki kalpler. Allahparmaklarından iki parmak arasındadır, onları dilediği gibi çevirir" hadîs (Feyz-al Kadir II. 379).<br />
B. 760-762. "Tanrı, halkı karanlıkta yarattı, sonra onlara nurunu saçtı. Bu nur, kime rasladıysa o, bugün doğru yolu bulmuştur. Kime raslamadıysa doğru<br />
yoldan sapmıştır" hadîs (Feyz-al Kadir II 230).<br />
B. 764. "İnsanın alacası içinde, hayvanın alacası dışında" diye söylenegelen meşhur Türk ata sözünü hatırlatmaktadır.<br />
B. 766. Kur´an´m 2 nci suresinin (Bakara 138 inci âyetinde "Allahboyası. Tanrıdan daha iyi renk veren, boyıyan kim var Biz, ona ibadet edenleriz"<br />
denmektedir.<br />
B. 779. "Şüphe yok, cehennem onların hepsinin buluşacağı yer. Cehennemin yedi kapısı var, her kısım cehennemlik bir kapıdan girer" (sure: 15 — Hicr,<br />
âyet: 42-43).<br />
B. 813. Min Ledün, 224 üncü beytin izahına bakınız.<br />
B. 829. Şaman: Kafiye dolay isiyle semen tarzında okunması lâzım gelen bu kelime Rudegi, Sa´dî, Selman, hattâ Firdevsî´de puta tapan mânasına<br />
kullanılmaktadır. Mevlâna´da da geçen bu söz, Türkçe midir, şamanizm ruhanilerine verilen bir ad mıdır. Erbabı incelesin.<br />
B. 856. Şeybân-ı Râî: Ulu arif ve zahitlerdendi. Gazâlî, "İhyâ-al Ulûm" da Şafiî´nin bu zatın huzurunda mektep çocuğu gibi oturduğunu, hattâ ona<br />
suallerde bulunduğunu, bu hali görüp şaşanlara "O Allahbilgisine mazhardır" dediğini kaydediyor. Cuma namazına giderken, güttüğü sürünün etrafına<br />
<br />
bir çizgi çekermiş, Mevlâna´nın anlattığı gibi koyunlar bu çizgiden dışarı çıkamadığı gibi kurt da içeri giremezmiş. Mısır´da ölmüş. Şafiî´nin mezarı yanına<br />
gömülmüştür (Abdurrauf-al Menavi. Al Kevâkib-al Dürriyye fî Terâcim-al sâdât-al Sofiyye. Kahire 1357, 1938, s. 123-124). Abu Naim-al Isfehâni de<br />
Hilyet-al Evliya ve Tabekat-al Asfiyâ´sında bu. zattan bahseder (Kahire 1338. 1922. VIII. 317).<br />
B. 863. Musa Peygamber, İsrailoğullarını Mısırdan çıkardıktan .sonra Şapdenizi´nin kıyısına gelmişler, Musa asâsiyle denize vurmuş. Deniz bölünmüş,<br />
ortadan açılan on iki yoldan İsrailoğullarınm on iki kabîlesi geçmişti. Firavun, askeriyle peşlerine düşmüş, denize açılanı yollara dalmışlar, bu sırada<br />
deniz kavuşmuş, hepsi boğulmuşlardı. Tevrat´ta uzun uzadıya anlatılan bu vak´a. Kur´an´ın birçok surelerinde (Meselâ 20 nci surede — Tâhâ, âyet: 76.<br />
77 ve 26 ncı surede — Şuarâ. âyet: 63-67) anlatıldığı gibi Mesnevi´nin de birçok yerlerinde geçer.<br />
B. 864. Karun: Musa´nın kavminden ve bir rivayete göre amcası olan bu zat pek zenginmiş. Hazinelerinin anahtarlarını kırk tane güçlü kuvvetli adam<br />
güçlükle taşırmış. Böyle olduğu halde zekât vermediğinden Tanrı, hazineleriyle beraber kendisini de yere batırmış. (28 inci sure — Kasas, âyet: 76-82).<br />
B. 865. İsa Peygamber’in toprağı kuş şeklinde yoğurduğu, sonra ona üfleyince canlanıp kuş olduğu, anadan doğma körlerin gözlerini açtığı alaca illetinetutulmuş<br />
olanları iyileştirdiği ve ölüyü dirilttiği bildirilmektedir (sure: 5 — Mâide. âyet: 110).<br />
B. 877. Hâviye, cehennem demektir. Kur´an´ın. 101 inci suresi olan Karia suresinin 8 -11 inci âyetlerinde "Fakat kimin terazisinde iyilikleri hafif gelirse yeri<br />
Hâviyedir. Hâviyenin ne olduğunu sana kim anlattı O. çok pek çok yakıcı bir ateştir" denmektedir.<br />
B. 879. Erkân: direkler, esaslar. Eskiler maddeyi dört unsur denen toprak, hava, su ve ateşten meydana gelmiş sayarlardı. Her şeyin aslı olan bu dört<br />
şeye "Erkân´ı erbaa — dört rükün" de derler.<br />
B. 882. Kuran´ın 35 inci suresi olan Fâtır suresinin 10 uncu ayetinde "Temiz sözler, Allah’ya çıkar, iyi işleri o temiz sözler. Allah’ya yüceltir" denmektedir.<br />
Buradaki temiz sözden murat. Allah’nın birliğini ve H. Muhammed´in Peygamberliğini ikrar etmektir ki bu, yani iman olmadıkça iyi işler kabul edilmez.<br />
B. 882 — 886. Bu beyitler Arapçadır. 887 nci beyitten itibaren yine Farsça başlar.<br />
B. 899. Kelîle ve ´Dimne: Aşağı yukarı milâttan yirmi asır önce Vişno şamara adlı bir Hintli tarafından hayvanlara ait hikâyeler yazılmış ve beş kısım<br />
üzerine tasnif edilmiştir. Bu kitap sonradan Pehlevi diline, Abbasoğullarından Al Mansur zamanında ibn-i Mukaffa tarafından Arapçaya çevrilmiş, sonra<br />
Farsçaya tercüme edilen bu kitap, XVII nci asır büyüklerinden Vasi Alisi diye şöhret kazanmış olan Kınalızade Ali Efendi taralından "Hümayunamen"<br />
adiyle Türkçeye nakledilmiştir. İşte "Kelile ve Dimne" diye anılan kitap, bu Hintlinin yazdığı eserin Farsçaya tercümesidir. Biz. bu kitabın müellifine Bîdpâ<br />
yahut Pîlpa deriz. Şark edebiyatındaki "Hamse — Beş hikâye" de bu kitabın tesiriyle meydana gelmiştir.<br />
B. 907. Bu beyitteki sözler hadîstir. (Feyz-al Kadîr, VI 345).<br />
B. 913. Bu da hadîstir (Aynı kitap II 7).<br />
B. 914. Bu söz, hadîs olarak nakledilegelmiştir.<br />
B. 919-920. Kur´an´ın 28 inci suresi olan Kasas suresinin 6-13 üncü âyetlerinde Firavun´un, İsrailoğullarmdan korktuğundan yeni doğan çocuklarını<br />
öldürttüğü, Musa´nın anasının da, oğlunu öldürmelerinden ürküp Musa´yı Allahemriyle bir sepete koyarak Nil nehrine attığı, Firavun´un karısının bu<br />
çocuğu bulup saraya götürdüğü, Musa´nın hiçbir kadının memesini almayıp nihayet anasının sütnine olarak saraya müracaat ettiği, hulâsa bu suretle<br />
Firavun saltanatını yıkan Musa´nın Firavun´un sarayında yetişip büyüdüğü anlatılmaktadır.<br />
B. 926. Âdem´le Havva, Şeytan´a uyup yememeleri emredilen ağacın meyvasından yemişler, bunun üzerine Allah"ihbitû — ininiz" emriyle onları<br />
cennetten çıkarmıştır. Bu hikâye Tevrat´ta ve Kur´an´da anılır (sure: 2 — Bakara, âyet: 36).<br />
B. 927. (Feyz-al Kadîr III 505).<br />
B. 952. Sure: 14 — İbrahim, âyet: 46.<br />
B. 956 - 970. Bu hikâyenin, Kazı-i Bayzavî tefsirinde Kur´an´ın 31 inci suresi olan Lokman suresinin son âyetinin tefsirinde yazılı bulunduğunu<br />
Ankaravi söylüyor (İstanbul. Matbaa-i Amire, c. I, s. 220). Ferideddîn-i Attâr´ın İlâhi-Nâme´sinde de "Hikâyet-i Azrail ve Süleyman Aleyhisselâm ve<br />
an merd" başlığı altında vardır (Prof. Ritter tab´ı 1940 Maarif Matbaası, S. 101 -102).<br />
B. 984. Peygamber´in "İyi adamın iyi malı ne güzeldir" dediği rivayet edilir.<br />
B. 1014. Asıl adı Azâzîl olan ve cin taifesinden bulunan Şeytan, rivayete göre Âdem Peygamber yaratılmadan önce altı yüz bin sene ibadet etmiş, hattâ<br />
meleklere hocalıkta bulunmuştur. (92 nci beytin izahına da bakınız).<br />
B. 1030. Süleyman Peygamber´in bir yüzüğü olduğu ve bu yüzükte "İsm-i Âzam — Allah’nın en ulu adı" kazılı bulunduğu, kurda, kuşa, insanlara, cinlere<br />
bu yüzden hüküm geçirdiği rivayet edilegelmiştir. Hattâ bir aralık, nasılsa bir şeytanın bu yüzüğü çaldığı ve bir müddet Süleymanlık ettiği, sonra yüzüğün<br />
yine Süleyman´ın eline geçtiği de rivayet edilir.<br />
B. 1064. Levh-i Mahfuz: Levh, üstüne yazı yazılan düz şey, Levh-i Mahfuz, korunmuş, Levh mânalarına gelir. Allah’nın âlemleri yaratmadan önce bir<br />
Levh ve kalem yarattığı, her olacak şeyi Kalemle o Levhe yazdığı rivayet edilmiştir ki sofilerce her şeyin hakikatının Allahbilgisinde sabit oluşundan,<br />
yani mukadderattan kinayedir. (296 ncı beytin izahına bakınız).<br />
B. 1066. Miraç gecesi, H. Muhammed, Cebrail´le göklerde "Sidret-ül müntehâ — En son ağaç, sınır ağacı" denen yere kadar gitmiş, orada Cebrail "Bir<br />
parmak ileri gidersem yanarım" diye geri çekilmiş H. Muhammed ilerlemiştir.<br />
B. 1077. Peygamber zamanında, Mekkeliler kendisinden mucize istemişler, o da parmağiyle aya işaret etmiş, ay ikiye ayrılmış, sonra iki parçası birbirine<br />
kavuşup bitişmiştir. (Sahîh-i Buhari, Bulak 1312, cüz: 4, s. 206-207). Kur´an´ın 54 üncü suresi olan Kamer suresinde de buna işaret edilmektedir. (âyet: 1-<br />
2).<br />
B. 1094. Gulyabani, yolcuların yollarını azıtan cin taifesidir. İkinci ciltte bunlar hakkında tafsilât var.<br />
B. 1125. Sure: 6 — En´am, âyet: 103 te "O gözleri görür, idrak eder; onu gözler idrak edemez. O lâtiftir. Her şeyden haberdardır" denmektedir.<br />
B. 1142. ´´İlk yaratıştan âciz kaldık mı ki ikinci yaratıştan âciz kalalım Fakat onlar, ikinci yaratılıştan şüphe içindedirler." (sure: 50 — Kaf, âyet: 15) Sofiler<br />
bu âyetin son kısmına "Hattâ onlar daima yaratılmaktadırlar. Daima yeni bir yaratılışla yaratılıyorlar" tarzında mâna verirler. Onlarca bütün âlem, her an<br />
<br />
Allah’dan zuhur etmekte, her an yine Tanrı"ya rücu etmektedir. Mevlâna da bu beyitte ve müteakip beyitlerde bu inanışı gösteriyor.<br />
B. 1189. İbrahim Peygamber´i ateşe atan Nemrud´a Allahbir sivrisineği musallat etmiş, bu sinek, burnundan girip beyninde büyümüş, bundan meydana<br />
gelen baş ağrısından muztarip olan Nemrud, kafasını tokmaklatmaya başlamış, nihayet beyni patlayıp ölmüş.<br />
B. 1234. Allemelesmâ, AllahÂdem´e adları belletti demektir .Allah Âdem´i yarattığı sırada melekler insanların yeryüzünde fesad çıkaracaklarını, kan<br />
dökeceklerini söylemişler Allahda "Siz benim bildiğimi bilmezsiniz" deyip Âdem Peygamber’i yaratmış, ona bütün adları belletmiş, sonra meleklere bu<br />
adların hakikatlarını sormuş, bilememişler, bunun üzerine hepsinin Adem´e secde etmesini buyurmuş, Şeytan´dan başka bütün melekler secde<br />
etmişlerdir. (sure: 2 — Bakara, âyet: 31). Sofilerce bu adlar. Allahadlarıdır. Âlemde her şey. Tanrının bir adına mazhardır, bu yüzden kâinat Tanrı<br />
sıfatlarının zuhurudur. Halbuki Âdem, bütün adlarına, zatına mazhardır.<br />
B. 1241. "Elestü" değil miyim demektir. Tanrı, Âdemoğullarının ruhlarına, kendileri yaratılmadan "Ben sizin Rabbiniz değil miyim " diye sormuş, onlar<br />
da tasdik etmişlerdir.<br />
Bu ahde "Elest bezmi. Elest demi" gibi adlar verilegelmiştir (sure: 7 A´râf, âyet: 171).<br />
B. 1250 - 1255. Âdem ile Havva, meyvasını yememeleri emredilen ağacın meyvasından yeyip Şeytan´a uyunca yeryüzüne sürülmüşlerdi. Bu Tevrat<br />
hikâyesi, Kur´an´ın 2 nci suresi olan Bakara suresinin 35-39 uncu âyetlerinde anlatılmaktadır. Aynı zamanda 7 nci sure olan A´raf suresinin 18-25 inci<br />
âyetlerinde de bundan bahsedilmekte ve Âdem´le Havva´nın "Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik. Bizi yarlıgamaz, bize acımazsan ziyankârlardan oluruz"<br />
dedikleri 23 üncü âyette anlatılmaktadır. 1254 üncü beyitte buna işaret edilmektedir.<br />
B. 1267. 315 inci beytin izahına bakınız.<br />
B. 1313. Kur´an´ın 110 uncu suresi olan ve Nasr suresi diye anılan sure "İzâ câe nasrullahi" diye başlar. 3 âyetten ibaret olan bu surenin mealen mânası<br />
şudur: "Allah’nın yardımı erişip Mekke fethedilince halkın bölük bölük Allahdinine girdiğini gördün. Rabbini, hamdederek tesbih et ve ondan yarlıganma<br />
dile. Şüphe yok o. tövbeleri kabul eder."<br />
B. 1314. H. Muhammed´in dedesi Abdülmuttalib zamanında Yemen´de vali olan Ebrehe, San´a´da yaptırdığı mabedi ziyaret ettirmek ve bu suretle<br />
memleketinde alışverişi ilerletmek için Kabe´yi yıkmak üzere Mekke´ye gelmiş, fakat ordusu bir sâri hastalık yüzünden kırılmış, mahvolmuştu. Bu orduda<br />
bir de fil bulunduğundan bunlara "Eshab-ı Fil — fil sahipleri" denmiş, bu vakaya da "Fil vak´ası" adı verilmiştir H. Muhammed´in, bu vak´adan elli üç gün<br />
sonra doğduğu rivayet edilir. Kur´an´da bu vak´a hakkında 5 âyetlik bir de sure vardır.<br />
(105 inci sure — Fil suresi).<br />
B. 1331. "Müminin anlayışından sakının. Çünkü Mümin, Allahnuriyle bakar." Hadîs (Feyz-al Kadîr VI. 256).<br />
B. 1350. Bu beyitte meşhur teisir sahibi Fahreddîn-i Râzi´ye tariz vardır. Bu zat Mutezile ve Hükema inanışlarına uyduğu, Mehmed Hârzemşâh da ona<br />
tâbi olduğu için Mevlâna´nın babası sultan-al Ulema Muhammed Bahâeddin Veled, daha Belh´teyken vaızlarında bunların aleyhinde bulunurdu. Nihayet<br />
bu fikir ayrılığı ve Sultan-al Ulema´nın açık sözlülüğü. kendisinin ve kendisine uyanların Belh´ten hicretiyle neticelendi. Eflâki, bir gün Mevlâna´nın<br />
semada vecde gelerek ahlar çektiğini ve "nice zaman oldu ki bir gönül sahibinin gönlü sıkıldı, hâlâ zavallı Horasan, onun gücünü çekmekte.. Harap<br />
olmaya yüz tuttu, katiyen bir mamurluk görünmemekte" dediğini, semâdan sonra Çelebi Hüsameddin´in sorması üzerine Sultan-al Ulema´nın Belh´ten<br />
hicretini önden sona kadar anlattığını kaydedip bu vak´ayı, duyduğu gibi naklediyor. Fahr-i Râzî´nin. Abbasoğulları halifelerine de muhalif olup hilâfetin<br />
Peygamber, evlâdına ait olduğuna dair fetva verdiğini, bu fetva üzerine Harzemşah´ın Bağdad´a yürümiye karar verdiğini, hattâ, bir seyyidi hilâfete<br />
diktiğini "Cihan - Kuşa" tarihinden anlıyoruz. Fahr-i Razı, 606 hicride ölmüştür (1149).<br />
B. 1375. Bu beyitteki başlıkta bulunan söz, hadîs olarak rivayet edilmektedir.<br />
B. 1379 - 1381. Âyet (sure: 50 — Kaf. âyet: 30), Peygamber´in "Kıyamet günü cehennem, daha yok mu der durur. Nihayet Tanrı, ayağını cehennemin<br />
üstüne kor da cehennem sakinleşir" dediği rivayet edilmiştir.<br />
B. 1397 - 1391. "Doğu da Allah’nındır, batı da. Şu halde nereye dönerseniz dönün. Orada Allah’nın yüzü var." (sure 2— Bakara, âyet: 115).<br />
B. 1404. -1405. Nuh Peygamber diyor ki: "Ben, onları yargılamam için ne vakit çağırdıysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar; elbiselerini başlarına<br />
çektiler, libaslarına büründüler; inatlarında ısrar ettiler; inadettikce ettiler, ululandıkça ululandılar." (Sure: 71 — Kur, âyet: 7).<br />
B. 1427. (Feyz-al Kadir IV. 149).<br />
B. 1479. dan sonraki başlık: Adem´le Havva. Allahtarafından yemişinden yememeleri emir buyurulan ağacın yemişini Şeytan´a uyup yeyince suçlu<br />
oldular ve Allah’dan "Rabbena zalemnâ — Rabbimiz. biz nefsimize zulmettik" diye yarlıganma dilediler (1250 - 1255) inci beyitlerin izahına bakınız).<br />
Şeytan´sa Kur´an´ın 7 inci suresi olan A´raf suresinin 16 ve 17 nci âyetlerinde bildirildiği veçhile "Febimâ agveyteni — Beni iğva ettiğin, rahmetinden<br />
uzaklaştırdığın için kullarını senin doğru yolundan azdıracak, sonra önlerinden, artlarından, sağlarından, sollarından gelip onları yoldan çıkaracağım..."<br />
demiş ve bu suretle suçu Allah’ya bulmuştur. Bu başlık altında bilhassa bundan halledilmektedir.<br />
B. 1495. "Pis şeyler pislerin, pisler de pis şeylerindir. Temiz şeyler temizlerin, temizler de temiz şeylerindir..." (Sure: 24 — Nur, âyet: 26).<br />
B. 1507. Lâzım, melzum, nâfî, muktazi. Bunlar aklî delillerdir. Lâzım olan, yani gereken şeyler bir melzum, yani gerekli aranır. Meselâ iyi insanda iyilik<br />
gereklidir, iyilik için de iyi insan gerektir. Nâfi ile muktaziye gelince: Bunlar birbirinin karşılığıdır. Her muktaziye bir muktaza lâzımdır. Meselâ yapılan bir<br />
işte muktazi, yani o şeyi iktiza ettiren, yaptıran arandığı gibi yapılan, meydana gelen iş de iktiza etmiş de vücut bulmuştur. Yapılmadığı takdirde o işin<br />
yapılmamasına sebebolan bir nâfî vardır, yapılmıyan, meydana gelmiyen şey ise menfidir, vücut bulmamıştır.<br />
B. 1508. den sonraki başlıktaki cümle, Kur´an´-ın 57 nci suresi olan "Hadid" suresinin 5 inci âyetindendir.<br />
B. 1528. den sonraki başlıkta bulunan söz hadîs değildir. Peygamber zamanında sofi ve tasavvuf sözleri yoktu. Nitekim Mevlâna da bunu hadîs olarak<br />
söylemiyor. Fakat muahhar tasavvuf kitaplarının bazılarında bu sözün hadîs olduğu yanlış olarak kayıtlıdır.<br />
B. 1564. Hayyâm´m şu rubaisini hatırlatır:<br />
No herde günâh der cihan kist bigu<br />
<br />
Van kes ki güneh nekerd çün zîst bigu<br />
Men bed kunem-u tu bed mükafat kuni<br />
Pes fark-ı miyan-ı men-u tu çist bigu<br />
(Dünyada günah etmiyen kimdir Söyle. Günah etmiyen kişi nasıl doğdu Anlat. Ben kötülük eder, sen de kötülüğüme karşı bana kötülük verir,<br />
azabeylersen... Peki. söyle, benimle senin aranda ne fark var ) Abdullah Cevdet tab´ı, s. 368.<br />
B. 1(03. Başlıkta söylendiği gibi Ferideddin-i Attâr´ın bir beytidir.<br />
B. 1615. Ve sonraki beyitler. Kur´an´ın 20 nci suresi olan Tâhâ suresinin 65 inci âyetinden alınmadır.<br />
B. 1622. "Kur´an okununca dinleyin ve susun de merhamet edilmişlerden olasınız."<br />
(Sure: 7 — A´raf. âyet: 204) bu beyitteki "Ansitû — susun" sözü, bu âyetten alınmadır.<br />
B. 1628. "Evlere ardından girmek iyi değildir. İyilik, Allah’dan korkan ve haramdan çekinen kişinin işidir. Siz, evlere kapılarından girin. Allah’dan çekinin ki<br />
kurtulasınız."<br />
(sure: 2 — Bakara, âyet: 189).<br />
B. 1673 - 1676. "Bir âyetin hükmünü değiştirir, -yahut o âyeti unutturursak yerine ondan daha hayırlı bir âyet, yahut ona benzer bir âyet getiririz. Allah’nın<br />
her şeye kaadir olduğunu bilmez misin" (Sure: 2 Bakara, âyet 106), 1673 teki arapça sözler bu âyetten alınmadır. .<br />
B. 1674. "Siz. iman edenlerle alay ettiniz. Nihayet size beni anmayı unutturdum. Siz, müminlere gülerdiniz" (Sure 23 — Müminun - âyet: 110) bu beyitteki<br />
Arapça cümle, bu âyetten alınmadır.<br />
B. 1709. Kur´an´ın 90 inci suresi olan ve Beled suresi denen bu surenin "fi kebed" e kadar olan 1-4 üncü âyetlerinin meal bakımından mânası şudur: "Bu<br />
şehre (Mekke´ye) ant olsun ki sen, bu şehirlisin. Babaya &lt;Âdem Peygamber´e) ve oğula (Peygamberlere) ant olsun ki biz, insanı zahmet ve meşakkat<br />
için yarattık."<br />
B. 1732. Halil, dost manasınadır ve İbrahim Peygamber´in lâkabıdır.<br />
B. 175S. La ve İllâ´dan murat "La ilahe illallah — ister elle yapılma olsun. İster vehimle icadedilmiş bulunsun, ibadete lâyık hiçbir mabut yoktur. İbadete<br />
lâyık mabut, ancak Allah’dır" sözündeki nefiy ve ispattır.<br />
B. 1762. nci beyitten sonraki başlıktaki şiir, Hakim-i Senâî´nindir.<br />
B. 1807 - 1809. Bu beyitlerden apaçık anlaşılıyor ki Mevlâna, bu bahisleri sabaha kadar söylemiş. Çelebi Hüsameddin yazmıştır. Burada Mevlâna, gün<br />
ışığını görünce Çelebi´yi uykusuz bıraktığından üzülüyor ve kendisinden tatlı bir dille özür diliyor. 1809 daki adı geçen Mansur, Abâ-al Mugıys Huseynibn-<br />
i Mansûr al Hallac´dır ki hicrî 309 (922) de Bağdad´da idam edilmiştir. Şeriata aykırı sözleri yüzünden idam edilen Mansur, birçok sofilerce makbul<br />
sayılmıştır. Aynı zamanda bu beyitteki "Senin Mansur şarabın" sözünde iham da vardır. Çünkü "Mansur" yardım edilmiş; mânasına geldiğinden "Mansur<br />
şarabın" yardım edilmiş şarabın, feyzin ve lütfün mânalarına da gelir Mansur´la en fazla meşgul olan L. Massignon´ dur. Onun hakkında "Al-Hallaj, Martyr<br />
mystique de l´İslâm" adlı bir eser yazdığı gibi (Paris 1922) ayrıca "Ahbâr al Hallaj´ı (Paris 1936 ve Mansur´un “Kitâb al-Tavvâsîn"ini de bastırmıştır (Paris<br />
1913).<br />
B. 1877. den sonraki başlık. "Allah’nın dilediği olur, dilemezse olmaz" diye bir hadîs rivayet edilir.<br />
B. 1898. Akl-ı Küll, Akl-ı Cüzi karşılığıdır. Akl-ı Cüzi, dünya işlerine eren akıldır ki buna geçim aklı mânasına "Akl-ı Maaş" da denir. Aynı zamanda akl-ı<br />
Küll, Hükema felsefesince yaratıcı kudretin faal tecellisidir. Bu faal tecelliye karşılık bir de münfail tecelli vardır. Buna da Nefs-i Kül derler. Akl-ı Kül´le<br />
Nefs-i Külden felekler ve anasır meydana gelmiş, feleklerle unsurların birleşmesinden üç çocuk (Mevlâlîd-i Selâse) yani cemat, nebat ve hayvan vücut<br />
bulmuştur. Tasavvufu Hükema felsefesiyle birleştiren sofilerce Akl´ı Kül şeriat dilinde Cebrail´dir.<br />
B. 1905. Hakîm-i Gaznevî, Senâî´dir ve bu beyitten sonraki iki beyit onundur.<br />
B. 1924. Bu beyitteki cümleler., Kur´an´ın 55 inci suresi olan Rahman suresinin 33 üncü âyetinden alınmadır. Âyetin mânası şudur: "Ey cinler ve insanlar,<br />
göklerin ve yeryüzünün sınırlarından dışarı çıkabilirseniz çıkın! Çıkamazlar, ancak Allahkudretiyle."<br />
B. 1934. Tanrı, Cebrail´i Meryem´e göndermiş, Cebrail de Meryem´in yakasından üfürmüş, Meryem bu suretle gebe kalmış ve İsa Peygamber´i<br />
doğurmuştur. İncil´de de aşağı yukarı aynı olan bu rivayet, Kur´an´ın birçok surelerinde vardır. Hattâ 19 uncu suresi, bilhassa İsa Peygamber´i ve<br />
doğumunu anlatır. Bu yüzden de "Meryem suresi" adiyle anılır.<br />
B. 1938. "Kul farzlardan başka ibadetlerle meşgul oldukça bana yaklaşıp durur. Nihayet ben, onun kulağı gözü. dili, eli ayağı olurum. Benimle duyar,<br />
benimle görür, benimle söyler, benimle tutar, benimle yürür" diye bir Hadis-i Kudsî rivayet edilir ki sofiler, buna bilhassa ehemmiyet verirler. Bu<br />
mertebeye "Kurb-i Nevafil — Nafileler yüzünden Allah’ya yakın olmak" mertebesi derler.<br />
B. 1939. H. Muhammed´in "Bir kişi, Allah’ya mal olur, kendisini Allah’ya verirse.. Allahda onun için, olur" dediği rivayet edilmiştir.<br />
B. 1953 - 1959. Bu iki beyitteki Arapça sözler. Kuran´ın 33 üncü suresi olan Ahzâb suresinin 72 nci âyetinden alınmıştır. Âyetin manâsı şudur: "Şüphe<br />
yok. ki biz emaneti göklere, yere ve dağlara arzettik.. yüklenmekten çekindiler, ondan korktular.. İnsan yüklendi, yüklendi ama çok zalim ve bilgisiz."<br />
1959 daki "Feebeyne en yahmilnehâ" yüklenmekten çekindiler; "Eşfakne minhâ" da ondan korktular demektir.<br />
B. 1972. "Ey beyaz kadıncağız, benimle konuş!" H. Muhammed´in Ayşe´ye böyle dediği rivayet edilmiştir. Sofilere göre Peygambere ruhaniyet galebe<br />
edince dünya ile meşgul olmak, oyalanıp o halden kurtulmak için. zevcesine böyle hitabeder, onunla konuşur görüşürdü. Beşeriyet galebe edince de<br />
müezzinleri olan Bilâl´e "Ezan oku, bizi ferahlandır" derlerdi.<br />
1986 ncı beyitte de buna işaret edilmektedir.<br />
B. 1973. Eskiden sihirle uğraşanlar, birisinin sevgisini kazanmak için bir nala sevgilisinin adını yazıp ateşe korlar, bazı şeyler okurlardı. Güya bu suretle<br />
sevgilinin kararı kalmaz, âşıka ram olurmuş. "Nalı ateşe-koymak" edebiyatta sevgiye delâlet eder. Bu beyitteki söz, hadîs, yani H. Muhammed´in sözü<br />
değildir.<br />
B. 1986 - 1988. 1972 nci beytin izahına bakınız.<br />
<br />
B. 1989 - 1991. H. Muhammed´in bazı savaşlarda bütün gece yürüdüğü, sabaha karşı, sabahleyin konaklayıp uyuduğu, bu suretle gün doğup kuşluk<br />
çağı geldiği ve sabah namazı vaktinin geçtiği, uyandıktan zaman namazı cemaatle kaza ettikleri rivayet edilmiştir. Yolcunun sabaha kadar yürüyüp<br />
sabaha karşı uyku ve istirahat için konaklamasına Arapça "Ta´ris" denir.<br />
B. 2004. Arapçada milh tuz demektir. Melâhat de tuzluluktur. Yemeğe tuz çeşni verdiği cihetle Melâhat güzellik ve alım mânalarına kullanılagelmiştir. Biz,<br />
Melâhat kelimesini kullandığımız halde "tuzluluk" kelimesini güzellik, şirinlik mânalarına kullanmayız. Azerîlerde ise "tuzlu kişi" güzel ve melih adam<br />
yerine kullanılır H. Muhammed´in "Ben, kardeşim Yusuf´tan daha melihim, Yusuf benden daha güzeldi" dediği rivayet edilmiştir.<br />
B. 2096. Eyyub Peygamber, Allahtarafından sınanıp birçok belâlara uğradıktan sonra hastalanmış, vücudu yaralar, bereler içinde kalmıştı. Sonra ona<br />
"Ayağını yere vur. Şu yıkanacak soğuk çeşme; şu kaynak da içilecek su" denmiş (sure: 73 Sâd, âyet: 42). O da ayağını yere vurmuş, yerden çıkan iki<br />
kaynağın birinde yıkanmış, vücudundaki hastalıklar iyileşmiş, öbüründen içmiş, içindeki hastalıklar geçmişti.<br />
B. 2110. 1241 inci beytin izahına bakınız.<br />
B. 2112 - 2119. "Peygamber, hutbe okurken bir hurma ağacı dalına dayanırdı. Mimber yapılınca Peygamber, üstüne çıkıp oturduğu zaman mescidin<br />
direklerinden olan o hurma dalından bir inilti çıkmıya başladı. Nihayet Peygamber mimberden inip elini direğe koyunca direk sustu." (Sahîh-i Buhari,<br />
Bulak tab-ı 1312, Kitab-al Cumua, C. 2, S. 9). Bu hadis, biraz daha mufassal olarak da rivayet edilmiş ve Peygamberi´n direği koçtuğu, direğin ağlarken<br />
susturulan bir küçük çocuk gibi kesik kesik inlemiye başlayıp sonra sustuğu, Peygamber´in Allahzikrini duyardı. Ondan ayrıldığı için ağladı" dediği de<br />
ilâve olunmuştur (Ankaravi şerhi, Matbaa-i Âmire tab´ı, s. 426).<br />
B. 2138. Kıyas, herhangi bir şeyle diğer bir şeyi mukayese etmek, istidlal de mukayeseden bir delille netice elde eylemektir. Kıyası, şer´î hüccet bilenler,<br />
yani dinî bir hükmü, kıyas üzerine verenler olduğu gibi kıyası kabul «etmiyenler de »ardır. Mevlâna, bir müçtehit olduğundan kıyas ve istidlali kabul<br />
etmez, münasebet düştükçe onların çürüklüğünden bahseder.<br />
B. 2207. Sazın alt perdesine "zir", üst perdesine "bem" denir.<br />
B. 2222. den sonraki başlıktaki söz hadîstir (Buhârî ve Müslim: Ankaravî, S. 444).<br />
B. 2231. 8 inci sure — Enfâl, âyet: 36.<br />
B. 2244. Hâtem-i ´Tâî, Abdullah-ibn-i Sa´d´in oğuludur ve Tay kabîlesindendir. Cömertliğiyle meşhur olduğu gibi yiğitliği de ilerideydi. Yol kaybedenler<br />
gelsin, kendisine misafir olsun diye geceleri civardaki tepelere ateşler yaktırırdı. Hicretten aşağı yukarı 17 yıl önce (604) ölmüştür.<br />
B. 2258. Kur´an´ın 20 nci suresi olan Tâhâ suresinin 84-98 inci âyetlerinde Musa Peygamber, Tûr´day-ken Sâmirî´nin İsrailoğullarını yoldan çıkardığı,<br />
onların, altınlarından bir buzağı yapıp "İşte bu, sizin Tanrınız ve-Musa´nın tanrısı, dediği ve hepsinin o buzağıya tapmıya başlayıp Harun´u dinlemedikleri,<br />
bu buzağının ses vermesi, inanışlarını büsbütün kuvvetlendirdiği, nihayet Musa´nın gelip Sâmirî´yi sorguya çektiği, onun da Cebrail, Mısırlıları denize<br />
gark etmek üzere gelirken görüp ayağının bastığı yerden aldığı bir avuç toprağı buzağının altınına karıştırdığını, o yüzden ses verdiğini söylemesi,<br />
Musa´nın Sâmirî´yi hudut haricine sürüp buzağıyı da ateşe atması hikâye edilmektedir.<br />
B. 2272. Şit, Adem Peygamber´in oğullanndandır. Şîs de denir.<br />
B. 2275. Bâyezîd-i Bistâmî, Melâmetîlerden büyük bir sofidir. Hemen bütün tarikatlar, silsilelerini bu zata bağlarlar. Adı Tayfur´dur. Bir rivayete göre Hicri<br />
261 de (876), diğer rivayete göre de 234 te (848) vefat etmiştir. Yezid, Emevi Hanedanını kuran Muaviyye´nin oğlu ve Emevî halifelerinin ikincisidir. Hicrî<br />
60 ta (679) halife olmuş, senesinde Kerbelâ vak´ası vukubulmustur. Yine bu adamın zamanında Medine isyanı üzerine Peygamber´in camii ve türbesi<br />
birkaç gün ahır olarak kullanılmış, şehirde birçok zulüm ve ahlâksızlıklar yapılmış, sonra Mekke muhasara edilmiş ve Kabe yakılmıştı. Mekke zaptedilmeden<br />
64 tarihinde (683) Yezid ölmüş, Mekke de kurtulmuştu.<br />
B. 2314. ten sonraki başlıkta bulunan sözün mânası "Yapmadıklarınızı niye söylersiniz " dir. Aynı başlıkta ikinci Arapça cümle "Bu, Allahyanında büyük<br />
bir gazaba uğramanıza sebebolur" mânasına gelir. Her iki cümle de 61 inci surenin (Sâff) 2-3 üncü âyetlerindedir.<br />
B. 2357. "Yoksulluk, benim öğünmemdir. Öbür peygamberlere onunla öğünürüm" diye bir hadîs rivayet edilir. Sofiler, bu hadîse çok ehemmiyet verirler<br />
ve Buradaki yokluk ve yoksuzluğu mevhum varlıktan soyunmak. Allahvarlığiyle var olmak mânasına alırlar.<br />
B. 2363. Bu beyit, bir hikâyeye dayanmaktadır; Kadının, biri, sevgilisini bahçede bir otluğa gizlemiş, kocasiyle gezmiye çıkmış. Otluğa yaklaşınca "Dur,<br />
canım şu armut ağacına çıkmak istiyor" deyip ağaca çıkmış. Ağaçtan kocasına "O yanındaki kadın kim Onunla gözümün önünde sevişmekten<br />
utanmıyor musun diye bağırmıya başlamış. Adam, her ne kadar "Öyle bir şey yok" demişse de kadın feryadı basmış. Kocası aşağı inip bakmasını<br />
söylemiş, kadın inmiş "Hakikaten bir şey yok. Sen de çık bakalım, bir şey görecek misin " diye adamı çıkarmış ve sevgilisiyle oynaşmağa koyulmuş. Bu<br />
sefer adam bağırmağa başlamış. Kadın bir müddet sonra "hele aşağı in de bak, bir şey var mı" demiş. Adamcağız aşağı ininceye kadar oynaşı kaçıp<br />
gitmiş. Bunun üzerine asağıda karısından başka kimseyi göremiyen adam, bu ağaçta bir sır olduğuna kani olmuş. Birisi bir şeyi doğru görmezse Farsça<br />
"Armut ağacından in de şüphen kalmasın" derler. Bu bir atalar sözü olup kalmıştır.<br />
B. 2365. Hâşim. H. Muhammed´in dördüncü atasıdır. Kureyş kabilesinin Hâşim soyundan gelenlere-"Beni Hâşim — Hâşimoğullan" denir.<br />
B. 2367. Sıddıyk, tamamiyle inanan, tasdik eden demektir. Ebubekir´in lâkabıdır.<br />
B. 2425. "Kadınlardan, oğullardan, altın ve gümüşe ait toplanmış mallardan, damgalanmış atlardan, diğer hayvanlarla ekim biçimden olan şehvetlere<br />
meyil ve sevgi, insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar, dünya yaşayışına ait kanaatlerdir. Dönülecek iyi makam ise Allahindindedir." (Sure: 3 — Âl-i İmran.<br />
âyet: 14) Bu beyitteki "Züyyine linnâs — İnsanlar için ziynetlendirildi, onlara güzel gösterildi" cümlesi, bu âyetin başlangıcıdır.<br />
B. 2427. Zâloğlu Rüstem, İran´ın meşhur esatiri kahramanıdır. Hamza, Peygamber´in amcasıdır. ve kahramanlığiyle meşhurdur. Uhud harbinde şehit<br />
düşmüştür.<br />
B. 2428. 1972 nci beytin izahına bakınız.<br />
B. 2453. Ay tutulunca halk sahan, fincan gibi şeyler çalarlar. Hattâ tüfek, tabanca atarlardı.<br />
Bu suretle ayı tutan şeytan korkup kaçarmış!<br />
B. 2455. "Ene Rabbüküm-ül a´la" ben, sizin en yüce Tanrınızım demektir. Kur´an´ın 79 uncu suresi olan. Nâziât suresinin 15-26 ncı âyetlerinde<br />
Firavun´un kötülüğü anlatılırken 24 üncü âyette böyle dediği de hikâye edilmektedir.<br />
<br />
B. 2481. den sonraki başlıktaki cümle "Dünyada da ziyan eder. Ahrette de" demektir. 22 nci surenin (Hac) 11 inci âyetinden alınmadır. Ayetin mânası<br />
şudur: "İnsanların bazısı Allah’ya dille ibadet eder; bir hayra uğrarsa inanır, bir sınanmaya düşerse dinden yüz çevirir. Bu çeşit adam dünyada da ziyan<br />
eder, ahrette de, işte görünür ziyankârlık budur."<br />
B. 2508. den sonraki başlıktaki cümle 8 inci surenin (Enfâl) 44 üncü âyetinden alınmaktadır. "Sizi de onların gözlerine az gösterdi. İşler, nihayet Allah’ya<br />
döner, onun dediği olur" demektir. Âyetin tamamının mânası şudur: "An o zamanı ki Allah’nın takdir ettiği şey, yerine gelsin diye düşmanla karşılaştığınız<br />
vakit Tanrı, onları sizin gözünüze azlık gösterdiği gibi sizi de onların gözlerine az gösterdi. İşler, nihayet Allah’ya döner, onun dediği olur."<br />
B. 2513. ten itibaren Salih Peygamber´den ve mucizelerinden bahsedilmektedir. Bu bahis, bilhassa Kur´-an´ın 91 inci üresi olan Şems suresinin 10-15<br />
inci âyetlerinde vardır. 2513 üncü beytin ikinci mısraı, bu surenin 13 üncü âyetinden aynen ve lâfzen alınmıştır.<br />
B. 2539. Bu kelime "diz çökmüşler" manasınadır. Kuran´da Semud kavminin helaki anlatırken "Salih Peygamber´in gönderdiği Semud kavmini yer<br />
deprentisi ve korkunç bir ses, tamamiyle helak etti. Onlar, evlerinde diz çökmüş olarak öldüler ve bu suretle sabahladılar" deniyor (7 nci sure — A´râf,<br />
âyet: 78).<br />
B. 2558. "Zalim kavmin ardından..." Şuayb Peygamber, kavminin helakinden sonra böyle demiştir<br />
(7 nci sure — A´râf, âyet: 93).<br />
B. 2569. dan sonraki bahis, 297 nci beytin izahına bakınız.<br />
B. 2594. "Tanrı, öyle bir Allah’dır ki sizi topraktan yaratmış, sonra belli olmıyan bir müddet hayatta kalmanızı takdir etmiştir. O müddetin, yani ecelinizin<br />
ne vakit ve ne suretle geleceğini ve kıyametin ne vakit kopacağını Allahbilir. Siz bunları bilirsiniz de sonra •yine şüpheye düşersiniz."<br />
(Sure: 6 — En´âm, âyet: 3).<br />
B. 2692. den sonraki başlıktaki Arapça söz. 48 inci surenin (Feth) 2 nci âyetinden alınmadır ve "Tanrı, suçlarından yapılıp geçmiş onları da yarhgar,<br />
geleceklerini de" demektir.<br />
B. 2604. "Süleyman, Rabbim, beni yarlıga ve bana öyle bir saltanat ver ki benden sonra hiç kimseye nasibolmasın. Sen, şüphe yok, verici Tanrısın dedi"<br />
(38 nci sure — Sâd. âyet: 35). Bu beyitteki Arapça cümle "Rabbim, bana ver" demektir. 2606 ncı beyitteki cümle de "nasibolmasın" manasınadır. Her iki<br />
cümle de aynen bu âyetten alınmada.<br />
B. 2610 - 2611. Süleyman Peygamber´in, kendisine gösterilen atlara dalıp ibadet zamanını geçirdiği 38 inci surenin (Sâd) 31-33 üncü âyetlerinde<br />
bildirilmektedir.<br />
B. 2654. "Ben yerime, göğüme sığmadım ama bana inanmış, benden korkan temiz ve haramdan çekinen kulumun gönlü beni aldı, oraya sığdım." Kudsi<br />
hadîs.<br />
B. 2656. 568 inci beyitin izahına bakınız.<br />
B. 2694. "Ya Muhammed. de ki: gelin..." Bu cümle birkaç âyette vardır (3 üncü sure — Âl-i İmran. âyet: 64, 6 ncı sure — En´âm, âyet: 151.<br />
B. 2709. 9 uncu sure — Tevbe, âyet: 111.<br />
B. 2714. 24 üncü sure — Nur, âyet: 30.<br />
B. 2728. Arap alfabesindeki 28 harf iki türlü tertibe tâbidir. Birincisi yazı bakımından birbirine benzer harfler yanyana getirilerek yapılmıştır. İkincisi<br />
harflerin terkiplerinden meydana gelmiştir. Ebc (e) d, H (e) v (ve) z... gibi. Bu ikinci tertibe "Epçet" denir. Epçet hesabı da bu harflere göredir. Bu harflere,<br />
yani Epçede mâna verenler ve Adem Ataya inen sahifelerin bunlar olduğunu söyliyenler de vardır.<br />
B. 2734. Kevser, fazla nesil ve zürriyet, bir de cennette H. Muhammed´e mahsus bir havuzdur. Kur´an´-ın 108 inci suresinin adı da Kevser suresidir.<br />
B. 2747. Kur´an´ın 93 üncü suresi "Vedduhâ — kuşluk çağına and olsun" diye başlar ve "Duhâ suresi" diye anılır. Bu beyitteki âyet, bu surenin onuncu<br />
âyetidir.<br />
B. 2758. Kur´an´ın 112 nci suresi olan İhlâs suresinin 3 ve 4 üncü âyetlerinden alınmadır.<br />
B. 2787. Yusuf Peygamber’i kardeşleri kuyuya atmışlar, bir kafile geçerken kuyudan su çekmek üzere kuyuya kova salmışlar, Yusuf bu suretle çıkmıştır.<br />
(12 nci sure, Yusuf, âyet: 19).<br />
B. 2788. Musa Peygamber. Şuayb Peygamber´in kızını ve kendisine verilen hayvanları alıp bir yurt kurmak üzere giderken Eymen - Tuvâ vadisinde<br />
karşıdan bir ateş görmüş, yol sormak yahut ısınmak üzere biraz ateş almak için oraya doğru gidince çalılardan, ağaçlardan ateş çıktığını, fakat çalılarla<br />
ağaçların yanmadığmı görmüş, ilerleyince ateşin de ilerlediğini, gerileyince ateşin de gerilediğini görerek şaşırmış bir haldeyken bir ağaçtan "Ben senin<br />
Rabbinim, sen mukaddes Tuvâ vâdisindesin, çıkar ayakkabılarını!" diye bir ses gelmiş. Asasının ejderha olması, koynuna soktuğu elin parıl parıl yanar<br />
bir hale gelmesi (Yed-i Beyzâ) mucizeleri, kendisine burada verilmiştir. Tevrat´ta anlatılan bu vak´a, Kur´an´ın da birçok surelerinde geçer (meselâ sure:<br />
20 — Tâhâ, 9 uncu âyetten itibaren).<br />
B. 2794 - 2795. Bu beyitlere göre Mesnevi´nin birinci cildi yazılırken Bağdad´da henüz Abbasoğulları halifeliğinin bulunduğuna hükmetmek icabeder.<br />
Bağdad, Hulâgû tarafından hicrî 656 da zaptedilmiş, Abbasoğulları imparatorluğu bu suretle tarihe karışmıştır. Buna nazaran Mesnevi´nin birinci cildi,<br />
nihayet 656 (1258) yılında ve bu beyitlerin, cildin sonlarında olduğuna göre herhalde Bağdad´ın zaptından önce tamamlanmıştır. Mevlana, ikinci cildin<br />
başlarında, bu cilde 662 recebinin on beşinci günü başlandığını ve birinci cildin bitmesinden sonra Mesnevi yazılmasının bir müddet durakladığını bildirir.<br />
Eflâki, bu duraklamanın. Çelebi Hüsameddin´in karısının ölümü ve yeniden evlenmesi yüzünden olduğunu ve iki yıldan ibaret bulunduğunu söylerse de<br />
ikinci cilde, birinci cildin bitmesinden aşağı yukarı altı sene sonra başlandığı yukardaki hesaptan açıkça meydana çıkmaktadır. Salih Ahmet Dede,<br />
"Mecmua-al Tavârîh-al Mevleviyye" de birinci cilde 659 cümadelâhırası sonlarında başlandığını, hiçbir kaynak göstermeden söyler. Herhalde bu hesabı,<br />
Eflâkî´nin iki yıl duraklama kaydını gözeterek ve nihayet bir cildin bir yılda biteceğini tahmin ederek yapmıştır. Halbuki arzettiğimiz gibi birinci cildin<br />
sonlarında henüz Abbasoğulları İmparatorluğu vardır. Şu halde bu kayıt da tamamiyle yanlıştır.<br />
B. 2962. Kafdağı, eskilerce dünyayı kuşak gibi kuşatan bir dağdır ki zümrüdüanka kuşunun yuvası da buradadır. Sofiler Kafdağına türlü türlü mânalar<br />
vermişlerdir ki bu beyitten de anlaşılır.<br />
<br />
B. 2972. Beyitteki cümle, 48 inci surenin (Feth) 10 uncu âyetindedir ve "Allah’nın eli, onların ellerinden üstündür" demektir. Tekmil âyetin mânası şudur:<br />
"Şüphesiz, sana biat edenler, Allah’ya biat etmişlerdir. Allah’nın eli, onların ellerinden üstündür. Bu biatten dönen, kendisine zarar etmiştir. Allahile<br />
ahdettiği şeye vefa edene gelince: Tanrı, ona pek büyük bir ecir ve mükâfat verecektir" Peygamber, haccetmek için eshabiyle Mekke´ye hareket etmiş,<br />
fakat Mekkeliler, henüz şehir kendilerinde olduğundan buna müsaade etmemişlerdi. Bunun üzerine Hudeybiye denilen yerde bir ağaç altına oturup<br />
eshaba ölünceye kadar savaştan dönmemek üzere kendisine biat etmelerini buyurmuş, sahabe de bu suretle biat etmişti. Aynı surenin 18 inci âyetinde<br />
biatte bulunanlardan Allah’nın razı olduğu bildirildiğinden bu biate "Biy´at-ür Rıdvan — Razılık Biati" denmiş, bir ağaç altında biat edildiği için ağaca da<br />
"Şeceret-ür Rıdvan — Razılık ağacı" adı verilmiştir. Sofilerin mürşitlerine biatleri, bu esasa bağlanır. Onlarca mürşidin eli, şeyhten şeyhe, Peygamber´e<br />
kadar gider. Peygamber´in eliyse Allaheli demektir. Hattâ bunu ´El ele, el Hakk´a" diye anlatırlar.<br />
B. 3006. Eshab-ı Kehf, mağaralarında uyurlarken beyitte, âyetten alınarak söylendiği gibi güneş, üstlerine vurmaz, doğunca mağaranın sağına, batarken<br />
de soluna dokunurdu<br />
(Sure: 18 — Kehf, âyet: 17. 392 nci beytin izahına da bakınız).<br />
B. 3019. "Şâvirhüm" onlarla danış, onlarla meşverette bulun demektir. 3 üncü surenin (Âl-i İmran) 159 uncu âyetinde geçer.<br />
B. 3065. Bu mesel, yani devenin iğne yordamından geçmesi meseli, Kur´an´da da geçer<br />
(Sure: 7 — A´raf, âyet: 40).<br />
B. 3071. "O, her gün ve her an bir iştedir." (Sure: 55 — Rahman, âyet: 29).<br />
B. 3078 - 3079. "Ol, emrinin Arapçası "kün" dür. Bu kelimede Arap imlâsınca iki harf vardır: K, N. Bu harfler, "Kâf, Nün" diye okunur. Allah’ iradesiyle her<br />
şeyin olacağını bildirirken "Söz budur, bundan ötesi yok: Tanrı, bir işi murat etti mi ol der, o iş de olur" der. (sure: 36 — Yâsîn, âyet 82. 3100 üncü beyte<br />
de bakınız).<br />
B. 3103. Beyitteki Arapça cümle, onlardan öç aldık demektir. 15 inci surenin (Hicr) 78-79 uncu âyetlerinde "Şuayb´ın kavmi olan Eshab-ı Eyke, şüphe yok<br />
zâlimdi. Onlardan öç aldık. Sedum ve Eyke şehirleri, yol başında ve konuklara aydın iki şehirdi" denmektedir.<br />
B. 3120. "Benim ümmetim, acınmış, günahları yarlıganmış, tövbesi kabul edilmiş bir ümmettir (Feyz-al Kadir II. 185).<br />
B. 3133. 3103 üncü beytin izahına bak.<br />
B. 3140. Sübhan, noksan ve lâyık olmıyan sıfatlardan arı demektir.<br />
B. 3178. 6 ncı surenin (En´âm) 94 üncü âyetinden alınmadır.<br />
B. 3179. 51 inci surenin (Zâriyât) 17 ve 18 inci âyetlerinden alınmadır.<br />
B. 3187 - 3190. 1314 üncü beytin izahına bakınız.<br />
B. 3195. Kirman´da kimyon çok olur. En fazla ve en iyi kimyon, bu memlekette yetişir. Bu münasebetle Farsçada "Kirman´a kimyon, denize katra<br />
götürmek" ihtiyacı olmıyan bir adama, yahut bir yere bir şey götürmek yerinde kullanılır bir atalar sözüdür. Eski Farsça kitaplarda bu söze çok raslanır.<br />
B. 3216. 92 nci beytin izahına bakınız.<br />
B. 3227. den sonraki bahiste adı geçen Vahiy kâtibi, üçüncü Halife Osman´ın süt kardeşi Abdullah-ibn-i Sa´d-ibn-i Ebîserh´dir. Mekke fethinden önce<br />
müslüman olmuş ve hicret etmişti. Vahiy kâtipliğinde bulunmuştu. Sonra dinden dönüp müşrik oldu ve Mekke´ye kaçtı. "Ben ne istersem Muhammed´e<br />
onu söyletirdim. Ne dersem doğrudur der, yazdırırdı" diye iddiada bulundu. Peygamber, Mekke fethedilince öldürülmesini buyurdu. Osman araya girdi,<br />
bu suretle kurtuldu. Mısır fethine iştirak etmiştir. (İbn-i Abdülbirr: Al İstîâb fî Ma´rifet-il Ashâb, Haydarâbâd, 1318, c. I, s. 393).<br />
B. 3242 - 3243. Her iki beyitteki âyet de 36 ncı sure olan Yâsîn suresindedir (8-9).<br />
B. 3255, 3273. 3274. 264 üncü beytin izahına bakınız.<br />
B. 3297. den sonraki bahiste adı geçen Bâûr oğlu Bel´am´ın hikâyesi. Kur´an´ın 7 inci suresi olan A´râf suresinde geçer (âyet: 175-176).<br />
B. 3308. Yere batan Karun´dur, başlarına taş yağan kavim, Lût ve Hûd´ Peygamberlerin kavimleridir. Cebrail´in bağırmasiyle helak edilenler de<br />
Semûd kavimleriiyle Medyenlilerdir (29 uncu sure — Ankebut, âyet: 40). Nefs-i Natıka, insandaki idrâk ve natıka kabiliyetiyle tecelli eden mâneviyettir<br />
ki maddeden mücerret ve Tanrının hususî bir lütuf ve tecellisi olarak kabul edilmiştir.<br />
B. 3320. den sonraki bahis. 535 inci beytin izahına bakınız.<br />
B. 3335. Arap alfabesinde "c, h, d" harfleri "cahd" kelimesini meydana getirir ki inkâr etmek, hayırsız olmak ve kalbi daralmak mânalarına gelir. Bu<br />
suretle "can, nefesi, yani ağzımızdan çıkan sözü bazan inkâra delâlet eder bir hale kor, gah barış vesilesi yapar, gah kavga ve savaş" diyor.<br />
B. 3338. Din Şeyhi. Sürûrî ve Semi, bundan maksat Sadreddin-i Konevî´dir demişlerdir. Sarih Anka-ravi, "Tahsise delilleri yoktur. Pes anlar da olsa kabil<br />
veyahut kibardan bir ahar kimse de olsa kabil. Belki Şeyh-i Ekber olsa da bait değildir. Zira bu mazmun üzere anın kelâmı çoktur ve sarahaten bu "El<br />
mâ´na hüvallah — Mâna Allah’dır" bu iki kâmilin mütedavel kitaplarında yoktur" diyor. Mevlevilerin hemen hepsi, bu beyitteki "Din Şeyhi" söziyle<br />
Muhyiddîn-i Arabi´nin kastedildiğini söylemişler, hattâ Veled Çelebi İzbudak "Al Seyf-al Katı" adlı kitabında Muhyiddîn´in buna benzer bir sözünü bulup<br />
tevile kalkışmışsa da bu, apaçık hatadır. Çünkü, Mevlâna´nın hiçbir gazelinde ve Mesnevi´nin hiçbir yerinde Muhyiddîn-i Arabi´den bahis olmadığı gibi<br />
Şeyh-i Ekber de hiçbir eserinde Mevlâna´yı anmamıştır. Mevlâna´nın "Dımışkıyım" redifli gazelini de, bilhassa:<br />
Endeı Cebel-i Sâliha kâîst zi gevher<br />
Zan gevher-i mâ garka-i derya-yı Dımışkıyım<br />
yani "Sâliha dağında bir inci madeni var. O inci yüzünden Dımışık denizine gark olmuşuzdur" beytinde Muhyiddin-i Cebel-i Sâliha´da metfun olması<br />
dolayısiyle Şeyh-i Ekber´in kastedildiğini sananlar vardır. Halbuki Mevlâna; Bu gazeli, Şemseddîn-i Tebrizi´yi aramak üzere üçüncü defa olarak Şam´a<br />
girerken söylemiştir. Nitekim on üç beyitten ibaret olan bu gazelin on ikinci beytinde bunu<br />
Ez Rûm betâzîm sevum bâr suy-i Şam<br />
Kez turra-i çün şâm-ı mutarrâ-yı Dımışkıyım<br />
<br />
Yani "Dımışk´ın gece gibi mutarra turreleri yüzünden, Rum ülkesinden Şam diyarına üçüncü defa olarak bir kere daha koşalım" beytiyle anlatmakta ve bu<br />
beyitten, sonraki son beyitte<br />
Mahdum-i Şems-ül Hak-ı Tebriz ger ancâst<br />
Mevlâ-yı Dımışkıym çı mevla-yı Dımışkıym<br />
Yani "Eğer Tebriz´in Hak güneşi (Şemseddin) orada ise biz Dımışk´ın kölesiyiz, ama ne köle!" diye Şam´a ne yüzden gittiğini apaçık söylemektedir. (Hicrî<br />
759 [1357-1358] de yazılmış ve asli nüsha ile karşılaştırılmış, düzeltilmiş nüsha, Konya Müzesi, No. 67, yaprak 228. Yine Konya Müzesi<br />
Kütüphanesindeki 68 - 69 numaralı divanın, ikinci cildinin 136 ncı yaprağı). Şu halde Celeb-i Sâliha´da olduğu duyulan İnci madeni, ancak Şems´tir.<br />
Apaçık anlaşılıyor ki Mevlâna, Şems´in oralarda bir handa, bir kervansarayda olduğunu duymuştur.<br />
Esasen Mevlâna´nın Muhyiddîn-i Arabi´den bahsetmesi imkânsızdır. Çünkü Mevlâna ile Muhyiddîn´in meşrepleri tamamiyle birbirine aykırıdır. Mevlâna,<br />
aşk ve-cezbeyi sülûke esas olarak kabul ettiği halde Muhyiddin, bu yolda ilimle yürümüştür. Mevlâna felsefeye muarız, olduğu halde Muhyiddîn´in bilgisi<br />
felsefeyle meşbudur. Eflâkî, müntesiplerin bir gün "Fütûhât-ı Mekkiyye" den bahsederek "Acayip bir kitab, ne dediği anlaşılmadığı gibi söyliyenin de<br />
neden söylediği belli değil" dediklerini, bu sırada Zeki adlı bir Kavvâl, yani hanendenin gelip okumıya başladığını, Mevlana´nın "Şimdi fütûhat-ı Zeki,<br />
Fütûhat-ı Mekkî´den daha yeğ" deyip semaa kalktığını, söyler (üçüncü fasıl). Görülüyor ki Mevlâna, Muhyiddin´in en mühim kitabına bile ehemmiyet<br />
vermemektedir. Şems de tamamiyle Mevlâna meşrebindedir. Mevlâna* Şemsten bahsederken "Mevlâna Şemseddin, cin ve insan taifesini teshirde,<br />
Allah’nın mukaddes adlarındaki sırrı ve eşyanın esrarını bilmede Musa´nın Yed-i Beyzâsına malikti. Nefesi de şüphesiz, Mesih nefesiyle hemdemdi.<br />
Kimya ilminde eşi yoktu. Dâvet-i Kevakiple riyaziyat, ilahiyat, hikemiyat, nücum ve mantık ilimlerinde âfakta ve enfüste benzeri bulunmazdı. Fakat tanrı<br />
ile sohbet edince hepsini La ceridesine kaydedip külliyattan da mücerret oldu, mücerredat ve müfredattan da. Tecrit, tefrit ve tevhit âlemini ihtiyar etti"<br />
demektedir. (Dr. F. Uzluk nüshası, s. 291). Bu derece âlim olduğu halde ilme hiç ehemmiyet vermiyen, bilgiyi bir gaye değil, bir vasıta telâkki eden ve<br />
hele felsefeye hiç ehemmiyet vermiyen Şems de bir gün Mevlâna´nın medresesinde ve Mevlâna´nın huzurunda Fahr-i Râzi´den bahsedip onun, hattâ<br />
kâfir olduğunu söylemiş, sonra söz gelimini Muh-yiddîn´e getirerek "Nitekim Şeyh Muhammed-ibn-i Arabî de Dımışk´ta Muhammed bizim perdecimizdir<br />
diyordu. Dedim ki: kendinde gördüğünü neden Muhammed´de görmüyorsun Herkes kendisinin perdesidir. İbn-i Arabî, Marifetin hakikati sabit olunca<br />
orada dâva olur mu Yap, yapma nerde kalır" dedi. Ben, o mâna Muhammedindi. Bu diğer fazilet de fazla olarak yine ona aittir. Sense bu suretle inkâr<br />
ediyorsun, hadi git. Bu tasarruf değil, iddianın ta kendisi. Hem dâvaya kalkışıyor, hem dâvaya düşmemek gerektir diyorsun, dedim. Şeyh Muhammed iyi<br />
hemdertti. iyi munisti, büyük adamdı. Fakat şeriata mütebaatı yoktu. Birisi, kendisi mütabaatın ayniydi dedi. dedim ki: Hayır, mütabaatta bulunmadı. Şeyh<br />
Muhammed. bir zamanlar namaz kılar, rükû ve sucutta bulunur, şeriat ehlinin kuluyum derdi, fakat hakikatte şeriate mütabaatı yoktu. Ondan çok<br />
faydalandım, fakat sizden (Mevlâna´dan) faydalandığım kadar değil. Sizinki asla ona benzemez. Arada inciyle taş parçaları kadar fark var!" diyor (aynı<br />
nüsha, Şems´in Maarif ve kelimatı bahsinde, s. 316). Bir kere de "Şeyh Muhammed´in sözlerinde filân hata etti, filân yanıldı sözleri yoktu. Onu gördüm<br />
mü sen hata ettin demektir. Bir zamanlar ona baş indirmeyi gösterdim, tevazuu öğrettim..." demiştir (s. 316).<br />
i<br />
lk zamanlarda Mevlâna ile Muhyiddîn-i Arabi´nin oğulluğu ve tarikatının naşiri olan Sadreddin arasındaki açıklığı da Sipehsâlar Menakıbiyle Eflâkî´den<br />
öğreniyoruz. Mevlâna´nm Sadreddin ve müntesipleri, yani Muhyiddin mensupları hakkındaki telâkkisini gösteren şu sözleri de dikkate değer: "Cerrâh-ı<br />
Mesihî dedi ki: Sadreddin´in eshabından benim nezdimde su içip böyle dediler: İsa Aleyhisselâm sizin za´mettiğiniz gibi Allah´tır. Hâşa, biz bunun Hak<br />
olduğunu biliriz. Lâkin muhafa-zaten ilimle kasden ketmedip inkâr eyleriz. Mevlâna Radıyallahu anh cevaben buyurdular: Allah´ın düşmanı yalan söyledi.<br />
Hâşa lillâh bu kelâm, Allah´ın indinde matrut ve müzil ve zelil ve kıylükal bulunan Şeytan´ın şarabından, sarhoş olan kimsenin kelâmıdır. Yahudilerin<br />
nekrinden bir mahalden bir mahalle kaçan ve kameti iki arşından daha az bulunan bir şahsın yedi kat gökleri hıfzetmesini nasıl tecviz edersin Halbuki<br />
her bir göğün sihanı beş yüz yıllık ve her biri arasının mesafesi keza beş yüz yıllık yoldur..." (Fîhi mâ Fîh, Ahmed Avni tercümesi, Osman Ergin´deki<br />
nüsha, 60 a).<br />
Hulâsa buradaki "Din Şeyhi" nin Muhyiddîn, yahut Sadreddin olmasına hiçbir surette imkân yoktur. İhtimal Şemseddin´i, yahut babası Sultan-al Ulema´yı<br />
Seyyid Bürhâneddin Muhakkık-ı Tirmizî´yi, yahut çok hürmetkar olduğu Senâî veya Ferideddin-i Attâr´ı kesdetmiştir. Maalesef bu saydığımız zevatın<br />
kitapları, makaleleri matlap düşürülerek, yeni tâbirle elenip taranarak okunmamış ve ekserisi de basılmamıştır. Bu eserler, ilmî bir surette basılır ve tetkik<br />
edilirse "Mâna Allah’dır" sözünü» kime ait olduğu katî surette meydana çıkar.<br />
B. 3343. Cüvan: genç. Ankaravi, bu kelimenin Arapça feta (Türkçe akı-ahı) karşılğı olduğunu ve Çelebi Hüsameddin´e hitabedildiğini söylüyor.<br />
Hüsameddin´in Ahıtürkoğlu olduğu düşünülürse çok doğrudur (711 inci beytin izahına bakınız).<br />
B. 3391 - 3392. "Bizi doğru yola hidayet et; onlara nimet olarak verdiğin doğru yola Gazabettiğin kişilerin yoluna, dalâlette kalanların yoluna değil" (1 inci<br />
sure — Fatiha, âyet: 6-7).<br />
B. 3395. den sonraki bahis Mevlâna´nın mezhepte müçtehit olup kıyası hüccet olarak kabul etmediği, gerek bu bahisten, gerek kıyasa ait diğer<br />
sözlerinden, apaçık anlaşılıyor. İmamiyye´nin dört hadîs kitabından biri ve en muteberi olan "Kâfi" nin usul kısmında "Bâb-al bidai ver re´yl vel mekayîs —<br />
Bid´atler, rey ve kıyaslar babı"ndan İmam Câ´fer-al Sâdık´ın Ebu Hanife´ye "Ya Eba Hanife, bana kıyasla amel ettiğini söylediler" dediği, Ebu Hanife´nin<br />
tasdiki üzerine "Amel etme. Çünkü önce kıyasla Amel eden İblis´tir. Beni ateşten yarattın, onu topraktan dediği zaman kıyas yapmış, ateşle toprağı<br />
mukayese etmişti. Âdem´deki nuraniyeti ateşin nuraniyetiyle mukayese etseydi iki nurun arasındaki fazileti, rüçhanı ve birinin öbüründen daha arı<br />
olduğunu bilir, anlardı" dediği kayıtlı olduğu gibi yine aynı kitapta İmam Cafer´in İblis, kendini Âdem´le mukayese ederek beni ateşten yarattın, onu<br />
topraktan dedi. Eğer Allah’nın Adem´i yarattığı cevheri ateşle mukayese etseydi bu cevherin ateşten daha nurlu ve parlak olduğunu anlardı" dediği<br />
zikredilmektedir.<br />
B. 3402. Ebu Cehl´in oğlu Akreme, sahabedendir. Nuh Peygamberi´n oğullarından Kenan ise Tufanda babasına uymamış, bir dağa çıkıp kurtulmıya<br />
çalışırken boğulmuştur (11 inci sure — Hûd, âyet: 42-43, 45-47).<br />
B. 3410. "Kuş dili — Mantık-al Tayr" Kur´an´ın. 28 inci suresi olan Neml suresinin 16 ncı âyetinde bildirildiğine göre Süleyman Peygamber´e öğretilmiştir.<br />
Ferideddin-i Attar´ın da (vefatı 618 - 1221 - hicrîden sonra) bu adda, Mesnevi vezninde ve Mesnevi tarzında bir kitabı vardır. Esasen tasavvuf<br />
ıstılahlarına ve tasavvufa bu adın verilmesinde de bu eserin tesiri olsa gerektir.<br />
B. 3426. Perde ardında bulunan hakimden maksat, Hakîm-i Senâî´dir.<br />
B. 3431. "Bu dünya yaşayışı, aslı olmıyan bir şeyden, bir oyundan başka bir şey değildir. Ahirete gelince: bilseler asıl hayat odur." (29 uncu sure —<br />
Ankebût, âyet: 64).<br />
B. 3440. "Meleklerle ruh, miktarı elli bin yıl olan günde, yani kıyamet gününde Allah’ya yücelirler." {70 inci sure — Maâric, âyet: 4).<br />
B. 3442. 10 uncu sure — Yunus, âyet: 36.<br />
B. 3452. 62 nci sure — Cumua, âyet: 5.<br />
<br />
B. 3453. Hu, o demektir. Birçok âyetlerde Allahsıfatlarını bildiren adlar "Allah" adına izafe edilmiştir. Allah bilir, görür, duyar, kudret sahibidir... gibi.<br />
Allah adı da "O, öyle bir Allahtır ki" diye "O — Hû" adına bağlandığından sofilerin bir kısmı, bu işaret adını da Allahadı saymışlar, hattâ "İsmi<br />
Âzam — en ulu ve şerefli ad" olarak kabul etmişlerdir. Ali´nin "Ey D — Yâ Huve" diye dua ettiği de rivayet edilmektedir. Şârih-i Ankaravî,<br />
Ali´den rivayet edilen sözleri, bu beyti şerh ederken almıştır.<br />
B. 3464. Sahîhayn, iki doğru ve sahih kitap demektir. Ehl-i Sünnet, altı tane hadîs kitabını doğru sayar. Bu altı kitaba "Sıhah-ı Sitte — altı doğru kitab"<br />
adı verilir. Bu altı kitabın içinden Buhari (vefatı 256, 869-870) ve Müslim´in (vefatı 261, 874-875) kitaplarına bilhassa "Sahîh-i Buhâri" ve "Sahih-i Müslim"<br />
denir.<br />
B. 3465. "Kürt olarak akşamladım, Arap olarak kalktım." Bu sözü Tâc-al Ârifîn Abû-al Vefa-yı Kürdî söylemiştir, Hicrî 501 de vefat eden (1107) bu zat,<br />
rivayete göre okuma yazma bilmezmiş. Kendisinden va´zetmesini istemişler. O da ertesi günü va´zedeceğini vadetmiş. O akşam rüyada H. Muhammed´i<br />
görmüş. Peygamber´in, kendisine ilmin talim edildiğini müjdelemesi üzerine ertesi günü mimbere çıkıp va´za bu cümle ile başlamış. Bu zatın. Çelebi<br />
Hüsamedd´in ceddi olduğunu, Mesnevi´nin başlangıcından anlıyoruz.<br />
B. 3433. Sofiler, yakîn mertebelerini üçe ayırırlar: llm-el yakin, bilgi bakımından inanmaktır. Ayn-el yakîn, bu bilgiyi görgü haline sokmak, Hakk-al yakîn<br />
de bilgiyle birleşmek, tahakkuk etmektir. Bu üç dereceyi şu misalle aydınlatabiliriz. Yiğitliği duyup inanmak birinci derecedir. Bir yiğidin bahadırlığını<br />
görmek ikinci derece, yiğitliğin kendisinden zuhuru da üçüncü derecedir. Hacı Bayram-ı Veli, bir ilâhisinde; bu üç dereceyi "bilmek, bulmak, olmak"<br />
sözleriyle Türkçeleştirmiştır:<br />
Bayram özünü bildi<br />
Bileni anda buldu<br />
Bulan ol kendü oldu<br />
Sen seni bil, sen seni</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mesnevi-i Şerif Tercümesi I</span><br />
<br />
1. Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor:<br />
Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımdan erkek, kadın… herkes ağlayıp inledi.<br />
Ayrılıktan parça parça olmuş, kalb isterim ki, iştiyak derdini açayım.<br />
Aslında uzak düşen kişi, yine vuslat zamanını arar.<br />
5. Ben her cemiyette ağladım, inledim. Fena hallilerle de eş oldum, iyi hallilerle de.<br />
Herkes kendi zannınca benim dostum oldu ama kimse içimdeki sırları araştırmadı.<br />
Benim esrarım feryadımdan uzak değildir, ancak (her) gözde, kulakta o nur yok.<br />
Ten candan, can da tenden gizli kapaklı değildir, lâkin canı görmek için kimseye izin yok.<br />
Bu neyin sesi ateştir, hava değil; kimde bu ateş yoksa yok olsun!<br />
10. Aşk ateşidir ki neyin içine düşmüştür, aşk coşkunluğudur ki şarabın içine düşmüştür.<br />
Ney, dosttan ayrılan kişinin arkadaşı, haldaşıdır. Onun perdeleri, perdelerimizi yırttı.<br />
Ney gibi hem bir zehir, hem bir tiryak, ney gibi hem bir hemdem, hem bir müştak kim gördü<br />
Ney, kanla dolu olan yoldan bahsetmekte, Mecnun aşkının kıssalarını söylemektedir.<br />
Bu aklın mahremi akılsızdan başkası değildir, dile de kulaktan başka müşteri yoktur.<br />
15. Bizim gamımızdan günler, vakitsiz bir hale geldi; günler yanışlarla yoldaş oldu.<br />
Günler geçtiyse, geçip gitsin; korkumuz yok. Ey temizlikte naziri olmayan, hemen sen kal!<br />
Balıktan başka her şey suya kandı, rızkı olmayana da günler uzadı.<br />
Ham, pişkinin halinden anlamaz, öyle ise söz kısa kesilmelidir vesselâm.<br />
* * *<br />
Ey oğul! Bağı çöz, azat ol. Ne zamana kadar gümüş, altın esiri olacaksın<br />
20. Denizi bir testiye dökersen ne alır Bir günün kısmetini…<br />
Harislerin göz testisi dolmadı. Sedef, kanaatkâr olduğundan inci ile doldu.<br />
Bir aşk yüzünden elbisesi yırtılan, hırstan, ayıptan adamakıllı temizlendi.<br />
Ey bizim sevdası güzel aşkımız; şadol; ey bütün hastalıklarımızın hekimi;<br />
Ey bizim kibir ve azametimizin ilâcı, ey bizim Eflâtun’umuz! Ey bizim Calinus’umuz!<br />
25. Toprak beden, aşktan göklere çıktı; dağ oynamaya başladı, çevikleşti.<br />
Ey âşık! Aşk; Tûr’un canı oldu. Tûr sarhoş, Mûsa da düşüp bayılmış!<br />
Zamanımı beraber geçirdiğim arkadaşımın dudağına eş olsaydım ( sırlarına tahammül edecek bir hemdem bulsaydım) ney gibi ben de<br />
söylenecek şeyleri söylerdim.<br />
Dildeşinden ayrı düşen, yüz türlü nağmesi olsa bile dilsizdir.<br />
Gül solup mevsim geçince artık bülbülden maceralar işitemezsin.<br />
30. Her şey mâşuktur, âşık bir perdedir. Yaşayan mâşuktur, âşık bir ölüdür.<br />
Kimin aşka meyli yoksa o kanatsız bir kuş gibidir, vah ona!<br />
Sevgilimin nuru önde, artta olmadıkça ben nasıl önü, sonu idrak edebilirim<br />
Aşk, bu sözün dışarı çıkıp yazılmasını ister; ayna gammaz olmaz da ne olur<br />
Aynan, bilir misin, neden gammaz değil<br />
Yüzünden tozu, pası silinmemiş de ondan!<br />
Padişahın bir halayığa âşık olup satın alması, halayığın hastalanması, onu iyi etmek için tedbiri<br />
35. Ey dostlar! Bu hikâyeyi dinleyiniz. Hakikatte o bizim bu günkü halimizdir.<br />
Bundan evvelki bir zamanda bir padişah vardı. O hem dünya, hem din saltanatına malikti.<br />
Padişah, bir gün hususi adamları ile av için hayvana binmiş, giderken.<br />
Ana caddede bir halayık gördü, o halayığın kölesi oldu.<br />
Can kuşu kafeste çırpınmaya başladı. Mal verdi, o halayığı satın aldı.<br />
40. Onu alıp arzusuna nail oldu. Fakat kazara o halayık hastalandı.<br />
Birisinin eşeği varmış, fakat palanı yokmuş. Palanı ele geçirmiş, bu sefer eşeği kurt kapmış.<br />
Birisinin ibriği varmış, fakat suyu elde edememiş. Suyu bulunca da ibrik kırılmış!<br />
Padişah sağdan, soldan hekimler topladı. Dedi ki: “İkimizin hayatı da sizin elinizdedir.<br />
Benim hayatım bir şey değil, asıl canımın canı odur. Ben dertliyim, hastayım dermanım o.<br />
45. Kim benim canıma derman ederse benim hazinemi, incimi ve mercanımı (atiye ve ihsanımı) o aldı (demektir).”<br />
Hepsi birden dediler ki: “Canımızı feda edelim. Beraberce düşünüp beraberce tedavi edelim.<br />
Bizim her birimiz bir âlem Mesih’idir, elimizde her hastalığa bir ilâç vardır.”<br />
Kibirlerinden Allah isterse (inşaallah ) demediler. Allah da onlara insanların âcizliğini gösterdi.<br />
”İnşaallah” sözünü terk ettiklerini söylemeden maksadım, insanların yürek katılığını ve mağrurluğunu söylemektir. Yoksa ârızî bir halet olan<br />
inşaallah’ı söylemeyi unuttuklarını anlatmak değildir.<br />
50. Hey gidi nice inşaallah’ı diliyle söylemeyen vardır ki canı “inşaallah” la eş olmuştur.<br />
İlâç ve tedavi nev’inden her ne yapıldıysa hastalık arttı, maksat da hâsıl olmadı.<br />
O halayıkcağız, hastalıktan kıl gibi olunca padişahın kanlı göz yaşı ırmağa döndü.<br />
Kazara sirkengübin safrayı arttırdı. Badem yağı da kuruluk tesirini göstermeye başladı.<br />
Karahelileyle kabız oldu, ferahlığı gitti; su, neft gibi ateşe yardım etti.<br />
Halayığın tedavisinde hekimlerin âciz kalmalarını padişahın anlaması, Allahtapusuna yüz tutması ve bir uluyu rüyada görmesi<br />
55. Padişah, hekimlerin âciz kaldıklarını görünce yalınayak mescide koştu.<br />
Mescide gidip mihrap tarafına yöneldi. Secde yeri göz yaşından sırsıklam oldu.<br />
Yokluk istiğrakından kendisine gelince ağzını açtı, hoş bir tarzda medhü senaya başladı:<br />
“En az bahşişi dünya mülkü olan Allah’ım! Ben ne söyleyeyim Zaten sen gizlileri bilirsin.<br />
Ey daima dileğimize penah olan Allah! Biz bu sefer de yolu yanıldık.<br />
60. Ama sen “Ben gerçi senin gizlediğin şeyleri bilirim. Fakat sen, yine onları meydana dök” dedin.<br />
Padişah, tâ can evinden coşunca bağışlama denizi de coşmaya başladı.<br />
Ağlama esnasında uykuya daldı. Rüyasında bir pir göründü.<br />
Dedi ki: “Ey padişah, müjde; dileklerin kabul oldu. Yarın bir yabancı gelirse o, bizdendir.<br />
O gelen hazık hekimdir. Onu doğru bil, çünkü o emin ve gerçek erenlerdendir.<br />
65. İlâcında kati sihri gör, mizacında da Hak kudretini müşahede et.”<br />
Vade zamanı gelip gündüz olunca... güneş doğudan görünüp yıldızları yakınca:<br />
Rüyada kendine gösterdikleri zatı görmek için pencerede bekliyordu.<br />
Bir de gördü ki, faziletli, fevkalâde hünerli, bilgili bir kimse, gölge ortasında bir güneş;<br />
Uzaktan hilâl gibi erişmekte, yok olduğu halde hayal şeklinde var gibi görünmekte.<br />
70. Ruhumuzda da hayal, yok gibidir. Sen bütün bir cihanı hayal üzere yürür gör!<br />
Onların başları da, savaşları da hayale müstenittir. Öğünmeleri de, utanmaları da bir hayalden ötürüdür.<br />
Evliyanın tuzağı olan o hayaller, Allahbahçelerindeki ay çehrelilerin akisleridir.<br />
Padişahın rüyada gördüğü hayal de o misafir pîrin çehresinde görünüp duruyordu.<br />
Padişah bizzat mabeyincilerin yerine koştu, o gaipten gelen konuğun huzuruna vardı.<br />
75. Her ikisi de âşinalık (yüzgeçlik) öğrenmiş bir tek denizdi, her ikisi de dikilmeksizin birbirine dikilmiş, bağlanmışlardı.<br />
Padişah: “Benim asıl sevgilim sensin, o değil. Fakat dünyada iş işten çıkar.<br />
Ey aziz, sen bana Mustafa’sın. Ben de sana Ömer gibiyim. Senin hizmetin uğrunda belime gayret kemerini bağladım” dedi.<br />
Muvaffakıyetler verici Ulu Allah’dan muvaffakıyet ve bütün ahvalde edebe riayet dileyiş, edepsizlik ve terbiyesizliğin pek fena zararları<br />
Allah’dan edebe muvaffak olmayı dileyelim. Edebi olmayan kimse Allah’nın lûtfundan mahrumdur.<br />
80. Edebi olmayan yalnız kendine kötülük etmiş olmaz. Belki bütün dünyayı ateşe vermiş olur.<br />
Alışverişsiz, dedikodusuz Allahsofrası gökten iniyordu.<br />
Mûsâ kavmi içinde birkaç kimse terbiyesizce “hani sarmısak, mercimek” dediler.<br />
Ondan sonra gökyüzünün sofrası, ekmeği kesildi; ekme, bel belleme, ortak sallama kaldı.<br />
Sonra İsa şefaat edince Hak, yemek sofrası ve tabaklarla ganimetler gönderdi.<br />
Yine küstahlar edebi terk ederek sofradan yemek artığını aşırdılar.<br />
85. İsa bunlara yalvardı. “Bu devamlıdır, yeryüzünden kalkmaz.<br />
Bir ulu kişinin sofrası başında kötü zanna düşmek ve harislik etmek küfürdür” dedi.<br />
O rahmet kapısı, hırslarından dolayı bu görmedik dilencilerin yüzlerine kapandı.<br />
Zekât verilmeyince yağmur bulutu gelmez, zinadan dolayı da etrafa veba yayılır.<br />
İçine kasavetten, gussadan ne gelirse korkusuzluktan ve küstahlıktan gelir.<br />
90. Kim dost yolunda pervasızlık ederse erlerin yolunu vurucudur, namert odur.<br />
Edepten dolayı bu felek nura gark olmuştur: Yine edepten dolayı melekler mâsum ve tertemiz olmuşlardır.<br />
Güneşin tutulması, küstahlık yüzündendir. Bir melek olan Azâzîl de yine küstahlık yüzünden kapıdan sürülmüştür.<br />
Padişahın, kendisine rüyada gösterilen velî ile görüşmesi<br />
Kollarını açıp onu kucakladı, aşk gibi gönlüne aldı, canının için çekti.<br />
Elini, alnını öpmeğe, oturduğu yeri, geldiği yolu sormaya başladı.<br />
95. Sora sora odanın başköşesine kadar çekti ve dedi ki: “Nihayet sabırla bir define buldum.<br />
Ey vuslatı, her sualin cevabı! Senin yüzünden nişliğin anahtarıdır” sözünün mânası,<br />
Ey vuslatı, her sualin cevabı! Senin yüzünden müşkül, konuşmaksızın, dedikodusuz hallolur gider.<br />
Sen, gönlümüzde, onların tercümanısın, her ayağı çamura batanın elinitutan sensin.<br />
Ey seçilmiş, ey Allah’dan razı olmuş ve Allahrızasını kazanmış kişi, merhaba! Sen kaybolursan hemen kaza gelir, feza daralır.<br />
100. Sen, kavmin ulususun, sana müştak olmayan, seni arzulamayan bayağılaşmıştır. Bundan vazgeçmezse...”<br />
O ağırlama, o hal hâtır sorma meclisi geçince o zatın elini tutup hareme götürdü.<br />
Padişahın hastayı görmek üzere hekimi götürmesi<br />
Padişah, hastayı ve hastalığını anlatıp sonra onu hastanın yanına götürdü.<br />
Hekim, hastanın yüzünü görüp, nabzını sayıp, idrarını muayene etti. Hastalığının ârazını ve sebeplerini de dinledi.<br />
Dedi ki: “Öbür hekimlerin çeşitli tedavileri, tamir değil; büsbütün harap etmişler.<br />
105. Onlar, iç ahvalinden haberdar değildirler. Körlüklerinden hepsinin aklı dışarıda.”<br />
Hekim, hastalığı gördü, gizli şey ona açıldı. Fakat onu gizledi ve sultana söylemedi.<br />
Hastalığı safra ve sevdadan değildi. Her odunun kokusu, dumanından meydana çıkar.<br />
İnlemesinden gördü ki, o gönül hastasıdır. Vücudu afiyettedir ama o, gönüle tutulmuştur.<br />
Âşıklık gönül iniltisinden belli olur, hiçbir hastalık gönül hastalığı gibi değildir.<br />
110. Âşığın hastalığı bütün hastalıklardan ayrıdır. Aşk, Allahsırlarının usturlâbıdır.<br />
Âşıklık, ister o cihetten olsun, ister bu cihetten... âkıbet bizim için o tarafa kılavuzdur.<br />
Aşkı şerh etmek ve anlatmak için ne söylersem söyliyeyim... asıl aşka gelince o sözlerden mahcup olurum.<br />
Dilin tefsiri gerçi pek aydınlatıcıdır, fakat dile düşmeyen aşk daha aydındır.<br />
Çünkü kalem, yazmada koşup durmaktadır, ama aşk bahsine gelince; çatlar, âciz kalır.<br />
115. Aşkın şerhinde akıl, çamura saplanmış eşek gibi yattı kaldı. Aşkı , âşıklığı yine aşk şerh etti.<br />
Güneşin vucuduna delil, yine güneştir. Sana delil lâzımsa güneşten yüz çevirme.<br />
Gerçi gölgede güneşin varlığından bir nişan verir, fakat asıl güneş her an can nuru bahşeyler.<br />
Gölge sana gece misali gibi uyku getirir. Ama güneş doğuverince ay yarılır (nuru görünmez olur).<br />
Zaten cihanda güneş gibi misli bulunmaz bir şey yoktur. Baki olan can güneşi öyle bir güneştir ki, asla gurub etmez.<br />
120. Güneş, gerçi tektir, fakat onun mislini tasvir etmek mümkündür.<br />
Ama kendisinden esîr var olan güneş, öyle bir güneştir ki, ona zihinde de, dışarda da benzer olamaz.<br />
Nerede tasavvurda onun sığacağı bir yer ki misli tasvir edilebilsin!<br />
Şemseddin’in sözü gelince dördüncü kat göğün güneşi başını çekti, gizlendi.<br />
Onun adı anılınca ihsanlarından bir remzi anlatmak vacip oldu.<br />
125. Can, şu anda eteğimi çekiyor. Yusuf’un gömleğinden koku almış!<br />
“Yıllarca süren sohbet hakkı için o güzel hallerden tekrar bir hali söyle, anlat.<br />
Ki yer, gök gülsün, sevinsin. Akıl, ruh ve göz de yüz derece daha fazla sevince, neşeye dalsın” (diyor).<br />
“Beni külfete sokma, çünkü ben şimdi yokluktayım. Zihnim durakladı, onu öğmekten âcizim.<br />
Ayık olmayan kişinin her söylediği söz -- dilerse tekellüfe düşsün, dilerse haddinden fazla zarafet satmaya kalkışsın -- yaraşır söz değildir.<br />
130. Eşi bulunmayan o sevgilinin vasfına dair ne söyleyeyim ki bir damarım bile ayık değil!<br />
Bu ayrılığın, bu ciğer kanının şerhini şimdi geç, başka bir zamana kadar bunu bırak!”<br />
(Can) dedi ki: “Beni doyur, çünkü ben açım. Çabuk ol çünkü vakit keskin bir kılıçtır.<br />
Ey yoldaş, ey arkadaş! Sûfî, vakit oğludur (bulunduğu vaktin iktizasına göre iş görür). “Yarın” demek yol şartlarından değildir.<br />
Sen yoksa sûfî bir er değil misin Vara, veresiyeden yokluk gelir”.<br />
135. Ona dedim ki: “Sevgilinin sırlarını gizli kapaklı geçmek daha hoştur. Sen, artık hikâyelere kulak ver, işi onlardan anla!<br />
Dilbere ait sırların, başkalarına ait sözler içinde söylenmesi daha hoştur.”<br />
O, “Bunu apaçık söyle ki dini açık olarak anmak… gizli anmaktan iyidir.<br />
Perdeyi kaldır ve açıkça söyle ki ben, güzelle gömlekli olarak yatmam” dedi.<br />
Dedim ki: “O apaçık soyunur, çırılçıplak bir hale gelirse ne sen kalırsın,ne kucağın kalır, ne belin!<br />
140. İste ama, derecesine göre iste; bir otun, bir dağı çekmeye kudreti yoktur.<br />
Bu âlemi aydınlatan güneş, bir parçacık yaklaştı mı, her şey yandı gitti!<br />
Fitneyi, kargaşalığı ve kan dökücülüğü araştırma, Şems-i Tebrizî’den bundan fazla bahsetme.<br />
Bunun sonu yoktur; sen yine hikâyeye başla, onu tamamlamana bak.<br />
O velînin, halayığın hastalığını anlamak için padişahtan halayıkla halvet olmayı dilemesi<br />
(Hekim) dedi ki: “Ey padişah, evi halvet et, yakını da uzaklaştır.<br />
145. Köşeden , bucaktan kimse kulak vermesin de ben bu cariyecikten bir şeyler sorayım.”<br />
Oda boşaldı, Hekim ile hastadan başka kimsecikler kalmadı.<br />
Hekim tatlılıkla, yumuşak yumuşak dedi ki: “Memleketin neresi Çünkü her memleket halkının ilâcı başka başkadır.<br />
O memlekette akrabandan kimler var Kime yakınsınız; neye bağlısın<br />
Elini kızın nabzına koyup birer birer felekten çektiği cevir ve meşakkati soruyordu.<br />
150. Bir adamın ayağına diken batınca ayağını dizi üstüne kor.<br />
İğne ucu ile diken başını arar durur, bulamazsa orasını dudağı ile ıslatır.<br />
Ayağa batan dikeni bulmak, bu derece müşkül olursa, yüreğe batan diken nicedir Cevabını sen ver!<br />
Her çer çöp (mesabesinde olan,) gönül dikenini göreydi gamlar, kederler; herkese el uzatabilir miydi<br />
Bir kişi, eşeğin kuyruğu altına diken kor. Eşek onu oradan çıkarmasını bilmez, boyuna çifte atar.<br />
155. Zıplar, zıpladıkça da diken daha kuvvetli batar. Dikeni çıkarmak için akıllı bir adam lâzım.<br />
Eşek, dikeni çıkarabilmek için can acısı ile çifte atar durur ve yüz yerini daha yaralar.<br />
O diken çıkaran hekim, üstaddı . Halayığın her tarafına elini koyup muayene ediyordu.<br />
Halayıktan hikâye yoluyla dostların ahvalini sormaktaydı.<br />
Kız, bütün sırlarını hekime açıkça söylemekte, kendi durağından, efendilerinden, şehrinden ve şehrinin dışından bahsetmekteydi.<br />
160. Hekim, kızın anlatmasına kulak vermekte, nabzına ve nabzının atmasına dikkat etmekteydi.<br />
Nabzı, kimin adı anılınca atarsa cihanda gönlünün istediği odur(diyordu).<br />
Memleketindeki dostlarını saydı, döktü. Ondan sonra diğer bir memleketi andı.<br />
“Memleketinden çıkınca en evvel hangi memlekette bulundun ”dedi.<br />
Kız bir şehrin adını söyleyip geçti. Fakat yüzünün rengi, nabzının atması başkalaşmadı.<br />
165. Efendileri ve şehirleri birer birer saydı; o yerleri, yurtları, oralarda geçirdiği zamanları, tuz, ekmek yediği kişileri tekrar tekrar söyledi.<br />
Şehir şehir, ev ev saydı döktü, kızın ne damarı oynadı, ne çehresi sarardı.<br />
Hekim şeker gibi Semerkand şehrini soruncaya kadar kızın nabzı tabiî haldeydi fazla atmıyordu.<br />
Semerkand’ı sorunca nabzı attı, çehresi kızardı, sarardı. Çünkü o, Semerkand’lı bir kuyumcudan ayrılmıştı.<br />
O hekim, hastadan bu sırrı elde edip o dert ve belânın aslına erişince:<br />
170. “Onun semti hangi mahallede ” diye sordu. Kız, “Köprü başında, Gatfer mahallesinde” dedi.<br />
Hekim, “Hastalığının ne olduğunu hemen anladım. Seni tedavi hususunda sihirler göstereceğim;<br />
Sevin, ilişik etme, emin ol ki yağmur çimenlere ne yaparsa ben de sana onu yapacağım;<br />
Ben, senin gamını çekmekteyim, sen gam yeme; ben sana yüz babadan daha şefkatliyim;<br />
Aman, sakın ha, bu sırrı kimseye söyleme; padişah senden bunu ne kadar sorup soruştursa yine sakla;<br />
175. Sırların gönülde gizli kalırsa o muradın çabucak hâsıl olur;dedi.<br />
Peygamber demiştir ki: “Her kim sırrını saklar ise çabucak muradına erişir.”<br />
Tohum toprak içinde gizlenince, onun gizlenmesi, bahçenin yeşillenmesi ile neticelenir.<br />
Altın ve gümüş gizli olmasalardı... madende nasıl musaffa olurlar, nasıl altın ve gümüş haline gelirlerdi<br />
O hekimin vaitleri ve lûtufları hastayı korkudan emin etti.<br />
180. Hakiki olan vaitleri gönül kabul eder, içten gelmeyen vaadler ise insanı ıstıraba sokar.<br />
Kerem ehlinin vaitleri akıp duran, eseri daima görünen hazinedir. Ehil olmayanların, kerem sahibi bulunmayanların vaitleri ise gönül<br />
azabıdır.<br />
O velînin, halayığın hastalığını anlaması ve padişaha arzetmesi<br />
Ondan sonra hekim, kalkıp padişahın huzuruna gitti, padişahı bu meseleden birazcık haberdar etti.<br />
Dedi ki: “Çare şundan ibaret: bu derdin iyileşmesi için o adamı getirelim.<br />
Kuyumcuyu o uzak şehirden çağır, onu altınla, elbise ile aldat.”<br />
*Padişah, hekimden bu sözü duyunca nasihatini, candan gönülden kabul etti.<br />
185. O tarafa ehliyetli, kifayetli, âdil bir iki kişiyi elçi olarak gönderdi.<br />
Padişahın, kuyumcuyu getirmek üzere Semerkand’e elçiler yollaması<br />
O iki bey, kuyumcuya padişahtan muştucu olarak Semerkand’e kadar geldiler.<br />
Dediler ki: “Ey lûtuf sahibi üstad, ey marifette kâmil kişi! Öğülmen şehirlere yayılmıştır.<br />
İşte filân padişah, kuyumcubaşılık için seni seçti. Zira (bu işte) pek büyüksün, pek kâmilsin.<br />
Şimdicek şu elbiseyi, altın ve gümüşü al da gelince de padişahın havassından ve nedimlerinden olursun.”<br />
190. Adam; çok malı, çok parayı görünce gururlandı, şehirden çoluk çocuktan ayrıldı.<br />
Adam, neşeli bir halde yola düştü. Haberi yoktu ki padişah canına kastetmişti.<br />
Arap atına binip sevinçle koşturdu, kendi kanının diyetini elbise sandı!<br />
Ey yüzlerce razılıkla sefere düşen ve bizzat kendi ayağı ile kötü bir kazaya giden!<br />
Hayalinde mülk, şeref ve ululuk. Fakat Azrail “Git, evet, muradına erişirsin” demekte!<br />
195. O garip kişi yoldan gelince, hekim, onu padişahın huzuruna götürdü;<br />
Güzellik mumunun başı ucunda yakılması için onu, padişahın yanına izzet ve ikramla iletti.<br />
Padişah, onu görünce pek ağırladı, altın hazinesini ona teslim etti.<br />
Sonra hekim dedi ki: “Ey büyük sultan o cariyeciği bu tacire ver;<br />
Ki visali ile iyileşsin, visalinin suyu o ateşi gidersin.”<br />
200. Padişah, o ay yüzlüyü kuyumcuya bahşetti, o iki sohbet müştakını birbirine çift etti.<br />
Altı ay kadar murat alıp murat verdiler. Bu suretle o kız da tamamen iyileşti.<br />
Ondan sonra hekim, kuyumcuya bir şerbet yaptı, kuyumcu içti, kızın karşısında erimeye başladı.<br />
Hastalık yüzünden kuyumcunun güzelliği kalmayınca kızın canı, onun derdinden azat oldu, ondan vazgeçti.<br />
Kuyumcu, çirkinleşip hastalanınca, yüzü sararıp solunca kızın gönlü de yavaş yavaş ondan soğudu.<br />
205. Ancak zâhirî güzelliğe ait bulunan aşklar aşk değildir. Onlar nihayet bir âr olur.<br />
Keşke kuyumcu baştanbaşa ayıp ve âr olsaydı, tamamıyla çirkin bulunsaydı da başına bu kötü hal gelmeseydi!<br />
Kuyumcunun gözünden ırmak gibi kanlar aktı, yüzü canına düşman kesildi.<br />
Tavus kuşunun kanadı, kendisine düşmandır. Nice padişahlar vardır ki kuvvet ve azametleri helâklerine sebep olmuştur.<br />
Kuyumcu, ”Ben o ahuyum ki göbeğimin miskinden dolayı bu avcı, benim sâf kanımı dökmüştür.<br />
210. Ah, ben o sahra tilkisiyim ki postum için beni tuzağa düşürüp tuttular, başımı kestiler.<br />
Ah, ben o filim ki dişimi elde etmek için filci benim kanımı döktü.<br />
Beni, benden aşağı birisi için öldüren, kanımı döken; bilmiyor ki benim kanım uyumaz!<br />
Bugün bana ise yarın onadır. Böyle benim gibi bir adamın kanı nasıl zayi olur<br />
Duvar gerçi (günün ilk kısmında yere) uzun bir gölge düşürür; fakat o gölge, gölgeyi meydana getirene avdet eder.<br />
215. Bu cihan dağdır, bizim yaptıklarımız ses. Seslerin aksi yine bizim semtimize gelir” dedi.<br />
Kuyumcu, bu sözleri söyledi ve hemen toprak altına gitti. O cariyecik de aşktan ve hastalıktan arındı, tertemiz oldu.<br />
Çünkü ölülerin aşkı ebedî değildir, çünkü ölü, tekrar bize gelmez.<br />
Diri aşk, ruhta ve gözdedir. Her anda goncadan daha taze olur durur.<br />
O dirinin aşkını seç ki bakidir ve canına can katan şaraptan sana sakilik eder.<br />
220. O‘nun aşkını seç ki bütün peygamberler, onun aşkıyla kuvvet ve kudret buldular, iş güç sahibi oldular.<br />
Sen “Bize o padişahın huzuruna varmaya izin yoktur” deme. Kerim olan kişilere, hiçbir iş güç değildir.<br />
Kuyumcuyu öldürme ve zehirlemenin Allahemriyle olup padişahın isteğiyle olmadığı<br />
O adamın, hekimin eliyle öldürülmesi, ne ümit içindi ne korkudan dolayı.<br />
Tanrının emri ve ilhamı gelmedikçe hekim, onu padişahın hatırı için öldürmedi.<br />
Hızır’ın o çocuğun boğazını kesmesindeki sırrı halkın avam kısmı anlayamaz.<br />
225. Allahtarafından vahiy ve cevaba nail olan kişi her ne buyurursa o buyruk, doğrunun ta kendisidir.<br />
Can bağışlayan kişi öldürse de caizdir. O, nâibdir eli Allahelidir.<br />
İsmail gibi onun önüne baş koy. Kılıcının önünde sevinerek, gülerek can ver.<br />
Ki Ahmed’in pâk canı, Ahad’la nasıl ebediyse senin canın da ebede kadar sevinçli ve gülümser bir halde kalsın.<br />
Âşıklar, ferah kadehini, güzellerin elleri ile öldürdükleri vakit içerler.<br />
230. Padişah o kanı şehvet uğruna dökmedi. Suizanda bulunma, münakaşayı bırak!<br />
Sen onun hakkında kötü ve pis iş işledi deyip fena bir zanda bulundun. Su süzülüp durulunca, berrak bir hale gelince bu berraklıkta<br />
bulanıklık ve tortu kalır mı, süzülüş suda tortu bırakır mı<br />
Bu riyazatlar, bu cefa çekmeler, ocağın posayı gümüşten çıkarması içindir.<br />
İyinin, kötünün imtihanı, altının kaynayıp tortusunun üste çıkması içindir.<br />
Eğer işi Allahilhamı olmasaydı o, yırtıcı bir köpek olurdu, padişah olmazdı.<br />
235. Şehvetten de tertemizdi, hırstan da, nefis isteğinden de. Güzel bir iş yaptı, fakat zâhiren kötü görünüyordu.<br />
Hızır, denizde gemiyi deldiyse de onun bu delişinde yüzlerce sağlamlık var.<br />
O kadar nur ve hünerle beraber Mûsâ’nın vehmi, ondan mahçuptu; artık sen kanatsız uçmaya kalkışma!<br />
O, kırmızı güldür, sen ona kan deme. O, akıl sarhoşudur, sen ona deli adı takma!<br />
Onun muradı Müslüman kanı dökmek olsaydı kâfirim, onun adını ağzıma alırsam!<br />
240. Arş kötü kişinin öğülmesinden titrer; suçlardan ve şüpheli şeylerden korunan kişi de kötü methedilince, metheden kişi hakkında fena bir<br />
zanna düşer.<br />
O padişahtı, hem de çok uyanık bir padişah. Has bir zattı, hem de Allahhası.<br />
Bir kişiyi böyle bir padişah öldürürse onu, iyi bir bahta eriştirir,en iyi bir makama çeker, yüceltir.<br />
Eğer onu kahretmede yine onun için bir fayda görmeseydi; o mutlak lûtuf, nasıl olur da kahretmeyi isterdi<br />
Çocuk hacamatçının neşterinden titrer durur, esirgeyen ana ise onun gamından sevinçlidir.<br />
245. Yarı can alır, yüz can bağışlar. Senin vehmine gelmeyen o şey yok mu Onu verir.<br />
Sen kendince aklından bir kıyas yapmaktasın ama çok, pek çok uzaklara düşmüssün; iyice bak!<br />
Bakkal ve dudunun hikâyesi, dudunun dükkândaki gülyağlarını dökmesi<br />
Bir bakkal vardı, onun bir de dudusu vardı. Yeşil, güzel sesli ve söyler duduydu.<br />
Dükkânda dükkân bekçiliği yapar; bütün alışveriş edenlere hoş nükteler söyler, lâtifeler ederdi.<br />
İnsanlara hitap ederken insan gibi konuşurdu, dudu gibi ötmede de mahareti vardı.<br />
*Efendisi, bir gün evine gitmişti. Dudu, dükkânı gözetliyordu.<br />
*Ansızın fare tutmak için bir kedi, dükkâna sıçradı. Duducağız can korkusundan,<br />
250. Dükkânın baş köşesinden atıldı, bir tarafa kaçtı; gülyağı şişesini de döktü.<br />
Sahibi, evden çıkageldi. Tacircesine huzuru kalple dükkâna geçti oturdu.<br />
Bir de baktı ki dükkan yağ içinde, elbisesi yağa bulaşmış. Dudunun başına bir vurdu; dudunun dili tutuldu, başı kel oldu.<br />
Dudu, birkaç günceğiz sesini kesti, söylemedi. Bakkal nedametten âh etmeye başladı.<br />
Sakalını yolmakta, eyvah, demekteydi; nimet güneşim bulut altına girdi.<br />
255. O zaman keşke elim kırılsaydı; o güzel sözlünün başına nasıl oldu da vurdum<br />
Kuşu, yine konuşsun diye yoksullara sadakalar vermekteydi.<br />
Üç gün, üç gece sonra şaşkın ve meyus, ümitsiz bir halde dükkânda otururken,<br />
Ve binlerce gussaya, gama eş olup; bu kuş acaba ne vakit konuşacak; diye düşünüp dururken,<br />
Ansızın tas ve leğen dibi gibi tüysüz kafası ile bir Cevlaki geçiyordu.<br />
260. Dudu, hemencecik dile gelip akıllılar gibi dervişe bağırdı:<br />
“Ey kel, neden kellere karıştın; yoksa sen de şişeden gülyağı mı döktün ! “<br />
Onun bu kıyasından halk gülmeye başladı. Çünkü dudu, hırka sahibini kendisi gibi sanmıştı.<br />
Temiz kişilerin işini kendinden kıyas tutma, gerçi yazıda (aslan mânasına gelen) şîr, (süt manasına gelen) şîre benzer.<br />
Bütün âlem bu sebepten yol azıttılar. AllahAbdallarından az kişi agâh oldu.<br />
265. Peygamberlerle beraberlik iddia ettiler (biz de onlar gibiyiz dediler); Velîleri de kendileri gibi sandılar.<br />
Dediler ki: “İşte biz de insanız, onlar da insan. Bizde uyumaya ve yemeğe bağlıyız, onlar da.<br />
“Onlar körlüklerinden aralarında uçsuz bucaksız bir fark olduğunu bilmediler.<br />
Her iki çeşit arı, bir yerden yedi. Fakat bundan zehir hâsıl oldu, ondan bal.<br />
Her iki çeşit geyik otladı, su içti. Birinden fışkı zuhur etti, öbüründen halis misk.<br />
270. Her iki kamış da bir sulaktan su içti. Biri bomboş öbürü şekerle dopdolu.<br />
Böyle yüzbinlerce birbirine benzer şeyler var, aralarında bulunan yetmiş yıllık farkı sen gör!<br />
Bu, yer; ondan pislik çıkar... o, yer; kâmilen Allahnuru olur.<br />
Bu, yer; ondan tamamı ile hasislik ve haset zuhur eder... o, yer; ondan tamamı ile Tek Allah’nın nuru husule gelir.<br />
Bu temiz yerdir, o çorak ve pis yer. Bu temiz melektir o şeytan ve canavar!<br />
275. Her iki suretin birbirine benzemesi caizdir, acı su da, tatlı su da berraktır.<br />
Zevk sahibinden başka kim anlayabilir Onu bul! Tatlı su ile acı suyun farkını işte o anlar.<br />
(Zevk sahibi olmayan) sihri, mucizeyle mukayese ederek her ikisinin de esası hiledir sanır.<br />
Mûsâ ile savaşan sihirbazlar, inatlarından ellerine onun asâsı gibi asâ aldılar.<br />
Bu asâ ile o asâ arasında çok fark var, bu işle o işin arasında pek büyük bir yol var.<br />
280. Bu işin ardında Allahlâneti var, o işe karşılık da vade vefa olarak Allahrahmeti var.<br />
Kâfirler inatlaşmada maymun tabiatlıdırlar. Tabiat, içte, gönülde bir âfettir.<br />
İnsan ne yaparsa maymunda yapar; maymun her zaman insandan gördüğünü yapıp durur.<br />
O, “Bende onun gibi yaptım” sanır. O inatçı mahlûk aradaki farkı nereden bilecek<br />
Bu emirden dolayı yapar, o, inat ve savaş için. İnatçı kişilerin başlarına toprak saç!<br />
285. O münafık; muvafıkla beraber, inat ve taklide uyup namaza durur; niyaz ve tazarru için değil.<br />
Müminler; namazda, oruçta, hacda, zekâtta münafıkla kazanıp kaybetmektedirler.<br />
Müminler için nihayet kazanç vardır, münafıka da ahirette mat olma.<br />
İkisi de bir oyun başındaysa da birbirlerine nispetle aralarında ne kadar fark var; biri Merv’li öbürü Rey’li!<br />
Her biri, kendi makamına gider, her biri kendi adına uygun olarak yürür.<br />
290. Onu mümin diye çağırırlar, ruhu hoşlanır. Münafık derlerse sertleşir, ateş kesilir.<br />
Onun adı, zatı yüzünden sevgilidir. Bunun adının sevilmemesi, âfetleri yüzünden, nifakla sıfatlanmış olan zatından dolayıdır.<br />
Mim, vav, mim ve nun harflerinde bir yücelik yoktur. Mümin sözü ancak tarif içindir.<br />
Ona münafık dersen... o aşağılık ad, içini akrep gibi dağlar.<br />
Bu ad, cehennemden ayrılmış ve kopmuş değilse niçin cehennem tadı var<br />
<br />
295. O kötü adın çirkinliği harften değildir. O deniz suyunun acılığı “kab” dan değildir.<br />
Harf kabdır ondaki mâna su gibidir. Mâna denizi de “Ümm-ül-Kitap” yanında bulunan, kendisinde olan zattır.<br />
Dünyada acı ve tatlı deniz var. Aralarında bir perde var ki birbirine taşmaz karışmazlar.<br />
Fakat şu var ki bu iki denizin her ikisi de bir asıldan akar. Bu ikisinden de geç, tâ... onun aslına kadar yürü!<br />
Kalp altınla halis altın ayarda belli olur. Kalpla halisi, mehenge vurmadıkça tahminî olarak bilemezsin.<br />
300. Allahkimin ruhuna mehenk korsa ancak o kişi, yakini şüpheden ayırdedebilir.<br />
Diri bir kişinin ağzına bir sıçrayıp girse o adam, onu dışarı çıkarıp attığı zaman rahatlaşır.<br />
Binlerce lokma arasında ağzına ufacık bir çöp girdi mi, diri kişinin hissi onu duyar, sezer.<br />
Dünya hissi, bu cihanın merdivenidir, din hisside göklerin merdiveni.<br />
Bu hissin sağlığını hekimden isteyiniz, o hissin sağlığını Habib’den (H.Muhammed’den) .<br />
305. Bu hissin sağlığı, vücut sağlamlığındandır, o hissin sağlığı vücudu harabetmektedir.<br />
Can yolu, mutlaka cismi viran eder, onu yıktıktan sonra da yapar.<br />
* Ne mutludur ve ne kutludur o can ki mâna aşkıyla evini, barkını, mülkünü, malını bağışlamıştır.<br />
Altın definesi için evi harabetmiştir; fakat o altın definesini elde ettikten sonra o evi daha mamur bir hale getirmiştir.<br />
Suyu kesmiş, suyun aktığı yolu temizlemiş, ondan sonra arka içilecek su akıtmıştır.<br />
Deriyi yarmış,termeni çıkarmış... ondan sonra orada yepyeni bir deri bitmiştir.<br />
310. Kaleyi yıkıp kâfirden almış, ondan sonra oraya yüzlerce burç ve hendek yapmıştır.<br />
Hikmetinden sual edilmeyen Allah’’nın işini kim anlayabilir, o işin hakikatine kim erişebilir Bu söylediğim sözler, ancak anlatmak için<br />
söylenmiş zaruri sözlerdir.<br />
Gâh böyle gösterir, gâh bunun aksini. Din işinin künhünü anlamaya imkân yoktur. Ona ancak hayran olunur.<br />
Fakat din işinde hayrete düşen, arkasını ona çevirmiş ondan haberi olmayan bir hayran değil, sevgiliye dalmış, onun yüzünden sarhoş<br />
olmuş, kendisinden geçmiş bir hayrandır.<br />
Birisinin yüzü sevgiliye karşıdır, öbürünün yüzü yine kendisine doğru.<br />
315. Her ikisinin yüzüne de bak. Her ikisinin yüzünü de hatırında tut. Hizmet dolayısıyla yüz tanır olman mümkündür.<br />
Zira nice insan suratlı şeytan vardır. Binaenaleyh her ele el vermek lâyık değildir.<br />
Kuş tutan avcı, kuşu avlamak için ıslık çalar, ötme taklidi yapar.<br />
Aşağılık kişi dervişlerin sözlerini, bir selim kalpli kişiye afsun okumak, onu afsunlamak için çalar.<br />
320. Erlerin huyu açıklık ve sıcaklıktır. Aşağılıkların işi hile ve utanmazlıktır.<br />
Dilenmek için yünden aslan yaparlar. (yol aslanlarının şekline bürünür, onlar gibi görünürler), Ebu Museylim’e Ahmet lâkabı verirler.<br />
Ebu Müseylim’in lâkabı yalancı olarak kaldı, Muhammed’e de akıllar sahibi dendi.<br />
O, Hak şarabının mührü, şişesinin kapağı; halis misktir. Âdi şarabın mührü, şişesinin kapağı ise pis koku ve azaptır.<br />
Yahudi padişahın hikâyesi<br />
Yahudiler içinde zâlim, İsa düşmanı ve Hıristiyanları yakıp yandırır bir padişah vardı.<br />
325. İsa’nın devriyle, nöbet onundu. Mûsâ’nın canı oydu, onun canı Mûsâ.<br />
Şaşı padişah, Allahyolunda o iki Allahdemsâzını birbirinden ayırdı.<br />
Usta, bir şaşıya “yürü, var, o şişeyi evden getir” dedi.<br />
Şaşı,”O iki şişeden hangisini getireyim Açıkça söyle dedi.<br />
Usta dedi ki: “O iki şişe değildir. Yürü, şaşılığı bırak fazla görücü olma!”<br />
330. Şaşı, “Usta, beni paylama. Şişe iki” dedi. Usta dedi ki: “O iki şişenin birini kır!”<br />
Çırak birini kırınca ikiside gözden kayboldu. İnsan tarafgirlikten, hiddet ve şehvetten şaşı olur.<br />
Şişe birdi onun gözüne iki göründü. Şişeyi kırınca ne o şişe kaldı, ne öbürü!<br />
Hiddet ve şehvet insanı şaşı yapar; doğruluktan ayırır.<br />
Garez gelince hüner örtülür. Gönülden, göze, yüzlerce perde iner.<br />
335. Kadı kalben rüşvet almaya karar verince zâlimi, ağlayıp inleyen mazlûmdan nasıl ayırtedebilir<br />
Padişah, yahudice kininden dolayı öyle bir şaşı oldu ki aman Ya Rabbi, aman!<br />
Musa dininin koruyucusuyum, arkasıyım diye yüz binlerce mazlûm mümin öldürttü.<br />
<br />
Vezirin padişaha hile öğretmesi<br />
Padişahın öyle yol vurucu, öyle hilekâr bir veziri vardı ki hile ile suyu bile düğümlerdi.<br />
Dedi ki: “Hıristiyanlar, canlarını korurlar ve dinlerini padişahtan gizlerler.<br />
340. Onları az öldür, çünkü öldürmede fayda yok, Dinin kokusu çıkmaz; misk ve öd ağacı değil ki!<br />
Yüz tane kılıf içinde gizli sırdır. Dışı, sana malûmdur ama içi aksine.”<br />
Padişah : “Peki söyle bakalım, ne yapalım; bu hususta ne hile ve tezvirde bulunalım, çaresi ne<br />
Ne yapalım ki dünyada ne açık dindar, ne gizli din tutar bir Hıristiyan kalmasın” dedi<br />
Vezir dedi ki: “Bana gazebederek hükmet, kulağımı elimi kestir; burnumu, dudağımı yardır!<br />
340. Ondan sonra beni dar ağacına götür. O esnada bir şefaatçi suçumun affını dilesin.<br />
Bu işi dört yol ağzı bir yerde, tellâl pazarında yaptır.<br />
Ondan sonrada beni, huzurundan uzak bir şehre sür ki ben, onların arasına yüz türlü din kayıtsızlığı sokayım.<br />
Vezirin Hıristiyanlara hilesi<br />
Bu halde diyeyim ki: ben gizli Hıristiyanım; ey sır bilen Tanrı; sen benim gönlümü bilirsin!<br />
Padişah, benim imanımı anladı; taassuptan dolayı canıma kasdetti.<br />
350. Dinimi padişahtan saklamak, onun dininden görünmek istedim.<br />
Padişah, benim sırlarımdan bir koku sezdi. Sözlerim huzurunda kusurlu göründü.<br />
Dedi ki: “ Senin sözlerin, içinde iğne olan ekmek gibidir. Benim gönlümden senin gönlüne pencere var.<br />
Ben, o pencereden halini gördüm; artık lâfını dinleyemem.”<br />
Eğer İsa’nın ruhaniyeti bana imdat etmeseydi o, yahudicesine beni parça parça ederdi .<br />
355. İsa için başımla oynar, canımı verir ve bunu canıma yüz binlerce minnet bilirim.<br />
İsa’dan canımı sakınmam, fakat onun din bilgisine iyiden iyiye vâkıfım.<br />
O pâk dinin cahiller arasında mahvolması, bana dokunmakta.<br />
Allah’ya, İsa’ya şükrolsun ki biz, bu hak dine yol gösterici olduk.<br />
Belimizi zünnarla bağladığımızdan beri Yahudiden ve Yahudilikten kurtulduk.<br />
360. Ey halk; devir, İsa’nın devridir. Onun dininin sırlarını candan dinleyin!”<br />
*Vezir, bu hileyi, padişaha sayıp dökünce padişahın gönlünden endişeyi tamamiyle giderdi.<br />
Padişah, vezire, vezir ne dediyse yaptı.Halk, bu gizli ve hakikati meçhul hileden dolayı şaşırıp kaldı.<br />
Onu Hıristiyanların oturdukları tarafa sürdü.Vezir de ondan sonra halkı davete başladı.<br />
Hıristiyanların vezirin hilesine inanmaları<br />
Yüz binlerce Hıristiyan, azar azar ozun etrafına toplandı.<br />
O, onlara gizlice İncil’in, zünnarın ve namazın sırrını anlatmaktaydı.<br />
365. Görünüşte din hükümlerini anlatıyordu; fakat bu anlatış, hakikatte onları avlamak için ıslık ve tuzaktı.<br />
Bunun için (gizli hileyi anlamak müşkül olduğundan) bazı Eshab, Peygamber’den, azgın ve hilekâr nefsin hilesini sorarlar;<br />
“ Nefis, ibadetlere ve candan gelen ihlâsa gizli garezlerden ne karıştırır ” derlerdi.<br />
Peygamber’den ibadetin faziletini ve sevabını arayıp sormazlar;”Apaçık ayıp hangisidir ”diye kötü huyları sorarlardı.<br />
Gülü, kerevizden fark edercesine kıldan kıla,zerreden zerreye nefis hilesini tanır, bilirlerdi.<br />
370. Eshab’ın kılı kırk yaranları, umumiyetle o vaız ve beyana hayran olurlardı.<br />
Hıristiyanların vezire uymaları<br />
<br />
Hıristiyanlar tamamıyla ona gönül verdiler. Zaten avamın taklidinin kuvveti ne olabilir ki<br />
Kalplerinin içine onun muhabbetini ektiler, onu İsa’nın halifesi sandılar.<br />
O ise hakikatte tek gözlü melûn Deccâl’dı. Ey Tanrı, feryadımıza yetiş; sen ne güzel yardımcısın!<br />
Ey Tanrı, yüz binlerce tuzak ve yem var, bizler de yemsiz kalmış halis kuşlar gibiyiz.<br />
375. Her an yeni bir tuzağa tutuluyoruz, istersek her birimiz, birer doğan ve simurg olalım.<br />
Sen bizi her zaman tuzaktan kurtarmaktasın. Ey gani ve müstağnî Tanrı, biz yine bir tuzağa doğru gitmekteyiz!<br />
Biz bu ambarda buğday biriktirmede, toplanan buğdayı yine kaybetmekteyiz.<br />
Biz, bu vahşi mahlûklar topluluğu, düşünmüyoruz ki buğdayın noksanlaşması farenin hilesindendir.<br />
Fare, ambarımızı deldikçe, hilesinden ambar harab olmuştur.<br />
380. Ey can, önce farenin şerrini defet, sonra buğday biriktirmeye çalış, çabala!<br />
O büyükler büyüğünün haberlerinden birini dinle: “Huzuru kalb olmadıkça namaz tamam olmaz.”<br />
Eğer bizim ambarımızda hırsız bir fare yoksa kırk yıllık ibadet buğdayı nerde<br />
Her günlük azar azar sadikane ibadet taneleri niçin bu ambarımızda toplanmıyor<br />
Çakmak demirinden birçok ateş yıldızı sıçradı, o yanmış gönül, onları kabul edip çekti.<br />
385. Ama karanlıkta bir hırsız, gizlice kıvılcımlara parmak basmakta.<br />
Onları, felekte bir çırağ parlamasın diye, birer birer söndürmekte.<br />
*İnayetlerin bizimle oldukça o bayağı hırsızdan bize nice ve ne vakit korku olabilir<br />
Bir adımda binlerce tuzak olsa, sen bizimle oldukça hiç gam yok!<br />
Her gece ten tuzağından ruhları kurtarmakta, tahtaları sökmektesin.<br />
Ruhlar, her gece bu kafesten kurtulurlar, ne kimsenin hâkimi,ne de mahkûmu olmayarak feragate ulaşırlar.<br />
390. Geceleyin zindandakilerin izndandan haberleri yoktur, sultana mensup davetliler, geceleyin devletten haberdar değildirler.<br />
Ne gam var, ne kâr ve ne zarar düşüncesi.Ne bu filân kadının hayali, ne o filân erkeğin kuruntusu!<br />
Ârifin hali , uyanıkken de budur, Tanrı”onlar uykudadırlar” dedi, bunu inkâr etme.<br />
Onlar, gece gündüz dünya ahvalinden uykudadırlar;Rabb’in elinde evirip çevirdiği kalem gibidirler.<br />
Yazı esnasında eli görmeyen kimse, kalemin hareketini, kalemden sanır.<br />
395. Tanrı, ârifin bu halinden halka pek az bir miktarını gösterdi; halkı ise hisse mensup uyku kapladı (gaflete dalıp ârifi anlamadılar).<br />
Onların canı:sırrına akıl almaz sahraya gitti.Ruhlarıda istirahatte, bedenleri de.<br />
Sonra tekrar bir ıslıkla onları tuzağa çeker, hepsini teklif kaydine düşürürsün.<br />
*Sabah vaktinin nuru baş kaldırıp feleğin altın gerkesi kanat çırpınca,<br />
Sabahı zuhura getiren, İsrafil gibi, herkesi o diyardan sûret âlemine getirir;<br />
Yayılmış ruhları cisim yapar, her cismide tekrar gebe bırakır.<br />
400. Can atlarını eğersiz kor; bu, “uyku ölümün kardeşidir”sırrıdır.<br />
Fakat gündüzün geri gelmeleri için ayaklarını uzun bir bağla bağlar.<br />
Tâ ki o çayırdan, onu geri çeke ve otlaktan yine yük altına getire.<br />
Keşki Eshâb-ı Kehf gibi, yahut Nûh’un gemisi gibi bu ruhu koruyaydı.<br />
Da bu fikir, bu göz ve kulak;şu uyanıklık ve akıl tufanından kurtulaydı.<br />
405. Dünyada nice Eshab-ı Kehf vardır ki bu zamanda senin yanıbaşında ve önündedir.<br />
Mağara da , dost da onunla terennüm etmektir. Ne fayda, senin gözünde ve kulağında mühür var<br />
Halifenin Leylâ’yı görmesi<br />
Halife, Leylâ’ya dedi ki:”Sen o musun ki Mecnun, senin aşkından perişan oldu ve kendini kaybetti.<br />
Sen başka güzellerden güzel değilsin. ” Leyla, “Sus, çünkü sen Mecnun değilsin” diye cevap verdi.<br />
Uyanık olan daha ziyade uykudadır. Onun uyanıklığı uykusundan beterdir.<br />
<br />
410. Canımız Hak ile uyanık olmazsa uyanıklık, bizim için iki dağ arasındaki boğaz ve geçit gibidir.<br />
Canın; her gün hayalin tekmesini yemeden, ziyandan, faydadan, elden çıkarma, kaybetme korkusundan.<br />
Ne temizliği kalır, letâfeti, ne kuvveti, ne de göklere çıkacak yolu!<br />
Uyumuş ona derler ki o, her hayalden ümitlenir, onunla konuşur;<br />
Uykuda Şeytan’ı Hûri gibi görür, sonra şehvetle Şeytan’a erlik suyu döker.<br />
415. Nesil tohumunu çorağa dökünce uyanır, kendine gelir, hayalde ondan kaçar.<br />
O rüyadan elde ettiği baş ağrısı, sersemlik beden pisliğidir. Ah, o zâhirde görünen, hakikatte görünmeyen, aslı olmayan hayalden!<br />
Kuş havadadır, gölgesi yerde kuş gibi uçar görünür.<br />
Ahmağın biri, o gölgeyi avlamaya kalkışır, takati kalmayıncaya kadar koşar.<br />
O gölgenin havadaki kuşun aksi olduğundan; o gölgenin aslının nerde bulunduğundan haberi yok!<br />
420. Gölgeye doğru ok atar. Bu araştırma yüzünden okluk bomboş kalır.<br />
Ömrünün okluğu boşaldı. Ömür gitti; gölge avı ardında koşmada yandı eridi!<br />
Bir kişinin dadısı, Allahgölgesi olursa onu gölgeden ve hayalden kurtarır.<br />
Allah’ya kul olan, Allahgölgesidir. O bu âlemden ölmüş, Allahile dirilmiştir.<br />
Fırsatı kaçırmadan ve şüphe etmeksizin onun eteğine sarıl ki âhir zamanın sonundaki fitnelerden kurtulasın.<br />
425. Allahgölgeyi nasıl uzattı (âyeti) evliyanın nakşidir. Çünkü velî , Allahgüneşi nurunun delilidir.<br />
Bu yolda bu delil olmaksızın yürüme, Halil gibi “Ben batanları sevmem ” de!<br />
Yürü, gölgeden bir güneş bul. Şah Şems-i Tebrîzî’nin eteğine yapış!<br />
Bu düğün ve gelinin bulunduğu yerin yolunu bilmezsen Hak ziyası Hüsameddin’den sor!<br />
Haset, yolda gırtlağına sarılırsa... bil ki İblis’in tuğyanı hasettedir.<br />
430. Çünkü o, haset yüzünden Âdem’den arlanır... Kutlulukla haset yüzünden savaşır.<br />
Yolda bundan daha güç geçit yoktur. Ne kutludur o kişi ki yoldaşı, haset değildir.<br />
Bu beden, haset evi olagelmiştir. Soy sop hasetten bulaşık bir hale düşer.<br />
Ten haset evidir ama Tanrı, o teni tertemiz etmiş, arıtmıştır.<br />
“Evimi temizleyin” “âyeti” beden temizliğini bildirir. Bedenin tılsımı toprağa mensupsa da hakikatte nur definesidir.<br />
435. Sen (hakikatte) teni olmayana hile ve haset edersen o hasetten gönül kararır.<br />
Allaherlerinin ayakları altına toprak ol! ,bizim gibi sen de hasedin başına toprak at!<br />
Vezirin haset etmesi<br />
O vezirciğin yaratılışı hasettendi, onun için abes yere kulağını, burnunu yele verdi!<br />
O ümitle ki haset iğnesinden akan zehirle mahzunları tâ canlarından zehirliye.<br />
Hasetten burnunu koparan kişi, kendisini kulaksız ve burunsuz bırakır.<br />
440. Burun, odur ki bir koku alsın ve kokuda, koku alanı bir yüzün bulunduğu tarafa götürsün.<br />
Kim koku almazsa burunsuzdur, koku da ancak din kokusudur.<br />
Bir koku alıp onun şükrünü eda etmiyen kimse, küfranı nimet etmiş ve kendi burnunu mahveylemiştir.<br />
Hem şükret, hem şükredenlere kul ol. Onların huzurunda ölerek ebedî hayat kazan!<br />
Vezir gibi sermayeyi, yol vuruculuktan edinme. Allahkullarını namazdan menetme.<br />
445. O kâfir vezir, din nasihatçisi olarak hile ile badem helvasına sarımsak karıştırmıştı!<br />
Vezirin hilesini aklı eren Hıristiyanların anlaması<br />
Zevk sahibi olanlar onun sözünde acılık karışmış bir tat sezdiler.<br />
O, garezle karışık lâtif sözler söylemekte, gül sulu şeker şerbetinin içine zehir dökmekteydi.<br />
Sözünün dış yüzü, yolda çevik ol, diyordu. Ardından da cana, gevşek ol demekteydi.<br />
Gümüşün dışı ak ve berraksa da el ve elbise ondan katran gibi bir hale hale gelir.<br />
450. Ateş, kıvılcımlarıyla kızıl çehreli görünürse de onun yaptığı işin sonundaki karanlığa bak!<br />
Yıldırım, bakışta sâf bir nurdan ibaret görünür; (fakat) göz nurunu çalmak (gözü kamaştırmak) onun hassasıdır.<br />
Vezirin sözleri, uyanık ve zevk sahibi olanlardan başkaları için bir boyun halkasıydı (onun sözlerini kabul etmişler,ona uymuşlardı).<br />
Vezir, padişahtan altı ay ayrı kaldı, bu müddet zarfında İsa’ya uyanlara penah oldu.<br />
Halk, umumiyetle dinini de, gönlünü de ona ısmarladı. Onun emir ve hükmü önünde herkes, can feda ediyordu.<br />
<br />
Padişahın vezire gizlice haber göndermesi<br />
455. Padişahla onun arasında haber gidip geliyordu. Padişah, ona gizlice vahitlerde bulunuyordu.<br />
*Nihayet muradının hâsıl olması, hıristiyanların toprağını yele vermesi için.<br />
Padişah “Ey devletli vezirim, vakit geldi, kalbini gamdan tez kurtar”diye mektup yazdı.<br />
Vezir de “Padişahım; işte şimdicik İsâ dinine fitneler salma işindeyim” diye cevap verdi.<br />
Hıristiyanların on iki kısmı<br />
Hükümetleri zamanında, İsâ kavminin on iki emîri vardır.<br />
Her fırka bir emîre tâbiydi; kendi beyine tamah yüzünden kul olmuştu.<br />
460. Bu on iki emîrler kavimleri, o kötü vezire bağlanmışlardı.<br />
Hepsi, onun sözüne itimad ediyordu, hepsi onun mesleğine uymuştu.<br />
O, öl, der demez her emîr hemen o anda ölürdü.<br />
Vezirin İncil ahkâmını karıştırması<br />
Vezir, her emîrin adına birer tomar düzdü. Her tomarın yazısı, başka bir olaydı.<br />
Her birinin hükmü başka bir çeşittir. Bu baştan aşağıya kadar ona aykırıdır.<br />
465. Birinde riyazat ve açlık yolunu tövbenin rüknü, Allah’ya dönüşün şartı yapmış.<br />
Birinde “Riyazat faydasızdır, bu yolda cömertlikten başka kurtuluş yoktur” demişti.<br />
Birinde demişti ki: “Senin açlık çekişin, mal verişin mâbuduna şirk koşmadır.<br />
Gam ve rahat zamanında Allah’ya dayanmak ve tamamiyle teslim olmaktan gayri hepsi hiledir, tuzaktır.”<br />
Öbüründe demişti ki: “Vacip olan hizmettir, yoksa tevekkül düşüncesi suçtan ibarettir.”<br />
470. Birinde; “Dindeki emir ve nehiyler, yapmak için değil, aczimizi bildirmek içindir.<br />
Tâ ki onlardan âciz olduğumuzu görelim de Allahkudretini bilelim, anlayalım” demişti.<br />
Öbüründe, “Kendi âczini görme, uyan, kendine gel; o aczi görüş, küfranı nimettir.<br />
Kendi kudretini gör ki bu kudret ondandır.<br />
Kudretini, onun nimeti bil ki, kudret odur” demişti.<br />
Birinde demişti ki: “Bu ikisinden de geç, nazarına her ne sığarsa put olur!”<br />
475. Öbüründe; “Bu mumu söndürme ki bu görüş, meclise mum mesabesindedir.<br />
Eğer nazardan ve hayalden geçersen gece yarısı visâl mumunu söndürmüş olursun” demişti.<br />
Birinde demişti ki: “Söndür, hiç korkma ki yüz binlerce karşılığını göresin.<br />
Çünkü nazar mumunu söndürmekle can mumu artar, kuvvet bulur. Sabrının yüzünden Leylâ’n Mecnun olur!<br />
Kim, zâhitliği yüzünden dünyayı terk ederse dünya onun önüne çok, daha çok gelir!”<br />
480. Başka birinde; “Hak sana ne verdiyse onu icat ederken tatlılaşmış.<br />
Kolaylaştırmıştır. Onu güzelce al; kendini zahmete sokma” demişti.<br />
Birinde demişti ki: “Kendine ait olanı terk et, çünkü tabiatının kabul ettiği, merduttur, kötüdür.<br />
Birbirine aykırı yollar, nefse kolaydır, herkese bir din, can olmuştur.<br />
Eğer Hak’kın din işlerini kolaylaştırması, doğru bir yol olsaydı her yahudi ve mecusi, Allah’yı duyar, anlardı” demişti.<br />
485. Öbüründe demişti ki: “Kolay, odur ki gönlü hayatı ve canın gıdası ola.<br />
Tabiatın hoşlandığı her şey, vakti geçince, çorak yere ekilmiş tohum gibi mahsul vermez.<br />
Onun mahsulü, pişmanlıktan başka bir şey olmaz; onun kazancı, sahibine ziyandan başka bir şey getirmez.<br />
O zevk, sonunda da önünde olduğu gibi kolay ve hoş görünmez; nihayette adı güç olur, güçlenmiş bir hale gelir.<br />
Sen güçleştirilmişle, kolaylaştırılmışı, birbirinden ayırdet; bunun yüzünü de sonuna nazaran gör, onun yüzünü de sonuna nazaran.”<br />
<br />
490. Bir tomarda da; “Bir üstad ara. Âkıbeti görme hassasını nesepte (şunun bunun soyundan gelmiş olmakta ve bununla öğünende)<br />
bulamazsın.<br />
Her çeşit din sâlikleri üstad aramaksızın, peygamberlere tâbi olmaksızın işlerin âkibetlerini gördüler, kendi akıllarınca netice hakkında<br />
istidlâllerde bulundular da bu yüzden hata ve dalâlete düştüler.<br />
Âkıbet görme; elle dokunmuş, örülmüş değildir. Böyle olsaydı dinlerde nasıl ayrılık olurdu ” demişti.<br />
Bir tanesinde demişti ki: “Usta da sensin; çünkü ustayı da sen tanırsın.<br />
Er ol, erlerin maskarası olma; kendi başının çaresine bak sersemleşme.”<br />
495. Bir diğerinde; “Bunların hepsi birdir. İki gören kimse şaşı adamcağızdır” demiş.<br />
Bir tomarda da; “Yüz, nasıl bir olur, bunu kim düşünür, meğer ki deli olsun!<br />
Bunların her biri, öbürünün zıddıdır. Gayrı zehirle şeker nice bir olur<br />
Zehirden de, şekerden de geçmedikçe vahdet bahçesinden nice koku alabilirsin demişti.<br />
O İsâ dinine düşman olan vezir bu tarz da, bu çeşitte on iki tomar yazdı.<br />
İhtilaf; gidiş tarzındadır, yolun hakikatinde değil<br />
500. O, İsâ’nın bir renkte oluşundan koku almamıştı. O, İsâ küpünün mizacından huy kapmamıştı.<br />
Yüz renkli elbise, İsâ’nın sâf küpünden saba rüzgârı gibi sade ve lâtif bir hale gelir, tek bir renge boyanırdı.<br />
Birlikteki bu tek renklilik, insana usanç ve sıkıntı veren tek renklilik değildir.<br />
Belki o tek renk deniz gibidir, ona dalanlar da balık gibi hayat ve neşe içindedirler.<br />
Karada gerçi binlerce renk var, ama balıkların kurulukla cengi var!<br />
Misal olarak söylenen balık kimdir, deniz nedir ki yüce ve ulu padişah, ona benzesin!<br />
505. Varlık âlemindeki yüz binlerce denizler ve balıklar, o ikram ve ihsan huzurunda secde ederler.<br />
Nice ihsan yağmuru yağdı da deniz, inciler saçıcı bir hale geldi.<br />
Nice kerem güneşi nur saçtı da bulut ve deniz, cömertlik öğrendi.<br />
Suya ve toprağa zatının ışığı vurdu da o sebeple yeryüzü, tane ve tohum kabul eder oldu.<br />
Toprak emindir; ona her ne ekersen ihanet görmeksizin onun cinsini toplar, devşirirsin.<br />
510. Toprak bu eminliği o eminlikten bulmuştur, çünkü adalet güneşi ona nur saçmıştır.<br />
İlkbahar, Hak fermanı getirmedikçe, toprak sırrını nice açığa vurur<br />
O, öyle bir cömert ve vericidir ki bu haberleri, bu eminliği ve bu doğruluğu bir cemada , kuru yeryüzüne vermiştir.<br />
Fâzıl ve ihsanı, kuru toprağı haberdar eder, kahır ve celâli de akıllı insanları kör eyler.<br />
Canda, gönülde o coşmaya takat yoktur. Kime söyliyeyim Cihanda bir tek kulak yok!<br />
515. Nerede bir kulak varsa; onun yüzünden, göz oldu. Nerede bir taş varsa; onun lûtfiyle yeşim taşına döndü.<br />
Kimyayı meydana getiren o dur, kimya ne oluyor ki Mucize bağışlayıcıdır, simya ne oluyor ki<br />
Benim bu öğüşüm, öğmeyi terk etmenin ta kendisidir; çünkü bu öğüş, varlık delilidir, varlık ise hatadır.<br />
Onun varlığına karşı yok olmak gerektir: onun huzurunda varlık nedir Mânasız bir şeyden ibarettir!<br />
Varlık kör olmasaydı... Ondan erirdi, güneşin hararetini tanır, anlardı.<br />
520. Bu zâhiri vucudun Allah’ın varlığıyla var olduğunu bilmemesi körlüğüne delildir.<br />
Vezirin bu hilede ziyana uğraması<br />
Padişah gibi vezir de cahil ve gafildi. Varlığı vacip olan Kadim Allahile pençeleşiyordu.<br />
Öyle kudretli bir Allahile pençeleşiyordu ki bir anda yoktan bu âlem gibi yüz tanesini var eder.<br />
Senin gözüne kendini görmek hassasını verince nazarında âlem gibi yüzlerce âlem meydana getirir.<br />
Her ne kadar dünya senin yanında azametli ve nihayetsizse de bil ki kudrete karşı bir zerre bile değildir.<br />
525. Zaten bu âlem sizin canlarınızın hapishanesidir; uyanın, o tarafa gidin! Zira o taraf sizin sahranız, mesire yerinizdir.<br />
Bu âlemin hududu vardır, o âlem ise esasen hadsizdir. Nakış ve sûret, o mânaya settir, mâniadır.<br />
Firavun’un yüz binlerce mızrağını tek bir Musa’nın bir tanecik asâsıyla kırdı.<br />
Yüz binlerce Câlînus’un yüz binlerce hekimlik hünerleri vardı; İsâ’nın ve nefesinin yanında bâtıl oldu.<br />
Yüz binlerce şiir defterleri vardı, bir tek Ümmi’nin kitabına karşı ayıp ve âr haline geldi.<br />
<br />
530. Aşağılık olmayan kişi böyle galip Allahhuzurunda niçin ölmesin*<br />
Çok dağ gibi gönüller kopardı. Kurnaz kuşu, iki ayağından asakoydu.<br />
Akıl ve zekâda kemale ermekle Allah’ya varılmaz. Padişahın fazıl ve ihsanı aczini bilen kişiden başkasını kabul etmez.<br />
Hey gidi hey... Çok köşe, bucak kazıcı ve hazine doldurucular; o kurup duran kişiye, o öküze (vezire) maskara oldular.<br />
Öküz kimdir ki sen onun maskarası olasın. Toprak nedir ki sen onun otu olasın.<br />
535. Bir kadının kötü işten yüzü sararınca, utanınca Tanrı, onu çarpıp Zühre yıldızı yaptı.<br />
Bir kadını Zühre yapmak çarpma oldu da balçık haline geliş, çarpılma değil midir Be inatçı !<br />
Ruh, seni en yüksek göklere çıkarırken sen en aşağılıklara, su ve çamura doğru gittin.<br />
Akılların bile imrendiği öyle bir varlığı, bu alçaklık yüzünden değiştin.<br />
Şimdi bak, bu senin kendini çarpman nasıl O çarpılma yanında bu, gayet aşağı.<br />
540. Himmet atını yıldız cihetine sürdün, nücum ilmi ile uğraştın da secde edilmiş Âdem’i tanımadın!<br />
Ey hayırsız evlât! Nihayet sen Âdemoğlusun, ne vakte dek alçaklığı şeref sayarsın.<br />
Niceye dek “ben âlemi zaptedeyim, bu cihanı kendi varlığımla doldurayım” dersin<br />
Dünyayı baştanbaşa kar kaplasa güneşin harareti, bir görünüşte onu eritir.<br />
O vezirin vebalini de, daha onun gibi yüz binlercesinin vebalini de Allahbir kıvılcımla yok eder.<br />
545. O, aslı olmayan hayelleri, tamamıyla hikmet yapar; o, zehirli suyu şerbet haline getirir.<br />
O zan ve şüphe doğuran sözleri, hakikat ve yakîn haline getirir. Kin ve adavet sebeblerinden dostluk ve muhabbet belirtir.<br />
İbrahim’i ateş içinde besler; korkuyu, ruhun emniyeti ve selâmeti yapar.<br />
Onun sebep yakıcılığına hayranım. Onun hayallerinde Sofestâî gibiyim!<br />
Hıristiyanları azdırmak hususunda vezirin başka bir hile kurması<br />
O vezir kendince başka bir hile kurdu. Vaiz ve nasihati bırakıp halvete girdi.<br />
550. Müritleri yakıp yandırdı. Tam kırk, elli gün halvette kaldı.<br />
Halk onun iştiyakından, hal ve tavrı ile sözünden, sohbetinden uzak düştükleri için deli oldular.<br />
Onlar yalvarıp sızlanıyorlardı, vezir ise halvette riyazattan iki büklüm olmuştu.<br />
Hepsi birden ”Biz sensiz kötü bir hale düştük, karışıklık içindeyiz. Değneğini yeden birisi olmadıkça körün ahvali ne olur<br />
İnayet et. Allah için olsun, bundan ziyade bizi kendinden ayırma!<br />
555. Bizler çocuk gibiyiz, sen bize dadısın; sen bizim üzerimize o gölgeyi döşe” demişlerdi.<br />
Vezir dedi ki: “Ruhum dostlardan uzak değildir. Fakat dışarı çıkmaya izin yok.”<br />
Emirler rica ve şefaate, müritler dil uzatmaya başladılar:<br />
“Ey kerem sahibi! Bu ne kötü talih ki sensiz gönülden de yetim kalmışızdır, dinden de.<br />
Sen bahaneler ediyorsun, biz ise dertle yürek yangınlığından soğuk soğuk ah edip duruyoruz.<br />
560. Biz senin sohbetine alışmışız. Biz senin hikmet sütünle beslenmişiz.<br />
Allah aşkına bize bu cefayı yapma; lûtfet, bugünü yarına bırakma!<br />
Gönlün razı olur mu, âşıkların, âkıbet istifadesiz kalsınlar<br />
Hepsi de karadaki balık gibi çırpınıyorlar. Suyu aç, ırmağın bendini yık!<br />
Ey zamanede nazîri olmayan zat ! Allah aşkına halkın imdadına yetiş!”<br />
Vezirin müritleri defetmesi<br />
565. Vezir dedi ki: “Dikkat ediniz, ey dedikodu düşkünleri! Dilden çıkan ve kulakla duyulan zâhiri vaizleri arayanlar!<br />
Bu aşağılık duygu kulağına pamuk tıkayın, ten gözünden duygu başını çözün!<br />
O gizli kulağın pamuğu, baş kulağıdır, bu kulak sağır olmadıkça o can kulağı sağırdır.<br />
Hissiz, kulaksız, fikirsiz olur ki “İrciî - Tanrına geri dön” hitabını işitesiniz.<br />
Sen uyanıklık dedikodusunda oldukça uyku sohbetinden nasıl olur da bir koku alabilirsin!<br />
570. Bizim sözümüz işimiz, hariçte yürümektedir. Bâtınî yürümek ise gökler üzerinde olur.<br />
Cisim, kuruluğu (bu âlemi) gördü, çünkü kuruluktan (bu âlemden) doğdu; can İsâ’sı, ayağını denize attı.<br />
Kuru cismin yürümesi, kuruya düştü, ama canın yürümesine gelince: Ayağını denizin ta ortasına bastı.<br />
Ömür kuruluk yolunda; gâh dağ, gâh deniz, gâh ova aşarak geçip gittikten sonra...<br />
Abıhayatı, nerede bulacaksın; deniz dalgalarını nerede yaracaksın<br />
<br />
575. Kara dalgası, bizim kuruntularımız, anlayışımız ve fikrimizdir. Deniz dalgası ise kendinden geçiş, sarhoşluk ve yokluktur.<br />
Sen bu sarhoşlukta oldukça o sarhoşluktan uzaksın. Bundan sarhoş oldukça o kadehten nefret eder durursun.<br />
Zâhir dedikodusu toz gibidir. Kulak gibi bir müddet dinlemeyi âdet edin!”<br />
Müritlerin, halveti terk et diye tekrar ısrarla yalvarışları<br />
Hepsi dediler ki: “Ey bahane arayan hakîm bu cefayı bize reva görme!<br />
Hayvana takati derecesinde yük yüklet. Zayıflara iktidarları nispetinde iş havale et!<br />
580. Her kuşun yiyeceği lokma, kendine göredir. Nasıl olur da her kuş bir inciri (bütün olarak) yutabilir<br />
Çocuğa süt yerine ekmek verirsen zavallı yavruyu o ekmek yüzünden öldü bil!<br />
Ondan sonra dişleri çıkınca kendi kendine onun içi ekmek ister.<br />
Henüz kanadı çıkmayan kuş uçmaya kalkışırsa her yırtıcı kedinin lokması olur.<br />
Ama kanatlanınca o kendisinden teklifsizce, iyi ve kötü ıslık olmaksızın uçar.<br />
585. Senin sözün Şeytan’ı susturur, senin lûtuf ve keremin, bizim kulağımıza akıl ve fehim verir.<br />
Söyleyen, sen olunca kulağımız, tamam akıldan ibarettir. Madem ki deniz sensin, kurumuz da denizdir!<br />
Ey (sekizinci gökteki) Simak burcundan (denizin dibindeki) balığa kadar her şey, kendisinden nurlanmış olan!<br />
Seninle olunca yer, bize gökten daha iyidir. Sensiz, biz göğün tâ üstünde bile karanlık içindeyiz. Ey ay! Gayrı bu felek, nedir ki seninle<br />
mukayese edilebilsin<br />
Göklerin sûreta yüksekliği var. Mâna yüzünden yükseklik, temiz ruhundur.<br />
590. Sûreta yükseklik, cisimlerindir, fakat mâna huzurunda cisimler, isimlerden ibarettir.<br />
Vezirin “ Halveti terk etmem “ diye cevap vermesi<br />
Vezir dedi ki: “Delillerinizi kısa kesiniz; nasihatimi, can ve gönülden dinleyiniz.<br />
Emin isem, emin adam ittiham edilmez göğe ver desem bile!<br />
Eğer ben mahzı kemâl isem kemâli inkâr nedir Değilsem bu zahmet, bu eziyet ne oluyor<br />
Ben bu halvetten çıkmayacağım çünkü, kalp ahvali ile meşgulüm.”<br />
Müritlerin vezire yalvarması<br />
595. Hepsi birden dediler ki: “Ey vezir, inkâr etmiyoruz, bizim sözümüz ağyarın sözü gibi değildir.<br />
Ayrılığından göz yaşlarımız akmakta, canımızın tâ içinden ahu vahlar coşmakta!”<br />
Çocuk dadı ile kavga etmez. Gerçi ne kötüyü bilir ne iyiyi... Fakat boyuna ağlar durur!<br />
Biz çenk gibiyiz sen mızrak vurmaktasın; inleme bizden değil, sen inliyorsun!<br />
Biz ney gibiyiz, bizdeki nağme senden. Biz dağ gibiyiz, bizdeki seda senden.<br />
600. Kazanıp kaybetmede satranç oyunu gibiyiz; ey huyları güzel! Bizim kazanıp kaybetmemiz sendendir.<br />
Ey bizim canımıza can olan! Biz kim oluyoruz ki seninle ortada olalım, görünelim!<br />
Biz yokuz. Varlıklarımız, fâni sûretle gösteren Vücud-u Mutlak olan sensin.<br />
Biz umumiyetle aslanlarız ama bayrak üstüne resmedilmiş aslanlar! Onların zaman zaman hareketleri, hamleleri rüzgârdandır.<br />
605. Hareketimiz de, varlığımız da senin vergindir. Varlığımız umumiyetle senin icadındır.<br />
Yoksa, varlık lezzetini gösterdin. Yok olanı kendine âşık eylemiştin!<br />
O İn’am ve ihsanın lezzetini... mezeyi, şarabı ve kadehi esirgeme!<br />
Esirgersen kim arayıp tarıyabilir Nakış nakkaşla nasıl mücadele eder<br />
Bize, bizim ef’alimize bakma; kendi ikramına, kendi cömertliğine bak!<br />
610. Biz yoktuk, mücadelemiz de yoktu. Senin lûtfun bizim söylenmemiş sırlarımızı da işitiyordu.<br />
Nakış, nakkaşın ve kaleminin huzurunda ama karnındaki çocuk gibi âciz ve eli bağlıdır.<br />
Kudret huzurunda bütün âlem mahlûkları, iğne önünde gergef gibi âcizdir.<br />
Kudret gergefe bazen şeytan resmi, bazen insan resmi işler; gâh neşe, gâh keder nakşeder.<br />
Gergefin eli yok ki onu def’ için kımıldatsın; dili yok ki fayda, zarar hususunda ses çıkarsın.<br />
<br />
615. Sen beytin tefsirini Kur’an’dan oku Allah“Attığın zaman sen atmadın” dedi.<br />
Biz bir ok atarsak, atış, bizden değildir. Biz yayız, o yayla ok atan Allah’dır.<br />
Bu “cebir” değil, cebbarlığın mânasıdır. Cebbarlığı anış da, ancak Allah’ya tazarru ve niyaz içindir.<br />
Bizim figanımız muztar ve kudretsiz olduğumuzun delilidir. Yaptığımızdan utanmamız da elimizde ihtiyar olduğuna delildir.<br />
Yapıp yapmamada ihtiyarımız varsa utanma ne Bu acıklanma, bu utanış, bu teeddüp ne<br />
620. Hocaların şakirtleri terbiye etmesi niçin; fikir, neden tedbirlerden tedbirlere dönüyor<br />
Eğer sen: “O, cebirden gafildir. Hak’ka mensup olan ay, bulutta yüzünü gizliyor” dersen,<br />
Buna hoş bir cevap var; dinlersen küfürden geçer, dini tasdik eder, bana tâbi olursun:<br />
Hasret ve figan, hastalık zamanındadır. Hastalık zamanı tamamı ile uyanıklık zamanıdır.<br />
Hasta olduğun zaman günahından istiğfar eder durursun.<br />
625. Sana günahın çirkinliği görünür; iyileşince yola geleyim diye niyet edersin.<br />
Bundan sonra kulluktan başka bir iş ihtiyar etmiyeyim diye ahdeylersin.<br />
Şu halde bu yakinen anlaşıldı ki hastalık sana akıllılık, bahşediyor.<br />
Ey asıl arayan kimse! Şu aslı bil ki kimde dert varsa o, koku almış, dermana ermiştir.<br />
Kim daha ziyade uyanıksa o daha ziyade dertlidir. Kim işi daha iyi anlamışsa onun benzi daha sarıdır.<br />
630. Hak’kın cebrinden agâh isen feryadın nerede Cebbarlık zincirini görüşün hani<br />
Zincire bağlanan nasıl olur da neşelenir Hapiste esir olan nasıl hürlük eder<br />
Eğer ayağını bağladıklarını, başına padişah çavuşlarının dikildiğini görüyorsan.<br />
Gayrı sende âcizlere çavuşluk etme. Çünkü bu vazife âcizlerin huyu ve tabiatı değildir.<br />
Madem ki görmüyorsun; Allah’nın cebrinden bahsetme! Görüyorsan hangi gördüğünün nişanesi<br />
635. Hangi bir işe meylin varsa o işte kendi kudretini apaçık görür durursun;<br />
Hangi işe meylin ve isteğin yoksa... Bu, Allah’dandır diye kendini Cebrî yaparsın!<br />
Peygamberler, dünya işinde Cebrîdirler, kâfirler de ahiret işinde.<br />
Peygamberlerin, ahiret işinde ihtiyarları vardır, cahillerin de dünya işinde.<br />
Zira her kuş, kendi cinsinin bulunduğu yere gider, bedeni, geride uçmaktadır, canı daha tez, daha ileri gitmekte!<br />
640. Kâfirler “Siccin” cinsinden olduklarından dünya zindanına rahat rahat gelmişlerdir.<br />
Peygamberler, (İlliyyi) cinsinden olduklarından can ve gönül İlliyyine doğru gitmişlerdir.<br />
Bu sözün sonu yoktur, fakat biz yine dönüp o hikâyeyi tamamlayalım:<br />
Vezirin, halveti terk etmede müritleri ümitsiz bırakması<br />
Vezir içerden seslendi: “Ey müritler, benden size şu malûm olsun.<br />
Ki İsâ bana “Hep yakınlarından, arkadaşlarından ayrıl, tek ol,<br />
645. Yüzünü duvara çevirip yalnızca otur, kendi varlığından da halveti ihtiyar et” diye vahyetti.<br />
Bundan sonra konuşmaya izin yok, bundan sonra dedikodu ile işim yok.<br />
Dostlar, elveda! Ben öldüm, yükümü dördüncü göğe ilettim.<br />
Bu suretle de ateşe mensup feleğin altında zahmet ve meşakkatler içinde yanmayalım.<br />
Bundan sonra dördüncü kat gök üstünde, İsâ’nın yanında oturacağım.”<br />
Vezirin her emîri ayrı ayrı veliaht yapması<br />
650. Neden sonra o emîrleri yalnız ve birer birer çağırıp her birine bir söz söyledi.<br />
Her birine “İsâ dininde Allahvekili ve benim halifem sensin,<br />
Öbür emîrler senin tâbilerindir. İsâ, umumunu senin taraftarın ve yardımcın etti.<br />
Hangi emîr, baş çeker, tâbi olmazsa onu tut; ya öldür yahut esir et, hapse at.<br />
Ama ben sağ iken bunu kimseye söyleme, ben ölmedikçe, reisliğe talip olma.<br />
655. Ben ölmedikçe bunu hiç meydana çıkarma. Saltanat ve galebe dâvasına kalkışma.<br />
İşte şu tomar ve onda Mesîh’in hükümleri... Bunu ümmete tasih bir tarzda oku!” dedi.<br />
O, her emîre ayrı olarak şunu söyledi: “Allahdininde senden başka naib yoktur!”<br />
Her birini ayrı ayrı ağırladı. Ona ne söyledi ise buna da onu söyledi.<br />
Her birine bir tomar verdi, her tomar öbürünün zıddını ifade ediyordu.<br />
<br />
660. O tomarların metni “Ya” harfinden “Elif” harfine kadar olan harflerin şekilleri gibi birbirine aykırıdır.<br />
Bu tomarın hükmü, öbürünün zıddıydı, bu zıt diyeti bundan önce bildirdik.<br />
Vezirin halvette kendini öldürmesi<br />
Ondan sonra daha kırk gün kapısını kapadı. Kendisini öldürüp varlığından kurtuldu.<br />
Halk onun ölümünü haber alınca kabrinin üstü kıyamet yerine döndü.<br />
Bir hayli halk onun yası ile saçlarını yolarak, elbiselerini yırtarak mezarı üstüne yığıldı.<br />
665. Arap’tan ,Türk’ten, Rum’dan, Kürt’ten oraya toplananların sayısını da ancak Allahbilir.<br />
Mezarın toprağını başlarına serptiler. Onun derdini yerinde ve dertlerine derman gördüler.<br />
Bir ay ahali, mezarı üstünde gözlerinden kanlı yaşlara yol verdiler. Onun ayrılığı derdinden padişahlar da, büyükler de, küçükler de ah u<br />
figan ediyorlardı.<br />
İsâ Aleyhisselâm ümmetinin emîrlere “ İçinizde veliaht kimdir “ diye sorması<br />
Bir ay sonra halk dedi ki: “Ey ulular! Siz beylerden o vezirin makamına oturacak kimdir.<br />
Ki biz o zatı, vezirin yerine imam ve mukteda tanıyalım. Elimizi de, eteğimizi de onun eline teslim edelim.<br />
670. Madem ki güneş battı ve bizim gönlümüzü dağladı, onun yerine çırağı yakmaktan başka çaremiz yok.<br />
Sevgili, göz önünden kayboldu mu, onun visâlinden mahrum kaldık mı, yerine birisinin vekil olması, birisinin bize yadigâr kalması gerekir.<br />
Gül mevsimi geçip gülşen harap olunca gül kokusunu nereden alalım Gül suyundan!<br />
Ulu Allahaçıkça meydan da olmadığından, bu peygamberler Hakk´ın vekilleridir.<br />
Hayır yanlış söyledim. Vekil ile vekil edeni iki sanırsan (bu) hatadır, iyi bir şey değil.<br />
Sen sûrete taptıkça ikidir. Sûretten kurtulana göre ise birdir.<br />
675. Sûrete bakarsan gözün ikidir. Sen onun nuruna bak ki o birdir.<br />
Bir adam, gözün nuruna bakarsa iki gözün nuru, birbirinden ayırdedilemez.<br />
Bütün peygamberler doğrudur. “ Allahpeygamberlerini birbirinden ayırdetmeyiz<br />
Bir yerde on tane çırağ bulundurulursa görünüşte her biri, öbüründen ayrıdır.<br />
Nuruna yüz çevirirsen şüphesiz ki birinin nurunu öbürlerinden ayırt etmeye imkân yoktur.<br />
680. Yüz tane elma, yüz tane de ayva saysan her biri ayrı ayrıdır. Onları sıkarsan yüz kalmaz, hepsi bir olur.<br />
Mânalarda taksim ve sayı yoktur, ayırma, birleştirme olamaz.<br />
Dostun, dostlarla birliği hoştur. Mâna ayağını tut (ona meylet), sûret serkeştir.<br />
Serkeş sûreti, eziyetle eritip mahveyle ki onun altında define gibi olan vahdeti göresin.<br />
Eğer sen eritmezsen onun (Allah’nın) inayetleri, esasen onu eritir. Ey gönlüm, kulu olan Allah!<br />
685.O, hem gönüllere kendini gösterir, hem dervişin hırkasını diker.<br />
Hepimiz yayılmıştık ve bir cevherdik. Orada başsız ve ayaksızdık;<br />
Güneş gibi bir cevherdik, düğümsüz ve sâftık... su gibi.<br />
O güzel ve lâtif nur sûrete gelince kale burçlarının gölgesi gibi sayı meydana çıktı.<br />
Mancınıkla burçları yıkın ki bu bölüğün arasından ayrılık kalksın.<br />
690. Mutlaka ben bunu açar, anlatırdım, fakat bir fikir bile sürçmesin, (bundan) korkarım.<br />
Nükteler keskin bir çelik kılıç gibidir. Eğer kalkanın yoksa gerisin geriye kaç!<br />
Kalkansız bu elmasın karşısına gelme. Çünkü kılıca, kesmekten utanç gelmez.<br />
Ben bu sebepten kılıcı kına koydum; Ters okuyan birisi, aykırı mâna vermesin.<br />
Hikâyeyi tamamlamaya, doğrular topluluğunun vefakârlığından bahse geldik:<br />
695. O reisin ölümünden sonra kalktılar, yerine bir vekil istedilerdi.<br />
Emîrlerin veliahtlık için savaşları ve birbirlerine kılıç çekmeleri<br />
<br />
O emîrlerin birisi öne düşüp o vefalı kavmin yanına gitti.<br />
Dedi ki: “İşte o zatın vekili; zamanede İsa halifesi benim.<br />
İşte tomar, ondan sonra vekilliğin bana ait olduğuna dair burhanımdır.”<br />
Öbür emîrde pusudan çıkageldi. Hilâfet hususunda onun dâvası da bunun dâvası gibiydi.<br />
700. O da koltuğundan bir tomar çıkardı, gösterdi. Her ikisinin de Yahudi kızgınlığı başladı.<br />
Diğer emîrler de bir bir katar olup (birbirlerinin ardınca dâvaya kalkışıp keskin kılıçlar çektiler.)<br />
Her birinin elinde bir kılıç ve bir tomar vardı; sarhoş filler gibi birbirlerine düştüler.<br />
Yüz binlerce Hıristiyan öldü, bu suretle kesik başlardan tepe oldu.<br />
Sağdan, soldan sel gibi kanlar aktı. Havaya, dağlarcasına tozlar kalktı.<br />
705. O vezirin ektiği fitne tohumları, onların başlarına âfet kesilmişti.<br />
Cevizler kırıldı; içi sağlam olan, kırıldıktan sonra temiz ve lâtif ruha malik oldu.<br />
Ancak ten nakşına ait olan öldürmek ve ölmek, nar ve elmayı kırmak, kesmek gibidir.<br />
Tatlı olan nardenk şerbeti olur, çürümüş olanın ise bir sesten başka bir şeyi kalmaz.<br />
Esasen mânası olan meydana çıkar; çürümüş olan rüsvay olur, gider.<br />
710. Ey sûrete tapan! Türü, mânayı elde etmeye çalış! Çünkü mâna sûret tenine kanattır.<br />
Mâna ehliyle düş, kalk ki hem atâ ve ihsan elde edesin, hem de fetâ olasın.<br />
Bu cisimde mânasız can; hilâfsız, kılıf içinde tahta kılıç gibidir.<br />
Kılıfta bulundukça kıymetlidir. Çıkınca yakmaya yarar bir alet olur.<br />
Tahta kılıcı muharebeye götürme, ah-ü figane düşmemek için önce bir kere kontrol et;<br />
715. Eğer tahtadansa, yürü... başkasını ara; eğer elmassa sevinerek ileri gel!<br />
Elmas kılıç, velîlerin silâh deposundandır. Onları görmek, size kimyadır.<br />
Bütün bilenler, ancak ve ancak bunu böyle demişlerdir: bilen âlemlere rahmettir.<br />
Nar alıyorsan gülen (çatlak) narı al ki onun gülmesi, sana tanesi olduğunu haber versin.<br />
O ne mübarek gülmedir ki can kutusundaki inci gibi, ağızdan gönlü gösterir.<br />
720. Mübarek olmayan gülme, lânetin gülmesidir: Ağzını açınca kalbinin karalığını gösterir.<br />
Gülen nar bahçeyi güldürür. Erler sohbeti de seni erlerden eder.<br />
Katı taş ve mermer bile olsan, gönül sahibine erişirsen cevher olursun.<br />
Temizlerin muhabbetini tâ... canının içine dik. Gönlü hoş olanların muhabbetinden başka muhabbete gönül verme.<br />
Ümitsizlik diyarına gitme, ümitler var. Karanlığa varma güneşler var.<br />
725. Gönül, seni, gönül ehlinin diyarına; ten, seni su ve çamur hapsine çeker.<br />
Agâh ol, bir gönüldeşten gönül gıdasını al, onunla gönlünü gıdalandır. Yürü, ikbali bir ikbal sahibinden öğren!!!<br />
Mustafa salâvatullahi aleyh’in İncil’de anılan iyi vasıflarını ululamaları<br />
İncil´de Mustafa’nın, o Peygamberler başının, o sefa denizinin adı vardı;<br />
Sıfatları, şekli, savaşı, oruç tutuşu ve yiyişi anılmıştı.<br />
Hıristiyan taifesi, o da, o hitaba geldikleri zaman sevap için.<br />
730. Yüce adı öperler; lâtif vasfa yüz sürerlerdi.<br />
Bu söylediğimiz fitne esnasında o taife, fitneden, kargaşalıktan emindiler.<br />
Onlar, o emîrlerin ve vezirin şerlerinden emin olup Ahmed adının sığınağında korunmuşlardı.<br />
Onların nesli de çoğaldı. Ahmed’in nuru, bunlara yardım etti, yâr oldu.<br />
Hıristiyanlardan Ahmed adını hor tutan diğer fırka,<br />
735. Fitnelerden ve o tedbiri de şom, fitnesi de şom vezir yüzünden hor ve kıymetsiz bir hale geldi.<br />
Mânaları ters, sözleri aykırı tomarlara uymalarından dolayı dinleri de müşevveş bir hale geldi, hükümleri de!<br />
Ahmed’in adı böyle yardım ederse acaba nuru nasıl korur<br />
Ahmed adı sağlam bir kapı olunca o emin ruhun zatı ne olur<br />
Vezirin belâsı yüzünden yoldan çıkmış olan o nasihat kabul etmez padişahtan sonra.<br />
İsâ dinini mahva çalışan diğer bir Yahudi padişahının hikâyesi<br />
740. İsa kavminin dinini mahv için aynı Yahudinin neslinden diğer bir padişah meydana çıktı.<br />
<br />
Bu diğer padişahın meydana çıkışını haber almak istersen “Vessemâi zatülburûc” sûresini oku.<br />
Birinci padişahtan doğan kötü âdete bu padişah da ayak uydurdu.<br />
*Bil ki o çeşit sitem ve zulümlerden bu, ne yaparsa Tanrı, günahını artıksız, eksiksiz ilk zâlimden sonra, arar.<br />
Kim fena bir âdet koyarsa ona her an lânet gider durur.<br />
İyiler gittiler, güzel usul ve âdetleri kaldı; kötü adamlardan da zulümler ve lânetler!<br />
745. Kıyamete kadar o kötülerin cinsinden kim vücuda gelse yüzü o kötülüğedir.<br />
Bu tatlı suyla tuzlu su; damar damardır. Halk arasında sûr üfürülünceye dek birbirine karışmadan böylece gider durur.<br />
İyilere tatlı su miras kaldı. O ne mirasıdır “Evrensel kitap” mirası.<br />
Dikkat edersen görür anlarsın ki taliplerin dileği Peygamberlik cevherinin şûleleridir, o şûleleri dilerler.<br />
Şûleler, mücevherlere tâbi olarak parıldar ve dönerler. Şûle, nereden çıkıyorsa, madeni neredeyse oraya gider.<br />
750. Güneş, bir burçtan bir burca gidip durduğundan pencereye vuran ziyası da evin etrafında döner dolaşır.<br />
Kimin bir yıldızla alâka ve merbuyeti varsa o; kendi yıldızıyla döner, dolaşır, o yıldızın tesiri altındadır.<br />
Talihli Zühre ise şevkı, çalıp çağırmayı, aşkı diler, onlara adamakıllı meyli vardır.<br />
Kan dökücü huylu Mirrih’e mensup ise cenk, bühtan ve düşmanlık arar.<br />
Yıldızların ardında yıldızlar vardır ki onlarda ihtirak ve nahis olmaz.<br />
755. Onlar, bu meşhur yedi kat gökten başka diğer göklerde seyir ve hareket ederler.<br />
Birbirlerine bitişik ve birbirlerinden ayrı olmayan bu yıldızlar, Allahnurlarının ışığında dururlar.<br />
Her kimin talihi o yıldızlardan olursa o kimsenin zatı, kâfirleri taşlayıp yakar.<br />
Onun hışmı, bazen galip gelen, bazen mağlûp olan ve tesiri böylece değişerek yürüyen Mirrih’in hışmına benzemez.<br />
Galip nur, noksandan ve karanlıktan emindir. Allahnurunun iki parmağı arasındadır.<br />
760. O nuru, canlara Hak saçtı. Devletliler, onunla eteklerini doldurmuşlardır.<br />
O nur saçısını bulan yüzünü Allah’nın gayrısından çevirmiştir.<br />
Kimin aşk eteği yoksa o nur saçısından nasipsiz kalmıştır.<br />
Cüzülerin yüzü, külle doğrudur. Bülbüllerin aşkı güledir.<br />
Öksüzün rengini dışından, insanın rengini, sarı, kırmızı… her neyse içinden ara!<br />
765. İyi renkler, temizlik küpünden hasıl olur. Çirkinlerin rengiyse, kirli kara sudan meydana gelir.<br />
O lâtif rengin adı “Sıbgatullah-Allahboyası” dır. Bu kirli rengin kokusu ise… Allahlânetidir.<br />
Denizden olan, yine denize gider; nerden gelmişse, yine oraya varır.<br />
Dağ başından, hızlı hızlı akan seller; bizim tenimizden de aşka karışık olarak akıp giden can, aslına gidip kavuşur!<br />
Yahudi padişahının ateş yaktırması, ateşin yanına, kim puta secde ederse ateşten kurtuldu diye bir put diktirmesi<br />
O köpek Yahudi, bak, ne tedbirde bulundu Ateşin yanına bir put dikti.<br />
770. “Kim bu puta taparsa kurtulur. Secde etmeyen, ateşin tam ortasına oturur” dedi.<br />
O, bu nefis putunun cezasını vermeyince nefis putundan, başka bir put doğdu.<br />
Putların anası nefsinizin putudur. Çünkü o put yılan, bu put ejderhadır.<br />
Nefis; demir ve taştan yapılan çakmaktır, put kıvılcımdır. O kıvılcım su ile söner.<br />
Fakat taş ve demir (çakmak), su ile söner mi Âdemoğlu’nda, bu ikisi oldukça ne vakit ve nasıl emin olur<br />
*Taş ve demir, ateşi içlerinde tutarlar, su onların ateşine işleyemez, tesir edemez.<br />
*Irmak suyundan haricî ateş söner. Fakat taş ve demirin içine su nasıl girer*<br />
*Küpün ve testinin suyu fânidir. Lâkin pınarın suyu daima taze ve bâkidir.<br />
*Ateş ve dumanın aslı demir ve taştır. Hıristiyan ve Yahudi küfrü, ikisinin fer’idir.<br />
775. Put, bir testide gizli kara sudur. Nefsi, muhakkak olarak o kara suya pınar bil.<br />
O, yontulmuş put, kara sel gibidir. Put yapan nefis, anayolda bir pınardır.<br />
Bir taş parçası yüz testiyi kırar ama pınar suyu durmadan kaynar.<br />
Put kırmak kolay, gayet kolaydır. Fakat nefsi kolay görmek cahilliktir.<br />
Ey oğul, nefsin misal ve sûretini istersen yedi kapılı cehennemin kıssasını oku!<br />
780. Nefsin her anda hilesi var, her hilesinde yüzlerce Firavun, Firavun’a uyanlarla boğulmuş!<br />
Mûsâ’nın Tanrısına ve Mûsâ’ya kaç; Firavun’luk ederek îman suyunu dökme!<br />
Ahad ve Ahmed’e yapış, ey kardeş, ten Ebucehl’inden kurtul!<br />
<br />
O Yahudi padişahının, küçük bir çocukla bir kadını getirip, o çocuğu ateşe atması, çocuğun dile gelerek halkı ateşe atılmağa teşvik eylemesi<br />
O Yahudi, bir kadını çocuğuyla putun önüne getirdi, ateş yalımlanmıştı.<br />
Çocuğu, anasından alıp ateşe attı. Kadın korkup gönlünü imandan ayırdı.<br />
785. Kadın, put önünde secde etmek isteyince çocuk ateş içinde “Ben ölmedim” diye haykırdı.<br />
“Ana, gel. Gerçi zâhirde ateş içinde isem de ben burada iyiyim, hoşum.<br />
Bu ateş; perde olarak zâhirde bir gözbağıdır.Fakat hakikatte mâna yakasından baş çıkarmış, zuhur etmiş bir rahmettir.<br />
Ana, gel de Allah’nın burhanını gör ki bu suretle Hak haslarının zevk ve işaretini de göresin.<br />
Ana, hakikatte ateş olan, fakat zâhiren suya benzeyen bir âlemden çık, bu ateşe gir de ateşe benzeyen suyu gör!<br />
790. Ateşe gir de ateş içinde gül ve yasemin bulan İbrahim’in sırlarını gör.<br />
Senden doğarken ölümü görüyordum, senden ayrılmaktan pek korkuyordum.<br />
Halbuki senden doğunca havası hoş, reni güzel bir âleme gelip dar bir zindandan kurtuldum.<br />
Şimdi şu ateş içindeki sükûn ve rahatı bulunca dünyayı ana rahmi gibi görmeye başladım.<br />
Bu ateş içinde bir âlem gördüm ki her zerresinde bir İsâ nefesi var.<br />
795. Şekli yok, kendisi var bir cihan… O zâhiren var olan dünya ise sebatsız şekilden ibaret.<br />
Ana, analık hakkı için gel, gir… bu ateşin ateşlik hassası yok.<br />
Ana, gel, gir… tam talih ve devlet zamanı. Ana, gel, gir… devleti elinden kaçırma.<br />
O köpeğin kudretini gördün. Gel de bir de Allah’nın lûtuf ve kudretini gör.<br />
Ben sana acıdığımdan ayağını çekiyorum, yoksa neşemden zaten seni kayıracak halde değilim.<br />
800. İçeri gel, başkalarını da çağır ki padişah ateş içine sofra kurmuştur.<br />
Ey Müslümanlar, hepiniz ateşe girin; din lezzetinden başka her şey azaptan ibarettir.<br />
Ey ahali, hepiniz yüzlerce baharı olan bu nasibe pervane gibi gelin, atılın!” diye bağırdı.<br />
O, cemaat ortasında böylece bağırmakta; halk, sesinden heybet içinde kalmaktaydı.<br />
Bunun üzerine kadın, erkek kendilerini, ihtiyarsız, ateşe atmağa başladılar.<br />
805. Hem de memur olmaksızın, kimse kendilerine cebretmeksizin. Yalnız dost aşkıyla. Çünkü sevgili, her acıya lezzet verir.<br />
Nihayet öyle oldu ki hademe, halkı “Ateşe atılmayınız” diye menetmeye başladı.<br />
O Yahudi, yüzü kara ve mahcup bir hale geldi. Bu sebeple pişman oldu, gönlü sıkıldı.<br />
Zira halk, imana eskiden olduğundan daha ziyade âşık, kendilerini feda etmekte daha fazla sadık oldular.<br />
Şükrolsun ki, Şeytan’ın hilesi ayağına dolaştı. Şükrolsun ki, Şeytan da kendisini yüzü kara gördü!<br />
810. Halkın çehresine sürüp bulaştırdığı zillet tamamıyla o adamlıktan dışarı padişahın yüzüne bulaştı.<br />
O, pervasızca, halkın elbisesini yırtardı, kendininki yırtıldı, halkın elbisesi sağlam kaldı.<br />
Muhammed Aleyhisselâm’ın adını eğlenerek anan kimsenin ağzının çarpık kalması<br />
Birisi ağzını eğerek Ahmed adını alayla andı, ağzı çarpıldı öyle kaldı.<br />
Pişman olup “Ey Muhammed, affet! Ey Peygamber, sen, Min ledün ilminden lûtuflara mahzarsın.<br />
Ben bilgisizlikten seninle alay ettim. Alay edilmeğe lâyık ben oldum” dedi.<br />
815. Tanrı, bir kimsenin perdesini yırtmak isterse onu, temiz kişileri ta’netmeye meylettirir.<br />
Tanrı, bir kimsenin ayıbını örtmek isterse o kimse ayıplı kimselerin ayıbı hakkında ses çıkaramaz olur.<br />
Tanrı, yardım etmek dilerse bize yalvarmak ve munacatta bulunmak meylini verir.<br />
Onun için ağlayan göz ne mübarektir. Onun aşkıyla yanıp kavrulan yürek ne mukaddestir.<br />
Her ağlamanın sonu gülmektir. Sonunu gören adam, mübarek bir kuldur.<br />
820. Akar su neredeyse orası yeşerir; nerede gözyaşı dökülürse oraya rahmet nazil olur.<br />
İnleyen dolap gibi gözü yaşlı ol ki can meydanında yeşillikler bitsin.<br />
Ağlamak istersen gözyaşı dökenlere acı… Merhamete nailolmak istersen zayıflara merhamet et!<br />
<br />
O Yahudi padişahının ateşe itap eylemesi<br />
Padişah ateşe yüz çevirip dedi ki: “Ey sert huylu! Tabiatındaki o cihanı yakıcılık nerede<br />
Niye yakmıyorsun Ne oldu senin hassan Yoksa bizim talihimizden niyetin mi değişti<br />
825. Sen ateşe tapana bile lûtfetmezsin. Sana tapmayan nasıl kurtuldu<br />
Ateş! Sen hiç sabırlı değildin. Niye yakmıyorsun, sebep ne, kadir mi değilsin<br />
Bu, gözbağı mı, yoksa akıl bağı mı Böyle yücelmiş alev nasıl yakmaz<br />
Seni birisi büyüledi mi, yoksa bu simya mı Yahut tabiatının değişmesi bizim talihimizden mi<br />
Ateş dedi ki: “Ey Şaman! Ben yine o ateşim. Hele bir içeri gel de benim hararetimi gör!<br />
830. Benim tabiatım da değişmedi, unsurum da. Ben Allahkılıcıyım, izinle keserim.<br />
Türkmenin köpekleri, çadır kapısında misafire yaltaklanmış,<br />
Ama çadır yanına yabancı biri uğrayacak olursa köpeklerden aslancasına hamleler görür.<br />
Kullukta, ben köpekten aşağı değilim; Allahda hayat ve kudrette bir Türkten aşağı kalmaz.<br />
Tabiat ateşi eğer seni gamlandırırsa o yakış, din sultanının emriyledir.<br />
835. Tabiat ateşi eğer sana sevinç verirse ona o sevinci din sultanı verir.<br />
Gam görünce istiğfar et. Çünkü gam, Halik emriyle tesir eder.<br />
Allahisterse bizzat gam, neşe… bizzat ayakbağı, azatlık ve hürriyet olur.<br />
Rüzgâr, toprak, su, ateş; kölelerdir. Benimle, seninle ölüdürler. Hak’la diridirler, ancak onun emrini tutarlar.<br />
Ateş, Allahhuzurunda daima emre hazırdır, âşık gibi gece gündüz daima kıvranıp durmaktadır.<br />
840. Taşı, demire vurunca kıvılcım sıçrar. Fakat kıvılcım (senin çakmağı çakmanla değil), Allahfermanıyla dışarıya ayak basar.<br />
Zulüm demiriyle taşını birbirine vurma. Çünkü bu ikisi, erkek ve kadın gibi çocuk meydana getirirler.<br />
Taş ve demir, sebepten ibarettir ama, ey iyi adam, sen daha ileriye bak!<br />
Çünkü bu sebebi o sebep olmaksızın zuhura getirmiştir. Zâhiri sebep, hakikî sebep olmaksızın kendi kendine nasıl meydana gelir<br />
Enbiyaya rehber olan o sebepler, bu sebeplerden daha yüksektir.<br />
845. Bu sebebi müessir bir hale getiren o sebeptir. Bazen da olur ki semeresiz ve âtıl kılar, hükümsüz bırakır.<br />
Bu sebebe akıllar mahremdir. O sebeplerin mahremi de Enbiyadır.<br />
Bu sebep kelimesinin Türkçesi nedir Denirse iptir diye cevap ver. Bu ip, bu kuyuda işe yarar.<br />
Çıkrığın dönmesi, ipin sarılıp koyverilmesine sebeptir. Fakat çıkrığı döndüreni görmemek hatadır.<br />
850. Dünyada bu sebep iplerini, sakın ha, sakın ha… bu başı dönmüş felekten bilme,<br />
Ki felek gibi bomboş ve sersem bir halde kalmayasın; akılsızlıktan çıra gibi yanmayasın!<br />
Rüzgâr Hal’kın emriyle ateş olur; her ikisi de Allahşarabıyla sarhoş olmuşlardır.<br />
Ey oğul! Eğer gözünü açarsan hilim suyunun da, hışım ateşinin de Hak’tan olduğunu görürsün.<br />
Rüzgârın canı Hak’ka vâkıf olmasaydı, Âd kavmini(müminlerden) nasıl ayırt ederdi<br />
Hûd Aleyhisselâm zamanında Âd kavmini helâk eden rüzgârın hikâyesi<br />
Hûd, müminlerin bulunduklarıyerin çevresine bir çizgi çizdi. Rüzgâr, o araya gelince hafif ve lâtif bir halde esiyordu.<br />
855. Çizgiden dışarıda olanaların hepsini, havada parça parça ediyordu.<br />
Şeybân-ı Râî de sürünün etrafında böyle apaçık bir çizgi çekerdi.<br />
Cuma günü, namaz vakti Cuma namazına gidince kurtlar sürüye saldırmasın, yağmalamasınlar diye böyle yapardı.<br />
Hiçbir kurt, çizgiden içeri girmezdi. Hiçbir koyun da çizgi dışına çıkmazdı.<br />
860. Allaherinin dairesi, kurdun hırs yeline de set ve mânia olmuştu, koyunun hırs yeline de.<br />
Böylece ecel rüzgârı da âriflere gül bahçelerinden esip gelen rüzgâr gibi lâtif ve hoştur.<br />
Ateş, İbrahim’e diş geçiremedi. Çünkü Allahseçilmişiydi, onu nasıl ısırabilir<br />
Din erbabı da şehvet ateşinden yanmaz; halbuki başkalrını tâ yerin dibine geçirmiştir.<br />
Deniz dalgası Allahfermanıyla koşunca Mûsâ kavmini Kıptilerden ayırt etti.<br />
Allahfermanı erişince toprak, Karun’u altınlarıyla, tahtıyla tâ dibine çekti.<br />
<br />
865. Su ile toprak, İsâ’nın nefeslerinden gıdalanınca kol kanat açtı, kuş olup uçtu.<br />
Allah’yı tesbih etmen, su ve topraktan meydana gelmiş olan cesedinden çıkan bir buhardan, bir nefesten ibarettir. Fakat gönül doğruluğu<br />
yüzünden cennet kuşu olmuş, oraya uçup gitmiştir.<br />
Tûr dağı, Mûsâ nurundan raksa geldi, kâmil bir sûfi oldu, noksandan kurtuldu.<br />
Dağ bir aziz sûfi olursa şaşılacak ne var Mûsâ’nın cismi de bir kemik parçasından ibaretti.<br />
Yahudi padişahının bu söze ehemmiyet vermeyip inkâr etmesi, kendisine nasihat edenlerin nasihatlerini kabul etmemesi<br />
O Yahudi padişahı bu acip mucizeleri gördü. Fakat ancak taan ve inkârda bulundu.<br />
870. Nasihatçiler: “İşi haddinden ileri götürme, inat hayvanını bu kadar ileri sürme” dediler.<br />
Nasihatçilerin ellerini bağlayıp hapsetti. Zulmünü birbirine uladı (biteviye ve daha fazla zulmeder oldu).<br />
“Madem iş bu dereceye vardı. Ey köpek, sabret; kahrımız erişti!” diye bir ses geldi.<br />
Ondan sonra ateş kırk arşın alevlendi; bir halka teşkil etti ve o Yahudileri yaktı.<br />
Onların asılları önceden de ateşti; sonunda da asıllarına gittiler.<br />
875. Zaten zümre ateşten doğmuştu. Cüzüler kül tarafına yol alır, o tarafa giderler.<br />
Onlar ancak mümini yakan bir ateştiler. Kendilerini kendi ateşleri çörçöp gibi yaktı.<br />
Anası(mayası) Hâviye olan kimsenin mekânı, ancak Hâviyedir.<br />
Çocuk anası, onu arar; asıllar, mutlaka feri’leri izler.<br />
Su, havuz içinde zindanda mahpus gibidir ama hava onu çeker. Zira su, erkâna mensuptur (dört erkân denen havuz, ateş, su ve topraktandır.<br />
Havanın feri’dir).<br />
880. Onu havuzdan kurtarır azar azar dünya hapishanesinden de öyle çalar.<br />
Sözlerin temizleri, bizden çıkarak ona yükselir, ondan başkasının bilmediği yere kadar varır.<br />
Nefeslerimiz, temizlik sebebiyle bizden hediye olarak beka yurduna yücelir.<br />
Sonra ululuk sahibi Allah’dan, ancak rahmet olarak sözlerimizin mükâfatı, iki misli bize gelir;<br />
885. Sonradan kul nail olduğu şeylere bir daha nail olsun diye bizi, yine o güzel sözlere sevk eder, yine bize o çeşit sözler söyletir.<br />
İşte böylece en güzel sözleri söyledikçe hep böyle sözlerin çıkmakta, Allahrahmeti inmektedir ve bu iki hal sende daimîdir.<br />
Fârisî söyleyelim: Bu şevk ve cezbe, o zevkin geldiği taraftan gelir.<br />
Her kavmin gözü, bir günceğiz zevk sürdüğü cihette kalmıştır.<br />
Yakînen her cinsin zevki kendi cinsiyledir. Bak; cüz’ün zevki kendi küllünden olur.<br />
890. Yahut o şey, bir cinse katılma kabiliyetinde olur da ona erişince o cinsten oluverir.<br />
Su ve ekmek gibi ki bizim cinsimiz değilken bizim cinsimizden oluverdi ve vücudumuzu besledi, kuvvetimizi arttırdı.<br />
Su ve ekmeğin sûreta bizimle cinsiyeti yoktur ama sonucu bakımından onu cinsimiz bil.<br />
Eğer, bizimle cins olanlardan başka bir şeyden zevk alıyorsak o da ancak bizimle cinsiyeti olana benzer bir şeydir.<br />
Cinse benzeyenden alınan zevk, dimî değildir. O zevk âriyettir. Âriyet nesne ise âkibet baki kalmaz.<br />
895. Kuşa, ıslıktan zevk gelirse de cinsini bulamayınca ok gibi uçar gider.<br />
Susuz kimseye seraptan zevk gelir, fakat ona erişince kaçar ve yine su arar.<br />
Müflisler kalp altından hoşlanırlarsa da, o altın darphanede rüsvay olur.<br />
Dikkat et; altın suyu ile boyaman seni yoldan alıkomasın! Dikkat et; bâtıl hayal seni kuyuya düşürmesin!<br />
Kelile’den bu hikâyeyi oku ve o kıssadan hisse almaya bak!<br />
Av hayvanlarının aslana, tevekkül edip çalışmayı terk etmesini söylemeleri<br />
900. Güzel bir derede av hayvanları, aslan korkusundan ıstırap içindeydiler.<br />
Çünkü aslan, daima pusudan çıkıp birisini kapmaktaydı. O otlak bu yüzden hepsine fena geliyordu.<br />
Hileye başvurdular; aslanın huzuruna geldiler. “Biz sana gündelikle yiyecek verip doyuralım,<br />
Bundan sonra hiçbir av peşine düşme ki bu otlak, bize zehrolmasın” dediler.<br />
Aslanın av hayvanlarına cevap verip çalışmanın faydasını söylemesi<br />
Aslan dedi ki: “Hileye uğramasam, vefa görecek olsam dediğiniz doğru. Ben şundan, bundan çok hileler görmüşümdür.<br />
<br />
905. İnsanların yaptıkları işlerden, ettikleri hilelerden helâk olmuşum; o yılanlar, o akrepler tarafından çık ısırılmışım.<br />
İçinde pusu kurmuş olan nefis ise, kibir ve kin bakımından bütün adamlardan beterdir.<br />
Benim kulağım “mümin, bir zehirli hayvan deliğinden iki kere dağlanmaz” sözünü işitti; Peygamber’in sözünü canla, gönülle kabul etti.”<br />
Av hayvanlarının tevekkülü çalışıp kazanmaya tercih eylemeleri<br />
Hepsi dediler ki: “Ey halden haberdar hakîm! Çekinmeyi bırak; çekinme, insanı kaderin hükümlerinden kurtaramaz.<br />
Kaderden çekinmekte perişanlık ve kötülük vardır, yürü, tevekkül et ki tevekkl, hepsinden iyidir.<br />
910. Ey kötü hiddetli adam! Kaza ile pençeleşme ki kaza da seninle kavgaya tutuşmasın.<br />
Tanyerini ağartan Allah’dan bir zarar gelmemesi için kulun Hak hükmüne karşı ölü gibi olması lâzımdır.”<br />
Aslanın çalışıp kazanmayı tevekküle, teslimiyete tercih etmesi<br />
Aslan: “Evet, tevekkül kılavuzsa da bu sebebe teşebüs de, Peygamber’in sünnetidir.<br />
Peygamber, yüksek sesle “Tevekkülle beraber yine devenin ayağını bağla” dedi.<br />
“Çalışan kimse Allahsevgilisidir” işaretini dinle: tevekkülden dolayı esbaba teşebbüs hususunda tembel olma” dedi.<br />
Av hayvanlarının tevekkülü çalışmaya tercih etmeleri<br />
915. Hayvanlar, ona: “Çalışıp kazanma, bil ki, halkın itikat zayıflığı yüzünden, harislerin boğazları miktarınca bir riya lokmasıdır.<br />
Tevekkülden daha güzel bir kazanç yoktur. Esasen Hak’ka teslim olmadan daha sevgili ne var<br />
Çokları belâdan belâya; yılandan ejderhaya sıçrarlar,<br />
İnsan hile etti ama hilesi kendisine tuzak oldu… can sandığı, kan içici bir düşman kesildi!<br />
Kapıyı kapadı , halbuki düşman evinin içindeydi. Firavun’un hile ve tedbiri de işte buna benzer masallardandı.<br />
920. O kin güdücü, yüz binlerce çocuk öldürdü; aradığıysa evinin içindeydi.<br />
Mademki bizim gözümüzde birçok illet var; yürü, kendi görüşünü dostun görüşünde yok et!<br />
Bizim görüşümüze bedel onun görüşü, ne güzel bir karşılıktır. Bütün maksatları onun görüşünde bulursun.<br />
Çocuk; tutucu, koşucu değilken ancak babasının omzuna biner.<br />
Fakat kuvvetlenip küstahlaşınca, elini, ayağını şuraya, buraya salmağa başlayınca hemen zahmet ve ıstıraba düşer.<br />
925. Halkın canlar; el ayak sahibi olmazdan, beden kaydına düşmezden evvel vefadan sefaya uçuyordu.<br />
Vakta ki “İniniz” emriyle hapsolundular, hiddet, hırs, kanaat ve zaruret kayıtlarına düştüler.<br />
Biz Hak’kın ayali ve süt isteyen yavrularıyız. (Peygamber) “Halk Allahayalidir” dedi.<br />
Gökten yağmur veren, rahmetiyle can vermeye kadirdir” dediler.<br />
Aslanın yine çalışmayı tevekküle tercih etmesi<br />
Aslan dedi ki: “Evet ama kulların Tanrısı bizim ayağımızın önüne bir merdiven koydu.<br />
930. Dama doğru basamak basamak çıkmalı , burada Cebrî olmak ham tamahtır.<br />
Ayağın var, nasıl olur da kendini topal edersin; elin var, neye pençeni saklarsın<br />
Efendi, kölenin eline beli verince söylemeden dileği malûm olur.<br />
Bel gibi olan el de, Allahişaretlerindendir. Sonu düşünmek hassası da onun ibareleridir.<br />
Allah’nın işaretlerini canına nakşederek ve o işarete vefakârlık ederek can verirsen.<br />
<br />
935. Sana nice sır işaretleri bahşeyler; senden yükü kaldırır, seni iş güç sahibi eder.<br />
Şimdi yük altındasın; Allahseni yükler, bindirir… Şimdi onun emrini kabul etmektesin; sonra seni makbul eder.<br />
Şimdi onun emrini kabul etmişsin, sonra o emirleri söylersin. Şimdi vuslat arıyorsun, ondan sonra da vâsıl olursun.<br />
Allah’nın nimetine şükretmeye çalışmak kudrettir. Senin cebrîliğin ise o nimeti inkârdır.<br />
Onun verdiği kudrete şükretmek kudretini artırır. Cebir ise nimeti elinden çıkarır.<br />
940. Senin cebrîliğin yolda uyumaktır, uyuma; o kapıyı, o dergâhı görmedikçe uykuya dalma!<br />
Ey dikkatsiz Cebrî! Sakın o meyvalı ağacın altından gayrı bir yerde uyuma.<br />
Ki rüzgâr her anda dalları silkip başına çerez ve azık döksün.<br />
Cebre inanmakla yol kesen haydutlar arasında uyumak müsavidir. Vakitsiz öten kuş nasıl olur da kurtulur<br />
Eğer onun işaretlerine burun büküyorsan kendini erkek mi sanıyorsun Dikkat edersen anlarsın ki kadınsın!<br />
945. Sendeki bu kadarcık akıl da zayi olur, aklı uçan başsa buyruk kesilir!<br />
Zira şükretmemek uğursuz ve ayıp bir şeydir; o hal, şükretmeyeni, tâ ateşin dibine kadar çeker götürür.<br />
Tevekkül ediyorsan çalışmak hususunda tevekkül et; kazan da sonra Allah’ya dayan!”<br />
Av hayvanlarının tekrar tevekkülü çalışmaya tercih eylemeleri<br />
Hepsi ona bağırarak dediler ki: “Sebep tohumlarını eken o harisler…”<br />
Kadın, erkek nice yüz binlerce kişi, neden oldu da zamane menfaatlerinden mahrum kaldılar<br />
950. Dünyanın başlangıcından beri yüz binlerce kavim, ejderha gibi ağız açmışlar;<br />
O bilgili, idrakli kavimle hileler düzmüşler, tedbirlerde bulunmuşlardır. Öyle tedbirler ki o tedbirlerle dağ bile tâ dibinden kopar, yerinden<br />
ayrılırdı.<br />
Tanrı, onların hile ve tedbirlerini “O tedbirler yüzünden dağların tepeleri bile oynar, yıkılır, dümdüz olurdu” diye öğdü.<br />
(Bunca tedbirlerine rağmen) o avlanmalarından, o çalışmalarından ezelde verilen kısmetten başka bir şey yüz göstermedi…<br />
Hepsi tedbirlerden de âciz kaldılar, çalışmadan da; ortada Allah’nın işi ve hükümleri kaldı.<br />
955. Adı, sanı belli kişi! Kazanmayı bir addan başka bir şey bilme; ey kurnaz ve hilekâr adam! Çalışmayı bir vehimden başka bir şey sanma.”<br />
Azrâil’in birisine bakması, onun da Süleyman Aleyhisselâm’ın sarayına kaçması, tevekkülün çalışmadan üstün olduğu ve çalışmadaki<br />
faydaların azlığı<br />
Sâf bir adam, bir kuşluk çağında koşa koşa Süleyman’ın adalet sarayına erişti.<br />
Yüzü gamdan sararmış, dudakları morarmıştı. Süleyman, ona “Efendi ne oldu ” dedi.<br />
O “Azrâil, bana öyle bir hışımla, öyle bir kinle baktı ki…” dedi<br />
Süleyman “Peki, şimdi ne diliyorsan dile bakalım” dedi. O dedi ki: “Ey canları koruyan! Rüzgâra emret;<br />
960. Beni tâ Hindistan’a götürsün; belki kulunuz oraya gidince canını kurtarır.”<br />
İşte halk fakirlikten böyle korkar. Onun için insanlar hırs, emele lokma olurlar.<br />
Fakirlikten korkmak, tıpkı o adamın ölümden korkmasına benzer. Hırsı, çalışmayı da sen Hindistan farzet!<br />
Süleyman rüzgâra emretti; rüzgâr da onu derhal Hindistan’da bir adaya götürdü.<br />
Ertesi gün Süleyman, divan vakti halkla buluşunca Azrâil’e dedi ki:<br />
*”O Müslümana ne sebeple hışımla baktın Ey Allahelçisi, bana anlat!<br />
965. Acaba bu işi, o adamı hanümanından avare etmek için mi yaptın<br />
*Azrâil, cevaben dedi ki: “Ey cihanın zevalsiz padişahı! O ters anladı; ona hayal göründü.<br />
Ben ona hışımla ne vakit baktım Onu yol uğrağında görünce şaşırdım.<br />
Çünkü Hak bana “Haydi bugün var, onun canını Hindistan’da al” buyurdu.<br />
Taaccüple “Yüz tane kanadı olsa Hindistan’a gitmesi yine uzak” dedim.”<br />
İşte sen dünya işlerini hep buna kıyas et, gözünü aç da gör!<br />
<br />
970. Kimden kaçıyoruz, kendimizden mi Ne olmayacak şey! Kimden kapıp kurtarıyoruz, Hak’tan mı Ne boş zahmet!<br />
Yine aslanın çalışmayı tevekküle tercih etmesi ve çalışmanın faydalarını bildirmesi<br />
Aslan dedi ki: “Doğru ama Peygamberlerin, müminlerin çalışmalarını da gör.<br />
Cefadan, kahırdan ne gördülerse mükâfata nail oldular; Allahonların mücahedesini zayi etmedi.<br />
Onların başvurdukları çareler her hususta lâtif oldu. Çünkü zariften ne gelirse zariftir.<br />
Tuzakları felek kuşunu tuttu; noksanları tanmamen sayıldı.<br />
975. Ey ulu kişi! Nebîlerin ve velîlerin yolunda çalış!<br />
Kaza ve kaderle pençeleşmek mücahede sayılmaz. Çünkü bizi pençeleştiren, savaştıran da kaza ve kaderdir.<br />
Bir kimse îman ve itaat yolunda yürüyüp de bir an bile ziyan etmişse kâfirim!<br />
Başın yarılmamış, şu başını bağlama. Birkaç gün çalış da ondan sonra gül!<br />
Dünyayı arayan kimse olmayacak ve kötü bir şey aradı. Ukbayı arayansa kendine iyi bir hal aramış oldu.<br />
980. Dünya kazancı için çarelere başvurmak soğuk bir şeydir. Dünyayı terk etmek için çarelere başvurmak ise caizdir, emredilmiştir.<br />
Hile ve çare diye zindanı delip de çıkmaya derler. Yoksa birisi zaten açılmış deliği kapatırsa yaptığı iş, soğuk ve ters bir iştir.<br />
Bu dünya zindandır, biz de zindandaki mahpuslarız. Zindanı del, kendini kurtar!<br />
Dünya nedir Allah’dan gafil olmaktır. Kumaş, para, ölçüp tartarak ticaret etmek ve kadın; dünya değildir.<br />
Din yolunda sarfetmek üzere kazandığın mala, Peygamber, “ne güzel mal” demiştir.<br />
985. Suyun gemi içinde olması geminin helâkidir. Gemi altındaki su ise gemiye; geminin yürümesine yardımcıdır.<br />
Mal, mülk sevgisini gönülden sürüp çıkardığındandır ki Süleyman, ancak yoksul adını takındı.<br />
Ağzı kapalı testi, içi hava ile dolu olduğundan derin ve uçsuz bucaksız su üstünde yüzüp gitti.<br />
İşte yoksulluk havası oldukça insan, dünya denizine batmaz, o denizin üstünde durur.<br />
Bütün bu dünya, onun mülkü olsa bu mülk, gözünde hiçbir şey değildir.<br />
990. Şu halde kalbini Min Ledün ululuğunun havasıyla doldur, ağzını da bağla, mühürle!<br />
Çalışma da haktır, deva da haktır, dert de hak. Münkir kimse çalışmayı inkârda ısrar eder durur.”<br />
Çalışmanın tevekküle tercihi<br />
Aslan bu yolda birçok deliller getirdi. O Cebrîler, aslanın cevabına kandılar.<br />
Tilki, geyik, tavşan ve çakal cebre inanışı ve dedikoduyu bıraktılar.<br />
Bu bîatte ziyana düşmemek için kükremiş aslanla ahitlerde bulundular:<br />
995. Zahmetsizce her günün kısmeti gelecek, aslanın başka bir teşebbüse ihtiyacı kalmayacaktı.<br />
Kur’a kime isabet ederse günü gününe aslanın yanına sırtlan gibi o koşar, teslim olurdu.<br />
Bu kadeh dönerek tavşana gelince; tavşan haykırdı: “Niceyedek bu zulüm ”<br />
Aslana gitmekte geciktiğinden av hayvanlarının tavşana itiraz etmeleri<br />
Hayvanlar dediler ki: “Bunca zamanlardır biz ahdimize vefa ederek can feda ettik.<br />
Ey inatçı, bizim kötü bir adla anılmamıza sebebolma, aslan da incinmesin. Yürü, yürü; çabuk, çabuk!”<br />
Tavşanın av hayvanlarına cevabı<br />
1000. Tavşan, “Dostlar, bana mühlet verin de hilemle siz de belâdan kurtulun.<br />
Benim hilemle canımız kurtulsun, bu hile, çocuklarımıza miras kalsın.<br />
Her Peygamber, dünyada ümmetini böyle bir kurtuluş yerine davet etti.<br />
Peygamberler, halk nazarında gözbebeği gibi küçük görünürlerdi ama felekten kurtuluş yolunu görmüşlerdi.<br />
Halk, peygamberleri; gözbebeği gibi küçük gördü, gözbebeğinin mânen büyüklüğünü kimse anlayamadı.”<br />
<br />
1005. Hayvanlar ona “Ey eşek , kulak ver! Kendini tavşan kadrince tut, haddini aşma!<br />
Bu ne lâftır ki senden daha iyiler, dünyada onu hatırlarına bile getirmezler.<br />
Ya gugurlandın, yahut da kaza, bizim izimizde. Yoksa bu lâf, senin gibisine nerden yaraşacak ” dediler.<br />
Tavşanın av hayvanlarına cevabı<br />
Tavşan, “Dostlar, Hak bana ilham etti. Hakikaten zayıf birisi, kuvvetli bir rye ve tedbire nail oldu.<br />
Hak’kın arıya öğrettiğini, aslan ve ejderha bilemez.<br />
1010. Arı, teritaze balla dolu petekler yapar. Tanrı, ona, o ilimde kapı açtı.<br />
Hak’kın, ipekböceğine öğrettiğini hiçbir fil bilir mi<br />
Toprağa mensup insan Hak’tan ilim öğrendi ve o bilgi ile yedinci kat göğe kadar bütün âlemi aydınlattı;<br />
Allah’ya şüphe eden kişinin körlüğüne rağmen meleklerin adını, sanını unutturdu;<br />
Altı yüz bin yıllık zâhidin, o buzağının ağzını bağladı;<br />
1015. Bu suretle din bilgisi sütünü emmesine, o yüce ve sağlam köşkün etrafında dönüp dolaşmasına mâni oldu.<br />
Duygu ehlinin, yalnız zâhire itibar edenlerin bilgileri, o yüce bilgiden süt emenler için ağız bağıdır.<br />
Gönül katresine bir inci düştü ki o inci denizlere; feleklere bile verilmemiştir.<br />
Ey sûrete tapan! Niceyedek sûret kaygısı Senin mânasız canın sûretten kurtulmadı gitti.<br />
Eğer insan, sûretle insan olsaydı Ahmed’le Ebucehil müsavi olurdu.<br />
1020. Duvar üstüne yapılan insan resmi de insana benzer. Bak, sûret bakımından nesi eksik*<br />
O parlak resmin yalnız canı noksan. Yürü, o nadir bulunur cevheri ara;<br />
Eshab-ı Kehf’in köpeğine el verilince, dünyadaki bütün aslanların başları alçaldı.<br />
Canı, nur denizinde garkolduktan sonra ona, kötü ve çirkin sûretin ne ziyanı var<br />
Kalemler sûreti öğmezler. Kitaplara da adamın sûretine ait vasıflar değil, “âlim, adalet sahibi” gibi zatına ait vasıflar yazılır.<br />
1025. Bilgi ve adalet sahibi… Hep mânadır, onları önde, artta… bir yerde bulamazsın,<br />
Zata ait sıfatlar Lâmekân elinden cana şûle vermektedir, can güneşi, göklere sığamaz” dedi.<br />
Tavşanın bilgisi, bilginin fazileti ve faydaları<br />
Bu sözün sonu yoktur. Kulak ver, tavşan hikâyesini anla!<br />
Eşek kulağını sat, başka bir kulak al ki bu sözü eşek kulağı anlayamaz!<br />
Yürü, tavşanın tilki gibi kurnazlığına bak, onun düşüncesini ve aslanı mağlup edişini gör!<br />
1030. Bilgi, Süleyman mülkünün hâtemidir; bütün âlem cesettir, ilim candır.<br />
Bu hüner yüzünden denizlerin, dağların, ovaların mahlûkatı, insanoğluna karşı âciz kalmıştır.<br />
O yüzden kaplan, aslan; fare gibi korkmaktadır. O yüzdeb ovada, dağda bütün vahşi hayvanlar gizlenmişlerdir.<br />
O yüzden periler, şeytanlar, kenarı boylamışlar, her biri gizli bir yerde mekân tutmuşlardır.<br />
İnsanoğlunun gizli düşmanı çoktur. İhtiyata riayet eden kişi, akıllıdır.<br />
1035. Bizden gizli; güzel, çirkin, nice mahlûkat vardır ki onlar, daima gönül kapısının çalıp dururlar.<br />
Yıkanmak için dereye girince derenin dibindeki diken sana zarar verir;<br />
Gerçi diken suyun dibinde gizlidir, fakat sana batınca mevcudiyetini anlarsın.<br />
Vahiy ve vesveselerin ıstırapları, binlerce kişiden gelir, bir kişiden değil.<br />
Şüphe ediyorsan sabret, duyguların değişince onları görürsün, müşkül hallolur;<br />
1040. O vakit kimlerin sözlerini reddetmişsin, kimleri kendine ulu eylemişsin, görürsün.<br />
Av hayvanlarının tekrar tavşanın sırrını ve düşüncesini araştırmaları<br />
<br />
Ondan sonra dediler ki: “Ey çevik tavşan! Aklındakini meydana çıkar!<br />
Ey bir aslanla pençeleşen, kavgaya girişen, düşündüğün şeyi söyle!<br />
Danışmak, insana anlayış ve akıl verir; akıllar da akıllara yardım eder.<br />
Peygamber “ Ey tedbir sahibi, danış ki kendisiyle danışılan kişi emindir” dedi.<br />
Tavşanın, sırrını onlardan gizlemesi<br />
1045. Tavşan, “Her sır söylenemez, gâh çift dersin, tek olur; gâh tek dersin, çift çıkar!<br />
Aynanın berraklığını, yüzüne karşı öğersen nefesinden ayna çabucak buğulanır, bulanır, bizi göstermez olur.<br />
Şu üç şey hakkında dudağını kıpırdatma: Gittiğin yol, paran, bir de mezhebin.<br />
Çünkü bu üçünün de düşmanı çoktur. Düşman bildi mi, sana pusu kurar.<br />
Bir iki kimseye söyledin mi, artık o sırra veda et. İki kişiyi aşan, bir başkasına da söylenen her sır, yayılır.<br />
1050. İki üç kuşu birbirine bağlasan elem içinde yerde mahbus kalırlar.<br />
Üstü örtülü, güzel bir tarzda, kurtulmak için konuşur, danışırlar. Danışmaları, görenleri yanıltacak şekilde kinayelerledir.<br />
Peygamber, kapalı bir tarzda meşveret ederdi.Eshap cevap verir, düşman haberdar olmazdı.<br />
Düşman, baştan ayağı bilmesin, bir şeyi sezmesin diye reyini kapalı misalle söylerdi.<br />
Bu misalle muradını anlatmış olurdu. Ağyar sualinden bir koku bile duymaz, hiçbir şey anlamazdı” dedi.<br />
Tavşanın aslana oyun edip onunla başa çıkması<br />
1055. Tavşan, aslana gitmede biraz gecikti, sonra pençesi kuvvetli aslanın yanına gitti.<br />
Aslan, tavşan gecikti diye pençesiyle toprağı kazmakta, kükremekteydi:<br />
“Ben, o alçakların ahdi hamdır, ham, ahitleri kötüdür, sözlerinde durmazlar demiştim.<br />
Onların gürültüleri beni yaya bıraktı. Bu felek beni ne vakte kadar aldatacak, ne vakte kadar<br />
Tedbirsiz emîr, adamakıllı âciz kalır. Çünkü ahmaklığından dolayı ne önünü görür, ne ardını!” dedi.<br />
1060. Yol düzgün ama altında tuzaklar var. Yazının tarzı hoş ama içinde mâna kıt.<br />
Sözler, yazılar, tuzaklara benzer. Tatlı sözler, bizim ömrümüzün kumudur.<br />
İçinde su kaynayan kum pek az bulunur; yürü, onu ara!<br />
*Ey oğul! O kum, Allaheridir. O er kendinden ayrılmış Hak’a ulaşmıştır.<br />
*Ondan, dinin tatlı suyu kaynayıp durmaktadır. İstekliler o sudan hayat bulurlar, gelişirler, yetişirler.<br />
*Allaherinden başkasını kuru kumsal bil ki o kumsal, her zaman senin ömür suyunu içer, mahveder.<br />
*Hakîm olan erden hikmet iste ki onunla görücü, bilici olasın.<br />
Hikmet arayan hikmet kaynağı olur, tahsilden ve sebeplere teşebbüsten kurtulur.<br />
Bilgileri hıfzeden levh, bir Levh-i Mahfuz olur; aklı ruhtan nasiplenir, feyzalır.<br />
1065. Önce aklı hoca iken, sonra akıl ona şakirt olur.<br />
Akıl; Cebrail gibi “Ey Ahmed, bir adım daha atarsam yanarım!<br />
Sen beni bırak, bundan sonra sen ileri yürü. Ey can sultanı! Benim haddim bu karardır” der.<br />
Tembellik yüzünden şükür ve sabırda mahrum kalan, ancak şunu bilir: Ayağını “cebir” tutmuştur. (Bana bunu Allahvermiş demektedir).<br />
Cebir iddia eden, hasta değilken kendisini hasta göstermiştir. Nihayetle hastalık o kimseyi sıhhatten ayırmıştır.<br />
1070. Peygamber, “Şakacıktan hastalanış gerçekten hastalık getirir ve o adam nihayet mum gibi söner gider” dedi.<br />
Cebir ne demektir Kırık sarmak, yahut kopmuş damarı bağlamak.<br />
Mademki bu yolda ayağını kırmadın; kiminle alay ediyorsun, ayağını neye sardın<br />
Çalışma yolunda ayağı kırılana derhal Burak geldi, ona bindi.<br />
Din emirlerini yüklenmişti, şimdi kendi bindi… Ferman kabul ediciydi, makbul oldu.<br />
1075. Şimdiye kadar Padişahın fermanını kabul eder, o fermana uyardı, bundan sonra askere ferman verir!<br />
Şimdiye kadar talih yıldızı ona tesir ederken bundan sonra o zat yıldızı üzerine emredici olur.<br />
Eğer sen bundan şüphelenirsen o halde “Şakk-ı Kamer” den de şüphelisin.<br />
Ey gizlice heva ve hevesini tazeleyen kimse! İmanını tazele, ama yalnız dille olmasın.<br />
Heva ve heves tazelenip durdukça iman taze değildir. Çünkü heva, îman kapısının kilididir.<br />
<br />
1080. Bakir sözü tevil etmişsin; sen kendini tevil et, Kur’an’ı değil.<br />
İsteğine göre Kur’an’ı tevil ediyorsun. Yüce mâna, senin tevilinden aşağılandı, aykırı bir şekle girdi!<br />
Sineğin gevşek tevilinin değersizliği<br />
* Senin ahvalin o tuhaf sineğe benzer ki o kendini bir adam sanırdı.<br />
* İçmeden kendi kendine sarhoş olmuş, zerresini, güneş görmüş.<br />
* Doğan kuşlarının öğüldüğünü işitmiş; “Şüphe yok ki ben vaktin ankasıyım” demişti;<br />
O sinek eşek sidiği birikintisindeki saman çöpünün üstünde gemi kaptanı gibi baş kaldırıp,<br />
“Ben, deniz ve gemi hikâyesini okumuş, bir zaman bunu düşünmüştüm.<br />
İşte şu deniz, şu gemi, ben de ehliyefli, rey ve tedbir sahibi bir kaptanın” dedi.<br />
1085. Deniz üstünde salını sürüp durmaktaydı. O kadarcık bir su ona haddinden fazla göründü.<br />
O sidik, sineğe göre hudutsuzdu. Sinekte, onu olduğu gibi görecek göz nerede<br />
Onun âlemi kendi görüşüne göre olur. Gözü, bu kadardır, denizi de ona göre!<br />
Bâtıl tevilci, sinek gibidir. Vehmi eşek sidiği, tevil ve tasavvuru saman çöpüdür.<br />
Eğer sinek kendi reyiyle saplandığı tevilden geçse, baht o sineği hümâ yapar.<br />
1090. Bu ibret gözüne sahip olan sinek olmaz; ruhu, sûrete lâyık olmayacak derecede yüksek bir zat olur,<br />
Tavşanın geç gelmesinden aslanın incinmesi<br />
Aslanla pençeleşen o tavşan gibi. Onun ruhu, nasıl olur da küçücük cüssesine lâyık olur<br />
Aslan, hiddetle: “Düşman, altadıcı sözlerle gözümü kapattı.<br />
Cebrîlerin hileleri beni bağladı, tahta kılıçları vücudumu yordu.<br />
Bundan sonra ben artık o gürültüyü dinlemem. Onlar hep şeytanların, gulyabanilerin sesleri!<br />
1095. Ey gönül; durma, onları parçala, derilerini yüz. Zaten onlar deriden başka bir şey değildir!” diyordu.<br />
Deriden maksat nedir Renk renk lâflar… su üstündeki, durmalarına imkân olmayan menevişler gibi.<br />
Bu söz deri gibidir, mâna onun içi; bu söz, ceset gibidir, mâna, can.<br />
Kötü iç’in ayıbını deri örter; iyi iç’i de gayret dolayısıyla Gayb âlemi.<br />
Kalemin rüzgârdan, kağıdın sudan olursa ne yazarsan derhal yok olur.<br />
1100. Mânasız söz, su üstüne yazılan yazıdır. Ondan vefa umarsan iki elini ısırarak dönersin (pişman olur).<br />
Rüzgâr, insandaki heva ve arzudur. Heva ve hevesten geçersen Allah’nın haberi karlı, ondan haber alırsın.<br />
Allah’nın haberleri çok hoştu; çünkü baştan sona kadar ebedîdir.<br />
Peygamberlerin ululuğundan ve hutbelerinden gayrı padişahların hutbeleri, ululukları, adları, sanları değişir, baki kalmaz.<br />
Çünkü padişahların kuvvetleri hevadandır. Peygamberlerin icazetnameleri ise ululuk sahibi Allah’dandır.<br />
1105. Paralara padişahların adlarını kazırlar; Ahmed’in adını ise kıyamete kadar hâkkederler.<br />
Ahmed’in adı, bütün Peygamberlerin adıdır. Yüz ,elimizde olunca doksan da bizde demektir.<br />
Yine tavşanın hilesi ve gitmede gecikmesi<br />
Tavşan aslana gitmede epeyce gecikti. Yapacağı hileyi kendisince kararlaştırdı.<br />
Bir hayli geciktikten sonra aslanın kulağına bir iki sır söylemek üzere yola düştü.<br />
Akıl diyarında nice âlimler vardır! Bu akıl denizi ne kadar engindir!<br />
<br />
1110. Bizim şu şeklimiz bu tatlı denizde su üzerinde kâseler gibi yüzer.<br />
İçi dolu olmadıkça kab, suyun yüzündedir. Dolunca denize batar.<br />
Akıl gizlidir, ortada bir âlem görünüp durur. Bizim şeklimiz; o denizin dalgasından, yahut ıslaklığından ibarettir.<br />
Sûret, o denize ulaşmak için neyi vesile ittihaz ederse etsin, deniz; sûreti, o vesile yüzünden daha uzağa atar.<br />
Gönül kendisine sır vereni; ok, kendisini uzağa atanı görmedikçe.<br />
1115. Atımı kaybettim sanır, bindiği atı inat ve hırçınlıkla yolda hızlı hızlı koşturur!<br />
O yiğit, atını kaybolmuş sanır, bindiği atı inat ve hırçınlıkla koşturmuştur!<br />
O sersem bağırır, arar, tarar kapı kapı dolaşır, her tarafı arar, sorar:<br />
“Atımı çalan nerede, kimdir ” Efendi, şu uyluğunun altındaki mahlûk ne<br />
Evet, bu attır; fakat bu at nerede Ey at arayan yiğit binici, kendine gel!<br />
1120. Can, apaçık olduğundan, pek yakın bulunduğundan görünmez. İnsan, içi su ile dolu, dışı kupkuru küp gibidir.<br />
Kırmızı, yeşil ve sarı… bu üç renkten önce ziyayı görmezsen bunları nasıl görürsün<br />
Fakat senin akılın renkler içinde kaybolduğundan dolayı o renkler senin nurunu görmene engel oldu.<br />
Gece olunca o renkler örtüldü, o vakit rengi görmenin nurdan olduğunu görüp anladın.<br />
Haricî nur olmadıkça rengin görünmesi mümkün değildir. İçteki hayal rengi de böyledir.<br />
1125. Dış renkleri güneş ve Süha yıldızının nuruyla görünür. İç renkleri ise yüce nurların aksiyle görünür.<br />
Gözünün nurunun nuru da gönüldür. Göz nuru gönüllerin nurundan meydana gelir.<br />
Gönül nurunun nuru da, akıl ve duygu nurundan olmayan, onlardan ayrı bulunan Allahnurudur.<br />
Geceleyin nur yoktu, renkleri görmedin. Nurun zıddıyla tereddütsüz olarak bilirsin.<br />
1130. Tanrı; bu zıddiyetle gönül hoşluğu meydana gelsin, her şey iyice anlaşılsın diye hastalığı ve kederi yarattı.<br />
Şu halde gizli olan şeyler, zıddıyla meydana çıkar. Hak’kın zıddı olmadığından gizlidir.<br />
Evvelâ nura bakılır, sonra renge. Çünkü beyaz ve zenci, birbirine zıt olduğu için meydana çıkar.<br />
Sen nuru, zıddıyla bildin. Zıt, zıddı meydana çıkarır, gösterir.<br />
Varlık âleminde Hak nurunun zıddı yoktur ki açıkça görünebilsin.<br />
1135. Hulâsa gözlerimiz onu idrak edemez; o bizi görür, idrak eder. Sen bunu, Mûsâ ile Tûr kıssasında gör!<br />
Sûretle mânayı; aslanla orman, yahut ses ve sözle düşünce gibi bil!<br />
Bu söz, bu ses; düşünceden meydana geldi. Fakat düşünce denizi nerede Onu bilmezsin.<br />
Ama lâtif bir söz dalgası görünce onun denizinin de kadri yüce bir deniz olacağını anlarsın.<br />
Bilgiden düşünce dalgası zuhura gelince mâna, söz ve sesten bir sûret düzdü.<br />
1140. Sözden bir şekil doğdu, yine öldü. Dalga kendini yine denize iletti.<br />
Sûret sûretsizliktençıktı, yine sûretsizliğe döndü. Zira biz yine Allah’ya döneceğiz.<br />
Şu halde sen her göz açıp kapamada ölüyor, diriliyorsun. Mustafa “dünya bir andan ibarettir” buyurdu.<br />
Bizim fikrimiz havada bir oktur. Havada nasıl durur Allah’ya gelir.<br />
Her nefeste dünya yenilenir. Fakat biz, dünyayı öylece durur gördüğümüzden bu yenilenmeden haberdar değiliz.<br />
1145. Ömür su gibi yeniden yeniye akıp gider. Fakat cesette bir daimîlik gösterir.<br />
Elinde hızlı hızlı oynattığın ucu ateşli bir sopa nasıl upuzun ve tek bir ateş hattı gibi görünürse ömür de pek çabuk akıp geçtiğinden daimî bir<br />
şekilde görünür.<br />
Ateşli çöpü sallasan ateş gözüne upuzun görünür.<br />
Bu ömür uzunluğunu da Allah’nın tez tez halketmesindendir.<br />
Allah’nın yeniden yeniye ve süratle halketmesi, ömrü öyle uzun e daimî gösterir.<br />
Bu sırrı bilmek isteyen, pek büyük ve derin bir âlim bile olsa (kendiliğinden bilemez, ona de ki: işte Husâmeddin buracıktadır. O yüce bir<br />
kitaptır ondan öğren)<br />
Tavşanın aslan huzuruna gelmesi, aslanın ona kızması<br />
1150. Aslanın kızgınlığı arttı, titizlendi. Baktı ki tavşan, uzaktan geliyor.<br />
Korkusuz ve çalımlı bir tavırla hiddetli, titiz, kızgın, suratı asık bir halde koşmakta.<br />
Çünkü mütessir ve zebun bir halde gelişten suçluluk anlaşılır. Ama cesurluk her türlü şüpheyi giderir.<br />
Aslanın hizasına yaklaşıp ilerleyince aslan bağırdı: “Bire adam evlâdı olmayan!<br />
Ben ki filleri parça parça etmişim; ben ki erkek aslanların kulağını burmuşum;<br />
1155. Bir tavşan parçası kim oluyor ki böyle benim emrimi ayak altına atsın!<br />
Tavşan uykusunu ve gafletini bırak; ey eşek, bu aslanın kükreyişini dinle!”<br />
<br />
Tavşanın mazeretini söylemesi ve aslana yaltaklanması<br />
Tavşan dedi ki: “Eğer efendimiz affederlerse aman dileyeceğim, mazeretim var.”<br />
Aslan “Ey ahmaklardan arta kalan, bu ne biçim özür Padişahlar huzuruna bu zaman mı gelinir<br />
Sen vakitsiz öten horozsun başını kesmeli. Ahmağın mazereti dinlenmez.<br />
1160. Ahmağın özrü kabahatinden beter olur. Cahilin özrü her ilmin zehridir.<br />
Ey tavşan! Senin özründe bilgi yok. Ben tavşan değilim ki kulağıma sokasın” dedi.<br />
Tavşan “Padişahım, adam olmayanı da adam sırasına koy; zulüm görenin mazeretine kulak ver!<br />
Hele mevkiinin sadakası olarak yolunu şaşıranı kendi yolundan sürme!<br />
Bütün ırmaklara su veren deniz bile her çöpü başının üstünde taşır.<br />
1165. Deniz, bu kereminden dolayı eksilmez; ihsanı yüzünden aşağılaşmaz” dedi.<br />
Aslan dedi ki: “Ben yerinde ve lâyık olana kerem ve ihsanda bulunurum; herkesin elbisesini boyuna göre biçerim.”<br />
Tavşan “Dinle, eğer lûtfa lâyık değilsem kahır ejderhasının önüne baş koydum, ne yaparsan yap!<br />
Ben kuşluk vakti yola düştüm, arkadaşımla padişahıma geliyordum.<br />
Arkadaşlarımla, senin için başka bir tavşanı da bana yoldaş etmiştiler.<br />
1170. Bir erkek aslan, kulunuzun kanına kasdetti. Yolda, bu iki yoldaşa da sataştı.<br />
Ben ona “Biz padişahlar padişahının kuluyuz, o kapının iki küçük kapı yoldaşıyız” dedim.<br />
Dedi ki: “Utan be! Padişahlar padişahı dediğin kim oluyor Benim huzurumda öyle her adam olamayanın adını anma!<br />
Eğer huzurumdan iki adım ileri atarsan seni de, padişahını da paramparça ederim.”<br />
“Beni bırak, bir kerecik daha padişahımın yüzünü görüp seni haber vereyim” dedim.<br />
1175. Dedi ki: “Yoldaşını huzurumda rehin bırak; yoksa sen benim kanunumca kurbansın.”<br />
Ona çok yalvardık, hiç fayda etmedi. Yoldaşımı alıp beni yalnız bıraktı.<br />
Arkadaşım hem şişmanlık ve letafetçe, hem de güzellik ve irilik bakımından benim üç mislimdi.<br />
Bundan böyle o aslan tarafından bu yol kapanmıştır, böyle bir düşman yüzünden, Padişahım, yol bağlıdır.<br />
Bundan sonra tahsisattan ümidini kes. Ben doğru söylüyorum, doğru söz acıdır.<br />
1180. Sana tahsisat lâzımsa yolu temizle. Haydi gel, o pervasızı oradan kaldır!” dedi.<br />
Aslanın tavşana cevap vermesi ve onunla gitmesi<br />
Aslan dedi ki : “Bismillah, haydi gel bakalım, nerede o Doğru söylüyorsan düş önüme!<br />
Onun da cezasını vereyim, onun gibi yüz tanesinin de. Fakat bu sözün yalansa seni cezalandırırım.”<br />
Tavşan; onu, kurduğu dolaba düşürmek için kılavuz gibi öne düştü.<br />
Nişan koyduğu bir kuyuya doğru yola çıktılar. Aslana derin bir kuyuyu tuzak yapmıştı.<br />
1185. Her ikisi de kuyunun bulunduğu yere yaklaştılar. İşte sana hilebaz, saman altından su yürüten bir tavşan!<br />
Su bir saman çöpünü ovaya götürür ama bir dağı nasıl sürükler acaba<br />
Onun hile tuzağı aslana kemenetti. Ne tuhaf tavşan ki bir aslanı avlıyor!<br />
Bir Mûsâ, Firavun’u askeriyle, başındaki kalabalıkla Nil nehrinde öldürür;<br />
Bir sivrisinek yarım kanadıyla pervasızca başın beynini yarar.<br />
1190. Düşman sözü dinleyenin hali budur. Hasetçinin dostu olanın uğradığı cezayı gör!<br />
Hâmân’ı dinleyen Firavun’un, Şeytan’ı dinleyen Nemrûd’un hali budur.<br />
Düşman her ne kadar dostça söylerse de, her ne kadar taneden, yemden bahsederse de sen onu tuzak bil!<br />
Sana şeker verirse sen bunu zehir bil, bir lûtufta bulunursa onu kahır bil!<br />
Kaza gelince kabuktan başka bir şey göremez, düşmanları dostlardan ayıramazsın.<br />
1195. Böyle olunca yalvarmaya başla, ağlayıp inlemeye, tesbihe, oruca devam et!<br />
“Rabbim, sen gaipleri bilirsin. Günahtan dolayı bizden intikam alma” diye yalvar, yakar!<br />
“Ey aslanları yaratan! Eğer biz bir köpeklik etmişsek bu pusudan bizim üstümüze aslanı saldırma!<br />
<br />
Güzel suya ateş şeklini, ateşe de su letafini verme!” diye niyaz et!<br />
Yarabbi, sen kahır şarabıyla insanı sarhoş edersen yok olan şeylere varlık sûretini verir, onları var gibi gösterirsin.<br />
1200. Sarhoşluk nedir Taşı gevher, yünü yeşim taşı görecek derecede gözün bağlanması, görmemesidir.<br />
Sarhoşluk nedir Ilgın ağacı göze sandal ağacı görünecek kadar duyguların değişmesidir!<br />
Kaza gelince aydın gözlerin bile bağlanacağını bildiren Süleyman hikâyesi<br />
Süleyman’ın büyük divan çadırı kurulunca bütün kuşlar huzuruna geldiler.<br />
Onu, kendilerinin dilini anlar, sırrını bilir bir zat bulup huzuruna canla, başla bir bir koştular.<br />
bütün kuşlar, cik cik ötmeyi bırakmışlar; kardeşinin seninle konuşmasından daha fasih bir surette Süleyman’la konuşmaya başlamışlardı.<br />
1205. Aynı dili konuşma, hısımlık ve bağlılıktır. İnsan yabancılarla kalırsa mahpusa benzer.<br />
Nice Hindli, nice Türk vardır ki dildeştirler. Nice iki Türk de vardır ki birbirlerine yabancı gibidirler.<br />
Şu halde mahremlik dili, bambaşka bir dildir. Gönül birliği dil birliğinden daha iyidir.<br />
Gönülden sözsüz, işaretsiz, yazısız yüz bimlerce tercüman zuhur eder.<br />
Kuşların hepsi, bütün sırlarını, hünerlerine, bilgi ve işlerine ait şeyleri.<br />
1210. Süleyman’a birer birer apaçık söylüyorlar, kendilerini bildirmek ve tanıtmak için öğünüyorlardı.<br />
Bu öğünmek kibirden, varlıktan dolayı değildi. Her kuş, onun huzuruna varsın, yakınlarından olsun diye öğünüyordu.<br />
Bir kul, bir efendiye kul olmak dilerse hünerinden bir miktarını ona arzeder.<br />
Fakat o efendi tarafından satın alınmayı istemezse kendisini hasta, sağır, çolak ve topal gösterir.<br />
Hüthüdün hünerini arzetme sırası geldi; sanatını ve düşüncelerini bildirme nöbeti erişti.<br />
1215. Dedi ki: “Ey Padişah, en küçük bir hünerimi kısaca arzedeyim. Kısa söylemek daha iyidir.”<br />
Süleyman “Söyle bakalım, o hangi hünerdir ” dedi. Hüthüt, “Gayet yükseklerde uçtuğum zaman,<br />
Havadan bakınca yerin tâ dibindeki suyu görürüm.<br />
O su nerededir, derinliği ne kadardır, rengi nedir, topraktan mı kaynıyor, taştan mı Hepsini görür, bilirim.<br />
Ey Süleyman! Ordu kurulacak yeri tâyin etmek üzere beni sefere beraber götür” dedi.<br />
1220. Süleyman da “Ey iyi yoldaş! Susuz ve uçsuz bucaksız çöllerde sen bize arkadaş ol; bu suretle su bulur, seferde yoldaşlara saka<br />
olursun” dedi.<br />
Karganın, Hüthüt’ün dâvasını kınaması<br />
Karga, bunu işitince hasedinden ilerleyip Süleyman’a “Hüthüt aykırı ve kötü söyledi.<br />
Padişah huzurunda söz söylemek, edebe aykırıdır. Hele yalan ve olmayacak söz olursa.<br />
Eğer onun böyle bir görüşü olsaydı bir avuç toprak altındaki tuzağı nasıl görmezdi<br />
Nasıl olur da tuzağa tutulurdu, nasıl olur da ümitsiz bir halde kafese girerdi ” dedi.<br />
1225. Bunun üzerine Süleyman dedi ki: “Ey Hüthüt! Daha ilk kadehte böyle bulunman lâyık mı, akla sığar mı<br />
Ayran içen! Kendini nasıl oluyor da sarhoş gösteriyor, huzurumda sonu yalan çıkacak bir söz söylüyorsun ”<br />
Hüthüt’ün karganın kınamasına cevap vermesi<br />
Hüthüt dedi ki: “Padişahım, Allah aşkına bu çıplak yoksul hakkında düşmanın söylediği sözü dinleme!<br />
Eğer ettiğim dâva yalansa işte başımı koydum, boyumu vur! Kaza hükmünü inkâr eden karga, binlerce aklı olsa yine kâfirdir.<br />
1230. Sende “kâfirler” sözünden bir “kef” harfi, küfür sıfatlarından bir sıfat bulunsa kadının ferci gibi şehvet yerisin, pis pis kokarsın.<br />
Eğer kaza gözümü ve aklımı kapatmazsa ben tuzağı havada da görürüm.<br />
<br />
Fakat kaza gelince bilgi, uykuya dalar, ay kararır, gün tutulur.<br />
Kazanın bu çeşit hilesi nadir midir ki Kaza ve kaderi inkâr edenin inkârı bile, bil ki kaza ve kaderdendir.”<br />
Âdem Aleyhisselâm’ın hikâyesi, açıkça emre uyup tevili terk etmede gözünü kaza ve kaderin bağlaması<br />
“Allemelesmâ” ya bey olan, her damarında yüz binlerce ilim bulunan insanlar atası,<br />
1235. Her şeyin adını, nasılsa öylece bilmiş sonunda ne olacaksa sonuna kadar da agâh olmuştu.<br />
O, eşyaya ne lâkap verdiyse değişmemiştir; çevik dediği tembel çıkmamıştır.<br />
Sonunda mümin olacak kimseyi önceden gördü; sonunda kâfir olacak adam da ona belli oldu.<br />
Her şeyin adını, bilenden işit; “Allemelesmâ” remzinin sırrını duy!<br />
Bize göre her şeyin adı, görünüşüne tâbidir; nasıl görünüyorsa biz, ona öyle deriz. Fakat Allah’ya göre içyüzüne, hakikatine tâbidir.<br />
1240. Mûsâ’ya göre sopasının adı asâ; Yaratan yanında ejderha idi.<br />
Bu âlemde Ömer’in adı puta tapındı; halbuki tâ “Elest” te onun ismi mümindi.<br />
Bizim yanımızda adı meni olan şey, Hak yanında şu benlikle zahîr olan sûretti.<br />
Bu meni, yokluk âleminde vardı; eksiksiz, artıksız aynen Allah’nın ilminde mevcuttu.<br />
Hâsılı Allahindinde sonumuz ne olacaksa hakikatte adımız o olmuştur.<br />
1245. Tanrı, insana âkıbetine göre bir ad koyar. Halkın taktığı ödünç ada göre değil!<br />
Âdem’in gözü Allah’nın pâk nuru ile gördüğünden adların hakikati ve içyüzü ona ayan oldu.<br />
Melekler onda Hak nurunu görüce hepsi, ona yüzüstü secdeye vardılar.<br />
Adını andığım şu Âdem’i kıyamete kadar öğsem, vasıflarını saysam yine öğmekten âcizim!<br />
Âdem bunların hepsini bildi. Fakat kaza gelince nehyi bilme yüzünden hataya düştü.<br />
1250. Acaba bu nehiy, haram olduğundan mıdır, yoksa korkutmak için mi<br />
Gönlünce tevili üstün tutunca kendisi hayretteyken tabiatı, buğdaya doğru koştu.<br />
Bahçıvanın ayağına diken batınca hırsız fırsat buldu, esvabını çalıp kaçtı.<br />
Âdem hayretten kurtulup tekrar yola gelince gördü ki hırsız eşyayı iş yerinden götürmüş!<br />
“ Rabbena İnnâ zalemnâ” deyip âh etmeye başladı. Yani “karanlık bastı, yol kayboldu” dedi.<br />
1255. Bu kaza, güneşi örten bir buluttur. Aslan ve ejderha bile ondan feryat ve figan etmektedir.<br />
“Kaza ve kader zuhur edince bir tuzağı bile görmüyorsam bo yolda cahil olan yalnız ben değilim ya!”<br />
Zorlamayı bırakıp feryad ü figana koyulan kişi me kutlu kişidir; o, iyi bir işe sarılmıştır.<br />
Eğer kaza, seni gece gibi sararsa sonunda yine elinden tutacak odur;<br />
Yüz kere canına kasdederse yine sana can veren derdine derman olan kazadır.<br />
1260. Bu kaza yüz kere yolunu kesse de yine senin çadırını göklerin üstüne kurar.<br />
Seni eminlik mülküne götürmek için bu korkutmasını inayet bil!<br />
Bu sözün sonu gelmez, söz de uzadı. Sen tavşanla aslan hikâyesini dinle!<br />
Kuyuya yaklaşınca aslanın yanında, tavşanın geri çekilmesi<br />
Kuyu yanına gelince aslan, tavşanın geri kaldığını gördü.<br />
Dedi ki: “Niçin ayağını geri çektin. Ayağını geri çekme, ileri gel!”<br />
1265. Tavşan “Ayağım nerede Elim ayağım kesildi. Canım tir tir titriyor, yüreğim yerinden oynadı.<br />
Yüzümün rengini görmüyor musun Altın sarısı gibi. Rengim, ne halde olduğumu bildiriyor.<br />
Allahyüze “bildirici” demiştir. Onun için âriflerin gözü, yüze dalmış, kalmıştır.<br />
Renk ve koku, çan gibi haber verir; atın kişnemesi, atın mevcudiyetini bildirir.<br />
Eşeğin sesini, kapının sesinden fark edesin diye her şeyin sesi, o şeyi haber verir.<br />
1270. Peygamberinsanları ayırtetmek hususunda “insan, sözünde gizlidir” dedi.<br />
Yüzün renginde gönül halinden bir nişan vardır. Bana acı, sevgi kalbinde tut!<br />
Kırmızı yüz, sahibinin refah ve saadetine delâlet eder, sarı yüz, sahibinin meşakkat ve belâ içinde olduğunu bildirir.<br />
Elimi, ayağımı alana, yüzümün rengini uçurana, kuvvetimi giderene, çehremi bozana uğradım.<br />
Önüne geleni kırma, ağaçları kökünden, dibinden söküp çıkarana sataştım.<br />
<br />
1275. Adamları, hayvanları, cemadat ve nebatatı mat edene rastladım.<br />
Bunlar cüziyattır, külliyatın da onun yüzünden renkleri sararmış, kokuları bozulmuştur.<br />
Cihan; gâh sabredip gâh şükrettikçe bağlar, bahçeler, gâh giyinir, gâh çırçıplak kalır;<br />
Güneş, ateş renginde doğmuşken diğer bir saatte baş aşağı batar;<br />
Göklerde pırıldıyan yıldızlar; zaman zaman ihtiraka uğrarlar;<br />
1280. Güzellikte yıldızlardan daha parlak olan ay da ince ağrıya tutulup hilâl olur;<br />
Çok sakin ve edepli olan bu yeri de sarsıntı sıtmaya düşürür;<br />
Nice dağlar, bu ansızın gelen felâketten dolayı yeryüzüne kumlar gibi dağılıvermişlerdir!<br />
Ruhla eş olan hava bile kaza baş gösterince veba kesilir, ufunetlenir:<br />
Ruhun kızkardeşi olan lâtif su, bir gölcükte sarı, acı ve bulanık bir hale gelir;<br />
1285. Azametli ve kibirli ateşi bile bir yel söndürüverir!<br />
Denizin halini de ıstırabından, coşkunluğundan anla, aklının değişik durduğunu, kalıptan kalıba girdiğini bil!<br />
Allahrızasını arayıp duarn başı dönmüş feleğin hali de oğullarının hali gibidir:<br />
Gâh en altta, gâh ortada, gâh en tepede. Onda da bölük bölük kutlu ve yomsuz zamanlar var!<br />
Ey külliyat ile karışmış olan, ey insan! Basit cisimlerin halini de kendinden kıyas et!<br />
1290. Külliyatın böyle hastalıkları, böyle dertleri olunca onların cüzülerinin yüzü nasıl sararmaz<br />
Hele birbirlerine zıt olan şeylerden; su, toprak, ateş ve yelden meydana gelmiş cüzü…<br />
Koyunun kurttan kaçmasına şaşaılmaz; şaşılacak şey, bu koyunun kurda gönül vermesidir!<br />
Sağlık, zıtların sulhüdür; aralarında savaşın başlamasını da ölüm bil!<br />
Allah’nın lûtfu, bu aslanla yaban eşeğine, bu iki zıdda, vefakârlık hususunda bir ülfet vermiştir.<br />
1295. Dünya hasta ve mahpus olunca, hastanın fâni olmasına şaşılır mı ”<br />
Tavşan aslana bu çeşit nasihatler verip “Ben bu sebepler yüzünden geriledim” dedi.<br />
Tavşanın ayağını geri çekmesindeki sebebi, aslanın ciddiyetle sorması<br />
Aslan dedi ki: “Sen bu sebepleri bırak da şu geriye çekilmenin sebebini söyle, benim maksadım o.”<br />
Tavşan, “O aslan, bu kuyuda oturuyor; bu kalenin içinde bütün âfetlerden emin!” dedi.<br />
Aklı olan kimse oturmak için kuyu dibini seçmiştir. Çünkü gönül sefaları halvetler.<br />
1300. Kuyunun karanlığı, halkın verdiği karanlıklardan daha iyidir. Halkın ayağını tutan, halkla karışıp görüşen; başını kurtaramamış, selâmete<br />
erişememiştir.<br />
Aslan “İleri yürü. Benim açacağım yara, onu kahreder, bir bak, o aslan oarad mı “ dedi.<br />
Tavşan “Ben o ateşten bir kere yanmışım. Sen beni kucağına alırsan,<br />
Ey kerem madeni, ancak o vakit yardımınla gözümü açar, kuyuya bakabilirim” dedi.<br />
Aslanın kuyuya bakıp kendinin ve tavşanın aksini görmesi<br />
Aslan onu kucağına aldı. O da aslanın himayesinde kuyuya kadar vardı.<br />
1305. Kuyunun içine, suya bakınca aslanın ve onun aksi, sı içinde parıldadı.<br />
Aslan su içinde parıldayan aksini gördü. Suda bir aslan şekliyle kucağında şişman bir tavşan şekli gördü.<br />
Su içinde düşmanını görünce, tavşanı bırakıp kuyu içine sıçradı.<br />
Kendi kazdığı kuyuya kendi düştü. Çünkü yaptığı zulüm, kendi başına geldi.<br />
Zalimlerin zulmü karanlık bir kuyudur; bütün âlimler böyle dediler:<br />
1310. Daha ziyade zalim olanın kuyusu, daha korkunçtur. Adalet “daha kötüye, daha kötü ceza verilir” buyurmuştur.<br />
Ey zulümle bir kuyu kazan! Sen kendin için tuzak hazırlıyorsun.<br />
İpekböceği gibi kendi etrafını örme; kendine kuyu kazarsan bari kararlıca kaz!<br />
Zayıfları sen yardımcısız, kimsesiz sanma; Kur’an’dan “İZa câe nasrullah” ı oku<br />
Sen filsen, düşmanın senden ürkmüşse sana ceza olarak işte ebabil kuşu gelip çattı.<br />
<br />
1315. Yerde bir zayıf aman dilerse, gökyüzü askerleri birbirlerine karışırlar.<br />
Sen birisini dişinle ısırıp ta kan içinde bırakırsan diş ağrısına tutulunca ne yaparsın<br />
Aslan, kuyuda kendisini görünce hiddetinden o anda kendini düşmanından ayırt edemedi.<br />
Kendi aksini kendi düşmanı sandı, hulâsa, kendisine kılıç çekti.<br />
Ey adam! İnsanlarda gördüğün birçok zulümler, senin huyundur; sen, kendi huyunu onlarda görüyorsun.<br />
1320. Senin varlığın, nifakın, zulmün, gafletin onlara aksetmiştir.<br />
Sen o sun, sen kendini yaralamaktasın. O anda lânet ipliğini kendine, kendin dokuyorsun!<br />
O kötülüğü sen kendinde açıkça görmüyorsun. Görsen kendine kendin, candan düşman olurdun.<br />
Ey ahmak! Kendine saldıran o aslan gibi sen de kendine saldırıyorsun.<br />
1325. Ahlâkının künhüne erişir, hakikatını anlarsan o adam olmamazlığın senden olduğunu bilirsin.<br />
Aslan; başka bir aslan gibi görünen şeklin, kendi aksinden ibaret olduğu kuyu dibinde zâhir oldu.<br />
Bir zayıfın dişini söken, o ters gören aslanın işini işlemektedir.<br />
Ey başkasının yüzünde kötü bir ben gören! Gördüğün kendi beninin aksidir, ondan nefret etme!<br />
“Müminler birbirinin aynasıdır.” Bu haberi Peygamber’den rivayet etmediler mi<br />
Gözünün önüne gök renkli bir cam koymuşsun, o sebepten âlem sana gök görünüyor.<br />
1330. Kör değilsen bu körlüğü kendinden bil. Kendine kötü de, başkasına deme!<br />
Eğermümin, Allahnuruyla bakmamış olaydı; gaip mümine bütün çıplaklığıyla nasıl görünürdü<br />
Fakat sen Allahnuruyla değil, Allahateşiyle baktığından kötülükte kaldın, iyilikten gafil oldun;<br />
*İyiliği kötülükten ayırt edemedin, kötülükten de gafil oldun, iyilikten de.<br />
Ey gama, kedere dalmış adam! Azar azar ateşe nur serp ki ateşin nura dönsün.<br />
Ya Rabbi, sen de o tertemiz suyu serp de âlemin şu ateşi tamamıyla nur olsun.<br />
1335. Denizin suyu hep ferman altındadır; ya Rabbi su da senindir, ateş de!<br />
Sen istersen ateş, lâtif su olur; dilemezsen su bile ateş kesilir.<br />
Bizim şu niyazımızı a yine sen ilham etmektesin. Zulümden kurtulmamız, senin ihsanındır.<br />
Sen bize bu isteği, biz istemeksizin verdin, hadsiz, hesapsiz ihsanlarda bulundun.<br />
Tavşanın, av hayvanlarına “aslan kuyuya düştü” diye müjde götürmesi<br />
Tavşan kurtulduğunda sevinerek ovaya, av hayvanlarına koştu.<br />
1340. Aslanın kuyuda öldüğünü görünce çayıra doğru döne oynıya gitmekteydi.<br />
Ölümün pençesinden kurtulduğundan ayağı yerden kesilmiş, sevinmiş, el çırpmakta, dallar, yapraklar gibi yeşermiş neşelenmiş,<br />
oynamaktaydı.<br />
Dallar, yapraklar, toprak hapsinden kurtulunca başlarını yükseltir, rüzgârın eşi, arkadaşı olurlar.<br />
Yapraklar, daldaki tomurcukları yarıp çıkınca ağacın tâ üstüne çıkarlar.<br />
Her meyva ve her yaprak, tomurcuğunun diliyle Allah’nın şükrünü terennüm eder;<br />
1345. Bizim aslımızı, ihsan sahibi Allahyetiştirdi, nihayet ağaç kalınlaştı, doğrulup yükseldi de.<br />
Su ve çamur içinde olan canlar da bataklıklardan, su ve çamurdan kurtulunca gönülleri sevinç dolu bir halde.<br />
Allahaşkının havasında raksederler; ayın on dördü gibi noksansız ve tam bir hale gelirler.<br />
Tenleri oynayıp durur, ya canları ne haldedir Sorma! Tamamıyla can olanlara gelince: onları hiç sorma (anlatmağa imkân yok!)<br />
Tavşan, aslanı zindana soktu. Aslan için ne ayıp şey; bir tavşancıktan geri kaldı!<br />
1350. Böyle bir ayba sahip olduğu halde şaşılacak şey şurasıdır ki bir de kendisine Fahreddin lâkabını takmalarını ister!<br />
Ey kişi! Sen, bu dünya kuyusunun dibinde mahpus kalan bir aslansın. Tavşan gibi olan nefsin, seni nasıl kahretti<br />
Senin tavşan nefsin sahrada yeyip içmekte, zevk ve sefa etmekte. Sen ise şu dedikodu, bahis ve münakaşa kuyusunun dibindesin!<br />
O aslan avcısı tavşan, av hayvanlarının bulunduğu yere koşup “birbirinizi muştulayın. Size müjdeci geldi.<br />
müjde, ey zevk u sefaya dalmış olanlar! Müjde ki o cehennem köpeği, geldiğ cehenneme gitti.<br />
1355. Müjde! Allaho can düşmanının dişlerini söktü!<br />
Pençesiyle nice başalr ezen düşmanı, ölüm süpürgesi çerçöp gibi süpürdü, gitti” dedi.<br />
Av hayvanlarının tavşanın etrafına toplanıp onu öğmeleri<br />
<br />
O zaman, bütün hayvanlar, sevinçli bir halde gülüp oynayarak, onun yüzünü öptüler,<br />
Etrafına halka oldular. O, çırağ gibi ortalarındaydı. Bütün sahradakiler, ona secde ettiler.<br />
“Sen gökten inen bir melek misin, yoksa peri misin Hayır, ne meleksin, ne peri! Sen ,erkek aslanların Azrâilisin<br />
1360. Ne olursan ol; canımız sana kurban olsun! Ona galip geldin, elin, kolun sağ olsun!<br />
Allahbu suyu, senin arkından akıttı; eline, koluna aferin!<br />
Bir daha söyle! Onu hile ile nasıl inandırdın; o zalimi, düzenle nasıl kahrettin<br />
Bir daha söyle ki hikâyen dertlere derman, canlara merhem olsun!<br />
Bir daha söyle ki o sitemkârın zulmünden canlarımızda yüz binlerce yaralar var” dediler.<br />
1365. Tavşan dedi ki: “Ey ulular! Allahyardım etti, yoksa dünyada bir tavşan kim oluyor ki<br />
Koluma kuvvet, kalbime kudret verdi; cenneti, huriyi kucağıma attı.<br />
Üstünlükler, Hak’tan gelir, hallerin değişmesi de ondandır.<br />
Tavşanın av hayvanlarına “buna sevinmeyin” diye nasihat etmesi<br />
Hak; bu kuvvet kudreti zan ve yakîn ehline nöbetle göstermektedir:<br />
Ey ikbal nöbetine erişen! Kendine gel, sevinme! Sen nöbetle mukayyetsin, hürlük taslama!<br />
1370. Saltanatı nöbetten üstün olan, ikbali ebedî bulunan nöbet davulunu yedi yıldızdan üstün bir yerde çalarlar.<br />
Nöbetten üstün olanlar, bâki padişahlardır; onlar daima ruhlara sâkidir.<br />
Bir iki gün su içmeyi terk edersen ağzını ebediyet şarabına daldırır, o hakikat şarabını içersin<br />
“ Küçük muharebeden büyük muharebeye döndük “ sözünün tefsiri<br />
Ey padişahlar! Dışarıdaki düşmanı öldürdük; içimizde ondan beter bir hasım var.<br />
Bunu öldürmek, aklın fikrin işi değil. İçerideki aslan; öyle tavşan maskarası olmaz.<br />
1375. Cehennem, bu nefistir; cehennem, bir ejderhadır ki harareti denizlerle eksilmez.<br />
Yedi denizi içer de yine kocakarıya benzeyen nefsin harareti ve coşkunluğu azalmaz.<br />
Taşlar, taş yürekli kâfirler; ağlayıp inleyerek mahcup bir halde cehenneme girerler.<br />
Hak’tan ona şu nida gelmedikçe bu kadar azaba da kanaat etmez:<br />
“Doydun mu” denir. O, kurt ve sırtlan gibi “Hayır, doymadım” der. İşte sana ateş, işte sana hararet!<br />
1380.Bütün bir âlemi, bir lokma edip yutar da yine midesi “Daha fazla yok mu” diye bağırır.<br />
Nihayet Hak, onun üstüne Lâmekân âleminden ayağını koyar da işte o vakit derhal sakinleşir.<br />
Bizim nefsimiz de cehennemin bir parçasıdır. Onun için cüzüler daima küllün tabiatındadır.<br />
Nefsi öldürecek ayak da ancak Hak’kın ayağıdır. Zaten nefsin yayını Hak’tan gayrı kim çekebilir<br />
Yaya ancak doğru ok koyarlar. Bu yayın ters ve eğri okları da vardır.<br />
1385. Ok gibi doğru ol da yaydan kurtul! Çünkü her doğru okun, yaydan fırlayacağına şüphe yok.<br />
Dış savaşından kurtulunca iç savaşına yüz tuttum.<br />
Biz şimdi küçük muharebeden döndük; Peygamber’le beraber büyük muharebedeyiz.<br />
Allah’dan denizleri yaran bir kuvvet isterim ki bu Kaf dağını iğne ile yerinden koparıp atayım.<br />
Şunu bil ki safları bozup dağıtan aslanla savaşmak kolaydır, asıl aslan, nefsini mağlup edendir. “<br />
*Bunun hakkında sen bir hikâye dinle de sözümden hisse al:<br />
Rum Kayseri elçisinin, Emîrülmü’minin Ömer’e – Allahondan razı olsun – gelip Ömer’in kerametini görmesi<br />
1390. Rum Kayseri’den, Medine’de Ömer’e uzak çölleri aşarak bir elçi geldi.<br />
Medine halkına “Halifenin köşkü nerededir ki atımı, eşyamı oraya çekeyim” dedi.<br />
Halk, dedi ki: “Onun köşkü yok; Ömer’in köşkü, ancak aydın canıdır.<br />
<br />
Gerçi emir diye adı sanı duyulmuşsa da onun, yoksullar gibi ancak bir kulübeciği var.<br />
Kardeş, onun köşkünü nasıl görebilirsin Gönül gözünde kıl bitmiş!<br />
1395. Gönül gözünü kıldan ve hastalıktan arıt, sonra köşkünü görmeyi gözet.<br />
Kimin canı, heveslerden arınmışsa derhal tertemiz Allahtapusunu, Allahdergâhını görür.<br />
Muhammed, bu ateşten, bu dumandan temizlendiğinden nereye yüz çevirse orada Allah cemalini gördü.<br />
Seni kötülüğe sevk eden vesveselere yoldaş oldukça “Semme vechullah”ı nasıl bilebilirsin<br />
Kimin kalbinde kapı açılırsa gönül göğünde yüzlerce güneş görür.<br />
1400. Yıldızların içinde ay nasıl görünürse başkaları arasında Allahda öyle görünür.<br />
Fakat iki parmağını iki gözünün üstüne koy: bir şey görebilir misin İnsaf et!<br />
Sen görmesen de dünya yok değildir. Kusur, ancak şom, nefsin parmağında.<br />
Kendine gel! Gözünden parmağını kaldır da ne istiyorsan gör.<br />
Nûh’un ümmeti, Nûh’a “Nerede sevap ” dediler. Nûh “duymamak, görmemek için elbisenize büründüğünüz cihette.<br />
1405. Elbiselerinize bürünüp yüzünüzü, başınızı sardınız; ondan dolayı gözünüz olduğu halde görmediniz” dedi.<br />
İnsan gözden ibarettir. Geri kalanı bir deridir. Göz de, dostu gören göze derler.<br />
İnsan, dostu görmeyince kör olsun, daha iyi. Böyle adam Süleyman bile olsa, karınca ondan yeğdir. "<br />
Bu yepyeni sözler, Rum elçisini semaa getirdi, Ömer’i görmek iştiyakı arttı.<br />
Gözünü o padişahı aramaya dikti, eşyasını da kaybetti, atını da.<br />
1410. O iş erinin ardına düşmüş, her tarafa koşmakta, delicesine onu aramaktaydı.<br />
“Dünyada böyle adam da olur mu ki cihandan can gibi gizlenmiş” diyordu.<br />
Candan kul olmak için onu aradı. Şüphesiz, arayan bulur.<br />
Bir bedevi karısı, onun yabancı olduğunu gördü; Ömer’i aradığını anlayıp “İşte şuracıkta, şu hurma ağacının altında ;<br />
Hurma ağacının dibinde, halktan ayrılmış, yapayalnız, gölgelikte uyuyan Allahgölgesini gör” dedi.<br />
Elçinin Emîrülmü’minin Ömer’i – Allahondan razı olsun – bir ağaç altında uyur bulması<br />
1415. Elçi oraya gelip uzakta durdu. Ömer’i görünce titremeye başladı.<br />
O uyuyandan elçiye bir heybet, gönlüne hoş bir hal geldi.<br />
Muhabbet ve heybet birbirinin zıttı iken gönlünde bu iki zıttın birleştiğini gördü.<br />
Kendi kendine “Ben nice Padişahlar gördüm; büyük sultanların makbulü oldum.<br />
Onlardan korkmaz, ürkmezdim. Bu adamın heybeti aklımı başımdan aldı.<br />
1420. Aslanlar, kaplanlar bulunan ormanlara daldım, yüzümün rengi bile kaçmadı.<br />
Bir çok savaşlarda bulundum; savaş başlayınca<br />
Bir hayli ağır yaralar aldım, düşmanları ağır bir surette yaraladım. Bütün bu ahvalde kalbim, diğerlerinden daha kuvvetli idi.<br />
Bu adam silâhsız, kuru yerde yatıyor; benim yedi âzam tir tir titremekte; bu ne<br />
Bu heybet Hak’tan halktan değil; bu heybet, şu abalı adamdan gelmiyor” dedi.<br />
1425. Bir kişi Hak’tan korkup takva yolunu tuttu mu: cin olsun, insan olsun, onu kim görse korkar.<br />
Bu düşünce içinde hürmetle ellerini bağladı. Bir müddet sonra Ömer, uykudan uyandı.<br />
Ömer’in uykudan uyanması ve Kayser elçisinin ona selâm vermesi<br />
Elçi, Ömer’i tâzim etti, ona selâm verdi. Peygamber “önce selâm sonra söz” demiştir.<br />
Ömer, selâmını alıp onu yanına çağırdı, onu teskin etti, karşısına oturdu.<br />
Korkanı, emin ederler, gönlünü yatıştırırlar.<br />
1430. “Korkmayın” sözü, korkanlara sunulan hazır yemektir. Ve bu yemek tam onlara lâyıktır.<br />
Korkusu olmayana nasıl ”korkma” dersin Niye ona ders veriyorsun O, derse muhtaç değil ki!<br />
Ömer, o yüreği oynayan kimseyi sevindirdi, yıkılmış gönlünü yaptı.<br />
Ondan sonra en güzel bir yoldaş olan Allah’nın tertemiz sıfatlarına dair ince bahislere daldı;<br />
Elçiye, makam nedir Hâl neye derler Anlasın, bilsin diye Allah’nın Abdallara gönderdiği lûtuf ve ihsanları nakletti.<br />
1435. Hâl güzel bir gelinin cilvesidir; makam ise o gelinle halvet olup vuslatına erişmektir.<br />
Gelinin cilvesini padişahta görür, başkaları da. Fakat onunla vuslat, ancak aziz padişaha mahsustur.<br />
Gelin, havassa da cilve eder, avama da. Ama onunla halvete giren ancak padişahtır.<br />
Sûfîler içinde hâl ehli çoktur, fakat aralarında makam sahibi nadirdir.<br />
Ömer, elçiye can menzillerini söyledi, ruh seferlerini anlattı.<br />
<br />
1440. Zamandan dışarı olan, zamana sığmayan bir zamandan, azamete mensup kutsiyet makamından,<br />
Ruh simurgunun, bu âleme gelmeden önceki geniş uçuşlarından bahsetti.<br />
Ruhun, o âlemde bir uçuşu, ufukları aşıyordu; iştiyak çekenlerin ümitlerinden de ileri gidiyordu, hırslarından da!<br />
Ömer, o yabancı çehreli zatı tam dost buldu, canının Allahsırlarını dilediğini anladı.<br />
Şeyh, kâmildi, talibin de tam bir isteği vardı. Yolcu çevikti, at da kapıdaydı.<br />
1445. O mürşid, onun irşad edilmeye kabiliyeti olduğunu gördü; tertemiz tohumu, temiz yere ekti.<br />
Rum Kayseri elçisinin Emîrülmü’minin Ömer’den suali<br />
Elçi “ ya Emirülmü’minin! Can yücelerden yere nasıl indi<br />
Hiçbir şeyle mukayyet olmayan can kuşu nasıl kafese girdi ” diye sordu. Ömer dedi ki: “Hak, ona afsunlar okudu, hikâyeler söyledi.<br />
Tanrı; gözü kulağı olmayan yokluklara afsun okuyunca onlar, coşmaya başlarlar; varlık âlemine konarlar.<br />
Yok olanlar, onun afsuniyle varlık diyarına takla atarak ve derhal gelirler.<br />
1450. Sonra var olana yine bir afsun okuyunca onu yokluğa derhal ve iki çifte atla sürer.<br />
Gülün kulağına bir şey söyledi, güldürdü. Taşın kulağına bir şey söyledi, akik ve maden haline getirdi.<br />
Cisme bir âyet okudu, can oldu. Güneşe bir şey söyledi, parladı.<br />
Sonra yine güneşin kulağına korkunç bir şey üfler, yüzüne yüzlerce perde iner.<br />
O kelâm sahibi Tanrı, bulutun kulağına bir şey okur; gözünden misk gibi yaşlar akıtır.<br />
1455. Toprağın kulağına ne söyledi ki murakebeye vardı, dalgın bir halde kaldı!<br />
Tereddüt içinde kalan, hayretlere düşen kişinin kulağına da Hak, bir muamma söylemiştir.<br />
Bu suretle onu iki şüphe arasında hapseder. “Ey yardımı istenen Allah! Şunu mu yapayım, bunu mu ” der.<br />
İki şıktan birini üstün tutar, üstün tuttuğunu yaparsa o da yine Hak’tandır.<br />
Can aklının tereddüt içinde bocalamasını istemezsen o pamuğu can kulağına tıkma,<br />
1460. Ki Allah’nın o muammalarını anlayasın, gizlice ve açıkça söylenen sözleri idrak edesin.<br />
Böyle yaparsan can kulağı vahiy yeri olur. Vahiy nedir Zâhiri duygudan gizli söz.<br />
Can kulağı ile can gözü, zâhirî duyguya yabancıdır; o duygu, bu duygudan bambaşkadır. Akıl ve duygu kulağı, bu hususta müflistir.<br />
Cebir meselesi, aşkımı ihtiyarsız bir hale getirdi, sabrımı elden aldı. Âşık olmayansa cebri hapsetti, onu inkâr yahut takyid eyledi.<br />
Halbuki bu, Hak’la beraberlik ve birliktir, cebir değil... Bu, ayın tecellisidir bulut değil.<br />
1465. Cebir bile olsa, herkesin bildiği cebir; yalnız kendi menfaatini gözeten Nefsi Emmarenin cebri değildir.<br />
Ey oğul! Tanrı, kimlerin gönül gözünü açtıysa bu cebri onlar anlar.<br />
Gayb ve istikbal onlara apaçık görünmektedir. Maziyi anış onlarca değersiz bir şeydir.<br />
Onların ihtiyarı da başka türlüdür, cebri de. Yağmur damlaları sedeflerin içinde inci olur.<br />
Sedeften dışarıda küçük, büyük damlalar var, sedefin içinde ise küçük, büyük inciler.<br />
1470. Onlarda misk ahusunun göbeğindeki kabiliyet vardır. Dışarıdaki kan damlaları, bunların içlerinde misktir.<br />
Sen, dışarıdaki kan, göbeğin içinde nasıl misk olur Deme!<br />
Bu bakır, dışarıda âdi ve bayağı bir şeyken iksîrin içinde nasıl altın olmuş da deme!<br />
İhtiyar ve cebir, sende bir hayalden ibarettir. Onlardaysa Allahazametinin nuru haline gelmiştir.<br />
Ekmek, sofrada durduğu müddetçe cansızdır. Fakat insan vucudunda neşeli ruh kesilir.<br />
1475. Sofranın ortasında duran o ekmeğin can olması imkânsızdır. Fakat can, sel sebil suyu ile o olmayacak şeyi yapar, ekmeği ruh haline<br />
getirir.<br />
Ey doğru okuyup doğru anlayan! Bu can kuvvetidir; bir düşün, o canlar canının kuvveti ne olabilir<br />
İnsanın bir tek kolu, candan gelen kuvvetle dağı, denizle, madenlerle yarıp delmekte.<br />
Dağ yaran (Ferhâd) ın candan gelen kuvveti taş delmek, canlar canının kuvveti de kameri ikiye bölmektir.<br />
Gönül, Allahsırları dağarcığını açarsa can, arşa doğru süratle koşar gider.<br />
Âdem Aleyhisselâm’ın “ Rabbenâ zalemnâ “ diye hatayı kendisine isnad etmesi, İblîs’in “ Bimâ agveyteni “ diyerek suçu Allah’ya yüklemesi<br />
1480. Hak’kın yaptıklarını da gör, bizim yaptıklarımızı da. Her ikisini de gör ve bizim yaptığımız işler olduğunu bil, zaten bu meydanda.<br />
Ortada halkın yaptığı işler yoksa, her şeyi Hak yapıyorsa, şu halde kimseye “bunu niye böyle yaptın” deme!<br />
Allah’nın yaratması, bizim yaptığımız işleri meydana getirmektedir. Bizim işlerimiz, Allahişinin eserleridir.<br />
Söz söyleyen kimse, ya harfleri görür, yahut mânayı. Bir anda her ikisini birden nasıl görebilir<br />
<br />
İnsan, konuşurken mânayı düşünür, onu kastederse harflerden gafildir. Hiçbir göz, bir anda hem önünü, hem ardını göremez.<br />
1485. Şunu iyice bil! Önünü gördüğün zaman ardını nasıl görebilirsin<br />
Madem ki can, harfi ve mânayı bir anda ihata edemez, nasıl olur da hem işi yapar, hem o iş yapma kudretini yaratır<br />
Ey oğul! Tanrı, her şeye muhittir. Bir işi yapması, o anda diğer bir işi yapmasına mâni olamaz.<br />
Şeytan, “Bima ağveytenî ” dedi; o alçak ifrit, kendi fi’lini gizledi.<br />
Âdem ise “Zalemna enfüsena” dedi; bizim gibi Hak’kın fiilinden gafil değildi;<br />
1490. Günah ettiği halde edebe riayet ederek Allah’ya isnad etmedi. Allah’nın halk ettiğini gizledi. O suçu kendine atfettiğinden ihsana nail<br />
oldu.<br />
Âdem, tövbe ettikten sonra Tanrı, “Ey Âdem! O suçu, o mihnetleri, sen de ben yaratmadım mı ”<br />
O benim taktirim, benim kazam değil miydi; özür getirirken niye onu gizledin ” dedi.<br />
Adem “Korktum, edebi terk etmedim” deyince Tanrı, “İşte ben de onun için seni kayırdım” dedi.<br />
Hürmet eden, hürmet görür. Şeker getiren badem şekerlemesi yer.<br />
1495. Temiz şeyler, temizler içindir; sevgiliyi hoş tut hoşluk gör; incit, incin!<br />
Ey gönül! Cebirle ihtiyarı birbirinden ayırt etmek için bir misal getir ki ikisini de anlayasın:<br />
Titreme illetinden dolayı titreyen bir el, bir de senin titrettiğin el...<br />
Her iki hareketi de bil ki Allahyaratmıştır; fakat bu hareketi onunla mukayeseye imkân yoktur.<br />
İhtiyarınla el oynatmadan pişman olabilirsin; fakat titreme illetine müptelâ bir adamın pişman olduğunu ne vakit gördün<br />
1500. Anlayışı kıt biriside şu cebir ve ihtiyar meselesine yol bulsun, bu işi anlasın diye söylediğimiz bu söz, aklî bir söz, aklî bir bahistir. Fakat<br />
zaten bu hilekâr akıl, akıl değildir ki.<br />
Aklî bahis, inci ve mercan bile olsa can bahsi, başka bir bahistir.<br />
Can bahsi başka bir makamdır, can şarabının başka bir kıvamı vardır.<br />
Akıl bahisleri hüküm sürdüğü sırada Ömer’le Ebülhakem sırdaştı.<br />
Fakat Ömer, akıl âleminden can âlemine gelince can bahsinde Ebülhakem, Ebucehil oldu.<br />
1505. Ebucehil, cana nispetle esasen cahil olmakla beraber his ve akıl bakımından kâmildi.<br />
Akıl ve bahsi, bil ki eser, yahut sebeptir (Onunla müessir ve müsebbip anlaşılır). Can bahsi ise büsbütün şaşılacak bir şeydir.<br />
Ey nur isteyen! Can ziyası parladı; lâzım, mülzem, nâfî, muktazî kalmadı. Bir gören kişinin.<br />
Nuru doğmuş parlamaktayken sopa gibi bir delilden vazgeçeceği meydandadır.<br />
Yine hikâyeye geldik; zaten ne zaman hikâyeden ayrıldık ki<br />
“ Ve Hüve maaküm eynemâ küntüm “ âyetinin tefsiri<br />
1510. Cehil bahsine gelirsek o Allah’nın zindanıdır; ilim bahsine gelirsek onun bağı ve sayvanı.<br />
Uyursak onun sarhoşlarıyız; uyanık olursak onun hikâyesinden bahsetmekteyiz.<br />
Ağlarsak rızıklarla dolu bulutuyuz; gülersek şimşek!<br />
Kızar, savaşırsak bu, kahrının aksidir, barışır, özür serdedersek muhabbetinin aksidir.<br />
Bu dolaşık ve karmakarışık âlemde biz kimiz Elif gibiyiz. Elifinse esasen, hiç ama hiçbir şeyi yoktur!<br />
Elçinin Ömer’den - Allahondan razı olsun - , ruhların bu balçığa müptelâ olmalarının sebebini sorması<br />
* Ömer’den, bu sözleri işitince elçinin gönlünde bir parlaklık belirdi.<br />
* Sual de mahvoldu cevapta... Hatadan da kurtuldu, doğrudan da.<br />
* Aslı anladı, ferilerden geçti. Ancak bir hikmete erişip, faydalanmak için sormaya başladı:<br />
1515. Ömer’e “O duru suyun bulanık yerde hapsedilmesinin hikmeti ne, bunda ne sır var<br />
Duru su, toprakta gizlenmiş; sâf can cisimlerde mukayyet olmuş, sebebi nedir ” dedi.<br />
Ömer dedi ki: “Sen derin bir bahse dalıyorsun. Meselâ mânayı harflerle takyid eder(bir söz söylersin).<br />
Serbest olan mânayı hapsettin, nefesi bir kelime ile takyid eyledin.<br />
Sen faydadan mahçup iken; ruhun bedene gelmesindeki faydayı bilmezken; bunu, bir fayda elde etmek için yaparsın da.<br />
<br />
1520. Fayda, kendisinde zuhur eden Tanrı, bizim gördüğümüzü nasıl görmez<br />
Mânanın kelimelerle söylenmesinde yüz binlerce fayda var. Bu faydaların her biri, canın cesede girmesindeki faydaya nispetle pek değersiz.<br />
Cüzilerin cüz’ü olan senin bu nefesin, bu söz söylemen, küllî bir fayda temin ederse ruhun bedene girmesiyle meydana gelen küll, neden<br />
faydasız olsun<br />
Sen bir cüz iken fayda görüyorsun. O halde neden kınama elini külle uzatıyor, onu neden kınıyorsun<br />
Sözün faydası yoksa söyleme, varsa itirazı bırakıp şükretmeye çalış!<br />
1525. Allah’ya şükretmek herkesin boynunun borcudur. Kavga etmek, suratını ekşitmek, şükür değildir.<br />
Şükretmek surat ekşitmeden ibaretse sirke gibi şükreden hiç kimse yok!<br />
Sirke, ciğere gitmek için yol arıyorsa ona “şekerle karış da sirkengübin ol” de!<br />
Mânayı şiire sıkıştırmaya çalışmak, haptolmakla müsavi, ondan gayrı bir şey değil. Şiirde mâna, sapan gibi… istenen yere gitmesine imkan<br />
yok.<br />
Elçi, bu bir iki kadehle kendinden geçti; hatırında ne elçilik kaldı, ne getirdiği haber!<br />
“ Allahile oturmak dileyen tasavvuf ehliyle otursun “ sözünün mânası<br />
1530. Allahkudretine hayran olup kaldı; makam erişip sultan oldu.<br />
Sel denize kavuştu deniz oldu. Tane ekinliğe vardı, ekin oldu.<br />
Ekmek Âdem Atanın vucuduna karıştı, ölü iken dirildi, haberdar oldu.<br />
Mum ve odun, ateşe can verip yanınca nursuz vücutları nurlandı.<br />
Sürme taşı, (döğülüp) gözlere çekilince iyi görmeye sebep oldu, gözcü kesildi.<br />
1535. Ne mutlu o adama kendisinden kurtulmuş, diriye ulaşmıştır!<br />
Yazık o diriye ki ölü ile oturmuş, ölmüş; hayatını kaybetmiştir!<br />
AllahKur’an’ına kaçar, sığınırsan Peygamberlerin ruhlarına karışırsın.<br />
Kur’an; Peygamberlerin, Allah’nın temiz ululuk denizindeki balıkların halleridir.<br />
Fakat okur da dediğini tutmazsan farzet ki peygamberleri, velileri görmüşsün (inanmadıktan onlara uymadıktan sonra ne fayda !).<br />
1540. Kur’an’ın hükümlerini tutar, kıssalarından hisse alırsan can kuşuna ten kafesi dar gelir.<br />
Kafeste mahpus olan kuşun kurtulmak istememesi cahilliktendir.<br />
Kafeslerden kurtulan ruhlar, Allah’ya lâyık ve halka rehber olan peygamberlerdir.<br />
Onların sesleri, kafeslerin dışından ve din makamından gelir: “Sana kurtuluş yolu ancak budur, bu!<br />
Biz bu daracık kafesten bununla kurtulduk. Bu kafesten kurtulmanın bundan başka çaresi yok!<br />
1545. Kazandığın şöhretten kurtulman için inleyip duran bir hasta haline gir!<br />
Zaten halk arasında meşhur olmak, sağlam bir bağdır. Bu bağ bu yolda demir bir bağdan aşağı mıdır ki ”<br />
Bir tâcirin ticaret için Hindistan’a gitmesi ve mahpus dudusunun, onunla Hindistan dudularına haber yollaması<br />
Bir tacirin bir dudusu vardı, kafeste hapsedilmiş, güzel bir duduydu.<br />
Tacir, Hindistan’a gitmek üzere yol hazırlığına başladı.<br />
Kerem ve ihsan dolayısıyla, kölelerinin, cariyeciklerinin her birine “Çabuk söyle, sana Hindistan’dan ne getireyim ” dedi.<br />
1550. Her birisi ondan bir şey diledi. O iyi adam hepsine, istediklerini getireceğini vadetti.<br />
Duduya da “Sen ne armağan istersin, sana Hindistan elinden ne getireyim ” dedi.<br />
Dudu dedi ki: “Oradaki duduları görünce benim halimi anlat.<br />
Dedi ki: Sizin müştakınız olan filan dudu, Allah’nın takdiriyle bizim mahpusumuzdur.<br />
Size selâm söyledi, yardım istedi; sizden bir çare, bir kurtuluş yolu diledi.<br />
1555. Dedi ki: Reva mıdır ben iştiyakınızla gurbet elde can vereyim.<br />
Sıkı bir hapis içinde olayım da siz gâh yeşilliklerde, gâh ağaçlarda zevk ve sefa edesiniz.<br />
Dostların vefası böyle mi olur Ben şu hapis içindeyim, siz gül bahçelerinde.<br />
Ey Ulular! Bir seher çağı şarap meclisinde bu inleyen garibi de hatırlayın!<br />
Dostların sevgiliyi anması, sevgiliye ne mutludur. Hele anan ve anılanın biri Leylâ, öbürü Mecnun olursa.<br />
1560. Ey güzel endamlı sevgilinin mahremleri! Kendi kanımla doldurduğum peymaneleri içmem reva mı<br />
Sevgili! Bana da bir nasip vermek istersen beni anarak bir kadeh iç! İçerken bu yerlere serilmiş düşkün âşığı yâd ederek toprağa bir yudum<br />
şarap dök!<br />
Şaşılacak şey! Nerde o ahit, nerde o yemin O şeker gibi dudağın verdiği vaadler hani<br />
Bu kulun ayrı düşmesi, fena kulluktansa... kötüye kötülükle mukabele edersen aramızda ne fark kalır<br />
<br />
1565. Fakat hiddetle, şiddetle senden gelen kötülük, sema’dan, çengin nağmelerinden daha zevkli, daha neşeli.<br />
Ey cefası devletten daha güzel, intikamı candan daha sevimli dilber!<br />
Ateşin bu... acaba nurun nasıl matem, bu olunca düğünün nice<br />
Cevrinde öyle tatlılıklar var ki...malik olduğun letafet yüzünden kimse seni hakkıyla anlayamaz.<br />
Hem inlerim, hem de sevgili inanır da kereminden o cevri azaltır diye korkarım.<br />
1570. Kahrına da hakkıyla âşığım, lûtfuna da. Ne şaşılacak şey ki ben bu iki zıdda da gönül vermişim.<br />
Allahhakkı için bu dikenden kurtulur, gül bahçesine kavuşursam bu sebepten bülbül gibi feryat ederim.<br />
Bu ne şaşılacak şey bülbüldür ki ağzını açınca dikeni de gül bahçesiyle beraber yutar, ikisini de bir görür!<br />
Bu bülbül değil, ateş canavarı! Onun aşkıyla bütün kötü şeyler, kendisine hoş gelmekte!<br />
Güle âşık, halbuki esasen kendisi gül, kendisine âşık, kendi aşkını aramakta!”<br />
İlâhî akıl kuşlarının kanatlarının evsafı<br />
1575. Can dudusunun hikâyesi de bu çeşittir. Fakat nerede kuşlara mahrem olan kişi<br />
Nerede zayıf ve suçsuz bir kuş ki onun içine Süleyman, askeriyle ordu kurmuş olsun!<br />
Şükür yahut şikâyetle feryat edince yere, göğe zelzeleler düşsün!<br />
Her demde ona Allah’dan yüz mektup, yüz haberci erişsin; o bir kere “Ya Rabbi” deyince Hak’tan altmış kere “Lebbeyk” sesi gelsin!<br />
Hatası, Allahindinde ibadetten daha iyi olsun; küfrüne nispetle bütün halkın imanı değersiz kalsın!<br />
1580. Öyle kişiye her nefeste hususi miraç vardır. Tanrı, onun tacının üstüne yüzlerce hususi taç koyar.<br />
Cismi topraktadır, Canı Lâmekân Âleminde, O Lâmekân Âlemi, saliklerin vehimlerinden üstündür. (vehimlere sığmaz.)<br />
O Lâmekân Âlemi, vehmine gelen bir âlem olmadığı gibi hayaline de doğmaz.(ne idrâk edebilirsin, ne tahayyül !)<br />
Cennetteki ırmak, nasıl cennettekilerin hükmüne tâbi ise mekân âlemiyle Lâmekân Âlemi de, o âlemin hükmüne tâbidir.<br />
Bu ilâhî akıl kuşlarına ait olan bahsi kısa kes, bu sözden yüzünü çevir, sükût et! Doğrusunu, Allahdaha iyi bilir.<br />
1585. Dostlar biz yine kuş, tacir ve Hindistan hikâyesine dönelim:<br />
Tacir, Hindistan’daki dudulara, dudusundan selam götürmeyi kabul etti.<br />
Tâcirin, kırda Hindistan dudularını görüp onlara dudusundan haber götürmesi<br />
Hindistan uçlarına varınca kırda birkaç dudu gördü.<br />
Atını durdurup seslendi, dudunun selâmını ve kendisine emanet ettiği sözleri söyledi.<br />
O dudulardan birisi, bir hayli titredi ve düşüp öldü, nefesi kesildi.<br />
1590. Tâcir, bu haberi verdiğinden dolayı pişman oldu, dedi ki: “Bir cana kıydım,<br />
Bu dudu, olsa olsa o duducağızın akrabası olacak, galiba bunların cisimleri iki, canları bir.<br />
Bu işi neye yaptım, o haberi neye verdim Bu münasebetsiz sözle biçareyi yaktım, yandırdım.”<br />
Bu dil, çakmak taşıyla çakmak demiri gibidir. Dilden çıkan da ateşe benzer.<br />
Mânasız yere gâh hikâye yoluyla, gâh laf olsun diye çakmak taşıyla demirini birbirine vurma!<br />
1595. Zira ortalık karanlıktır, her tarafta pamuk dolu. Pamuk arasında kıvılcım nasıl durur<br />
Zalim onlardır ki gözlerini kapamışlar, söyledikleri sözlerle bütün âlemi yakmışlardır.<br />
Bir söz, bir âlemi yıkar, ölmüş tilkileri aslan eder.<br />
Canlar aslen İsâ nefeslidir; bir anda yara, bir anda merhem olurlar.<br />
Canlardan perde kalkaydı; her canın sözü, Mesih´i’ sözü gibi tesir ederdi.<br />
1600. Şeker gibi söz söylemek istersen sabret, haris olma , bu helvayı yeme!<br />
Feraset sahiplerinin iştahları sabradır, onlar sabretmek isterler. Helva ise, çocukların istediği şeydir.<br />
Sabreden, göklerin üstüne yükselir; helva yiyense geriler, kalır!<br />
<br />
Ferideddîn-i Attâr’ın – Allahruhunu takdis etsin – sözünün tefsiri<br />
“Ey gafil! Sen nefis ehlisin, toprak içinde kan yiyedur! Fakat gönüle sahip olan kişi , zehir bile yese o zehir bal olur.”<br />
Gönüle sahip olan kişi, apaçık öldürücü bir zehir bile yese ona ziyan gelmez.<br />
Çünkü o, sıhhat bulmuş, perhizden kurtulmuştur. Fakat zavallı talip (kemale ermemiş salik), henüz hararet içindedir.<br />
1605. Peygamber buyurdu ki:”Ey cüretli talip! Sakın hiçbir matlûp ile mücadele etme!”<br />
Sende Nemrûd’luk var, ateşe atılma, atılacaksan önce İbrahim ol!<br />
Madem ki sen ne yüzgeçsin, ne de denizci... aklına uyup kendini denize atma!<br />
Yüzgeç ve denizci, denizden inci çıkarır, ziyanlardan bile bir hayli fayda elde eder.<br />
Kâmil, toprağı tutsa altın olur; nâkıs, altını ele alsa toz toprak kesilir.<br />
1610. O gerçek er, Allah’ya makbul olmuştur, bütün işlerde onun eli Allahelidir.<br />
Nâkıs kimsenin eli ise Şeytan’nın, ifritin elidir. Çünkü Şeytan’nın teklif ve hile tuzağına tutulmuştur.<br />
Kâmile göre bilgisizlik bile bilgi olur, nâkısın bildiği bilgi ise bilgisizlik kesilir.<br />
İlletli kimse, ne tutarsa illet olur. Kâmil kâfir bile olsa o küfür, din ve şeriat haline gelir.<br />
Ey yayan olduğu halde süvari ile yarışa girişen! Sen bu müsabakada kazanmayacak , onu geçmeyeceksin, iyisi mi, dur!<br />
Sihirbazların “ Ne buyurursun, asâyı önce sen mi atarsın, yoksa biz mi atalım “ diyerek Mûsa Aleyhisselâm’a hürmey edip onu ağırlamaları,<br />
Mûsâ’nın da “ Siz atın “ demesi<br />
1615. Melûn Firavun’un zamanında sihirbazlar Mûsâ ile kin güderek mücadeleye giriştiler.<br />
Fakat onu büyük tuttular, öne geçirdiler, ağırladılar.<br />
Zira ona “Ferman senin. İstiyorsan önce sen asânı at” dediler.<br />
Mûsâ “ Hayır, ey sihirbazlar, önce siz büyülerinizi meydana koyun” dedi.<br />
Mûsâ’ya karşı gösterdikleri o kadarcık hürmet , din sahibi olmalarına sebep oldu; inat yüzünden de elleri ayakları kesildi.<br />
1620. Sihirbazlar Mûsâ’nın hakkını anladıklarından evvelce işledikleri suça karşılık olarak ellerini, ayaklarını feda eylediler.<br />
Yemek yemek ve nükte söylemek, kâmile helâldir; madem ki sen kâmil değilsin yeme ve sükût et!<br />
Çünkü sen kulaksın, o dildir; o senin cinsinden değil, Tanrı, kulaklara “Ansitû” buyurdu.<br />
Çocuk önce, süt emme kabiliyetinde doğar, bir müddet susar ve tamamı ile kulak kesilir.<br />
Lâkırdı söylemeyi öğreninceye kadar bir zaman dudağını yumması, söz söylememesi gerekir.<br />
1625. Kulak vermezse “ti ,ti “ diye mânasız sözler söyler; kendisini âlemin dilsizi yapar.<br />
Anadan sağır doğan ise hiç dinlemediği için dilsiz olur; nasıl dile gelsin<br />
Çünkü söz söylemek için önce dinlemek gerektir. Söze, kulak verme yolundan gir.<br />
Evlere kapılardan girin; rızıkları, sebeplerine teşebbüs ederek arayın!<br />
Dinleme ihtiyacı olmaksızın anlaşılan söz, ancak tamahsız ve ihtiyaçsız olan Allah’nın sözüdür.<br />
1630. Tanrı, yarattığını eşsiz, örneksiz yaratır; üstada tâbi değildir. Herkes ona dayanır; onun dayanacağı bir varlık yoktur.<br />
Ondan başka bütün mahlûkat; hem sanatında, hem sözünde üstada tâbidir, örneğe muhtaçtır.<br />
Bu söze yabancı değilsen bir hırkaya bürün, bir viraneye çekil ve gözyaşı dök!<br />
Çünkü Âdem, Allahitabından ağlamakla kurtuldu; tövbekârın nefesi ıslak göz yaşlarıdır.<br />
Âdem, yeryüzüne, ağlamak için, daima feryadetmek, inlemek ve mahzun olmak için gelmiştir.<br />
1635. Âdem, Firdevs’ten, yedi kat göklerin üstünden ayakları dolaşarak en âdi yere, tâ kapı dibine, özür dilemek için gitti.<br />
Eğer sen de Âdemoğluysan onun gibi özür dile, onun yolunda yürü!<br />
Gönül ateşiyle göz yaşından çerez düz. Bahçe, bulutla güneş yüzünden yetişmiş, yeşermiştir.<br />
Sen gözyaşı zevkini ne bilirsin Görmedikler gibi ekmek âşığısın!<br />
Bu karın dağarcığından ekmeği boşaltırsan ululuk incileri ile doldurursun.<br />
1640. Önce can çocuğunu Şeytan sütünden kes de sonra onu meleklere ortak yap.<br />
Sen karanlık, mükedder ve bulanık oldukça bil ki melûn Şeytan’la süt kardeşisin!<br />
Nur ve kemali arttıran lokma, helâl kazançtan elde edilen lokmadır.<br />
Çırağımıza katılınca söndüren yağa yağ deme, çırağı söndüren yağa su de!<br />
İlim ve hikmet helâl lokmadan doğar; aşk ve rikkat helâl lokmadan meydana gelir.<br />
1645. Bir lokmadan hasede uğrar, tuzağa düşersen; bir lokmadan bilgisizlik ve gaflet meydana gelirse, sen o lokmayı haram bil!<br />
Hiç buğday ektin de arpa verdiğini gördün mü Hiç attan eşek sıpası olduğunu gördün mü<br />
Lokma tohumdur mahsulü fikirlerdir. ; lokma denizdir, incileri fikirlerdir.<br />
Hizmete meyletmek ve o cihana gitmek azmi, ağıza alınan lokmanın helâl olmasından doğar.<br />
Tacir alışverişi bitirip muradına nail olarak evine geri geldi.<br />
<br />
Tacirin Hindistan dudularından gördüğünü duduya söylemesi<br />
1650. Her köleye armağan getirdi, her halayığa ihsan da bulundu.<br />
Dudu “ Bu kulun armağanı hani Ne gördün ve ne dedinse söyle” dedi.<br />
Tacir, “Söylemem, zaten elimi çiğneyip parmaklarımı ısırarak,<br />
Cahilliğimden, akılsızlığımdan böyle saçma haberi niye götürdüm diye hâlâ pişman olup durmaktayım” dedi.<br />
Dudu, “Efendim, pişmanlık neden, bu hiddete bu gama ne sebep oldu ” dedi.<br />
1655. Tacir dedi ki: “Şikâyetlerini sana benzeyen dudulara söyledim.<br />
İçlerinden biri senin derdini anlayınca ödü patladı, titreyip öldü.”<br />
Ben “Ne yaptım da bu sözü söyledim” diye pişman oldum ama bir kere söylemiş bulundum. Pişmanlık ne fayda verir<br />
Ağızdan bir kere çıkan söz, bil ki yaydan fırlayan ok gibidir.<br />
Oğul, o ok gittiği yerden geri dönmez, seli baştan bağlamak gerek.<br />
1660. Sel önce bir kere coşup da etrafı kapladıktan sonra dünyayı harap etse şaşılmaz.<br />
Yapılan işin Gayb Âleminde eserleri doğar, o meydana gelen eserler, halkın hükmüne tâbi değildir.<br />
Onların bize nispeti varsa da hepsi, ancak tek Allahtarafından yaratılmıştır.<br />
Meselâ Amr’e Zeyd bir ok atar; o ok, Amr’i kaplan gibi yaralar.<br />
Yara, bir yıl kadar Amr’ın vücudunda ağrılar, sızılar meydana getirir. O dertleri, Hak yaratmıştır, insan değil.<br />
1665. Oka hedef olan Amr, o anda korkudan ölürse, yahut ölümüme kadar bedeninde yaralar, bereler vücuda gelir de,<br />
O ağrılardan, o illetlerden ölürse Zeyd’e; ilk sebepten, ok attığından dolayı katil de!<br />
Hepsi, Allah’nın icadı ise de o ağrıları Zeyd’e nispet et!<br />
Ekin ekmek, nefes almak, tuzak kurmak, çiftleşmek de böyledir. Onların sesleri hep Hak’ka mutîdir (eken, nefes alan, tuzak kuran, çiftleşen<br />
kuldur; bitiren, yaşatan, tuzuğa düşüren, doğurtan yahut bunların aksini meydana getiren Hak’tır).<br />
Velîlerde Allah’dan öyle bir kudret vardır ki atılmış oku yoldan geri çevirirler.<br />
1670. Allahvelîsi, pişman olursa sebeplere eserlerin kapılarını kapar (fiilleri neticesiz bırakır). Fakat bunu, Allaheliyle yapar.<br />
Allahkudretiyle; söylenmiş bir sözü söylenmemiş hale getirir. Bir halde ki ne şiş yanar ne kebap!<br />
Bütün kalplerdeki nükteleri işitir, gönüllerden o sözü yok eder.<br />
Ey ulu kişi! Sana delil ve huccet gerekse “Min âyetin ey nünsiha” âyetini oku.<br />
“Ensevküm zikrî ” âyetini de oku velîlerin kalplere nisyan koyma kudretini anla!<br />
1675. Velîler, hatırlatma ve unutturmaya kadirdirler; şu halde herkesin gönlüne hâkimdirler.<br />
Velî, unutturma kudretiyle bir kişinin istidlâl yolunu bağladı mı, o adamın hüneri bile olsa bir iş yapamaz.<br />
Siz, yüce kişileri alaya aldınız, bundan bir şey çıkmaz sandınız ama Kur’an’da “Ensevküm” âyetini bir okuyun!<br />
Şehir ve köye sahip olan, cisimlerin padişahıdır. Gönül sahibi ise gönüllerinizin sultanıdır.<br />
Hiç şüphe yok ki işler, görüşlerin fer’idir. Şu halde insan, ancak göz bebeğinden ibarettir.<br />
1680. Ben bunu, tamamı ile söyleyemiyorum, çünkü merkez sahipleri (Peygamberler) men ediyorlar.<br />
Madem ki halkı unutması, ve hatırlaması onun elindedir, imdatlarına da o, erişir.<br />
O güzel huylarla huylanmış olan zat, her gece gönüllerden yüz binlerce iyi ve kötü hâtırayı giderir;<br />
Gündüzün gönülleri, yine o hâtıralarla doldurmakta; o sedefleri, incilerle dopdolu bir hale getirmektedir.<br />
Evvelki düşüncelerin hepsi, Allah’nın hidayetiyle sahiplerini tanırlar.<br />
1685. Uyanınca, sanat ve hünerin, sebepler kapısını açmak üzere yine sana gelir.<br />
Kuyumcunun hüneri demirciye gitmez, bu güzel huylunun huyu, öteki kötüye mal olmaz.<br />
Hünerler ve huylar, kıyamet günü, çeyiz gibi sahibine döner.<br />
Güzel olsun, çirkin olsun... bütün huylar ve hünerler, sabah çağında sahiplerine gelir;<br />
1690. Nitekim posta güvercinleri, gönderilen mektupları, yine uçtukları şehre getirirler.<br />
Dudunun, duduların hareketlerini duyması ve kafeste ölümü, tacirin ona ağlaması<br />
Dudu, o dudunun yaptığını işitince titredi, düştü, kaskatı oldu.<br />
Sahibi, onun böyle düştüğünü görünce yerinden sıçradı, külâhını yere vurdu.<br />
Onu, bu renkte, bu halde görerek yerinden fırlayıp yakasını yırttı.<br />
Dedi ki: “ Ey güzel ve hoş nağmeli dudu! Sana ne oldu, niçin bu hale geldin<br />
<br />
1695. Vah yazık, benim güzel sesli kuşum! Vah yazık, benim gönüldeşim, sırdaşım.<br />
Yazık, benim güzel nağmeli kuşum; ruhumun neşesi, bahçem, çiçeğim!<br />
Süleyman’ın böyle kuşu olsaydı hiç başka kuşlarla uğraşır mıydı<br />
Vah yazık; ucuz bulduğum kuştan ne çabuk ayrıldım!<br />
Ey dil, sen bana çok ziyan veriyorsun! Söyleyen sen olduktan sonra ben sana ne diyeyim<br />
1700. Ey dil, sen hem ateşsin, hem harman! Ne vakte kadar harmanı ateşe vereceksin<br />
Can, ne dersen onu yapmakla beraber gizlice yine senin elinden feryad etmektedir.<br />
Ey dil, sen hem bitmez tükenmez bir hazinesin; hem dermanı olmayan bir dertsin!<br />
Hem kuşlara çalınan ıslık, yapılan hilesin; hem yalnızlık ve ayrılık zamanının enisisin!<br />
Ey aman bilmez! Bana hiç aman vermiyorsun. Sen, yayını beni öldürmek için kurmuşsun.<br />
1705. İşte benim kuşumu uçurdun. Zulüm ve sitem otlağında az otla!<br />
Ya bana cevap ver, yahut insafa gel, yahut da bana neş’e ve sevinç sebeplerinden birini an!<br />
Eyvah benim karanlığı yakıp mahfeden nurum; eyvah, benim gündüzü aydınlatan sabahım!<br />
Vah benim güzel uçan; tâ sondan başlangıca kadar uçup gelen kuşum!<br />
Cahil insan ilelebet mihnete âşıktır. Kalk, “Fî kebed” e kadar “Lâ uksimü” yü oku!<br />
1710. Senin yüzünü gördüm de mihnetten kurtuldum; senin ırmağında köpükten, tortudan arındım.<br />
Bu eyvah demeler, bu acınmalar onu görmek, peşin ve elde olan kendi varlığından kesilmek hayaliyledir.<br />
(Bu kuşun ölümüne sebep) Allah’nın gayreti (kıskanması) idi. Hak’kın hükmüne çare bulunmaz. Nerede bir gönül ki Allah’nın hükmünden<br />
yüz parça olmamış olsun!<br />
Gayret (kıskançlık) de her şeyden gayrı olan; vasfı söze ve sese sığmayan Allahgayretidir (kendisinden başka her şeyi kıskanır).<br />
Ah keşke gözyaşım deniz olsaydı da o güzel dilberimin yoluna saçaydım!<br />
1715. Benim dudum, benim anlayışlı kuşum; düşüncelerimin, sırlarımın tercümanı!<br />
Rızkını vereyim, vermeyeyim... benim enisimdi. İlk söylenen sözlerden onu hatırlarım benimle ezelî bir âşinadır.<br />
O öyle bir duduydu ki sesi, vahiden gelirdi; varlığı varlık meydana gelmeden önceydi.<br />
O dudu, senin içinde gizlidir. Sen, şunda bunda onun aksini görmüşsün.<br />
O, kuş senin neş’eni alır, fakat yine sen ondan neş’elenirsin. Onun yaptığı zulmü, adalet gibi kabul edersin.<br />
1720. Ey ten uğruna canını yakıp duran! Canını yaktın, tenini aydınlattın.<br />
Ben yandım, kavını tutuşturmak isteyen bana gelsin, benden tutuştursun da çerçöpü alevlensin, yaksın!<br />
Kav, ateş alma kabiliyetindendir, şu halde ateşi cezbeden kavı al!<br />
Vah vah vah; yazıklar olsun... öyle bir ay bulut altına girdi!<br />
Nasıl bahsedeyim Gönül ateşi şiddetle alevlendi; ayrılık aslanı çıldırdı, kan döker bir hale geldi.<br />
1725. Ayıkken bile titiz ve sarhoş olan, kadehi ele alınca nasıl olur<br />
Anlatılamayacak derecede sarhoş olan bir aslan, çayırlığa gelince oraya yayılmış yeşilliklerden neşelenir, sarhoşluğu büsbütün fazlalaşır.<br />
Ben kafiye düşünürüm; sevgilim bana der ki: “Yüzümden başka hiçbir şey düşünme!<br />
Ey benim kafiye düşünenim! Rahatça otur, benim yanımda devlet kafiyesi sensin.<br />
Harf ne oluyor ki sen onu düşünesin! Harf nedir Üzüm bağının çitten duvarı.!<br />
1730. Harfi, sesi, sözü birbirine vurup parçalayayım da seninle bu üçü de olmaksızın konuşayım!<br />
Âdem’den bile gizlediğim sırrı, ey cihanın esrarı olan sevgili, sana söyleyeyim.<br />
Halil’e bile söylemediğim sırrı, Cebrail’in bile bilmediği gamı,<br />
Mesih’in bile dem vurmadığı, hatta Allah’nın bile kıskanıp biz olmadıkça kimseye açmadığı sırrı sana açayım.”<br />
Biz (mâ) kelimesi, lûgatte nasıl bir kelimedir İspata ve nefye delalet eden bir kelime. Halbuki ben ispat değilim; zatım, varlığım yoktur ki<br />
ispat edilebilsin. (Varlığım olmadığından ) Nefiy de değilim (yokun varlığı nefiy de edilemez, esasen olmadığı için yoktur da denemez).<br />
1735. Ben varlığı yoklukta buldum, onun için varlığı yokluğa feda ettim.<br />
Padişahların hepsi kendilerine karşı alçalana alçalırlar. Bütün hak, kendisine sarhoş olanın sarhoşudur.<br />
Padişahlar, kendilerine kul olana kul olurlar. Halk umumiyetle kendi yolunda ölenin yolunda ölür.<br />
Avcı onları ansızın avlamak için kuşlara av olmaktadır.<br />
Dilberler; âşıkları, canla, başla ararlar. Bütün mâşuklar âşıklara avlanmışlardır.<br />
1740. Kimi âşık görürsen bil ki mâşuktur. Çünkü o, âşık olmakla beraber mâşuk tarfından sevildiği cihette mâşuktur da.<br />
Susuzlar âlemde su ararlar, fakat su da cihanda susuzları arar.<br />
Madem ki âşık odur, sen sus artık. Madem ki o, kulağını çekmekte, sen tamamıyla kulak kesil !<br />
Sel akmaya başlar başlamaz önünü kes, yolunu bağla. Yoksa âlemi perişan ve harap eder, her tarafı yıkar.<br />
<br />
Fakat harap olmaktan niye gamlanayım Harebenin altında padişah hazinesi var!<br />
1745. Hakka dalan kişi daha ziyade dalmak, can denizinin dalgası altüst olmak ister.<br />
Denizin altı mı daha hoştur, yoksa üstü mü Onun oku mu daha ziyade gönül çekici ve güzeldir, o oka karşı siper tutmak mı<br />
Şu halde ey gönül! Neşe ve sefayı cefa ve belâdan ayırt edersen vesveseye zebun olmuş olursun.<br />
Tutalım ki senin isteğinde şeker tadı var; sevgilinin isteği, isteksizlik murat ve maksadı terk etme değil mi<br />
Onun her bir yıldızı yüzlerce hilâlin kan diyetidir. Ona, âlemin kanını dökmek helâldir!<br />
1750. Biz değeri de bulduk kan diyetini de. Ve o yüzden can vermeye koştuk.<br />
Ey âşık ! âşıkların hayatı ölümledir. Gönlü gönül vermeden başka bir suretle bulamazsın.<br />
Yüzlerce nâz ü işveyle gönlünü almak istedim; sevgili bana istiğna yüzünü gösterdi, bahaneler etti.<br />
“Bu akıl, bu can, senin aşkına gark olmuş değil mi ki ” dedim, dedi ki: “Git, git; bana bu efsunu okuma!<br />
Ben, senin ne düşündüğünü bilmez miyim Ey iki gören! Sen, sevgiliyi nasıl gördün; buna imkân mı var<br />
1755. Ey ağır canlı! Sen onu hor gördün; çünkü çok ucuz aldın!<br />
Ucuz alan ucuz verir. Çocuk bir inciyi bir somuna değişir.<br />
Ben öyle bir aşka gark olmuşum ki evvel gelenlerin aşkları da benim bu aşkıma batmış, yok olmuştur, sonra gelenlerin aşkları da!<br />
Ben, o aşkı kısaca söyledim, tamamıyla anlatmadım. Anlatacak olsam hem dudaklar yanar hem dil!<br />
Lep (dudak) dersem maksadım leb-i derya (deniz kıyısı) dır; Lâ (hayır) dersem muradım illâ (ancak, evet) dir.<br />
1760. Tatlılıktan dolayı yüzümü ekşitmiş olarak otururum; fazla sözden dolayı sükût etmekteyim.<br />
İsterim ki bu suretle tatlılığımız, yüzümüzün ekşiliğiyle iki cihandan da gizli kalsın;<br />
Bu söz, her kulağa girmesin. Onun için yüz ledün sırrından ancak birini söylemekteyim.<br />
Hakîm-i Senâî’nin “ Seni yoldan alıkoyan şey; ister küfür sözü olsun, ister iman…Seni dosttan<br />
uzak düşüren nakış; ister çirkin olsun, ister güzel… ikisi de birdir” sözü ve Peygamber Sallâllahu<br />
Aleyhi Vessellem’in “ Sa’d,çok kıskançtır, ben Sa’d’dan daha kıskancım, Allahise benden de<br />
kıskançtır.Kıskançlığından dolayı görünür, görünmez bütün kötülükleri haram etmiştir “ hadîsi<br />
Hak kıskançlıkta bütün âlemlerden ileri gittiği içindir ki bütün âlem kıskanç oldu.<br />
O, can gibidir, cihan beden gibi. Beden; iyiyi, kötüyü, canın tesiriyle kabul eder.<br />
1765. Kimin namazında mihrap ve kıblesi Ayn (Allah’nın zatı, cemali) olursa onun tekrar iman tarafına gitmesini ayıp ve kusur bil.<br />
Padişaha esvapçıbaşı olan kişinin, padişah hesabına ticarete girişmesi ziyankârlıktan ibarettir.<br />
Padişahla birlikte oturan kimsenin padişah kapısında oturması yazıktır, aldanmaktır.<br />
Bir kimseye padişaha elini öpmek fırsatı düşer de o, ayağını öperse bu, suçtur.<br />
Her ne kadar ayağa baş koymak da bir yakınlıktır, fakat el öpme yakınlığına nispetle hatadır, düşkünlüktür.<br />
1770. Padişah, birisi yüzünü gördükten sonra başkasına meylederse kıskanır.<br />
Allah’nın gayreti buğdaya benzer, harmandaki saman da insanların kıskançlığıdır.<br />
Kıskançlıkların aslını haktan bilin. Halkın kıskançlıkları, şüphe yok ki Allahkıskançlığının fer’idir.<br />
Bunu anlatmayı bırakayım da o, on gönüllü hercai sevgilinin cefasından şikâyet edeyim.<br />
Feryadedeyim, çünkü feryat ve figanlar, hoşuna gidiyor. İki âalemden de ona ancak feryat ve figan lâzım.<br />
1775. Onun macerasından acı acı nasıl feryad etmiyeyim ki sarhoşlarının halkasına dahil değilim.<br />
Onun gözünden ayrı, güne gün katan yüzünün vuslatından mahrum bir haldeyken nasıl gece gibi kapkara olmam<br />
Onun hoş olmayan şeyi de benim canıma hoş geliyor. O gönül inciten sevgilime canım feda olsun!<br />
Naziri olmayan tek padişahımın hoşnut olması için ben, hastalığıma da âşığım, derdime de.<br />
İki deniz gibi olan gözlerimin incilerle dolması için gam toprağını gözüme sürme gibi çekmekteyim.<br />
1780. Halkın onun için döktüğü gözyaşları incidir; halk gözyaşı sanır.<br />
Ben canlar canından şikâyetçi değilim, hikâye etmekteyim.<br />
Gönül,” ben ondan incindim” dedikçe, gönlün bu asılsız ve ehemmiyetsiz nifakına gülmekteyim.<br />
Ey doğruların medar-ı iftiharı! Doğrulukta bulun.<br />
Ey baş köşe! Ben senin kapında eşiğim. Mâna âleminde baş köşe nerede, eşik nerede Sevgilimizin bulunduğu yerde biz ve ben nerede<br />
1785. Ey canı biz ve ben kaydından kurtulan! Ey erkekte kadında söze ve vasfa sığmaz ruh!<br />
Erkek, kadın kaydı kalkıp bir olunca o bir, sensin. Birler de aradan kalkınca kalan yalnız sensin.<br />
Kendi kendinle huzur tavlasını oynamak için bu “ben” ve “biz”i vücuda getirdin.<br />
Bu suretle “ben” ve “sen” ler, umumiyetle bir can haline gelirler, sonunda da sevgiliye mustağrak olurlar.<br />
(Ben, biz, ben ve bizim, varlıkların varlığı ve yokluğu, hulâsa) söylediklerimin hepsi vardır, vâkıdir. Ey kün emri, ey gel denmekten ve söz<br />
söylemekten münezzeh Tanrı, sen gel!<br />
1790. Ten gözü, seni görebilir mi; senin gamlanman, neşelenip gülmen hayale gelir mi<br />
Gama, neşeye merbut olan gönüle, onu görmeye lâyıktır, deme!<br />
<br />
Keder ve neşeye bağlanmış olan; bu iki ariyet vasıfla yaşar.<br />
Halbuki yemyeşil aşk bağının sonu, ucu, bucağı yoktur. Orada gamdan ve neşeden başka ne meyveler var!<br />
Âşıklık bu iki halden daha yüksektir; baharsız, hazansız terütazedir.<br />
1795. Ey güzel yüzlü! Güzel yüzünün zekâtını ver; yine pare pare olan canı şerh et, onu anlat (dedim!).<br />
Fettan gözünün ucuyla ve nazla bir baktı da gönlüme yeni bir dağ vurdu.<br />
Kanımı bile dökse ona helâal ettim. Helâl sözünü söyledikçe o, kaçmaktaydı.<br />
Mademki topraktakilerin feryadından kaçmaktasın. Kederlilerin yüreğine niye gam saçarsın<br />
Her sabah; doğudan parlayınca seni, doğu pınarı (güneş) gibi coşmak ta, zuhur etmekte buldu.<br />
1800. Ey şeker dudaklarına paha biçilmeyen güzel! Divanene ne bahaneler buluyorsun<br />
Ey eski cihana taze can olan! Cansız ve gönülsüz bir hale gelmiş olan tenden çıkan feryat ve figanı işit!<br />
Allah aşkına olsun, artık gülü anlatmayı bırak da gülden ayrılan bülbülün halini anlat!<br />
Bizim coşkunluğumuz gamdan neşeden değildir; aklımız irfanımız, hayal ve vehimden meydana gelmemiştir.<br />
Nadir bulunur bir halettendir; inkâar etme ki Hak’kın kudreti pek büyüktür.<br />
1805. Sen bu hali insanların ahvaline kıyas etme, cevir ve ihsan menzilinde kalma!<br />
Cevir, ihsan, mihnet ve neşe, gelip geçicidir. Gelip geçenlerse ölürler; Hak onlara vâristir.<br />
Sabah oldu, ey sabahın penahı Allah! (Ben özür serd edemiyorum), bize hizmet eden Hüsâmettin’den sen özür dile!<br />
Aklı-ı Küll’ün ve canın özür dileyeni sensin; canların canı, mercanın parıltısı sensin.<br />
Sabahın nuru parladı, biz de bu sabah çağında senin Mansur şarabını içmekteyiz.<br />
1810. Senin feyzin bizi böyle mest ettikçe şarap ne oluyor ki bize neşe versin!<br />
Şarap, coşkunlukla bizim yoksulumuzdur; felek; dönüşte aklımızın fakiridir.<br />
Şarap bizden sarhoş oldu, biz ondan değil... Beden bizden var oldu, biz ondan değil!<br />
Biz arı gibiyiz, bedenler mum gibi. Tanrı, bedenleri bal mumu gibi göz göz ev ev yapmıştır.<br />
Bu bahis çok uzundur, tacirin hikâyesini anlat ki o iyi adamın ne hale geldiği, ne olduğu anlaşılsın.<br />
Tacir hikâyesine dönüş<br />
1815. Tacir, ateşler, dertler, feryatlar içinde, böyle yüzlerce karmakarışık sözler söylüyordu.<br />
Gâh birbirini tutmaz sözler söylüyor, gâh naz ediyor, gâh niyaz eyliyor; gâh hakikat aşkını, gâh mecaz sevdasını ifade ediyordu.<br />
Suya batan adam fazla debelenir, eline geçen ota tutunur.<br />
O tehlike zamanında elini kim tutacak diye can korkusuyla şuraya, buraya elini sallar durur, yüzmeye çalışıp çabalar.<br />
Sevgili, bu divaneliği, bu perişanlığı sever. Beyhude yere çalışıp çabalamak, uyumaktan iyidir.<br />
1820. Padişah olan; işsiz, güçsüz değildir. Hasta olmayanın feryat ve figan etmesi, şaşılacak şeydir!<br />
Tanrı, ey oğul, onun için “Külle yevmin hüve fi şe’n “ buyurdu.<br />
Bu yolda yolun, tırmalan, son nefese kadar bir an bile boş durma!<br />
Olabilir ki son nefeste bir dem inayete erişirsin. O inayet, seni sırdaş eder.<br />
Padişahın kulağı, gözü penceredir; erkeğin canı olsun, kadının canı olsun... bir can neye çalışırsa, onu duyar, görür!<br />
Tacirin, ölü duduyu kafesten dışarı atması ve dudunun uçması<br />
1825. Tacir ondan sonra duduyu kafesten dışarı attı. Duducuk, uçup bir yüksek ağacın dalına kondu.<br />
Güneş, ufuktan nasıl süratle doğarsa o dudu da, o çeşit uçtu.<br />
Tacir, hiçbir şeyden haberi yokken kuşun esrarını bu işe şaşırıp kaldı.<br />
Yüzünü yukarı çevirip “Ey bülbül! Halini bildir, bu hususta bize de bir nasip ver!<br />
Hindistan’daki dudu ne yaptı da sen öğrendin, bir oyun ettin, canımızı yaktın!” dedi.<br />
1830. Dudu dedi ki: “O, hareketiyle bana nasihat etti; “Güzelliği, söz söylemeyi ve neşeyi bırak;<br />
Çünkü söz söylemen seni hapse tıktı” dedi. Bu nasihati vermek için kendisini ölü gösterdi.<br />
Yani “Ey avama karşı da, havassa karşı da nağme ve terennümde bulunan! Benim gibi öl ki kurtulasın.<br />
Taneyi gizle, tamamı ile tuzak ol. Goncayı sakla damdaki ot ol.<br />
1835. Kim güzelliğini mezada çıkarırsa ona yüzlerce kötü kaza yüz gösterir.<br />
Düşmanların kem gözleri, kin ve gayızları, hasetleri; kovalardan su boşalır gibi başına boşalır.<br />
<br />
Düşmanlar kıskançlılarından onu parça parça ederler; dostlar da ömrünü heva ve hevesle zayi eder, geçirirler.<br />
Bahar zamanı, ekin ekmekten gafil kişi, bu zamanın kıymetini ne bilsin!<br />
1840. Allahlûtfunun himayesine sığınman gerektir. Çünkü Tanrı, ruhlara yüzlerce lûtuflar döktü.<br />
Allah’nın lûtfuna sığınman gerek ki bir penah bulasın. Ama nasıl penah Su ve ateş bile senin askerin olur.<br />
Nûh’a ve Mûsâ’ya deniz dost olmadı mı Düşmanlarını da kinle kahretmedi mi<br />
Ateş, İbrahim’e kale olup da Nemrut’un kalbinden duman çıkartmadı mı<br />
Dağ, Yahya’yı kendisine çağırarak ona kastedenleri taşlarıyla paralayıp sürmedi mi<br />
Ey Yahya! Kaç, bana gel de keskin kılıçlardan seni kurtarayım, demedi mi “ dedi” diye cevap verdi.<br />
Dudunun tacire veda edip uçması<br />
1845. Dudu ona hoşa gider bir iki nasihat verdi, sonra “Allahaısmarladık, artık ayrılık zamanı geldi” dedi.<br />
Efendisi dedi ki: “Allah selâmet versin git. Sen bana yeni bir yol gösterdin”.<br />
Tacir, kendi kendine dedi ki: Bu bana nasihatti. Onun yolunu tutayım, o yol aydın bir yol.<br />
Benim canım neden dududan aşağı olsun Can dediğin de böyle iyi bir iz izlemeli.”<br />
Halkın, bir kişiyi ululamasının ve halk tarafından parmakla gösterilmenin kötülüğü<br />
Ten kafese benzer. Girenlerin, çıkanların, insanla dostluk edenlerin aldatmasıyla can bedende dikendir.<br />
1850.Bu, “Ben senin sırdaşın olayım” der. Öbürü “Hayır, senin akranın, emsalin benim”der.<br />
Bu der ki: “Varlık âleminde güzellik fazilet, iyilik ve cömertlik bakımından senin gibi hiçbir kimse yok.”<br />
Öbürü der ki: “İki cihan da senindir. Bütün canlarımız senin canına tâbidir.”<br />
O da, halkı, kendisinin sarhoşu görünce kibirlenir, elden, avuçtan çıkmağa başlar.<br />
Şeytan onun gibi binlerce kişiyi ırmağa atmıştır!<br />
1855. Dünyanın lûtfetmesi ve yaltaklanması, hoş bir lokmadır, ama az ye. Çünkü ateşten bir lokmadır!<br />
Ateş gizlidir, zevki meydanda. Dumanı sonunda meydana çıkar.<br />
Sen “Ben o medihleri yutar mıyım O, tamahından methediyor. Ben, onu anlarım” deme!<br />
Seni metheden, halk içinde aleyhinde bulunursa onun tesiriyle gönlün, günlerce yanar.<br />
Onun; mahrumiyetten senden umduğunu elde edemeyip ziyan ettiğinden dolayı aleyhinde bulunduğu halde,<br />
1860. O sözler, gönlüne dokunur, onun tesiri altında kalırsın. Medihten de bir ululuk gelir, dene de bak!<br />
Medihin de günlerce tesiri altında kalırsın. O medih canın ululanmasına, aldanmasına sebebolur.<br />
Fakat bu tesir, zâhiren görünmez, çünkü methedilmek tatlıdır. Kınanmak acı olduğundan derhal kötü görünür.<br />
Kınanmak, kaynatılmış ilâç ve hap gibidir; içer, yahut yutarsa uzun bir müddet ızdırap ve elem içinde kalırsın.<br />
Tatlı yersen onun zevki bir andır, tesiri öbürü kadar sürmez.<br />
1865. Zâhiren uzun sürdüğü için de tesiri, gizlidir. Herşeyi, zıddıyla anla!<br />
Medhin tesiri, şekerin tesirine benzer; gizli tesir eder ve bir müddet sonra vücütta deşilmesi icabeden bir çıban çıkar.<br />
Nefis çok öğülmesi yüzünden Firavunlaştı. Alçak gönüllü, hor, hakîr ol; ululuk taslama!<br />
Elinden geldikçe kul ol, sultan olma! Top gibi zahmet çekici ol, çevgân olma!<br />
Yoksa; senin bu letafetin, bu güzelliğin kalmayınca o, seninle düşüp kalkanlar, senden usanırlar.<br />
1870. Evvelce seni aldatıp duranlar, o vakit seni görünce “Şeytan” adını takarlar. Seni kapı dibinde görünce hepsi birden “Mezarından çıkmış<br />
hortlak” derler;<br />
Genç oğlan gibi. Ona önce Allahadını takarlar, bu yaltaklıkla tuzağa düşürmek isterler.<br />
Fakat kötülükle adı çıkıp da zaman geçince bu kötülükte sakalı çıkınca; artık ona yaklaşmaktan Şeytan bile utanır.<br />
Şeytan, adamın yanına bir kötülük için gelir; senin yanına gelmez. Çünkü sen Şeytan’dan da betersin.<br />
1875. Şeytan, sen insan oldukça izini izler, ardından koşar, sana şarabını tattırırdı.<br />
Ey bir işe yaramaz adam! Şeytan huyunda ayak direyip şeytanlaşınca senden Şeytan da kaçmaktadır.<br />
Eteğine sarılan kimse de, sen bu hale gelince senden kaçar!<br />
“ Mâşâllahu Kân “ sözünün tefsiri<br />
<br />
Bunların hepsini söyledik ama Allahinayetleri olmadıkça Allahyolunda hiçiz, hiç!<br />
Allah’nın ve Allaherlerinin inayetleri olmazsa...melek bile olsa defteri kapkaradır.<br />
1880. Ey Tanrı, ey ihsanı hacetler reva eden! Sana karşı hiçbir kimsenin adını anmak lâyık değil.<br />
Bu kadarcık irşat kudretini de sen bağışladın, şimdiye kadar nice ayıplarımızı örttün.<br />
Ezelde bağışladığın irfan katrasını, denizlerine ulaştır.<br />
Canımdaki, bir katra ilimden ibarettir; onu ten havasından, ten toprağından kurtar!<br />
Bu topraklar, onu örtmeden; bu rüzgârlar, onu kurutmadan önce sen halâs et!<br />
1885. Gerçi rüzgârlar, onu kurutsa, mahvetse bile sen, onlardan tekrar kurtarmağa ve almağa kâdirsin.<br />
Havaya giden, yahut yere dökülen katra, senin kudret hazinenden nasıl kaçabilir<br />
Yok olsa, yahut yokluğun yüz kat dibine girse bile sen onu çağırınca başını ayak yapıp koşar.<br />
Yüzbinlerce zıt, zıddını mahveder; sonra senin emrin yine onları varlık âlemine getirir.<br />
Aman ya Rabbi! Her an yokluk âleminden varlık âlemine katar katar yüz binlerce kervan gelip durmakta!<br />
1890. Hele her gece, bütün ruhlar, bütün akıllar, o ucsuz bucaksız derin denizde batar, yok olurlar.<br />
Yine sabah vakti, o Allah’ya mensup ruhlar ve akıllar, balıklar gibi denizden baş çıkarırlar.<br />
Güz mevsiminde o yüz binlerce dallar, yapraklar; bozguna uğrayıp ölüm denizine giderler.<br />
Kara kuzgun; yaslılar gibi siyahlar giyinerek bağlarda, yeşilliklerin matemini tutar.<br />
Varlık köyünün sahibinden, yokluğa, “Yediklerini geri ver” diye tekrar ferman çıkar.<br />
1895. “Ey kara ölüm; nebattan, ilâç olacak otlardan, köklerden, yapraklardan ne yedinse geri ver!” (diye emredilir) Kardeş, bir an için aklını<br />
başına al! Sende de her an hazan ve bahar var.<br />
Gönül bahçesinin yemyeşil, terütaze, goncalar, güller, serviler ve yaseminlerle dolu olduğunu gör!<br />
Yaprakların çokluğundan dal gizlenmiş; güllerin fazlalığından kır ve köşk görünmüyor.<br />
Akl-ı Külden gelen bu sözler de, o gül bahçesinin, o servi ve sümbüllerin kokusudur.<br />
1900. Gül olmayan yerden gül kokusu geldiğini, şarap olmayan yerde şarabın kaynayıp çoştuğunu hiç gördün mü ki<br />
Koku sana kılavuz ve rehberdir. Seni tâ ebedî Cennete ve kevser ırmağına götürür.<br />
Koku, göze ilâçtır, nurunu artırır. Yakub’un gözü, bir kokudan açıldı.<br />
Kötü koku gözü karartır. Yusuf’un kokusu ise göze nur verir.<br />
Yusuf değilsen bile Yakup ol; onun gibi matlûbuna erişmek için ağla!<br />
1905. Hakîm-i Gaznevî’nin şu nasihatini dinle de eski vücudunda bir yenilik bul:<br />
“Naz için gül gibi bir yüz gerek. Öyle bir yüzün yoksa kötü huyun etrafında dönüp dolaşma, nazlanma!<br />
Çirkin ve sarı bir yüzün nazı da çirkindir. Gözün hem kör, hem de hastalıklı oluşu müşküldür.<br />
Yusuf’a karşı nazlanma, güzellik iddia etme! Yakub’casına niyaz etmek ve ah eylemekten başka bir şey yapma!<br />
Dudunun ölümünün mânası niyazdı. Sen de niyaz ve yoksullukta kendini ölü yap!<br />
1910. İsâ’nın nefesi seni diriltsin, kendisi gibi güzel ve mutlu bir hale getirsin!<br />
Baharların tesiriyle taş yeşerir mi Toprak ol ki renk renk çiçekler bitiresin.<br />
Yıllarca gönüller yırtan, kalblere elem veren taş oldun; bir tecrübe et, bir zaman da toprak ol!<br />
Allahrazı olsun, Ömer zamanında yoksulluk gününde gidip mezarlıkta çenk çalan ihtiyar çalgıcının hikâyesi<br />
(Bilmem) işittin mi Ömer zamanında pek güzel, pek lâtif çenk çalan bir çalgıcı vardı.<br />
Bülbül onun sesinden kendini kaybeder; bir namesini dinleyenlerin şevki, yüz misli artardı.<br />
1915. Meclisleri, cemiyetleri, onun nağmeleri süsler; onun sesinden kıyametler kopardı.<br />
Sesi, israfil gibi mucizeler gösterir, ölülerin bedenlerine can bağışlardı.<br />
Yahut İsrafil’e yardım ederdi; onun nağmelerini dinleyen fil bile kanatlanırdı.<br />
İsrafil, birgün nağmesini düzer ve yüzlerce yıllık çürümüş ölüye can verir.<br />
Peygamberlerin de içlerinde öyle nağmeler vardır ki o nağmelerde isteyenlere, değer biçilmez bir hayat erişir.<br />
1920. Fakat o nağmeleri his kulağı duymaz, çünkü his kulağı , kötülükler yüzünden pis bir haldedir.<br />
<br />
İnsanoğlu perinin nağmesini işitmez; çünkü perilerin sırlarına yabancıdır.<br />
Gerçi perinin nağmesi de bu âlemdedir ama gönül nağmesi her iki sesten de yüksektir.<br />
Zira peri de, insan da mahpustur; ikisi de bu bilgisizlik ve gaflet zindanındadır.<br />
Rahman Sûresinden “Yâ ma’şaralcinn” âyetini oku; “Tenfüzû testa’tîû “ nun mânasını iyice bil!<br />
1925. Velîlerin içi nağmeleri evvelâ der ki: “Ey yokluk âleminin cüzüleri!<br />
Kendinize gelin; nefis yokluğundan baş çıkaran; bu hayali, bu vehmi bir tarafa atın!<br />
Ey Kevn ü fesat âleminde tamamiyle çürümüş canlar! Ebedî canlarınız ne vücuda geldi, ne doğdu!”<br />
O nağmelerden pek az, pek cüzi bir miktarını söylesem canlar, mezar ve merkatlerinden baş kaldırırlar.<br />
Kulak ver! O nağmeler uzakta değil; fakat sana söylemeğe izin yok.<br />
1930. Agâh ol ki velîler, zamanın israfil’idirler. Ölüler, onlardan can bulur, gelişirler.<br />
Ölü canlar, ten mezarında kefenlerine bürünmüş yatarlarken onların sesinden sıçrayıp kalkarlar<br />
Derler ki: Bu ses, öbür seslerden bambaşka; çünkü diriltmek Allahsesinin işidir.<br />
Biz öldük, tamamiyle çürüdük, mahvolduk. Fakat Allahsesi gelince hepimiz dirildik, kalktık.<br />
Allahsesi ister hicab ardından, ister hicabsız gelsin...Cebrail, Meryem’e, yakasından üfleyerek ne verdiyse Allahsesi de insana onu verir.<br />
1935. Ey derileri altında yokluğun çürütüp mahvettiği kimseler! Sevgilinin sesiyle yokluktan dönün, tekrar var olun!<br />
O ses, Allahkulunun boğazından çıksa da esasen ve mutlaka Padişahtan gelmektedir.<br />
Allahona dedi ki: “Ben dilim, sen vücutsun. Ben senin hislerin, memnuniyet ve gazabınım,<br />
Yürü! Benimle duyan, benimle gören sensin. Sır sahibi olmak da ne demek Bizzat sır sensin.<br />
Sen mademki hayret âleminde “Lillâh” sırrına mazhar oldun, ben de senin olurum. Çünkü “Kim, Allah’nın olursa Allahonun olur.”<br />
1940. Sana bazen sensin derim, bazen de benim derim. Ne dersem diyeyim, ben aydın ve parlak bir güneşim.<br />
Her nerede bir çırağlıktan parlasan orada bütün âlemin müşkülleri hallolur.<br />
Güneşin bile gideremediği, aydınlatamadığı karanlık, bizim nefsimizden kuşluk çağı gibi aydınlanır.<br />
Âdem evlâdına esmasını bizzat gösterdi. ( Âdem’i, isimlerine mazhar etti); diğer mevcudata esma, Âdem’den açıldı.<br />
Nurunu, istersen Âdem’den al, istersen ondan...şarabı, dilersen küpten al, dilersen testiden!<br />
1945. Çünkü bu testi, küple adamakıllı birleşmiştir; o iyi bahtlı testi, senin gibi ( zâhiri zevklerle şad değil, hakiki neşeyle neşelenmiş) tir.<br />
Mustafa, “Beni görene benim yüzümü gören kişiyi görene ne mutlu” dedi.<br />
Bir mumdan yanmış olan çırağı gören, yakînen o mumu görmüştür.<br />
Bu tarzda o mumdan yakılan çırağdan başka bir çırağ, ondan da diğer bir mum yakılsa ve ta yüzüncü muma kadar, hep o ilk mumun nuru<br />
intikal etse, sonuncu mumu görmek, hepsinin aslı olan ilk mumu görmektir.<br />
İstersen o nuru, son çırağdan al, istersen ilk çırağdan...hiç fark yok.<br />
1950. Nuru, dilersen son gelenlerin mumundan gör, dilersen geçmişlerin mumundan.<br />
“ Zamanınızdaki günlerde Rabbinizin güzel kokuları vardır. Kendinize gelin; o güzel kokuları almaya çalışın “ hadîsinin tefsiri<br />
Peygamber, “Hakkın güzel ve temiz kokuları ,bu günlerde esecek,<br />
O vakitlere kulak verin, aklınız o vakitlerde olsun ki, bu çeşit güzel kokuları alasınız, bu fırsatı kaçırmayınız dedi.<br />
Güzel koku geldi, sizin haberiniz yokken esip, esip gitti... Dilediğine can bağışlayıp geçti.<br />
Başka bir koku daha erişti; uyanık ol ey arkadaş, uyanık ol ki bundan da mahrum kalmayasın.<br />
1955. Ateş meşrepli olan can, ondan ateş söndürme kabiliyetini kazandı. Hoş olmayan can, onun lûtfu ile hoş bir hale geldi.<br />
*Ateşli can, onun yüzünden söndü. Ölü, onun aydınlığından kaftan giyindi.<br />
Bu tazelik, Tûbâ ağacının tazeliği; bu hareket, Tûbâ ağacının hareketidir. Halkın hareketlerine benzemez.<br />
Eğer bu ebedî nefha, yere göğe nazil olsa… yer ehliyle gök ehlinin ödleri su kesilirdi.<br />
Esasen bu nihayeti olmayan nefhanın korkusundan, gökler, yeryüzü ve dağlar o emaneti yüklenmekten çekindiler. “Feebeyne en<br />
yahmilnehâ” âyetini oku da gör.<br />
Korkusundan dağın yüreği kan olmasaydı “Eşfakne minhâ” denir miydi<br />
1960. Bu Allahkokusu dün gece bize bir başka türlü zuhur etti, fakat birkaç lokma geldi, kapıyı kapadı.<br />
Lokma için bir Lokman, rehin oldu. Şimdi Lokman´ın sırası; ey lokma sen çekil.<br />
Bu mihnet ve meşakkat lokması yüzünden Lokman´ın ayağına batan dikeni çıkarın.<br />
<br />
Onun ayağında diken değil, gölgesi bile yok. Fakat siz, hırstan onu fark edemiyorsunuz.<br />
Hurma olarak gördüğünü diken bil. Çünkü, sen çok nankör, çok görgüsüzsün!<br />
1965. Lokmanın canı, Tanrının bir gül bahçesindeyken neden can ayağı bir dikenden incinsin.<br />
Bu diken yiyen vücut, devedir. Mustafa’dan doğan da bu deveye binmiştir.<br />
Ey deve! Sırtında öyle bir gül dengi var ki kokusundan sende, yüzlerce gül bahçesi meydana gelmiştir.<br />
Halbuki sen, hâlâ mugeylân dikenine ve kumsala meylediyorsun. Bu arta kalası dikenden gülü nasıl toplayacaksın<br />
Ey bu arama yüzünden taraf taraf, bucak bucak dolaşıp duran! Ne vakte kadar “Nerede bu gül bahçesi” diyeceksin<br />
1970. Ayağındaki bu dikeni çıkarmadıkça gözün görmez. Nasıl dönüp dolaşabilirsin<br />
Ne şaşılacak şey, cihana sığmayan Âdemoğlu, gizlice bir dikenin başında dolaşıp durmakta!<br />
Mustafa bir hemdem elde etmek için geldi; “Kellimînî yâ Humeyrâ” dedi.<br />
“Ey Humeyrâ! Nalı ateşe koyda bu dağ, lâl haline gelsin” buyurdu.<br />
Humeyrâ kelimesi, müennestir, can da müennsi semâidir. Araplar cana müennes demişlerdir.<br />
1975. Fakat canın müenneslikten pervası yok. Çünkü, ruhun ne erkekle bir alakası var, ne kadınla!<br />
Müzekkerden de yükselir, müennesten de. Bu, kurudan yaştan meydana gelen ruh (-u hayvanî) değildir ki.<br />
Bu can, ekmekten kuvvetlenen, yahut kâh şöyle, kâh böyle bir hale gelen can değildir.<br />
Bu ruh hoşluk verir, hoştur, hoşluğun ta kendisidir. Ey maksadına erişmek için vesilelere baş vuran! Hoş olmayan, insanı hoş bir hale<br />
getiremez.<br />
Sen şekerden tatlı bir hale gelsen bile o tat bazen senden gidiverir, bu mümkündür.<br />
1980. Fakat fazla vefakârlık sebebiyle tamamen şeker olursan buna imkân yoktur. Nasıl olurda şekerden tat ayrılır, imkânı var mı<br />
Ey hoş arkadaş! Âşık, halis ve sâf şarabı, kendisinden bulur, onunla gıdalanırsa bu makamda artık akıl kaybolur, (bu sırra akıl ermez).<br />
Aklı cüzi sırra sahip gibi görünürse de hakikatte aşkı inkâr eder.<br />
Zekidir bilir; fakat yok olmamıştır. Melek bile yok olmadıkça Şeytandır.<br />
Aklı cüzi sözde ve işte bizim dostumuzdur. Ama hal bahsine gelirsen orada bir hiçten, bir yoktan ibarettir.<br />
1985. Varlıktan fâni olmadığı için o, hiçtir, yoktur. Kendi dileğiyle yok olmayınca nihayet zorla, istemediği halde yok olacaktır. Bu da ona yeter.<br />
Can, kemaldir, çağırması sesi de kemaldir. Onun için Mustafa “Ey Bilâl bizi dinlendir ferahlandır;<br />
Ey Bilâl! Gönlüne nefhettiğim o nefhadan, o feyizden dalga dalga coşan sesini yücelt.<br />
Âdem’i bile kendinden geçiren, gök ehlinin bile akıllarını hayrete düşüren o nefhayla sesini yükselt!” buyurdu.<br />
Mustafa o güzel sesle kendinden geçti. Ta’rîs gecesinde namazı kaçtı.<br />
1990. O mübarek uykudan baş kaldırmadı; sabah namazının vakti geçip kuşluk çağı geldi.<br />
Ta’rîs gecesi, o gelinin huzurunda tertemiz canları, el öpme devletine erişti.<br />
Aşk ve can... her ikisi de gizli ve örtülüdür. Tanrıya gelin dediğim için beni ayıplama.<br />
Sevgili, benim sözüme darılsaydı susardım; bana bir lâhzacık mühlet verseydi sükût ederdim.<br />
Fakat “Söyle, bu söz ayıp olmaz. Senin sözün, gayb âlemindeki kaza ve kaderin zuhurundan başka bir şey değildir” demekte.<br />
1995. Ayıptan başka bir şey görmeyene ayıptır. Fakat gayb âleminin pâk ruhu, hiç ayıp görür mü<br />
Ayıp cahil mahlûka nispetle ayıptır; makbul Tanrıya nispetle değil.<br />
Küfür bile yaratana nispetle bir hikmettir. Fakat bize nispet edecek olursan bir âfet, bir felâkettir.<br />
Birisinde yüzlerce faziletle beraber bir de ayıp bulunsa o ayıp nebatatın sapı mesabesindedir.<br />
Terazide her ikisini de birlikte tartarlar. Çünkü, nebatat ve sap… ikisi de bedenle can gibi bağdaşmıştır.<br />
2000. Şu halde büyükler, bu sözü boş yere söylemediler: Temiz kişilerin cisimleri de, can gibi saftır.<br />
Onların sözleri de nişanı olmayan ve bir kayda gelmeyen can olmuştur, nefisleri de, suretleri de.<br />
Onlara düşman olanların canları ise sırf cisimdir. O düşman, tavla oyununda kırılmış zar gibi faydasızdır, ancak bir addan ibarettir.<br />
Düşman toprağa girdi, tamamı ile toprak oldu. Bu ise tuzlaya düşüp tamamı ile arındı.<br />
O tuz, öyle bir tuzdur ki Muhammed, ondan meslâhat kazanmış, o yüzden melih sözü fasih olmuştur.<br />
2005. Bu tuz, bu melâhat, ondan miras kalmıştır; vârisleri de seninledir, ara bul!<br />
Vârisler senin huzurunda oturuyorlar, fakat nerede senin huzurun Senin önündedirler, fakat nerede önü sonu düşünen can<br />
Eğer sen, kendinde ön, art olduğunu sanıyorsan cisme bağlısın, candan mahrumsun.<br />
Alt, üst, ön, art; cismin vasfıdır. Nurani olan can ise bunlardan münezzeh ve cihetsizdir.<br />
Kısa görüşlüler gibi zanna düşmemek için gözünü, o pâ padişahın nuruyla aç!<br />
2010. Sen madem ki zâhiri önü, sonu düşünmektesin... Ancak ve ancak bu gam ve neşe âlemindesin. Ey hakikatte yok olan! Yok olan nerede<br />
ön, nerede son<br />
<br />
Yağmurlu gündür, gece çağına kadar yürü! Bu yağmur, bildiğimiz yağmur değil! Allahyağmurlarından.<br />
Ayşe’nin -Allahondan razı olsun- Mustafa Sallâllahu aleyhi vessellem’e “ Bugün yağmur yağdı. Sen mezarlığa gittiğin halde niçin elbisen ıslak<br />
değil “diye sorması<br />
Mustafa, bir gün, dostlarından birinin cenazesiyle ve dostlarla mezarlığa gitti.<br />
Onun mezarına toprak doldurdu, tohumunu yeraltında diriltti.<br />
Bu ağaçlar, toprak altındaki insanlara benzerler. Ellerini topraktan çıkarıp;<br />
2015. Halka doğru yüz türlü işaretlerde bulunurlar, duyana söz söylerler.<br />
Yeşil dilleriyle, uzun elleriyle toprağın içindeki sırları anlatırlar.<br />
Kazlar gibi başlarını su içine çekmişler...Karga gibiyken tavus haline gelmişlerdir.<br />
Tanrı, onları kış vakti hapsetmişse de baharda o kargaları tavus haline getirir.<br />
Kışın onlara ölüm vermişse de bahar yüzünden yine diriltip yapraklandırır, yeşertir.<br />
2020. Münkirler der ki: “Eskiden beri olagelmiş bir şey. Neden bunu kerem sahibi Allah’ya isnad edelim ”<br />
Onların körlüğüne rağmen Tanrı, dostların gönüllerinde bağlar, bahçeler bitirmiştir.<br />
Gönülde kokan her gül, kül sırlarından bahisler açar.<br />
Onların kokuları, münkirlerin burunlarını yere sürtmek için perdeleri yırtarak dünyanın etrafını dönüp dolaşırlar.<br />
Münkirler, o gönül kokusuna karşı kara böcek gibidirler; dayanamazlar. Yahut davul sesine tahammül edemeyen beyni zayıf kimseye<br />
benzerler.<br />
2025. Kendilerini meşgul ve müstağrak gösterirler. Şimşek parıltısından gözlerini yumarlar.<br />
Göz yumarlar ama, onların bulundukları makamdaki göz değildir ki. Göz odur ki bir sığınak görsün.<br />
Peygamber, mezarlıktan dönünce Sıddîka’nın yanına giderek konuşup görüşmeye başladı.<br />
Sıddîka’nın gözü, Peygamber’in yüzüne ilişince önüne gelip elini onun üstüne,<br />
Sarığına, yüzüne, saçına, yakasına, göğsüne, kollarına sürdü.<br />
2030. Peygamber, “Böyle acele acele ne arıyorsun ” dedi. Ayşe “Bugün hava bulutluydu, yağmur yağdı.<br />
Elbisende yağmurun eserini arıyorum. Gariptir ki üstünü, başını yağmurdan ıslanmamış görmekteyim” dedi.<br />
Peygamber “O sırada başına ne örtmüşsün, baş örtün neydi Diye sordu. Ayşe senin ridanı başıma örtmüştüm”dedi.<br />
Peygamber dedi ki: “Ey yeni yakası tertemiz Hatun! Allahonun için temiz gözüne gayb yağmurunu gösterdi.”<br />
O yağmur, sizin bu bulutunuzdan değildir. Başka bir buluttan, başka bir göktendir.<br />
Hakîmi Senâî’nin “ Can elinde cihan göklerine iş buyuran gökler var. Can yolunda nice inişler, nice yokuşlar, nice yüksek dağlar ve denizler<br />
var “ beyitlerinin tefsiri<br />
2035. Gayb âleminin başka bir bulutu, başka bir yağmuru, başka bir göğü, başka bir güneşi vardır.<br />
Fakat o, ancak havassa görünür, diğerleri “ Öldükten sonra tekrar yaratılıp diriltileceklerinden şüphe ederler.”<br />
Yağmur vardır, âlemi beslemek için yağar. Yağmur vardır âlemi perişan etmek için yağar.<br />
Bahar yağmurlarının faydası, şaşılacak bir derecededir. Güz yağmuruysa, bağa sıtma gibidir.<br />
Bahar yağmuru, bağı nazü naim ile besler, yetiştirir. Güz yağmuruysa bozar, sarartır.<br />
2040. Kış, yel ve güneş de böyledir; bunların tesirleri de zamanına göre ve ayrı ayrıdır. Bunu böyle bil, ipin ucunu yakala!<br />
Tıpkı bunun gibi gayb âleminde de bu çeşitlilik vardır. Bazısı zararlıdır, bazısı faydalı. Bazı yağmurlar berekettir, bazıları ziyan.<br />
Abdâlin bu nefesi de işte o bahardandır. Canda ve gönülde bu nefes yüzünden yüzlerce güzel şeyler biter.<br />
Onların nefesleri, talihli kişilere bahar yağmurlarının ağaca yaptığı tesiri yapar.<br />
Fakat bir yerde kuru bir ağaç bulunsa cana can katan rüzgârı ayıplama!<br />
2045. Rüzgâr, işini yaptı, esti. Canı olan da, rüzgârın tesirini candan kabul etti.<br />
“ Bahar serinliğini ganimet bilip istifade edin. Çünkü o, ağaçlarınıza ne yaparsa bedenlerinize de onu yapar v.s hadîsinin mânası<br />
Peygamber, “Dostlar, bahar serinliğinden sakın vücudunuzu örtmeyin.<br />
Çünkü bahar rüzgârı, ağaçlara nasıl tesir ederse sizin hayatınıza da öyle tesir eder.<br />
Fakat güz serinliğinden kaçının. Çünkü o, bağa ve çubuklara ne yaparsa sizin vücudunuza da onu yapar “dedi.<br />
<br />
Bu hadîsi rivayet edenler, zâhirî mânasını vermişler ve yalnız zâhirî mânasıyla kanaat etmişlerdir.<br />
2050. Onların halden haberleri yoktur. Dağı görmüşler de dağdaki madeni görmemişlerdir.<br />
Allah’ya göre güz, nefis ve hevadır. Akılla cansa baharın ve ebedîliğin ta kendisidir.<br />
Eğer senin gizli ve cüzi bir aklın varsa cihanda bir kâmil akıl sahibini ara!<br />
Senin cüzi aklın, onun külli aklı yüzünden külli olur. Çünkü Akl-ı kül, nefse zincir gibidir.<br />
Binaenaleyh hadîsin mânası teville şöyle olur: Pak nefesler bahar gibidir, yaprakların ve filizlerin hayatıdır.<br />
2055. Velîlerin sözlerinden, yumuşak olsun, sert olsun, vücudunu örtme çünkü o sözler, dininin zâhirîdir.<br />
Sıcak da söylese, soğuk da söylese, hoş gör ki sıcaktan, soğuktan ( hayatın hâdiselerinden) ve cehennem azabından kurtulasın.<br />
Onun sıcağı, hayatın ilkbaharıdır. Doğruluğun, yakînin ve kulluğun sermayesidir.<br />
Çünkü can bahçeleri, onun sözleri ile diridir. Gönül denizi, bu cevherlerle doludur.<br />
Eğer gönlün bahçesinden cüzi bir zevk ve hal eksilse aklı başında olan kişinin gönlünü, binlerce gam kapladı.<br />
Sıddîka’nın –Allahondan razı olsun- “ Bugünkü yağmurun sırrı neydi “ diye sorması<br />
*Sıddîka’nın aşkı çoşup edebe riayetle Peygamber’e sordu:<br />
2060. “Ey şu varlığın hülâsası, vücudun zübdesi! Bu günkü yağmurun hikmeti neydi<br />
Bu yağmur, rahmet yağmurlarından mıydı, yoksa tehdit için mi yağıyordu, pek yüce, pek azametli Allah’nın adaletinden miydi<br />
Bu yağmur, bahara ait lûtuflardan mıydı, yoksa âfetlerle dolu güz yağmuru muydu ”<br />
Peygamber dedi ki: “Bu yağmur musibetler yüzünden insanın gönlüne çöken gamı yatıştırmak için yağıyordu.”<br />
Eğer Âdemoğlu, o keder ateşi içinde kalıp duraydı ziyadesiyle harabolur, eksikliğe düşer, ( hiçbir şey yapamaz bir hale gelir) di.<br />
2065. O anda bu dünya harap olurdu, insanların içlerinde hırs kalmazdı.<br />
Ey can, bu âlemin direği gaflettir. Akıllılık, uyanıklık, bu dünya için âfettir.<br />
Akıllılık o âlemdendir, galip gelirse bu âlem alçalır.<br />
Akıllılık güneştir, hırs ise buzdur. Akıllılık sudur, bu âlem kirdir.<br />
Dünyada hırs ve haset kükremesin diye o âlemden akıllılık, ancak sızar, sızıntı halinde gelir.<br />
2070. Gayb âleminden çok sızarsa bu dünyada ne hüner kalır, ne de ayıp.<br />
Bu bahsin sonu yoktur. Başlamış olduğun söze dön, tekrar çalgıcının, hikâyesine devam et.<br />
Çalgıcı hikâyesinin söylenmedik kısmı ve çalgıcının kurtuluşu<br />
O, öyle çalgıcıydı ki âlem, onun yüzünden neşeyle dolmuştu. Dinleyenler sesinden garip garip hayallere dalıyorlar, şaşılacak hallere<br />
düşüyorlardı.<br />
Gönül kuşu onun nağmesiyle uçmakta; canın aklı, sesine hayran olmaktaydı.<br />
Fakat zaman geçip ihtiyarlayınca evvelce doğan kuşu gibi olan canı, âcizlikten sinek avlamaya başladı.<br />
2075. Sırtı, küp sırtı gibi eğrildi, kamburlaştı. Gözlerinin üstünde kaşlar, âdeta eyer kuskununa döndü.<br />
Onun cana can katan lâtif sesi fena, iğrenç , çirkin yürek tırmalayıcı geldi.<br />
Zühere’nin bile haset ettiği o güzel sesi, kart eşeğin sesine benzedi.<br />
Zaten hangi hoş vardır ki nahoş olmamıştır Yahut hangi tavan vardır ki yıkılmamış, yere serilmemiştir.<br />
Ancak Sûr’un üfürülmesi, nefeslerinin aksinden ibaret olan yüce azizlerin sesleri, bundan müstesnadır; onların sesleri bakidir.<br />
2080. Onların gönülleri, öyle bir gönüldür ki gönüller, ondan sarhoştur. Yoklukları öyle bir yokluktur ki bizim varlıklarımız, o yokluktan<br />
varolmuşlardır.<br />
Her fikrin, her sesin kehlibarı (fikirleri ve sesleri çeken) o gönüldür. İlham, vahiy ve sır lezzeti yine o gönülden ibarettir.<br />
Çalgıcı bir hayli ihtiyarlayıp zayıflayınca kazançsızlıktan bir parçacık yufka ekmeğine bile muhtaç hale geldi.<br />
Dedi ki: “Allah’ım, bana çok ömür ve mühlet verdin, hakîr bir kişiye karşı lûtuflarda bulundun.<br />
Yetmiş yıldır isyan edip durdum. Benden bir gün bile ihsanını kesmedin.<br />
2085. Bugün kazanç yok, senin konuğunum. Çengi sana çalacağım, gayrı seninim.”<br />
Çengi omuzlayıp Allaharamağa yola düştü; ah ederek Medine Mezarlığına doğru yollandı.<br />
“Allah’dan kiriş parası isteyeceğim. Çünkü o kendisine karşı halis olan kalplere kerem ve ihsanıyla eder” dedi.<br />
Bir hayli çenk çalıp ağladı ve başını yere koydu, çengi yastık yaptı bir mezara yaslandı.<br />
Çalgıcıyı uyku bastırdı, can kuşu kafesten kurtuldu; çalgıyı da bırakıp sıçradı.<br />
<br />
2090. Sâf bir âleme, can sahrasına vararak tenden ve cihan mihnetinden kurtuldu.<br />
Canı, orada macerasını şöyle terennüm etmekteydi: Beni burada bıraksalardı.<br />
Canım bu bahçede, bu bahar çağında ne hoş bir hale gelir, bu ovanın bu gayb lâleliğinin sarhoşu olurdu.<br />
Başsız, ayaksız seferler eder, dişsiz, dudaksız şekerler yedim.<br />
Felek sakinleriyle zahmetsiz, mihnetsiz zikre, dimağsız fikre dalar, onlarla lâtifeler ederdim.<br />
2095. Gözleri kapalı olarak bir âlem görür; elsiz, avuçsuz güller, reyhanlar devşirirdim...<br />
Çalgıcı, bir su kuşuydu; bu âlem de bir bal denizi. Bu bal Eyyub Peygamber’in içtiği ve yıkandığı pınardı.<br />
Eyyub, o pınarda yıkanarak tepeden tırnağa kadar doğu nuru gibi bütün hastalıklardan arındı, pirüpak oldu.<br />
Mesnevi hacım bakımından felekler kadar bile olsa yine bu âlemin, hattâ küçük bir cüz’ünü ihata edemezdi.<br />
Halbuki çok geniş olan o yerler gök, darlıktan gönlümü paramparça etti.<br />
2100. Bu bir âlemdir ki bana rüyada göründü; açıklığıyla kolumu, kanadımı açtı.<br />
Bu âlemle bu âlemin yolu meydanda olsaydı dünyada pek az kimse, ancak bir lâhzacık kalırdı.<br />
İhtiyar çalgıcıya “Burada kalmaya tamah etme, mademki ayağından diken çıkmıştır, haydi git” diye emir gelmekte.<br />
Canı ise orada, Allah’nın rahmet ve ihsanı meydanında “Durakla, bekle” demekteydi.<br />
Hâtif’in ruyada Ömer’e “ Beytülmalden şu kadar mal al, mezarlıkta yatan o adama ver “ demesi<br />
O sırada Hak Ömer’e bir uyku verdi ki kendini uykudan alamadı.<br />
2105. “Bu mûtat bir şey değildi. Bu uyku, gayb âleminden geldi. Sebepsiz olamaz” diye taaccüpte kaldı.<br />
Başını koydu, uyudu. Rüyasında hak tarafından bir ses geldi, bu sesi ruhu duydu.<br />
O ses öyle bir sesti ki her sesin nağmenin aslıdır. Asıl ses odur, o sesten başka sesler, aksi sedadır.<br />
Türk, Kürt, Zenci, Acem, Arap bütün milletler kulağa, dudağa muhtaç olmadan bu sesi anlamışlardır.<br />
Hattâ Türk, Acem ve Zenci şöyle dursun... o sesi dağlar taşlar bile işitmiştir.<br />
2110. Her dem Allah’dan “ Elestü” sesi gelir, cevherlerle arazlar da o sesten var olmaktadırlar.<br />
Gerçi bunlardan zâhiren “Belâ” sesi gelmezse de onların yokluktan gelmeleri, var olmaları “Belâ” demeleridir.<br />
Ağacın, taşın anlayışını söyledim ya. Hemen şimdicik bunu anlatan şu hikayeyi dinle!<br />
“ Cemaat çoğaldı, vâzettiğin zaman mübarek yüzünü göremiyoruz “ diye Peygamber Sallâllahu Aleyhi vesellem için mimber yaptıkları vakit<br />
(evvelce dayanıp vâzettiği) Hannâne direğinin inlemesi ve Peygamber’le sahabenin o iniltiyi işitmeleri, Mustafa Sallâllahu Aleyhi vesselem’in o<br />
direkle açıkça sual ve cevabı<br />
Hannâne direği, Peygamberin ayrılığı yüzünden akıl sahipleri gibi ağlayıp inliyordu.<br />
Peygamber, “Ey direk, ne istiyorsun ” dedi. O da “Canım, ayrılığından kan kesildi.<br />
2115. Bana dayanıyordun, şimdi beni bıraktın. Mimberin üstüne çıktın” dedi.<br />
*Bunun üzerine Peygamber ona dedi ki: “Ey iyi ağaç, ey sırrı bahta yoldaş olan!<br />
Söyle ne istersin Dilersen seni yemişlerle dolu bir hurma fidanı yapayım ki doğudakiler de, batıdakiler de senin hurmanı yesinler.<br />
Yahut Tanrı, seni o âlemde bir servi yapsın da ebediyen terü taze kal” dedi.<br />
Hannâne “Daim ve baki olanı isterim” dedi. Ey gafil, dinle de bir ağaçtan aşağı kalma!<br />
Peygamber, kıyamet günü insanlar gibi dirilmesi için o ağacı yere gömdü.<br />
2120. Bunu duy da bil ki Tanrı, kimi kendisine davet ettiyse o kimse bütün dünya işlerinden vazgeçmiştir.<br />
Kim, Allah’dan tevfika mazhar olursa o âleme yol bulmuş, dünya işinden çıkmıştır.<br />
Bir kimsenin Allahsırlarından nasibi olmazsa cemadın inlemesini nasıl tasdik eder<br />
Evet, der ama yürekten değil. Kendisine münafık demesinler diye tasdik edenlere uyar, zâhiren tasdik eder.<br />
Eğer cemadat Allah’nın “Kün-ol” emrine vakıf olmasalar ( ve bu emri duyup, bu emre uyup, varlık âlemine gelmemiş bulunsalardı) bu söz<br />
âlemde o vakit reddedilirdi.<br />
2125. Yüz binlerce taklit ve istidlâl ehlini, pek cüzi bir vehim, şüpheye düşürür.<br />
Çünkü taklitleri de istidlâlleri de, hattâ bütün kolları, kanatları da zanla kaimdir.<br />
O aşağılık Şeytan, bir şüphe meydana getirir. Bütün bu körler tepe takla düşerler.<br />
İstidlâlcilerin ayakları tahtadır. Tahta ayaksa pek kudretsiz pek karasızdır.<br />
<br />
Sebatiyle dağları bile hayran eden ve basiret sahibi olan zamanın kutbu ise böyle değildir. (İstidlâle değer vermez).<br />
2130. Çakıl üstüne baş aşağı düşmemek için körün ayağı sopadır sopa.<br />
Askerin, yani din ehlinin üstünlüğüne sebep olan o binici kimdir! Gören padişah!<br />
Her ne kadar körler sopa ile yol görmüşlerdir ama yine gözlükler sayesinde.<br />
Dünyada gözlükler ve padişahlar olamasaydı bütün körler ölürlerdi.<br />
Körlerin elinden ne ekmek gelir, ne biçmek gelir, ne alışveriş gelir, ne de kâr ve kazanç.<br />
2135. Allahonlara merhamet ve inayet kılmasaydı onların istidlâl değnekleri hemencecik kırılırdı.<br />
Bu sopa nedir Kıyaslar, deliller. O sopayı onlara kim verdi Gören Allah!<br />
Sopa, mademki savaş ve kavga âletidir; ey kör, o sopayı kır, paramparça et!<br />
O size sopa verdi de öyle meydana çıktınız. Sonra da kızgınlıkla o sopayı yine ona vurdunuz.<br />
Ey körler güruhu! Ne iştesiniz, ne yapıyorsunuz Aranıza bir gören kişi alın!<br />
2140. Sen de sana sopa verenin eteğini tut. Bak bir kere Âdem Peygamber istidlâl ve isyan yüzünden neler çekti<br />
Mûsâ ve Muhammed’in mucizelerine dikkat et. Sopa nasıl yılan şekline girdi, direk nasıl irfan sahibi oldu<br />
Sopa yılan şekline girdi, direkten de inilti duyuldu. Bu mucizeleri, dini izhar için günde beş kere ilân ederler.<br />
Bu din lezzeti eğer akla aykırı olmasaydı bunca mucizeye hacet var mıydı<br />
Akıl akla uygun olan her şeyi; mucizesiz, keşmekeşsiz kabul eder.<br />
2145. Bu bâkir yolu, akla aykırı (akıl hududundan hariç, kıyas ve istidlâle sığmaz) gör ve bu görüş, her devlet sahibine makbuldür; buna da<br />
dikkat et.<br />
Şeytanlarla canavarlar, nasıl insan korkusundan ve hasetlerinden ürküp adalara, ıssız yerlere kaçtılarsa,<br />
Münkirler de Peygamberlerin mucizelerinden korkup başlarını otların içlerine sokmuşlar.<br />
Bu suretle müslümanlık ediyle anılarak yaşamak, kim olduklarını, ne inanışta bulunduklarını sana bildirmemek istemişlerdir.<br />
Kalpazanlar, kalp paraya nasıl gümüş sürerler ve üstüne padişahın adını kazırlarsa,<br />
2150. Onları sözlerinin dış yüzü de tevhit ve şeriattir; fakat iç yüzü, ekmekteki delice tohumuna benzer.<br />
Felsefecinin, dini inkâra, yahut din ehliyle mübahaseye kudreti yoktur. Böyle bir şeye girişirse Hak din, onu mahveder.<br />
Onun eli, ayağı cansızdır. Canı ne derse ikisi de fermanına uyar, dediğini yapar.<br />
Felsefeciler, dilleriyle cansız şeylerin hareketini, seslenmesini inkâr ederlerse de elleriyle ayakları, bunun imkânına şehadet edip durur.<br />
Peygamber Aleyhisselâm’ın mucizesi, Ebucehil Aleyhillâne’nin elinde taş parçalarının dile gelerek<br />
Muhammed Sallâllahu Aleyhi Vesellem’in doğruluğuna şehadet etmeleri<br />
Ebucehl’in elinde taş parçaları vardı. Dedi ki: “Ey Ahmed, şu avucumdaki nedir Çabuk söyle!<br />
2155. Mademki göklerin sırlarına vâkıfsın, peygambersen avucumda ne saklı ”<br />
Peygamber “Onlar nedir, ben mi söyleyeyim; yoksa onlar mı doğru olduğumuzu söylesin, bizi tasdik etsinler; hangisini istersin Dedi.<br />
Ebucehil “Bu ikincisi daha garip” deyince Peygamber dedi ki: “Evet, Allahondan daha ilerisine de kadirdir.”<br />
Derhal Ebucehl’in avucundaki taşların her biri, şahadet getirmeye başladı.<br />
“İbadete layık hiçbir şey yoktur, ancak Tek Allah’ya tapılır” dedi ve “Muhammed, Allahelçisidir” incisini deldi.<br />
2160. Ebucehil, taşlardan bu sözü işitince hiddetle taşları yere vurdu.<br />
Çalgıcı hikâyesinin sonu ve Emirülmüminîn Ömer’in –Allahondan razı olsun<br />
kendisine Hatifin söylediğini alıp ulaştırması<br />
Bunu bırak da yine çalgıcının hikâyesine kulak ver. Çalgıcı, beklemekten bunalınca.<br />
Ömer’e yine ses geldi! “Ey Ömer, kulumuzu ihtiyaçtan kurtar!<br />
Has, muhterem bir kulumuz var; mezarlığa kadar gitmek zahmetini ihtiyar et.<br />
Ey Ömer, kalk. Beytülmâlden yedi yüz dinar al, hepsini onun avucuna say!<br />
2165. O parayı huzuruna götürüp “O parayı huzuruna götürüp “Ey makbulümüz olan! Şimdilik bu kadarcığı al ve bizi mazur gör.<br />
Bu kadarcık para sana ancak ibrişim (kirşi) parasıdır. Harcet, bitince yine buraya gel” de.<br />
Bunun üzerine Ömer, sesin heybetinden sıçrayıp kalkarak bu hizmet için belini bağladı.<br />
Koltuğu altında para kesesi olduğu halde koşarak çalgıcıyı arayıp taramak için mezarlığa yüz tuttu.<br />
Mezarlığın etrafını bir hayli döndü, dolaştı; orada o ihtiyardan başka kimseyi göremedi.<br />
<br />
2170. “Bu olmasa gerek” deyip bir kere daha koştu. Nihayet yoruldu, fakat yine o ihtiyardan başkasını göremedi.<br />
Kendi kendisine “Hak, bana dedi ki: bizim sâf, makbul ve mübarek kulumuz var;<br />
İhtiyar bir çalgıcı, nasıl olur da Allahhaslarından olur Ey gizli sır, ne hoşsun sen, hoş ve garip!”<br />
Ava çıkan aslanın dönüp dolaşması gibi bir kere daha mezarlık etrafını dolaştı.<br />
Orada o ihtiyardan başka kimsenin olmadığını iyice anlayınca “ karanlıklar içinde parlak gönüller çoktur” dedi.<br />
2175. Gelip edebe fazlasıyla riayet ederek oraya oturdu. Bu sırada Ömer aksırdı, ihtiyar uyanıp sıçradı.<br />
Ömer’i görünce şaşırdı, kaldı. Gitmek istedi, fakat titremeğe başladı.<br />
İçinden dedi ki: “Yarabbi senin elinden elemân! Şimdi de çalgıcı ihtiyarcağıza<br />
muhtesip geldi, çattı.”<br />
Ömer, o ihtiyarın yüzüne bakıp da onu utanmış çehresini sararmış görünce,<br />
“Benden korkma, ürkme; çünkü sana Hak’tan müjdeler getirdim.<br />
2180. Tanrı, senin huylarını o derece methetti ki nihayet Ömer’i, senin cemaline âşık etti.<br />
Otur şöyle önüme; uzaklaşmağa kalkışma. Kulağına devlet ve ikbal âleminden bazı sırlar söyleyeyim.<br />
Allahsana selâm söylüyor; halini, hatırını soruyor. Hadsiz hesapsız zahmetlerden, kederlerden, ne haldesin Buyuruyor.<br />
Şimdilik şu birkaç dinarı ibrişim parası olarak al, harca da bitince yine buraya gel!<br />
İhtiyâr, bunu işitince kendini yerden yere vurup ellerini ısırmağa, elbisesini yırtmaya başladı.<br />
2185. “Ey naziri olmayan Allah! Ziyade utancından zavallı ihtiyar su kesildi” diye bağırmağa koyuldu.<br />
Bir hayli ağlayıp eleme düştü. Nihayet çengi yere çalıp parça parça etti.<br />
Dedi ki: “Ey benimle Rabbimin arasında perde olan, ey beni ana yoldan azdırıp sapıtan!<br />
Ey yetmiş yıldır kanımı emen, kemal sahibine karşı yüzümü kara eden!<br />
İhsan ve vefa sahibi Tanrı, cefalarla, suçlarla, geçen ömrüme sen acı!<br />
2190. Allahbana öyle bir ömür verdi ki o ömrün bir gününün kıymetini bile cihanda kimse bilemez.<br />
Bense bütün o ömrü, her nefeste zir ve bem perdelerine harç ederek yele verdim.<br />
Ah! Arap ve Acem tarzını anmaktan, Irak perdesiyle meşgul olmaktan acı ayrılık zamanı hatırımdan çıktı.<br />
Eyvallah olsun ki Kûçek makamının tazeliği yüzünden gönlümün ekini kurudu, gönlüm öldü.<br />
2195. Eyvahlar olsun bu yirmi dört makamın sesinden ki kervan geçti, gündüz de bitti!<br />
Ey, Tanrı, bu feryat edenin elinden feryat! Hiç kimseden değil, bu medet isteyen medet! Şikâyetim en çok kendimden...<br />
Kimseden medet yok. Yalnız ve ancak bana, benden yakın olandan medet var.<br />
Çünkü bana bu varlık, her an ondan gelmekte... Varlığım mahvolunca da ancak onu görürüm, başkasını değil.”<br />
Birisi sana para verse, altın saysa sen ona bakarsın, kendine değil; bu da ona benzer.<br />
Ömer’in –Allahondan razı olsun- ihtiyar çalgıcının nazarını varlık âlemi olan istiğrak âlemine çevirmesi<br />
Bunun üzerine Ömer, çalgıcıya dedi ki: “Senin bu ağlaman, aklının başında olduğuna delâlet eder.<br />
2200. Yok olanın yolu, başka yoldur; çünkü aklı başında olmak da başka bir günahtır.<br />
Aklı başında oluş, geçmişleri hatırlamaktan ileri gelir. Geçmişin de Allah’ya perdedir,geleceğin de.<br />
Her ikisini de ateşe vur. Bu ikisi yüzünden ne vakte kadar ney gibi boğum boğum olacaksın<br />
Neyde boğum bulundukça sırdaş değildir; dudağın, sesin mahremi olamaz.<br />
Sen, kendi tarafından tavaf edip durdukça nasıl tavafta olursun, kendinde oldukça nasıl olur da Kâbeye gelmiş sayılırsın<br />
2205. Haberlerin haber vericiden bihaberdir; tövben günahından beterdir.<br />
Ey geçen hallerden tövbe etmek isteyen! Bu tövbe etmekten ne vakit tövbe edeceksin, söyle! Gâh zir nağmesini kıble edinirsin; gâh ağlayıp<br />
inlemeyi öper durursun.”<br />
Faruk, sırlara ayna olunca ihtiyar çalgıcının canı da cisminde uyandı.<br />
Artık can gibi, ağlamadan gülmeden kurtuldu. Canı gitti, bambaşka bir canla dirildi.<br />
2210. O zaman gönlüne öyle bir hayret geldi ki yerden de dışarda kaldı, gökten de ( bütün âlemi unuttu).<br />
Ona arayıp tarama hududu ardında öyle bir arayıcılık düştü ki ben bilmiyorum; sen biliyorsan söyle!<br />
Halden de öte, kaalden de ileri şöyle bir hale, öyle bir kaale erişti; ululuk sahibi Allah’nın cemaline dalıp kaldı.<br />
Ama tek bir kurtuluş imkânı bulunsun... Yahut denizden başka onu bir tanıyan, gören olsun... Hayır bu çeşit dalış değil.<br />
Bu sözler, her an zuhura gelmeseydi, durmadan zuhur ediş, bu sözlerin söylenmesine sebep olmasaydı aklı cüzi, külle ait sözler söylemezdi.<br />
2215. Fakat birbiri ardınca durmadan zuhur ettikçe zuhur ediyor. Bundan dolayı da denizin dalgaları buraya gelip durmakta.<br />
<br />
İhtiyar çalgıcının hikâyesi buraya varınca ihtiyarda yüzünü perde arkasına çekti, ahvali de.<br />
İhtiyar, eteğini dedikodudan silkti; ona ait bizim ağzımızda ancak yarım bir söz kaldı.<br />
Bu ayşü işreti düzüp koşma uğrunda yüz binlerce can feda edilse değer.<br />
Can ormanındaki avcılıkta doğan ol; cihanın güneşi gidip canla oyna!<br />
2220. Yüce güneş, can vere gelmiştir; her nefeste boşaldıkça (nurla ) doldururlar.<br />
Ey mânevi güneş, can ver de eski cihana yenilik göster.<br />
İnsanın vücuduna akıl ve ruh, gayb âleminden akar su gibi gelmekte.<br />
Her Pazar yerinde “ Yarabbi, muhtaçları doyuranların her birerine verdiklerine karşılık mükâfat<br />
ihsan eyle. Yarabbi, vermeyip saklayanların mallarını da telef et, onları zararlandır” diye dua eden iki meleğin dualarını tefsir ve o verici<br />
kişinin Allahyolunda mücahit olduğu, heva ve heves yolunda müsrif olmadığı<br />
Peygamber dedi ki: “Öğüt vermek üzere iki melek hoş bir surette nida ederler:<br />
Ey Tanrı, muhtaçlara ihtiyaçları olan şeyi verenleri doyur, verdikleri her dirheme karşılık yüz bin ihsan et!<br />
2225. Yarabbi, malını esirgeyenlere de ziyan içinde ziyandan başka bir şey verme!”<br />
Fakat nice esirgemeler vardır ki vermeden iyidir. Allahmalını Allah’nın buyurduğu yerden gayriye verme,<br />
Ki hadde hesaba sığmaz hazine elde edesin ve bu suretle kâfirlere, küfranı nimet edenlere katılmayasın.<br />
Kâfirler; kılıçları, Mustafa’ya üstün olsun diye develer kurban edenlerdi.<br />
Allahemrini, Allah’ya ulaşmış birisinden sor, öğren. Her gönül, Allahemrini anlayamaz.<br />
2230. (Yersiz ihsan), âsi bir kölenin, gûya adalet ediyorum, ihsanda<br />
bulunuyorum diye padişahın malını âsilere dağıtmasına benzer.<br />
Kur’an’da “onların bütün ihsanları hasretten ibarettir” diye gaflet ehlini korkutan bir âyet vardır.<br />
Şu âsinin adlü ihsanı, onu padişahtan daha ziyade uzaklaştırır, gözden düşürür ve ancak yüzünü kara eder.<br />
Mekke ulularının Peygamberle harp ederken kurban kesmeleri de , Allahtarafından kabul edilir ümidiyleydi.<br />
İşte bunun için mümin tevfika mazhar olamamak korkusundan daima namazda “İhdinas sıratal mustakim” der.<br />
2235. O para veriş cömert kişiye lâyıktır. Can vermekse esasen âşıkın vergisidir.<br />
Hak uğruna ekmek verirsen sana ekmek verirler; Hak uğruna can verirsen sana da can bahşederler.<br />
Şu çınarın yaprakları dökülürse Tanrı, ona yapraksızlık azığı bağışlar.<br />
Dağıtmaktan dolayı elinde mal kalmazsa Allah’nın inayeti, seni hiç ayaklar altında çiğnetir mi<br />
Bir adam ekin ekince ambarı boşalır ama bu işin iyiliği, tarlada belli olur.<br />
2240. Fakat tohumu ambara kor, biriktirirse zaman geçtikçe bitler, fareler, o tohumu yiyip bitirirler.<br />
Bu cihan tamamiyle fânidir; aradığını sebatlı, kararlı âlemde ara! Sûretin sıfırdan ibarettir; dilediğini mâna âleminde dile!<br />
Acı ve tuzlu canı kılıç önüne koy, feda et de tatlı bir deniz gibi olan canı al!<br />
Eğer bu kapıdan bunu almaya kudretin yoksa bari şu hikâyeyi dinle!<br />
Zamanında Kerem ve ihsanda Hatemi Tai’yi geçen ve nazirî bulunmayan Halifenin hikâyesi<br />
Eski zamanda bir halife vardı ki, Hâtem’i cömertliğine köle etmişti.<br />
2245. İhsan ve adalet bayrağını yüceltmiş, dünyadan yoksulluk ve ihtiyacı kaldırmıştı.<br />
Deniz ve inci, onun vergisine nispetle ehemmiyetsiz bir hale gelmiş lûtuf ve ihsan Kaf’tan Kaf’a yayılmıştı.<br />
O padişah, topraktan ibaret olan şu yeryüzünde bulut ve yağmurdu. İn’am ve ihsan sahibi Allah’nın vericiliğine mazhardı.<br />
Deniz ve maden, onun ihsanına karşı zelzeleye düşmüş, onun cömertliğine doğru kafile kafile gelip duruyordu.<br />
Kapısı, hacet kıblesiydi. Şöhreti, cömertlikle bütün âleme yayılmıştı.<br />
2250. Onun vergisinden, onun cömertliğinden Acem de şaşırmıştı,Rum da. Türk de hayrete dalmıştı, Arap da.<br />
Hayat suyu, kerem deniziydi. Onun yüzünden Arap da dirilmişti. Acem de!<br />
Yoksul Arap bedevisinin hikâyesi ve yoksulluk yüzünden karısıyla arasında geçen şey<br />
<br />
Bir gece bir bedevi karısı, dedikoduyu hadden aşırarak kocasına dedi ki:<br />
“Bütün bu yoksulluğu, bu cefayı biz çekmekteyiz. Âlemin ömrü hoşlukla geçiyor. Sade biz kötü bir haldeyiz.<br />
Ekmeğimiz yok, katığımız dert ve haset... Testimiz yok suyumuz gözyaşı.<br />
2255. Gündüzün elbisemiz güneşin ziyası... Geceleyin döşek ve yorganımız ay ışığı.<br />
Açlığımızdan değil mi ayı, okkalık ekmek sanıp elimizle gökyüzüne saldırıyoruz.<br />
Yoksullar bizim yoksulluğumuzdan ve gece gündüz yiyecek düşünmemizden arlanıyorlar.<br />
Sâmirî’nin halktan kaçtığı gibi akraba, yabancı... herkes, bizden kaçıyor.<br />
Birisinden bir avuç mercimek isteyecek olsak bize “Sus, geber, babalar çıkarasıca!” diyor.<br />
2260. Arabın iftiharı, savaş ve ihsandır. Sence Arap içinde yazıda kazınıp yok edilecek bir yanlışa benziyorsun.<br />
Ne savaşı Zaten biz savaşsız öldürülmüş, bitmişiz; yoksulluk kılıcıyla başımız uçurulmuş, gitmiş!<br />
İhsan nerede Yoksulluğun etrafında dönüp dolaşarak ağ örmekte, havada uçan sineğin damarını sokup kanını emmekteyiz.<br />
Hele bize misafir gelsin... Geceleyin uyuyunca elbisesini soymazsam ben de adam değilim!<br />
Muhtaç ve müştak müritlerin yalancı, düzenci dâvacılara aldanmaları ve onları Hakk’a ulaşmış, yüce şeyh sanmaları, veresiyeyi peşinden,<br />
hileyle yapılmış çiçeği hakikî, bitmiş ve yeşermiş çiçekten farketmemeleri<br />
Bundan dolayı bilenler, hikmetle dediler ki: ihsan ve kerem sahiplerine konuk olmak gerek.<br />
2265. Halbuki sen, öyle birisinin müridisin ki hasisliği yüzünden kendisi galip değil, seni nasıl galip edecek<br />
Sana nur vermesi şöyle dursun... bilâkis kapkara bir hale koyar.<br />
Kendisinin nuru yok, onunla görüşüp konuşanlar nereden nurlanacak<br />
Bu çeşit şeyh, gözü akan ve görmeyen kişiye benzer. Gözüne ilâç çeker ama zararlı ilâçtan başka bir şey çekemez ki.<br />
Yoksulluk ve meşakkatta bizim halimiz de böyledir. Bize aldanıp da hiçbir konuk gelmez.<br />
2270. On yıllık kıtlığı mücessem olarak görmedinse gözünü aç da bize bak!<br />
Görünüşümüz dâvacı adamların içi gibi gönlü kapkara, fakat dili şâşaalı!<br />
Allah’dan onda ne bir koku var, ne bir eser. Fakat dâvası Şit’ten de ileri, Âdem’den de!<br />
Hattâ ona, Şeytan bile kendisini göstermez. Böyle olduğu halde o “Biz Abdallardanız, hattâ daha ileriyiz “ der durur.<br />
Kendisini adam sansınlar diye dervişlerin bir hayli sözünü çalmış çırpmıştır.<br />
2275. Söz söylerken lâfı Bayezid’den ziyade inceler, onu bile kusurlu bulur. Halbuki onun içyüzünden Yezid arlanır.<br />
Gökyüzünün ekmeğinden, sofrasından nasipsizdir. Hak, önüne bir kemik bile atmamıştır.<br />
O ise “Sofrayı yaydım, Hakk’ın vekiliyim, halife oğluyum” diye bağırıp durmaktadır.<br />
“ Ey aşağılık sâf kişiler, gelin... gelin de ihsan keremimin sofrasından, kimse mâni olmaksızın yeyin” demektir.<br />
Onlar da onun başına toplanırlar. Nimet ve ihsan istedikçe yalancı şeyh “ Yarın” der. Fakat bir türlü o yarın gelip çatmaz.<br />
2280. Âdemoğlunun, az çok sırrı meydana çıkabilmek için uzun zamanlar lâzımdır.<br />
Tek duvarın altında define mi var, yoksa yılan karınca ejderha yuvası mı<br />
O yalancı şeyhin hiçbir şey olmadığı meydana çıkıncaya kadar tâlibin de ömrü tükenmiş olur: artık anlamanın ne faydası var<br />
Bazen bir mürit, dâvacı ve yalancı bir şeyhe adamdır diye sadkatle inanır, itikat eder. Bu itikat yüzünden öyle bir makama erişir ki şeyhi, o<br />
makamı ruyada bile görmemiştir. Bu suretle müride su ve ateş bile zarar vermez. Halbuki şeyhe zararlıdır. Fakat bu. nadirdir<br />
Fakat nadir olarak tâlibin itikadındaki parlaklık yüzünden şeyhin yalanı tâlibe faydalı olur.<br />
Şeyhi, can sanır, ceset çıkar ama tâlip, kendi iyi niyeti yüzünden öyle bir makama erişir ki...<br />
2285. Hali, tıpkı gece ortasında kıble arayana benzer. Kıble bulunmasa bile namazı caizdir.<br />
Dâvacı ve yalancı şeyhin can kıtlığı gizlidir. Fakat bizdeki ekmek kıtlığı meydanda.<br />
Niçin bunu, dâvacı şeyh gibi gizleyelim Neden fayda olmadığı halde utanıp arlanarak can çekişelim ”<br />
Bedevinin, karısına sabretmesini buyurması ve ona sabır ve yoksulluğun faziletini söylemesi<br />
<br />
Kocası dedi ki: “Daha ne vakte kadar gelir ve mahsul arayıp duracaksın; zaten ömrümüzden ne kaldı ki Çoğu geçip gitti.<br />
Akıllı kişi, artığa, eksiğe bakmaz; çünkü ikisi de sel gibi geçer.<br />
2290. Sel ister sâf olsun, ister bulanık... Mademki baki değildir, ondan bahsetme<br />
Bu âlemde binlerce canlı, sıkıntısız, hoş bir halde yaşamakta, geçinip gitmektedir.<br />
Üveyk kuşu, geceki rızkı henüz meydanda olmadığı halde ağaçta Tanrıya şükreder.<br />
Bülbül “Ey duaya icabet eden Tanrı, rızık hususunda itimadımız sana” diye Tanrıya hamdeyler.<br />
Doğan, rızkını padişahın elinden umduğundan bütün pis şeylerden ümidini kesmiştir.<br />
2295. Böylece sivrisinekten tut da file kadar bütün mahlûkat Allahailesidir; Hak da ne güzel aile reisi.<br />
Gönlümüzdeki bütün bu gamlar, heva ve hevesimizin, varlığımızın tozundan, dumanından meydana gelir.<br />
Bu kökümüzü söken gamlar, ömrümüzün orağına benzer. Bu böyle oldu kuruntuları da vesveselerimizdir.<br />
Bil ki her hastalık ölümden bir parçadır. Çaresi varsa, ölümün bir cüz’ünü kendinden kov!<br />
Ölümün bir cüz’ünden bile kaçamadığın halde onun hepsini başından aşağıya dökecekler, bunu iyice bil!<br />
2300. Ölümün cüz’ü olan hastalık sana taht geliyorsa bil ki Allahküllü, yani ölümü de sana tatlılaştırır.<br />
Hastalıklar, ölümden elçi olarak gelmektedir; ey boşboğaz, ölümün elçisinden yüz çevirme!<br />
Tatlı yaşayan, sonunda acı öldü. Ten kaydında olan canını kurtaramadı.<br />
Koyunları kırdan sürer getirirler; hangisi daha besli ise onu keserler.<br />
Gece geçti, sabah oldu. Sen ne vakte kadar bu altın masalını yeni baştan söyleyip duracaksın<br />
2305. Gençken daha kanaatliydin; şimdi altın istiyorsun, halbuki sen önceden altındın.<br />
Üzümlerle dolu bir asmaydın; nasıl oldu da kesada uğradın; üzümün tam olacakken bozulup gittin<br />
Meyvanın günden güne daha tatlı olması lâzım.İp eğirenler gibi gerisin geriye gitmenin lüzumu yok!<br />
Sen bizim eşimizsin; işlerin başarılması için eşlerin aynı huyda olmaları lâzımdır.<br />
Eşlerin birbirine benzemesi lâzım. Ayakkabı ve mestin çiftlerine bir bak!<br />
2310. Ayakkabının bir teki ayağa biraz dar gelirse ikisi de işine yaramaz.<br />
Kapı kanadının biri küçük, diğeri büyük olur mu Ormandaki aslana kurdun çift olduğunu hiç gördün mü<br />
Bir gözü bomboş, öbürü tıka basa dolu olsa hurç, devenin üstünde doğru duramaz.<br />
Ben sağlam bir yürekle kanaat yolunda gidiyorum; sen neye kınama yolunu tutuyorsun ”<br />
Bedevi karısının, kocasına “ Lime tekulûne mâ lâ tef’alûn denmiştir.Haddinden fazla söz söyleme. Bu sözler doğru olmakla beraber bu<br />
tevekkül makamı, senin makamın değildir. Makamından ve işinden yukarı söz söylemek, sana ziyan verir. “ Kebüre makten indallah “ hükmü<br />
zuhur eder, diye nasihat vermesi<br />
Kanaatkâr adam ihlâsla, yüreği yanarak sabaha kadar karısına bu yolda sözler söyledi.<br />
2315. Kadın ona haykırdı: “Ey namustan gayri bir şeyi olmayan, artık bundan fazla senin afsununu istemem.<br />
Yürü git. Gayri bu davadan bahsetme; kibir ve azamete dair saçma sapan şeyler söyleyip durma!<br />
Ne vakte kadar bu tumturaklı sözler, bu işler güçler Kendi halini, kendi işini gör de utan!<br />
Kibir çirkindir ama dilencilerden olursa daha çirkin. Soğuk gün ortalık kar... Bir de elbise ıslak olursa...<br />
Ey örümcek ağı gibi evi olan! Ne vakte kadar dava, çalım; Ne vakte kadar kibir, azamet!<br />
2320. Sen kanaatten ne vakit canını nurlandırdın ki Kanaatten ancak bir ad öğrendin.<br />
Peygamber “Kanaat nedir Hazinedir” dedi. Sen hazineyi mihnet ve<br />
meşakkatten ayırt edemiyorsun.<br />
Bu kanaat daimî bir hazineden başka bir hazineden başka bir şey değildir. Ey gönüle gam ve elem veren artık beyhude sözlere dalma!<br />
Yürü bana “Eşim” deme, az koltukla. Ben insafın eşiyim, hilenin değil.<br />
Neden padişahtan, beyden dem urup durmaktasın Yoksulluktan havada sivrisineği bile avlamaktasın.<br />
2325. Bir kemik parçası için köpeklerle dalaşmakta, içi boş ney gibi inleyip durmaktasın.<br />
Bana öyle horlukla kötü kötü bakma ki damarlarının içinde dolaşan sırları söylemeyeyim.<br />
Kendi aklını benden fazla görüyorsun; Ya şu az akıllı olan beni nasıl gördün ( Büsbütün aşağı değil mi )<br />
Çirkin kurt gibi üstümüze atlama. Senin gibi insanı utandıracak akla sahip olmaktansa akılsızlık daha iyi!<br />
Aklın, insanlara ayak kösteği olunca o akıl, akıl değildir, yılan ve akreptir.<br />
2330. Senin hile ve zulmünün hasmı Allah olsun; hile elin bize uzanmasın!<br />
Ne şaşılacak şey ki sen hem yılansın, hem afsuncu... Ey Arap, sen yılansın, hem de çirkin yılan!<br />
Eğer karga kendi çirkinliğini anlasaydı, derdinden kar gibi erirdi.<br />
<br />
Afsuncu düşman gibi, yılana afsun okur, yılan da onu afsunlar.<br />
Yılanın afsunu, yılancıya tuzak olmasaydı yılanın afsununa aldanır, onunla meşgul olur muydu<br />
2335. Afsuncu, kazanç hırsına düşünce yılanın kendisini afsunladığını anlamaz.<br />
Yılan “ Ey afsuncu, kendine gel. Kendi hünerini gördün, bir de benim afsunumu gör!<br />
Sen beni Hak’kın adıyla afsunladın, bu suretle de beni halka rüsvay etmek istedin.<br />
Beni Hak’kın adı bağladı, senin tedbirin değil. Hakk’ın adını tuzak yaptın, yazıklar olsun sana!<br />
Senden benim hakkımı Tanrının adı alacak. Ben canımı da Allahadına ısmarladım, tenimi de.<br />
2340. Allahadı, beni yaraladığın için ya can damarını koparsın, yahut seni de benim gibi mahsup etsin!” der.<br />
Kadın bu yolda sert sözlerle genç kocasına tomarlar okudu.<br />
Erkeğin, karısına “ Yoksullara hor bakma, Allah’nın işine noksan isnadetme, kendi yoksulluğunla vehimlenip hayallenerek yoksulu ve<br />
yoksulluğu kınama “ diye nasihat etmesi<br />
Bedevi dedi ki: “ Ey kadın, sen kadın mısın, yoksa hüzün ve keder atası mı Yoksulluk, benim için iftihar edilecek bir şeydir; başıma kakma!<br />
Mal ve para başta külâh gibidir. Külâha sığınan, keldir.<br />
Kıvırcık ve güzel saçları olan kişiye gelince: külâhı giderse ona daha hoş gelir.<br />
2345. Allaheri göz gibidir. Gözün kapalı olmaktansa, açık olması daha iyidir.<br />
Esirci, esiri satarken ayıp örten elbiseyi soyar.<br />
Esirin bir kusuru olursa hiç onu soyar mı Soyması şöyle dursun, bir hile ile ne yapıp yapar, onu elbiseyle gösterir.<br />
“Bu; iyiden, kötüden, olur olmaz şeyden utanır. Soyarsam utanıp senden ürker” der.<br />
Zengin, kulağına kadar ayıp içine dalmıştır: fakat malı vardır ve mal ayıbını örter.<br />
2350. Tamahkâr tamahı yüzünden zengin ayıbını görmez. Tamahkâr bütün gönülleri kaplar.<br />
Yoksul, halis altın gibi sevilse yine kumaşı, dükkâna yol bulmaz, sözünü kimse dinlemez.<br />
Yoksulluk, senin anlayacağın şey değildir; yoksulluğa hor bakma;<br />
Çünkü yoksulların, mülkten, maldan öte ululuk sahibi Allah’dan pek büyük bir rızıkları vardır.<br />
Ulu Allahâdildir; âdiller, nasıl olur da çaresiz biçarelere zulmederler<br />
2355. Birisine nimet, mal, matrah verip öbürünü yansın diye ateşe atarlar mı<br />
Böyle bir iş, Allah’dan, iki cihanı yaratan umulur mu<br />
“Elfakru Fahri” hadîsi, saçma ve asılsız bir söz mü; bu sözde binlerce yücelik, binlerce naz ve nimet gizli değil mi<br />
Hiddetle bana lâkaplar taktın; ben sevgilimin dostuyum, onu elde ederim. Halbuki sen bir yalancı, afsuncusun dedi.<br />
Yılan tutsam bile dişini söker, bu suretle onu başı ezilmekten kurtarırım.<br />
2360. Çünkü o diş, onun can düşmanıdır; ben, düşmanı da bu suretle kendime dost ederim.<br />
Ben asla tamahtan afsun okumam. Ben bu tamahı baş aşağı etmişimdir.<br />
Allahgöstermesin... Benim halka karşı tamahım yok. Gönlümde kanaatten bir âlem var. Sen armut ağacı tepesinden böyle görüyorsun.<br />
Aşağı in de sende o şüphe kalmasın.<br />
Biraz dönersen başın dönmeğe başlar; evi dönüyor görürsün... Halbuki dönen sensin!<br />
Herkesin hareketi, görüşü, bulunduğu makama göredir. Herkes, âleme kendi görüş dairesinden bakar. Mavi cam, güneşi mavi gösterir; kızıl<br />
cam kızıl. Camların rengi olmazsa beyaz olurlar. Beyaz cam, öbür camların hepsinden daha doğru gösterir, hepsinin de başı, imamı odur.<br />
2365. Ebucehil, Ahmed’i görüp “Beni Hâşim’den çirkin bir çehre zuhur etti” dedi.<br />
Ahmet ona dedi ki: “ Haddini tecavüz ettinse de doğru söyledin.”<br />
Sıddîk görüp “Ey güneş! Ne doğudasın, ne batıdan. Lâtif bir surette parla, âlemi nurlandır” dedi.<br />
Ahmet dedi ki: “Ey aziz, ey değersiz dünyadan kurtulan! Doğru söyledin.”<br />
Orada bulunanlar “ Ey halkın ulusu, ikisi birbirine zıt söz söyledi, sen ikisine de doğru söyledin, dedin... “Neden ” diye sordular.<br />
2370. Peygamber “Ben Allaheliyle cilâlanmış bir aynayım. Türk, Hintli nasılsalar, bende o sûreti görürler” dedi.<br />
Kadın! Eğer beni tamahkâr görüyorsan bu kadınca arayıştan yüksel!<br />
<br />
Kanaate dair söz söylemek, tamaha benzer ama hakikatte rahmettir. O nimetin bulunduğu yerde tamah ne gezer<br />
Sen de bir iki günceğiz yoksulluğu sına da yoksulluktaki iki misli zenginliği gör.<br />
Yoksulluğa sabret, bu gamı, gussayı bırak. Çünkü ululuk sahibi Allah’nın yüceliği yoksulluktur.<br />
2375. Sirke satmada kanaat yüzünden bal denizine gark olmuş binlerce can gör.<br />
Yoksulluk acılığı çeken yüz binlerce cana bak... Gül gibi gülbeşekere karışmış, o lezzetle lezzetlenmişler.<br />
Ah yazık; sende kavrayacak kabiliyet olsaydı da, canımdan gönül şem’ası zuhur etseydi!<br />
Bu söz can memesinde süttür. Emen olmadıkça güzelce akmıyor.<br />
Dinleyen susuz ve arayıcı olursa vâzeden ölü bile olsa söyler.<br />
2380. Dinleyen yeni gelmiş ve usanmamış olursa dilsiz bile sözde bülbül kesilir.<br />
Kapımdan içeri namahrem girince harem halkı, perde arkasına girer, gizlenir.<br />
Zararsız ve mahrem birisi gelince de o kendilerini gizleyen mahremler, yüzlerindeki peçeleri açarlar.<br />
Bütün güzel, hoş ve yaraşan şeyler, gören göz için yapılır.<br />
Çengin zir ve bem nağmeleri, nasıl olurda sağır kulak için terennüm edilir<br />
2385. Tanrı, miski beyhude yere güzel kokulu yapmadı Koku duyan için yarattı; koku almayan için değil.<br />
Hak, yeri, göğü yaratmış, aralarında da bir çok nur ve nâr yüceltmiştir.<br />
Bu yeri yerdekiler için yaratmış, göğü de göktekilerin yurdu yapmıştır.<br />
Aşağılık kişi yükseğin düşmanıdır. Her şeyin müşterisi meydana çıkar.<br />
Ey kapalı örtünüp bürünmüş kadın, sen hiç kör için süslendin mi<br />
2390. Dünyayı en değerli incilerle doldursan nasibin yoksa ne yapayım<br />
Ey kadın, kavgayı, darılmayı bırak; bırakmayacaksan beni bırak!<br />
Ben, iyiyle, kötüyle, kavga edemem; kavga ile işim yok. Savaşmak şöyle dursun; gönlüm barışlardan bile ürkmekte.<br />
Susacaksan ne âlâ; yoksa öyle bir iş yaparım ki şu anda hemen kalkar, evimi, barkımı bırakır, giderim.”<br />
Kadının yola gelip söylediklerinden istiğfar eylemesi<br />
Kadın onu titiz ve hiddetli görünce ağlamaya başladı. Zaten ağlamak, kadının tuzağıdır.<br />
2395. “Ben, senden bunu mu umardım Senden başka ümidim vardı” dedi.<br />
Kadın yokluk yoluna girip dedi ki: “Ben senin karın değil, ayağının toprağıyım.<br />
Cismim, canım, nem varsa senindir; hüküm de senin, ferman da!<br />
Yoksulluk yüzünden sabrım tükendiyse bu da kendim için değil, senin için.<br />
Sen, bana dertli zamanlarda deva oldun; muhtaç olmanı istemiyorum.<br />
2400. Canın için, bu kendim için değil. Bu ağlayış bu inleyiş hep senin için.<br />
Ben, Allahhakkı için varlığımı her nefeste huzurunda feda etmek isterim.<br />
Canım sana kurban olsun... Ne olurdu ruhun bana vâkıf olsaydı.<br />
Fakat sen hakkımda böyle kötü zanna düşünce candan da usandım, tenden de.<br />
Ey canımın rahatı! Sen bana böyle aykırı olunca altına da toprak saçtım, gümüşe de( artık ikisi de gözümde değil).<br />
2405. Canımda da sen varsın, gönlümde de sen. Öyle olduğu halde bu kadarcık bir şeyden dolayı benden ayrılmaya kalkışıyorsun.<br />
Kudret senin elinde, ayrılabilirsin; fakat senin bu niyetine karşılık candan özürler dilemekteyim.<br />
O zamanları hatırla ki ben put gibi güzeldim, sen de karşımda puta tapan şamana benzerdin.<br />
Bu kul sana tâbidir; gönlü, senin dileğine göre aydınlanmış, yanmıştır. Neyi “pişir, hazırla” dersen hemen “pişti, yandı bile” derim.<br />
Ben senin ıspanağınım. İster ekşili pişir, ister tatlılı...<br />
2410. Küfür söylemiştim; işte imana geldim. Can ve gönülle hükmüne tâbi oldum.<br />
Senin şahane huyunu takdir edemedim. Huzuruna küstahça eşek sürdüm.<br />
Fakat affından bir mum düzüp yakınca tövbe ettim; itirazı bıraktım.<br />
Kılıçla kefeni huzuruna koyuyorum; önüne boynumu uzatıyorum; vur!<br />
Acı ayrılıktan gem vuruyorsun. Ne istersen yap, fakat bunu yapma!<br />
2415. Gönlünde benim için gizlice bir özür dileyici vardır ki o, ben olmasam da bana şefaat edip durur.<br />
Gönlündeki o özür dileyicim senin huyundur. Ona güvendiğimden gönlüm, kendisine suç aradı.<br />
Ey ahlâkı yüz batman baldan daha güzel, daha tatlı olan kızgın adam! Sen de bana gönlünden ve gizlice merhamet et.”<br />
Bu suretle güzel, açık açık söylerken kadına bir ağlamadır geldi.<br />
Ağlaması bile yüzünün güzelliğiyle gönülleri cezbeden o güzelin, hüngür hüngür ağlaması haddinden aşınca.<br />
<br />
2420. O gözyaşı yağmurundan bir yıldırım zuhur etti, o naziri bulunmayan erin gönlüne bir kıvılcım sıçradı.<br />
Adamın, güzel yüzüne kul olduğu dilber, kulluğa başlarsa hal ne olur, insan ne hale gelir<br />
Azametinden yüreğini oynatan, kibirinden seni tir tir titreten sevgili, gözünün önünde ağlamaya başlarsa ne hale girersin<br />
Naz ve istiğnası ile can ve gönülleri kan haline getiren güzel, niyaza girişirse hal ne olur<br />
Cevrü cefası, bize tuzak olan dilber, özür dilemeye kalkışırsa biz ne mazeret bulabilir, ne söyleyebiliriz<br />
2425. Züyyine linnâs, hükmünce Allah’nın insanlar için bezediği şeylerden halk, nasıl kurtulabilir<br />
Tanrı; kadını erkeklere munis olmak üzere yarattı. Âdem nasıl olurda Havva’dan ayrılabilir<br />
Kişi yiğitlikte Zâloğlu Rüstem bile olsa Hamza’dan bile ileri geçse yine hükmetme hususunda karısının esiridir.<br />
Âdem sözlerinden âlemin sarhoş olduğu Muhammed bile “Kellimîni ya Humeyrâ” derdi.<br />
Gerçi zâhiren su, ateşten üstündür; fakat bir kaba konunca ateş, onu fıkır fıkır kaynatır.<br />
2430. İkisinin arasında bir tencere, bir çömlek oldu mu ateş, o suyu yok eder, hava haline getirir.<br />
Görünüşte su nasıl ateşten üstünse, sen de kadından üstünsün; fakat hakikatte ona mağlûpsun, sen onu istemektesin.<br />
Böyle bir hassa ancak Âdemoğlundadır. Çünkü insanda muhabbet vardır. Hayvanın muhabbeti azdır ve bu da onun nâkıs olmasından ileri<br />
gelmiştir.<br />
Kadınlar, akıllı kişiye galebe ederler, fakat cahil kişi onlara galip olur<br />
Peygamber dedi ki: “Kadınlar; akıllı kişilere ehli dil olanlara fazlasıyla galip olurlar.<br />
Fakat cahiller, kadına galebe ederler.” Çünkü onlar sert ve kaba muameleli olurlar.<br />
2435. Onlarda acıma, lûtfetme, sevme azdır. Çünkü tabiatlarında, yaradılışlarında hayvanlık üstündür.<br />
Sevgi ve acıma, insanlık vasfıdır; hiddet ve şehvetse... hayvanlık vasfıdır.<br />
Kadın, Hak nurudur, sevgili değil... Sanki yaratıcıdır, yaratılmış değildir!<br />
O adamın kendisini karısına teslim etmesi, kadının istek ve itirazını Hakk’ın emri bilmesi… Dönen bir şeyi bir döndürenin bulunduğu, her<br />
bilene göre alken sabittir<br />
Avamdan olan birisinin ölüm anında avamlıktan pişman olması gibi o bedevî de söylediğine pişman oldu.<br />
“Canımın canına nasıl oldu da düşman kesildim; canımın başına nasıl oldu da tekmeler savurdum ” dedi.<br />
2440. Aklımız baştan ayağı fark etmesin diye kaza geldi mi, gözümüzü örtüyor.<br />
Kaza geçince, insan kendisini yemeğe başlar. Perdesi yırtılan, sırrı meydana çıkan, yakasını yırtar.<br />
Bedevî dedi ki: “Ey kadın, pişman oluyorum. Kâfir olmuşsam bile müslüman olmaktayım.<br />
Sana karşı suçluyum bana acı; beni kökümden, dibimden kâmilen söküp atma!”<br />
İhtiyar kâfir, pişman olursa özür getirmeye başlar ve müslüman olur.<br />
2445. Allahtapusu, rahmet ve keremlerle dopdoludur. Varlık da ona âşık yokluk da.<br />
Küfür de o ululuk sahibi Allah’ya âşıktır, iman da; bakır da o kimyanın kuludur, gümüş de!<br />
Zehirle panzehir, zulmetle nur nasıl Allahdileğine müsahharsa Mûsâ ve Firavun da Allahdileğine müsahhardır. Firavun’un, şerefine halel<br />
gelmemesi için Allah’ya yalnızca münacatı<br />
Mûsâ’nın da mâna cihetinden bir yolu vardır, Firavun’un da. Fakat, zâhiren Mûsâ yolludur, Firavun yolsuz.<br />
Mûsâ , gündüzün Allahhuzurunda ağlayıp inledi; Firavunda gece yarısı ağladı,<br />
Dedi ki; “Ey Tanrı, boynundaki bu demir zincir nedir Boynumda demir zincir olmasa kim “ Ben, benim” der (asılsız dâvaya. Benliğe<br />
kalkışır )<br />
2450. Şüphe yok ki Mûsâ’yı nurlandıran iradenle beni de karanlıklara daldırdın.<br />
Mûsâ’yı, ay yüzlü bir hale getirten dileğinle canımın aynı kara yüzlü bir hale getirdin.<br />
Yıldızım aydan daha iyi, daha talihli değil ki. Tutulursa ne çarem var<br />
Halk, benim nöbetimi Allahdiye, Sultan diye tutuyor ama doğrusu ay tutulmuş, tas çalıyorlar!<br />
Onlar tas çalıp gürültü ediyorlar ama o gürültüyle ayı rüsvay etmektedirler.<br />
<br />
2455. Ben ki Firavun’um, şöhretten elâman! “Enerabbüküm-ül â’lâ demem de beni rüsvay eden tas gürültüsüdür.<br />
Mûsâ’da, ben de aynı kapının kuluyuz. Fakat senin ormanında senin baltan işliyor; dalları senin baltan kesmektedir;<br />
Bir dalı yetiştiriyor, öbürünü kesip atıyor.<br />
Baltaya karşı dalın eli var mı Ne gezer! Hiç dal baltanın elinden kurtulabilir mi<br />
Balta senindir, o kudret hakkı için kereminden bu eğrilikleri doğrult!”<br />
2460. Firavun yine kendi kendine “Ne şaşılacak şey! Ben bütün gece “Ey Rabbimiz” diye yalvarmıyor muyum<br />
Yalnızken mütevazi bir hale geliyor, düzeliyorum. Neden Mûsâ’ya karşı öyle oluyorum<br />
Kalp altının rengi halis altından on derece daha parlak olsa ataşe karşı nasıl yüzü kara bir hale gelir!<br />
Kalbim de kalıbım da onun hükmünde değil mi Bir zaman, beni iç haline kor, bir zaman kabuk haline.<br />
Bir zaman beni ay haline kor, bir zaman karartır. Allah’nın işi, bundan başka nedir ki<br />
2465. Ekin ol der beni yeşertir. Çirkinleş der, sarartır.<br />
Varlığı emriyle yaratan Allah’nın çevgânları önünde mekân âleminde de koşup duruyoruz. Lâmekân âleminde de.<br />
Renksizlik âlemi, renge esir olunca bir Mûsâ öbür Mûsâ ile savaşa düştü.<br />
Renksizlik âlemine ulaşırsan Mûsâ ile Firavun’un karıştığı âleme erişirsin.<br />
Bu nükte yüzünden hatırına “renk, nasıl olur da kıylü kalden kurtulur<br />
Şaşılacak şey... Bu renk, renksizlik âleminden zuhura geldiği halde, renksizlikle nasıl savaşa girişir<br />
2470. * Yağın aslı sudandır ve su ile artar. Sonunda nasıl olur da suya zıt olur<br />
Mademki yağı su ile yoğurdular; yağ sudan oldu; su ile yağ neden birbirine zıt oldu<br />
Gül dikenden meydana meydana gelmiştir, diken de gülden... böyle olduğu halde niçin savaşa, maceralara düşmüşlerdi .. gibi bir sual<br />
hatıra gelirse (bil ki bu)<br />
Ya hakikatta savaş değildir, bir hikmet içindir, eşek satanların kavgaları gibi bir hiledir. Bir sanattır;<br />
Yahut ne savaş ne hikmet...Hayretten ibarettir. Bu, viraneliktir, içinde define aramak gerek.<br />
2475. Sen define sandığın şey yüzünden, o vehminden defineyi kaybediyorsun.<br />
Sen vehmi de, tedbirleri, düşünceleri de mamure bil, mamur yerlerde define olmaz.<br />
Mamur yerlerde varlık, didişmek olur. Yok olan, varlıklardan utanır, arlanır.<br />
Varlık, yokluktan feryad etmemiştir. Yokluk, o varlığı, kendisinden uzaklaştırmış, gidermiştir.<br />
“Ben yokluktan kaçıyorum” deme. Hakikatte o, senden yirmi kere daha fazla kaçmakta!<br />
2480. Görünüşte seni kendisine çağırmaktadır ama içinden seni reddetme sopasıyla sürmektedir.<br />
Bu işler, kovalayanı yanıltmak için ata çakılan ters nallardır; ey sâf kişi! Firavun’un, Mûsâ´dan nefretini, sen Mûsâ´dan bil.<br />
” Hasiret dünya vel âhire “ hükmünce şakilerin, iki cihanda da mahrumiyetlerinin sebebi<br />
Tabiata inananlar; gök bir yumurtadır, yer de onun sarısı diye itikat etmişlerdir.<br />
Birisi, “Bu yeryüzü, yeri kaplayan göğün ortasında nasıl duruyor<br />
Havaya asılmış bir kandil gibi ne aşağıya gitmekte, ne yukarı çıkmakta” dedi.<br />
2485. O hakîm, “Altı cihetten de göğün çekmesi yüzünden hava ortasında kalır.<br />
Mıknatıstan bir yuvarlak olsa ortasına konan demir, ortada kalır” diye cevap verdi.<br />
Öteki hakîm de “Sâf gök, kara toprağı kendisine çekmez.<br />
Onu altı taraftan da iter. Ondan dolayı da yeryüzü, kuvvetli yeller ortasında muallâkta kalmıştır” dedi.<br />
Kemâl ehlinin gönülleri de firavunların canlarını böyle defeder de, onlar dalâletde kalırlar.<br />
2490. Onları bu cihan da defeder, o cihan da. O yolsuzlar da bu yüzden o cihandan da mahrum kalırlar, bu cihanda da.<br />
Ululuk sahibi Tanrının kullarından, velîlerden baş çeker, uzaklaşırsan bil ki onlar senden hoşlanmıyorlar, onlar seni istemiyorlar.<br />
Onların kehlibarları vardır, meydana çıkarırlarsa senin saman çöpü gibi olan varlığını deliye döndürür, kendilerine çekerler.<br />
Kehlibarlarını saklarlarsa derhal seni azgınlığa teslim ederler.<br />
Hayvanlık mertebesi nasıl insanlığa esir ve mağlûpsa.<br />
2495. İnsan mertebesinin de Allahvelîlerinin elinde hayvan gibi mağlûp olduğunu anla ey yoksul!<br />
Ahmed, irşadederken halka “Kullarım” dedi. Allahbütün âlemi “ Kul yâ ibâdî” diye çağır” buyurdu.<br />
Senin aklın deveciye benzer, sen de devesin, Akıl, seni, ister istemez hükmünce çekip durmaktadır.<br />
Velîler, akılların aklıdır. Akıllar da ta en sonuncusuna kadar develere benzer.<br />
Onlara ibretle bak: bir kılavuz, yüz binlerce can!<br />
<br />
2500. Ne kılavuzu ne deveciyi! Sen, güneşi gören gözü bul da sonra bak!<br />
Bütün cihan, gece içinde kalmış, karanlıklara mıhlanmış, güneşi ve gündüzü bekleyip durmakta.<br />
İşte sana zerrede gizli güneş, işte sana kuzu postuna bürünmüş erkek aslan.<br />
İşte sana saman altında gizli bir deniz! Kendine gel, o samana şüphe ile ayak basma!<br />
Ama yol gösterici hakkında içe gelen şüphe, Allahrahmetidir.<br />
2505. Her peygamber dünyaya tek gelmiştir. Tektir ama içinde yüzlerce âlem gizli.<br />
Âlem-i Kübra, kudretle sihir yaptı da cirmini, küçücük bir suret içinde gizledi.<br />
Ahmaklar onu tek ve zayıf gördüler. Hiç padişahın dostu olan zayıf olur mu<br />
Ahmaklar, "O, ancak bir tek kişiden ibaret!” dediler. Vay âkıbeti düşünmeyen!<br />
His gözünün Salih Peygamber’i ve devesini hakîr görmesi… Ulu Tanrı, bir orduyu helâk etmek isterse, düşmanları, galip olsalar bile onlara hor<br />
ve pek az gösterir “ Ve yukallilüküm fî a’yünihim liyakdiyallahu ermen kâne mef’ûlâ “<br />
Salih’in devesi görünüşte deveydi, o zâlim kavim, bilgisizlik yüzünden deveyi kestiler.<br />
2510. Su için deveye düşman olduklarından kendileri, mezara su ve ekmek oldular. ( helâk olup mezarı doyurdular).<br />
Allahdevesi, ırmaktan buluttan su içmekteydi. Onlar, Hakk’ın suyunu Hak’tan esirgediler.<br />
Salih’in devesi, salih kişilerin cisimleri gibidir; onlar kötülerin helâki için tuzaktır.<br />
Neticede” Allahdevesinden ve içeceğinden çekinin” hükmü, o ümmeti ne dertlere uğrattı, onları nasıl helâk etti!<br />
Allahkahrının şahnesi, bir devenin kanına diyet olarak onlardan bütün bir şehri diledi.<br />
2515. Ruh, Salih gibidir,ten de deveye benzer. Ruh vuslattadır ten ihtiyaç içindedir.<br />
Temiz ruha zarar vermenin imkânı yoktur. Allahyaralanmaz.<br />
Böyle ruha sahip olanlara kimse galip gelemez. Zarar gelse bile sedefe gelir, inciye değil.<br />
Temiz ruha zarar vermenin imkânı yoktur. Allah’nın nuru, kâfirlere mağlup olmaz.<br />
Can, toprağa mensup cisme, kötü kişiler, incitsinler de Allahimtihanını görsünler diye ulaştı, bu yüzden cisimle bağdaştı, birleşti.<br />
2520. Canı inciten kişinin, bu incitmenin Allah’yı incitme olduğundan haberi yoktur. Bilmiyor ki bu küpün suyu ırmak suyu ile birleşmiştir.<br />
Allahbütün âleme penah olsun diye bir cisme alâka bağlamıştır.<br />
*Onların gönüllerine kimse muzaffer olamaz. Sedefe zarar gelir, inciye gelmez.<br />
Allahvelisinin cisim devesine kul ol ki Salih Peygamberle kapı yoldaşı olasın.<br />
Salih peygamber, “ Madem ki haset ettiniz, bu işi yaptınız… üç gün sonra Allah’dan azap erişecek.<br />
Ondan üç gün sonra da can alıcı Allah’dan başka bir âfet gelecek ki onun üç alâmeti vardır:<br />
2525. Hepinizin yüzünüzün rengi değişir. Birbirinize bakınca yüzlerinizi türlü türlü renklerde görürsünüz.<br />
İlk günlerde yüzleriniz safran gibi sararır; ikinci günü erguvan gibi kızarır.<br />
Üçüncü günü yüzleriniz tamamı ile kararır, ondan sonra da Allah’nın kahrı gelir, çatar.<br />
Eğer bu tehdide benden delil isterseniz devenin yavrusunu daha doğru kovalayın!<br />
Eğer tutabilirseniz derdinize çare bulunur. Tutamazsanız ümit kuşu uzaktan kaçtı, gitti!” dedi.<br />
*Bu sözü duyunca hepsi birden köpek gibi onun ardından seğirtmeğe başladılar.<br />
2530. Kimse yavruya erişmedi; dağlar arasına dalıp kayboldu.<br />
*Temiz ruh gibi ten ayıbından, nimet ve ihsan sahibi Allah’ya kaçıp gitmekteydi.<br />
Salih dedi ki: “Gördünüz mü Allah’nın bu kazası nasıl geldi Artık ümidin boynunu vurdu.”<br />
Devenin yavrusu nedir Salih Peygamberin gönlü. Onun hatırını ele alın, onun isteğini yerine getirin.<br />
Onun gönlünü alırsanız azaptan kurtuldunuz; yoksa, pişman olduğunuzun, ümitsizliğe düştüğünüzün günüdür.<br />
Salih’ten bu bulanık vâdi duydukları gibi azaba göz dikip beklemeye başladılar.<br />
2535. Birinci gün yüzlerinin sarardığını gördüler.Ümitsizlikle soğuk soğuk ah etmeye başladılar.<br />
İkinci günü hepsinin yüzü kızardı. Artık ümit ve tövbe nöbeti kayboldu.<br />
Üçüncü gün hepsinin yüzü kapkara kesildi. Salih Peygamberin hükmü: cenksiz, cidalsiz doğru çıktı.<br />
Hepsi de ümitsiz bir hale gelince kuşlar gibi ayaklarını altlarına alıp iki dizlerinin üstlerine çöktüler.<br />
Cibril-i Emin, bu diz çökmeyi Peygambere “Câsimîn” âyetini getirerek Kur’an’da anlattı.<br />
2540. Sana diz çökmeyi öğrettikleri ve seni bu çeşit diz çökmeden korkuttukları vakit, yani belâ gelmeden diz çök!<br />
Salih’in kavmi, Allahkahrının zahmını beklediler: o kahır ve azap da gelip o şehri yok etti.<br />
Salih, halvetten çıkıp şehre doğru gitti; gördü ki şehir duman ve ateş içinde.<br />
Onların hâk ile yeksân olmuş cüzülerinden bile feryat ve figanlarını duyuyordu; feryat duyulmaktaydı ama ortada feryat eden yok!<br />
Kemiklerinden iniltiler, sızıntılar duydu; canları çiğ taneleri gibi yaş döküyor, ağlıyordu.<br />
<br />
2545. Salih bunu duyup ağlamaya başladı: feryat edenlere feryat etmeye koyuldu:<br />
”Ey bâtıl yolda yaşayan kavim! Ben sizin çevrinizden Allah’ya şikâyet etmiş ağlamıştım.<br />
Tanrı, bana “Onların eziyetlerine sabret; onlara nasihat ver. Zaten devirlerinden çok bir zaman kalmadı” demişti.<br />
Ben, “ Cefaları eziyetleri yüzünden onlara nasihat edemiyorum. Nasihat sütü sevgiden, sâflıktan coşup akar” demiştim.<br />
Bana o kadar eziyetler ettiniz ki nasihat sütü damarlarımda dondu.<br />
2550. Tanrı, bana “Ben sana lûtuf ve inayet eder, o yaralara merhem koyarım” buyurdu.<br />
Hak, gönlümü gök gibi sâf bir hale getirdi. Gönlümden, sizin cefalarınızı sildi, süpürdü.<br />
Yine size nasihatler vermeye, şeker gibi temsiller getirmeye , sözler söylemeye başladım.<br />
Şekerden taze süt çıkarıp balla şekeri sözlerime katmaya, size tatlı tatlı öğütler vermeye koyuldum.<br />
O sözler, size zehir gibi tesir etti. Çünkü siz baştan aşağı zehir membaı, zehir madeniydiniz, zehirden ibarettiniz.<br />
2555. Nasıl gamlanayım ki gam baş aşağı yuvarlanıp gitti. Ey inatçı kavim! Gam sizdiniz.<br />
Gamın ölümüne ağlayıp feryat eden olur mu Baştaki yara iyileşince bu yüzden saçını sakalını yolan bulunur mu ”<br />
Salih, yüzünü kendine çevirip dedi ki: “Ey feryat eden, onlar feryat etmeye değmez!”<br />
Ey Kur’an’ı doğru okuyan! Eğri okuma. Zâlim kavmin ardından nasıl yas tutayım<br />
Fakat yine gözünden, gönlünden yaşlar akmaya başladı. Onda sebepsiz bir merhamet hâsıl oldu.<br />
2560. Gözyaşı damarları (yağmur gibi) yağmaktaydı, kendisi de şaşırmıştı. Bu katralar, cömertlik ve kerem denizinin sebepsiz akan<br />
katralarıydı.<br />
O ağlarken aklı diyordu ki: “Bu ağlama neden Seninle eğlenen o çeşit bir kavme ağlamak reva mı<br />
Neye ağlıyorsun, söyle. Yaptıkları işlere mi O gidişleri kötü kin askerine mi<br />
Onların paslı karanlık gönüllerine mi, yılan gibi zehirli dillerine mi<br />
Onların Segsar’larınkine benzeyen nefes ve dişlerine mi Akrep yatağı olan ağız ve gözlerine mi<br />
2565. İnatlarına mı, alaylarına mı, kınamalarına mı Şükret; bak, Allahonları nasıl hapsetti, helâk eyledi!<br />
Elleri eğri, ayakları eğri, gözleri eğri, bakışları eğri, savaşları eğri, öfkeleri eğri...<br />
Onlar, geçmişleri taklit edip naklettikleri reylere uyduklarından bu akıl pîrinin başına ayak bastılar.<br />
Birbirlerine görünmek ve duyulmak kaygısı ile hür ihtiyar olmadılar, kart eşek oldular.<br />
Allahcehennemlikleri göstermek üzere dünyaya cennetten kullar getirdi...”<br />
Allahiki deniz yarattı,birbirlerine kavuştukları halde aralarında bir perde vardır,birbirlerine karışmazlar“ âyetlerinin mânası<br />
2570. Cehennemlikler, cennetlikler bir dükkânda otururlar. Aralarında bir perde vardır, birbirlerine karışmazlar.<br />
Nâr ehliyle nur ehli, görünüşte karışıktır ama aralarında Kaf dağı çekilmiştir.<br />
Bunlar, madende toprakla altının birbirine karışmasına benzerler. Toprakla altın karışıktır ama aralarında yüzlerce ova, yüzlerce konak var!<br />
Bu, bir dizide hakikî inci ile yalancı incinin bir gecelik konuk gibi misafir olmasına benzer.<br />
Denizin yarısı şeker gibi tatlı, lezzetli, rengi ay gibi parlak;<br />
2575. Diğer yarısı, yılan zehiri gibi acı,lezzetsiz, rengi de katran gibi kara.<br />
Cennetlikle cehennemlik olanlar da deniz gibi alttan üstten, dalgalanıp dururlar.<br />
Dar ve küçük bir cisimden dalgaların birbiri ardınca zuhuru da canların barışta, savaşta birbirlerine karışmalarına benzer.<br />
Barış dalgaları kopar, gönüllerden kinleri giderir.<br />
Bunun aksine savaş dalgaları kopar, sevgileri altüst eder.<br />
2580. Sevgi, acıları tatlıya çeker, tatlılaştırır. Çünkü sevgilerin aslı, doğru yola götürmedir.<br />
Kahır ise, tatlıyı acılığa çekmektedir. Acı, tatlı ile bir arada bulunur, bağdaşır mı<br />
Acı tatlı; bu gözle görünmez. Basiret ehli, onları, akıbet penceresinden görmeyi bilir.<br />
Akıbeti gören göz, doğruyu görebilir. Âhiri gören göz ise gururdan, körlükten ibarettir.<br />
Nice tatlılar vardır ki şeker gibidir, fakat o şeker içinde zehir gizlidir.<br />
2585. Aklı en üstün, anlayışı en keskin olan, kokudan anlar. Öbürüyse ancak dudağına, dişine değince fark eder.<br />
Şeytan “Yiyin” diye bağırır ama o adamın dudağı zehri, boğazına varmadan reddeder.<br />
Başka biri boğazına varınca anlar, bir başkası yer, bedenini berbat edince anlar.<br />
Zehir; diğer birisinde abdest bozarken yanış yapar; zaman zaman ciğerini delen bir acı peyda eder.<br />
Bir başkasında zehrin eseri; günler, aylar geçtikten sonra görünür. Diğer birisinde ise ölümden ve Sûr üfürüldükten sonra meydana çıkar.<br />
<br />
2590. Eğer o kişiye mezarda mühlet verirlerse mutlaka mahşer günü azap ederler.<br />
Her otun, her şekerin zamanede bir oluş müddeti vardır.<br />
Lâlin, güneşin tesiriyle renk, parlaklık ve letafet elde etmesi için yılların geçmesi gerektir.<br />
Alelâde otlar, iki ay içinde yetişir. Fakat kırmızı gül, ancak bir yılda yetişir gül verir.<br />
Yüce ve Ulu Tanrı, bunun için eceli, yani her şeyin müddetini En’am sûresinde anlatmıştır.<br />
2595. Bunu duydun ya; her kılın kulak kesilsin... Bu duyduğun âbıhayattır, afiyet olsun!<br />
Bu söze söz deme, âbıhayat de. Bu sözü, eski harfler teninde yepyeni bir ruh olarak gör.<br />
Arkadaş; başka bir nükte daha duy. Bu nükte can gibi hem apaçık, meydandadır, hem gayet ince ve gizli.<br />
Bir yer olur ki bu yılan zehri, Allah’nın tasarruflarıyla gayet tatlı ve lezzetli bir hale gelir.<br />
Bir yerde zehirdir, bir yerde ilâç... Bir yerde küfürdü, bir yerde tam lâyık ve yerinde.<br />
2600. Orada cana zarar verir ama burada derman kesilir.<br />
Su, koruk içinde ekşidir; fakat üzüme gelince tatlılaşır, güzelleşir.<br />
Sonra küpün içine girince acır, haram olur...Sirke olunca ne güzel katıktır!<br />
Müridin, küstahlık ederek kâmil vlî ne yaparsa yapması lâyık değildir. Çünkü helva, hekime ziyan vermez ama hastaya ziyan verir. Soğuk ve<br />
kar, olmuş üzüme dokunmaz, fakat koruğa dokunur. Çünkü koruk, daha kemâle gelmemiştir; yoldadır; “ Liyağfire lekellâhu mâ tekaddeme min<br />
zenbike ve ma teahhar “ haline gelmemiştir<br />
Velî, zehir yese bal olur, fakat talip yese aklı kararır zarara uğrar.<br />
Süleyman ”Rabbi hebli” demiş, yani “”Benden başkasına bu saltanatı verme.”<br />
2605. Yahut benden başkasına bu lûtufta, bu ihsanda bulunma” diye niyaz etmiştir. Bu hasede benzer ama değildir.<br />
Lâ yenbağı nüktesini candan oku. Benden sonra bu saltanatı kimseye verme sırrını onun nekesliğinden bilme.<br />
Hattâ o, saltanatta yüzlerce zarar ve tehlike gördü. Cihan saltanatı, kıldan kıla, baştanbaşa can kaygısından, baş korkusundan ibarettir.<br />
Baş korkusuyla can ve din korkusu... Bize bunun gibi bir imtihan daha olamaz.<br />
Süleyman himmetli birisi gerektir ki bu yüz binlerce renkten, kokudan vazgeçsin.<br />
2610. Kuvvet ve kudretiyle beraber o saltanatın dalgası Süleyman’ın bile nefesini tıkıyordu.<br />
Bu keder yüzünden üstüne toz, toprak konunca bütün cihan padişahlarına acıdı da.<br />
Şefaat edip ”Bana verdiğin bu saltanatı, kemal sahibi olanlara da ver.<br />
Bu saltanatı, kerem edip kime verir, kime bağışlarsan Süleyman odur, o da benim.<br />
O benden sonra kimseye verme hükmüne dahil değildir; benimledir. Hattâ benimle ne demek O kişi, davasız, nizasız benim” dedi.<br />
2615. Bunu anlatmak farzdır. Ama biz, yine karıkoca hikâyesine dönüyoruz.<br />
Arapla eşine ait hikâyenin sonu<br />
Bir Muhlis’in (Çelebi Hüsameddin’in) gönlü, o karı ve koca hikâyesinin neticesini istemekte.<br />
Karıkoca hikâyesi, bir masaldan ibaret. Fakat onu nefsinle aklının misali bil.<br />
Bu kadınla erkek nefisle akıldır. İyi kişiye de mutlaka lâzımdır, kötü kişiye de.<br />
Bu ikisi, toprak yurtta esir ve mahpusturlar. Gece gündüz savaşta macera içinde.<br />
2620. Kadın durmadan evin ihtiyaçlarını ister, evin şerefini, yani eve lâzım olan ekmeği, yüceliği, hürmeti diler durur.<br />
Nefis, kadın gibi her işe bir çare bulmak üzere gâh toprağa döşenir, tevazu gösterir; gâh ululuk diler, yücelir.<br />
Aklınsa, bu düşüncelerden zaten haberi yoktur. Fikrinde Allahgamından başka bir şey yoktur.<br />
Hikâyenin içyüzü, bu tane ve tuzaktır, nefisle akıl arasındaki maceradır, fakat sen dış yüzünün tamamını dinle.<br />
Eğer yalnız mânaya ait anlatış kifayet etseydi âlem halkı, tamamı ile işten güçten kalır, âlemin nizamı bozulur giderdi.<br />
2625. Sevgi, düşünce ve mânadan ibaret olsaydı senin oruç ve namazının zâhiri suretleri de kalmaz, yok olurdu.<br />
Dostların birbirine armağan sunmaları, dostluğa nazaran ancak görünüşe ait şeylerdir.<br />
Fakat bu suretle o armağanlar, gönüllerde gizli bulunan sevgilere şahadet eder.<br />
Çünkü, ey ulu kişi, zâhiri iyilikler gizli sevgilere şahittir.<br />
<br />
Şahidin de bazen doğrucu, bazen yalancı olur. Sarhoş, bazen şaraptan olur, bazen de ayrandan!<br />
2630. Ayran içen de kendisini sarhoş gösterebilir. Gürültü eder, sarhoş görünür.<br />
O murai de, kendisini muhabbet sarhoşu sansınlar diye oruçlu görünür, namaz kılar.<br />
Surete ait işlerden meydana gelen şey bambaşkadır. Fakat gönülde gizli olan şeye alâmettir. Ya Rabbi, duamızı kabul et, bize bu temyizi ver<br />
de o eğri, yalancı alâmeti,doğrusundan ayırt edelim.<br />
Hiç, bu temyize nasıl malik olur Allahnuru ile bakar, görürse o zaman bu temyizi elde eder.<br />
2635. Eser olmasa bile sebep onu meydana çıkarır. Akrabalık gibi...Akrabalık sevgiyi bildirir.<br />
Fakat imam ve muktedası Allahnuru olan kişi, ne eserlere kul olur ne sebeplere.<br />
Sevgi gönülde şûlelendikçe büyür, nihayet sevgi sahibi, eserden kurtulur.<br />
Sevgisini bildirmeye ihtiyacı yoktur. Çünkü sevgi nurunu bütün kâinata yaymıştır.<br />
Bu sözün tamamlanması için hayli tafsilât var ama sen ara.<br />
2640. Gerçi mâna, bu suretten zâhir olmaktadır ama bir cihetten mânaya yakındır, bir bakımdan mânaya uzak!<br />
Delâlet hususunda mâna ile suret, su ile ağaç gibidir. Mahiyetlerine bakarsan birbirlerinden tamamı ile uzaktırlar.<br />
Sen mahiyetleri de bırak, hasasları da. O iki rızık arayan karıkocanın ahvalini anlat.<br />
O Arabın, karısının dileğine uyması ve “ Bu inkıyatta bir hilem var, ne de imtihan yoluyla yapıyorum “ diye yemin etmesi<br />
Arap dedi ki: “Ayrılıktan vazgeçtim. Hüküm senin… Kılıcı kından çek, emret.<br />
Ne dersen ben sana tâbiim; emrin, ister iyi olsun, ister kötü... ona bakmam.<br />
2645. Senin uğruna feda olayım; çünkü seni seviyorum. Sevgi; insanı kör eder, sağır yapar.”<br />
Kadın “Sahiden beni seviyor musun, yoksa hile ile sırrımı öğrenmek mi istiyorsun ” dedi.<br />
Erkek dedi ki: “Gizli sırları bilen ve Âdem Safi’yi yaratan Allahhakkı için (Seni seviyorum).<br />
Tanrı, Âdem’e üç arşın bir boy verdiği halde ruhlarda, levhlerde ne varsa hepsini gösterdi.<br />
Tanrı, ona ezelden ebede kadar ne varsa ve ne olacaksa, önceden ve “Allemelesmâ” sından ders verdi, öğretti.<br />
2650. Bu suretle melekler, onun ders vermesine hayran oldular, kendilerinden geçtiler. Onun takdisiyle başka bir mukaddesliğe eriştiler.<br />
Âdem’in yüzünden nail oldukları fütuhata, göklerde bile erişememişlerdir.<br />
Âdem’in o pak ruhunun fezasına nispetle yedi gök sahası bile dardı.<br />
Peygamber “Tanrı; ben, yücelere, aşağılara yere, göğe, hatta arşa sığmam. Bunu, ey aziz, yakînen bil.<br />
2655. Fakat şaşılacak şeydir ki inanan kişinin kalbine sığarım. Beni ararsan inanan gönüllerde ara buyurdu” dedi.<br />
Allahdedi ki: “Ey haramdan, şüpheli şeylerden sakınan! Kullarımın arasına gir ki bu suretle beni görme cennetine erişesin.”<br />
Arş, bile o nuriyle, o genişliğiyle beraber Âdem’ görünce yerinden kalktı.<br />
Arşın sonsuz bir büyüklüğü var, fakat mânaya karşı suret nedir ki<br />
Her melek diyordu ki: Bizim bundan önce yeryüzüyle üfletimiz vardı.<br />
2660. Hizmet ve ibadet tohumunu yere ekiyorduk. Yere olan bu meylimize, bu alâkamıza da şaşmaktaydık.<br />
Gökten yaratıldığımız halde yeryüzüne bu alâkamız nedir<br />
Biz nurlarız, karanlıklarla ülfetimiz neden Nur zulmetlerle yaşayabilir mi<br />
Ey Âdem! O ülfet, senin kokundanmış. Çünkü cisminin nesci yeryüzü.<br />
Topraktan olan cismini yeryüzünde dokudular; pak nurunu burada buldular.<br />
2665. Şimdi canımızın ruhundan bulduğu ülfet, bundan önce cisminin yoğrulduğu topraktan parlıyordu.<br />
Yeryüzündeydik ama yerden gafildik, orada gömülü olan defineden haberimiz yoktu.<br />
Allahda bize oradan göklere sefer etmeyi emredince, bu yurt değiştirme, acı geldi.<br />
O yüzden Allah’ya deliller getirerek “Ey Allah! Bizim yerimize kim gelecek<br />
Bu tesbih ve tehlinin nurunu, dedikoduya satıyorsun” dedik.<br />
2670. Allahhükmü, bize rahmet yaygısını döşedi:”Açıkça istediğinizi söyleyin.<br />
Tek evlâtların babalarına söyledikleri gibi ağzınıza ne gelirse çekinmeden deyin.<br />
Çünkü bu sözler, yaraşmasa bile rahmetim, gazabımdan artıktır.<br />
Ey melek! Bunu meydana çıkarmak için gönlünüze şüpheler salmaktayım;<br />
Sen söyleyesin; ben darılmayayım, gazaplanmayayım. Bu suretle de benim hilmimi inkâr eden ağız açamasın.<br />
<br />
2675. Her nefeste bizim hilmimizden yüzlerce baba yüzlerce ana doğar, yokluğa dalıp mahvolur.<br />
O babaların, o anaların hilmi, şefkati, bizim hilim ve şefkat denizimizin köpüğüdür. Köpük gider gelir ama deniz bâkidir dedi.”<br />
Hayır, ne dedim O inciye karşı bu sedef, köpük değil, köpüğünün köpüğüdür.<br />
İşte o köpük hakkı için, o sâf deniz hakkı için bu söz bir sınama, bir lâf değil.<br />
Sevgiden, vefadan, boyun büküp teslim olmadan ileri gelmiştir. Huzuruna varacağım Allahhakkı için.<br />
2680. Bu hevesim, sence sınamadan ibaretse bu sınamamı sına.<br />
Sırrını saklama ki sırrım meydana çıksın. Elimden geleni; gücümün yettiğini buyur!<br />
Gönlündekini benden gizleme de benim gönlümdeki de ortaya çıksın bu suretle ne yapabileceksem kabul edeyim.<br />
Fakat nasıl edeyim; elimde ne çare var Bir bak hele, canım ne işe yarar ki<br />
Kadının kocasına rızık isteme yolunu göstermesi, onun da kabul etmesi<br />
Kadın dedi ki:”Bir güneş doğmuş, bütün cihan ondan aydınlanmıştır.<br />
2685. O Allahvekili, Allahhalifesidir. Bağdat şehri, onun yüzünden bahar gibidir.<br />
O padişaha ulaşabilirsen padişah olursun. Ne vakte kadar ikbal sahibi olmayanların yanına gidip duracaksın<br />
İkbal sahiplerinin dostluğu kimya gibidir. Onların nazarına benzer kimya nerede<br />
Ahmed’in gözü Ebubekir’e değince o bir tasdik yüzünden Sıddıyk olmuştur.”<br />
Kocası, “Ben padişah huzuruna nasıl kabul olunurum; bir bahanesiz onun yanına nasıl giderim<br />
2690. Buna bir münasebet, bir vesile gerek. Hiçbir sanat aletsiz meydana gelir mi<br />
Mecnun gibi ki, birisinden Leylâ’nın bir parça hastalandığını duydu.<br />
Eyvah, dedi; bahanesiz nasıl gideyim Gitmezsem, hatırını sormazsam ne hale gelirim<br />
Keşke hazık bir hekîm olaydım...O vakit Leylâ’ya koşa, koşa giderdim.<br />
Tanrı, bize “Ya Muhammed, gelin de” buyurdu da bu davet, utanmamızın giderilmesine sebep oldu.<br />
2695. Gece kuşlarının gözleri ve kabiliyetleri olsaydı gündüzün uçup gezerler, dönüp dolaşırlardı” dedi.<br />
Kadın cevap verdi: “Kerem sahibi padişah meydana girer, kendisini gösterirse aletsizlik, aletin ta kendisi, vesileden mahrum oluş, vesilenin<br />
aynı oldu.<br />
Çünkü alet, vesile… dâvaya düşmektir, varlık alâmetidir. Asıl hüner aletsizliktedir, alçalmadadır."<br />
Arap “Aletsiz nasıl alışveriş edeyim de aletsizliği elde edeyim<br />
Müflisliğime de bir delil gerek ki padişah halime acısın.<br />
2700. Sen, bana dedikodudan ve hileden başka bir şahit göster de o şen padişah merhamete gelsin.<br />
Çünkü sözden ve kötü hileden ibaret olan bu şahitlik o hâkimler hâkiminin yanında mecruhtur.<br />
Müflisin şahidi doğruluk olmalı ki nuru, söylemeden parıldasın (halini arzetmeden hali anlaşılan)” dedi.<br />
Arabın, orada su kıtlığı var sanarak çölleri aşıp Bağdat’a, halifeye bir testi yağmur suyu hediye götürmesi<br />
Kadın dedi ki: “Doğruluk varlığından tamamı ile çıkıp arınarak, isteğini terk etmendir.<br />
Testimizde yağmur suyu var. Malın, mülkün, sermayen bundan ibaret.<br />
2705. Bu su testisini al, git; padişahlar padişahın huzuruna var, armağan götür.<br />
De ki: Bizim bundan başka hiçbir malımız, mülkümüz yok. Çölde de bundan iyi su hiç yoktur.<br />
Padişahın hazinesi ağır elbiselerle doluysa da bunun gibi suyu yoktur. Bu su az bulunur.<br />
O testi nedir Bizim mezar gibi cismimiz, içinde de bizim acı ve hislerimizin suyu var.<br />
Ey Allah! “Tanrı, cennet karşılığına iman edenlerin canlarını, mallarını satın aldı” âyetindeki fazıl ve kereminden bizim bu küpümüzü, bu<br />
testimizi kabul et!<br />
2710. Bu beş duygudan meydana gelme beş lüleli testideki suyu her türlü murdar şeylerden, her çeşit pisliklerden temiz tut.<br />
Bu suretle şu testinin denize bir menfezi olsunda testim deniz huyuyla huylansın.<br />
Armağanı padişaha tertemiz götürünce onu görür, anlamak ister.<br />
Ondan sonra da artık testinin suyu nihayetsiz bir dereceye gelir. Testinin suyundan yüzlerce dünya dolar.<br />
<br />
Lüleleri kapa, testiyi de küpten doldur. Tanrı” Gözlerinizi heva ve hevesten yumun” buyurdu.<br />
2715. Arap, kimin böyle bir hediyesi var Hakikaten bu armağan, öyle bir padişaha lâyık diye gururlanmaktaydı.<br />
Kadın da bilmiyordu ki, orada yol üzerinde şeker gibi Dicle akıp durmakta.<br />
Şehrin ortasından gemilerle, balık ağlarıyla dolu, deniz gibi akıp gitmekte.<br />
Padişahın huzuruna var da şevketi, azameti gör; altından nehirler akan bahçeler diye övülen yerlere bak!<br />
O saffet denizine nispetle bizim, anlayışlarımız bir katradan ibarettir.<br />
Arabın su testisini keçeye sarıp dikmesi ve ağzını kapatması<br />
2720. Arap, evet, dedi. Testinin ağzını kapa, hakikaten armağan, bize faydalı.<br />
Keçeye sar, sarmala. Padişah, orucunu armağanla açsın.<br />
Çünkü dünyada bunun gibi su yoktur. Bu halis şarap, zevk ve sefa kaynağı!<br />
Çünkü onlar acı tuzlu suları içmekten daima hastadırlar, yarı kör olmuşlardır.<br />
Durağı, yatağı acı subaşı olan kuş; sâf berrak suyu ne bilsin<br />
2725. Yurdun acı su kaynağı; Şatt’ı, Ceyhun’u nereden bileceksin<br />
Ey şu fâni konaktan kurtulmayan! Sen yokluğu, sarhoşluğu ve neşeyi ne bilirsin ki!<br />
Bilsen bile babandan, atandan nakil ve rivayet yoluyla bilirsin. Senin yanında bu adlar ebced gibidir.<br />
Ebced, hevvez. Bunlar, bütün çocuklara apaçık ve meydandadır, fakat mânası yok.<br />
Hulâsa, Arap testiyi alıp yola düştü. Gece, gündüz onu taşımaktaydı.<br />
2730. Testiye bir ziyan gelecek diye korkusundan titreyerek çölden ta... şehre kadar götürdü.<br />
Kadın da evde seccadesini yaymış, namaz kılıp dua etmekte;<br />
“Suyumuzu, bayağı kişilerden koru...Ya Rabbi, bu inciyi o denize ulaştır.<br />
Her ne kadar kocam uyanıktır, hünerlidir ama incinin binlerce düşmanı olur.<br />
Cevher dediğin de nedir ki... Bu su Kevser suyudur. İncinin aslı, bunun bir katrasıdır” diyordu.<br />
2735. Kadının ağlayıp yalvarması; erkeğin derdi ve ağır yükü bereketiyle,<br />
Arap, testiyi hırsızlara kaptırmadan, taşla kırdırmadan durup dinlenmeksizin ta Hilâfet Şehrine kadar götürdü.<br />
Orada bir tapu gördü ki nimetlerle dolu. Haceti olanlar oraya tuzaklarını yaymışlar<br />
Zaman, zaman her tarafta bir haceti olan o tapudan ihsana nail olmuş, hil’atler elde etmiş.<br />
O kapı; kâfire, Müslüman’a, güzele, çirkine güneş gibi… Hattâ cennet gibi.<br />
2740. Bir bölük halk gördü, huzurda bezenmiş duruyor. Bir bölük halk gördü ayakta, hizmet bekliyor.<br />
Süleyman’dan karıncaya kadar herkes, neşe içinde... Hepsi Sûr üfürülmüş te dirilmiş canlar gibi.<br />
Görünüşe aldananlar, cevherlere gark olmuşlar... İç yüzüne ehemmiyet verenler, mâna denizini bulmuşlar.<br />
Himmetsizler, himmete erişmiş... Himmet sahipleri nimete erişmiş!<br />
Yoksul, nasıl ihsana ve ihsan sahibine âşıksa ihsan sahibi de yoksula âşıktır. Yoksulun sabrı çoksa ihsan sahibi onun kapısına gelir. İhsan<br />
sahibinin sabrı fazlaysa yoksul, onun kapısına varır. Fakat yoksulun sabrı, kemalidir, ihsan sahibinin sabrı ise noksanı<br />
Kapıdan ses gelmekteydi: Ey istekli, gel! Cömertlik, yoksul gibi, yoksullara muhtaçtır.<br />
2745. Cilalı ve tozsuz ayna arayan güzeller gibi cömertlik de yoksul ve zayıf kişileri arar.<br />
Güzellerin yüzü ayna ile güzelleşir. Onlar aynaya bakıp bezenirler. İhsan ve keremin yüzü de yoksula bakmakla görünür.<br />
Bundan dolayı Hak “Vedduhâ” sûresinde “ Ey Muhammed, yoksula bağırma” buyurdu.<br />
Mademki yoksul, cömertliğin aynasıdır, iyi bil ki ağızdan çıkan nefes aynayı buğulandırır.<br />
Allah’nın bir çeşit cömertliği, yoksulları meydana çıkarır, bir başka cömertliği de onlara bol bol ihsanda bulunur.<br />
2750. Şu halde yoksullar, Allahcömertliği aynalarıdır. Hak ile Hak olan ve varlıktan tamamı ile geçen hakikî yoksullarsa mutlak nur<br />
olmuşlardır.<br />
Bu iki çeşit yoksuldan başkaları (yani varlığı olmayanlarla varlıktan geçenlerden başkaları) esasen ölüdür. Bu çeşit adam bu kapıda değildir,<br />
perdedeki, nakıştan, suretten ibarettir.<br />
<br />
Allah’ya muhtaç ve susamış kişiyle Allah’ya ait bir şeye sahip olmayan ve ondan başkasını dileyen kişi arasındaki fark<br />
O kişi, yoksulun resmidir, canı yoktur, ekmek yemez. Köpek resmine kemik atma.<br />
O, Allahfakiri değil, lokma fakiridir. Ölü resmin önüne yemek tabağını koyma.<br />
Ekmek yoksulu, karada balıktır. Şekli balık şeklidir ama denizden ürküp kaçar.<br />
2755. O evde beslenen kuştur, havada uçan Sîmurg değil. Nefis şeyler yiyip içer, gıdası Hak’tan değildir.<br />
Yemek, içmek için Allahâşığıdır; canı güzelliğe âşık değildir.<br />
Tanrının zatına âşık olduğunu vehmetse bile sevdiği zat değildir; vehmi, esma ve sıfâtın verdiği vehimdir.<br />
Vehim; vasıflardan, hadlerden doğar. Hak ise doğmamıştır, doğurmaz.<br />
Kendi tasvir ettiği şeye, kendi vehmine aşık olan kişi, nereden nimet ve ihsan sahibi Allahâşıklarından olacak<br />
2760. O vehme âşık olan, doğrucuysa mecazi sevgisi, kendisini nihayet hakikate çeker, götürür.<br />
Bu sözü iyice anlatmak, açmak lâzım; fakat eski düşüncelilerden, onların köhne anlayışlarından korkuyorum.<br />
Kısa görüşlü köhne anlayışlar, fikre yüz türlü kötü hayaller getirirler.<br />
Herkesin doğru işitmeye kudreti yoktur. Her kuşcağız, bir inciri bütün olarak yutamaz.<br />
Hele ölmüş, çürümüş, hayallere dalmış kör bir kuş olursa...<br />
2765. Balık resmine ister deniz olmuş, ister toprak. Kara yüzlüye ha sabun, ha kara boya!<br />
Kâğıda gamlı bir adam resmi yaparsan o resmin ne gamla alışverişi vardır, ne neşeyle.<br />
Resim, görünüşte gamlıdır ama, kendisi gamla alâkasızdır. Görünüşte gülen bir resmin de neşeyle münasebeti yoktur.<br />
Gönülde bir haletten başka bir şey olmayan bu dünya gamı bu dünya neşesi; hakiki neşeye hakiki gama nispetle resimden ibarettir.<br />
Resmin gamlı bir surette görünüşü, o resim yüzünden mânanın doğrulması, hakiki gamı anlaman içindir.<br />
2770. Bu hamamlardaki resimler camekânın dışından bakılırsa elbiseler gibidir; cansız, hareketsiz durup durmaktadırlar.<br />
Sen, ancak dışardan elbiseleri görürsün. Elbiseni çıkar, soyun da bir içeriye gir arkadaş!<br />
Halife adamlarının bedeviyi ağırlamak üzere karşılamaları ve armağanını kabul etmeleri<br />
Çünkü elbiseyle içeriye yol yoktur. Ten elbiseden, elbise de tenden haberdar değildir.<br />
O bedevi Arap uzak çöllerden Hilâfet Şehrinin kapısına vardı.<br />
Kapıcılar, bedeviyi karşılayıp üstüne lûtuf gülsuyunu serptiler.<br />
2775. Bedevi söylemeden ihtiyacını, dileğini anladılar. Zaten onların işi istetmeden ihsan etmekti.<br />
Ona “Ey Arab’ın en asili, en yücesi! Hangi diyardansın, yolla, yol yorgunluğuyla nasılsın ” dediler.<br />
Bedevi dedi ki: “Eğer bana yüz verirseniz asîlim, yüceyim. Fakat ardınıza atar mühimsemezseniz ne asaletim var ne yüzüm!<br />
Ey yüzlerinde ululuk nişanesi olanlar, ey şevketleri Câferi altından daha hoş kişiler!<br />
Sizi bir kerecik görmek, sizinle bir kerecik buluşmak, yüzlerce kişileri görmeye, yüzlerce güzellerle buluşmaya bedeldir. Sizi görmek için<br />
mal, mülk, servet... hepsi feda olsun!<br />
2780. Ey Allahnuruyla bakanlar, bu dereceye erişmiş olanlar, padişahlar padişahının ahlâkıyla ahlâklanmış kişiler!<br />
Kimya gibi olan bakışı nızla bakıra benzer insanlara bakar, onları altın haline getirirsiniz.<br />
Ben garibim, padişahın lûtfunu umarak çöllerden geldim. Onun lûtfunun kokusu çölleri tuttu, kum zerrelerini kapladı, o zerreler bile lûtfiyle<br />
canlandı.<br />
Buralara kadar paraya kavuşmak için gelmiştim, fakat ulaşınca sizin yüzünüzden sarhoş oldum.<br />
2785. Birisi, ekmek almak için ekmekçi dükkânına koştu, fakat ekmekçinin güzelliğini görünce canını verdi.<br />
Birisi, gezip eğlenmek üzere gül bahçesine gitti, bahçıvanın yüzü teferrüç yeri oldu.<br />
Kuyudan su çekerken Yusuf’un yüzünden âbıhayat içen bedevi gibi...<br />
Mûsâ ateş elde etmek için gitti, öyle bir ateş gördü ki ateşten vazgeçti.<br />
İsa düşmanlardan kurtulmak için kaçtı. O kaçış, onu dördüncü kat göğe kadar çıkardı.<br />
2790. Buğday başağı, Âdemin tuzağı oldu da bu suretle varlığı, insanlara başak oldu; bütün insanlar ondan var oldu.<br />
Doğan kuşu, karnını doyurmak üzere tuzağa tutulur, fakat bu yüzden devlet ve kuvvet bulur, padişahın kolu, durağı olur.<br />
Çocuk, babası lûtfedecek, kendisine kuş alacak ümidiyle, fakat hakikatte hüner sahibi olmak için mektebe gider.<br />
Mektepten çıkınca yücelir, en yüksek mevkiye sahip olur. Hocaya aylık verirken âlemi aydınlatan bir bedir haline gelir.<br />
Abbas, kin güderek eski dinin öcünü almak ve Ahmed’i ortadan kaldırmak üzere harp etmeye gelmişti.<br />
<br />
2795. Öyle olduğu halde o ve evlâtları, hilâfet makamında kıyamete dek dine arka oldular, o makama şeref verdiler.<br />
Ben, bu kapıya bir şey dilemek için geldim; daha dehlizde baş köşe oldum, yüceldim.<br />
Ekmek ümidiyle armağan olarak su getirdim; ekmek kokusu, beni ta cennetin baş köşesine kadar çekti, götürdü.<br />
Ekmek, bir Âdem’i cennetten sürdürdü; beni ise cennetliklerle kaynaştırdı.<br />
Melek gibi sudan da vazgeçtim, ekmekten de. Bu kapıda gök gibi ihtiyarsız dönmekteyim.<br />
2800. Âşıklarının cisimlerinin, âşıkların canlarının dönmesinden başka dünyada garezsiz bir dönüş yoktur. Her şey bir maksatla hareket eder,<br />
her şey bir maksatla dönüp dolaşır.”<br />
Dünyaya âşık olan kişi, üstüne güneş vurmuş bir duvara âşık olur. Bu parlaklığın, bu ziyanın duvardan olmayıp güneşten olduğunu anlamak<br />
için hiç zihnini yormamış ve gönlünü tamamıyla duvara vermiş olan kişiye benzer; güneşin ziyası, güneşe kavuşunca ebediyen mahrum kalır.<br />
Ve hîle heynehüm ve beyne mâ yeştehûn<br />
Kül âşığı olanlar, bu cüz’e müştak olmazlar, Cüz’e müştak olan, külden mahrum kalır.<br />
Cüzü, cüze âşık olunca mâşuku, çabucak küllüne gider, âşık ayrılığa düşer.<br />
Cüz’ü seven, maskaralaştı, başkalarına kul oldu. Denize düştü, boğulmak üzere; eline geçen ota yapışmakta.<br />
O zayıf mâşuk, hakim değildir ki âşığın derdine derman olsun. Efendisinin işini mi görsün, kendi işini mi<br />
Arapların atasözü: Zina edersen bari hür kadınla zina et (halayıkla değil), çalarsan bari inci çal<br />
2805. “Zina edersen hür kadınla et” sözü bu yüzden ata sözü olup kaldı. ”Çalacaksan inci çal” sözü de neye meyledeceksen en iyisine meylet<br />
mânasına geldi.<br />
Kul yani mâşuk; efendisinin, Allah’sının yanına gitti. Âşık ağlayıp inler bir halde kaldı. Gül kokusu, güle gitti; o, hor hakir kala kaldı.<br />
Dileğinden uzaklaştı... Çalışması zayi oldu. Çektiği eziyet hiçe gitti, ayağı yaralandı.<br />
Gölge avlayan avcıya benzedi. Hiç gölge ona sermaye olur mu<br />
Adam kuşun gölgesini sımsıkı tutmuş. Kuş da ağacın dalında ona şaşmakta ve.”<br />
2810. Bu akılsız adam neye seviniyor ” demekte... İşte sana bâtıl, işte sana çürümüş sebep!<br />
Eğer cüzü külle muttasıldır, ayrılmaz dersen diken ye, gül isteme. Diken de gülden ayrılmaz.<br />
Cüz’ü kül’e ancak bir yüzden bağlıdır. Yoksa Allah’nın peygamberleri göndermesi abes olurdu.<br />
Çünkü peygamberler, kulları Allah’ya ulaştırmak için gelmişlerdir. Herkes bir tenden ibaretse, Allahile kul, kül ile cüz ise birbirine bağlıdır;<br />
kimi kime ulaştırırlar<br />
Oğul bu sözün sonu yoktur. Gün sona erdi, hikâyeyi tamamla!<br />
Arabın, su testisini halifenin kullarına vermesi<br />
2815. Su testisini sunup tapuya hizmet ve tâzim tohumunu ekti.<br />
Dedi ki:” Bu armağanı o sultana götürün, padişahtan murat isteyeni ihtiyaçtan kurtarın!<br />
Tatlı, lezzetli su...Yağmur sularından biriken gölden toplanmıştır. Testi de güzel, yepyeni.”<br />
Padişah kullarının bu söze gülecekleri geldi. Fakat o armağanı can gibi kabul ettiler.<br />
Çünkü basiret sahibi padişahın tabiatındaki lûtuf, bütün saray erkânına da sirayet etmişti.<br />
2820. Padişahların huyu halka da tesir eder. Yeşil gök, yeryüzünü de yeşertir.<br />
Padişah bir havuza benzer. Maiyetini de lüleler gibi bil. Su, göllere lülelerden akar.<br />
Lülelerden akan suların hepsi, tertemiz bir havuzdan geldiği için her lüle, zevkli ve tatlı su akıtır.<br />
Eğer havuzdaki su tuzlu ve pis olursa her lüleden aynı su akar.<br />
Çünkü her lüle havuza muttasıldır. Sen bu sözün mânasına iyice dal, adamakıllı dikkat et, düşün!<br />
2825. Yurdu olmayan padişahlar padişahı can da, bak, bütün bedene nasıl tesir etmiştir.<br />
Tabiatı, soyu sopu hoş aklın lûtfu da, bak, bütün bedeni nasıl müeddep bir hale getiriyor.<br />
Kararı, sükûnu olmayan şuh ve şen aşk da bütün bedeni nasıl cünuna sürüklüyor<br />
Kevser gibi olan deniz suyunun letafeti yüzünden dibindeki ateş parçalarının hemen hepsi inci ve mücevherdir.<br />
Usta hangi hünerde tanınmışsa, hangi hünerle şöhret bulmuşsa çırağı da o hünerde ilerler ,o hünerde meşhur olur.<br />
2830. Usul ilmini bilen üstadın yanında zihni çevik, istidatlı talebe usul okur;<br />
Fakîh üstadın yanında da usul okumaz, fıkıh tahsil eder.<br />
Nahiv üstadının talebesi nahiv üstadı olur.<br />
<br />
Hakikat yolunda mahvolan üstadın talebesi ise üstadının sayesinde padişahta mahvolur, yokluğa erişir.<br />
Ölüm günü bütün bu bilgiler içinde işe yarayan ve yol azığı olanı da yokluk bilgisidir.<br />
Nahivciyle gemici hikâyesi<br />
2835. Bir nahiv âlimi, gemiye binmişti. O kendini beğenmiş âlim, yüzünü gemiciye dönüp,<br />
“Sen hiç nahiv okudun mu ” demişti. Gemici “hayır” deyince demişti ki : “Yarı ömrün hiçe gitti.”<br />
Gemici bu söze kızdı, gönlü kırıldı. Fakat susup derhal cevap vermedi.<br />
Derken rüzgâr gemiyi bir girdaba düşürdü. Gemici, o nahiv âlimine bağırdı:<br />
“ Yüzmeyi bilir misin, söyle!” Nahivci “Bilmem bende yüzgeçlik arama”<br />
2840. Deyince “Nahiv âlimi, bütün ömrün hiçe gitti. Çünkü gemi bu girdapta batacak.<br />
İyi bil burada mahiv bilgisi lâzım, nahiv bilgisi değil. Eğer mahiv bilgisini biliyorsan tehlikesizce denize dal!<br />
Deniz suyu, ölüyü başında taşır. Fakat denize düşen adam diri olursa nerede kurtulacak<br />
Sen de eğer beşeriyet vasıflarından öldünse hakikat sırları denizi, seni başının üstüne kor.<br />
Ey âlim, sen halka eşek diyorsun ama şimdi sen, eşek gibi buz üstünde kalakaldın.<br />
2845. İstersen dünyada zamanın allâmesi ol, hele şimdicik dünyanın yokluğunu da gör, zamanın yokluğunu da!” dedi.<br />
Nahivciyi, size yok olma nahvini öğretmek için hikâye arasında hikâye ettik.<br />
Fıkhı bilmeyi de yok olmada bulursun, nahvi tahsil etmeyi de, sarftaki değişiklikleri de, ey yüce sevgilim!<br />
O su testisi bizim bilgilerimizdi; halife de Allahbilgisinin Diclesi.<br />
Biz dolu testileri Dicle’ye götürüyoruz. Böyle olduğu halde eşek olduğumuzu bilmezsek hakikaten eşeğiz!<br />
2850. O Arap, bari o hususta ma’zurdu. Çünkü Dicle’yi bilmiyordu, çok uzaktaydı.<br />
Bizim gibi Dicle’den haberi olsaydı o testiyi alıp konaktan konağa kona göçe götürmezdi.<br />
Hattâ Dicle’yi bilseydi o testiyi kırar, bu işten tamamı ile vazgeçerdi.<br />
Halifenin suya hiçbir ihtiyacı yokken o armağanı kabul edip testiyi altınla doldurması, Arabın sevinmesi<br />
Halife, bunu görüp bedevinin ahvalini duyunca o testiyi altınla doldurdu, daha fazla da ihsanda bulunup.<br />
Hediyeler, hususi hil’atler verdi, bedeviyi yoksulluktan kurtardı.<br />
*O Ulu padişah, o ihsan dünyası, o adalet denizi, adamlarından birisine.<br />
2855. “Bu altın dolu testiyi ona ver. Dönerken de onu Dicle yoluyla götür.<br />
Çöl yolundan buraya gelmiş. Halbuki Dicle yolu, yurduna daha yakındır” dedi.<br />
Bedevi, gemiye binip Dicle’yi görünce utancından iki büklüm olmaya, yere kapanmaya başladı.<br />
“Bu ihsan sahibi cömert padişahın lûtfuna şaştım. Daha ziyade şaşılacak şey de şu ki, o suyu aldı.<br />
O cömertlik denizi öyle hor ve kalp armağanı nasıl oldu da kabul etti ” diyordu.<br />
2860. Ey oğul! Bütün dünyayı, ağzına kadar ilimle, güzellikle dolu bir testi bil.<br />
Fakat bu ilim ve güzellik, fevkâlade dolu olduğundan derisine sığamayan kişinin (zuhuru, zatının muktazası olan ve zuhur etmemesine imkân<br />
bulunmayan Allah’nın ) Dicle’sinden bir katradır.<br />
O, gizli bir defineydi. Pek dolu olduğundan yarıldı, kendisini izhar etti.Toprağı, göklerden daha parlak bir hale getirdi.<br />
Gizli bir hazineyken coştu; toprağı atlas giyen bir sultan haline soktu.<br />
O Bedevi, Allah’nın Dicle’sinden bir katrayı görseydi hakikatte bir deniz olan o katranın önünde testisini atardı.<br />
2865. Onu görenler, daima kendilerinden geçmiş bir haldedirler. Bu yokluk halinde testilerini taşlayıp kırmışlardır.<br />
Ey himmet edip testiyi kıran! O testi, kırılmakla daha iyi yapılmış olur.<br />
Küp kırılır ama içindeki su dökülmez. Bu kırılmada yüzlerce sağlamlık vardır.<br />
Küpün bütün parçaları oynamakta, hallenmektedir. Fakat Akl-ı Cüz’î, bunu imkânsız görür.<br />
Bu halette ortada ne testi görünür, ne su. Bunu iyice gör, doğrusunu Allahdaha iyi bilir.<br />
2870. Mâna kapısını döversen açarlar. Fikir kanadını terket ki seni iri bir doğan haline getirsinler.<br />
Fikir kanadı, çamurlara bulanmıştır, ağırdır. Sen toprak yemeğe alışmışsın; onun için toprak, sana can gibi geliyor.<br />
Ekmek et... Bunlar topraktır, bunları daha az ye de toprak gibi yeryüzünde kalma.<br />
Acıkınca kızgın geçimsiz, aslı kötü bir köpek oluyorsun.<br />
Karnın doyunca murdarlaşıyor, ayak üstünde duran ve hiçbir şeyden haberi olmayan bir duvar kesiliyorsun.<br />
<br />
2875. Şu halde sen bir zaman pis, murdar bir hale geliyor, bir zaman köpekleşiyorsun. Aslanların yolunda nasıl yürüyebilecek, nasıl koşup<br />
seğirteceksin<br />
Sana avlanmakta yarayan ancak köpektir. Bunu böyle bil de köpeğe daha az miktarda kemik at!<br />
Çünkü köpeğin karnı doyarsa daha ziyade serkeşleşir. Bu serkeşlikle ava istediğin gibi gider mi<br />
O Bedeviyi, oraya yoksulluk çekiyordu. Nihayet o kapıyı, o devleti gördü.<br />
O penahı olmayan yoksula padişahın ihsanını hikâye etmiştik.<br />
2880. Âşık, aşk diyarında ne söylerse söylesin, ağzından aşk kokusu duyulur.<br />
Fıkıhtan bahsetse ağzından hep yokluğa ait sözler çıkar; o sözlerden yokluk kokusu gelir.<br />
Küfre ait bahis açsa o bahsinde din kokusu vardır. Şüpheye dair söz söylese sözleri, yakîni anlatmış olur.<br />
Eğri söylese doğru görünür. O ne güzel eğridir ki doğruyu süsler.<br />
Doğruluk denizinden zuhur eden o eğri köpük, feridir. Sâf asıl, o fer’i de sâflıkla bezemiştir.<br />
2885. O köpüğü sâf ve makbul bil. Sevgilinin dudağından çıkan azarlayış say.<br />
Âşığın, pek de istemediği o azar, sevgilinin yüzünün hatırı için hoş görülür.<br />
Şekeri, ekmek şekline sokar, pişirirsen tadınca yine onda şeker lezzeti vardır, ekmek lezzeti bulunmaz.<br />
Bir mümin, altından yapılmış bir put bulsa hiç onu Şamanlara bırakır mı<br />
Bırakmadıktan başka alır, ateşe atar. Onun ariyet şeklini bu suretle eritip bozar.<br />
2890. Altında put şekli kalmaz. Çünkü suret, ibadete mânidir, yol vurucudur.<br />
O putun hakikati, yani altın; Allah’nın bir ihsanıdır. Sonradan put şekline sokulmuştur. Altın, Allahihsanı olup altınlık nasıl bu ihsan için<br />
âriyet bir suretse put şekli de altın için ârızi bir surettir.<br />
Bir pire için yepyeni kilimi yakma. Sineğin verdiği baş ağrısı yüzünden gününü zayi etme.<br />
Surette kalırsan putperestsin. Her şeyin suretini bırak, mânaya bak.<br />
Hacca gidersen hac yoldaşı ara. Ama ha Hintli olmuş, ha Türk, ha Arap.<br />
2895. Onun şekline rengine bakma; azmine ve maksadına bak.<br />
Rengi kara bile olsa değil mi ki seninle aynı maksadı güdüyor, aynı senin rengindedir, sen ona beyaz de.<br />
Bu hikâye parça buçuk söylendi (araya sözler karıştı, başka hikâyeler girdi.) Âşıkların işi gibi başsız, ayaksız nakledildi.<br />
Fakat hakikatte başı yoktur, ezel gibi evveline evvel bulunmaz. Sonu da yok. Ebedle eş!<br />
Hattâ su gibidir; her katrası hem baştır, hem ayak… Hem de başsız, ayaksız koşup gider.<br />
2900. Haşa, bu hikâye değil, kendine gel! Bizim ve senin bugünkü halimizdir, dikkat et!<br />
Kuvvet ve kudret sahibi olan sofilerin yanında geçmiş anılmaz.<br />
Arap da biziz, testi de biziz, padişah da biziz, hepsi biziz. Ezelde mahrum olanlar, bunu anlamaktan mahrum kaldılar.<br />
Aklı erkek bil. Kadın da bu nefis ve tabiattır. Bu ikisi zulmete mensup ve münkirdirler; akıl ise ışıktır<br />
Şimdi dinle, asıl inkâr neden meydana geldi, Şundan: küllün çeşit çeşit cüzileri vardır.<br />
2905. Bu küllün cüz’ü, cüzülerin külle nispeti gibi değildir (terkip kabul etmez); gülün cüz’ü olan gül kokusu gibi de değildir.(cüzülenmez. Bu<br />
cüz ve kül itibaridir).<br />
Yeşilliğin letafeti güldeki güldeki letafetin (itibari olarak) cüz’ü olduğu gibi kumrunun sesi de (yine itibari olarak) bülbül nağmesinin bir<br />
cüz’üdür.<br />
Eğer bu husustaki müşkül şeyleri anlatmaya, onlara cevap vermeye koyulsam susamışlara ne vakit su vereceğim<br />
Eğer sen, burada müşkül vaziyete düştüysen sabret. Sabır, gamdan kurtulmak için anahtardır.<br />
Sakın, endişelerden sakın! Fikir aslan ve yaban eşeğidir, gönüller de ormanlıklar.<br />
2910. Perhizler, ilâçların başıdır. Çünkü kaşınma, uyuzluğu arttırır.<br />
Perhiz, şüphe yok ki ilâcın aslıdır. Düşüncelerden perhiz et de can kuvvetini gör!<br />
Sen, kulak gibi bu sözlere kabiliyet kazan da sana altından küpe takayım.<br />
Küpe de ne Altın madeni olursun Aya, Süreyya’ya kadar yükselirsin.<br />
Önce şunu duy ki bu muhtelif halkın canları da “elif”ten “ya” ya kadar olan harfler gibi muhteliftir.<br />
2915. Bir yüzden baştan ayağa kadar hepsi birse de yine muhtelif harflerde birbirlerine benzerlik yoktur.<br />
Harfler; bir yüzden birbirlerine zıt, bir yüzden birbirleriyle bir, bir yüzden faydasız ve alaydan ibaret, bir yüzden tamamı ile faydalı ve ciddîdir.<br />
Kıyamet günü her şeyin Allah’ya arz edileceği, Allahtarafından görülüp sorulacağı en büyük bir gündür. Kendisini göstermeyi süslenip<br />
bezenen kişi ister.<br />
O görünüş günü; Hindû gibi yüzü kapkara olan kişiye rüsvay olmak nöbetinin gelip çattığı gündür,<br />
Yüzü güneş gibi olmayan, ancak yüzünü peçe gibi örten geceyi ister.<br />
2920. Dikeninde bir gül yaprağı bile bulunmadığından baharlar onun sırlarına düşman kesilmiştir.<br />
Fakat bahar, baştan ayağa kadar gül ve süsen olana iki aydın gözdür.<br />
Mânadan mahrum olan diken, gül bahçesiyle bir arada bulunabilmek için güz mevsimini ister güz mevsimini!<br />
<br />
Çünkü güz, hem gülün öğünecek halini, hem dikenin ayıbını örter. Bu suretle sen de onun rengiyle bunun halini görmezsin.<br />
Şu halde güz, dikenin hayatıdır, baharıdır. Çünkü güzün ikisi de bir görünür.<br />
2925. Ama bahçıvan, gülü güzün de görür. Bu bir kişinin görüşü yok mu Yüzlerce cihanın görüşünden iyidir.<br />
Zaten Cihan o bir kişiden ibarettir. Geri kalanlar, hep onun tâbileridir, hep onun yüzünden geçinenlerdir.<br />
Onun için bütün güzel çiçekler “ Müjde, müjde; işte bahar gelmekte “ deyip dururlar;<br />
Çiçekler, akarsu zinciri gibi parlamak, meyveler, tomurcuklanmak için hep baharı isterler.<br />
Baharda çiçek dökülünce meyve baş gösterir. Ten de harap olunca can görünür.<br />
2930. Meyve mânadır, çiçek onun sûreti. O çiçek, müjdedir, meyve de nimeti!<br />
Çiçek döküldü mü meyve meydana çıkar. O kayboldu mu bu fazlasıyla görünür.<br />
Ekmek kırılıp yenmeyince kuvvet verir mi; salkımlar sıkılmadıkça şarap olur mu<br />
Helile, ilâçların arasında kırılıp ezilmedikçe ilâçlar, nereden sıhhati arttıracak<br />
Pîr kimdir Pîrin sıfatları<br />
Ey Hak Nuru Hüsâmeddin! Bir iki kağıdı fazla al da pîrin sıfatlarını anlatayım.<br />
2935. Gerçi vücudun nazik ve çok zayıf , fakat sensiz cihanın işi yoluna girmiyor.<br />
Gerçi ışık ( gibi nurlu, lâtif) ve sırça ( gibi ince ve nazik) oldun. Fakat gönül ehlinin başısın, onlara muktedasın.<br />
Mademki ipin ucu senin elindedir, senin isteğine tâbidir; gönül gerdanlığının incileri de senin ihsanındır.<br />
Yol bilen Pîrin ahvalini yaz; Pîri seç, onu yolun tâ kendisi bil.<br />
Pîr, yaz mevsimidir; halk ise güz ayı...Halk, geceye benzer, Pîr aya...<br />
2940. Genç ve terü taze talihe Pîr adını taktım. Fakat o, Halk tarafından Pîr olmuştur, günlerin geçmesiyle değil.<br />
O öyle bir Pîrdir ki iptidası yoktur, ezelîdir. Öyle tek ve eşsiz inciye eş yoktur.<br />
Eski şarap esasen kuvvetlidir, hele “ Min ledünn” şarabı olursa...<br />
Pîri bul ki bu yolculuk, Pîrsiz pek tehlikeli, pek korkuludur, âfetlerle doludur.<br />
Bildiğin ve defalarca gittiğin yolda bile kılavuz olmazsa şaşırırsın.<br />
2945. Kendine gel! Hiç görmediğin o yola yalnız gitme, sakın yol göstericiden baş çevirme!<br />
Ey nobran! Pîrin gölgesi olmazsa gulyabani sesi, seni sersemleştirir, yolunu şaşırtır.<br />
Gulyabani, sana sana zarar verir, yolundan alıkor. Bu yolda nice senden daha dahi kişiler kaybolup gittiler.<br />
Yolcuların yollarını şaşırdıklarını, kötü ruhlu İblis’in onlara neler yaptığını Kur’an’dan işit!<br />
Onları ana yoldan yüz binlerce yıl uzak olan yola götürdü, felakete uğrattı, çırçıplak bıraktı.<br />
2950. Onların kemiklerine, kıllarına ( onlardan kalan eserlere) bak da ibret al; eşeğini onların yoluna sürme.<br />
Eşeğin başını çek, onu yola sok, doğru yolu bilen ve görenlerin yoluna sür.<br />
Onu boş bırakma, yularını tut; çünkü o, yeşilliğe gitmeği sever.<br />
Gaflet edip de bir an boş bıraktın mı çayırlara doğru fersahlarca yol alır.<br />
Eşek yol düşmanıdır, yeşillik görünce sarhoş olur. Onun yüzünden nice ona kul olanlar telef olup gitmişlerdir.<br />
2955. Eğer yol bilmezsen eşeğin dileğine aykırı hareket et; doğru yol, o aykırı yoldur.<br />
Kadınlarla meşverette bulunun, ne derlerse aksini yapın. Şüphe yok ki onlara aykırı hareket etmeyen helâk oldular.<br />
Heva hevesle, nefsin isteğiyle az dost ol. Çünkü seni Allahyolundan çıkaran, yolunu şaşırtan, heva ve hevestir.<br />
Cihanda bu heva ve hevesi, yoldaşların gölgesini kırıp öldürdüğü gibi hiçbir şey kıramaz, yok edemez.<br />
Peygamber –Sallâllahu Aleyhi Vesellem – in, Ali’ye –Allahondan razı olsun – “ Herkes bir çeşit ibadetle Allah’ya yaklaşmayı diler, sen akıllı<br />
ve Allah’ya ulaşmış kulla sohbet yüzünden yaklaşmaya çalış ki o kulların en ileri gideni olasın “ diye nasihat etmesi<br />
Peygamber, Ali’ye dedi ki: “ Ey Ali! Allahaslanısın, kuvvetlisin, korkmazsın, yüreklisin.<br />
2960. Fakat aslanlığına dayanma, güvenme. Ümit ağacının gölgesine sığın!<br />
Hiç kimsenin rivayetlerle, masallarla yoldan ayıramayacağı akıllı bir kişinin gölgesine gir.<br />
Yeryüzünde onun gölgesi Kafdağı gibidir, ruhu da Simurg gibi çok yükseklerde uçmakta, yücelerde dolaşmakta.<br />
Kıyamete kadar onu övsem, söylesem tükenmez. Bu övüşe bir kesim, bir son arama.<br />
<br />
Güneş, insan suretiyle yüzünü örtmüştür, insan suretinde gizlenmiştir; artık sen anlayıver. Doğrusunu Allahdaha iyi bilir.<br />
2965. Ya Ali! Sen, Allahyolundakini bütün ibadetler içinde Tanrıya ulaşmış kişinin gölgesine sığınmayı seç.<br />
Herkes bir çeşit ibadete sarıldı, kendisi için bir türlü kurtulma çaresine yapıştı.<br />
Sen, akıllı bir kişinin gölgesine kaç ki gizli gizli savaşan düşmandan kurtulasın.<br />
Bu, senin için bütün ibadetlerden daha iyidir.<br />
Bu suretle yolda ilerlemiş olanların hepsini geçer, hepsinden ileri olursun.<br />
Bir Pîr ele geçirdin mi hemen teslim ol; Mûsâ gibi Hızır’ın hükmüne girip yürü.<br />
2970. Ey münafıklık nedir, bilmeyen! Hızır’ın yaptığı işlere sabret ki Hızır” Haydi git, ayrılık geldi” demesin.<br />
Gemiyi kırarsa ses çıkarma; çocuğu öldürürse saçını başını yolma.<br />
Mademki Hak, onun eline “kendi elimdir” dedi; “Yedullahi fevka eydîhim” hükmünü verdi;<br />
Şu halde Allaheli, onu öldürse de yine diriltir. Hattâ diriltmek nedir ki Ona ebedî hayat verir.<br />
Bu yolu, nadir olarak yapayalnız aşan bile yine Pîrlerin himmetiyle aşmış, varacağı yere onların sayesinde ulaşmıştır.<br />
2975. Pîrin eli, kısa değildir, gaiptekilere de erişir. Onun eli, Allahkabzasından başka bir şey değildir ki.<br />
Gaipte bulunanlara böyle bir hil’ati verirlerse huzurda bulunanlar şüphesiz gaiptekilerden daha iyidir.<br />
Gaiptekileri bile doyururlar, onlara bile ihsan ederlerse artık konuğun önüne ne nimetler koymazlar<br />
Huzurlarında hizmet kemeri bağlanan nerede, kapı dışında bulunan nerede<br />
Pîri seçip ona teslim oldun mu, nazik ve tahammülsüz olma; balçık gibi gevşek ve sölpük bir halde bulunma.<br />
2980. Her zahmete, her meşakkate kızar, kinlenirsen cilâlanmadan nasıl ayna olacaksın ”<br />
Vücuduna aslan resmi döğdürmek isteyen, fakat iğne acısından dolayı pişman olan Kazvinlinin hikâyesi<br />
Rivayetçiden şu hikâyeyi de dinle: Kazvinlilerin âdetleridir;<br />
Vücutlarına, kol ve omuzlarına, kendilerine zarar vermeksizin iğne ile mavi dövmeler dövdürürler.<br />
Bir Kavzinli, tellâğın yanına gidip “Bana bir döğme yap; fakat canımı acıtma” dedi.<br />
Tellâk “ Söyle yiğidim; ne resmi döveyim ” diye sorunca “ bir kükremiş aslan resmi döv” dedi;<br />
2985. “Talihim aslandır, onun için aslan resmi olsun. Gayret et, dövmeyi adamakıllı yap!”<br />
Tellak “Vücudunun neresine döveyim ” dedi. Kavzinli “ İki omzumun arasına”” dedi.<br />
Tellak, iğneyi saplamaya başlayınca yiğidin sırtı acımaya başlayıp,<br />
“ Aman usta, beni öldürdün gitti. Ne yapıyorsun ”diye bağırdı.<br />
2990. Usta “ Aslan yap dedin ya” dedi. Kazvinli sordu:” Neresinden başladın<br />
Usta “ Kuyruğundan” dedi. Kazvinli dedi ki:” Aman iki gözüm, bırak kuyruğunu.<br />
Aslanın kuyruğu ile kuyruk sokumum sızladı, nefesim kesildi, boğazım tıkandı.<br />
Aslan, varsın kuyruksuz olsun. İğne yarasından yüreğime fenalık geldi, bayılacağım.”<br />
Usta, “Kavzinliyi kayırmadan, merhametsizce aslanın bir başka tarafını dövmeye başladı.<br />
Yiğit yine bağırdı “Burası neresi ” Usta: “Kulağı” dedi.<br />
2995. Kazvinli “ Bırak, kulaksız olsun. Orasını da yapma” dedi.<br />
Usta bu sefer başka bir yerine başlayınca Kazvinli yine feryat etti:<br />
“Bu üçüncü iğne de neresini dövüyor ” Usta:”Azizim, karnı” dedi.<br />
Kazvinli “Fena acıyor, iğneyi bu kadar çok batırma, bırak, karınsız olsun” deyince<br />
Tellâk şaşırdı, hayli müddet parmağı ağzında kaldı.<br />
3000. İğneyi yere atıp “ Âlemde kimse böyle bir hale düştüm mü ki<br />
Kuyruksuz, başsız, karınsız aslanı kim gördü Allahbile böyle bir aslan yaratmamıştır” dedi.<br />
Kardeş, iğne yarasına sabret ki gâvur nefsin iğnesinden kurtulasın.<br />
Varlıkların kurtulmuş olanlara felek de secde eder, güneş de, ay da.<br />
Vücudunda nefsi ölen kişinin fermanına güneş de tâbidir, bulut da.<br />
3005. Gönlü ışık yakmayı, şûlelenmeyi öğrenmiş olan kişiyi güneş bile yakamaz.<br />
Tanrı; doğması, batması muayyen olan güneş hakkında “Doğduğu ve battığı zaman onların mağaralarına vurmaz; o mağara hiç güneş yüzü<br />
görmezdi”demiştir.<br />
Bir cüzü, külle ulaşırsa o cüz’ün yanında diken bile, gül gibi baştanbaşa letafet kesilir.<br />
Allah’yı ululamak, yüceltmek, nasıl olur Kendini, varlığını horlamak, toprak mesabesinde tutmakla.<br />
Tanrıyı tevhid etmeyi öğrenmek nedir Kendini tek Allahönünde yakıp yok etmek.<br />
<br />
3010. Gündüz gibi şûlelenip parlamayı diliyorsan geceye benzeyen varlığını yak!<br />
Varlığını o varlığı meydana getirenin varlığında bakırı kimya içinde eritir, yok eder gibi eritir, yok eder gibi erit, yok et (de altın ol)<br />
Sen, sıkı sıkıya ben’e, yapışmış ( yokluğu ve birliğe ulaşmış) sın. Bütün bozuk düzen işler, bütün bu perişanlıklar, ikilikten meydana çıkıyor.<br />
Ava giden aslan, kurt ve tilki<br />
Bir aslan, bir kurt, bir tilki avlanmak için dağlara düşmüşler.<br />
Birbirlerine yardım ederek av hayvanlarını adamakıllı yakalamayı, onların yolunu kesmeyi kurmuşlardı.<br />
3015. Üçü de beraberce o geniş ovada birçok av elde etmek niyetindeydiler.<br />
Aslan, onlarla beraber avlanmaktan utanmaktaysa da yine onları ağırladı, onlara yoldaş oldu.<br />
Böyle bir padişaha maiyetindeki asker, ancak zahmettir. Fakat bu “Topluluk rahmettir” deyip onlara uydu.<br />
Böyle bir ay, yıldızlarla beraber gezmeden utanır. O, yıldızların içinde ancak onları parlatmak, onlara ihsan etmek için bulunur.<br />
Reyine, tedbirine benzer isabetli bir rey, yerinde bir tedbir bulunmamakla beraber yine Peygamber’e “ Şâvirhum” emri geldi.<br />
3020. Terazide arpa, altınla arkadaş olmuştur. Fakat bununla arpanın da altın gibi kıymetlenmesi icabetmez.<br />
Ruh, şimdilik kalıba yoldaş olmuştur. (kalıp, ruhu korumaktır). Nitekim köpek de bir zaman için kapıyı korur.<br />
Bunlar; kudretli, şevketli aslanın maiyetinde dağa doğru gittikleri zaman<br />
İşleri rast geldi, bir dağ öküzü, bir dağ keçisi, bir de semiz tavşan avladılar.<br />
Savaşçı aslanın maiyetinde giden kişinin kebabı, gece olsun, eksik olmaz.<br />
3025. Ölmüş yaralanmış, kan içinde bulunan avlarını dağdan çeke çeke ormana getirince,<br />
Kurt ve tilki padişahlara lâyık bir adaletle av hayvanlarının paylaşılmasına tamahlandılar.<br />
İkisinin de tamahı, aslana aksetti, o tamahın sebebini anladı.<br />
Sırların aslanı ve beyi olan, kalpten geçenleri bilir.<br />
Kendine gel, ey düşüncelere dalmayı huy edinen gönül! Onun huzurunda kötü düşüncelerden sakın!<br />
3030. O bilir, o anlar, eşeği sükût içinde sürer. Sırrını bildiğini anlatmamak, ayıbını yüzüne vurmamak için de yüzüne güler.<br />
Aslan, onların vesveselerini anladıysa da açmadı, bir şey söylemedi, onları korudu.<br />
Fakat kendi kendine “Yoksul hasisler sizi! Ben, sizin cezanızı veririm, size gösteririm ben!<br />
”Size benim hükmüm kâfi gelmedi mi Benim ihsanım hususunda zannınız bu mu<br />
Sizin akıllarınız, reyleriniz de benden; benim dünyamı aydınlatan ihsanlarımdandır.<br />
3035. Resim ressamı nasıl ayıplayabilir Resme o ayıbı, o kötü görünüşü veren ressamdır.<br />
Benim hakkımda böyle hasisçe bir zanna mı düşeceksiniz Zamanın ayıbı, arı asıl sizsiniz.<br />
Allahhakkında kötü zanda bulunanlar, sizin kellenizi uçurmazsam bu işim, hatanın ta kendisidir.<br />
Dünyayı sizin ayıbınızdan kurtarayım da bu hikâye, dünya durdukça söylenip dursun dedi.<br />
Aslan bu düşünceyle açıkça gülüyordu. Aslanın gülümsemelerine emin olma.<br />
3040. Dünya malı, Tanrının gülümsemeleridir. Bizi bu suret sarhoş, mağrur ve perişan etmiştir.<br />
Ey Kadri yüce kişi! Sana yoksulluk ve hastalık iyidir. Çünkü o gülümseme nihayet tuzağını kurar, seni düşürür!<br />
Aslanın kurdu imtihan ederek “ Kurt, huzuruma gel, bu avları aramızda payet “ demesi<br />
Aslan “Bunları payet. Ey koca kurt, adaleti tazele!<br />
Pay etmede benim vekilim ol da ne mahiyettesin, meydana çıksın” dedi.<br />
Kurt “Padişahım, yaban öküzü senin payın. O büyük, sen de büyük, iri ve çeviksin.<br />
3045. Keçi orta boyda, orta irilikte, onun için benim. Tilki, sen de tavşanı al. Tavşan tam sana münasip” dedi.<br />
Aslan dedi ki: “Ey kurt, hele bir daha söyle, ne dedin Ben varken sen pay istiyorsun ha!<br />
Kurt, ne köpek oluyor ki benim gibi misli, naziri bulunmayan bir aslanın huzurunda kendisini görüyor, varım sanıyor!<br />
Kendini beğenen eşek, ileri gel!” Kurt ileri gelince bir pençe vurup onu parçaladı.<br />
Onda akıl ve isabetli bir tedbir görmeyince cezasını verip derisini yüzdü.<br />
3050. Mademki beni görmek, seni kendinden geçirmedi, huzurumda yok olmadın. Böyle cana inleyerek ölmek gerek.<br />
Mademki huzurumda mahvolmadı, boynunu vurmak farz oldu.<br />
<br />
Allah’dan başka her şey fânidir. Mademki onun zatında fâni değilsin, varlık arama!<br />
Bizim hakikatimiz de yok olana “Her şey fânidir” cezası yoktur.<br />
Çünkü o “İllâ” dadır, “Lâ” dan geçmiştir. “İllâ” da fâni olmaz.<br />
3055. Kapıda dolaşan, Ben’den, biz’den dem vuran kapıdan sürülür, “lâ” makamında dolaşıp durur.<br />
Birisinin, bir dostun kapısını döğdüğü zaman içeriden “ Kimsin “ sözüne “Benim “ demesi üzerine dostun “ Mademki sen, sensin, kapıyı<br />
açmıyorum. Çünkü dostlardan kimseyi tanımıyorum ki o, ben olsun” demesi<br />
Birisi, bir dostunun kapısına gelip kapıyı çaldı. Dostu “Kapıyı çalan kim ” deyince.<br />
“Benim” diye cevap verdi. Dostu “Git, şimdi zamanı değil. Böyle bir sofra, ham kişinin makamı olamaz.<br />
Hamı, ayrılık ateşinden başka ne pişirebilir, nifaktan ne kurtarabilir “ dedi .<br />
Adamcağız gitti, tam bir yıl dostunun ayrılığıyla yanıp yakıldı.<br />
3060. Yanıp pişerek tekrar döndü, geldi. Dostunun evinin etrafında dolaşmaya başladı.<br />
Kapıya varıp ağzından edepten dışarı bir söz çıkmasın diye yüzlerce korku ile edepli edepli halkayı çaldı.<br />
Sevgilisi “Kim o ” deyince “Gönlümü alan sevgili sensin” diye cevap verdi.<br />
Sevgili “ Mademki bensin, ey ben, gel içeri gir! Ev dar, iki kişi sığmıyor dedi.<br />
İğneye geçirilecek iplik iki ayrı iplik olursa geçmez. Mademki birsin, bu iğneden geç!<br />
3065. İpliğin iğne ile münasebeti vardır, geçer. Fakat deve, iğne yordamından geçmez ki.<br />
Devenin vücudu riyazat ve ibadet maksadından başka bir şeyle incelir mi<br />
Bu işe Allaheli kudreti gerektir. Çünkü Tanrı, her hayali, bir iradesiyle var eder.<br />
Her olmayacak şey, onun eliyle mümkün olur; her serkeş onun kokusuyla sakinleşir.<br />
Anadan doğma kör ve alaca illetine tutulmuş kişiler nedir ki Onları bir tarafa bırak; ölü bile o aziz Allah’nın afsuniyle dirilir.<br />
3070. Ölüden daha ölü yokluk bile, onun var etme avucunda muztar kalır, (varlığa bürünür).<br />
Külle yevmin hüve fi’şe’n âyetini oku da onu katiyyen işsiz, güçsüz bilme.<br />
En az işi bu dünyaya her gün üç bölük asker yollamasıdır.<br />
Bir bölük asker, rahimde (çocukların) yetişip yeşermesi için babaların bellerinden analara gider.<br />
Bir bölük asker, dünyayı erkek ve kadınla doldurmak üzere rahimlerden bu yeryüzüne sefer eder.<br />
3075. Bir bölüğü de herkesin yaptığı işin karşılığını görmesi için yeryüzünden ecel tarafına yürür.<br />
Bu sözün sonu yoktur. Kendine gel de iki temiz dostun hikâyesine dön!<br />
”Benim” diyen kişinin pişman olarak suçuna karşılık tövbe ve istiğfar için bir yıl riyazat çekmesi ve o tövbekârın, tekrar dönüp o eve gelince<br />
ev sahibinin “Kim o” demesine “Sensin” diye cevap vermesi<br />
Sevgilisi “Ey tamamı ile ben olan, içeri gir. Yeşillikteki gül ve diken gibi aykırı değilsin.<br />
İplik bir oldu, artık ey yanlışlık, ortadan kalk! Kâf ve Nûn harflerini iki görürsen de hakikatte birdir” dedi.<br />
Yokluğu, büyük ve müşkül işleri cezbetmek için Kâf ve Nûn çekicidir.<br />
3080. İş yapma hususunda bir olmakla beraber halat, surette iki kattır.<br />
İster iki ayak olsun, ister dört... Yol yürür. Makasa benzer, iki ağızlı olduğu halde birden keser.<br />
Bez yıkayan iki arkadaşa bak. Görünüşte o, buna aykırı iş görmekte.<br />
Birisi bezi suya sokar, öbür arkadaşı kurutur.<br />
Sonra yine öteki ıslatır. Sanki birbirlerine aykırı iş görürler.<br />
3085. Fakat, ey genç! Görünüşte birbirlerinin zıddına iş görür gibi olan bu iki arkadaşın gönülleri de birdir, yaptıkları iş de.<br />
Her Peygamberin, her velînin bir mesleği vardır. Fakat değil mi ki hepsi halkı Hak’ka ulaştırıyor, birdir.<br />
Dinleyenler, onların sözlerinden uykuya daldılar mı... Değirmenin taşlarını su götürdü demektir.<br />
Bu suyun akışı, değirmen için değildir, değirmene sizin için gitmektedir.<br />
Fakat değirmene ihtiyacınız kalmadığı için değirmenci, suyu yatağına koyuverdi, asıl dereye akıttı.<br />
<br />
3090. Söz söyleme kudreti, öğretmek için ağza gelir; yoksa o sözün ayrı bir mecrası vardır.<br />
Sessizce, akışı tekerrür etmeksizin, bir akan cüz’ü bir daha akmaksızın ta... altında nehirler akan gül bahçelerine kadar akıp gider.<br />
Tanrı, harfsiz söz beliren o makamı, canımıza sen göster.<br />
Ki pâk can, başını ayak yapıp yokluğun o uzak ve geniş sahasına koşsun.<br />
Yokluk âlemi, pek geniş ve hudutsuz bir âlemdir. Bu hayal ve varlık, o âlemden yüzlerce gıda alır, o âlemden belirir, beslenir.<br />
3095. Hayaller, yokluk âlemine nispetle dardır. Onun için hayal, darlık ve sıkıntıya sebep olur.<br />
Varlık da hayalden daha dardır. O yüzden aylar, bu âlemde hilâl gibi görünür.<br />
Duygu ve renk âleminin, yani bu dünyanın varlığı ise... yokluğa, hayale ve varlığa nispetle büsbütün dardır, âdeta daracık bir zindandır.<br />
Âlemdeki terkip ve sayı, darlığa sebeptir. Fakat bizi duygularımız, terkip âlemine çekip durmaktadır.<br />
O duygularla birlik âlemini bil, eğer birlik âlemini diliyorsan o tarafa yürü.<br />
3100. Kün emri, bir tek iş yapar, fakat sözde Kâf ve Nûn harflerinden meydana gelmiştir. Mânası, yine tek ve sâftır.<br />
Bu söze nihayet yoktur. Dön de o kurdun o savaşta ne olduğunu anlat.<br />
Pay etmede edebe riayet etmediği için aslanın kurdu tedibetmesi<br />
O yüce aslan; iki baş, iki üstünlük kalmasın diye kurdun başını kopardı.<br />
Koca kurt! Mademki padişahın huzurunda kendini ölü saymadın, cezanı gör. İşte” Fentekamna minhüm ” budur.<br />
Sonra yüzünü tilkiye dönüp “Hadi, bunları yememiz için pay et” dedi.<br />
3105. Tilki secde edip dedi ki: “Bu semiz öküz, ey emin padişah, kuşluk yemeğin.<br />
O keçiden de bahtı aydın padişaha gün ortasında yemesi için bir yahni olur.<br />
Tavşan da lûtuf ve kerem sahibi padişahın akşam yemeğidir.”<br />
Aslan “Tilki, adaleti parlattın, apaydın bir hale getirdin. Bu çeşit pay etmeyi kimden öğrendin<br />
Ey ulu kişi! Bu pay edişi nereden belledin “ deyince Tilki dedi ki<br />
“ Padişahım , kurdun halinden!”<br />
3110. Bunun üzerine aslan “ Mademki sen bizim aşkımıza kendini rehin ettin; üçü de senin olsun, üçünü de al, git.<br />
Ey tilki, sen baştanbaşa bizim oldun, seni nasıl incitebilirim Mademki sen, biz oldun;<br />
Biz de seniniz, bütün avlar da. Ayağını yedinci kat göğün üstüne bas, yüksel.<br />
Alçak kurttan ibret aldığın için artık sen, tilki değilsin, benim aslanımsın” dedi.<br />
Akıllı o kişidir ki çekinilen belâda dostların ölümünden ibret alır.<br />
3115. O zaman tilki “ Aslan, bana bunu kurttan sonra teklif etti” diye yüzlerce şükürde bulundu.<br />
“ Eğer önce bana, bunu pay et, diye teklif etseydi, ondan canımı kurtarmama imkân mı vardı “ diye şükürler etti.<br />
Şu halde bizden de Allah’ya şükürler olsun ki, bizi ancak helâk olanlardan sonra dünyaya getirdi.<br />
Bu suretle Hakk’ın, geçmiş zamanlarda gelip geçen kavimleri nasıl helâk ettiğini duyduk.<br />
Nihayet, o önce gelip geçen kurtların halini duyup da tilki gibi kendimizi koruyabiliriz.<br />
3120. İşte Allah’nın o Hak Peygamberi, o sözü doğru peygamber, bize bu yüzden “Acınmış ümmet” adını taktı.<br />
Ey ulular, o kurtların kemiklerini, tüylerini apaçık görün de bu halden ibret alın!<br />
Akıllı, bu varlığı, bu kibir ve gururu terkeder; çünkü Firavun’un halini hatıra getirir.<br />
Eğer ululanmayı bırakmaz, ibret almazsa onun azgınlığından başkaları ibret alır!<br />
Nuh’un kavmini, “Benimle uğraşmayın. Çünkü ben, Allah’nın hicabıyım. Ey ziyankâr merdutlar, hakikatte Allahile uğraşıyorsunuz” diye tehdit<br />
etmesi<br />
Nuh “Ey serkeşler! Ben, ben değilim. Ben, canımdan öldüm, varlığımı terk ettim. Allahile diriyim.<br />
3125. İnsanlık duygularımı değiştirdiğim için Allahbana duyuş, anlayış, görüş oldu.<br />
Çünkü ben, ben değilim. Bu nefes ondandır. Bu sözün karşısında söz söyleyen, inkârda bulunan kâfirdir” dedi.<br />
Bu tilki suretinde aslan gizlidir. Bu tilkinin bulunduğu yerde yiğitlik taslamağa gelmez.<br />
Sûretine bakıp aslan olduğuna inanmıyorsan ondan aslan kükreyişini de duymuyor musun<br />
Nuh’ta Allah’dan bir kudret yoktu da bütün dünyayı neden birbirine vurdu<br />
<br />
3130. Bir vücutta yüz binlerce aslan vardı. O, ateş gibiydi, âlemse bir harman.<br />
Harman, onun onda bir hakkını gözetmeyince o da harmana böyle bir şûleyi saldı, yakıp kül etti.<br />
Kim, bu gizli aslanın önünde kurt gibi ağız açıp edepten dışarı konursa,<br />
Aslan, kurdu nasıl paraladıysa onu da paralar, ona nasıl “ Fentekamna” âyetini okuduysa buna da okur.<br />
Aslandan pençeyi yer. Aslanın önünde yiğitlik satanın aklı yoktur.<br />
3135. Keşke o yara yalnız vücuda gelseydi de gönül ve iman selâmette kalsaydı...<br />
Söz buraya gelince kuvvetim kesildi. Bu sırrı nasıl açayım<br />
O tilki gibi siz de boğazınızı az düşünün, onun huzurunda hileye az sapın.<br />
Huzurunda bütün bizi, beni terk edin... Mülk, onun mülküdür; mülkü ona teslim edin.<br />
Doğru yola yoksulca gelirseniz aslan da sizindir, aslanın avladığı av da sizin.<br />
3140. Çünkü o, paktır; Sübhan, onun vasfıdır. O, batınî şeylerden de müstağnidir, zâhiri şeylerden de.<br />
Ondaki her türlü av, her çeşit ikram ve ihsan o padişahın kulları içindir.<br />
Padişahın hiçbir şeye tamahı yoktur, O, bütün bu devleti halk için düzüp koşmuştur; ne mutlu anlayana!<br />
Dünyanın ve ahiretin devletleri; devleti, dünyayı ve ahireti yaratan kişinin ne işine yarar<br />
Şu halde Süphan’ın huzurunda gönlünüzü koruyun ki sonra kötü düşünceden utanmayasınız.<br />
3145. Çünkü o; halis sütün içindeki siyah kıl gibi bütün gizli şeyleri, düşünceleri arayıp taramayı...her şeyi görür.<br />
Suretten geçip gönlünü arıtan kişi, gayp suretlerine ayna olur.<br />
Şüphe yok, sırrımızı anlar; çünkü mümin, müminin aynasıdır.<br />
Nakdimizi mehenge urunca derhal yakîni şüpheden ayırt eder.<br />
Canı, nakitlerin mehengi olunca elbette ayarı sağlam olanı da görür, kalp olanı da.<br />
Padişahların ârif sofileri karşılarına oturtması<br />
3150. Hatırlarsan duymuşsundur; padişahların böyle bir âdeti vardı:<br />
Sol taraflarında yiğitler, bahadırlar dururdu, çünkü kalp vücudun sol tarafındadır.<br />
Defterdarlarla hesap memurlarının ve kalem ehli olanların makamı sağ taraflarındaydı. Çünkü yazı yazmak ve bir şeyi tespit etmek sağ elin<br />
işidir.<br />
Sofilere karşılarında yer verirlerdi. Zira onlar, can aynasıdırlar, hattâ aynadan da iyidirler.<br />
Gönül aynasının fikir suretleri kabul etmesi o aynada bu görülmemiş suretlerin görünmesi için kalplerini zikirle, fikirle cilâlamışlardır.<br />
3155. Yaratılış sulbünden temiz ve güzel doğan kişinin önüne ayna koymak gerektir.<br />
Güzel yüz aynaya âşıktır. Güzel yüz, aynaya âşık olduğu gibi cana cilâ, kalplere de temizlik verir.<br />
Bir konuğun Yusuf-u Sıddıyk’a gelmesi, Yusuf’un ondan bir armağan istemesi<br />
Uzak yerlerden bir merhametli dost, Yusuf-u Sıddıyk’a konuk oldu.<br />
Çocukluktan beri birbirlerini tanırlardı. Eskiden beri âşinalık yastığına yaslanmışlardı.<br />
Konukla, Yusuf’a kardeşlerinin yaptığı cefayı, onların hasetlerini konuştular. Yusuf “o haset ve cefa, zincirdi; biz de aslandık.<br />
Aslanın zincire vurulması ayıp değildir. Bizim Allah’nın kaza ve kaderinden şikâyetimiz yok.<br />
3160. Aslan, boynunda zincir bulunmakla beraber bütün zincir yapanlara beydir” dedi.<br />
Dostu Yusuf’a “Zindanda ve kuyuda ne haldeydin ” dedi. Yusuf cevap verdi:<br />
“Ay, bedir halinden çıkar ve eski ay haline gelir ya... işte öyle.”<br />
Eski ay görünmez, sonra hilâl olur da iki büklüm bir halde görünür. Fakat sonunda yine gökte bedir haline gelmez mi<br />
İnci tanesini havanda döverler ama kadri yine yücedir, ya ilâç olarak göze çekilir, yahut macun haline getirilir, kalp ferahlığı için yenir.<br />
3165. Buğdayı toprak altına attılar ama sonradan topraktan başaklar çıktı.<br />
Ondan sonra değirmende öğüttüler, değeri arttı, cana can katan gıda oldu.<br />
Sonra ekmeği bir kere daha diş altında ezdiler; akıllı kişiye akıl ve idrâk oldu.<br />
Daha sonra da o can, aşkta mahvoldu da Hak yolunda ekildikten sonra mahsûl verdi, ekincileri hayrete düşürdü.<br />
Bu sözün sonu gelmez. Sen, o iyi adamın Yusuf’a ne dediğini anlatmaya başla.<br />
Yusuf-u Sıddıyk’ın konuktan armağan istemesi<br />
<br />
3170. Yusuf, başından geçenleri anlattıktan sonra “ Eh...bize ne armağan getirdin, bakalım ” dedi.<br />
Ey ulu kişi! Dostları görmeye eli boş gitmek, değirmene buğdaysız gitmeye benzer.<br />
Ulu Allahbile mahşer günü, halka “ Kıyamet günü için armağanın nerede;<br />
Bize yapayalnız, azıksız, âdeta sizi yarattığımız gibi geldiniz.<br />
Kendinize gelin! Kıyamet günü için ne hediyeniz var, ne getirdiniz<br />
3175. Yoksa tekrar dönüp geleceğinizi ummuyor muydunuz, size bugünün vâdesi bâtıl mı göründü ki der.<br />
Ona konuk olacağımızı inkâr ediyorsan bu mutfaktan ancak toprak ve kül alabilirsin.<br />
İnkâr etmiyorsan niçin böyle elin boş. O sevgilinin kapısına böyle nasıl ayak atacaksın<br />
Yemeyi, uyumayı biraz azalt da onunla görüşmek için bir armağan götür.<br />
Geceleri az uyuyanlardan seher çağlarında istiğfar edenlerden ol.<br />
3180. Sen de rahimdeki çocuk gibi az oyna da sana da nurları gören duygular bağışlasınlar.<br />
Rahim gibi olan dünyadan çıkınca yeryüzünden daha geniş bir sahaya dalacaksın.<br />
“ Allahyeri geniştir” derler ya; o geniş yer, bil peygamberlerin gidip daldıkları sahadır.<br />
O geniş sahada gönül daralmaz; yaş ağaç, orada kuru dal haline gelmez.<br />
Şimdi duygular, sen de. Fakat bir gün yorgun, bitkin, baş aşağı bir hale geleceksin.<br />
3185. Uykuda duygularını taşımazsın, duygular seni taşır. Bu yorgunluk, bitkinlik gider, eziyetten, sıkıntıdan kurtulursun.<br />
Sen uyku halini, velîlerin uyanıkken de duygularını taşımamaları halinde bir çeşni bil.<br />
Be inatçı; velîler, Eshab-ı Kehf’dir. Ayakta olsalar da, yürüyüp gezseler de uykudadırlar.<br />
Tanrı, onları, kendilerinin haberi olmadan işletir; sağa sola çevirir.<br />
O sağa çevrilme nedir İyi iş. Ya sola çevrilme O da bedene, varlığa ait işler.<br />
3190. Bu iki hal de peygamberlerden, dağdan ses gelir gibi zuhur eder. Onların, her ikisinden de haberleri yoktur.<br />
Dağ, hayır olsun, şer olsun... Senin sesini sana verir, duyurur. Fakat ikisinden de bihaberdir.<br />
Konuğun, Yusuf-u Sıddıyk’a “Sana armağan olarak ayna getirdim. Ona her baktıkça güzel yüzünü görür beni hatırlarsın” demesi<br />
Yusuf “Hadi, armağanını çıkar” deyince konuk, bu istekten utanıp âdeta figan ederek.<br />
”Sana getirmek için ne kadar armağan aradıysam hiçbir şeyi beğenmedim, lâyık görmedim.<br />
Bir habbeyi alıp da madene, bir katrayı alıp da ummana nasıl götürebilirim<br />
3195. Sana gönül ve can bile getirsem Kirman’a kimyon götürmüş sayılırım.<br />
Senin, misli olmayan güzelliğinden başka bir tohum yoktur ki bu ambarda olmasın.<br />
Sana gönül nuru gibi bir ayna getirmeyi lâyık gördüm.<br />
Ey güneş gibi gökyüzünün ışığı olan güzel! Ona baktıkça kendi güzel yüzünü görürsün.<br />
Gözümün nuru, sana ayna getirdim, ona bakıp yüzünü gördükçe beni hatırlarsın” dedi.<br />
3200. Koynundan aynayı çıkarıp sundu. Güzeller, aynayla meşgul olurlar.<br />
Varlığın aynası nedir Yokluk. Ahmak değilsen yokluğu ihtiyar et.<br />
Varlık, yoklukta görünebilir. Zenginler, yoksula cömertlik edebilirler.<br />
Ekmeğin saf aynası açtır; kav da çakmak taşının aynasıdır.<br />
Bir yerde yokluk ve noksan oldu mu...bu, bütün sanatların güzelliğine aynadır.<br />
3205. Elbise biçilmiş, dikilmiş olursa terzinin mahareti görünebilir mi<br />
Budaklar yontulmamış olmalı ki marangoz onu yontsun, rendelesin... Ondan asla, yahut fer’e ait bir şey yapsın.<br />
Usta kırıkçı nerede ayağı kırılmış varsa oraya gider.<br />
Hasta ve arık kişi olmazsa tıp sanatının güzelliği nasıl görünür<br />
Ey ulu kişi! Bakırların bayalığı, aşağılığı olmasa kimya nasıl olur da zuhur eder<br />
3210. Noksanlar, kemal vasfının aynasıdır. O horluk, yücelik ve ululuğa aynadır.<br />
Çünkü yakinen zıt, zıddı gösterir. Ondan dolayı bal, sirke ile görünür, (sirkengebin olur)<br />
Kim, kendi noksanını görüp anlarsa yedeğinde dokuz at olduğu halde tekemmül yolunda koşar.<br />
Kendisini kâmil sanan, ululuk sahibi Allah’nın yolunda uçamaz.<br />
Ey mağrur ve sapık! Canında kendini kâmil sanmaktan daha beter bir illet olamaz.<br />
3215. Senden bu kendini beğenme defoluncaya kadar gönlünden de çok kan akar, gözünden de!<br />
<br />
İblis’in illeti “Ben, Âdem’den hayırlıyım” demesiydi. Bu hastalık, her mahlûkta vardır.<br />
Bu hastalığa müptelâ olan, kendisini hor görse bile sen onu, altında pislik olan sâf su bil!<br />
İmtihan kasdıyla onu bir karıştırsan hemen su bulanır, pislik rengini alır.<br />
Ey yiğit! Irmak sana sâf ve berrak görünüyor ama senin ırmağının dibinde de pislik var.<br />
3220. Yol bilen anlayışlı pîr, Nefs-i küll bağlarına ark kazıcıdır.<br />
Irmak, kendisini nereden temizleyecek İnsanın bilgisi, Allahbilgisiyle fayda verir.<br />
Kılıç sapını kesebilir mi Yürü, bu yarayı bir cerraha göster.<br />
Kimse, yarasının kötülüğünü görmesin diye her yaranın üstüne sinek üşer.<br />
O sinekler; senin düşüncelerin, mallarındır; yaran da ahvalindeki zulmet!<br />
3225. Eğer o yaraya pîr merhem korsa o zaman derdin iyileşir, feryat ve figanın kesilir.<br />
Yara sahibi, merhem konunca sıhhat buldum sanır. Halbuki hakikatte oraya merhemin ışığı vurmuştur.<br />
Kendine gel, ey sırtı yaralı, merhemden baş çekme; iyileşince de kendi kendime iyileştim deme, sıhhati merhemden bil!<br />
Vahiy kâtibine vahyin ışığı urunca âyeti Peygamber Aleyhisselâm’dan önce okuması ve “Bana da vahiy geliyor” diyerek dininden dönmesi<br />
Osman’dan önce bir kâtip vardı. Vahyi yazmağa gayret ederdi.<br />
Peygamber, kendisine vahyedilen âyetleri söyledi mi o, hemen kâğıda yazardı.<br />
3230. Vahyin ışığı, kâtibe vurunca, gönlüne bazı hikmetler doğardı.<br />
Peygamber de onun içine doğanları aynen söylerdi. O herze vekil, bu kadarcık bir şeyden azdı. Yoldan çıkıp.<br />
”Tanrıdan nur alan Peygamber, ne söylüyorsa o söylediği şey, benim gönlümde, o hakikat benim de gönlüme doğmakta” dedi.<br />
Düşüncesinin ışığı, Peygambere vurdu, kâtibin canına Allah’nın kahrı gelip çattı.<br />
Hem kâtiplikten çıktı, hem dinden. Kinlenip Mustafa’ya ve dine düşman oldu.<br />
3235. Mustafa “ Ey inatçı kâfir! Nur, sendense niçin şimdi kapkara kesildin<br />
Eğer Allahırmağının kaynağı olsaydın böyle bir kara suyun bendini açmaz, akıtmazdın” dedi.<br />
Şunun, bunun yanında namusum bir paralık olmasın düşüncesi, ağzını bağladı.<br />
Bu yüzden içten yanıp yakılıyordu. Fakat şaşılacak şey şurası ki tövbe de edemiyordu.<br />
Ah ediyordu, fakat ah etmesi faydasız. Kılıç gelmiş, kelleyi uçurmuştu.<br />
3240. Tanrı, namusu, ar ve hayayı yüz batman ağırlığında bir demir yapmıştır. Nice kişiler, görünmez bağlarla bağlanıp kalmıştır!<br />
Kibir ve kâfirlik, o yolu, o kadar bağlamıştır ki kibir ve küfür sahibi, açıkça ah edemez bile!<br />
Allah“Onların boyunlarına zincirler vurduk, başlarını yukarı kaldırmışlardır, indiremezler “ dedi. Bu zincirler, bizden dışarıda değil.<br />
“Önlerine, artlarına mânialar koyduk, gözlerini perdeleyip örttük” buyurdu. Fakat bu hale uğrayan, önündeki, ardındaki mâniaya görmez.<br />
O dikilen mânianın çetinliği görünmez. Çünkü o kişi, kaza ve kaderin tesiriyle kurulduğunu bilmez.<br />
3245. Senin sevgilin, asıl sevgilinin yüzünü örtmekte...mürşidin, asıl mürşidin, sözünü dinlemene mâni olmaktadır.<br />
Nice kâfirler vardır ki din sevdasındadırlar. Fakat namus, kibir, şu bu; onların mâniaları, halleridir.<br />
Bu, gizli bir bağdır ama demirden beter. Demir bağı, ancak balta kırar...<br />
Demir bağı kırmak, kaldırmak ne de olsa yine mümkündür. Fakat gayptan bağlanan bağa kimse çare bulamaz.<br />
Bir adamı arı sokarsa tabiatı, derhal o kötülüğü gidermek için uğraşmaya başlar.<br />
3250. Bu da arı sokmasıdır ama kendi varlığından, senden meydana gelmedir. Böyle olunca da gam kuvvetlenir, illet bir türlü geçmez.<br />
İçimden bunu açmak, iyice anlatmak geliyor ama ümitsizlik verir diye korkuyorum.<br />
Hayır , ümitsizlenme, sevin o feryada erişen Allah’ya feryat et!<br />
Ey affetmeyi seven Tanrı, bizi affet! Ey eskimiş nasır illetinin bile hekimi, bizi bağışla!<br />
Hikmetin gönlüne aksetmesi o kötüyü yoldan çıkardı. Sen de kendini görme ki bu görüş senden toz kaldırmasın.<br />
3255. Kardeş sana akıp duran hikmet “ AllahAbdâli’ndendir, sana âriyettir.<br />
O kendisinde bir nur bulmuştur ama o nur, padişahların eşiğinden vurmuştur.<br />
Şükret, mağrur olma, ululanma, kulak as ve hiç kendini görme.<br />
Yüz binlerce ah ki bu âriyet hal, ümmetleri ümmetlikten uzaklaştırdı.<br />
Kendisini, her konakta sofra başına varacak sanmayan kişiye kul olayım.<br />
<br />
3260. Adamın bir gün evine varabilmesi için bir çok konakları terk etmesi lâzımdır.<br />
Demir kıpkırmızı oldu ama hakikatte kızıl değildir ki. Bu kızıllık, bir ocağın demire verdiği âriyet kızıllıktır.<br />
Penceredeki cam, yahut ev; nurlanırsa, ışık verirse onu parlak sanma , anla ki parlaklık güneştedir.<br />
Her kapı, duvar “ Ben parlağım, başkasının nuruyla parlamıyorum. Parlayan benim” diyebilir.<br />
Fakat güneş “Ey ham! Hele ben bir batayım da ne olduğun meydana çıkar” der.<br />
3265. Yeşillikler “ Biz kendimizden yeşerdik, sevinç içindeyiz, gülümseyip duruyoruz, ta ezelden beri bu yücelik bizde var” diyebilirler.<br />
Fakat yaz mevsimi, onlara “ Ey ümmetler, ben geçeyim de o vakit kendinizi görün” der.<br />
Vücut güzellikle öğünür, nazlanır durur. Çünkü ruh, kuvvetini, kolunu kanadını gizlemiştir.<br />
Vücuda der ki: “Ey süprüntülük! Sen kim oluyorsun ki Bir iki gün benim ışığımla yaşadın:<br />
Nazın işven dünyaya sığmıyor Hele dur, bekle; ben senden çıkayım da gör.<br />
3270. Seni o ziyadesiyle sevenler, mezara tıkarlar; karıncalara, yılanlara gıda ederler.<br />
Çok defalar senin önünde ölüme razı olan yok mu İşte o, senin pis kokundan burnunu tıkar!”<br />
Söz, göz, kulak... Hep ruhun ışığıdır. Suda coşan pırıldayan, ateşin parıltısıdır.<br />
Canın ışığı nasıl tene vuruyorsa Abdâl’ın ışığı da benim canıma vurmakta.<br />
Canın canı olan o Abdâl’ın ışığı candan ayak çekti mi...Ten, cansız ne hale gelirse o hale gelir. Şunu bil ki,<br />
3275. Ben kıyamet günü bu sözüme şahit olsun diye yere baş koyuyorum.<br />
Yerlerin şiddetle sarsıldığı kıyamet gününde bu yeryüzü, insanların hallerine şahit olur.<br />
Gizlediği haberleri apaşikâr söyler. Yeryüzü ve dikenler söze gelir.<br />
Filozof; kendi fikrince, kendi zannınca bunu inkâr eder. Ona de: Sen var, başını o duvara vura gör!<br />
Gönül ehlinin duyguları; suyun, toprağın, çamurun sözünü duyar durur.<br />
3280. Filozof, Hannâne direğinin inlemesini inkâr eder. Çünkü velîlerin duygularından haberi yok, onlara yabancı.<br />
Der ki: “ Halkta sevdanın aksi, birçok hayaller yaratır, onlara gösterir”<br />
Halbuki bu fikir, onun fesat ve küfrünün aksidir. Bu inkâr hayali; ona fikrinden, inanışındaki bozukluktan gelmiştir.<br />
Filozof; cini, şeytanı inkâr eder; fakat inkâr eder etmez bir cinin, bir şeytanın maskarası olmuştur.<br />
Ey filozof, eğer şeytanı görmedinse kendine bak!( Başını duvara vurup çürütmüşsün, gömgök olmuş) Deli olmadan alın böyle göğerir mi<br />
3285. Kimin gönlünde şüphe, vesvese varsa felsefeye inanmıştır, gizli münkirdir.<br />
Bazen dine inanır ama bazı ,bazı da o filozofluk damarı yüzünü kapkara eder.<br />
Sakının müminler; o felsefeye inanış sizde de vardır. Sizde nice sonsuz âlimler var.<br />
Bütün bu yetmiş iki din ve şeriat sendedir. Senden zâhir olduğu gün eyvah haline!<br />
Kimde o aykırı inanıştan bir yapracık varsa o günün korkusundan yaprak gibi titrer.<br />
3290. İblis’e cine, kendini iyi adam gördüğünden güldün.<br />
Fakat can, postunu ters giyer , içindekini dışarı verirse din ehlinden ne kadar ahlar vahlar çıkar.<br />
Dükkânda altın gibi görünen madenlerin hepsi güler. Çünkü imtihan taşı gizlidir.<br />
Ey ayıpları örten Allah! Perdemizi kaldırma; imtihan zamanında bize yardım et, bizi kurtar!<br />
Geceleyin kalp altın, hakiki altınla yan yanadır. Altın ise gündüzü bekler.<br />
3295. Hal diliyle der ki: “ Yalancı, hele bir dur. Herkesin meydana çıkacağı gün bir gelsin!”<br />
Lânetlenmiş İblis; yüz binlerce yıl Abdâl’ dendi, müminler beyiydi.<br />
Naz ve istiğnası yönünden Âdemle savaştı, kuşluk vakti kokmaya başlayan pislik gibi rüsvay oldu.<br />
Temsil yoluyla Bâûr’un hikâyesi<br />
Dünya halkı, Bâûr oğlu Bel’am’a zamanın İsa’sına mağlûp oldukları gibi mağlûp ve zebun olmuştu.<br />
Ondan başka kimseye secde etmezlerdi. Afsunu, hastalara şifa verirdi.<br />
3300. Kendisini beğendiği, ulu gördüğü için Musa ile savaştı. Sonra hali, duyduğun gibi oldu.<br />
Dünyada yüz binlerce İblis ve Bel’am vardır ki gizli, açık hep bu hale düşmüşlerdir.<br />
Tanrı, diğerlerine misal olsun diye bu ikisini meşhur etti;<br />
Bu iki hırsızı darağacına çekti, yükseltti. Yoksa kahrına uğramış daha nice hırsız var!<br />
Bu ikisini aşikâre kahredip şöhretlendirdi; yoksa onun kahrıyla ölenler sayılamayacak kadar çok!<br />
3305. Nazeninsin, nazlısın, ama haddince Allah aşkına olsun haddini aşma!<br />
<br />
Eğer kendinden daha nazenin birisine çatarsan seni yerin yedi kat dibine sokar.<br />
Âd ve Semud kavminin hikâyeleri ne için söylenip duruyor Peygamberlerin nazik, nazenin olduklarını bilmen için.<br />
Yere batma, başlarına taş yağma, bir sesle canlarının alınışı...Hep bu vakalar, nefs-i natıka sahiplerinin yücelerini bildirmek içindir.<br />
Bütün hayvanları insan için öldür, fakat bütün insanları da bir akıllı kişi için öldür. ( hiç beis yok!)<br />
3310. Akıl dediğin nedir Akıl sahibinin akl-ı Küll’ü. Cüzi akıl da akıldır ama pek arıktır.<br />
İnsanlardan kaçan vahşi hayvanların hepsi, ehlî hayvanlara nispetle aşağılıktır.<br />
Vahşi hayvanların kanı mübahtır. Çünkü yüce akıldan kaçmaktadırlar. Akılları yoktur.<br />
İnsanın emrine uymuyor diye vahşinin yüceliği bu dereceye düşmüştür.<br />
Şu halde ey garip adam! Aslandan kaçan yaban eşeklerine benzedikten sonra senin ne şerefin var ki<br />
3315. Eşek, işe yaradığı için öldürülmez. Fakat yaban eşeği olursa kanı mübahtır.<br />
Eşeğin kendisini kötülükten koruyan iyiliğe sevk eden bir bilgisi olmadığı halde Allahonu mâzur tutmuyor.<br />
Ey yüce sevgili! İnsan (akıllı olduğu halde) o nefesten, ( Peygamberlerin, velîlerin sözlerinden)kaçar, vahşileşirse nasıl mâzur olur<br />
Hulâsa oklar ve süngüler önünde kâfirlerin kanı mübahtır. Çünkü onlar, işe yaramaktan uzaktırlar.<br />
Onların karıları ve çocukları da esir sayılır. Çünkü akılları yoktur, merdut ve aşağılık kişilerdir.<br />
3320. Artık bir akıl, aklın aklından kaçarsa akıllılar taifesinden hayvanat zümresine geçmiştir.<br />
Hârût, Mârût Hikâyesi<br />
(Aklın aklından kaçan, peygamber ve velîlere uymayan kişi) meşhur Hârût’la Mârût’a benzer. Onlar da gururları yüzünden zehirli ok yediler.<br />
Mukaddes yaradılışlarına, melek olduklarına itimat ettiler. Fakat bu itimat, su sığırının aslana itimadı gibidir. Manda, aslana ne kadar itimat<br />
edebilir<br />
Onun yüz tane boynuzu olsa ve bu boynuzlarla korunmaya çalışsa yine aslan, onun boynuzunu değil; boynuzunun boynuzunu bile parça<br />
parça eder.<br />
Kirpi gibi baştan aşağı diken olsa, aslan, yine onu çaresiz öldürür.<br />
3325. Kasırga, birçok ağaçları kökünden sökerse de alçacık bir ota ihsanda bulunur.<br />
O sert rüzgâr, otun zayıflığına acır. Gönül, artık sen de kuvvetten dem vurma.<br />
Balta; ağaçların, dalların çokluğundan, sıklığından hiç korkar mı Hepsini paramparça eder, kesip biçer.<br />
Fakat bir ota saldırmaz. Neşter yaradan başka yere vurulmaz.<br />
Aleve, odunun çokluğundan ne gam Kasap koyun sürüsünden kaçar mı<br />
3330. Mânaya nispetle suret nedir Çok zayıf, çok âciz. Kötüyü baş aşağı tutan ondaki mânadır.<br />
Dolap gibi dönüp duran gökten kıyas tut. Onun dönmesi nedendir Onda müdebbir olan akıldan.<br />
Oğul, siper gibi olan bu kalıbın dönüşü, hareketi de gizli ruhtandır.<br />
Bu rüzgârın hareketi onun mânasından ( o suretle zâhir olan mânadan, Allahkudretinden) dir değirmen çarkına benzer; çark, ırmak suyunun<br />
esiridir.<br />
Bu nefesin alınıp verilmesi, girip çıkması da hevesli candan başka kimdendir<br />
3335. Can, o nefesi, nefesle çıkan sözü, bazen cim haline kor; bazen de ha ve dal haline ( bu suretle de inkâr da bulunur). Gâh o sözü barış<br />
sözü yapar, gâh savaş sözü.<br />
*Can, o nefesi bazen sağa götürmektedir, bazen sola ..Bazen gül bahçesine koymaktadır, bazen diken haline.<br />
Yine böyle Allah’mız, bu rüzgârı Âd kavmine ejderha yaptığı halde, Yine aynı rüzgârı; müminlere rahmet, hayat ve emniyet verici bir hale<br />
getirmişti.<br />
Âlemlerin Rabbinin mânalar denizi olan bin Şeyhi, “ mâna Allah’dır” dedi.<br />
Bütün yerler, gökler; o yürüyen denizde, o can deryasında çör çöp gibidir.<br />
3340. Suda çör çöpün saldırması, oynaması, suyun dalgalanmasındandır.<br />
İnat eder de onları hareketsiz bırakmayı dilerse kıyıya atıverir.<br />
Kıyıdan dalgalandığı yere, kendisine çekti mi... ateş, ota ne yaparsa deniz de onlara onu yapar (hepsini siler, süpürür, yok eder).<br />
Bu söze de son yoktur. Ey genç sen yine Hârût Mârût hikâyesine dön.<br />
Hârût, Mârût hikâyesinin sonu ve onların, dünyada Bâbil Kuyusunda cezalandırılmaları<br />
Bu iki melek, cihan halkının günahını, kötülüğünü görünce,<br />
<br />
3345. Hiddetlerinden ellerini ısırıyorlardı. Fakat gözleriyle kendi ayıplarını görmüyorlardı.<br />
Bir çirkin, aynada kendisini görünce yüzünü çevirmiş, kızmış.<br />
Kendisini gören kendisini beğenen; birisinde bir suç gördü mü...İçinde cehennemden daha şiddetli bir ateş parlar.<br />
O, bu kibre din gayreti adını takar; kendi kâfir nefsini görmez.<br />
Din gayretinin başka alâmeti vardır. O ateşten bütün bir dünya yeşerir, hayat bulur.<br />
3350. Tanrı; Hârût’la Mârût’a “ Eğer siz, nurdan yaratılmış, mâsum melekseniz aldanmış, ziyankâr suçluları görmeyin.<br />
Ey gökyüzünün askerleri, benim kullarım! Şükredin ki şehvetten ve cinsi temayülden kurtulmuşsunuz.<br />
Eğer size de şehvet versem, artık gök, sizi kabul etmez.<br />
Sizdeki mâsumluk, benim ismetimin, benim korumamın aksindendir.<br />
O mâsumluğu benden bilin, kendinizden değil. Kendinize gelin, kendinize... Lânetlenmiş Şeytan, size galip gelmesin” dedi.<br />
3355. Nitekim Peygamberin vahiy kâtibi de hikmeti kendisinde gördü, kendine de vahiy geliyor zannetti.<br />
Allahkuşlarının sesi, kendinde de var sandı, o kötü ıslık, o kuşların sesi gibi güzeldir zannına düştü.<br />
Sen, kuşların seslerini övüp dururken nereden kuşun muradını anlayacaksın.<br />
Bülbülün sesini öğrensen, tanısan da gül ile ne yapıyor, ne işi var Nereden bileceksin<br />
Kıyas ve şüphe yoluyla bildiğini farz edelim... O biliş sağırların, dudak oynamasından anladıkları kadar bir anlayış ve bilişten ibarettir.<br />
Sağırın hasta komşusuna hatır sormaya gidişi<br />
3360. Anlayışlı, hal hatır, yol yordam bilen birisi bir sağıra “ komşun hasta” diye haber verdi.<br />
Sağır, kendi kendisine dedi ki: “ Bu sağır kulakla ben onun sözünü nereden anlayacağım.<br />
Hele hasta olur, sesi pek çıkmazsa... Fakat mutlaka da gitmek lâzım.<br />
Dudağını oynar görünce ne dediğini kıyas yoluyla kendiliğinden düşünür, bulurum.<br />
Ey benim mihnete düşmüş dostum, nasılsın Derim. O, elbette iyiyim, yahut hoşum, diyecek.<br />
3365. Şükürler olsun diye cevap verir, ne çorbası yedin diye sorarım. O meselâ, mercimek çorbası diye cevap verir.<br />
Afiyet olsun der, hekimlerden kim geliyor, kendini hangisine tedavi ettiriyorsun derim.<br />
O, filan deyince derim ki: ayağı çok kutludur. Geldi mi işin yoluna girdi demektir.<br />
Biz de onun kademini denedik. Nerede vardıysa dilek hâsıl oldu.”<br />
O iyi adam, kıyas yoluyla tasarladığı bu cevapları düzüp koşarak hastaya hal hatır sormaya gitti.<br />
3370. “Nasılsın “dedi. Hasta “öldüm” deyince dedi ki: “ Çok şükür!” Hasta, bu sözden hiddetlendi, canı pek sıkıldı.<br />
“ Bu ne biçim şükür O bizim kötülüğümüzü istiyormuş, anlaşıldı” diye düşündü. Sağır bir sözdür, tasarladı ama yanlış düştü.<br />
Sonra “Ne yedin diye sorunca hasta “Zehir” dedi. Sağır “ Afiyet olsun” der demez hastanın kahırlanması fazlalaştı.<br />
Sağır, bundan sonra da “ Tedavi için hekimlerden kim geliyor ” diye sordu.<br />
Hasta “ Hadi be, defol, Azrail geliyor!” diye cevap verdi. Sağır “ Ayağı pek kutludur, sevin, neşelen!”dedi.<br />
3375. Sağır; şükür, böyle bir zamanda hal hatır sorup komşuluk hakkını gözettim diye sevinerek dışarı çıktı.<br />
*Sağır, eşekliğinden tamamı ile aksini sandı, ziyanın ta kendisi olan o işi kâr zannetti.<br />
Hasta ise “Bu, bizim canımıza düşmanmış, onun cefa madeni olduğunu bilmiyormuşuz” diyordu.<br />
Hatırına yüz türlü kötü şeyler geliyor, ona türlü ,türlü haber göndermeyi kuruyordu.<br />
Kötü bir yemek yiyenin o yemeği kusuncaya kadar gönlü bulanır.<br />
İşte hiddeti yenmek budur; onu kusma ki karşılık tatlı sözler duyasın.<br />
3380. Sabrı olmadığı için hasta kıvranmakta, “ nerede bu kötü sözlü köpek ki.<br />
Söylediklerinin hepsine karşılık vereyim. O zaman tamamı ile hastaydım, aslan gibi olan aklım uyumuştu, hatırıma bir şey gelmedi.<br />
Hal hatır sorma, gönül almak ve teselli etmek içindir. Halbuki bu, hatır sorma değil, düşmanlık!<br />
Düşmanını zayıf ve bitkin bir halde görüp memnun olmak istemiş” diyordu.<br />
Nice ibadetten vazgeçmiş, kulluktan çıkmış kişilerin gönüllerinde Allah’nın rızasını almak, sevaba nail olmak vardır, bunu umarlar.<br />
3385. Halbuki bu, esasen gizli bir günahtır. Nice bulanık şeyler vardır ki sen, onları sâf ve berrak sanırsın.<br />
O sağır gibi...Sağır, iyilik yaptım sanmıştı, halbuki aksi zuhur etti.<br />
O, bir hastaya iyilikte bulundum hatırını ele aldım, komşuluk hakkını ele getirdim diye rahatça oturmuştu.<br />
Halbuki hastanın gönlünde bir ateş alevlenmiş, kendisini de yakmıştı.<br />
Yaktığınız ateşlerden korkun. Siz, onu günahlarınızla çoğalttınız, günahınız yüzünden alevdesiniz.<br />
3390. Peygamber bir riyakâra namaz kıldığı halde “ Ey yiğit kalk, namaz kıl, çünkü senin kıldığın namaz değil” dedi.<br />
Bu korkular yüzünden her namazda “ ihdinassırâtal müstakîme- sen bizi doğru yola hidayet et” denir.<br />
Yani “ Ey Allah! Bu namazımı yolunu azıtmışların, riyakârların namazıyla karıştırma.”<br />
<br />
O sağır adamın seçtiği kıyas yüzünden on yıllık konuşma hiç olup gitti.<br />
Ulu kişi, hele bu kıyas, tavsif edilemeyecek vahiyde aşağılık duygusunun kıyası olursa...<br />
3395. Senin duygu kulağın harfleri anlayabilirse de bil ki gaybı duyan kulağın sağırdır.<br />
Nas karşısında ilk olarak kıyası ileri süren İblis’ti<br />
Allahnurlarına karşı bu kıyasçıkları ileri süren ilk kişi, İblisti.<br />
Dedi ki: “ Şüphe yok, ateş topraktan daha iyidir. Ben ateşten yaratıldım Âdem kapkara topraktan.<br />
Şu halde fer’i, asla nispetle mukayese edelim: O zulmettendir, biz aydın nurdan.”<br />
Allah“ Hayır, soy sop yok. Zâhitlik ve şüpheli şeylerden çekinmek, faziletin mihrabıdır.<br />
3400. Bu, fâni dünyanın mirası değildir ki soy sop yüzünden onu elde edesin. Bu can mirasıdır.<br />
Hattâ Peygamberlerin mirası. Bunun vârisi şüpheli şeylerden sakınan müminlerin canıdır.<br />
O Ebucehl’in oğlu, açıkça müslüman oldu; şu Nuh Peygamberin oğlu yolunu yanılanlardan.<br />
Topraktan yaratılan, ay gibi nurlandı. Ateşten yaratılan sen, yüzü kara oldun, defol!” dedi.<br />
Bu kıyaslar, bu araştırmalar; bulutlu günde, yahut geceleyin kıbleyi bulmak içindir.<br />
3405. Fakat güneş doğmuş, Kâbe de karşıdayken bu kıyası, bu araştırmayı bırak, arama!<br />
Kıyas yüzünden Kâbe’yi görmezlikten gelme, ondan yüz çevirme. Doğruyu Allahdaha iyi bilir.<br />
Allahkuşundan bir ötüş duyunca ders beller gibi yalnız zâhirini beller, hatırında tutarsın.<br />
Sonra da kendinden kıyaslar yapar, hayalin ta kendisini hakikat sanırsın.<br />
Abdâllerin ıstılahları vardır ki sözlerin, onlardan haberi yok.<br />
3410. Sen, kuş dilini, yalnız ses bakımından öğrendin; yüzlerce kıyas ve hevesler ateşledin.<br />
Fakat o hastanın incindiği gibi senden de gönüller incindi, kederlendi. Halbuki sağır, kendi zannına kapılıp, isabet ettiğini sanıp sevincinden<br />
sarhoş oldu.<br />
O Vahiy Kâtibi de kuşun sesini duyup kendini de o kuşla eşit sandı.<br />
Fakat kuş, bir kanat vurup onu kör etti işte... Onu ölümün ve elemin ta dibine kadar götürdü.<br />
Kendinize gelin, sizde bir akis, yahut zan yüzünden göklerdeki duraklarınızdan düşmeyesiniz.<br />
3415. Hârût’la Mârût’sanız da, “ Biz sana saf saf ibadet ediyoruz” damının üstünde herkesten ileriyseniz de.<br />
Kötülerin kötülüklerine acıyın. Benliğin kendini görüp beğenmenin etrafında dolaşmayın.<br />
Kendinize gelin. Allahgayreti, pusudan çıkmayı görsün; baş aşağı yerin dibine gidersiniz.<br />
İkisi de dediler ki: “ Tanrı, ferman senin,senin ihsanın, senin koruman olmazsa nerede bir ihsan, nerede bir koruyan ”<br />
Hem bunu söylemekte, hem de yeryüzüne inip hükmetmek için yürekleri oynamaktaydı. “ Bizden kötülük gelir mi Biz ne güzel kullarız!”<br />
diyorlardı.<br />
3420. Bunların bu gurur ve istekleri, kendilerini rahat bırakmadı: nihayet bunları kendilerini beğenmiş bir hale soktu.<br />
“Ey toprağa, suya, yere, ateşe mensup insanlar, ey ruhanilerin temizliğinden haberi olmayanlar.<br />
Biz şu gökyüzünün üstünde perdeler dokuyor, yeryüzüne inip şadırvanlar kuruyoruz.<br />
Adalet yapar, ibadet eder; her gece yine göklere uçar gideriz.<br />
Bu suretle de şu devrin şaşılacak büyükleri olur, yeryüzüne adalet ve emniyeti yayarız” diyorlardı.<br />
3425. Gökyüzü ahvalini yeryüzüne kıyas ettiler, fakat bu kıyas, doğru değil... Arada büyük bir fark var!<br />
Halini, neşe ve sarhoşluğunu cahillerden saklamak lâzımdır<br />
Perde altına girmiş olan Hakîmin sözünü dinle: Şarap içtiğin yere baş koy, yat.<br />
Meyhaneden çıkıp yol, yanılan sarhoş, çocukların maskarası ve oyuncağı olur.<br />
Her tarafa, her yola, çamurların içine düşer, her ahmak da ona güler.<br />
O bu haldeyken onun sarhoşluğundan, içtiği şarabın neşe ve zevkinden haberleri olmayan çocuklar peşine takılırlar.<br />
<br />
3430. Allahsarhoşundan başka bütün halk, çocuktur. Heva ve hevesinden kurtulmuş kişiden başka baliğ yoktur.<br />
Allah“ Dünya kuru bir istek, faydasız bir oyuncaktan ibarettir, siz de çocuklarsınız.” Dedi. Allahdoğru buyurur.<br />
Oyuncağı terk etmedikçe çocuksun. Ruh arınmadıkça nasıl temiz olabilirsiniz<br />
Dünyada daima istenen, peşinde koşulan, bir türlü terk edilemeyen bu şehvet; bil ki çocukların cimaı gibidir.<br />
Çocuğun cimaı nedir ki Bir Rüstem’in, bir yiğidin cimaına nispetle oyundan ibaret.<br />
3435. Halkın savaşı da çocukların savaşı gibidir. Tamamı ile mânasız, esassız ve hor!<br />
Hepsi sopadan kılıçlarla savaşırlar. Hepsi faydasız bir şeyle uğraşıp dururlar.<br />
Hepsi, bu bizim Burak’ımız Düldül yürüyüşlü atımız diye bir sopaya binmiştir.<br />
Sırtlarında yük var, fakat bilgisizliklerinden kendilerini yüksek görüp ata binmiş, yol gidiyor sanırlar.<br />
Hele dur... halk atlıları, bir gün atlarını sürerek dokuz kat gökten geçsinler de bak!<br />
3440. O gün ruh ve melek Allah’ya yücelir. Ruhun yücelmesinden gök titrer!<br />
Siz ise umumiyetle çocuklar gibi eteğinize binmişsiniz... Ata binmiş gibi eteğinizin ucunu tutmuşsunuz!<br />
Allah’dan “ Şüphe yok ki zan fayda vermez” hükmü gelmiştir. Zan merkebi nerede gökler koşacak<br />
İki türlü zan olursa kuvvet hangisindeyse o tercih edilir. Fakat güneş zuhur etti mi... onun varlığında ve parlaklığında inat edilmez.<br />
İşte o zaman bindiğiniz şeyleri görürsünüz; anlarsınız ki ancak ayaklarınıza binmişsiniz...<br />
3445. Vehmi, fikri, duyguyu, anlayışları sopa gibi çocuk atı bil!<br />
Gönül ehlinin ilimleri, kendilerini taşır. Ten ehlinin ilimleriyse kendilerine yüktür.<br />
Gönle uran, adamı gönül ehli yapan ilim; insana fayda verir. Yalnız tene tesir eden, insana mal olmayan ilim yükten ibarettir.<br />
Allah“ Yahmilü esfâra-Tevrat’ı bilip onunla amel etmeyen kitap taşıyan eşeğe benzer” dedi. Allah’dan olmayan bilgi yüktür.<br />
Allah’dan vasıtasız olarak verilmeyen ilim, gelini süsleyen kadının ona sürdüğü renk gibi diri kalmaz, uçup gider.<br />
3450. Fakat bu yükü iyi çekersen yükünü alırlar, rahat ettirirler.<br />
Heva ve heves uğrunda o bilgi yükünü taşıma ki içindeki ilim ambarını göresin.<br />
İlmin rahvan atına bindikten sonra sırtından yükü alırlar.<br />
Allahkadehi olmadıkça heva ve heveslerden nereden geçeceksin Ey Allah’ya ait yalnız “Hu” ismine kani olan!<br />
Sıfattan, addan ne doğar Hayal! O hayal, sahibine ancak vuslat delili olur.<br />
3455. Medlulü olmayan bir delalet edici hiç gördün mü Yol olmadıkça katiyen gül de olmaz...<br />
Hakikatı olmayan bir adı hiç gördün mü; yahut Kâf ve Lâm harflerinden gül topladın mı<br />
Mademki ismi okudun; var, müsemmayı da ara. Ayı gökte bil derede değil!<br />
Addan ve harften geçmek istersen hemencecik kendini tamamı ile kendinden arıt (yok ol!)<br />
Demir gibi demirlikten çık, renksiz bir hale gel. Riyazatta tozsuz passız bir ayna ol!<br />
3460. Kendini kendi vasıflarından arıt ki asıl kendi sâf, pak zatını göresin.<br />
O vakit kitap, müzakereci ve üstat olmaksızın gönlünde peygamberlerin ilimlerini görür bulursun.<br />
Peygamber “ ümmetimden öyleleri vardır ki onlar, benimle aynı yaratılıştadırlar, benimle aynı himmete sahiptirler.<br />
Ben onları hangi nurla görüyorsam onların canları da beni mutlaka aynı nurla görür” dedi.<br />
Bunlar Peygamberi, Sahîhayn kitapları, hadîsler, hadîsi rivayet edenler olmaksızın, bunlara hacet kalmaksızın abıhayat kaynağında<br />
(gönüllerinde) görürler.<br />
3465. “Kürt olarak yattık” sırrını bil, “ Arap olarak sabahladık” sırrını oku!<br />
Gizli ilme dair bir misal istersen Rum halkıyla Çinlilere ait hikâyeyi söyle:<br />
Rum halkıyla Çinlilerin ressamlıkta bahse girişmeleri<br />
Çinliler “ Biz daha mahir ressamız, dediler. Rum halkı da dedi ki: “ Bizim maharetimiz daha üstündür.”<br />
Padişah “Sizi imtihan edeceğim; bakalım hanginiz dâvasında haklı” dedi.<br />
Çinlilerle Rum diyarı ressamları hazırlandılar; Rum diyarı ressamları ilimlerine daha vakıf kişilerdi.<br />
3470. Çin ressamları “ Bize bir hususi oda verin, bir oda da sizin olsun” dediler.<br />
Kapıları karşı karşıya iki oda vardı. Bir tanesini Çin ressamlar aldı. Öbürünü de Rum ressamları.<br />
Çinliler, padişahtan yüz türlü boya istediler. Yüce padişah bunun üzerine hazinesini açtı.<br />
Çinlilere her sabah hazineden boyalar verilmekteydi.<br />
Rum ressamları “ Pas gidermekten başka ne resim işe yarar, ne boya!” dediler.<br />
3475. Kapıyı kapatıp duvarı cilâlamaya başladılar. Gök gibi tertemiz, sâf ve berrak bir hale getirdiler.<br />
İki yüz çeşit renge boyanmaktansa renksizlik daha iyi. Renk bulut gibidir. Renksizlikse ay.<br />
<br />
Bulutta parlaklık ve ziya görürsen bil ki yıldızdan aydan ve güneştendir.<br />
Çinli ressamlar işlerini bitirdiler. Hepsi de yaptıkları resimlerin güzelliğine sevinmekteydiler.<br />
Padişah kapıdan içeri girip odadaki resimleri gördü. Hepsi akıldan, idrakten dışarı, fevkalâde güzel şeylerdi.<br />
3480. Ondan sonra Rum ressamlarının odasına gitti. Bir Rum ressamı, karşı odayı görmeye mâni olan perdeyi kaldırdı.<br />
Öbür odada Çin ressamlarının yapmış oldukları resimlerle nakışlar, bu odanın cilâlanmış duvarına vurdu.<br />
Orada ne varsa burada daha iyi göründü; resimlerin aksi, âdeta göz alıyordu.<br />
Oğul Rum ressamları sofilerdir. Onların; ezberlenecek dersleri kitapları yoktur.<br />
Ama gönüllerini adamakıllı cilâlamışlar, istekten, hırstan, hasislikten ve kinlerden arınmışlardır.<br />
3485. O aynanın sâflığı, berraklığı gönlün vasfıdır. Gönle hadsiz hesapsız suretler aksedebilir.<br />
Gaybın suretsiz ve hudutsuz sureti, Musa’nın gönül aynası da parlamış, koynuna sokup çıkardığı elde görünmüştür.<br />
O suret göğe, arşa, ferşe, denizlere, ta en yüce gökten, denizin dibindeki balığa kadar hiçbir şeye sığmaz.<br />
Çünkü bütün bunların hududu, sayısı vardır. Halbuki gönül aynasının hududu yoktur.<br />
Burada akıl, ya susar, yahut şaşırıp kalır. Sebebi de şu : Gönül mü Allah’dır, Allahmı gönül<br />
3490. Hem sayılı hem sayısız olan (hem kesrete dalan, hem vahdeti bulan) gönülden başka bir nakşın aksi geçip gider, ebedî değildir.<br />
Fakat ezelden ebede kadar zuhur ede gelen her yeni nakış, gönle akseder, orada perdesiz, apaçık surette tecilli eder.<br />
Gönüllerini cilâlamış olanlar; renkten, kokudan kurtulmuşlardır. Her nefeste zahmetsizce bir güzellik görürler.<br />
Onlar, ilmin kabuğundaki nakşı bırakmışlar, Aynel yakîn bayrağını kaldırmışlardır.<br />
Düşünceyi bırakmışlar, âşinalık denizini bulmuşlar, bilişikte yok olmuşlardır.<br />
3495. Herkes ölümden ürker, korkar. Bu kavimse ona bıyık altından gülmektedir.<br />
Kimse onların gönlüne galip gelmez. Sedefe zarar gelir, inciye değil.<br />
Onlar fıkhı ve nahvı terk etmişlerdir ama mahvolmayı ve yokluğu ihtiyar etmişlerdir.<br />
Sekiz cennetin nakışları parladıkça onların gönül levhine vurur, orada tecelli eder.<br />
Allah’nın doğruluk makamında oturanların, orasını yurt edinenlerin derecesi; arştan da yücedir, kürsüden de, boşluktan da!<br />
Peygamber Aleyhisselâm’ın, Zeyd’e “Bugün nasılsın, nasıl kalktın ” diye sorması, onun da “Mümin olarak ey Allahelçisi diye cevap vermesi<br />
3500. Peygamber bir sabah Zeyd’e “ Ey temiz ve sâf arkadaş, sabahı nasıl ettin Diye sordu.<br />
Zeyd: “ Mümin bir kul olarak” deyince “ İman bağın yeşermiş, çiçekler açmışsa nişanesi nerede ” dedi.<br />
Zeyd dedi ki: “ Gündüzleri susuz geçirdim, geceleri aşktan, yanıp yakılmadan uyumadım.<br />
Mızrak kalkandan nasıl geçerse ben de gündüzlerden, gecelerden öyle geçtim. (onlar beni tutamadıkları gibi onlardan bana bir şey de<br />
bulaşmadı.)<br />
Ondan dolayı bence bütün şeriatler, bütün dinler birdir. Bence yüz binlerce yılla bir saat aynı.<br />
3505. Ezelle ebed birleşti. Fakat akıl, kabiliyetsizliğinden buraya yol bulamaz.”<br />
Peygamber “Peki, o yoldan, bu diyarın anlayışınca, bu diyar akıllılarının harcına getirdiğin bir hediye var mı, nerede Çıkar bakalım!” dedi.<br />
Zeyd dedi ki: “ halk, gökyüzünü nasıl görürse ben de arşı, arştakilerle beraber öyle görüyorum.<br />
Benim önümde sekiz cennetle yedi cehennem, şaman önündeki put gibi apaçık ve meydanda.<br />
Halkı, değirmende buğdayı arpadan fark edercesine teker ,teker tanıyorum.<br />
3510. Cennetlik kim, yabancı nerede Bence yılan ve balık gibi apaşikâr.<br />
“ Kıyamet günü, bazı yüzler ak olur, bazıları kara...” Sırrı, şimdiden meydana çıktı. Bu halkın bir kısmının yüzü ak, bir kısmının kara.”<br />
Hakikatte bazı ruhlar, bundan önce de ( dünyaya gelmeden de) ayıplıydı. Fakat ana rahminde olduğu için hali, halka gizliydi.<br />
Şakî, ana karnında şakî olur (fakat bilinmez) Cisim âlemindeyse cisimdeki hallerden, ruhun halleri de anlaşılır.<br />
Vücut da ana gibi can çocuğuna gebedir. Ölüm, doğmak derdi ve kıyamettir.<br />
3515. Bu dünyada geçmiş canların hepsi, “ O ferahlı can acaba nasıl doğacak ” diye beklemektedirler.<br />
Zenciler, o mutlaka bizdendir derler. Beyazlar da, imkânı yok... O çok güzel olacak, derler.<br />
Vücudun canı, ahiret âlemine doğunca artık beyaz, kara ihtilafı kalmaz.<br />
Kara ise Zenciler alıp götürürler, beyazsa kendi cinslerinden olan bu çocuğu, beyazlar alıp götürürler.<br />
Fakat doğmadıkça anlamak, âlemdeki müşkül işlerdendir. Çünkü henüz doğmamış çocuğun nasıl olduğunu bilen azdır.<br />
3520. Bunu anlayan kişi, ancak Allahnuruyla bakıp gören kişidir. Böyle olan zat, bâtına da nüfuz edebilir.<br />
Nutfenin aslı beyaz renkli ve hoştur. Fakat beyaz kişinin canının aksi;<br />
Nutfeye renk verir, onu en güzel şekle sokar; kara kişinin canının aksi de bir kısım halkı, en aşağılık bir renge, en bayağı bir şekle sürer,<br />
götürür.<br />
Bu söze nihayet yoktur. Sen yine atını sür de biz kervandan geri kalmayalım.<br />
Bir gün her zümrenin önünde, saman çöpü müsün , dağ mı. Hindu musun, Türk mü Meydana çıkar.<br />
<br />
3525. Hindu ile Türk, ana karnında belli olmaz. Fakat doğunca zayıf mı kuvvetli mi... herkes görür anlar.<br />
Zeyd’in Peygamber Sallâllahu Aleyhi Vesellem’e “Halkın ahvali bence gizli değildir, apaçıktır” diye cevap vermesi<br />
Zeyd “ Ben halkı, kadın, erkek... Herkesi, kıyamet günündeymiş gibi apaçık görüyorum.<br />
Hemen şimdicik söyleyeyim mi Yoksa kapayayım mı ” dedi. Mustafa, dudağını ısırarak sus demek istedi.<br />
Zeyd dedi ki: “Ey AllahPeygamberi, haşir sırrını söyleyeyim de bugün dünyada kıyameti koparayım mı<br />
Müsaade et bana, perdeleri yırtayım da aslım, mahiyetim güneş gibi parlasın;<br />
Güneş benim nurumdan tutulsun... Hurma ağacı (gibi meyveliler) ile söğüt ağacını (gibi meyvesizleri) göstereyim.<br />
3530. Kıyamet sırrını açayım, halis altın para ile ayarı bozuk parayı izhar edeyim.<br />
Elleri kesik Eshab-ı Simal-ı küfür rengiyle al rengi...<br />
Tutulmayan, gidilmeyen ayın ziyasında yedi nifak deliğini...<br />
Şakîlerin pırtıl elbiselerini göstereyim. Peygamberlerin davullarını, nöbetlerini duyurayım.<br />
3535. Cehennemi, cennetleri, ikisinin arasındaki A’raf’ı apaçık olarak kâfirlerin gözlerinin önlerine getireyim.<br />
Kevser Havuzunun çoşmakta olduğunu... suyunun, cennetliklerin yüzlerine vurmakta. “İç, İç!” diye seslenmekte ve bu sesin de kulaklarına<br />
gelmekte bulunduğunu...<br />
Susuzların, havuzun etrafında koşup durduklarını apaçık göstereyim.<br />
Onların omuzları omuzlarıma sürünmekte, naraları kulağıma gelmekte.<br />
İşte gözümün önünde... Cennet ehli, dilekleriyle birbirlerini kucaklamışlar;<br />
3540. Birbirlerinin ellerini ziyaret ediyor, musafahada bulunuyorlar, dudaklarından buseler yağmalıyorlar.<br />
Aşağılık kişilerin hasret naralarından, “ ah, ah” diye bağrışmalarından kulağım sağır oldu.<br />
Bu söylediklerim ancak işaretlerden ibarettir. Daha derin söylerim ama Peygamberi incitmekten korkuyorum.”<br />
Zeyd, böylece sarhoş, harap bir surette söyleyip duruyordu. Peygamber, yakasını büktü.<br />
Dedi ki: “ Kendine gel, atın pek hızlı gidiyor, yuları çek. “Allahhaya etmez” hükmünün aksi vurdu, utanma ortadan kalktı.<br />
3545. Aynan, kılıftan çıktı. Ayna ve terazi yalan söyler mi<br />
Ayna ile terazi, kimse incinmesin, utanmasın diye sözünü saklar mı<br />
Ayna ile teraziye yüzlerce yıl hizmet etsen onlar yine doğrucu ve kadri yüce mihenklerdir.<br />
Sen benim sırrımı sakla, doğruyu gizle; sen de eksik gösterme, fazla göster, ( diye yalvarsan bile)<br />
3550. Onlar sana “ Kendini maskara etme ayna, terazi nerede; hile düzen nerede<br />
Tanrı, hakikatlerin bizim vasıtamızla anlaşılması için kadrimizi yüceltti.<br />
Eğer bu doğruluğumuz olmasaydı ne değerimiz olurdu; iyilerin yüzünü nasıl ağartırdık ” derler.<br />
Fakat sen, gönlüne Sinâ dağındaki Allahtecellisi vurduysa bile yine aynayı koynuna koy!”<br />
Zeyd, “ Allahgüneşi, ezeli güneş, hiç koltuğa sığar mı<br />
Aslı olmayan şeyleri de yırtar, yakar; koltuğu da. Önünde ne delilik kalır, ne akıllılık!” dedi.<br />
3555. Peygamber dedi ki: “ Bir parmağını gözünün üstüne koydun mu... dünyayı güneşsiz görürsün.<br />
Bir parmak bile, aya perde oluyor. İşte bu padişahın ayıp örtücülüğüne alâmettir.<br />
Bu suretle bir nokta ( gibi olan parmak), cihanı örter; bir sürçme de güneşi küsufa uğratır.<br />
Dudağını yum, denizin dibine bak. Tanrı, denizi, insana mahkûm etmiştir.<br />
Nitekim Selsebîl ve Zencebîl ırmakları da Allah’nın cennete koyduğu kulların hükmü altındadır.<br />
3560. Cennetin dört ırmağı bizim hükmümüzdedir.<br />
Fakat bu gücümüzden, kuvvetimizden değil...Allahemriyle böyledir.<br />
Bu ırmaklar, büyücülerin hükümlerine uyan büyüler gibi bizim hükmümüzdedir; onları nereye istersek oraya akıtırız.<br />
Bu akıp duran ve gönlün hükmü altında, canın fermanına tâbi bulunan iki göz çeşmesi gibi...<br />
Gönül dilerse gözler; zehrin, yılanların bulunduğu tarafa gider; gönül dilerse baktığı şeylerden ibret alır.<br />
Gönül dilerse görülen şeylere bakar; gönül dilerse örtülü , gizli şeylere akar.<br />
3565. Gönül dilerse, gözleri külliyat tarafına sevk eder; gönül dilerse cüziyatta hapseyler.<br />
Bu beş duygu da ( çeşmelerdeki lüleler, nasıl çeşmeye tâbi ise) aynı tarzda gönle tâbidir. Onun muradınca ve onun emrine göre iş görür.<br />
Gönül ne tarafı işaret ederse beş duygu da eteklerini toplayıp o tarafa gider.<br />
Musa’nın elindeki sopa nasıl Musa’ya tâbi ise el, ayak da apaçık gönlün emrine tâbidir.<br />
Gönül isterse ayak, raksa girer, yahut yavaş yürürken hızlı yürümeye başlar.<br />
<br />
3570. Gönül isterse el, parmaklarla hesaba girişir, yahut kitap yazar.<br />
El, gizli bir elin hükmündedir. O gizli el içerdedir, dışarıya teni dikmiş, kendisine onu vekil etmiştir.<br />
Gönül dilerse el, düşmana bir ejderha kesilir. Gönül dilerse sevgiliye yardımcı olur.<br />
Gönül dilerse el, yemek için kepçedir, on batmanlık gürz.<br />
Acaba gönül, bunlara ne söylüyor ki Bu ne şaşılacak vuslat, bu ne gizli sebep!<br />
3575. Gönül, acaba Süleyman Mührünü mü ele geçirdi ki bu beş duygunun yollarını istediği gibi işaret etmekte!<br />
Beş zâhirî duygu dışarıda kolayca onun mahkûmu olmuş, beş bâtınî duyguda içeride onun memuru...<br />
On duygu bunlardan başka yedi endam... Daha da dille söylenmeyecek kadar çok kuvvetler... Gayri sen say.<br />
Gönül mademki ululukta sen de bir Süleyman’sın...Parmağındaki saltanat yüzüğüyle perilere, şeytanlara hükmet!<br />
Bu saltanatta hileye sapmazsan o üç şeytan, senin parmağından yüzüğü alamaz.<br />
3580. Gayri adın, sanın, bütün dünyayı tutar. Cismin gibi iki cihan senin hükmüne uyar.<br />
Fakat şeytan elindeki yüzüğü alırsa padişahlık bitti, bahtın öldü demektir.<br />
Allahkulları, eğer iş böyle olursa bundan böyle kıyamete kadar ancak ve ancak “ Ah hasretlik!” der, durursunuz.<br />
Hadi, tutalım, kendi hileni inkâr edersin; canını teraziyle aynadan nasıl kurtaracaksın ”<br />
”Getirdiğimiz turfanda meyveleri o yedi” diye kölelerle kapı yoldaşlarının, suçlarını Lokman’ın üstüne atmaları<br />
Lokman, efendisinin hizmetinde bulunan köleler arasında hor, hakîr görünmekteydi.<br />
3585. Efendi rahatça yesin, eğlensin diye kullarını meyve getirmek üzere bağa gönderdi.<br />
Lokman, kullar içinde, âdeta onlara tâbi bir kuldu. İçi mânalarla dolu, görünüşü gece gibi kapkaranlıktı.<br />
Köleler topladıkları meyveleri, tamah edip bir iyice yediler.<br />
Efendilerine de “ Lokman yedi” dediler. Efendi, Lokman’a yüzünü ekşitti, ağır bir tavır takındı.<br />
Lokman bunun sebebini araştırıp anlayınca efendisine dargın bir tarzda ağzını açıp.<br />
3590. “ Efendi; hain kul, Allahyanında, onun rızasını kazanmış bir kul olmaz.<br />
Ey kerem sahibi! Hepimizi imtihan et. Bize fazlasıyla sıcak su içir.<br />
Ondan sonra beni büyük bir sahraya çıkar. Sen atlı olarak koş, bizi de yaya olarak koştur.<br />
O zaman kötülük yapanı gör, sırları açan Allah’nın işlerini seyret” dedi.<br />
Efendi, kullara sâki oldu, sıcak suyu içirdi. Onlarda korkularından içtiler.<br />
3595. Sonra onları ovalarda koşturmaya başladı. Kullar aşağı yukarı koşup duruyorlardı.<br />
Nihayet iyice yoruldular, kusmaya başladılar. İçtikleri su yedikleri meyvelerin hepsini çıkardı.<br />
Lokman’ın da gönlü bulandı, o da kustu. Fakat onun karnından halis su geldi.<br />
Lokman’ın hikmeti bunu göstermeyi bilirse, varlığın Rabbi olan Allah’nın hikmeti nelere kadir değildir<br />
Kıyamet gününde bütün sırlar çıkacak, bilinip görülecek. Sizin de bilinmesini istemediğiniz sır meydana çıktı.<br />
3600. Sıcak suyu içtikleri gibi kendilerini rüsvay edecek sırları tamamı ile açığa vurulmuş oldu.<br />
Taş; ateşle sınanacağı ( ateş içinde parçalanıp yumuşayacağı, eriyebileceği) için kâfirler, ateşe atılırlar, onların azabı ateşle olur.<br />
O taş gibi gönle biz kaç kereler yumuşak sözler söyledik, fakat öğüt almadı.<br />
Damarda da kötü yara olursa oraya kötü ilâç konur, eşeğin başına köpeğin dişi lâyıktır.<br />
“Habîs olan şeyler habîsler içindir” hükmü bir hikmettir. Çirkine münasip olan çirkin eştir.<br />
3605. Şu halde sen de hangi eşi dilersen yürü, onu al. Allah’da mahvol, onun sıfatlarını kazan!<br />
Nur istersen nura istidat kazan; Allah’dan uzaklık istersen kendini gör, uzaklaş!<br />
Yok, eğer bu harap zindandan kurtulmaya bir yol istersen sevgiliden baş çekme, secde et de yaklaş!<br />
Zeyd’in, Peygamber Sallâllahu Aleyhi Vesellem’e cevabı, bu hikâyenin sonu<br />
Bu sözün sonu yoktur. Zeyd; kalk, natıka Burak’ını bağla!<br />
Söz söylemek kabiliyeti ayıbı açar; gayb perdelerini yırtar.<br />
3610. Tanrı, nice yerlerde gaybı ister. Şu davulcuyu sür, yolu kapa.<br />
Atını hızlı sürme, yuları çek. Sırların gizli kalması, herkesin gizli zannından mesrur olması daha iyi.<br />
<br />
Hak kendisinden ümit kesenlerin de bu ibadetten yüz çevirmemelerini istemektedir;<br />
Onlar da bir ümide kapılsınlar, birkaç gün o ümidin maiyetinde koşup dursunlar;<br />
Allah’nın merhameti herkese şâmil olduğundan diler ki o rahmet, herkesi aydınlatsın.<br />
3615. Her bey, her esir, ümit ve korkuyla Allah’dan çekinsin.<br />
Bu ümit ve korku: herkes bu perdenin ardında beslenip yetişsin diye perde ardına girmiştir.<br />
Ümit ve korku perdesini yırttın mı... Gayb, bütün şâşâasıyla ortaya çıkar.<br />
Bir genç dere kıyısında balık tutan birisini görüp, “Bu balıkçı Süleyman olmalı” diye zanna düştü.<br />
Süleyman’sa neden yalnız ve gizlenmiş; değilse nasıl oluyor da bu derece Süleyman’a benziyor ”<br />
3620. Süleyman tekrar müstakil bir padişah oluncaya kadar gönlünde bu şüphe vardı.<br />
Dev, onun tahtından, diyarından yıkılıp gitti; baht kılıcı, o şeytanın kanını döktü.<br />
Yine yüzüğünü parmağına taktı dev ve peri askerlerini yine başına topladı.<br />
Halk, seyretmek için tapuya geldiler, düşünceye kapılmış olan genç de onların arasına katılıp huzura vardı.<br />
Süleyman’ın parmağında yüzüğü görünce düşüncesi, kuruntusu tamamı ile geçti.<br />
3625. Vehim, işin gizli, kapalı olduğu zamandadır. Bu araştırma görünmeyen şey içindir.<br />
Ortada olmayan şeyin kuruntusu, büyüdükçe büyür. Fakat gaypta olana şey, meydana çıktı mı, kuruntu geçer.<br />
*Gerçi bir şeyin hakikatini izhar etmek esasen kemaldir ve canları kuruntudan kurtarır;<br />
*Fakat gayba imanın, görünen şeye inanmaya nispetle bire yüz fazileti vardır. Bunu iyice bil de şüphe ve tereddütten kurtul!<br />
Nurlu gökyüzü yağışsız olmaz ama kara yeryüzü de nebatatı yetiştirmeden vazgeçmez.<br />
Bana gayba iman edenler gerek... Onun için bu fâni konağın penceresini örttüm.<br />
Nasıl izhar eder de gökleri yarar, açarım; eğer hakikatleri meydana korsam, nasıl “ Bunda bir ayıp, bir noksan gördün mü ” diyebilirim<br />
3630. Bu karanlıkta arayıp taradıkça herkes, yüzünü bir tarafa çevirir;<br />
İşler bir zaman aksine gider; hırsız, polisi dar ağacına sürükler...<br />
Böylece bir nice sultan, bir nice yüce himmetli, bir müddet kendi kuluna kul olur.<br />
Kul, efendisinin huzurunda değilken de kulluğunu korur, itaatten çıkmazsa bu kulluk iyi ve hoş bir kulluktur.<br />
Bu padişahın önünde onu öğen kişi nerede, padişah yokken bile ondan utanıp çekinen nerede.<br />
3635. Memleket ucunda, padişahtan saltanat sayesinden uzak bir kale dizdarı;<br />
Kaleyi düşmanlardan korur, orasını sayısız mal ve para verse bile satmaz,<br />
Padişah orada değilken, hudut boylarında, padişahın huzurundaymış gibi vefakârlıkta bulunursa;<br />
O dizdar; elbette padişahın yanında, huzurunda bulunan ve can feda eden kişilerden daha değerlidir.<br />
Şu halde yarı zerre miktarı, fakat gaibane emir tutmak; emredicinin huzurunda kulluk etmek ve emrine uymaktan yüz binlerce defa üstündür.<br />
3640. Kulluk ve iman, şimdi makbuldür. Fakat ölümden sonra her şey meydana çıkınca inanmak, bir işe yaramaz.<br />
Hakikatın kapalı, örtülü olması ve gayba inanmak daha iyi, daha makbul olunca ağzın kapalı, dudağın yumuk olması elbette iyidir.<br />
Kardeş, sözden el çek ki bizzat Tanrı, sende Ledün ilmini meydana çıkarsın.<br />
Güneşin varlığına delil kendisi yeter. Allah’dan daha ulu şahit kimdir<br />
Hayır... söyleyeceğim çünkü Kur’an’da şahadet hususunda hep beraberce Allahda anılmıştır, melek de âlimler de.<br />
3645. Allahda şahadet eder, melekler de, bilgili kişiler de: Şüphe yok ki Rabb, ancak daimî Allah’dır...<br />
Hak, şahadet edince melek kim oluyor ki şahadette Allahile müşterek olsun!<br />
Çünkü ziyaya tahammül edemeyen zavallı gözlerle biçare gönüllerin güneşin nuruna ve güneşe takatleri yoktur.<br />
Bu çeşit gözler, böyle gönüller, yarasaya benzerler. Yarasa güneşin ışığına, güneşin hararetine tahammül edemez, ümidini keser ( güneşten<br />
mahrum kalır)<br />
Gökyüzünde cilve eden güneşe şahadette, melekleri de bize dost, bize eş bil!<br />
3650. “ Biz o tek güneşten nurlandık, güneşin halifesi gibi zayıfları nurlandık” diye şahadet ederler.<br />
Her melek; yeni ay, yahut üç günlük ay, yahut da dolunay gibi kemal, nur ve kudret sahibidir.<br />
O şûle; üçer, dörder kanatlı meleklerin her birine, mertebelerine göre vurmakta, onları nurlandırmaktadır.<br />
Meleklerin kanatları insanların akıl kanatlarına benzer. İnsanların akılları arasında da çok fark vardır.<br />
İyilikte olsun, kötülükte olsun her insana kendisine benzer bir melek arkadaştır.<br />
3655. Gözü tahammül edemediği için çipile, yıldız ışık verir, o da bu suretle yol bulur.<br />
Peygamber Sallâllahu Aleyhi Vesellem’in Zeyd’e “Bunun sırrını faşetme; gözet!” demesi<br />
<br />
Peygamber “ Sahabem yıldızlar gibi yola gidenlere ışık, şeytanlara taştır” dedi.<br />
Herkes uzaktan görebilseydi gökyüzündeki güneşle nurlanırdı.<br />
Ve ey aşağılık kişi, güneşin nuruna delalet etmek üzere yıldıza ne lûzum kalırdı<br />
Ay; buluta, toprağa ve gölge der ki: “Ben de sizin gibi insanım. Ancak bana vahiy geliyor.<br />
3660. Ben de yaratılışta sizin gibi karanlıktım. Fakat vahiy güneşi, bana böyle bir nur verdi.<br />
Güneşlere nispetle biraz karanlığım, fakat insanların karanlıklarına nispetle nurluyum.<br />
Tahammül edebilesin diye nurum zayıf. Çünkü sen parlak güneşin eri değilsin.<br />
Balla sirkeden meydana gelen sirkengebin gibi ben de nurlu zulmetten meydana geldim ve bu suretle kalp hastalığına yol buldum, faydalı<br />
oldum.<br />
Hasta adam hastalıktan kurtulunca sirkeyi bırak bal yiye gör.”<br />
3665. Gönül tahtı, heva ve hevesten arındı; gönülde “Er Rahmânu alel arşistevâ” sırrı zuhur etti.<br />
Bundan sonra Hak, gönle vasıtasız hükmeder. Çünkü gönül bu rabıtayı buldu.<br />
Bu sözün de sonu yoktur. Zeyd nerede Ona rüsvay olmak iyi değildir, diyeyim!<br />
Zeyd’in hikâyesine dönüş<br />
Artık Zeyd’i bulamazsın, o kaçtı; kapı yanındaki son saftan fırladı, papuçlarını bile bıraktı!<br />
Sen kim oluyorsun Zeyd bile, üstüne güneş vurmuş yıldız gibi kendisini kaybetti, bulamadı!<br />
3670. Ondan ne bir nakış bulabilirsin, ne bir nişan... Hattâ ne de saman uğrusu yoluna gidebilmek için bir saman çöpü!<br />
Duygularımızla sonu gelmeyen sözümüz, sultanımızın bilgi nurunda mahvoldu.<br />
(Bu mazhariyete erenlerin) duygularıyla akılları iç âlemde “Ledeynâ Muhdarûn” denizinde dalgalanmakta, dalga dalga üstüne, çoşup<br />
durmaktadır.<br />
Fakat gece olunca gene teklif ve icazet vakti gelir; gizlenmiş yıldızlar işlerine, güçlerine koyulurlar.<br />
Allahakılsızların akıllarını kulaklarında halka halka küpeler olduğu halde geri verir.<br />
3675. Hepsi hamdüsena ederek ayaklarını vurur, ellerini çırpar, nazlı nazlı “Rabbimiz bizi dirilttin bize hayat verdin” derler.<br />
O çürümüş deriler, dökülmüş kemikler, yerden tozlar koparan atlılar kesilir;<br />
Kıyamet günü, şükrederek, yahut kâfir olarak yokluktan varlığa hamle ederler.<br />
Niçin başını çevirir, görmezlikten gelirsin Önce yoklukta da böyle baş çevirmemiş miydin<br />
“Beni nerede yerimden tedirgin edecek Deyip yoklukta da böyle ayağını diremiştin.<br />
3680. Allah’nın sun’u; görmüyor musun Nasıl seni alnındaki perçemden tutup çekerek:<br />
Evvelce hatırı hayalinde olmayan bu çeşit hallere uğrattı.<br />
O yokluk da daima Allah’ya kuldur. Ey dev, kulluk et. Süleyman diridir!<br />
Dev, havuzlar gibi kâseler yapmakta; kudreti yok ki bu işi yapmaktan vazgeçsin, yahut emredene bir cevap versin!<br />
Bir kendine bak, yok olmaktan nasıl titreyip durmaktasın Yokluğu da aynen böyle tir tir titrer bil!<br />
3685. Dünya mansıplarını elde etsen bile yine kaybetme korkusundan canın çıkar.<br />
En güzel olan (Güzeller güzeli ) Allah’nın aşkından başka ne varsa can çekişmeden ibarettir, hattâ şeker yemek bile!<br />
Can çekişme nedir Ölüme yaklaşmak, abıhayatı elde edememek.<br />
Halkın iki gözü de toprağa ve ölüme saplanmıştır. Abıhayat var mı, yok mu, bunda yüz türlü şüpheler var.<br />
Sen cehdet de bu yüz şüphen de sana düşsün. Geceleyin yürü ,yol al... Uyudun mu gece gitti gider!<br />
O gündüzü geceleyin ara; karanlıkları yakan o aklı, kendine kılavuz yap!<br />
3690. Kötü renkli gecede çok iyilikler vardır. Abıhayat, karanlıkların eşidir, karanlıktadır.<br />
Böyle yüzlerce gaflet tohumunu ekip durdukça başını uykudan kaldırabilir misiniz<br />
Ölü uyku, ölü lokmaya dost oldu; efendi uyudu, geceleyin iş gören hırsız da hazırlığa koyuldu.<br />
Senin düşmanın kimlerdir Bilmiyorsun. Ateşten yaratılanlar, topraktan yaratılmışların varlığına düşmandır.<br />
3695. Ateş suyun ve oğullarının düşmanıdır. Nitekim su da ateşin canına düşmandır.<br />
Suyun ve çocuklarının düşmanı olduğundan su da ateşi öldürür, söndürür.<br />
Bütün bunlardan sonra ( şunu da bil ki) bu ateş, şehvet ateşidir, günahın suçun aslı ondadır.<br />
Dış âlemdeki ateşi su söndürür. Fakat şehvet ateşi kıyamete kadar sürüp gider.<br />
Şehvet ateşi, su ile sakin olmaz. Çünkü azap ve elem bakımından cehennem tabiatlıdır.<br />
<br />
3700. Şehvet ateşine ne çare var Din nuru. Müminler ;nurunuz kâfirlerin ateşini söndürdü.<br />
Bu ateşi ne söndürür Allahnuru. Bu hususta İbrahim’in nurunu kendine usta yap.<br />
Ki öd ağacına benzeyen bu cismin, Nemrut gibi olan nefis ateşinden kurtulsun!<br />
Şehvet ateşi yanmakla eksilip bitmez. Yanmakla güzelce eksilir, nihayet yok olur.<br />
Bir ateşe odun attıkça o ateş nereden sönecek<br />
3705. Fakat odun atmazsan söner. Çünkü bu çekinme ateşe su serper.<br />
Yüzüne, kalplerin haramdan çekinmesinden kızıllık süren kişinin güzel yüzü, hiç ateşten kararır mı<br />
Allahondan razı olsun, Ömer zamanında şehre ateş düşmesi<br />
Ömer’in zamanında bir yangın oldu. Ateş, taşları bile kuru ağaç gibi yakmaktaydı.<br />
Yapıları, evleri yakmağa, hatta kuşların kanatlarını ve yuvalarını bile tutuşturmağa başladı.<br />
Alevler şehrin yarısını sardı. Su bile ondan korkmakta, şaşırmaktaydı!<br />
3710. Akıllı kişiler, ateşe kovalarla su ve sirke döküyorlar.<br />
Yangın inada gelip alevini artırıyordu. Ona Allahyardım etmekteydi.<br />
Halk Ömer’e yüz tuttular, koşa koşa gidip “Yangınımız suyla sönmüyor ” dediler.<br />
Ömer “O yangın, Allahalâmetlerindendir. Sizin hasislik ateşinizden bir şûledir.<br />
Suyu bırakın yoksullara ekmek dağıtın. Eğer bana tâbi iseniz hasisliği terk edin” dedi.<br />
3715. Halk, Ömer’e “ Bizim kapılarımız açık. Cömert kişileriz, mürüvvet ehliyiz, dediler.<br />
Ömer dedi ki: “ Siz, âdet olduğu için yoksullara ekmek verdiniz, Allahiçin eli açık olmadınız.<br />
Öğünmek, görünmek, nazlanmak için cömertlik etmektesiniz; korkudan. Allah’dan çekinmeden, ona niyaz etme yüzünden değil!”<br />
Mal tohumdur, her çorak yere ekmek; kılıcı her yol vurucunun eline verme!<br />
Din ehlini kin ehlinden ayırt et; Hakla oturanı ara, onunla otur!<br />
3720. Herkes, kendi kavmine ( meşrebine uygun kimselere) cömertlik gösterip mal, mülk verir, Nâdan kişi de bu suretle bir iş yaptım sanır.<br />
Düşmanın, Ali –Keremallahu vechehunun yüzü- ne tükermesi üzerine Emîr-ül Müminîn Ali’nin elinden kılıcı atması<br />
İbadetteki ihlâsı Ali’den öğren, Allahaslanını hilelerden arınmış bil.<br />
Savaşta bir yiğiti atletti, hemen kılıcını çekip üstüne saldırdı.<br />
O, her peygamberin, her velînin öğündüğü Ali’nin yüzüne tükürdü.<br />
Bir yüze tükürdü ki ay, secde yerinde o yüze secde eder.<br />
3725. Ali, derhal kılıcı elinden attı, onunla savaşmadan vazgeçti.<br />
O savaşçı er, bu işe, bu yersiz af ve merhamete şaşıp kaldı.<br />
Dedi ki: “Bana keskin kılıcını kaldırmıştın, neden kılıcı indirdin ve beni bıraktın<br />
Benimle savaşmadan daha âlâ ne gördün de beni avlamadan vazgeçtin<br />
Ne gördün ki bu derecede kızgınken kızgınlığın yatıştı; böyle bir şimşek çaktı, sonra sönüverdi<br />
3730. Ne gördün O gördüğün şeyin aksi bana da vurdu; gönlümde, canımda bir şûle parladı.<br />
Kevinden, mekândan yüce, candan daha iyi neydi o gördüğün ki bize can bağışladı<br />
Yiğitlikte Allahaslanasın, mürüvvette kimsin, bunu kim bilir<br />
Mürüvvette Tih sahrasında Musa’nın bulutusun. O bulutta eşi görülmemiş nimetler, ekmekler yağar.”<br />
Bu bulutlar, çalışıp çabalar, buğday bitirirler. Halk onu pişirip bal gibi tatlı bir hale koyarl.<br />
3735. Halbuki Musa’nın bulutu rahmet kanadını açar, halka zahmetsizce pişmiş ve tatlı nimetler verir.<br />
O bulutun rahmeti, kerem sofrasında pişmiş yemek yiyenler için âlemde bayrak açmıştır.<br />
O vergi ve o ihsan, niyaz ehlinden tam kırk yıl, bir gün bile eksik olmadı.<br />
Nihayet onlar, bayağılıklarından kalkıp pırasa, tere ve marul istediler; onun üzerine kesildi.<br />
3740. Ahmed’in yüce ümmeti için o yemek kıyamete kadar bakidir.<br />
Peygamber’in “Rabbime misafir olurum” demesi ortalığa yayılınca, “O beni doyurur, su verir” sözü, bu mânevi yemekten kinaye oldu.<br />
Bunu, hiç tevil etmeden kabul et ki boğazına bal ve süt gibi lezzetli gelsin.<br />
<br />
Çünkü tevil ihsan edilen şeyi geri vermektir. Çünkü tevilci hakikatı hata görür.<br />
Halbuki bu hata görmesi, aklının zayıflığındandır. Akl-ı Küll içtir, Akl-ı Cüz’i ise deridir.<br />
Kendini tevil et, hadîsleri değil; kendi dimağına kötü de, gülbahçesine değil!<br />
3745. Ey baştanbaşa akıl ve göz olan Ali! Gördüğünden bir parçacık söyle.<br />
Hilim kılıcın canımızı parça parça etti; ilim suyun toprağımızı arıttı.<br />
Açıver; biliyorum, bu Allahsırlarındandır.<br />
Çünkü kılıçsız adam öldürmek, ancak onun işidir.<br />
Tanrı, aletsiz, uzuvsuz bir yapıcıdır. Artıp duran bu hediyelerin vericisi odur.<br />
Akla yüz binlerce şarap tattırır ki onlardan ne iki gözün haberi vardır, ne kulağın!<br />
3750. Ey arşta hoş bir surette evlanıp duran doğan! Bu anda Allah’dan ne gördün Açıkça söyle.<br />
Senin gözün gayb idrakını öğrenmiştir. Orada bulunan başkalrının gözleriyse kapalıdır.<br />
Birisi ayı apaçık görür, öbürüyse dünyayı kapkaranlık.<br />
Diğer birisi de bir yerde üç tane ay görür. Evet, bu üç kişi bir yerde oturmuşlardır:<br />
Üçünün de gözü açık, kulakları duymakta… Fakat bunlar, senin eteğine yapışmışlardır, senin adamlarındır (Hallerini sen bilirsin), benden<br />
kaçıyorlar (ben bunları bilemem).<br />
3755. Bu hal, acaba gabya mensup bir sihir mi, yoksa gizli bir lûtuf mu Sende bir kurt sureti mi var, bende de Yusuf sureti mi<br />
Âlem on sekiz bin, hattâ daha fazla olsa bunların on sekizi bile her göze görünmez.<br />
Ey Aliyyel Mürtezâ, ey kötü kaza ve kaderden sonra güzel kaza ve kader, sırrı aç;<br />
Ya sen akılına geleni söyle, ya ben gönlüme doğanı söyleyeyim.<br />
Bu sır, senden parladı, bana vurdu; nasıl gizleyebilirim Ay gibi, söylemeden nur saçmakta.<br />
3760. Fakat ayın kursu, söze gelirse gece yol alanları hemencecik yola sokar.<br />
Yanlış yola gitmekten de emin olurlar, yoldan çıkmadan da. Ayın sesi, gulyabani sesinden üstün olur.<br />
Ay, söylemeksizin yol gösterirse, söyleyince ne yapmaz, dünyayı ışığa boğar!<br />
Madem ki sen ilim şehrine kapısın, mademki sen hilim güneşine şûlesin;<br />
Ey kapı, kapı arayanlara açıl ki kabuklar içlensin (zâhir ehli, hakikate erişsin)!<br />
3765. Ey rahmet kapısı, ey eşi, naziri olmayan Allahdergâhı, ebede kadar açık kal!”<br />
Her istek, her zerre bir penceredir, fakat kör gönül nasıl olur da “Orada bir kapı vardır” der.<br />
Gözcü, bir kapı açmadıkça gönle, orada kapı olmak ihtimali bile gelmez.<br />
Fakat bir kapı açıldı mı, şaşırır. Tamah ümidinin kuşu uçup gider.<br />
Akıllı bir kişi, bir viranede ansızın define buldu, onun için her viraneye koşuyor.<br />
3770. Sen, yoklukta bir inci bulamadıysan gayri orada ne diye inci arıyorsun<br />
Zan, yıllarca kendi ayağıyla koşsa burnunun direğinden ileriye geçemez (olduğu yerde sayar, durur).<br />
Burnuna gayptan bir koku gelmedikçe, söyle… burnunun ucundan başka bir şey görebilir misin<br />
O kâfirin, Ali –Keremmallahu Vechehu- ye “Bana üstün gelmişken niçin elinden kılıcını attın ” diye sorması<br />
*Bunun üzerine o yeni Müslüman velî sarhoşluk ve lezzetle.<br />
Ali’ye dedi ki: “Ya Emîrel Müminîn, buyur da can; tende, ana karnındaki cenin gibi canlansın, oynasın.<br />
Ey can, yedi yıldız; ana karnına düşen her çocuğu, muayyen müddetlerde ve nöbetle terbiye eder.<br />
3775. Ceninin canlanma zamanı gelince ona yardım eden güneştir.<br />
Cenin, güneşin tesiriyle harekete gelir. Güneş, ona derhal can bağışlar.<br />
Cenine güneş doğmadıkça, güneşin nuru, ona vurmadıkça öbür yıldızların tesiriyle canlanmaz. Onlar, ancak suretine hizmet ederler.<br />
Cenin, ana rahminde güzel yüzlü güneşle bu alâkayı hangi yoldan kazandı<br />
Bizim duygumuzdan gizli olan bir yoldan gökyüzündeki güneşe nice yollar var.<br />
3780. Bir yol var; yakut, o yolla güneşten gıdalanır…Bir yol var; o yolla ve güneşin tesiriyle yakut olur.<br />
Bir yol var, güneş o yola lâli kızıllaştırır. Bir yol var, o yolla nala kıvılcım saçma hassasını verir.<br />
Bir yol var, güneş o yolda meyveleri oldurur… Bir yol var, o yolla korkaklara yürek verir.<br />
Ey kandı aydınlanmış, padişahla ve padişahın koluyla ^şina olmuş doğan, açık söyle!<br />
Ey padişahın ankayı bile avlayan doğanı, ey askerle değil, bizzat ve tek başına ordular kıran,<br />
<br />
3785. Sen, tek başına bir ümmetsin, fakat yüzbinlerce er sayılırsın. Ey bu kulu, himmet doğanına av eden!<br />
Kahır zamanında bu merhamet neden Ejderhayı elden bırakmak kimin yolu ”<br />
Emîr-ül Müminîn Ali –Kerremallahu Vechehu- nun, cevap vermesi ve o sırada kılıcı elinden atmasının sebebi ne olduğunu söylemesi<br />
Ali dedi ki: “Ben kılıcı Allahiçin vuruyorum. Allahkuluyum ten memuru değil!<br />
Allahaslanıyım heva heves aslanı değil... İşim, dinime şahittir.<br />
3790. Ben “Attığın zaman sen atmadın, Allahattı” sırrına mazharım. Ben kılıç gibiyim, vuran o güneştir.<br />
Ben; pılımı pırtımı yoldan kaldırdım; Tanrıdan gayrısını yok bildim.<br />
Bir gölgeyim sahibim güneş... Ona hacibim hicap değil.<br />
Kılıç gibi vuslat incileriyle doluyum; savaşta diriltirim, öldürmem.<br />
Kılıcımın gevherini kan örtmez. Rüzgâr nasıl olur da bulutumu yerinden teprendirebilir<br />
Saman çöpü değil; hilim, sabır ve adalet dağıyım. Kasırga dağı kımıldatabilir mi<br />
3795. Bir rüzgârla yerinden kımıldanıp kopan bir çöpten ibarettir. Çünkü muhalif esen nice rüzgârlar var!<br />
Hışım, şehvet ve hırs rüzgârı, namaz ehli olmayan kişiyi silip süpürür.<br />
Ben dağım; varlığım, onun binasıdır. Hattâ saman çöpüne benzesem bile rüzgârım, onun rüzgârıdır.<br />
Benim hareketim, ancak onun rüzgarıyladır. Askerimin başbuğu, ancak tek Tanrının aşkıdır.<br />
Hiddet, padişahlara bile padişahlık eder, fakat bize köledir. Ben hiddete gem vurmuş, üstüne binmişimdir.<br />
3800. Hilim kılıcım, kızgınlığımın boynunu vurmuştur. Allahhışmıysa bence rahmettir.<br />
Tavanım, damım yıkıldı ama nura gark oldum. Toprak atası ( Ebu Turab) oldumsa da bahçe kesildim.<br />
Savaşırken içime bir vesvese, bir benlik geldi; kılıcı gizlemeyi münasip gördüm.<br />
Bu suretle “Sevgisi Allahiçindir” denmesini diledim; ancak Allahiçin birisine düşmanlık etmeli.<br />
Cömertliğimin Allahyolunda olmasını, varımı yine Allahiçin sakınmamı istedim.<br />
3805. Benim sakınmam da ancak Allahiçindir. Vermem de... Tamamı ile Tanrınınım, başkasının değil.<br />
Allahiçin ne yapıyorsam bu yapışım, taklit değildir; hayale kapılarak, şüpheye düşerek de değil. Yaptığımı, işlediğimi, ancak görerek<br />
yapıyor, görerek işliyorum.<br />
Hüküm çıkarmadan arayıp taramadan kurtuldum. Elimle Allaheteğine yapıştım.<br />
Uçarsam uçtuğum yeri görmekteyim, dönersem döndüğüm yeri.<br />
Bir yük taşıyorsam nereye götüreceğimi biliyorum. Ben ayım, önümde güneş, kılavuzuyum.<br />
3810. Halka bundan fazla söylemeye imkân yok; denizin ırmağa sığması mümkün değildir.<br />
Akılların alacağı kadar aşağı mertebeden söylemekteyim. Bu, ayıp değil, Peygamberin işidir.<br />
Garezden hürüm ben; hür olan kişinin şahadetini duy. Kul, köle olanların şahadetleri iki arpa tanesine bil değmez!<br />
Şeriatte dâva ve hükümde kulum şahitliğinin kıymeti yoktur.<br />
Senin aleyhinde binlerce köle şahadet etse şeriat onların şahadetlerini bir saman çöpüne bile almaz.<br />
3815. Şehvete kul olan, Allahindinde köleden, esir olmuş kullardan beterdir.<br />
Çünkü köle bir sözle sahibinin kulluğundan çıkar,hür olur. Şehvete kul olansa tatlı dirilir, acı ölür.<br />
Şehvet kulu, Allah’nın rahmeti, hususi bir lûtuf ve nimeti olmadıkça kulluktan kurtulamaz.<br />
Öyle bir kuyuya düşmüştür ki bu kuyu, onun kendi suçudur. Ona cebir değildir, cevir de değil!<br />
Kendisini kendisi, öyle bir kuyuya atmıştır ki ben o kuyunun dibine varacak ip bulamıyorum.<br />
3820. Artık yeter... Eğer bu sözü uzatırsam ciğer ne oluyor Mermer bile kan kesilir.<br />
Bu ciğerlerin kan olmaması katılıktan, şaşkınlıktan, dünya ile uğraşmadan ve talihsizliktendir.<br />
Bir gün kan kesilir ama bu kan kesilmesinin o gün faydası yok. Kan kesilme işe yararken kan kesil!<br />
Mademki kulların kölelerin, şahadeti makbul değildir, tam adalet sahibi, o kişiye derler ki gulyabani kölesi olmasın.<br />
Kur’an’da peygambere “Biz seni şahit olarak gönderdik” denmiştir. Çünkü o, varlıktan hür oğlu hürdür.<br />
3825. Ben, mademki hürüm; hiddet beni nasıl bağlar, kendisine nasıl kul eder Burada Allahsıfatlarından başka sıfat yoktur, beri gel!<br />
Beri gel ki Allah’nın ihsanı seni azat etsin. Çünkü onun rahmeti gazabından üstün ve arıktır.<br />
Beri gel ki şimdi tehlikeden kurtuldun, kaçtın kimya seni cevher haline soktu.<br />
Küfürden ve dikenliğinden kurtuldun, artık Allahbahçesinde bir gül gibi açıl!<br />
Ey ulu kişi, sen bensin, ben de senim. Sen Ali’ydin, Ali’yi nasıl öldürürüm<br />
<br />
3830. Öyle bir suç işledin ki her türlü ibadetten iyi bir anda gökleri bir baştan bir başa aştın.<br />
O adamın işlediği suç ne kutlu suç! Gül yaprakları dikenden bitmez mi<br />
Ömer´in Peygambere kastedişi suçu, onu ta kabul kapısına kadar çekip götürmedi mi<br />
Firavun; büyücüleri, büyüleri yüzünden çağırmadı mı<br />
Onlara da bu yüzden ikbal yardım etmedi mi, bu yüzden devlete erişmediler mi<br />
Onların büyüsü, onların inkârı olmasaydı inatçı Firavun, onları huzuruna alır mıydı<br />
3835. Onlar da asâyı ve mucizeleri nereden göreceklerdi Ey isyan eden kavim! Suç, ibadet oldu.<br />
Allahümitsizliğin boynunu vurmuştur. Çünkü günah ve suç ibadet olmuştur.<br />
Çünkü Tanrı, şeytanların rahmine suçları ibadete, sevaba tebdil eder.<br />
Bundan dolayı Şeytan, taşlanır; hasedinden çatlar, iki parça olur.<br />
Şeytan bir günah meydana getirmek ve onunla bizi bir kuyuya düşürmek ister.<br />
3840. “ O günahın ibadet olduğunu gördü mü ” işte o an, Şeytan’a yomsuz bir andır.<br />
Beri gel; ben, sana kapı açtım; sen benim yüzüme tükürdün, bense sana armağan sundum.<br />
Cefa edene bile böyle muamelede bulunur, aleyhime ayak atanların ayağına bile bu çeşit baş korsam,<br />
Vefa edene ne bağışlarım Anla! Cennetlerde ebedî mülkler ihsan ederim<br />
Peygamber Aleyhisselâm’ın Emîr-ül Müminîn Ali –Kerremallâhu Vechehu- nun seyisinin kulağına “Ali’nin şahadeti senin elinle olacak, sana<br />
haber veriyorum” demesi<br />
Ben öyle bir erim ki kanlıma, katilime bile lûtuf şerbetim, kahır zehri olmadı.<br />
3845. Peygamber, hizmetkârımın kulağına, bu başımı boynumdan onun ayıracağını söyledi.<br />
Peygamber, sevgilinin vahyiyle nihayet ölümümün onun eliyle olacağını haber verdi.<br />
O, daima “ Beni önce öldür de benden bu kötü ve yanlış iş zuhur etmesin” demekte;<br />
Ben de “Mademki ölümüm senden olacak, ben kaza ve kadere karşı nasıl hile edebilirim ” demekteyim.<br />
O, daima önümde yerlere kapanarak “Ey Kerem sahibi, beni Allahhakkı için ikiye böl,<br />
3850. Ki bu kötü akıbete uğramayayım. Bu yüzden canım yanmasın” der;<br />
Ben de daima “Yürü, git. Kader kalemi, bunu yazdı, yazının mürekkebi de kurudu. Olan oldu. Kader kaleminden nice bayraklar, baş aşağı<br />
olur.<br />
Gönlümde, sana hiçbir düşmanlık yok. Çünkü bunu, ben senden bilmiyorum ki.<br />
Sen Allahaletisin; yapan, Allah’nın eli. Hakkın aletini nasıl kınayayım, Hakkın aletine nasıl itiraz edeyim ” derim<br />
O, “Öyle ise kısas niçin ” dedi. Ali cevap verdi: “ O da Hak’tan, o da gizli bir sır.<br />
3855. Eğer Tanrı, kendi yaptığı işe itiraz ederse bu itiraz yüzünden bağlar, bahçeler yeşertir.<br />
Kendi yaptığı işe itiraz, ancak onun kârıdır. Çünkü kahırda da tektir, lûtufta da.<br />
Bu hâdiseler şehrinde bey odur, memleketlerde tedbir onundur,<br />
Aletini kırarsa kırılanı tekrar iyileştirebilir.”<br />
Ulu kişi, “ Hiçbir âyeti değiştirmedik ki ardından daha hayırlısını getirmeyelim” remzini bil.<br />
3860. Allahhangi şeriatın hükmünü kaldırdıysa âdeta otu yoldu, yerine gül bitirdi demektir.<br />
Gece, gündüz meşguliyetini giderir, bitirir. Akıl ermeyen şu uykuya bak!<br />
Sonra tekrar gündüzün nuruyla gece ortadan kalkar, bu suretle de o yalımlı ateş yüzünden donukluk, uyku yanar, gider.<br />
O uyku, o duygusuzluk zulmettir ama abıhayat, zulmette değil mi<br />
Akıllar, o zulmetle tazelenmiyor mu Hanendenin bestedeki duraklaması sese kuvvet vermiyor mu<br />
3865. Zıtlar, zıtlardan zuhur etmekte... Tanrı, kalpte ki süveydada daimi bir nur yarattı.<br />
Peygamberin savaşı sulha sebep oldu. Bu âhir zamandaki sulh o savaş yüzündendir.<br />
O gönüller alan sevgili ( Peygamber), âlemdekilerin başları aman bulsun diye yüz binlerce baş kesti. Bahçıvan, fidan yücelsin, meyve versin<br />
diye muzır dalları budar.<br />
Sanatını bilen bahçıvan, bahçe ve meyve gelişsin diye bahçedeki otları yolar.<br />
3870. Sevgilinin ağrıdan, hastalıktan kurtulması için hekim, çürük dişi çekip çıkarır.<br />
Noksanlarda nice fazlalıklar var. Şehitlere hayat yokluktadır.<br />
Rızk yiyen boğaz kesildi mi “Onlar Rablerinden rızıklanır, ferahlarlar” nimeti hazmedilir.<br />
Hayvanın boğazı kesilince insanın boğazı gelişir. O hayvan, insan vücuduna girer, insan olur, fazileti artar.<br />
İnsanın boğazı kesilirse ne olur, fazileti ne dereceye varır Artık agâh ol da onu bununla mukayese et.<br />
<br />
3875. Öyle bir üçüncü boğaz doğar ki o, Allahşerbetiyle, Allahnurlarıyla beslenir, gelişir.<br />
Kesilen boğaz, bu şerbeti içer ama “Lâ” dan kurtulmuş “Belâ” da ölmüş boğaz!<br />
Ey kısa parmaklı, himmeti kesik kişi! Ne vakte dek canının hayatı ekmek olacak<br />
Beyaz ekmek için yüzsuyu döktüğünden dolayı söğüt ağacı gibi meyven yok!<br />
Duygu canı, bu ekmeğe sabredemiyorsa kimyayı elde et de bakırı altın yap!<br />
3880. Elbiseyi yıkamak istiyorsan bez yıkayanların mahallesinden yüz çevirme!<br />
Ekmek orucunu bozduysa kırıkçıya yapış, yücel!<br />
Onun eli, mademki kırıkları sarar, iyileştirir... Şu halde onun kırması şüphe yok ki yapmaktır.<br />
Fakat sen kırarsan der ki: “Gel yap bakalım.” Elin ayağın yok ki yapamazsın.<br />
Şu halde kırmak, kırığı sarıp iyileştiren adamın hakkıdır.<br />
3885. Dikmeyi bilen yırtmayı da bilir. Neyi satarsa yerine daha iyisini alır.<br />
Evi yıkar, hâk ile yeksan eder; fakat bir anda da daha mamur bir hale getirir.<br />
Bir bedenden baş kesti mi yerine derhal yüz binlerce baş izhar eder.<br />
Canilere kısas emretmese, yahut “Kısasta hayat var” demeseydi,<br />
Kimin haddi vardı ki kendiliğinden, Allahhükmüne esir olmuş bir kişiye kılıç vurabilsin!<br />
3890. Çünkü Tanrı, kimin gözünü açmışsa o adam bilir ki katil, takdirin esiridir.<br />
O takdir kimin boynuna geçmişse kendi oğlunun başına bile kılıç vurmuştur.<br />
Yürü, kork ve kötüleri az kına; takdirin hüküm tuzağına karşı aczini bil!<br />
Âdem Aleyhisselâm’ın İblis’in sapıklığına şaşması ve ululanması<br />
Âdem Peygamber, ansızın esasen şakî olan İblise hor baktı.<br />
Kendisini beğenip, kendisini ulu görüp melun şeytanın yaptığı işe güldü.<br />
3895. Allahgayreti bağırdı: Ey tertemiz adam! Sen gizli sırları bilmiyorsun.<br />
Eğer Allahkürkü ters giyerse dağı bile ta kökünden temelinden söker.<br />
O zaman, yüzlerce Âdem’in perdesini yırtar, yüzlerce yeni müslüman olmuş suçsuz, günahsız iblis yaratır!<br />
Âdem “Bu hor görüşten tövbe ettim. Bir daha böyle küstahça düşünceye düşmem” dedi.<br />
Ey yardım dileyenlerin yardımcısı, bize hidayet ver. Bilgilerle, zenginlikle öğünmeye imkân yok.<br />
3900. Kerem ederek hidayet ettiğin kalbi azdırma; takdir ettiğin kötülükleri bizden defet;<br />
Kötü kazaları üstümüzden esirge; bizi Allah’ya razı olan kardeşlerden ayırma!<br />
Senin ayrılığından daha acı bir şey yok... Sana sığınmazsak sen esirgemezsen işimiz, gücümüz ancak kargaşalıktır.<br />
Zaten malımız mülkümüz; malımızın, mülkümüzün yolunu kesmekte... Zaten cismimizi soyup çırçıplak bırakmakta!<br />
Elimiz, ayağımıza kastettikten sonra artık kim, senin lûtfun olmadıkça canını kurtarabilir ki<br />
3905. Bu pek büyük tehlikelerden canını kurtarsa bile kurtardığı şey ancak idbar ve tehlike sermayesi kesilir.<br />
Çünkü can, canana ulaşmadıkça ebediyen kördür... ebediyen yaslıdır.<br />
Esasen senin inayetin olmazsa can, âdeta bir tutsaktır; seninle diri olmayan canı ölü farz et.<br />
Sen kullara darılır,kulları kınarsan, Ey Allahhakkındır, yaparsın.<br />
Aya, güneşe kusurlu, nursuz... Servinin boyuna iki büklüm;<br />
3910. Feleğe, arşa hor ve aşağı... madene, denize yoksul dersen,<br />
Kemaline nispetle yaraşır. Çünkü yokluklara kemal verip onlara eriştirme kudreti ancak senindir.<br />
Çünkü sende yokluk ve ihtiyaç yoktur; yokları icat eden, onları ihtiyaçtan kurtaran sensin.<br />
Yetiştiren, yakmayı da bilir; çünkü yırtık söken, dikmeyi de bilir.<br />
Her güz; bağı bahçeyi yakıp yandırmakta. Sonra yeniden bahçeleri renklere boyayan kırmızı güllere boyayan kırmızı gülleri yetiştirmektedir.<br />
3915. “ Ey yanıp yakılan, zuhur et, yenilen; tekrar güzelleş, güzel sesli bir hale gel” diye hepsini yeniden yaratır.<br />
Nergisin gözü körleşir, o, tekrar açar... Kamışın boğazını keser, sonra yine kendisi tekrar okşar, ondan nağmeler çıkarır.<br />
Biz mademki masnu’uz, sâni değiliz... Şu halde ancak zebunuz, ancak kanaatkârız.<br />
Hepimiz “Nefsim, nefsim” deyip durmakta, hepimiz yalnız kendimizi düşünmekteyiz. Sen buna lûtufta bulunmazsan şeytanız.<br />
Sen bizim canımızı körlükten kurtardığından, gözümüzü açtığından dolayı Şeytandan kurtulduk.<br />
<br />
3920. Kim hayattaysa değnekçisi, yol gösteren sensin. Değneğin, değnekçisi olmadıkça kör nedir ki, ne yapabilir ki<br />
Senden gayrı hoş olsun, hoş olmasın... Her şey, insanı yakar, ateşin aynıdır.<br />
Kim ateşe dayanır, ateşe arka verirse hem Mecusidir, hem Zerdüşt!<br />
Allah’dan başka her şey bâtıldır, asılsızdır. Allah’nın ihsanı, yağmuru kesilmeyen bir buluttur.<br />
Ali Kerremallâhu Vechehu hikâyesine dönüş, Ali’nin katilini hoş görmesi<br />
Tekrar Ali ve katilinin hikâyesine dön; katiline fazlasıyla gösterdiği kerem ve mürüvveti anlat.<br />
3925. Ali dedi ki: “Ben düşmanımı gözümle görmekte, gece gündüz ona bakıp durmaktayım. Böyle olduğu halde hiç kızmıyorum.<br />
Çünkü ölümüm, bana can gibi hoş geliyor; dirilmemle âdeta bir.<br />
Ölümsüzlük ölümü bize helâl olmuştur; azıksızlık azığı, bize rızk ve nimettir.<br />
Ölümün görünüşü ölüm, iç yüzü diriliktir; ölümün görünüşte sonu yoktur, hakikatte ise ebedîliktir.<br />
Çocuğun rahimden, doğması bir göçmedir; fakatta cihanda ona yeni baştan bir hayat var.<br />
3930. Ecele doğru meylimiz, ecele aşkımız olduğundan “Nefislerinizi elinizle tehlikeye atmayın” nehyi asıl bizedir.<br />
Çünkü nehiy, tatlı şeyden olur, acı için nehye zaten hacet yok ki.<br />
Bir şeyin içi de acı olur dışı da acı olursa onun acılığı kötülüğü esasen nehiydir.<br />
Bana da ölüm tatlıdır. “Onlar ölmemişlerdir, Rablerinin huzurunda diridirler” âyeti benim içindir.<br />
Ey inandığım, itimat ettiğim kişiler! Beni kınayın ve öldürün. Şüphe yok, benim ebedî hayatım öldürülmemdedir.<br />
3935. Ey yiğit! Hayatım, mutlaka ölümdedir. Ne zamana kadar yurdumdan ayrı kalacağım<br />
Bu âlemde durmaklığım, ayrılık olmasaydı (öldüğümüz zaman) “Biz, şüphe yok, Allah’ya dönenleriz” denmezdi.<br />
Dönen kişi; ayrıldığı şehre tekrar gelen kişidir; zamanın ayırışından kurtulup birliğe erişendir.<br />
Seyisin Emir-ül Müminîn, beni öldür ve bu kazadan kurtar” diye ayaklarına kapanması<br />
Seyis tekrar gelerek “Ya Ali, beni tez öldür ki o kötü vakti, o fena zamanı görmeyeyim.<br />
Sana helâl ediyorum, kanımı dök ki gözüm o kıyameti görmesin” dedi.<br />
3940. Dedim ki: Eğer her zerre bir kanlı, bir katil olsa da elinde hançer olarak senin kastına yürüse.<br />
Yine senin bir tek kılını kesemez. Çünkü kader kalemi böyle yazmıştır; sen beni öldüreceksin.<br />
Fakat tasalanma, senin şefaatçin benim. Ben ruhun eri ve sultanıyım, ten kulu değil!<br />
Yanımda bu tenin kıymeti yok; ten kaydına düşmeyen bir er oğlu erim.<br />
Hançer ve kılıç, benim çiçeğim; ölüm meclisim... bağım, bahçemdir.”<br />
3945. Tenini bu derece öldürüp ayaklar altına alan kişi, nasıl olur da beylik ve halifelik hırsına düşer<br />
O, ancak emirlere yol göstermek, emirliği belletmek için zâhiren makam işleriyle ve hükümle uğraşır;<br />
Emirlik makamına yeni bir can vermek, hilâfet fidanını meyvelendirmek için bu işle meşgul olur.<br />
Mustafa Sallallahu Aleyhi Vesellem’in, Mekke’yi ve diğer yerleri fethetmek istemesi, dünya mülkünü sevdiğinden değildi; Allahemriyleydi.<br />
Çünkü “ Dünya cifedir” buyurmuştu.<br />
Peygamber, Mekke’yi fethe uğraştı diye nasıl olurda dünya sevgisiyle ittiham edilir<br />
O öyle bir kişiydi ki imtihan günü ( yani Miraç’ta) yedi göğün hazinesine karşı hem yüzünü yumdu, hem gönlünü kapadı.<br />
3950. Onu görmek için yedi kat gök uçtan uca hurilerle meleklerle dolmuştur.<br />
Hepsi kendilerini, onun için bezemişti, fakat onda sevgiliye aşktan, sevgiliye meyil ve muhabbetten başka bir heva ve heves nerede ki:<br />
O, Allahululuğuyla, Allahcelâliyle öyle dolmuştur ki bu dereceye, bu makama Allahehli bile yol bulamaz.<br />
“Bizim makamımıza ne bir şeriat sahibi peygamber erişebilir, ne melek, hattâ ne de ruh” dedi. Artık düşünün anlayın!<br />
“Göz Allah’dan başka bir yere şaşmadı, meyletmedi” sırrına mazharız, karga değiliz; âlemi renk renk boyayan Allahsarhoşuyuz; bağın<br />
bahçenin sarhoşu değil” buyurdu!<br />
<br />
3955. Göklerin, akılların hazineleri bile Peygamber’in gözüne bir çöp kadar ehemmiyetsiz görünürse.<br />
Artık Mekke, Şam ve Irak ne oluyor ki onlar için savaşsın, onlara iştiyak çeksin!<br />
Ancak gönlü kötü olan, onun işlerini kendi bilgisizliğine, kendi hırsına göre mukayese eden kişi onun hakkında böyle bir şüpheye düşer.<br />
Sarı camdan bakarsan güneşin nurunu sapsarı görürsün.<br />
O gök ve sarı camı kır da eri ve tozu gör!<br />
3960. Atlı bir er, atını koştururken tozu dumana katar, etrafta bir tozdur kalkar. Sen, tozu Allaheri sanırsın.<br />
İblis de tozu gördü, “Bu toprağın fer’idir. Benim gibi ateş alınlı birisinden nasıl üstün olur ” dedi.<br />
Sen azizleri insan gördükçe bil ki bu görüş İblis’in mirasıdır<br />
Be inatçı, İblis’in oğlu olmasan o köpeğin mirası nasıl olur da sana düşer<br />
Ben köpek değilim, Allahaslanıyım. Allahaslanı suretten kurtulandır.<br />
3965. Dünya aslanı av ve rızk arar, Allahaslanı hürlük ve ölüm!<br />
Çünkü ölümde yüzlerce hayat görür de varlığını pervane gibi yakıp yandırır.<br />
Ölüm isteği, doğru kişilerin boyunlarına bir halkadır. Çünkü bu istek, yahudîlere imtihan oldu.<br />
AllahKur’an’da “Yahudîler, doğrulara ölüm; fütuhat, sermaye ve ticarettir.<br />
Sermaye ve ticaret isteği var ya; ölümü istemek ondan daha iyidir.<br />
3970. Ey yahudiler; halk içinde namusunuzu korumak istiyorsanız bu dileği, bu ölüm temennisini dile getirin” dedi.<br />
Muhammed, bu bayrağı kaldırınca bir tek yahudi bile bu istekte bulunmaya cüret edemedi.<br />
Peygamber “Eğer bunu dillerine getirirlerse dünyada tek bir yahudi bile kalmaz” dedi.<br />
Bunun üzerine yahudiler ; “Ey din ışığı, bizi rüsvay etme! Diyerek mal ve haraç verdiler.<br />
Bu sözün sonu görünmez. Mademki gözün sevgiliyi gördü, ver elini bana!<br />
Emîr-ül Müminîn Ali Kerremallâhu Vechehu’nun, arkadaşına “Sen benim yüzüme tükürünce nefsim kabardı, savaşımda ihlâs kalmadı. Seni<br />
öldürmeme mâni buydu” demesi<br />
3975. Emirül Müminin, o gence dedi ki: “Ey yiğit! Savaşırken.<br />
Sen benim yüzüme tükürünce nefsim kabardı, hiddet ettim, huyum harap berbat bir hale geldi.<br />
Öyle bir hale geldim ki o anda savaşımın yarısı Allahiçindi, yarısı nefsim için. Allahişinde ortaklık yaraşmaz.<br />
Sen Allahnakışısın: Seni, o, kudret eliyle yarattı, bezedi. Onunsun, benim değil.<br />
Allah’nın nakışını yine Allaheliyle kır; sevgilinin camına sevgilinin taşını at!”<br />
3980. Kâfir bu sözü işitti, gönlünde öyle bir nur zuhur etti ki zünnarını kesti.<br />
“Ben, cefa tohumunu ekmiştim, seni başka türlü sanıyordum.<br />
Halbuki sen Allahhuylu bir teraziymişsin, hattâ her terazinin oku senmişsin!<br />
Meğer sen benim soyum sopummuşsun; meğer çırağımın, dinimin aydınlığı senmişsin!<br />
Ben o görür göz arayan çırağın kulu, kölesiyim ki senin çırağın da ondan nurlanmış, aydınlanmıştır...<br />
3985. Ben, o nur denizinin kulu, kurbanıyım ki böyle bir inci izhar eder.<br />
Bana kelime-i şahadeti söyle, bende söyleyeyim ki seni zamanın en yücesi gördüm” dedi.<br />
Onlar beraber akrabasından, kavminden elli kişiye yakın kimse de<br />
âşıkçasına dine yüz tuttular, müslüman oldular.<br />
Ali, ilim kılıcıyla bu kadar boğazı, bu kadar halkı kılıçtan kurtardı.<br />
Hilim kılıcı, demir kılıçtan daha keskin, hattâ yüzlerce ordudan daha galip, daha üstündür.<br />
3990. Yazıklar olsun ki iki lokmacık yendi de bu yüzden fikir çoşkunluğu dondu, yatıştı.<br />
Bir buğday tanesi, Âdem Peygamberin güneşinin tutulmasına... arzın, güneş ile ay arasına girmesi , dolunayın kararmasına sebep oldu.<br />
İşte sana gönlün letafeti! Bir avuç balçıktan (bir iki lokma ekmekten) ay darmadağın bir hale gelmekte!<br />
Ekmek mânevi olursa yenmesinde fayda var. Fakat bildiğimiz ekmeğin faydası yok, kalbi daraltıyor.<br />
Mânevi ekmek, yeşil diken gibi... deve yiyince yüz türlü fayda, yüzlerce lezzet bulmakta.<br />
3995. Fakat yeşilliği gitti de kurudu mu, onu çölde deve yiyince;<br />
Damağını avurdunu yırtar, paralar. Yazıklar olsun; öyle yetişmiş gül kılıç kesildi.<br />
Ekmek de mânevi oldukça o yeşil dikendi. Fakat şimdi zâhiri ekmek olduğundan kupkuru bir hale geldi, sertleşti.<br />
Ey nazlı nazenin varlık (ey Husâmeddin), bundan önce onu yemeğe alışmıştın.<br />
O alışkanlıkla bu kuru ekmeği de alıp yemek istiyorsun ama gayri mâna, yerle karıştı;<br />
<br />
4000. Toprakla karışık, kaskatı, dili damağı yırtar bir hale geldi. Ey deve, şimdi otu yeme, ondan çekin!<br />
Söz, toprakla pek karışık bir hale geliyor, su bulandı... Kuyunun ağzını kapa.<br />
Ki Allahonu yine sâf, yine hoş bir hale getirsin. Onu bulandıran, durultur da.<br />
Maksada sabırla erişilir, aceleyle değil. Sabret, doğrusunu Allahdaha iyi bilir.<br />
BİRİNCİ CİLDİN SONU<br />
AÇIKLAMALAR<br />
B. 711. Fetâ, yiğit, delikanlı ve cömert mânalarına gelir. Orta çağlarda Anadoluda ve bütün müslüman memleketlerinde iktisadî bir teşekkül olan Ahilik´te<br />
"Fütüvvet" yani cömertlik esastır. Bu mesleği, anane bakımından Ali´ye götürürlerdi. Zaten Ali hakkında "La seyfe illâ Zülfekar ve la fetâ illâ Ali" yani, yiğit<br />
ve cömert ancak Alidir, kılıç da ancak onun kılıcı olan Zülfekardır diye de bir söz vardır.<br />
B. 741. Kur´an´ın 85 inci suresi olan ve "Burçları olan göke andolsun" diye başlıyan "Buruc" suresinde, 796 ncı beyitten 811 inci beytin sonuna kadar olan<br />
iki bahis, anlatılmaktadır.<br />
B. 746. Sûr, boynuzdan yapılma nefir, boru demektir. Ulu meleklerden İsrafil, kıyamette sûru üfürecek, herkesin ruhu cesedinden çıkacak ve kıyamet<br />
kopacak, ikinci sûr üfürülünce ruhlar, cesetlere girecek ve herkes dirilecektir. Sûr üfürülmesi, kıyamet mânasını ifade eder.<br />
B. 747. "Sonra Kur´an´ı kullarımızdan seçtiğimiz kişilere miras olarak verdik..." (sure: 65 — Fâtır, âyet: 32). Bu beyitteki "Evrensel kitap — kitabı miras<br />
olarak verdik" sözü bu âyetten alınmadır.<br />
B. 751 - 753. Eskiden yıldızların dünyaya ve dünyadakilere tesir ettikleri kabul edilirdi. Âlemin merkezi olan arzın etrafında sırasiyle "Kamer, Utarit,<br />
Merih, Şems, Zühre, Müşteri, Zühal" vardır. Bunlara "Seb-a-i Seyyare — Yedi dönen ve yürüyen yıldız" denirdi. Bunlardan Zuhal, hayırsız, yömsüz bir<br />
yıldız olduğundan ve hayırlı olduğu zaman pek az bulunduğundan "Nahs-i Ekber — En büyük hayırsız yıldız" adını almıştı. Merihe de hayırsız olmakla<br />
beraber hayırlı zamanlan da bulunduğundan "Nahs-ı Asgar — küçük hayırsız yıldız" adı verildi. Bunların ikisine birden "Nahseyn — iki uğursüz, hayırsız<br />
yıldız", bunlara karşılık Müşteri ile güneşe de "Sa´deyn — iki uğurlu, hayırlı yıldız" denirdi. Müşterinin kutsuz saati az olduğundan "Sa´d-i Ekber — en<br />
büyük hayırlı, uğurlu kutululuk yıldızı", güneşin kutsuz, saatleri bulunduğundan güneşe de "Sa´d-i Asgar — uğurlu küçük kutluluk yıldızı" denirdi. Öbür<br />
yıldızlar bazan. kutlu, bazan kutsuz sayılırdı. Bu yedi yıldızın her biri haftanın bir gününe hâkim olduğu gibi yirmi dört saatten her saatte sırasiyle bir<br />
yıldızın hâkim olduğu kabul edilirdi. Bir saate hangi yıldız hâkimse o saatte o yıldızın tabiatına uygun olan iş rasgelirdi. Onun için işlerde muvaffakiyet<br />
elde etmek üzere her iş, o işe uygun yıldızın zamanında yapılırdı. Aynı zamanda bir çocuk doğunca "İlm-i Nücum — yıldız bilgisi" ile uğraşanlar, o anda<br />
gökyüzünün haritasını yaparlar, yıldızların vaziyetlerine-göre yedi yıldızdan hangisinin hâkim olduğunu bulurlardı ki bu hâkim yıldız, çocuğun yıldızı<br />
sayılır,<br />
o yıldızın gökteki vaziyetlerine göre o adamın maddî hayatında inkılâplar olur, sanılırdı. Kozmoğrafyamn bu çocukça, telâkkisine "Astroloji" derler.<br />
Mevlâna´nın bu beyitlerinde. Astronomi bildiği fakat meselâ 540 ıncı beyitten ve burada 574 üncü beyiten itibaren on beyitten, yine üçüncü cildin<br />
başlangıcından da Astroloji´ye ehemmiyet vermediği anlaşılmaktadır.<br />
B. 754. İhtirak ve Nahis: ihtirak, ay müstesna olmak üzere diğer yıldızların güneşle bir derecede bulun-malardır. Nahis, kutsuz, bir yıldızın hâkim<br />
olmasına denir. İkisi de Astroloji´ye göre kötüdür.<br />
B. 755. Yedi yıldızın bulunduğu her gök, bir kattır. Bu suretle yedi kat gök vardır. Bu yedi kat gökü kuşatan gökte sabiteler, yani burçlar vardır. Bu gökü<br />
de bir kat gök kaplar ki bu gökte hiçbir şey yoktur. Onun. için bu göke "Atlas" denir. Bu suretle yedi kat gök dokuz olur.<br />
751-753 üncü beyitlerin izahına bakınız.<br />
B. 756. Kur´an´ın 15 inci suresi olan Hicr suresinin 16-18 inci âyetlerinde göklerin yıldızlarla; süslendiği ve şeytanların göklere çıkması menedildiği<br />
anlatılıp "Meleklerden haber çalmak üzere göklere çıkmak istiyen şeytanı da ardından apaçık bir şahap gelip yakar" denmektedir.<br />
B. 759. "Şüphe yok ki kalpler. Allahparmaklarından iki parmak arasındadır, onları dilediği gibi çevirir" hadîs (Feyz-al Kadir II. 379).<br />
B. 760-762. "Tanrı, halkı karanlıkta yarattı, sonra onlara nurunu saçtı. Bu nur, kime rasladıysa o, bugün doğru yolu bulmuştur. Kime raslamadıysa doğru<br />
yoldan sapmıştır" hadîs (Feyz-al Kadir II 230).<br />
B. 764. "İnsanın alacası içinde, hayvanın alacası dışında" diye söylenegelen meşhur Türk ata sözünü hatırlatmaktadır.<br />
B. 766. Kur´an´m 2 nci suresinin (Bakara 138 inci âyetinde "Allahboyası. Tanrıdan daha iyi renk veren, boyıyan kim var Biz, ona ibadet edenleriz"<br />
denmektedir.<br />
B. 779. "Şüphe yok, cehennem onların hepsinin buluşacağı yer. Cehennemin yedi kapısı var, her kısım cehennemlik bir kapıdan girer" (sure: 15 — Hicr,<br />
âyet: 42-43).<br />
B. 813. Min Ledün, 224 üncü beytin izahına bakınız.<br />
B. 829. Şaman: Kafiye dolay isiyle semen tarzında okunması lâzım gelen bu kelime Rudegi, Sa´dî, Selman, hattâ Firdevsî´de puta tapan mânasına<br />
kullanılmaktadır. Mevlâna´da da geçen bu söz, Türkçe midir, şamanizm ruhanilerine verilen bir ad mıdır. Erbabı incelesin.<br />
B. 856. Şeybân-ı Râî: Ulu arif ve zahitlerdendi. Gazâlî, "İhyâ-al Ulûm" da Şafiî´nin bu zatın huzurunda mektep çocuğu gibi oturduğunu, hattâ ona<br />
suallerde bulunduğunu, bu hali görüp şaşanlara "O Allahbilgisine mazhardır" dediğini kaydediyor. Cuma namazına giderken, güttüğü sürünün etrafına<br />
<br />
bir çizgi çekermiş, Mevlâna´nın anlattığı gibi koyunlar bu çizgiden dışarı çıkamadığı gibi kurt da içeri giremezmiş. Mısır´da ölmüş. Şafiî´nin mezarı yanına<br />
gömülmüştür (Abdurrauf-al Menavi. Al Kevâkib-al Dürriyye fî Terâcim-al sâdât-al Sofiyye. Kahire 1357, 1938, s. 123-124). Abu Naim-al Isfehâni de<br />
Hilyet-al Evliya ve Tabekat-al Asfiyâ´sında bu. zattan bahseder (Kahire 1338. 1922. VIII. 317).<br />
B. 863. Musa Peygamber, İsrailoğullarını Mısırdan çıkardıktan .sonra Şapdenizi´nin kıyısına gelmişler, Musa asâsiyle denize vurmuş. Deniz bölünmüş,<br />
ortadan açılan on iki yoldan İsrailoğullarınm on iki kabîlesi geçmişti. Firavun, askeriyle peşlerine düşmüş, denize açılanı yollara dalmışlar, bu sırada<br />
deniz kavuşmuş, hepsi boğulmuşlardı. Tevrat´ta uzun uzadıya anlatılan bu vak´a. Kur´an´ın birçok surelerinde (Meselâ 20 nci surede — Tâhâ, âyet: 76.<br />
77 ve 26 ncı surede — Şuarâ. âyet: 63-67) anlatıldığı gibi Mesnevi´nin de birçok yerlerinde geçer.<br />
B. 864. Karun: Musa´nın kavminden ve bir rivayete göre amcası olan bu zat pek zenginmiş. Hazinelerinin anahtarlarını kırk tane güçlü kuvvetli adam<br />
güçlükle taşırmış. Böyle olduğu halde zekât vermediğinden Tanrı, hazineleriyle beraber kendisini de yere batırmış. (28 inci sure — Kasas, âyet: 76-82).<br />
B. 865. İsa Peygamber’in toprağı kuş şeklinde yoğurduğu, sonra ona üfleyince canlanıp kuş olduğu, anadan doğma körlerin gözlerini açtığı alaca illetinetutulmuş<br />
olanları iyileştirdiği ve ölüyü dirilttiği bildirilmektedir (sure: 5 — Mâide. âyet: 110).<br />
B. 877. Hâviye, cehennem demektir. Kur´an´ın. 101 inci suresi olan Karia suresinin 8 -11 inci âyetlerinde "Fakat kimin terazisinde iyilikleri hafif gelirse yeri<br />
Hâviyedir. Hâviyenin ne olduğunu sana kim anlattı O. çok pek çok yakıcı bir ateştir" denmektedir.<br />
B. 879. Erkân: direkler, esaslar. Eskiler maddeyi dört unsur denen toprak, hava, su ve ateşten meydana gelmiş sayarlardı. Her şeyin aslı olan bu dört<br />
şeye "Erkân´ı erbaa — dört rükün" de derler.<br />
B. 882. Kuran´ın 35 inci suresi olan Fâtır suresinin 10 uncu ayetinde "Temiz sözler, Allah’ya çıkar, iyi işleri o temiz sözler. Allah’ya yüceltir" denmektedir.<br />
Buradaki temiz sözden murat. Allah’nın birliğini ve H. Muhammed´in Peygamberliğini ikrar etmektir ki bu, yani iman olmadıkça iyi işler kabul edilmez.<br />
B. 882 — 886. Bu beyitler Arapçadır. 887 nci beyitten itibaren yine Farsça başlar.<br />
B. 899. Kelîle ve ´Dimne: Aşağı yukarı milâttan yirmi asır önce Vişno şamara adlı bir Hintli tarafından hayvanlara ait hikâyeler yazılmış ve beş kısım<br />
üzerine tasnif edilmiştir. Bu kitap sonradan Pehlevi diline, Abbasoğullarından Al Mansur zamanında ibn-i Mukaffa tarafından Arapçaya çevrilmiş, sonra<br />
Farsçaya tercüme edilen bu kitap, XVII nci asır büyüklerinden Vasi Alisi diye şöhret kazanmış olan Kınalızade Ali Efendi taralından "Hümayunamen"<br />
adiyle Türkçeye nakledilmiştir. İşte "Kelile ve Dimne" diye anılan kitap, bu Hintlinin yazdığı eserin Farsçaya tercümesidir. Biz. bu kitabın müellifine Bîdpâ<br />
yahut Pîlpa deriz. Şark edebiyatındaki "Hamse — Beş hikâye" de bu kitabın tesiriyle meydana gelmiştir.<br />
B. 907. Bu beyitteki sözler hadîstir. (Feyz-al Kadîr, VI 345).<br />
B. 913. Bu da hadîstir (Aynı kitap II 7).<br />
B. 914. Bu söz, hadîs olarak nakledilegelmiştir.<br />
B. 919-920. Kur´an´ın 28 inci suresi olan Kasas suresinin 6-13 üncü âyetlerinde Firavun´un, İsrailoğullarmdan korktuğundan yeni doğan çocuklarını<br />
öldürttüğü, Musa´nın anasının da, oğlunu öldürmelerinden ürküp Musa´yı Allahemriyle bir sepete koyarak Nil nehrine attığı, Firavun´un karısının bu<br />
çocuğu bulup saraya götürdüğü, Musa´nın hiçbir kadının memesini almayıp nihayet anasının sütnine olarak saraya müracaat ettiği, hulâsa bu suretle<br />
Firavun saltanatını yıkan Musa´nın Firavun´un sarayında yetişip büyüdüğü anlatılmaktadır.<br />
B. 926. Âdem´le Havva, Şeytan´a uyup yememeleri emredilen ağacın meyvasından yemişler, bunun üzerine Allah"ihbitû — ininiz" emriyle onları<br />
cennetten çıkarmıştır. Bu hikâye Tevrat´ta ve Kur´an´da anılır (sure: 2 — Bakara, âyet: 36).<br />
B. 927. (Feyz-al Kadîr III 505).<br />
B. 952. Sure: 14 — İbrahim, âyet: 46.<br />
B. 956 - 970. Bu hikâyenin, Kazı-i Bayzavî tefsirinde Kur´an´ın 31 inci suresi olan Lokman suresinin son âyetinin tefsirinde yazılı bulunduğunu<br />
Ankaravi söylüyor (İstanbul. Matbaa-i Amire, c. I, s. 220). Ferideddîn-i Attâr´ın İlâhi-Nâme´sinde de "Hikâyet-i Azrail ve Süleyman Aleyhisselâm ve<br />
an merd" başlığı altında vardır (Prof. Ritter tab´ı 1940 Maarif Matbaası, S. 101 -102).<br />
B. 984. Peygamber´in "İyi adamın iyi malı ne güzeldir" dediği rivayet edilir.<br />
B. 1014. Asıl adı Azâzîl olan ve cin taifesinden bulunan Şeytan, rivayete göre Âdem Peygamber yaratılmadan önce altı yüz bin sene ibadet etmiş, hattâ<br />
meleklere hocalıkta bulunmuştur. (92 nci beytin izahına da bakınız).<br />
B. 1030. Süleyman Peygamber´in bir yüzüğü olduğu ve bu yüzükte "İsm-i Âzam — Allah’nın en ulu adı" kazılı bulunduğu, kurda, kuşa, insanlara, cinlere<br />
bu yüzden hüküm geçirdiği rivayet edilegelmiştir. Hattâ bir aralık, nasılsa bir şeytanın bu yüzüğü çaldığı ve bir müddet Süleymanlık ettiği, sonra yüzüğün<br />
yine Süleyman´ın eline geçtiği de rivayet edilir.<br />
B. 1064. Levh-i Mahfuz: Levh, üstüne yazı yazılan düz şey, Levh-i Mahfuz, korunmuş, Levh mânalarına gelir. Allah’nın âlemleri yaratmadan önce bir<br />
Levh ve kalem yarattığı, her olacak şeyi Kalemle o Levhe yazdığı rivayet edilmiştir ki sofilerce her şeyin hakikatının Allahbilgisinde sabit oluşundan,<br />
yani mukadderattan kinayedir. (296 ncı beytin izahına bakınız).<br />
B. 1066. Miraç gecesi, H. Muhammed, Cebrail´le göklerde "Sidret-ül müntehâ — En son ağaç, sınır ağacı" denen yere kadar gitmiş, orada Cebrail "Bir<br />
parmak ileri gidersem yanarım" diye geri çekilmiş H. Muhammed ilerlemiştir.<br />
B. 1077. Peygamber zamanında, Mekkeliler kendisinden mucize istemişler, o da parmağiyle aya işaret etmiş, ay ikiye ayrılmış, sonra iki parçası birbirine<br />
kavuşup bitişmiştir. (Sahîh-i Buhari, Bulak 1312, cüz: 4, s. 206-207). Kur´an´ın 54 üncü suresi olan Kamer suresinde de buna işaret edilmektedir. (âyet: 1-<br />
2).<br />
B. 1094. Gulyabani, yolcuların yollarını azıtan cin taifesidir. İkinci ciltte bunlar hakkında tafsilât var.<br />
B. 1125. Sure: 6 — En´am, âyet: 103 te "O gözleri görür, idrak eder; onu gözler idrak edemez. O lâtiftir. Her şeyden haberdardır" denmektedir.<br />
B. 1142. ´´İlk yaratıştan âciz kaldık mı ki ikinci yaratıştan âciz kalalım Fakat onlar, ikinci yaratılıştan şüphe içindedirler." (sure: 50 — Kaf, âyet: 15) Sofiler<br />
bu âyetin son kısmına "Hattâ onlar daima yaratılmaktadırlar. Daima yeni bir yaratılışla yaratılıyorlar" tarzında mâna verirler. Onlarca bütün âlem, her an<br />
<br />
Allah’dan zuhur etmekte, her an yine Tanrı"ya rücu etmektedir. Mevlâna da bu beyitte ve müteakip beyitlerde bu inanışı gösteriyor.<br />
B. 1189. İbrahim Peygamber´i ateşe atan Nemrud´a Allahbir sivrisineği musallat etmiş, bu sinek, burnundan girip beyninde büyümüş, bundan meydana<br />
gelen baş ağrısından muztarip olan Nemrud, kafasını tokmaklatmaya başlamış, nihayet beyni patlayıp ölmüş.<br />
B. 1234. Allemelesmâ, AllahÂdem´e adları belletti demektir .Allah Âdem´i yarattığı sırada melekler insanların yeryüzünde fesad çıkaracaklarını, kan<br />
dökeceklerini söylemişler Allahda "Siz benim bildiğimi bilmezsiniz" deyip Âdem Peygamber’i yaratmış, ona bütün adları belletmiş, sonra meleklere bu<br />
adların hakikatlarını sormuş, bilememişler, bunun üzerine hepsinin Adem´e secde etmesini buyurmuş, Şeytan´dan başka bütün melekler secde<br />
etmişlerdir. (sure: 2 — Bakara, âyet: 31). Sofilerce bu adlar. Allahadlarıdır. Âlemde her şey. Tanrının bir adına mazhardır, bu yüzden kâinat Tanrı<br />
sıfatlarının zuhurudur. Halbuki Âdem, bütün adlarına, zatına mazhardır.<br />
B. 1241. "Elestü" değil miyim demektir. Tanrı, Âdemoğullarının ruhlarına, kendileri yaratılmadan "Ben sizin Rabbiniz değil miyim " diye sormuş, onlar<br />
da tasdik etmişlerdir.<br />
Bu ahde "Elest bezmi. Elest demi" gibi adlar verilegelmiştir (sure: 7 A´râf, âyet: 171).<br />
B. 1250 - 1255. Âdem ile Havva, meyvasını yememeleri emredilen ağacın meyvasından yeyip Şeytan´a uyunca yeryüzüne sürülmüşlerdi. Bu Tevrat<br />
hikâyesi, Kur´an´ın 2 nci suresi olan Bakara suresinin 35-39 uncu âyetlerinde anlatılmaktadır. Aynı zamanda 7 nci sure olan A´raf suresinin 18-25 inci<br />
âyetlerinde de bundan bahsedilmekte ve Âdem´le Havva´nın "Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik. Bizi yarlıgamaz, bize acımazsan ziyankârlardan oluruz"<br />
dedikleri 23 üncü âyette anlatılmaktadır. 1254 üncü beyitte buna işaret edilmektedir.<br />
B. 1267. 315 inci beytin izahına bakınız.<br />
B. 1313. Kur´an´ın 110 uncu suresi olan ve Nasr suresi diye anılan sure "İzâ câe nasrullahi" diye başlar. 3 âyetten ibaret olan bu surenin mealen mânası<br />
şudur: "Allah’nın yardımı erişip Mekke fethedilince halkın bölük bölük Allahdinine girdiğini gördün. Rabbini, hamdederek tesbih et ve ondan yarlıganma<br />
dile. Şüphe yok o. tövbeleri kabul eder."<br />
B. 1314. H. Muhammed´in dedesi Abdülmuttalib zamanında Yemen´de vali olan Ebrehe, San´a´da yaptırdığı mabedi ziyaret ettirmek ve bu suretle<br />
memleketinde alışverişi ilerletmek için Kabe´yi yıkmak üzere Mekke´ye gelmiş, fakat ordusu bir sâri hastalık yüzünden kırılmış, mahvolmuştu. Bu orduda<br />
bir de fil bulunduğundan bunlara "Eshab-ı Fil — fil sahipleri" denmiş, bu vakaya da "Fil vak´ası" adı verilmiştir H. Muhammed´in, bu vak´adan elli üç gün<br />
sonra doğduğu rivayet edilir. Kur´an´da bu vak´a hakkında 5 âyetlik bir de sure vardır.<br />
(105 inci sure — Fil suresi).<br />
B. 1331. "Müminin anlayışından sakının. Çünkü Mümin, Allahnuriyle bakar." Hadîs (Feyz-al Kadîr VI. 256).<br />
B. 1350. Bu beyitte meşhur teisir sahibi Fahreddîn-i Râzi´ye tariz vardır. Bu zat Mutezile ve Hükema inanışlarına uyduğu, Mehmed Hârzemşâh da ona<br />
tâbi olduğu için Mevlâna´nın babası sultan-al Ulema Muhammed Bahâeddin Veled, daha Belh´teyken vaızlarında bunların aleyhinde bulunurdu. Nihayet<br />
bu fikir ayrılığı ve Sultan-al Ulema´nın açık sözlülüğü. kendisinin ve kendisine uyanların Belh´ten hicretiyle neticelendi. Eflâki, bir gün Mevlâna´nın<br />
semada vecde gelerek ahlar çektiğini ve "nice zaman oldu ki bir gönül sahibinin gönlü sıkıldı, hâlâ zavallı Horasan, onun gücünü çekmekte.. Harap<br />
olmaya yüz tuttu, katiyen bir mamurluk görünmemekte" dediğini, semâdan sonra Çelebi Hüsameddin´in sorması üzerine Sultan-al Ulema´nın Belh´ten<br />
hicretini önden sona kadar anlattığını kaydedip bu vak´ayı, duyduğu gibi naklediyor. Fahr-i Râzî´nin. Abbasoğulları halifelerine de muhalif olup hilâfetin<br />
Peygamber, evlâdına ait olduğuna dair fetva verdiğini, bu fetva üzerine Harzemşah´ın Bağdad´a yürümiye karar verdiğini, hattâ, bir seyyidi hilâfete<br />
diktiğini "Cihan - Kuşa" tarihinden anlıyoruz. Fahr-i Razı, 606 hicride ölmüştür (1149).<br />
B. 1375. Bu beyitteki başlıkta bulunan söz, hadîs olarak rivayet edilmektedir.<br />
B. 1379 - 1381. Âyet (sure: 50 — Kaf. âyet: 30), Peygamber´in "Kıyamet günü cehennem, daha yok mu der durur. Nihayet Tanrı, ayağını cehennemin<br />
üstüne kor da cehennem sakinleşir" dediği rivayet edilmiştir.<br />
B. 1397 - 1391. "Doğu da Allah’nındır, batı da. Şu halde nereye dönerseniz dönün. Orada Allah’nın yüzü var." (sure 2— Bakara, âyet: 115).<br />
B. 1404. -1405. Nuh Peygamber diyor ki: "Ben, onları yargılamam için ne vakit çağırdıysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar; elbiselerini başlarına<br />
çektiler, libaslarına büründüler; inatlarında ısrar ettiler; inadettikce ettiler, ululandıkça ululandılar." (Sure: 71 — Kur, âyet: 7).<br />
B. 1427. (Feyz-al Kadir IV. 149).<br />
B. 1479. dan sonraki başlık: Adem´le Havva. Allahtarafından yemişinden yememeleri emir buyurulan ağacın yemişini Şeytan´a uyup yeyince suçlu<br />
oldular ve Allah’dan "Rabbena zalemnâ — Rabbimiz. biz nefsimize zulmettik" diye yarlıganma dilediler (1250 - 1255) inci beyitlerin izahına bakınız).<br />
Şeytan´sa Kur´an´ın 7 inci suresi olan A´raf suresinin 16 ve 17 nci âyetlerinde bildirildiği veçhile "Febimâ agveyteni — Beni iğva ettiğin, rahmetinden<br />
uzaklaştırdığın için kullarını senin doğru yolundan azdıracak, sonra önlerinden, artlarından, sağlarından, sollarından gelip onları yoldan çıkaracağım..."<br />
demiş ve bu suretle suçu Allah’ya bulmuştur. Bu başlık altında bilhassa bundan halledilmektedir.<br />
B. 1495. "Pis şeyler pislerin, pisler de pis şeylerindir. Temiz şeyler temizlerin, temizler de temiz şeylerindir..." (Sure: 24 — Nur, âyet: 26).<br />
B. 1507. Lâzım, melzum, nâfî, muktazi. Bunlar aklî delillerdir. Lâzım olan, yani gereken şeyler bir melzum, yani gerekli aranır. Meselâ iyi insanda iyilik<br />
gereklidir, iyilik için de iyi insan gerektir. Nâfi ile muktaziye gelince: Bunlar birbirinin karşılığıdır. Her muktaziye bir muktaza lâzımdır. Meselâ yapılan bir<br />
işte muktazi, yani o şeyi iktiza ettiren, yaptıran arandığı gibi yapılan, meydana gelen iş de iktiza etmiş de vücut bulmuştur. Yapılmadığı takdirde o işin<br />
yapılmamasına sebebolan bir nâfî vardır, yapılmıyan, meydana gelmiyen şey ise menfidir, vücut bulmamıştır.<br />
B. 1508. den sonraki başlıktaki cümle, Kur´an´-ın 57 nci suresi olan "Hadid" suresinin 5 inci âyetindendir.<br />
B. 1528. den sonraki başlıkta bulunan söz hadîs değildir. Peygamber zamanında sofi ve tasavvuf sözleri yoktu. Nitekim Mevlâna da bunu hadîs olarak<br />
söylemiyor. Fakat muahhar tasavvuf kitaplarının bazılarında bu sözün hadîs olduğu yanlış olarak kayıtlıdır.<br />
B. 1564. Hayyâm´m şu rubaisini hatırlatır:<br />
No herde günâh der cihan kist bigu<br />
<br />
Van kes ki güneh nekerd çün zîst bigu<br />
Men bed kunem-u tu bed mükafat kuni<br />
Pes fark-ı miyan-ı men-u tu çist bigu<br />
(Dünyada günah etmiyen kimdir Söyle. Günah etmiyen kişi nasıl doğdu Anlat. Ben kötülük eder, sen de kötülüğüme karşı bana kötülük verir,<br />
azabeylersen... Peki. söyle, benimle senin aranda ne fark var ) Abdullah Cevdet tab´ı, s. 368.<br />
B. 1(03. Başlıkta söylendiği gibi Ferideddin-i Attâr´ın bir beytidir.<br />
B. 1615. Ve sonraki beyitler. Kur´an´ın 20 nci suresi olan Tâhâ suresinin 65 inci âyetinden alınmadır.<br />
B. 1622. "Kur´an okununca dinleyin ve susun de merhamet edilmişlerden olasınız."<br />
(Sure: 7 — A´raf. âyet: 204) bu beyitteki "Ansitû — susun" sözü, bu âyetten alınmadır.<br />
B. 1628. "Evlere ardından girmek iyi değildir. İyilik, Allah’dan korkan ve haramdan çekinen kişinin işidir. Siz, evlere kapılarından girin. Allah’dan çekinin ki<br />
kurtulasınız."<br />
(sure: 2 — Bakara, âyet: 189).<br />
B. 1673 - 1676. "Bir âyetin hükmünü değiştirir, -yahut o âyeti unutturursak yerine ondan daha hayırlı bir âyet, yahut ona benzer bir âyet getiririz. Allah’nın<br />
her şeye kaadir olduğunu bilmez misin" (Sure: 2 Bakara, âyet 106), 1673 teki arapça sözler bu âyetten alınmadır. .<br />
B. 1674. "Siz. iman edenlerle alay ettiniz. Nihayet size beni anmayı unutturdum. Siz, müminlere gülerdiniz" (Sure 23 — Müminun - âyet: 110) bu beyitteki<br />
Arapça cümle, bu âyetten alınmadır.<br />
B. 1709. Kur´an´ın 90 inci suresi olan ve Beled suresi denen bu surenin "fi kebed" e kadar olan 1-4 üncü âyetlerinin meal bakımından mânası şudur: "Bu<br />
şehre (Mekke´ye) ant olsun ki sen, bu şehirlisin. Babaya &lt;Âdem Peygamber´e) ve oğula (Peygamberlere) ant olsun ki biz, insanı zahmet ve meşakkat<br />
için yarattık."<br />
B. 1732. Halil, dost manasınadır ve İbrahim Peygamber´in lâkabıdır.<br />
B. 175S. La ve İllâ´dan murat "La ilahe illallah — ister elle yapılma olsun. İster vehimle icadedilmiş bulunsun, ibadete lâyık hiçbir mabut yoktur. İbadete<br />
lâyık mabut, ancak Allah’dır" sözündeki nefiy ve ispattır.<br />
B. 1762. nci beyitten sonraki başlıktaki şiir, Hakim-i Senâî´nindir.<br />
B. 1807 - 1809. Bu beyitlerden apaçık anlaşılıyor ki Mevlâna, bu bahisleri sabaha kadar söylemiş. Çelebi Hüsameddin yazmıştır. Burada Mevlâna, gün<br />
ışığını görünce Çelebi´yi uykusuz bıraktığından üzülüyor ve kendisinden tatlı bir dille özür diliyor. 1809 daki adı geçen Mansur, Abâ-al Mugıys Huseynibn-<br />
i Mansûr al Hallac´dır ki hicrî 309 (922) de Bağdad´da idam edilmiştir. Şeriata aykırı sözleri yüzünden idam edilen Mansur, birçok sofilerce makbul<br />
sayılmıştır. Aynı zamanda bu beyitteki "Senin Mansur şarabın" sözünde iham da vardır. Çünkü "Mansur" yardım edilmiş; mânasına geldiğinden "Mansur<br />
şarabın" yardım edilmiş şarabın, feyzin ve lütfün mânalarına da gelir Mansur´la en fazla meşgul olan L. Massignon´ dur. Onun hakkında "Al-Hallaj, Martyr<br />
mystique de l´İslâm" adlı bir eser yazdığı gibi (Paris 1922) ayrıca "Ahbâr al Hallaj´ı (Paris 1936 ve Mansur´un “Kitâb al-Tavvâsîn"ini de bastırmıştır (Paris<br />
1913).<br />
B. 1877. den sonraki başlık. "Allah’nın dilediği olur, dilemezse olmaz" diye bir hadîs rivayet edilir.<br />
B. 1898. Akl-ı Küll, Akl-ı Cüzi karşılığıdır. Akl-ı Cüzi, dünya işlerine eren akıldır ki buna geçim aklı mânasına "Akl-ı Maaş" da denir. Aynı zamanda akl-ı<br />
Küll, Hükema felsefesince yaratıcı kudretin faal tecellisidir. Bu faal tecelliye karşılık bir de münfail tecelli vardır. Buna da Nefs-i Kül derler. Akl-ı Kül´le<br />
Nefs-i Külden felekler ve anasır meydana gelmiş, feleklerle unsurların birleşmesinden üç çocuk (Mevlâlîd-i Selâse) yani cemat, nebat ve hayvan vücut<br />
bulmuştur. Tasavvufu Hükema felsefesiyle birleştiren sofilerce Akl´ı Kül şeriat dilinde Cebrail´dir.<br />
B. 1905. Hakîm-i Gaznevî, Senâî´dir ve bu beyitten sonraki iki beyit onundur.<br />
B. 1924. Bu beyitteki cümleler., Kur´an´ın 55 inci suresi olan Rahman suresinin 33 üncü âyetinden alınmadır. Âyetin mânası şudur: "Ey cinler ve insanlar,<br />
göklerin ve yeryüzünün sınırlarından dışarı çıkabilirseniz çıkın! Çıkamazlar, ancak Allahkudretiyle."<br />
B. 1934. Tanrı, Cebrail´i Meryem´e göndermiş, Cebrail de Meryem´in yakasından üfürmüş, Meryem bu suretle gebe kalmış ve İsa Peygamber´i<br />
doğurmuştur. İncil´de de aşağı yukarı aynı olan bu rivayet, Kur´an´ın birçok surelerinde vardır. Hattâ 19 uncu suresi, bilhassa İsa Peygamber´i ve<br />
doğumunu anlatır. Bu yüzden de "Meryem suresi" adiyle anılır.<br />
B. 1938. "Kul farzlardan başka ibadetlerle meşgul oldukça bana yaklaşıp durur. Nihayet ben, onun kulağı gözü. dili, eli ayağı olurum. Benimle duyar,<br />
benimle görür, benimle söyler, benimle tutar, benimle yürür" diye bir Hadis-i Kudsî rivayet edilir ki sofiler, buna bilhassa ehemmiyet verirler. Bu<br />
mertebeye "Kurb-i Nevafil — Nafileler yüzünden Allah’ya yakın olmak" mertebesi derler.<br />
B. 1939. H. Muhammed´in "Bir kişi, Allah’ya mal olur, kendisini Allah’ya verirse.. Allahda onun için, olur" dediği rivayet edilmiştir.<br />
B. 1953 - 1959. Bu iki beyitteki Arapça sözler. Kuran´ın 33 üncü suresi olan Ahzâb suresinin 72 nci âyetinden alınmıştır. Âyetin manâsı şudur: "Şüphe<br />
yok. ki biz emaneti göklere, yere ve dağlara arzettik.. yüklenmekten çekindiler, ondan korktular.. İnsan yüklendi, yüklendi ama çok zalim ve bilgisiz."<br />
1959 daki "Feebeyne en yahmilnehâ" yüklenmekten çekindiler; "Eşfakne minhâ" da ondan korktular demektir.<br />
B. 1972. "Ey beyaz kadıncağız, benimle konuş!" H. Muhammed´in Ayşe´ye böyle dediği rivayet edilmiştir. Sofilere göre Peygambere ruhaniyet galebe<br />
edince dünya ile meşgul olmak, oyalanıp o halden kurtulmak için. zevcesine böyle hitabeder, onunla konuşur görüşürdü. Beşeriyet galebe edince de<br />
müezzinleri olan Bilâl´e "Ezan oku, bizi ferahlandır" derlerdi.<br />
1986 ncı beyitte de buna işaret edilmektedir.<br />
B. 1973. Eskiden sihirle uğraşanlar, birisinin sevgisini kazanmak için bir nala sevgilisinin adını yazıp ateşe korlar, bazı şeyler okurlardı. Güya bu suretle<br />
sevgilinin kararı kalmaz, âşıka ram olurmuş. "Nalı ateşe-koymak" edebiyatta sevgiye delâlet eder. Bu beyitteki söz, hadîs, yani H. Muhammed´in sözü<br />
değildir.<br />
B. 1986 - 1988. 1972 nci beytin izahına bakınız.<br />
<br />
B. 1989 - 1991. H. Muhammed´in bazı savaşlarda bütün gece yürüdüğü, sabaha karşı, sabahleyin konaklayıp uyuduğu, bu suretle gün doğup kuşluk<br />
çağı geldiği ve sabah namazı vaktinin geçtiği, uyandıktan zaman namazı cemaatle kaza ettikleri rivayet edilmiştir. Yolcunun sabaha kadar yürüyüp<br />
sabaha karşı uyku ve istirahat için konaklamasına Arapça "Ta´ris" denir.<br />
B. 2004. Arapçada milh tuz demektir. Melâhat de tuzluluktur. Yemeğe tuz çeşni verdiği cihetle Melâhat güzellik ve alım mânalarına kullanılagelmiştir. Biz,<br />
Melâhat kelimesini kullandığımız halde "tuzluluk" kelimesini güzellik, şirinlik mânalarına kullanmayız. Azerîlerde ise "tuzlu kişi" güzel ve melih adam<br />
yerine kullanılır H. Muhammed´in "Ben, kardeşim Yusuf´tan daha melihim, Yusuf benden daha güzeldi" dediği rivayet edilmiştir.<br />
B. 2096. Eyyub Peygamber, Allahtarafından sınanıp birçok belâlara uğradıktan sonra hastalanmış, vücudu yaralar, bereler içinde kalmıştı. Sonra ona<br />
"Ayağını yere vur. Şu yıkanacak soğuk çeşme; şu kaynak da içilecek su" denmiş (sure: 73 Sâd, âyet: 42). O da ayağını yere vurmuş, yerden çıkan iki<br />
kaynağın birinde yıkanmış, vücudundaki hastalıklar iyileşmiş, öbüründen içmiş, içindeki hastalıklar geçmişti.<br />
B. 2110. 1241 inci beytin izahına bakınız.<br />
B. 2112 - 2119. "Peygamber, hutbe okurken bir hurma ağacı dalına dayanırdı. Mimber yapılınca Peygamber, üstüne çıkıp oturduğu zaman mescidin<br />
direklerinden olan o hurma dalından bir inilti çıkmıya başladı. Nihayet Peygamber mimberden inip elini direğe koyunca direk sustu." (Sahîh-i Buhari,<br />
Bulak tab-ı 1312, Kitab-al Cumua, C. 2, S. 9). Bu hadis, biraz daha mufassal olarak da rivayet edilmiş ve Peygamberi´n direği koçtuğu, direğin ağlarken<br />
susturulan bir küçük çocuk gibi kesik kesik inlemiye başlayıp sonra sustuğu, Peygamber´in Allahzikrini duyardı. Ondan ayrıldığı için ağladı" dediği de<br />
ilâve olunmuştur (Ankaravi şerhi, Matbaa-i Âmire tab´ı, s. 426).<br />
B. 2138. Kıyas, herhangi bir şeyle diğer bir şeyi mukayese etmek, istidlal de mukayeseden bir delille netice elde eylemektir. Kıyası, şer´î hüccet bilenler,<br />
yani dinî bir hükmü, kıyas üzerine verenler olduğu gibi kıyası kabul «etmiyenler de »ardır. Mevlâna, bir müçtehit olduğundan kıyas ve istidlali kabul<br />
etmez, münasebet düştükçe onların çürüklüğünden bahseder.<br />
B. 2207. Sazın alt perdesine "zir", üst perdesine "bem" denir.<br />
B. 2222. den sonraki başlıktaki söz hadîstir (Buhârî ve Müslim: Ankaravî, S. 444).<br />
B. 2231. 8 inci sure — Enfâl, âyet: 36.<br />
B. 2244. Hâtem-i ´Tâî, Abdullah-ibn-i Sa´d´in oğuludur ve Tay kabîlesindendir. Cömertliğiyle meşhur olduğu gibi yiğitliği de ilerideydi. Yol kaybedenler<br />
gelsin, kendisine misafir olsun diye geceleri civardaki tepelere ateşler yaktırırdı. Hicretten aşağı yukarı 17 yıl önce (604) ölmüştür.<br />
B. 2258. Kur´an´ın 20 nci suresi olan Tâhâ suresinin 84-98 inci âyetlerinde Musa Peygamber, Tûr´day-ken Sâmirî´nin İsrailoğullarını yoldan çıkardığı,<br />
onların, altınlarından bir buzağı yapıp "İşte bu, sizin Tanrınız ve-Musa´nın tanrısı, dediği ve hepsinin o buzağıya tapmıya başlayıp Harun´u dinlemedikleri,<br />
bu buzağının ses vermesi, inanışlarını büsbütün kuvvetlendirdiği, nihayet Musa´nın gelip Sâmirî´yi sorguya çektiği, onun da Cebrail, Mısırlıları denize<br />
gark etmek üzere gelirken görüp ayağının bastığı yerden aldığı bir avuç toprağı buzağının altınına karıştırdığını, o yüzden ses verdiğini söylemesi,<br />
Musa´nın Sâmirî´yi hudut haricine sürüp buzağıyı da ateşe atması hikâye edilmektedir.<br />
B. 2272. Şit, Adem Peygamber´in oğullanndandır. Şîs de denir.<br />
B. 2275. Bâyezîd-i Bistâmî, Melâmetîlerden büyük bir sofidir. Hemen bütün tarikatlar, silsilelerini bu zata bağlarlar. Adı Tayfur´dur. Bir rivayete göre Hicri<br />
261 de (876), diğer rivayete göre de 234 te (848) vefat etmiştir. Yezid, Emevi Hanedanını kuran Muaviyye´nin oğlu ve Emevî halifelerinin ikincisidir. Hicrî<br />
60 ta (679) halife olmuş, senesinde Kerbelâ vak´ası vukubulmustur. Yine bu adamın zamanında Medine isyanı üzerine Peygamber´in camii ve türbesi<br />
birkaç gün ahır olarak kullanılmış, şehirde birçok zulüm ve ahlâksızlıklar yapılmış, sonra Mekke muhasara edilmiş ve Kabe yakılmıştı. Mekke zaptedilmeden<br />
64 tarihinde (683) Yezid ölmüş, Mekke de kurtulmuştu.<br />
B. 2314. ten sonraki başlıkta bulunan sözün mânası "Yapmadıklarınızı niye söylersiniz " dir. Aynı başlıkta ikinci Arapça cümle "Bu, Allahyanında büyük<br />
bir gazaba uğramanıza sebebolur" mânasına gelir. Her iki cümle de 61 inci surenin (Sâff) 2-3 üncü âyetlerindedir.<br />
B. 2357. "Yoksulluk, benim öğünmemdir. Öbür peygamberlere onunla öğünürüm" diye bir hadîs rivayet edilir. Sofiler, bu hadîse çok ehemmiyet verirler<br />
ve Buradaki yokluk ve yoksuzluğu mevhum varlıktan soyunmak. Allahvarlığiyle var olmak mânasına alırlar.<br />
B. 2363. Bu beyit, bir hikâyeye dayanmaktadır; Kadının, biri, sevgilisini bahçede bir otluğa gizlemiş, kocasiyle gezmiye çıkmış. Otluğa yaklaşınca "Dur,<br />
canım şu armut ağacına çıkmak istiyor" deyip ağaca çıkmış. Ağaçtan kocasına "O yanındaki kadın kim Onunla gözümün önünde sevişmekten<br />
utanmıyor musun diye bağırmıya başlamış. Adam, her ne kadar "Öyle bir şey yok" demişse de kadın feryadı basmış. Kocası aşağı inip bakmasını<br />
söylemiş, kadın inmiş "Hakikaten bir şey yok. Sen de çık bakalım, bir şey görecek misin " diye adamı çıkarmış ve sevgilisiyle oynaşmağa koyulmuş. Bu<br />
sefer adam bağırmağa başlamış. Kadın bir müddet sonra "hele aşağı in de bak, bir şey var mı" demiş. Adamcağız aşağı ininceye kadar oynaşı kaçıp<br />
gitmiş. Bunun üzerine asağıda karısından başka kimseyi göremiyen adam, bu ağaçta bir sır olduğuna kani olmuş. Birisi bir şeyi doğru görmezse Farsça<br />
"Armut ağacından in de şüphen kalmasın" derler. Bu bir atalar sözü olup kalmıştır.<br />
B. 2365. Hâşim. H. Muhammed´in dördüncü atasıdır. Kureyş kabilesinin Hâşim soyundan gelenlere-"Beni Hâşim — Hâşimoğullan" denir.<br />
B. 2367. Sıddıyk, tamamiyle inanan, tasdik eden demektir. Ebubekir´in lâkabıdır.<br />
B. 2425. "Kadınlardan, oğullardan, altın ve gümüşe ait toplanmış mallardan, damgalanmış atlardan, diğer hayvanlarla ekim biçimden olan şehvetlere<br />
meyil ve sevgi, insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar, dünya yaşayışına ait kanaatlerdir. Dönülecek iyi makam ise Allahindindedir." (Sure: 3 — Âl-i İmran.<br />
âyet: 14) Bu beyitteki "Züyyine linnâs — İnsanlar için ziynetlendirildi, onlara güzel gösterildi" cümlesi, bu âyetin başlangıcıdır.<br />
B. 2427. Zâloğlu Rüstem, İran´ın meşhur esatiri kahramanıdır. Hamza, Peygamber´in amcasıdır. ve kahramanlığiyle meşhurdur. Uhud harbinde şehit<br />
düşmüştür.<br />
B. 2428. 1972 nci beytin izahına bakınız.<br />
B. 2453. Ay tutulunca halk sahan, fincan gibi şeyler çalarlar. Hattâ tüfek, tabanca atarlardı.<br />
Bu suretle ayı tutan şeytan korkup kaçarmış!<br />
B. 2455. "Ene Rabbüküm-ül a´la" ben, sizin en yüce Tanrınızım demektir. Kur´an´ın 79 uncu suresi olan. Nâziât suresinin 15-26 ncı âyetlerinde<br />
Firavun´un kötülüğü anlatılırken 24 üncü âyette böyle dediği de hikâye edilmektedir.<br />
<br />
B. 2481. den sonraki başlıktaki cümle "Dünyada da ziyan eder. Ahrette de" demektir. 22 nci surenin (Hac) 11 inci âyetinden alınmadır. Ayetin mânası<br />
şudur: "İnsanların bazısı Allah’ya dille ibadet eder; bir hayra uğrarsa inanır, bir sınanmaya düşerse dinden yüz çevirir. Bu çeşit adam dünyada da ziyan<br />
eder, ahrette de, işte görünür ziyankârlık budur."<br />
B. 2508. den sonraki başlıktaki cümle 8 inci surenin (Enfâl) 44 üncü âyetinden alınmaktadır. "Sizi de onların gözlerine az gösterdi. İşler, nihayet Allah’ya<br />
döner, onun dediği olur" demektir. Âyetin tamamının mânası şudur: "An o zamanı ki Allah’nın takdir ettiği şey, yerine gelsin diye düşmanla karşılaştığınız<br />
vakit Tanrı, onları sizin gözünüze azlık gösterdiği gibi sizi de onların gözlerine az gösterdi. İşler, nihayet Allah’ya döner, onun dediği olur."<br />
B. 2513. ten itibaren Salih Peygamber´den ve mucizelerinden bahsedilmektedir. Bu bahis, bilhassa Kur´-an´ın 91 inci üresi olan Şems suresinin 10-15<br />
inci âyetlerinde vardır. 2513 üncü beytin ikinci mısraı, bu surenin 13 üncü âyetinden aynen ve lâfzen alınmıştır.<br />
B. 2539. Bu kelime "diz çökmüşler" manasınadır. Kuran´da Semud kavminin helaki anlatırken "Salih Peygamber´in gönderdiği Semud kavmini yer<br />
deprentisi ve korkunç bir ses, tamamiyle helak etti. Onlar, evlerinde diz çökmüş olarak öldüler ve bu suretle sabahladılar" deniyor (7 nci sure — A´râf,<br />
âyet: 78).<br />
B. 2558. "Zalim kavmin ardından..." Şuayb Peygamber, kavminin helakinden sonra böyle demiştir<br />
(7 nci sure — A´râf, âyet: 93).<br />
B. 2569. dan sonraki bahis, 297 nci beytin izahına bakınız.<br />
B. 2594. "Tanrı, öyle bir Allah’dır ki sizi topraktan yaratmış, sonra belli olmıyan bir müddet hayatta kalmanızı takdir etmiştir. O müddetin, yani ecelinizin<br />
ne vakit ve ne suretle geleceğini ve kıyametin ne vakit kopacağını Allahbilir. Siz bunları bilirsiniz de sonra •yine şüpheye düşersiniz."<br />
(Sure: 6 — En´âm, âyet: 3).<br />
B. 2692. den sonraki başlıktaki Arapça söz. 48 inci surenin (Feth) 2 nci âyetinden alınmadır ve "Tanrı, suçlarından yapılıp geçmiş onları da yarhgar,<br />
geleceklerini de" demektir.<br />
B. 2604. "Süleyman, Rabbim, beni yarlıga ve bana öyle bir saltanat ver ki benden sonra hiç kimseye nasibolmasın. Sen, şüphe yok, verici Tanrısın dedi"<br />
(38 nci sure — Sâd. âyet: 35). Bu beyitteki Arapça cümle "Rabbim, bana ver" demektir. 2606 ncı beyitteki cümle de "nasibolmasın" manasınadır. Her iki<br />
cümle de aynen bu âyetten alınmada.<br />
B. 2610 - 2611. Süleyman Peygamber´in, kendisine gösterilen atlara dalıp ibadet zamanını geçirdiği 38 inci surenin (Sâd) 31-33 üncü âyetlerinde<br />
bildirilmektedir.<br />
B. 2654. "Ben yerime, göğüme sığmadım ama bana inanmış, benden korkan temiz ve haramdan çekinen kulumun gönlü beni aldı, oraya sığdım." Kudsi<br />
hadîs.<br />
B. 2656. 568 inci beyitin izahına bakınız.<br />
B. 2694. "Ya Muhammed. de ki: gelin..." Bu cümle birkaç âyette vardır (3 üncü sure — Âl-i İmran. âyet: 64, 6 ncı sure — En´âm, âyet: 151.<br />
B. 2709. 9 uncu sure — Tevbe, âyet: 111.<br />
B. 2714. 24 üncü sure — Nur, âyet: 30.<br />
B. 2728. Arap alfabesindeki 28 harf iki türlü tertibe tâbidir. Birincisi yazı bakımından birbirine benzer harfler yanyana getirilerek yapılmıştır. İkincisi<br />
harflerin terkiplerinden meydana gelmiştir. Ebc (e) d, H (e) v (ve) z... gibi. Bu ikinci tertibe "Epçet" denir. Epçet hesabı da bu harflere göredir. Bu harflere,<br />
yani Epçede mâna verenler ve Adem Ataya inen sahifelerin bunlar olduğunu söyliyenler de vardır.<br />
B. 2734. Kevser, fazla nesil ve zürriyet, bir de cennette H. Muhammed´e mahsus bir havuzdur. Kur´an´-ın 108 inci suresinin adı da Kevser suresidir.<br />
B. 2747. Kur´an´ın 93 üncü suresi "Vedduhâ — kuşluk çağına and olsun" diye başlar ve "Duhâ suresi" diye anılır. Bu beyitteki âyet, bu surenin onuncu<br />
âyetidir.<br />
B. 2758. Kur´an´ın 112 nci suresi olan İhlâs suresinin 3 ve 4 üncü âyetlerinden alınmadır.<br />
B. 2787. Yusuf Peygamber’i kardeşleri kuyuya atmışlar, bir kafile geçerken kuyudan su çekmek üzere kuyuya kova salmışlar, Yusuf bu suretle çıkmıştır.<br />
(12 nci sure, Yusuf, âyet: 19).<br />
B. 2788. Musa Peygamber. Şuayb Peygamber´in kızını ve kendisine verilen hayvanları alıp bir yurt kurmak üzere giderken Eymen - Tuvâ vadisinde<br />
karşıdan bir ateş görmüş, yol sormak yahut ısınmak üzere biraz ateş almak için oraya doğru gidince çalılardan, ağaçlardan ateş çıktığını, fakat çalılarla<br />
ağaçların yanmadığmı görmüş, ilerleyince ateşin de ilerlediğini, gerileyince ateşin de gerilediğini görerek şaşırmış bir haldeyken bir ağaçtan "Ben senin<br />
Rabbinim, sen mukaddes Tuvâ vâdisindesin, çıkar ayakkabılarını!" diye bir ses gelmiş. Asasının ejderha olması, koynuna soktuğu elin parıl parıl yanar<br />
bir hale gelmesi (Yed-i Beyzâ) mucizeleri, kendisine burada verilmiştir. Tevrat´ta anlatılan bu vak´a, Kur´an´ın da birçok surelerinde geçer (meselâ sure:<br />
20 — Tâhâ, 9 uncu âyetten itibaren).<br />
B. 2794 - 2795. Bu beyitlere göre Mesnevi´nin birinci cildi yazılırken Bağdad´da henüz Abbasoğulları halifeliğinin bulunduğuna hükmetmek icabeder.<br />
Bağdad, Hulâgû tarafından hicrî 656 da zaptedilmiş, Abbasoğulları imparatorluğu bu suretle tarihe karışmıştır. Buna nazaran Mesnevi´nin birinci cildi,<br />
nihayet 656 (1258) yılında ve bu beyitlerin, cildin sonlarında olduğuna göre herhalde Bağdad´ın zaptından önce tamamlanmıştır. Mevlana, ikinci cildin<br />
başlarında, bu cilde 662 recebinin on beşinci günü başlandığını ve birinci cildin bitmesinden sonra Mesnevi yazılmasının bir müddet durakladığını bildirir.<br />
Eflâki, bu duraklamanın. Çelebi Hüsameddin´in karısının ölümü ve yeniden evlenmesi yüzünden olduğunu ve iki yıldan ibaret bulunduğunu söylerse de<br />
ikinci cilde, birinci cildin bitmesinden aşağı yukarı altı sene sonra başlandığı yukardaki hesaptan açıkça meydana çıkmaktadır. Salih Ahmet Dede,<br />
"Mecmua-al Tavârîh-al Mevleviyye" de birinci cilde 659 cümadelâhırası sonlarında başlandığını, hiçbir kaynak göstermeden söyler. Herhalde bu hesabı,<br />
Eflâkî´nin iki yıl duraklama kaydını gözeterek ve nihayet bir cildin bir yılda biteceğini tahmin ederek yapmıştır. Halbuki arzettiğimiz gibi birinci cildin<br />
sonlarında henüz Abbasoğulları İmparatorluğu vardır. Şu halde bu kayıt da tamamiyle yanlıştır.<br />
B. 2962. Kafdağı, eskilerce dünyayı kuşak gibi kuşatan bir dağdır ki zümrüdüanka kuşunun yuvası da buradadır. Sofiler Kafdağına türlü türlü mânalar<br />
vermişlerdir ki bu beyitten de anlaşılır.<br />
<br />
B. 2972. Beyitteki cümle, 48 inci surenin (Feth) 10 uncu âyetindedir ve "Allah’nın eli, onların ellerinden üstündür" demektir. Tekmil âyetin mânası şudur:<br />
"Şüphesiz, sana biat edenler, Allah’ya biat etmişlerdir. Allah’nın eli, onların ellerinden üstündür. Bu biatten dönen, kendisine zarar etmiştir. Allahile<br />
ahdettiği şeye vefa edene gelince: Tanrı, ona pek büyük bir ecir ve mükâfat verecektir" Peygamber, haccetmek için eshabiyle Mekke´ye hareket etmiş,<br />
fakat Mekkeliler, henüz şehir kendilerinde olduğundan buna müsaade etmemişlerdi. Bunun üzerine Hudeybiye denilen yerde bir ağaç altına oturup<br />
eshaba ölünceye kadar savaştan dönmemek üzere kendisine biat etmelerini buyurmuş, sahabe de bu suretle biat etmişti. Aynı surenin 18 inci âyetinde<br />
biatte bulunanlardan Allah’nın razı olduğu bildirildiğinden bu biate "Biy´at-ür Rıdvan — Razılık Biati" denmiş, bir ağaç altında biat edildiği için ağaca da<br />
"Şeceret-ür Rıdvan — Razılık ağacı" adı verilmiştir. Sofilerin mürşitlerine biatleri, bu esasa bağlanır. Onlarca mürşidin eli, şeyhten şeyhe, Peygamber´e<br />
kadar gider. Peygamber´in eliyse Allaheli demektir. Hattâ bunu ´El ele, el Hakk´a" diye anlatırlar.<br />
B. 3006. Eshab-ı Kehf, mağaralarında uyurlarken beyitte, âyetten alınarak söylendiği gibi güneş, üstlerine vurmaz, doğunca mağaranın sağına, batarken<br />
de soluna dokunurdu<br />
(Sure: 18 — Kehf, âyet: 17. 392 nci beytin izahına da bakınız).<br />
B. 3019. "Şâvirhüm" onlarla danış, onlarla meşverette bulun demektir. 3 üncü surenin (Âl-i İmran) 159 uncu âyetinde geçer.<br />
B. 3065. Bu mesel, yani devenin iğne yordamından geçmesi meseli, Kur´an´da da geçer<br />
(Sure: 7 — A´raf, âyet: 40).<br />
B. 3071. "O, her gün ve her an bir iştedir." (Sure: 55 — Rahman, âyet: 29).<br />
B. 3078 - 3079. "Ol, emrinin Arapçası "kün" dür. Bu kelimede Arap imlâsınca iki harf vardır: K, N. Bu harfler, "Kâf, Nün" diye okunur. Allah’ iradesiyle her<br />
şeyin olacağını bildirirken "Söz budur, bundan ötesi yok: Tanrı, bir işi murat etti mi ol der, o iş de olur" der. (sure: 36 — Yâsîn, âyet 82. 3100 üncü beyte<br />
de bakınız).<br />
B. 3103. Beyitteki Arapça cümle, onlardan öç aldık demektir. 15 inci surenin (Hicr) 78-79 uncu âyetlerinde "Şuayb´ın kavmi olan Eshab-ı Eyke, şüphe yok<br />
zâlimdi. Onlardan öç aldık. Sedum ve Eyke şehirleri, yol başında ve konuklara aydın iki şehirdi" denmektedir.<br />
B. 3120. "Benim ümmetim, acınmış, günahları yarlıganmış, tövbesi kabul edilmiş bir ümmettir (Feyz-al Kadir II. 185).<br />
B. 3133. 3103 üncü beytin izahına bak.<br />
B. 3140. Sübhan, noksan ve lâyık olmıyan sıfatlardan arı demektir.<br />
B. 3178. 6 ncı surenin (En´âm) 94 üncü âyetinden alınmadır.<br />
B. 3179. 51 inci surenin (Zâriyât) 17 ve 18 inci âyetlerinden alınmadır.<br />
B. 3187 - 3190. 1314 üncü beytin izahına bakınız.<br />
B. 3195. Kirman´da kimyon çok olur. En fazla ve en iyi kimyon, bu memlekette yetişir. Bu münasebetle Farsçada "Kirman´a kimyon, denize katra<br />
götürmek" ihtiyacı olmıyan bir adama, yahut bir yere bir şey götürmek yerinde kullanılır bir atalar sözüdür. Eski Farsça kitaplarda bu söze çok raslanır.<br />
B. 3216. 92 nci beytin izahına bakınız.<br />
B. 3227. den sonraki bahiste adı geçen Vahiy kâtibi, üçüncü Halife Osman´ın süt kardeşi Abdullah-ibn-i Sa´d-ibn-i Ebîserh´dir. Mekke fethinden önce<br />
müslüman olmuş ve hicret etmişti. Vahiy kâtipliğinde bulunmuştu. Sonra dinden dönüp müşrik oldu ve Mekke´ye kaçtı. "Ben ne istersem Muhammed´e<br />
onu söyletirdim. Ne dersem doğrudur der, yazdırırdı" diye iddiada bulundu. Peygamber, Mekke fethedilince öldürülmesini buyurdu. Osman araya girdi,<br />
bu suretle kurtuldu. Mısır fethine iştirak etmiştir. (İbn-i Abdülbirr: Al İstîâb fî Ma´rifet-il Ashâb, Haydarâbâd, 1318, c. I, s. 393).<br />
B. 3242 - 3243. Her iki beyitteki âyet de 36 ncı sure olan Yâsîn suresindedir (8-9).<br />
B. 3255, 3273. 3274. 264 üncü beytin izahına bakınız.<br />
B. 3297. den sonraki bahiste adı geçen Bâûr oğlu Bel´am´ın hikâyesi. Kur´an´ın 7 inci suresi olan A´râf suresinde geçer (âyet: 175-176).<br />
B. 3308. Yere batan Karun´dur, başlarına taş yağan kavim, Lût ve Hûd´ Peygamberlerin kavimleridir. Cebrail´in bağırmasiyle helak edilenler de<br />
Semûd kavimleriiyle Medyenlilerdir (29 uncu sure — Ankebut, âyet: 40). Nefs-i Natıka, insandaki idrâk ve natıka kabiliyetiyle tecelli eden mâneviyettir<br />
ki maddeden mücerret ve Tanrının hususî bir lütuf ve tecellisi olarak kabul edilmiştir.<br />
B. 3320. den sonraki bahis. 535 inci beytin izahına bakınız.<br />
B. 3335. Arap alfabesinde "c, h, d" harfleri "cahd" kelimesini meydana getirir ki inkâr etmek, hayırsız olmak ve kalbi daralmak mânalarına gelir. Bu<br />
suretle "can, nefesi, yani ağzımızdan çıkan sözü bazan inkâra delâlet eder bir hale kor, gah barış vesilesi yapar, gah kavga ve savaş" diyor.<br />
B. 3338. Din Şeyhi. Sürûrî ve Semi, bundan maksat Sadreddin-i Konevî´dir demişlerdir. Sarih Anka-ravi, "Tahsise delilleri yoktur. Pes anlar da olsa kabil<br />
veyahut kibardan bir ahar kimse de olsa kabil. Belki Şeyh-i Ekber olsa da bait değildir. Zira bu mazmun üzere anın kelâmı çoktur ve sarahaten bu "El<br />
mâ´na hüvallah — Mâna Allah’dır" bu iki kâmilin mütedavel kitaplarında yoktur" diyor. Mevlevilerin hemen hepsi, bu beyitteki "Din Şeyhi" söziyle<br />
Muhyiddîn-i Arabi´nin kastedildiğini söylemişler, hattâ Veled Çelebi İzbudak "Al Seyf-al Katı" adlı kitabında Muhyiddîn´in buna benzer bir sözünü bulup<br />
tevile kalkışmışsa da bu, apaçık hatadır. Çünkü, Mevlâna´nın hiçbir gazelinde ve Mesnevi´nin hiçbir yerinde Muhyiddîn-i Arabi´den bahis olmadığı gibi<br />
Şeyh-i Ekber de hiçbir eserinde Mevlâna´yı anmamıştır. Mevlâna´nın "Dımışkıyım" redifli gazelini de, bilhassa:<br />
Endeı Cebel-i Sâliha kâîst zi gevher<br />
Zan gevher-i mâ garka-i derya-yı Dımışkıyım<br />
yani "Sâliha dağında bir inci madeni var. O inci yüzünden Dımışık denizine gark olmuşuzdur" beytinde Muhyiddin-i Cebel-i Sâliha´da metfun olması<br />
dolayısiyle Şeyh-i Ekber´in kastedildiğini sananlar vardır. Halbuki Mevlâna; Bu gazeli, Şemseddîn-i Tebrizi´yi aramak üzere üçüncü defa olarak Şam´a<br />
girerken söylemiştir. Nitekim on üç beyitten ibaret olan bu gazelin on ikinci beytinde bunu<br />
Ez Rûm betâzîm sevum bâr suy-i Şam<br />
Kez turra-i çün şâm-ı mutarrâ-yı Dımışkıyım<br />
<br />
Yani "Dımışk´ın gece gibi mutarra turreleri yüzünden, Rum ülkesinden Şam diyarına üçüncü defa olarak bir kere daha koşalım" beytiyle anlatmakta ve bu<br />
beyitten, sonraki son beyitte<br />
Mahdum-i Şems-ül Hak-ı Tebriz ger ancâst<br />
Mevlâ-yı Dımışkıym çı mevla-yı Dımışkıym<br />
Yani "Eğer Tebriz´in Hak güneşi (Şemseddin) orada ise biz Dımışk´ın kölesiyiz, ama ne köle!" diye Şam´a ne yüzden gittiğini apaçık söylemektedir. (Hicrî<br />
759 [1357-1358] de yazılmış ve asli nüsha ile karşılaştırılmış, düzeltilmiş nüsha, Konya Müzesi, No. 67, yaprak 228. Yine Konya Müzesi<br />
Kütüphanesindeki 68 - 69 numaralı divanın, ikinci cildinin 136 ncı yaprağı). Şu halde Celeb-i Sâliha´da olduğu duyulan İnci madeni, ancak Şems´tir.<br />
Apaçık anlaşılıyor ki Mevlâna, Şems´in oralarda bir handa, bir kervansarayda olduğunu duymuştur.<br />
Esasen Mevlâna´nın Muhyiddîn-i Arabi´den bahsetmesi imkânsızdır. Çünkü Mevlâna ile Muhyiddîn´in meşrepleri tamamiyle birbirine aykırıdır. Mevlâna,<br />
aşk ve-cezbeyi sülûke esas olarak kabul ettiği halde Muhyiddin, bu yolda ilimle yürümüştür. Mevlâna felsefeye muarız, olduğu halde Muhyiddîn´in bilgisi<br />
felsefeyle meşbudur. Eflâkî, müntesiplerin bir gün "Fütûhât-ı Mekkiyye" den bahsederek "Acayip bir kitab, ne dediği anlaşılmadığı gibi söyliyenin de<br />
neden söylediği belli değil" dediklerini, bu sırada Zeki adlı bir Kavvâl, yani hanendenin gelip okumıya başladığını, Mevlana´nın "Şimdi fütûhat-ı Zeki,<br />
Fütûhat-ı Mekkî´den daha yeğ" deyip semaa kalktığını, söyler (üçüncü fasıl). Görülüyor ki Mevlâna, Muhyiddin´in en mühim kitabına bile ehemmiyet<br />
vermemektedir. Şems de tamamiyle Mevlâna meşrebindedir. Mevlâna* Şemsten bahsederken "Mevlâna Şemseddin, cin ve insan taifesini teshirde,<br />
Allah’nın mukaddes adlarındaki sırrı ve eşyanın esrarını bilmede Musa´nın Yed-i Beyzâsına malikti. Nefesi de şüphesiz, Mesih nefesiyle hemdemdi.<br />
Kimya ilminde eşi yoktu. Dâvet-i Kevakiple riyaziyat, ilahiyat, hikemiyat, nücum ve mantık ilimlerinde âfakta ve enfüste benzeri bulunmazdı. Fakat tanrı<br />
ile sohbet edince hepsini La ceridesine kaydedip külliyattan da mücerret oldu, mücerredat ve müfredattan da. Tecrit, tefrit ve tevhit âlemini ihtiyar etti"<br />
demektedir. (Dr. F. Uzluk nüshası, s. 291). Bu derece âlim olduğu halde ilme hiç ehemmiyet vermiyen, bilgiyi bir gaye değil, bir vasıta telâkki eden ve<br />
hele felsefeye hiç ehemmiyet vermiyen Şems de bir gün Mevlâna´nın medresesinde ve Mevlâna´nın huzurunda Fahr-i Râzi´den bahsedip onun, hattâ<br />
kâfir olduğunu söylemiş, sonra söz gelimini Muh-yiddîn´e getirerek "Nitekim Şeyh Muhammed-ibn-i Arabî de Dımışk´ta Muhammed bizim perdecimizdir<br />
diyordu. Dedim ki: kendinde gördüğünü neden Muhammed´de görmüyorsun Herkes kendisinin perdesidir. İbn-i Arabî, Marifetin hakikati sabit olunca<br />
orada dâva olur mu Yap, yapma nerde kalır" dedi. Ben, o mâna Muhammedindi. Bu diğer fazilet de fazla olarak yine ona aittir. Sense bu suretle inkâr<br />
ediyorsun, hadi git. Bu tasarruf değil, iddianın ta kendisi. Hem dâvaya kalkışıyor, hem dâvaya düşmemek gerektir diyorsun, dedim. Şeyh Muhammed iyi<br />
hemdertti. iyi munisti, büyük adamdı. Fakat şeriata mütebaatı yoktu. Birisi, kendisi mütabaatın ayniydi dedi. dedim ki: Hayır, mütabaatta bulunmadı. Şeyh<br />
Muhammed. bir zamanlar namaz kılar, rükû ve sucutta bulunur, şeriat ehlinin kuluyum derdi, fakat hakikatte şeriate mütabaatı yoktu. Ondan çok<br />
faydalandım, fakat sizden (Mevlâna´dan) faydalandığım kadar değil. Sizinki asla ona benzemez. Arada inciyle taş parçaları kadar fark var!" diyor (aynı<br />
nüsha, Şems´in Maarif ve kelimatı bahsinde, s. 316). Bir kere de "Şeyh Muhammed´in sözlerinde filân hata etti, filân yanıldı sözleri yoktu. Onu gördüm<br />
mü sen hata ettin demektir. Bir zamanlar ona baş indirmeyi gösterdim, tevazuu öğrettim..." demiştir (s. 316).<br />
i<br />
lk zamanlarda Mevlâna ile Muhyiddîn-i Arabi´nin oğulluğu ve tarikatının naşiri olan Sadreddin arasındaki açıklığı da Sipehsâlar Menakıbiyle Eflâkî´den<br />
öğreniyoruz. Mevlâna´nm Sadreddin ve müntesipleri, yani Muhyiddin mensupları hakkındaki telâkkisini gösteren şu sözleri de dikkate değer: "Cerrâh-ı<br />
Mesihî dedi ki: Sadreddin´in eshabından benim nezdimde su içip böyle dediler: İsa Aleyhisselâm sizin za´mettiğiniz gibi Allah´tır. Hâşa, biz bunun Hak<br />
olduğunu biliriz. Lâkin muhafa-zaten ilimle kasden ketmedip inkâr eyleriz. Mevlâna Radıyallahu anh cevaben buyurdular: Allah´ın düşmanı yalan söyledi.<br />
Hâşa lillâh bu kelâm, Allah´ın indinde matrut ve müzil ve zelil ve kıylükal bulunan Şeytan´ın şarabından, sarhoş olan kimsenin kelâmıdır. Yahudilerin<br />
nekrinden bir mahalden bir mahalle kaçan ve kameti iki arşından daha az bulunan bir şahsın yedi kat gökleri hıfzetmesini nasıl tecviz edersin Halbuki<br />
her bir göğün sihanı beş yüz yıllık ve her biri arasının mesafesi keza beş yüz yıllık yoldur..." (Fîhi mâ Fîh, Ahmed Avni tercümesi, Osman Ergin´deki<br />
nüsha, 60 a).<br />
Hulâsa buradaki "Din Şeyhi" nin Muhyiddîn, yahut Sadreddin olmasına hiçbir surette imkân yoktur. İhtimal Şemseddin´i, yahut babası Sultan-al Ulema´yı<br />
Seyyid Bürhâneddin Muhakkık-ı Tirmizî´yi, yahut çok hürmetkar olduğu Senâî veya Ferideddin-i Attâr´ı kesdetmiştir. Maalesef bu saydığımız zevatın<br />
kitapları, makaleleri matlap düşürülerek, yeni tâbirle elenip taranarak okunmamış ve ekserisi de basılmamıştır. Bu eserler, ilmî bir surette basılır ve tetkik<br />
edilirse "Mâna Allah’dır" sözünü» kime ait olduğu katî surette meydana çıkar.<br />
B. 3343. Cüvan: genç. Ankaravi, bu kelimenin Arapça feta (Türkçe akı-ahı) karşılğı olduğunu ve Çelebi Hüsameddin´e hitabedildiğini söylüyor.<br />
Hüsameddin´in Ahıtürkoğlu olduğu düşünülürse çok doğrudur (711 inci beytin izahına bakınız).<br />
B. 3391 - 3392. "Bizi doğru yola hidayet et; onlara nimet olarak verdiğin doğru yola Gazabettiğin kişilerin yoluna, dalâlette kalanların yoluna değil" (1 inci<br />
sure — Fatiha, âyet: 6-7).<br />
B. 3395. den sonraki bahis Mevlâna´nın mezhepte müçtehit olup kıyası hüccet olarak kabul etmediği, gerek bu bahisten, gerek kıyasa ait diğer<br />
sözlerinden, apaçık anlaşılıyor. İmamiyye´nin dört hadîs kitabından biri ve en muteberi olan "Kâfi" nin usul kısmında "Bâb-al bidai ver re´yl vel mekayîs —<br />
Bid´atler, rey ve kıyaslar babı"ndan İmam Câ´fer-al Sâdık´ın Ebu Hanife´ye "Ya Eba Hanife, bana kıyasla amel ettiğini söylediler" dediği, Ebu Hanife´nin<br />
tasdiki üzerine "Amel etme. Çünkü önce kıyasla Amel eden İblis´tir. Beni ateşten yarattın, onu topraktan dediği zaman kıyas yapmış, ateşle toprağı<br />
mukayese etmişti. Âdem´deki nuraniyeti ateşin nuraniyetiyle mukayese etseydi iki nurun arasındaki fazileti, rüçhanı ve birinin öbüründen daha arı<br />
olduğunu bilir, anlardı" dediği kayıtlı olduğu gibi yine aynı kitapta İmam Cafer´in İblis, kendini Âdem´le mukayese ederek beni ateşten yarattın, onu<br />
topraktan dedi. Eğer Allah’nın Adem´i yarattığı cevheri ateşle mukayese etseydi bu cevherin ateşten daha nurlu ve parlak olduğunu anlardı" dediği<br />
zikredilmektedir.<br />
B. 3402. Ebu Cehl´in oğlu Akreme, sahabedendir. Nuh Peygamberi´n oğullarından Kenan ise Tufanda babasına uymamış, bir dağa çıkıp kurtulmıya<br />
çalışırken boğulmuştur (11 inci sure — Hûd, âyet: 42-43, 45-47).<br />
B. 3410. "Kuş dili — Mantık-al Tayr" Kur´an´ın. 28 inci suresi olan Neml suresinin 16 ncı âyetinde bildirildiğine göre Süleyman Peygamber´e öğretilmiştir.<br />
Ferideddin-i Attar´ın da (vefatı 618 - 1221 - hicrîden sonra) bu adda, Mesnevi vezninde ve Mesnevi tarzında bir kitabı vardır. Esasen tasavvuf<br />
ıstılahlarına ve tasavvufa bu adın verilmesinde de bu eserin tesiri olsa gerektir.<br />
B. 3426. Perde ardında bulunan hakimden maksat, Hakîm-i Senâî´dir.<br />
B. 3431. "Bu dünya yaşayışı, aslı olmıyan bir şeyden, bir oyundan başka bir şey değildir. Ahirete gelince: bilseler asıl hayat odur." (29 uncu sure —<br />
Ankebût, âyet: 64).<br />
B. 3440. "Meleklerle ruh, miktarı elli bin yıl olan günde, yani kıyamet gününde Allah’ya yücelirler." {70 inci sure — Maâric, âyet: 4).<br />
B. 3442. 10 uncu sure — Yunus, âyet: 36.<br />
B. 3452. 62 nci sure — Cumua, âyet: 5.<br />
<br />
B. 3453. Hu, o demektir. Birçok âyetlerde Allahsıfatlarını bildiren adlar "Allah" adına izafe edilmiştir. Allah bilir, görür, duyar, kudret sahibidir... gibi.<br />
Allah adı da "O, öyle bir Allahtır ki" diye "O — Hû" adına bağlandığından sofilerin bir kısmı, bu işaret adını da Allahadı saymışlar, hattâ "İsmi<br />
Âzam — en ulu ve şerefli ad" olarak kabul etmişlerdir. Ali´nin "Ey D — Yâ Huve" diye dua ettiği de rivayet edilmektedir. Şârih-i Ankaravî,<br />
Ali´den rivayet edilen sözleri, bu beyti şerh ederken almıştır.<br />
B. 3464. Sahîhayn, iki doğru ve sahih kitap demektir. Ehl-i Sünnet, altı tane hadîs kitabını doğru sayar. Bu altı kitaba "Sıhah-ı Sitte — altı doğru kitab"<br />
adı verilir. Bu altı kitabın içinden Buhari (vefatı 256, 869-870) ve Müslim´in (vefatı 261, 874-875) kitaplarına bilhassa "Sahîh-i Buhâri" ve "Sahih-i Müslim"<br />
denir.<br />
B. 3465. "Kürt olarak akşamladım, Arap olarak kalktım." Bu sözü Tâc-al Ârifîn Abû-al Vefa-yı Kürdî söylemiştir, Hicrî 501 de vefat eden (1107) bu zat,<br />
rivayete göre okuma yazma bilmezmiş. Kendisinden va´zetmesini istemişler. O da ertesi günü va´zedeceğini vadetmiş. O akşam rüyada H. Muhammed´i<br />
görmüş. Peygamber´in, kendisine ilmin talim edildiğini müjdelemesi üzerine ertesi günü mimbere çıkıp va´za bu cümle ile başlamış. Bu zatın. Çelebi<br />
Hüsamedd´in ceddi olduğunu, Mesnevi´nin başlangıcından anlıyoruz.<br />
B. 3433. Sofiler, yakîn mertebelerini üçe ayırırlar: llm-el yakin, bilgi bakımından inanmaktır. Ayn-el yakîn, bu bilgiyi görgü haline sokmak, Hakk-al yakîn<br />
de bilgiyle birleşmek, tahakkuk etmektir. Bu üç dereceyi şu misalle aydınlatabiliriz. Yiğitliği duyup inanmak birinci derecedir. Bir yiğidin bahadırlığını<br />
görmek ikinci derece, yiğitliğin kendisinden zuhuru da üçüncü derecedir. Hacı Bayram-ı Veli, bir ilâhisinde; bu üç dereceyi "bilmek, bulmak, olmak"<br />
sözleriyle Türkçeleştirmiştır:<br />
Bayram özünü bildi<br />
Bileni anda buldu<br />
Bulan ol kendü oldu<br />
Sen seni bil, sen seni</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mesnevi-i Şerif Tercümesi II]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10247</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 01:07:50 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10247</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mesnevi-i Şerif Tercümesi II</span><br />
<br />
Bu ikinci cildin gecikmesinde bazı hikmetler vardır.İşin faydalarına dair Allah hikmetleri,kula tamamiyle malûm olsa kul,o<br />
işi yapamaz,âciz kalır.Allahnın sonsuz hikmetleri;idrakini yıkar,harabeder.Kul o işe koyulmaz.UluAllah ,o sonsuz<br />
hikmetlerden pek az bir miktarını, kula yular yapar,onu o işe çeker.O işin faydasından hiç haber vermese kul hiç<br />
harekete gelmez.Çünkü hareket,insanların faydası içindir ve biz o yüzden işe koyuluruz.O işin hikmetini tamamiyle<br />
bildirse kul yine harekete gelemez.Nitekim devenin yuları olmasa yürümez.Fakat yular ağır ve büyük olsa yine<br />
gidemez,çöküverir.”Hiçbir şey yoktur ki hazineleri bizde olmasın.Fakat onu ancak mâlum bir miktarda indiririz.”Toprak<br />
susuz kerpiç olmaz.Fakat “Allah gökyüzünü yüceltti,ölçülü yaptı.”Her şeyi de ölçülü verir;sayısız,ölçüsüz değil.Ancak halk<br />
ve beşeriyet âleminden geçen kişiler,”Allah,dilediğini sayısız bir surette rızıklandırır” hükmüne mahzar olanlar ve<br />
tatmayan bilmez sırrına erenler,bundan müstesnadır.<br />
Birisi “Âşıklık nedir Diye sordu.<br />
Dedim ki:Benim gibi olursan bilirsin.<br />
Aşk,sayıya sığmaz,ölçüye gelmez sevgidir.<br />
Bundan dolayı, hakikatte Halk sıfatıdır, kula nispet edilmesi mecazidir demişlerdir. ”Allah onları sever” sözü nerede<br />
kaldı<br />
Allah Peygamberine daimî ve çok salâtü selâm olsun.<br />
MESNEVİ II<br />
Bu Mesnevi bir müddet gecikti. Kanın süt olması için bir zaman lâzımdır.<br />
Bahtın yeni bir çocuk doğurmadıkça kan, tatlı süt haline gelmez. Bunu güzelce duy.<br />
Hak Ziyası Hüsamettin, göğün yücesinden tekrar dizgin çevirince yine Mesnevi’ye başlandı.<br />
Hakikatler miracına gitmişti, o yüzden onun baharı olmadığı cihetle koncalar açılmamıştı.<br />
5. Denizden tekrar kıyıya dönünce Mesnevi şiirinin çengi de düzeldi, çalınmaya başlandı.<br />
Ruhların cilâsı olan Mesnevi’ye, yeniden recebin on beşinci günü başlandı.<br />
Bu alışverişe başlayış tarihi, (Hicri) 662 tarihiydi.<br />
Bir bülbül buradan uçup gitti, dönüp yine geri geldi. Bu manaları anlamak için doğanlaştı.<br />
Bu doğanın konağı, padişahın kolu olsun; bu kapı, halka ebediyen açık kalsın.<br />
10. Bu kapının afeti, heva ve şehvettir. Yoksa burada daima şerbetler içilir durur.<br />
Bu ağzı kapa da o âlemi gör. O âleme gözbağı, boğaz ve ağızdır.<br />
Ey ağız, sen esasen cehennemin bir alevisin! Ey cihan, sen zaten bir berzaha benzersin!<br />
Baki nur, aşağılık dünyanın ardındadır. Saf süt, kan nehirlerinin ardındadır.<br />
Oraya ihtiyarsız bir attın mı… sütün karışır, kan haline gelir.<br />
15. Âdem peygamber, nefis zevkine bir adım attı, cennetin baş köşesinden ayrılma zinciri, boğazına geçti.<br />
Melek, Şeytandan kaçar gibi ondan kaçmaya başladı. Bir lokma ekmek için ne kadar gözyaşı döktü.<br />
Gerçi cüret ettiği suç bir kıl kadardı. Fakat o kıl iki gözde bitmişti.<br />
Âdem,kadim nur’un gözüydü.Gözde kıl,büyük bir dağ kesilir.<br />
Eğer Âdem, o hususta meşverette bulunsaydı pişman olup özürler serdetmezdi.<br />
20. Çünkü bir akıl, başka bir akılla birleşti mi; kötü işe, kötü söze mani olur.<br />
Fakat nefis, başka bir nefisle dost olursa cüzi akıl muattal olur, bir işe yaramaz.<br />
Yalnızlıktan ümitsizliğe düşünce güneş gibi bir sevgilinin gölgesi altına gir.<br />
Yürü, tez bir Allah dostu ara. Böyle yaptın mı, Allah, senin dostun olur.<br />
Halvette oturup gözünü yuman da bunu yine dosttan öğrenmiştir.<br />
25. Ağyardan halvet etmek gerek, yardan değil. Kürk, kışın işe yarar, baharın değil.<br />
Akıl başka bir akılla birleşti mi nur artar, yol meydana çıkar.<br />
Fakat nefis, bir başka nefisle sevinir, gülerse karanlık çoğalır, yol gizlenir.<br />
Ey avcı, dost senin gözündür. Onu çerçöpten arı tut.<br />
Sakın dil süpürgesiyle ona toz kondurma. Göze tozu toprağı hediye götürme.<br />
<br />
30. Zira mümin, müminin aynası olunca yüzü buğulanmadan kurtulur.<br />
Mahzunluk zamanında dost, can aynasıdır. Aynanın yüzünü nefesle buğulandırma.<br />
Nefesinden buğulanıp yüzünü senden örtmemesi için her nefeste soluğunu tutman lâzım.<br />
Topraktan aşağı mısın ki Toprak bile sevgiliyi bulunca bir bahar yüzünden yüz binlerce çiçeğe kavuştu.<br />
O yaş ağaç, sevgiliyle buluşunca hoş bir hava yüzünden baştan ayağa açıldı, donandı.<br />
35. Fakat gözün aykırı bir dost görünce başını, yüzünü yorgana çekti.<br />
“ Kötü dostla ünsiyet, belâya bulaşmaktır. Mademki o geldi, bana uyumak düşer.<br />
Uyuyayım da Eshabı Kehf’ten olayım. O sıkıntıda o minnette mahpus kalmak, Dıkyanus’tan iyi” dedi.<br />
Eshabı kehf’in uyanıklığı,Dıkyanus’a kulluk etmekti. Fakat uykuları; şereflerini, haysiyetlerini korumuş oldu.<br />
Bilgiyle uyumak uyanıklıktır. Vay bilgisizle oturan uyanık kişiye !<br />
40. Kargalar, güz mevsimi otağlarını kurdular mı, bülbüller gizlenir ve susarlar.<br />
Çünkü gül bahçesi olmayınca, bülbül sükût eder. Güneşin kayboluşu, uyanıklığı öldürür.<br />
Ey güneş ! Sen yeraltını aydınlatmak üzere bu gül bahçesini terk ediyorsun.<br />
Fakat marifet güneşi, bir yerden bir yere gitmez, o güneş dolunmaz. Onun tanyeri akıl ve candan başka bir yer<br />
değildir.<br />
Hele işi gücü ; gündüz olsun gece olsun, âlemi aydınlatmak olan o cihanın kemal güneşi hiç kaybolmaz.<br />
45. İskender’sen gün doğusuna gel. Ondan sonra nereye gidersen nurlusun, kuvvetlisin!<br />
Ondan sonra nereye varsan orası doğu olur; doğrular senin batına âşık kesilir.<br />
Senin yarasa duygun batıya doğru koşmakta, inciler saçan duygun da doğuya doğru akmakta.<br />
Ey atlı ! Duygu yolu, eşeklerin yoludur.Ey eşeklere karışan, utan!<br />
Bu beş duygudan başka beş duygu daha vardır. O duygular kırmızı altın gibidir, bunlar bakır gibi.<br />
50. Tanıyışta, anlayışta mahareti olanlar, o pazarda nasıl olur da bakır duyguyu altın duygu gibi alırlar<br />
Bedenlerin duygusu, zulmet gıdası yemekte, can duygusuysa bir güneşten çerezlenmekte.<br />
Ey duygularını derleyip toplayarak gayp âlemine götüren! Musa gibi elini koynundan çıkar.<br />
Ey sıfatları marifet güneşi olan! Bu âlem güneşi, bir sıfatla mukayyettir.<br />
Halbuki sen gâh güneş olursun, gâh deniz. Gâh Kafdağı kesilirsin, gâh Anka.<br />
55. Fakat hakikatte sen ne bu olursun, ne o. Ey vehimlerden uzak, ey ilerden ileri!<br />
Ruh; ilimle, akılla dosttur. Ruhun Arapça’yla, Türkçe’yle ne işi var<br />
Ey nakşı, sureti olmayan! Bunca nakışlar, bunca suretlerle, sana hem müşebbih hayran olmuştur, hem muvahhit!<br />
Gâh müşebbihi muvahhit yapmakta, gâh suretler muvahhidin yolunu kesmekte.<br />
Gâh sarhoşlukla sana Ebül Hasen der, gâh ey yaşı küçük, ey bedeni taze ve yumuşak güzel diye hitabeder.<br />
60. Bazen de kendi suretini viran eder ve bunu, sevgiliyi tenzih etmek için yapar.<br />
Duygu gözünün mezhebi, İtizaldir. Akıl gözüyse vuslata kavuşmuştur, Sünnî’dir.<br />
İtizale uyan, duyguya kapılmıştır. Fakat sapıklıktan kendini Sünnî gösterir.<br />
Duyguda kalan kişi, Mutezilî’dir. Sünnî’yim dese de cahillikten der.<br />
Duygudan çıkan kişi Sünnî’dir. Gören göz, izi hoş akıl gözüdür.<br />
65. Hayvan duygusu padişahı görseydi öküzle eşek de Allahyı görürdü.<br />
Sende hayvan duygusundan başka, heva ve hevesten dışarı bir duygu olmasaydı.<br />
Âdem oğulları; nasıl olurda mükerrem, nasıl olur da hayvanla müşterek duygu ile sırra mahrem olurlardı<br />
Sen suretten kurtulmadıkça Allahya surete sığmaz, yahut sığar demen, aslı olmayan bir sözden ibarettir.<br />
Tasvire sığar, yahut sığmaz bahsi; tamamiyle iç olmuş, suretten kurtulmuş adamın harcıdır.<br />
70. Eğer körsen köre teklif yoktur. Değilsen yürü, var; sabır kurtuluşun anahtarıdır.<br />
Sabır ilâcı, gözlerin perdesini de yakar, göğüsleri gönülleri de yarıp açar.<br />
Gönül aynası saf ve pak bir hale gelince sudan, topraktan hariç suretler görürsün.<br />
Nakşı da müşahede edersin, nakkaşı da. Devlet yaygısını da, onu döşeyeni de.<br />
Sevgilimin hayali bana Halil gibidir. Sureti put ama manası putları kırmakta.<br />
75. Allah’ya şükür olsun ki o zahir olunca can, onun hayalinden, kendi hayalini gördü.<br />
Kapısının toprağı, gönlümü teshir etti. Senin toprağına karşı ululananın toprak başına.!<br />
Dedim ki; Eğer güzelsem bu güzelliği onun lûtfu olarak kabul ederim. Değilsem zaten çirkinlikler bile bana güler!<br />
Çaresi şu: Kendime bakayım kendime çeki düzen vereyim. Bakalım, ona lâyık mıyım, değil miyim<br />
O güzeldir, güzelliği sever. Taze bir delikanlı, kart bir ihtiyarı nasıl seçer<br />
80. Temizler, kimlerindir Temizlerin. Şu meydandadır: Güzel, güzeli sever, güzeli ister.<br />
<br />
Şunu bil ki güzel, güzeli cezbeder. “ Temizler,temizler içindir” âyetini oku!<br />
Âlem de her şey, bir şey cezbeder. Sıcak sıcağı çeker , soğuk soğuğu.<br />
Aslı olmayan, aslı olmayanları çekmektedir, bakilerde bakilerden sarhoş olmakta.<br />
Cehennem ehli olanlar, cehennem ehli olanları cezbeder. Nura mensup olanlar, ancak nura mensup olanları ister.<br />
Gözünü yumdun mu canın kopuyormuş gibi bir eleme, bir ıstıraba düşersin. Gözün, gündüzün nurundan ayrılmaya<br />
sabrı yoktur.<br />
85. Gözünü yumdun mu tasalanır, gama, gussaya düşersin. Gözün nuru, gündüzün nurundan ayrılamaz.<br />
Senin tasan, gam ve gussan; hemencecik gündüzün nuruna kavuşmak isteyen göz nurunun cazibesinden ileri gelir.<br />
Gözün açıkken de tasalanırsan bil ki gönül gözünü yummuşsundur,onu aç!<br />
Bil ki sıkıntı gönlünün iki gözü de kapalı olduğundandır. Gönül gözü kıyasa sığmaz bir ziya arayıp durmaktadır.<br />
O iki ebedî nurun firkati, seni tasalandırmaktadır. Onu koru!<br />
90. O madem ki beni çağırmakta, ben de kendime bakayım. Onun cazibesine lâyık mıyım, yoksa çirkin miyim<br />
Bir güzel, peşine bir çirkini takarsa onunla alay ediyor demektir.<br />
Acaba yüzümü nasıl göreyim Ne renkteyim ki, gündüz gibi miyim, gece gibi mi<br />
Diye can suretimi hayli zamandır arayıp duruyordum. Fakat suretim kimseden görünmüyordu.<br />
Nihayet dedim ki, ayna neden icadedilmiş, ne güne yarar Herkes nedir, kimdir, kendisini bilsin diye değil mi<br />
95. Demirden yapılma ayna suretler içindir. Can yüzünün aynasıysa çok pahalı, çok değerlidir.<br />
Can aynası ancak sevgilinin yüzüdür. O sevgilinin yüzü ki, o diyardan.<br />
Dedim ki: Ey gönül sen küllî bir ayna ara. Denize git, ırmaktan iş bitmez!<br />
Kul, bu istek yüzünden civarına geldi. Meryem’i hurma fidanına derdi çekti.<br />
Gönlüm, gözünü görünce o görmemiş göz yok oldu; gönlüm gözün ta kendisi kesildi.<br />
100. Seni ebedî olarak küllî bir ayna gördüm. Gözünden kendi suretimi müşahede ettim.<br />
Nihayet ben, beni buldum, iki gözünde aydın bir yol gördüm, dedim<br />
Vehmin; kendine gel, o senin hayalindir. Kendini hayalinden ayırdet dedi.<br />
Suretim gözünden seslendi: Birlikte ben senim, sen de bensin.<br />
Hayal bu zevali olmayan aydın gözdeki hakikatlerden nasıl yol bulur da girer<br />
105. Suretini, benden başkasının gözlerinden görürsen onu hayal bil, onu reddet!<br />
Çünkü benden başkası, gözüne yokluk sürmesi çekmekt, e hakikatte yok olan şeylerle gözünü sürmelemekte… Şarabı,<br />
Şeytanının tasvirinden tatmaktadır.<br />
Onun gözü hayal ve yokluk evidir. Hulâsa o, yokları var görür.<br />
Benim gözüme ululuk sahibi Allah’nın sürmesiyle sürmelenmiştir. Varlık evidir, hayal evi değil.<br />
Gözünde bir tek kıl olsa hayalinde gevher, yeşim taşı gibi görünür.<br />
110. Hayalinden tamamıyla geçersen o vakit yeşim taşını,gevherden ayırt edebilirsin.<br />
Ey gevher tanıyan kişi, bir hikâye dinle de meydanda ve apaçık olan şeyi kıyastan fark et.<br />
Allah razı olsun,Ömer zamanında birisinin, hayalini hilâl sanması.<br />
Ömer zamanında oruç ayı geldi. Birkaç kişi bir dağın tepesine koştu.<br />
Oruç ayının hilâlini görüp kutlulanmak,onu hayra yormak istiyorlardı. Birisi “ Ey Ömer, işte hilâl” dedi.<br />
Ömer gökyüzüne baktıysa da ayı göremedi. “ Bu ay senin hayalinden meydana geldi.<br />
115. Yoksa ben, gökleri senden daha iyi görürüm.Tertemiz hilâli nasıl olur da görmem<br />
Elini ısla da kaşını sıvazla. Ondan sonra hilâle bak!” dedi.<br />
Adam elini ıslayıp kaşını sıvazlayınca ayı göremedi. “ Padişahım, ay yok görünmez oldu” dedi.<br />
Ömer dedi ki: “Evet, kaşının kılı seni şüphelendirdi; yaydan sana bir ok attı”.<br />
Onun yolunu bir eğri kıl kesti, o yüzden ayı gördüm diye davaya kalkıştı.<br />
120. Bir eğri kıl gökyüzüne perde olursa bütün vücudun eğri olunca halin ne olur<br />
Her cüz’ünü doğrulara uyup doğrult. Ey doğru yola giden,o eşikten baş çekme!<br />
Teraziyi, terazi doğrulttuğu gibi terazinin değerini azaltan da yine terazidir.<br />
Doğru olmayanlarla tartılan eksikliğe düşer, aklı şaşar kalır.<br />
Yürü, kâfirlere karşı şiddetli ol; ağyarın dostluğuna toprak saç!<br />
125. Ağyarın başına kılıç kesil; kendine gel; tilkilik etme, aslan ol.<br />
Ki dostlar gayretleri yüzünden senden kesilmesinler! Çünkü o dikenler, bu güle düşmandır.<br />
<br />
Ateşe üzerlik tohumu serper gibi kurtların başına ateş serp; çünkü o kurtlar, Yusuf’un düşmanlarıdır.<br />
Kendine gel, Şeytan sana “ babasının canı” der bu suretle o lain seni aldatır.<br />
Bu kara yüzlü, babana da bu şeytanlığı yaptı. Âdem’i de mat etti.<br />
130. Bu kuzgun, satranç başın da çeviktir. Yarı uykulu gözle kuzgunu doğan görme!<br />
Çünkü o kadar çok oyunlar bilir ki boğazında bir çöp gibi kalakalır.!<br />
Onun çöpü boğazlarda durur. O çöp nedir Mevki ve mal sevdası.<br />
Ey kararsız kişi, mal çöpten ibarettir. Ama boğazındaysa Abıhayatı içirmez.<br />
Malını, düzenbaz bir düşman çalacak olsa bir yol keseni, başka bir yol kesen dolandırmış demektir.<br />
Bir yılancının başka bir yılancıdan yılan çalması<br />
135. Bir hırsızcağız, bir yılan oynatıcısının yılanını çaldı. Aptallığından onu ganimet saymaktaydı.<br />
Yılancı, yılanın zehirlemesinden kurtuldu. Yılan da hırsızını ağlatıp inleterek öldürdü.<br />
Yılancı, o ölü adamı görüp tanıdı, “Onu benim yılanım öldürdü,canından etti.<br />
Hırsızı bulayım da yılanımı ondan alayım diye dua edip duruyordum,gönlüm yılanımı bulmayı istiyordu.<br />
Allahya şükürolsun ki o dua kabul edilmedi. Ben duamın kabul edilmeyişini ziyan sandım ama bana faydaymış” dedi.<br />
140. Nice dualar vardır ki ziyanın, helâk olmanın ta kendisidir. Pak Allah, onları kereminden kabul etmez.<br />
İsa Aleyhisselâm’ın yoldaşının İsa’dan kemikleri diriltmesini istemesi<br />
İsa ile bir ahmak yoldaş oldu.Gözüne yol üstünde ölü kemikleri erişince,<br />
Yoldaş,ölüleri diriltmek için okuduğun o yüce adı,<br />
Bana da mutlaka öğret de bir ,y,l,kte bulunayım,o adı okuyup kemiklere can vereyim” dedi.<br />
İsa dedi ki:”Sus! Bu senin işin değil.Senin nefeslerinin,senin sözünün harcı değil!<br />
145. Nefesin yağmurlardan daha arı,duru olması, o nefes sahiplerinin melkelerden daha idrakli bulunması lâzımdır.<br />
Âdem,ömürlerce yandı,yakıldı da arındı;felekler hazinesine emin oldu.<br />
Sen de sağ eline bir sopa aldın ama senin elin nerede,Musa’nın eli nerede,”<br />
O ahmak,”Benim sırlara kabiliyetim yoksa o adı bu kemiklere sen oku!” dedi.<br />
İsa dedi ki: “Yarabbi,bunlar ne sırlardır Bu ahmağın bu mücadeleye girişmesi nedendir<br />
150. Bu hasta, nasıl oluyor da kendi derdiyle uğraşmıyor Bu murdar herif neye kendi canının derdine düşmüyor<br />
Kendi ölüsünü bıraktı da yabancı ölüyü diriltmeye kalkıştı!”<br />
Allah,”Gerilemede gerilemeyi arar.Diken eken ancak yeşermiş taze diken elde edebilir.<br />
Dünyada diken eken kişi,sakın ektiğin dikeni gül bahçesinde arama!<br />
O, eline gül bile alsa diken olur.Bir dost varsa dost,yılan kesilir.<br />
155. O şaki kötülüklerden çekinen kişinin kimyası hilâfına zehir ve yılan kimyasıdır(her şeyi zehirler,her şey ona karşı<br />
yılan haline gelir).<br />
Sofinin hizmetçiye hayvanı tımar ettirmesini söylemesi,hizmetçinin de “Lâhavle” demesi<br />
Bir sofi seyahate çıktı, döne dolaşa bir gece bir tekkeye konuk oldu.<br />
Bir hayvanı, vardı ahıra bağladı. Kendisi dostlarla, sofanın baş köşesine geçip oturdu.<br />
Arkadaşlarıyla murakabeye daldı. Murakabede sevgilinin huzuru, adamın önünde bir defter haline gelir (Allahnın<br />
manevi huzuruna varılır, bütün hakikatler o huzurda okunur)<br />
Sofinin defteri, harflerin yazılmasından meydana gelen karalama değildir. Ancak kar gibi bembeyaz ve temiz gönüldür.<br />
160. Alimin azığı ve sermayesi, kalemden meydana gelen eserlerdir. Sofinin azığı ve sermayesi nedir Ayak izleri!<br />
Sofi; av peşine düşen, ceylanın ayak izlerini görüp onları izleyen avcıya benzer.<br />
Bir müddet ceylanın ayak izleri işe yarar. Ondan sonra ise esasen ahudaki misk kokusu, yolu gösterir.<br />
Bu izlere, bu izlemeye şükreder de yol alırsa nihayet o adım atma o yol alma yüzünden muradına ulaşır.<br />
Misk kokusunu duyup bir konak yol almak, iz izleyerek yüz konaklık yol almadan, yüz konaklık yolu dönüp dolaşmadan<br />
daha iyidir.<br />
165. Ay ışıkların doğusu olan gönül yok mu O gönül, ariflere “kapıları açılmıştır” sırrıdır.<br />
Sana duvardır ama onlara kapı. Sana taştır ama azizlere inci!<br />
Senin aynada açıkça gördüğünü pir, hem de daha önce bir kerpiç parçasında görür.<br />
Pir olanlar o kişilerdir ki bu alem yokken onların canları, kerem denizinde vardı.<br />
Bu tene düşmeden önce nice ömürler geçirdiler,ekmeden önce meyveler devşirdiler!<br />
<br />
170. Nakıştan, suretten evvel canlandılar,deniz yarılmadan inciler deldiler!<br />
Allah’nın mahlukatı yaratmak hususunda meleklerle müşaveresi<br />
Allah, âlemi ve Âdemi yaratma hususunda meleklerle müşavere ederken onların canları, boğazlarına kadar kudret<br />
denizine dalmış bulunuyordu.<br />
Melekler,buna mani olmak istedikleri zaman, gizlice meleklere ıslık çalıyorlar,onlarla alay ediyorlardı.<br />
Bu nefsi Küll’ün ayağı bağlanmadan onlar her yaratılacak şeyin suretini biliyorlardı.<br />
Feleklerden önce Zuhal yıldızını, tanelerden önce Ekmeği görmüşler;<br />
175. Akılsız, gönülsüz fikirlerle dolmuşlar; askersiz, savaşsız galip gelmişlerdi.<br />
O apaçık anlayış,onlara nispetle düşünüştür. Yoksa haddi zatında, bu sırdan uzakta kalanlara göre görüşün ta<br />
kendisidir.<br />
Düşünüş; geçmişe, geleceğe dairdir. Bu ikisinden de kurtulunca müşkül hal olur<br />
“Ruh üzümden şarabı,yoktan varı görür”<br />
Onlar da keyfiyete düşecek olan her şeyi keyfiyetsiz görmüşler,madenden önce sağlamla kalpı fark etmişlerdir.<br />
180. Üzüm yaratılmadan önce şaraplar içmişler, muhabbet sarhoşu olmuşlardır.<br />
Onlar, sıcak temmuz ayında kışı, güneşin ziyasında gölgeyi görür.<br />
Üzümün gönlünde şarabı,tamam yoklukta bütün varlığı müşahede ederler.<br />
Gök, onların işret meclislerinde ancak bir yudumcuk içer.Güneş, ancak onların cömertliğiyle bu sırmalı libası giyer.<br />
Onlardan iki dostu bir arada gördün mü bil ki onlar hem birdir, hem altı yüz bin!<br />
185. Onların sayıları dalgalar gibidir. Onlar rüzgâr,zahiren çoğaltır.<br />
Halkın can güneşi, halkın pencerelere benzeyen bedenlerinde taaddüt eder,çoğalır.<br />
Fakat güneşin kursuna bakarsan birdir.Bedenlerle mahcup olan kişi şüphededir.<br />
Çokluk, ruhu Hayvanidedir, Ruhu insani ise birdir.<br />
Hak, onlara madem ki nurundan saçtı, Hakk’ın nuru, artık ayrılmaz .<br />
190. Yoldaş, bir müddet usanmayı bırak da o güzelin tek benini sana anlatayım.<br />
Onun güzelliği anlatılmaz, iki âlem de nedir Onun yüzündeki benim aksi!<br />
Onun güzel benini anlatmaya başladım mı söz, tenimi yarmak, parçalamak istiyor.<br />
Ben bu harmanda bir karınca gibi memnun geçinip gidiyorum,hatta kendi cirmimden, kendi haddimden fazla yük<br />
çekmekteyim.<br />
Dinleyen,hikâyenin zahirini istediğinden içyüzünün söylenmemesi,kapalı kalması<br />
O aydınlığın bile haset ettiği güzel, beni bırakır mı ki söylenmesi lâzım ve farz olan sırları söyleyeyim.<br />
195. Deniz köpüklenir, köpükle örtülür, köpüğü ileri sürer. Sonra da köpüğünü çeker, açılır, kendisini gösterir.<br />
Şimdi dinle, hikâyenin içyüzünü anlatmama ne mani oldu Dinleyenin gönlü başka bir yere gitti.<br />
Hatırına o konuk olan sofinin hali geldi. Boğazına kadar o sevdaya daldı.<br />
Onun için bu sözü bırakıp ona başlamak hali anlatmak için o hikâyeyi söylemek icap ediyor.<br />
Fakat ey aziz, sofiyi,suret sofisi sanma! Ne vakte kadar çocuklar gibi cevize,üzüme düşüp kalacaksın<br />
200. Oğul, bizim cismimiz cevizle üzümdür. Ersen bu ikisinden de geç!<br />
Eğer sen geçmezsen Allah’nın lütfu, Allah’nın keremi seni dokuz kat gökten geçirir.<br />
Şimdi hikâyenin zahirini dinle, fakat taneyi samandan ayır ha!<br />
Hizmetçinin,hayvana bakmayı kabul etmesi, sonra da vaadini yapmaması<br />
O zevk ve huzur dileyen sofilerin zikir ve mürakabeleri, vecit ve şevkle sona erince.<br />
Konuğa yemek getirdiler. Konuk, o zaman hayvanı hatırladı,<br />
205. Hizmetçiye”Ahıra git, hayvana saman ve arpa ver ”dedi.<br />
Hizmetçi dedi ki :“ Lâhavle... Bu ne fazla söz! Eskiden beri bu işler benim işim.”<br />
Sofi “Önce arpayı ısla. Çünkü eşek karttır,dişleri sağlam değil” dedi.<br />
Hizmetçi “ Lâhavle. Ey ulu, bunu niye söylüyorsun Bu hizmet usulünü, hep benden öğrenirler” dedi.<br />
Sofi “Önce semerini indir,sırtına da ilâç koy” dedi.<br />
210. Hizmetçi “Lâhavle ey hakîm, benim senin gibi yüz binlerce konuğum geldi;<br />
Hepsi de yanımızdan razı olup gittiler.”Konuk bizim canımızdır,bizdendir” dedi.<br />
Sofi “Suyunu ver ama ılık olsun” deyince hizmetçi “ Lâhavle. Artık beni utandırıyorsun” dedi.<br />
<br />
Sofi “Arpaya az saman karıştır” dedi. Hizmetçi “ Lâhavle. Bu sözü kısa kes artık” dedi.<br />
Sofi “Yerini süpür, taş toprak kalmasın. Islaksa biraz kuru toprak serp” dedi.<br />
215. Hizmetçi “Lâhavle, a babam, lâhavle de! Bir işe yolladığın ehil kişiye az söyle!” dedi.!<br />
Sofi “Eşeğin sırtını tımar et” dedi. Hizmetçi “ Lâhavle. Baba, artık utan.!” dedi.<br />
Bunu deyip eteğini sıkıca beline doladı. “işte gittim,önce arpa,saman getireyim”dedi.<br />
Gitti ama ahır aklına bile gelmedi. Yalnız sofiyi aldattı.<br />
Birkaç hazelenin yanına gitti, Sofinin sözlerine gülmeye, onunla alay etmeye koyuldu.<br />
220. Sofi uzun zaman yolculukta bulunduğundan gözlerini yumup daldı,rüya görmeye başladı:<br />
Eşeği bir kurda sataşmıştı. Kurt, sırtından, oyluğundan onu paralıyordu.<br />
Uyanıp “Lâhavle. Bu ne biçim saçma rüya, Acaba o şefkatli hizmetçi nerede ki ” dedi.<br />
Yine daldı. Bu sefer eşeğini yolda giderken gâh, bir kuyuya, gâh bir çukura düşüyor gördü.<br />
Türlü , türlü kötü rüyalar görüyordu. Rüyasında bazen Fatiha suresini, bazan Karia suresini okuyordu.<br />
225. “ Çare ne Dostlar kalkıp gittiler. Bütün kapıları da kapadılar” dedi.<br />
Yine “O Hizmetçiceğiz, bizimle tuz ekmek yemedi mi ki<br />
Ben ona lütuftan başka ne yaptım, yumuşak sözlerden başka ne söyledim Aksine o bana neden kinlendi ki<br />
Her düşmanlığa bir sebep olur. Yoksa aynı cinsten oluş insanı vefakâr eder” diyordu.<br />
Sonra tekrar “ Lütuf ve ihsan sahibi Âdem, iblis’e bir cefada bulundu mu ki<br />
230. İnsan; yılana, akrebe ne yaptı ki onlar,daima insanı sokmak öldürmek isterler.<br />
Kurdun huyu yırtıcılıktır. Bu haset de nihayet yaradılışta vardır demekte”,<br />
Sonra yine “ Böyle kötü zanna düşmek hatadır.. Neye kardeşim hakkında böyle bir zanda bulunuyorum ” diye<br />
söylenmekteydi.<br />
Yine dönüp diyordu ki: “ Bu kötü zanna düşmek de bir tedbire sarılmaktır. Şüpheye düşmeyen muvaffak olur mu ”<br />
Sofi vesvese içindeydi. Eşeğe gelince öyle bir haldeydi ki düşmanların cezası da, dilerim böyle olsun!<br />
235. Zavallı eşek; taş toprak içinde,semeri tersine dönmüş, kuskunu kopmuştur.<br />
Yol yürümekten ölmüş, bütün gece yemsiz.. gâh can çekişmekte,gâh ölüm haline gelmekteydi.<br />
Bütün gece “Yarabbi,arpadan vazgeçtim, bir avuçcağızdan da az saman olsa” diye sayıklıyordu.<br />
Hâl diliyle “Ey şeyhler,bir merhamet edin,bu ham ve edepsiz hizmetçinin elinden yandım” diyordu.<br />
O eşeğin çektiği eziyeti duyduğu azabı ancak karada uçan kuş,sele kapılırsa çeker duyar!<br />
240. Nihayet biçare eşek, açlık illetinden o gece seher çağına kadar yan üstü yattı.<br />
Gündüz olunca, hizmetçi gelip hemen semerini düzeltti,sırtına vurdu.<br />
Eşekçiler gibi birkaç sopa indirdi. O köpek hizmetçiden ne umulursa eşeğe onu yaptı.<br />
Eşek dayağın,şiddetinden sıçradı,kalktı. Dili yok ki halini söylesin!<br />
Kervan halkının Sofinin eşeğini hasta sanmaları<br />
Sofi, merkebe binip yola düzülünce merkep,her an yüzüstü düşmeye başladı.<br />
245. Halk,merkep düştükçe onu kaldırmaya koyuldu. Herkes onu hasta sanıyordu.<br />
Birisi kulağını burmakta,öbürü yara var mı diye damağını yoklamakta,<br />
Diğeri nalında taş aramakta, bir diğeri de gözünü puslu görmekteydi.<br />
Sofiye “ Ey Şeyh, bu ne hal Dün,şükür olsun,bu eşek kuvvetlidir demiyor muydun ” dediler.<br />
Sofi (Geceleyin “Lâhavle” yiyen eşek, ancak böyle gider.<br />
250. Merkebin azığı geceleyin “Lâhavle” olur,Geceleyin tespih çeker durursa gündüzün de secde eder) dedi.<br />
İnsanların çoğu insan yiyicidir. Onların selam vermelerine pek emin olma!<br />
Hepsinin de gönlü Şeytan evidir. İnsan şeytanının lâfına pek kulak asma!<br />
Şeytan’ın ağzından çıkan “Lâhavle”ye kanan kişi, savaşta o eşek gibi tepesi üstüne düşer.<br />
Dünyada Şeytan’ın şeytanlığına uyan; dost yüzlü düşmanın hürmetine, hilesine kanarsa,<br />
255. O eşek gibi arıklıktan ve sersemlikten İslâm yolunda, Sırat köprüsünün üstünde tepe taklak gelir.<br />
Kötü dostun işvelerine kulak verme; yeryüzünde tuzak gör,emniyetle yürüme.<br />
Yüz binlerce “ Lâhavle” okuyan Şeytan’a bak; ey Âdem, iblisi gör,bak nasıl yılanda gizlenmiş!<br />
Dostun postunu yüzmek için kasap gibi sana “Ey can, ey sevgili” diye hitap eder.<br />
Bu suretle postunu yüzmek ister. Düşmanların afyonunu tadan kişinin vay haline!<br />
260. Ağlatıp inleterek kanını dökmek için kasap gibi ayağın baş kor,sana hitaplarda bulunur.<br />
Aslanlar gibi avını kendin avla. Yabancının yaltaklanmasını daterket,akrabanın yaltaklanmasını da!<br />
<br />
Aşağılık kişilerin hürmetini, hatır saymasını, o hizmetçinin hürmeti ve hatır sayması gibi bil. Kimsesizlik, adam olmayan<br />
kişilerin işvesinden iyidir.<br />
İnsanların arazisine ev kurma, kendi işini, gör yabancı kişinin işini değil!<br />
Yabancı kişi kimdir Senin toprak bedenin. Senin gama, eleme düşmen de onun yüzündendir.<br />
265. Tene yağlı, ballı şeyleri verdikçe cevherini,hakikatini semirmiş göremezsin.<br />
Teni miskler içine yerleştirsen yine ölüm gününde pis kokusu meydana çıkar.<br />
Miski tene sürme, gönüle sür. Misk nedir Ululuk sahibi Allah’nın adı.<br />
O münafık, miski tene sürer de ruhu, külhanın ta dibine sokar.<br />
Dilin de Allah adı, canındaysa imansız düşüncesi yüzünden pis kokular!<br />
270. Onun zikretmesi külhanda biten yeşilliğe, aptes bozulan yerde yetişen gül ve süsene benzer.<br />
O yeşillik orada ariyettir. O gülün yeri oturulan işret edilen yerdir.<br />
Temiz şeyler temizlere aittir; pisler de pis şeylere... kendine gel!<br />
Kin yüzünden yol azıtanlara kin tutma. Çünkü onların kabirlerini de kin tutanların yanına kazarlar.<br />
Kinin aslı cehennemdir. Senin kinin o küll’ün cüz’üdür, dinin de düşmanı.<br />
275. Mademki sen cehennemin cüz’üsün; aklını başına al cüzü, küllünün yanında karar eder.<br />
Ey adı sanı duyulmuş kişi! Cennetin cüzüysen zevkin de cennet gibi ebedidir.<br />
Acı, mutlaka acılara katılır. Bâtıl söz nasıl olur da Hakk’a ulaşır<br />
Kardeş, sen ancak o düşünceden, o ruhtan ibaretsin. Mütebaki varlığın bakımındansa kemik ve deriden başka bir şey<br />
değilsin.<br />
Düşüncen, manevi varlığın gülse, gül bahçesisin; dikense külhana lâyıksın.<br />
Gül suyu isen seni başa sürer, koyuna serperler; sidik gibiysen dışarı atarlar.<br />
280. Koku satanların tablalarına bak.Her cinsi, kendi cinsinin yanına korlar.<br />
Cinsleri, kendi cinsleriyle karıştırır, bu uygunluktan bir güzellik, bir süs meydana getirirler.<br />
Fakat mercimek,şeker arasına karışırsa onları birer, birer ayırırlar.<br />
Tablalar kırıldı,canlar döküldü de iyiyi, kötüyü birbirine karıştırdılar.<br />
Allah, bu taneleri ayırıp tabağa koysunlar diye kitaplar verdi, peygamberler gönderdi.<br />
285. Peygamberler,gelmeden önce hepsi bir görünmekteydi. Mümin, kâfir, Müslüman, çıfıt… Zahiren hepsi birdi.<br />
Alemde kalp akçayla sağlam akça bir yürümekteydi. Çünkü ortalık tamamiyle geceydi, biz de gece yolcularına<br />
benziyorduk.<br />
Peygamberlerin güneşi doğunca “Ey karışık, uzaklaş! Ey saf, beri gel” dedi.<br />
Rengi göz ayırt edebilir; lâl’i, taşı göz bilebilir.<br />
İnciyi, süprüntüyü göz anlar. Onun için çerçöp göze batar.<br />
290. Bu kalpazanlar, gündüze düşmandır.Fakat madendeki altınlar gündüze âşıktır.<br />
Çünkü gündüz,kuyumcu ve sarraf,altını fark etsin diye altına aynadır.<br />
Kırmızı yüzle sarı yüzü gündüz gösterdiğinden Allah, kıyamete Gün lâkabını taktı.<br />
Hakikatte gündüz, velilerin sırrıdır. Gündüz, onların aylarına nispetle gölgelere benzer.<br />
Gündüzü,Allah erinin sırrının aksi bilin; gözü örten akşamı da onun ayıp örtücülüğünün aksi.<br />
295. Allah onun için “Vedduha” buyurdu. “Vedduha”, Mustafa’nın gönlünün nurudur.<br />
Allah, kuşluk zamanını sevdi derler ya. Bu söz de, kuşluk çağı, onun aksi olduğundandır.<br />
Yoksa fâni olan şeye yemin etmek hatadır. Böyle olduğu halde fâni şeyin Allah’nın sözüne girmesi lâyık olur mu<br />
Halil “ Ben fâni olanları sevmem” dedi Halil böyle derse Ulu Allah nasıl olur da fâni şeyi diler, sever<br />
“Velleyl” den maksat yine Mustafa’nın ayıp örtücülüğü, toprağa mensup olan cismidir.<br />
300. Bu kuşluk çağının güneşi o, gökten doğdu da gece gibi olan tene “Seni Rabb’in terk etmedi” dedi.<br />
Belanın ta kendisinden vuslat meydana geldi; “ Sana darılmadı da” sözü de o tatlılıktan zuhur etti.<br />
Esasen her söz bir halete alâmettir. Hâl ele benzer, söz de alete.<br />
Kuyumcunun aleti, kunduracının elinde kuma ekilmiş tohuma döner.<br />
Çiftçinin yanında kunduracının aleti, köpeğin, önünde saman, eşeğin önünde kemik gibidir.<br />
305. “Enel Hakk” sözü, Mansur’un ağzında nurdu. “Enallah” sözü, Firavunun ağzında yalan!<br />
Sopa, Musa’nın elinde doğruluğuna şahit oldu, sihirbazın elindeyse bir şeye yaramadı.<br />
İsa, bu yüzden yoldaşına Tek Allah’nın o yüce adını belletmedi.<br />
Çünkü bilmez de alete noksan bulur. Taşı, toprağa vur. Hiç ateş çıkar mı<br />
Elle alet taşla demire benzer. Çift olması gerek ki ateş çıksın.<br />
310. Çifti olmayan, aleti bulunmayan Tek Allahdır. Sayıda şüphe olabilir, Fakat Allahda şüphe yoktur.<br />
<br />
İki diyenler,üç diyenler daha fazla diyenler, bir olduğunda mutlaka ittifak ederler.<br />
Şaşılık gidince hepsi birleşir; iki, üç diyenler de bir derler.<br />
Onun meydanında bir topsan, ona bir diyorsan durma, çevgânının etrafında dön dolaş!<br />
Top padişahın elinin darbesiyle oynarsa, kemale ermiş olur.<br />
315. Ey şaşı; bunları can kulağıyla dinle, gözüne kulak yoluyla ilâç ver!<br />
Temiz söz, hakikatten uzak olan gönüllerde karar etmez, nurun aslına dek gider.<br />
Çarpık ayakkabı, nasıl çarpık ayağa uyarsa Şeytanın afsun ve efsanesi de doğru olmayan gönüllere uyar.<br />
Hikmeti istediğin kadar tekrarla... ona ehil değilsen hikmet, senden ne kadar uzak!<br />
İster yaz, belle… İster bahset, söyle!<br />
320. O, Ey inatçı senden yüzünü çeker, gizlenir; bağlarını koparır, kaçar.<br />
Fakat sen okumasan da hakikat ilmi senin yanıp yakıldığını görürse elinde,alışmış kuş haline gelir.<br />
Tavus kuşu, nasıl köylü evinde olmazsa, hakikat ilmi de her aceminin malı olmaz.!<br />
Padişahın,doğanı ihtiyar kadının evinde bulunması<br />
Doğanın padişahtan kaçıp un eleyen kocakarının evine gitmesi, bilgisizliğindendir.<br />
O kadıncağız, çocuklarına tutmaç pişirmeye savaşırken o cinsi güzel, kendisi hoş doğanı görünce,<br />
325. Tutup ayacığını bağladı, kanadını kesip güdük bir hale getirdi, tırnağını kesti, yesin diye de önüne saman koydu.<br />
”Ehil olmayanlar sana iyi bakamamışlar, kanadın haddini aşmış, tırnağın da uzamış.<br />
Na ehil kişiler seni hasta ederler. Ananın yanına gel ki sana iyi baksın!” dedi.<br />
Arkadaş, cahilin sevgisini de böyle bil. Cahil yolda daima çarpık, daima yampiri gider.<br />
Padişahın günü,doğanı aramakla geçti, nihayet o kocakarının çadırına yöneldi.<br />
330. Ansızın orada doğanı, toz duman içinde gördü. Ona bakıp ağlamaya başladı.<br />
Dedi ki: “Her ne kadar, bize dosdoğru vefakarlıkta bulunmadığın için bu hâl sana lâyıktı.<br />
Çünkü cehennem ehliyle cennet ehlinin müsavi olmadığından gaflet ederek cennetten kaçtın, cehennemde karar ettin.<br />
Halinden haberdar olan padişahtan sersemce bu kokuşuk kocakarının evine kaçağın layığı budur”<br />
Doğan kanadını padişahın eline sürmekte, hal diliyle “Ben günah ettim”;<br />
335. Ey kerem sahibi, sen iyilerden başkasını kabul etmezsen kötü nereye varsın da halini arz edip ağlasın<br />
Padişah, her kötüyü iyi ettiğinden onun lütfü cana bu cüreti vermekte, bu cinayetleri yaptırmaktadır” demekteydi.<br />
Yürü, çirkin işlerde bulunma ki bizim iyiliklerimiz bile o güzel sevgilimizin huzurunda çirkin görünmektedir.<br />
Halbuki sen ettiğin hizmeti ona lâyık sandın da cürüm bayrağını onun için yücelttin.<br />
Sana onu anmaya, Onu çağırmaya izin verdiler de o yüzden günlüne gurur düştü.<br />
340. Kendini Allah ile konuşur gördün. Halbuki niceler vardır ki bu şüphe yüzünden ondan ayrı düşer.<br />
Gerçi padişah seninle beraber yerde oturur ama sen kendini tanı, haddini bil de daha iyi, daha edepli otur!<br />
Doğan dedi ki: “Padişahım, pişmanım, tövbe ettim, yeniden müslüman oldum.<br />
Sarhoş ederek aslanı bile tutacak derecede kuvvet ve cüret sahibi ettiğin kişi sarhoşluk yüzünden yolunu sapıtırsa<br />
özrünü kabul et.<br />
Tırnağımı kestilerse de sen beni kabul eder, benden yüz çevirmezsen ben, güneşin bile perçemini koparırım.<br />
345. Kanadım gittiyse de beni okşarsan, bana iltifat edersen felek bile benim oyunuma karşı mat olur.<br />
Bana kuvvet kemerini bağışlarsan dağı yerinden koparırım, bana kudret kalemini verirsen bayrakları yıkar, orduları<br />
kırarım.<br />
Nihayet benim cüssem, bir sivrisinekten de aşağı değil ya... Ben de Nemrut mülkünü kanadımla vurur, tarumar<br />
ederim.<br />
Tut ki zayıflıkta Ebabilim, tut ki düşmanlarımın her biri bir fildir.<br />
Bir fındık kadar, fakat yakıcı kurşun atarım; kurşunum, yüzlerce mancınık derecesinde tesir eder.<br />
Taşım nohut kadarsa da savaşta ne baş bırakır,ne miğfer!<br />
350. Musa, savaşa bir tek sopasıyla gitti ama o sopayla Firavun’u da, kılıçlarını da kırdı geçirdi.<br />
Her peygamber, o kapıyı yalnızca döğmüş, bütün dünyaya tek başına saldırmıştır.<br />
Nuh, ondan kılıç isteyince Tufan dalgası, Allah kudretiyle kılıç kesilmiştir.<br />
Ey Ahmet, yeryüzünün askeri kim oluyor ki Aya bak,ayın bile alnını yar!<br />
Bu suretle yıldızların yomlu, yomsuz olduğuna inanan bihaberler, bu devrin senin devrin olduğunu,kamerin devri<br />
olmadığını anlasınlar.<br />
355. Bu devir, senin devrindir. Çünkü Kelîm olan Musa bile daima senin zamanını arzuladı.<br />
<br />
Musa, senin devrinin parlaklığını, o devirdeki tecelli sabahının zuhurunu gördü de;<br />
“ Yarabbi, o ne rahmet devri... o devir, rahmetten de ileri ... o devirde rüyet var.<br />
Musa’nı denizlere daldır da Ahmet’in devrinde izhar et’’ dedi.<br />
Allah dedi ki : “ Sana o devri onun için gösterdim, o halvetin yolunu onun için açtım”<br />
360. Ey Kelîm, sen o devirden uzaksın; ayağını çek, çünkü bu iklim uzundur.<br />
Ben kerem sahibiyim. Tamaha düşüp ağlasın diye mahluka ekmek gösteririm.<br />
Ana, çocuk uyansın da gıdasını istesin diye çocuğun burnunu ovar.<br />
Çünkü çocuğun, açlığından haberi olmaz, uyuyakalır. Fakat süt muhabbeti, ananın iki memesini de ağrıtmaya başlar.<br />
“Ben gizli rahmet olan bir hazineydim, hidayete erişmiş bir ümmet gönderdim.”<br />
365. Can ve gönülle dilediğim bütün keremleri sana Allah gösterdi de sen onlara tamah ettin.<br />
Ahmet, ümmetler “ Yarab” desinler diye dünyada nice put kırdı.<br />
Ahmet’in çalışması olmasaydı sen de ataların gibi puta tapardın.<br />
Ahmet’in ümmetler üzerindeki hakkını bil, başın puta secde etmekten, bunu bilesin diye kurtuldu.<br />
Söylersen bu puta tapmadan kurtulmanın şükrünü söyle de Allah, seni bâtın putundan da kurtarsın.<br />
370. O, nasıl, başını putlardan kurtardıysa sende o kuvvetle gönlünü kurtar.<br />
Dini babadan bedava bir miras olarak buldun da onun için başını şükretmeden çevirdin.<br />
Miras yedi,mal kadrini ne bilsin Rüstem can verdi, Zâl bedava şeref kazandı!<br />
Ben, birisini ağlatırsam rahmetim coşar; ağlayıp taşanda nimetime erişir.<br />
Birisine bir şeyi vermek istemezsem o isteği göstermem. Fakat gönlünü kapattım mı artık açmam.<br />
375. Rahmetim, o ağlamalara bağlıdır. Kul ağladı mı rahmet denizi, kabarmaya,dalgalanmaya başlar.<br />
Allah,aziz sırrını takdis etsin,şeyh Ahmed-iHıdraveyh’in Allah ilhamıyla borçlular için helva satması<br />
Bir şeyh vardı.Cömertlikle anılmıştı,o yüzden de daima borçluydu.<br />
Büyüklerden on binlerce lira borç almış,âlemdeki yoksullara harcetmişti.<br />
Borçlu bir de tekke kurmuş, canını da ,malını da,tekkesini de Allah uğruna feda etmişti.<br />
Allah, Halil’e nasıl kumu un etmişse onun da borcunu her taraftan öderdi.<br />
380. Peygamber dedi ki: “Pazarlarda iki melek daima dua eder.<br />
Ey Allah,sen verenlere,ihsan edenlere fazlasıyla ver;nekes malını da telef et!<br />
Bilhassa canını bağışlayan,kendisini Allahya kurban eden,<br />
İsmail gibi boynunu veren kişiye fazlasıyla ver! “Hiç o boyna bıçak işler mi<br />
Şehirler de bu yüzden diridirler,bu yüzden zevk ve safa içindedirler.Sen kâfir gibi yalnız kalıba bakma!<br />
385. Çünkü Allah,onlara karşılık olarak ebedi ve gamdan,mihnetten,kötülükten emin bir can vermiştir.<br />
Borçlu Şeyh,yıllarca bu işte bulundu,vazifesi buymuş gibi halktan borç almakta,halka vermekteydi.<br />
Ölüm gününde ulu bir bey olmak için ölümüne kadar bu çeşit tohumlar ekmekteydi.<br />
Şeyh’in ömrü sona erip de vücudunda ölüm alâmetlerini görünce,<br />
Borçlular etrafına toplandı.Şeyh ,mum gibi kendi kendisine eriyip gidiyordu.<br />
390. Borçluların ümidi kesildi,suratları ekşidi,dertlerine dert katıldı.<br />
Şeyh,”Şu kötü şüpheye düşenlere bak! Allah’nın dört yüz dinar altını yok mu ki ” dedi.<br />
Bu sırada dışardan bir çocuk ,birkaç para kazanmak ümidiyle “Helva” diye bağırdı.<br />
Şeyh,hizmetçiye,”Git helvanın hepsini al,<br />
Borçlular yesinler de bir müddetçik olsun bana acı,acı bakmasınlar” diye başıyla işaret etti.<br />
395. Hizmetçi,helvanın hepsini almak üzere hemen dışarı çıktı.<br />
Helvacıya ,”Bu helvanın hepsi kaça ” diye sordu.Çocuk “Yarım küsur dinar” dedi.<br />
Hizmetçi,”Yoo,Sofilerden çok isteme.Sana yarım dinar veriyorum,artık söylenme!” dedi.<br />
Helvayı bir tabağa koydurdu ve tabağı getirip Şeyh’in önüne koydu.Sır sahibi Şeyh’in esrarına bak!<br />
Borçlulara ,”Buyurun ,şu mübarek helvayı helâlinden bir güzelce yeyin”diye işaret etti.<br />
400. Tabak boşalınca, çocuk tabağını aldı,”Ey kâmil kişi ,paramı ver” dedi.<br />
Şeyh dedi ki: “Parayı nerden bulayım Ben borçlu bir adamım,aynı zamanda ölüyorum!”<br />
Çocuk derdinden tabağı yere vurdu,feryat ve figana başladı.<br />
Eleminden hayhayla ağlamaya koyuldu,”Keşke iki ayağım da kırılaydı,<br />
Keşke külhan’a gideydim de tekkenin kapısından geçmez olaydım” diyordu.<br />
405. Boğazına düşkün, yemeye alışkın sofiler,köpek gönüllüdürler,fakat kedi gibi yüzlerini yıkarklar,temiz görünürler.<br />
Çocuğun feryadından hırlı,hırsız birçok kişi başına toplandı.<br />
<br />
Çocuk,”Ey kötü Şeyh,beni ustam muhakkak öldürür.<br />
Eğer yanına eli boş gidersem beni keser,buna razı mısın ” diyordu.<br />
Borçlular da inkâra düşüp Şeyh’e yüz çevirerek “Bu ne oyun ki<br />
410. Bizim malımızı yedin,borçlu gidiyorsun.Böyle olduğu halde neden başka bir zulümde daha bulundun ” diyorlardı.<br />
Çocuk ikindi namazı vaktine kadar ağladı.Şeyh’e gelince,gözlerini yummuş,ona hiç bakmıyordu.<br />
Bu cefaya,bu aykırı işe aldırış etmemekteydi.Ay gibi yüzünü yorganın içine çekmişti.<br />
Ezelle hoş,ecelle sevinçli..havas ve acamın kınamasından,dedikodusundan el ayak çekmiş!<br />
Can, bir adamın yüzüne gülerse, ona halkın ekşi suratlı oluşundan ne zarar.<br />
415. Can birisini öperse,felekten,feleğin hışmından gam yer mi<br />
Mehtaplı gecede ay, Simâk burcundayken köpeklerden,köpeklerin havlamasından ne korkusu olur<br />
Köpek vazifesini yerine getirir,ay da ışığını yere döşeyip durur.<br />
Herkes kendi işceğizini görür.Su,bir çöp için durulduğunu terk etmez.<br />
Çöp, çöpçesine su üstünde yürür durur,sâf su da bulanmadan akıp gider.<br />
420.Mustafa,gece yarısı ayı ikiye böler;Ebulehep, kininden saçma sapan söylenir!<br />
İsa ölüyü diriltir; Yahudi,hiddetinden sakalını yolar.<br />
Köpeğin sesi ayın kulağına girer mi Hele o ay, Allah hası olursa..<br />
Padişah ,sabaha kadar musiki âlemi yapar,su kenarında şarap içer, kurbağaların seslerinden haberi bile olmaz.<br />
Çocuğun parası,orada bulunanlara müsaviyen takdim edilseydi herkese birkaç akçe düşerdi,çocuk da parasını<br />
alırdı.Fakat Şeyh’in himmeti bu cömertliği de bağladı.<br />
425. Bu suretle kimse çocuğa bir şey vermedi. Pirlerin kuvveti bundan da fazladır.<br />
İkindi vakti oldu.Hizmetçi, Hatem gibi cömert birisinin verdiği bir tabak altını getirdi.<br />
Mal sahibi halli bir kişi, Şeyh’in halini biliyordu,ona hediye göndermişti.<br />
Tabağın bir köşesinde dört yüz dinar vardı,bir tarafında da kâğıda sarılı yarım dinar.<br />
Hizmetçi gelip Şeyh’i ağırladı,o misli bulunmaz Şeyh’in önüne o tabağı koydu.<br />
430. Tabağın üstünden örtü kaldırılınca halk Şeyh’in kerametini gördü.<br />
Hepsinden de feryat yüceldi: “ Ey şeyhlerin de başı, şahların da , bu neydi<br />
Bu ne sır, bu ne sultanlık Ey sır sahiplerinin efendisi !<br />
Biz bilemedik, affet ; saçma sapan, uluorta hayli söylendik.<br />
Körcesine sopa sallamaktayız, elbette kandilleri kırarız.<br />
435. Sağırlar gibi bir tek söz duymadan kendi aklımızca cevap vermeye kalkıştık, hezeyanlarda bulunduk.<br />
Biz Musa’dan da ibret almadık. O bile Hızır’ı kınadı da yüzü sarardı.<br />
Hem gözü o kadar yüceleri gördüğü, gözünün nuru göklere bile nüfus ettiği halde !<br />
Ey zamanın Musa’sı değirmendeki farenin gözü, ahmaklıktan senin gözünle bahse kalkıştı “ dediler.<br />
Şeyh “ Bütün o sözleri size helâl ettim.<br />
440. Bunun sırrı şuydu,ben Allah’dan bunu diledim, Allah da bana doğru yolu gösterdi.<br />
O dinar gerçi az bir paraydı. Fakat gelmesi çocuğun ağlamasına bağlıydı.<br />
Helva satan çocuk ağlamasaydı,rahmet denizi coşmazdı” dedi.<br />
Kardeş , çocuk, senin cisim çocuğundur. İyice bil ki muradına erişmen de ağlamana bağlı.<br />
O libası elde etmek istersen cesedindeki göz çocuğunu ağlat !<br />
Birisinin bir zahidi az ağla ki kör olmayasın diye korkutması<br />
445. Bir zâhide ,çalışıp ,savaşan bir dostu “Az ağla ki gözün bozulmasın “ dedi.<br />
Zâhit dedi ki: “İş iki halden dışarı olamaz.Göz, ya yüzü görür, ya görmez.<br />
Eğer Allah nurunu görürse ne gam Allah visaline erişmek içiniki gözden olmak pek değersiz bir şey!<br />
Yok,eğer Allah nurunu, Allah ziyasını görmeyecekse böyle kötü gözün kör olması daha iyi!”<br />
Gözden dolayı gam yeme ki İsa, senindir.Eğri yürüme de sana iki doğru göz bağışlasın.<br />
450. Ruhunun İsa’sı senin yanındadır,ondan yardım dile.Çünkü o, yardım etti mi adamakıllı eder.<br />
Fakat ey temiz can, kemiklerle dolu olan tenle İsa’nın gönlüne saldırma, onun gönlünü çiğneme!<br />
Doğru kişilere anlattığımız hikâyedeki ahmağa benzeme.<br />
İsa’ndan ten diriliği arama,Musa’dan Firavunluk muradı dileme!<br />
Gönlüne geçim kaygısını az koy,sen kapıda oldukça rızkın azalmaz.<br />
455.Bu beden , ruha bir otağdır. Yahut da Nuh’un gemisine benzer.<br />
Türk sağ oldukça mutlaka kendisine bir otağ bulur, hele Hak kapısının azizi olursa.<br />
<br />
Bütün kemiklerin İsa Aleyhisselâm’ın duasıyla dirilmesi<br />
İsa ,o gencin isteğiyle kemiklere Allah adını okudu.<br />
Allah’nın hükmü, o çiğ herif için o kemikleri diriltti.<br />
Aradan bir kara aslan da dirilip sıçradı,ahmağa bir pençe vurup öldürdü.<br />
460. Kellesini kopardı,hemen beynini yere akıttı.Kafasında ceviz içi kadar beyin bile yoktu.<br />
Zaten beyni bile olsaydı o kırılmakta, o helâk olmakla ancak bedeni zail olur,ruhu kalırdı.<br />
İsa aslana ,”Neden derhal onu paraladın ” dedi.Aslan,”Sen ondan sıkılmış,perişan bir hale gelmiştin de ondan “ diye<br />
cevap verdi.<br />
İsa, “O halde niçin kanını içmedin ” deyince de dedi ki: “O benim rızkım değildi.Bana nasip olmamıştı.”<br />
Nice kişiler vardır ki ,o kükremiş aslan gibiavını yemeden dünyadan gitmiştir.<br />
465. Kısmeti bir saman çöpü bile değilken hırsı dağ kadar..Allah’ya yüzü yok.Âlem yanında kadir kıymet kazanmış!<br />
Ey bize güç şeylari kolaylaştıran Allah! Bizi abes ve boş şeylerden kurtar.<br />
Bize rızık diye gösterdin,halbuki tuzakmış.Bize her şeyi olduğu gibi göster.<br />
O aslan ,”Ey Mesih,bu avlanma ancak ibret içindi.<br />
Eğer benim dünyada rızkım olsaydı ölülerle ne işim vardı,nasıl olurdu da ölürdüm<br />
470. Fakat berrak suyu bulup da eşek gibi içine işeyenin lâyığı budur.<br />
Eşek o ırmağın kadrini bilse ayağını sokacağı yerde başını kaldırırdı.<br />
Hayat veren bir suya sahip öyle bir peygamber bulur da,<br />
“Ey Âbıhayat sahibi,bizi, ol, emriyle dirilt.” Deyip nasıl ölmez ” dedi.<br />
Sen de kendine gel,köpek nefsini diriltmeyi isteme.Çünkü o nice zamandır senin düşmanındır.<br />
475. Bu köpeği can avından alıkoyan kemiğin başına toprak!<br />
Köpek değilsen neden kemiğe âşıksın,sülük gibi neden kanı seviyorsun<br />
O ne biçim gözdür ki görmez,sınamalarda ancak rüsvay olur!<br />
Zanlarda bazen hata olur; fakat bu ne biçim zandır ki yoldan kör olarak gelmektedir!<br />
Ey başkalarına ağlayan göz,gel,bir müddetçik otur da kendine ağla!<br />
480. Dal,ağlayan buluttan yeşerir,tazeleşir. Çünkü mum,ağlamakla daha aydın bir hale gelir.<br />
Nerde ağlıyorlarsa orda otur,çünkü sen,ağlamaya daha lâyıksın!<br />
Çünkü gönülde taklit nakşı var;yürü bendini göz yaşıyla yık!<br />
Taklit, her iyiliğin afetidir. Sağlam bir dağ bile hakikatte samandan ibarettir.<br />
485. Köre; kuvvetli, ve tez kızar olsa bile bir et parçasıdır,gözü yok!<br />
Kıldan ince söz söylese bile gönlünün, o sözden haberi olmaz.<br />
Kendi sözüyle sarhoş olur ama onunla şarap arasında ne kadar yol var!<br />
Irmağa benzer, su içemez ki…su ,arktan su içecekler için akıp gider.<br />
Onun içindir ki su ,arkta durmaz;su susamış değildir ki,su içemez ki!<br />
490. Taklide düşen ney gibi feryat eder ama ancak o feryadı dinlemek isteyen için.<br />
Mukallit ,söz söylerken ağlasa bile habîsin maksadı ,ancak tamahtır.<br />
Ağlar da yanık sözler söyler. Fakat kendisinde yanan yürek nerde,yırtılan etek nerde<br />
Muhakkikle mukallit arasında çok fark vardır. Bu Davut gibidir,öbürü ses gibi!<br />
Bunun sözleri yanıklıktan doğar,öbürüyse söylenmiş köhne sözleri belleyip nakleder.<br />
495. Kendine gel,kendine! O hüzünlü sözlere kapılma.Öküzün üstünde yük var,kağnı da feryat edip ağlıyor!<br />
Ama mukallit da sevaptan mahrum değildir.Hesaba gelince ağlayıcıya da para verirler.<br />
Kâfir de Allah der,mümin de.Fakat ikisinin arasında adamakıllı fark var.<br />
O yoksul,ekmek için Allah der,haramdan çekinense candan ,gönülden.<br />
Eğer yoksul,söylediği sözü bilseydi,gözünde ne az kalırdı ne çok!<br />
500. Ekmek isteyen yıllardır Allah der,fakat saman için Mushaf taşıyan eşeğe benzer.<br />
Dudağındaki gönlünden doğsa, gönlünü aydınlatsaydı bedeni zerre zerre olurdu.<br />
Şeytan’ın adı büyü yapmaya yara, sen de Allah adıyla mangır elde edersin!<br />
Köylünün karanlıkta öküzü sanıp aslanı okşaması<br />
Köylünün biri, öküzünü ahıra bağlamıştı. Aslan gelip öküzü yedi,yerine geçip oturdu.<br />
Köylü geceleyin ahıra gidip köşeye, bucağa el atarak öküzü aramaya koyuldu.<br />
<br />
505. Elini aslana sürmekte, sırtını yağrısını yukarı aşağı okşamaktaydı.<br />
Aslan “ Aydınlık olaydı ödü patlar, yüreği kan kesilirdi.<br />
Fakat şimdi pervasızca beni okşuyor, kaşıyor. Çünkü gece vakti beni öküz sanıyor demekteydi.<br />
Hak da “Ey mağrur kör, Tur dağı benim adımdan paramparça olmadı mı<br />
Eğer biz kitabımızı dağa indirseydik dağ parçalanır, yerinden kopar, başka bir yere göçerdi.<br />
510. Eğer Uhud Dağı, beni anlasaydı o dağdan ırmak, ırmak kan akardı.” deyip duruyor,<br />
Sen bu adı babandan,anandan işittin de onun için bu ada gafilce yapıştın.<br />
Bu sırrı taklitsiz anlasan Allah lütfüyle nişansız bir hale gelir, hâtife benzersin.<br />
Tehdit için söyleyeceğimiz şu hikâyeyi duy da taklidin zararını bil!<br />
Sofilerin,sema için konuğun eşeğini satmaları<br />
Bir sofi yoldan gelip bir tekkeye misafir oldu. Eşeğini götürüp ahıra çekti.<br />
515. Eliyle sucağızını, yemceğizini verdi. Bundan önce söylediğimiz hikâyedeki gibi yapmadı. İhtiyatlı davrandı, fakat<br />
kaza gelince ihtiyatın ne faydası olur<br />
Sofiler, yok, yoksul kişilerdi. Yoksulluk, az kala helâk edici bir küfür ola yazdı.<br />
Ey zengin, sen toksun, sakın o dertli yoksulun aykırı hareketine gülme!<br />
O sofiler, acizlikten umumiyetle birleşip merkebi satmaya karar verdiler.<br />
520. Zarurette murdar da mubahtır. Nice kötü şeyler vardır ki zarurette iyi ve doğru olur.<br />
Hemencecik o eşekceğizi sattılar, yiyecek aldılar. Mumlar yaktılar.<br />
Tekkeye, bu gece yemek var,sema var diye bir velveledir düştü.<br />
“ Bu sabır niceye dek, bu üç günlük oruç ne vakte kadar, bu zembil taşıyıp dilenme ne zamana sürüp gidecek<br />
Biz de halktanız, bizim de canımız var. Bu gece devlete erdik, konuk geldi” dediler.<br />
525. Hakikatte can olmayanı can sandıkları için batıl tohum ektiler.<br />
O konuk da uzak yoldan gelmiş, yorulmuştu. O iltifatı,<br />
Sofilerin kendisini birer, birer ağırladığını, güzel bir surette izzet ve ikram tavlasını oynamakta bulunduklarını,<br />
Kendisine olan meyil ve muhabbetlerini görünce “ Bu gece eğlenmeyeyim de ne vakit eğleneyim ” dedi.<br />
Yemek yediler sema’ya başladılar. Tekke, tavanına kadar toza, dumana boğuldu.<br />
530. Bir taraftan mutfaktan çıkan duman, bir taraftan o ayak vurmadan çıkan toz,bir taraftan sofilerin iştiyak ve vecitle<br />
canlarıyla oynamaları ortalığı birbirine katmıştı.<br />
Gâh el çırparak ayak vuruyorlar,gâh secde ederek yeri süpürüyorlardı.<br />
Dünyada tamahsız sofi az bulunur. O sebepten sofi hayli hor, hakirdir.<br />
Ancak Allah nuruyla doyan ve dilenme zilletinden kurtulmuş olan sofi, bundan müstesnadır.<br />
Fakat sofilerin binde biri bu çeşit sofilerdendir. Öbürleri de onun sayesinde yaşarlar.<br />
535. Sema, baştan sona doğru varınca çalgıcı bir Yörük semai usulünce taganniye başladı.<br />
“ Eşek gitti, eşek gitti”,demeye koyuldu. Bu hararetli usule hepsi uyup,<br />
Bu şevkle seher çağına kadar ayak vurup el çırparak “Ey oğul, eşek gitti, eşek gitti” dediler.<br />
O, konuk olan sofi de onları taklit ederek “Eşek gitti” diye bağırmaya başlamıştı.<br />
O aysuişret, o sema ve safa çağı geçip sabah olunca hepsi vedalaşıp gitti.<br />
540. Tekke boşaldı,sofi kaldı. Eşyasının tozunu silkmeye başladı.<br />
Nesi var, nesi yoksa hücreden dışarı çıkardı. Eşeğe yükleyip yola çıkmaya niyetlendi.<br />
Alelacele yoldaşlarına yetişip ulaşmak üzere eşeği getirmek için ahıra gitti, fakat eşeğini bulamadı.<br />
“ Hizmetçi suya götürmüştür. Çünkü dün gece az su içmişti.” dedi.<br />
Hizmetçi gelince sofi, “Eşek nerede ” dedi. Hizmetçi “ sakalını yokla!” diye cevap verdi, kavga başladı.<br />
545. Sofi, “Ben eşeği sana vermiştim onu sana ısmarlamıştım.<br />
Yollu yordamlı konuş, delil getirmeye kalkışma. Sana ısmarladığım eşeğimi getir.<br />
Sana verdiğimi senden isterim. Onu iade et.<br />
Peygamber dedi ki. “Elinle aldığını geri vermek gerek”<br />
Serkeşlik eder de buna razı olmazsan mahkeme işte şuracıkta, kalk gidelim” dedi.<br />
<br />
550. Hizmetçi “ Sofilerin hepsi hücum etti, ben mağlup oldum, yarı canlı bir hale düştüm.<br />
Sen bir ciğer parçasını kedilerin arasına atıyorsun, sonra da onu aramaya kalkışıyorsun.<br />
Yüz açın önüne bir parçacık ekmek atıyor, yüz köpeğin arasına zavallı bir kediyi bırakıyorsun!” dedi.<br />
Sofi dedi ki: “ Tutalım senden zulmen aldılar ve benim gibi yoksul birisinin kanına girdiler.<br />
Ya niçin bana gelip de söylemiyor, biçare, eşeğini götürüyorlar, demiyorsun<br />
555. Eğer söyleseydin eşeği kim aldıysa ondan alırdım, yahut da parasını aralarında paylaşırlar, o paraya razı olurdum.<br />
Onlar o vakit buradaydılar. Yüz türlü çare bulunurdu. Halbuki şimdi her birisi bir tarafa gitti!<br />
Kimi tutayım Kime gideyim Bu işi başıma sen açtın, seni kadıya götüreyim de gör!<br />
Niçin gelip de “ Ey garip, böyle bir korkunç zulme uğradın” diye haber vermedin”<br />
Hizmetçi “ Vallahi kaç kere geldim, sana bu işleri anlatmak istedim.<br />
560. Fakat sen de “ Oğul, eşek gitti” deyip duruyordun. Hatta bu nağmeyi hepsinden daha zevkli söylemekteydin.<br />
Ben de “ O da biliyor, bu işe razı, ârif bir adam” deyip geri döndüm” dedi.<br />
Sofi “Onların hepsi hoş, hoş söylüyorlardı, ben de onların sözünden zevke geldim.<br />
Onları taklit ettim, bu taklit beni ele verdi. O taklide iki yüz kere lânet olsun!<br />
Hele böyle ekmek için yüzsuyu döken saçma adamları taklide!<br />
565. Onların zevki bana da aksediyor, bu akis yüzünden gönlüm zevkleniyordu” dedi.<br />
Dostlardan gelen akis, sen denizden akse muhtaç olmaksızın su almaya iktidar kesbedinceye kadar hoştur.<br />
İlkönce gelen aksi taklit bil. Sonradan birbiri üstüne ve biteviye gelirse anla ki hakikîdir.<br />
Hakikî akse erişinceye kadar dostlardan ayrılma. Sedefi terk etme, o katra daha inci olmadı ki.<br />
Gözün, aklın ve kulağın sâf olmasını istiyorsan o tamah perdelerini yırt.<br />
570. Çünkü sofiyi yoldan çıkaran tamahtır. Yoldan çıkarır da sofinin hali tebah olur, ziyan içinde kalır.<br />
Yemeğe, zevk ve sema’ya tamah ediş, hakikate akıl erdirmesine mani olur.<br />
Ayna bir şeye tamah etseydi bizim gibi münafık olur, her şeyi olduğu gibi göstermezdi.<br />
Terazinin mala tamahı olsaydı tarttığını nasıl doğru tartardı<br />
Her peygamber, kavmine açıkça “ Ben sizden peygamberlik için ücret istemiyorum.<br />
575. Ben delilim, müşteriniz Allah’dır. Allah, benim tellâllığımı iki baştan da verdi.<br />
Benim ücretim dosta kavuşmaktır. Ebubekir kırk bin dinar verdi ama.<br />
Onun kırk bini benim ücretim değil ki. Hiç boncuk, Aden incisine benzer mi ” demiştir.<br />
Bir hikâye söyleyeyim, can kulağıyla dinle de tamah, adamın kulağına nasıl perde oluyor, anla!<br />
Kimde tamah varsa dili tutuk bir hale gelir. Nasıl olur da tamahla göz ve gönül aydınlanır, buna imkân var mı<br />
580. Tamahkâr adamın gözünün önünde makam ve altın hayali, gözdeki kıl gibidir.<br />
Fakat Hak’la dolu olan sarhoş bundan müstesna. Ona hazineler de versen yine hürdür.<br />
Sevgiliye kavuşma devletine eren kişinin gözünde bu dünya murdar bir şeyden ibarettir.<br />
Fakat bu sarhoşluktan uzak olan sofi, nihayet hırs yüzünden nursuz, pirsiz bir hale gelir.<br />
Hırsa düşkün olan, yüzlerce hikâye dinler de haris kulağına girmez.<br />
Kadı tellâllarının,bir müflisi şehirde dolaştırarak halka bildirmeleri<br />
585. Evsiz barksız, kimsiz,kimsesiz bir müflis vardır. Zindana düşmüş, amansız bağlara giriftar olmuştu.<br />
Bir bahane bulup zindandakilerin yiyeceklerini yerdi. Tamahı yüzünden halkın gönlüne Kafdağı gibi ağır gelmekteydi.<br />
Şerrinden kimsenin bir lokma ekmek yemeye kudreti yoktu. Çünkü hemen ucundan tutup kapardı.<br />
Allah davetinden uzak olan, sultan bile olsa gözü açtır.<br />
O adam da mürüvveti ayak altına almıştı. O lokma kapıcının yüzünden bir cehennem kesilmişti.<br />
590. Bir rahata kavuşurum ümidiyle nereye kaçsan orada önüne bir âfet çıkar.<br />
Âfetsiz, felaketsiz hiçbir köşe yoktur. Allahnın halvet yerinden başka hiçbir yerde dinlenmek, rahata kavuşmak<br />
mümkün değildir.<br />
Kurtulmaya hiçbir çare olmayan bu dünya zindanının ayakbastı parası alınmayan, hapishane dayağı atılmayan bir<br />
bucağı yoktur.<br />
Vallahi fare deliğine girsen yine bir kedi pençeliye çatarsın.<br />
Ademoğlu, hayalle gelişir. Hayalleri güzelse onunla rahatlaşır.<br />
<br />
595. Yok... Eğer gözüne kötü hayaller görünürse ateşten eriyen mum gibi erir gider.<br />
Yılanların, akreplerin içinde bile olsan Allah, seni güzel hayallerle avutursa,<br />
Yılanlar, akrepler sana munis olur. Çünkü , hayalin, aşağılık şeyleri altın yapan bir kimyadır.<br />
Sabır, güzel hayallerle tatlılaşır. Çünkü her şeyden evvel içinde bulunduğun sıkıntıdan kurtulma hayaline düşersin.<br />
O kurtuluş ümidi, içteki imandan gelir. İman zayıflığından da ümitsizliğe, iç sıkıntısına uğrarsın.<br />
600. Sabır, iman yüzünden baş tacı olur. Bundan dolayıdır ki sabrı olmayanın imanı da yoktur.<br />
Peygamber “Allah, gönlünde sabrı olmayana iman da vermemiştir.” dedi.<br />
O, senin gözüne yılan gibi görünür ama ötekinin gözüne güzel görünür.<br />
Çünkü senin gözünde onun küfrünün, kötülüğünün hayali var, halbuki dostun gözünde onun müminlik hayali cilve<br />
etmekte.<br />
Görüyorsun ya.. Bu bir kişide iki iş de var. Gâh balık oluyor, gâh olta!<br />
605. Yarısı mümin, yarısı kafir. Yarısı hırs, yarısı sabır!<br />
Allahn “ İçimizde mümin var de var, kâfir ve eski putperest de” dedi.<br />
Öküz gibi... yarısı kara, yarısı ay gibi bembeyaz.<br />
Bu yarısını gören onu almaz, öbür tarafını gören almak ister, üstüne düşer.<br />
Yusuf, kardeşinin gözünde canavar gibiydi, fakat yine o Yusuf, Yakup’un gözüne huri gibi geliyordu.<br />
610. Fer’e ait göz, kötü hayal yüzünden onu çirkin gördü, asli gözse ortada yoktur.<br />
Zahiri gözü, o asli gözün gölgesi bil. O ne görürse bil ki, bu da onu görür.<br />
Sen bir mekândasın, aslın Lâmekândır. Bu dükkânı kapa da o dükkânı aç.<br />
Altı cihete kaçma, çünkü o cihetlerde altı kapı vardır. Tavlada altı kapı da alındı mı karşıda ki mat olu! Mat.<br />
Zindandakilerin, kadı’nın vekiline o müflisi şikayet etmeleri<br />
Zindandakiler, kadı’nın anlayışlı vekiline şikâyet ederek dediler ki:<br />
615. “ Hemen bizim selâmımızı kadıya götür, bu aşağılık adamdan incindiğimizi söyle.<br />
O, boşboğaz, obur ve muzır herif, bu zindanda kalıp duruyor.<br />
Kötü ve çirkin huyu yüzünden sinek gibi çağrılmadan selâmsız,sabahsız her yemeğe konmada.<br />
Altmış kişinin yemeği ona yetişmiyor. Ne kadar söylesek vurdumduymazlıktan geliyor.<br />
Yüzlerce hileli tedbirlerle sofraya oturdu mu zindandakilere bir lokma bile kalmıyor.<br />
620. Sofra serildi mi o cehennem boğazlı herif hemen gelip oturuyor. Delili de şu: Allah, yiyin dedi!<br />
Üç yıllık kıtlığa benzeyen bu adamdan elaman . Efendimizin ömrü ebedî olsun!<br />
Ya bu sığırı zindandan defolup gitsin, yahut doyması için vakıftan bir maaş tayin edilsin.<br />
Ey hem erkeğin, hem kadının memnuniyetini kazanan, bize imdat eyle imdat!”<br />
Tatlı sözlü vekil, kadı’nın yanına gelip halkın şikayetlerini bir ,bir anlattı.<br />
625. Kadı, o adamı zindandan çağırttı. Kendi adamlarından da işi tahkik etti.<br />
Zindandakilerin şikayetlerinde haklı olduklarını anladı.<br />
“ Hemen zindandan git; sahipsiz kalası herif, var evine yıkıl!” dedi.<br />
Herif dedi ki: “ Benim evim, barkım, senin ihsanından ibaret. Kâfir gibi, zindanın bana cennettir.<br />
Eğer beni zindandan sürersen yoksulluktan, ihtiyaçtan öldüm gitti!<br />
630. İblis gibi, Yarabbi, beni kıyamete kadar yaşat.<br />
Ben bu dünya zindanında rahatım. Beni yaşat da düşmanımın evlâdını tepeleyeyim.<br />
Kimin imandan nasibi varsa , kimin yol için bir lokma ekmeği mevcutsa,<br />
Ondan, o azığı, o ekmeği gâh hile, gâh hud’a ile alayım da pişmanlıktan feryada başlasın.<br />
Onları bazen yoksullukla korkutayım, bazen güzelliğin saçlarıyla, benleriyle gözlerini bağlayayım. dedi.<br />
635. Bu zindanda iman azığı azdır. Bu azığa sahip olanlar da köpeğin korkusundan ıstırap içindedir.<br />
Namazdan, oruçtan, yüz türlü çaresizlikten meydana gelen zevk azığını da gelip birden alır, götürüverir.<br />
Allah Şeytanından Allah’ya sığınırım; ah, onun azgınlığından helâk olup gittik!<br />
Bir köpek ama binlerce kişiye saldırmada, kime saldırır, kimin kanına girerse o adam da Şeytan kesiliverir.<br />
Kim seni haktan, hakikatten soğutursa bil ki Şeytan o adamın içindedir. Derisinin altında gizlenmiştir.<br />
640. Böyle bir adamın içine girip, böyle bir adamın suretine bürünüp seni aldatmazsa hayaline girer de seni o hayalle<br />
kötülüğe sevk eder.<br />
Seni gâh gezip eğlenme, gâh dükkân açıp alışveriş etme, gâh ilim öğrenme, gâh ev bark kurup çoluk çocuk sahibi<br />
olma hayallerine düşürür.<br />
Kendine gel hemen “ Lâhavle” de. Ama sade dille değil; candan gönülden!<br />
<br />
Müflis hikâyesinin sonu<br />
Kadı “ Müflisliğini ispat et” dedi. Adam, “ İşte bütün zindandakiler tanık” deyince.<br />
Kadı “ Onlar, senden şikayetçi. Senden kaçıp kurtulmak istiyorlar, senin elinden kan ağlıyorlar.<br />
645. Senden kurtulmak istedikleri için yalan yere şahadette bulunabilirler” dedi.<br />
Mahkemede bulunanların hepsi “Biz onun hem müflisliğine,hem kötülüğüne şahidiz”dediler.<br />
Kadı, o adamı kime sorduysa “Efendim, bu müflisten elini yıka,bundan hayır gelmez” dedi.<br />
Kadı dedi ki: “ bu müflis fazlasıyla da dolandırıcı bir adam diye şehri alenen dolaştırın.<br />
Tellallar, yer ,yer bağırıp onun müflisliğini her tarafta ilân etsinler.<br />
650. Kimse ona veresiye bir şey satmasın, kimse ona bir mangır bile borç vermesin.<br />
Birisi hilesine uğrar da o yüzden davaya kalkışırsa artık onu hapse atmam.<br />
Çünkü iflası bence sabit olmuştur. Elinde ne parası var,ne pulu!” dedi.<br />
Ademoğlu da iflası sabit oluncaya kadar bu dünya hapishanesinde kalır.<br />
Allahmız da İblisinin müflisliğini Kuran’la bize bildirmiş, her tarafa yaymıştır.<br />
655. O hilekâr,müflis ve kötü sözlüdür. Onunla hiçbir suretle ortak olma, oyuna girişme.<br />
Alışverişe girişirsen kâr edemezsin, çünkü o müflistir, ondan nasıl olur da bir şey elde edebilirsin diye anlatmıştır.<br />
İş bu dereceye gelince odun, satan bir Kürdün devesini getirdiler.<br />
Zavallı Kürt, hayli feryat etti, hatta memura para verdi, fakat kâr etmedi.<br />
Devesini çağından akşama kadar aldılar. Feryat ve figanına aldırış etmediler.<br />
660. O müthiş kıtlığı deveye bindirdiler. Deve sahibi de devenin ardından gitmekteydi.<br />
Taraf, taraf, yer, yer gezdirip bütün halka teşhir ettiler.<br />
Her hamamın, her çarşının önünde biriken halk ona bakıyordu.<br />
Türk, Kürt, Rum, Arap ve sair milletlerden sesi gür olan tellallar da kendi dillerince,<br />
“ Bu müflistir, hiçbir şeyi yoktur. Ona hiçbir kimse bir pul bile ödünç vermesin.<br />
665. Zahiren, bâtınen bir habbesi bile yok. Müflisin biri, kalpın biri, kötü adamın biridir; bir hile, hud’a kabıdır.<br />
Kendinize gelin, aklınızı başınıza alın, onunla arkadaşlık etmeyin. Size satmak için bir öküz bile getirse mutlaka<br />
çalmıştır,öküzü hemen tutup bağlayın.<br />
Eğer aldanır da bu herifi davaya kalkışırsanız ben bu ölü herifi zindana atmam.<br />
Bu herif, tatlı sözlüdür, boğazı da pek boldur. Üstündeki libas yenidir ama içindekiler paramparça.<br />
Hile için o elbiseyi giyerse bilin ki kendisinin değildir, halkı aldatmak için giymiştir” diye bağırıyorlardı.<br />
670. Ey temiz kalpli, hakîm olmayan kişinin dilindeki hikmet sözünü de iğreti elbise bil!<br />
Hırsız, bir güzel elbise giyse bile o eli kesik, senin elini nasıl tutar, sana nasıl yardım edebilir<br />
Akşam vakti müflis deveden inince Kürt dedi ki: “ Evim uzak, vakit de geç.<br />
Kuşluk çağından beri deveye bindin. Arpadan vazgeçtim,hiç olmazsa bir avuçtan az bile olsa biraz saman ver!”<br />
Müflis “ Şimdiye kadar niçin gezip dolaştık Aklın nerede Hiç anlamadın mı<br />
675. Müflis olduğuma dair davul çaldılar, sesi yedinci kat göğe kadar vardı; duymadın mı<br />
Kulağın galiba ham tamahla dolu. Tamah insanı sağır ve kör eder.<br />
Bu sözleri kerpice, taşa kadar her şey işitti. “ Bu kaltaban müflistir, müflis” diye bağırıp durdular.” dedi.<br />
Bu sözü akşama kadar söylediler de devecinin kulağı tamahla dolu olduğundan duymadı.<br />
Kulakta, gözde Allah mührü var; işitmiyor,duymuyor.<br />
Yoksa hicaplarda nice suretler var, sesler var!<br />
680. Allah güzellikten, kemalden, cilveden hangisini isterse göze onu gösterir;<br />
Güzel sesten, müjdelerden,coşkun ve neşeli sözlerden hangisini dilerse kulağa onu duyurur.<br />
Sen şimdi, ondan gaflettesin ama ihtiyaç vaktinde Allah onu izhar eder.<br />
Peygamber “Kadri yüce Allah, her derde bir derman yarattı” demiştir.<br />
Fakat sen, onun fermanı olmadıkça o dermandan derdine yarayacak bir renk göremez, bir koku duyamazsın.<br />
685. Ey çarelere başvuran, ölünün gözü nasıl cana bakarsa sen de gözünü Lâmekân âlemine çevir, aklını başına al.<br />
Varlık âlemi çarelerle doludur da Allah, bir yere perde çıkmadıkça yine çare yok!<br />
Bu cihan, cihetsiz Lâmekân âleminden meydana gelmiş, bu cihana Lâmekân âleminden bir mekân verilmiştir.<br />
Allah’yı candan gönülden istiyorsan varlıktan yokluğa dön.<br />
Bu yokluk, gelir yeridir; ondan kaçınma. Bu varlık da çok olsun az olsun, gider yeridir!<br />
690. Allah sanatının tezgâh evi, mademki yokluktur... O halde tezgâh evinin dışında ne varsa değersizdir.<br />
Ey hilim sahibi Allah; bize, duyanın insafa gelip kabul edeceği ince sözler hatırlat.<br />
<br />
Dua da senden, icabet de. Emniyet de senden korku da.<br />
Yanlış söylediysek düzelt. Ey söz sultanı,düzeltme de senden.<br />
Öyle bir kimyan var ki onu değiştirebilir, kan ırmağıysa Nil haline getirirsin.<br />
695. Bu çeşit tebdil edişler, senin işin, bu türlü iksirler senin sırlarındır.<br />
Suyu toprağı birbirine kattın; sudan topraktan âdem teninin suretini düzdün.<br />
Sonra onu karıya,dayıya,amcaya,binlerce düşünceye, neşeye ve gama kattın.<br />
Daha sonra da bazılarına hürlük verdin; bu gamdan, bu neşeden kurtardın:<br />
Kendisinden, soyundan hâlâs etti, her güzeli, gözüne çirkin gösterdin.<br />
700. Böyle adam, his alemine mensup ne varsa reddeder, görünmeyene dayanır.<br />
701. Aşkı meydandadır da maşuku gizli. Zahiri sevgili de, cihanda o gizli maşukun bir imtihanından ibaret.<br />
Bunu bırak, surette olan aşklar mutlaka surete ve güzel kadına değildir.<br />
İster bu cihanın aşkı olsun ister o cihanın aşkı . Hakikî maşukta suret yoktur.<br />
Hakikaten surete âşıksan sevgili ölünce onu niye terk ediyorsun<br />
705. Sureti yine yerinde, bu terk ediş neden Âşık, iyice ara, maşukun kim<br />
Sevgili, hisle idrak edilseydi her hisle idrak edilene âşık olurdum.<br />
Vefa, aşkı artıyorsa,suret nasıl olur da vefayı değiştirir<br />
Güneşin ziyası duvara vurdu, duvar kendinden olmayan bir parlaklık, bir ziya elde etti.<br />
Ey temiz ve sâf kişi neden bir kerpice gönül veriyorsun Ebedi olan bir aslı iste.<br />
710. Ey kendi aklına âşık olan ve kendisine surette tapanlardan üstün gören!<br />
Hissine hâkim olan, akıl ziyasıdır. Bunu, bakırının üstündeki altın bil.<br />
İnsanlardaki güzellik, altın yaldızdır. Öyle olmasaydı nasıl olurdu da sevgilin kart bir eşek haline gelirdi<br />
Melek gibiyken Şeytana döndü ya. Elbette çünkü o güzellik ona ariyetti.<br />
O güzelliği yavaş ,yavaş alıyor, taze fidan gitgide kuruyor. ,<br />
715. Var, “Yaşattıkça kuvvetlerini azaltır” ayetini oku da gönül iste, kemiğe gönül verme.<br />
Çünkü o gönül güzelliği, baki güzelliktir. O güzellik devleti, Abıhayata sâkidir.<br />
Esasen abıhayat da kendisidir, saki de kendisi, sarhoş da.Tılsımın bozuldu mu üçü birleşir.<br />
Fakat bu birliği kıyas yoluyla bilemezsin. Kulluk et ey kendini bilmez, saçma sapan söylenme.<br />
Senin mâna sandığın surettir, eğretidir. Sen kendince övünüp seviniyorsun!<br />
720. Mâna odur ki seni senden alır; suretten müstağni kalır.<br />
Seni kör ve sağır eden, insanı, surete bir kat daha âşık eyleyen, mâna olamaz.<br />
Köre nasip olan, ancak gam arttıran hayallerdir. Gözün nasibi bu fâni hayallerden ibarettir.<br />
Körler, Kuran’ın harflerini ezberlemişlerdir. Eşeği görmezler de semeri dövüp dururlar!<br />
Gözün açıksa kaçan eşeği gör; ey puta tapan, niceye dek semercilik !<br />
725. Eşeğin oldukça semer de mutlaka bulunur.Canın oldukça ekmeğin mutlaka az çok gelir.<br />
Eşeğin sırtı hem dükkândır, hem mal, hem mal kazanılacak yer. Kalbinin incisi, yüzlerce kalbe sermayedir.<br />
Ey boşboğaz, eşeğe çıplak bin. Peygamber, çıplak binmedi mi<br />
Peygamber, çıplak eşeğe bindi. Yaya yürüdü de denmiştir.<br />
Eşek nefsin kaçıyor, onu bir kazığa bağla. Ne zamana kadar işten, yükten kaçacak<br />
730. İster yüz yıl olsun, ister otuz yıl. Mutlaka sabır ve şükür yükünü yüklemeli.<br />
Hiç bir suçlu başkasının suçunu çekmedi. Hiçbir kimse ekmeğini biçmedi.<br />
Ekmeğini biçmeyi dilemek ham tamahtır, oğul, o ham tamaha kapılma. Ham şey yemek insana hastalık verir.<br />
Birisi bir define buluverir; ben de onu istiyorum., dükkânla,alışverişle ne işim var der.<br />
Baht işi bu, fakat nadirdir. Tende kudret oldukça çalışıp kazanmak gerek.<br />
735. Çalışıp kazanmak define bulmaya mâni değil ya. Sen işten kalma da nasibinde varsa define de arkandan gelsin.<br />
Böyle yap ki “ Eğer” illetine uğramayasın, “ Eğer şunu yapsaydım, yahut bunu yapsaydım” deyip tereddüde<br />
düşmeyesin.<br />
Çünkü halkla hoş geçinen peygamber “ Eğer” demeyi menetti, “ Onu söylemek münafıklıktandır” dedi.<br />
O münafık da “eğer” derken, işi şarta bağlarken öldü, bu şarta bağlayıştan öbür dünyaya ancak hasret götürebilirdi!<br />
Temsil<br />
Bir yabancı adam, acele bir ev arıyordu. Bir dostu onu harap bir eve götürüp<br />
740. “ Eğer tavanı olsaydı benim yanı başımda ev sahibi olur, otururdum.<br />
Evde bir oda daha olsaydı çoluğun çocuğun rahat ederdi” dedi.<br />
<br />
Adam dedi ki: “Evet, dostlara bitişik komşu olmak iyi, fakat “ Eğer” de oturmaya imkân yok!”<br />
Bütün âlem, hoşluğu ister, bu yüzden de ateş içindedir.<br />
İhtiyar olsun, genç olsun herkes altın ister. Fakat herkesin gözü kalp parayı altından fark edemez ki.<br />
745. Halis altın kalp akçaya bir ziya, bir parıltı vermiştir. Fakat ayar olmadıkça zan ile altını seçmeye kalkışma.<br />
Ayarın varsa altın seç, yoksa yürü, kendini bilen bir kişiye teslim et.<br />
Yahut da ruhundan mihenk olmalı. Bilmiyorsan yapayalnız yola düşüp ilerleme.<br />
Yolda gulyabaniler vardır, sesleri bildik sesine seni mahvetmeğe çeken tanıdık sesine benzer.<br />
“ Ey kervan halkı, buraya gelin; işte yol, iz buracıkta” diye bağırırlar.<br />
750. Gulyabani kervan halkını yok etmek, onları da yok olanlara katmak için birer, birer adlarıyla çağırır.<br />
Çağrılan kişi, oraya varınca bir de bakar ki karşısında kurt, aslan. Ömrü zayi olmuş, yol uzun, gün de geçiyor.!<br />
Ey iyi huylu kişi, gulyabani sesi nasıldır “Mal isterim, mevki isterim, şeref, isterim!” işte böyle.<br />
İçimden bu sesleri menet de sırlar keşfedilsin.<br />
Allah’yı an da gulyabanilerin seslerini mahvet. Nergis gibi olan gözünü bu gergese karşı kapa.<br />
755. Subhu sadıkı, subhu kâzipten, şarabın rengini kadehin renginden ayırdet ki.<br />
Bu sabır ve sebatla şu yedi renkli zâhiri gözden başka bir göz elde edersin.<br />
O gözle bu renklerden başka renkler, taşlar yerine mücevherler görürsün.<br />
Hattâ gevher nedir ki Sen, kendin bir deniz olur, göklerde seyreden bir güneş kesilirsin.<br />
İş sahibi, iş yurdunda gizlidir. Yürü, onu ancak iş yurdunda apaçık görürsün.<br />
760. Madem ki iş,sahibine bir hicap olmuştur Şu halde onu işinden başka bir yerde göremezsin.<br />
Madem ki iş yurdu; iş sahibinin mekânıdır, dışarıda kalan gafildir.<br />
O halde iş yurduna, yani yokluğa gel ki sanatı da sanatkârı da bir arada göresin.<br />
Madem ki iş yurdu;apaçık görüş yeridir, tabii iş yurdundan dışarısı da hicap mahallidir.<br />
İnatçı Firavun, varlığa yüz tuttu çünkü, onun yerini görmüyordu.<br />
765. Hulâsa kaderi değiştirmek istiyor, kazayı savuşturmak arzusunda bulunuyordu.<br />
Kaza da o hileciye bıyık altından kıs, kıs gülmekteydi.<br />
O,Allah’nın hükmünü, Allah’nın takdirini bozmak için yüz binlerce çocuk öldürttü.<br />
Bu suretle Musa Peygamber’in zuhuruna mâni olmak istiyordu, boyuna binlerce zulüm aldı, binlerce kana girdi.<br />
O kadar kan döktü ama Musa, yine doğdu ve onu kahretmek için hazırlandı,<br />
770. Eğer zevali olmayan Allah’nın sanat yurdunu görseydi eli, ayağı kurur, hile yapamazdı.<br />
Musa, onun evinde rahatça yaşadığı halde o, dışarıda beyhude yere çocukları öldürüp durmaktaydı.<br />
Tenini besleyip yetiştiren; nefsine hizmet eden, sonra da başkalarının kendisine haset ettiğini,düşmanlıkta<br />
bulunduğunu sanan kişi gibi.<br />
Bu, benim düşmanım, şu bana haset ediyor, der durur, halbuki kendisine haset eden, kendisine düşman olan o<br />
tendir,kendi nefsidir.<br />
O, adam Firavun’a benzer, bedeni de Musa’ya. Böyle olduğu halde dışarıda “ Nerede düşman ” diye koşmaktadır.<br />
Nefsi ten evinde nazla, naimle beslenmektedir.<br />
775. Nefsi ten evinde nazla,naimle beslenmektedir,kendisi başkalarına kin güdüp elini ısırmakta.<br />
Halkın,bir töhmet yüzünden anasını öldüren kişiyi kınaması<br />
Birisi, kızgınlıkla anasına hançerleyerek, döverek öldürdü.<br />
Biri ona “ Huyunun kötülüğü yüzünden ana hakkını gözetmedin.<br />
Çirkin herif, ananı neden öldürdün! niye söylemiyorsun, o sana ne yaptı ki ” dedi.<br />
Adam “ Çok ayıp bir iş işledi,bende onu öldürdüm. Ayıbını toprak örtsün” diye cevap verdi.<br />
780. Kınayan “Be adam, ananı öldüreceğine o kişiyi öldürseydin”deyince dedi ki: “Her gün başka birisini mi öldüreyim<br />
Onu öldürdüm, halkın kanına girmekten kurtuldum; halkın boğazını keseceğime onu boğazladım, bu daha iyi!”<br />
O kötü huylu ana, fesadı her tarafta zâhir olan nefsindir.<br />
Her an onun için bir azize kastedip duruyorsun; kendine gel, onu öldür!<br />
Onun yüzünden bu güzel dünya sana dar geliyor. Onun yüzünden Allah ile de savaşıyorsun, halkla da.<br />
785. Nefsini öldürürsen özür serdetmeden kurtulursun, ülkede hiçbir düşmanın olmaz.<br />
Bir kimse peygamberlerle velileri düşünüp sözümüzden şüpheye düşer.<br />
“Peygamberlerin nefisleri helâk olmamış mıydı Onların neden düşmanları vardı, onlara niye haset ediyorlardı ” derse,<br />
Ey doğru söz arayan, kulağını aç! Bu şüpheye, bu tereddüde vereceğimiz cevap şu:<br />
O münkirler, kendilerinin düşmanlarıydı; onlar kendilerini yaralıyorlardı.<br />
<br />
790. Düşman, ona derler ki cana kastetsin. Kendi kendisine can çekişene düşman demezler.<br />
Yarasacağız, güneşin düşmanı değildir, hicaba girmiş,kendi kendisine düşman olmuştur.<br />
Güneşin ziyası onu öldürür; fakat güneş, yarasanın zahmetini hiç çeker mi, yarasa güneşe bir kötülükte bulunabilir mi<br />
Düşman, ona derler ki ondan bir azap,bir eziyet gelsin; kabiliyeti olan taşın güneş tesiriyle lâl olmasına mümanaat<br />
etsin!<br />
Halbuki kâfirlerin hepsi de peygamberlerin cevherlerindeki ziyadan kendilerini men ederler.!<br />
795. Halk, nasıl olur da o tek kişinin gözüne perde olur Bilâkis kendi gözlerini kör eder, kendi gözlerini kötü bir hale<br />
sokarlar.<br />
Efendisiyle inada girişip kinlenerek kendisini öldüren Arap köle gibi!<br />
Köle, sahibine ziyan vermek için kendisini damdan baş aşağı yere atar,helâk olup gider!<br />
Hasta, doktora düşman olmuş; çocuk, kendisini terbiye edene düşmanlık beslemiş;( zarar kime )!<br />
Hakikatte hasta da, çocuk da kendi yolunu vurmakta, kendi akıl ve canının yolunu kesmektedir.<br />
800. Bez yıkayan, güneşe kızar; balık, denize hiddet ederse,<br />
Bir bak,ziyanı kime Sonunda bu kızgınlık yüzünden kimin bahtı kararır<br />
Allah seni çirkin yarattıysa kendine gel de bari hem yüzü çirkin, hem huyu çirkin olma!<br />
Ayakkabın olsa bile taşlığa gitme. İki boynuzun varsa dört boynuzlu olma!<br />
Sen “ Ben filân kişiden daha aşağı mıyım ki talihim böyle ters gidiyor” diye haset ediyorsun ama,<br />
805. Esasen haset de başka bir noksan, başka bir ayıp. Hattâ bütün aşağılıklardan daha beter!<br />
Şeytan da aşağı olmadan arlandı, bunu ayıp telâkki etti de kendisini yüzlerce kötülüğe düşürdü.<br />
Hasedinden yücelmek istedi. Fakat yücelik nerede Kanlara bulanıp kaldı.<br />
Ebucehil, Muhammet’e uymaya utandı,hasedinden kendisini yüceltmeye,ondan yüksek olmaya çalıştı.<br />
Adı Ebül Hakem’di. Ebu cehil oldu. Nice ehliyetli kişiler vardır ki haset yüzünden naehil olup kalmışlardır!<br />
810. Ben, bu çalışıp çabalama dünyasında iyi huydan daha iyi bir ehliyet görmedim.<br />
Fazileti, mahareti,hüneri bir tarafa bırak. Bu yolda hizmet ve iyi huy işe yarar.<br />
Allah,mihnet ve ıstıraplarla hasetler meydana çıksın diye peygamberleri vasıta etti.<br />
Çünkü Allahdan kimse arlanmaz, Allahya kimse hasedetmez.<br />
Fakat, halk, Peygamberi de kendisi gibi bir adam sanır, o yüzden ona hasededer.<br />
Fakat peygamberin büyüklüğü tahakkuk etti mi, artık ona kimse haset edemez, ona herkes uyar.<br />
815. Şu halde her devirde peygamber yerine bir veli vardır, bu sınama kıyamete kadar daimidir.<br />
Kimde iyi huy varsa kurtulmuştur; kimin kalbi sırçadansa sınmıştır.<br />
İşte diri ve faal imam, o velidir; ister Ömer soyundan olsun, ister Ali soyundan!<br />
Ey yol arayan, Mehdi de O’dur, Hadi de O. Hem gizlidir, hem senin karşında oturmakta.<br />
O, nura benzer; akıl onun Cebrail’idir. Ondan aşağı olan veli de onun kandilidir.<br />
820. Bu kandilden daha aşağı derece de olan veli de kandil konan yerimizdir. Nura mertebe bakımından dereceler vardır.<br />
Çünkü Allah nurunun yedi yüz perdesi vardır. Nur perdelerini bu kadar kat bil!<br />
Her perdenin ardında bir kavmin durağı var. İmam’a kadar bu perdeler saf saftır.<br />
Son saftakilerin gözleri, zayıflıktan ön saftakilerin nuruna tahammül edemez.<br />
Ön saftakilerin gözleri de görüş zayıflığı yüzünden daha ön saftakilerin nuruna takat getirmez.<br />
825. İlk saftakilerin hayatı olan aydınlık, bu şaşının ruhuna azap ve âfettir.<br />
Şaşılıklar yavaş, yavaş azalır; adam yedi yüz dereceyi geçti mi deniz kesilir.<br />
Demiri, yahut altını sâf bir hale getiren ateş, terü taze ayva ve elmaya yarar mı<br />
Ayva ve elmanın da az bir hamlığı olabilir, fakat demire benzemezler, hafif bir hararet isterler.<br />
Halbuki o hararet, o şuleler, demir için kâfi değildir. Çünkü demir, ejderha gibi olan ateşin yalımını ister.<br />
830. O demir, meşakkatlere tahammül eden fakirdir. Çekicin altında, ateşin içinde kıpkırmızı bir hale gelir; ondan<br />
hoşlanır.<br />
Bu çeşit fakir, ateşin vasıtasız perdecisidir, vasıta ve vesile olmaksızın ateşin ta ortasına kadar girer.<br />
Fakat su ve su oğulları; hicap olmaksızın, bir vasıta bulunmaksızın ne ateşten olgun bir hale gelirler, ne ateşin hitabına<br />
mazhar olurlar.<br />
Ayağa, yürümek için nasıl ayakkabı lâzımsa bunlara da ateşten feyz almak için bir tencere; yahut tava lâzımdır.<br />
Yahut da ortada bir yer gerektir ki hava ısınsın, kızsın da harareti suya müessir olsun.<br />
835. Fakir ona derler ki şûlelerle vasıtasız rabıtası vardır.<br />
Hakikatte âlemin gönlü odur. Çünkü ten (gibi olan âleme) bu gönül vasıtasıyla feyz gelir, ten (gibi olan cihan), bu<br />
gönül yüzünden işe yarar.<br />
<br />
Gönül olmasa ten, konuşmayı ne bilir Gönül aramasa ten, araştırmadan ne anlar<br />
Demek ki şûlelerin nazargâhı o demirdir. Şu halde Allah’nın nazargâhı da gönüldür, ten değil!<br />
Sonra bu cüzi olan gönüller de hakikî maden olan gönül sahibinin gönlüne nispetle ten gibidir.<br />
840. Bu söz, çok misal ister, çok şerh ve izah ister. Fakat avamın anlayışı sürçer diye korkuyorum.<br />
Bu suretle iyiliğimiz kötülük olmasın.. İyilik yapıyoruz diye kötülükte bulunmayalım, bu söylediğim de ancak kendimde<br />
olmadığından,ihtiyarım elimde bulunmadığından.<br />
Çarpık ayağa çarpık ayakkabı daha iyi, yoksulun eli ancak kapıya varır.<br />
Padişahın,yeni aldığı iki köleyi sınaması<br />
Bir padişah ucuza iki köle satın aldı. Onlardan birisiyle bir iki söz konuştu.<br />
Köleyi anlayışlı, zeki ve tatlı sözlü buldu. Zaten şeker gibi dudaktan ancak şeker şerbeti zuhur eder.<br />
845. Ademoğlu dilinin altında gizlidir. Bu dil, can kapısına perdedir.<br />
Bir rüzgâr esti de kapıyı kaldırdı mı evin içinde ne varsa görürüz.<br />
O evde inci mi var, buğday mı.. altın hazinesi mi var, yoksa yılan ve akreplerle mi dolu<br />
Yoksa içerde hazinemi var da kapısında yılan beklemekte Çünkü altın hazinesi bekçisiz olmaz.<br />
Köle, düşünmeden öyle söz söylemekteydi ki başkaları beş yüz defa düşünür de ancak öyle bir söz söyleyebilir.<br />
850. Sanki içinde deniz var, deniz de baştanbaşa söyleyen incilerle dolu…<br />
Ondan parlayan her incinin nuru, Hak ile bâtılı ayırır.<br />
Kuran’ın nuru da Hak ile bâtılı zerre,zerre fark eder, bize gösterir.<br />
O incinin nuru, gözümüzün nuru olsaydı suali de biz sorardık,cevabı da biz verirdik.<br />
Gözünü eğrilttin de onun için ayı iki gördün. İşte bu bakış, şüpheye düşüp sual sormaya benzer.<br />
855. Gözünü doğrult da aya öyle bak ki tek göresin. İşte cevabı da bu!<br />
Düşünceni doğrult, iyi bak. Çünkü düşünce de o incinin pırıltılarındandır.<br />
Kulaktan gönüle doğan her cevaba göz; onu bırak, cevabı benden duy der.<br />
Kulak vasıtadır, vuslata erense göz; Göz hâl sahibidir, kulaksa dedikoduda!<br />
Kulağın duygusu sıfatları tebdil eder, halbuki gözlerin apaçık görgüsü, mahiyetleri bile değiştirir.<br />
860. Ateşin varlığını sözle bildin, bu varlığa sözle yakîn hâsıl ettinse pişmeyi iste, sözde kalma.<br />
Yanmadıkça o bilgi,Aynel Yakîn değildir. Bu yakîn’i istiyorsan ateşe dal.<br />
Kulak, hakikate nüfuz ederse göz kesilir. Yoksa söz kulakta kalır, gönüle tesir etmez.<br />
Bu sözün sonu gelmez. Geri dön de padişah o kölelere ne yaptı,onu anlat!<br />
Padişahın o kölelerden birini bir yere yollayıp öbüründen bazı şeyler sorması<br />
Padişah o köleciği zeki görünce öbürüne “Beri gel”diye emretti.<br />
865. Buradaki sevgiye ve acımaya delâlet eden “ceğiz” eki küçültme, horlama için değildir. Nitekim ana oğul’a<br />
“yavrucuğum” derse bu horlama sayılmaz.<br />
İkinci köle padişahın huzuruna geldi. Ağzı kokuyordu,dişleri de kapkaraydı.<br />
Padişah, onun sözünden pek hoşlanmadı ama nesi var, nesi yok diye sırlarını aramaya koyuldu.<br />
“ Bu şekilde, bu pis kokulu ağızla biraz ötede otur; fakat o kadar da ileri gitme.<br />
Çünkü seninle uzaktan konuşmak gerek. Benimle düşüp kalkamazsın, benimle bir yerde oturamazsın.<br />
870. Biraz ötede dur da senin o ağzını bir tedavi edelim. Sen güzelsin, ben de hünerli bir doktorum.<br />
Bir pire için yepyeni bir kilim yakılmaz ya. Sana da büsbütün göz yummak doğru değil.<br />
Bütün ayıplarınla beraber otur, iki üç hikâye söyle de aklın nasıl bir göreyim” dedi.<br />
O zeki köleyi de “ Haydi git yıkanıp arın” diye hamama yolladı.<br />
Huzurundaki köleye “Aferin, sen akıllı bir adamsın, Hakikatte yüz köle değersin, bir değil.<br />
875. Kapı yoldaşın, hakkında kötü şeyler söyledi, fakat sen hiç de öyle değilsin. O hasetçi herif, az kalsın bizi senden<br />
soğutuyordu.<br />
Senin hakkında, hırsızdır, doğru adam değildir, münasebetsiz hareketlerde bulunur, ahlâksızdır, lânettir,şöyledir,<br />
böyledir demişti.” Dedi.<br />
Köle dedi ki: “ O daima doğru söyler. Onun gibi doğru sözlü adam görmedim.<br />
Doğru söyleme, yaradılışında vardır. Ne dese, aslı yok diyemem.<br />
O iyi düşünceli adamı ben kötü bilmem, kusuru üstüme alırım doğrusu.<br />
880. Padişahım, olabilir ki o bende bazı ayıplar görmüştür de ben onları kendimde görememişimdir.<br />
Herkes, önce kendi kusurunu görseydi halini ıslah etmekten gaflet eder miydi<br />
<br />
Halk kendisisinden gafildir babam gafil. Onun için birbirlerinin kusurunu görürler.<br />
Ben kendi yüzümü göremem de senin yüzünü görürüm; sen de benim yüzümü görürsün.<br />
Kendi yüzünü görmeye muktedir olanın nuru, halkın nurundan artıktır.<br />
885. O ölse bile nuru bakidir. Çünkü görüşü, Allah görüşüdür.<br />
Kendi yüzünü, gözünün önünde apaçık bir surette gören nur, bildiğimiz nur değildir”.<br />
Padişah “Şimdi o senin ayıplarını söylediğin gibi sen de onun ayıplarını söyle,<br />
Ki, benim dostum olduğunu, memleketimde emin bir vekilim bulunduğunu ve beni sevdiğini bileyim” dedi.<br />
Köle dedi ki; “Padişahım, o benim iyi bir kapı yoldaşımsa da kusurlarını söyleyeyim:<br />
890. Kusuru; sevgi, vefa, insanlık.. doğruluk, zekâ ve dostluktur.<br />
En ehemmiyetsiz kusuru cömertlik, düşkünlere yardım etmektir. Ama nasıl cömertlik Canını da verir.<br />
Allah bu can bağışlamaya karşılık yüz binlerce can ihsan eder. Bunu görmeyen kişi nasıl cömert olabilir<br />
Eğer görseydin nasıl olur da can vermeden çekinir, bir can için bu kadar tasalanırdın<br />
Su kenarındayken suyu sakınan, esirgeyen, ancak ırmağı görmeyendir.<br />
895. Peygamber “Kıyamet gününde verilecek karşılığı yakînen bilen,<br />
Bire on karşılık verileceğini anlayan kişinin cömertliği artıp durur, bu çeşit adam, türlü, türlü cömertlikler icat eder.”<br />
dedi.<br />
Cömertlik, bütün karşılıkları görmedir. Şu halde karşılığı görüş, korkunun zıddıdır.<br />
Nekeslik de karşılıkları görmemektir. İnciyi görmek, denize dalan dalgıcı sevindirir.<br />
Eğer cömertliğe karşılık verilecek olan şeyleri herkes görseydi dünyada kimse nekes olamazdı. Çünkü hiçbir kimse<br />
karşılıksız bir şey bağışlamaz.<br />
900. Şu halde cömertlik gözden gelir, elden değil. İşe yarayan görüştür, gözü açıktan başkası kurtulamaz.<br />
Arkadaşımın bir kusuru da kendisini görmemesidir. O, kendisinde kusur arar durur.<br />
Kendi ayıbını söyler, kendi ayıbını arar. Herkesi iyi bilir, herkesle dosttur da kendisiyle dost değildir.”<br />
Padişah “ Arkadaşını övmede ileri gitme. Onu överken kendini övmeye kalkışma.<br />
Çünkü onu imtihana çekersem ilerde utanırsın” dedi.<br />
Kölenin, iyi zannı yüzünden arkadaşının doğruluğuna ve vefakârlığına yemin etmesi<br />
905. Köle dedi ki; “ Hüküm ve kudret sahibi, bağışlayan ve acıyan Ulu Allah’ya ant olsun…<br />
Peygamberleri, ihtiyacı olduğundan değil de fazlından, kereminden gönderen,<br />
Aşağılık topraktan, yüce padişahlar yaratan.<br />
Onları topraktan yaratılmış mahlûkatın tabiatlarından arıtan, gök ehlinin derecelerinden üstün kılan,<br />
Ateşten sâf bir nur yaratıp onunla bütün nurları parlatan,<br />
910. Nurlara doğan, nurları aydınlatan nuru yaratan, Âdem peygamberin feyiz alıp marifete eriştiği aydın ziyayı meydana<br />
getiren,<br />
Âdem’den bitip Şîs’in devşirdiği nuru, Âdem’in görüp Şîs’i yerine halife ettiği nuru.<br />
Nuh’un feyiz aldığı, can denizi havasında inciler yağdırdığı nuru halk edene ant olsun.<br />
İbrahim’in canı o nurlardan nurlandı da pervasızca ateş şulelerine koştu, ateşe atıldı.<br />
İsmail, onun ırmağına düştü de o yüzden parlak bıçağın önüne baş koydu, boyun verdi.<br />
915. Davut’un canı onun şulelerinden hararetlendi de ondan dolayı elinde demir yumuşadı, eridi.<br />
Süleyman, onun vuslatından süt emdi de cinler periler onun için fermanına tabi oldular.<br />
Yakup, onun kaza ve kaderine teslim oldu da ondan oğlunun kokusuyla gözü açıldı, aydınlandı.<br />
Ay yüzlü Yusuf, o güneşi gördü de rüya tâbirinde o kadar uyanık hale geldi.<br />
Asâ, Musa’nın ellinden su içti de o yüzden Firavun’un saltanatını bir lokma etti.<br />
920. Meryem oğlu Îsa, merdivenini buldu da dördüncü kat göğün üstüne çıktı.<br />
Muhammed, o mülkü, o nimeti buldu da hemencecik ayı ikiye böldü.<br />
Ebubekir, tevfika mazhar oldu da öyle bir padişahın müsahibi oldu, öyle bir padişahı candan tasdik etti.<br />
Ömer, o mâşuka âşık oldu da gönül gibi, hakkı bâtılı ayırt etti.<br />
Osman, o apaçık görüşün ta kendisi oldu da feyizli bir nura nail olup Zinnûreyn oldu.<br />
925. Mürteza, onun yüzünden inciler saçtı da can vâdisinde Allah aslanı kesildi.<br />
Cüneyt, onun askerinden yardıma nail olunca eriştiği mertebeler sayıdan üstün oldu.<br />
Bayezid, onun ihsanına yol bulunca Allahdan “ Kutbül Ârifin” adını duydu.<br />
Kerhî, onun harimine bekçi olunca aşk halifesi oldu, nefesleri Allah nefesi haline geldi.<br />
Edhemoğlu, atını sevinçle o tarafa koşturunca âdil sultanların sultanı oldu.<br />
930. Şakik, o ulu yolun meşakkati yüzünden güneş gibi aydınlatıcı bir reye, her şeyi gören bir göze erişti.<br />
<br />
Daha nice yüz bin gizli Padişahlar var ki o nur âleminde yüceliğe sahiptirler, makamları vardır.<br />
Allah, her yoksul, onların adlarını anmasın diye gayretinden adlarını gizledi.<br />
O nura ve denizde balıklar gibi yaşayan nuranilere ant olsun…<br />
O nura ve o denizi,denizin canı desem de lâyık değil.O âleme yeni bir ad aramaktayım.<br />
935. O Allah’ya ant olsun ki bu da ondandır, o da ondan. İçler, hakikatler, ona nispetle kabuktur, zâhirdir.<br />
Ant olsun o Allah’ya ki kapı yoldaşım ve dostum, bu benim sözlerimden yüz kat daha üstündür.<br />
Arkadaşımın evsafından bildiklerimi söyledim, fakat, ey kerem sahibi inanmıyorsun; ne diyeyim ”<br />
Padişah dedi ki : “ Şimdi artık kendi halinden bahset. Ne vakte dek şunun, bunun halini anlatacaksın<br />
Söyle bakalım,senin neyin var, ne elde ettin, deniz dibinden ne inciler getirdin<br />
940. Ölüm günü, bu duygun kalmaz. Can nurun var mı ki gönlüne yâr olsun<br />
Mezarda bu göze toprak dolar. Mezarı aydınlatacak nurun var mı<br />
Bu elin, ayağın gidince canının uçması için kolun kanadın var mı<br />
Bu hayvani can kalmayınca yerine koymak için baki bir cana sahip misin<br />
Şart, iyilik etmek değil, iyilikle gelmek, bu iyiliği Allah’ya götürmektir.<br />
945. İnsanlıktan mı bir cevhere sahipsin, eşeklikten mi Bu ârazlar yok olunca nasıl götüreceksin ki<br />
Bu namaz ve oruç arazlarını Allah’ya nasıl ileteceksin ki Çünkü araz, iki zaman zarfında baki kalmaz, yok olup gider,<br />
bir anlıktır.<br />
Arazları götürmeye imkân yoktur. Fakat cevherden hastalıkları giderirler.<br />
Bu suretle de cevher, bu hastalık arazlarından kurtulur, değişir. Perhiz yüzünden hastalığın geçmesi gibi.<br />
Perhiz arazı, çalışmalarıyla cevher olur; acı ağız perhizle tatlılaşır.<br />
950. Ziraatla topraklar ekinle, başakla dolar. Saç ilacı, örgü, örgü saç bitirir.<br />
Kadını nikâhlamak arazdı, mahvolup gitti. Fakat o arazdan bize evlât cevheri meydana geldi.<br />
Atı, deveyi çiftleştirmek arazdır. Bundan maksat da yavru cevherini elde etmek.<br />
Bostan ekmek arazdır, Bostanda biten mahsul cevheridir. Zaten maksat da budur.<br />
Kimya ile uğraşmayı da araz bil, eğer o kimyadan bir cevher elde ettiysen onu getir.<br />
955. Aynayı cilâlamak da arazdır. Fakat bu arazdan tertemiz bir ayna cevheri meydana gelir.<br />
Şu halde “ Ben ibadette bulundum” deme, o arazlardan elde edileni göster, ürkme.<br />
Senin o köleyi övmen de arazdır. Sus, koçun gölgesini kurban etmeye kalkışma!”<br />
Köle dedi ki : “Padişahım, araz tebeddül etmez dersen bu söz, akla ancak ümitsizlik verir.<br />
Padişahım, araz gider de bir daha geri gelmezse bu, kulu ancak meyus eder.<br />
960. Eğer arazlar başka bir şekle tebeddül etmeseydi, başka bir şekle bürünüp var olmasaydı iş bâtıl olur, sözler manâsız<br />
bir hale gelirdi;<br />
Bu arazlar başka bir varlık suretine bürünüp haşrolur. Her şey, neye lâyıksa o şekle tebeddül eder. Sürünün çobanı,<br />
sürüye lâyık kişidir.<br />
Mahşerde her arazın bir sureti vardır,her araz suretinin de bir nöbeti.<br />
Kendine bak, sen de araz değil miydin, anandan, babandan hâsıl olmadın mı ve bir maksat uğrunda birisiyle eş değil<br />
misin<br />
965. Evlere köşklere bak. Bunlar mühendisin tasavvuratından ibaretti.<br />
Güzel olarak gördüğümüz sofası hoş. Tavanı, kapısı mükemmel olan filan ev ,(mühendisin zihnindeydi).<br />
Mühendisin zihnindeki o araz, o düşünce aletleri hazırladı, ormanlardan direkleri getirdi (ev yapılıp meydana çıktı.)<br />
Her hünerin aslı, esası, hayâlden,arazdan, düşünceden başka nedir ki<br />
Dünyanın bütün cüzilerine, fakat garazsızca bak; arazdan başka bir şeyden meydana gelmemiştir.<br />
970. Önceki fikir, sonun da fiile gelir. Dünyanın kuruluşunu ezelden beri böyle bil.<br />
Meyveler, gönülde evvelce vücuda gelir de sonunda fiile çıkar.<br />
İşe girişip de ağaç diktin mi ilk harfi,sonunda okudun demektir.<br />
Gerçi dal, yaprak ve kök evveldir ama onların hepside meyve için vücut bulur.<br />
Feleklerin dimağı olan o baş da bunun için en sonunda “ Levlâk” sırrına mazhar oldu.<br />
975. Bu sözler arazların nakline ait bahislerdir. Bu aslan ve tuzak, hep bunun içindir.<br />
Bütün âlem,esasen arazdı. “ Hel Etâ” suresi, bu mânayı izah için geldi.<br />
Bu arazlar neden doğar Suretlerden. Ya bu suretler neden vücuda gelir Düşüncelerden.<br />
Bu cihan, Akl-ı Küll’ün bir düşüncesinden ibarettir. Akıl, padişaha benzer, suretler de peygamberlere.<br />
İlk âlem, imtihan âlemidir. İkinci âlem şunun bunun yaptıklarının mükâfat ve mücazatını görme âlemidir.<br />
<br />
980. Padişahım, kulun hain olsa o araz, yani hainliği, zincir ve zindan olmakta.<br />
Yerinde ve değerinde bir hizmette bulunsa, savaşta bir yararlık gösterse o araz da bir hil’at şeklinde temessül etmekte.<br />
Bu arazla cevher, kuşla yumurtadır; bu ondan olmakta, o bundan doğmakta.”<br />
Padişah, köleye “ Tut ki dediklerin doğru, hepsini kabul ettim. Fakat arazlardan bir cevher doğmadı ki” dedi.<br />
Köle “ Bu iyi ve kötü dünyası, gayp âlemi haline gelsin,iyilik ve fenalık apaçık bilinmesin diye akıl onları gizlemiştir.<br />
985. Çünkü fikrin şekil ve suretleri meydana çıksaydı kâfir ve mümin,yalnız Allahyı zikreder, başka bir söz söyleyemezdi.<br />
Eğer iyilik ve kötülükten meydana gelen suretler gizli olmayıp da meydana bulunsaydı küfür ve iman,apaçık meydana<br />
çıkar,alında yazılırdı.<br />
O takdirde nasıl olurdu da bu âlemde put kalır, puta tapan bulunurdu Nasıl olur da kimsenin kimseyle alay etmeye<br />
mecali kalırdı.<br />
O vakit bu dünyamız kıymet kesilirdi. Kıyamette kim suç işleyebilir” dedi.<br />
Padişah “ Allah bütün mücazatı gizledi, gizledi ama avamdan gizledi, kendi haslarından değil.<br />
990. Ben bir emîri tuzağa düşürmek dilersem emîrlerden gizlerim, fakat vezirden gizlemem.<br />
Hak bana işlerin mükâfat ve mücazaatını, amellerden yüz binlercesinin büründüğü suretleri gösterdi.<br />
Ben bilirim ama sen de bir nişane ver. Ay, bulutla örtülse de bana gizli değildir” dedi.<br />
Köle, madem ki olanı ,biteni olduğu gibi biliyorsun; beni söyletmeden kastın ne deyince.<br />
Padişah “ Dünyayı izhar etmekteki hikmet, Allahnın ilmindekileri izhar etmektir.<br />
995. Bildiğini izhar etmedikçe âlemdeki zahmet ve meşakkatleri belirtmez.<br />
Senden bir kötülük yahut iyilik meydana gelmeksizin hattâ bir an bile duramazsın.<br />
Bu amelleri izhar etme zarureti, sırrının açığa çıkması içindir.<br />
Nasıl olur da ipliğin ucunu gönlün çekip durduğu halde iplik eğirme âletine benzeyen tenin işlemez<br />
Tasalanman, dertlenmen; gönlünün o çekişine, isteğine âlamettir. O işi yapmamak da sana açıkça can çekişmedir,<br />
ölümdür.<br />
1000. Bu âlem de daimî olarak doğurur, o âlem de. Her sebep anadır, eser çocuğunu meydana getirir.<br />
Eser doğdu mu ondan da şaşılacak sebepler doğması için sebep haline gelir.<br />
Bu sebepler, nesilden nesile yürür gider. Fakat görmek için adamakıllı aydın bir göz lâzım dedi” dedi.<br />
Padişah, onunla konuşurken söz buraya gelince o köleden bir alâmet gördü mü , görmedi mi Bilmem.<br />
Hakikati arayan o padişahın, köleden bir nişan, bir alâmet görmesi, hiç de umulmayacak bir şey değil. Fakat<br />
gördüğünü söylemek için bize izin yok.<br />
1005. Öbür köle hamamdan gelince padişah, onu da huzuruna çağırdı.<br />
“Sıhhatler olsun,daimi âfiyetler olsun. Ne de lâtif, ne de zarif, ne de güzelsin.<br />
Yazık, öbür kölenin söyleyip durduğu kötü huyların da olmasa ne olurdu<br />
O zaman yüzünü gören neşeye dalardı. Seni görmek, cihana malik olmaya değerdi” dedi.<br />
Köle dedi ki: “ Padişahım, o dinsizin hakkımda söylediklerini bir parçacık anlat!”<br />
1010. Padişah “ Önce iki yüzlülüğünü anlattı. Ona göre sen görünüşte bir deva, fakat hakikatte bir dertmişsin”dedi.<br />
Köle, dostunun kötülüğünü bu suretle padişahtan duyunca derhal, kızgınlık denizi köpürdü.<br />
Ağzı köpüklendi, yüzü kızardı, onun aleyhinde bulunma dalgasına düştü, bu dalgalar, hadden aştı.<br />
Dedi ki : “ O evvelce benimle dosttu. Kıtlıkta kalmış köpek gibi hayli pislik yemişti.”<br />
Çan gibi durmadan onun aleyhinde bulunmaya başlayınca padişah, elini ağzına götürüp “ Kâfi” dedi.<br />
1015. “Bu sınamayla onu da anladım, seni de. Senin canın kokmuş, onun ağzı.<br />
Ey kokuşuk canlı, uzak otur. O âmir olsun, sen onun memuru ol!”<br />
Ulular bunun için “ Dünyada insanın rahatı, dilini korumasındadır” dediler.<br />
“ Riya ile tespih, külhanda biten yeşilliğe benzer” mealinde bir hadis vardır, bunu böyle bil ey ulu kişi!<br />
Güzel ve iyi suret, bil ki kötü huyla beraber olunca bir kalp akça bile değmez!<br />
1020. Bil ki zâhiri suret yok olur, fakat mâna âlemi ebedidir, kalır.<br />
Testinin suretiyle ne vaktedek oynayıp duracaksın Testinin nakşından geç, ırmağa, suya yürü.<br />
Suretini gördün ama mânadan gafilsin. Akıllıysan sedeften bir inci seç, çıkar.<br />
Âlemdeki bu sedefe benzeyen kalıpların hepsi can denizinden diriyse de,<br />
Her sedefte inci bulunmaz, gözünü aç da her birinin içine bak!<br />
1025. Onda ne var, bunda ne var Onu anla. Çünkü o değerli inci nadir bulunur.<br />
Surete talip olursan (bu şuna benzer:) bir dağ, görünüşte büyüklük bakımından lâl’in yüzlerce mislidir.<br />
Senin elin, ayağın,saçın, sakalın da gözünden yüzlerce defa daha büyüktür.<br />
Fakat iki gözün, bütün âzadan daha kıymetli olduğu meydandadır.<br />
<br />
Gönlüne gelen bir tek düşünce yüzünden de yüzlerce cihan, bir anda baş aşağı devrilir gider.<br />
1030. Padişahın cismi, surette birdir ama yüz binlerce asker, arkasından koşar.<br />
Fakat o tertemiz padişahın şekli ve sureti de gizli bir fikre mahkûmdur.<br />
Gör ki bu sayısız halk, bir tefekkür yüzünden yeryüzünde akıp giden sel gibidir.<br />
Halk, o düşünceyi küçük ve ehemmiyetsiz görür ama sel gibi cihanı suya boğar ,alıp götürür.<br />
Âlem de her hünerin fikirle kaim olduğunu,<br />
1035. Evlerin, köşklerin, şehirlerin,dağların, sahraların, nehirlerin hep onda meydana geldiğini,<br />
Denizdeki balığın denizin vücuduyla yaşadığı gibi yerin de, denizin de, güneşin de, göğün de fikirle diri bulunduğunu<br />
madem ki görmektesin.<br />
Neden kör gibisin, neden ahmaklık ediyorsun, neden sence ten Süleyman gibi oluyor da fikir karınca gibi<br />
Gözüne dağ, büyük görünüyor da fikri fare gibi küçük, dağı kurt gibi büyük sanıyorsun.<br />
Âlem, gözünde pek korkunç, pek büyük görünmekte… Buluttan, gökten,gök gürlemesinden ürküp korkuyor,tir, tir<br />
titriyorsun.<br />
1040. Halbuki ey eşekten aşağı kişi, fikir âleminden emin ve gafilsin, bir taş gibi o, cihandan haberin yok!<br />
Çünkü suretten ibaretsin, akıldan nasibin yok. İnsan huylu değilsin, bir eşek sıpasısın!<br />
Bilgisizlikten gölgeyi adam görüyorsun da insan o yüzden sence bir oyuncaktan ibaret, değersiz bir şey.<br />
O fikir, o hayal örtüsüz bir surette kol kanat açıncaya kadar dur.<br />
O zaman dağları yumuşak pamuk gibi görürsün, bir de bakarsın ki bu soğuk, sıcak yeryüzü yok oluvermiş!<br />
1045. O zaman ezelî ve ebedî hayata ve muhabbete sahip olan Allah’dan başka ne göğü görürsün ne yıldızı!<br />
Bir misal, ister doğru olsun, ister yanlış… doğrulukları aydınlatsın da.<br />
O has köleye padişaha mensup adamların haset etmeleri<br />
Padişah, lütfüyle bir köleyi bütün adamların içinden seçmiş, onlardan üstün etmişti.<br />
Elbisesinin pahası, kırk emirin maaşına bedeldi. Onun kazandığı kadir ve kıymetin onda birini, hattâ yüz vezir bile<br />
görmemişti.<br />
Talihin yaverliği, bahtının müsait oluşu yüzünden yücelmiş, âdeta bir Eyaz olmuştu. Padişah da sanki zamanın<br />
Mahmut’uydu.<br />
1050. Ruhu padişahın ruhîyle birdi. Bu ten âleminden önce de o iki ruh, birbirine eş olmuş, birbirine âşina olmuştu.<br />
Zaten iş, tenden önce olan iştir. Sonradan meydana gelenlerden geç!<br />
İş ârifindir. Çünkü ârif, şaşı değildir. Gözü, ilk ekilen şeyleri görür.<br />
Buğday mı ekildi, arpa mı Gece, gündüz gözü ondadır. Gece, neye gebeyse onu doğurur.<br />
Bunu menetmek için yapılan hileler, başvurulan tedbirler havadan ibaret!<br />
1055. Allah’nın takdirini, kendi tedbirinden üstün gören kişi, nasıl olur da kendi tedbirleriyle gönlünü avutabilir<br />
Aklına, tedbirine güvense tuzak içinde olduğu halde tuzak kurar, fakat canına andolsun, ne bu kurtulur,ne o!<br />
Yüzlerce çayır, çimen bitse de, dökülse de sonun da yine Allahnın ektiği çıkar!<br />
Ekilmiş ekinin üstüne ekin ekerler ama bu ikincisi fânidir, ilki doğrudur,ilki yerindedir.<br />
İlk ekin kemal bulur, seçilip toplanır. İkinci tohumsa bozulur, çürüyüp gider.<br />
1060. Sevgilinin huzurunda tedbirini terk et; filvaki tedbiri de onun tedbirinden, onun kaderinden doğmadır ya!<br />
Hakk’ın yücelttiği iş,işe yarar. Nihayet biten, ilk ekilendir.<br />
Madem ki sevgiliye esirsin, ey âşık ektiğini onun için ek!<br />
Hırsız nefsin etrafında dolaşma, onun işine bulaşma. Bir iş, Hakk’ın işi değil mi Hiçtir hiç!<br />
Kıyamet günü gelmeden, gece hırsızı, mal sahibinin yanında rüsvay olmadan bu işten vazgeç.<br />
1065. Hilelerle, tedbirlerle çalınmış olan malın vebali adalet günü çalan adamın boynunda kalır.<br />
Yüz binlerce akıl, bir araya gelip onun tuzağına aykırı bir tuzak kurmak isterler, kurarlar da.<br />
Kurdukları tuzağı pek kuvvetli pek yerinde ve kâfi bulurlar ama bir çöp parçası rüzgâra nasıl dayanabilir<br />
Eğer sen “Şu halde varlığın ne faydası var ” dersen senin bu sualinde fayda var mı inatçı adam<br />
Sualinde fayda yoksa bu abes ve faydasız suali niye dinleyeyim<br />
1070. Eğer bir çok faydaları varsa neden bu cihan faydasız olsun öyle ise<br />
Cihan, bir cihetten faydasız, başka bir cihetten faydalarla dopdoludur.<br />
Sana faydalı olan şey, bana faydasızsa.. mademki sence faydalı, onun yapmaktan geri durma.<br />
Yusuf’un güzelliği kardeşlerince abesti,lüzumsuzdu.. Fakat bütün bir âleme faydalıydı.<br />
Davut’un sesi kadar güzeldi ama güzel sesten anlamayanlar dinlemek istemezlerdi.<br />
1075. Nil nehrinin suyu, Âbıhayattan daha hoştu, daha feyizliydi. Fakat nasipsiz ve münkir olanlara kandı.<br />
<br />
Şehitlik, mümin için hayattır, münafık için ölüm ve çürüme!<br />
Âlemde bir sürü halkın mahrum olmadığı bir nimet var mı Söyle.<br />
Şekerden öküze, eşeğe ne fayda var Her canın başka bir gıdası vardır.<br />
Fakat o gıda, gıdalanan kişiye arızî ise ona nasihat etmek de onu doğru yola getirmek demektir.<br />
1080. Birisi hastalık dolayısıyla toprak yemeyi sevse toprağı,kendisine gıda sanır ama,<br />
Asıl gıdasını unutmuş, hastalık yüzünden alıştığı gıdaya yüz tutmuştur.<br />
Şerbeti bırakmıştır da zehir yemektedir. Hastalık yüzünden alıştığı gıda kendisine tatlı gelmiştir.<br />
İnsanın asli gıdası Allah nurudur; ona hayvan gıdası lâyık değil!<br />
Fakat gönül, hastalık yüzünden bu gıdaya düşmüştür; gece gündüz bu suyu içmekte, bu toprağı yemektedir.<br />
1085. Bu gıdayı yiyen kişinin yüzü sapsarıdır. Ayağı tutmaz kalbi helacana uğrar. Nerede yol, yol olan göklerin gıdası<br />
nerede bu<br />
O, gıda devletin has kullarına mahsustur. O, boğazsız âletsiz yenir.<br />
Güneşin gıdası, Arş nurundandır, hasetçinin, Şeytan’ın gıdası ferş dumanından!<br />
Allah, şehitler için “ Onlar rızıklanırlar” buyurdu. O, gıda için ne ağız vardır, ne tabak!<br />
Gönül, her dosttan bir gıda ile gıdalanır, her bilgiden bir lezzet alır.<br />
1090. Her insanın sureti,bir kâseye benzer.Göz de suretinin mânasına ait bir duygu âletidir.<br />
Herkesin yüzünden bir şey yemekte, her buluştuğundan bir şey almaktasın.<br />
Yıldız, yıldızla kırân etti mi mutlaka her ikisine uygun bir şey doğar.<br />
Erkekle kadının buluşmasından çocuk doğduğu gibi,taşla demirin birleşmesinden de kıvılcım meydana gelir.<br />
Toprağın, yağmurla kırânı, meyveleri, yeşillikleri, çiçekleri bitirir.<br />
1095. İnsan, yeşilliğe baksa gönlü hoşlanır,gamı gider, neşelenir.<br />
Canımız neşelenirse bizden iyilikler, ihsanlar doğar.<br />
Güzelce, dilediğimiz gibi gezdik, eğlendik mi karnımız acıkır, iştahımız artar.<br />
Rengin kızarması karanlıktandır.Kan da hoş ve gül renkli güneştendir.<br />
Renklerin en güzeli kırmızı renktir. O renk de güneştendir, güneşten meydana gelir.<br />
1100. Zuhale karîn olan her yer çoraklaşır, oraya ekin ekilemez.<br />
Bir şeyin bir şeyle birleşmesi,kuvvetin halindeki fiili meydana çıkarır; Şeytan’ın münafıkla birleşmesi gibi.<br />
Bu mânalara, dokuzuncu kat gökten yüce derecesiz dereceler, mekânsız yücelikler vardır.<br />
Halkın makamı, derecesi ariyettir. Fakat Emir Âlemi olan Melekût diyarının makam ve derecesi aslidir.<br />
Halbuki halk, makam ve derece için aşağılıklara katlanır,bayağı hallere düşer, yücelik ümidiyle horluktan lezzet<br />
alır,hoşlanır!<br />
1105. On günlük yücelik için zilleti çekerler, gam ve gussa ile boyunlarını iğ gibi ipince bir hale korlar.<br />
Nasıl oluyor da benim bulunduğum yere, bu yücelikten aydın güneş olduğum mekâna gelmiyorlar<br />
Güneşin doğduğu yer, kapkara bir burçtur. Bizim güneşimizse doğu yerlerinden dışarıdır!<br />
Onun doğduğu yer, zerrelerine nispetle doğu yeridir. Halbuki zatı ne doğar, ne dolunur!<br />
Onun arta kalan zerreleri olan bizler de iki cihanda gölgesiz bir güneşiz.<br />
1110. Ne şaşılacak şey! Böyle olduğu halde yine Şems’in etrafında dönüp dolaşmaktayım. Buna sebep de yine Şems’in<br />
ışığı, aydınlığı!<br />
Şems, hem sebepleri, vesileleri meydana getirmede, hem de sebepler, vesileler ona erişememekte!<br />
Yüz binlerce defa ümidimi kestim. Kimden mi Şems’ten. Buna inanır mısınız<br />
Ben güneşten ümidimi keseyim, balık suya sabretsin! Bu sözüme inanma sakın!<br />
Ümitsizliğe düşersem ümitsizliğimde güneşin işidir, onun tecellisidir ey Hasan!<br />
1115. Sanat, nasıl olur da sanatkârdan ayrılır Hiç var olan,varlıktan başka bir yerde otlar mı<br />
Bütün varlıklar bu bahçede yayılır…İster Burak olsun, ister Arap atları, ister eşek!<br />
Fakat bu hareketlerin bu denizden olduğunu görmeyen, her an yeni bir mihraba yüz çevirir.<br />
O, tatlı denizden acı su içe, içe nihayet o acı su, gözünü kör etmiştir.<br />
Deniz “ Ey kör, benden sağ elinle su iç de gözün açılsın” der.<br />
1120. Burada sağ el, hüsnü zandır. Çünkü iyinin, kötünün nereden geldiğini hüsnü zan bilir.<br />
Ey mızrak, seni bir döndüren var. O yüzden bazen dümdüz dikilmekte, bazen iki kat olmuş gibi eğilmektesin.<br />
Şemsettin’in aşkıyla tırnağımız yok ki. Yoksa bu körün güzünü açardık!<br />
Ey Hak ziyası Hüsâmettin; sen hasetçinin gözünün körlüğüne rağmen hemen yürü, onun illetini tedavi et!<br />
Senin ilâcın çabucak tesir eden ululuk tutyası, eseri mutlaka görülen karanlıklar dağıtıcı bir ilâçtır.<br />
1125. O ilâç, bir körün gözüne konsa yüzyıllık zulmeti derhal giderir.<br />
<br />
Hasetçiden başka bütün körleri tedavi et! Fakat seni inkâr eden hasetçiyi tedavi etmek.<br />
Hattâ, sana haset eden ben bile olsam, bırak, can çekişip durayım, sakın can bağışlama.<br />
Güneşe haset eden, güneşin varlığından incinen kişi yok mu<br />
Ah, işte sana devası olmayan illet. O adam kördür, kör! İşte sana ebediyen kuyunun ta dibine düşmüş kalmış bir kişi!<br />
1130. O ezeli güneşi yok etmek ister, fakat söyle, bu muradı nasıl olur da yerine gelir, imkan var mı<br />
Doğan’ın viranede baykuşlar içine düşmesi<br />
Doğan diye, dönüp tekrar padişaha gelen doğana derler. Yolunu kaybeden kör doğandır.<br />
Bir doğan, yolunu kaybetti, bir viraneye düştü, Baykuşların arasıda kaldı.<br />
O rıza nurundandı, baştanbaşa nurdu; fakat kaza ve kader çavuşu, gözünü kör etti;<br />
Gözüne toprak saçtı, onu yoldan sapıttı, viranede baykuşlar arasına uğrattı.<br />
1135. Padişahtan ayrı düşmesi şöyle dursun, baykuşlar, başına vurmağa, güzelim kanatlarını yolmaya başladılar.<br />
Baykuşlar arasına “Kendinize gelin; doğan yerinizi, yurdunuzu almaya geldi” diye bir velveledir düştü.<br />
Mahalle köpekleri gibi hepsi de kızgın, korkunç bir halde garip doğanın başına üşüşüp hırkasını çekiştirmeye başladılar.<br />
Doğan, “ Ben baykuşlara lâyık mıyım Baykuşlara bunun gibi yüzlerce virane bağışladım.<br />
Ben burada kalmak istemem, padişaha dönmek isterim.<br />
1140. Tasalanıp kendinize kıymayın. Ben burada durmam vatanıma giderim.<br />
Bu harabe, sizin gözünüze hoş bir yer görünüyor, bana değil. Benim naz ettiğim yer, padişahın koludur” diyordu.<br />
Baykuş ise “ Doğan sizi evinizden, barkınızdan etmek için hileye sapıyor.<br />
Hile ile bizi yurdumuzdan ayırmak, yuvamızdan etmek niyetinde.<br />
Bu hileci tokluk gösteriyor ama Allah hakkı için bütün harislerden beterdir.<br />
1145. Hırsından balçığı pekmez gibi yer. Ayıya kuyruğunuzu kaptırmayın.<br />
Bizim gibi saf kişileri yoldan çıkarmak için padişahtan, padişahın elinden dem vurmakta.<br />
Bir kuşcağız, hiç padişahla düşüp kalkar mı Bir parçacık aklınız varsa dinlemeyin bu sözü,<br />
O, padişahın cinsinden mi, vezirin cinsinden mi Hiç sarımsakla badem helvası yenir mi<br />
Padişah, adamlarıyla beni arıyor demesi de hilesinden, fendinden.<br />
1150. Bu, kabul edilmeyecek bir malihulya. Bu, olmayacak bir lâf, ahmak aldatmak için kurulmuş bir tuzak!<br />
Kim buna inanırsa ahmaklığından inanır . Zayıf bir kuşcağızın padişahla ne münasebeti olabilir<br />
En aşağı bir baykuş , onun beynine vursa ona padişahtan yardımcı gelecek ha! Hani, nerede ” demekteydi.<br />
Doğan dedi ki: “ Benim bir tüyüm bile kopsa padişah, baykuş yuvasının kökünü kazır.<br />
Baykuş kim oluyor ki Bir doğan bile beni incitir, gönlümü kırar, bana cefa ederse,<br />
1155. Padişah; her yokuşta her inişte doğan başlarından harmanlar yapar, tepeler yüceltir.<br />
Benim bekçim, onun inayetleridir. Nereye varırsam padişah arkamdadır.<br />
Hayalim, padişahın gönlündedir. O, bensiz duramaz.<br />
Padişah beni uçurunca onun ziyası gibi gönül yücelerinde uçarım.<br />
Ay gibi güneş gibi uçup gök perdelerini aşarım.<br />
1160. Akılların aydınlığı, benim fikrimden; göklerin halk edilmesi, benim yüzümdendir.<br />
Öyle bir doğanım ki Hüma bile bana hayran olur. Baykuş kim oluyor ki sırımı bilsin.<br />
Padişah, benim kurtulmam için zindanı açtı, Yüz binlerce mahpusu azadetti.<br />
Bir zamancağız beni baykuşlara hemdem etti de benim yüzümden baykuşları doğanlaştırdı.<br />
Ne mutlu o doğana ki uçuşuma uyar; talihi yâr olur da sırrımı anlar.<br />
1165. Bana yapışın da doğan olun, baykuşsanız bile doğanlaşın!<br />
Böyle bir padişaha sevgili olan nereye düşerse, düşsün, nasıl olur da garip olur.<br />
Padişah kimin derdine derman olursa o, ney gibi feryat eder, sessiz sedasız kalmaz.<br />
Ben mülk sahibiyim, başkasının sofrasına oturup yemeğini yemiyorum. Padişah, uzaktan benim davulumu<br />
çalmakta,nöbetimi vurmakta.<br />
Benim davulumu döğen “İrciî” sesidir. Benimle dâvaya girişenlerin rağmine şahidim, Allahdır.<br />
1170. Padişahın cinsinden değilim, hâşa… bunu iddia etmiyorum. Fakat onun tecellisiyle, onun nuruna sahibim.<br />
Cins oluş, sade şekil ve zat bakımından değildir. Su, nebatta toprağın cinsinden sayılır.<br />
Rüzgâr, ateşi yaktığı, yanmasına yardım ettiği için rüzgârın cinsi demektir. Nihayet şarap,tabiata neşe verdiğinden<br />
onun cinsidir.<br />
Cinsimiz, padişah cinsinden olmadığı için varlığımız onun varlığına büründü, yok oldu.<br />
Varlığımız kalmayınca da tek olarak onun varlığı kaldı. Ben onun atının ayağı önünde toz gibiyim, toz gibi!<br />
<br />
1175. Can da, canın nişaneleri de toprak oldu. Toprakta onun ayak izi var.”<br />
Bu izi bulmak için ayağı altında toprak ol ki başı dik kişilerin tacı olasın.<br />
Sizi şeklimin aldatmaması için sözümü dinlemeden şarabımı için, mezemi yiyin.<br />
Nice kişiler var ki suret, onların yolarını kesti. Surette kastettiler, Allah’a çattılar.<br />
Bu can da, bedenle birleşmiştir ya. Fakat hiç can bedene benzer mi<br />
1180. Göz nuru iç yağıyla eş olmuştur, gönül nuru bir katre kanda gizli.<br />
Neşe ciğerin kızılındandır, gam karasında; akıl bir mum gibi beynim içinde.<br />
Bu alâkadar keyfiyetsiz bir tarzdadır. Akıllar, bu keyfiyetsizliği bilmede âcizdir.<br />
Külli can, cüzi cana alâkalandı; can ondan bir inci alıp boynuna koydu.<br />
Meryem nasıl gönüller alan Mesih’e gebe kaldıysa can da onun gibi koynuna aldığı o inciden gebe kaldı.<br />
1185. Fakat o Mesih, kuru ve yaş üstünde, yeryüzünde seyahat eden Mesih değildir. O Mesih’in şanı seyahatten yücedir.<br />
Can, canlar canından gebe kaldı ya. İşte cihan, böyle candan gebe kalır.<br />
Cihan da başka bir cihan doğurur. Bu mahşer de başka bir mahşer gösterir.<br />
Kıyamete kadar söylesem, saysam bu kıyameti anlatamam.<br />
Bu, sözler, mâna bakımından “ Yarab” nidasına benzer. Harfler, bir tatlı dudaklının nefesini avlamağa tuzaktır.<br />
1190. Kulun “Yarab” sözüne Allahnın “Lebbeyk” cevabı geldikten sonra, nasıl olur da “ Yarab” demekte kusur eder<br />
Fakat bu “ lebbeyk” öyle bir “Lebbeyk” tir ki onu işitemezsin ama baştan aşağıya kadar bütün vücudunla tadabilirsin.<br />
Susuz birisinin duvarın üstünden ırmağa taş,topaç atması<br />
Bir ırmak kıyısında yüksek bir duvar vardı. Duvarın üstünde dertli bir susuz duruyordu.<br />
Suya erişmesine o duvar mâniydi. Susuz adam, âdeta su için balık gibi çırpınmaktaydı.<br />
Birden suya bir kerpiç parçası attı. Suyun sesi bir göz gibi kulağına geldi.<br />
1195. O ses, tatlı bir sevgilinin sesi gibiydi. O ses, adamı şarap gibi sarhoş etmişti.<br />
O minhetlere düşmüş adam, suyun temiz sesinden hoşlanıp duvardan kerpiç kopararak suya atmaya başladı.<br />
Su sanki “Ey adam, bana taş atmadan ne fayda elde ediyorsun ki ” diye bağırmaktaydı.<br />
Susuz dedi ki. “ Ey su, iki fayda var. Onun için ben bu işten el çekmem.<br />
Birinci fayda şu: Su sesini duymak, susuzlara rebap dinlemek gibi.<br />
1200. Su sesi İsrafil’in sesine benziyor. Ölü bile bu sesten hayat bulmada.<br />
Yahut bu ses, bahar günlerindeki gök gürültüsü sesini andırıyor.<br />
Bu ses yüzünden bağlar, bahçeler, ne kadar güzelleşiyor, çiçeklerle dolar.<br />
Yahut yoksula zekât zamanını geldiği söylenmiş, mahpusa kurtuluş müjdesi verilmiş gibi.<br />
Muhammet’e Yemen’den gelen ve ağızsız söylenen Rahman nefesine.<br />
Yahut âsilere şefaate gelen Ahmed’in,<br />
1205. Yahut da zayıf Yakub’un canına erişen güzel ve lâtif Yusuf’un kokusuna benziyor.<br />
Öbür faydası da duvardan koparıp tertemiz suya attığım her taş, her kerpiç parçası,<br />
Yüksek duvarı biraz daha alçaltıyor, her defasında duvar biraz daha inmiş oluyor.<br />
Duvarın alçalması, suya yaklaşmama sebep olmakta.Duvarın ortadan kalkması vuslata çare bulmakta.”<br />
Duvardaki o taşları, kerpiçleri koparmak “Secde et de yaklaş” âyetindeki yakınlığı mucip olan secdedir.<br />
1210. Duvarın boynu yüksekken bu baş indirmeğe mânidir.<br />
Bu toprak bedenden kurtulmadıkça Âbıhayata secde edemem.<br />
Duvar üstündekilerden en fazla susuz kimse; taşı, topacı en çabuk koparıp atan da odur.<br />
Suyun sesine en fazla âşık olan duvardan en büyük taşı koparıp atar.<br />
O adam, suyun sesinden, âdeta boğazına kadar şaraba batmışçasına neşelenir.<br />
Yabancı kişi ise kerpicin suya düşünce bluk diye çıkardığı sesten başka bir şey duymaz.<br />
1215. Ne mutlu o kişiye ki gençlik çağını ganimet bilir de borcunu öder.<br />
Kudretli olduğu günlerde sıhhatli, güçlü, kuvvetli bulunduğu zamanlarda bu işi başarır.<br />
Çünkü gençlik çağı, yemyeşil,terütaze bir bahçe gibi esirgemeksizin meyveleri yetiştirir.<br />
Genç adamın kuvvet ve şehvet çeşmeleri akıp durur. Bedenin zeminini onlarla yeşertir.<br />
Gençlik; mamur, tavanı adamakıllı yüksek, dört duvarı sapasağlam bir eve benzer.<br />
1220. Ne mutlu o kişiye ki ihtiyarlık günleri gelip çatmadan, boynunu liften yapılmış iple bağlamadan…<br />
Toprak çoraklaşıp akmadan, kaymadan işini başarmıştır. Çünkü çorak yerden güzel nebatat asla yetişmez.<br />
İhtiyarın gücü, kuvveti kesilir, şehvet suyu akmaz olur. Kendisinden de faydalanmaz, başkalarına da faydası<br />
<br />
dokunmaz.<br />
Kaşları eyer kuskunu gibi aşağı düşer, gözü yaşarır, görmez olur.<br />
Yüzü buruşur, kertenkele sırtına döner. Söz söyleyemez, tat alamaz olur, dişleri bir şey kesmez bir hale gelir.<br />
1225. Gün geçip gitmiş, akşam çağı gelip çatmış,leş gibi beden topallamakta, yolsa uzun.. İş görülecek yer yıkık iş işten<br />
geçmiş..<br />
Kötü huyların kökleri kuvvetlenmiş, onu kökünden söküp çıkarma kuvveti de azalmış!<br />
Valinin,yola diken ekene “Yola diktiğin dikenleri sök” diye emir vermesi<br />
Bu iş, o tatlı sözlü, fakat kötü huylu adamın yol üstüne diken dikmesine benzer.<br />
Yoldan geçenler ona darılmaya başladılar, bu dikenleri sök diye bir hayli söylediler, fakat fayda etmedi.<br />
Her an o dikenler çoğalmakta, halkın ayağı dikenler yüzünden kanamaktaydı.<br />
1230. Halkın elbisesi dikenlerden yırtılmakta, yoksulların ayakları paramparça olmaktaydı.<br />
Vali, ona “Mutlaka bunları sök” dedikçe. “ Evet, bir gün sökerim” diyordu.<br />
Bir müddet “Yarın, yarın” diye vâde verip durdu. Bu müddet için de diktiği dikenler kökleşti, kuvvetlendi.<br />
Vali, bir gün “ Ey va’din de durmayan, beri gel, emrettiğimiz işi sürüncemede bırakma” dedi.<br />
Adam dedi ki: Babacığım, bir hayli gün var, bugün olmazsa yarın!”Vali “ Hayır,acele davran, işi savsaklama.<br />
1235. Sen bu işi yarın görürüm diyorsun ama şunu bil ki gün geçtikçe,<br />
O dikenler daha ziyade yeşeriyor, dikeni sökecek de ihtiyarlayıp âciz bir hale geliyor.<br />
Diken kuvvetlenmekte, büyümekte, diken sökecekse ihtiyarlamakta, kuvvetten düşmekte.<br />
Diken her gün, her an yeşerip tazelenmekte.Diken her gün perişan bir hale gelmekte, kuruyup kalmakta!<br />
O daha ziyade gençleşiyor, sen daha fazla ihtiyarlıyorsun. Çabuk ol, zamanını geçirme” dedi.<br />
1240. Her kötü huyunu bir diken bil; dikenler kaç keredir senin ayağını zedelemekte.<br />
Nice defalardır kötü huyunu bir diken bil; Dikenler kaç keredir senin ayağını zedelemekte.<br />
Nice defalardır kötü huydan perişan bir hale düştün. Fakat duygun yok ki. Pek duygusuzlaştın.<br />
Çirkin huyundan başkalarını ,zarara soktuğundan başkalarına mazarrat verdiğinden,<br />
Gafilsen hiç olmazsa kendi yaraladığını bilirsin ya. Sen hem kendine azapsın, hem başkalarına!<br />
Ya baltayı al, ercesine vur, Ali gibi bu Hayber kapısını kopar.<br />
1245. Yahut bu dikeni gül fidanına ulaştır, sevgilinin nurunu nâra kavuştur<br />
Da onun nuru senin ateşini söndürsün; vuslatı, dikenini gül bahçesi haline getirsin.<br />
Sen cehenneme benziyorsun, o ise mümindir. Mümine ateşi söndürmek imkânı var .<br />
Mustafa, cehennemin sözünü naklederek buyurdu ki: “ Cehennem, korkusundan mümine yalvararak,<br />
“Padişahım, çabuk geç, Nurun, ateşimi söndürecek” der.<br />
1250. Şu halde ateşi helâk eden, müminin nurudur. Çünkü bir şeyi zıddından başka bir şeyle gidermek imkânsızdır.<br />
Adalet gününde ateş, nurun zıddıdır, zira, ateş kahırdan meydana gelmedir, nur, ihsan ve fazıldan.<br />
Ateşin şerrini defetmek istiyorsan ateşin gönlüne rahmet suyunu saç!<br />
O rahmet suyunun kaynağı mümindir.Âbıhayat , ihsan sahibinin pâk ruhudur.<br />
Nefsin ondan kaçmakta. Çünkü sen ateştensin, o su, ırmak suyu.<br />
1255. Ateş, sudan söndüğündendir ki sudan kaçmaktadır.<br />
Senin duygun, fikrin hep ateşten. Şeyhin duygusu ve fikri ise o güzel nur.<br />
Onun nur suyu ateşe damladı mı ateşten cız ,cız sesi çıkmaya başlar.<br />
O cızladıkça sen ona “ Öl, bit” de ki, bu nefis cehennemin sönsün.<br />
Sönsün ki senin gül bahçeni yakmasın; senin adalet ve ihsanını söndürmesin.<br />
1260. O söndükten sonra ne dikersen biter… Lâleler , ak güller, marsamalar çıkar.<br />
Yine doğru yoldan alabildiğine gidiyoruz. Hocam, dön geri, yolumuz nerede<br />
Şunu anlatıyorduk: Hasetçi adam, senin eşeğin topal, konak yeri de adamakıllı uzak.<br />
Yıl geçti, ekin vakti değil. Yüz karalığından, kötü işten başka da mahsul yok.<br />
Ten ağacına kurt düştü. Onu söküp ateşe atmak lâzım.<br />
1265. Yolcu, kendine gel, kendine… vakit geçti, ömür güneşi kuyuya doğruldu.<br />
Bu iki günceğizinde olsun, kuvvetin varken kocalığını Hak yoluna sarf et.<br />
Elinde kalan şu kadarcık tohumu olsun ek de bu iki anlık müddetten uzun bir ömür bitsin.<br />
Bu aydın çırağ sönmeden kendine gel de hemen fitilini düzelt, yağını tazele.<br />
Yarın yaparım deme. Nice yarınlar geçti.Ekin zamanı tamamıyla geçmesin ,agâh ol!<br />
1270. Nasihatimi dinle: Ten , kuvvetli bir bağdır. Yeniyi istiyorsan, eskiden soyun!<br />
<br />
Dudağını yum, altın dolu avucunu aç. Ten nekesliğini bırak, cömertliği ele al.<br />
Cömertlik, şehvetleri, lezzetleri terk etmedir. Şehvet yüzünden düşen kalkmamıştır.<br />
Bu cömertlik, cennet selvisinin bir dalıdır. Yazıklar olsun böyle bir dalı elinden bırakana.<br />
Bu heva ve hevesi bırakma, sapasağlam bir iptir.Bu dal, canı göğe çeker.<br />
1275. Ey güzel yollu, cömertlik dalı seni yukarı çeke, çeke aslına eriştirdi mi,<br />
Güzellik Yusuf’un, bu âlem kuyu gibidir. Bu ip de Allah emrine sabretmedir.<br />
Ey Yusuf, ip sarktı, iki elinle yapış. İpten gafil olma, vakit geçiyor.<br />
Allahya hamdolsun ki bu ipi sarkıttılar, fazıl ve rahmeti birbirine kattılar.<br />
Bu ipe yapış da yeni bir can âlemi apaşikar, fakat görünmez bir âlem göresin.<br />
1280. Hakikatte yok olan şu cihan var gibi görünmekte, hakikatte var olan cihan da adamakıllı gizlenmede.<br />
Rüzgâr esti mi toz toprak görünür, uçup savrulur, rüzgâr görünmez. Toz toprak kendisini gösterir, rüzgâra perde olur.<br />
Zâhiren iş işleyen, hakikatte işsizdir, deriden ibarettir. Gizli olan içtir; asıl odur.<br />
Toprak, rüzgârın elinde bir alete benzer. Asıl toprağı yüce ve tabiatı yüksek bil.<br />
Toprağa mensup gözün bakışı da toprağa düşer. Rüzgârı gören göz başka bir çeşittir.<br />
1285. Atı at bilir; at, atın eşitidir.Binicinin ahvalini de binici bilir.<br />
Duygu gözü attır, binici Hak nuru. Binici olmadıkça at, zaten işe yaramaz ki.<br />
Şu halde ata terbiye ver, kötü huyunu terk ettir. Yoksa padişah onu kabul etmez.<br />
Atın gözüne yol gösteren, padişahın gözüdür. Padişahın gözü olmadıkça at, bir şey göremez.<br />
Atların gözleri, ottan, otlaktan başka bir yerde değildir. Onları buralardan başka nereye çağırsan “ gelmem, niye<br />
geleyim” derler.<br />
1290. Allah nuru, duygu nuruna binmiştir de ondan sonra can, Allahya rağbet etmiştir.<br />
Binici olmayan at yol gitmeyi ne bilir Doğru ve ana caddeyi bilmek için padişah lâzım.<br />
Nuru, binici olan duyguya doğrul. O onur, duyguya ne güzel bir sahiptir.<br />
His nurunu bezeyen, Allah nurudur. Bu suretle “Nur üstüne nur” âyetinin mânası zuhur eder.<br />
His nuru adamı yere çeker, Hak nuru Kevser ırmağına götürür.<br />
1295. Çünkü duygularla idrak edilen âlem, çok aşağılık bir âlemdir. Allah nuru bir denizdir, duygu ise bir çiğ tanesi gibi.<br />
Fakat duyguya binmiş olan meydanda değildir, iyi eserlerinden, güzel sözlerinden başka bir şey görünmez.<br />
Duyguya mensup olan nur bile, kesif ve cismani olmakla beraber gözlerin karasında gizlidir.<br />
Öfkenden sen duygu nurunu bile görmüyorsun, dine mensup nuru nasıl görürsün<br />
Duygu nuru, bu kadar kesafetiyle beraber gizli olursa ap-arı olan bir ışık nasıl olur da gizli olmaz<br />
1300. Bu cihan, gayp rüzgârının elinde bir saman çöpüne benzer,tamamıyla âcizdir. Gayp âleminin dileği,<br />
Onu gâh yüceltir, gâh alçaltır. Gâh doğrultur, gâh kırar.<br />
Gâh sağa götürür, gâh sola… gâh gül bahçesi haline kor, gâh diken haline.<br />
El gizlidir, yazı yazan kalemi gör. At oynayıp seğirtmekte, binici meydanda değil.<br />
Fırlayıp giden oka bak, yay gizli. Canlar meydanda da canların canı görünmüyor.<br />
1305. Oku kırma. O padişah okudur. Yaydan çıkan ok değildir, her şeyi bilenin şastından atılmıştır.<br />
Hak, “ Mâ remeyte iz remeyte” dedi. Allah’nın işi, bütün işlere örnektir, misaldir.<br />
Kendi kızgınlığını kır, oku kırma. Senin kızgın gözün sana sütü kan gösterir.<br />
O kanlara bulanmış, senin kanınla ıslanmış oku alıp öp de padişaha götür.<br />
Meydanda olan âcizdir, bağlanmıştır, zebundur. Görünmeyense pek kuvvetli ve galip.<br />
1310. Biz avlardan ibaretiz, kimin böyle bir tuzağı var Çevgânın önünde toplardan başka bir şey değiliz, çevgânı idare<br />
eden nerde<br />
Yırtıyor, dikiyor, nerde bu terzi Üflüyor, yakıyor, nerde bu ateşi yakan<br />
Bir an içinde sıddıkı kâfir eder, bir an içinde zındıkı zâhit.<br />
Onun içindir ki ihlâs sahibi, varlığından tamamıyla halâs olmadıkça tuzağa düşmek tehlikesindedir.<br />
Çünkü yoldadır, yol kesicilerse sayısız.Ancak Allah amanında olan kurtulur.<br />
1315. Aynası tamamıyla arınmayan, henüz ihlâs sahibidir. Kuş tutmayan henüz avla meşguldür.<br />
Fakat ihlâs sahibini Allah ihlâs makamına ulaştırırsa ihlâs sahibi kurtulur, emniyet makamına varır.<br />
Hiçbir ayna yoktur ki ayna olduktan sonra tekrar demir haline gelsin. Hiçbir ekmek yoktur ki tekrar harmandaki<br />
buğday şekline dönsün.<br />
Hiçbir üzüm tekrar dönüp koruk olmaz. Hiçbir olmuş meyve tekrar turfanda haline gelmez.<br />
Piş, ol da bozulmadan kurtul. Yürü, Burhan-ı Muhakkık gibi nur ol.<br />
1320. Kendinden kurtuldun mu tamamıyla Burhan olursun. Kul yok oldu mu sultan kesilirsin.<br />
<br />
Bunu apaçık görmek istersen Salâhaddin gösterdi, gözleri görür bir hale getirdi, açtı.<br />
Allah nuruna sahip olan her göz, fakrı onun gözünden dersler verir.<br />
Şeyh, Allah gibi aletsiz işler görür. Müritlere sözsüz dersler verir.<br />
Gönül, onun elinde mum gibi yumuşaktır. Mührü, gönle gâh ayıp, gâh şeref damgasını basar.<br />
1325. Mumundaki mühür,bir yüzüğe âlamettir, onu hatırlatır, ya asıl o yüzük de ki nakış kimin âlametidir, kimi<br />
hatırlatmaktadır<br />
O nakış, efkârının her halkası, öbürüne geçmiş, bu suretle birbirine zincirlenmiş olan o Zerger’in fikrini anlatır.<br />
Gönül dağlarındaki bu ses kimin Bu dağ, gâh sesle dopdolu, gâh bomboş ve sessiz.<br />
Ev sahibi, nerde olursa olsun hâkim ve üstatdır,yaptığı iş yerli yerindedir. Bu gönül dağı, onun sesinden hâli kalmasın!<br />
Dağ vardır, sesi iki misli aksettirir… Dağ vardır, yüz misli.<br />
1330. Dağ; o sesten ,o sözden yüz binlerce halis ve sâf kaynaklar sızdırır.<br />
Fakat dağdan o lütûf kesildi mi sular, kaynaklarında kan kesilir.<br />
O kadehi kutlu padişahlar padişahı yüzünden Tûr dağı lâl haline geldi.<br />
Dağın cüzileri canlandı, akıllandı. Ey halk biz bir taştan da aşağımıyız ki<br />
Ne candan bir çeşme coşmakta, ne beden yeşiller giymiş ruhanilere katılmakta…<br />
1335. Onda ne bir iştiyak sahibinin sesi var, ne sâkinin bir yudum şarabının neşesi!<br />
Nerde hamiyet ki böyle bir dağı; keserle, çapayla, neyle olursa kökünden yıksın.Belki cüzilerine bir ay parıltısı vurur,<br />
belki ay ışığı, ona yol bulur!<br />
Kıyamette dağlar yerlerinden sökülecek… Senin bir davranman da ne vakit böyle bir keremde bulunacak<br />
Bu kıyamet, o kıyametten nasıl olur da aşağı sayılır O kıyamet yaradır, bu, merheme benzer.<br />
1340. Bu merhemi gören yaradan kurtulmuştur. Bu güzelliği gören kötü kişi bile ihsan sahibidir.<br />
Ne mutlu o çirkine ki güzele eş, arkadaş oldu; vah eşi kış olan gül yüzlüye!<br />
Ölmüş eşek cana eş olunca dirilir, canın ta kendisi olur.<br />
Kara odun ateşe eş olur, karalığa gider, baştan başa nur kesilir.<br />
Ölmüş eşek tuzluya düşünce eşekliği, murdarlığı bir tarafta kalır.<br />
1345. Allah gününün rengi Allah boyasıdır. Onda her şey bir renge boyanır.<br />
Birisi küpe düşse de sen, ona kalk desen neşesinden “ Beni kınama. Küp benim” der.<br />
O “ Ben küpüm” demek “ Ben, Hakkım” demektir. Demir demirdir ama ateş rengine girmiş, o renge boyanmıştır.<br />
Demirin rengi, ateşin renginde mahvolmuştur. Sükût eder gibi görünmekle beraber ateş olduğundan da dem<br />
vurmaktadır.<br />
Madendeki altın gibi kızarınca sözü; ağızsız, dudaksız “ Ben ateşim” sözüdür.<br />
1350. Ateşin rengiyle, ateşin tabiatıyla ululanmıştır da der ki: “ Ben ateşim ,ben ateş!<br />
Sen şüpheye düşsen de ben ateşim, istersen bir tecrübe et, elini sür.<br />
Ben ateşim, eğer şüphe ediyorsan bir an olsun yüzünü bana koy ! ”<br />
Âdemoğlu, Allah’dan nurlanırsa seçilir de meleklerin mescudu olur.<br />
Canı melek gibi azgınlıktan ve şüpheden kurtulan kişi de âlemde secde eder.<br />
1355. Ateş nedir, demir nedir Dudağını yum. Bu benzetişte bulunanla alay etme.<br />
Ayağını denize pek basma, denizden çok bahsetme… dudağını ısırarak susup kıyısında dur!<br />
Benim gibi yüzlercesi bile denize tahammül edemezler. Fakat yine de denizde boğulmaktan korkmuyor, ona dalmadan<br />
duramıyorum.<br />
Canım da denize feda olsun, aklım da. Canın da kan diyetini bu deniz vermekte, aklın da.<br />
Ayağım oldukça denizde yürürüm, ayağım kalmazsa yine su kuşları gibi denize dalarım.<br />
1360. Huzur da bulunan bîedep kişi huzurda bulunmayan kişiden daha hoştur. Halka da eğridir ama nihayet kapıda değil<br />
mi<br />
Ey teni bulaşmış, pisleşmiş kişi, havuz kenarında dön dolaş. İnsan, havuzun dışındayken nasıl temizlenir<br />
Havuzdan uzak düşen kişi nasıl temiz olur O adam bâtın temizliğinden bile uzak düşmüştür.<br />
Bu havuzun temizliğinin haddi yoktur. Cisimlerin temizliği ise pek az bir miktarda olabilir.<br />
Çünkü gönül havuzdur ama gizli. Bu havuzun, denize gizli bir yolu var.<br />
1365. Senin muayyen miktardaki temizliğin yardım ister. Yoksa sayılı şey harcandıkça azalır.<br />
Su, pis adama “ Bana koş” der. Pis adamsa “ Sudan utanıyorum” der.<br />
Su der ki: “ Bu utanma, bensiz nasıl zail olur, bu pislik, bensiz nasıl temizlenir ”<br />
Bulaşık ve pis adam; sudan utanır, gizlenirse bu utanma, “Hayâ, imana mânidir” sözünün tahakkukuna sebep olur.<br />
Gönül, ten havuzunda çamura bulandı ama ten, gönül havuzunda arındı.<br />
<br />
1370. Oğul, gönül havuzunun çevresinde olan, ten havuzundan sakın!<br />
Ten deniziyle gönül denizi birbirine bitişiktir, fakat aralarında bir berzah var, birbirlerine karışmazlar.<br />
İster doğru ol, ister eğri. O gönül havuzuna doğru gel, geri kalma.<br />
Padişahların huzurunda can tehlikesi var ama himmetleri yüce kişiler can korkusu yüzünden padişahtan çekinmezler.<br />
Padişah, şekerden daha tatlı olunca canın tatlılığına gitmesi de daha hoş, daha doğru.<br />
1375. Ey beni kınayan, sen sağ esen ol. Ey selâmet arayan, sen beni bırak!<br />
Benim canım ocaktır, ateşten hoşlanır, ocağa ateş yurdu olmak yeter.<br />
Bana ocak gibi aşka yanmak düştü. Bundan kör olansa zaten ocak değildir.<br />
Azıksızlık azığı sana azık olursa baki olan canı buldun,ölümden kurtuldun demektir.<br />
Gamdan neşe artmaya başladı mı can bahçen güllerle, süsenlerle dolar.<br />
1380. Başkasının korktuğu şeyler, sana emniyet verir. Su kuşu, denizden kuvvet bulur, ev kuşuysa perişan olur.<br />
Ey tabip, ben; yine divane oldum.. Sevgili, ben yine kara sevdalara uğradım.<br />
Zincirinin halkalarından her halkanın başka, başka fenleri var. Her halka, başka bir delilik vermede.<br />
Her halkanın eseri, başka, başka fenler. Onun için her an başka deliliklerim var.<br />
Darbı meseldir, delilikler; fen, fen , çeşit çeşittir. Hele böyle ulu bir beyin zincirine bağlanmış kişide olursa!<br />
1385. Bağımı, öyle bir divanelik kopardı ki bütün divaneler bana nasihat verirler!<br />
Zünnun’un hatırını sormak üzere dostlarının tımarhaneye gelmeleri<br />
Bu çeşit delilik, Zünnun’u, Mısri’nin de başına geldi. Onda yeni ,yeni coşkunluklar, cezbeler meydana gelmekteydi.<br />
Coşkunluğu âdeta göğün üstüne erişecek bir dereceyi buluyor, ciğerler acısı bir hale geliyordu.<br />
Kendine gel ey çorak toprak, kendi coşkunluğunu bu işe sahip olan temiz kişilerin coşkunluğu ile bir tutma!<br />
Halk onun deliliğine tahammül edemez bir hale geldi.Ateşi, âdeta halkın sakalını tutuşturmaktaydı.<br />
1390. Avamın sakalına ateş düşünce onu körlüklerinden, inatlarından tutup bağladılar.<br />
Halk, bu yolda umumiyetle dara düşse de yine yuları geri çekmeye imkân yoktur.<br />
Bu padişahların hepsi, halktan can korkusuna düştüler. Çünkü bu güruh kördür, padişahların da nişanı yok!<br />
Hüküm külhaniler eline geçince nihayet Zünnun zindana düştü.<br />
Bir tek ulu padişah, tek başına atına binmiş, gitmekte.. ardına düşen, ona uyan yok. Böyle bir eşi bulunmaz inci,<br />
çocukların eline düşmüş.. kadrini bilen anlayan yok.<br />
1395. İnci de nedir ki Bir katrada gizlenmiş bir deniz.. bir zerreye sığmış güneş!<br />
Öyle bir güneş ki kendisini zerre gösterdi de yavaş, yavaş yüzünü açtı.<br />
Bütün zerreler,onda yok oldu. Âlem, onun yüzünden sarhoş oldu, onun yüzünden kendisine geldi.<br />
Fakat kalem, bir gaddarın elinde oldu mu şüphe yok, Mansur, dâra çekilir.<br />
Bu hüküm, bu hükümet, kötü kişilerin elinde oldukça elbette peygamberleri öldürmek lâzım.<br />
1400. Yol azıtmış kavim, aptallıklarından peygamberlere “ Biz, sizi şom bilmekteyiz. Bize sizin yüzünüzden kötülük<br />
geliyor” dedi.<br />
Hıristiyanların cehaletine bak ki asılan bir Allahdan medet ummaktadır.<br />
Çünkü onlarca İsa’yı Yahudiler asmıştır. Peki.. iş böyleyse ona kim imdat etsin<br />
O padişahın yüreği, onların yüzünden kan olunca “ Sen, onların içinde oldukça Allah onlara azap göndermez” hükmü<br />
nasıl olur da sürüp gider<br />
Hain kalpazandan, halis altınla kuyumcu, daha fazla korkar.<br />
1405. Yusuflar, çirkin kişilerin hasedinden korkup gizlenirler. Güzeller, düşman korkusundan ateş içinde yaşarlar.<br />
Yusuflar, kardeşlerinin hilesi yüzünden kuyuya düşmüşlerdir. Çünkü o kardeşler, hasetlerinden Yusuf’u kurtlara verip<br />
dururlar.<br />
Hasetten Mısır Yusuf’unun başına neler geldi Bu haset, pusuya yatmış büyük bir kurttur.<br />
Hulâsa halîm Yakup, Yusuf’a bir şey yapmasın diye bu kurttan daima korkar.<br />
Zahiri kurt, Yusuf’un etrafında dönüp dolaşmadı. Fakat bu haset, işlediği işle kurtları da geçti!<br />
1410. Bu haset kurdu, Yusuf’u yaraladı da “ Biz onu elbiselerimizin başında bırakmış, gitmiştik, kurt kapmış” diye tatlı<br />
sözlerle özür serdetti.<br />
Bu hile, yüz binlerce kurtta bile yok Hele dur, bak, bu kurt sonunda nasıl rüsvay olur!<br />
Ondan dolayı herkesin yaptığı kötülüğün zararını göreceği gün hasetçiler, muhakkak kurt şeklinde haşredileceklerdir.<br />
Hırsla dolu aşağılık ve haram yiyici kişi, o sayı günü domuz şeklinde,<br />
Zina edenler,avret yerleri kokarak, şarap içenler, ağızları kokarak dirilirler.<br />
1415. Gönüllerin duyduğu o gizli koku, mahşerde açığa çıkar, duyulur.<br />
<br />
İnsanın varlığı bir ormana benzer. O deme agâhsan çekin bu varlıktan çekin!<br />
Vücudumuzda binlerce kurt, binlerce domuz.. temiz, pis, güzel, çirkin binlerce sıfat var.<br />
Herhangi huy galipse hüküm, onundur. Maden de altın bakırdan fazlaysa o maden altın sayılır.<br />
Vücudunda hangi huy galipse o huyun suretine göre haşredilmen gerekir.<br />
1420. İnsan da bir an olur, kurtluk zuhur eder, bir an olur, ay gibi Yusuf yüzlü bir güzel haline gelir.<br />
İyiliklerle kinler gizli bir yolda gönüllerden gönüllere gidip durmaktadır.<br />
Hattâ insandan, öküzle eşek bile bilgi sahibi olur, akıllanır,hüner elde eder.<br />
Serkeş at, rahvan bir hale gelir, alışır. Ayı oynar, keçi de selâm verir.<br />
Köpeğe insanın huyu geçer, nihayet çoban olur, av, avlar yahut sürüyü korur.<br />
1425. Eshabı Kehf’in köpeğine onlardan öyle bir huy sirayet etti ki sonunda Allah’yı aramaya koyuldu.<br />
Kalpte her an bir çeşit şey baş gösterir.. insan bazen şeytanlaşır, bazen melekleşir.. bazen tuzak kesilir, bazen yırtıcı<br />
hayvan!<br />
Aslanların bildiği o acayip ormandan, gönüller tuzağına gizli bir yolu bulunan o meşelikten,<br />
İçten içe hırsızlık et, can mercanını çal! Ey köpekten aşağı, âriflerin gönüllerinden o mercanı elde et.!<br />
Madem ki hırsızlık ediyorsun, bari lâtif inciyi çal! Mademki hamallık ediyorsun, bari yüce bir yük yüklen!<br />
Müritlerin, Zünnun’un deli olmayıp mahsustan öyle göründüğünü anlamaları<br />
1430. Dostlar Zünnun’un bu işinde düşünceye daldılar, zindana gittiler, bu hal hususunda konuşup fikirlerini söylemeye<br />
başladılar:<br />
Dediler ki: “Bunu herhalde kasten yapıyor. Bunda bir hikmet var. O bu dinle bir kıbledir, bir delildir.<br />
Ona delilik hükmetsin, o çaldırsın.. imkân mı var Böyle bir şey onun deniz gibi hudutsuz aklından ne kadar uzak!<br />
Hâşa delilik bulutu, onun ayını örtsün.. böyle bir şey onun ulu makamının kemalinden değildir.<br />
O halkın şerrinden bir bucağa sindi. Akıllılardan utandı da divane oldu.<br />
1435. Tane tapan sersem akıldan usanmış da bu yüzden mahsus kendisini deli göstermiştir.”<br />
Maden de der ki: “Yiğit , beni bağla.. öküz kuyruğundan yapılma kamçı ile başıma, sırtıma vur.. fakat deşeleme!<br />
Kamçı yarasından hayat bulayım.Musa’nın öküzü yüzünden dirilen maktul gibi dirileyim.<br />
Öküz kuyruğundan yapılma kamçının açtığı yaradan iyileşeyim, Musa’nın mucizesiyle dirilen o öldürülmüş adam gibi<br />
canlanayım.<br />
O öldürülmüş adam öküz kuyruğu kamçısının açtığı yaradan dirildi. Bakır gibi kimya yüzünden altın oldu.<br />
1440. Sıçrayıp kalktı, sırları söyledi, kanını dökenleri gösterdi.<br />
Beni bunlar öldürdü, bu fitnenin tohumunu bunlar ekti diye açıkça söz söyledi.<br />
Bu ağır beden de öldürüldü mü sırları bilen ruh varlığı dirilir.<br />
O adamın canı cenneti de görür, cehennemi de.. bütün sırları da tanır, bilir.<br />
Kanlı şeytanları, hile ve hud’a tuzağını ve şeytanlıkları gösterir.<br />
1445. Kuyruğunun açacağı yara yüzünden can kurtulsun diye öküz kesmek, yol şartlarındandır.<br />
Sen de tez öküz nefsi tepele de gizli ruh dirilsin, akıllansın.<br />
Onlar, ahvali anlamak üzere Zünnun’un yanına yaklaşınca Zünnun onlara bağırdı: “ Hey, kimlersiniz Sakının!”<br />
Onlar, edepli, edepli “ Biz dostlardanız. Buraya canla başla hal hatır sormak için geldik.<br />
Nasılsın ey hünerli, marifetli akıl denizi Akıllı olduğun halde niye kendini deli gösteriyorsun, bu ne bühtan<br />
1450. Güneşe külhanın dumanı erişir mi Anka, kargaya zebun olur mu<br />
Bizden çekinme, şunu anlat.Biz seni sevenleriz. Bize bu işi etme.<br />
Sevenleri, kendinden uzaklaştırmak yaraşmaz. Onlardan işi gizlemek onları hileyle aldatmak doğru değildir.<br />
Padişahım, sırrı açığa vur. Ey ay yüzlü, yüzünü bulutla gizleme.<br />
Biz seni seviyoruz,sana sadığız, âşığız. İki âlemde de gönlümüzü sana verdik” dediler.<br />
1455. Zünnun, sövüp saymaya başladı, delicesine saçma sapan sözler söyledi.<br />
Sıçrayıp onlara taş topaç yağdırmaya, sopa sallayıp fırlatmaya koyuldu. Hepsi yaralanıp ezilmek korkusundan kaçtılar.<br />
Zünnun, kahkahayla gülüp başını salladı. Dedi ki: “ Şu dostların heva ve hevesine bak.<br />
Dostlara bak! Hani dost olanların nişanesi Dostlara zahmet can gibi sevimlidir.<br />
Dosta, dostun zahmeti ağır gelir mi Zahmet içtir, ruhtur. Dostluksa onun derisine benzer.<br />
1460. Dostluk nişanesi belâdan, âfetlerden, minhetlerden hoşlanmak değil midir<br />
Dost altın gibidir. Belâ da ateşe benzer. Halis altın, ateş içinde saf bir hale gelir”<br />
Efendisinin Lokman’ı sınaması<br />
<br />
Tertemiz bir kul olan Lokman, gece gündüz kullukta çevik ve gayretli değil miydi<br />
Efendisi, onu ileri tutar, oğullarından üstün görürdü.<br />
Çünkü lokman, filvaki kul oğluydu ama efendiydi, heva ve hevesten hürdü.<br />
1465. Bir padişah, konuşma esnasında bir şeyhe dedi ki: “ Benden bir şey dile”<br />
Şeyh “ Padişahım, bana böyle söylemekten utanmıyor musun Hele biraz daha yüksel!<br />
Benim iki kulum var. Onlar hor hakîr kişilerdir ama ikisi de sana hükmederler, ikisi de emrederler” dedi.<br />
Padişah “ Bu söz hatalı bir söz. O iki kul kimler ” deyince ,şeyh “ Birisi kızmak, öbürü şehvet” dedi.<br />
Padişahlıktan feragat edeni padişah bil. Onun nuru ayla güneş olmaksızın da parlar durur.<br />
1470. Mahzene sahip olan, zatı mahzen olmuş kişidir. Varlığa, mağlûp olan, varlığa düşman olan kişidir.<br />
Lokman’ın efendisi, görünüşte onun efendisiydi ama hakikatte Lokman’ın kuluydu.<br />
Bu ters dünyada benzerler pek çoktur. Onların nazarında bir gevher, çöp parçasından da bayağıdır.<br />
Her çöle, geçip kurtulunacak yer adı verilmiştir. Ad ve suret, halkın akıllarına tuzaktır.<br />
Bir güruhu, elbisesi tanıtır. Onu o libasla görünce avamdan derler.<br />
1475. Mürailik sureti de bir güruhun adını zâhitliğe çıkarmıştır.Halbuki kendisi riyaya boğulmuştur.<br />
Taklitten, kapıp kaçmadan arınmış nur gerek ki, onu, sözünü dinlemeden, işini görmeden tanısın.<br />
Bu nura sahip olan , akıl yoluyla onun kalbine girer, nakdini görür, nakil ve rivayete bağlanmaz.<br />
Gaybı adamakıllı bilen Allahnın has kulları can âleminde kalp casuslarıdır.<br />
Hayal gibi gönle girerler. Gizli şey ve hal, onların önünde apaçıktır.<br />
1480. Serçenin vücudunda ne kuvvet, ne kudret vardır ki sırrı, doğanın aklından gizli kalsın<br />
Allah sırlarına vakıf olan kişinin önünde mahlukatın sırrı nedir ki<br />
Göklere çıkan adama yeryüzünde yürümek güç gelir mi<br />
Be zâlim, Davut’un elinde demir mum haline gelir,erirdi, artık onun avucunda mum ne oluyor<br />
Lokman, kul şeklinde bir efendiydi. Kulluğu, yalnız zahiri bir görünüşten ibaretti.<br />
1485. Meselâ, efendi tanımadık bir yere giderse kuluna elbisesini giydirir.<br />
Kendisi de o kölenin libaslarını giyer, köleyi kendisine efendi yapar.<br />
Kullar gibi onun ardından yürür. Bu suretle kendisini kimseye tanıtmaz.<br />
Ey kul, sen baş köşeye otur. Ben, eski bir kul gibi ayakkabılarını götüreyim.<br />
Sen sertlik et, bana söv, hiçbir suretle ağırlama.<br />
1490. Şimdi hizmetin, bence bana hizmet etmeyi bırakmadan ibarettir. Ben, bu suretle gurbet diyarında bile tohumu<br />
ekeceğim” der.<br />
Efendiler, kendilerini kul sanılsınlar diye kulluğu kabul etmişlerdir.<br />
Onların gözleri toktur, efendiliğe doymuşlardır, kendilerine lâzım olan işi yapa gelmişlerdir.<br />
Halbuki bu heva ve heves kulları, onların aksine kendilerini akıl ve can efendisi gösterirler.<br />
Efendi kulluk edebilir. Fakat kuldan kulluktan başka bir şey zuhur edemez ki.<br />
1495. Şunu bil ki o âlemden bu âleme böyle tersine akseden nice şeyler vardır.<br />
Lokman’ın efendisi bu gizli hali biliyordu, ondan bir nişane görmüştü.<br />
Sırrı bildiği için o yol gösterici,iş başarmak için eşeğini güzelce sürmekteydi.<br />
Lokman’ı daha önceden azat ederdi ama hoşnutluğunu diliyordu.<br />
Çünkü Lokman’nın muradı buydu. O aslan, o yiğit, istiyordu ki kimse sırrına ermesin.<br />
1500. Sırrını kötülerden gizlemen, şaşılacak bir şey değil; şaşılacak şey kendinden de saklaman,kendinden de<br />
gizlemendir.<br />
Fakat sen, işini gözünden bile gizle de işine kötü göz değmesin.<br />
Kendini ücret tuzağına teslim et de sonra kendinden, kendiliğin olmaksızın bir şey çal.<br />
Yaralıya, vücudundan temreni çıkarabilmek için afyon verir, uyuturlar.<br />
Ölüm vaktinde de adama elem ve ıstıraplar verirler. O halde meşgulken canını alıverirler.<br />
1505. Şu halde anlıyorsun ya, gönlünü herhangi bir düşünceye verdin mi, gizlice senden bir şey alacaklardır.<br />
Her ne düşünür, her ne elde edersen hırsız, emin olduğun yerden gelip çatmaktadır.<br />
Binaenaleyh bari en iyi işe koyul da hırsız, senden hiç olmazsa en bayağı, en aşağı bir şeyi alıp götürebilsin.<br />
Tacirin yükü suya düşerse ondan daha iyi bir kumaşa el atar.<br />
Senin de madem ki suya bir şeyin düşecek, mahvolacak.. en aşağı şeyi terk et de daha iyisini bul.<br />
İmtihan edenlerce,Lokman’ın fazilet veferasetinin meydana çıkması<br />
1510. Lokman’ın efendisi, kendisine yemek getirdiler mi, Lokman’a adam gönderip çağırtır,<br />
<br />
Önce o yemeğe Lokman el sunar, efendisi de ondan sonra yerdi.<br />
Bu suretle onun artığını afiyetle yer, bundan zevk alır, onun yemediğini ise dökerdi.<br />
Hattâ yese bile gönülsüz, iştahsız yerdi. İşte asıl sonsuz dirlik, birlik budur.<br />
Bir gün Lokman’ın efendisine hediye olarak bir karpuz getirdiler. Hizmetçiye “ Git, oğlum Lokman’ı çağır” dedi.<br />
1515. Lokman gelince, efendisi, karpuzu kesip ona bir dilim verdi. Lokman, o dilimi bal gibi, şeker gibi yedi.<br />
Hem de öyle lezzetle yedi ki Lokman’ın efendisi, ikinci dilimi de kesip sundu. Böyle, böyle karpuzu tekmil yedi;<br />
Yalnız bir dilim kaldı. Efendisi “ Bunu da ben yiyeyim; bir göreyim,bakayım, nasıl şey, herhalde tatlı bir karpuz” dedi .<br />
Çünkü Lokman, öyle lezzetle,öyle zevkle,öyle iştahlı,iştahlı yiyordu ki görenlerin de iştahı geliyordu.<br />
Efendisi, o dilimi yer yemez karpuzun acılığından ağzını bir ateştir sardı, dili uçukladı, boğazı yandı.<br />
1520. Bir eyyam acılığından âdeta kendisini kaybetti. Sonra “ A benim canım, efendim,<br />
Böyle bir zehri nasıl oldu da tatlı, tatlı yedin, böyle bir kahrı nasıl oldu da lütuf saydın<br />
Bu ne sabır Neden böyle sabrettin Sanki canına kastın var<br />
Niye bir şey söylemedin, niye biraz sabret şimdi yiyemem demedin ” dedi.<br />
Lokman dedi ki: “ Senin nimetler bağışlayan elinden o kadar rızıklandım ki utancımdan âdeta iki kat olmuşumdur.<br />
1525. Elinle sunduğun bir şeye ; ey marifet sahibi; bu acıdır demeğe utandım.<br />
Çünkü vücudumun bütün cüzileri senin nimetlerinden meydana geldi. Ben senin tanene, tuzağına gark olmuştum;<br />
Bu kadarcık bir acıya dayanamaz, feryat edersem vücudumun bütün cüzileri Hak ile yeksan olsun!<br />
Şekerler bağışlayan elinin lezzeti bu karpuzdaki acılığı hiç bırakır mı<br />
Sevgiden acılıklar tatlılaşır,sevgiden bakırlar altın kesilir.<br />
1530. Sevgiden tortulu, bulanık sular, arı duru bir hale gelir, sevgiden dertler şifa bulur.<br />
Sevgiden ölü dirilir, sevgiden padişahlar kul olur.<br />
Bu sevgi de bilgi neticesidir. Saçma sapan şeylere kapılan kişi nasıl olur da böyle bir tahta oturur ki<br />
Noksan bilgi nerden aşkı doğuracak Noksan bilgi de bir aşk doğurur ama o aşk, cansız şeylerdir.<br />
Noksan bilgi sahibi, cansız bir şey de dilediği şeyin rengini görünce âdeta bir ıslıktan sevgilinin sesini duymuş gibi olur.<br />
1535. Noksan bilgi, fark ve temyize malik değildir. Nihayet şimşeği güneş sanır.<br />
Bu yüzden peygamber, noksanı olan kişiye melûn dedi. Fakat bu noksan, tevil de akıl noksanıdır.<br />
Teninde noksan bulunan acınır, acınan kişiye lânet etmek böyle bir adamı yaralamaksa hiç de yaraşır bir şey değil.<br />
Kötü hastalık, lânet edilmesi icap eden, uzaklığa lâyık olan illet, akıl noksanıdır.<br />
Zira noksan akılları tamamlamak, yani akıllanmak mümkündür, fakat bedendeki noksanı tamamlamaya imkân yok.<br />
1540. Allah’dan uzak düşen her kötü kişinin kâfirliği, Firavunluğu, umumiyetle akıl noksanından ileri gelmiştir.<br />
Beden noksanı için Kuran’ da “ Köre teklif yok” diye bir genişlik var.<br />
Şimşek çabucak sönüp gider, pek vefasızdır. Sen aydın ve parlak olmayan geçici şeyi baki olandan ayırt edemiyorsun.<br />
Şimşek güler o kişiye. Kime biliyor musun Onun nuruna gönül bağlayana.<br />
Felek nurlarının sonu yoktur. O nurlar, şarkta ve garpta bulunmayan Allah nuruna benzer mi hiç<br />
1545. Şimşek, bil ki göz nurunu alır, baki nur da, bil ki gözlere yardımcıdır.<br />
Deniz köpüğü üstüne at sürmekle şimşek ziyasıyla mektup okumak,<br />
Hırs yüzünden âkıbeti görmemek, kendi gönlüne, kendi aklına gülmektir.<br />
Aklın hassası, işin sonunu görmektir. Âkıbeti görmeyen akıl, nefistir.<br />
Nefse mağlûp olan akıl, nefis haline gelmiştir. Müşteri, Zuhal tesiri altında kalırsa Zuhalleşir.<br />
1550. Sen bu yomsuzluk içinde gözünü döndür de sana bu nuhuseti verene bak!<br />
Bu cezirle meddi gören kişi, yomsuzluktan kurtulur, saadete erer.<br />
Allah, bir halden bir hale döndürme esnasında her şeyi zıddıyla meydana çıkararak seni halden hale döndürür durur.<br />
Bu suretle de Eshabı Şimalden olmaktan korkar durur, erler gibi de Eshabı Yemin’in lezzetini umarsın.<br />
Bir yandan korkuya, bir yandan ümide düştün mü iki kanadın olur. Bir kanatlı kuş kat’iyen uçamaz, âcizdir.<br />
1555. Ya beni bırak, hiç söylemeyeyim, yahut da izin ver tamamıyla söyleyeyim.<br />
Yoksa ne bunu istiyor, ne onu istiyorsan yine ferman senin. Kim ne bilir ki maksadın ne, muradın nerede<br />
Can, İbrahim canı olmalı ki nuruyla ateş içinde cennetler, köşkler görsün.<br />
Derece, derece aya, güneşe kadar yücelsin; halka gibi kapıya kalmasın.<br />
Halil gibi yedinci kat gökten de geçsin.. Çünkü ben batanları, geçenleri sevmem.<br />
1560. Bu ten âlemi, şehvetten kurtulan kişiden başkasını yanılta gelmiştir, yanılta gider.<br />
Hüthüdün küçücük vücudunu görünce,Belkıs’ın kalben Süleymen Âleyhisselâm’dangelen haberi ulu<br />
bulması<br />
<br />
Belkıs’a yüzlerce rahmet olsun. Allah, ona yüzlerce erkeğin aklını vermişti.<br />
Bir hüthüt kuşu, Süleyman’dan birkaç satırdan ibaret bir mektup getirdi.<br />
Belkıs okudu. Elçinin getirdiği o şümullü nükteleri hor görmedi.<br />
Gözü, hüthütü gördü, gönlü onun Anka olduğunu anladı. Duygusu onu bir köpekten ibaret gördü, gönlüyse bir derya.<br />
1565. Nasıl olur da bir görür, ikisini de yetiştirmek için zahmet çeker, hele gözü her şeyin sonunu görüp dururken buna<br />
imkân mı var<br />
O iki ağaç, filvaki şimdi görünüşte bir görünüyor ama ağaçlardan maksat ne Meyve vermek değil mi<br />
Allah nuruyla gören, sondan önden agâh olan şeyh;<br />
Âhiri gören gözü Allah uğrunda yummuş, menzile ulaşma hususunda sonu gören gözü açmıştır.<br />
O hasetçiler, kötü ağaçtır.Yarattıkları acı, bahtları kötüdür.<br />
1570. Hasetten coşarlar,ağızları köpürür durur, gizlice hileler kurarlar.<br />
Bu suretle has kölenin boynunu vurmak, dünyadan kazımak dilerler.<br />
Canı, padişahın canı olan kişi, nasıl fâni olur Birisinin gönlünü Allah korursa o adam nasıl yok olur<br />
Padişah o sıralara vâkıftı, fakat Ebubekr-i Rebabi gibi ses çıkarmıyordu.<br />
Yaratılışları kötü, ahlâkları fena kişilerin gönüllerini görüyor, o testicilerle gizlice alay ediyordu.<br />
1575. Hileciler, hile düzüp koşuyorlar,padişahı çömleğe sokmak istiyorlardı.<br />
O kadar büyük bir padişah, a eşekler, nasıl bir çömleğe sığar<br />
Padişah için bir tuzak ördüler ama nihayet bu hileyi de ondan öğrendiler.<br />
Ne kötü talebedir o talebe ki hocasıyla baş koşar, onunla kendisini bir görür.<br />
Hem de hangi hocayla Huzurunda gizli, aşikâr bir olan cihan hocasıyla.<br />
1580. Onun gözü, Allah nuruyla bakmakta, bilgisizlik perdelerini yırtıp yakmaktadır.<br />
O talebe, eski kilim gibi paramparça, delik deşik olmuş gönülleri bir perde yapıp o hâkimin önüne gerer.<br />
Halbuki o perde bile yüzlerce ağzıyla ona gülüp durur.Her ağzı hocaya bir delik olmuştur. ( deliklerden talebenin gönlünü<br />
seyreder durur.)<br />
Hoca , talebeye der ki; “ Ey köpekten de aşağı olan, bana hiç mi vefan yok<br />
Haydi beni kuvvetli, müşküller halledici bir hoca farz etme, tut ki senin gibi bir talebeyim, senin gibi gönül gözüm kör.<br />
1585. Fakat canına, gönlüne yardımım da mı dokunmadı Sana ben olmadıkça bir feyiz bile akmıyor.<br />
Şu halde görüyorsun ya, gönlüm, senin bahtının tezgâhı. Be doğru düzen olmayan, bu tezgahı niye kırarsın Çakmağı<br />
gizlice çakıyorum dersen kalpten, kalbe pencere yok mu ki<br />
Gönül, nihayet senin fikrini de pencereden görür, andığın şeye şahadet eder.<br />
Tut ki kereminden yüzüne vurmuyor, yüzünü yerlere sürtmüyor, ne söylersen gülüp “ Evet, evet” diyor.<br />
1590. Fakat senin hilene, hud’ana gülmüyor. Kötü huyuna, yaptığın şeylere gülüyor.<br />
Hile edenin göreceği, bulacağı karşılık hileden ibarettir. Büyük testiyi vur kır, küçük testiyi al iç. İşte lâyığın bu! Eğer o<br />
senden razı olur, bu yüzden gülerse sana yüz binlerce gül açılır.<br />
Gönlü senden razı olursa bil ki o, Hamel burcunda bir güneş kesilir.<br />
O yüzden hem gündüz güler hem bahar.Çiçeklerle yeşillikler birbirine karışır.<br />
1595. Yüz binlerce bülbülle kumru ötüşmeye başlar; sessiz cihanı sesle doldurur.<br />
Ruh yaprağını sararmış,kararmış bir halde görüyorsun da padişahın gazabından yine haberin yok.<br />
Padişahın güneşi itap burcunda olunca yüzleri kebap gibi karartır.<br />
O Utarit’in sayfaları , bizim canımızdır; o sayfalardaki beyazlık, karalık, bizim mizanımız.<br />
Sonra ruhları; sevdadan, âcizlikten kurtarsın diye tekrar kırmızı ve yeşil bir ferman yazar.<br />
1600. Hulâsa ilkbaharın yazıp çizdiği şeyler de kavsikuzah gibi kırmızı ve yeşil sayılır”.<br />
Padişah adamlarının o has köleye haset edişlerine dair olan hikâyenin sonu<br />
Padişah beylerinin hikâyesi,o ebedî sultan kölelerinin has köleye hasetleri,<br />
Söz, sözü aça, aça hayli geri kaldı. Yine o hikâyeye başlamak, onu tamamlamak gerek.<br />
İkbâl sahibi ve bahtlı melek bahçıvan, nasıl olur da ağacı ağaçtan fark etmez<br />
Acı ve kötü ağaçla, bire yedi yüz meyve veren meyveli ağacı.<br />
1605. Akıl, bu iki renkli tılsımlar yüzünden Muhammet’le, Ebucehil’lerin savaştığı gibi duygu ile savaşır durur.<br />
Kâfirler, Ahmet’i beşer gördüler. Çünkü onun ayı böldüğünü görmemişlerdi.<br />
Hisse ait gözüne toprak serp. His gözü, akla da düşmandır, dine de.<br />
<br />
Allah duygu gözüne kör dedi, putperest dedi, bizim zıddımız dedi.<br />
Çünkü o, köpüğü gördü de denizi görmedi. Bu demi gördü de yarını görmedi.<br />
1610. Bu günün sahibi de odur, yarının sahibi de. Her ana sahip olan, önünde durup durur da o, hazineden bir pul bile<br />
görmez.<br />
Bir zere bile o güneşten haber verir ve güneş; o zerreye kul, köle kesilir.<br />
Birlik denizinin elçisi olan katraya yedi deniz esir olur.<br />
Bir avuç toprak bile onun yüzünden çevikleşirse felekler, o, bir avuç toprağın önüne baş koyar.<br />
Âdemin toprağı Allahdan çevikleşince Allah melekleri o toprağın önünde secde ettiler.<br />
1615. Göğün yarılması nedendi Toprakla olan münasebeti kaldıran, müşkülleri halleden bir gözden.<br />
Toprak, kesafeti yüzünden suyun dibine gider. Öyle olduğu halde toprağa bak ki çevikleşti, süratle Arşı bile geçti.<br />
Bil ki o letafet sudan değildir, ancak Verici ve Eşsiz, Örneksiz Yaratıcının ihsanından,.<br />
Dilerse havayı, ateşi aşağılatır, dilerse dikeni gülden üstün eder.<br />
Allah hükmedicidir, dilediğini yapar.Derdin ta kendisinden deva yaratır.<br />
1620. Havayı, ateşi aşağılatırsa onları karartır, bulandırır, ağırlaştırır.<br />
Yeri ve suyu yüceltirse kâinat yolunu ayaklarıyla arşınlarlar, yürürler.<br />
Gayrı tamamıyla anlaşıldı ki dilediğini yüceltir, toprağa mensup olana “Kanatlarını aç” der.<br />
Ateşe mensup olana der ki: “ Yürü, İblis ol, yedinci kat yerin altında şeytanlık et.<br />
Ey topraktan yaratılan adam, sen de yürü, Süha yıldızını bile geç.Ateşten yaratılan İblis, sen de yerin dibine git.<br />
1625. Ben dört tabiat ve illet-i şlâ değilim. Her şeyi tasarruf etmede Baki ve Daimîyim .<br />
İşim illetsiz, sebepsiz ve dosdoğrudur. Ey kötü düşünceli; takdirim, sebebe bağlı olamaz.<br />
Bir vakit olur,âdetimi değiştirir.. bir vakit olur, bu tozu yatıştırırım.<br />
Denize “ Durma, hemencecik ateşlerle dol” derim. Ateşe “ Haydi, gül bahçesi kesil” diye emrederim.<br />
Dağa derim ki: “ Pamuk gibi hafifleş!” Göğe derim ki: “Göze baş aşağı görün”<br />
1630. Güneşe “ Ey güneş, ayla birleş” der, ikisini de iki kara bulut haline getiririm.<br />
Güneş çeşmesini kurutur, kan çeşmesini, sanatımla misk haline getiririm”<br />
Allah, güneşle ayın boyunlarına boyunduruk vurur, onları iki kara öküz gibi bağlayıverir.<br />
Filozofun “İn asbaha mâüküm gavra”yı inkar etmesi<br />
Kuran okuyan biri, Kuran’dan “ Mâüküm gavra” yani “ Suyu kaynağından keser,<br />
Yerin derinliklerinde gizler, kaynakları kurutur, kupkuru bir hale getirirsem,<br />
1635. Benim gibi ihsanda, ululukta misalsiz olan tek Allahdan başka kim vardır ki suyu tekrar kaynağına getirebilsin ”<br />
âyetini okuyordu.<br />
Bir hor, hakîr felsefeci, bir aşağılık mantıkçı, mektep yanından geçerken,<br />
Bu âyeti duyup hoşuna gitmedi. Dedi ki: “ Suyu külünkle biz çıkarırız.<br />
Belin, kazmanın darbesiyle ta yerin dibinden kaynatırız”<br />
Gece uyudu, rüyada aslan gibi bir adam gördü. O adam felsefeciye bir tokat vurdu. İki gözünü de kör etti.<br />
1640. Dedi ki: “ Ey kötü kişi, eğer doğrucuysan, gözün doğruysa bu iki göz kaynağını da, haydi kazma ile nur landır”<br />
Gündüzün felsefeci sıçrayıp uykudan kalktı. Gördü ki iki gözü de kör olmuş, iki gözünün nuru da sönmüş!<br />
Eğer ağlayıp inleseydi, eğer tövbe ve istiğfar etseydi mahvolan nur, Allah keremiyle yine zuhur ederdi.<br />
Fakat istiğfar etmek de elde değildir. Tövbe zevki, her sarhoşun mezesi olmaz.<br />
Yapılan işlerin çirkinliği, küfür ve inkârın şomluğu, onun gönlüne tövbe gelmesine mani oluyordu, tövbe yolunu<br />
bağlamıştı.<br />
1645. Gönlü, katılıkta taşa dönmüştü. Tövbe onu ekin ekmek için nasıl yarabilir<br />
Nerede Şuayb gibi biri ki duasıyla dağı, ekin ekmek üzere toprak haline getirsin.<br />
Halil’in niyazı ve inanışı yüzünden güç ve olmayacak iş mümkün oldu.<br />
Yahut Mukavkıs’ın Peygamberden dilemesi üzerine taşlık yer, gayret güzel bir tarla haline geldi.<br />
Bunlar gibi o kötü adamın inkârı da aksine olarak altını bakır haline getirir, sulhu savaş yapar.<br />
1650. Bu kötü kişi, çarpma kehribarıdır. Kabiliyetli toprağı bile taş topaç yapar.<br />
Her gönle secde için izin yok, her ücretlinin ücreti rahmet değil.<br />
Kendine gel de “ Tövbe eder, Allahya sığınırım” diye cürümde bulunma, günah etme.<br />
Tövbeye de bir parlaklık gerek. Tövbeye de bir şimşek bir bulut şart.<br />
Meyvenin olması için hararet ve su lâzımdır. Bunun için de bulut ve şimşek icabeder.<br />
1655. Gönül şimşeğiyle iki göz bulutu olmadıkça tehdit ve hışım ateşi nasıl yatışır<br />
<br />
Vuslat zevkinin yeşilliği nasıl yetişir, kaynaklardan arı, duru su nasıl coşar<br />
Gül bahçesi; yeşilliğe nasıl sır söyler, menekşe nasıl olur da yaseminle ahdedebilir<br />
Çınar, dua için nasıl el açar, ağaç havada nasıl baş sallar<br />
Çiçek bahar mevsiminde ( renklerle, kokularla dolu olan) eteğini nasıl serper<br />
1660. Lâlenin yüzü nasıl kan gibi kızarır Gül, kesesinden nasıl altın saçar<br />
Nasıl olur da bülbül gülü koklar; üveyik kuşu, bir istekli gibi “Kû-kû- nerede, nerede” diye öter<br />
Nasıl olur da leylek “ lek, lek – senin sesin” sesini canla, başla çıkarır. Ey yardımı dilenen Allah, senin de ne demek<br />
Zaten her şey senin mülkünden ibaret.<br />
Nasıl olur da toprak, içteki sırları gösterir Nasıl olur da bahçe gökyüzü gibi aydınlanır<br />
Bu güzel ve ağır elbiseleri nereden getirdiler Hepsini de kerem sahibi Allahdan.. hepsini de merhamet sahibi<br />
Allahdan!<br />
1665. O letafetler, bir güzellik nişanesidir, o nişane de ibadet edici bir erin ayak izi.<br />
Padişahtan nişane gören sevinir. Görmeyene gelince, uyanıp kendine gelemez.<br />
Elest deminde Rabbini görüp sarhoş olarak kendinden geçen kişinin ruhu bu gün de Rabbini görür, kendinden geçer.<br />
Şarap kokusunu şarap içen tanır. Şarap içmeyen şarap kokusunu ne bilsin<br />
Hikmet, müminin kaybolmuş devesine benzer, Hikmet, teşrifatçı gibi adamı padişahla görüştürür.<br />
1670. Rüyada güzel yüzlü birisini görürsün, o sana vâde verir, alâmetler söyler.<br />
Muradın olacak, nişanesi de bu: Yarın sana filân kişi gelecek.<br />
Onun bir alâmeti atlı oluşudur. Bir alâmeti de şu: Seni görünce kucaklayacak.<br />
Bir alâmeti de seni görünce gülmesi; diğer bir nişanesi de sana karşı el kavuşturmasıdır.<br />
Diğer bir alâmeti de şudur ki: Heveslenip bu rüyayı yarın hiç kimseye söylemeyeceksin.<br />
1675. Bu alâmet, Yahya’nın babasına da gösterilmiş, ona da “ Üç güne kadar kimseye bir söz söylemeye muktedir<br />
olamazsın.<br />
Üç geceye dek iyiden kötüden bahsetme, sus. İşte bu senden Yahya adlı bir çocuk olacağına alâmettir.<br />
Üç gün konuşma. Bu susmak senin maksadına erişeceğine delâlet eder.<br />
Kendine gel, bunları dile getirme. Bu sözü gönlünde gizli tut” denmişti.<br />
Sana da bu alâmetleri şeker gibi tatlı, tatlı söyler. Hattâ bunlar nedir ki Daha yüzlerce nişaneler var.<br />
1680. Bu rüya; durmadan dinlenmeden biteviye Allah’dan dilediğin saltanata, istediğin makama erişeceğine alâmettir.<br />
Olması için uzun gecelerde ağlayıp inlediğin, seher çağlarında niyaz ettiğin muradına;<br />
Eline girmedikçe günlerini karartan, boynunu iğ gibi incelten maksadına erişeceğine delâlet eder.<br />
Temiz erler nasıl varını, yoğunu verirlerse sen de onu elde etmek için varını,yoğunu verdin;<br />
Malını, mülkünü, uykunu feda ettin, yüzünün rengi kaçtı, hatta başından bile geçtin, bir kıl gibi kaldın;<br />
1685. Nice demdir ödağacı gibi ateşlere atıldın.Kaç kereler miğfer gibi kılıç önüne gittin!<br />
Bunlar gibi, yüz binlerce biçarelikler, âşıkların huyudur. Bunlar, sayıya gelmez ki!<br />
Geceleyin bu rüyayı görünce gündüz oldu mu o ümitle günün aydınlanır.<br />
O alâmetler nerede acaba diye gözünü sağa, sola çevirir durursun.<br />
Eyvah, gün geçer de o alâmetler zuhur etmezse diye yaprak gibi titrersin.<br />
1690. Mahallelerde, pazarlarda buzağısını kaybetmiş adam gibi koşarsın.<br />
Birisi “ Baba, hayrola, ne koşup duruyorsun Burada bir şey mi kaybettin, kaybettiğin ne ” dese,<br />
“ Hayırdır ama bana. Benden başka kimsenin bilmesi caiz değil.<br />
Söylersem bana gösterilen nişaneler kaybolur. Onlar kayboldu mu ben, öldüm gitti” dersin.<br />
Her atlının yüzüne dikkatle bakarsın. Baktığın adam, sana “ Bana deli gibi bakma be”der.<br />
1695. Ben, bir sahip kaybettim. Onu aramaya yüz tuttum.<br />
Ey atlı, devletin daimî olsun. Âşıklara acı, onları mazur tut” dersin.<br />
Madem ki gayretle aradın dikkatle baktın, bu işe adamakıllı sarıldın.. elbette bulursun. Bir işe ciddi bir suretle sarılan<br />
yanılmaz demişler.<br />
Ey iyi bahtlı, ansızın atlı gelir, seni sımsıkı kucaklar.<br />
Sen kendinden geçer, dostlarından ayrılırsın. Bu işten haberi olmayan da “ İşte sana riyakâr, işte sana münafık!” der.<br />
1700. Ne bilsin o, kendisinden geçen kişinin coşkunluğu nedir Bu kimin vuslatı, nişanesi Bilmez ki.<br />
Bu nişane, gören kişinin hakkındadır. Başkasına bu nişane nereden zuhur edecek<br />
Âşığa her an, ondan bir nişane görünmekte, canına can katılmaktadır.<br />
Sanki çaresiz kalmış balığın önüne su gelmiş.. bu nişaneler, o kitabın delilleridir.<br />
Peygamberlerde olan nişaneler de âşina olan cana mahsustur.<br />
<br />
1705. Bu söz noksan kaldı, bir karara bağlanmadı. Gönlüme malik değilim ki mazur gör.!<br />
Zerreleri kim sayabilir ki Hele saymaya kalkışan, aklını aşka kaptırmış bir adam olursa!<br />
Bağdaki yaprakları, keklik ve karganın ötüşlerini sayabilir miyim<br />
Bunlar sayıya gelmez ama ben, sınanmış adamı ir şadetmek için sayıyorum.<br />
Zuhal yıldızının nuhusetiyle Müşterinin saadeti, saymaya kalkışan da sayıya sığmaz.<br />
1710. Fakat böyle olduğu halde bu ikisinin bazı tesirini, yani zarar ve faydalarını anlatmak yine lâzımdır.<br />
Bu suretle kaza ve kaderin eserlerinden cüzi bir miktarı saadet ve nuhuset ehlince anlaşılmış olur.<br />
Talihi Müşteri olan kişi, neşesinden, ululuğundan sevinir;<br />
Talihi Zuhal olan da şer işlere düşmemek için yaptığı şeyler de ihtiyat etmek lüzumunu anlar.<br />
Yıldızı Zuhal olan kişinin ahvalini tamamıyla söylesem zavallı,o yıldızının ateşinden yanar.<br />
1715. Padişahımız, bize “ Allah’yı anın” diye ruhsat ve müsaade verdi; bizi ateş içinde gördü de nur ihsan etti.<br />
Dedi ki: “ Filvaki ben, sizin beni anmanızdan müstağniyim. Beni tasvir etmek, övmek, anmak lâyık değil.<br />
Fakat tasvire, hayale kapılan, bizim zatımızı misalsiz, tasvirsiz anlayamaz”<br />
Cisme mensup anış, nâkıs bir hayaldir. Padişahlara lâyık olan tavsif, cismani anışlardan arınmıştır.<br />
Birisi padişaha, “ Çulha değildir” dese bu ne biçim metih Yoksa padişahın çulha olmadığını bildirmiyor mu ki<br />
Musa Aleyhisselâm’ın çobanın münacatını hoş görmeyip reddetmesi<br />
1720. Musa, yolda bir çoban gördü. Çoban, şöyle söylenip duruyordu: “ Ey kerem sahibi Allah!<br />
Neredesin ki sana kul, kurban olayım. Çarığını dikeyim, saçını tarayayım.<br />
Elbiseni yıkayayım, bitlerini kırayım.. Ulu Allah, sana süt ikram edeyim.<br />
Elceğizini öpeyim ayacığını ovayım. Uyuma vaktin gelince yerceğizini silip süpüreyim.<br />
Bütün keçilerim sana kurban olsun. Bütün nağmelerim, heyheylerim senin yâdınladır Allahm!”<br />
1725. O çoban, bu çeşit saçama sapan şeyler söyleyip duruyordu. Musa “Kiminle konuşuyorsun ” diye sordu.<br />
Çoban, “ Bizi yaratanla, bu yeri göğü halk edenle” diye cevap verince,<br />
Musa dedi ki: “ Vah ,vah, sen sersemlemişsin. Daha Müslüman olmadan kâfir oldun,<br />
Bu ne saçma söz, bu ne küfür, bu ne olmayacak şey Ağzına pamuk tıka.<br />
Küfrünün pis kokusu dünyayı tuttu. Küfrün, din kumaşını yıprattı.<br />
1730. Çarık, dolak,ancak sana yaraşır. Bir güneşe bu çeşit şeylerin ne lüzumu var<br />
Böyle sözlerden ağzını kapamazsan bir ateş gelir, halkı yakar.<br />
Zaten ateş gelmedi de bu duman ne Can niye kapkara bir hale geldi, ruh merdutlaştı<br />
Allahnın her şeye kadir ve her hususta âdil olduğunu biliyorsan nasıl oluyor da bu hezeyanlara, bu küstahlığa cüret<br />
ediyorsun<br />
Akılsız dost, zaten düşmandır. Ulu Allah, bu çeşit hizmetlerden ganidir.<br />
1735. Sen bunları kime söylüyorsun. Amcana, dayına mı Allah sıfatlarında cisim sahibi olmak ve ihtiyaç var mı<br />
Büyüyüp gelişmekte olan süt içer. Ayağı muhtaç olan çarık giyer.<br />
Eğer bu dedikodu, kulu içinse… Allah, onun hakkında da “ O, benim” dedi. Yine beyhude ve bâtıl.<br />
Allah, onun hakkında, “ Hastalandım da yine halimi hatırımı sormadın Yalnız o hastalanmadı, ben de hasta oldum”<br />
demiştir.<br />
Bu çeşit sözler, “ Benimle duyar, benimle görür” haki katına erişen kişi içinde bâtıldır.<br />
1740. Allah haslarıyla edepsizce konuşmak gönlü öldürür amel defterini kapkara bir hale koyar.<br />
Sen bir erkeğe Fatma desen; erkekle kadın, hep bir cinsten olmakla beraber,<br />
İmkân bulursa kanına kasteder, isterse haddi zatında halîm ve mülâyim olsun!<br />
Fatma sözü, kadınlar için övünçtür. Fakat erkeğe söylersen kılıç yarası gibi tesir eder.<br />
El ayak.. bizim için övünç vesilesidir; fakat Allahnın arılığına nispetle kusur.<br />
1745. “ Doğmaz, doğurmaz” vasfı ona lâyıktır . Babayı da halk eden o, oğlu da.<br />
Doğma, cisim olanın vasfıdır. Doğan, ırmağın bu yüzüne mensuptur.<br />
Çünkü doğan, Kevnü Fesat âlemindendir, aşağılıktır, sonradan olmadır. Elbette onu bir meydana getiren lâzım.”<br />
Çoban, “ Ya Musa ağzımı bağladın, pişmanlıktan canımı yaktın” dedi;<br />
Elbisesini yırtıp yana ,yana bir ah çekti, başını alıp çöle doğru yola düştü.<br />
Ulu Allah’nın Musa’ya çoban yüzünden darılması<br />
1750. Musa’ya Allah’dan şöyle vahiy geldi: “ Kulumuzu bizden ayırdın.<br />
Sen ulaştırmaya mı geldin, yoksa ayırmaya mı<br />
<br />
Kaadir oldukça ayrılığa ayak basma. Bence en hoşlanılmayan şey ayrılıktır.<br />
Ben, herkese bir huy, herkese bir çeşit ıstılah verdim.<br />
Ona metih olan söz, sana zemdir; ona göre baldır, sana göre zehir!<br />
1755. Bizse temizden de münezzehiz, pisten de. Ağırlıktan da arıyız, çeviklik ve titizlikten de!<br />
Kullara ibadet edin diye emrettimse bir kâr, bir fayda elde edeyim diye değil, kullara ihsanlarda bulunayım diye.<br />
Hintlilere, Hintlilerin sözleri metihtir. Sintlilere, Sintlilerin.<br />
Onların beni tespih etmeleriyle münezzeh, mukaddes olmam. Bu tespih incilerini saymakla kendileri temizlenirler.<br />
Biz; dile, söze bakmayız; gönle hale bakarız.<br />
1760. Kalp huşu sahibiyse kalbe bakarız, isterse sözünde kulluk ve aşağılık olmasın!<br />
Çünkü gönül cevherdir.. söz söylemekse araz. Bu yüzden araz, âriyettir,maksat cevherdir.<br />
Mânası gizli kapalı, yahut başka olan bu çeşit lâflar, ne vakte kadar sürecek Yanıp yakılmak isterim ben, yanıp<br />
yakılmak.O ateşe düş!<br />
Canda sevgiden bir ateş tutuşur.. düşünceyi, sözü, baştanbaşa yakıver!<br />
Musa, edep bilenler başka, canı, ruhu yanmış âşıklar başka.<br />
1765. Âşıklara her nefeste bir yanış var. Yıkık köyden haraç, âşar alınmaz.<br />
Hatalı söz söylerse bile ona hatalı deme. Kanına bulanıp şehit olursa yıkamaya kalkışma.<br />
Şehitlere kan, sudan yeğdir. Bu yanlış sözde yüzlerce doğrudan yeğ!<br />
Kabenin içinde kıbleden eser yoktur, dalgıcın ayağında dolak olmazsa ne gam!<br />
Yürü, sarhoşlardan kılavuzluk arama. Elbisesi paramparça olana yamadan bahsetme.<br />
1770. Aşk şeriatı, bütün dinlerden ayrıdır. Âşıkların şeriatı da Allah’tır, mezhebi de.<br />
Lâlin, lâl olduğunu ispat eden bir damgası olmasa da ne çıkar Aşk, gam denizinde gamlanmaz ki!<br />
Musa Aleyhisselem’a o çobanın mazur olduğuna dair vahiy gelmesi<br />
Ondan sonra Hak, Musa’nın sırrına dile gelmeyecek sırlar söyledi;<br />
Musa’nın gölüne sözler döktüler.. görmekle söylemeyi birbirine karıştırdılar.<br />
Nice defa kendisinden geçti, nice defa kendisine geldi.. kaç kere ezelden ebede uçtu!<br />
1755. Eğer bundan ötesini anlatmaya kalkışırsam ahmaklık etmiş olurum.Çünkü bunu açmak, bunu anlatmak, anlayışın<br />
ötesindedir.<br />
Söylesen akıllar hayran olur. Yazsam birçok kalemler kırılır!<br />
Musa Allahdan bu azarı duyunca çöle düşüp çobanın ardınca koştu.<br />
O hayran âşığın izini izledi, çöldeki otların tozunu silkti.<br />
Âşık ve hayran adamların ayak izleri, başkalarının izlerinden ayrılır, hemen belli olur.<br />
1780. Âşık, Ruh gibi bir ayağını yukardan aşağıya atar; bir ayağını fil gibi eğri büğrü basar.<br />
Bazen bir dalga gibi bayrak diker, yücelir.Bazen balık gibi suyun içinde gider, görünmez.<br />
Bazen de remilcinin remil dökmesi gibi ahvalini toprak üstüne yazar.<br />
Musa nihayet onu bulup gördü. Dedi ki: “Müjdemi ver! Allah’dan izin geldi.<br />
Hiçbir sebep ve tertip yolu arama; daralan gönlün ne isterse onu söyle!<br />
1785. Senin küfrün, din, dinin can nuru.. Sen emniyete erişmişsin; bütün bir cihan da senin yüzünden amanda.<br />
Ey “ Allah dilediğini yapar” sırrına erişip o sırla her şeyden affedilmiş olan kişi; pervasızca yürü, dilini aç!<br />
Çoban “ Ey Musa, ben o halde, o sözden geçtim. Şimdi kendi gönlümün kanına bulandım.<br />
Ben Sidret-ül Müntehâ’dan da aşmış, oradan bile yüz binlerce yıl öte gitmişim.<br />
Sen bir kamçı vurdun, atım şahlanıp sıçradı, kâinatı aştı.<br />
1790. Nâsutumuzun mahremi Lâhut’u olsun artık.Aferin eline koluna!<br />
Şimdi benim halim, söze sığmaz. Zaten bu söylediğim de benim ahvalim değil.<br />
Ayna da bir suret görürsün ya.. fakat o senin suretindir, aynanın değil.<br />
Neyzen, ney üfler. Fakat bu nefes ve bu nefesten çıkan ses, neyin midir, neyzenin mi.. Bu ses, neyin harcı mı,<br />
neyzenin harcı mı ” dedi.<br />
Kendine gel, kendine! Allah’yı övsen de bu övüşünü, çobanın lâyık olmayan övüşü gibi bil, öyle tanı.<br />
1795. Senin övüşün, çobanın övüşüne nispetle daha iyidir. Ama Allah’ya nispetle onun da değeri yok, onun da sonu<br />
gelmez.<br />
Ne vakte dek ben Allah’ya hamlederim deyip duracaksın Perde kaldırılınca oldu sanılan nice şeylerin olmamış<br />
bulunduğu meydana çıkar.<br />
Allah’yı anışımın mâkul olması Allah rahmetindendir.Âdeta istihaze olan kadının namaz kılması gibi bir ruhsattan<br />
<br />
ibarettir.<br />
Onun namazına nasıl kan bulaşmışsa senin Allahyı anışına da benzetiş ve zannediş bulaşmış!<br />
Kan pistir ama bir parçacık su ile temizlenir. Fakat içte öyle pislikler vardır ki,<br />
1800. Allah’nın lütuf suyundan gayrı bir şeyle arınmaz, ibadet eden kişinin gönlünden eksilmez.<br />
Keşke secdende kıbleden yüzünü çevirmiş olaydın da tek “ Sübhane rabbiyel A’lâ”’nın mânasına ereydin!<br />
“Allahm secdem de varlığın gibi sana lâyık değil. Sen, kötülüğe iyilikle mukabele et” diyeydin.<br />
Bu yeryüzünde Hakk’ın hikmetinden eser vardır. Ondan dolayı pislikleri giderir, çiçekleri bitirir.<br />
Bizim pisliklerimizi örter, karşılığın da ondan koncalar biter.<br />
1805. Kâfir vergide, cömertlikte topraktan daha aşağı, daha verimsiz olduğunu görüp,<br />
Varlığından çiçek ve meyve bitmediğini, hattâ bütün temizlikleri bozup pislemekten başka bir şey yapmadığını anlar da<br />
“ Ben aykırı anlamış, yanılmışım, yazık, keşke toprak olsaydım;<br />
Keşke topraktan sefer etmeseydim,keşke bir avuç toprak gibi ben de bir tane düşürüp yetiştirseydim..<br />
Topraktan sefere düştüm ama beni yol imtihan etti, bu yolculuktan ne armağan getirdim ki ” der.<br />
1810. Kâfir yolculuğundan bir fayda görmez, ondan dolayı da bütün meyli toprağadır.<br />
Adamın yüzünü geriye çevirmesi, hırstan tamahtandır…yüzünü yola çevirmesi; doğruluktan niyazdan.<br />
Büyümeye meyli olan her ot, büyüyüp durur, yaşar günden güne gelişir!<br />
Fakat başını yere eğdi mi de günden güne küçülür, kurur, noksan bulur, mahvolur!<br />
Ruhunun meyli, yüceliklere ise yücelir durursun, varacağın yer de orasıdır.<br />
1815. Aksine olarak başını yere eğdin mi battın gitti, Hak “ Ben batanları sevmem” demiştir.<br />
Musa Aleyhisselâm’ın Ulu Allah’dan zâlimlerin galip gelmelerindeki sırrı sorması<br />
Musa, “ Ey kerem sahibi, ey her işi yapan, ey bir an zikri, uzun bir ömre bedel olan Allah!<br />
Bu balçık âleminde eğri büğrü bir iz gördüm. Gönül melekler gibi itiraz etti.<br />
“ Bir nakış yapıp ona fesat tohumunu ekmekteki maksat nedir<br />
Zulüm ve fesat ateşini alevlendirip mescidi de, secde edenleri de yakmakta ne hikmet var<br />
1820. Bir yalvarış için kan ve irin kaynağını coşturmak neden ” dedim.<br />
Ben bunların aynı hikmet olduğunu biliyorum. Fakat maksadım, bu hikmetin büsbütün açığa çıkması ve benim açıkça<br />
görmem.<br />
O yakîn bana “Sus” dediği halde görme hırsı “ hayır, coş!” demekte.<br />
Sen, Meleklere sırrını gösterdin. Böyle bir lezzet, kahır ve minhete değer!<br />
Âdemin nurunu Meleklere açıkça arz ettin, müşküllerini halleyledin.<br />
1825. Ölümün sırrını hasredilmen söyler, yaprağın hikmetini meyveler anlatır!<br />
Kanın, meninin sırrı da insanın duygusudur; her artmanın sonu da nihayet eksilme!<br />
Yazan kişi önce yazı yazacağı tahtayı yıkar, temizler; sonra ona harfleri yazar.<br />
Allah da önce gönlü kan eder, hor hakir gözyaşıyla yıkar, sonra o gönle sırları kaydeder.<br />
Yıkamakla, o levhi bir defter yapmak istediklerini bilmek, anlamak gerek.<br />
1830. Bir evin temelini atacakları vakit oradaki eski ve evvelki yapıyı yıkarlar.<br />
Sonunda arı duru su çıkarmak için önce yerden toprak çıkarırlar.<br />
Çocuklar, hacamattan ağlarlar. Çünkü işin hikmetini bilmezler ki.<br />
Halbuki adam, hacamatçıya para verir, kan içen hançere iltifatlarda bulunur.<br />
Hamal ağır yükün altına koşar, yükü, başkalarından kapar.<br />
1835. Yük için hamalların savaşlarına bak.Din işinde çalışma da böyledir.<br />
Rahatın aslı zahmet olduğu gibi acılıklar da nimetin önüdür.<br />
Cennet, hoşumuza gitmeyen şeylerle kaplanmış, cehennem de zevkimize giden şeylerle dolmuştur.<br />
Ateşin aslı yaş ağaç olduğu gibi ateşe yanan da Kevser’e ulaşmıştır.<br />
Zindan da mihnetlere düşen adam, bir lokmanın, bir zevkin yüzünden düşmüştür.<br />
1840. Bir köşkte devlete erişen de bir savaş, bir mihnet karşılığı olarak o devleti bulmuştur.<br />
Kimi altına, gümüşe sahip olmuş, zenginlikte naziri olmayan bir dereceye erişmiş görürsen, bil ki o, kazanma<br />
zahmetine sabretmiştir.<br />
Gözü açık olan bunları sebepsiz, Allah hikmeti olarak görür. Fakat madem ki sen duygu âlemindesin, sebeplere kulak<br />
as!<br />
<br />
Sebeplere yapışmamak, onları görmemek makamı; ruhu tabayi âleminden kurtulmuş olanındır.<br />
Bu çeşit adam, peygamberlerin mucizeleri çeşmesini sebepsiz görür.Onları, sudan, ottan meydana geliyor bilmez.<br />
1845. Bu sebep, doktorla hasta, kandille fitil gibidir. Gece kandiline yeni bir fitil bük, fakat güneş kandilini bunlara<br />
muhtaç sanma.<br />
Yürü, aşevinin damı için samanlı balçık hazırla. Fakat bil ki kâinatın damı, buna muhtaç değil.<br />
Ah.. sevgilimiz, gamımızı yakıp mahvedince gece yalnızlığı bile geçti, gündüz oldu.<br />
Ay, ancak geceleyin cilve eder.Gönlün istediği sevgiliyi gönül derdinden başka bir şey de arama.<br />
1850. Fakat sen, İsa’yı bıraktın da eşeği besledin. Hulâsa eşek gibi perdenin ardında kaldın gitti!<br />
Bilgi ve irfan, İsa’nın talihidir, ey eşek sıfatlı, eşeğin talihi değil!<br />
Eşeğin anırmasını duyar, acırsın. Halbuki bilmezsin ki eşek, sana eşeklik telkin ediyor.<br />
İsa’ya acı, eşeğe değil.. tabiatı aklına baş etme.<br />
Bırak tabiatını, ağlaya dursun.. sen, ondan al, canın borcunu öde!<br />
1855. Yeter artık yıllarca eşeğe kul oldun. Çünkü eşeğe kul olan , eşeğin ardından gider.<br />
“ Onları artta bırakın” dan murat nefsindir.<br />
Nefis geride, aklın ilerde gerek.<br />
Ama bu aşağılık akıl da eşekle aynı mizaçta. Çünkü bütün fikri onu nasıl elde ederimden ibaret.<br />
İsa’nın eşeği gönül mizacına malik olmuş, akıllar makamında yer tutmuştur.<br />
Çünkü akıl galebe çalmıştı, eşekse zayıftı.Eşek, şişman ve kuvvetli biniciden zayıflar.<br />
1860. Ey eşek değerli; aklının azlığından bu eşek, ejderhalaştı.<br />
Gönlün İsa’dan hastalandıysa yine ondan iyileşir, sıhhat yine ondan gelir, onu bırakma.<br />
Ey nefesi hoş Mesih, cihanda yılansız hazine olmaz.. eziyetlerle nasılsın<br />
İsa, Yahudileri görünce ne hale gelir; Yusuf, hasetçi kardeşler elinde ne olur<br />
Sen, gece gündüz bu azgın kavmin ardından koştukça, nasıl olur da gece gibi, gündüz gibi ömre medet bağışlar,<br />
yardım edersin<br />
1865. Ah safra illetine tutulmuş o hünersiz kişilerden! Safradan ne hüner meydana gelir Ancak baş ağrısı.<br />
Sen, hemen doğu güneşinin yaptığını yap. Bizse nifak hile, hırsızlık ve riya içinde yüzelim!<br />
Sen dünyada da balsın, dinde de.. Bizse sirke. Safraya ancak sirkengübin iyi eder, giderir.<br />
Halbuki biz karın ağrısına tutulmuş olduğumuz halde boyuna sirkeyi artırıp duruyoruz. Sen keremi terk etme de balı<br />
artır!<br />
Bizden bu lâyıktı, bunu yaptık. Kum, gözde ancak körlüğü fazlalaştırır.<br />
1870. Fakat ey aziz sürme, senden her değersiz şey, değer bulur, bir şey olur; sana bu lâyıktır.<br />
Bu zâlimlerin ateşinden gönlün kebap olduğu halde daima “ Yarabbi, kavmime hidayet et” diye hitap ediyordun.<br />
Sen, öd ağacı madensin. Seni ateşe atsalar, bu âlem, ıtırla, fesleğen kokusuyla dolar.<br />
Sen o öd ağacı değilsin ki ateşte yansın, eksilip bitsin. Sen o ruh değilsin ki gama esir olsun.<br />
Öd ağacı yanar ama madeni yanmadan uzaktır. Rüzgâr, nurun aslına nasıl hamle edebilir.<br />
1875. Ey göklere saflık veren, ey cefası vefadan daha iyi olan!<br />
Çünkü akıllıdan bir cefa gelse o cefa, cahillerin vefasından daha iyidir.<br />
Peygamber, “ Akıllının düşmanlığı, cahilin sevgisinden yeğdir” dedi.<br />
Bir emîrin,ağzına yılan kaçan birisini incitmesi<br />
Akılı birisi, atına binmiş geliyordu. Uyumakta olan birisinin ağzına da bir yılan kaçmak üzereydi.<br />
Atlı onu görüp adamcağızı kurtarmak, yılanı ürkütüp kaçırmak için koşmaya başladı. fakat fırsat bulamadı.<br />
1880. Aklı, kendisine yardım ettiğinden, pek akılı kişi olduğundan o uyumakta olan adama şiddetlice birkaç topuz vurdu.<br />
O şiddetlice vurulan topuzun acısı, adamı bir ağaç altına kadar kaçırdı.<br />
Oraya bir hayli çürük elma dökülmüştü. Adama “ Ey dertli kişi, bunları ye” dedi.<br />
“ Beyim, ben sana ne yaptım, bana ne kastın var<br />
1885. Eğer bana hakikaten bir kastın varsa vur kılıcı, birden kanını dök!<br />
Sana çattığım saat ne menhus saatmiş. Ne mutlu senin yüzünü görmeyene!<br />
Dinsizler bile kimseye suçsuz, günahsız, az çok bir şey yapmadan böyle sitem etmezler, bu sitemi caiz saymazlar”<br />
diyordu.<br />
Söz söylerken ağzından kan geliyordu “ Yarabbi cezasını sen ver!” diye bağırmakta,<br />
Her an ona kötü söylemekte, lânet etmekteydi. Atlı ise “ bu ovada koş”diye onu dövüyordu.<br />
<br />
1890. Adam, topuz acısıyla atlının korkusundan yel gibi koşmağa başladı. Hem koşuyor, hem yüzüstü düşüyordu.<br />
Karnı toktu, uykulu ve gevşemiş bir haldeydi. Ayağında, yüzünde yüz binlerce yara vardı.<br />
Atlı o adamı akşam çağına kadar çekiştirip durdu. Nihayet, adamın safrası kabardı, kusmağa başladı.<br />
İyi, kötü yediklerini kustu. Bu kusma esnasında yılan da içinden dışarı çıktı.<br />
O yılanı görünce kendisine iyilik eden atlıya secde etti.<br />
1895. O kapkara çirkin ve heybetli yılanı görünce bütün dertlerini unuttu.<br />
Dedi ki: “ Sen, bir rahmet Cebrailisin, yahut da velinimet Allah’sın<br />
Ne kutlu saatmiş ki beni gördün.Ölüydüm, bana yeni bir can bağışladın.<br />
Sen, beni analar gibi aramaktayken, ben eşekler gibi senden kaçıyordum.<br />
Eşek, sahibinden eşekliği yüzünden kaçar. Halbuki sahibi, iyiliğinden dolayı onun peşine düşer.<br />
1900. Onu, bir fayda elde etmek, bir ziyandan kurtulmak için aramaz. Kurt, yahut yırtıcı bir canavar paralamasın diye<br />
arar.<br />
Ne mutlu yüzünü görene, yahut ansızın senin bulunduğun yere ulaşana!<br />
Pak ruh bile seni övmüş.. halbuki ben, sana ne kadar kötü ve saçma şeyler söyledim.<br />
Fakat efendim, padişahlar padişahı sultanım, onları ben söylemedim, bilgisizliğim söyledi.<br />
Bir parçacık olsun bu hali bilseydim, böyle abes sözler söyleyebilir miydim<br />
1905. Ey iyi huylu, eğer bana bu hali kinaye ile bile olsa çıtlatsaydın seni bir hayli överdim.<br />
Fakat sükut ederek kızgın göründüm. Hiçbir şey söylemeksizin kafama vurmaya başladın.<br />
Başım sersemleşti, aklım gitti. Hele benim bu başım.. zaten aklı da kıt!<br />
Ey yüzü de güzel, işi de güzel adam, affet. Deliliğimden söylediğim sözleri bağışla!..<br />
Atlı “ Eğer ben, bunu biraz çıtlatsaydım derhal yüreğin su kesilir, ödün patlardı.<br />
1910. Yılanı anlatsaydım, korkudan canın çıkıverirdi.<br />
Mustafa “ Canınızdaki düşmanı size, olduğu gibi anlatsam.<br />
Yiğitlerin bile ödü patlar.. ne yol yürümeğe takatları kalır, ne bir işin tasasına düşerler!<br />
Ne kimsenin gönlünde niyaz etmeğe kudret kalır, ne tenin de oruç tutmaya, namaz kılmaya kuvvet” buyurdu.<br />
Bunu duyan, kedi önündeki sıçan gibi yok olur; kurt önündeki kuzu gibi mahvolur..<br />
1915. Ne uyku uyuyabilir, ne yemek yiyebilir. Onun için ben sizi, bunu söylemeden terbiye etmekte, yetiştirmekteyim.<br />
Ebu Bekr-i Rebabi gibi susmakta, Davut gibi demire el vurmaktayım.<br />
Bu suretle de olmayacak şey, benim elimde mümkün olur, bir hale yola girer, kanadı yolunmuş kuşun bile kanadı<br />
çıkar.<br />
Çünkü Allah’nın eli, insanların ellerinden üstündür. Tek Allah da bizim elimize “ Benim elim” demiştir.<br />
Şu halde şüphe yok ki benim kolum uzundur;her yere,her şeye erişir. Ta yedinci kat gökten bile aşar.<br />
1920. Elim gökte bile hünerler göstermiştir. Ey Kuran okuyan “İnşakkal Kamer” âyetini okuyuver!<br />
Bu övüş de akıllar zayıf olduğu içindir. Zayıf olanlara kudreti anlatmaya imkân mı var<br />
Uykudan başkaldırırsan anlarsın.Bu iş böyledir işte.. doğrusunu Allah daha iyi bilir.<br />
Eğer sen içinde ki yılanı bilseydin ne elma yemeğe kuvvetin kalırdı, ne yol yürümeye, ne de kusmağa!<br />
Sen beni sövüyordun, ben de seslenmiyor, fakat atımı sürüyordum. Gizlice de Yarabbi, sen işimi kolaylaştır<br />
demekteydim.<br />
1925. Sebebi söylememe izin yoktu, fakat seni kendi haline bırakmaya da kaadir değilim.<br />
Her an gönlümdeki dert yüzünden, Yarabbi, kavmime yolu sen göster, çünkü onlar bilmiyorlar, demekteydim” dedi.<br />
Derdinden kurtulan adam, secdeler etmekte “ Ey bana saadet, ikbal ve hazine olan!<br />
Ey yüce kişi! Allah’dan hayırlar bul! Bu zayıfın sana şükretmeye kudreti yok.<br />
Mükâfatını Allah versin. Ağzım, dilim, sana şükretmekte âciz” demekteydi.<br />
1930. İşte akıların düşmanlığı bu çeşittir. Onların zehirleri bile cana neşe verir.<br />
Ahmağın dostluğu ise eziyettir, sapıklıktır. Misal olarak birde hikâyeyi dinle:<br />
Bir adamın, ayının vefakârlığına güvenmesi<br />
Bir ejderha bir ayıyı yakalamıştı. Yiğidin biri, giderken ayının bağırmasını duydu.<br />
Âlemde düşkünlere yardımcı erler vardır. Onlar, mazlumlar feryat ettiler mi derhal yetişirler.<br />
Mazlumların seslerini her yerden işitirler, Hak rahmeti gibi o tarafa koşarlar.<br />
1935. Âlemin sarsıntılarına, yıkıntılarına direk, destek olan.. gizli dertlerin tabibi bulunan o erler;<br />
Muhabbetin, adaletin, rahmetin ta kendisidirler.Onlar, Hak gibi illetsiz, rüşvetsiz kişilerdir.<br />
<br />
Onlardan birine “ Can ve gönülden ettiğin bu yardım için, neden yardım ediyorsun ” denilse ancak “ yardım isteyenin<br />
gamından, çaresizliğinden” der.<br />
Erin avı merhamettir. İlaç, âlemde dertten başka bir şey aramaz.<br />
Nerede bir dert varsa, deva oraya gider. Su, neresi alçaksa, oraya akar.<br />
1940. Sana da rahmet suyu gerekse yürü, alçal da sonra rahmet suyunu iç, sarhoş ol.<br />
Ta başa kadar rahmet içinde rahmet var. Oğul, bir tek rahmete dalma, bir tek rahmete kani olma.<br />
Ey yiğit, gökyüzünü ayak altına al, feleğin üstünden nağme seslerini duy!<br />
Kulağından vesveseler pamuğunu çıkar ki, kâinat’ın cuş’u huruşunu duyasın.<br />
Gözlerini ayıp kılından arıt ta gayp bağını,gayp selviliğini gör.<br />
1945. Burnundan, beyninden nezleyi gider de Allah kokusu burnuna gelsin.<br />
Sıtmadan, safradan hiçbir eser bırakma da âlemden şeker lezzetini bul.<br />
Sen yüz türlü güzel yüzlü evlât olması için erlik ilâcını kullan, erlikten kesilmiş olarak koşup tozma.<br />
Can ayağından ten bukağısını çıkar da meclis etrafında dönüp dolaşsın.<br />
Hasislik zincirini elinden, boynundan at, eski felekte yeni bir baht bul.<br />
1950. Lütuf Kâbesine uçmaya kanadın yoksa çare bulana arz et.<br />
Ağlayıp inleme kuvvetli bir sermayedir; külli rahmet, pek güçlü bir dadıdır.<br />
Dadı ve ana, çocuk ne vakit ağlayacak diye bahaneler ararlar.<br />
Allah da sizin hacet çocuklarınızı, ağlasın da süt meydana gelsin diye yarattı;<br />
“Allah’yı çağırın” dedi; ağlayıp inlemeyi bırakma ki Allah’nın merhamet sütleri coşsun.<br />
1955. Rüzgârın sesi de bizim gamımızı teskin etmek içindir, bulutun süt yağdırması da. Hele bir an sabret.<br />
“ Rızkınız gökyüzündedir” âyetini duymadın mı Neden bu aşağılık yere saplanıp kaldın<br />
Korkunu, ümitsizliğini gul sesleri bil. Onlar, seni aşağılıkların ta dibine kadar çekerler.<br />
Seni yücelere çeken her ses, bil ki yücelerden gelmektedir.<br />
Sana hırs veren her sesi de adamları paralayan bir kurt sesi bil.<br />
1960. Bu yücelik, mekân bakımından değildir.. bu yücelikler, akıl ve can yücelikleridir.<br />
Her sebep eserinden yücedir.Çakmak, kıvılcımdan üstündür.<br />
Birisi, azametli birinin alt yanına otursa bile hakikatte üst tarafına oturmuş sayılır.<br />
Çünkü orasının üstünlüğü şeref bakımındandır. Baş köşeden uzak olan yer, alçaktır.<br />
Kıvılcım çıkarmak için taş ve demir gerek. Bunların varlığına lüzum olduğundan bu ikisi, kıvılcımdan üstün sayılabilirse<br />
de.<br />
1965. Çakmaktan maksat taş ve demirden meydana gelen kıvılcım olduğundan, kıvılcım onlardan çok ileridedir.<br />
Taş ve demir evvel, kıvılcım sonra. Fakat bu ikisi ten, kıvılcım can.<br />
Kıvılcım, zaman itibariyle çakmaktan sonra ise de değeri bakımından ondan üstündür.<br />
Zaman bakımından dal, meyveden öncedir, fakat hüner bakımından daldan üstün.<br />
Çünkü ağaçtan maksat meyvedir; şu halde meyve evveldir, ağaç sonra gelir.<br />
1970. Ayı, ejderhadan feryat edince o er, ayıyı onun pençesinden kurtardı.<br />
Hile ile babayiğitlik birleşti, er de ejderhayı bu kuvvetle alt edip öldürdü.<br />
Ejderhanın gücü vardır ama hilesi yoktur. Senin hilen var ama hilenden üstün hile de var!<br />
Hile ve tedbirini görünce yürü, o hile, o tedbir nereden geldi O başlangıç tarafına dön, o tarafa yönel.<br />
Aşağılık âlemde bulunan her şey yücelikten gelmiştir. Haydi var, gözünü yüceliklere dik.<br />
1975. Yücelere bakmak, önce gözü alır, kamaştırır ama sonra bakışa bir aydınlık bağışlar.<br />
Gözünü aydınlığa alıştır.Yok.. eğer yarasaysan karanlıklara baka dur!<br />
Âkıbeti görme, nurunun nişanesidir, bu şehvete düşmense senin mezarın.<br />
Yüz türlü oyun görüp, yüz türlü tecrübe geçirip âkıbeti gören kişi, bir tek oyun görene benzemez.<br />
Bir oyun gören, o tek oyuna öyle mağrur oldu ki ululanması yüzünden üstatlardan uzak kaldı.<br />
1980. Sâmirî gibi.. o, kendisinde bir hüner görünce ululanıp Musa’dan baş çekti.<br />
Halbuki o, hünerini Musa’dan öğrenmişti. Öyle olduğu halde öğretmeninden gözünü yumdu.<br />
Hulâsa Musa da başka bir oyun etti ; onun oyununu kapıverdi, kendisini de!<br />
Başta dönüp dolaşan nice hünerler, nice bilgiler vardır ki insan onlarla baş oluncaya kadar, baş elden gider!<br />
Başının gitmemesini istersen ayak ol, rey ve tedbir sahibi Kutb’a sığın!<br />
1985. Şah bile olsan kendini ondan üstün görme.Bal bile olsan onun otundan başka bir şey devşirme.<br />
Senin fikrin surettir, onun ki can . Senin paran kalptir, onunki maden.<br />
O, sensin. Kendini onda ara. “Kû, Kû- Nerede, nerede ” diye onun civarında bir üveyik ol!<br />
<br />
Sefa ehline hizmet etmek istemezsen ejderha ağzına düşen ayıya benzersin.<br />
Belki bir üstat seni kurtarır, tehlikelerden çekip çıkarır.<br />
1990. Madem ki gücün kuvvetin yok.. ağlayıp inle! Madem ki körsün.. yol görenden baş çekme!<br />
Ayıdan daha aşağı mısın ki derdinden ağlayıp inlemiyorsun. Ayı feryat ettiği için dertten kurtuldu.<br />
Ey Allah, bizim taş yüreğimizi mum gibi yumuşat; kerem et de feryadımıza acı!<br />
Kör bir dilencinin “Bende iki körlük var” demesi<br />
Bir kör vardı, derdi ki: “Ey zamane ehli, elâman.. benim iki körlüğüm var.<br />
Şu halde bana iki kat acıyın. Çünkü iki kat körüm, bu iki körlüğe birden müptelâyım”<br />
1995. Birisi “ Bir körlüğünü görüyoruz. Öbür körlüğün nedir Göster” dedi.<br />
Kör dedi ki; “ Sesim çirkin, avazım bed. Ses çirkinliği ve körlük iki kat körlüktür.<br />
Çirkin sesim halka keder vermekte. Halkın acıması, sesim yüzünden azalmakta.<br />
Kötü sesim nereye varırsa hiddet, gam ve kin meydana gelmekte.<br />
İki körlüğe siz de iki kat acıyın. Böyle hiçbir yere sığmayan kişiyi gönlünüze sığdırın, hoş görün”<br />
2000. Bu şikâyet, bu sızlanma yüzünden sesinin çirkinliği kalmadı. Halkın hepsi ona acımaya başladı.<br />
Sırrını söyleyince gönlünün güzel sesi, sesini güzelleştirdi, sesindeki çirkinlik gitti.<br />
Fakat birisinin gönül sesi de çirkin olursa o adamda üç ebedî körlük vardır.<br />
Fakat sebepsiz illetsiz hacetleri reva edenler, olabilir ki onun çirkin başına bir el korlar.<br />
O dilencinin sesi hoş ve acınacak hale gelince taş yüreklilerin yüreği bile muma döndü.<br />
2005. Kâfirin sesi çirkin olduğundan icabete eş olamaz.<br />
“ Susun” emri, kötü ses hakkındadır. Çünkü o ses, halkın kanından köpek gibi sarhoş olmuştur.<br />
Ayının feryadı bile acındıracak bir ses olur da senin feryadın olmazsa bu çok kötü bir şeydir!<br />
Bil ki sen Yusuf’a kurtluk etmişsin, yahut bir suçsuzun kanını içmişsin.<br />
Tövbe et içtiğini kus.. Eğer yara eskidiyse yürü, dağla!<br />
Ayıyla,onun vefakârlığına güvenen ahmağın hikâyesi<br />
1210. Ayı, ejderhadan kurtulup o babayiğit erden o keremi görünce,<br />
Eshâb- Kehf’in köpeği gibi onun peşine takıldı.<br />
O Müslüman, hastalanıp yastığa baş koyunca da ayı, ona bağlanmış, gönül vermiş olduğundan bırakmadı, başın da<br />
beklemeye başladı.<br />
Birisi oradan geçerken “ Halin nasıl Kardeş, bu ayıyla ne işin var” dedi.<br />
Er, ejderha hikâyesini nakletti. O adam “ Ayıya güvenme be ahmak.<br />
2015. Ahmağın dostluğu düşmanlıktan beterdir. Ne suretle olursa olsun sürülmesi gerek” dedi.<br />
Er dedi ki; “Vallahi bunu hasedinden söyledin, yoksa sen ayıya ne bakıyorsun, sevgilisini gör!”<br />
Adam, “ Ahmakların sevgisi aldatıcı bir sevgidir, benim bu hasedim, onun sevgisinden iyidir.<br />
Be adam, gel benimle bir ol da o ayıyı sür, defet.Hemcinsini bırakıp ayıya güvenme” dediyse de<br />
Er, “Git, git hasetçi herif, kendi işine bak” dedi. Adam “İşim buydu ama sana nasip değil.<br />
2020. Yüce kişi ben bir ayıdan daha aşağı değilim ya. Onu bırak da eşin dostun ben olayım.<br />
Başına bir şey gelecek diye yüreğim titriyor. Böyle bir ayı ile ormanlığa gitme.<br />
Yüreğim asla olmayacak şeyden titremedi. Bu seziş Allah nurundandır, saçma değil.<br />
Ben müminim “ Mümin Allah nuruyla bakar” sırrına mazharım. Kendine gel, kendine! Bu ateşgedeyi bırak!” dedi.<br />
Bu sözler, erin kulağına girmedi. Suizan adama kuvvetli bir settir.<br />
2025. Ayının elini tuttu, adamın elini bıraktı. Adam da “ Senin aklın başında değil, gidiyorum” dedi.<br />
Er dedi ki: “ Git benim kaydıma kalma. Boş boğaz herif, o derece bilirlikten dem vurup durma”<br />
Adam tekrar “ Ben senin düşmanın değilim. Peşimden gelirsen kendine lütfetmiş olursun” dedi.<br />
Er “ Uykum geldi. Bırak beni işine git”dedi. Adam “ Yahu, ne olur bir dosta uy da,<br />
Akıllı birisinin himayesinde, gönül sahibi bir dostun civarında uyu” dedi.<br />
2030. Babayiğit, o adamın ısrarından hayallenip kızıverdi, yüzünü çevirip,<br />
“ Bu galiba bir katil, bana kastetmeye geldi; yahut bir şey umuyor, dilenci ve külhani herifin biri!<br />
Yahut da beni bu ayıyla korkutma hususunda evvelce dostlarıyla bahse girişmiş olmalı” dedi.<br />
İçinin kötülüğünden hatırına iyi bir şey gelmedi.<br />
Bütün hüsnü zannı ayıyaydı. Sanki ayıyla aynı cinstendi!<br />
2035. Bir köpek uğruna bir akılıyı itham etti, ayıyı muhabbet ve merhamet sahibi bir dost bildi!<br />
<br />
Musa Aleyhisselâm’ın öküze tapana “Nerde düşüncen,nerde ihtiyatın,tedbirin ” demesi<br />
Musa bir hayal sarhoşuna dedi ki: “ Ey kötülükten, sapıklıktan fena düşüncelere saplanmış kişi,<br />
Benden bunca bürhan görmene ne benim bu derece güzel huyuma rağmen, peygamber olup olmadığıma dair yüzlerce<br />
şüphen vardı.<br />
Benden yüz binlerce mucize gördüğün halde hayalin yüz kat artmakta, o derece şüpheye,zanna düşmekteydin.<br />
Hayalden, vesveseden daraldın, Peygamberliğime ta’nedip durmaya başladın.<br />
2040. Seni Firavuna uyanların şerrinden kurtarmak için denizden apaçık toz kopardım.<br />
Gökten kırk yıl kâselerle yemek geldi, duam bereketiyle taştan ırmak coştu.<br />
Bu ve buna benzer nice yüzlerce mucize, senin vehmini azaltmadı, eksiltmedi.<br />
Fakat sihirli bir buzağı ses verdi.Allahm sensin diye derhal secde ettin.<br />
O vehimlerini Nil götürdü, o soğuk anlayışın uykuya daldı.<br />
2045. Onun hakkında da niye kötü bir zanna düşmedin Ey kötü suratlı, onun önüne nasıl baş koydun<br />
Niçin onun hilesinden şüphelenmedin, onun ahmakları aldatan sihrinden niye işkillenmedin<br />
Be aşağılık kişiler, Sâmirî kim oluyor ki âlemde bir Allah düzüp koşsun.<br />
Onun bu hilesine nasıl oldu da kapıldın, nasıl oldu da ona uydun, onunla aynı fikirde bulundun Nasıl oldu da bütün<br />
şüpheleri attın,kurtuldun<br />
Sence öküz, bir lâfla Allahlığa lâyık oluyor da sonra benim peygamberliğimde şüpheye düşüyorsun ha<br />
2050. Bir öküze eşeklikten secde ettin, aklın Sâmirînin sihrine av oldu.<br />
Ululuk sahibi Allah’nın nurundan göz yumdun. İşte sana adamakıllı bilgisizlik, işte sana sapıklığın ta kendisi!<br />
Yuf olsun sendeki akla, irfana. Senin gibi bilgisizlik madenini öldürmek gerek.<br />
Altından yapılan öküz ses verdi de ne dedi ki, ahmaklar ona bu derece rağbet ettiler<br />
Ben size daha ziyade şaşılacak pek çok şeyler gösterdim. Fakat aşağılık kişiler, nasıl olur da hakkı kabul ederler<br />
2055. Bâtılları ne cezbedebilir Ancak bâtıl! Tembellere ne hoş gelir tembellik!<br />
Çünkü her cins, kendi cinsini çeker. Öküz nasıl olur da erkek aslana yüz tutar<br />
Kurt neden Yusuf’a âşık olacak Ancak hile ile onu sever görünür, sonra da onu parçalayıp yer.<br />
Fakat kurt, kurtluktan kurtulursa Yusuf’a mahrem olur.Eshab-ı Kehf’in köpeğin gibi âdemoğullarından sayılır.<br />
Ebubekir, Muhammet’ den bir koku alınca “Bu yüz yalancı yüzü değil” dedi.<br />
2060. Fakat Ebu cehil, dert sahiplerinden olmadığı için yüzlerce Şakkı Kamer gördü de yine inanmadı.<br />
Leğeni damdan düşen, şöhreti âleme yayılan dertliden Hakk’ı gizledik, fakat gizlenmedi gitti.<br />
Cahil olan ve Allah derdinden uzak bulunan kişiye de hakikat sırlarını nice defalar gösterdiler de o görmedi.<br />
Gönül aynası sâf olmalı ki orada çirkin suratı güzel surattan ayırt edebilsin”<br />
Nasihatçının,ayıya kapılan kimseyi,bir çok nasihat verdikten sonra terketmesi<br />
O Müslüman, kızarak ve içinden “ Lâ havle” diyerek ahmağı bırakıp gitti.<br />
2065. “ Benim ona ciddiyetle nasihat vermemden, üstüne düşmemden, gönlündeki hayaller attı, büsbütün vehimlendi.<br />
Demek ki nasihat yolu kapandı” dedi. “ Fa’rıd anhum” emrine bağlandı.<br />
Verdiğin ilâç derdi arttırırsa sen de sözü isteyene söylet. Abese suresini okusana.<br />
Allah “ Kör, Hakk’ı diliyorsa onun yoksulluğu yüzünden gönlünü kırmak yaraşmaz.<br />
Sen, halk, ulularından öğrensin diye uluları irşat etmek istiyorsun ama,<br />
2070. Ey Ahmet, büyüklerin bir kısmı seni dinlemeye koyulunca hoşlandın,belki,<br />
Bu ulular, dine güzelce yardımcı olurlar, bunlar Arab’a Habeş’e reistir.<br />
Bunların yüzünden İslam dininin şöhreti Basra’yı Tebük’ü aşar. Çünkü halk, padişahlarının dinindendir.<br />
Diye düşündün, bu yüzden de hidayet isteyen körden yüz çevirdin, onun sohbetinden sıkıldın.<br />
“ Bunlar her vakit ele geçmez. Sen dostlarımızdansın, vaktin de geniş.<br />
2075. Bu dar vakitte işime mâni olma.Bunu sana darılarak, kızarak söylemiyorum, nasihat yollu söylüyorum” dedin.<br />
Fakat Ey Ahmet , Allah indinde bu bir tek kör, yüzlerce Kayserden, yüzlerce vezirden yeğdir.<br />
İnsanlar madenlerdir, sözünü hatırına getir. Öyle maden olur ki yüz binlerce madenden daha değerlidir.<br />
Gizli kalmış lâl ve akik madeni, yüz binlerce bakır madeninden değerlidir.<br />
Ey Ahmet, burada malın faydası yok.Aşkla, dertle, dumanla dolu gönül lâzım.<br />
2080. Gönlü aydın kör gelince kapıyı kapama. Ona nasihat ver, nasihat onun hakkıdır.<br />
<br />
İki üç ahmak seni inkâr etse neden acılaşırsın, sen zaten şeker madenisin.<br />
İki üç ahmak seni itham etse bile Hak, sana tanıklık eder” dedi.<br />
( Muhammed dedi ki:) “ Âlemin ikrarından fariğim. Birisine Allah tanık olursa gayrı ona ne gam!<br />
Yarasa, güneşi göremez.Görüyorum dese bile gördüğü güneş değildir.<br />
2085. Yarasaların nefretinden de anlaşılıyor ki ben ulu Allah’nın parlak bir güneşiyim.<br />
Bir gül suyuna bokböcekleri rağbet etseler bu, onun gül olmadığına delâlet eder.<br />
Kalp akça mihenk istese, mihengin mihenk oluşunda şüphe hâsıl olur.<br />
Bil ki hırsız geceyi ister, gündüzü değil.Ben gece değilim, cihanda parıldayan gündüzüm.<br />
Bey ayırıcıyım. Benden bir saman çöpü bile geçmesin diye kalbur gibi her şeyi eler, ayırt ederim.<br />
2090. Bunların nakışlardan, suretlerden ibaret olduğunu, onlarınsa can bulunduğunu göstermek üzere unu, kepekten<br />
ayırırım.<br />
Ben, dünyada Allah terazisiyim.Hafif olan her şeyi ağırdan tefrik eder, gösteririm.<br />
Öküz, elbette bir buzağıyı Allah tanır. Eşek müşteri olup bir şey alsa, elbette ham kavun alır.<br />
Ben öküz değilim ki, beni buzağı satın alsın. Ben, diken değilim ki beni deve yesin!<br />
O, bana cevrettim sanır, halbuki hakikatte âdeta aynamı siler, cilâlar.”<br />
Bir delinin Calinus’a yaltaklanması,Calinus’un bundan korkması<br />
2095. Calinus, eshabına “ Bana filân ilâcı verin” dedi.<br />
İçlerinden birisi dedi ki: “ Ey her fenni bilen üstat, bu ilâcı delilik için verirler.<br />
Delilikse, senin aklından uzak. Bu sözü bir daha söyleme!” Calinus, “ Bana bir deli baktı.<br />
Bir müddet güzelce yüzümü seyretti. Bana göz kırptı; sonra yenimi yakamı yırttı.<br />
Eğer benim, onunla bir münasebetim olmasaydı o çirkin suratlı nasıl olur da bana yüz çevirirdi<br />
2100. Eğer bende kendisiyle bir cinsiyet, bir münasebet görmeseydi nasıl olur da bana gelip çatardı Nasıl olur da kendi<br />
cinsinden olmayana musallat olurdu<br />
İki kişi birbiriyle uzlaştı, birbirine sataştı mı, hiç şüphe yok, aralarında bir kadr-i müşterek vardır.<br />
Kuş ancak kendi cinsinden olan kuşlarla uçar. Kendi cinsinden olmayanla sohbet âdeta mezara girmedir” diye cevap<br />
verdi.<br />
Bir kuşun kendi cinsinden olmayan bir kuşla uçup yayılmasındaki sebep<br />
Bir hakîm dedi ki: “ Yazıda bir kargayla bir leyleğin beraberce koşup uçmakta olduğunu gördüm.<br />
Hayret ettim, bakalım aralarındaki kadr-i müştereke ait emare bulabilir miyim, diye hallerini araştırmaya koyuldum.<br />
2105. Hayretle yanlarına yaklaşınca gördüm ki ikisi de topal!”<br />
Hele Arşa mensup bir doğanla ferşin malı olan bir yarasa nasıl olur da beraber bulunur<br />
Biri İlliyîn’in güneşi, öbürü Siccîn’in yarasası.<br />
Biri her ayıptan arınmış tertemiz bir nur, öbürü her kapının dilencisi bir kör.<br />
Biri Pervin burcuna ziya veren bir ay , öbürü fışkıda debelenen bir kurt.<br />
2110. Biri Yusuf yüzlü, İsa nefesli.. öbürü bir kurt, yahut çıngıraklı bir eşek.<br />
Biri Lâmekân âleminde uçmakta.. öbürü köpekler gibi samanlıkta kalakalmış!<br />
Gül, hâl diliyle bokböceğine şu sözleri söyleyip durmaktadır: “ Ey koltuğu kokmuş,<br />
Gül bahçesinden kaçıyorsun ama bu nefretin gülistanın kemaline delâlet eder.<br />
Benim gayretim, senin başına dikilmiş bir yasakçıdır.Ey bayağı mahlûk, buradan uzak ol.” Gül bokböceğine şöyle<br />
bağırmaktadır:<br />
2115. “ Ey aşağılık mahlûk, sen benimle ihtilât edersen benim madenimdesin diye bir şüphe hasıl olabilir.<br />
Bülbüllere çayır, çimen yaraşır. Bokböceğine vatan da pisliktir.<br />
Allah, beni pislikten murdarlıktan arıttı. Başıma bir murdarı dikmesi lâyık mıdır<br />
Benim de bir damarım onlardandı, fakat Allah o damarı kesip attı.Artık o kötü damar bana nasıl hükmedebilir<br />
Âdem’in bir nişanı ezelde şuydu: Melekler, ona secdeye lâyık olduğu için baş indirdiler, secde ettiler.<br />
2120. Başka bir nişanı da İblis’in “Şah ve ulu benim” diye baş indirmemesiydi.<br />
Fakat İblis de Âdem’e secde etmiş olsaydı Âdem , Âdem olmazdı, başka birisi olurdu.<br />
Her meleğin ona secde etmesi, Âdem’in Âdemliğine delil olduğu gibi o düşmanın, İblis’in inadı da bir delildir.<br />
Meleğin ikrarı, ona bir şahit olduğu gibi o köpeğin inkârı da bir şahittir”<br />
O aldanmış kişinin,ayının vefasına güvenmesi<br />
Adam uyudu, ayı sinek kovalamaktaydı. Sinek, kovulunca kalktı, fakat inadına gene kalktığı yere gelip kondu.<br />
<br />
2125. Ayı, o gencin yüzünden kaç kere sineği kovdu. Fakat sinek gene derhal kalktığı yere gelip konmaktaydı.<br />
Ayı, sineğe kızıp, gitti dağdan kocaman bir taş yakalayıp getirdi.<br />
Sineğin gene uyuyan adamın suratına konmuş olduğunu görünce,<br />
O koca değirmen taşını alıp, sineği ezmek için adamın suratına fırlattı.<br />
Taş, uyuyan adamın suratını paramparça etti. Bu mesele de bütün âleme yayıldı;<br />
2130. Aptalın sevgisi şüphesiz ayının sevgidir. Kini sevgidir, sevgisi kin.<br />
Ahdi gevşek, zayıf ve bozuk.. sözü büyük, vefası artık.<br />
Ant içse bile inanma. Eğri sözlü adam andını da bozar.<br />
Madem ki yeminsiz sözü yalan. Hilesine yeminine de inanma.<br />
Onun nefsi beydir, aklı esir.. farz et ki yüz binlerce defa Mushaf’a yemin etmiş olsun!<br />
2135. Mademki yeminsiz ahdi bozuyor, yemin etse onu da bozar.<br />
Çünkü nefsi, ağır yeminle bağlanan nefis, bundan daha ziyade daralır, perişan olur.<br />
Bu, bir esirin hâkimi bağlanmasına benzer. Hâkim o bağı koparır,o bağdan kurtulur.<br />
Kızgınlıkla o bağı, kölesinin kafasına fırlatıp atar.Nefis de o yemini, kendisine esir olan adamın suratına vurur.<br />
Sen onun “Ahitlerinize vefa edin” hükmünden el yıka. “ Yeminlerinizi koruyun, ahitlerinizde durun” hükmünü ona<br />
söyleme.<br />
2140. Kiminle ahdettiğini bilen tenini iplik haline kor, o ahdin etrafında dolanır, o ahdi örer durur.<br />
Mustafa Aleyhisselâm’ın bir hasta sahabenin hatırını sormaya gitmesi,hasta halini,hatırını sormasının faydası<br />
Sahabeden biri hastalandı, o hastalık yüzünden zayıfladı, iplik gibi inceldi.<br />
Mustafa halini, hatırını sormaya geldi. Çünkü Peygamber’in huyu tamamıyla lütuf ve keremden ibaretti.<br />
Hastanın halini, hatırını sormaya gitmekte fayda vardır. Faydası da gene sanadır.<br />
Birinci faydası şudur; O hasta adam, bir kutup, bir ulu şah olabilir.<br />
2145. Mademki inatçı adam, gönlünün iki gözü de yok, odunu ödağacından ayırt edemezsin.<br />
Âlemde hazineler var. Beyhude üzülme, yorulma. Yalnız hiçbir viraneyi de definesiz bilme.<br />
Her dervişe ne olur, ne olmaz diye mülâzemette bulunadır, bir nişane buldun mu da artık onun etrafında adamakıllı<br />
dön, dolaş!<br />
Mademki sende o can gözü yok, her vücutta define var san!<br />
Kutup olmasa bile belki bir yol dostudur, padişah değilse bile bir atlı askerdir.<br />
2150. Kim olursa olsun, ister yaya, ister atlı.. yol dostlarıyla buluşmayı, onların halini sormayı, hatırlarını ele almayı lâzım<br />
bil.<br />
Hattâ o adam, düşman bile olsa yine ihsan iyidir. Çünkü ihsan yüzünden düşman bile adama dost olur. ;<br />
Dost olmasa bile hiç olmazsa kini azalır. Çünkü ihsanda bulunmak, kine âdeta merhemdir.<br />
Bundan başka daha nice faydaları var ama ey iyi adam, sözü uzatmadan korkuyorum.<br />
Sözün hülâsası şu: Topluluğa dost ol. Hattâ bir dost bulamazsan put yapan Amad gibi taştan bir dost yont, onu sev!<br />
2155. Zira kalabalık ve kervan halkının çokluğu yol vurucuların belini kırar, onları kahreder.<br />
Ulu Allah’nın Musa Aleyhisselâm’a “Niçin<br />
hastalığımda benim halimi,hatırımı sormağa<br />
gelmedin ” diye vahyetmesi<br />
Allah’dan Musa’ya şu hitap geldi: “Ey koltuğundan ayın doğduğunu gören!<br />
Seni Allah’lık nurunun doğusu haline getirdiğim halde ben ki Allah’yım, hastalandım da niçin halimi hatırımı sormaya<br />
gelmedin ”<br />
Musa, “ Allah” sen kusurdan münezzehsin. Bu ne remizdir, Yarabbi, bunu bildir” dedi.<br />
Bunun üzerine Allah, yine “ Hastalığımda kerem edip niçin halimi sormadın ” buyurdu.<br />
2160. Musa, “ Yarabbi, senin bir noksanın olamaz. Aklım şaştı, bu sözün hakikatını anlat” dedi.<br />
Allah, “ Evet, has ve seçilmiş bir kulun hastalanmıştı. İyice bir bak hele.. o, benim.<br />
Onun özür serdetmesi benim özür serdetmemdir. Onun hastalığı benim hastalığımdır” buyurdu.<br />
Allah ile oturup kalkmak isteyen kişi veliler huzurunda otursun.<br />
Velilerin huzurundan kesilirsen helâk oldun gitti. Çünkü sen küllü olmayan bir cüzüsün.<br />
2165. Şeytan, birisini kerem sahiplerinden ayırırsa onu kimsiz, kimsesiz bir hale kor, o halde de bulunca başını yer,<br />
mahvedip gider.<br />
<br />
Topluluktan bir an bile ayrılmak bil ki Şeytan’ın hilesinden ibarettir.<br />
Bağcının,sofi,fakîh ve alevîyi birbirinden<br />
ayırıp yalnız bırakması<br />
Bir bahçıvan , bahçesine üç tane hırsızın girdiğini gördü.<br />
Bu üç kişinin birisi bir fakîh,birisi bir şerif, bir tanesi de bir sofi idi. Üçü de hafif meşrep ve vefasız kimselerdi.<br />
Bahçıvan, kendi kendine “Bunlara karşı söyleyeceğim nice sözler, bunları ilzam için getireceğim yüzlerce deliller var.<br />
Fakat bunlar, bir topluluk. Topluluksa kuvvettir,<br />
2170. Tek başıma bu üç kişinin hakkından gelemem, Önce onları birbirinden ayırmak lâzım.<br />
Her birisini, öbüründen ayırayım. Ondan sonra birer ,birer saçlarını, sakallarını yolarım” dedi.<br />
Hile edip arkadaşlarıyla arasını açmak üzere önce sofiyi yola vurdu.<br />
Sofi gidince öbür iki arkadaşıyla yalnız kaldı.<br />
Sofiye “ Eve git, bu arkadaşlar için bir kilim getir” dedi.<br />
Fakîhe “ Sen fakîhsin, bu da ünlü bir şerif.<br />
2175. Biz, senin fetvanla ekmek yemekte, senin bilgi kanadında uçmaktayız.<br />
Bu da bizim şehzademiz, sultanımız. Seyit ve Mustafa’nın soyundan, sopundan.<br />
Bu pisboğaz, bu hasis sofi kim oluyor ki sizin gibi padişahlarla düşüp kalkıyor.<br />
Gelince onu savın gitsin. Siz de tam bir hafta benim bahçemde, çayır çimenliğimde kalın.<br />
Hatta bağ da nedir ki Canim bile sizin.Siz benim sağ gözüm mesabesindesiniz” dedi.<br />
2180. Onları vesveselendirip kandırdı. Ah, arkadaştan ayrılmamak gerek.<br />
Sofi gelince onu savdılar. Bu sefer bahçıvan, koca bir sopayla ardından seğirtti.<br />
Dedi ki : “ Ey köpek sofi, demek sen cüret edip benim bağıma giriyorsun ha!<br />
Sana bu hususta Cüneyt mi yol gösterdi, Bayezid mi Bu sana hangi şeyhin, hangi pirinden kaldı<br />
Sofiyi yalnız bulunca bir iyice dövdü, âdeta yarı canlı bir hale koydu, başını yardı.<br />
2185. Sofi “ benim nöbetim geçti.Fakat arkadaşlar, bir iyice sıranızı gözetin.<br />
Beni ağyar bildiniz. Fakat bilin ki bu kaltabandan daha ağyar değilim.<br />
Benim yediğimi siz de yiyeceksiniz. Bu çeşit şerbet, her aşağılık kişiye lâyıktır.<br />
Bu âlem dağdır, senin sözlerin, yine ses vererek sana gelir” dedi.<br />
Bahçıvan sofiden kurtulunca yine o çeşit bir bahane kurdu.<br />
2190. Şerife “ Ey şerif, eve git de kuşluk öğünü için, yufka ekmeği pişirmiştim,<br />
Evin kapısını vur.Kaymaz’a söyle, o yufka ekmeğiyle kazı getirsin” dedi.<br />
Şerif gidince, fakîhe dedi ki: “ Ey işi yerinde, güneş görmüş her şeyi anlar bilir adam, den fakihsin, bu meydanda.<br />
O şerif, mânasız bir iddiada bulunuyor. Anasının ne iş ettiğini kim bilir ki<br />
Karıya ve karı işine gönül bağlıyor, hem kadınlar nâkıs akıllıdır diyor, hem de onlara itimat edemiyorsunuz.<br />
2195. Zamanede nice ahmaklar, Ali’ye Peygambere nispet iddia ederler.”<br />
Zinadan ve zina edicilerden olan herkes, Allah mensupları için işte bu zanda bulunur.<br />
Dönen ve bu yüzden başı dönmüş olan kişi elbette evi de kendisi gibi döner görür.<br />
O edepsiz bahçıvanın söylediği sözler, kendi haliydi. Evlâdı Resulden o işler, uzaktır.<br />
O bahçıvan mürtetlerin dölü olmasaydı Peygamber hanedanı hakkında böyle söyler miydi<br />
2200. Afsunlar okudu, fakîh de bunları dinledi. Bunun üzerine o sitemkâr fakîh şerifin ardından gidip,<br />
“ Ey eşek, bu bağa seni kim davet etti Hırsızlık sana Peygamberden mi miras kaldı<br />
Aslan yavrusu, aslana benzer, sen söyle bakayım, Peygambere ne yüzden benziyorsun ” dedi.<br />
O zâlim herif, şerife, Haricî Âl-i Yâsîn’e ne yaparsa onu yaptı.<br />
Hattâ şeytan ve gul, Âl-i Resul’e Yezid ve Şimir gibi nasıl kin tutarlarsa o da öyle kin tuttu, öcünü aldı .<br />
2205. Şerif, o zâlimin zulmünden harap oldu, fakîhe “ Ben sudan çıktım.<br />
Ayağını tetik bas, şimdi yapayalnız kaldın. Davula benze, boyuna karnına tokmak ye!<br />
Şerifliğimi bir tarafa bırak. Hattâ tut ki arkadaşlığa da lâyık değilim, fakat sana karşı bu çeşit bir zâlimden de aşağı<br />
değilim ya” dedi.<br />
Bahçıvan ondan da kurtulup fakîhe geldi ve dedi ki: “ Ey fakîh! Ne fakîhi, ey her sefih kişinin bile arlandığı herif!<br />
Ey eli kesilecise, bağlara gir de, caiz midir Emir var mı bile deme. Fetvan bu mu senin<br />
2210. Böyle bir ruhsatı Vasît’temi okudun Yoksa bu mesele Muhit’te mi var ”<br />
Fakîh “ Vur, vur, hakkın var. Fırsat ele geçti. Dostlardan ayrılanın lâyığı budur” dedi.<br />
<br />
Hastanın ve Peygamber Sallâllahü Aleyhi Ve<br />
Sellem’in hasta sahabeyi dolaşıp hatırını sorması<br />
hikâyesine dönüş<br />
Hastanın hatırını soruş, dostluğu, birliği temin etmek içindir. Bu birlik, bu dostluk da yüz türlü sevgi doğurur.<br />
Naziri olmayan Peygamber, hastayı dolaşmaya, hatırını sormaya gidince o sahabeyi ölüm halinde gördü.<br />
Velilerin huzurundan uzaklaşırsan hakikatte Allah’dan uzaklaşırsın.<br />
2215. Yoldaşlardan ayrılmanın sonu bile gam olursa padişahlardan ayrılık nasıl olur da ondan daha aşağı olur.<br />
Her an durma, padişahların gölgesini ara bul ki o gölgede güneşten de iyi bir hale gelesin.<br />
Sefere çıkarsan bu niyetle çık, oturuyorsan yine bundan gafil olma!<br />
Bir şeyhin Ebu Yezid’e “Kâbe benim,benim<br />
etrafımda tavaf et” demesi<br />
Ümmet Şeyhi Bayezid, hac ve umre için yola düşmüş, Mekke’ye doğru koşa, koşa gidiyordu.<br />
Hangi şehre varıyorsa önce o şehirdeki azizleri arıyor,<br />
2220. Bu şehirde basiret sahibi, gönül gözü açık kim var diye dolaşıp araştırıyordu.<br />
Allah, “ Sefer esnasında nereye varırsan önce bir er araman gerek” dedi.<br />
Hazine elde etmeye çalış, çünkü kâr, zarar, işin ardından gelir, sen bunları feri bil.<br />
Biri buğday elde etmek için ekin ekerse sonunda saman da elde eder.<br />
Fakat saman ekersen buğday elde edemezsin ki. İnsanların gözbebeği olan insanı ara, insanların gözbebeği olan<br />
insanı, insanların gözbebeğini!<br />
2225. Hac zamanı gelince Kâbe’yi ziyaret etmeye niyetlen. Oraya vardın mı Mekke’yi de görürsün.<br />
Miraçtan maksat dostu görmekti. Bu arada Arş da görüldü,melekler de.<br />
Hikâye<br />
Yeni bir mürit günün birinde bir ev yaptırdı. Pir gelip evini gördü.<br />
Şeyh, o yeni müridini, o iyi düşünceli kişiyi imtihan etmek maksadıyla dedi ki:<br />
“ Yoldaş, eve niçin pencere açtın ” O da şöyle cevap verdi: “ Işık gelsin diye”<br />
2230. Şeyh “ O feridir. Şunu niyaz etmek gerek: Bu pencereden ezanı duyasın” dedi.<br />
Bayezid, seferde vaktin Hızır’ı olan kişiyi bulmak için uğraşmakta, böyle bir er araştırmaktaydı.<br />
Vücudu hilâl gibi incelmiş bir pir gördü; onda erlerin halini, kalini buldu.<br />
Pirin gözü görmüyordu, fakat gönlü güneş gibiydi. Âdeta rüyasında Hindistan’ı görmüş bir file benziyordu<br />
Gözünü yummuş, uyumakta.. fakat yüzlerce zevk ve neşe âlemi görmekte.Gözünü açarsa nasıl olurda görmez<br />
Şaşılacak şey!<br />
2235. Rüya deyince şaşılacak şeyler açığa çıkar. Gönül uykuda pencere kesilir.<br />
Uyanık olduğu halde güzel rüya gören âriftir.Sen onun bastığı toprağı gözüne sürme gibi çek.<br />
Bayezid o pirin huzuruna varıp oturdu, halini sordu ; onun hem fakir, hem de aile efradı çok olduğunu anladı.<br />
Pir, “ Ey bayezid nereye gidiyorsun gurbet pılı pırtısını nereye kadar çekip sürüyeceksin” dedi.<br />
Bayezid “ Hac mevsimi.. Kâbe’ye gidiyorum” diye cevap verdi. Pir dedi ki : “ Yol masrafı olarak yanında ne var ”<br />
2240. Bayezid “ İki yüz dirhem gümüşüm var. Ridamın ucuna sımsıkı bağladım işte.” deyince,<br />
Pir, “ Etrafımda yedi kere tavaf et. Bu tavafı hac tavafından daha makbul bil.<br />
O dirhemleri de, ey cömert kişi, bana ver.Bil ki hac ettin muradın hâsıl oldu.<br />
Umre ettin ebedi ömre nail oldun, sâf bir hale geldin, Safa’ya koştun, Saiy erkânını yerine getirdin.<br />
Canının gördüğü Hak hakkı için ki o, beni kendi evinden daha üstün, daha makbul etmiştir;<br />
2245. Kâbe her ne kadar onun lütuf ve ihsan evidir ama benim vücudum da onun sır evi.<br />
Allah, Kâbe’yi kurdu ama kurdu kuralı ona gitmedi. Halbuki bu eve, benim vücuduma, o ebedi diri olan Allah’dan başka<br />
kimse gelmedi.<br />
Beni gördün ya, bil ki Allah’yı gördün; doğruluk Kâbe’sinin,hakikî Kâbe’nin etrafında tavaf ettin.<br />
Bana hizmet, Allahya itaat etmek, onu övmektir. Sakın Hakkı benden ayrı sanma.<br />
Gözünü iyi aç da bana öyle bak ki beşerde Allah nurunu göresin” dedi.<br />
2250. Bayezid, o nükteleri dinledi, altın bir küpe gibi kulağına taktı.<br />
Bu yüzden derecesi yükseldi, fazileti arttı. Hakikat yolunun sonuna erişmiş olan Bayezid, artık ondan sonra bir son<br />
tasavvur edilemeyecek olan bir makama vardı.<br />
<br />
Peygamber’in o şahsın hastalandığına, duada küstahlık<br />
etmesinin sebep olduğunu bildirmesi<br />
Peygamber, o hastayı görünce halini hatırını sordu, o hakikî dosta iltifatlarda bulundu.<br />
Adam, Peygamber’i görünce dirildi, sanki o anda yeniden yaratılmıştı.<br />
Sahabe, “ Hastalık beni bu bahta eriştirdi; bu sultan sabah çağında beni dolaşmaya geldi.<br />
2255. Bu suretle bana sıhhat erişti, saltanatına bir hudut olmayan bu padişahın kademi bereketiyle iyileştim.<br />
Ne güzel, ne mübarek ağrı, sızı.Ne mutlu, ne kutlu hastalık hararet, dert ve gece uykusuzluğu!<br />
İşte Allah bana bu kocalığımda lütuf ve kereminden böyle bir hastalık, böyle bir illet verdi.<br />
Arka ağrısı ihsan etti de her gece yarısı uykudan uyandırdı.<br />
Bütün gece manda gibi uyumayayım diye Hak, lütfetti, bana dertler ihsan etti.<br />
2260. Bu sınıklıktan da padişahların merhameti coştu. Cehennem de beni tehdit etmeden vazgeçti, sukût etti” dedi.<br />
Ağrı, sızı ve hastalık hazinedir. Rahmetler ondadır. Deri yırtıldı mı iç tazelenir.<br />
Kardeş, karanlık yere, soğuğa, gama, kırıklığa ve hastalığa sabretmek,<br />
Âbıhayat kaynağı ve sarhoşluk kadehidir. Çünkü yücelikler, hep aşağılıktadır.<br />
Baharlar güz mevsiminde gizlidir, güz mevsimi de baharda.Kaçma ondan!<br />
2265. Gama yoldaş o, vahşetle ünsiyet kesbet. Ölümünden uzun bir ömür isteyip dur!<br />
Nefsinin “ Bu kötü” dediğine kulak asma. Çünkü onun işi hep zıddınadır.<br />
Onun dediğinin zıddını yap. Âlemde peygamberlerin de vasiyetleri böyledir.<br />
Sonun da az pişman olasın diye yapacağın işlerde müşaverede bulunmak vâciptir.<br />
Ümmet “ Kiminle meşveret edelim ” dediler de, peygamberler “ Mukteda olan akılla” diye cevap verdiler.<br />
2270. Hattâ soran adam “ İyi ama ya hiçbir tedbiri, isabetli aklı olmayan bir çocuk, yahut kadın gelirse.. onunla da<br />
meşverette bulunalım mı deyince,<br />
Peygamber, “ Onunla da meşverette bulun, fakat ne derse onun zıddını yap, ona aykırı yola git” dedi.<br />
Nefsini kadın bil, hattâ kadından da beter. Çünkü kadın cüzüdür, nefsinse şerrin küllü!<br />
Nefsinle meşveret edersen o aşağılığın dediğine uyma, aksini yap;<br />
Hatta sana namaz kıl, oruç tut diye emretse bile, nefis hilecidir, o emriyle bile sana bir hile kuracaktır.<br />
2275. Yapacağın işde nefsinle meşveret etmek ve ne derse aksini yapmak kemaldir.<br />
Onunla başa çıkamaz, onun inadına karşı koyamazsın. Yürü, bir dost kazan, onunla uzlaş!<br />
Akıl, başka bir akıldan kuvvet bulur.Şeker kamışı, şeker kamışından kemal kazanır.<br />
Ben, nefsimin hilesinden neler gördüm neler.. sihriyle akıl ve temyizi bile giderir!<br />
Sana yeniden yeniye vaatlerde bulunur da binlerce kere bozar.<br />
2280. Ömrün, sana yüzlerce yıl mühlet verse nefis, her gün yeni bir bahane bulur, sana mÂni olur;<br />
Soğuk vaatleri sıcak bir surette söyler.O öyle bir sihirbazdır ki insanı kıskıvrak bağlar.<br />
Ey hak ziyası Hüsamettin, gel.. bu çoraklıkta sensiz ot bitmiyor.<br />
Bir velinin gönlünün kırılması yüzünden nefse uyanların önüne bir perde çekilmiştir.<br />
Bu kazaya yapılacak ilâcı yine kaza bilir. Halkın aklı kazaya pek şaşkındır.<br />
2285. Yola düşmüş bir kurt gibi olan o kara yılan, ejderha kesilmiştir.<br />
Fakat ejderha da, yılan da senin elinde asâ kesilir, ey Musa’nın canını bile sarhoş eden, ey Musa’yı bile kendisinden<br />
geçiren!<br />
Allah, sana “ Onu al, korkma, ejderha elinde asâ haline gelecek” hükmünü vermiştir.<br />
Ey padişah, haydi, Yedi Beyzâyı göster.Kara gecelerden yepyeni bir sabah meydana getir.<br />
Bir cehennem yandı, alevlendi. Ona üfür ey nefesi, denizin nefesinden üstün ve artık olan!<br />
2290. Deniz, hilebazdır, sana bir köpük gösterir; cehennemdir, sana bir hararet izhar eder..<br />
Onun için de gözüne ehemmiyetsiz görünür, bu suretle onu zebun görürsün, hışmın tepreşir.<br />
Nitekim kalabalık askerde Peygamberin gözüne pek az göründü.<br />
De Peygamber, tehlike görmeksizin onlara hücum etti. Eğer fazla görseydi çekinirdi.<br />
Ey Ahmet o bir inayetti ve sen onun ehliydin. Yoksa gönlün kötüleşir bozulurdu.<br />
2295. Allah, o zâhiri ve bâtınî savaşı ona da ehemmiyetsiz gösterdi, eshabına da.<br />
Bu suretle de kolay şeyi ona kolaylaştırdı, güçten de artık yüz çevirmez oldu.<br />
Düşmanı ona ehemmiyetsiz göstermek kutlu bir şeydi.Çünkü ona dost olan, yol yordamı öğreten Allah’ydı.<br />
Fakat zafer için yardımcısı Allah olmayan kişiye gelince: Ona tavşan bile erkek aslan görünür!<br />
Vay uzaktan yüzü bir görür de gururlanarak, savaşa girişirse!<br />
2300. Zülfikâr bir harbe gibi, erkek aslan da bir kedi gibi görünür de,<br />
<br />
Ahmak, yiğitçesine savaşa girişir, bu hileyle pençeye düşer.<br />
Bu suretle ateşe tapanlar, ateşgedeye kendi ayaklarıyla gelmiş olurlar.<br />
O iş sana bir saman çöpü gibi görünür. Hemencecik onu üfler, yerinden uçururum sanırsın.<br />
Halbuki kendine gel, o saman çöpü, dağları bile yerinden söker. Onun yüzünden âlem ağlamaktadır, o ise gülmekte!<br />
2305. Bu ırmak suyunun dibindeki topuk da görünür ama Uc-ibn-i Unuk gibi yüzlercesi onda boğulup gitmiştir!<br />
Kan dalgası, misk tepesi.. deniz gibi, kuru toprak görünür.<br />
Kör Firavun da o denizi kuru gördü de erlik gösterip içine at sürdü.<br />
Fakat içine dalınca denizin dibini boyladı. Firavun’un gözü nasıl olur da görür<br />
Göz Allah yüzüyle görür. Hak, nerede her ahmağın sırdaşı olacak<br />
2310. Şeker görür ama o gık demeden öldüren zehir kesilir. Yol sanır, fakat yol gösteren esas, esasen gul sesinden<br />
ibarettir!<br />
Ey felek, âhır zaman fitnelerine pek sıkı sarıldın, nihayet bir an mühlet ver!<br />
Sen, bizim kastımıza çekilmiş keskin bir hançersin; bizi hacamat etmek için zehirli bir hacamat aletisin.<br />
Ey felek, Allah’nın merhametinden merhamet öğren. Yılan gibi, karıncaların gönlünü yaralama!<br />
Bu yapının üstünde senin çarkını döndüren hakkı için.<br />
2315. Kökümüzü söküp çıkarmadan biraz da başka türlü dön, merhamete gel..<br />
Emriyle önce dadılığımızı yaptığın, fidanımızı sudan, topraktan bitirdiğin Allah hakkı için;<br />
Seni sâf yaratan, sen de bu kadar meşaleler meydana getiren padişah hakkı için.<br />
O seni o kadar mamur ve baki bir hale soktu ki, Dehrî, nihayet senin evveline evvel yok sandı.<br />
Şükür olsun ki senin evvelini bildik. Peygamberler sırrını söyledi.<br />
2320. İnsan olan bilir ki o, sonradan yapılmalıdır. Fakat evde ağ kuran örümcek ne bilsin!<br />
Sivrisinek ne bilir, bu bağ kimin Baharın doğar, kışın ölür.<br />
Tahta içinde sınık bir halde doğan kurt, tahtanın fidanlık halini bilir mi<br />
Bilse bilse o vakit mahiyeti itibariyle akıl sahibi olur, isterse sureti kurt olsun.<br />
Akıl, kendini renk, renk, çeşit,çeşit gösterir, ama peri gibi o suretlerden fersahlarca uzaktır.<br />
2325. Hatta peri de nedir ki Melekten bile üstündür. Fakat sen sinek kanatlısın da onun için aşağılarda uçuyorsun.<br />
Gerçi aklın, seni yüceliklere çekmekte; ama taklit kurşun aşağılıklarda yayılmakta.<br />
Taklitten doğan bilgi canımızın vebalidir, iğretidir. Bizse o bizim malımızdır diye oturup kalmışız.<br />
Bu çeşit akıldansa cahil olmak daha iyi.. deliliğe vurmak daha yeğ!<br />
Faydanı nede görüyorsan ondan kaç. Zehir iç, Âbıhayatı dök!<br />
2330. Seni öveni söv, kazancını, sermayeni müflise borç ver!<br />
Eminliği bırak, korku yerine var. Namusu terk et, apaçık rüsvay ol!<br />
Ben uzun uzadıya ilerisini düşünen aklı denedim. Bundan böyle divaneliğe vuracağım!<br />
Seyyid’in “Niçin orospuyu aldın ” demesi üzerine Delkak’ın mazereti<br />
Seyyid-i Ecel, bir gece Delkak’a “ Hemencecik bir orospuyu neden aldın<br />
Bunu bana söylemeliydin. Sana namuslu bir kız alırdık” dedi.<br />
2335. Delkak “ Dokuz tane namuslu, temiz kadın aldım, hepsi (:::) oldu. Derdimden eridim, bittim.<br />
Bunun üzerine bu hiçbir işe yaramaz orospuyu aldım. Görelim bakalım, bunun sonu ne olacak ” dedi.<br />
Ben, birçok defalar aklı sınadım. Bundan sonra bir tarla arayacak, oraya delilik tohumu saçacağım!<br />
Birisinin kendisini deli gösteren bir uluyu hile ile söyletmesi<br />
Birisi” Bir akıllı arıyorum, onunla meşverette bulunacağım, bir müşkülüm var, ona söyleyeceğim” dedi.<br />
Bu sözü duyan da “ Şehrimizde kendisini deliliğe vuran birisi var, ondan başka akıllı yok.<br />
2340. İşte bir sopaya binmiş, çocuklarla beraber koşup duruyor.<br />
Rey ve tedbir sahibi, ateş parçası gibi bir adamdır.<br />
Kadri gök gibi yüce, yıldızlar yağdırıcı bir zattır.<br />
Kudreti, parlaklığı, Kerrûbilere can olmuştur. O, kendisini bu divanelikte gizlemiştir.” dedi.<br />
Fakat her divaneyi kendine can sayma.. Sâmiri gibi buzağıya secde etme.<br />
Bir veli sana gayb’a ait yüz binlerce şeyi, yüz binlerce sırrı apaçık söylese bile,<br />
2345. Sen de o anlayış, o bilgi olmadıkça yine fışkıyı ödağacından ayırt edemezsin.<br />
Veli, kendisine deliliği perde etti mi, ey kör, sen onu nasıl tanıyabilirsin<br />
Eğer yakîn gözün açıksa bak da her taşın altında bir erin gizli olduğunu gör!<br />
Yol gösterici ortada, göz önünde; her Kelîm’in bir kilime bürünmüş olduğu meydandadır.<br />
<br />
Veliyi meşhur eden yine velidir. Veli, kime dilerse nasip verir.<br />
2350. Fakat deliliğe vurdu mu kimse akıl edip de onu anlayamaz.<br />
Bir hırsız, körden bir şey çaldı mı kör, onu bulabilir mi hiç<br />
Hırsız, gelip ona çatsa bile kör, hırsız kimdir Ne anlasın<br />
Köpek, kör yoksulu ısırsa bile kör, kendisini dalayan köpeği nereden bilecek<br />
Köpeğin kör bir dilenciye saldırması<br />
Bir köpek, mahallede bir kör bir dilenciye savaş aslanı gibi saldırdı.<br />
2355. Ay bile yoksulların izi tozunu gözüne sürme gibi çektiği halde, köpek, kızgınlıkla yoksullara saldırır.<br />
Kör, köpeğin sesinden korktu, âciz oldu. Ona tâzim etmeye başladı:<br />
“ Ey avcılar beyi, ey av aslanı, el senin elin (hüküm senin hükmün), benden el çek” demeye başladı.<br />
Hakîmin biri de zaruret yüzünden eşeğin kuyruğunu ağırlamış, o kuyruğa Kerim lâkabını takmıştır.<br />
Kör de zora gelince köpeğe “ Ey aslan, benim gibi arık birisini avlayıp da ne yapacaksın<br />
2360. Dostların çölde yaban eşeği avlamaktalar, sense mahallede kör avlıyorsun, bu ne kötü şey!<br />
Dostların avda yaban eşeği arıyorlar, sen sokakta hile düzüp kör arıyorsun” dedi.<br />
Bilgili köpek yaban eşeği avlar, bilgisiz köpekse köre kasteder.<br />
Köpek bile, ilim öğrenince azgınlıktan kurtulur, ormanlarda helâl hayvanlar avlar.<br />
Köpek bile âlim olunca savaşta çevikleşir.. köpek bile ârif olunca Eshâb-ı Kehif’ten olur.<br />
2365. Köpek bile avcıları kimdir, anlar, tanır. Yarabbi, her şeyi tanıtan o nur nedir ki<br />
Körün tanıyamaması, gözü olmadığından değildir; bu, onun bilgisizlikten sarhoş olması yüzündendir.<br />
Kör, bu yeryüzünden de daha gözsüz değil ya! Halbuki bu yer bile Allah inayetiyle düşmanı tanıdı!<br />
Musa’nın nurunu gördü, ona iltifat etti, Karun’u ise tanıdı yere geçirdi.<br />
Benlikte bulunan her kişiyi helâk etti, Allahnın “ Ya ard ublai” emrini anladı.<br />
2370. Toprak su, yer ve kıvılcımlı ateş.. bizimle her şeyden habersiz fakat Allah ile her şeyden haberdardırlar.<br />
Bizim ise onun aksine Hak’tan gayrı her şeyden haberimiz var da Hak’tan haberimiz yoktur. Tehditçilerden bihaberiz!<br />
Hülâsa onların hepsi Allah emanetini yüklenmekten korktular, çekindiler. Fakat hayvanla karışınca bu çekinmeleri, bu<br />
çalışmaları körleşti, neticesiz bir hale geldi!<br />
“ Hepimiz de halkla diri, Hak’la ölü bir hale gelen bu hayattan bîzarız” dediler.<br />
Birisi, anası babası öldü mü yetim olur. Hak’la ünsiyet için kalb-i selim gerek!<br />
2375. Hırsız, bir körden bir kumaş çaldı mı kör, bilmeden feryada başlar.<br />
Fakat hırsız ona “Senin malını ben çaldım,ben hilebaz bir hırsızım” demedikçe,<br />
Kör, hırsızı nereden bilecek Gözünün nuru, gözünün ışığı yok ki!<br />
Ama sesini duydun mu onu sımsıkı tut, koy verme de çaldığı şeyleri söylet.<br />
Hırsızı yakalayıp, sıkıştırmak, çaldığını çırptığını söyletmek cihadı ekberdir.<br />
2380. O , önce senin gözünün sürmesini çaldı. Onu elde ettin mi, yine gözlerine nur gelir.<br />
Gönül’ün kayıp malı olan hikmet kumaşı, ehli dilden elde edilir.<br />
Kör olan gönül, canı, kulağı,gözü olsa bile hırsız Şeytan’ın izini bulamaz, onu elde edemez.<br />
Şeytanın izini bulmayı, hırsızı elde etmeyi, gönül ehli olanlardan um, bu işi onlardan iste; taştan topraktan değil.<br />
Çünkü halk, gönül ehline nispetle taş, topaç gibidir, âdeta cansızdır.<br />
Danışacak adam arayan da o deliliğe vurmuş delinin huzuruna geldi, dedi ki : “ Ey kendini çocuk gösteren baba, bana<br />
bir sır söyle.”<br />
2385. Veli dedi ki: “ Git bu halkayı çalıp durma. Kapı kapalı. Bu gün sır söylenecek gün değil, başka vakit gel.<br />
Eğer Lâ mekân âleminde mekâna yer olsaydı ben de şeyhler gibi dükkânda oturur, alışverişe koyulurdum”<br />
Muhtesibin,harap bir halde yere yıkılmış sarhoşu<br />
zindana dâvet etmesi<br />
Muhtesip gece yarısı bir yere uğradı. Duvar dibinde bir adamın uyuduğunu gördü.<br />
“ Hey, sarhoş musun,ne içtin Söyle”dedi. Adam dedi ki: “ Testidekinden içtim!”<br />
Muhtesip “ Söyle, testide ne var ” diye sordu. Adam, “İçtiğim şey” diye cevap verdi. Muhtesip, “ Bu gizli bir lâf.<br />
2390. Ne içtin, içtiğin ne ” diye sordu. Adam “ Testide gizli olan şey işte” dedi.<br />
Bu sual cevap, birbirine ulanıp gitti.Muhtesip de eşek gibi çamura saplanıp kaldı.<br />
Ona, “ Gel de bir ah de bakalım” dedi. Sarhoş söz söylerken “ Hu, hu” dedi.<br />
Muhtesip, “ Ben sana ah dedim, hu, de demedim,sen hu diyorsun” deyince, adam, “ Ben neşeliyim, sen gamdan iki<br />
<br />
büklüm olmuşsun.<br />
Ah; dertten , gamdan, zulümden olur. Sarhoşların bu hu’larıysa neşedendir.” dedi.<br />
2395. Muhtesip, “ Ben şunu,bunu bilmem,kalk.Marifet satıp durma. Bu dırıltıyı bırak”dedi.<br />
Adam, “Yürü be.. sen neredesin, ben nerede ” deyince, Muhtesip, “ Hadi kalk, zindana gel” dedi.<br />
Sarhoş dedi ki: “ Be Muhtesip, beni bırak da yürü işine. Çıplak adamdan rehin alabilir misin sen<br />
Eğer benim yürümeye kuvvetim olsaydı burada yatar mıydım. Evime giderdim.<br />
Eğer benim de aklım olsaydı, imkânını bulsaydım şeyhler gibi dükkân başında bulunurdum.”<br />
Adam’ın halini anlamak için o ulu zatı ikinci<br />
defa olarak konuşturması<br />
2400. O, büyük adamın ahvalini öğrenmek isteyen adam “ Ey sopayı at edinip binen atlı, bir an için olsun atını bu tarafa<br />
sür dedi.<br />
Adam, “ Çabuk söyle, atım çok serkeştir, pek huyludur.<br />
Çabuk ol ki seni tepmesin. Ne soracaksan açıkça sor bakalım” diyerek sopasını o tarafa sürdü.<br />
Adam gönlündeki sırrı söylemeye imkân bulamadı. Ondan vazgeçip veliyi alaya aldı.<br />
Dedi ki: “ Bu sokakta oturan kadınlardan birini almak istiyorum. Benim gibi bir adama acaba hangisi lâyık ”<br />
2405. Veli, “ Dünyada üç türlü kadın vardır. İkisi zahmet ve mihnetten ibarettir, biri dâimi bir hazinedir.<br />
Onu alırsan tamamıyla senin olur. İkincisinin yarısı senin olur, yarısı senden ayrı kalır.<br />
Üçüncü ise hiç sana mal olmaz. Bunu duydun ya. Hadi şimdi yürü, ben gidiyorum.<br />
Sen de durma atım seni tepelemesin. Yoksa bir düştün mü, bir daha kalkamazsın!” dedi.<br />
Şeyh, sopasını sürüp çocukların arasına katıldı.O genç adam ona tekrar bağırdı.<br />
2410. “ Gel de hiç olmazsa şunu etraflıca anlat. Bu söylediğin üç çeşit kadın kimlerdir Onu bir söyle!”<br />
Şeyh, yine onun yanına at sürüp dedi ki : “ Bakir, tamamıyla sana mal olur, gamdan kurtulursun.<br />
Yarısı senin olan da duldur. Fakat hiçbir suretle sana mal olmayan, evlâdı olan kadındır.<br />
İlk kocasından evlâdı olursa sevgisi de, bütün hâtıraları da oraya gider.<br />
Hadi git, atım seni tepmesin.Uzaklaş, yoksa serkeş atımın nalı seni ezer!<br />
2415. Şeyh yine hay huy edip sopasını sürdü, yine çocukları yanına çağırdı.<br />
Adam tekrar bağırdı : “ Ey ulu padişah, bir sualim kaldı, gel!” dedi.<br />
Şeyh tekrar o tarafa gelip “ Çabuk söyle, nedir Çok duramam, çünkü o çocuk meydandan topumu kaptı!” dedi.<br />
Adam “ Ey Padişah, bu kadar akla, edebe sahip olduğun halde bu ne divanelik, bu ne iş. Şaşılacak şey!<br />
Sen söz söylerken Aklı Küllünde ötesindesin; bir güneş olduğun halde nasıl delilikle gizleniyorsun” dedi.<br />
2420. Şeyh dedi ki:”Bu külhanbeyleri beni bu şehre kadı yapmaya karar verdiler.<br />
Reddettim, imkânı yok. Senin gibi âlim , fâzıl kimse yok.<br />
Şeriatta da senden aşağı birisini kendimize ulu yapmamıza müsaade yok.” dediler.<br />
Bunun zoruyla kendimi deli gösterdim, deliliğe Allah rahmeti geç erişir ama adamakıllı eriyordum. Fakat hakikatte<br />
evvelce ne idiysem yine oyum benim ben.<br />
2425. Aklım hazinedir, ben viraneyim. Deliyim hazineyi gösterirsem!<br />
Divane odur ki divane olmadı, divane odur ki bu bekçiyi gördüğü halde evine girmedi.<br />
Benim bilgim cevherdir, araz değil.Bu değerli bilgi, bir maksada erişmek için değil ki.<br />
Ben şeker madeniyim, şeker kamışıyım, hem benden yetişmekte, hem ben yiyorum.<br />
Bir bilgiyi işiten kişi beğenmez, kabul eylemez, feryat ederse o bilgi taklit bilgisidir, öğrenilerek elde edilmiştir.( adama<br />
mal olmamıştır.)<br />
2430. Çünkü geçim elde edilmiştir, gönül aydınlatmak için değil. Bu ilim de, tâlibi gibi aşağılık dünya ilmidir.<br />
Bazı adamlar, havas ve avama görünmek için ilim öğrenmek ister, bu âlemden halâs olmak için değil.<br />
Böyle adam fareye benzer; her tarafı deler ama vuslat nurlarından gafildir.<br />
Nuru, sahraya yol bulamadığı için ona bu karanlık kuyusu, hoş bir meskendir.<br />
Fakat Allah, ona akıl kanadını ihsan ederse farelikten kurtulur, kuşlar gibi uçar.<br />
2435. Kanat aramazsa yerin dibinde kalır, Simâk burcuna yol bulmaktan ümitsiz bir hale düşer.<br />
Söze gelen ilim, cansızdır; satın alıcıların yüzüne âşıktır.<br />
Münakaşa ve mübahase zamanı o ilim, büyük görünür ama alıcısı olmayınca ölür gider.<br />
Halbuki benim müşterim Allah’dır. Beni o yüceltir, o satın alır.<br />
Benim kanımın diyeti ululuk sahibi Allah’nın cemalidir. Ben kendi kan diyetimi yemekteyim, bu bana helâl bir kazançtır.<br />
2440. Bu müflis alıcıları bırak. Bir avuç toprak, ne satın alabilir ki<br />
<br />
Toprak yeme, toprak alma, toprağı arama. Çünkü toprak yiyenin yüzü daima sapsarıdır.<br />
Gönül ye de daima genç kal. Benzin, tecelliden erguvana dönsün!”<br />
Yarabbi , bu ihsan bizim işimiz değil. Senin lûtfun, gizli lûtfe yol göstericidir.<br />
Ey düşkünlerin ellerini tutan, elimizi tut. Bizi al.. perdeyi kaldır, perdemizi yırtma.<br />
2445. Bizi bu murdar nefisten kurtar. Çünkü bıçağı kemiğimize kadar dayandı.<br />
Ey tacı,tahtı olmayan padişah, bizim gibi biçarelerden bu kuvvetli bağı kim çözebilir<br />
Ey muhabbet ihsan eden muhabbetli Allah, böyle sağlam bir kilidi, senin fazlından başka kim açabilir<br />
Biz kendimizden vazgeçer, yüzümüzü sana tutarız.Çünkü sen, bize bizden yakınsın.<br />
Bu dua da senin öğretmenledir, senin ihsanındandır. Yoksa külhanda nasıl olur da gül bahçesi yetişir<br />
2450. Kan ve bağırsak arasında kalmış olan anlayış ve akıl senin ikramından başka bir şey nakletmez ki,<br />
İki parça yağdan çıkan bu ruhani nurun nurani dalgası göklere vurmakta..<br />
Bu dil denen et parçasından hikmet nehri ırmak gibi akmakta..<br />
Kulak denen deliklerden akıp, meyvesi akıl ve anlayış olan can bağına kadar gitmekte.<br />
Canlar bağının ana yolu da o anlayışın yolu. Âlemin bağları, bostanları onun fer’inden ibaret.<br />
2455. Bu hoşlukların aslı ve kaynağı o. Haydi, hemen “ O, bahçelerin inişlerinde nehirler akar” âyetini oku artık.”<br />
Peygamber Sallâllahu Aleyhi Ve Sellem’in hastaya nasihat etmesi hikâyesinin sonu<br />
Peygamber, o hastayı dolaştı, o ağlayıp inleyen zavallının halini hatırını sordu. Sonra dedi ki :<br />
“ Acaba sen bir çeşit dua mı ettin, bilmeyerek bir zehirli aş mı yedin<br />
Hele bir hatırla bakayım, nefsin, hilesinden coşunca ne çeşit duada bulundun ”<br />
Hasta “ Hiç hatırıma gelmiyor. Himmet et de hatırlayayım” dedi.<br />
2460. Mustafa’nın nur bağışlayan huzuru hürmetine duayı hatırladı.<br />
Her yanı aydınlatan Peygamber’in himmeti, ona hatırlayamadığını hatırlattı.<br />
Hakla bâtıl arasını ayırt eden aydınlık, gönülden gönüle açılmış olan pencereden parladı.<br />
Dedi ki : “Ya Resulallah, bir hezeyandır ettim, şimdicek duamı hatırladım.<br />
Daima günaha giriftar olup duruyordum. Denize düşenin yılana sarılması gibi önüme ne gelirse sarılıyordum.<br />
2465. Sen, suçluları çok şiddetli azaplarla tehdit etmiştin.<br />
Istıraba düştüm, çarem kalmadı. Bağ pek sıkı, kilit kapalıydı.<br />
Ne sabredebiliyordum. Ne kaçacak, kurtulacak yer vardı. Ne tövbe etmeye bir ümidim kalmıştı, ne dayanmama imkân.<br />
Elemden Harut’la Marut gibi ah ederek dedim ki : Ey yaratan Allah’m.<br />
Harut’la Marut tehlikeden kurtulmak için Bâbil Kuyusunu dilediler.<br />
2470. Gürbüz, akıllı, hatta sihirbaza benzer, her şeye muktedir oldukları halde onlar bile ahret azabını o kuyuda çekmek<br />
istediler.<br />
İyi de ettiler, tam yerinde bir işti. Dumandan çekilen zahmet ateşe nispetle elbette kolaydır, ehemmiyetsizdir.<br />
Ahiret âzabını tavsife imkân yoktur. Onun yanın da dünya azabının ehemmiyeti olamaz.<br />
Ne mutlu o kişiye ki savaşır, çabalar, bedenine azap eder.<br />
O cihanın azabından kurtulsun diye bu azap çekme ibadetine katlanır.<br />
2475. Ben de, Yarabbi, bana o azabı hemencecik burada çektir de,<br />
O âlemde rahat edeyim diye dua edip durmaktaydım. İstek kapısının halkasını bu suretle çalışıyordum.<br />
Derken bu hastalığa tutuldum. Canım zahmetten âramsız bir hale düştü.<br />
Zikrinden, evradımdan kaldım. Kendimden de haberim yoktu, iyiden, kötüden de.<br />
Yüzünü görmeseydim; ey kutlu, ey kokusu güzel ve mübarek Peygamber ;<br />
2480. Hayat kaydından tamamıyla sıyrılacaktım. Bana padişaha lütfedip derttaş oldun da bu gamdan kurtardın”<br />
Peygamber, “ Ne yaptın Sakın bir daha bu duada bulunma. Kendi kökünü kendin kazıp sökme.<br />
Ey zayıf karınca, senin ne takatin var ki böyle bir yüce dağı yüklenmeye kalkışıyorsun ! ” dedi.<br />
Adam dedi ki : “ Sultanım, tövbe ettim. Bir daha böyle bir cürette bulunmam, böyle bir lâf etmem.”<br />
Bu cihan bir çöldür, sen Musa’sın. Biz de günahımız yüzünden çölde iptilâlara uğramış kişileriz.<br />
2485. Yılarcadır yol görüyoruz, fakat sonunda yine ilk konakta esiriz.<br />
Musa’nın kavmi bir hayli yol aldıkları halde sonunda yine kendilerini ilk adım attıkları yerde buldular.<br />
Musa’nın gönlü bizden razı olsaydı, bu çöle bir yol, bir uç bulunurdu.<br />
Fakat bizden tamamıyla usanmış olsaydı hiç yemeğimiz gökten gelir miydi<br />
<br />
Bir taş parçasından kaynaklar coşar mıydı, çölde canımızı kurtarabilir miydik<br />
Hattâ bundan vazgeçtik, yemek yerine üstümüze ateş yağar, konduğumuz bu konakta alevlenir, yanardık.<br />
2490. Musa, bizden hem hoşnut, hem değil.. gâh dostumuz, gâh düşmanımız.<br />
Hışımı; pılımızı, pırtımızı ateşlemekte.. hilmi belâya siper olmakta.<br />
Nasıl olur da hem hilimle muamele eder, hem hışımla Fakat ey aziz Allah, bu senin lütfundan, bu lütuf, az görülmüş,<br />
bir şey değil ki.<br />
Adamın karşısında bulunan kimseyi yüzüne karşı methetmesi hoş bir şey değil. Onun için Musa’nın adını mahsus<br />
anıyorum.<br />
Yoksa değil Musa, kim olursa olsun.. senin karşında başka birinden bahsetmem yaraşır mı<br />
2495. Bizim ahitlerimiz yüzlerce, binlerce defa bozuldu. Fakat senin ahdin dağ gibi , yerinden bile oynamıyor.<br />
Bizim ahdimiz saman çöpüne benzer, her çeşit rüzgâra karşı zebundur. Senin ahdinse dağ gibi, hattâ yüzlerce dağdan<br />
da kuvvetli.<br />
O kuvvet hakkı için ey renklere sahip olan, bizim renkten renge girişimize bir acı!<br />
Kendimizi de gördük, rüsvay oluşumuzu da.Padişahım, bizi fazla imtihana çekme.<br />
De ey kerem sahibi ve yardımı istenen Allah, öbür ayıplarımızı, öbür kötülüklerimizi gizli bırak.<br />
2500. Sen cemalde, kemalde sonsuzun; biz eğrilikte sapıklıkta sonsuz!<br />
Şu bir avuç aşağılık kişililerin kötülükteki sonsuzluğunu sonsuz lütfunla, cemal ve kemalinle ört.<br />
Aman elbisemizden zaten bir tek iplik kaldı. Bir şehirdik, tek bir duvarımız yerinde.<br />
Ey sahibimiz, şu kalanı koru, şu kalanı koru da Şeytan, tamamıyla sevinmesin.<br />
Bizim hatırımız için değil, suçluları yine arayıp kayırdığın o kadim lütfun hakkı için Yarabbi.<br />
2505. Madem ki kudretini gösterdin, merhametini de göster,ey et ve yağ parçalarına merhametler ihsan eden Allah.<br />
Eğer bu dua gazabını arttırıyorsa ulu Allah, sen bize bir dua öğret.<br />
Nitekim Âdem cennetten çıkınca ona tövbe etmeyi nasip ettin de kötü Şeytan2dan kurtuldu.<br />
Şeytan da kimdir ki Âdemden üstün olsun, böyle bir düzenle oyunu kazansın, onu alt etsin.<br />
Bunların hepsi de hakikatte Âdem’in faydasını temin etti. Şeytan’ın hilesi, düzeni, o hasetçiye lânet edilmesine sebep<br />
oldu.<br />
2510. Şeytan, bir oyunu gördü de iki yüz oyunu göremedi. O yüzden kendi evinin direğini kendisi kesti.<br />
Gece vakti başkalarının ekinini ateşlemek istedi, fakat yel, ateşi kendi ekinine sürdü.<br />
Lânet, Şeytana bir gözbağı oldu, bu yüzden hileyi düşmanı olan Âdem’e ziyan sandı.<br />
Lânet dediğin de işte insanı böyle ters görüşlü yapar. Hasetçi, kendini görür, beğenir, kindar bir hale gelir.<br />
Nihayet kötülüğün, sonunda dönüp kötülükte bulunana geleceğini, ona ziyan vereceğini anlamaz.<br />
2515. Kendisini mat edecek şeylerin hepsini aksine görür. Halbuki mat olan kendisidir, kendisi ziyan eder!<br />
Çünkü kendisi bir hiçten ibaret olduğunu görse, yarasının öldürücü ve şiddetli olduğunu bilse,<br />
Böyle görüş, böyle biliş ,adamın gönlünü dertlendirir. Dert de onu hicaptan çıkarırdı.<br />
Anaları doğum ağrısı tutmasa çocuk doğmaya hiçbir yol bulamaz.<br />
Bu emanet gönüldedir, gönülde gebe.Bu nasihatlerse ebeye benzer.<br />
2520. Ebe “ Kadının ağrısı yok, ağrı lâzım, ağrı çocuğa yoldur” der.<br />
Dertsiz kişi yol vurucudur, dertsizlik “Enel Hak- ben Hakk’ım” demektir.<br />
Bu “Ene” sözünü vakitsiz söylemek; lânete düşmektir, “ Ene” yi vaktinde söylemek rahmettir.<br />
Mansur’un “ Ene” deyişi, şüphe yok ki rahmetten ibarettir; fakat Firavunun “ Ene” deyişine bir bak, lânetin ta kendisi!<br />
Hulasa vakitsiz öten her horozun ibret için başını kesmek gerekir.<br />
2525. Baş kesmek nedir Dünyada nefsi öldürmek, nefsin dileklerini terk etmek.<br />
Bu da öldürülmekten kurtulsun diye akrebin iğnesini çıkarmak gibidir.<br />
Taşla tepelenme belâsından kurtulsun diye yılanın zehirli dişini sökersin ya!<br />
Nefsi, pirin gölgesinden başka hiçbir şey öldürmez. O nefis öldürenin eteğine sımsıkı sarıl.<br />
Eteğini sıkıca tuttun mu , bu, Allah tevfikidir. Sende beliren her kuvvet, onun seni çekişinden, dileyişinden meydana<br />
gelir.<br />
2530. “ Ma remeye iz remeyte” iyi bil. Canın nesi varsa canlar canındandır.<br />
Elini tutan, yükünü yüklenen odur. Her an, her nefes, o anı, o nefesi ondan um!<br />
Onun feyzine geç mazhar olduysan gam yeme. Bilirsin ki ihmal etmez, imhal eder.<br />
Allah rahmeti geç erişir ama adamakıllı erişir, seni bir an bile huzurundan ayırmaz, her an seninledir.<br />
Bu vuslatın, bu muhabbetin şerhini duymak istersen adamakıllı düşünerek “Vedduha” suresini okuyuver!<br />
2535. Eğer sen kötülükler de ondandır dersen öyledir ama bundan onun kemaline noksan mı gelir ki<br />
<br />
Bu kötülük ihsanı da onun kemalindendir. Dinle ulu kişi, sana bir misal getireyim:<br />
Meselâ ressam iki türlü resim yapar: Güzellerin resimleriyle,çirkin resimleri.<br />
Yusuf’un, yaratılışı güzel hurinin resmini de yapar, ifritlerin,çirkin iblislerin resmini de.<br />
İki türlü resim de onun üstatlığının eseridir.Bu,ressamın çirkinliğine delil olamaz, bilâkis üstatlığına delildir.<br />
2540. Çirkini gayet çirkin olarak yapar, o derecede ki bütün çirkinlikler, onun etrafında döner, örülür.<br />
Bu suretle de bilgisindeki kemal meydana gelir, üstatlığını inkâr eden rüsvay olur.<br />
Eğer çirkinin resmini yapmayı bilmezse ressam, nâkıstır. İşte bu yüzden Allah hem kâfirin yaratıcısıdır, hem müminin.<br />
Bu yüzden küfür de Allah’lığına şahittir, iman da. İkisi de ona secde eder.<br />
Fakat bil ki müminin secdesi dileyerektir. Çünkü mümin, Allah rızasını arar, maksadı onun rızasını almaktır.<br />
2545. Kâfir de istemeyerek Allah’ya tapar ama onun maksadı başkadır.<br />
Padişahın kalesini yapar amam beylik dâvasındadır.<br />
Kale, onun malı olsun diye isyan eder, fakat nihayet kale, padişahın eline geçer.<br />
Müminse o kaleyi padişah için tamir eder, makam sahibi, mevki sahibi olmak için değil.<br />
Çirkin, “ Ey çirkini de yaratan padişah, sen güzeli de yaratmaya kaadirsin, çirkini de” der.<br />
2550. Güzel de “ Ey güzellik padişahı, beni bütün ayıplardan arıttın” der.<br />
Peygamber Sallâllahu Aleyhi Ve Sellem’in nasihat etmesi ve hastaya dua öğretmesi<br />
Peygamber, o hastaya dedi ki: “ Sen, şunu söyle; Allah, sen bize güçlükleri kolaylaştır.<br />
Dünya yurdunda bize iyilik ver, ahiret yurdunda da.<br />
Yolumuzu gül bahçesi gibi lâtif bir hale getir, ey Yüce Allah, konağımız zaten sensin.”<br />
Müminler mahşerde derler ki; “ Ey melekler, cehennem müşterek bir yol değil miydi<br />
2555. Mümin de oraya uğrayacaktı, kâfir de. Fakat biz bu yolda ne duman gördük, ne ateş.<br />
İşte burası cennet, emniyet yurdu. Peki o aşağılık uğrak nerede ”<br />
Melekler derler ki: “ Hani geçerken filân yerde gördüğümüz o yemyeşil bahçe vardı ya.<br />
Cehennem, o şiddetli azap yurdu, işte orasıydı. Fakat size bağlık, bahçelik, yeşillik bir yer oldu.<br />
Siz, bu cehennem huylu, kötü suratlı, ateş meşrepli nefsi.<br />
2560. Çalışıp, çabalayıp tertemiz bir hale getirdiniz; Allah için ateşi söndürdünüz:<br />
Şulelenip duran şehvet ateşini takva yeşilliği, hidayet nuru haline soktunuz; Hırs ateşiniz hilim, bilgisizlik karanlığı ilim<br />
oldu;<br />
Hırs ateşini attınız; o ateş diken gibiydi, gül bahçesine döndü..<br />
Mademki siz kendinizdeki bütün ateşleri bizim için söndürdünüz, bu suretle de zehir, bal haline geldi.<br />
2565. Madem ki ateşe mensup olan nefsi bir bahçe yapıp oraya vefa tohumları ektiniz,<br />
Oradaki zikir ve tespih bülbülleri, yeşillikte, ırmak kıyısında güzel bir tarzda ötüşmeye koyuldular.<br />
Allah’ya, çağırana icabet ettiniz, nefis cehennemine su serptiniz.<br />
Bizim cehennemimiz de size yeşillik, gül bahçesi, ağaçlık haline geldi.”<br />
Oğul, ihsanın karşılığı nedir Lütuf, ihsan ve en değerli sevap.<br />
2570. Siz, biz kurbanız, varlık, iyilik vasıflarına karşı fâniyiz:<br />
Kalleşsek de, divaneysek de o sâkinin, o kadehin sarhoşlarıyız;<br />
Onun hükmüne, onun fermanına baş koymakta, tatlı canımızı ona peşkeş sunmaktayız.<br />
Sevgilinin hayali, gönüllerimizde oldukça; işimiz, kulluk ve can vermedir, demediniz mi<br />
Nerede bir belâ çırağı uyandırdılarsa orada yüz binlerce âşığın canını yaktılar.<br />
2575. Evin içinde ki âşıklar, sevgilinin cemali çırağına pervanedirler.<br />
Gönül, seninle nurlanan yere, belâlardan sana siperlerden olanların meclisine,<br />
Sana canlarında yer verenlerin, seni şaraplarla dopdolu bir kadeh haline getirenlerin yanına git!<br />
Onların canlarında yurt kur; ey aydın dolunay, gökyüzünde mekân tut!<br />
Onlar, sana sırları belirtmek için Utarit gibi gönül defterini açarlar.<br />
2580. Madem ki yerin yurdun yok.. bildiklerin yanına var, ay parçasıysan kâmil ve tamam bir aya yüz vur!<br />
Cüz’ün, küllünden çekinmesi de ne oluyor Muhalifle bu kaynaşma da ne<br />
Cinse bak, bir nev’ile karışınca, o cinsin nev’i olmuş.. gayıpları gör, ayn’ın nuru ile ayn kesilmiş.!<br />
Be akılsız, karı gibi işvelendikçe, yalana işveye kalkıştıkça, nasıl üst olacaksın<br />
Halkın seni övmesini, sana yaltaklanmasını, halkın tatlı ve kandırıcı sözlerini alıyor, altın gibi cebine indiriyorsun!<br />
2585. Sana Padişahların sövmesi, vurması, sapıkların övmesinden daha iyidir .<br />
Padişahların tokadını ye de aşağılık kişilerin balını yeme.. bu suretle er olanların ikbali yüzünden sen de bir er ol.<br />
<br />
Çünkü onlardan hil’at gelir, devlet gelir. Onlar, ruhun penahında cesedi, can haline getirirler.<br />
Nerede bir çıplak, bir yoksul görürsen bil ki bir kâmilden kaçmıştır.<br />
Gönlünün dilediğini yapmak, o kör, o kötü ve sermayesiz gönlün istediğini yerine getirmek için bir üstattan firar<br />
etmiştir.<br />
2590. Eğer ustanın dilediğine uysaydı kendisini de bezerdi, akrabasını da .<br />
Dünyada kim ustadan kaçarsa, devletten kaçar; bunu böyle bil.<br />
Ten kazancında bir sanat öğrendin, din sanatına da bir el ur!<br />
Dünyada elbisen var, zenginleştin; fakat bu âlemden gidince nasıl edeceksin<br />
Ahiret için de bir sanat öğren ki mağfiret kazancını elde edesin.<br />
2595. O cihan da pazarla, kazançla dolu bir şehirdir. Zannetme ki kazanma yalnız bu âlemdedir ve bu kazanç kâfidir!<br />
Ulu Allah “ Bu cihanın kazancı, o kazancın yanında çocuk oyuncağıdır” dedi.<br />
Hani bir çocuk, öbür çocuğun üstüne yürür, onunla konuşuyor birleşiyor gibi hareketlerde bulunur ya..<br />
Çocuklar, dükkâncılık oynarlar ya.. fakat zaman geçirmeden başka, ellerine bir şey girmez.<br />
Gece gelip çatar, çocuk evine aç döner, Öbür çocuklar giderler, tek başına kalakalır.<br />
2600. Bu âlem oyun yeridir, ölüm de gece. Geri döner gidersin, fakat kese bomboş,sen de yorgun argın!<br />
Be serkeş herif, din kazancı; aşktır, gönül cezbesidir, Hak nuruna kabiliyettir.<br />
Bu aşağılık nefis, senden fâni kazanç ister. Fakat niceye bir aşağılık şeyleri kazanıp duracaksın, bırak artık, yeter.!<br />
Aşağılık nefis eğer senden yüce bir kazanç dilese bile bu dilekte hile ve düzen vardır.<br />
İblis’in Muaviye’yi “Kalk,namaz vakti geldi” diye uyandırması<br />
Rivayet ederler : O Muaviye köşkünde bir bucakta uyumuştu.<br />
2605. Köşkün kapısı içerden kilitliydi, çünkü Muaviye halkın gelip gitmesinden yorulmuştu.<br />
Ansızın birisi onu uyandırdı. Muaviye gözünü açınca adam gözden sır oldu.<br />
Kendi kendisine, “ Köşke kimse giremez. Bu küstahlıkta, bu cürette bulunan kim acaba ” dedi.<br />
Etrafı dolaştı, gizlenen adamdan bir nişan bulmak için her tarafı araştırdı.<br />
Kapı ardında bir herif gördü. Adam kapıya sinmiş, yüzünü perde ile örtmüş gizlenmişti.<br />
2610. Muaviye “Hey sen, kimsin, adın ne ” diye sordu. Adam “ Adım açıkça söyleyeyim, Şaki İblis” diye cevap verdi.<br />
Muaviye “ Niye gayret ettin, beni niçin uyandırdın Bana doğru söyle, aykırı konuşma” dedi.<br />
İblis’in Muaviye’yi eşekten düşürmesi,kapalı konuşup bahaneler etmesi,Muaviye’nin ona cevap<br />
vermesi<br />
Şeytan “ Namaz vakti geldi. Hemen mescide koşmak gerek.<br />
Mustafa, mâna incisini delerek “ Acele edin, ibadetleri vakti geçmeden yapın buyurdu” dedi.<br />
Muaviye “ Hayır, hayır senin böyle bir maksadın olmaz. Bana hayra delil olasın, imkânı mı var<br />
2615. Hırsız, evime gizlice giriyor da “ Bekçilik ediyorum” diyor.<br />
Ben o hırsıza nasıl inanayım Hırsız, sevabı, ecri ne bilir” dedi.<br />
Yine İblis’in Muaviye’ye cevap vermesi<br />
Şeytan dedi ki: “ Biz, evvelce melektik. İbadet yoluna canla başla düzülmüştük .<br />
Yol saliklerine mahremdik, Arş sakinlerine hemdem,<br />
ilk sanat gönülden çıkar mı İlk sevgi nasıl olurda unutulur<br />
2620. Seferde Rum diyarı ehlinden birisini, yahut Huten’li birisini görmekle vatan sevgisi kalbinden çıkar mı<br />
Biz de bu şarabın sarhoşlarındandık, biz de kapısının âşıklarındandık.<br />
Göbeğimizi onun sevgisiyle kestik, sevgisini canımıza ektiler.<br />
Zamanede güzel günler gördük, baharda rahmet suları içtik.<br />
Bizim varlığımızı da “ Onun fazıl” ve ihsan eli ekmemiş midir Bizi de yoktan yaratan o değil mi<br />
2625. Ondan nice lûtuflar görmüşüz, rıza gülistanında nice dolaşmışız.<br />
Başımıza rahmet elini koyar, bize de lûtuf çeşmelerini izhar ederdi.<br />
Ben daha çocukken, süt emiyorken beşiğimi kim salladı O!<br />
Onun sütünden başka kimden süt emdim, onun tedbirinden başka beni kim yetiştirdi<br />
Vücuda sütle giren huyu, çıkarmaya kimin iktidarı vardır<br />
2630. Kerem denizi bir itapta, bulunsa bile, kerem kapılarını kapalı bırakır mı<br />
<br />
Onun, asıl peşin ihsan ettiği para, lûtuf ve vergisidir.Kahırsa, o paranın üstüne konmuş arızi bir tozdan ibarettir.<br />
Âlemi lûtfetmek için yarattı. Zerrelere, onun güneşi riayetlerde bulundu.<br />
Ayrılık bile, onun kahrından doğmakla berber vuslatın kadrini bilmek içindir.<br />
Bu suretle diler ki ayrıldığı, canın kulağını bursun, onu tedibetsin de can, vuslat günlerini bilsin.<br />
2635. Peygamber “ Allah, âlemi yaratmadan maksadım, ihsan etmekti.<br />
Yarattım ki benden bir fayda görsünler, balıma parmaklarını bansınlar.<br />
Ben bir fayda göreyim, çıplak adamdan bir libas elde edeyim diye yaratmadım, dedi” buyurmuştur.<br />
Birkaç gün oldu ki beni huzurundan kovdu. Fakat yine gözüm onun güzel yüzünde.<br />
Böyle bir yüzden bu çeşit kahra uğramak şaşılacak şey.Herkes sebeple meşgul olup durmakta.<br />
2640. Halbuki ben sebebe bakmam. Çünkü sebep sonra meydana gelen bir şeydir. Sonradan meydana gelen bir şeyin<br />
varlığına sebep olur.<br />
Ben ezeli lûtfa bakar, sonradan meydana geleni yırtar, iki parça ederim.<br />
Tutalım, Âdem’e secde etmemem hasettendi. Ama o haset de aşktan meydana geldi; inattan, inkârdan değil.<br />
Her haset, şüphesiz dostluktan meydana gelir. Sevgiliyle başkaları bir arada oturunca haset baş gösterir.<br />
Aksırana “ Çok yaşa “ demek dostluktan olduğu gibi, kıskançlık da dostluğun şartıdır.<br />
2645. Onun oyununda bundan başka bir oyun yoktu ki Oyna dedi, ben ne bilirim ki ona katayım<br />
Bir tek oyunum vardı, oynadım, kendimi kaldırıp belâya attım.<br />
Belâda da onun lezzetlerini tatmak istedim, ona mat oldum, ona mat oldum, ona mat oldum!<br />
Ey ulu kişi, bu altı cihetli âlemde kim, kendisini altı duygu kapısından kurtarabilir ki<br />
Altının cüz’ü, nasıl olurda küllünden kurtulur Hele keyfiyetsiz Allah onu eğri yaratmışsa!<br />
2650. Bu altı cihet içinde ateşe dalmış kişiyi ancak altı ciheti yaratan Allah kurtarabilir.<br />
Küfür olsun, iman olsun.. onun eliyle dokunmadır, onundur.”<br />
Muaviye’nin tekrar İblis’e İblis’in hilelerini anlatması<br />
Emîr ona dedi ki: “ Bunlar doğru. Fakat bunlardan senin payın eksik.<br />
Sen, benim gibi yüz binlerce kişinin yolunu urdum delik deldin, hazineye girdin!<br />
Hem ateş ve neft olasın, hem yakmayasın, buna imkân var mı Kimdir ki senin elinden elbisesi yırtılmamış olsun!<br />
2655. Ey, ateş senin tabiatın yakmaktır, bir şeyi yakmaman mümkün değil.<br />
Allah seni yakıcı bir hale getirmiş, bütün hırsızların üstadı etmiştir. İşte lânet budur.<br />
Allah ile yüz yüze konuştum. Ey düşman, senin hilene karşı ben kim oluyorum<br />
Senin marifetlerin, ıslık sesi gibidir, kuşların seslerine benzer, fakat kuş avlar.<br />
O, yüz binlerce kuşun yolunu urmuştur. Kuş,âşina bir kuş geldi sanıp aldanmıştır.<br />
2660. Havada uçarken ıslık sesini duyunca havadan iner, burada esir olur.<br />
Nuh’un kavmi senin hilenden feryada düşmüşler, gönülleri yanmış, göğüsleri paramparça olmuştur.<br />
Cihanda Âd kavmine rüzgârı sen yolladın, onları azaplara, mihnetlere sen düşürdün.<br />
Lût kavminin başına taş yağmasına sen sebep oldun. O kara suyun içinde, senin yüzünden boğuldular.<br />
Nemrut’un beyni, senin yüzünden döküldü binlerce fitneler meydana getiren Şeytan!<br />
2665. Filozof, zeki Firavunun aklı körleşti, senin yüzünden bir şey anlamaz oldu.<br />
Ebulehep de senin yüzünden naehil,oldu.Ebülhakem de senin yüzünden Ebucehil kesildi.<br />
Ey bu satrançta nam için yüz binlerce ustayı mat eden!<br />
Ey müşkül oyunlarıyla gönülleri yakan ve gönlüne merhamet gelmeyen!<br />
Sen hile denizisin, halk bir katradan ibaret. Sen dağ gibisin, selim kalpli insanlara ancak bir zerre!<br />
2670. Ey düşmanlık edip duran Şeytan, senin hilenden kim kurtulabilir Hepimiz tufana gark olmuşuz. Ancak Allah’nın<br />
koruduğu müstesna.<br />
Nice saadetli yıldız, senin yüzünden ihtiraka düşmüştür. Nice askerler, nice topluluklar, senin yüzünden darmadağın<br />
olmuştur!”<br />
İblis’in Muaviye’ye cevap vermesi<br />
İblis Muaviye’ye dedi ki: “ Bu bağı çöz. Ben, kalpla halis için mehenğim.<br />
Hak, beni aslanla köpeği imtihan etmek için yarattı, halisle kalpı ayırt etmek için halk etti.<br />
Ben, kalpın yüzünü ne vakit karartmışım.Kuyumcuyum ben, ona daima değerini verdim.<br />
2675. İyilere yol gösteririm, kuru dalları keserim. Bu otları niye ortaya koyarım Hayvan hangi cinstendir, meydana çıksın<br />
diye.<br />
<br />
Kurt, ceylândan bir yavru doğursa onun kurt, yahut ceylân oluşunda şüphe edilir.<br />
Önüne otla kemik koy. Bakalım hangisine tezce adım atacak, hangisine meyledecek<br />
Eğer kemiğe gelirse köpektir, ota meylederse şüphe yok, ceylân cinsindendir.<br />
2680. Kahırla lûtuf, birbirine eş oldu. Bu ikisinden bir hayır ve şer âlemi doğdu.<br />
Sen otla kemiği göster, nefis ve can gıdasını arz et.<br />
Nefis gıdasını isterse aşağılıktır, ruh gıdasını isterse serverdir.<br />
Tene hizmet ederse eşektir. Can denizine dalarsa inci bulur.<br />
Gerçi bu ikisi birbirine aykırı, hayır ve şerdir ama ikisi de bir iş başındadır.<br />
2685. Peygamberler, ibadetlerini arz ederler, düşmanlar şehvetlerini.<br />
Ben iyiyi nasıl kötüleştirebilirim Allah değilim ya! Ben bir davetçiyim, onları yaratan değil!<br />
Güzeli çirkin yapabilir miyim Rab değilim ki. Güzele çirkine bir aynayım.<br />
Hintli, bu, adamı kara suratlı gösteriyor diye aynayı yaktı.<br />
Ayna dedi ki: suç benim değil. Benim yüzümü cilâlayana kabahat bul!<br />
O beni gammaz yaptı, çirkin kimdir, güzel kim Söyleyeyim diye o, beni doğru sözlü etti.<br />
2690. Ben şahidim, şahidi zindana atmak nerede görülmüş Zindan ehli değilim. Allah şahidimdir.<br />
Ben de nerede meyveli bir ağaç görürsem onu dadı gibi besler, yetiştiririm.<br />
Fakat nerede bir acı ve kuru ağaç görürsem fışkı, miskten kurtulsun diye keserim.<br />
Kuru ağaç, bahçıvana “ Yiğit, suçsuz,günahsız niye benim başımı kesiyorsun ” der.<br />
Bahçıvan der ki: “ Sus, kötü huylu. Kuruluğun suç olarak yetmez mi ”<br />
2695. Kuru ağaç “Ben doğruyum, eğri değil. Niçin suçum yokken beni kesiyorsun der ” der.<br />
Bahçıvan der ki: “ Kutlu bir şey olsaydın da keşke eğri olsaydın, fakat yaş olsaydın!<br />
Öyle olsaydın Âbıhayatı çeker, dirilik suyu ile karışır, hayat bulurdun.<br />
Tohumun kötüymüş, aslın kötüymüş, güzel bir ağaca ulaşamamışsın.<br />
Güzel bir ağaç dalı, kötü bir ağaca aşılansa o güzellik, kötü ağacın tabiatını da güzelleştirir.”<br />
Muaviye’nin Şeytan’a kızıp sert muamelede bulunması<br />
2700. Emîr, Şeytana dedi ki: “ Ey yol urucu, delil getirme. Beni kandırmağa yol bulamazsın, yol arama.<br />
Sen bir dolandırıcısın ben de garip bir tâcirim. Getirdiğin her elbiseyi nasıl alabilirim<br />
Kâfirlik edip pılımın, pırtımın etrafında dolaşma. Sen hiç kimsenin malına müşteri değilsin.<br />
Dolandırıcı müşteri olamaz. Müşteri gibi görünse bile bu, hileden, düzenden ibarettir.<br />
Kim bilir, bu hasetçinin kabağında ne var Allah, bu düşmanın elinden bizi kurtar, feryadımıza yetiş!<br />
2705. Bir kere daha bana üfürür, beni bir kere daha afsunlarsa bu hırsız, hırkamı kaptı gitti!<br />
Onun bu sözü duman gibidir. Ey Allah, elimi tut, yoksa kilimim elden gider.<br />
Bir delil getirmekle İblis’e üst olamam.Çünkü o, her yüce, her aşağılık kişinin fitnecisi, imtihancısıdır.<br />
“ Allemel esma” ya bey olan Âdem bile bu köpeğin yıldırım gibi koşuşuna karşı yaya kalmıştır.<br />
Şeytan,onu bile cennetten yeryüzüne atmıştır. Âdem bile Simâk burcundayken balık gibi onun oltasına düşmüş,<br />
2710. “ Rabbenâ, zalemnâ” diye ağlayıp feryat etmiştir. Onun hilesine, düzenine nihayet yoktur.<br />
Onun her sözünde bir şey vardır, her sözünde yüz binlerce sihir gizlidir.<br />
Erlerin erliklerini bir nefeste bağlar; kadının erkeğin hevesini bir nefeste arttırır.<br />
Ey halkı yakıp yandıran fitneci İblis, niçin beni uyandırdın Doğruyu söyle!<br />
Şeytan, “ Kötü zan sahibi olan kişi, yüz nişan da olsa doğruyu işitmez.<br />
2715. Bir gönül, hayale düştü mü delil getirsen bile hayali artar.<br />
Söz, o gönülde illet haline gelir; gazinin kılıcı hırsıza âlet olur.<br />
Bu takdirde, öyle adama verilecek cevap susmaktan ibarettir.Ahmakla konuşmak deliliktir.<br />
Ey ahmak, benim şerrimden Allah’ya ne ağlayıp sızlanıyorsun Sen, o aşağılık nefsinin şerrinden ağla, sızlan!<br />
Sen helva yersin, çıban olur; sıtmaya tutulursun, sıhhatin bozulur.<br />
2720. Sonra da İblis’e suçu yokken lânet edersin. Niçin o şeytanlığı kendinde görmezsin<br />
Bu, ey azgın, İblis’ten değil,sendendir. Tilki gibi kuyruk peşinde koşup durmaktasın.<br />
Yeşillikte bir kuyruk gördün mü o tuzaktır, bunu niye bilmiyorsun<br />
Bilmiyorsun, çünkü kuyruğa meylin seni bilgiden uzaklaştırdı, gözünü, aklını kör etti.<br />
Sevdiğin şeyler seni kör ve sağır eder; düşmanlığa kalkışma, bu cinayeti, kara nefsin işledi.<br />
2725. Bana suç bulma , aykırı görme.Ben, kötülükten de bizarım, hırstan da, kinden de!<br />
Bir kere kötülük ettim, hâlâ pişmanım; gecem gündüz olsun diye bekleyip duruyorum.<br />
Halk arasında müttehim oldum, herkes, kadın olsun erkek olsun kendi işini bana isnat ediyor.<br />
<br />
Zavallı kurt, aç bile olsa uyduruyor diye itham edilir.<br />
Zayıflıktan yol yürümeye kudreti olmasa bile çok yemeden imtilâ olmuştur derler” dedi.<br />
Muaviye’nin tekrar İblis’e ısrarı<br />
2730. Muaviye dedi ki: “ Seni doğruluktan başka bir şey kurtaramaz. Adalet, seni doğruluğa davet etmekte.<br />
Doğru söyle de elimden kurtul. Hile , savaşımın tozunu yatıştıramaz.”<br />
Şeytan, “Ey hayal kuran, düşüncelere dalan, doğruyu, yalanı nasıl anladın ” dedi.<br />
Muaviye, “ Peygamber, nişanesini bildirmiş, kalpla sağlamı anlamak için mehenk vermiş;<br />
“ Yalan kalplerde şüphe uyandırır, doğru kalplere emniyet ve neşe verir “demiştir.<br />
2735. Gönül, yalan sözden istirahat bulmaz.Suyla yağ karışık olursa çırağ aydınlık vermez.<br />
Doğru söz kalbe istirahat verir. Doğru sözler, gönül tuzağının taneleridir.<br />
Gönül hasta olur, ağzı kokarsa ancak o vakit doğruyla yalanın tadını almaz.<br />
Fakat gönül ağrıdan illetten salim olursa, yalanla doğrunun lezzetini adamakıllı bilir, anlar.<br />
Âdem’in buğdaya hırsı artınca bu hırs, gönlünden sıhhati, selâmeti kapıp götürdü.<br />
2740. Senin yalanına, işvene kulak astı, aldanıp öldürücü zehri içti.<br />
O anda akrebi buğdaydayken ayırt edemedi. Hevesle mest olan kişinin temyizi uçup gider.<br />
Halk, arzu ve heva sarhoşudur. Onu için senin yalanını dinler.<br />
Fakat hevadan vazgeçen, gözünü sırlara âşina etmiştir.<br />
Kadı’nın kadılıktan şikâyeti,naibinin ona verdiği cevap<br />
Birisini kadı yaptılar. Ağlayıp inlemeye koyuldu. Naip “ Kadıya bu ağlama nedir diye<br />
2745. Ağlamak, feryat etmek zamanı değil.. sevinecek, kutlanacak zamanın “ dedi.<br />
Kadı, bir ah edip dedi ki: “ Gönlüne hâkim olmayan, işin iç yüzünü bilmeyen kimse nasıl hükmedebilir O, işin<br />
hakikatini bilen iki kişi arasında bir cahilden başka bir şey değildir ki.<br />
O iki hasım , ne yaptıklarını bilirler.Zavallı, kadı o iki kişinin hilesini ne bilsin<br />
Hallerini bilmez, gafildir. Böyle olduğu halde kanlarına, mallarına nasıl hükmedecek ”<br />
Naip “ Hasımlar, bilgili ama illetlidir. Halbuki sen, cahilsin ama şeriat mumusun.<br />
2750. Çünkü sende bir kasıt ve illet yok. İşte şu illetsizlik yok mu Gözlerin nurudur.<br />
O iki bilgiyi, garazları kör etmiştir. Bilgilerini de kasıtları, illetleri mezara tıkmıştır.<br />
Kasıtsızlık, bilgisizi âlim yapar, kasıt ve garaz, ilmi aykırı bir hale sokar, zulüm haline koyar.<br />
Sen rüşvet almadıkça kör değilsin, fakat tamah ettin mi körsün, kul köle kesilirsin” dedi.<br />
Ben hevadan vazgeçmişim, şehvet lokmalarını az yemişim.<br />
2755. Gönlümün tat alma duygusu aydın.. doğruyu yalandan ayırt eder.<br />
Muaviye’nin İblis’i söyletmesi<br />
Sen niçin beni uyandırdın Be hilebaz, sen uyanıklığa düşmansın.<br />
Sen, afyona benzersin, daima uyutursun. Şaraba benzersin, aklı, bilgiyi giderirsin.<br />
Seni çarmıha gerdim. Haydi doğru söyle. Ben doğruyu bilir, anlarım, hileye sapma.<br />
Ben herkesten, tabiatında, huyunda ne varsa, neye sahipse onu ararım.<br />
2760. Sirkeden şeker lezzetini aramam. Karı tabiatlı erkeği asker yerine saymam.<br />
Gâvurlar gibi, bir putun Hak oluşunu, yahut Hak’tan bir alâmet, bir nişan buluşunu ummam.<br />
Fışkıdan misk kokusunu istemem. Irmak içinde kuru kerpiç araştırmam.<br />
Ağyar olan Şeytan’dan beni hayır için uyandırmayı ummam.”<br />
İblis, birçok hileye, düzene kalkıştıysa da Emîr, onun inadını, inkârını dinlemedi.<br />
İblis’in ,hilesini Muaviye’ye doğru söylemesi<br />
2765. Bunun üzerine sözü ağzının içinde geveleyerek dedi ki: “ Ey Muaviye, ben seni şunun için uyandırdım:<br />
Cemaate yetişesin, devletli Peygamber’in ardında namaz kılasın.<br />
Eğer namaz fevt olsaydı, vakit geçseydi bu cihan, sana nursuz, kapkaranlık kesilecekti.<br />
Bu ziyandan bu dertten dolayı ağlayacak, gözlerinden âdeta kâselerle yaş dökecektin.<br />
Herkes, ibadetten bir zevk alır, bu yüzden de bir an bile sabredemez, ibadette bulunur.<br />
2770. Fakat o dert, o gussa yüzlerce namaza değer. Nerede namaz, nerede o niyazın ışığı ”<br />
İhlâs sahibi birisinin cemaati kaçırdığından dolayı tahassür ve iştiyakı<br />
<br />
Birisi mescide girerken baktı ki halk mescitten çıkıyor.<br />
Cemaat dağıldı mı ki herkes acele,acele mescitten çıkıyor ” diye sordu.<br />
Birisi, “Peygamber, cemaatle namazını eda etti, duasını bile bitirdi.<br />
Ey ham adam, nereye gidiyorsun Peygamber, çoktan selâm verdi” dedi.<br />
2775. Adam bir ah çekti ki ahının dumanı göründü.Bir vah etti ki gönlünden kan kokusu geldi.<br />
Cemaatten biri “Sen bu ahı bana ver, ben o namazı sana bağışlayayım” dedi.<br />
Adam “Verdim, namazı da kabul ettim” dedi. Öbürü o ahı, yüzlerce niyazı aldı.<br />
Gece rüyasında hâtif ona “ Sen Âbıhayatı, derde dermen olan ameli aldın,<br />
O ahı seçmen, o âşıklar zümresine girmen yüzü suyu hürmetine de bütün cemaatin namazı kabul edildi” dedi.<br />
İblis’in Muaviye’ye hilesini söylemesi hikâyesinin sonu<br />
2780. Bunun üzerine Azazil dedi ki: “ Ey emîr, artık hilemi açığa vurayım.<br />
Eğer namazın fevt olsaydı gönlüne dert düşecek, ah ve figana başlayacaktın.<br />
O teessüf, o figan, o niyaz, yüzlerce zikirden, namazdan üstün olacaktır.<br />
Böyle bir ah, hicapları yakmasın diye korktum da seni, onun için uyandırdım.<br />
İstedim ki öyle bir ah etmeyesin, bu suretle de o yola sahip olmayasın.<br />
2785. Ben hasetçiyim, işte böyle bir hasette bulundum.Düşmanım; işim, gücüm, hile ve kinden ibarettir”<br />
Muaviye, bunun üzerine “ İşte şimdi doğruyu söyledin, senden bu beklenir, lâyığın budur.<br />
Sen örümceksin, ancak sinek tutabilirsin. Halbuki ben sinek değilim, zahmet etme a köpek!<br />
Ben ak doğanım, beni padişah avlar. Örümcek, etrafımızda nasıl olur da ağ örebilir<br />
Kudretin varken yürü, sinek avla, sinekleri bir ayran tası civarına çağır!<br />
2790. Onları bala çağırsan bile bu çağırış, şüphe yok yalandır, çağırdığın şey de yine ayran!<br />
Sen beni uyandırdın ama o uyandırış, uykunun ta kendisiydi. Bana gemi gösterdin ama gösterdiğin gemi, girdaptan<br />
ibaretti.<br />
Sen beni, daha iyi bir hayırdan mahrum etmek için hayra sevkettin” dedi.<br />
Ev sahibinin ,hırsızı yakalamak üzereyken birisinin seslenmesi yüzünden kaçırması<br />
Bu, şuna benzer: Bir adam, odasında hırsız görüp kovalamaya başladı.<br />
Birkaç kere peşinden dolaştı, iyice terledi.<br />
2795. Nihayet son saldırışta hırsıza yaklaştı. Bir sıçrasa tutacaktı.<br />
Biri “Buraya gel de belâ nişanelerini gör!<br />
Çabuk ol savaş eri, çabuk gel de burada ki ahvali bir gör” diye bağırdı.<br />
Adam, herhalde orada da bir hırsız olacak,hemen gitmezsem başıma belâ kesilecek,<br />
Çoluğuma ,çocuğuma el uzatacak. O vakit bunu tutmaktan ne faydam olur<br />
2800. Bu Müslüman, kerem edip beni çağırıyor.Hemencecik gitmezsem herhalde bir kötülüğü düşeceğim deyip.<br />
O iyilikçi Müslüman’ın şefkatine güvenerek hırsızı bıraktı yola düzüldü.<br />
Varıp “ Aziz dost ne var Böyle kimin elinden feryat ediyorsun ” dedi.<br />
Adam “ İşte, hırsızın ayak izine bak. Hırsız çalacağını çalıp bu tarafa gitmiş.<br />
İşte o kaltabanın ayak izi. Yürü, bu izi izle, ardından koş!”dedi.<br />
2805. Adam “ Be ahmak, sen ne söylüyorsun Ben onu tutmuşum.<br />
Sen bağırınca koyuverdim. Sen bir eşekmişsin meğerse. Bense seni adam sandım.<br />
Bu ne herze, bu ne hezeyan Ben kendisini tutmuştum, ayak izini ne yapayım ” dedi.<br />
Sen bir hilebazsın, yahut aptalın birisin. Hattâ belki de hırsızın ta kendisisin ve bu işi de mahsus yaptın.<br />
Öbürü “ Ben ayak izini gösteriyorum. İşin haki katından âgahım” dedi.<br />
2810. Adam dedi ki: “Sen ya düzenbazsın, ya ahmak, belki de hırsızın ta kendisisin de işi biliyorsun.<br />
Ben hasmımı çeke, çeke yakalamak üzereydim. İşte ayak izi diye sen koyuverttin. Sen cihetten bahsediyorsun, bense<br />
cihetlerden çıkmış, kurtulmuşum. Vuslatta delil ve âlamet olur mu ”<br />
Sıfatlarla perdelenmiş olan kişi, ancak sıfat görür. Zatı kaybeden kişidir ki sıfatlarda kalır.<br />
Oğul, Allah’ya ulaşanlar, zata gark olmuşlardır. Artık onlar sıfatlara nazar ederler mi<br />
Başın ırmağın dibinde oldukça renge bakabilir misin<br />
2815. Suyun rengine bakmak için dipten çıktın mı Güzel bir halıyı bırakmış, köhne bir kilimi almış olursun.<br />
Avamın ibadeti, havasın günahıdır. Avamın vuslatı bil ki havasın hicabıdır.<br />
Padişah bir veziri muhtesip yapsa, onun dostu değildir, düşmanıdır.<br />
<br />
Mamafih o vezir belki suç işlemiştir. Böyle birden bire muameleyi değiştirmek elbette sebepsiz olamaz.<br />
Çünkü önce muhtesip olan kişiye baht ve devlet nasip olmuş demektir.<br />
2820. Fakat önceden padişaha vezir olanı, sonra muhtesip yapmak kötü bir iş yaptığından olabilir.<br />
Fakat padişah, seni eşikten huzuruna çağırmış, sonra tekrar eşiğe sürmüşse,<br />
Şüphe etmeksizin bil ki bir suç ettin. Bilgisizlikle cebre yapışır.<br />
Kısmetim buymuş dersen neden önce o devlet kısmetin olmuştu<br />
Bilgisizlikle kendi kısmetini kendin teptin. Halbuki ehil olan kişi kısmetini artırır.<br />
Münafıkların Mescid-i Dırâr yapmaları<br />
2825. Aykırı gidişe Kuran’dan getireceğimiz başka bir misal de dinlesen yerindedir.<br />
Münafıklar, buna benzer bir çift- tek oyununu da Peygamberle oynamışlardı.<br />
“Ahmet dinini yüceltmek için bir mescit yapalım” dediler. Halbuki bu mürtetlikten başka bir şey değildi.<br />
Bu çeşit aykırı bir oyuna girişerek Peygamber’in mescidinden başka bir mescit yaptılar.<br />
Döşemesini, tavanını, kubbesini düzdüler.Fakat bununla cemaati ayırmak diliyorlardı.<br />
2830. Yalvararak Peygamber’in yanına geldiler, deve gibi huzuruna çöktüler.<br />
“ Ey Allah Peygamberi, lûtfedip o mescide kadar bir zahmet etsen;<br />
Kademlerinle kutlasan.. günlerin kıyamete kadar ter-ü taze olsun!<br />
Topraklı, bulutlu günün, zaruret ve yoksulluk gününün mescidi işte.<br />
Diledik ki oraya bir garip gelirse yer bulsun, bu hizmet konağında bolluğa ersin.<br />
2835. Bu suretle de din şiarı çoğalsın, etrafa yayılsın, dostlarla olunca acı yemiş bile hoştur.<br />
Bir an orayı şereflendir, bizi tezkiye et ,diğer sahabeye bildir.<br />
Mescide, mescittekilere iltifat et..sen aysın, biz de gece. Bir an olsun bizimle ol da.<br />
Gece cemalinle gündüze dönsün, ey cemali, geceleri aydınlatan güneş.!” dediler.<br />
Ah ne olurdu bu sözleri gönülden söyleselerdi de muratları olsaydı.<br />
2840. Gönül istemeden ağza gelen lâtif sözler, külhandaki yeşilliğe benzer dostlar.<br />
Uzaktan bak, geç. Yavrum onlar yemeye kokmaya değmez.<br />
Vefasızlara gitme. Onlar; iyi dinle, yıkık köprüdür.<br />
Bilgisiz biri oraya ayak basarsa köprü de yıkılır, ayağı da kırılır.<br />
Asker, nerede bir bozgunluğa uğrarsa, iki, üç karı tabiatlı adamın yüzünden uğrar.<br />
2845. O, erkek gibi silahlanıp savaş safına girer. Diğerleri de, işte tam dost diye ona güvenirler.<br />
Fakat savaş zahmetlerini gördü mü yüz çevirir. Onun kaçışı senin mânevi kuvvetini de kırar.<br />
Bu bahis, uzundur. Uzadıkça uzar, maksat da gizli kalır, geçelim.<br />
Münafıkların Peygamber’i Mescid-i Dırâr’a götürmek için kandırmaya çalışmaları<br />
Halk Peygamber’e masallar okumakta; yalan dolan atını sürmekteydiler.<br />
O merhametli, şefkatli Peygamber gülümseyerek ancak “ Peki” diyebildi.<br />
2850. O cemaatin teşekkür edilmesi icap eden işlerini anladı, icabet edeceğini söyleyerek haber getirenleri sevindirdi.<br />
Onların hileleri gözünün önünde görünüp duruyor, o hileleri süt içinde kıl görür gibi birer, birer görüyordu.<br />
Fakat o lûtuf sahibi Peygamber, kılı görmemezlikten geliyor, o zarif kimse sütü övüyordu..<br />
Yüz binlerce hile ve hud’a kıllarına o an gözünü yummuştu.<br />
O kerem denizi doğru buyurmuştu: “ Ben, sizi, sizden ziyade esirgerim,<br />
2855. Ben âdeta dehşetli surette alevlenmiş, yalınlanmış bir ateşin kıyısına oturmuş bir adama benzerim.<br />
Siz pervane gibi o tarafa koşuyorsunuz. Ben de iki elimle pervane koymaktayım”<br />
Münafıkların dileği üzerine Peygamber, o tarafa yürüyünce Allah gayreti haykırdı: “ Gul sesini dinleme,<br />
Bu habisler hile ettiler, söyledikleri sözlerin hepsi aykırıdır.<br />
Maksatları kara yüzlülükten başka bir şey değildir. Hıristiyanlarla Yahudiler, en hayırlı dini nasıl olur da aralar<br />
2860. Cehennem köprüsü üstüne bir köprü kurdular, Allah’ya tavlada hileye giriştiler”<br />
Maksatları Peygamber’in sahabesinin arasını bozmaktı. Her herzevekil Hakk’ın fazıl ve ihsanını nasıl tanır<br />
Şam’dan buraya bir Yahudi getirmek niyetindeydiler. Yahudiler, o Şam’lı Yahudi’nin va’zından sarhoş olmuşlardı.<br />
Peygamber, “ Gelmeğe gelirim ama şimdi yol üstündeyiz. Savaşa gidiyoruz.<br />
Savaştan dönünce o mescide giderim” buyurdu;<br />
2865. Onları defetti; savaşa gitti. O kötü, o yalancı kişileri bu suretle avuttu.<br />
Dönünce münafıklar, tekrar gelip evvelki va’dini hatırlattılar.<br />
<br />
Allah, “ Peygamber, açıkça söyle. Neticesi savaş bile olsa onların hıyanetlerini açığa vur” dedi.<br />
Peygamber de “ Ey hilebaz Kavim,susun da sırlarınızı söylemeyeyim”<br />
Deyip sırlarından birkaçını söyleyiverdi. Derhal halleri kötüleşti.<br />
2870. Münafıkların elçileri ,hemen “Hâşa, hâşa” demeğe başladılar.<br />
Her münafık, koltuğuna bir Mushaf urup hile ile Peygamber’e koştu;<br />
Yemin etmeye koyuldu. Çünkü yemin etmek siperdir, ve yemin etmek,yalancı kişilerin âdetidir.<br />
Yalancı, dolancı adam, dinde vefakâr olmadığından her an yeminini bozar.<br />
Doğruların yemin etmeğe ihtiyaçları yoktur. Onların gözleri aydındır.<br />
2875. Ahdi, misakı bozmak, ahmaklıktandır.Yeminine vefa etmek ve yemininde durmaksa temiz kişinin işidir.<br />
Peygamber dedi ki : “Sizin yemininize mi inanayım, Allah’nın yeminine mi ”<br />
Münafıklar, yine ellerin de Mushaf olduğu halde güya ağızlarının orucuyla yemin etmeye giriştiler.<br />
“ Bu doğru ve temiz kelâm hakkı için o mescidi kurmamız Allah rızası içindir.<br />
Bu hususta hiçbir hilemiz, düzenimiz yok. Orada ancak Allah’yı anacak, doğru bir yürekle Allah’ya ibadet edeceğiz”<br />
dediler.<br />
2880. Peygamber dedi ki : “ Allah’nın sesi, kulağına diğer sesler gibi gelmekte.<br />
Hak, kulaklarınızı mühürledi de Allah sesini duymuyorsunuz.<br />
İşte apaçık kulağıma Allah sesi gelip duruyor. Âdeta tortuyu saftan süzmekteyim”<br />
Nitekim ey bahtı kutlu, Hak sesi, Musa’ya da bir ağaçtan gelmişti.<br />
“ Ben Allahyım” sesini bir ağaçtan duymuştu. O sesle beraber nurlar belirmiş, parlamıştı.<br />
2885. Vahiy nuruna karşı aciz kalınca yine yemin etmeye koyuldular.<br />
Allah yemine siper demiştir. Savaşçı ,siperi elden bırakır mı<br />
Peygamber, yine apaçık onları yalanladı ve fasih bir surette onlara “ Şüphe yok, yalan söylüyorsunuz” dedi.<br />
Sahabeden birisinin inkâr düşüncesine düşüp ”Peygamber Sallâhü Aleyhi Ve Selem ne için ayıpları<br />
örtüyor” diye düşünmesi<br />
Peygamber, va’dinden dönünce sahabeden birisinin gönlüne inkâr düşüncesi düştü.<br />
Peygamber böyle ak sakallı, kâmil, koca kişileri utandırıyor.<br />
2890. Nerede kerem, nerede ayıp örtmek, nerede hayâ Hani Peygamberler, yüz binlerce ayıbı örterlerdi<br />
Dedi; derhal yine bu itiraz, yüzümüzü saratmasın, mahcup düşmeyeyim diye gönlünden istiğfar etti.<br />
Münafık kişilerle dost olmanın şomluğu mümini de onlar gibi çirkinleştirdi, âsileştirdi.<br />
Yine “ Ey gizli şeyleri bütün inceliğiyle bilen Allah, beni küfrümde ısrar eder bir halde bırakma.<br />
Bakışım nasıl elimde değilse, gönlüm de elimde değil. Yoksa bu an hışımla gönlümü yakardım” dedi.<br />
2895. Bu düşünceyle uykuya daldı, münafıkların mescidini fışkı ile dolu gördü.<br />
Mescidin taşları pislik içinde harap olmuştu. Onlardan kara dumanlar tütüyordu.<br />
Çıkan dumanlar, adamın boğazına girdi, boğazı yandı. O acı dumanın kokusundan uyandı.<br />
Hemen yüzüstü kapanıp ağlamaya başladı. Allah, bunlar, münkirlik nişanesi.<br />
Kahır ve gazap, beni iman nurundan ayıran böyle bir şefkatten daha iyi” diyordu.<br />
2900. Mecaz ehlinin çalışıp çabalamasını araştırsan görürsün ki soğan gibi kat, kattır.<br />
Fakat her katı, öbüründen daha içsiz, daha boş. Halbuki doğruların her işi öbüründen daha iyi, daha yerindedir.<br />
Münafıklar, ziyneti libaslarının üstüne. Kubâ Mescidini yıkmak için yüzlerce gayret kemeri kuşanmışlardı.<br />
Onlar, Eshab-ı Fil’e benziyorlardı. Habeşistan’da bir Kâbe yapmışlardı da Allah, Kâbelerine ateş vurmuştu.<br />
Bunun üzerine öç almak için Kâbe’yi yıkmaya niyetlendiler. Halleri nice oldu, Kuran’ı oku, anla!<br />
2905. Dinde kara yüzlü olanların hileden düzenden,savaştan başka bir şeyleri yoktur.<br />
Her sahabe, mescit hakkında apaçık bir rüya gördü, bu suretle münafıkların o mescidi yapmaktaki maksatları meydana<br />
çıktı.<br />
Bu rüyaları bir, bir söylesem şüphe edenlerce de hakikat apaçık anlaşılır.<br />
Fakat sırlarını açmaktan ürküyorum. Çünkü peygamberler nazenindirler, onlara naz yaraşır.<br />
Onlar şeriatı, taklide uymaksızın kabul etmişler, o peşin parayı mehenge vurmadan almamışlardır.<br />
2910. Kuran’ın hikmeti müminin kayıp malıdır. Herkes kaybını bilir, tanır.<br />
Kaybolmuş devesini soran kişinin hikâyesi<br />
<br />
Meselâ bir deven olsa da kaybetsen, araştırmaya koyulsan bulunca, senin deven olduğunu nasıl bilmezsin<br />
Arapça da “ Dalle” kaybolmuş, elinden kurtulup kaçmış, bir yere gizlenmiş deveye derler.<br />
Kervan, yükü yüklemeğe gelmiş. Seninse deven kaybolmuş, ortada yok.<br />
Dudağın kupkuru.. o yana bu yana koşup durmaktasın; kervan da uzaklaşıyor, gece de yakın.<br />
2915. Pılı pırtı kokulu yerde, toprak üstünde kalmış, sen deve peşinde şuraya buraya dönüp dolaşıyorsun.<br />
“ Müslümanlar; sabahleyin ahırdan bir deve kaçtı göreniniz var mı<br />
Kim söylerse, kim haber verirse şu kadar para veririm” demeye başlarsın;<br />
Herkesten sorup soruşturursun. Her aşağılık adam, sana bıyık altından güler.<br />
Biri “ Bir deve gördük, şu tarafa, çayıra doğru gidiyordu” der.<br />
2920. Öbürü “ Ha ,ha.. kulağı da kesikti” der, bir başkası da der ki: “Üstünde nakışlı bir çuval vardı.”<br />
Diğer biri “ Gördüm, tek gözlüydü” der, bir diğeri de der ki “ Uyuzluktan tüyü filân da kalmamıştı..<br />
Müjde almak için her bayağı adam, yüzlerce nişan söyler durur.<br />
Birbirine aykırı mezhepler arasında mütereddit bir hale geliş ve onlardan kurtuluş yolu<br />
Bu şuna benzer: Herkes marifet hususunda gayp mevsufunu bir sıfatla över.<br />
Filozof onu başka bir çeşitte anlatır. Mübahase eden, onun sözünü cerh eder.<br />
2925. Başka biri her ikisini de kınar. Bir başkası da riya ile can çekişir.<br />
Halk, bunları da o köyün adamı sansın diye her biri, bu yola ait deliller söyler.<br />
Hakikatten şunu bil ki bunların hepsi hak değildir. Fakat bu sürünün hepsi de sapık değil.<br />
Çünkü hak olmadıkça, bâtıl meydana çıkmaz. Ahmak, kalp altını, altın kokusunu duyar da alır.<br />
Âlem de sağlam ve geçer akçe olmasaydı kalpı nasıl harcayabilirdin<br />
2930. Doğru olmasaydı yalan olur muydu hiç O yalan, doğrudan nurlanır.<br />
Doğru ümidiyle eğriyi de alırlar. Zehri şekere dökerler de öyle içerler.<br />
Güzel ve tatlı buğday olmasaydı, buğday gösterip arpa satan ne yapardı<br />
Şu halde bütün bu sözler bâtıldır. Bâtıllar hak ümidiyle gönüle tuzaktır.<br />
Ama hepsi hayalden, sapıklıktan ibarettir de deme. Çünkü âlemde hakikatsiz hayal olmaz.<br />
2935. Allah Kadir gecesidir. Kadir gecesi, insan her geceyi ibadetle geçirsin diye geceler içinde gizlidir ya Allah da öyle<br />
gizli.<br />
Ey genç, her gece Kadir gecesi değildir ama bütün geceler de ondan hâli değil.<br />
Hırka giyenler arasında bir Allah fakiri vardır. Sana da haksa ona yapış!<br />
Nerede anlayışlı bir mümin ki padişahtan yoksulu ayırt etsin.<br />
Âlemde her şey ayıpsız olsaydı, ticaret edenlerin hepsi aptal olurdu.<br />
2940. Bu taktirde kumaş tanımak pek kolaylaşırdı. Madem ki ortada ayıp yok, ehil ne oluyor, nâehil ne oluyor<br />
Fakat eğer her şey de ayıplı olsaydı bilginin ne faydası olurdu Mademki hepsi odun, burada ödağacı yok demektir.<br />
Her şey hak demek ahmaklıktır, fakat her şey bâtıl diyen de şakîdir.<br />
Peygamberlerin tacirleri kâr ettiler; renk ve koku tacirleriyse ziyan!<br />
Yılan, güzel mal gibi görünür. İki gözünü de ovuştur da iyice bak!<br />
2945. Bu alışverişe gıpta ile bakma, Firavunla Semud kavminin ziyanını gör!<br />
Hayır ve şerri anlaşılsın diye her şeyi sınama<br />
Şu göğe defalarca bak. Çünkü Allah “ Ona bir kere daha dön de bak” buyurdu.<br />
Bu nurani tavana bir kere bakmakla kani olma, defalarca bak, “ Bir çatlak görebilir misin ”<br />
Allah, sana “ Bu güzel göğe ayıp arayan kişi gibi defalarca bak” dedi.<br />
Gök hususunda böyle olunca ya, bu kara yeri görmek, fark edip anlayarak beğenmek için bilir misin. Ne kadar bakmak<br />
gerek!<br />
2950. Tortuyu süzmek, sâfı meydana getirmek için aklımızın ne kadar zahmetler çekmesi lâzım.<br />
Kış ve güz imtihanlarıyla yazın harareti, can gibi olan bahar,<br />
Yeller, bulutlar, şimşekler, hep hâdiselerin zuhur etmesi;<br />
Rengi toprak olan yerin, yeninde, yakasında bulunan lâlle, âdi taşı meydana çıkarması içindir.<br />
Bu abus suratlı toprak, Hak hazinesinden, kerem deryasından ne çalmışsa,<br />
2955. Takdir şahnesi, hadi der, doğru söyle..aldığın neyse bir kılına kadar anlat!<br />
Hırsız, yani toprak “ Hiçbir şey almadım, hiçbir şey” derse de şahne, onu durmadan çekiştirip durur, eğip büker.<br />
Şahne, ona gâh şeker gibi lâtif sözler söyler; gâh onu asar, en kötü işkencelerde bulunur.<br />
<br />
Bu suretle kahırla, lûtufla, korku ve can ateşinin tesiriyle o gizli şeylerin açığa vurulmasına gayret eder.<br />
O baharlar, Kibriya, şahnesinin lûtfudur. Hazan da Allah’nın korkutması, tehdit etmesidir.<br />
2960. Kış da “ Ey gizli hırsız, meydana çık” diye mânevi bir çarmıhtır.<br />
Savaş erinin gönlü bir zaman ferahlar, bir zaman daralır; derde, gıllıgüşa düşer.<br />
Çünkü bedenlerimiz olan bu su ve toprak, bu balçık, münkirdir.Canların ziyasının hırsızıdır.<br />
Ulu Allah, ey yiğit; sıcağı soğuğu, zahmeti, derdi bedenlerimize havale etmiştir.<br />
Bütün bunlar, korku, açlık,malların azlığı, bedenimizin hastalığı, hepsi can nakdinin meydana çıkması içindir.<br />
2965. Vaitlerle tehditler, bu birbirine karışmış olan iyi ve kötüyü ayırt etmek içindir.<br />
Hakla,bâtıl birbirine karıştığından, sağlam parayla kalp akçayı bu hareme döktüklerinden dolayı,<br />
Ayırt etmek için hakikatları sınamış, görmüş bir mehenk gerektir ki,<br />
Bu hileleri fark etsin, şu tedbirlerin esası olsun.<br />
Ey Musa’nın anası, Musa’ya süt ver, belâya düşeceğini düşünme, suya at!<br />
2970. Kim, Elest gününde o sütü emmişse Musa gibi sütü fark eder.<br />
Çocuğun fark ve temyiz sahibi olmasını cidden istiyorsan, ey Musa’nın anası, hemen şimdi onu emzir de,<br />
Anasının sütündeki lezzeti anlasın, yaratılışı kötü dadılara teslim olmasın.<br />
Devesini arayan adamın hikâyesinin faydası<br />
Ey itimada lâyık adam, sen bir deve kaybetmişsin, herkes sana devenden bir nişan vermekte.<br />
Sen devenin nerede olduğunu bile bilmiyorsun ama o söylenen nişanların yanlış olduğunu biliyorsun.<br />
2975. Devesini kaybetmeyen de taklitle devesini kaybeden kişi gibi bir deve arar.<br />
“ Ben de devemi kaybettim. Kim bulursa müjdesini vereceğim” der.<br />
Deve aramakta seninle yoldaşlık eder, deveye tamah ettiğinden böyle bir oyuna girişir.<br />
Sen, kime “ Bu söylediklerin yanlış” dersen o da sana uyup aynı sözü söyler.<br />
O, yanlış nişaneyle doğrusunu ayırt edemez ama senin sözün, o mukallidin asâsıdır, ona dayanır.<br />
2980. Doğru ve benzer bir nişane verirlerse inanırsın, şüphen kalmaz.<br />
O nişane, hasta canına şifa olur, benzinin rengi yerine gelir, iyileşir, kuvvetlenirsin.<br />
Gözün ışıklanır, ayağın tutar, yürür.. cismin can olur, canın tamamıyla ruh kesilir.<br />
“ Doğru söyledin ey emniyetli kişi, bu nişaneler, tamamıyla deveme ait.<br />
Bu nişaneler, apaçık ve inanılır deliller.. bu nişaneler, devemi gördüğüne delâlet etmekte, âdeta Berat ve Kadir, âdeta<br />
kurtuluşun ta kendisi”<br />
2985. Der, bu nişaneleri vereni “ Haydi, önden yürü. Yürüme vakti, sen öne düş de,<br />
Ben senin ardınca geleyim. Doğru sözlü kişi, devemin kokusunu aldın, şimdi de nerede, göster” diye onu öne salarsın.<br />
Fakat deve sahibi olmayıp bu araştırmada taklide uyan kişinin,<br />
Bu doğru nişanelerle yakını artmaz, ancak hakikaten devesi kaybolanın inanışı ona da akseder.<br />
Onun ciddiyetinden, tahassüründen bir koku alır, anlar ki onun bu yelip yortması saçma değil, elbette bir aslı var!<br />
2990. Bu deve arayışı doğru değil ama o da bir deve kaybetmiştir.<br />
Başkasının devesine tamah edişi onun yüzünü örter de kendi kaybını unutturur.<br />
Devesi kaybolan nerelerde koşarsa bu da koşar, tamahından dertliye dost ve yoldaş olur.<br />
Yalancı da doğrucuyla yoldaş olunca yalanı, ansızın doğru olur.<br />
Devenin koştuğu o ovada yalancı da kendi devesini buluverir.<br />
2995. Onu görünce devesini hatırlar; dostunun, arkadaşının devesinden tamahını keser.<br />
Devesini orada otlar görür de mukallitten muhakkik olur.<br />
Deveyi orada aramadığı halde bulunca o an hakikaten deveye talip kesilir.Bu nişaneler, apaçık ve inanılır deliller.<br />
Ondan sonra yalnızca yürümeye başlar, gözünü kendi devesine açar.<br />
Asıl deve arayan “Beni bıraktın mı, halbuki şimdiye kadar arkadaşlık ettik” deyince,<br />
3000. “ Şimdiye kadar abes bir şeyle meşguldüm,tamahtan sana yaltaklanıp duruyordum.<br />
Bu arayışta senden zâhiren, cismen ayrıldım ama asıl şimdi seninle derttaş oldum.<br />
Şimdiye kadar devenin evsafını senden çalmıştım . Halbuki şimdi canım, benimkini gördü, artık gözüm doydu.<br />
Onu görmedikçe aramadım, istemedim. Fakat şimdi bakır mağlûp oldu, altın üst geldi.<br />
Bütün suçlarım, şükür olsun,ibadet oldu, alay fena buldu, doğruluk kaldı.<br />
3005. Suçlarım, Hakk’a vesile oldu. Gayri suçlarımı kınama, onlara dokunma.<br />
Seni, doğruluğun arayıcı etmişti. Bana da ciddiyetim ve araştırmam doğruluk kapısını açtı.<br />
Seni, doğruluğun aramaya sevk etti, beni de aramam doğruluğa çekti.<br />
<br />
Alay olsun diye, iş olsun diye yere devlet tohumu ekiyordum.<br />
Halbuki onun aslı varmış, hakikî kazancımmış.. ektiğim her taneye bedel yüzlerce tane çıktı” diye cevap verir.<br />
3010. Hırsız, bir eve girmeğe kalkışır, girince görür ki girdiği kendi eviymiş!<br />
Ey soğuk, hararetlen ki ısınasın, sertliğe alış ki yumuşayasın.<br />
O iki deve değildir ki.. bir devedir. Fakat söz dar, mâna ise pek geniş!<br />
Söz mânaya daima kifayetsiz. Onun için Peygamber” Allahyı bilenin dili tutulur” dedi.<br />
Söz, hesapta usturlaba benzer. Usturlap, göğü güneşi ne kadar bilebilir ki<br />
3015. Hele bu gök olursa.. bu öyle bir gök ki, gökyüzü, buna nispetle bir katre. Bu güneş,o güneşe nispetle bir zerre!<br />
Her an bir Mescidi Dırâr var<br />
Münafıkların yaptıkları mescidin hakikî bir mescit olmayıp hile yurdu, Yahudi tuzağı olduğu anlaşılınca,<br />
Peygamber “ Onu yıkın! Süprüntülük, küllük, gübürlük yapın” buyurdu.<br />
Mescidin sahibi de mescit gibi kalptı. Tuzağa saçtığın taneler, cömertlik sayılmaz ki.<br />
Oltandaki et lokması, balığı avlamak içindir. Öyle bir lokma ne ihsandır, ne cömertlik!<br />
3020. Kubâ’lıların Mescidi, taştan, topraktan ibaretken yine kendisinin naziri olmayan Mescid- i Dırar’ın vücuduna<br />
meydan vermedi.<br />
Taşa toprağa bile böyle bir zulüm ve sitem yapılmadı. Adalet emîri olan Resulullah, Kubâ mescidine benzemeyen o<br />
mescide şûle vurdu, onu yakıp yıktı!<br />
Asılların aslı olan hakikatların da, bil ki, farkları, ayrılıkları vardır.<br />
Ne hayatı onun hayatına benzer, ne mematı onun mematına.<br />
Hattâ kabrini bile öbürünün kabri gibi sanma. O cihanın farkını ben nasıl söyleyeyim<br />
3025. Ey iş eri, sen işini mehenge vur da bir Mescid’i Dırâr da sen yapma.<br />
Sen o mescit yapanları kınıyor, onlarla alay ediyorsun ama gözünü çevirip baksan görürsün ki sen de onlardansın!<br />
Bir iş için savaşan, fakat kendisinin de o hale müptelâ olduğından haberi olmayan Hintli<br />
Dört Hintli bir mescitte Allah’ya ibadet için namaza durmuşlar, rükû ve sücuda koyulmuşlardı.<br />
Her biri niyet edip tekbir alarak huzur ve huşuyla namaz kılmaktaydı.<br />
Bu sırada müezzin içeriye girdi. Hintlilerin birisinin ağzından bilâihtiyar bir söz çıktı; “ Müezzin, ezanı okudun mu, yoksa<br />
vakit var mı ”<br />
3030. Öbür Hintli, namaz içinde olduğu halde “ Sus yahu, konuştun, namazın bozuldu.” dedi.<br />
Üçüncü Hintli ikincisine dedi ki : “Onu ne kınıyorsun baba, kendi derdine bak, kendini kına!”<br />
Dördüncü “ Hamd olsun ben, üçünüz gibi kuyuya düşmedim” dedi.<br />
Hulasâ dördünün de namazı bozuldu. Âlemin ayıbını söyleyen daha fazla yol kaybeder.<br />
Ne mutlu o kişiye ki kendi ayıbını görür.Kim birisinin ayıbını görürse o alınır, o ayıbı kendisinde bulur.<br />
3035. Çünkü insanın yarısı ayıptandır, yarısı gayıptan! Madem ki başında onlarca yara var, merhemini başına vurmalısın.<br />
Yarayı ayıplamak, ona merhem koymaktır. Sınık bir hale düştü mü “ Bir kavmin azizi zelil oldu mu acıyın ona”hadîsine<br />
mazhar olur.<br />
Sende o ayıp yoksa da yine emin olma. Olabilir ki o ayıbı sen de yaparsın, günün birin de o ayıp, senden de zuhur<br />
edebilir.<br />
Allahdan “ Emin olmayın” sözünü duymadın mı Peki o halde neden müsterih ve emin oluyorsun<br />
3040. İblis, yıllarca iyi adla anılarak yaşadığı halde nihayet bak, nasıl rüsvay oldu, adı ne oldu<br />
Yüceliği âlemde tanınmıştı; aksiyle tanındı, yazık!<br />
Emin değilsen, tanınmayı isteme. Yürü, yüzünü korkuyla yıka da sonra göster.<br />
Güzelim, sakalın çıkmıyorsa başka sakalsızları kınama.<br />
Şu işe bak: Şeytan, belâlara düştü de sana ibret oldu.<br />
3045. Sen belâya uğrayıp ona ibret olmadın.. o zehri içti, sen şerbetini iç,(ibret almana bak!).<br />
Oğuzların,birini korkutmak için başka birini öldürmeye kalkışmaları<br />
Kan dökücü Oğuz Türkleri, malları yağma etmek üzere bir köye girdiler.<br />
O köyün eşrafından iki kişi yakalayıp birini öldürmeye niyet ettiler.<br />
Öldürmek üzere elini bağladıkları zaman dedi ki : “ Padişahlar, yüce erler.<br />
Niye benim kanıma kastediyorsunuz. Neden benim kanıma susadınız<br />
<br />
3950. Öldürülmemde ki maksat, garaz ne Görüyorsunuz ya, gördüğünüz gibi yoksulum, çırçıplak bir adamım”<br />
Oğuzların biri “ Arkadaşın korksun, ürksün de altınları çıkarsın diye öldürüyoruz” dedi.<br />
Adam “O benden yoksul” deyince Oğuz, “ Haber verdiler onun altını var” dedi.<br />
Adam dedi ki : “Madem ki bizim ikimizden bir şey umuyorsunuz,<br />
Evvelâ onu öldürün de ben korkayım, altınların yerini göstereyim!”<br />
3055. Şimdi sen de Allah’nın keremine bak ki biz âhir zamanda geldik.<br />
Zamanlardan sonuncusu, ilk devirlerden daha üstündür. Hadîste “ Ahirûnes Sâbikun” denmektedir.<br />
Merhamet sahibi Allah, Nûh ve Hûd kavimlerinin helâkini bize gösterdi;<br />
Biz korkalım, ibret alalım diye onları kahretti. Ya aksi olsaydı vay haline!<br />
Kendisine tapanların--peygamber ve velilerin-- Aleyhimüsselâm—varlıkları nimetken buna<br />
şükretmeyenlerin hali<br />
Peygamberlerden hangisi, suça, ayıba dair bir şey söylediyse taş gibi katı gönül’e, kapkara cana,<br />
3060. Allah fermanlarına ehemmiyet vermemeye, yarın ki ahret gününü düşünmeyip rahatça keyfine bakmaya,<br />
Bu aşağılık dünyaya heves etmeye,bu aşağılık dünyaya âşık, karılar gibi nefse zebun olmaya,<br />
Nasihat edenlerden kaçmaya, temiz kişilerle buluşmaktan çekinmeye,<br />
Gönül’e, gönül ehline karşı yabancı durmaya, padişahlara hile düzmeye, onlara karşı tilkilik yapmaya kalkışmaya,<br />
Gözü tok kişileri yoksul sanmaya,onlara haset edip gizlice düşman olmaya dair söyledi.<br />
3065. Onlardan biri verdiğin bir şeyi kabul ederse yoksul dersin, kabul etmezse riyakâr ve mürai!<br />
İnsanlara karışırsa tamahkâr dersin. Karışmaz, çekingen davranırsa kibirli!<br />
Yahut da münafıklar gibi “ Çoluğun, çocuğun nafakasını kazanmaya uğraşıyorum,<br />
Ne başımı kaşımaya vaktim var , ne din kaydına düşüp ibadet etmeğe!<br />
Lûtfet, bizi himmetle bir an da sonunda biz de velilerden olalım” diye mazeret serdedersin.<br />
3070. Fakat bu sözde, dertten, aşktan değildir. Âdeta uyuyan bir adamın bir aralık uyanıp sayıklayarak tekrar uykuya<br />
dalmasına benzer.<br />
“Ayalimin rızkını kazanmaktan başka bir şey yapamıyorum. Ne çare Dişimle, tırnağımla çalışıp çabalıyor, helâlinden<br />
kazanıyorum” dersin.<br />
Ey sapıklara karışan, ne helâli Senin kanından başka helâl göremiyorum.<br />
Çare Allah’dandır. Lokmandan değil.. çare dindendir puttan değil!<br />
Ey aşağılık dünyaya bile sabredemeyen, bu yeryüzünü güzel bir tarzda döşeyen Allah’ya nasıl sabredebiliyorsun<br />
3075. Ey naz ve nimete bile sabredemeyen, kerim Allah’ya nasıl sabredebiliyorsun<br />
Ey temize, pise bile sabırsız, Yaradanına nasıl sabredebiliyorsun<br />
Nerede bir Halil ki mağaradan çıkıp ayı görünce “ Bu benim Rabbim” dedikten sonra battığını görünce kendisine gelip “<br />
Nerede kâinatı yaratan Allah ” desin.<br />
Ben, bu iki meclis sahibini görmedikçe iki âlemi de görmek istemem.<br />
Allah sıfatlarını görmedikçe ekmek bile yesem boğazımda kalır.<br />
3080. Onun yüzünü görmedikçe, onun gülünü , gül bahçesini temaşa etmedikçe lokma nasıl siner<br />
Allah’yı ummadan bu suyu bir an bile kim içer Ancak öküz ve eşek!..<br />
Hayvan gibi olanlar, hatta ondan da aşağı bir dereceye düşmüş bulunanlar, hileyle dolu olsa bile yine pis, murdar,<br />
kokmuş kişilerdir.<br />
Böyle kişinin hilesi de baş aşağı olmuştur, kendisi de. Zamanı geçip gitmiş, günü bir türlü gelmez olmuştur.<br />
Düşüncesi körleşmiş, aklı bozulmuş ömrü hiçe gitmiştir. Elif gibi hiçbir şeyi yoktur!<br />
3085. “ Ben de bu düşüncedeyim” dese bile bu da o nefsin hilesinden,masalındandır.<br />
“ Allah yargılayıcıdır, merhametlidir” demesi de aşağılık nefsin hilesinden başka bir şey değildir.<br />
Ey elimde ekmeğim yok diye gamdan ölen, Allah yargılayıcı ve merhametliyse ya bu korku ne<br />
İhtiyar bir adamın hastalıklardan doktora şikayeti,doktorun cevabı<br />
İhtiyarın biri, bir doktora “ Dimağım yorgun, aklım yerinde değil” dedi.<br />
Doktor dedi ki . “ O akıl zayıflığı ihtiyarlıktandır.” İhtiyar, “ Gözüm de kararıyor” dedi. Doktor “Koca ihtiyar,<br />
ihtiyarlıktan” dedi.<br />
3090. Doktor,”Koca ihtiyar,ihtiyarlıktan” dedi.Adam, “ Arkam dehşetli ağrıyor” deyince,<br />
Doktor dedi ki: “A zayıf ihtiyar, ihtiyarlıktan!” Adam, “ Ne yiyorsam hazmedemiyorum” dedi.<br />
Doktor “ Mide zayıflığı da ihtiyarlıktan” dedi. Adam, “ Nefes alırken sıkıntı çekiyorum, nefes darlığım var” dedi.<br />
<br />
Doktor dedi ki: “Evet, nefes darlığı da ihtiyarlıktan. İhtiyarlayınca insanda iki yüz türlü illet peyda olur.”<br />
İhtiyar kızıp, “ Be ahmak, lâfın hep bu mu, sen doktorluktan yalnız bunu mu belledin<br />
3095. Be herif, Allah her derde bir derman verdi, bunu bilemiyor musun<br />
Sen ahmak bir eşeksin,bilgin de kıt, aklın da. Ayağın kısa olduğundan yeryüzünde kalakalmışsın” dedi.<br />
Doktor cevap verdi: “ Ey yaşı altmış, işi bitmiş adam, bu kızgınlık, bu hiddet de ihtiyarlıktan!”<br />
Vücudun bütün cüzileri, zayıflar, yıpranır, sabır da azalır.<br />
İki çift söze bile tahammül edemez, haykırır. Bir yudum suyu bile hazmedemez, kusuverir!<br />
3100. Ancak Allah sarhoşu olan ihtiyar müstesna. O tertemiz bir yaşayışa sahiptir.<br />
Zâhiren ihtiyardır ama hakikatte çocuk. Zaten o veli ve nebi nedir ki<br />
Eğer iyinin, kötünün yanında zâhir olmasalar bu aşağılık kişilerin onlara şu hasedi neden<br />
Onlar yakîn ilmini bilmiyorlarsa onlara karşı bu buğuz, bu hilekârlık, bu kin ne<br />
Onlara düşman olanlar ölümden sonra dirilmeyi ve kıyamet gününü bilselerdi kendilerini keskin kılıcın üstüne nasıl<br />
atarlardı.<br />
3105. O pir sana gülümser, fakat sen onu öyle görme; onun için yüzlerce kıyamet var.<br />
Cennet, cehennem.. hepsi onun cüzileri. Ne düşünürsen, O, o düşünceden de üstün.<br />
Ne düşünüyorsan yokluk kabul eder, fakat düşünceye sığmayan yok mu İşte Allah odur.<br />
İçinde kim olduğunu biliyorsa, evin kapısındaki küstahlık neden<br />
Ahmaklar Mescidi ulular da, gönül ehlinin gönlünü yıkmaya çalışır.<br />
3110. Halbuki o mecazidir be eşekler, bu hakikat. Uluların gönülden başka Mescidi yoktur.<br />
Herkesin secdegâhı olan velilerin gönül mescitlerinde Allah vardır.<br />
Allah erinin gönlü derde düşmedikçe Allah, hiçbir milleti rüsvay etmemiştir.<br />
Peygamberlerle savaşa girişenler, onları cisim görüp kendileri gibi insan sanmışlardır.<br />
Sende o ilk gelenlerin ahlâkı var. Nasıl oluyor da sen de onlar gibi helâk olmaktan korkmuyorsun<br />
3115. Onlardaki nişanelerin hepsi sende de var. Madem ki onlardansın, nerde kurtulacaksın<br />
Cuha ile babasının cenazesi önünde feryat eden çocuk<br />
Çocuğun biri, babasının tabutu önünde ağlamakta, başına vurmaktaydı.<br />
“ Baba, seni nereye götürüyorlar Nihayet seni toprağın altına yatıracaklar.<br />
Öyle bir dar, öyle bir elemli eve götürüyorlar ki orada ne halı var, ne hasır.<br />
Ne geceleyin bir ışık var, ne gündüzün bir dilim ekmek.. ne yemek kokusu var, ne yiyecekten eser..<br />
3120. Ne mamur bir kapı var, ne damında bir yol.. ne de sığınılacak bir komşu!<br />
Halkın öptüğü cismin o elemli yurda nasıl gidecek<br />
Amansız bir ev, dar bir yer.. orada ne bet kalır, ne beniz” demekte.<br />
Bu suretle o evin vasıflarını sayıp gözlerinden kanlı yaşlar saçmaktaydı.<br />
Cuha, babasına dedi ki: “ Babacığım, vallahi bu adamı bizim eve götürüyorlar.”<br />
3125. Babası , Cuha’ya “ Ahmak olma” dedi. Cuha, “ Baba, şu nişaneleri dinle.<br />
Birer ,birer saydığı bu nişanelerin hepsi, şeksiz şüphesiz bizim evin nişaneleri.<br />
Ne hasır var, ne ışık var, ne yemek. Ne kapısı mamur, ne içi, ne damı!”<br />
Halkta da bu suretle kendilerine ait yüzlerce alâmet olduğu halde azgınlar, bu nişaneleri görmezler.<br />
Kibriya güneşinin şuanından mahrum ve ışıksız olan gönül evi,<br />
3130. Yahudilerin canı gibi dar ve karanlıktır; muhabbet ihsan eden Allah’nın zevkinden mahrumdur.<br />
Ne güneşin o gönüle ışığı parlar, ne o gönlün sahası genişler, ne kapısı açılır.<br />
Sana böyle bir gönülden mezar yeğdir. Gönül mezarından çık artık!<br />
Ey şuh ve neşeli can, dirisin, diri oğlusun. Bu dar gönül mezarında nefesin daralmıyor mu<br />
Sen vaktin Yusuf’usun, gökyüzünün güneşi. Bu çölden, bu zindandan çık yüzünü göster!<br />
3135. Yunus, balık karnında pişti. Yunus Peygamber, bu belâdan ancak tespihle kurtuldu.<br />
Balık karnında tespih etmeseydi kıyamete kadar o hapiste, o zindan da kalırdı.<br />
Yunus, balıktan Allah’yı tespih ederek halâs oldu. Tespih nedir Elest gününün nişanesi.<br />
Eğer can tespihini unutursan şu balıkların tespihini dinle.<br />
Allah’yı gören Allah’ya mensuptur; o denizi gören, o balıktır.<br />
3140. Bu cihan denizdir, ten balık.. ruh da sabah nurundan mahcup Yunus.<br />
Yunus Allah’ya tespih ettiği için balıktan kurtuldu, yoksa hazmolur, yok olup giderdi.<br />
Bu deniz, can balıklarıyla dopdoludur. Sen görmüyorsun ama etrafında uçuşup duruyorlar.<br />
<br />
O balıklar, sana kendilerini çarpmaktalar. Gözünü aç da apaçık gör.<br />
Balıkları görmüyorsan bile bari kulağın, tespihlerini duysun.<br />
3145. Sabretmek, canının tespihleridir. Sabret, asıl doğru tespih odur.<br />
O derecede hiçbir tespih yoktur. Sabret, asıl doğru tespih odur. O derecede hiçbir tespih yoktur. Sabret, “ Sabır,<br />
sıkıntının, darlığın anahtarıdır.”<br />
Sabır, sırat köprüsüne benzer, cennet se öbür tarafta. Her güzelin bir çirkin lalası vardır.<br />
Laladan çekinirsen vuslata imkân yok.Çünkü lala,gözlerden ayrılmaz.<br />
Ey azıcık bir şeyden kırılan sırça gönüllü, sen sabrın zevkini ne bilirsin Hele o Çikil güzeline ulaşmak için çekilen sabrın<br />
lezzetini!<br />
3150. Savaş zevki, kudret ve kuvvetli ere göredir, karı tabiatlı adamsa ancak zekerden zevk alır.<br />
Zekerden başka ne dini vardır, ne zikri; o düşünce , o adamı ta aşağılık yere kadar çekip götürür.<br />
Gökyüzüne bile çıksa korkma ondan.Çünkü o, ancak aşağılık aşkıyla ders öğrenmiştir.<br />
Çanı yukarılarda çalınsa, Çan sesi yukarılardan gelse bile atını aşağıya doğru sürüp durur.!<br />
Yoksulların âlemlerinden korkulur mu O âlemler lokma elde etmek için bir yoldur.<br />
Oğlanın iriyarı adamdan korkması.adamın ”Korkma çocuğum,ben er değilim” demesi<br />
3155. Bir iri adam bir oğlanı ele geçirdi. Bu adam bana kast eder diye çocuğun yüzü sarardı.<br />
Adam dedi ki “ Güzelim, emin ol.. sen benim üstüme bineceksin.<br />
Ben korkunç görünsem de aldırış etme, bil ki ben bir ibneyim. Deveye biner gibi bin üstüme, sür”<br />
İnsanların suretleriyle mânaları da işte böyledir. Dışardan adam görünürler, içerden melûn Şeytan!<br />
Ey Âd gibi ipiri adam, sen rüzgârın tesiriyle dalın vurduğu davula benziyorsun.<br />
3160. Tilki, hava ile dolu tulum gibi bir davul yüzünden avını yele verdi.<br />
Davulda bir can olmadığını, içinin hava dolu olduğunu görünce dedi ki: “ Domuz bile şu bomboş tulumdan yeğ!”<br />
Davul sesinden tilkiler korkar, fakat akıllı kişi onu öyle döver ki deme gitsin!<br />
Ormana dalan süvariden korkan okçu<br />
Bir atlı cins ata binmiş, pür silâh, heybetle bir ormana dalmış, gidiyordu.<br />
Usta bir okçu görüp korkarak yayını çekti.<br />
3165. Onu vurmak isterken atlı bağırdı: “Ben cüssece iriyim ama hakikatte zayıf bir adamım.<br />
Sakın benim iriliğime bakma, savaş zamanı kocakarıdan da aşağıyım.”<br />
Okçu “ haydi git, iyi ki söyledin, yoksa korkumdan seni vuracaktım” dedi.<br />
Nice adamlar vardır ki erkek olmadıklarından ellerinde kılıç olduğu halde karşıdakini silâhla tepelenmişlerdir.<br />
Rüstemlerin silâhını bile kuşansan ehli olmadıktan sonra canından olursun.<br />
3170. Oğul, kılıcı bırak da can siperini ele al. Bu padişahtan ancak başsız olan başını kurtarır.<br />
Senin silâhın; hilen, düzenindir.Hem senden doğar hem canına kast eder.<br />
Bu hilelerden madem ki bir fayda elde edemedin, hileyi bırak da devletlere kavuşasın.<br />
Madem ki hileden bir meyve elde edip yiyemedin, bırak hileyi, Allah’yı ara!<br />
Bu bilgiler, sana madem ki kutlu değil, kendini ahmak yerine koy, şom şeyi terk et!<br />
3175. Melekler gibi “ Allahm, bizim bilgimiz, ancak senin bildirdiğin bilgidir, başka bir şey bilmiyoruz” de!<br />
Bedevinin çuvala kum doldurması ve filozofun onu kınaması<br />
Bir bedevi, devesine iki dolu çuval yüklemiş, birisi onu lâfa tuttu.<br />
Vatanından sorup konuşturdu ve o suallerle bir hayli inciler deldi.<br />
Sonra dedi ki: “ O iki çuvalda ne dolu Doğruca söyle!”<br />
3180. Bedevi “ Bir tanesinde buğday var. Öbürü kum, yiyecek bir şey değil! ” dedi.<br />
Adam “ Neden bu kumu doldurdun” diye sordu.Bedevi cevap verdi: “ O çuval boş kalmasın diye”.<br />
Adam; “ Akıllılık edip buğdayın yarısını bu çuvala, yarısını da öbür çuvala koy.<br />
Bu suretle hem çuvallar hafifler, hem devenin yükü “ dedi. Bedevi bu fikri pek beğenip “ Ey akıllı ve hür hakîm,<br />
Böyle bir ince fikir, böyle bir güzel rey sahibi olduğun halde neden böyle çırçıplaksın, yaya yürüyor, yoruluyorsun ”<br />
3185. Dedi. O iyi kalpli bedevi, hakîme acıdı, onu deveye bindirmek istedi.<br />
Tekrar “ Ey güzel sözlü hakîm, birazcık halinden bahset.<br />
Böyle bir akılla, böyle bir kifayetle sen ya vezirsin, ya padişah. Doğru söyle!” dedi.<br />
<br />
Hakîm dedi ki: “ İkisi de değilim, halktan bir adamım. Halime, elbiseme baksana!”<br />
Bedevi “ Kaç deven, kaç öküzün var ” diye sordu.Hakîm cevap verdi: “ Uzun etme. Ne ona malikim, ne buna!”<br />
3190. Bedevi, “ Peki, bari dükkânındaki mal ne, onu söyle!” dedi. Hakîm dedi ki “ Benim dükkânım nerede, yerim<br />
yurdum nerede<br />
Bedevi, öyleyse paranı sorayım: sen yapayalnız gidiyorsun, hoş nasihatlarda bulunuyorsun, ne kadar paran var<br />
Âlemdeki bakırları altın yapacak kimya senin elinde, akıl ve bilgi incilerin tümen, tümen dedi!” dedi.<br />
Hakîm, “ Ey Arabın iftiharı, vallahi para şöyle dursun, bir gecelik yiyecek alacak mangırım bile yok.<br />
Yalınayak, başı kabak koşup duruyorum. Kim, bir dilim ekmek verirse oraya gidiyorum.<br />
3195. Bu kadar hikmet, fazilet ve hünerden ancak hayal ve baş ağrısı elde ettim” deyince;<br />
Arap dedi ki : “ Yürü, yanımdan uzaklaş.. senin nuhusetin benim başıma da çökmesin.<br />
O şom hikmetini benden uzaklaştır. Sözün, zamane halkına şom.<br />
Ya sen o yana git, ben bu yana gideyim. Yahut sen önden yürü, ben arkadan yürüyeyim.<br />
Bir çuvalımda buğday, öbüründe kum olması, senin hikmetinden daha iyi be hayırsız!<br />
3200. Benim ahmaklığım, çok mübarek bir ahmaklık. Gönlümde azığım var, canım perhizkâr!”<br />
Sen de şekavetin azalmasını istiyorsan çalış, sendeki hikmet azalsın.<br />
Tabiattan doğan, hayalden meydana gelen hikmet, Allah nurunun feyzinden nasipsiz bir hikmettir.<br />
Dünya hikmeti, zannı, şüpheyi artırır, din hikmetiyse insanı feleğin üstüne çıkarır.<br />
Âhir zamanın âdi ukalâsı, kendilerini evvelce gelenlerden üstün görürler.<br />
3205. Hileler öğrenip ciğerler yakmışlar, hileler, düzenler bellemişlerdir.<br />
Asıl sermaye iksiri olan sabrı, ihsanı, cömertliğiyle vermişlerdir.<br />
Fikir ona derler ki bir yol açsın.. yol ona derler ki önüne bir padişah çıkagelsin.<br />
Padişah ona derler ki kendiliğinden padişah olsun; hazinelerle, askerlerle değil.<br />
Zira kendiliğinden padişah olursa padişahlığı, Ahmet’in pâk dininin yüceliği gibi ebedîdir.<br />
Allah rahmet etsin,İbrahim Ethem’in deniz kıyısında gösterdiği keramet<br />
3210. İbrahim Ethem’den rivayet edilmiştir: Bir yerde deniz kıyısında oturmuş,<br />
O can sultanı, hırkasını dikmeğe koyulmuştu. Ansızın oraya bir emîr geldi.<br />
O emîr, Şeyh’in kullarındandı. Şeyh’i tanıyıp hemen secde etti.<br />
Şeyh’in hırka dikmekte olduğunu görüp şaşırdı. Şekli de değişmişti, huyu da!<br />
Emîr, kendi kendisine “ Öyle bir ulu sultanlığı terk etti de şu yoksulluğu ihtiyar etti. Bu ne acayip iş!<br />
3215. Yedi iklim padişahlığını kaybetsin de yoksullar gibi kendi hırkasını diksin” diyordu.<br />
Şeyh, onun düşüncesini anladı.Şeyh aslana benzer,gönülleri ormana.<br />
Şeyh, ümit ve korku gibi gönüllere girer, yürür. Cihan esrarı ona gizli değildir.<br />
Ey sermayesizler, gönül sahiplerinin huzurunda gönüllerinizi koruyun!<br />
Ten ehlinin yanında edep, zâhiri muameleden ibarettir. Çünkü Allah, onlardan gizli şeyleri örtmüştür.<br />
3220. Fakat gönül ehillerinin yanında edep, bâtıni bir muameledir. Bâtına aittir. Zira onların gönülleri, gizli şeyleri anlar.<br />
Sen ne aykırı iş yapıyorsun. Körlerin yanına bir makam kapmak hevesiyle gidiyor, huzur ile edebe riayet ederek ta kapı<br />
yanında oturuyor.<br />
Gözlülerin yanındaysa edebi terk ediyorsun. Onun için şehvet ateşine odun oldun ya!<br />
Madem ki anlayışın yok, hidayet nurundan mahrumsun.. körler için yüzünü cilâla, süsle dur.<br />
Gözlülerin huzurunda da yüzüne pislik sür; sonra da bu kokmuş halinle nazlan!<br />
3225. Şeyh, derhal iğnesini denize attı ve yüce sesle iğneyi istedi.<br />
Yüz binlerce Allah balığı, her birinin ağzında birer altın iğne olduğu halde,<br />
Ey şeyh Allah’nın iğnelerini al, diye Allah denizinden baş çıkardı.<br />
İbrahim Ethem, yüzünü o emîre dönüp dedi ki; Ey emîr, gönül saltanatı mı iyi, öyle bayağı bir saltanat mı<br />
Bu zâhiri bir işaretten ibaret, bir hiç bile değil. Bâtın âlemine varırsan bunun yirmi mislini görürsün.<br />
3230. Şehre bahçeden bir dal getirirler. Fakat bağı bostanı oraya nasıl götürsünler<br />
Hele bu gökyüzü, ancak bir yaprağı olan bir bağ olursa.. hatta o âlem bir içtir, hakikattir de şu cihan, onun kabuğuna<br />
benzer.<br />
Sen, o bağa doğru adım atamıyorsun. Fazla koku kokla da nezleni gider!<br />
Bu suretle o koku, canını çeksin de gözlerinin nuru olsun.<br />
Yakup Peygamberin oğlu Yusuf, bu koku hakkında “ Gömleğimi alın, götürüp babamın yüzüne koyun” dedi.<br />
3235. Ahmet, bu koku için vaizlerinde daima “ Gözüm namazda ışıklanır” buyurdu.<br />
<br />
Beş duyguda birbirleriyle birleşmiştir.Çünkü beşi de bir asıldan meydana gelmedir.<br />
Bu beş duygudan biri kuvvetlense öbürleri de kuvvetlenir; birisi her birisine sâki olur.<br />
Gözün görüşü, söz söyleme kabiliyetini artırır. Gözdeki aşk da doğruluğu.<br />
Doğruluk, her duygunun uyanıklığıdır, bu suretle duygulara zevk, munis olur.<br />
Ârifin gaybı gören nurla nurlanması<br />
3240. Sülûkta bir duygu, bağını çözdü mü öbür duyguların hepsi birden değişir.<br />
Bir duygu, zâhiri duygularla idrâk edilemeyecek şeyleri duydu, gördü mü, gayba ait şeyler bütün duygulara aşikâr olur.<br />
Sürüden bir koyun yürüyüp dereyi atlayınca öbür koyunlar da birer, birer o tarafa atlarlar.<br />
Sen de duygu koyunlarını sür, Allah yazısında yay, otlat.<br />
Da orada sümbül ve ağustos gülü yesinler, hakikat bahçelerine yol bulsunlar.<br />
3245. Öbür duyguların hepsi birer, birer o cennete ulaşsın diye her duygun, duygulara peygamberlik eder.<br />
Duygular, senin duyguna dilsiz, dudaksız, hattâ hakikatten de öte, mecazdan da öte sırlar söyler.<br />
Çünkü bu hakikat dediğin türlü, türlü tevil edilebilir. Bu vehimlenme de hayaller doğurur durur.<br />
Halbuki âyan âlemine mensup olan hakikatse hiçbir suretle tevil edemez.<br />
Her duygu, senin duyguna kul olunca gayri felekler bile senden ayrılamaz.<br />
3250. Bir derinin sahibi kimdir diye dâva çıksa, deri kiminse içi de onundur.<br />
Bir saman denginin kime ait olduğunda nizaa düşülse buğday kimin Sen ona bak! (çünkü saman da buğday<br />
sahibinindir.)<br />
Felek kabuktur, ruhun nuru iç. Bu görünürde o görünmez. Ayağın kaymasın, sallanma, kendine gel!<br />
Cisim zâhiridir, ruhsa gizli. Cisim yen gibidir, ruh el gibi.<br />
Akılsa ruhtan daha gizlidir. Duygu, ruhu çabucak anmalı.<br />
3255. Meselâ bir hareket gördün mü anlarsın ki o hareket eden diridir. Fakat akıllı mı acaba Bunu bilemezsin.<br />
Mevzun hareketlere başlar, bakırın kimya ile altın oluşu gibi o da hareketlerini bilgisiyle tanzim ederse,<br />
Ele benzeyen ruhun o münasebetli, o muntazam hareketlerinden anlarsın ki aklı vardır.<br />
Vahiy kabul eden ruhsa akıldan da gizlidir. Çünkü o gayptır, gayp âlemindendir.<br />
Ahmed’in aklı kimseden gizli değildir, herkes onun akıl ve kemal sahibi olduğunu bilirdi. Fakat vahiy ruhunu her can<br />
anlayamadı.<br />
3260. Vahiy ruhuna münasip şeyler de var,fakat onları akıl anlayamaz. Çünkü o ruh pek yücedir.<br />
Akıl, o ruhun işlerine gâh delilik diye bakar, gâh şaşkınlık diye. Çünkü onu anlamak, o olmaya bağlıdır.<br />
Hızır’a göre alelâde olan işler Musa’nın aklını şaşırttı, Musa onları görünce bulandı.<br />
O işler Musa’ya aykırı göründü. Çünkü Musa o hale sahip değildi.<br />
Musa’nın aklı bile gayp işlerine ermezse, ey ulu kişi, bir farenin aklı nedir ki bu işlere ersin!<br />
3265. Taklit bilgisi, satış içindir, bu bilgi sahibi, müşteri buldu mu, bilgisini güzelce satar.<br />
Fakat hakikat bilgisine müşteri, Allah’dır. Bu bilgi sahibinin pazarı daima işler, daima parlar.<br />
Alışveriş ederken mest bir halde ağzını yumup oturur. Fakat müşterisi Allahdır.<br />
Âdemin dersine melek müşteridir, o derse dev ve peri mahrem değildir.<br />
Âdem, senin dersin her şeyin adını haber vermektir. Haydi, Allah sırlarını kıldan kıla anlat.<br />
3270. Kısa görüşlü, daima halden hale giren, renkten renge boyanan ve temkini bulunmayan,<br />
Kişiye fare dedim, çünkü yeri, yurdu topraktır. Farenin de geçim yeri topraktan ibarettir.<br />
Yolları, izleri bilmez değil, bilir ama yer altındakileri bilir. O , her yanda toprağı delmiş, delik deşik etmiştir.<br />
Fare gibi nefis, ancak lokma ufalar. Allah fareye de miktarınca akıl vermiştir.<br />
Çünkü yüce Allah, hiç kimseye, ihtiyacından artık bir şey vermez.<br />
3275. Eğer âlemin yeryüzüne ihtiyacı olmasaydı âlemlerin Rabbi, yeri yaratmazdı.<br />
Bu titreyip duran yeryüzü, dağlara muhtaç olmasaydı Allah, o heybetli dağları halk etmezdi.<br />
Göklere de ihtiyaç olmasaydı yedi kat göğü yoktan meydana getirmezdi.<br />
Güneş, ay ve şu yıldızlar, ancak ihtiyaç yüzünden zuhura geldi.<br />
Şu halde varlıkların kemendi,( yoklukları çekip varlık âlemine getiren) ihtiyaçtır. Allah’nın ihsanı, ihtiyaç miktarınca<br />
zâhir olur.<br />
3280. Yürü, çabuk ihtiyacını arttırır da Allah’nın kereminden cömertlik denizi coşsun.<br />
Şu yol üstünde dilenen, şu dilenciliğe düşmüş olan yoksullar, halka ihtiyaçlarını arz ederler.<br />
Kör , sakat, hasta, illetli olduklarını gösterir, bu suretle halkın merhametini coşturmak isterler.<br />
“ Ey halk, ekmek verin. Benim de ambarım var, benim de malım, benim de sofram var” derler mi hiç<br />
<br />
Köstebeğin yemek içmek için göze ihtiyacı yoktur. Onun için Allah onu gözsüz yarattı.<br />
3285. Köstebek, gözsüz de pekâlâ yaşayabilir. Ter-ü taze toprakta göze ne ihtiyacı var<br />
Zaten ancak hırsızlık etmek için topraktan çıkar, başka bir iş için değil, Allah, onu bu hırsızlıktan arıtsa,<br />
O da kanatlanır, kuş olur; melekler gibi göklere uçup gider.<br />
Allah’nın gül bahçesinde her an bülbül gibi yüzlerce nağme çıkarır.<br />
“ Ey beni çirkin sıfatlardan kurtaran, ey cehennemi cennet haline getiren,<br />
3290. Bir yağ parçasına aydınlık bahşetmekte, bir kemiğe işitme kabiliyeti vermektesin ey gani Allah.<br />
Fakat o maanınin cisimle ne alâkası var Eşyanın adlarıyla,anlayışın ne münasebeti var<br />
Söz yuva gibidir,mâna kuş gibi.Cisim ırmak gibidir, ruh akıp giden su gibi.<br />
O ırmak akıp gitmektedir, fakat sen ona duruyor dersin.. o koşup gelmektedir, sen onu bir yere kımıldamıyor sanırsın.<br />
Eğer su, yerden yere gitmiyorsa, eğer su akıp durmuyorsa üstündeki yeniden, yeniye görünen çerçöp nedir ki<br />
3295. Senin çerçöpün de fikrî suretlerindir. Aklına her an yeniden yeniye el dokunmamış düşünceler gelmektedir.<br />
Düşünce ırmağın yüzü de güzel ve sevimsiz çerçöpten halî değil.<br />
Bu kadar suyun üstünde görünen kabuklar, gayp bağı meyvelerinin kabuklarıdır.<br />
Bu kabukların içini suda ara. Çünkü su ırmağa bağdan kaynamakta, bağdan gelmektedir.<br />
Âbıhayatın akışını görmüyorsan ırmağın üstündeki dalların, yaprakların,çerçöpün akışına bak.<br />
3300. Su, yeğin akarsa üstündeki kabuklar ve çerçöp de daha çabuk sürüklenip gider.<br />
Bu feyiz şiddetle zuhur etti mi gayri âriflerin gönüllerine gam gelmez, o gönüllerde elem eğleşmez olur.<br />
Nitekim ırmak da, dopdolu olur, pek hızlı akarsa üstünde çerçöp eğlenmez!<br />
Halden bigâne birisinin bir şeyhi kınaması ve müridin şeyhe cevap vermesi<br />
Birisi, şeyhin birini “ Kötü adam, doğru yolda değil.<br />
Şarap içiyor, mürai ve pis herif. Böyle adam nereden müritlerin imdadına yetişecek ” diye kınadı.<br />
3305. Başka biri de ona dedi ki “ Edebe riayet et. Büyükler hakkında böyle zanda bulunmak yaraşmaz.<br />
Onun sâf seli, bulanıversin.. bu ondan ve onun sıfatlarından ne kadar uzak!<br />
Hak ehline böyle bühtanlarda bulunma. Bu, senin hayalinden ibaret, çevir yaprağı!<br />
Böyle bir şey olmaz ya.. şayet olsa bile ey toprakta uçan kuş, bahrimuhite pislikten ne zarar!<br />
O, iki testiden az, yahut küçük bir havuz değil ki.. bir katracık pislik onu nasıl bulandırır, nasıl kirletir.<br />
3310. Ateş, İbrahim’e bir ziyan veremedi. Kim Nemrutsa sen ona de : Kork ateşten!<br />
Nefis Nemrut’tur, akılla can da Halil. Ruh, işin tam içindedir. Kılavuza ihtiyaç yok.. kılavuza muhtaç olan nefistir.<br />
Kılavuz yolcuya, çöllerde her an kaybolana lâzımdır.<br />
Menzile ulaşanlara gözden, ışıktan başka bir şey lâzım değil. Onlar kılavuzdan da kurtulmuşlardır, çölden de.<br />
Eğer o vuslat eri bir delil getirirse henüz mücadele içinde bocalayanlar anlasınlar diye getirir.<br />
3315. Baba, küçük çocuğuna onun dilince “ Ti, ti” der, aklı, âlemi ölçüp biçse bile!<br />
Üstat “ Elifte bir şey yok” dese fazileti eksilmez, yücelikten düşmez.<br />
Henüz söz bilmez cahile bir şeyler öğretmek için kendi dilini terk etmek,<br />
Onun dilince konuşmak gerek. Ancak bu suretle senden bir bilgi, bir fen öğrenebilir.<br />
Bütün halk da şeyhin çocukları mesabesindedir. Nasihat verdiği zaman pîre, onların seviyesine inmek lâzım”<br />
*Şeyhin müridi, o kötü sözlüye, o küfürle, sapıklıkla dopdolu kişiye dedi ki:<br />
*“Kendini keskin kılıç üstüne atma. Aklını başına al, padişah ve sultanla savaşa girişme.<br />
*Havuz ,deryaya omuz vurur, onunla boy ölçüşmeye kalkışırsa mahvoldu gitti.<br />
*O, öyle bir deniz değil ki ucu, kıyısı bulunsun da sizin pisliğinize bulansın!<br />
3320. Küfrün de bir haddi, hududu var. Fakat şeyhe ve şeyhin nuruna bir kenar, bir had yok!<br />
Haddi hududu olmayanın yanında mahdut olan şey, yok demektir. Allah’dan başka her şey fanidir.<br />
Onun bulunduğu yerde ne küfür var, ne iman.Çünkü, o içtir, küfürle imansa deri.<br />
Bu yokluklar, yüze perdedir.O, leğen altında gizli ışığa benzer.<br />
Hulâsa bu ten başı, o başa perdedir. O başın önünde bu ten başı kesilmiş gibidir, bir şeye yaramaz.<br />
3325. Kâfir kimdir Şeyhin imanından gafil olan. Ölü kimdir Şeyhin canından haberdar olmayan!<br />
Can, tecrübelerle sabittir ki haberdar olmaktan ibarettir. Kim, daha fazla haberdarsa daha ziyade canlıdır.<br />
Canımız hayvan canından daha üstündür, neden Çünkü daha fazla biliyoruz.<br />
Meleklerin canı da bizim canımızdan üstün.Çünkü onlarda Hissi Müşterek yoktur.<br />
Ehil olanların canlarıysa meleklerin canlarından üstündür, şaşkınlığı bırak!<br />
3330. Melekler, Âdeme secde ettiler; çünkü onun canı, meleklerinkinden üstündür.<br />
<br />
Üstün olmasaydı secde ederler miydi Üstün olanın daha aşağı mertebede bulunana secde etmesini emretmek doğru<br />
bir şey değil değildir, yaraşmaz.<br />
Allah’nın adaleti, Allah’nın lûtfu bir gülün dikenine secde etmesini hoş görür mü<br />
Bir can, oldu da son mertebeyi de aştı mı artık her şeyin canı, ona mûti olur;<br />
Kuş, balık, in,cin,insan.. hepsi ona itaat eder. Çünkü o üstündür, öbürleri noksan.<br />
3335. Balıklar, hırkasını diksin diye ona iğne getirirler. Bu, ipliğin iğneye tâbi olmasına benzer.<br />
--Allah rahmet etsin—İbrahim Ethem hikâyesinin sonu<br />
O emîr, balıkların İbrahim Ethem’in emrini yerine getirdiklerini, balıkların ağızlarında iğneyle sudan baş çıkardıklarını<br />
görünce vecde geldi.<br />
Bir ah çekip “ Balık bile pîri tanıyor. Yuh olsun o tapudan sürülen tene!<br />
Balıklar bile pîri biliyorlar da biz ondan uzağız. Biz, bu devletten mahrumuz da onlar erişmiş” deyip,<br />
Secde ederek ağlaya ,ağlaya perişan bir halde yola düzüldü; bu kerametin aşkından divaneye döndü.!<br />
3340. Hey yüzünü yıkamamış pis herif, neredesin sen kiminle kavgaya girişiyor, kime haset ediyorsun !<br />
Sen aslanın kuyruğuyla oynamakla, meleklere saldırmaktasın.<br />
Hayırdan ibaret olana neden kötü söylüyorsun. Kendine gel, o alçalışı yücelme sayma.<br />
Kötü nedir Aşağılık ve muhtaç bakır, Şeyh kimdir Ucu, sonu olmayan kimya!<br />
Bakır, kimya yüzünden altın olmak kabiliyetinde değilse kimya, bakır yüzünden bakırlaşmaz ya!<br />
3345. Kötü nedir İşi ateş gibi serkeş kişi, şeyh kimdir Ezel denizinin ta kendisi.<br />
Ateşi daima su ile korkuturlar. Fakat suyu hiç ateşle korkutabilirler mi<br />
Sen ayın yüzünde ayıp noksan buluyor, cennette diken topluyorsun.<br />
Ey diken arayan, cennete gitsen bile orada senden başka bir diken göremezsin.<br />
Güneşi balçıkla sıvıyor, kâmil bedirde gedik arıyorsun.<br />
3350. Âlemde parlayıp duran güneş bir yarasa için nasıl gizlenir<br />
Ayıplar, pîrler ret ettiğinden ayıp oldu.Kayıplar onların hasedi yüzünden kayıp kesildi.<br />
Huzurdan uzaksan bari dost ol, çabucak nedamet getir, işe güce koyul,<br />
Da o yoldan sana da bir rüzgâr essin. Rahmet, suyuna neden hasetle mani oluyorsun<br />
Uzaktaysan bile bulunduğun yerden o tarafa yönel, “ Nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa dönün!”<br />
3355. Eşek bile hızlı yürüyeyim derken balçığa saplandı mı oradan kurtulmak için anbean oynar durur.<br />
Orada kalmak için yerini düzeltmeğe kalkışmaz, bilir ki orası geçim yeri değildir.<br />
Duygun, eşek duygusundan daha aşağı mı ki gönlün bu balçıktan sıçramadı bile.<br />
Balçığın içinde tevile ruhsat vermektesin.Çünkü oradan gönlünü almak istemiyorsun ki.<br />
“ Bana bu lâyık..ihtiyarım elimde değil. Allah kerimdir. Bir âcizi de suçlu tutacak değil ya” dersin.<br />
3360. Ey sırtlan gibi kötülüğe giriftar olmuş kişi, sen gafletinden bu muahezeyi görmüyorsun.<br />
Sırtlanı mağaranın içinde değil, dışarıda arayın derler,<br />
De mağarayı kapatırlar, halbuki sırtlan “ Benden haberleri yok.<br />
Bu düşmanlar, benden haberdar olsalardı sırtlan nerede, hani ya diye bağırırlar mıydı” der.<br />
Birinin Ulu Allah günah yüzünden beni suçlu tutmuyor,bana ceza vermiyor diye iddiaya girişmesi ve<br />
Şuayb aleyhisselâm’ın ona cevap vermesi<br />
Şuayb zamanında birisi, “Allah benden nice ayıplar gördü.<br />
3365. Nice suçlarda bulundum. Böyle olduğum halde kereminden bana ceza vermiyor,beni muahaze etmiyor” dedi.<br />
Ulu Allah, Şuayb’ın kulağına dedi ki. “ Ona gayp âleminden fasih bir dille cevap ver:<br />
Sen, ben ne kadar suç işledim, öyle olduğu halde Allah kereminden suçuma bakmıyor, bana mücazat etmiyor dedin<br />
ama,<br />
Ey aykırı düşünceli, ey sersem, ey yolu bırakıp da çölü tutmuş!<br />
Seni nice kereler cezalandırdım. Fakat senin haberin yok. Ayağından tepene kadar zincirler içinde kalmışsın.<br />
3370. A kara kazan, isin, pasın kat,kat; için, yüzün berbat!<br />
Gönlünde is üstünde is, kurum üstünde kurum. Bu is ve kurum bir derecede ki nihayet gönlün, bütün sırlara karşı kör<br />
olmuş.<br />
Eğer o is, kurum, yeni bir kazana ursa bir arpa tanesi kadar küçük bile olsa eseri görünür.<br />
Çünkü her şey, zıddı ile meydana çıkar. Bembeyaz kazanın beyazlığı ütünde o kara is berbat bir şekilde kendini<br />
gösterir.<br />
Fakat dumanın tesiriyle kazan karardı mı artık onun üstünde isi, kurumu kim görür a inatçı<br />
<br />
3375. Demirci zenci olursa yüzü, dumanla isle aynı renktedir.<br />
Fakat beyaz adam demirciliğe kalkışırsa yüzü yer ,yer kararır, kızarır.<br />
Bu takdirde de günahın tesirini derhal anlar da ağlayıp sızlamaya başlar ve “ Aman Yarabbi” demeye koyulur.<br />
Fakat bir adam ,günahta ısrar eder,kötülüğü kendine sanat edinir,düşünce gözüne toprak saçarsa,<br />
Artık tövbe etmeyi bile aklına getirmez; o suç gönlüne tatlı gelir;böyle böyle nihayet dinsiz olur gider.<br />
3380. O pişman oluş,o “Yarabbi” deyiş ondan zail olur, gönül aynasının yüzünü beş kat pas örter.<br />
Paslar, demirini yemeye gevherini yok etmeye başlar.<br />
Beyaz bir kâğıda yazı yazarsan o yazı, kâğıda bakar bakmaz okunur.<br />
Yazılı kâğıda bir yazı yazarsan okunur ama iyi anlaşılmaz, insan yanılabilir.<br />
Çünkü o karalanmış kâğıt üstüne kara yazı yazıldı mı her iki yazı da körleşir, hiçbir mânası kalmaz.<br />
3385. O kâğıda üçüncü defa bir şey yazarsan kâfirlerin canı gibi tamamıyla kapkara olur.<br />
Şu halde her şeye çare bulan Allah’ya sığınmaktan başka ne çare var Bakırın ümitsizliğine iksir, ancak onun nazarıdır.<br />
Ümitsizlikleri ona arz edin de devasız derdinizden kurtuluverin!”<br />
Şuayb ona bu nükteleri söyleyince Şuayb’ın nefesleri yüzünden adamın gönlünde güller açıldı.<br />
Canı, gökyüzünden gelen vahiy sesini duydu. Dedi ki. “ Eğer bizi cezalandırdıysa nişanesi nerede ”<br />
3390. Şuayb “ Yarabbi, beni kabul etmiyor. Bu muhazeye, bu cezaya nişane aramakta” dedi.<br />
Allah “ Ben ayıpları örtücüyüm, sırlarını söylemem. Ancak iptilâsına dair şu tek remzi söyleyeyim:<br />
Onu cezalandırdığımın bir nişanesi şu: Oruç tutmak da dua etmekte..<br />
Namaz kılmakta, zekât vermekte.. başka ibadetlerde bulunmakta. Fakat ruhu bir zerre bile zevk duymuyor.<br />
Ne güzel ibadetler ediyor, ne hoş işlerde bulunuyor. Fakat bir parçacık bile tat yok.<br />
3395. İbadeti kışırdan ibaret, iç, yok. Cevizler çok ama içleri boş!<br />
İbadetlerin netice vermesi için zevk gerek.. tohumun ağaç olması için iç gerek!<br />
İçsiz tohum, fidan olur mu Cansız surette hayalden başka bir şey değil.<br />
O hale âşina olamayan müridin şeyhi kınaması hikâyesinin sonu<br />
O habis, şeyh hakkında hezeyanlarda bulunmaktaydı. Eğri bakan kişinin gözü daima eğri ve aykırı görür.<br />
“ Ben, onu bir mecliste gördüm, takvası yok, bir müflisten ibaret.<br />
3400. İnanmıyorsan bu gece kalk da şeyhinin fıskını apaçık gör” dedi.<br />
Geceleyin o adamı bir pencere başına götürdü, dedi ki : “ Fasikliğe bak, işreti gör”<br />
Gündüzün riyasiyle gecenin fıskını seyret. Gündüz Mustafa gibi, gece Ebuleheb gibi!<br />
Gündüz adı Abdullah ,gece elinde kadeh, nezübillâh!”<br />
Pîrin elinde dolu bir kadeh vardı. Mürit bunu görünce “ Şeyhim, sen de mi aldatıcısın<br />
3405. Sen, “Şeytan, şarap kadehine hemencecik işeyiverir” demez miydin ” dedi.<br />
Şeyh dedi ki: “Benim kadehimi öyle doldurdular ki içine tek bir üzerlik tohumu bile sığmaz.<br />
Bir bak hele.. buraya bir zerre bile sığar mı Sen sözü yanlış anlamışsın, aldanmışsın.<br />
Bu zâhiri şarap, zâhiri kadeh değil ki. Onu, gaybı bilen şeyhten uzak bil.<br />
Be ahmak, şarap kadehi, şeyhin varlığıdır. Oraya Şeytan’ın sidiğine asla yol yok!<br />
3410. O varlık, Allah nuruyla dolu, hem de dudağına kadar. Ten kadehi kırılmış, mutlak nur kalmıştır.<br />
Güneşin nuru, pislik üstüne düşmekle pislenmez ya, yine aynı nurdur”<br />
Şeyh bu sözleri söyledikten sonra “ Bu, ne kadehtir, nasıl şarap, bir gel de bak be hey münkir” dedi.<br />
Mürit gelip baktı, gördü ki halis bal. O mânasız düşmansa kör oldu, bir şey göremedi.<br />
O zaman pîr müridine dedi ki: “ Yürü ey ulu mürit bana şarap bul,<br />
3415. Bir hastalığım var, şarap içmek zaruretindeyim. Hastalıktan ölüm haline geldim, hattâ bu halden de ileri bir hale<br />
düştüm.<br />
Zaruret vakti her pis, temiz sayılır. İnkâr edene lânet, başına toprak!<br />
Mürit, meyhaneleri dönüp dolaşmaya,şeyh için her küpten şarap taşımaya başladı.<br />
Fakat küplerin hiç birin de şarap bulamadı. Hurma şarabıyla dolu olan küpler, balla dolmuştu.<br />
“ Rintler, bu ne hal, bu ne iş Hiçbir küpte şarap bulamıyorum” dedi.<br />
3420. Bütün Rintler, ağlayıp ellerini başlarına vurarak Şeyhin yanına geldiler.<br />
“ Ey ulu Şeyh, sen meyhaneye geldin, bütün şaraplar, kudümünün hürmetine bal oldu.<br />
Şarabı arıttın, bizim canlarımızı da kötü huylardan arıt, tebdil et “dediler.<br />
Cihan, baştanbaşa ağız, ağıza kanla dolu olsa Allah kulu yine ancak helâl yer.<br />
Allah razı olsun,Ayşe’nin Mustafa Sallâllahü Aleyhi Ve Sellem’e “Sen seccade yaymadan her yerde<br />
<br />
namaz kılıyorsun” demesi<br />
Bir gün Ayşe, Peygamber’e dedi ki. “ Ey Allah Resulü, sen aşikâr, gizli,<br />
3425. Neresini bulursan orada namaz kılmaktasın. Halbuki evde pis adamlar da gezip tozuyor.<br />
Sen de bilirsin ki pis çocuklar, nereye varırsa orasını pislerler.”<br />
Peygamber, “Şunu bil: Allah, büyükler pis şeyleri temiz etmiştir.<br />
Hakk’ın lûtfu, bu yüzden secdegâhımı, ta yedinci kat göğe kadar arıttı” diye cevap verdi.<br />
Kendine gel, kendine. Padişahlara hasede kalkışma. Terk et hasedi.Yoksa âlemde sen de bir iblis olursun.<br />
3430. Veli,zehir yese bal olur.. sen bal yesen zehir kesilir.<br />
O, varlığını Allah varlığına tebdil etmiştir. İşi de eşyayı tebdil etmedir.O, lûtuftan ibaret bir hale gelmiştir, her türlü<br />
ateşi de nur olmuştur.<br />
Ebabil kuşlarında Allah kuvveti vardı. Yoksa bir kuşcağız nasıl olurda bir fili helâk edebilirdi<br />
Koca bir orduyu birkaç kuş kırıp geçirdi. Bak da bu kudretin Allah’dan olduğunu bil.<br />
Eğer bundan şüpheye düşersen yürü var, Eshabı fil suresini oku.<br />
3435. Onunla inada kalkışır, beraberlik dâvasına girişirsen, yok mu Eğer onlardan başını kurtarabilirsen beni de kâfir bil<br />
sen!<br />
Farenin deve yularını çekmesi ve kendi kendisine gururlanması<br />
Bir fareceğiz, bir devenin yularını eline aldı, kurula, kurula yola düştü.<br />
Deve , tabiatındaki mülâyimlik yüzünden onunla beraber yürümeye koyuldu. Fare “ Ben, ne de pehlivan, ne de yiğit<br />
ermişim” diye gurura düştü.<br />
Düşüncesinin ışığı deveye aksetti. “ Hele hoşindi. Ben sana gösteririm!” dedi.<br />
Gide, gide bir büyük ırmak kenarına geldiler. Öyle büyük, öyle derindi ki ulu bir fil bile o ırmakta zebun olurdu.<br />
3440. Fare orada duru, kaskatı kesildi. Deve “ Ey dağda, ovada bana arkadaş olan,<br />
Bu duraklama ne, niye şaşırdın Irmağa ercesine ayak bas, gir suya!<br />
Sen kılavuzsun, benim öncümsün. Yol ortasında durup susma” dedi.<br />
Fare dedi ki: “ Bu su, pek büyük, pek derin bir su. Arkadaş,ben boğulmaktan korkuyorum.”<br />
Deve “ Hele bir göreyim, ne kadarmış bu su ” deyip hemen ayağını attı.<br />
3445. Dedi ki: “ A kör sıçan, su diz boyuymuş. A hayvanların kusuru, neden şaşırdın ”<br />
Fare, “ Sana karınca ama bize ejderha! Dizden dize fark var.<br />
Ey hünerli deve, sana diz boyu ama benim tepemden yüz arşın geçer.” dedi.<br />
Deve dedi ki: “ Öyleyse bir daha küstahlık etme de cismin, canın yanıp yakılmasın.<br />
Sen, kendin gibi farelerle boy ölçüş. Deveyle sıçanın sözü yoktur.”<br />
3450. Fare, “ Tövbe ettim, Allah hakkı için beni bu helâk edici sudan geçir.” dedi.<br />
Deve acıdı, “ Haydi hörgücüme sıçra, otur.<br />
Bu geçiş, benim işim. Seni de, senin gibi yüzlercesini de geçiririm” dedi.<br />
Madem ki peygamber değilsin, yola düş de günün birin de kuyudan kurtulup yüce bir makama erişesin.<br />
Sultan değilsen yürü, raiyet ol. Kaptan değilsen gemiyi öyle alabildiğine yürütme.<br />
3455. Ticarette kâmil değilsen yalnız başına dükkân açma; yoğrulup kemale gelinceye dek birisinin hükmü altına gir.!<br />
“ Susun, dinleyin” emrini işit, sükût et. Madem ki Allah dili olamadın, kulak kesil.<br />
Söylersen bile sual tarzında söz söyle. Padişahlar padişahıyla edepli konuş!<br />
Kibir ve kinin başlangıcı şehvettendir. Şehvetinin yerleşip kuvvetlenmesi de itiyat yüzündendir.<br />
Kötü huy, âdet edindiğinden dolayı sağlamlaşır, yerleşir. Seni ondan vazgeçirmek isteyene kızarsın.<br />
3460. Toprak yemeye alışırsan kim seni bundan menetmeye kalkışırsa onu düşman sayarsın.<br />
Puta tapanlar, bu tapmayı huy edindiklerinden men edenlere düşman olmuşlardır.<br />
İblis, ululanmayı huy edinmişti de eşekliğinden Âdem’i kendisinden aşağı gördü.<br />
“ Benden daha ulu başka birisi yok ki. Benim gibi bir kişi, ona secde eder mi ” dedi.<br />
Ululuk zehirdir. Ancak, ta ezelden panzehire sahip olan ruh müstesna.<br />
3465. Dağ, yılanla dolu ise içersinde panzehir yeri bulundukça korkma.<br />
Kafana ululuk yerleşmiş, onun için kim seni kırarsa onu ezelî düşman sayarsın.<br />
Birisi huyuna aykırı söz söylerse ona bir hayli kinlenirsin.<br />
Beni huyumdan çevirecek, şakirt haline sokacak, kendisine tâbi kılacak dersin.<br />
Böyle adamın kötü huyu serkeş olmasa, o huya aykırı şeylere niye ateşlenir, kızar;<br />
<br />
3470. Yahut muhalife müdana eder, onun gönlünde bir yer kazanır<br />
Çünkü kötü huyu adamakıllı kuvvetlenmiştir.Karınca gibi olan şehvetti, itiyat yüzünden adeta ejderha kesilmiştir.<br />
Şehvet yılanını önceden öldür. Yoksa hemencecik ejderhalaşır.<br />
Fakat herkes, yılanını karınca görür. Sen kendini bir gönül sahibine sor!<br />
Bakır, altın olmadıkça bakırlığını; gönül padişah olmadıkça müflisliğini bilmez.<br />
3475. Bakır gibi sen de iksire hizmet et.Gönül, dildarın cevrini çek.<br />
Dildar kimdir İyice bil. Dildar ehli dildir. Çünkü ehli dil olan, gece ve gündüz gibi cihandan kaçıp durmakta, âlemde<br />
eğleşmemektedir.<br />
Allah kulunun ayıbını az söyle, padişahı hırsızlıkla az kına.<br />
Gemide bir dervişi hırsızlıkla töhmet altına almaları<br />
Bir gemide bir derviş vardı. Erliği kendisine arka yastığı yapmış, ona dayanmıştı.<br />
Gemide bir kese altın kayboldu.O, uyuyordu.Herkesi aradılar. Birisi onu da gösterip,<br />
3480. “ Bu uyuyan yoksulu da arayalım” dedi. Para sahibi derdinden onu da uyandırdı.<br />
“ Bu gemide bir kese kayboldu. Herkesi aradık, bu arayıştan sen kurtulamazsın.<br />
Hırkanı çıkar, soyun da senin hakkında kimsenin şüphesi kalmasın” dedi.<br />
Derviş “Yarabbi, şu aşağılık kişiler, kulunu töhmet altına alıyorlar, fermanını eriştir” dedi.<br />
Dervişin gönlü dertlenir dertlenmez hemen denizin her tarafından,<br />
3485. Yüzbinlerce balık baş çıkardı. Her birinin ağzında bir inci vardı. Ama ne inci<br />
Her tanesi bir memleket haracı. Allah’dan geliyor, elbette eşi bulunmaz.<br />
Derviş gemiye birkaç inci atıp fırladı, havayı âdeta kendisine bir taht edip oturdu.<br />
Padişahlar gibi tahtının üstüne bağdaş kurup kuruldu.<br />
O, havanın yücesinde, gemi de onun önünde!<br />
3490. Dedi ki: “Yürüyün, gidin. Gemi sizin Hak benim, yoksul bir hırsız sizinle bir arada olmasın!<br />
Bakalım, bu ayrılıktan kim ziyan eder Ben hoşum, Hak’la çift, halktan tek!<br />
O,ne beni hırsızlıkla töhmet altına alır ne yularımı bir gammaza verir!”<br />
Gemidekiler dediler ki: “ Ey ulu, sana bu yüce makamı ne yüzden verdiler ”<br />
Derviş, “Yoksulu töhmet altına almak, hor hakîr bir şey için Hakk’ı incitmek yüzünden.<br />
3495. Hâşa, bu yüzden değil. Ululara tâzim ettiğimden. Çünkü ben, yoksullar hakkında hiç kötü zanna düşmedim.<br />
Onlar öyle lâtif, öyle nefesleri hoş kişilerdir ki onları ululamak için Allah’dan “ Abese” suresi geldi.<br />
Onların yoksulluğu, dünyayı dönüp dolaşma yüzünden ve dünyalık için değil. Hak’tan başka hiçbir şey olmadığından<br />
onlarda yokluğu, yoksulluğu kabul etmişlerdir.<br />
Nasıl töhmet altına alabilirim ki. Hak, ondan yedinci kat göğe kadar hazinelerine emin etmiştir” dedi.<br />
Töhmetli nefistir;yüce akıl değil.Töhmetli duygudur; lâtif nur değil.<br />
3500. Nefis Sofestai olmuştur, vur nefsin kafasına! Çünkü hakikati kötekle anlar, delil getirmekle değil.<br />
Mucize görür, aydınlanır. Sonradan der ki: O bir hayaldi.<br />
Hakikat olsaydı o gördüğüm şaşılacak şey gece gündüz gözümün önünde dururdu.<br />
Halbuki o temiz gözlerde mukimdir, hayvan gözüne karin olmaz.<br />
O şaşılacak şey, o mucize, bu duygudan utanır çekinir. Tavus kuşu, hiç dar bir kuyuya girer mi<br />
3505. Sakın bana, çok söylüyor deme. Ben, yüzde birini söylüyorum, söylediğim de pek cüzi, muhtasar!<br />
Sofilerin,şeyhin huzurunda çok söz söyleyen sofiyi kınamaları<br />
Sofiler, bir sofiyi kınayıp tekke şeyhinin yanına gelerek,<br />
Şeyhe “ Ey ulumuz, medet.. bu sofiden öcümüzü al”dediler.<br />
Şeyh “ Sofiler, şikâyetiniz neden” diye sorunca birisi “ Bu sofinin üç kötü huyu var;<br />
Söze başladı mı çan gibi susmak bilmez, boyuna söyler. Yemeğe girişti mi yirmi kişinin öğününden fazla yemek yer.<br />
3510. Yattı mı uyudu mu Eshabı Kehf’ benzer” dedi. Sofiler, bu üç huy, yol ehline yaraşmaz diye şeyhin huzurunda<br />
savaşa giriştiler.<br />
Şeyh o fakire yüz çevirip dedi ki: “ Ne halin olursa olsan, o halde itidali koru.<br />
“ İşlerin hayırlısı orta hallisidir” diye haberde bile var. Vücuttaki Ahlât itidal yüzünden faydalı.<br />
Bunların biri herhangi bir ârızî sebeple fazlalaştı mı insanın bedeninde hastalık meydana gelir.<br />
Yoldaşına pek yüklenme, çok söz söyleme, onu pek övme, çünkü bu, nihayet ayrılığa sebep olur.<br />
<br />
3515. Musa’nın sözü, kendince haddindeydi ama o iyi dosta fazla geldi.<br />
O fazlalık da Hızır’la arasının açılmasına sebep oldu. Musa’ya “ Haydi, git.. sen çok söylüyorsun.. gayri ayrılık geldi,<br />
çattı!<br />
Musa, sen ne fazla konuşuyorsun, git, uzaklaş.. Yahut da benimle olunca kör dilsiz kesil.<br />
Yok.. eğer gitmez, inadına oturursan hakikatte de bence gitmiş, benden ayrılmış sayılırsın” dedi.<br />
Meselâ namazda ansızın yellensen , biriside sana git yeniden aptes al dese,<br />
3520. Gitmez, orada kakılır kalır namaz kılmaya devam edersen istediğin kadar eğil bükül, yat kalk.. be şaşkın, zaten<br />
namazın gitti!<br />
Yürü, seninle eş olanların, sözünü sohbetini susamışçasına sevenlerin yanına var.<br />
Bekçi, uyuyanlara göredir. Balıkların bekçiye ne ihtiyacı var<br />
Çamaşırcıya elbise giyenler muhtaçtır. Çırçıplak canın ziyneti Allah tecellisidir.<br />
Ya çıplakları bırak, bir yana çekil.. yahut onlar gibi elbiseden vazgeç!<br />
3525. Yok.. eğer tamamıyla soyunamıyorsan bari elbiseni azalt da orta halli ol!”<br />
Fakirin şeyhe özrünü arzetmesi<br />
Fakir, o şeyhe ahvalini anlattı, suçuna özürler diledi.<br />
Şeyh’in sualine, Hızır’ın cevapları gibi güzelce, doğruca cevaplar verdi.<br />
Nitekim Kelîmin suallerine Hızır’ın Alîm Allah’dan verdiği cevaplarlarla;<br />
Musa’nın müşkülleri halloldu. Hızır, Musa’ya her müşkülü için anlatılamayacak derecede miftahlar verdi.<br />
3530. Dervişe Hızır’dan mirastı, o da şeyhin suallerine cevap vermede himmet etti.<br />
Dedi ki : “Orta yol hikmetse de bu orta hallilik de nispidir.<br />
Su, deveye göre azdır, fakat fareye göre deniz gibiydi.<br />
Birisinin dört ekmeğe ihtiyacı olurda iki, yahut üç tanesini yerse bu, orta bir yiyiştir.<br />
Fakat dördünü de yerse bu yiyiş, orta bir yiyiş değildir ki. O adam, kaz gibi hırsına esir olmuştur.<br />
3535. Birisinin on ekmeğe iştahı olsa da altısını yese bu orta sayılır.<br />
Fakat benim elli ekmeğe ihtiyacım var, senin altı yufkaya müsavi değiliz ki.<br />
Sen on rekât namaz kılınca usanırsın, ben beş yüz rekât namaz kılsam usanmam.<br />
Birisi, ta Kâbe’ye kadar yaya gider, öbürü mescide varıncaya kadar kendisinden geçer.<br />
Birisi o kadar cömerttir ki gönlü bulanmadan canını bile verir, öbürü bir dilim ekmek verebilmek için can çekişir.<br />
3540. Bu orta halli oluş, sona göredir; önü, sonu olan şeye nispetledir.<br />
Bir şeyde evvel, âhir olmalı ki ortası tasavvur edilebilsin.<br />
Sonsuz şeyin önü, sonu nasıl olur.. önü, sonu olmayanın ortası nasıl bulunur<br />
Allah, “ Deniz mürekkep olsa biterdi de Rabbimin kelimeleri bitmezdi” dedi. Kimse Allah tecellisinin evvelini, âhirini<br />
göremedi.<br />
Hattâ yedi deniz, tamamıyla mürekkep olsa gene biteceğini umma.<br />
3545. Bağ, orman baştanbaşa kalem olsa bu söz, yine eksilmez.<br />
O mürekkebin, o kalemlerin hepsi biterde sonu olmayan bu söz yine kalır.<br />
Benim halim uyuyan adamın haline benzer. Gören sapık, beni uyuyor sanıyor.<br />
Halbuki bil ki gözüm uyur, gönlüm uyanıktır. Bil ki işsiz güçsüz gibi duruyorum ama işimde var, gücüm de!<br />
Peygamber “ Gözlerim uyur ama Allah lûtfuyla kalbim uyumaz” dedi.<br />
3550. Senin gözün açık, kalbin uyuyor; benim gözüm uyuyor, gönlüme kapı açılmış!<br />
Gönlün ayrı beş duygusu var, gönül duygusuna iki cihan da pencere.<br />
Sen, kendi zayıflığınla bana bakma.. sana gece çağı ama o gece, bana kuşluk vakti.<br />
Sana zindan, fakat o zindan bana bahçe gibi. Meşguliyetin ta kendisi bana istirahat hali.<br />
Senin ayağın balçıkta, bana balçık gül kesilmiş .. sana yas, bana düğün, dernek davul zurna !<br />
3555. Seninle yeryüzünde oturup duruyorum ama Zuhal yıldızı gibi yedinci kat göğün üstünde koşup durmaktayım.<br />
Seninle oturan ben değilim, benim gölgem. Mertebem, düşüncelerden üstün.<br />
Çünkü ben düşüncelerden, vesveselerden geçtim, onların dışında koşup gezmekteyim.<br />
Ben endişelere hâkimim, mahkûm değil. Usta, binaya hâkimdir.<br />
Bütün halk, endişelere, vesveselere mahkûmdur. O yüzden hepsinin gönlü hasta, hepsi gamlı, gussalıdır.<br />
3560. Onların arasından çıkıp kurtulmak istersem kendimi mahsustan endişeli gösteririm.<br />
Ben, yücelerde uçan bir kuşum, endişe sinek! Sinek nasıl olurda beni elde edebilir<br />
Ayakları kırık olanlar da benimle buluşsunlar, konuşsunlar diye göğün yücelerinden kasten aşağıya inerim.<br />
<br />
Aşağılık sıfatlardan usandım mı melekler gibi uçuveririm.<br />
Benim kanadım, kendinden çıkmadır. Vücuduma iki kanat yapıştırmadım ben.<br />
3565. Cafer-i Tayyar’ın kanadı kendindendir, Cafer-i Tarrar’ın kanadı ise iğreti.<br />
Tatmayan adama göre bu, dâvadan ibarettir. Fakat makamı yüce kişilere göre dâva değil, mânadır.<br />
Bu söz,kargaya göre lâftan, kuru iddiadan ibarettir. Nitekim sineğe göre dolu tencere ile boş tencere birdir.<br />
İçinde lokma gevher olduktan sonra çekinme muktedir olduğun kadar ye!<br />
Şeyhin biri bir gün, halkın kötü zannını gidermek için leğene kustu, leğen inciyle doldu.<br />
3570. Bu suretle o basiret sahibi pir, halkın az akıllılığına acıyıp ancak akılla anlaşılır inciyi gözle görülür inci haline<br />
getirdi.<br />
Fakat midende temiz de pis murdar bir hale geliyorsa boğazını kilitle, anahtarı da sakla.<br />
Lokma, kimde ululuk nuru haline gelirse ne dilerse yesin.. Ona helâl!<br />
Doğruluğuna kendisi tanık olan iddia<br />
Eğer benim canıma âşina isen bilirsin ki şu mânalı sözüm boş dâva değildir.<br />
Gece yarısında bile senin yanındayım; kendine gel.. geceleyin korkma; ben senin adamınım, hısmınım dersem,<br />
3575. Bu iki iddia da, eğer hısımlarının sesini tanırsan sence doğrudur.<br />
Yanında olmak da, hısmın bulunmak da iddiadır ama iyi anlayan kişiye göre ikisi de mânadan ibarettir ve doğrudur.<br />
Sesinin yakından gelişi de şehadet eder ki bu nefes, bir sevgilinin yanından gelmekte.<br />
Hısımların seslerindeki tat da o hısmın doğruluğuna şahittir.<br />
Fakat Allah ilhamına mazhar olmayan ve bilgisizliğinden yabancı sesiyle akraba sesini birbirinden ayırt edemeyen<br />
ahmağa göre,<br />
3580. Bu adamın sözü dâvadan ibarettir. Bu ahmağın bilgisizliği, inkârına sebep olur.<br />
Fakat gönlünde Allah nurları olan akıllı, anlayışlı kişiye göre bu ses, mânanın ta kendisidir ve doğrudur.<br />
Bu, şuna benzer: Arapça bilen birisi, Arapça “Ben Arapça bilirim” dese,<br />
Onun Arapça bilirim demesi dâvadır ama Arapça söyleyişi de mânadır, dâvasının ispatıdır.<br />
Yahut bir kâtip, kâğıdın üstüne “ Ben kâtibim, yazı okuyabilirim, yüce bir kişiyim” diye yazsa,<br />
3585. Bu yazı filvaki dâvadır ama, yazılan şeyde dâvanın doğruluğuna şahittir.<br />
Yahut da bir sofi “ Dün akşam rüyada birisini gördün ya.. hani omuzun da seccade vardı.<br />
İşte o benim. Rüyada sana nazardaki feyizleri anlatmıştım.<br />
Onları kulağına küpe et. O sözü aklına rehber yap, sözlere uy” dese,<br />
Bu söz, sana rüyayı hatırlatır. Yeni bir mucize, eski bir altındır.<br />
3590. Bu söz, dâva gibi görünür ama rüyayı görenin ruhu” Evet” der. Tasdik eder.<br />
Hikmet, müminin kaybolmuş malı olduğundan kimden duysa inanır, kabul eder.<br />
Fakat kendisini hikmetin yanında bulursa nasıl şüphe edebilir. Nasıl yanılabilir<br />
Susuz birisine “ Acele et, çabuk, kadehteki suyu al iç” desen,<br />
Susuz, “Bu bir dâvadan ibaret. Yürü ey dâvacı benden uzaklaş”<br />
3595. Yahut “Kadehtekinin su, o içilen güzel, berrak su olduğuna dair bana bir delil göster!"”der mi<br />
Ana, süt emer çocuğuna “Gel yavrum, süt em, ben senin ananım” dese,<br />
Çocuk “Ana, sütünü emersem karnım doyacak mı bir delil göster!” der mi<br />
Her ümmetin gönlünde Hak’tan bir tat vardır. Peygamberlerin yüzü ve sesi de mucizedir.<br />
Peygamber, dışardan seslendi mi ümmetin canı, içerden secde eder.<br />
3600. Çünkü can kulağı, âlemde hiç kimseden o sese benzer bir ses duymamıştır.<br />
O misilsiz ruh, o misli olmayan sesten neşelenir, Allah’ya yaklaşır.<br />
Yahya aleyhisselâm’ın,anasının karnındayken İsa aleyhisselâm’a secde etmesi<br />
Yahya’nın anası, Meryem’e hamlini vazetmeden az önce gizlice dedi ki:<br />
“ Karnında bir padişah var. Ülülazm ve her şeyi bilen bir peygamberdir. Ben bunu yakinen gördüm.<br />
Sana rastlayınca karnımda ki çocuğum hemen secdeye vardı.<br />
3605. Karnımdaki çocuk, karnındaki çocuğa secde etti. Secdesinden bedenime titreme düştü”<br />
Meryem de “Ben de karnımdaki çocuğun secde ettiğini hissettim” dedi.<br />
Buna karşı şüphe<br />
<br />
Ahmaklar derler ki: “Bırak şu masalı. Yalan, yanlış.<br />
Meryem, doğuracağı zaman yabancıdan da uzaktı, akrabadan da.<br />
O güzel hatun şehirden dışarı çıktı. Doğurmadıkça şehre girmedi.<br />
3610. Doğurunca yavrusunu kucağına alıp, bağrına basıp soyunun, sopunun yanına geldi.<br />
Yahya’nın anası, onu nerede gördü de bu hikâyeyi anlattı, bu sözü söyledi ”<br />
Bu şüpheye verilen cevap<br />
Bunu ilhama mazhar olan, afakta, gayp âleminde bulunan şeyleri yanındaymış gibi bilen kişi anlar.<br />
Yahya’nın anası, uzakta olmakla beraber Meryem’in yanında bulunabilir.<br />
Vücut, göz göz olunca gözler kapalı olduğu halde de sevgilinin yüzü görülebilir.<br />
3615. Mamafih baş gözüyle de göremediğini,can gözüyle de göremediğini farzet, ne çıkar Ey düşkün, sen kısadan<br />
hisse almaya bak!<br />
Kıssaları duyup” Nakış” kelimesine “ Ş” harfinin eklendiği gibi o kıssaların suretine bağlanan, dış yüzüne kapılan kişiye<br />
benzeme.<br />
Dilsiz Dimne, Kelile’ye nasıl söz söyler Söz söylemekten ‘aciz Dinme,Kelile’ye meramını nasıl anlatırdı<br />
Tutalım, bunlar, birbirlerinin sözlerini anladılar, söz söylemeden meramlarını ifade eden bu hayvanların ne demek<br />
istediklerini insan nasıl anlayabilir<br />
Dimne, aslanla öküz arasında nasıl bir elçi oldu, ikisini de nasıl kandırdı<br />
3620. O akıllı öküz nasıl aslana vezir oldu. Fil ayın aksinden nasıl korktu<br />
Bu Dimne ve Kelile hikâyesinin hepsi yalan. Yoksa karganın leylekle ne alışverişi olur,nasıl leylekle savaşır ” deme.<br />
Kardeş, kıssa bir ölçeğe benzer, mâna içindeki taneye.<br />
Akıllı kişi taneyi alır, ölçek var mı, yok mu Ona bakmaz.<br />
Aralarında sözden eser yok, fakat bülbülle gülün macerasına dinle!<br />
Hâl diliyle söz söyleyiş ve anlaşılması<br />
3625. Mumla pervanenin başından geçenleri duy, bunların mânasına vâkıf ol güzelim.<br />
Aralarında bir söz yok ama sözün sırrı, mânası var ya. Agâh ol, yücelere uç, baykuş gibi aşağılarda uçma.<br />
Birisi “ Burası satrançta ruh hanesi” demiş. Bu sözü duyan “ O, evi nereden elde etmiş ”<br />
Satın mı almış, yoksa mirasa mı konmuş ” diye sormuş. Ne mutlu mâna anlayana!<br />
Nahivcilerden biri “ Zeyd, Amr’ı dövdü” diye bir misal getirmiş. Dinleyen “Suçu yokken neye dövmüş<br />
3630. Amr’ın ne suçu varmış ki o çiğ Zeyd, onu köleler gibi suçsuz dövüyor ” der.<br />
Nahivci, “ Bu, mâna ölçeğinden ibaret. Sen buğdayı almaya bak, ölçeğe lüzum yok.<br />
Zeyd’le Amr, irap için kullanılan misallerde geçer, onlar yalan olsa bile sen irabı düzeltmeye çalış!” derse de,<br />
Öbürü “ Ben onu,bunu bilmem. Zeyd, Amr’ı suçsuz,sebepsiz nasıl dövdü”deyince,<br />
Nahivci naçar kalır,alaya başlar:Amr,, fazla olarak bir “V” çalmıştı.<br />
3635. Zeyd, anlayınca o hırsızı dövdü. Çünkü Amr, haddi aşmıştı, tabii haddini bildirmek lâzım!<br />
Bâtıl gönüllerin bâtıl sözü kabul etmesi<br />
Bunun üzerine o adam “ Hah, doğru.. şimdi bunu canla başla kabul ettim” der. Doğru bile eğrilere eğri görünür.<br />
Bir şaşıya “ Ay birdir” desen “ İkidir, bir olmasında şüphe var” der.<br />
Birisi alay eder, güler ve “ Sahi, iki” derse bu sözü doğru olarak kabul eder. Kötü huyun lâyığı budur.<br />
Yalancılar yalanla konuşurlar “Pis şeyler, pislere aittir” sözü ışık verip durmaktadır.<br />
3640. Gönlü açık olanların elleri de açık olur. Körlerin taşlık erde düşmeleri de pek tabiîdir.<br />
Birisinin,meyvesini yiyenin ölümden kurtulup ebedî hayata ulaşacağı ağacı aramaya kalkışması<br />
Bilgili biri, hikâye yollu “Hindistan’da bir ağaç vardır.<br />
Meyvesini yiyen ne ihtiyarlar, ne ölür!” der.<br />
Bir padişah bunu duyar, doğru sanıp o ağaca ve meyvesine âşık olur.<br />
Bu ağacı bulmak, meyvesini getirmek üzere divan adamlarından bilgili birisini Hindistan’a yollar.<br />
3645. Adamcağız yıllarca Hindistan’da o ağacı arar, tarar.<br />
Bulmak için şehir şehir gezer, ne ada bırakır, ne dağ bırakır, ne ova bırakır!<br />
Kime sorduysa “ Bu ne arıyor, deli mi, ne ” diye güler, alay eder.<br />
Niceler alaya alıp döverler, niceler istihza edip “Akıllı,<br />
<br />
Senin gibi zeki ve temiz kişinin bu arayışında elbette bir esas var, hiç boş olur mu ” derler.<br />
3650. Ona alay yollu ettikleri bu riayet de ayrı bir tokat hattâ bu eni konu tokattan da beter!<br />
Bazıları alaya alıp “ Ey ulu kişi pek korkunç, pek geniş bir iklim olan filân iklimde,<br />
Falan ormanda yemyeşil bir ağaç vardır. Pek yüce, pek korkunç.. her dalı koskocaman” derler.<br />
Padişah adamı, kimden ne duyarsa aramak için gayret kemerini kuşanır.<br />
Orada nice yıllar gezip tozar. Padişah da ona mallar yollar durur.<br />
3655. Gurbet diyarında bir hayli zahmetlere uğrar, nihayet âciz kalır.<br />
Ne maksudundan bir eser görünür, ne de sözden başka bir şey!<br />
Ümit ipi üzülür, aradığını aramaz olur, usanır.<br />
Padişah yanına dönmeye niyet eder, ağlaya, ağlaya yola düşer.<br />
Şeyhin o mukallit talibe,o ağacın sırrını anlatması<br />
Meğerse o nedimin ye’se kapılıp geriye döndüğü memlekette kerem sahibi, kutuplardan âlim bir şeyh varmış.<br />
3660. Nedim ümitsiz bir halde “ Önce onun tekkesine gideyim de oradan yola düşeyim.<br />
İstediğimi bulamadım, ümidim kesildi. Bâri duası yoldaşım olsun” der;<br />
Gözleri yaşlı bulut gibi yaş döke, döke Şeyhin huzuruna varır.<br />
“ Şeyhim,acımanın, esirgemenin tam zamanı. Ümidim kesildi.. lûtfedecek an, bu an!” der.<br />
Şeyh, “ Ümitsizsen bile söyle. Matlûbun ne Neye yüz tutun ” diye sorar.<br />
3665. Nedim, “ Bir padişahım var, beni bir ağaç aramak üzere gönderdi.<br />
Ama nasıl ağaç Âlemde bulunmaz bir şey. Meyvesi, Âbıhayatın aslı.<br />
Yıllardır aradım bir nişanesini bile bulamadım, ancak bu sarhoşlar, benimle eğlendiler, beni alaya aldılar.. işte o kadar!”<br />
der.<br />
Şeyh gülümser de der ki: “Ey sâf adam, bu ağaç, ilim sahibindeki ilimdir.<br />
Pek yüce, pek büyük ve etrafa yayılmış bir ağaçtır o! Hattâ ağaç da ne demek her tarafı kaplayan deniz gibi<br />
Âbıhayattır!<br />
3670. Sen surete kapılmış yolunu yitirmişsin. Mânayı elden bıraktığın için onu bulamıyorsun.<br />
Ona gâh ağaç derler, gâh güneş. Gâh deniz adını takarlar, gâh bulut!<br />
Hulâsa o öyle şeydir ki yüz binlerce eseri var. En aşağılık hassası, sahibine ebedî bir hayat bağışlamasıdır.<br />
Tektir ama binlerce eseri, nişanesi var. O bire sayısız adlar gerek.<br />
Bir adam senin baban olur ama başka birisinin de oğludur.<br />
3675. Birisine düşmandır, onun hakkında kahırdan ibarettir.. diğer birine lûtfeder, iyilikle bulunur, onca iyidir.<br />
Bir tek adam olduğu halde bak, yüz binlerce adı var. Bir vasfını bilen öbüründen âmadır, öbür vasfını bilmeyebilir.<br />
Kim, bu ad doğru ad diye isme yapışır. Onu arasa senin gibi ümitsizliğe düşer, perişan olur.<br />
Niye bu ağacın adına yapışırsın da dili, damağı acı, talihsiz bir hale düşersin<br />
Addan geç, sıfatına bak da sıfatlar, seni zata ulaştırsın.<br />
3680. Halkın ihtilâfı addan meydana gelir. Fakat mânaya ulaşınca rahatlaşırlar.<br />
Birbirlerinin dediğini anlamayan dört kişinin üzüm için kavgaya tutuşmaları<br />
Adamın biri, dört kişiye bir dirhem verdi, Adamlardan birisi “Ben bu parayı “engûr’a” vereceğim” dedi.<br />
Öbürü Araptı, Lâ dedi, “Ben “İnep” isterim herif, engûr istemem.”<br />
Üçüncü Türk’tü, “ Bu para benim “ dedi, “ Ben inep istemem, üzüm isterim.”<br />
Dördüncüde Rum’du, dedi ki: “Bırak bu lâfları, biz İstafil isteriz.”<br />
3685. Derken savaşa başladılar. Çünkü adların sırrından gafildiler.<br />
Ahmaklıktan birbirlerini yumruklamaya koyuldular. Bilgisizlikle dolu, bilgiden boş adamlardı bunlar.<br />
Sır sahibi, yüzlerce dil bilir, kadri yüce birisi orada olsaydı, onları uzlaştırırdı.<br />
Onlara “ Ben bu bir dirhemle hepinizin isteğini yerine getiririm.<br />
Gönlünüzü gıllügışsız bana teslim edin. Bu bir dirheminiz, sizin istediğiniz şeylerin hepsini yapar.<br />
3690. Bir dirheminiz dört muradı da yerine getirir, dört düşman da uzlaşır, birliğe ulaşır, bir olur.<br />
Sizin sözleriniz savaşa, nifaka sebep olur. Fakat benim sözüm, sizleri birleştirir.<br />
Siz susun, dinleyin de konuşma hususunda diliniz ben olayım.<br />
Sizin sözünüz yüz türlüdür, eseriyse ancak savaş ve kızgınlıktan ibaret.<br />
İğreti hararetin tesiri yoktur. Fakat insanın kendisinden olan hararet müessirdir.<br />
3695. Sirkeyi ateşte ısıtsan da yiyince yine bürudeti arttırır.<br />
<br />
Çünkü o hararet, iğretidir. Asli tabiatında bürudet ve keskinlik vardır.<br />
Oğul, pekmez buz tutsa da yine yiyince ciğerdeki harareti fazlalaştırır.<br />
Şu halde şeyhin riyası, bizim ihlâsımızdan daha yeğ. Çünkü o riya basiretten meydana gelmedir,bu ihlâs körlükten!<br />
Şeyhin sözü, insana cemiyet-i hâtır verir, hasetçilerin nefesi ise tefrika.<br />
3700. Süleyman, Allah tecellisine uğrayınca bütün kuşların dillerini öğrenmiş oldu.<br />
Onun adalet devrinde ceylân, kaplanla uzlaşmış, savaşı bırakmıştı.<br />
Güvercin doğanın pençesinden emindi, koyun kurttan çekinmiyordu.<br />
Süleyman, düşmanlar arasında meyancılık etti, bütün kuşların arasında birlik husule geldi.<br />
Sen bir karıncaya benzersin, tane toplamak için koşup durmaktasın. Fakat behey azgın. Süleyman buracıkta, sen ne<br />
arıyorsun<br />
3705. Tane arayana tane, tuzaktır. Fakat Süleyman arayan hem Süleyman’ı bulur, hem taneyi elde eder.<br />
Bu ahir zamanda kuşlara bir an bile birbirlerinden aman yoktur.<br />
Devrimizde de Süleyman var, bizi sulha kavuşturur, zulmümüzü giderir.<br />
“Hiçbir ümmet yoktur ki aralarında bir korkutucu olmasın” âyetini oku.<br />
Allah “ Hiçbir ümmet bulunamaz ki içlerinde bir Allah halifesi, bir himmet sahibi bulunmasın” dedi.<br />
3710. O halife, onların gönüllerini o kadar birleştirir gibi sâflıktan hiçbir gıllügışları kalmaz.<br />
Hepsini ana gibi birbirini esirger bir hale getirir. Onun için Müslümanlara “Tek bir nefis” demiştir.<br />
Onlar Allah Resulü yüzünden tek bir nefis oldular, yoksa her biri, öbürüne tam bir düşmandı.<br />
Resul Sallâllahu Aleyhi Ve Sellem’in yüzünden Ensarın arasındaki aykırılık ve düşmanlığın<br />
kalması<br />
Medine’lilerin iki kabîlesi vardı, birine Evs, öbürüne Hazrec denirdi. Âdeta bir kabile öbürünün kanına susamıştı.<br />
Mustafa’nın yüzünden o eski kinleri İslâm ve sâflık nuruyla mahvoldu.<br />
3715. Önce o düşmanlar, bağdaki üzümler gibi kardeş oldular.<br />
“ Şüphe yok, söz bundan ibaret; Müminler kardeştir” nasihatiyle de, bu nefesle de kardeşliği bıraktılar,tek bir ten<br />
oldular.<br />
Üzümlerin suretleri kardeştir. Fakat sıktın mı tek bir üzüm suyu olur.<br />
Korukla üzüm birbirine zıttır ama koruk, olgunlaşınca güzelleşir, tatlılaşır, iyi bir dost olur.<br />
Koruk halinde kalan üzüme Allah ezelden kâfir demiştir.<br />
3720. Değil kardeşim değil.. artık o tek bir nefis olamaz. Azgınlıkta menhus bir mülhitten ibarettir.<br />
Ondaki gizli şeyleri bir söylesem âlemde fikirler fitneye düşer, karmakarışık olur.<br />
Kör gâvurun sırrının anılmaması daha iyi. Cehennem dumanın İrem bağından uzak oluşu daha hoş!<br />
Ne de olsa üzüm olmaya kabiliyetli korukların gönülleri, ehli dilin nefesleriyle birdir.<br />
Hepsi üzüm olmaya koşarsa, sonunda ikilik kalkar, kin ve savaş kalmaz.<br />
3725. Hepsi de üzüm olup derilerini yırtarlar da birleşirler, vasıfları da birlik olur.<br />
Dost, düşman ikiliktedir. Fakat hiç, bir olan, kendisiyle savaşır mı<br />
Aferin, üstat Aklı Küll’e, yüz binlerce zerreye birlik bahşetti.<br />
Yerde topak, topak dağınık topraklara benzerlerken testici, hepsini de birleştirdi, bir testi yaptı.<br />
Gerçi suyla toprağın birleşmesi, nakıstır, can, buna benzemez.<br />
3730. Fakat burada apaçık bir misal getirsem korkarım aklın karışır.<br />
Süleyman şimdi de var ama biz uzağı görme neşesiyle onu göremiyoruz.<br />
Uzağa bakış, insanı kör eder. Sarayda uyuyanın sarayı görmediği gibi.<br />
Biz ince sözlere dalmışız, onlarla uğraşıp duruyoruz. Düğümleri çözme sevdasına tutulmuşuz.<br />
Düğümleri bağlayıp çözdükçe şüpheye düşmeyi, cevap vermeye kalkışmayı uzatıp gideriz.<br />
3735. Tuzağın bağını gâh çözüp bağlayan, bu suretle bu işte maharet kazanan kuş gibi..<br />
Böyle kuş sahradan, çayırdan mahrumdur, ömrü düğümü açıp çözmede harcolur gider!<br />
Filvaki hiçbir tuzağa zebun olmaz ama günden güne kanatları tutulur, uçmaz olur.<br />
Bağ çözüp bağlamakla az uğraş da kanatların tutulmasın, uçmadan kalmayasın.<br />
Yüz binlerce kuşun kanadı kırıldı da yine o ârızalı yerlerdeki tuzakları gidermedi.<br />
3740. Kuran’da onların ahvalini oku haris adam: “Bütün şehirlerde gezip dolaştılar, her tarafı elde ettiler.” Bak hele “ Bir<br />
kurtuluş var mı ”<br />
Türk, Rum ve Arabın kavgasından engûr ve inep şüphelerine düşmekten başka bir şey çıkmaz.<br />
Mânevi dilleri bilen Süleyman gelmedikçe bu ikilik kalkmaz.<br />
Kavgacı kuşlar, hepiniz doğan gibi şehriyarın şu davulunu duyun!<br />
<br />
Aranızdaki ihtilâfı bırakın da ruhunuzu her yandan şâdedin.<br />
3745. Nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa dönün.O Süleyman, sizi kendine teveccühten men etmedi ki.<br />
Fakat kör kuşlarız, terbiyeden hayli uzağız. O Süleyman’ı bir an bile tanımadık gitti!<br />
Baykuşlar gibi doğanlara düşmanız, hulâsa viranelerde kalmışız.<br />
Bilgisizliğimiz, körlüğümüz son derecede. Bu yüzden de Allah azizlerini incitmeye kastediyoruz.<br />
Süleyman’dan aydınlanan kuşlar, nasıl olur da suçsuz, sebepsiz bir kuşun kanadını yolarlar<br />
3750. Kanadını yolmak şöyle dursun, onlar, âcizlere yem verirler. O kuşlarda aykırılık ve kin yoktur. Hoş kuştur onlar,<br />
hoş kuş!<br />
Onların hüthüteleri kutlulamak üzere yüzlerce Belkıs’ın yolunu açar;<br />
Kargaları surette kargadır, hakikatte himmet doğanı “ Mâzâga” sırrına mazhardır onlar.<br />
Leylekleri “lek, lek “ der ama şüpheye birlik ateşini salar;<br />
Güvercinleri, doğanlardan korkmaz. Hattâ doğan, o güvercinlerin önünde baş kor.<br />
3755. Bülbülleri, insana vecit ve halet verir; gülistanları, kendi gönüllerindedir.<br />
Duduları, şeker kaydında değildir. Ebedî şekeri, kendi içlerinde bulurlar.<br />
Tavusların ayakları bile, bakılsa, öbür tavusların kanatlarından daha güzel görünür.<br />
Hakan kuşlarının kuru bir sesten ibaret kuş dilleri nerede, Süleyman kuşlarının söyledikleri kuşdili nerede<br />
Sen ne bilirsin kuşların seslerini Bir an olsun Süleyman’ı görmedin ki!<br />
3760. İnsana sesi neşe veren o kuşun kanadı meşrıktan da hariç, mağripten de.<br />
Her ahengi, Kürsi’den ta yere kadar bütün âlemi doldurur. Azameti yeryüzünden Arşa kadar bütün cihanı istilâ eder.<br />
Bu Süleyman’a uymayan kuş, karanlığa âşıktır. Yarasaya benzer.<br />
Ey kötü yarasa, Süleyman’a alış da ebediyen zulmette kalma.<br />
Oraya doğru bir arşın gitsen arşın gibi ölçü kutbu kesilir, her tarafı ölçer biçersin.<br />
3765. Irgalaya bocalaya topal ,topal bile olsa o tarafa sıçradın mı topallıktan da kurtulursun, sakatlıktan da!<br />
Tavuktan çıkan kaz palazları<br />
Seni tavuk yetiştirdi, kanadının altında büyüttü. Sana dadılık etti ama sen yine kaz palazısın.<br />
Anan o denizin kazıdır. Ancak dadın toprağa mensuptu, dadın bu kuruluğa tapardı.<br />
Gönlündeki denize olan meyil yok mu.. o tabiat, sana anandan mirastır.<br />
Fakat kuruluğa olan meylin de dadından geçme. Bırak dadıyı, onun reyi kötü, isabetsiz!<br />
3770. Dadıyı karada bırak,yürü, kazlar gibi mâna denizine koş, dal denize!<br />
Anan seni sudan korkutursa sakın sen korkma, hemen denize koş!<br />
Sen kazsın, karada da yaşarsın, denizde de. Kümes hayvanları gibi kokuşuk kümesli bir hayvan değilsin ya.<br />
Sen “Kerremnâ” hükmünce bir padişahsın ki hem karaya ayak atabilirsin, hem denize!<br />
“ Ve hamelnâhüm fil berri vel bahri” hükmüne mazharsın. Canını karadan kurtar, denize yürüt!<br />
3775. Melekler için karaya yol yoktur. Hayvanların da denizden haberleri yok.<br />
Sen, ten itibarıyla hayvansın, can bakımından melek. Bu suretle hem yerde yürürsün,hem gökte.<br />
Bu suretle, ben de zahiren sizin gibi insanım ama hakikatte gönlüm, vahye kabiliyetli.<br />
Bu toprağa mensup kalıp, yer üstüne düşmüş ama bu çeşit adamın ruhu, o güzelim gökte çark urup durmakta.<br />
Yavrum, biz umumiyetle su kuşlarıyız, dilimizden de ancak deniz anlar.<br />
3780. Hulasâ Süleyman denizdir,biz kuşlara benzeriz. Ebede kadar Süleyman’da seyredip duruyoruz.<br />
Süleyman’la gel , ayağını denize bas ki su, Davud’a olduğu gibi sana da yüzlerce zırh yapsın.<br />
O Süleyman, meydanda, herkesin gözü önünde. Fakat haset kıskançlık göz bağıcı ve büyücü.<br />
O bizim önümüzde.. bizse cahillikten, uykudan, herzevekillikten onu görmemekte, ondan meyus olmaktayız.<br />
Gök gürlemesi, susuzun başını ağrıtır.Bilmez ki kutlu bulutlardan rahmet yağdıracak!<br />
3785. Onun gözü akar suda.. gökten yağan rahmet suyunun zevkinden haberi bile yok!<br />
Himmet atını sebebe doğru sürdü de bu yüzden müsebbipten mahrum kaldı.<br />
Fakat müsebbibi apaçık gören cihan sebeplerine gönül kor mu<br />
Hacıların ,çölde tek ve tenha ibadet eden bir zâhidin kerametine hayran olmaları<br />
Çöl ortasın da bir zâhit vardı. Abbadiye kabîlelerine mensup olanlar gibi ibadete de dalmış, kendisinden geçmişti.<br />
Hacılar civar şehirlerden gelip oraya ulaştılar, o kupkuru yerde bir zâhit gördüler.<br />
3790. Zâhidin yeri kaskatıydı. Fakat kendisinin mizacı yumuşak. Çölün samyeli, âdeta ona ilâç kesilmişti.<br />
Hacılar, onun yalnızlığına ,o âfetler içinde selâmette oluşuna şaştılar.<br />
<br />
Kum üstünde namaza durmuştu. Kum, öyle bir kumdu ki hararetinden tenceredeki su bile kaynar, coşardı.<br />
Halbuki dersin ki o,sanki bir yeşillikte bir gülistanda, yahut Burak’a ,Düldüle binmiş!<br />
Yahut da ayağının altında ipekli örtüler, kumaşlar var samyeli ona sabah rüzgârından daha hoş!<br />
3795. O namaz kılarken hacılar beklediler. Zâhit, uzun bir fikre dalmış, kendisinden geçmişti.<br />
Neden sonra istiğraktan ayıldı, kendisine geldi. Hacıların içinde gönül gözü açık birisi,<br />
Gördü ki, zâhidin elinden, yüzünden sular damlamakta, elbisesi aptes suyundan ıslak.<br />
“ Bu su nereden ” diye sordu. Zâhit , elini kaldırıp “Gökten” diye cevap verdi.<br />
Adam, “ Kuyu” ip yokken ne vakit istesen su bulabilir misin Hemen yağmur yağar mı<br />
3800. Ey din sultanı, müşkülümüzü halleder hallet de yakına erelim.<br />
Sırlarından bir sırrı bize de göster de bellerimizden zünnarları kesip atalım” dedi.<br />
Zâhit, gözlerini göğe kaldırarak dedi ki: “Yarabbi, hacıların duasına icabet et.<br />
Ben gökten rızık aramaya alışmışım, sen bana gökten kapı açtın.<br />
Ey Lâmekân âleminden mekân izhar eden, ey “Rızkınız göktedir” sırrını ayan eyleyen!”<br />
3805. ZÂhit, bu münacattayken hemen su sömüren fil gibi bir lÂtif bulut peyda oldu.<br />
Bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı, derelerde, mağaralarda gölcükler meydana geldi.<br />
Bulut, tulumlar gibi gözyaşı döküyordu.Hacıların hepsi mataralarını açtı.<br />
İçlerinden bir bölük halk o şaşılacak şeyler yüzünden bellerindeki zünnarları kestiler.<br />
Bir bölüğünün de bu hayret edilecek şey yüzünden yakini arttı. Allah, doğru yolu daha iyi bilir.<br />
3810. Bir bölüğüyse bu kerameti kabul etmeyip hamhalat bir halde ebedî nâkıs olarak kaldı, söz de burada bitti.<br />
İKİNCİ CİLDİN SONU</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mesnevi-i Şerif Tercümesi II</span><br />
<br />
Bu ikinci cildin gecikmesinde bazı hikmetler vardır.İşin faydalarına dair Allah hikmetleri,kula tamamiyle malûm olsa kul,o<br />
işi yapamaz,âciz kalır.Allahnın sonsuz hikmetleri;idrakini yıkar,harabeder.Kul o işe koyulmaz.UluAllah ,o sonsuz<br />
hikmetlerden pek az bir miktarını, kula yular yapar,onu o işe çeker.O işin faydasından hiç haber vermese kul hiç<br />
harekete gelmez.Çünkü hareket,insanların faydası içindir ve biz o yüzden işe koyuluruz.O işin hikmetini tamamiyle<br />
bildirse kul yine harekete gelemez.Nitekim devenin yuları olmasa yürümez.Fakat yular ağır ve büyük olsa yine<br />
gidemez,çöküverir.”Hiçbir şey yoktur ki hazineleri bizde olmasın.Fakat onu ancak mâlum bir miktarda indiririz.”Toprak<br />
susuz kerpiç olmaz.Fakat “Allah gökyüzünü yüceltti,ölçülü yaptı.”Her şeyi de ölçülü verir;sayısız,ölçüsüz değil.Ancak halk<br />
ve beşeriyet âleminden geçen kişiler,”Allah,dilediğini sayısız bir surette rızıklandırır” hükmüne mahzar olanlar ve<br />
tatmayan bilmez sırrına erenler,bundan müstesnadır.<br />
Birisi “Âşıklık nedir Diye sordu.<br />
Dedim ki:Benim gibi olursan bilirsin.<br />
Aşk,sayıya sığmaz,ölçüye gelmez sevgidir.<br />
Bundan dolayı, hakikatte Halk sıfatıdır, kula nispet edilmesi mecazidir demişlerdir. ”Allah onları sever” sözü nerede<br />
kaldı<br />
Allah Peygamberine daimî ve çok salâtü selâm olsun.<br />
MESNEVİ II<br />
Bu Mesnevi bir müddet gecikti. Kanın süt olması için bir zaman lâzımdır.<br />
Bahtın yeni bir çocuk doğurmadıkça kan, tatlı süt haline gelmez. Bunu güzelce duy.<br />
Hak Ziyası Hüsamettin, göğün yücesinden tekrar dizgin çevirince yine Mesnevi’ye başlandı.<br />
Hakikatler miracına gitmişti, o yüzden onun baharı olmadığı cihetle koncalar açılmamıştı.<br />
5. Denizden tekrar kıyıya dönünce Mesnevi şiirinin çengi de düzeldi, çalınmaya başlandı.<br />
Ruhların cilâsı olan Mesnevi’ye, yeniden recebin on beşinci günü başlandı.<br />
Bu alışverişe başlayış tarihi, (Hicri) 662 tarihiydi.<br />
Bir bülbül buradan uçup gitti, dönüp yine geri geldi. Bu manaları anlamak için doğanlaştı.<br />
Bu doğanın konağı, padişahın kolu olsun; bu kapı, halka ebediyen açık kalsın.<br />
10. Bu kapının afeti, heva ve şehvettir. Yoksa burada daima şerbetler içilir durur.<br />
Bu ağzı kapa da o âlemi gör. O âleme gözbağı, boğaz ve ağızdır.<br />
Ey ağız, sen esasen cehennemin bir alevisin! Ey cihan, sen zaten bir berzaha benzersin!<br />
Baki nur, aşağılık dünyanın ardındadır. Saf süt, kan nehirlerinin ardındadır.<br />
Oraya ihtiyarsız bir attın mı… sütün karışır, kan haline gelir.<br />
15. Âdem peygamber, nefis zevkine bir adım attı, cennetin baş köşesinden ayrılma zinciri, boğazına geçti.<br />
Melek, Şeytandan kaçar gibi ondan kaçmaya başladı. Bir lokma ekmek için ne kadar gözyaşı döktü.<br />
Gerçi cüret ettiği suç bir kıl kadardı. Fakat o kıl iki gözde bitmişti.<br />
Âdem,kadim nur’un gözüydü.Gözde kıl,büyük bir dağ kesilir.<br />
Eğer Âdem, o hususta meşverette bulunsaydı pişman olup özürler serdetmezdi.<br />
20. Çünkü bir akıl, başka bir akılla birleşti mi; kötü işe, kötü söze mani olur.<br />
Fakat nefis, başka bir nefisle dost olursa cüzi akıl muattal olur, bir işe yaramaz.<br />
Yalnızlıktan ümitsizliğe düşünce güneş gibi bir sevgilinin gölgesi altına gir.<br />
Yürü, tez bir Allah dostu ara. Böyle yaptın mı, Allah, senin dostun olur.<br />
Halvette oturup gözünü yuman da bunu yine dosttan öğrenmiştir.<br />
25. Ağyardan halvet etmek gerek, yardan değil. Kürk, kışın işe yarar, baharın değil.<br />
Akıl başka bir akılla birleşti mi nur artar, yol meydana çıkar.<br />
Fakat nefis, bir başka nefisle sevinir, gülerse karanlık çoğalır, yol gizlenir.<br />
Ey avcı, dost senin gözündür. Onu çerçöpten arı tut.<br />
Sakın dil süpürgesiyle ona toz kondurma. Göze tozu toprağı hediye götürme.<br />
<br />
30. Zira mümin, müminin aynası olunca yüzü buğulanmadan kurtulur.<br />
Mahzunluk zamanında dost, can aynasıdır. Aynanın yüzünü nefesle buğulandırma.<br />
Nefesinden buğulanıp yüzünü senden örtmemesi için her nefeste soluğunu tutman lâzım.<br />
Topraktan aşağı mısın ki Toprak bile sevgiliyi bulunca bir bahar yüzünden yüz binlerce çiçeğe kavuştu.<br />
O yaş ağaç, sevgiliyle buluşunca hoş bir hava yüzünden baştan ayağa açıldı, donandı.<br />
35. Fakat gözün aykırı bir dost görünce başını, yüzünü yorgana çekti.<br />
“ Kötü dostla ünsiyet, belâya bulaşmaktır. Mademki o geldi, bana uyumak düşer.<br />
Uyuyayım da Eshabı Kehf’ten olayım. O sıkıntıda o minnette mahpus kalmak, Dıkyanus’tan iyi” dedi.<br />
Eshabı kehf’in uyanıklığı,Dıkyanus’a kulluk etmekti. Fakat uykuları; şereflerini, haysiyetlerini korumuş oldu.<br />
Bilgiyle uyumak uyanıklıktır. Vay bilgisizle oturan uyanık kişiye !<br />
40. Kargalar, güz mevsimi otağlarını kurdular mı, bülbüller gizlenir ve susarlar.<br />
Çünkü gül bahçesi olmayınca, bülbül sükût eder. Güneşin kayboluşu, uyanıklığı öldürür.<br />
Ey güneş ! Sen yeraltını aydınlatmak üzere bu gül bahçesini terk ediyorsun.<br />
Fakat marifet güneşi, bir yerden bir yere gitmez, o güneş dolunmaz. Onun tanyeri akıl ve candan başka bir yer<br />
değildir.<br />
Hele işi gücü ; gündüz olsun gece olsun, âlemi aydınlatmak olan o cihanın kemal güneşi hiç kaybolmaz.<br />
45. İskender’sen gün doğusuna gel. Ondan sonra nereye gidersen nurlusun, kuvvetlisin!<br />
Ondan sonra nereye varsan orası doğu olur; doğrular senin batına âşık kesilir.<br />
Senin yarasa duygun batıya doğru koşmakta, inciler saçan duygun da doğuya doğru akmakta.<br />
Ey atlı ! Duygu yolu, eşeklerin yoludur.Ey eşeklere karışan, utan!<br />
Bu beş duygudan başka beş duygu daha vardır. O duygular kırmızı altın gibidir, bunlar bakır gibi.<br />
50. Tanıyışta, anlayışta mahareti olanlar, o pazarda nasıl olur da bakır duyguyu altın duygu gibi alırlar<br />
Bedenlerin duygusu, zulmet gıdası yemekte, can duygusuysa bir güneşten çerezlenmekte.<br />
Ey duygularını derleyip toplayarak gayp âlemine götüren! Musa gibi elini koynundan çıkar.<br />
Ey sıfatları marifet güneşi olan! Bu âlem güneşi, bir sıfatla mukayyettir.<br />
Halbuki sen gâh güneş olursun, gâh deniz. Gâh Kafdağı kesilirsin, gâh Anka.<br />
55. Fakat hakikatte sen ne bu olursun, ne o. Ey vehimlerden uzak, ey ilerden ileri!<br />
Ruh; ilimle, akılla dosttur. Ruhun Arapça’yla, Türkçe’yle ne işi var<br />
Ey nakşı, sureti olmayan! Bunca nakışlar, bunca suretlerle, sana hem müşebbih hayran olmuştur, hem muvahhit!<br />
Gâh müşebbihi muvahhit yapmakta, gâh suretler muvahhidin yolunu kesmekte.<br />
Gâh sarhoşlukla sana Ebül Hasen der, gâh ey yaşı küçük, ey bedeni taze ve yumuşak güzel diye hitabeder.<br />
60. Bazen de kendi suretini viran eder ve bunu, sevgiliyi tenzih etmek için yapar.<br />
Duygu gözünün mezhebi, İtizaldir. Akıl gözüyse vuslata kavuşmuştur, Sünnî’dir.<br />
İtizale uyan, duyguya kapılmıştır. Fakat sapıklıktan kendini Sünnî gösterir.<br />
Duyguda kalan kişi, Mutezilî’dir. Sünnî’yim dese de cahillikten der.<br />
Duygudan çıkan kişi Sünnî’dir. Gören göz, izi hoş akıl gözüdür.<br />
65. Hayvan duygusu padişahı görseydi öküzle eşek de Allahyı görürdü.<br />
Sende hayvan duygusundan başka, heva ve hevesten dışarı bir duygu olmasaydı.<br />
Âdem oğulları; nasıl olurda mükerrem, nasıl olur da hayvanla müşterek duygu ile sırra mahrem olurlardı<br />
Sen suretten kurtulmadıkça Allahya surete sığmaz, yahut sığar demen, aslı olmayan bir sözden ibarettir.<br />
Tasvire sığar, yahut sığmaz bahsi; tamamiyle iç olmuş, suretten kurtulmuş adamın harcıdır.<br />
70. Eğer körsen köre teklif yoktur. Değilsen yürü, var; sabır kurtuluşun anahtarıdır.<br />
Sabır ilâcı, gözlerin perdesini de yakar, göğüsleri gönülleri de yarıp açar.<br />
Gönül aynası saf ve pak bir hale gelince sudan, topraktan hariç suretler görürsün.<br />
Nakşı da müşahede edersin, nakkaşı da. Devlet yaygısını da, onu döşeyeni de.<br />
Sevgilimin hayali bana Halil gibidir. Sureti put ama manası putları kırmakta.<br />
75. Allah’ya şükür olsun ki o zahir olunca can, onun hayalinden, kendi hayalini gördü.<br />
Kapısının toprağı, gönlümü teshir etti. Senin toprağına karşı ululananın toprak başına.!<br />
Dedim ki; Eğer güzelsem bu güzelliği onun lûtfu olarak kabul ederim. Değilsem zaten çirkinlikler bile bana güler!<br />
Çaresi şu: Kendime bakayım kendime çeki düzen vereyim. Bakalım, ona lâyık mıyım, değil miyim<br />
O güzeldir, güzelliği sever. Taze bir delikanlı, kart bir ihtiyarı nasıl seçer<br />
80. Temizler, kimlerindir Temizlerin. Şu meydandadır: Güzel, güzeli sever, güzeli ister.<br />
<br />
Şunu bil ki güzel, güzeli cezbeder. “ Temizler,temizler içindir” âyetini oku!<br />
Âlem de her şey, bir şey cezbeder. Sıcak sıcağı çeker , soğuk soğuğu.<br />
Aslı olmayan, aslı olmayanları çekmektedir, bakilerde bakilerden sarhoş olmakta.<br />
Cehennem ehli olanlar, cehennem ehli olanları cezbeder. Nura mensup olanlar, ancak nura mensup olanları ister.<br />
Gözünü yumdun mu canın kopuyormuş gibi bir eleme, bir ıstıraba düşersin. Gözün, gündüzün nurundan ayrılmaya<br />
sabrı yoktur.<br />
85. Gözünü yumdun mu tasalanır, gama, gussaya düşersin. Gözün nuru, gündüzün nurundan ayrılamaz.<br />
Senin tasan, gam ve gussan; hemencecik gündüzün nuruna kavuşmak isteyen göz nurunun cazibesinden ileri gelir.<br />
Gözün açıkken de tasalanırsan bil ki gönül gözünü yummuşsundur,onu aç!<br />
Bil ki sıkıntı gönlünün iki gözü de kapalı olduğundandır. Gönül gözü kıyasa sığmaz bir ziya arayıp durmaktadır.<br />
O iki ebedî nurun firkati, seni tasalandırmaktadır. Onu koru!<br />
90. O madem ki beni çağırmakta, ben de kendime bakayım. Onun cazibesine lâyık mıyım, yoksa çirkin miyim<br />
Bir güzel, peşine bir çirkini takarsa onunla alay ediyor demektir.<br />
Acaba yüzümü nasıl göreyim Ne renkteyim ki, gündüz gibi miyim, gece gibi mi<br />
Diye can suretimi hayli zamandır arayıp duruyordum. Fakat suretim kimseden görünmüyordu.<br />
Nihayet dedim ki, ayna neden icadedilmiş, ne güne yarar Herkes nedir, kimdir, kendisini bilsin diye değil mi<br />
95. Demirden yapılma ayna suretler içindir. Can yüzünün aynasıysa çok pahalı, çok değerlidir.<br />
Can aynası ancak sevgilinin yüzüdür. O sevgilinin yüzü ki, o diyardan.<br />
Dedim ki: Ey gönül sen küllî bir ayna ara. Denize git, ırmaktan iş bitmez!<br />
Kul, bu istek yüzünden civarına geldi. Meryem’i hurma fidanına derdi çekti.<br />
Gönlüm, gözünü görünce o görmemiş göz yok oldu; gönlüm gözün ta kendisi kesildi.<br />
100. Seni ebedî olarak küllî bir ayna gördüm. Gözünden kendi suretimi müşahede ettim.<br />
Nihayet ben, beni buldum, iki gözünde aydın bir yol gördüm, dedim<br />
Vehmin; kendine gel, o senin hayalindir. Kendini hayalinden ayırdet dedi.<br />
Suretim gözünden seslendi: Birlikte ben senim, sen de bensin.<br />
Hayal bu zevali olmayan aydın gözdeki hakikatlerden nasıl yol bulur da girer<br />
105. Suretini, benden başkasının gözlerinden görürsen onu hayal bil, onu reddet!<br />
Çünkü benden başkası, gözüne yokluk sürmesi çekmekt, e hakikatte yok olan şeylerle gözünü sürmelemekte… Şarabı,<br />
Şeytanının tasvirinden tatmaktadır.<br />
Onun gözü hayal ve yokluk evidir. Hulâsa o, yokları var görür.<br />
Benim gözüme ululuk sahibi Allah’nın sürmesiyle sürmelenmiştir. Varlık evidir, hayal evi değil.<br />
Gözünde bir tek kıl olsa hayalinde gevher, yeşim taşı gibi görünür.<br />
110. Hayalinden tamamıyla geçersen o vakit yeşim taşını,gevherden ayırt edebilirsin.<br />
Ey gevher tanıyan kişi, bir hikâye dinle de meydanda ve apaçık olan şeyi kıyastan fark et.<br />
Allah razı olsun,Ömer zamanında birisinin, hayalini hilâl sanması.<br />
Ömer zamanında oruç ayı geldi. Birkaç kişi bir dağın tepesine koştu.<br />
Oruç ayının hilâlini görüp kutlulanmak,onu hayra yormak istiyorlardı. Birisi “ Ey Ömer, işte hilâl” dedi.<br />
Ömer gökyüzüne baktıysa da ayı göremedi. “ Bu ay senin hayalinden meydana geldi.<br />
115. Yoksa ben, gökleri senden daha iyi görürüm.Tertemiz hilâli nasıl olur da görmem<br />
Elini ısla da kaşını sıvazla. Ondan sonra hilâle bak!” dedi.<br />
Adam elini ıslayıp kaşını sıvazlayınca ayı göremedi. “ Padişahım, ay yok görünmez oldu” dedi.<br />
Ömer dedi ki: “Evet, kaşının kılı seni şüphelendirdi; yaydan sana bir ok attı”.<br />
Onun yolunu bir eğri kıl kesti, o yüzden ayı gördüm diye davaya kalkıştı.<br />
120. Bir eğri kıl gökyüzüne perde olursa bütün vücudun eğri olunca halin ne olur<br />
Her cüz’ünü doğrulara uyup doğrult. Ey doğru yola giden,o eşikten baş çekme!<br />
Teraziyi, terazi doğrulttuğu gibi terazinin değerini azaltan da yine terazidir.<br />
Doğru olmayanlarla tartılan eksikliğe düşer, aklı şaşar kalır.<br />
Yürü, kâfirlere karşı şiddetli ol; ağyarın dostluğuna toprak saç!<br />
125. Ağyarın başına kılıç kesil; kendine gel; tilkilik etme, aslan ol.<br />
Ki dostlar gayretleri yüzünden senden kesilmesinler! Çünkü o dikenler, bu güle düşmandır.<br />
<br />
Ateşe üzerlik tohumu serper gibi kurtların başına ateş serp; çünkü o kurtlar, Yusuf’un düşmanlarıdır.<br />
Kendine gel, Şeytan sana “ babasının canı” der bu suretle o lain seni aldatır.<br />
Bu kara yüzlü, babana da bu şeytanlığı yaptı. Âdem’i de mat etti.<br />
130. Bu kuzgun, satranç başın da çeviktir. Yarı uykulu gözle kuzgunu doğan görme!<br />
Çünkü o kadar çok oyunlar bilir ki boğazında bir çöp gibi kalakalır.!<br />
Onun çöpü boğazlarda durur. O çöp nedir Mevki ve mal sevdası.<br />
Ey kararsız kişi, mal çöpten ibarettir. Ama boğazındaysa Abıhayatı içirmez.<br />
Malını, düzenbaz bir düşman çalacak olsa bir yol keseni, başka bir yol kesen dolandırmış demektir.<br />
Bir yılancının başka bir yılancıdan yılan çalması<br />
135. Bir hırsızcağız, bir yılan oynatıcısının yılanını çaldı. Aptallığından onu ganimet saymaktaydı.<br />
Yılancı, yılanın zehirlemesinden kurtuldu. Yılan da hırsızını ağlatıp inleterek öldürdü.<br />
Yılancı, o ölü adamı görüp tanıdı, “Onu benim yılanım öldürdü,canından etti.<br />
Hırsızı bulayım da yılanımı ondan alayım diye dua edip duruyordum,gönlüm yılanımı bulmayı istiyordu.<br />
Allahya şükürolsun ki o dua kabul edilmedi. Ben duamın kabul edilmeyişini ziyan sandım ama bana faydaymış” dedi.<br />
140. Nice dualar vardır ki ziyanın, helâk olmanın ta kendisidir. Pak Allah, onları kereminden kabul etmez.<br />
İsa Aleyhisselâm’ın yoldaşının İsa’dan kemikleri diriltmesini istemesi<br />
İsa ile bir ahmak yoldaş oldu.Gözüne yol üstünde ölü kemikleri erişince,<br />
Yoldaş,ölüleri diriltmek için okuduğun o yüce adı,<br />
Bana da mutlaka öğret de bir ,y,l,kte bulunayım,o adı okuyup kemiklere can vereyim” dedi.<br />
İsa dedi ki:”Sus! Bu senin işin değil.Senin nefeslerinin,senin sözünün harcı değil!<br />
145. Nefesin yağmurlardan daha arı,duru olması, o nefes sahiplerinin melkelerden daha idrakli bulunması lâzımdır.<br />
Âdem,ömürlerce yandı,yakıldı da arındı;felekler hazinesine emin oldu.<br />
Sen de sağ eline bir sopa aldın ama senin elin nerede,Musa’nın eli nerede,”<br />
O ahmak,”Benim sırlara kabiliyetim yoksa o adı bu kemiklere sen oku!” dedi.<br />
İsa dedi ki: “Yarabbi,bunlar ne sırlardır Bu ahmağın bu mücadeleye girişmesi nedendir<br />
150. Bu hasta, nasıl oluyor da kendi derdiyle uğraşmıyor Bu murdar herif neye kendi canının derdine düşmüyor<br />
Kendi ölüsünü bıraktı da yabancı ölüyü diriltmeye kalkıştı!”<br />
Allah,”Gerilemede gerilemeyi arar.Diken eken ancak yeşermiş taze diken elde edebilir.<br />
Dünyada diken eken kişi,sakın ektiğin dikeni gül bahçesinde arama!<br />
O, eline gül bile alsa diken olur.Bir dost varsa dost,yılan kesilir.<br />
155. O şaki kötülüklerden çekinen kişinin kimyası hilâfına zehir ve yılan kimyasıdır(her şeyi zehirler,her şey ona karşı<br />
yılan haline gelir).<br />
Sofinin hizmetçiye hayvanı tımar ettirmesini söylemesi,hizmetçinin de “Lâhavle” demesi<br />
Bir sofi seyahate çıktı, döne dolaşa bir gece bir tekkeye konuk oldu.<br />
Bir hayvanı, vardı ahıra bağladı. Kendisi dostlarla, sofanın baş köşesine geçip oturdu.<br />
Arkadaşlarıyla murakabeye daldı. Murakabede sevgilinin huzuru, adamın önünde bir defter haline gelir (Allahnın<br />
manevi huzuruna varılır, bütün hakikatler o huzurda okunur)<br />
Sofinin defteri, harflerin yazılmasından meydana gelen karalama değildir. Ancak kar gibi bembeyaz ve temiz gönüldür.<br />
160. Alimin azığı ve sermayesi, kalemden meydana gelen eserlerdir. Sofinin azığı ve sermayesi nedir Ayak izleri!<br />
Sofi; av peşine düşen, ceylanın ayak izlerini görüp onları izleyen avcıya benzer.<br />
Bir müddet ceylanın ayak izleri işe yarar. Ondan sonra ise esasen ahudaki misk kokusu, yolu gösterir.<br />
Bu izlere, bu izlemeye şükreder de yol alırsa nihayet o adım atma o yol alma yüzünden muradına ulaşır.<br />
Misk kokusunu duyup bir konak yol almak, iz izleyerek yüz konaklık yol almadan, yüz konaklık yolu dönüp dolaşmadan<br />
daha iyidir.<br />
165. Ay ışıkların doğusu olan gönül yok mu O gönül, ariflere “kapıları açılmıştır” sırrıdır.<br />
Sana duvardır ama onlara kapı. Sana taştır ama azizlere inci!<br />
Senin aynada açıkça gördüğünü pir, hem de daha önce bir kerpiç parçasında görür.<br />
Pir olanlar o kişilerdir ki bu alem yokken onların canları, kerem denizinde vardı.<br />
Bu tene düşmeden önce nice ömürler geçirdiler,ekmeden önce meyveler devşirdiler!<br />
<br />
170. Nakıştan, suretten evvel canlandılar,deniz yarılmadan inciler deldiler!<br />
Allah’nın mahlukatı yaratmak hususunda meleklerle müşaveresi<br />
Allah, âlemi ve Âdemi yaratma hususunda meleklerle müşavere ederken onların canları, boğazlarına kadar kudret<br />
denizine dalmış bulunuyordu.<br />
Melekler,buna mani olmak istedikleri zaman, gizlice meleklere ıslık çalıyorlar,onlarla alay ediyorlardı.<br />
Bu nefsi Küll’ün ayağı bağlanmadan onlar her yaratılacak şeyin suretini biliyorlardı.<br />
Feleklerden önce Zuhal yıldızını, tanelerden önce Ekmeği görmüşler;<br />
175. Akılsız, gönülsüz fikirlerle dolmuşlar; askersiz, savaşsız galip gelmişlerdi.<br />
O apaçık anlayış,onlara nispetle düşünüştür. Yoksa haddi zatında, bu sırdan uzakta kalanlara göre görüşün ta<br />
kendisidir.<br />
Düşünüş; geçmişe, geleceğe dairdir. Bu ikisinden de kurtulunca müşkül hal olur<br />
“Ruh üzümden şarabı,yoktan varı görür”<br />
Onlar da keyfiyete düşecek olan her şeyi keyfiyetsiz görmüşler,madenden önce sağlamla kalpı fark etmişlerdir.<br />
180. Üzüm yaratılmadan önce şaraplar içmişler, muhabbet sarhoşu olmuşlardır.<br />
Onlar, sıcak temmuz ayında kışı, güneşin ziyasında gölgeyi görür.<br />
Üzümün gönlünde şarabı,tamam yoklukta bütün varlığı müşahede ederler.<br />
Gök, onların işret meclislerinde ancak bir yudumcuk içer.Güneş, ancak onların cömertliğiyle bu sırmalı libası giyer.<br />
Onlardan iki dostu bir arada gördün mü bil ki onlar hem birdir, hem altı yüz bin!<br />
185. Onların sayıları dalgalar gibidir. Onlar rüzgâr,zahiren çoğaltır.<br />
Halkın can güneşi, halkın pencerelere benzeyen bedenlerinde taaddüt eder,çoğalır.<br />
Fakat güneşin kursuna bakarsan birdir.Bedenlerle mahcup olan kişi şüphededir.<br />
Çokluk, ruhu Hayvanidedir, Ruhu insani ise birdir.<br />
Hak, onlara madem ki nurundan saçtı, Hakk’ın nuru, artık ayrılmaz .<br />
190. Yoldaş, bir müddet usanmayı bırak da o güzelin tek benini sana anlatayım.<br />
Onun güzelliği anlatılmaz, iki âlem de nedir Onun yüzündeki benim aksi!<br />
Onun güzel benini anlatmaya başladım mı söz, tenimi yarmak, parçalamak istiyor.<br />
Ben bu harmanda bir karınca gibi memnun geçinip gidiyorum,hatta kendi cirmimden, kendi haddimden fazla yük<br />
çekmekteyim.<br />
Dinleyen,hikâyenin zahirini istediğinden içyüzünün söylenmemesi,kapalı kalması<br />
O aydınlığın bile haset ettiği güzel, beni bırakır mı ki söylenmesi lâzım ve farz olan sırları söyleyeyim.<br />
195. Deniz köpüklenir, köpükle örtülür, köpüğü ileri sürer. Sonra da köpüğünü çeker, açılır, kendisini gösterir.<br />
Şimdi dinle, hikâyenin içyüzünü anlatmama ne mani oldu Dinleyenin gönlü başka bir yere gitti.<br />
Hatırına o konuk olan sofinin hali geldi. Boğazına kadar o sevdaya daldı.<br />
Onun için bu sözü bırakıp ona başlamak hali anlatmak için o hikâyeyi söylemek icap ediyor.<br />
Fakat ey aziz, sofiyi,suret sofisi sanma! Ne vakte kadar çocuklar gibi cevize,üzüme düşüp kalacaksın<br />
200. Oğul, bizim cismimiz cevizle üzümdür. Ersen bu ikisinden de geç!<br />
Eğer sen geçmezsen Allah’nın lütfu, Allah’nın keremi seni dokuz kat gökten geçirir.<br />
Şimdi hikâyenin zahirini dinle, fakat taneyi samandan ayır ha!<br />
Hizmetçinin,hayvana bakmayı kabul etmesi, sonra da vaadini yapmaması<br />
O zevk ve huzur dileyen sofilerin zikir ve mürakabeleri, vecit ve şevkle sona erince.<br />
Konuğa yemek getirdiler. Konuk, o zaman hayvanı hatırladı,<br />
205. Hizmetçiye”Ahıra git, hayvana saman ve arpa ver ”dedi.<br />
Hizmetçi dedi ki :“ Lâhavle... Bu ne fazla söz! Eskiden beri bu işler benim işim.”<br />
Sofi “Önce arpayı ısla. Çünkü eşek karttır,dişleri sağlam değil” dedi.<br />
Hizmetçi “ Lâhavle. Ey ulu, bunu niye söylüyorsun Bu hizmet usulünü, hep benden öğrenirler” dedi.<br />
Sofi “Önce semerini indir,sırtına da ilâç koy” dedi.<br />
210. Hizmetçi “Lâhavle ey hakîm, benim senin gibi yüz binlerce konuğum geldi;<br />
Hepsi de yanımızdan razı olup gittiler.”Konuk bizim canımızdır,bizdendir” dedi.<br />
Sofi “Suyunu ver ama ılık olsun” deyince hizmetçi “ Lâhavle. Artık beni utandırıyorsun” dedi.<br />
<br />
Sofi “Arpaya az saman karıştır” dedi. Hizmetçi “ Lâhavle. Bu sözü kısa kes artık” dedi.<br />
Sofi “Yerini süpür, taş toprak kalmasın. Islaksa biraz kuru toprak serp” dedi.<br />
215. Hizmetçi “Lâhavle, a babam, lâhavle de! Bir işe yolladığın ehil kişiye az söyle!” dedi.!<br />
Sofi “Eşeğin sırtını tımar et” dedi. Hizmetçi “ Lâhavle. Baba, artık utan.!” dedi.<br />
Bunu deyip eteğini sıkıca beline doladı. “işte gittim,önce arpa,saman getireyim”dedi.<br />
Gitti ama ahır aklına bile gelmedi. Yalnız sofiyi aldattı.<br />
Birkaç hazelenin yanına gitti, Sofinin sözlerine gülmeye, onunla alay etmeye koyuldu.<br />
220. Sofi uzun zaman yolculukta bulunduğundan gözlerini yumup daldı,rüya görmeye başladı:<br />
Eşeği bir kurda sataşmıştı. Kurt, sırtından, oyluğundan onu paralıyordu.<br />
Uyanıp “Lâhavle. Bu ne biçim saçma rüya, Acaba o şefkatli hizmetçi nerede ki ” dedi.<br />
Yine daldı. Bu sefer eşeğini yolda giderken gâh, bir kuyuya, gâh bir çukura düşüyor gördü.<br />
Türlü , türlü kötü rüyalar görüyordu. Rüyasında bazen Fatiha suresini, bazan Karia suresini okuyordu.<br />
225. “ Çare ne Dostlar kalkıp gittiler. Bütün kapıları da kapadılar” dedi.<br />
Yine “O Hizmetçiceğiz, bizimle tuz ekmek yemedi mi ki<br />
Ben ona lütuftan başka ne yaptım, yumuşak sözlerden başka ne söyledim Aksine o bana neden kinlendi ki<br />
Her düşmanlığa bir sebep olur. Yoksa aynı cinsten oluş insanı vefakâr eder” diyordu.<br />
Sonra tekrar “ Lütuf ve ihsan sahibi Âdem, iblis’e bir cefada bulundu mu ki<br />
230. İnsan; yılana, akrebe ne yaptı ki onlar,daima insanı sokmak öldürmek isterler.<br />
Kurdun huyu yırtıcılıktır. Bu haset de nihayet yaradılışta vardır demekte”,<br />
Sonra yine “ Böyle kötü zanna düşmek hatadır.. Neye kardeşim hakkında böyle bir zanda bulunuyorum ” diye<br />
söylenmekteydi.<br />
Yine dönüp diyordu ki: “ Bu kötü zanna düşmek de bir tedbire sarılmaktır. Şüpheye düşmeyen muvaffak olur mu ”<br />
Sofi vesvese içindeydi. Eşeğe gelince öyle bir haldeydi ki düşmanların cezası da, dilerim böyle olsun!<br />
235. Zavallı eşek; taş toprak içinde,semeri tersine dönmüş, kuskunu kopmuştur.<br />
Yol yürümekten ölmüş, bütün gece yemsiz.. gâh can çekişmekte,gâh ölüm haline gelmekteydi.<br />
Bütün gece “Yarabbi,arpadan vazgeçtim, bir avuçcağızdan da az saman olsa” diye sayıklıyordu.<br />
Hâl diliyle “Ey şeyhler,bir merhamet edin,bu ham ve edepsiz hizmetçinin elinden yandım” diyordu.<br />
O eşeğin çektiği eziyeti duyduğu azabı ancak karada uçan kuş,sele kapılırsa çeker duyar!<br />
240. Nihayet biçare eşek, açlık illetinden o gece seher çağına kadar yan üstü yattı.<br />
Gündüz olunca, hizmetçi gelip hemen semerini düzeltti,sırtına vurdu.<br />
Eşekçiler gibi birkaç sopa indirdi. O köpek hizmetçiden ne umulursa eşeğe onu yaptı.<br />
Eşek dayağın,şiddetinden sıçradı,kalktı. Dili yok ki halini söylesin!<br />
Kervan halkının Sofinin eşeğini hasta sanmaları<br />
Sofi, merkebe binip yola düzülünce merkep,her an yüzüstü düşmeye başladı.<br />
245. Halk,merkep düştükçe onu kaldırmaya koyuldu. Herkes onu hasta sanıyordu.<br />
Birisi kulağını burmakta,öbürü yara var mı diye damağını yoklamakta,<br />
Diğeri nalında taş aramakta, bir diğeri de gözünü puslu görmekteydi.<br />
Sofiye “ Ey Şeyh, bu ne hal Dün,şükür olsun,bu eşek kuvvetlidir demiyor muydun ” dediler.<br />
Sofi (Geceleyin “Lâhavle” yiyen eşek, ancak böyle gider.<br />
250. Merkebin azığı geceleyin “Lâhavle” olur,Geceleyin tespih çeker durursa gündüzün de secde eder) dedi.<br />
İnsanların çoğu insan yiyicidir. Onların selam vermelerine pek emin olma!<br />
Hepsinin de gönlü Şeytan evidir. İnsan şeytanının lâfına pek kulak asma!<br />
Şeytan’ın ağzından çıkan “Lâhavle”ye kanan kişi, savaşta o eşek gibi tepesi üstüne düşer.<br />
Dünyada Şeytan’ın şeytanlığına uyan; dost yüzlü düşmanın hürmetine, hilesine kanarsa,<br />
255. O eşek gibi arıklıktan ve sersemlikten İslâm yolunda, Sırat köprüsünün üstünde tepe taklak gelir.<br />
Kötü dostun işvelerine kulak verme; yeryüzünde tuzak gör,emniyetle yürüme.<br />
Yüz binlerce “ Lâhavle” okuyan Şeytan’a bak; ey Âdem, iblisi gör,bak nasıl yılanda gizlenmiş!<br />
Dostun postunu yüzmek için kasap gibi sana “Ey can, ey sevgili” diye hitap eder.<br />
Bu suretle postunu yüzmek ister. Düşmanların afyonunu tadan kişinin vay haline!<br />
260. Ağlatıp inleterek kanını dökmek için kasap gibi ayağın baş kor,sana hitaplarda bulunur.<br />
Aslanlar gibi avını kendin avla. Yabancının yaltaklanmasını daterket,akrabanın yaltaklanmasını da!<br />
<br />
Aşağılık kişilerin hürmetini, hatır saymasını, o hizmetçinin hürmeti ve hatır sayması gibi bil. Kimsesizlik, adam olmayan<br />
kişilerin işvesinden iyidir.<br />
İnsanların arazisine ev kurma, kendi işini, gör yabancı kişinin işini değil!<br />
Yabancı kişi kimdir Senin toprak bedenin. Senin gama, eleme düşmen de onun yüzündendir.<br />
265. Tene yağlı, ballı şeyleri verdikçe cevherini,hakikatini semirmiş göremezsin.<br />
Teni miskler içine yerleştirsen yine ölüm gününde pis kokusu meydana çıkar.<br />
Miski tene sürme, gönüle sür. Misk nedir Ululuk sahibi Allah’nın adı.<br />
O münafık, miski tene sürer de ruhu, külhanın ta dibine sokar.<br />
Dilin de Allah adı, canındaysa imansız düşüncesi yüzünden pis kokular!<br />
270. Onun zikretmesi külhanda biten yeşilliğe, aptes bozulan yerde yetişen gül ve süsene benzer.<br />
O yeşillik orada ariyettir. O gülün yeri oturulan işret edilen yerdir.<br />
Temiz şeyler temizlere aittir; pisler de pis şeylere... kendine gel!<br />
Kin yüzünden yol azıtanlara kin tutma. Çünkü onların kabirlerini de kin tutanların yanına kazarlar.<br />
Kinin aslı cehennemdir. Senin kinin o küll’ün cüz’üdür, dinin de düşmanı.<br />
275. Mademki sen cehennemin cüz’üsün; aklını başına al cüzü, küllünün yanında karar eder.<br />
Ey adı sanı duyulmuş kişi! Cennetin cüzüysen zevkin de cennet gibi ebedidir.<br />
Acı, mutlaka acılara katılır. Bâtıl söz nasıl olur da Hakk’a ulaşır<br />
Kardeş, sen ancak o düşünceden, o ruhtan ibaretsin. Mütebaki varlığın bakımındansa kemik ve deriden başka bir şey<br />
değilsin.<br />
Düşüncen, manevi varlığın gülse, gül bahçesisin; dikense külhana lâyıksın.<br />
Gül suyu isen seni başa sürer, koyuna serperler; sidik gibiysen dışarı atarlar.<br />
280. Koku satanların tablalarına bak.Her cinsi, kendi cinsinin yanına korlar.<br />
Cinsleri, kendi cinsleriyle karıştırır, bu uygunluktan bir güzellik, bir süs meydana getirirler.<br />
Fakat mercimek,şeker arasına karışırsa onları birer, birer ayırırlar.<br />
Tablalar kırıldı,canlar döküldü de iyiyi, kötüyü birbirine karıştırdılar.<br />
Allah, bu taneleri ayırıp tabağa koysunlar diye kitaplar verdi, peygamberler gönderdi.<br />
285. Peygamberler,gelmeden önce hepsi bir görünmekteydi. Mümin, kâfir, Müslüman, çıfıt… Zahiren hepsi birdi.<br />
Alemde kalp akçayla sağlam akça bir yürümekteydi. Çünkü ortalık tamamiyle geceydi, biz de gece yolcularına<br />
benziyorduk.<br />
Peygamberlerin güneşi doğunca “Ey karışık, uzaklaş! Ey saf, beri gel” dedi.<br />
Rengi göz ayırt edebilir; lâl’i, taşı göz bilebilir.<br />
İnciyi, süprüntüyü göz anlar. Onun için çerçöp göze batar.<br />
290. Bu kalpazanlar, gündüze düşmandır.Fakat madendeki altınlar gündüze âşıktır.<br />
Çünkü gündüz,kuyumcu ve sarraf,altını fark etsin diye altına aynadır.<br />
Kırmızı yüzle sarı yüzü gündüz gösterdiğinden Allah, kıyamete Gün lâkabını taktı.<br />
Hakikatte gündüz, velilerin sırrıdır. Gündüz, onların aylarına nispetle gölgelere benzer.<br />
Gündüzü,Allah erinin sırrının aksi bilin; gözü örten akşamı da onun ayıp örtücülüğünün aksi.<br />
295. Allah onun için “Vedduha” buyurdu. “Vedduha”, Mustafa’nın gönlünün nurudur.<br />
Allah, kuşluk zamanını sevdi derler ya. Bu söz de, kuşluk çağı, onun aksi olduğundandır.<br />
Yoksa fâni olan şeye yemin etmek hatadır. Böyle olduğu halde fâni şeyin Allah’nın sözüne girmesi lâyık olur mu<br />
Halil “ Ben fâni olanları sevmem” dedi Halil böyle derse Ulu Allah nasıl olur da fâni şeyi diler, sever<br />
“Velleyl” den maksat yine Mustafa’nın ayıp örtücülüğü, toprağa mensup olan cismidir.<br />
300. Bu kuşluk çağının güneşi o, gökten doğdu da gece gibi olan tene “Seni Rabb’in terk etmedi” dedi.<br />
Belanın ta kendisinden vuslat meydana geldi; “ Sana darılmadı da” sözü de o tatlılıktan zuhur etti.<br />
Esasen her söz bir halete alâmettir. Hâl ele benzer, söz de alete.<br />
Kuyumcunun aleti, kunduracının elinde kuma ekilmiş tohuma döner.<br />
Çiftçinin yanında kunduracının aleti, köpeğin, önünde saman, eşeğin önünde kemik gibidir.<br />
305. “Enel Hakk” sözü, Mansur’un ağzında nurdu. “Enallah” sözü, Firavunun ağzında yalan!<br />
Sopa, Musa’nın elinde doğruluğuna şahit oldu, sihirbazın elindeyse bir şeye yaramadı.<br />
İsa, bu yüzden yoldaşına Tek Allah’nın o yüce adını belletmedi.<br />
Çünkü bilmez de alete noksan bulur. Taşı, toprağa vur. Hiç ateş çıkar mı<br />
Elle alet taşla demire benzer. Çift olması gerek ki ateş çıksın.<br />
310. Çifti olmayan, aleti bulunmayan Tek Allahdır. Sayıda şüphe olabilir, Fakat Allahda şüphe yoktur.<br />
<br />
İki diyenler,üç diyenler daha fazla diyenler, bir olduğunda mutlaka ittifak ederler.<br />
Şaşılık gidince hepsi birleşir; iki, üç diyenler de bir derler.<br />
Onun meydanında bir topsan, ona bir diyorsan durma, çevgânının etrafında dön dolaş!<br />
Top padişahın elinin darbesiyle oynarsa, kemale ermiş olur.<br />
315. Ey şaşı; bunları can kulağıyla dinle, gözüne kulak yoluyla ilâç ver!<br />
Temiz söz, hakikatten uzak olan gönüllerde karar etmez, nurun aslına dek gider.<br />
Çarpık ayakkabı, nasıl çarpık ayağa uyarsa Şeytanın afsun ve efsanesi de doğru olmayan gönüllere uyar.<br />
Hikmeti istediğin kadar tekrarla... ona ehil değilsen hikmet, senden ne kadar uzak!<br />
İster yaz, belle… İster bahset, söyle!<br />
320. O, Ey inatçı senden yüzünü çeker, gizlenir; bağlarını koparır, kaçar.<br />
Fakat sen okumasan da hakikat ilmi senin yanıp yakıldığını görürse elinde,alışmış kuş haline gelir.<br />
Tavus kuşu, nasıl köylü evinde olmazsa, hakikat ilmi de her aceminin malı olmaz.!<br />
Padişahın,doğanı ihtiyar kadının evinde bulunması<br />
Doğanın padişahtan kaçıp un eleyen kocakarının evine gitmesi, bilgisizliğindendir.<br />
O kadıncağız, çocuklarına tutmaç pişirmeye savaşırken o cinsi güzel, kendisi hoş doğanı görünce,<br />
325. Tutup ayacığını bağladı, kanadını kesip güdük bir hale getirdi, tırnağını kesti, yesin diye de önüne saman koydu.<br />
”Ehil olmayanlar sana iyi bakamamışlar, kanadın haddini aşmış, tırnağın da uzamış.<br />
Na ehil kişiler seni hasta ederler. Ananın yanına gel ki sana iyi baksın!” dedi.<br />
Arkadaş, cahilin sevgisini de böyle bil. Cahil yolda daima çarpık, daima yampiri gider.<br />
Padişahın günü,doğanı aramakla geçti, nihayet o kocakarının çadırına yöneldi.<br />
330. Ansızın orada doğanı, toz duman içinde gördü. Ona bakıp ağlamaya başladı.<br />
Dedi ki: “Her ne kadar, bize dosdoğru vefakarlıkta bulunmadığın için bu hâl sana lâyıktı.<br />
Çünkü cehennem ehliyle cennet ehlinin müsavi olmadığından gaflet ederek cennetten kaçtın, cehennemde karar ettin.<br />
Halinden haberdar olan padişahtan sersemce bu kokuşuk kocakarının evine kaçağın layığı budur”<br />
Doğan kanadını padişahın eline sürmekte, hal diliyle “Ben günah ettim”;<br />
335. Ey kerem sahibi, sen iyilerden başkasını kabul etmezsen kötü nereye varsın da halini arz edip ağlasın<br />
Padişah, her kötüyü iyi ettiğinden onun lütfü cana bu cüreti vermekte, bu cinayetleri yaptırmaktadır” demekteydi.<br />
Yürü, çirkin işlerde bulunma ki bizim iyiliklerimiz bile o güzel sevgilimizin huzurunda çirkin görünmektedir.<br />
Halbuki sen ettiğin hizmeti ona lâyık sandın da cürüm bayrağını onun için yücelttin.<br />
Sana onu anmaya, Onu çağırmaya izin verdiler de o yüzden günlüne gurur düştü.<br />
340. Kendini Allah ile konuşur gördün. Halbuki niceler vardır ki bu şüphe yüzünden ondan ayrı düşer.<br />
Gerçi padişah seninle beraber yerde oturur ama sen kendini tanı, haddini bil de daha iyi, daha edepli otur!<br />
Doğan dedi ki: “Padişahım, pişmanım, tövbe ettim, yeniden müslüman oldum.<br />
Sarhoş ederek aslanı bile tutacak derecede kuvvet ve cüret sahibi ettiğin kişi sarhoşluk yüzünden yolunu sapıtırsa<br />
özrünü kabul et.<br />
Tırnağımı kestilerse de sen beni kabul eder, benden yüz çevirmezsen ben, güneşin bile perçemini koparırım.<br />
345. Kanadım gittiyse de beni okşarsan, bana iltifat edersen felek bile benim oyunuma karşı mat olur.<br />
Bana kuvvet kemerini bağışlarsan dağı yerinden koparırım, bana kudret kalemini verirsen bayrakları yıkar, orduları<br />
kırarım.<br />
Nihayet benim cüssem, bir sivrisinekten de aşağı değil ya... Ben de Nemrut mülkünü kanadımla vurur, tarumar<br />
ederim.<br />
Tut ki zayıflıkta Ebabilim, tut ki düşmanlarımın her biri bir fildir.<br />
Bir fındık kadar, fakat yakıcı kurşun atarım; kurşunum, yüzlerce mancınık derecesinde tesir eder.<br />
Taşım nohut kadarsa da savaşta ne baş bırakır,ne miğfer!<br />
350. Musa, savaşa bir tek sopasıyla gitti ama o sopayla Firavun’u da, kılıçlarını da kırdı geçirdi.<br />
Her peygamber, o kapıyı yalnızca döğmüş, bütün dünyaya tek başına saldırmıştır.<br />
Nuh, ondan kılıç isteyince Tufan dalgası, Allah kudretiyle kılıç kesilmiştir.<br />
Ey Ahmet, yeryüzünün askeri kim oluyor ki Aya bak,ayın bile alnını yar!<br />
Bu suretle yıldızların yomlu, yomsuz olduğuna inanan bihaberler, bu devrin senin devrin olduğunu,kamerin devri<br />
olmadığını anlasınlar.<br />
355. Bu devir, senin devrindir. Çünkü Kelîm olan Musa bile daima senin zamanını arzuladı.<br />
<br />
Musa, senin devrinin parlaklığını, o devirdeki tecelli sabahının zuhurunu gördü de;<br />
“ Yarabbi, o ne rahmet devri... o devir, rahmetten de ileri ... o devirde rüyet var.<br />
Musa’nı denizlere daldır da Ahmet’in devrinde izhar et’’ dedi.<br />
Allah dedi ki : “ Sana o devri onun için gösterdim, o halvetin yolunu onun için açtım”<br />
360. Ey Kelîm, sen o devirden uzaksın; ayağını çek, çünkü bu iklim uzundur.<br />
Ben kerem sahibiyim. Tamaha düşüp ağlasın diye mahluka ekmek gösteririm.<br />
Ana, çocuk uyansın da gıdasını istesin diye çocuğun burnunu ovar.<br />
Çünkü çocuğun, açlığından haberi olmaz, uyuyakalır. Fakat süt muhabbeti, ananın iki memesini de ağrıtmaya başlar.<br />
“Ben gizli rahmet olan bir hazineydim, hidayete erişmiş bir ümmet gönderdim.”<br />
365. Can ve gönülle dilediğim bütün keremleri sana Allah gösterdi de sen onlara tamah ettin.<br />
Ahmet, ümmetler “ Yarab” desinler diye dünyada nice put kırdı.<br />
Ahmet’in çalışması olmasaydı sen de ataların gibi puta tapardın.<br />
Ahmet’in ümmetler üzerindeki hakkını bil, başın puta secde etmekten, bunu bilesin diye kurtuldu.<br />
Söylersen bu puta tapmadan kurtulmanın şükrünü söyle de Allah, seni bâtın putundan da kurtarsın.<br />
370. O, nasıl, başını putlardan kurtardıysa sende o kuvvetle gönlünü kurtar.<br />
Dini babadan bedava bir miras olarak buldun da onun için başını şükretmeden çevirdin.<br />
Miras yedi,mal kadrini ne bilsin Rüstem can verdi, Zâl bedava şeref kazandı!<br />
Ben, birisini ağlatırsam rahmetim coşar; ağlayıp taşanda nimetime erişir.<br />
Birisine bir şeyi vermek istemezsem o isteği göstermem. Fakat gönlünü kapattım mı artık açmam.<br />
375. Rahmetim, o ağlamalara bağlıdır. Kul ağladı mı rahmet denizi, kabarmaya,dalgalanmaya başlar.<br />
Allah,aziz sırrını takdis etsin,şeyh Ahmed-iHıdraveyh’in Allah ilhamıyla borçlular için helva satması<br />
Bir şeyh vardı.Cömertlikle anılmıştı,o yüzden de daima borçluydu.<br />
Büyüklerden on binlerce lira borç almış,âlemdeki yoksullara harcetmişti.<br />
Borçlu bir de tekke kurmuş, canını da ,malını da,tekkesini de Allah uğruna feda etmişti.<br />
Allah, Halil’e nasıl kumu un etmişse onun da borcunu her taraftan öderdi.<br />
380. Peygamber dedi ki: “Pazarlarda iki melek daima dua eder.<br />
Ey Allah,sen verenlere,ihsan edenlere fazlasıyla ver;nekes malını da telef et!<br />
Bilhassa canını bağışlayan,kendisini Allahya kurban eden,<br />
İsmail gibi boynunu veren kişiye fazlasıyla ver! “Hiç o boyna bıçak işler mi<br />
Şehirler de bu yüzden diridirler,bu yüzden zevk ve safa içindedirler.Sen kâfir gibi yalnız kalıba bakma!<br />
385. Çünkü Allah,onlara karşılık olarak ebedi ve gamdan,mihnetten,kötülükten emin bir can vermiştir.<br />
Borçlu Şeyh,yıllarca bu işte bulundu,vazifesi buymuş gibi halktan borç almakta,halka vermekteydi.<br />
Ölüm gününde ulu bir bey olmak için ölümüne kadar bu çeşit tohumlar ekmekteydi.<br />
Şeyh’in ömrü sona erip de vücudunda ölüm alâmetlerini görünce,<br />
Borçlular etrafına toplandı.Şeyh ,mum gibi kendi kendisine eriyip gidiyordu.<br />
390. Borçluların ümidi kesildi,suratları ekşidi,dertlerine dert katıldı.<br />
Şeyh,”Şu kötü şüpheye düşenlere bak! Allah’nın dört yüz dinar altını yok mu ki ” dedi.<br />
Bu sırada dışardan bir çocuk ,birkaç para kazanmak ümidiyle “Helva” diye bağırdı.<br />
Şeyh,hizmetçiye,”Git helvanın hepsini al,<br />
Borçlular yesinler de bir müddetçik olsun bana acı,acı bakmasınlar” diye başıyla işaret etti.<br />
395. Hizmetçi,helvanın hepsini almak üzere hemen dışarı çıktı.<br />
Helvacıya ,”Bu helvanın hepsi kaça ” diye sordu.Çocuk “Yarım küsur dinar” dedi.<br />
Hizmetçi,”Yoo,Sofilerden çok isteme.Sana yarım dinar veriyorum,artık söylenme!” dedi.<br />
Helvayı bir tabağa koydurdu ve tabağı getirip Şeyh’in önüne koydu.Sır sahibi Şeyh’in esrarına bak!<br />
Borçlulara ,”Buyurun ,şu mübarek helvayı helâlinden bir güzelce yeyin”diye işaret etti.<br />
400. Tabak boşalınca, çocuk tabağını aldı,”Ey kâmil kişi ,paramı ver” dedi.<br />
Şeyh dedi ki: “Parayı nerden bulayım Ben borçlu bir adamım,aynı zamanda ölüyorum!”<br />
Çocuk derdinden tabağı yere vurdu,feryat ve figana başladı.<br />
Eleminden hayhayla ağlamaya koyuldu,”Keşke iki ayağım da kırılaydı,<br />
Keşke külhan’a gideydim de tekkenin kapısından geçmez olaydım” diyordu.<br />
405. Boğazına düşkün, yemeye alışkın sofiler,köpek gönüllüdürler,fakat kedi gibi yüzlerini yıkarklar,temiz görünürler.<br />
Çocuğun feryadından hırlı,hırsız birçok kişi başına toplandı.<br />
<br />
Çocuk,”Ey kötü Şeyh,beni ustam muhakkak öldürür.<br />
Eğer yanına eli boş gidersem beni keser,buna razı mısın ” diyordu.<br />
Borçlular da inkâra düşüp Şeyh’e yüz çevirerek “Bu ne oyun ki<br />
410. Bizim malımızı yedin,borçlu gidiyorsun.Böyle olduğu halde neden başka bir zulümde daha bulundun ” diyorlardı.<br />
Çocuk ikindi namazı vaktine kadar ağladı.Şeyh’e gelince,gözlerini yummuş,ona hiç bakmıyordu.<br />
Bu cefaya,bu aykırı işe aldırış etmemekteydi.Ay gibi yüzünü yorganın içine çekmişti.<br />
Ezelle hoş,ecelle sevinçli..havas ve acamın kınamasından,dedikodusundan el ayak çekmiş!<br />
Can, bir adamın yüzüne gülerse, ona halkın ekşi suratlı oluşundan ne zarar.<br />
415. Can birisini öperse,felekten,feleğin hışmından gam yer mi<br />
Mehtaplı gecede ay, Simâk burcundayken köpeklerden,köpeklerin havlamasından ne korkusu olur<br />
Köpek vazifesini yerine getirir,ay da ışığını yere döşeyip durur.<br />
Herkes kendi işceğizini görür.Su,bir çöp için durulduğunu terk etmez.<br />
Çöp, çöpçesine su üstünde yürür durur,sâf su da bulanmadan akıp gider.<br />
420.Mustafa,gece yarısı ayı ikiye böler;Ebulehep, kininden saçma sapan söylenir!<br />
İsa ölüyü diriltir; Yahudi,hiddetinden sakalını yolar.<br />
Köpeğin sesi ayın kulağına girer mi Hele o ay, Allah hası olursa..<br />
Padişah ,sabaha kadar musiki âlemi yapar,su kenarında şarap içer, kurbağaların seslerinden haberi bile olmaz.<br />
Çocuğun parası,orada bulunanlara müsaviyen takdim edilseydi herkese birkaç akçe düşerdi,çocuk da parasını<br />
alırdı.Fakat Şeyh’in himmeti bu cömertliği de bağladı.<br />
425. Bu suretle kimse çocuğa bir şey vermedi. Pirlerin kuvveti bundan da fazladır.<br />
İkindi vakti oldu.Hizmetçi, Hatem gibi cömert birisinin verdiği bir tabak altını getirdi.<br />
Mal sahibi halli bir kişi, Şeyh’in halini biliyordu,ona hediye göndermişti.<br />
Tabağın bir köşesinde dört yüz dinar vardı,bir tarafında da kâğıda sarılı yarım dinar.<br />
Hizmetçi gelip Şeyh’i ağırladı,o misli bulunmaz Şeyh’in önüne o tabağı koydu.<br />
430. Tabağın üstünden örtü kaldırılınca halk Şeyh’in kerametini gördü.<br />
Hepsinden de feryat yüceldi: “ Ey şeyhlerin de başı, şahların da , bu neydi<br />
Bu ne sır, bu ne sultanlık Ey sır sahiplerinin efendisi !<br />
Biz bilemedik, affet ; saçma sapan, uluorta hayli söylendik.<br />
Körcesine sopa sallamaktayız, elbette kandilleri kırarız.<br />
435. Sağırlar gibi bir tek söz duymadan kendi aklımızca cevap vermeye kalkıştık, hezeyanlarda bulunduk.<br />
Biz Musa’dan da ibret almadık. O bile Hızır’ı kınadı da yüzü sarardı.<br />
Hem gözü o kadar yüceleri gördüğü, gözünün nuru göklere bile nüfus ettiği halde !<br />
Ey zamanın Musa’sı değirmendeki farenin gözü, ahmaklıktan senin gözünle bahse kalkıştı “ dediler.<br />
Şeyh “ Bütün o sözleri size helâl ettim.<br />
440. Bunun sırrı şuydu,ben Allah’dan bunu diledim, Allah da bana doğru yolu gösterdi.<br />
O dinar gerçi az bir paraydı. Fakat gelmesi çocuğun ağlamasına bağlıydı.<br />
Helva satan çocuk ağlamasaydı,rahmet denizi coşmazdı” dedi.<br />
Kardeş , çocuk, senin cisim çocuğundur. İyice bil ki muradına erişmen de ağlamana bağlı.<br />
O libası elde etmek istersen cesedindeki göz çocuğunu ağlat !<br />
Birisinin bir zahidi az ağla ki kör olmayasın diye korkutması<br />
445. Bir zâhide ,çalışıp ,savaşan bir dostu “Az ağla ki gözün bozulmasın “ dedi.<br />
Zâhit dedi ki: “İş iki halden dışarı olamaz.Göz, ya yüzü görür, ya görmez.<br />
Eğer Allah nurunu görürse ne gam Allah visaline erişmek içiniki gözden olmak pek değersiz bir şey!<br />
Yok,eğer Allah nurunu, Allah ziyasını görmeyecekse böyle kötü gözün kör olması daha iyi!”<br />
Gözden dolayı gam yeme ki İsa, senindir.Eğri yürüme de sana iki doğru göz bağışlasın.<br />
450. Ruhunun İsa’sı senin yanındadır,ondan yardım dile.Çünkü o, yardım etti mi adamakıllı eder.<br />
Fakat ey temiz can, kemiklerle dolu olan tenle İsa’nın gönlüne saldırma, onun gönlünü çiğneme!<br />
Doğru kişilere anlattığımız hikâyedeki ahmağa benzeme.<br />
İsa’ndan ten diriliği arama,Musa’dan Firavunluk muradı dileme!<br />
Gönlüne geçim kaygısını az koy,sen kapıda oldukça rızkın azalmaz.<br />
455.Bu beden , ruha bir otağdır. Yahut da Nuh’un gemisine benzer.<br />
Türk sağ oldukça mutlaka kendisine bir otağ bulur, hele Hak kapısının azizi olursa.<br />
<br />
Bütün kemiklerin İsa Aleyhisselâm’ın duasıyla dirilmesi<br />
İsa ,o gencin isteğiyle kemiklere Allah adını okudu.<br />
Allah’nın hükmü, o çiğ herif için o kemikleri diriltti.<br />
Aradan bir kara aslan da dirilip sıçradı,ahmağa bir pençe vurup öldürdü.<br />
460. Kellesini kopardı,hemen beynini yere akıttı.Kafasında ceviz içi kadar beyin bile yoktu.<br />
Zaten beyni bile olsaydı o kırılmakta, o helâk olmakla ancak bedeni zail olur,ruhu kalırdı.<br />
İsa aslana ,”Neden derhal onu paraladın ” dedi.Aslan,”Sen ondan sıkılmış,perişan bir hale gelmiştin de ondan “ diye<br />
cevap verdi.<br />
İsa, “O halde niçin kanını içmedin ” deyince de dedi ki: “O benim rızkım değildi.Bana nasip olmamıştı.”<br />
Nice kişiler vardır ki ,o kükremiş aslan gibiavını yemeden dünyadan gitmiştir.<br />
465. Kısmeti bir saman çöpü bile değilken hırsı dağ kadar..Allah’ya yüzü yok.Âlem yanında kadir kıymet kazanmış!<br />
Ey bize güç şeylari kolaylaştıran Allah! Bizi abes ve boş şeylerden kurtar.<br />
Bize rızık diye gösterdin,halbuki tuzakmış.Bize her şeyi olduğu gibi göster.<br />
O aslan ,”Ey Mesih,bu avlanma ancak ibret içindi.<br />
Eğer benim dünyada rızkım olsaydı ölülerle ne işim vardı,nasıl olurdu da ölürdüm<br />
470. Fakat berrak suyu bulup da eşek gibi içine işeyenin lâyığı budur.<br />
Eşek o ırmağın kadrini bilse ayağını sokacağı yerde başını kaldırırdı.<br />
Hayat veren bir suya sahip öyle bir peygamber bulur da,<br />
“Ey Âbıhayat sahibi,bizi, ol, emriyle dirilt.” Deyip nasıl ölmez ” dedi.<br />
Sen de kendine gel,köpek nefsini diriltmeyi isteme.Çünkü o nice zamandır senin düşmanındır.<br />
475. Bu köpeği can avından alıkoyan kemiğin başına toprak!<br />
Köpek değilsen neden kemiğe âşıksın,sülük gibi neden kanı seviyorsun<br />
O ne biçim gözdür ki görmez,sınamalarda ancak rüsvay olur!<br />
Zanlarda bazen hata olur; fakat bu ne biçim zandır ki yoldan kör olarak gelmektedir!<br />
Ey başkalarına ağlayan göz,gel,bir müddetçik otur da kendine ağla!<br />
480. Dal,ağlayan buluttan yeşerir,tazeleşir. Çünkü mum,ağlamakla daha aydın bir hale gelir.<br />
Nerde ağlıyorlarsa orda otur,çünkü sen,ağlamaya daha lâyıksın!<br />
Çünkü gönülde taklit nakşı var;yürü bendini göz yaşıyla yık!<br />
Taklit, her iyiliğin afetidir. Sağlam bir dağ bile hakikatte samandan ibarettir.<br />
485. Köre; kuvvetli, ve tez kızar olsa bile bir et parçasıdır,gözü yok!<br />
Kıldan ince söz söylese bile gönlünün, o sözden haberi olmaz.<br />
Kendi sözüyle sarhoş olur ama onunla şarap arasında ne kadar yol var!<br />
Irmağa benzer, su içemez ki…su ,arktan su içecekler için akıp gider.<br />
Onun içindir ki su ,arkta durmaz;su susamış değildir ki,su içemez ki!<br />
490. Taklide düşen ney gibi feryat eder ama ancak o feryadı dinlemek isteyen için.<br />
Mukallit ,söz söylerken ağlasa bile habîsin maksadı ,ancak tamahtır.<br />
Ağlar da yanık sözler söyler. Fakat kendisinde yanan yürek nerde,yırtılan etek nerde<br />
Muhakkikle mukallit arasında çok fark vardır. Bu Davut gibidir,öbürü ses gibi!<br />
Bunun sözleri yanıklıktan doğar,öbürüyse söylenmiş köhne sözleri belleyip nakleder.<br />
495. Kendine gel,kendine! O hüzünlü sözlere kapılma.Öküzün üstünde yük var,kağnı da feryat edip ağlıyor!<br />
Ama mukallit da sevaptan mahrum değildir.Hesaba gelince ağlayıcıya da para verirler.<br />
Kâfir de Allah der,mümin de.Fakat ikisinin arasında adamakıllı fark var.<br />
O yoksul,ekmek için Allah der,haramdan çekinense candan ,gönülden.<br />
Eğer yoksul,söylediği sözü bilseydi,gözünde ne az kalırdı ne çok!<br />
500. Ekmek isteyen yıllardır Allah der,fakat saman için Mushaf taşıyan eşeğe benzer.<br />
Dudağındaki gönlünden doğsa, gönlünü aydınlatsaydı bedeni zerre zerre olurdu.<br />
Şeytan’ın adı büyü yapmaya yara, sen de Allah adıyla mangır elde edersin!<br />
Köylünün karanlıkta öküzü sanıp aslanı okşaması<br />
Köylünün biri, öküzünü ahıra bağlamıştı. Aslan gelip öküzü yedi,yerine geçip oturdu.<br />
Köylü geceleyin ahıra gidip köşeye, bucağa el atarak öküzü aramaya koyuldu.<br />
<br />
505. Elini aslana sürmekte, sırtını yağrısını yukarı aşağı okşamaktaydı.<br />
Aslan “ Aydınlık olaydı ödü patlar, yüreği kan kesilirdi.<br />
Fakat şimdi pervasızca beni okşuyor, kaşıyor. Çünkü gece vakti beni öküz sanıyor demekteydi.<br />
Hak da “Ey mağrur kör, Tur dağı benim adımdan paramparça olmadı mı<br />
Eğer biz kitabımızı dağa indirseydik dağ parçalanır, yerinden kopar, başka bir yere göçerdi.<br />
510. Eğer Uhud Dağı, beni anlasaydı o dağdan ırmak, ırmak kan akardı.” deyip duruyor,<br />
Sen bu adı babandan,anandan işittin de onun için bu ada gafilce yapıştın.<br />
Bu sırrı taklitsiz anlasan Allah lütfüyle nişansız bir hale gelir, hâtife benzersin.<br />
Tehdit için söyleyeceğimiz şu hikâyeyi duy da taklidin zararını bil!<br />
Sofilerin,sema için konuğun eşeğini satmaları<br />
Bir sofi yoldan gelip bir tekkeye misafir oldu. Eşeğini götürüp ahıra çekti.<br />
515. Eliyle sucağızını, yemceğizini verdi. Bundan önce söylediğimiz hikâyedeki gibi yapmadı. İhtiyatlı davrandı, fakat<br />
kaza gelince ihtiyatın ne faydası olur<br />
Sofiler, yok, yoksul kişilerdi. Yoksulluk, az kala helâk edici bir küfür ola yazdı.<br />
Ey zengin, sen toksun, sakın o dertli yoksulun aykırı hareketine gülme!<br />
O sofiler, acizlikten umumiyetle birleşip merkebi satmaya karar verdiler.<br />
520. Zarurette murdar da mubahtır. Nice kötü şeyler vardır ki zarurette iyi ve doğru olur.<br />
Hemencecik o eşekceğizi sattılar, yiyecek aldılar. Mumlar yaktılar.<br />
Tekkeye, bu gece yemek var,sema var diye bir velveledir düştü.<br />
“ Bu sabır niceye dek, bu üç günlük oruç ne vakte kadar, bu zembil taşıyıp dilenme ne zamana sürüp gidecek<br />
Biz de halktanız, bizim de canımız var. Bu gece devlete erdik, konuk geldi” dediler.<br />
525. Hakikatte can olmayanı can sandıkları için batıl tohum ektiler.<br />
O konuk da uzak yoldan gelmiş, yorulmuştu. O iltifatı,<br />
Sofilerin kendisini birer, birer ağırladığını, güzel bir surette izzet ve ikram tavlasını oynamakta bulunduklarını,<br />
Kendisine olan meyil ve muhabbetlerini görünce “ Bu gece eğlenmeyeyim de ne vakit eğleneyim ” dedi.<br />
Yemek yediler sema’ya başladılar. Tekke, tavanına kadar toza, dumana boğuldu.<br />
530. Bir taraftan mutfaktan çıkan duman, bir taraftan o ayak vurmadan çıkan toz,bir taraftan sofilerin iştiyak ve vecitle<br />
canlarıyla oynamaları ortalığı birbirine katmıştı.<br />
Gâh el çırparak ayak vuruyorlar,gâh secde ederek yeri süpürüyorlardı.<br />
Dünyada tamahsız sofi az bulunur. O sebepten sofi hayli hor, hakirdir.<br />
Ancak Allah nuruyla doyan ve dilenme zilletinden kurtulmuş olan sofi, bundan müstesnadır.<br />
Fakat sofilerin binde biri bu çeşit sofilerdendir. Öbürleri de onun sayesinde yaşarlar.<br />
535. Sema, baştan sona doğru varınca çalgıcı bir Yörük semai usulünce taganniye başladı.<br />
“ Eşek gitti, eşek gitti”,demeye koyuldu. Bu hararetli usule hepsi uyup,<br />
Bu şevkle seher çağına kadar ayak vurup el çırparak “Ey oğul, eşek gitti, eşek gitti” dediler.<br />
O, konuk olan sofi de onları taklit ederek “Eşek gitti” diye bağırmaya başlamıştı.<br />
O aysuişret, o sema ve safa çağı geçip sabah olunca hepsi vedalaşıp gitti.<br />
540. Tekke boşaldı,sofi kaldı. Eşyasının tozunu silkmeye başladı.<br />
Nesi var, nesi yoksa hücreden dışarı çıkardı. Eşeğe yükleyip yola çıkmaya niyetlendi.<br />
Alelacele yoldaşlarına yetişip ulaşmak üzere eşeği getirmek için ahıra gitti, fakat eşeğini bulamadı.<br />
“ Hizmetçi suya götürmüştür. Çünkü dün gece az su içmişti.” dedi.<br />
Hizmetçi gelince sofi, “Eşek nerede ” dedi. Hizmetçi “ sakalını yokla!” diye cevap verdi, kavga başladı.<br />
545. Sofi, “Ben eşeği sana vermiştim onu sana ısmarlamıştım.<br />
Yollu yordamlı konuş, delil getirmeye kalkışma. Sana ısmarladığım eşeğimi getir.<br />
Sana verdiğimi senden isterim. Onu iade et.<br />
Peygamber dedi ki. “Elinle aldığını geri vermek gerek”<br />
Serkeşlik eder de buna razı olmazsan mahkeme işte şuracıkta, kalk gidelim” dedi.<br />
<br />
550. Hizmetçi “ Sofilerin hepsi hücum etti, ben mağlup oldum, yarı canlı bir hale düştüm.<br />
Sen bir ciğer parçasını kedilerin arasına atıyorsun, sonra da onu aramaya kalkışıyorsun.<br />
Yüz açın önüne bir parçacık ekmek atıyor, yüz köpeğin arasına zavallı bir kediyi bırakıyorsun!” dedi.<br />
Sofi dedi ki: “ Tutalım senden zulmen aldılar ve benim gibi yoksul birisinin kanına girdiler.<br />
Ya niçin bana gelip de söylemiyor, biçare, eşeğini götürüyorlar, demiyorsun<br />
555. Eğer söyleseydin eşeği kim aldıysa ondan alırdım, yahut da parasını aralarında paylaşırlar, o paraya razı olurdum.<br />
Onlar o vakit buradaydılar. Yüz türlü çare bulunurdu. Halbuki şimdi her birisi bir tarafa gitti!<br />
Kimi tutayım Kime gideyim Bu işi başıma sen açtın, seni kadıya götüreyim de gör!<br />
Niçin gelip de “ Ey garip, böyle bir korkunç zulme uğradın” diye haber vermedin”<br />
Hizmetçi “ Vallahi kaç kere geldim, sana bu işleri anlatmak istedim.<br />
560. Fakat sen de “ Oğul, eşek gitti” deyip duruyordun. Hatta bu nağmeyi hepsinden daha zevkli söylemekteydin.<br />
Ben de “ O da biliyor, bu işe razı, ârif bir adam” deyip geri döndüm” dedi.<br />
Sofi “Onların hepsi hoş, hoş söylüyorlardı, ben de onların sözünden zevke geldim.<br />
Onları taklit ettim, bu taklit beni ele verdi. O taklide iki yüz kere lânet olsun!<br />
Hele böyle ekmek için yüzsuyu döken saçma adamları taklide!<br />
565. Onların zevki bana da aksediyor, bu akis yüzünden gönlüm zevkleniyordu” dedi.<br />
Dostlardan gelen akis, sen denizden akse muhtaç olmaksızın su almaya iktidar kesbedinceye kadar hoştur.<br />
İlkönce gelen aksi taklit bil. Sonradan birbiri üstüne ve biteviye gelirse anla ki hakikîdir.<br />
Hakikî akse erişinceye kadar dostlardan ayrılma. Sedefi terk etme, o katra daha inci olmadı ki.<br />
Gözün, aklın ve kulağın sâf olmasını istiyorsan o tamah perdelerini yırt.<br />
570. Çünkü sofiyi yoldan çıkaran tamahtır. Yoldan çıkarır da sofinin hali tebah olur, ziyan içinde kalır.<br />
Yemeğe, zevk ve sema’ya tamah ediş, hakikate akıl erdirmesine mani olur.<br />
Ayna bir şeye tamah etseydi bizim gibi münafık olur, her şeyi olduğu gibi göstermezdi.<br />
Terazinin mala tamahı olsaydı tarttığını nasıl doğru tartardı<br />
Her peygamber, kavmine açıkça “ Ben sizden peygamberlik için ücret istemiyorum.<br />
575. Ben delilim, müşteriniz Allah’dır. Allah, benim tellâllığımı iki baştan da verdi.<br />
Benim ücretim dosta kavuşmaktır. Ebubekir kırk bin dinar verdi ama.<br />
Onun kırk bini benim ücretim değil ki. Hiç boncuk, Aden incisine benzer mi ” demiştir.<br />
Bir hikâye söyleyeyim, can kulağıyla dinle de tamah, adamın kulağına nasıl perde oluyor, anla!<br />
Kimde tamah varsa dili tutuk bir hale gelir. Nasıl olur da tamahla göz ve gönül aydınlanır, buna imkân var mı<br />
580. Tamahkâr adamın gözünün önünde makam ve altın hayali, gözdeki kıl gibidir.<br />
Fakat Hak’la dolu olan sarhoş bundan müstesna. Ona hazineler de versen yine hürdür.<br />
Sevgiliye kavuşma devletine eren kişinin gözünde bu dünya murdar bir şeyden ibarettir.<br />
Fakat bu sarhoşluktan uzak olan sofi, nihayet hırs yüzünden nursuz, pirsiz bir hale gelir.<br />
Hırsa düşkün olan, yüzlerce hikâye dinler de haris kulağına girmez.<br />
Kadı tellâllarının,bir müflisi şehirde dolaştırarak halka bildirmeleri<br />
585. Evsiz barksız, kimsiz,kimsesiz bir müflis vardır. Zindana düşmüş, amansız bağlara giriftar olmuştu.<br />
Bir bahane bulup zindandakilerin yiyeceklerini yerdi. Tamahı yüzünden halkın gönlüne Kafdağı gibi ağır gelmekteydi.<br />
Şerrinden kimsenin bir lokma ekmek yemeye kudreti yoktu. Çünkü hemen ucundan tutup kapardı.<br />
Allah davetinden uzak olan, sultan bile olsa gözü açtır.<br />
O adam da mürüvveti ayak altına almıştı. O lokma kapıcının yüzünden bir cehennem kesilmişti.<br />
590. Bir rahata kavuşurum ümidiyle nereye kaçsan orada önüne bir âfet çıkar.<br />
Âfetsiz, felaketsiz hiçbir köşe yoktur. Allahnın halvet yerinden başka hiçbir yerde dinlenmek, rahata kavuşmak<br />
mümkün değildir.<br />
Kurtulmaya hiçbir çare olmayan bu dünya zindanının ayakbastı parası alınmayan, hapishane dayağı atılmayan bir<br />
bucağı yoktur.<br />
Vallahi fare deliğine girsen yine bir kedi pençeliye çatarsın.<br />
Ademoğlu, hayalle gelişir. Hayalleri güzelse onunla rahatlaşır.<br />
<br />
595. Yok... Eğer gözüne kötü hayaller görünürse ateşten eriyen mum gibi erir gider.<br />
Yılanların, akreplerin içinde bile olsan Allah, seni güzel hayallerle avutursa,<br />
Yılanlar, akrepler sana munis olur. Çünkü , hayalin, aşağılık şeyleri altın yapan bir kimyadır.<br />
Sabır, güzel hayallerle tatlılaşır. Çünkü her şeyden evvel içinde bulunduğun sıkıntıdan kurtulma hayaline düşersin.<br />
O kurtuluş ümidi, içteki imandan gelir. İman zayıflığından da ümitsizliğe, iç sıkıntısına uğrarsın.<br />
600. Sabır, iman yüzünden baş tacı olur. Bundan dolayıdır ki sabrı olmayanın imanı da yoktur.<br />
Peygamber “Allah, gönlünde sabrı olmayana iman da vermemiştir.” dedi.<br />
O, senin gözüne yılan gibi görünür ama ötekinin gözüne güzel görünür.<br />
Çünkü senin gözünde onun küfrünün, kötülüğünün hayali var, halbuki dostun gözünde onun müminlik hayali cilve<br />
etmekte.<br />
Görüyorsun ya.. Bu bir kişide iki iş de var. Gâh balık oluyor, gâh olta!<br />
605. Yarısı mümin, yarısı kafir. Yarısı hırs, yarısı sabır!<br />
Allahn “ İçimizde mümin var de var, kâfir ve eski putperest de” dedi.<br />
Öküz gibi... yarısı kara, yarısı ay gibi bembeyaz.<br />
Bu yarısını gören onu almaz, öbür tarafını gören almak ister, üstüne düşer.<br />
Yusuf, kardeşinin gözünde canavar gibiydi, fakat yine o Yusuf, Yakup’un gözüne huri gibi geliyordu.<br />
610. Fer’e ait göz, kötü hayal yüzünden onu çirkin gördü, asli gözse ortada yoktur.<br />
Zahiri gözü, o asli gözün gölgesi bil. O ne görürse bil ki, bu da onu görür.<br />
Sen bir mekândasın, aslın Lâmekândır. Bu dükkânı kapa da o dükkânı aç.<br />
Altı cihete kaçma, çünkü o cihetlerde altı kapı vardır. Tavlada altı kapı da alındı mı karşıda ki mat olu! Mat.<br />
Zindandakilerin, kadı’nın vekiline o müflisi şikayet etmeleri<br />
Zindandakiler, kadı’nın anlayışlı vekiline şikâyet ederek dediler ki:<br />
615. “ Hemen bizim selâmımızı kadıya götür, bu aşağılık adamdan incindiğimizi söyle.<br />
O, boşboğaz, obur ve muzır herif, bu zindanda kalıp duruyor.<br />
Kötü ve çirkin huyu yüzünden sinek gibi çağrılmadan selâmsız,sabahsız her yemeğe konmada.<br />
Altmış kişinin yemeği ona yetişmiyor. Ne kadar söylesek vurdumduymazlıktan geliyor.<br />
Yüzlerce hileli tedbirlerle sofraya oturdu mu zindandakilere bir lokma bile kalmıyor.<br />
620. Sofra serildi mi o cehennem boğazlı herif hemen gelip oturuyor. Delili de şu: Allah, yiyin dedi!<br />
Üç yıllık kıtlığa benzeyen bu adamdan elaman . Efendimizin ömrü ebedî olsun!<br />
Ya bu sığırı zindandan defolup gitsin, yahut doyması için vakıftan bir maaş tayin edilsin.<br />
Ey hem erkeğin, hem kadının memnuniyetini kazanan, bize imdat eyle imdat!”<br />
Tatlı sözlü vekil, kadı’nın yanına gelip halkın şikayetlerini bir ,bir anlattı.<br />
625. Kadı, o adamı zindandan çağırttı. Kendi adamlarından da işi tahkik etti.<br />
Zindandakilerin şikayetlerinde haklı olduklarını anladı.<br />
“ Hemen zindandan git; sahipsiz kalası herif, var evine yıkıl!” dedi.<br />
Herif dedi ki: “ Benim evim, barkım, senin ihsanından ibaret. Kâfir gibi, zindanın bana cennettir.<br />
Eğer beni zindandan sürersen yoksulluktan, ihtiyaçtan öldüm gitti!<br />
630. İblis gibi, Yarabbi, beni kıyamete kadar yaşat.<br />
Ben bu dünya zindanında rahatım. Beni yaşat da düşmanımın evlâdını tepeleyeyim.<br />
Kimin imandan nasibi varsa , kimin yol için bir lokma ekmeği mevcutsa,<br />
Ondan, o azığı, o ekmeği gâh hile, gâh hud’a ile alayım da pişmanlıktan feryada başlasın.<br />
Onları bazen yoksullukla korkutayım, bazen güzelliğin saçlarıyla, benleriyle gözlerini bağlayayım. dedi.<br />
635. Bu zindanda iman azığı azdır. Bu azığa sahip olanlar da köpeğin korkusundan ıstırap içindedir.<br />
Namazdan, oruçtan, yüz türlü çaresizlikten meydana gelen zevk azığını da gelip birden alır, götürüverir.<br />
Allah Şeytanından Allah’ya sığınırım; ah, onun azgınlığından helâk olup gittik!<br />
Bir köpek ama binlerce kişiye saldırmada, kime saldırır, kimin kanına girerse o adam da Şeytan kesiliverir.<br />
Kim seni haktan, hakikatten soğutursa bil ki Şeytan o adamın içindedir. Derisinin altında gizlenmiştir.<br />
640. Böyle bir adamın içine girip, böyle bir adamın suretine bürünüp seni aldatmazsa hayaline girer de seni o hayalle<br />
kötülüğe sevk eder.<br />
Seni gâh gezip eğlenme, gâh dükkân açıp alışveriş etme, gâh ilim öğrenme, gâh ev bark kurup çoluk çocuk sahibi<br />
olma hayallerine düşürür.<br />
Kendine gel hemen “ Lâhavle” de. Ama sade dille değil; candan gönülden!<br />
<br />
Müflis hikâyesinin sonu<br />
Kadı “ Müflisliğini ispat et” dedi. Adam, “ İşte bütün zindandakiler tanık” deyince.<br />
Kadı “ Onlar, senden şikayetçi. Senden kaçıp kurtulmak istiyorlar, senin elinden kan ağlıyorlar.<br />
645. Senden kurtulmak istedikleri için yalan yere şahadette bulunabilirler” dedi.<br />
Mahkemede bulunanların hepsi “Biz onun hem müflisliğine,hem kötülüğüne şahidiz”dediler.<br />
Kadı, o adamı kime sorduysa “Efendim, bu müflisten elini yıka,bundan hayır gelmez” dedi.<br />
Kadı dedi ki: “ bu müflis fazlasıyla da dolandırıcı bir adam diye şehri alenen dolaştırın.<br />
Tellallar, yer ,yer bağırıp onun müflisliğini her tarafta ilân etsinler.<br />
650. Kimse ona veresiye bir şey satmasın, kimse ona bir mangır bile borç vermesin.<br />
Birisi hilesine uğrar da o yüzden davaya kalkışırsa artık onu hapse atmam.<br />
Çünkü iflası bence sabit olmuştur. Elinde ne parası var,ne pulu!” dedi.<br />
Ademoğlu da iflası sabit oluncaya kadar bu dünya hapishanesinde kalır.<br />
Allahmız da İblisinin müflisliğini Kuran’la bize bildirmiş, her tarafa yaymıştır.<br />
655. O hilekâr,müflis ve kötü sözlüdür. Onunla hiçbir suretle ortak olma, oyuna girişme.<br />
Alışverişe girişirsen kâr edemezsin, çünkü o müflistir, ondan nasıl olur da bir şey elde edebilirsin diye anlatmıştır.<br />
İş bu dereceye gelince odun, satan bir Kürdün devesini getirdiler.<br />
Zavallı Kürt, hayli feryat etti, hatta memura para verdi, fakat kâr etmedi.<br />
Devesini çağından akşama kadar aldılar. Feryat ve figanına aldırış etmediler.<br />
660. O müthiş kıtlığı deveye bindirdiler. Deve sahibi de devenin ardından gitmekteydi.<br />
Taraf, taraf, yer, yer gezdirip bütün halka teşhir ettiler.<br />
Her hamamın, her çarşının önünde biriken halk ona bakıyordu.<br />
Türk, Kürt, Rum, Arap ve sair milletlerden sesi gür olan tellallar da kendi dillerince,<br />
“ Bu müflistir, hiçbir şeyi yoktur. Ona hiçbir kimse bir pul bile ödünç vermesin.<br />
665. Zahiren, bâtınen bir habbesi bile yok. Müflisin biri, kalpın biri, kötü adamın biridir; bir hile, hud’a kabıdır.<br />
Kendinize gelin, aklınızı başınıza alın, onunla arkadaşlık etmeyin. Size satmak için bir öküz bile getirse mutlaka<br />
çalmıştır,öküzü hemen tutup bağlayın.<br />
Eğer aldanır da bu herifi davaya kalkışırsanız ben bu ölü herifi zindana atmam.<br />
Bu herif, tatlı sözlüdür, boğazı da pek boldur. Üstündeki libas yenidir ama içindekiler paramparça.<br />
Hile için o elbiseyi giyerse bilin ki kendisinin değildir, halkı aldatmak için giymiştir” diye bağırıyorlardı.<br />
670. Ey temiz kalpli, hakîm olmayan kişinin dilindeki hikmet sözünü de iğreti elbise bil!<br />
Hırsız, bir güzel elbise giyse bile o eli kesik, senin elini nasıl tutar, sana nasıl yardım edebilir<br />
Akşam vakti müflis deveden inince Kürt dedi ki: “ Evim uzak, vakit de geç.<br />
Kuşluk çağından beri deveye bindin. Arpadan vazgeçtim,hiç olmazsa bir avuçtan az bile olsa biraz saman ver!”<br />
Müflis “ Şimdiye kadar niçin gezip dolaştık Aklın nerede Hiç anlamadın mı<br />
675. Müflis olduğuma dair davul çaldılar, sesi yedinci kat göğe kadar vardı; duymadın mı<br />
Kulağın galiba ham tamahla dolu. Tamah insanı sağır ve kör eder.<br />
Bu sözleri kerpice, taşa kadar her şey işitti. “ Bu kaltaban müflistir, müflis” diye bağırıp durdular.” dedi.<br />
Bu sözü akşama kadar söylediler de devecinin kulağı tamahla dolu olduğundan duymadı.<br />
Kulakta, gözde Allah mührü var; işitmiyor,duymuyor.<br />
Yoksa hicaplarda nice suretler var, sesler var!<br />
680. Allah güzellikten, kemalden, cilveden hangisini isterse göze onu gösterir;<br />
Güzel sesten, müjdelerden,coşkun ve neşeli sözlerden hangisini dilerse kulağa onu duyurur.<br />
Sen şimdi, ondan gaflettesin ama ihtiyaç vaktinde Allah onu izhar eder.<br />
Peygamber “Kadri yüce Allah, her derde bir derman yarattı” demiştir.<br />
Fakat sen, onun fermanı olmadıkça o dermandan derdine yarayacak bir renk göremez, bir koku duyamazsın.<br />
685. Ey çarelere başvuran, ölünün gözü nasıl cana bakarsa sen de gözünü Lâmekân âlemine çevir, aklını başına al.<br />
Varlık âlemi çarelerle doludur da Allah, bir yere perde çıkmadıkça yine çare yok!<br />
Bu cihan, cihetsiz Lâmekân âleminden meydana gelmiş, bu cihana Lâmekân âleminden bir mekân verilmiştir.<br />
Allah’yı candan gönülden istiyorsan varlıktan yokluğa dön.<br />
Bu yokluk, gelir yeridir; ondan kaçınma. Bu varlık da çok olsun az olsun, gider yeridir!<br />
690. Allah sanatının tezgâh evi, mademki yokluktur... O halde tezgâh evinin dışında ne varsa değersizdir.<br />
Ey hilim sahibi Allah; bize, duyanın insafa gelip kabul edeceği ince sözler hatırlat.<br />
<br />
Dua da senden, icabet de. Emniyet de senden korku da.<br />
Yanlış söylediysek düzelt. Ey söz sultanı,düzeltme de senden.<br />
Öyle bir kimyan var ki onu değiştirebilir, kan ırmağıysa Nil haline getirirsin.<br />
695. Bu çeşit tebdil edişler, senin işin, bu türlü iksirler senin sırlarındır.<br />
Suyu toprağı birbirine kattın; sudan topraktan âdem teninin suretini düzdün.<br />
Sonra onu karıya,dayıya,amcaya,binlerce düşünceye, neşeye ve gama kattın.<br />
Daha sonra da bazılarına hürlük verdin; bu gamdan, bu neşeden kurtardın:<br />
Kendisinden, soyundan hâlâs etti, her güzeli, gözüne çirkin gösterdin.<br />
700. Böyle adam, his alemine mensup ne varsa reddeder, görünmeyene dayanır.<br />
701. Aşkı meydandadır da maşuku gizli. Zahiri sevgili de, cihanda o gizli maşukun bir imtihanından ibaret.<br />
Bunu bırak, surette olan aşklar mutlaka surete ve güzel kadına değildir.<br />
İster bu cihanın aşkı olsun ister o cihanın aşkı . Hakikî maşukta suret yoktur.<br />
Hakikaten surete âşıksan sevgili ölünce onu niye terk ediyorsun<br />
705. Sureti yine yerinde, bu terk ediş neden Âşık, iyice ara, maşukun kim<br />
Sevgili, hisle idrak edilseydi her hisle idrak edilene âşık olurdum.<br />
Vefa, aşkı artıyorsa,suret nasıl olur da vefayı değiştirir<br />
Güneşin ziyası duvara vurdu, duvar kendinden olmayan bir parlaklık, bir ziya elde etti.<br />
Ey temiz ve sâf kişi neden bir kerpice gönül veriyorsun Ebedi olan bir aslı iste.<br />
710. Ey kendi aklına âşık olan ve kendisine surette tapanlardan üstün gören!<br />
Hissine hâkim olan, akıl ziyasıdır. Bunu, bakırının üstündeki altın bil.<br />
İnsanlardaki güzellik, altın yaldızdır. Öyle olmasaydı nasıl olurdu da sevgilin kart bir eşek haline gelirdi<br />
Melek gibiyken Şeytana döndü ya. Elbette çünkü o güzellik ona ariyetti.<br />
O güzelliği yavaş ,yavaş alıyor, taze fidan gitgide kuruyor. ,<br />
715. Var, “Yaşattıkça kuvvetlerini azaltır” ayetini oku da gönül iste, kemiğe gönül verme.<br />
Çünkü o gönül güzelliği, baki güzelliktir. O güzellik devleti, Abıhayata sâkidir.<br />
Esasen abıhayat da kendisidir, saki de kendisi, sarhoş da.Tılsımın bozuldu mu üçü birleşir.<br />
Fakat bu birliği kıyas yoluyla bilemezsin. Kulluk et ey kendini bilmez, saçma sapan söylenme.<br />
Senin mâna sandığın surettir, eğretidir. Sen kendince övünüp seviniyorsun!<br />
720. Mâna odur ki seni senden alır; suretten müstağni kalır.<br />
Seni kör ve sağır eden, insanı, surete bir kat daha âşık eyleyen, mâna olamaz.<br />
Köre nasip olan, ancak gam arttıran hayallerdir. Gözün nasibi bu fâni hayallerden ibarettir.<br />
Körler, Kuran’ın harflerini ezberlemişlerdir. Eşeği görmezler de semeri dövüp dururlar!<br />
Gözün açıksa kaçan eşeği gör; ey puta tapan, niceye dek semercilik !<br />
725. Eşeğin oldukça semer de mutlaka bulunur.Canın oldukça ekmeğin mutlaka az çok gelir.<br />
Eşeğin sırtı hem dükkândır, hem mal, hem mal kazanılacak yer. Kalbinin incisi, yüzlerce kalbe sermayedir.<br />
Ey boşboğaz, eşeğe çıplak bin. Peygamber, çıplak binmedi mi<br />
Peygamber, çıplak eşeğe bindi. Yaya yürüdü de denmiştir.<br />
Eşek nefsin kaçıyor, onu bir kazığa bağla. Ne zamana kadar işten, yükten kaçacak<br />
730. İster yüz yıl olsun, ister otuz yıl. Mutlaka sabır ve şükür yükünü yüklemeli.<br />
Hiç bir suçlu başkasının suçunu çekmedi. Hiçbir kimse ekmeğini biçmedi.<br />
Ekmeğini biçmeyi dilemek ham tamahtır, oğul, o ham tamaha kapılma. Ham şey yemek insana hastalık verir.<br />
Birisi bir define buluverir; ben de onu istiyorum., dükkânla,alışverişle ne işim var der.<br />
Baht işi bu, fakat nadirdir. Tende kudret oldukça çalışıp kazanmak gerek.<br />
735. Çalışıp kazanmak define bulmaya mâni değil ya. Sen işten kalma da nasibinde varsa define de arkandan gelsin.<br />
Böyle yap ki “ Eğer” illetine uğramayasın, “ Eğer şunu yapsaydım, yahut bunu yapsaydım” deyip tereddüde<br />
düşmeyesin.<br />
Çünkü halkla hoş geçinen peygamber “ Eğer” demeyi menetti, “ Onu söylemek münafıklıktandır” dedi.<br />
O münafık da “eğer” derken, işi şarta bağlarken öldü, bu şarta bağlayıştan öbür dünyaya ancak hasret götürebilirdi!<br />
Temsil<br />
Bir yabancı adam, acele bir ev arıyordu. Bir dostu onu harap bir eve götürüp<br />
740. “ Eğer tavanı olsaydı benim yanı başımda ev sahibi olur, otururdum.<br />
Evde bir oda daha olsaydı çoluğun çocuğun rahat ederdi” dedi.<br />
<br />
Adam dedi ki: “Evet, dostlara bitişik komşu olmak iyi, fakat “ Eğer” de oturmaya imkân yok!”<br />
Bütün âlem, hoşluğu ister, bu yüzden de ateş içindedir.<br />
İhtiyar olsun, genç olsun herkes altın ister. Fakat herkesin gözü kalp parayı altından fark edemez ki.<br />
745. Halis altın kalp akçaya bir ziya, bir parıltı vermiştir. Fakat ayar olmadıkça zan ile altını seçmeye kalkışma.<br />
Ayarın varsa altın seç, yoksa yürü, kendini bilen bir kişiye teslim et.<br />
Yahut da ruhundan mihenk olmalı. Bilmiyorsan yapayalnız yola düşüp ilerleme.<br />
Yolda gulyabaniler vardır, sesleri bildik sesine seni mahvetmeğe çeken tanıdık sesine benzer.<br />
“ Ey kervan halkı, buraya gelin; işte yol, iz buracıkta” diye bağırırlar.<br />
750. Gulyabani kervan halkını yok etmek, onları da yok olanlara katmak için birer, birer adlarıyla çağırır.<br />
Çağrılan kişi, oraya varınca bir de bakar ki karşısında kurt, aslan. Ömrü zayi olmuş, yol uzun, gün de geçiyor.!<br />
Ey iyi huylu kişi, gulyabani sesi nasıldır “Mal isterim, mevki isterim, şeref, isterim!” işte böyle.<br />
İçimden bu sesleri menet de sırlar keşfedilsin.<br />
Allah’yı an da gulyabanilerin seslerini mahvet. Nergis gibi olan gözünü bu gergese karşı kapa.<br />
755. Subhu sadıkı, subhu kâzipten, şarabın rengini kadehin renginden ayırdet ki.<br />
Bu sabır ve sebatla şu yedi renkli zâhiri gözden başka bir göz elde edersin.<br />
O gözle bu renklerden başka renkler, taşlar yerine mücevherler görürsün.<br />
Hattâ gevher nedir ki Sen, kendin bir deniz olur, göklerde seyreden bir güneş kesilirsin.<br />
İş sahibi, iş yurdunda gizlidir. Yürü, onu ancak iş yurdunda apaçık görürsün.<br />
760. Madem ki iş,sahibine bir hicap olmuştur Şu halde onu işinden başka bir yerde göremezsin.<br />
Madem ki iş yurdu; iş sahibinin mekânıdır, dışarıda kalan gafildir.<br />
O halde iş yurduna, yani yokluğa gel ki sanatı da sanatkârı da bir arada göresin.<br />
Madem ki iş yurdu;apaçık görüş yeridir, tabii iş yurdundan dışarısı da hicap mahallidir.<br />
İnatçı Firavun, varlığa yüz tuttu çünkü, onun yerini görmüyordu.<br />
765. Hulâsa kaderi değiştirmek istiyor, kazayı savuşturmak arzusunda bulunuyordu.<br />
Kaza da o hileciye bıyık altından kıs, kıs gülmekteydi.<br />
O,Allah’nın hükmünü, Allah’nın takdirini bozmak için yüz binlerce çocuk öldürttü.<br />
Bu suretle Musa Peygamber’in zuhuruna mâni olmak istiyordu, boyuna binlerce zulüm aldı, binlerce kana girdi.<br />
O kadar kan döktü ama Musa, yine doğdu ve onu kahretmek için hazırlandı,<br />
770. Eğer zevali olmayan Allah’nın sanat yurdunu görseydi eli, ayağı kurur, hile yapamazdı.<br />
Musa, onun evinde rahatça yaşadığı halde o, dışarıda beyhude yere çocukları öldürüp durmaktaydı.<br />
Tenini besleyip yetiştiren; nefsine hizmet eden, sonra da başkalarının kendisine haset ettiğini,düşmanlıkta<br />
bulunduğunu sanan kişi gibi.<br />
Bu, benim düşmanım, şu bana haset ediyor, der durur, halbuki kendisine haset eden, kendisine düşman olan o<br />
tendir,kendi nefsidir.<br />
O, adam Firavun’a benzer, bedeni de Musa’ya. Böyle olduğu halde dışarıda “ Nerede düşman ” diye koşmaktadır.<br />
Nefsi ten evinde nazla, naimle beslenmektedir.<br />
775. Nefsi ten evinde nazla,naimle beslenmektedir,kendisi başkalarına kin güdüp elini ısırmakta.<br />
Halkın,bir töhmet yüzünden anasını öldüren kişiyi kınaması<br />
Birisi, kızgınlıkla anasına hançerleyerek, döverek öldürdü.<br />
Biri ona “ Huyunun kötülüğü yüzünden ana hakkını gözetmedin.<br />
Çirkin herif, ananı neden öldürdün! niye söylemiyorsun, o sana ne yaptı ki ” dedi.<br />
Adam “ Çok ayıp bir iş işledi,bende onu öldürdüm. Ayıbını toprak örtsün” diye cevap verdi.<br />
780. Kınayan “Be adam, ananı öldüreceğine o kişiyi öldürseydin”deyince dedi ki: “Her gün başka birisini mi öldüreyim<br />
Onu öldürdüm, halkın kanına girmekten kurtuldum; halkın boğazını keseceğime onu boğazladım, bu daha iyi!”<br />
O kötü huylu ana, fesadı her tarafta zâhir olan nefsindir.<br />
Her an onun için bir azize kastedip duruyorsun; kendine gel, onu öldür!<br />
Onun yüzünden bu güzel dünya sana dar geliyor. Onun yüzünden Allah ile de savaşıyorsun, halkla da.<br />
785. Nefsini öldürürsen özür serdetmeden kurtulursun, ülkede hiçbir düşmanın olmaz.<br />
Bir kimse peygamberlerle velileri düşünüp sözümüzden şüpheye düşer.<br />
“Peygamberlerin nefisleri helâk olmamış mıydı Onların neden düşmanları vardı, onlara niye haset ediyorlardı ” derse,<br />
Ey doğru söz arayan, kulağını aç! Bu şüpheye, bu tereddüde vereceğimiz cevap şu:<br />
O münkirler, kendilerinin düşmanlarıydı; onlar kendilerini yaralıyorlardı.<br />
<br />
790. Düşman, ona derler ki cana kastetsin. Kendi kendisine can çekişene düşman demezler.<br />
Yarasacağız, güneşin düşmanı değildir, hicaba girmiş,kendi kendisine düşman olmuştur.<br />
Güneşin ziyası onu öldürür; fakat güneş, yarasanın zahmetini hiç çeker mi, yarasa güneşe bir kötülükte bulunabilir mi<br />
Düşman, ona derler ki ondan bir azap,bir eziyet gelsin; kabiliyeti olan taşın güneş tesiriyle lâl olmasına mümanaat<br />
etsin!<br />
Halbuki kâfirlerin hepsi de peygamberlerin cevherlerindeki ziyadan kendilerini men ederler.!<br />
795. Halk, nasıl olur da o tek kişinin gözüne perde olur Bilâkis kendi gözlerini kör eder, kendi gözlerini kötü bir hale<br />
sokarlar.<br />
Efendisiyle inada girişip kinlenerek kendisini öldüren Arap köle gibi!<br />
Köle, sahibine ziyan vermek için kendisini damdan baş aşağı yere atar,helâk olup gider!<br />
Hasta, doktora düşman olmuş; çocuk, kendisini terbiye edene düşmanlık beslemiş;( zarar kime )!<br />
Hakikatte hasta da, çocuk da kendi yolunu vurmakta, kendi akıl ve canının yolunu kesmektedir.<br />
800. Bez yıkayan, güneşe kızar; balık, denize hiddet ederse,<br />
Bir bak,ziyanı kime Sonunda bu kızgınlık yüzünden kimin bahtı kararır<br />
Allah seni çirkin yarattıysa kendine gel de bari hem yüzü çirkin, hem huyu çirkin olma!<br />
Ayakkabın olsa bile taşlığa gitme. İki boynuzun varsa dört boynuzlu olma!<br />
Sen “ Ben filân kişiden daha aşağı mıyım ki talihim böyle ters gidiyor” diye haset ediyorsun ama,<br />
805. Esasen haset de başka bir noksan, başka bir ayıp. Hattâ bütün aşağılıklardan daha beter!<br />
Şeytan da aşağı olmadan arlandı, bunu ayıp telâkki etti de kendisini yüzlerce kötülüğe düşürdü.<br />
Hasedinden yücelmek istedi. Fakat yücelik nerede Kanlara bulanıp kaldı.<br />
Ebucehil, Muhammet’e uymaya utandı,hasedinden kendisini yüceltmeye,ondan yüksek olmaya çalıştı.<br />
Adı Ebül Hakem’di. Ebu cehil oldu. Nice ehliyetli kişiler vardır ki haset yüzünden naehil olup kalmışlardır!<br />
810. Ben, bu çalışıp çabalama dünyasında iyi huydan daha iyi bir ehliyet görmedim.<br />
Fazileti, mahareti,hüneri bir tarafa bırak. Bu yolda hizmet ve iyi huy işe yarar.<br />
Allah,mihnet ve ıstıraplarla hasetler meydana çıksın diye peygamberleri vasıta etti.<br />
Çünkü Allahdan kimse arlanmaz, Allahya kimse hasedetmez.<br />
Fakat, halk, Peygamberi de kendisi gibi bir adam sanır, o yüzden ona hasededer.<br />
Fakat peygamberin büyüklüğü tahakkuk etti mi, artık ona kimse haset edemez, ona herkes uyar.<br />
815. Şu halde her devirde peygamber yerine bir veli vardır, bu sınama kıyamete kadar daimidir.<br />
Kimde iyi huy varsa kurtulmuştur; kimin kalbi sırçadansa sınmıştır.<br />
İşte diri ve faal imam, o velidir; ister Ömer soyundan olsun, ister Ali soyundan!<br />
Ey yol arayan, Mehdi de O’dur, Hadi de O. Hem gizlidir, hem senin karşında oturmakta.<br />
O, nura benzer; akıl onun Cebrail’idir. Ondan aşağı olan veli de onun kandilidir.<br />
820. Bu kandilden daha aşağı derece de olan veli de kandil konan yerimizdir. Nura mertebe bakımından dereceler vardır.<br />
Çünkü Allah nurunun yedi yüz perdesi vardır. Nur perdelerini bu kadar kat bil!<br />
Her perdenin ardında bir kavmin durağı var. İmam’a kadar bu perdeler saf saftır.<br />
Son saftakilerin gözleri, zayıflıktan ön saftakilerin nuruna tahammül edemez.<br />
Ön saftakilerin gözleri de görüş zayıflığı yüzünden daha ön saftakilerin nuruna takat getirmez.<br />
825. İlk saftakilerin hayatı olan aydınlık, bu şaşının ruhuna azap ve âfettir.<br />
Şaşılıklar yavaş, yavaş azalır; adam yedi yüz dereceyi geçti mi deniz kesilir.<br />
Demiri, yahut altını sâf bir hale getiren ateş, terü taze ayva ve elmaya yarar mı<br />
Ayva ve elmanın da az bir hamlığı olabilir, fakat demire benzemezler, hafif bir hararet isterler.<br />
Halbuki o hararet, o şuleler, demir için kâfi değildir. Çünkü demir, ejderha gibi olan ateşin yalımını ister.<br />
830. O demir, meşakkatlere tahammül eden fakirdir. Çekicin altında, ateşin içinde kıpkırmızı bir hale gelir; ondan<br />
hoşlanır.<br />
Bu çeşit fakir, ateşin vasıtasız perdecisidir, vasıta ve vesile olmaksızın ateşin ta ortasına kadar girer.<br />
Fakat su ve su oğulları; hicap olmaksızın, bir vasıta bulunmaksızın ne ateşten olgun bir hale gelirler, ne ateşin hitabına<br />
mazhar olurlar.<br />
Ayağa, yürümek için nasıl ayakkabı lâzımsa bunlara da ateşten feyz almak için bir tencere; yahut tava lâzımdır.<br />
Yahut da ortada bir yer gerektir ki hava ısınsın, kızsın da harareti suya müessir olsun.<br />
835. Fakir ona derler ki şûlelerle vasıtasız rabıtası vardır.<br />
Hakikatte âlemin gönlü odur. Çünkü ten (gibi olan âleme) bu gönül vasıtasıyla feyz gelir, ten (gibi olan cihan), bu<br />
gönül yüzünden işe yarar.<br />
<br />
Gönül olmasa ten, konuşmayı ne bilir Gönül aramasa ten, araştırmadan ne anlar<br />
Demek ki şûlelerin nazargâhı o demirdir. Şu halde Allah’nın nazargâhı da gönüldür, ten değil!<br />
Sonra bu cüzi olan gönüller de hakikî maden olan gönül sahibinin gönlüne nispetle ten gibidir.<br />
840. Bu söz, çok misal ister, çok şerh ve izah ister. Fakat avamın anlayışı sürçer diye korkuyorum.<br />
Bu suretle iyiliğimiz kötülük olmasın.. İyilik yapıyoruz diye kötülükte bulunmayalım, bu söylediğim de ancak kendimde<br />
olmadığından,ihtiyarım elimde bulunmadığından.<br />
Çarpık ayağa çarpık ayakkabı daha iyi, yoksulun eli ancak kapıya varır.<br />
Padişahın,yeni aldığı iki köleyi sınaması<br />
Bir padişah ucuza iki köle satın aldı. Onlardan birisiyle bir iki söz konuştu.<br />
Köleyi anlayışlı, zeki ve tatlı sözlü buldu. Zaten şeker gibi dudaktan ancak şeker şerbeti zuhur eder.<br />
845. Ademoğlu dilinin altında gizlidir. Bu dil, can kapısına perdedir.<br />
Bir rüzgâr esti de kapıyı kaldırdı mı evin içinde ne varsa görürüz.<br />
O evde inci mi var, buğday mı.. altın hazinesi mi var, yoksa yılan ve akreplerle mi dolu<br />
Yoksa içerde hazinemi var da kapısında yılan beklemekte Çünkü altın hazinesi bekçisiz olmaz.<br />
Köle, düşünmeden öyle söz söylemekteydi ki başkaları beş yüz defa düşünür de ancak öyle bir söz söyleyebilir.<br />
850. Sanki içinde deniz var, deniz de baştanbaşa söyleyen incilerle dolu…<br />
Ondan parlayan her incinin nuru, Hak ile bâtılı ayırır.<br />
Kuran’ın nuru da Hak ile bâtılı zerre,zerre fark eder, bize gösterir.<br />
O incinin nuru, gözümüzün nuru olsaydı suali de biz sorardık,cevabı da biz verirdik.<br />
Gözünü eğrilttin de onun için ayı iki gördün. İşte bu bakış, şüpheye düşüp sual sormaya benzer.<br />
855. Gözünü doğrult da aya öyle bak ki tek göresin. İşte cevabı da bu!<br />
Düşünceni doğrult, iyi bak. Çünkü düşünce de o incinin pırıltılarındandır.<br />
Kulaktan gönüle doğan her cevaba göz; onu bırak, cevabı benden duy der.<br />
Kulak vasıtadır, vuslata erense göz; Göz hâl sahibidir, kulaksa dedikoduda!<br />
Kulağın duygusu sıfatları tebdil eder, halbuki gözlerin apaçık görgüsü, mahiyetleri bile değiştirir.<br />
860. Ateşin varlığını sözle bildin, bu varlığa sözle yakîn hâsıl ettinse pişmeyi iste, sözde kalma.<br />
Yanmadıkça o bilgi,Aynel Yakîn değildir. Bu yakîn’i istiyorsan ateşe dal.<br />
Kulak, hakikate nüfuz ederse göz kesilir. Yoksa söz kulakta kalır, gönüle tesir etmez.<br />
Bu sözün sonu gelmez. Geri dön de padişah o kölelere ne yaptı,onu anlat!<br />
Padişahın o kölelerden birini bir yere yollayıp öbüründen bazı şeyler sorması<br />
Padişah o köleciği zeki görünce öbürüne “Beri gel”diye emretti.<br />
865. Buradaki sevgiye ve acımaya delâlet eden “ceğiz” eki küçültme, horlama için değildir. Nitekim ana oğul’a<br />
“yavrucuğum” derse bu horlama sayılmaz.<br />
İkinci köle padişahın huzuruna geldi. Ağzı kokuyordu,dişleri de kapkaraydı.<br />
Padişah, onun sözünden pek hoşlanmadı ama nesi var, nesi yok diye sırlarını aramaya koyuldu.<br />
“ Bu şekilde, bu pis kokulu ağızla biraz ötede otur; fakat o kadar da ileri gitme.<br />
Çünkü seninle uzaktan konuşmak gerek. Benimle düşüp kalkamazsın, benimle bir yerde oturamazsın.<br />
870. Biraz ötede dur da senin o ağzını bir tedavi edelim. Sen güzelsin, ben de hünerli bir doktorum.<br />
Bir pire için yepyeni bir kilim yakılmaz ya. Sana da büsbütün göz yummak doğru değil.<br />
Bütün ayıplarınla beraber otur, iki üç hikâye söyle de aklın nasıl bir göreyim” dedi.<br />
O zeki köleyi de “ Haydi git yıkanıp arın” diye hamama yolladı.<br />
Huzurundaki köleye “Aferin, sen akıllı bir adamsın, Hakikatte yüz köle değersin, bir değil.<br />
875. Kapı yoldaşın, hakkında kötü şeyler söyledi, fakat sen hiç de öyle değilsin. O hasetçi herif, az kalsın bizi senden<br />
soğutuyordu.<br />
Senin hakkında, hırsızdır, doğru adam değildir, münasebetsiz hareketlerde bulunur, ahlâksızdır, lânettir,şöyledir,<br />
böyledir demişti.” Dedi.<br />
Köle dedi ki: “ O daima doğru söyler. Onun gibi doğru sözlü adam görmedim.<br />
Doğru söyleme, yaradılışında vardır. Ne dese, aslı yok diyemem.<br />
O iyi düşünceli adamı ben kötü bilmem, kusuru üstüme alırım doğrusu.<br />
880. Padişahım, olabilir ki o bende bazı ayıplar görmüştür de ben onları kendimde görememişimdir.<br />
Herkes, önce kendi kusurunu görseydi halini ıslah etmekten gaflet eder miydi<br />
<br />
Halk kendisisinden gafildir babam gafil. Onun için birbirlerinin kusurunu görürler.<br />
Ben kendi yüzümü göremem de senin yüzünü görürüm; sen de benim yüzümü görürsün.<br />
Kendi yüzünü görmeye muktedir olanın nuru, halkın nurundan artıktır.<br />
885. O ölse bile nuru bakidir. Çünkü görüşü, Allah görüşüdür.<br />
Kendi yüzünü, gözünün önünde apaçık bir surette gören nur, bildiğimiz nur değildir”.<br />
Padişah “Şimdi o senin ayıplarını söylediğin gibi sen de onun ayıplarını söyle,<br />
Ki, benim dostum olduğunu, memleketimde emin bir vekilim bulunduğunu ve beni sevdiğini bileyim” dedi.<br />
Köle dedi ki; “Padişahım, o benim iyi bir kapı yoldaşımsa da kusurlarını söyleyeyim:<br />
890. Kusuru; sevgi, vefa, insanlık.. doğruluk, zekâ ve dostluktur.<br />
En ehemmiyetsiz kusuru cömertlik, düşkünlere yardım etmektir. Ama nasıl cömertlik Canını da verir.<br />
Allah bu can bağışlamaya karşılık yüz binlerce can ihsan eder. Bunu görmeyen kişi nasıl cömert olabilir<br />
Eğer görseydin nasıl olur da can vermeden çekinir, bir can için bu kadar tasalanırdın<br />
Su kenarındayken suyu sakınan, esirgeyen, ancak ırmağı görmeyendir.<br />
895. Peygamber “Kıyamet gününde verilecek karşılığı yakînen bilen,<br />
Bire on karşılık verileceğini anlayan kişinin cömertliği artıp durur, bu çeşit adam, türlü, türlü cömertlikler icat eder.”<br />
dedi.<br />
Cömertlik, bütün karşılıkları görmedir. Şu halde karşılığı görüş, korkunun zıddıdır.<br />
Nekeslik de karşılıkları görmemektir. İnciyi görmek, denize dalan dalgıcı sevindirir.<br />
Eğer cömertliğe karşılık verilecek olan şeyleri herkes görseydi dünyada kimse nekes olamazdı. Çünkü hiçbir kimse<br />
karşılıksız bir şey bağışlamaz.<br />
900. Şu halde cömertlik gözden gelir, elden değil. İşe yarayan görüştür, gözü açıktan başkası kurtulamaz.<br />
Arkadaşımın bir kusuru da kendisini görmemesidir. O, kendisinde kusur arar durur.<br />
Kendi ayıbını söyler, kendi ayıbını arar. Herkesi iyi bilir, herkesle dosttur da kendisiyle dost değildir.”<br />
Padişah “ Arkadaşını övmede ileri gitme. Onu överken kendini övmeye kalkışma.<br />
Çünkü onu imtihana çekersem ilerde utanırsın” dedi.<br />
Kölenin, iyi zannı yüzünden arkadaşının doğruluğuna ve vefakârlığına yemin etmesi<br />
905. Köle dedi ki; “ Hüküm ve kudret sahibi, bağışlayan ve acıyan Ulu Allah’ya ant olsun…<br />
Peygamberleri, ihtiyacı olduğundan değil de fazlından, kereminden gönderen,<br />
Aşağılık topraktan, yüce padişahlar yaratan.<br />
Onları topraktan yaratılmış mahlûkatın tabiatlarından arıtan, gök ehlinin derecelerinden üstün kılan,<br />
Ateşten sâf bir nur yaratıp onunla bütün nurları parlatan,<br />
910. Nurlara doğan, nurları aydınlatan nuru yaratan, Âdem peygamberin feyiz alıp marifete eriştiği aydın ziyayı meydana<br />
getiren,<br />
Âdem’den bitip Şîs’in devşirdiği nuru, Âdem’in görüp Şîs’i yerine halife ettiği nuru.<br />
Nuh’un feyiz aldığı, can denizi havasında inciler yağdırdığı nuru halk edene ant olsun.<br />
İbrahim’in canı o nurlardan nurlandı da pervasızca ateş şulelerine koştu, ateşe atıldı.<br />
İsmail, onun ırmağına düştü de o yüzden parlak bıçağın önüne baş koydu, boyun verdi.<br />
915. Davut’un canı onun şulelerinden hararetlendi de ondan dolayı elinde demir yumuşadı, eridi.<br />
Süleyman, onun vuslatından süt emdi de cinler periler onun için fermanına tabi oldular.<br />
Yakup, onun kaza ve kaderine teslim oldu da ondan oğlunun kokusuyla gözü açıldı, aydınlandı.<br />
Ay yüzlü Yusuf, o güneşi gördü de rüya tâbirinde o kadar uyanık hale geldi.<br />
Asâ, Musa’nın ellinden su içti de o yüzden Firavun’un saltanatını bir lokma etti.<br />
920. Meryem oğlu Îsa, merdivenini buldu da dördüncü kat göğün üstüne çıktı.<br />
Muhammed, o mülkü, o nimeti buldu da hemencecik ayı ikiye böldü.<br />
Ebubekir, tevfika mazhar oldu da öyle bir padişahın müsahibi oldu, öyle bir padişahı candan tasdik etti.<br />
Ömer, o mâşuka âşık oldu da gönül gibi, hakkı bâtılı ayırt etti.<br />
Osman, o apaçık görüşün ta kendisi oldu da feyizli bir nura nail olup Zinnûreyn oldu.<br />
925. Mürteza, onun yüzünden inciler saçtı da can vâdisinde Allah aslanı kesildi.<br />
Cüneyt, onun askerinden yardıma nail olunca eriştiği mertebeler sayıdan üstün oldu.<br />
Bayezid, onun ihsanına yol bulunca Allahdan “ Kutbül Ârifin” adını duydu.<br />
Kerhî, onun harimine bekçi olunca aşk halifesi oldu, nefesleri Allah nefesi haline geldi.<br />
Edhemoğlu, atını sevinçle o tarafa koşturunca âdil sultanların sultanı oldu.<br />
930. Şakik, o ulu yolun meşakkati yüzünden güneş gibi aydınlatıcı bir reye, her şeyi gören bir göze erişti.<br />
<br />
Daha nice yüz bin gizli Padişahlar var ki o nur âleminde yüceliğe sahiptirler, makamları vardır.<br />
Allah, her yoksul, onların adlarını anmasın diye gayretinden adlarını gizledi.<br />
O nura ve denizde balıklar gibi yaşayan nuranilere ant olsun…<br />
O nura ve o denizi,denizin canı desem de lâyık değil.O âleme yeni bir ad aramaktayım.<br />
935. O Allah’ya ant olsun ki bu da ondandır, o da ondan. İçler, hakikatler, ona nispetle kabuktur, zâhirdir.<br />
Ant olsun o Allah’ya ki kapı yoldaşım ve dostum, bu benim sözlerimden yüz kat daha üstündür.<br />
Arkadaşımın evsafından bildiklerimi söyledim, fakat, ey kerem sahibi inanmıyorsun; ne diyeyim ”<br />
Padişah dedi ki : “ Şimdi artık kendi halinden bahset. Ne vakte dek şunun, bunun halini anlatacaksın<br />
Söyle bakalım,senin neyin var, ne elde ettin, deniz dibinden ne inciler getirdin<br />
940. Ölüm günü, bu duygun kalmaz. Can nurun var mı ki gönlüne yâr olsun<br />
Mezarda bu göze toprak dolar. Mezarı aydınlatacak nurun var mı<br />
Bu elin, ayağın gidince canının uçması için kolun kanadın var mı<br />
Bu hayvani can kalmayınca yerine koymak için baki bir cana sahip misin<br />
Şart, iyilik etmek değil, iyilikle gelmek, bu iyiliği Allah’ya götürmektir.<br />
945. İnsanlıktan mı bir cevhere sahipsin, eşeklikten mi Bu ârazlar yok olunca nasıl götüreceksin ki<br />
Bu namaz ve oruç arazlarını Allah’ya nasıl ileteceksin ki Çünkü araz, iki zaman zarfında baki kalmaz, yok olup gider,<br />
bir anlıktır.<br />
Arazları götürmeye imkân yoktur. Fakat cevherden hastalıkları giderirler.<br />
Bu suretle de cevher, bu hastalık arazlarından kurtulur, değişir. Perhiz yüzünden hastalığın geçmesi gibi.<br />
Perhiz arazı, çalışmalarıyla cevher olur; acı ağız perhizle tatlılaşır.<br />
950. Ziraatla topraklar ekinle, başakla dolar. Saç ilacı, örgü, örgü saç bitirir.<br />
Kadını nikâhlamak arazdı, mahvolup gitti. Fakat o arazdan bize evlât cevheri meydana geldi.<br />
Atı, deveyi çiftleştirmek arazdır. Bundan maksat da yavru cevherini elde etmek.<br />
Bostan ekmek arazdır, Bostanda biten mahsul cevheridir. Zaten maksat da budur.<br />
Kimya ile uğraşmayı da araz bil, eğer o kimyadan bir cevher elde ettiysen onu getir.<br />
955. Aynayı cilâlamak da arazdır. Fakat bu arazdan tertemiz bir ayna cevheri meydana gelir.<br />
Şu halde “ Ben ibadette bulundum” deme, o arazlardan elde edileni göster, ürkme.<br />
Senin o köleyi övmen de arazdır. Sus, koçun gölgesini kurban etmeye kalkışma!”<br />
Köle dedi ki : “Padişahım, araz tebeddül etmez dersen bu söz, akla ancak ümitsizlik verir.<br />
Padişahım, araz gider de bir daha geri gelmezse bu, kulu ancak meyus eder.<br />
960. Eğer arazlar başka bir şekle tebeddül etmeseydi, başka bir şekle bürünüp var olmasaydı iş bâtıl olur, sözler manâsız<br />
bir hale gelirdi;<br />
Bu arazlar başka bir varlık suretine bürünüp haşrolur. Her şey, neye lâyıksa o şekle tebeddül eder. Sürünün çobanı,<br />
sürüye lâyık kişidir.<br />
Mahşerde her arazın bir sureti vardır,her araz suretinin de bir nöbeti.<br />
Kendine bak, sen de araz değil miydin, anandan, babandan hâsıl olmadın mı ve bir maksat uğrunda birisiyle eş değil<br />
misin<br />
965. Evlere köşklere bak. Bunlar mühendisin tasavvuratından ibaretti.<br />
Güzel olarak gördüğümüz sofası hoş. Tavanı, kapısı mükemmel olan filan ev ,(mühendisin zihnindeydi).<br />
Mühendisin zihnindeki o araz, o düşünce aletleri hazırladı, ormanlardan direkleri getirdi (ev yapılıp meydana çıktı.)<br />
Her hünerin aslı, esası, hayâlden,arazdan, düşünceden başka nedir ki<br />
Dünyanın bütün cüzilerine, fakat garazsızca bak; arazdan başka bir şeyden meydana gelmemiştir.<br />
970. Önceki fikir, sonun da fiile gelir. Dünyanın kuruluşunu ezelden beri böyle bil.<br />
Meyveler, gönülde evvelce vücuda gelir de sonunda fiile çıkar.<br />
İşe girişip de ağaç diktin mi ilk harfi,sonunda okudun demektir.<br />
Gerçi dal, yaprak ve kök evveldir ama onların hepside meyve için vücut bulur.<br />
Feleklerin dimağı olan o baş da bunun için en sonunda “ Levlâk” sırrına mazhar oldu.<br />
975. Bu sözler arazların nakline ait bahislerdir. Bu aslan ve tuzak, hep bunun içindir.<br />
Bütün âlem,esasen arazdı. “ Hel Etâ” suresi, bu mânayı izah için geldi.<br />
Bu arazlar neden doğar Suretlerden. Ya bu suretler neden vücuda gelir Düşüncelerden.<br />
Bu cihan, Akl-ı Küll’ün bir düşüncesinden ibarettir. Akıl, padişaha benzer, suretler de peygamberlere.<br />
İlk âlem, imtihan âlemidir. İkinci âlem şunun bunun yaptıklarının mükâfat ve mücazatını görme âlemidir.<br />
<br />
980. Padişahım, kulun hain olsa o araz, yani hainliği, zincir ve zindan olmakta.<br />
Yerinde ve değerinde bir hizmette bulunsa, savaşta bir yararlık gösterse o araz da bir hil’at şeklinde temessül etmekte.<br />
Bu arazla cevher, kuşla yumurtadır; bu ondan olmakta, o bundan doğmakta.”<br />
Padişah, köleye “ Tut ki dediklerin doğru, hepsini kabul ettim. Fakat arazlardan bir cevher doğmadı ki” dedi.<br />
Köle “ Bu iyi ve kötü dünyası, gayp âlemi haline gelsin,iyilik ve fenalık apaçık bilinmesin diye akıl onları gizlemiştir.<br />
985. Çünkü fikrin şekil ve suretleri meydana çıksaydı kâfir ve mümin,yalnız Allahyı zikreder, başka bir söz söyleyemezdi.<br />
Eğer iyilik ve kötülükten meydana gelen suretler gizli olmayıp da meydana bulunsaydı küfür ve iman,apaçık meydana<br />
çıkar,alında yazılırdı.<br />
O takdirde nasıl olurdu da bu âlemde put kalır, puta tapan bulunurdu Nasıl olur da kimsenin kimseyle alay etmeye<br />
mecali kalırdı.<br />
O vakit bu dünyamız kıymet kesilirdi. Kıyamette kim suç işleyebilir” dedi.<br />
Padişah “ Allah bütün mücazatı gizledi, gizledi ama avamdan gizledi, kendi haslarından değil.<br />
990. Ben bir emîri tuzağa düşürmek dilersem emîrlerden gizlerim, fakat vezirden gizlemem.<br />
Hak bana işlerin mükâfat ve mücazaatını, amellerden yüz binlercesinin büründüğü suretleri gösterdi.<br />
Ben bilirim ama sen de bir nişane ver. Ay, bulutla örtülse de bana gizli değildir” dedi.<br />
Köle, madem ki olanı ,biteni olduğu gibi biliyorsun; beni söyletmeden kastın ne deyince.<br />
Padişah “ Dünyayı izhar etmekteki hikmet, Allahnın ilmindekileri izhar etmektir.<br />
995. Bildiğini izhar etmedikçe âlemdeki zahmet ve meşakkatleri belirtmez.<br />
Senden bir kötülük yahut iyilik meydana gelmeksizin hattâ bir an bile duramazsın.<br />
Bu amelleri izhar etme zarureti, sırrının açığa çıkması içindir.<br />
Nasıl olur da ipliğin ucunu gönlün çekip durduğu halde iplik eğirme âletine benzeyen tenin işlemez<br />
Tasalanman, dertlenmen; gönlünün o çekişine, isteğine âlamettir. O işi yapmamak da sana açıkça can çekişmedir,<br />
ölümdür.<br />
1000. Bu âlem de daimî olarak doğurur, o âlem de. Her sebep anadır, eser çocuğunu meydana getirir.<br />
Eser doğdu mu ondan da şaşılacak sebepler doğması için sebep haline gelir.<br />
Bu sebepler, nesilden nesile yürür gider. Fakat görmek için adamakıllı aydın bir göz lâzım dedi” dedi.<br />
Padişah, onunla konuşurken söz buraya gelince o köleden bir alâmet gördü mü , görmedi mi Bilmem.<br />
Hakikati arayan o padişahın, köleden bir nişan, bir alâmet görmesi, hiç de umulmayacak bir şey değil. Fakat<br />
gördüğünü söylemek için bize izin yok.<br />
1005. Öbür köle hamamdan gelince padişah, onu da huzuruna çağırdı.<br />
“Sıhhatler olsun,daimi âfiyetler olsun. Ne de lâtif, ne de zarif, ne de güzelsin.<br />
Yazık, öbür kölenin söyleyip durduğu kötü huyların da olmasa ne olurdu<br />
O zaman yüzünü gören neşeye dalardı. Seni görmek, cihana malik olmaya değerdi” dedi.<br />
Köle dedi ki: “ Padişahım, o dinsizin hakkımda söylediklerini bir parçacık anlat!”<br />
1010. Padişah “ Önce iki yüzlülüğünü anlattı. Ona göre sen görünüşte bir deva, fakat hakikatte bir dertmişsin”dedi.<br />
Köle, dostunun kötülüğünü bu suretle padişahtan duyunca derhal, kızgınlık denizi köpürdü.<br />
Ağzı köpüklendi, yüzü kızardı, onun aleyhinde bulunma dalgasına düştü, bu dalgalar, hadden aştı.<br />
Dedi ki : “ O evvelce benimle dosttu. Kıtlıkta kalmış köpek gibi hayli pislik yemişti.”<br />
Çan gibi durmadan onun aleyhinde bulunmaya başlayınca padişah, elini ağzına götürüp “ Kâfi” dedi.<br />
1015. “Bu sınamayla onu da anladım, seni de. Senin canın kokmuş, onun ağzı.<br />
Ey kokuşuk canlı, uzak otur. O âmir olsun, sen onun memuru ol!”<br />
Ulular bunun için “ Dünyada insanın rahatı, dilini korumasındadır” dediler.<br />
“ Riya ile tespih, külhanda biten yeşilliğe benzer” mealinde bir hadis vardır, bunu böyle bil ey ulu kişi!<br />
Güzel ve iyi suret, bil ki kötü huyla beraber olunca bir kalp akça bile değmez!<br />
1020. Bil ki zâhiri suret yok olur, fakat mâna âlemi ebedidir, kalır.<br />
Testinin suretiyle ne vaktedek oynayıp duracaksın Testinin nakşından geç, ırmağa, suya yürü.<br />
Suretini gördün ama mânadan gafilsin. Akıllıysan sedeften bir inci seç, çıkar.<br />
Âlemdeki bu sedefe benzeyen kalıpların hepsi can denizinden diriyse de,<br />
Her sedefte inci bulunmaz, gözünü aç da her birinin içine bak!<br />
1025. Onda ne var, bunda ne var Onu anla. Çünkü o değerli inci nadir bulunur.<br />
Surete talip olursan (bu şuna benzer:) bir dağ, görünüşte büyüklük bakımından lâl’in yüzlerce mislidir.<br />
Senin elin, ayağın,saçın, sakalın da gözünden yüzlerce defa daha büyüktür.<br />
Fakat iki gözün, bütün âzadan daha kıymetli olduğu meydandadır.<br />
<br />
Gönlüne gelen bir tek düşünce yüzünden de yüzlerce cihan, bir anda baş aşağı devrilir gider.<br />
1030. Padişahın cismi, surette birdir ama yüz binlerce asker, arkasından koşar.<br />
Fakat o tertemiz padişahın şekli ve sureti de gizli bir fikre mahkûmdur.<br />
Gör ki bu sayısız halk, bir tefekkür yüzünden yeryüzünde akıp giden sel gibidir.<br />
Halk, o düşünceyi küçük ve ehemmiyetsiz görür ama sel gibi cihanı suya boğar ,alıp götürür.<br />
Âlem de her hünerin fikirle kaim olduğunu,<br />
1035. Evlerin, köşklerin, şehirlerin,dağların, sahraların, nehirlerin hep onda meydana geldiğini,<br />
Denizdeki balığın denizin vücuduyla yaşadığı gibi yerin de, denizin de, güneşin de, göğün de fikirle diri bulunduğunu<br />
madem ki görmektesin.<br />
Neden kör gibisin, neden ahmaklık ediyorsun, neden sence ten Süleyman gibi oluyor da fikir karınca gibi<br />
Gözüne dağ, büyük görünüyor da fikri fare gibi küçük, dağı kurt gibi büyük sanıyorsun.<br />
Âlem, gözünde pek korkunç, pek büyük görünmekte… Buluttan, gökten,gök gürlemesinden ürküp korkuyor,tir, tir<br />
titriyorsun.<br />
1040. Halbuki ey eşekten aşağı kişi, fikir âleminden emin ve gafilsin, bir taş gibi o, cihandan haberin yok!<br />
Çünkü suretten ibaretsin, akıldan nasibin yok. İnsan huylu değilsin, bir eşek sıpasısın!<br />
Bilgisizlikten gölgeyi adam görüyorsun da insan o yüzden sence bir oyuncaktan ibaret, değersiz bir şey.<br />
O fikir, o hayal örtüsüz bir surette kol kanat açıncaya kadar dur.<br />
O zaman dağları yumuşak pamuk gibi görürsün, bir de bakarsın ki bu soğuk, sıcak yeryüzü yok oluvermiş!<br />
1045. O zaman ezelî ve ebedî hayata ve muhabbete sahip olan Allah’dan başka ne göğü görürsün ne yıldızı!<br />
Bir misal, ister doğru olsun, ister yanlış… doğrulukları aydınlatsın da.<br />
O has köleye padişaha mensup adamların haset etmeleri<br />
Padişah, lütfüyle bir köleyi bütün adamların içinden seçmiş, onlardan üstün etmişti.<br />
Elbisesinin pahası, kırk emirin maaşına bedeldi. Onun kazandığı kadir ve kıymetin onda birini, hattâ yüz vezir bile<br />
görmemişti.<br />
Talihin yaverliği, bahtının müsait oluşu yüzünden yücelmiş, âdeta bir Eyaz olmuştu. Padişah da sanki zamanın<br />
Mahmut’uydu.<br />
1050. Ruhu padişahın ruhîyle birdi. Bu ten âleminden önce de o iki ruh, birbirine eş olmuş, birbirine âşina olmuştu.<br />
Zaten iş, tenden önce olan iştir. Sonradan meydana gelenlerden geç!<br />
İş ârifindir. Çünkü ârif, şaşı değildir. Gözü, ilk ekilen şeyleri görür.<br />
Buğday mı ekildi, arpa mı Gece, gündüz gözü ondadır. Gece, neye gebeyse onu doğurur.<br />
Bunu menetmek için yapılan hileler, başvurulan tedbirler havadan ibaret!<br />
1055. Allah’nın takdirini, kendi tedbirinden üstün gören kişi, nasıl olur da kendi tedbirleriyle gönlünü avutabilir<br />
Aklına, tedbirine güvense tuzak içinde olduğu halde tuzak kurar, fakat canına andolsun, ne bu kurtulur,ne o!<br />
Yüzlerce çayır, çimen bitse de, dökülse de sonun da yine Allahnın ektiği çıkar!<br />
Ekilmiş ekinin üstüne ekin ekerler ama bu ikincisi fânidir, ilki doğrudur,ilki yerindedir.<br />
İlk ekin kemal bulur, seçilip toplanır. İkinci tohumsa bozulur, çürüyüp gider.<br />
1060. Sevgilinin huzurunda tedbirini terk et; filvaki tedbiri de onun tedbirinden, onun kaderinden doğmadır ya!<br />
Hakk’ın yücelttiği iş,işe yarar. Nihayet biten, ilk ekilendir.<br />
Madem ki sevgiliye esirsin, ey âşık ektiğini onun için ek!<br />
Hırsız nefsin etrafında dolaşma, onun işine bulaşma. Bir iş, Hakk’ın işi değil mi Hiçtir hiç!<br />
Kıyamet günü gelmeden, gece hırsızı, mal sahibinin yanında rüsvay olmadan bu işten vazgeç.<br />
1065. Hilelerle, tedbirlerle çalınmış olan malın vebali adalet günü çalan adamın boynunda kalır.<br />
Yüz binlerce akıl, bir araya gelip onun tuzağına aykırı bir tuzak kurmak isterler, kurarlar da.<br />
Kurdukları tuzağı pek kuvvetli pek yerinde ve kâfi bulurlar ama bir çöp parçası rüzgâra nasıl dayanabilir<br />
Eğer sen “Şu halde varlığın ne faydası var ” dersen senin bu sualinde fayda var mı inatçı adam<br />
Sualinde fayda yoksa bu abes ve faydasız suali niye dinleyeyim<br />
1070. Eğer bir çok faydaları varsa neden bu cihan faydasız olsun öyle ise<br />
Cihan, bir cihetten faydasız, başka bir cihetten faydalarla dopdoludur.<br />
Sana faydalı olan şey, bana faydasızsa.. mademki sence faydalı, onun yapmaktan geri durma.<br />
Yusuf’un güzelliği kardeşlerince abesti,lüzumsuzdu.. Fakat bütün bir âleme faydalıydı.<br />
Davut’un sesi kadar güzeldi ama güzel sesten anlamayanlar dinlemek istemezlerdi.<br />
1075. Nil nehrinin suyu, Âbıhayattan daha hoştu, daha feyizliydi. Fakat nasipsiz ve münkir olanlara kandı.<br />
<br />
Şehitlik, mümin için hayattır, münafık için ölüm ve çürüme!<br />
Âlemde bir sürü halkın mahrum olmadığı bir nimet var mı Söyle.<br />
Şekerden öküze, eşeğe ne fayda var Her canın başka bir gıdası vardır.<br />
Fakat o gıda, gıdalanan kişiye arızî ise ona nasihat etmek de onu doğru yola getirmek demektir.<br />
1080. Birisi hastalık dolayısıyla toprak yemeyi sevse toprağı,kendisine gıda sanır ama,<br />
Asıl gıdasını unutmuş, hastalık yüzünden alıştığı gıdaya yüz tutmuştur.<br />
Şerbeti bırakmıştır da zehir yemektedir. Hastalık yüzünden alıştığı gıda kendisine tatlı gelmiştir.<br />
İnsanın asli gıdası Allah nurudur; ona hayvan gıdası lâyık değil!<br />
Fakat gönül, hastalık yüzünden bu gıdaya düşmüştür; gece gündüz bu suyu içmekte, bu toprağı yemektedir.<br />
1085. Bu gıdayı yiyen kişinin yüzü sapsarıdır. Ayağı tutmaz kalbi helacana uğrar. Nerede yol, yol olan göklerin gıdası<br />
nerede bu<br />
O, gıda devletin has kullarına mahsustur. O, boğazsız âletsiz yenir.<br />
Güneşin gıdası, Arş nurundandır, hasetçinin, Şeytan’ın gıdası ferş dumanından!<br />
Allah, şehitler için “ Onlar rızıklanırlar” buyurdu. O, gıda için ne ağız vardır, ne tabak!<br />
Gönül, her dosttan bir gıda ile gıdalanır, her bilgiden bir lezzet alır.<br />
1090. Her insanın sureti,bir kâseye benzer.Göz de suretinin mânasına ait bir duygu âletidir.<br />
Herkesin yüzünden bir şey yemekte, her buluştuğundan bir şey almaktasın.<br />
Yıldız, yıldızla kırân etti mi mutlaka her ikisine uygun bir şey doğar.<br />
Erkekle kadının buluşmasından çocuk doğduğu gibi,taşla demirin birleşmesinden de kıvılcım meydana gelir.<br />
Toprağın, yağmurla kırânı, meyveleri, yeşillikleri, çiçekleri bitirir.<br />
1095. İnsan, yeşilliğe baksa gönlü hoşlanır,gamı gider, neşelenir.<br />
Canımız neşelenirse bizden iyilikler, ihsanlar doğar.<br />
Güzelce, dilediğimiz gibi gezdik, eğlendik mi karnımız acıkır, iştahımız artar.<br />
Rengin kızarması karanlıktandır.Kan da hoş ve gül renkli güneştendir.<br />
Renklerin en güzeli kırmızı renktir. O renk de güneştendir, güneşten meydana gelir.<br />
1100. Zuhale karîn olan her yer çoraklaşır, oraya ekin ekilemez.<br />
Bir şeyin bir şeyle birleşmesi,kuvvetin halindeki fiili meydana çıkarır; Şeytan’ın münafıkla birleşmesi gibi.<br />
Bu mânalara, dokuzuncu kat gökten yüce derecesiz dereceler, mekânsız yücelikler vardır.<br />
Halkın makamı, derecesi ariyettir. Fakat Emir Âlemi olan Melekût diyarının makam ve derecesi aslidir.<br />
Halbuki halk, makam ve derece için aşağılıklara katlanır,bayağı hallere düşer, yücelik ümidiyle horluktan lezzet<br />
alır,hoşlanır!<br />
1105. On günlük yücelik için zilleti çekerler, gam ve gussa ile boyunlarını iğ gibi ipince bir hale korlar.<br />
Nasıl oluyor da benim bulunduğum yere, bu yücelikten aydın güneş olduğum mekâna gelmiyorlar<br />
Güneşin doğduğu yer, kapkara bir burçtur. Bizim güneşimizse doğu yerlerinden dışarıdır!<br />
Onun doğduğu yer, zerrelerine nispetle doğu yeridir. Halbuki zatı ne doğar, ne dolunur!<br />
Onun arta kalan zerreleri olan bizler de iki cihanda gölgesiz bir güneşiz.<br />
1110. Ne şaşılacak şey! Böyle olduğu halde yine Şems’in etrafında dönüp dolaşmaktayım. Buna sebep de yine Şems’in<br />
ışığı, aydınlığı!<br />
Şems, hem sebepleri, vesileleri meydana getirmede, hem de sebepler, vesileler ona erişememekte!<br />
Yüz binlerce defa ümidimi kestim. Kimden mi Şems’ten. Buna inanır mısınız<br />
Ben güneşten ümidimi keseyim, balık suya sabretsin! Bu sözüme inanma sakın!<br />
Ümitsizliğe düşersem ümitsizliğimde güneşin işidir, onun tecellisidir ey Hasan!<br />
1115. Sanat, nasıl olur da sanatkârdan ayrılır Hiç var olan,varlıktan başka bir yerde otlar mı<br />
Bütün varlıklar bu bahçede yayılır…İster Burak olsun, ister Arap atları, ister eşek!<br />
Fakat bu hareketlerin bu denizden olduğunu görmeyen, her an yeni bir mihraba yüz çevirir.<br />
O, tatlı denizden acı su içe, içe nihayet o acı su, gözünü kör etmiştir.<br />
Deniz “ Ey kör, benden sağ elinle su iç de gözün açılsın” der.<br />
1120. Burada sağ el, hüsnü zandır. Çünkü iyinin, kötünün nereden geldiğini hüsnü zan bilir.<br />
Ey mızrak, seni bir döndüren var. O yüzden bazen dümdüz dikilmekte, bazen iki kat olmuş gibi eğilmektesin.<br />
Şemsettin’in aşkıyla tırnağımız yok ki. Yoksa bu körün güzünü açardık!<br />
Ey Hak ziyası Hüsâmettin; sen hasetçinin gözünün körlüğüne rağmen hemen yürü, onun illetini tedavi et!<br />
Senin ilâcın çabucak tesir eden ululuk tutyası, eseri mutlaka görülen karanlıklar dağıtıcı bir ilâçtır.<br />
1125. O ilâç, bir körün gözüne konsa yüzyıllık zulmeti derhal giderir.<br />
<br />
Hasetçiden başka bütün körleri tedavi et! Fakat seni inkâr eden hasetçiyi tedavi etmek.<br />
Hattâ, sana haset eden ben bile olsam, bırak, can çekişip durayım, sakın can bağışlama.<br />
Güneşe haset eden, güneşin varlığından incinen kişi yok mu<br />
Ah, işte sana devası olmayan illet. O adam kördür, kör! İşte sana ebediyen kuyunun ta dibine düşmüş kalmış bir kişi!<br />
1130. O ezeli güneşi yok etmek ister, fakat söyle, bu muradı nasıl olur da yerine gelir, imkan var mı<br />
Doğan’ın viranede baykuşlar içine düşmesi<br />
Doğan diye, dönüp tekrar padişaha gelen doğana derler. Yolunu kaybeden kör doğandır.<br />
Bir doğan, yolunu kaybetti, bir viraneye düştü, Baykuşların arasıda kaldı.<br />
O rıza nurundandı, baştanbaşa nurdu; fakat kaza ve kader çavuşu, gözünü kör etti;<br />
Gözüne toprak saçtı, onu yoldan sapıttı, viranede baykuşlar arasına uğrattı.<br />
1135. Padişahtan ayrı düşmesi şöyle dursun, baykuşlar, başına vurmağa, güzelim kanatlarını yolmaya başladılar.<br />
Baykuşlar arasına “Kendinize gelin; doğan yerinizi, yurdunuzu almaya geldi” diye bir velveledir düştü.<br />
Mahalle köpekleri gibi hepsi de kızgın, korkunç bir halde garip doğanın başına üşüşüp hırkasını çekiştirmeye başladılar.<br />
Doğan, “ Ben baykuşlara lâyık mıyım Baykuşlara bunun gibi yüzlerce virane bağışladım.<br />
Ben burada kalmak istemem, padişaha dönmek isterim.<br />
1140. Tasalanıp kendinize kıymayın. Ben burada durmam vatanıma giderim.<br />
Bu harabe, sizin gözünüze hoş bir yer görünüyor, bana değil. Benim naz ettiğim yer, padişahın koludur” diyordu.<br />
Baykuş ise “ Doğan sizi evinizden, barkınızdan etmek için hileye sapıyor.<br />
Hile ile bizi yurdumuzdan ayırmak, yuvamızdan etmek niyetinde.<br />
Bu hileci tokluk gösteriyor ama Allah hakkı için bütün harislerden beterdir.<br />
1145. Hırsından balçığı pekmez gibi yer. Ayıya kuyruğunuzu kaptırmayın.<br />
Bizim gibi saf kişileri yoldan çıkarmak için padişahtan, padişahın elinden dem vurmakta.<br />
Bir kuşcağız, hiç padişahla düşüp kalkar mı Bir parçacık aklınız varsa dinlemeyin bu sözü,<br />
O, padişahın cinsinden mi, vezirin cinsinden mi Hiç sarımsakla badem helvası yenir mi<br />
Padişah, adamlarıyla beni arıyor demesi de hilesinden, fendinden.<br />
1150. Bu, kabul edilmeyecek bir malihulya. Bu, olmayacak bir lâf, ahmak aldatmak için kurulmuş bir tuzak!<br />
Kim buna inanırsa ahmaklığından inanır . Zayıf bir kuşcağızın padişahla ne münasebeti olabilir<br />
En aşağı bir baykuş , onun beynine vursa ona padişahtan yardımcı gelecek ha! Hani, nerede ” demekteydi.<br />
Doğan dedi ki: “ Benim bir tüyüm bile kopsa padişah, baykuş yuvasının kökünü kazır.<br />
Baykuş kim oluyor ki Bir doğan bile beni incitir, gönlümü kırar, bana cefa ederse,<br />
1155. Padişah; her yokuşta her inişte doğan başlarından harmanlar yapar, tepeler yüceltir.<br />
Benim bekçim, onun inayetleridir. Nereye varırsam padişah arkamdadır.<br />
Hayalim, padişahın gönlündedir. O, bensiz duramaz.<br />
Padişah beni uçurunca onun ziyası gibi gönül yücelerinde uçarım.<br />
Ay gibi güneş gibi uçup gök perdelerini aşarım.<br />
1160. Akılların aydınlığı, benim fikrimden; göklerin halk edilmesi, benim yüzümdendir.<br />
Öyle bir doğanım ki Hüma bile bana hayran olur. Baykuş kim oluyor ki sırımı bilsin.<br />
Padişah, benim kurtulmam için zindanı açtı, Yüz binlerce mahpusu azadetti.<br />
Bir zamancağız beni baykuşlara hemdem etti de benim yüzümden baykuşları doğanlaştırdı.<br />
Ne mutlu o doğana ki uçuşuma uyar; talihi yâr olur da sırrımı anlar.<br />
1165. Bana yapışın da doğan olun, baykuşsanız bile doğanlaşın!<br />
Böyle bir padişaha sevgili olan nereye düşerse, düşsün, nasıl olur da garip olur.<br />
Padişah kimin derdine derman olursa o, ney gibi feryat eder, sessiz sedasız kalmaz.<br />
Ben mülk sahibiyim, başkasının sofrasına oturup yemeğini yemiyorum. Padişah, uzaktan benim davulumu<br />
çalmakta,nöbetimi vurmakta.<br />
Benim davulumu döğen “İrciî” sesidir. Benimle dâvaya girişenlerin rağmine şahidim, Allahdır.<br />
1170. Padişahın cinsinden değilim, hâşa… bunu iddia etmiyorum. Fakat onun tecellisiyle, onun nuruna sahibim.<br />
Cins oluş, sade şekil ve zat bakımından değildir. Su, nebatta toprağın cinsinden sayılır.<br />
Rüzgâr, ateşi yaktığı, yanmasına yardım ettiği için rüzgârın cinsi demektir. Nihayet şarap,tabiata neşe verdiğinden<br />
onun cinsidir.<br />
Cinsimiz, padişah cinsinden olmadığı için varlığımız onun varlığına büründü, yok oldu.<br />
Varlığımız kalmayınca da tek olarak onun varlığı kaldı. Ben onun atının ayağı önünde toz gibiyim, toz gibi!<br />
<br />
1175. Can da, canın nişaneleri de toprak oldu. Toprakta onun ayak izi var.”<br />
Bu izi bulmak için ayağı altında toprak ol ki başı dik kişilerin tacı olasın.<br />
Sizi şeklimin aldatmaması için sözümü dinlemeden şarabımı için, mezemi yiyin.<br />
Nice kişiler var ki suret, onların yolarını kesti. Surette kastettiler, Allah’a çattılar.<br />
Bu can da, bedenle birleşmiştir ya. Fakat hiç can bedene benzer mi<br />
1180. Göz nuru iç yağıyla eş olmuştur, gönül nuru bir katre kanda gizli.<br />
Neşe ciğerin kızılındandır, gam karasında; akıl bir mum gibi beynim içinde.<br />
Bu alâkadar keyfiyetsiz bir tarzdadır. Akıllar, bu keyfiyetsizliği bilmede âcizdir.<br />
Külli can, cüzi cana alâkalandı; can ondan bir inci alıp boynuna koydu.<br />
Meryem nasıl gönüller alan Mesih’e gebe kaldıysa can da onun gibi koynuna aldığı o inciden gebe kaldı.<br />
1185. Fakat o Mesih, kuru ve yaş üstünde, yeryüzünde seyahat eden Mesih değildir. O Mesih’in şanı seyahatten yücedir.<br />
Can, canlar canından gebe kaldı ya. İşte cihan, böyle candan gebe kalır.<br />
Cihan da başka bir cihan doğurur. Bu mahşer de başka bir mahşer gösterir.<br />
Kıyamete kadar söylesem, saysam bu kıyameti anlatamam.<br />
Bu, sözler, mâna bakımından “ Yarab” nidasına benzer. Harfler, bir tatlı dudaklının nefesini avlamağa tuzaktır.<br />
1190. Kulun “Yarab” sözüne Allahnın “Lebbeyk” cevabı geldikten sonra, nasıl olur da “ Yarab” demekte kusur eder<br />
Fakat bu “ lebbeyk” öyle bir “Lebbeyk” tir ki onu işitemezsin ama baştan aşağıya kadar bütün vücudunla tadabilirsin.<br />
Susuz birisinin duvarın üstünden ırmağa taş,topaç atması<br />
Bir ırmak kıyısında yüksek bir duvar vardı. Duvarın üstünde dertli bir susuz duruyordu.<br />
Suya erişmesine o duvar mâniydi. Susuz adam, âdeta su için balık gibi çırpınmaktaydı.<br />
Birden suya bir kerpiç parçası attı. Suyun sesi bir göz gibi kulağına geldi.<br />
1195. O ses, tatlı bir sevgilinin sesi gibiydi. O ses, adamı şarap gibi sarhoş etmişti.<br />
O minhetlere düşmüş adam, suyun temiz sesinden hoşlanıp duvardan kerpiç kopararak suya atmaya başladı.<br />
Su sanki “Ey adam, bana taş atmadan ne fayda elde ediyorsun ki ” diye bağırmaktaydı.<br />
Susuz dedi ki. “ Ey su, iki fayda var. Onun için ben bu işten el çekmem.<br />
Birinci fayda şu: Su sesini duymak, susuzlara rebap dinlemek gibi.<br />
1200. Su sesi İsrafil’in sesine benziyor. Ölü bile bu sesten hayat bulmada.<br />
Yahut bu ses, bahar günlerindeki gök gürültüsü sesini andırıyor.<br />
Bu ses yüzünden bağlar, bahçeler, ne kadar güzelleşiyor, çiçeklerle dolar.<br />
Yahut yoksula zekât zamanını geldiği söylenmiş, mahpusa kurtuluş müjdesi verilmiş gibi.<br />
Muhammet’e Yemen’den gelen ve ağızsız söylenen Rahman nefesine.<br />
Yahut âsilere şefaate gelen Ahmed’in,<br />
1205. Yahut da zayıf Yakub’un canına erişen güzel ve lâtif Yusuf’un kokusuna benziyor.<br />
Öbür faydası da duvardan koparıp tertemiz suya attığım her taş, her kerpiç parçası,<br />
Yüksek duvarı biraz daha alçaltıyor, her defasında duvar biraz daha inmiş oluyor.<br />
Duvarın alçalması, suya yaklaşmama sebep olmakta.Duvarın ortadan kalkması vuslata çare bulmakta.”<br />
Duvardaki o taşları, kerpiçleri koparmak “Secde et de yaklaş” âyetindeki yakınlığı mucip olan secdedir.<br />
1210. Duvarın boynu yüksekken bu baş indirmeğe mânidir.<br />
Bu toprak bedenden kurtulmadıkça Âbıhayata secde edemem.<br />
Duvar üstündekilerden en fazla susuz kimse; taşı, topacı en çabuk koparıp atan da odur.<br />
Suyun sesine en fazla âşık olan duvardan en büyük taşı koparıp atar.<br />
O adam, suyun sesinden, âdeta boğazına kadar şaraba batmışçasına neşelenir.<br />
Yabancı kişi ise kerpicin suya düşünce bluk diye çıkardığı sesten başka bir şey duymaz.<br />
1215. Ne mutlu o kişiye ki gençlik çağını ganimet bilir de borcunu öder.<br />
Kudretli olduğu günlerde sıhhatli, güçlü, kuvvetli bulunduğu zamanlarda bu işi başarır.<br />
Çünkü gençlik çağı, yemyeşil,terütaze bir bahçe gibi esirgemeksizin meyveleri yetiştirir.<br />
Genç adamın kuvvet ve şehvet çeşmeleri akıp durur. Bedenin zeminini onlarla yeşertir.<br />
Gençlik; mamur, tavanı adamakıllı yüksek, dört duvarı sapasağlam bir eve benzer.<br />
1220. Ne mutlu o kişiye ki ihtiyarlık günleri gelip çatmadan, boynunu liften yapılmış iple bağlamadan…<br />
Toprak çoraklaşıp akmadan, kaymadan işini başarmıştır. Çünkü çorak yerden güzel nebatat asla yetişmez.<br />
İhtiyarın gücü, kuvveti kesilir, şehvet suyu akmaz olur. Kendisinden de faydalanmaz, başkalarına da faydası<br />
<br />
dokunmaz.<br />
Kaşları eyer kuskunu gibi aşağı düşer, gözü yaşarır, görmez olur.<br />
Yüzü buruşur, kertenkele sırtına döner. Söz söyleyemez, tat alamaz olur, dişleri bir şey kesmez bir hale gelir.<br />
1225. Gün geçip gitmiş, akşam çağı gelip çatmış,leş gibi beden topallamakta, yolsa uzun.. İş görülecek yer yıkık iş işten<br />
geçmiş..<br />
Kötü huyların kökleri kuvvetlenmiş, onu kökünden söküp çıkarma kuvveti de azalmış!<br />
Valinin,yola diken ekene “Yola diktiğin dikenleri sök” diye emir vermesi<br />
Bu iş, o tatlı sözlü, fakat kötü huylu adamın yol üstüne diken dikmesine benzer.<br />
Yoldan geçenler ona darılmaya başladılar, bu dikenleri sök diye bir hayli söylediler, fakat fayda etmedi.<br />
Her an o dikenler çoğalmakta, halkın ayağı dikenler yüzünden kanamaktaydı.<br />
1230. Halkın elbisesi dikenlerden yırtılmakta, yoksulların ayakları paramparça olmaktaydı.<br />
Vali, ona “Mutlaka bunları sök” dedikçe. “ Evet, bir gün sökerim” diyordu.<br />
Bir müddet “Yarın, yarın” diye vâde verip durdu. Bu müddet için de diktiği dikenler kökleşti, kuvvetlendi.<br />
Vali, bir gün “ Ey va’din de durmayan, beri gel, emrettiğimiz işi sürüncemede bırakma” dedi.<br />
Adam dedi ki: Babacığım, bir hayli gün var, bugün olmazsa yarın!”Vali “ Hayır,acele davran, işi savsaklama.<br />
1235. Sen bu işi yarın görürüm diyorsun ama şunu bil ki gün geçtikçe,<br />
O dikenler daha ziyade yeşeriyor, dikeni sökecek de ihtiyarlayıp âciz bir hale geliyor.<br />
Diken kuvvetlenmekte, büyümekte, diken sökecekse ihtiyarlamakta, kuvvetten düşmekte.<br />
Diken her gün, her an yeşerip tazelenmekte.Diken her gün perişan bir hale gelmekte, kuruyup kalmakta!<br />
O daha ziyade gençleşiyor, sen daha fazla ihtiyarlıyorsun. Çabuk ol, zamanını geçirme” dedi.<br />
1240. Her kötü huyunu bir diken bil; dikenler kaç keredir senin ayağını zedelemekte.<br />
Nice defalardır kötü huyunu bir diken bil; Dikenler kaç keredir senin ayağını zedelemekte.<br />
Nice defalardır kötü huydan perişan bir hale düştün. Fakat duygun yok ki. Pek duygusuzlaştın.<br />
Çirkin huyundan başkalarını ,zarara soktuğundan başkalarına mazarrat verdiğinden,<br />
Gafilsen hiç olmazsa kendi yaraladığını bilirsin ya. Sen hem kendine azapsın, hem başkalarına!<br />
Ya baltayı al, ercesine vur, Ali gibi bu Hayber kapısını kopar.<br />
1245. Yahut bu dikeni gül fidanına ulaştır, sevgilinin nurunu nâra kavuştur<br />
Da onun nuru senin ateşini söndürsün; vuslatı, dikenini gül bahçesi haline getirsin.<br />
Sen cehenneme benziyorsun, o ise mümindir. Mümine ateşi söndürmek imkânı var .<br />
Mustafa, cehennemin sözünü naklederek buyurdu ki: “ Cehennem, korkusundan mümine yalvararak,<br />
“Padişahım, çabuk geç, Nurun, ateşimi söndürecek” der.<br />
1250. Şu halde ateşi helâk eden, müminin nurudur. Çünkü bir şeyi zıddından başka bir şeyle gidermek imkânsızdır.<br />
Adalet gününde ateş, nurun zıddıdır, zira, ateş kahırdan meydana gelmedir, nur, ihsan ve fazıldan.<br />
Ateşin şerrini defetmek istiyorsan ateşin gönlüne rahmet suyunu saç!<br />
O rahmet suyunun kaynağı mümindir.Âbıhayat , ihsan sahibinin pâk ruhudur.<br />
Nefsin ondan kaçmakta. Çünkü sen ateştensin, o su, ırmak suyu.<br />
1255. Ateş, sudan söndüğündendir ki sudan kaçmaktadır.<br />
Senin duygun, fikrin hep ateşten. Şeyhin duygusu ve fikri ise o güzel nur.<br />
Onun nur suyu ateşe damladı mı ateşten cız ,cız sesi çıkmaya başlar.<br />
O cızladıkça sen ona “ Öl, bit” de ki, bu nefis cehennemin sönsün.<br />
Sönsün ki senin gül bahçeni yakmasın; senin adalet ve ihsanını söndürmesin.<br />
1260. O söndükten sonra ne dikersen biter… Lâleler , ak güller, marsamalar çıkar.<br />
Yine doğru yoldan alabildiğine gidiyoruz. Hocam, dön geri, yolumuz nerede<br />
Şunu anlatıyorduk: Hasetçi adam, senin eşeğin topal, konak yeri de adamakıllı uzak.<br />
Yıl geçti, ekin vakti değil. Yüz karalığından, kötü işten başka da mahsul yok.<br />
Ten ağacına kurt düştü. Onu söküp ateşe atmak lâzım.<br />
1265. Yolcu, kendine gel, kendine… vakit geçti, ömür güneşi kuyuya doğruldu.<br />
Bu iki günceğizinde olsun, kuvvetin varken kocalığını Hak yoluna sarf et.<br />
Elinde kalan şu kadarcık tohumu olsun ek de bu iki anlık müddetten uzun bir ömür bitsin.<br />
Bu aydın çırağ sönmeden kendine gel de hemen fitilini düzelt, yağını tazele.<br />
Yarın yaparım deme. Nice yarınlar geçti.Ekin zamanı tamamıyla geçmesin ,agâh ol!<br />
1270. Nasihatimi dinle: Ten , kuvvetli bir bağdır. Yeniyi istiyorsan, eskiden soyun!<br />
<br />
Dudağını yum, altın dolu avucunu aç. Ten nekesliğini bırak, cömertliği ele al.<br />
Cömertlik, şehvetleri, lezzetleri terk etmedir. Şehvet yüzünden düşen kalkmamıştır.<br />
Bu cömertlik, cennet selvisinin bir dalıdır. Yazıklar olsun böyle bir dalı elinden bırakana.<br />
Bu heva ve hevesi bırakma, sapasağlam bir iptir.Bu dal, canı göğe çeker.<br />
1275. Ey güzel yollu, cömertlik dalı seni yukarı çeke, çeke aslına eriştirdi mi,<br />
Güzellik Yusuf’un, bu âlem kuyu gibidir. Bu ip de Allah emrine sabretmedir.<br />
Ey Yusuf, ip sarktı, iki elinle yapış. İpten gafil olma, vakit geçiyor.<br />
Allahya hamdolsun ki bu ipi sarkıttılar, fazıl ve rahmeti birbirine kattılar.<br />
Bu ipe yapış da yeni bir can âlemi apaşikar, fakat görünmez bir âlem göresin.<br />
1280. Hakikatte yok olan şu cihan var gibi görünmekte, hakikatte var olan cihan da adamakıllı gizlenmede.<br />
Rüzgâr esti mi toz toprak görünür, uçup savrulur, rüzgâr görünmez. Toz toprak kendisini gösterir, rüzgâra perde olur.<br />
Zâhiren iş işleyen, hakikatte işsizdir, deriden ibarettir. Gizli olan içtir; asıl odur.<br />
Toprak, rüzgârın elinde bir alete benzer. Asıl toprağı yüce ve tabiatı yüksek bil.<br />
Toprağa mensup gözün bakışı da toprağa düşer. Rüzgârı gören göz başka bir çeşittir.<br />
1285. Atı at bilir; at, atın eşitidir.Binicinin ahvalini de binici bilir.<br />
Duygu gözü attır, binici Hak nuru. Binici olmadıkça at, zaten işe yaramaz ki.<br />
Şu halde ata terbiye ver, kötü huyunu terk ettir. Yoksa padişah onu kabul etmez.<br />
Atın gözüne yol gösteren, padişahın gözüdür. Padişahın gözü olmadıkça at, bir şey göremez.<br />
Atların gözleri, ottan, otlaktan başka bir yerde değildir. Onları buralardan başka nereye çağırsan “ gelmem, niye<br />
geleyim” derler.<br />
1290. Allah nuru, duygu nuruna binmiştir de ondan sonra can, Allahya rağbet etmiştir.<br />
Binici olmayan at yol gitmeyi ne bilir Doğru ve ana caddeyi bilmek için padişah lâzım.<br />
Nuru, binici olan duyguya doğrul. O onur, duyguya ne güzel bir sahiptir.<br />
His nurunu bezeyen, Allah nurudur. Bu suretle “Nur üstüne nur” âyetinin mânası zuhur eder.<br />
His nuru adamı yere çeker, Hak nuru Kevser ırmağına götürür.<br />
1295. Çünkü duygularla idrak edilen âlem, çok aşağılık bir âlemdir. Allah nuru bir denizdir, duygu ise bir çiğ tanesi gibi.<br />
Fakat duyguya binmiş olan meydanda değildir, iyi eserlerinden, güzel sözlerinden başka bir şey görünmez.<br />
Duyguya mensup olan nur bile, kesif ve cismani olmakla beraber gözlerin karasında gizlidir.<br />
Öfkenden sen duygu nurunu bile görmüyorsun, dine mensup nuru nasıl görürsün<br />
Duygu nuru, bu kadar kesafetiyle beraber gizli olursa ap-arı olan bir ışık nasıl olur da gizli olmaz<br />
1300. Bu cihan, gayp rüzgârının elinde bir saman çöpüne benzer,tamamıyla âcizdir. Gayp âleminin dileği,<br />
Onu gâh yüceltir, gâh alçaltır. Gâh doğrultur, gâh kırar.<br />
Gâh sağa götürür, gâh sola… gâh gül bahçesi haline kor, gâh diken haline.<br />
El gizlidir, yazı yazan kalemi gör. At oynayıp seğirtmekte, binici meydanda değil.<br />
Fırlayıp giden oka bak, yay gizli. Canlar meydanda da canların canı görünmüyor.<br />
1305. Oku kırma. O padişah okudur. Yaydan çıkan ok değildir, her şeyi bilenin şastından atılmıştır.<br />
Hak, “ Mâ remeyte iz remeyte” dedi. Allah’nın işi, bütün işlere örnektir, misaldir.<br />
Kendi kızgınlığını kır, oku kırma. Senin kızgın gözün sana sütü kan gösterir.<br />
O kanlara bulanmış, senin kanınla ıslanmış oku alıp öp de padişaha götür.<br />
Meydanda olan âcizdir, bağlanmıştır, zebundur. Görünmeyense pek kuvvetli ve galip.<br />
1310. Biz avlardan ibaretiz, kimin böyle bir tuzağı var Çevgânın önünde toplardan başka bir şey değiliz, çevgânı idare<br />
eden nerde<br />
Yırtıyor, dikiyor, nerde bu terzi Üflüyor, yakıyor, nerde bu ateşi yakan<br />
Bir an içinde sıddıkı kâfir eder, bir an içinde zındıkı zâhit.<br />
Onun içindir ki ihlâs sahibi, varlığından tamamıyla halâs olmadıkça tuzağa düşmek tehlikesindedir.<br />
Çünkü yoldadır, yol kesicilerse sayısız.Ancak Allah amanında olan kurtulur.<br />
1315. Aynası tamamıyla arınmayan, henüz ihlâs sahibidir. Kuş tutmayan henüz avla meşguldür.<br />
Fakat ihlâs sahibini Allah ihlâs makamına ulaştırırsa ihlâs sahibi kurtulur, emniyet makamına varır.<br />
Hiçbir ayna yoktur ki ayna olduktan sonra tekrar demir haline gelsin. Hiçbir ekmek yoktur ki tekrar harmandaki<br />
buğday şekline dönsün.<br />
Hiçbir üzüm tekrar dönüp koruk olmaz. Hiçbir olmuş meyve tekrar turfanda haline gelmez.<br />
Piş, ol da bozulmadan kurtul. Yürü, Burhan-ı Muhakkık gibi nur ol.<br />
1320. Kendinden kurtuldun mu tamamıyla Burhan olursun. Kul yok oldu mu sultan kesilirsin.<br />
<br />
Bunu apaçık görmek istersen Salâhaddin gösterdi, gözleri görür bir hale getirdi, açtı.<br />
Allah nuruna sahip olan her göz, fakrı onun gözünden dersler verir.<br />
Şeyh, Allah gibi aletsiz işler görür. Müritlere sözsüz dersler verir.<br />
Gönül, onun elinde mum gibi yumuşaktır. Mührü, gönle gâh ayıp, gâh şeref damgasını basar.<br />
1325. Mumundaki mühür,bir yüzüğe âlamettir, onu hatırlatır, ya asıl o yüzük de ki nakış kimin âlametidir, kimi<br />
hatırlatmaktadır<br />
O nakış, efkârının her halkası, öbürüne geçmiş, bu suretle birbirine zincirlenmiş olan o Zerger’in fikrini anlatır.<br />
Gönül dağlarındaki bu ses kimin Bu dağ, gâh sesle dopdolu, gâh bomboş ve sessiz.<br />
Ev sahibi, nerde olursa olsun hâkim ve üstatdır,yaptığı iş yerli yerindedir. Bu gönül dağı, onun sesinden hâli kalmasın!<br />
Dağ vardır, sesi iki misli aksettirir… Dağ vardır, yüz misli.<br />
1330. Dağ; o sesten ,o sözden yüz binlerce halis ve sâf kaynaklar sızdırır.<br />
Fakat dağdan o lütûf kesildi mi sular, kaynaklarında kan kesilir.<br />
O kadehi kutlu padişahlar padişahı yüzünden Tûr dağı lâl haline geldi.<br />
Dağın cüzileri canlandı, akıllandı. Ey halk biz bir taştan da aşağımıyız ki<br />
Ne candan bir çeşme coşmakta, ne beden yeşiller giymiş ruhanilere katılmakta…<br />
1335. Onda ne bir iştiyak sahibinin sesi var, ne sâkinin bir yudum şarabının neşesi!<br />
Nerde hamiyet ki böyle bir dağı; keserle, çapayla, neyle olursa kökünden yıksın.Belki cüzilerine bir ay parıltısı vurur,<br />
belki ay ışığı, ona yol bulur!<br />
Kıyamette dağlar yerlerinden sökülecek… Senin bir davranman da ne vakit böyle bir keremde bulunacak<br />
Bu kıyamet, o kıyametten nasıl olur da aşağı sayılır O kıyamet yaradır, bu, merheme benzer.<br />
1340. Bu merhemi gören yaradan kurtulmuştur. Bu güzelliği gören kötü kişi bile ihsan sahibidir.<br />
Ne mutlu o çirkine ki güzele eş, arkadaş oldu; vah eşi kış olan gül yüzlüye!<br />
Ölmüş eşek cana eş olunca dirilir, canın ta kendisi olur.<br />
Kara odun ateşe eş olur, karalığa gider, baştan başa nur kesilir.<br />
Ölmüş eşek tuzluya düşünce eşekliği, murdarlığı bir tarafta kalır.<br />
1345. Allah gününün rengi Allah boyasıdır. Onda her şey bir renge boyanır.<br />
Birisi küpe düşse de sen, ona kalk desen neşesinden “ Beni kınama. Küp benim” der.<br />
O “ Ben küpüm” demek “ Ben, Hakkım” demektir. Demir demirdir ama ateş rengine girmiş, o renge boyanmıştır.<br />
Demirin rengi, ateşin renginde mahvolmuştur. Sükût eder gibi görünmekle beraber ateş olduğundan da dem<br />
vurmaktadır.<br />
Madendeki altın gibi kızarınca sözü; ağızsız, dudaksız “ Ben ateşim” sözüdür.<br />
1350. Ateşin rengiyle, ateşin tabiatıyla ululanmıştır da der ki: “ Ben ateşim ,ben ateş!<br />
Sen şüpheye düşsen de ben ateşim, istersen bir tecrübe et, elini sür.<br />
Ben ateşim, eğer şüphe ediyorsan bir an olsun yüzünü bana koy ! ”<br />
Âdemoğlu, Allah’dan nurlanırsa seçilir de meleklerin mescudu olur.<br />
Canı melek gibi azgınlıktan ve şüpheden kurtulan kişi de âlemde secde eder.<br />
1355. Ateş nedir, demir nedir Dudağını yum. Bu benzetişte bulunanla alay etme.<br />
Ayağını denize pek basma, denizden çok bahsetme… dudağını ısırarak susup kıyısında dur!<br />
Benim gibi yüzlercesi bile denize tahammül edemezler. Fakat yine de denizde boğulmaktan korkmuyor, ona dalmadan<br />
duramıyorum.<br />
Canım da denize feda olsun, aklım da. Canın da kan diyetini bu deniz vermekte, aklın da.<br />
Ayağım oldukça denizde yürürüm, ayağım kalmazsa yine su kuşları gibi denize dalarım.<br />
1360. Huzur da bulunan bîedep kişi huzurda bulunmayan kişiden daha hoştur. Halka da eğridir ama nihayet kapıda değil<br />
mi<br />
Ey teni bulaşmış, pisleşmiş kişi, havuz kenarında dön dolaş. İnsan, havuzun dışındayken nasıl temizlenir<br />
Havuzdan uzak düşen kişi nasıl temiz olur O adam bâtın temizliğinden bile uzak düşmüştür.<br />
Bu havuzun temizliğinin haddi yoktur. Cisimlerin temizliği ise pek az bir miktarda olabilir.<br />
Çünkü gönül havuzdur ama gizli. Bu havuzun, denize gizli bir yolu var.<br />
1365. Senin muayyen miktardaki temizliğin yardım ister. Yoksa sayılı şey harcandıkça azalır.<br />
Su, pis adama “ Bana koş” der. Pis adamsa “ Sudan utanıyorum” der.<br />
Su der ki: “ Bu utanma, bensiz nasıl zail olur, bu pislik, bensiz nasıl temizlenir ”<br />
Bulaşık ve pis adam; sudan utanır, gizlenirse bu utanma, “Hayâ, imana mânidir” sözünün tahakkukuna sebep olur.<br />
Gönül, ten havuzunda çamura bulandı ama ten, gönül havuzunda arındı.<br />
<br />
1370. Oğul, gönül havuzunun çevresinde olan, ten havuzundan sakın!<br />
Ten deniziyle gönül denizi birbirine bitişiktir, fakat aralarında bir berzah var, birbirlerine karışmazlar.<br />
İster doğru ol, ister eğri. O gönül havuzuna doğru gel, geri kalma.<br />
Padişahların huzurunda can tehlikesi var ama himmetleri yüce kişiler can korkusu yüzünden padişahtan çekinmezler.<br />
Padişah, şekerden daha tatlı olunca canın tatlılığına gitmesi de daha hoş, daha doğru.<br />
1375. Ey beni kınayan, sen sağ esen ol. Ey selâmet arayan, sen beni bırak!<br />
Benim canım ocaktır, ateşten hoşlanır, ocağa ateş yurdu olmak yeter.<br />
Bana ocak gibi aşka yanmak düştü. Bundan kör olansa zaten ocak değildir.<br />
Azıksızlık azığı sana azık olursa baki olan canı buldun,ölümden kurtuldun demektir.<br />
Gamdan neşe artmaya başladı mı can bahçen güllerle, süsenlerle dolar.<br />
1380. Başkasının korktuğu şeyler, sana emniyet verir. Su kuşu, denizden kuvvet bulur, ev kuşuysa perişan olur.<br />
Ey tabip, ben; yine divane oldum.. Sevgili, ben yine kara sevdalara uğradım.<br />
Zincirinin halkalarından her halkanın başka, başka fenleri var. Her halka, başka bir delilik vermede.<br />
Her halkanın eseri, başka, başka fenler. Onun için her an başka deliliklerim var.<br />
Darbı meseldir, delilikler; fen, fen , çeşit çeşittir. Hele böyle ulu bir beyin zincirine bağlanmış kişide olursa!<br />
1385. Bağımı, öyle bir divanelik kopardı ki bütün divaneler bana nasihat verirler!<br />
Zünnun’un hatırını sormak üzere dostlarının tımarhaneye gelmeleri<br />
Bu çeşit delilik, Zünnun’u, Mısri’nin de başına geldi. Onda yeni ,yeni coşkunluklar, cezbeler meydana gelmekteydi.<br />
Coşkunluğu âdeta göğün üstüne erişecek bir dereceyi buluyor, ciğerler acısı bir hale geliyordu.<br />
Kendine gel ey çorak toprak, kendi coşkunluğunu bu işe sahip olan temiz kişilerin coşkunluğu ile bir tutma!<br />
Halk onun deliliğine tahammül edemez bir hale geldi.Ateşi, âdeta halkın sakalını tutuşturmaktaydı.<br />
1390. Avamın sakalına ateş düşünce onu körlüklerinden, inatlarından tutup bağladılar.<br />
Halk, bu yolda umumiyetle dara düşse de yine yuları geri çekmeye imkân yoktur.<br />
Bu padişahların hepsi, halktan can korkusuna düştüler. Çünkü bu güruh kördür, padişahların da nişanı yok!<br />
Hüküm külhaniler eline geçince nihayet Zünnun zindana düştü.<br />
Bir tek ulu padişah, tek başına atına binmiş, gitmekte.. ardına düşen, ona uyan yok. Böyle bir eşi bulunmaz inci,<br />
çocukların eline düşmüş.. kadrini bilen anlayan yok.<br />
1395. İnci de nedir ki Bir katrada gizlenmiş bir deniz.. bir zerreye sığmış güneş!<br />
Öyle bir güneş ki kendisini zerre gösterdi de yavaş, yavaş yüzünü açtı.<br />
Bütün zerreler,onda yok oldu. Âlem, onun yüzünden sarhoş oldu, onun yüzünden kendisine geldi.<br />
Fakat kalem, bir gaddarın elinde oldu mu şüphe yok, Mansur, dâra çekilir.<br />
Bu hüküm, bu hükümet, kötü kişilerin elinde oldukça elbette peygamberleri öldürmek lâzım.<br />
1400. Yol azıtmış kavim, aptallıklarından peygamberlere “ Biz, sizi şom bilmekteyiz. Bize sizin yüzünüzden kötülük<br />
geliyor” dedi.<br />
Hıristiyanların cehaletine bak ki asılan bir Allahdan medet ummaktadır.<br />
Çünkü onlarca İsa’yı Yahudiler asmıştır. Peki.. iş böyleyse ona kim imdat etsin<br />
O padişahın yüreği, onların yüzünden kan olunca “ Sen, onların içinde oldukça Allah onlara azap göndermez” hükmü<br />
nasıl olur da sürüp gider<br />
Hain kalpazandan, halis altınla kuyumcu, daha fazla korkar.<br />
1405. Yusuflar, çirkin kişilerin hasedinden korkup gizlenirler. Güzeller, düşman korkusundan ateş içinde yaşarlar.<br />
Yusuflar, kardeşlerinin hilesi yüzünden kuyuya düşmüşlerdir. Çünkü o kardeşler, hasetlerinden Yusuf’u kurtlara verip<br />
dururlar.<br />
Hasetten Mısır Yusuf’unun başına neler geldi Bu haset, pusuya yatmış büyük bir kurttur.<br />
Hulâsa halîm Yakup, Yusuf’a bir şey yapmasın diye bu kurttan daima korkar.<br />
Zahiri kurt, Yusuf’un etrafında dönüp dolaşmadı. Fakat bu haset, işlediği işle kurtları da geçti!<br />
1410. Bu haset kurdu, Yusuf’u yaraladı da “ Biz onu elbiselerimizin başında bırakmış, gitmiştik, kurt kapmış” diye tatlı<br />
sözlerle özür serdetti.<br />
Bu hile, yüz binlerce kurtta bile yok Hele dur, bak, bu kurt sonunda nasıl rüsvay olur!<br />
Ondan dolayı herkesin yaptığı kötülüğün zararını göreceği gün hasetçiler, muhakkak kurt şeklinde haşredileceklerdir.<br />
Hırsla dolu aşağılık ve haram yiyici kişi, o sayı günü domuz şeklinde,<br />
Zina edenler,avret yerleri kokarak, şarap içenler, ağızları kokarak dirilirler.<br />
1415. Gönüllerin duyduğu o gizli koku, mahşerde açığa çıkar, duyulur.<br />
<br />
İnsanın varlığı bir ormana benzer. O deme agâhsan çekin bu varlıktan çekin!<br />
Vücudumuzda binlerce kurt, binlerce domuz.. temiz, pis, güzel, çirkin binlerce sıfat var.<br />
Herhangi huy galipse hüküm, onundur. Maden de altın bakırdan fazlaysa o maden altın sayılır.<br />
Vücudunda hangi huy galipse o huyun suretine göre haşredilmen gerekir.<br />
1420. İnsan da bir an olur, kurtluk zuhur eder, bir an olur, ay gibi Yusuf yüzlü bir güzel haline gelir.<br />
İyiliklerle kinler gizli bir yolda gönüllerden gönüllere gidip durmaktadır.<br />
Hattâ insandan, öküzle eşek bile bilgi sahibi olur, akıllanır,hüner elde eder.<br />
Serkeş at, rahvan bir hale gelir, alışır. Ayı oynar, keçi de selâm verir.<br />
Köpeğe insanın huyu geçer, nihayet çoban olur, av, avlar yahut sürüyü korur.<br />
1425. Eshabı Kehf’in köpeğine onlardan öyle bir huy sirayet etti ki sonunda Allah’yı aramaya koyuldu.<br />
Kalpte her an bir çeşit şey baş gösterir.. insan bazen şeytanlaşır, bazen melekleşir.. bazen tuzak kesilir, bazen yırtıcı<br />
hayvan!<br />
Aslanların bildiği o acayip ormandan, gönüller tuzağına gizli bir yolu bulunan o meşelikten,<br />
İçten içe hırsızlık et, can mercanını çal! Ey köpekten aşağı, âriflerin gönüllerinden o mercanı elde et.!<br />
Madem ki hırsızlık ediyorsun, bari lâtif inciyi çal! Mademki hamallık ediyorsun, bari yüce bir yük yüklen!<br />
Müritlerin, Zünnun’un deli olmayıp mahsustan öyle göründüğünü anlamaları<br />
1430. Dostlar Zünnun’un bu işinde düşünceye daldılar, zindana gittiler, bu hal hususunda konuşup fikirlerini söylemeye<br />
başladılar:<br />
Dediler ki: “Bunu herhalde kasten yapıyor. Bunda bir hikmet var. O bu dinle bir kıbledir, bir delildir.<br />
Ona delilik hükmetsin, o çaldırsın.. imkân mı var Böyle bir şey onun deniz gibi hudutsuz aklından ne kadar uzak!<br />
Hâşa delilik bulutu, onun ayını örtsün.. böyle bir şey onun ulu makamının kemalinden değildir.<br />
O halkın şerrinden bir bucağa sindi. Akıllılardan utandı da divane oldu.<br />
1435. Tane tapan sersem akıldan usanmış da bu yüzden mahsus kendisini deli göstermiştir.”<br />
Maden de der ki: “Yiğit , beni bağla.. öküz kuyruğundan yapılma kamçı ile başıma, sırtıma vur.. fakat deşeleme!<br />
Kamçı yarasından hayat bulayım.Musa’nın öküzü yüzünden dirilen maktul gibi dirileyim.<br />
Öküz kuyruğundan yapılma kamçının açtığı yaradan iyileşeyim, Musa’nın mucizesiyle dirilen o öldürülmüş adam gibi<br />
canlanayım.<br />
O öldürülmüş adam öküz kuyruğu kamçısının açtığı yaradan dirildi. Bakır gibi kimya yüzünden altın oldu.<br />
1440. Sıçrayıp kalktı, sırları söyledi, kanını dökenleri gösterdi.<br />
Beni bunlar öldürdü, bu fitnenin tohumunu bunlar ekti diye açıkça söz söyledi.<br />
Bu ağır beden de öldürüldü mü sırları bilen ruh varlığı dirilir.<br />
O adamın canı cenneti de görür, cehennemi de.. bütün sırları da tanır, bilir.<br />
Kanlı şeytanları, hile ve hud’a tuzağını ve şeytanlıkları gösterir.<br />
1445. Kuyruğunun açacağı yara yüzünden can kurtulsun diye öküz kesmek, yol şartlarındandır.<br />
Sen de tez öküz nefsi tepele de gizli ruh dirilsin, akıllansın.<br />
Onlar, ahvali anlamak üzere Zünnun’un yanına yaklaşınca Zünnun onlara bağırdı: “ Hey, kimlersiniz Sakının!”<br />
Onlar, edepli, edepli “ Biz dostlardanız. Buraya canla başla hal hatır sormak için geldik.<br />
Nasılsın ey hünerli, marifetli akıl denizi Akıllı olduğun halde niye kendini deli gösteriyorsun, bu ne bühtan<br />
1450. Güneşe külhanın dumanı erişir mi Anka, kargaya zebun olur mu<br />
Bizden çekinme, şunu anlat.Biz seni sevenleriz. Bize bu işi etme.<br />
Sevenleri, kendinden uzaklaştırmak yaraşmaz. Onlardan işi gizlemek onları hileyle aldatmak doğru değildir.<br />
Padişahım, sırrı açığa vur. Ey ay yüzlü, yüzünü bulutla gizleme.<br />
Biz seni seviyoruz,sana sadığız, âşığız. İki âlemde de gönlümüzü sana verdik” dediler.<br />
1455. Zünnun, sövüp saymaya başladı, delicesine saçma sapan sözler söyledi.<br />
Sıçrayıp onlara taş topaç yağdırmaya, sopa sallayıp fırlatmaya koyuldu. Hepsi yaralanıp ezilmek korkusundan kaçtılar.<br />
Zünnun, kahkahayla gülüp başını salladı. Dedi ki: “ Şu dostların heva ve hevesine bak.<br />
Dostlara bak! Hani dost olanların nişanesi Dostlara zahmet can gibi sevimlidir.<br />
Dosta, dostun zahmeti ağır gelir mi Zahmet içtir, ruhtur. Dostluksa onun derisine benzer.<br />
1460. Dostluk nişanesi belâdan, âfetlerden, minhetlerden hoşlanmak değil midir<br />
Dost altın gibidir. Belâ da ateşe benzer. Halis altın, ateş içinde saf bir hale gelir”<br />
Efendisinin Lokman’ı sınaması<br />
<br />
Tertemiz bir kul olan Lokman, gece gündüz kullukta çevik ve gayretli değil miydi<br />
Efendisi, onu ileri tutar, oğullarından üstün görürdü.<br />
Çünkü lokman, filvaki kul oğluydu ama efendiydi, heva ve hevesten hürdü.<br />
1465. Bir padişah, konuşma esnasında bir şeyhe dedi ki: “ Benden bir şey dile”<br />
Şeyh “ Padişahım, bana böyle söylemekten utanmıyor musun Hele biraz daha yüksel!<br />
Benim iki kulum var. Onlar hor hakîr kişilerdir ama ikisi de sana hükmederler, ikisi de emrederler” dedi.<br />
Padişah “ Bu söz hatalı bir söz. O iki kul kimler ” deyince ,şeyh “ Birisi kızmak, öbürü şehvet” dedi.<br />
Padişahlıktan feragat edeni padişah bil. Onun nuru ayla güneş olmaksızın da parlar durur.<br />
1470. Mahzene sahip olan, zatı mahzen olmuş kişidir. Varlığa, mağlûp olan, varlığa düşman olan kişidir.<br />
Lokman’ın efendisi, görünüşte onun efendisiydi ama hakikatte Lokman’ın kuluydu.<br />
Bu ters dünyada benzerler pek çoktur. Onların nazarında bir gevher, çöp parçasından da bayağıdır.<br />
Her çöle, geçip kurtulunacak yer adı verilmiştir. Ad ve suret, halkın akıllarına tuzaktır.<br />
Bir güruhu, elbisesi tanıtır. Onu o libasla görünce avamdan derler.<br />
1475. Mürailik sureti de bir güruhun adını zâhitliğe çıkarmıştır.Halbuki kendisi riyaya boğulmuştur.<br />
Taklitten, kapıp kaçmadan arınmış nur gerek ki, onu, sözünü dinlemeden, işini görmeden tanısın.<br />
Bu nura sahip olan , akıl yoluyla onun kalbine girer, nakdini görür, nakil ve rivayete bağlanmaz.<br />
Gaybı adamakıllı bilen Allahnın has kulları can âleminde kalp casuslarıdır.<br />
Hayal gibi gönle girerler. Gizli şey ve hal, onların önünde apaçıktır.<br />
1480. Serçenin vücudunda ne kuvvet, ne kudret vardır ki sırrı, doğanın aklından gizli kalsın<br />
Allah sırlarına vakıf olan kişinin önünde mahlukatın sırrı nedir ki<br />
Göklere çıkan adama yeryüzünde yürümek güç gelir mi<br />
Be zâlim, Davut’un elinde demir mum haline gelir,erirdi, artık onun avucunda mum ne oluyor<br />
Lokman, kul şeklinde bir efendiydi. Kulluğu, yalnız zahiri bir görünüşten ibaretti.<br />
1485. Meselâ, efendi tanımadık bir yere giderse kuluna elbisesini giydirir.<br />
Kendisi de o kölenin libaslarını giyer, köleyi kendisine efendi yapar.<br />
Kullar gibi onun ardından yürür. Bu suretle kendisini kimseye tanıtmaz.<br />
Ey kul, sen baş köşeye otur. Ben, eski bir kul gibi ayakkabılarını götüreyim.<br />
Sen sertlik et, bana söv, hiçbir suretle ağırlama.<br />
1490. Şimdi hizmetin, bence bana hizmet etmeyi bırakmadan ibarettir. Ben, bu suretle gurbet diyarında bile tohumu<br />
ekeceğim” der.<br />
Efendiler, kendilerini kul sanılsınlar diye kulluğu kabul etmişlerdir.<br />
Onların gözleri toktur, efendiliğe doymuşlardır, kendilerine lâzım olan işi yapa gelmişlerdir.<br />
Halbuki bu heva ve heves kulları, onların aksine kendilerini akıl ve can efendisi gösterirler.<br />
Efendi kulluk edebilir. Fakat kuldan kulluktan başka bir şey zuhur edemez ki.<br />
1495. Şunu bil ki o âlemden bu âleme böyle tersine akseden nice şeyler vardır.<br />
Lokman’ın efendisi bu gizli hali biliyordu, ondan bir nişane görmüştü.<br />
Sırrı bildiği için o yol gösterici,iş başarmak için eşeğini güzelce sürmekteydi.<br />
Lokman’ı daha önceden azat ederdi ama hoşnutluğunu diliyordu.<br />
Çünkü Lokman’nın muradı buydu. O aslan, o yiğit, istiyordu ki kimse sırrına ermesin.<br />
1500. Sırrını kötülerden gizlemen, şaşılacak bir şey değil; şaşılacak şey kendinden de saklaman,kendinden de<br />
gizlemendir.<br />
Fakat sen, işini gözünden bile gizle de işine kötü göz değmesin.<br />
Kendini ücret tuzağına teslim et de sonra kendinden, kendiliğin olmaksızın bir şey çal.<br />
Yaralıya, vücudundan temreni çıkarabilmek için afyon verir, uyuturlar.<br />
Ölüm vaktinde de adama elem ve ıstıraplar verirler. O halde meşgulken canını alıverirler.<br />
1505. Şu halde anlıyorsun ya, gönlünü herhangi bir düşünceye verdin mi, gizlice senden bir şey alacaklardır.<br />
Her ne düşünür, her ne elde edersen hırsız, emin olduğun yerden gelip çatmaktadır.<br />
Binaenaleyh bari en iyi işe koyul da hırsız, senden hiç olmazsa en bayağı, en aşağı bir şeyi alıp götürebilsin.<br />
Tacirin yükü suya düşerse ondan daha iyi bir kumaşa el atar.<br />
Senin de madem ki suya bir şeyin düşecek, mahvolacak.. en aşağı şeyi terk et de daha iyisini bul.<br />
İmtihan edenlerce,Lokman’ın fazilet veferasetinin meydana çıkması<br />
1510. Lokman’ın efendisi, kendisine yemek getirdiler mi, Lokman’a adam gönderip çağırtır,<br />
<br />
Önce o yemeğe Lokman el sunar, efendisi de ondan sonra yerdi.<br />
Bu suretle onun artığını afiyetle yer, bundan zevk alır, onun yemediğini ise dökerdi.<br />
Hattâ yese bile gönülsüz, iştahsız yerdi. İşte asıl sonsuz dirlik, birlik budur.<br />
Bir gün Lokman’ın efendisine hediye olarak bir karpuz getirdiler. Hizmetçiye “ Git, oğlum Lokman’ı çağır” dedi.<br />
1515. Lokman gelince, efendisi, karpuzu kesip ona bir dilim verdi. Lokman, o dilimi bal gibi, şeker gibi yedi.<br />
Hem de öyle lezzetle yedi ki Lokman’ın efendisi, ikinci dilimi de kesip sundu. Böyle, böyle karpuzu tekmil yedi;<br />
Yalnız bir dilim kaldı. Efendisi “ Bunu da ben yiyeyim; bir göreyim,bakayım, nasıl şey, herhalde tatlı bir karpuz” dedi .<br />
Çünkü Lokman, öyle lezzetle,öyle zevkle,öyle iştahlı,iştahlı yiyordu ki görenlerin de iştahı geliyordu.<br />
Efendisi, o dilimi yer yemez karpuzun acılığından ağzını bir ateştir sardı, dili uçukladı, boğazı yandı.<br />
1520. Bir eyyam acılığından âdeta kendisini kaybetti. Sonra “ A benim canım, efendim,<br />
Böyle bir zehri nasıl oldu da tatlı, tatlı yedin, böyle bir kahrı nasıl oldu da lütuf saydın<br />
Bu ne sabır Neden böyle sabrettin Sanki canına kastın var<br />
Niye bir şey söylemedin, niye biraz sabret şimdi yiyemem demedin ” dedi.<br />
Lokman dedi ki: “ Senin nimetler bağışlayan elinden o kadar rızıklandım ki utancımdan âdeta iki kat olmuşumdur.<br />
1525. Elinle sunduğun bir şeye ; ey marifet sahibi; bu acıdır demeğe utandım.<br />
Çünkü vücudumun bütün cüzileri senin nimetlerinden meydana geldi. Ben senin tanene, tuzağına gark olmuştum;<br />
Bu kadarcık bir acıya dayanamaz, feryat edersem vücudumun bütün cüzileri Hak ile yeksan olsun!<br />
Şekerler bağışlayan elinin lezzeti bu karpuzdaki acılığı hiç bırakır mı<br />
Sevgiden acılıklar tatlılaşır,sevgiden bakırlar altın kesilir.<br />
1530. Sevgiden tortulu, bulanık sular, arı duru bir hale gelir, sevgiden dertler şifa bulur.<br />
Sevgiden ölü dirilir, sevgiden padişahlar kul olur.<br />
Bu sevgi de bilgi neticesidir. Saçma sapan şeylere kapılan kişi nasıl olur da böyle bir tahta oturur ki<br />
Noksan bilgi nerden aşkı doğuracak Noksan bilgi de bir aşk doğurur ama o aşk, cansız şeylerdir.<br />
Noksan bilgi sahibi, cansız bir şey de dilediği şeyin rengini görünce âdeta bir ıslıktan sevgilinin sesini duymuş gibi olur.<br />
1535. Noksan bilgi, fark ve temyize malik değildir. Nihayet şimşeği güneş sanır.<br />
Bu yüzden peygamber, noksanı olan kişiye melûn dedi. Fakat bu noksan, tevil de akıl noksanıdır.<br />
Teninde noksan bulunan acınır, acınan kişiye lânet etmek böyle bir adamı yaralamaksa hiç de yaraşır bir şey değil.<br />
Kötü hastalık, lânet edilmesi icap eden, uzaklığa lâyık olan illet, akıl noksanıdır.<br />
Zira noksan akılları tamamlamak, yani akıllanmak mümkündür, fakat bedendeki noksanı tamamlamaya imkân yok.<br />
1540. Allah’dan uzak düşen her kötü kişinin kâfirliği, Firavunluğu, umumiyetle akıl noksanından ileri gelmiştir.<br />
Beden noksanı için Kuran’ da “ Köre teklif yok” diye bir genişlik var.<br />
Şimşek çabucak sönüp gider, pek vefasızdır. Sen aydın ve parlak olmayan geçici şeyi baki olandan ayırt edemiyorsun.<br />
Şimşek güler o kişiye. Kime biliyor musun Onun nuruna gönül bağlayana.<br />
Felek nurlarının sonu yoktur. O nurlar, şarkta ve garpta bulunmayan Allah nuruna benzer mi hiç<br />
1545. Şimşek, bil ki göz nurunu alır, baki nur da, bil ki gözlere yardımcıdır.<br />
Deniz köpüğü üstüne at sürmekle şimşek ziyasıyla mektup okumak,<br />
Hırs yüzünden âkıbeti görmemek, kendi gönlüne, kendi aklına gülmektir.<br />
Aklın hassası, işin sonunu görmektir. Âkıbeti görmeyen akıl, nefistir.<br />
Nefse mağlûp olan akıl, nefis haline gelmiştir. Müşteri, Zuhal tesiri altında kalırsa Zuhalleşir.<br />
1550. Sen bu yomsuzluk içinde gözünü döndür de sana bu nuhuseti verene bak!<br />
Bu cezirle meddi gören kişi, yomsuzluktan kurtulur, saadete erer.<br />
Allah, bir halden bir hale döndürme esnasında her şeyi zıddıyla meydana çıkararak seni halden hale döndürür durur.<br />
Bu suretle de Eshabı Şimalden olmaktan korkar durur, erler gibi de Eshabı Yemin’in lezzetini umarsın.<br />
Bir yandan korkuya, bir yandan ümide düştün mü iki kanadın olur. Bir kanatlı kuş kat’iyen uçamaz, âcizdir.<br />
1555. Ya beni bırak, hiç söylemeyeyim, yahut da izin ver tamamıyla söyleyeyim.<br />
Yoksa ne bunu istiyor, ne onu istiyorsan yine ferman senin. Kim ne bilir ki maksadın ne, muradın nerede<br />
Can, İbrahim canı olmalı ki nuruyla ateş içinde cennetler, köşkler görsün.<br />
Derece, derece aya, güneşe kadar yücelsin; halka gibi kapıya kalmasın.<br />
Halil gibi yedinci kat gökten de geçsin.. Çünkü ben batanları, geçenleri sevmem.<br />
1560. Bu ten âlemi, şehvetten kurtulan kişiden başkasını yanılta gelmiştir, yanılta gider.<br />
Hüthüdün küçücük vücudunu görünce,Belkıs’ın kalben Süleymen Âleyhisselâm’dangelen haberi ulu<br />
bulması<br />
<br />
Belkıs’a yüzlerce rahmet olsun. Allah, ona yüzlerce erkeğin aklını vermişti.<br />
Bir hüthüt kuşu, Süleyman’dan birkaç satırdan ibaret bir mektup getirdi.<br />
Belkıs okudu. Elçinin getirdiği o şümullü nükteleri hor görmedi.<br />
Gözü, hüthütü gördü, gönlü onun Anka olduğunu anladı. Duygusu onu bir köpekten ibaret gördü, gönlüyse bir derya.<br />
1565. Nasıl olur da bir görür, ikisini de yetiştirmek için zahmet çeker, hele gözü her şeyin sonunu görüp dururken buna<br />
imkân mı var<br />
O iki ağaç, filvaki şimdi görünüşte bir görünüyor ama ağaçlardan maksat ne Meyve vermek değil mi<br />
Allah nuruyla gören, sondan önden agâh olan şeyh;<br />
Âhiri gören gözü Allah uğrunda yummuş, menzile ulaşma hususunda sonu gören gözü açmıştır.<br />
O hasetçiler, kötü ağaçtır.Yarattıkları acı, bahtları kötüdür.<br />
1570. Hasetten coşarlar,ağızları köpürür durur, gizlice hileler kurarlar.<br />
Bu suretle has kölenin boynunu vurmak, dünyadan kazımak dilerler.<br />
Canı, padişahın canı olan kişi, nasıl fâni olur Birisinin gönlünü Allah korursa o adam nasıl yok olur<br />
Padişah o sıralara vâkıftı, fakat Ebubekr-i Rebabi gibi ses çıkarmıyordu.<br />
Yaratılışları kötü, ahlâkları fena kişilerin gönüllerini görüyor, o testicilerle gizlice alay ediyordu.<br />
1575. Hileciler, hile düzüp koşuyorlar,padişahı çömleğe sokmak istiyorlardı.<br />
O kadar büyük bir padişah, a eşekler, nasıl bir çömleğe sığar<br />
Padişah için bir tuzak ördüler ama nihayet bu hileyi de ondan öğrendiler.<br />
Ne kötü talebedir o talebe ki hocasıyla baş koşar, onunla kendisini bir görür.<br />
Hem de hangi hocayla Huzurunda gizli, aşikâr bir olan cihan hocasıyla.<br />
1580. Onun gözü, Allah nuruyla bakmakta, bilgisizlik perdelerini yırtıp yakmaktadır.<br />
O talebe, eski kilim gibi paramparça, delik deşik olmuş gönülleri bir perde yapıp o hâkimin önüne gerer.<br />
Halbuki o perde bile yüzlerce ağzıyla ona gülüp durur.Her ağzı hocaya bir delik olmuştur. ( deliklerden talebenin gönlünü<br />
seyreder durur.)<br />
Hoca , talebeye der ki; “ Ey köpekten de aşağı olan, bana hiç mi vefan yok<br />
Haydi beni kuvvetli, müşküller halledici bir hoca farz etme, tut ki senin gibi bir talebeyim, senin gibi gönül gözüm kör.<br />
1585. Fakat canına, gönlüne yardımım da mı dokunmadı Sana ben olmadıkça bir feyiz bile akmıyor.<br />
Şu halde görüyorsun ya, gönlüm, senin bahtının tezgâhı. Be doğru düzen olmayan, bu tezgahı niye kırarsın Çakmağı<br />
gizlice çakıyorum dersen kalpten, kalbe pencere yok mu ki<br />
Gönül, nihayet senin fikrini de pencereden görür, andığın şeye şahadet eder.<br />
Tut ki kereminden yüzüne vurmuyor, yüzünü yerlere sürtmüyor, ne söylersen gülüp “ Evet, evet” diyor.<br />
1590. Fakat senin hilene, hud’ana gülmüyor. Kötü huyuna, yaptığın şeylere gülüyor.<br />
Hile edenin göreceği, bulacağı karşılık hileden ibarettir. Büyük testiyi vur kır, küçük testiyi al iç. İşte lâyığın bu! Eğer o<br />
senden razı olur, bu yüzden gülerse sana yüz binlerce gül açılır.<br />
Gönlü senden razı olursa bil ki o, Hamel burcunda bir güneş kesilir.<br />
O yüzden hem gündüz güler hem bahar.Çiçeklerle yeşillikler birbirine karışır.<br />
1595. Yüz binlerce bülbülle kumru ötüşmeye başlar; sessiz cihanı sesle doldurur.<br />
Ruh yaprağını sararmış,kararmış bir halde görüyorsun da padişahın gazabından yine haberin yok.<br />
Padişahın güneşi itap burcunda olunca yüzleri kebap gibi karartır.<br />
O Utarit’in sayfaları , bizim canımızdır; o sayfalardaki beyazlık, karalık, bizim mizanımız.<br />
Sonra ruhları; sevdadan, âcizlikten kurtarsın diye tekrar kırmızı ve yeşil bir ferman yazar.<br />
1600. Hulâsa ilkbaharın yazıp çizdiği şeyler de kavsikuzah gibi kırmızı ve yeşil sayılır”.<br />
Padişah adamlarının o has köleye haset edişlerine dair olan hikâyenin sonu<br />
Padişah beylerinin hikâyesi,o ebedî sultan kölelerinin has köleye hasetleri,<br />
Söz, sözü aça, aça hayli geri kaldı. Yine o hikâyeye başlamak, onu tamamlamak gerek.<br />
İkbâl sahibi ve bahtlı melek bahçıvan, nasıl olur da ağacı ağaçtan fark etmez<br />
Acı ve kötü ağaçla, bire yedi yüz meyve veren meyveli ağacı.<br />
1605. Akıl, bu iki renkli tılsımlar yüzünden Muhammet’le, Ebucehil’lerin savaştığı gibi duygu ile savaşır durur.<br />
Kâfirler, Ahmet’i beşer gördüler. Çünkü onun ayı böldüğünü görmemişlerdi.<br />
Hisse ait gözüne toprak serp. His gözü, akla da düşmandır, dine de.<br />
<br />
Allah duygu gözüne kör dedi, putperest dedi, bizim zıddımız dedi.<br />
Çünkü o, köpüğü gördü de denizi görmedi. Bu demi gördü de yarını görmedi.<br />
1610. Bu günün sahibi de odur, yarının sahibi de. Her ana sahip olan, önünde durup durur da o, hazineden bir pul bile<br />
görmez.<br />
Bir zere bile o güneşten haber verir ve güneş; o zerreye kul, köle kesilir.<br />
Birlik denizinin elçisi olan katraya yedi deniz esir olur.<br />
Bir avuç toprak bile onun yüzünden çevikleşirse felekler, o, bir avuç toprağın önüne baş koyar.<br />
Âdemin toprağı Allahdan çevikleşince Allah melekleri o toprağın önünde secde ettiler.<br />
1615. Göğün yarılması nedendi Toprakla olan münasebeti kaldıran, müşkülleri halleden bir gözden.<br />
Toprak, kesafeti yüzünden suyun dibine gider. Öyle olduğu halde toprağa bak ki çevikleşti, süratle Arşı bile geçti.<br />
Bil ki o letafet sudan değildir, ancak Verici ve Eşsiz, Örneksiz Yaratıcının ihsanından,.<br />
Dilerse havayı, ateşi aşağılatır, dilerse dikeni gülden üstün eder.<br />
Allah hükmedicidir, dilediğini yapar.Derdin ta kendisinden deva yaratır.<br />
1620. Havayı, ateşi aşağılatırsa onları karartır, bulandırır, ağırlaştırır.<br />
Yeri ve suyu yüceltirse kâinat yolunu ayaklarıyla arşınlarlar, yürürler.<br />
Gayrı tamamıyla anlaşıldı ki dilediğini yüceltir, toprağa mensup olana “Kanatlarını aç” der.<br />
Ateşe mensup olana der ki: “ Yürü, İblis ol, yedinci kat yerin altında şeytanlık et.<br />
Ey topraktan yaratılan adam, sen de yürü, Süha yıldızını bile geç.Ateşten yaratılan İblis, sen de yerin dibine git.<br />
1625. Ben dört tabiat ve illet-i şlâ değilim. Her şeyi tasarruf etmede Baki ve Daimîyim .<br />
İşim illetsiz, sebepsiz ve dosdoğrudur. Ey kötü düşünceli; takdirim, sebebe bağlı olamaz.<br />
Bir vakit olur,âdetimi değiştirir.. bir vakit olur, bu tozu yatıştırırım.<br />
Denize “ Durma, hemencecik ateşlerle dol” derim. Ateşe “ Haydi, gül bahçesi kesil” diye emrederim.<br />
Dağa derim ki: “ Pamuk gibi hafifleş!” Göğe derim ki: “Göze baş aşağı görün”<br />
1630. Güneşe “ Ey güneş, ayla birleş” der, ikisini de iki kara bulut haline getiririm.<br />
Güneş çeşmesini kurutur, kan çeşmesini, sanatımla misk haline getiririm”<br />
Allah, güneşle ayın boyunlarına boyunduruk vurur, onları iki kara öküz gibi bağlayıverir.<br />
Filozofun “İn asbaha mâüküm gavra”yı inkar etmesi<br />
Kuran okuyan biri, Kuran’dan “ Mâüküm gavra” yani “ Suyu kaynağından keser,<br />
Yerin derinliklerinde gizler, kaynakları kurutur, kupkuru bir hale getirirsem,<br />
1635. Benim gibi ihsanda, ululukta misalsiz olan tek Allahdan başka kim vardır ki suyu tekrar kaynağına getirebilsin ”<br />
âyetini okuyordu.<br />
Bir hor, hakîr felsefeci, bir aşağılık mantıkçı, mektep yanından geçerken,<br />
Bu âyeti duyup hoşuna gitmedi. Dedi ki: “ Suyu külünkle biz çıkarırız.<br />
Belin, kazmanın darbesiyle ta yerin dibinden kaynatırız”<br />
Gece uyudu, rüyada aslan gibi bir adam gördü. O adam felsefeciye bir tokat vurdu. İki gözünü de kör etti.<br />
1640. Dedi ki: “ Ey kötü kişi, eğer doğrucuysan, gözün doğruysa bu iki göz kaynağını da, haydi kazma ile nur landır”<br />
Gündüzün felsefeci sıçrayıp uykudan kalktı. Gördü ki iki gözü de kör olmuş, iki gözünün nuru da sönmüş!<br />
Eğer ağlayıp inleseydi, eğer tövbe ve istiğfar etseydi mahvolan nur, Allah keremiyle yine zuhur ederdi.<br />
Fakat istiğfar etmek de elde değildir. Tövbe zevki, her sarhoşun mezesi olmaz.<br />
Yapılan işlerin çirkinliği, küfür ve inkârın şomluğu, onun gönlüne tövbe gelmesine mani oluyordu, tövbe yolunu<br />
bağlamıştı.<br />
1645. Gönlü, katılıkta taşa dönmüştü. Tövbe onu ekin ekmek için nasıl yarabilir<br />
Nerede Şuayb gibi biri ki duasıyla dağı, ekin ekmek üzere toprak haline getirsin.<br />
Halil’in niyazı ve inanışı yüzünden güç ve olmayacak iş mümkün oldu.<br />
Yahut Mukavkıs’ın Peygamberden dilemesi üzerine taşlık yer, gayret güzel bir tarla haline geldi.<br />
Bunlar gibi o kötü adamın inkârı da aksine olarak altını bakır haline getirir, sulhu savaş yapar.<br />
1650. Bu kötü kişi, çarpma kehribarıdır. Kabiliyetli toprağı bile taş topaç yapar.<br />
Her gönle secde için izin yok, her ücretlinin ücreti rahmet değil.<br />
Kendine gel de “ Tövbe eder, Allahya sığınırım” diye cürümde bulunma, günah etme.<br />
Tövbeye de bir parlaklık gerek. Tövbeye de bir şimşek bir bulut şart.<br />
Meyvenin olması için hararet ve su lâzımdır. Bunun için de bulut ve şimşek icabeder.<br />
1655. Gönül şimşeğiyle iki göz bulutu olmadıkça tehdit ve hışım ateşi nasıl yatışır<br />
<br />
Vuslat zevkinin yeşilliği nasıl yetişir, kaynaklardan arı, duru su nasıl coşar<br />
Gül bahçesi; yeşilliğe nasıl sır söyler, menekşe nasıl olur da yaseminle ahdedebilir<br />
Çınar, dua için nasıl el açar, ağaç havada nasıl baş sallar<br />
Çiçek bahar mevsiminde ( renklerle, kokularla dolu olan) eteğini nasıl serper<br />
1660. Lâlenin yüzü nasıl kan gibi kızarır Gül, kesesinden nasıl altın saçar<br />
Nasıl olur da bülbül gülü koklar; üveyik kuşu, bir istekli gibi “Kû-kû- nerede, nerede” diye öter<br />
Nasıl olur da leylek “ lek, lek – senin sesin” sesini canla, başla çıkarır. Ey yardımı dilenen Allah, senin de ne demek<br />
Zaten her şey senin mülkünden ibaret.<br />
Nasıl olur da toprak, içteki sırları gösterir Nasıl olur da bahçe gökyüzü gibi aydınlanır<br />
Bu güzel ve ağır elbiseleri nereden getirdiler Hepsini de kerem sahibi Allahdan.. hepsini de merhamet sahibi<br />
Allahdan!<br />
1665. O letafetler, bir güzellik nişanesidir, o nişane de ibadet edici bir erin ayak izi.<br />
Padişahtan nişane gören sevinir. Görmeyene gelince, uyanıp kendine gelemez.<br />
Elest deminde Rabbini görüp sarhoş olarak kendinden geçen kişinin ruhu bu gün de Rabbini görür, kendinden geçer.<br />
Şarap kokusunu şarap içen tanır. Şarap içmeyen şarap kokusunu ne bilsin<br />
Hikmet, müminin kaybolmuş devesine benzer, Hikmet, teşrifatçı gibi adamı padişahla görüştürür.<br />
1670. Rüyada güzel yüzlü birisini görürsün, o sana vâde verir, alâmetler söyler.<br />
Muradın olacak, nişanesi de bu: Yarın sana filân kişi gelecek.<br />
Onun bir alâmeti atlı oluşudur. Bir alâmeti de şu: Seni görünce kucaklayacak.<br />
Bir alâmeti de seni görünce gülmesi; diğer bir nişanesi de sana karşı el kavuşturmasıdır.<br />
Diğer bir alâmeti de şudur ki: Heveslenip bu rüyayı yarın hiç kimseye söylemeyeceksin.<br />
1675. Bu alâmet, Yahya’nın babasına da gösterilmiş, ona da “ Üç güne kadar kimseye bir söz söylemeye muktedir<br />
olamazsın.<br />
Üç geceye dek iyiden kötüden bahsetme, sus. İşte bu senden Yahya adlı bir çocuk olacağına alâmettir.<br />
Üç gün konuşma. Bu susmak senin maksadına erişeceğine delâlet eder.<br />
Kendine gel, bunları dile getirme. Bu sözü gönlünde gizli tut” denmişti.<br />
Sana da bu alâmetleri şeker gibi tatlı, tatlı söyler. Hattâ bunlar nedir ki Daha yüzlerce nişaneler var.<br />
1680. Bu rüya; durmadan dinlenmeden biteviye Allah’dan dilediğin saltanata, istediğin makama erişeceğine alâmettir.<br />
Olması için uzun gecelerde ağlayıp inlediğin, seher çağlarında niyaz ettiğin muradına;<br />
Eline girmedikçe günlerini karartan, boynunu iğ gibi incelten maksadına erişeceğine delâlet eder.<br />
Temiz erler nasıl varını, yoğunu verirlerse sen de onu elde etmek için varını,yoğunu verdin;<br />
Malını, mülkünü, uykunu feda ettin, yüzünün rengi kaçtı, hatta başından bile geçtin, bir kıl gibi kaldın;<br />
1685. Nice demdir ödağacı gibi ateşlere atıldın.Kaç kereler miğfer gibi kılıç önüne gittin!<br />
Bunlar gibi, yüz binlerce biçarelikler, âşıkların huyudur. Bunlar, sayıya gelmez ki!<br />
Geceleyin bu rüyayı görünce gündüz oldu mu o ümitle günün aydınlanır.<br />
O alâmetler nerede acaba diye gözünü sağa, sola çevirir durursun.<br />
Eyvah, gün geçer de o alâmetler zuhur etmezse diye yaprak gibi titrersin.<br />
1690. Mahallelerde, pazarlarda buzağısını kaybetmiş adam gibi koşarsın.<br />
Birisi “ Baba, hayrola, ne koşup duruyorsun Burada bir şey mi kaybettin, kaybettiğin ne ” dese,<br />
“ Hayırdır ama bana. Benden başka kimsenin bilmesi caiz değil.<br />
Söylersem bana gösterilen nişaneler kaybolur. Onlar kayboldu mu ben, öldüm gitti” dersin.<br />
Her atlının yüzüne dikkatle bakarsın. Baktığın adam, sana “ Bana deli gibi bakma be”der.<br />
1695. Ben, bir sahip kaybettim. Onu aramaya yüz tuttum.<br />
Ey atlı, devletin daimî olsun. Âşıklara acı, onları mazur tut” dersin.<br />
Madem ki gayretle aradın dikkatle baktın, bu işe adamakıllı sarıldın.. elbette bulursun. Bir işe ciddi bir suretle sarılan<br />
yanılmaz demişler.<br />
Ey iyi bahtlı, ansızın atlı gelir, seni sımsıkı kucaklar.<br />
Sen kendinden geçer, dostlarından ayrılırsın. Bu işten haberi olmayan da “ İşte sana riyakâr, işte sana münafık!” der.<br />
1700. Ne bilsin o, kendisinden geçen kişinin coşkunluğu nedir Bu kimin vuslatı, nişanesi Bilmez ki.<br />
Bu nişane, gören kişinin hakkındadır. Başkasına bu nişane nereden zuhur edecek<br />
Âşığa her an, ondan bir nişane görünmekte, canına can katılmaktadır.<br />
Sanki çaresiz kalmış balığın önüne su gelmiş.. bu nişaneler, o kitabın delilleridir.<br />
Peygamberlerde olan nişaneler de âşina olan cana mahsustur.<br />
<br />
1705. Bu söz noksan kaldı, bir karara bağlanmadı. Gönlüme malik değilim ki mazur gör.!<br />
Zerreleri kim sayabilir ki Hele saymaya kalkışan, aklını aşka kaptırmış bir adam olursa!<br />
Bağdaki yaprakları, keklik ve karganın ötüşlerini sayabilir miyim<br />
Bunlar sayıya gelmez ama ben, sınanmış adamı ir şadetmek için sayıyorum.<br />
Zuhal yıldızının nuhusetiyle Müşterinin saadeti, saymaya kalkışan da sayıya sığmaz.<br />
1710. Fakat böyle olduğu halde bu ikisinin bazı tesirini, yani zarar ve faydalarını anlatmak yine lâzımdır.<br />
Bu suretle kaza ve kaderin eserlerinden cüzi bir miktarı saadet ve nuhuset ehlince anlaşılmış olur.<br />
Talihi Müşteri olan kişi, neşesinden, ululuğundan sevinir;<br />
Talihi Zuhal olan da şer işlere düşmemek için yaptığı şeyler de ihtiyat etmek lüzumunu anlar.<br />
Yıldızı Zuhal olan kişinin ahvalini tamamıyla söylesem zavallı,o yıldızının ateşinden yanar.<br />
1715. Padişahımız, bize “ Allah’yı anın” diye ruhsat ve müsaade verdi; bizi ateş içinde gördü de nur ihsan etti.<br />
Dedi ki: “ Filvaki ben, sizin beni anmanızdan müstağniyim. Beni tasvir etmek, övmek, anmak lâyık değil.<br />
Fakat tasvire, hayale kapılan, bizim zatımızı misalsiz, tasvirsiz anlayamaz”<br />
Cisme mensup anış, nâkıs bir hayaldir. Padişahlara lâyık olan tavsif, cismani anışlardan arınmıştır.<br />
Birisi padişaha, “ Çulha değildir” dese bu ne biçim metih Yoksa padişahın çulha olmadığını bildirmiyor mu ki<br />
Musa Aleyhisselâm’ın çobanın münacatını hoş görmeyip reddetmesi<br />
1720. Musa, yolda bir çoban gördü. Çoban, şöyle söylenip duruyordu: “ Ey kerem sahibi Allah!<br />
Neredesin ki sana kul, kurban olayım. Çarığını dikeyim, saçını tarayayım.<br />
Elbiseni yıkayayım, bitlerini kırayım.. Ulu Allah, sana süt ikram edeyim.<br />
Elceğizini öpeyim ayacığını ovayım. Uyuma vaktin gelince yerceğizini silip süpüreyim.<br />
Bütün keçilerim sana kurban olsun. Bütün nağmelerim, heyheylerim senin yâdınladır Allahm!”<br />
1725. O çoban, bu çeşit saçama sapan şeyler söyleyip duruyordu. Musa “Kiminle konuşuyorsun ” diye sordu.<br />
Çoban, “ Bizi yaratanla, bu yeri göğü halk edenle” diye cevap verince,<br />
Musa dedi ki: “ Vah ,vah, sen sersemlemişsin. Daha Müslüman olmadan kâfir oldun,<br />
Bu ne saçma söz, bu ne küfür, bu ne olmayacak şey Ağzına pamuk tıka.<br />
Küfrünün pis kokusu dünyayı tuttu. Küfrün, din kumaşını yıprattı.<br />
1730. Çarık, dolak,ancak sana yaraşır. Bir güneşe bu çeşit şeylerin ne lüzumu var<br />
Böyle sözlerden ağzını kapamazsan bir ateş gelir, halkı yakar.<br />
Zaten ateş gelmedi de bu duman ne Can niye kapkara bir hale geldi, ruh merdutlaştı<br />
Allahnın her şeye kadir ve her hususta âdil olduğunu biliyorsan nasıl oluyor da bu hezeyanlara, bu küstahlığa cüret<br />
ediyorsun<br />
Akılsız dost, zaten düşmandır. Ulu Allah, bu çeşit hizmetlerden ganidir.<br />
1735. Sen bunları kime söylüyorsun. Amcana, dayına mı Allah sıfatlarında cisim sahibi olmak ve ihtiyaç var mı<br />
Büyüyüp gelişmekte olan süt içer. Ayağı muhtaç olan çarık giyer.<br />
Eğer bu dedikodu, kulu içinse… Allah, onun hakkında da “ O, benim” dedi. Yine beyhude ve bâtıl.<br />
Allah, onun hakkında, “ Hastalandım da yine halimi hatırımı sormadın Yalnız o hastalanmadı, ben de hasta oldum”<br />
demiştir.<br />
Bu çeşit sözler, “ Benimle duyar, benimle görür” haki katına erişen kişi içinde bâtıldır.<br />
1740. Allah haslarıyla edepsizce konuşmak gönlü öldürür amel defterini kapkara bir hale koyar.<br />
Sen bir erkeğe Fatma desen; erkekle kadın, hep bir cinsten olmakla beraber,<br />
İmkân bulursa kanına kasteder, isterse haddi zatında halîm ve mülâyim olsun!<br />
Fatma sözü, kadınlar için övünçtür. Fakat erkeğe söylersen kılıç yarası gibi tesir eder.<br />
El ayak.. bizim için övünç vesilesidir; fakat Allahnın arılığına nispetle kusur.<br />
1745. “ Doğmaz, doğurmaz” vasfı ona lâyıktır . Babayı da halk eden o, oğlu da.<br />
Doğma, cisim olanın vasfıdır. Doğan, ırmağın bu yüzüne mensuptur.<br />
Çünkü doğan, Kevnü Fesat âlemindendir, aşağılıktır, sonradan olmadır. Elbette onu bir meydana getiren lâzım.”<br />
Çoban, “ Ya Musa ağzımı bağladın, pişmanlıktan canımı yaktın” dedi;<br />
Elbisesini yırtıp yana ,yana bir ah çekti, başını alıp çöle doğru yola düştü.<br />
Ulu Allah’nın Musa’ya çoban yüzünden darılması<br />
1750. Musa’ya Allah’dan şöyle vahiy geldi: “ Kulumuzu bizden ayırdın.<br />
Sen ulaştırmaya mı geldin, yoksa ayırmaya mı<br />
<br />
Kaadir oldukça ayrılığa ayak basma. Bence en hoşlanılmayan şey ayrılıktır.<br />
Ben, herkese bir huy, herkese bir çeşit ıstılah verdim.<br />
Ona metih olan söz, sana zemdir; ona göre baldır, sana göre zehir!<br />
1755. Bizse temizden de münezzehiz, pisten de. Ağırlıktan da arıyız, çeviklik ve titizlikten de!<br />
Kullara ibadet edin diye emrettimse bir kâr, bir fayda elde edeyim diye değil, kullara ihsanlarda bulunayım diye.<br />
Hintlilere, Hintlilerin sözleri metihtir. Sintlilere, Sintlilerin.<br />
Onların beni tespih etmeleriyle münezzeh, mukaddes olmam. Bu tespih incilerini saymakla kendileri temizlenirler.<br />
Biz; dile, söze bakmayız; gönle hale bakarız.<br />
1760. Kalp huşu sahibiyse kalbe bakarız, isterse sözünde kulluk ve aşağılık olmasın!<br />
Çünkü gönül cevherdir.. söz söylemekse araz. Bu yüzden araz, âriyettir,maksat cevherdir.<br />
Mânası gizli kapalı, yahut başka olan bu çeşit lâflar, ne vakte kadar sürecek Yanıp yakılmak isterim ben, yanıp<br />
yakılmak.O ateşe düş!<br />
Canda sevgiden bir ateş tutuşur.. düşünceyi, sözü, baştanbaşa yakıver!<br />
Musa, edep bilenler başka, canı, ruhu yanmış âşıklar başka.<br />
1765. Âşıklara her nefeste bir yanış var. Yıkık köyden haraç, âşar alınmaz.<br />
Hatalı söz söylerse bile ona hatalı deme. Kanına bulanıp şehit olursa yıkamaya kalkışma.<br />
Şehitlere kan, sudan yeğdir. Bu yanlış sözde yüzlerce doğrudan yeğ!<br />
Kabenin içinde kıbleden eser yoktur, dalgıcın ayağında dolak olmazsa ne gam!<br />
Yürü, sarhoşlardan kılavuzluk arama. Elbisesi paramparça olana yamadan bahsetme.<br />
1770. Aşk şeriatı, bütün dinlerden ayrıdır. Âşıkların şeriatı da Allah’tır, mezhebi de.<br />
Lâlin, lâl olduğunu ispat eden bir damgası olmasa da ne çıkar Aşk, gam denizinde gamlanmaz ki!<br />
Musa Aleyhisselem’a o çobanın mazur olduğuna dair vahiy gelmesi<br />
Ondan sonra Hak, Musa’nın sırrına dile gelmeyecek sırlar söyledi;<br />
Musa’nın gölüne sözler döktüler.. görmekle söylemeyi birbirine karıştırdılar.<br />
Nice defa kendisinden geçti, nice defa kendisine geldi.. kaç kere ezelden ebede uçtu!<br />
1755. Eğer bundan ötesini anlatmaya kalkışırsam ahmaklık etmiş olurum.Çünkü bunu açmak, bunu anlatmak, anlayışın<br />
ötesindedir.<br />
Söylesen akıllar hayran olur. Yazsam birçok kalemler kırılır!<br />
Musa Allahdan bu azarı duyunca çöle düşüp çobanın ardınca koştu.<br />
O hayran âşığın izini izledi, çöldeki otların tozunu silkti.<br />
Âşık ve hayran adamların ayak izleri, başkalarının izlerinden ayrılır, hemen belli olur.<br />
1780. Âşık, Ruh gibi bir ayağını yukardan aşağıya atar; bir ayağını fil gibi eğri büğrü basar.<br />
Bazen bir dalga gibi bayrak diker, yücelir.Bazen balık gibi suyun içinde gider, görünmez.<br />
Bazen de remilcinin remil dökmesi gibi ahvalini toprak üstüne yazar.<br />
Musa nihayet onu bulup gördü. Dedi ki: “Müjdemi ver! Allah’dan izin geldi.<br />
Hiçbir sebep ve tertip yolu arama; daralan gönlün ne isterse onu söyle!<br />
1785. Senin küfrün, din, dinin can nuru.. Sen emniyete erişmişsin; bütün bir cihan da senin yüzünden amanda.<br />
Ey “ Allah dilediğini yapar” sırrına erişip o sırla her şeyden affedilmiş olan kişi; pervasızca yürü, dilini aç!<br />
Çoban “ Ey Musa, ben o halde, o sözden geçtim. Şimdi kendi gönlümün kanına bulandım.<br />
Ben Sidret-ül Müntehâ’dan da aşmış, oradan bile yüz binlerce yıl öte gitmişim.<br />
Sen bir kamçı vurdun, atım şahlanıp sıçradı, kâinatı aştı.<br />
1790. Nâsutumuzun mahremi Lâhut’u olsun artık.Aferin eline koluna!<br />
Şimdi benim halim, söze sığmaz. Zaten bu söylediğim de benim ahvalim değil.<br />
Ayna da bir suret görürsün ya.. fakat o senin suretindir, aynanın değil.<br />
Neyzen, ney üfler. Fakat bu nefes ve bu nefesten çıkan ses, neyin midir, neyzenin mi.. Bu ses, neyin harcı mı,<br />
neyzenin harcı mı ” dedi.<br />
Kendine gel, kendine! Allah’yı övsen de bu övüşünü, çobanın lâyık olmayan övüşü gibi bil, öyle tanı.<br />
1795. Senin övüşün, çobanın övüşüne nispetle daha iyidir. Ama Allah’ya nispetle onun da değeri yok, onun da sonu<br />
gelmez.<br />
Ne vakte dek ben Allah’ya hamlederim deyip duracaksın Perde kaldırılınca oldu sanılan nice şeylerin olmamış<br />
bulunduğu meydana çıkar.<br />
Allah’yı anışımın mâkul olması Allah rahmetindendir.Âdeta istihaze olan kadının namaz kılması gibi bir ruhsattan<br />
<br />
ibarettir.<br />
Onun namazına nasıl kan bulaşmışsa senin Allahyı anışına da benzetiş ve zannediş bulaşmış!<br />
Kan pistir ama bir parçacık su ile temizlenir. Fakat içte öyle pislikler vardır ki,<br />
1800. Allah’nın lütuf suyundan gayrı bir şeyle arınmaz, ibadet eden kişinin gönlünden eksilmez.<br />
Keşke secdende kıbleden yüzünü çevirmiş olaydın da tek “ Sübhane rabbiyel A’lâ”’nın mânasına ereydin!<br />
“Allahm secdem de varlığın gibi sana lâyık değil. Sen, kötülüğe iyilikle mukabele et” diyeydin.<br />
Bu yeryüzünde Hakk’ın hikmetinden eser vardır. Ondan dolayı pislikleri giderir, çiçekleri bitirir.<br />
Bizim pisliklerimizi örter, karşılığın da ondan koncalar biter.<br />
1805. Kâfir vergide, cömertlikte topraktan daha aşağı, daha verimsiz olduğunu görüp,<br />
Varlığından çiçek ve meyve bitmediğini, hattâ bütün temizlikleri bozup pislemekten başka bir şey yapmadığını anlar da<br />
“ Ben aykırı anlamış, yanılmışım, yazık, keşke toprak olsaydım;<br />
Keşke topraktan sefer etmeseydim,keşke bir avuç toprak gibi ben de bir tane düşürüp yetiştirseydim..<br />
Topraktan sefere düştüm ama beni yol imtihan etti, bu yolculuktan ne armağan getirdim ki ” der.<br />
1810. Kâfir yolculuğundan bir fayda görmez, ondan dolayı da bütün meyli toprağadır.<br />
Adamın yüzünü geriye çevirmesi, hırstan tamahtandır…yüzünü yola çevirmesi; doğruluktan niyazdan.<br />
Büyümeye meyli olan her ot, büyüyüp durur, yaşar günden güne gelişir!<br />
Fakat başını yere eğdi mi de günden güne küçülür, kurur, noksan bulur, mahvolur!<br />
Ruhunun meyli, yüceliklere ise yücelir durursun, varacağın yer de orasıdır.<br />
1815. Aksine olarak başını yere eğdin mi battın gitti, Hak “ Ben batanları sevmem” demiştir.<br />
Musa Aleyhisselâm’ın Ulu Allah’dan zâlimlerin galip gelmelerindeki sırrı sorması<br />
Musa, “ Ey kerem sahibi, ey her işi yapan, ey bir an zikri, uzun bir ömre bedel olan Allah!<br />
Bu balçık âleminde eğri büğrü bir iz gördüm. Gönül melekler gibi itiraz etti.<br />
“ Bir nakış yapıp ona fesat tohumunu ekmekteki maksat nedir<br />
Zulüm ve fesat ateşini alevlendirip mescidi de, secde edenleri de yakmakta ne hikmet var<br />
1820. Bir yalvarış için kan ve irin kaynağını coşturmak neden ” dedim.<br />
Ben bunların aynı hikmet olduğunu biliyorum. Fakat maksadım, bu hikmetin büsbütün açığa çıkması ve benim açıkça<br />
görmem.<br />
O yakîn bana “Sus” dediği halde görme hırsı “ hayır, coş!” demekte.<br />
Sen, Meleklere sırrını gösterdin. Böyle bir lezzet, kahır ve minhete değer!<br />
Âdemin nurunu Meleklere açıkça arz ettin, müşküllerini halleyledin.<br />
1825. Ölümün sırrını hasredilmen söyler, yaprağın hikmetini meyveler anlatır!<br />
Kanın, meninin sırrı da insanın duygusudur; her artmanın sonu da nihayet eksilme!<br />
Yazan kişi önce yazı yazacağı tahtayı yıkar, temizler; sonra ona harfleri yazar.<br />
Allah da önce gönlü kan eder, hor hakir gözyaşıyla yıkar, sonra o gönle sırları kaydeder.<br />
Yıkamakla, o levhi bir defter yapmak istediklerini bilmek, anlamak gerek.<br />
1830. Bir evin temelini atacakları vakit oradaki eski ve evvelki yapıyı yıkarlar.<br />
Sonunda arı duru su çıkarmak için önce yerden toprak çıkarırlar.<br />
Çocuklar, hacamattan ağlarlar. Çünkü işin hikmetini bilmezler ki.<br />
Halbuki adam, hacamatçıya para verir, kan içen hançere iltifatlarda bulunur.<br />
Hamal ağır yükün altına koşar, yükü, başkalarından kapar.<br />
1835. Yük için hamalların savaşlarına bak.Din işinde çalışma da böyledir.<br />
Rahatın aslı zahmet olduğu gibi acılıklar da nimetin önüdür.<br />
Cennet, hoşumuza gitmeyen şeylerle kaplanmış, cehennem de zevkimize giden şeylerle dolmuştur.<br />
Ateşin aslı yaş ağaç olduğu gibi ateşe yanan da Kevser’e ulaşmıştır.<br />
Zindan da mihnetlere düşen adam, bir lokmanın, bir zevkin yüzünden düşmüştür.<br />
1840. Bir köşkte devlete erişen de bir savaş, bir mihnet karşılığı olarak o devleti bulmuştur.<br />
Kimi altına, gümüşe sahip olmuş, zenginlikte naziri olmayan bir dereceye erişmiş görürsen, bil ki o, kazanma<br />
zahmetine sabretmiştir.<br />
Gözü açık olan bunları sebepsiz, Allah hikmeti olarak görür. Fakat madem ki sen duygu âlemindesin, sebeplere kulak<br />
as!<br />
<br />
Sebeplere yapışmamak, onları görmemek makamı; ruhu tabayi âleminden kurtulmuş olanındır.<br />
Bu çeşit adam, peygamberlerin mucizeleri çeşmesini sebepsiz görür.Onları, sudan, ottan meydana geliyor bilmez.<br />
1845. Bu sebep, doktorla hasta, kandille fitil gibidir. Gece kandiline yeni bir fitil bük, fakat güneş kandilini bunlara<br />
muhtaç sanma.<br />
Yürü, aşevinin damı için samanlı balçık hazırla. Fakat bil ki kâinatın damı, buna muhtaç değil.<br />
Ah.. sevgilimiz, gamımızı yakıp mahvedince gece yalnızlığı bile geçti, gündüz oldu.<br />
Ay, ancak geceleyin cilve eder.Gönlün istediği sevgiliyi gönül derdinden başka bir şey de arama.<br />
1850. Fakat sen, İsa’yı bıraktın da eşeği besledin. Hulâsa eşek gibi perdenin ardında kaldın gitti!<br />
Bilgi ve irfan, İsa’nın talihidir, ey eşek sıfatlı, eşeğin talihi değil!<br />
Eşeğin anırmasını duyar, acırsın. Halbuki bilmezsin ki eşek, sana eşeklik telkin ediyor.<br />
İsa’ya acı, eşeğe değil.. tabiatı aklına baş etme.<br />
Bırak tabiatını, ağlaya dursun.. sen, ondan al, canın borcunu öde!<br />
1855. Yeter artık yıllarca eşeğe kul oldun. Çünkü eşeğe kul olan , eşeğin ardından gider.<br />
“ Onları artta bırakın” dan murat nefsindir.<br />
Nefis geride, aklın ilerde gerek.<br />
Ama bu aşağılık akıl da eşekle aynı mizaçta. Çünkü bütün fikri onu nasıl elde ederimden ibaret.<br />
İsa’nın eşeği gönül mizacına malik olmuş, akıllar makamında yer tutmuştur.<br />
Çünkü akıl galebe çalmıştı, eşekse zayıftı.Eşek, şişman ve kuvvetli biniciden zayıflar.<br />
1860. Ey eşek değerli; aklının azlığından bu eşek, ejderhalaştı.<br />
Gönlün İsa’dan hastalandıysa yine ondan iyileşir, sıhhat yine ondan gelir, onu bırakma.<br />
Ey nefesi hoş Mesih, cihanda yılansız hazine olmaz.. eziyetlerle nasılsın<br />
İsa, Yahudileri görünce ne hale gelir; Yusuf, hasetçi kardeşler elinde ne olur<br />
Sen, gece gündüz bu azgın kavmin ardından koştukça, nasıl olur da gece gibi, gündüz gibi ömre medet bağışlar,<br />
yardım edersin<br />
1865. Ah safra illetine tutulmuş o hünersiz kişilerden! Safradan ne hüner meydana gelir Ancak baş ağrısı.<br />
Sen, hemen doğu güneşinin yaptığını yap. Bizse nifak hile, hırsızlık ve riya içinde yüzelim!<br />
Sen dünyada da balsın, dinde de.. Bizse sirke. Safraya ancak sirkengübin iyi eder, giderir.<br />
Halbuki biz karın ağrısına tutulmuş olduğumuz halde boyuna sirkeyi artırıp duruyoruz. Sen keremi terk etme de balı<br />
artır!<br />
Bizden bu lâyıktı, bunu yaptık. Kum, gözde ancak körlüğü fazlalaştırır.<br />
1870. Fakat ey aziz sürme, senden her değersiz şey, değer bulur, bir şey olur; sana bu lâyıktır.<br />
Bu zâlimlerin ateşinden gönlün kebap olduğu halde daima “ Yarabbi, kavmime hidayet et” diye hitap ediyordun.<br />
Sen, öd ağacı madensin. Seni ateşe atsalar, bu âlem, ıtırla, fesleğen kokusuyla dolar.<br />
Sen o öd ağacı değilsin ki ateşte yansın, eksilip bitsin. Sen o ruh değilsin ki gama esir olsun.<br />
Öd ağacı yanar ama madeni yanmadan uzaktır. Rüzgâr, nurun aslına nasıl hamle edebilir.<br />
1875. Ey göklere saflık veren, ey cefası vefadan daha iyi olan!<br />
Çünkü akıllıdan bir cefa gelse o cefa, cahillerin vefasından daha iyidir.<br />
Peygamber, “ Akıllının düşmanlığı, cahilin sevgisinden yeğdir” dedi.<br />
Bir emîrin,ağzına yılan kaçan birisini incitmesi<br />
Akılı birisi, atına binmiş geliyordu. Uyumakta olan birisinin ağzına da bir yılan kaçmak üzereydi.<br />
Atlı onu görüp adamcağızı kurtarmak, yılanı ürkütüp kaçırmak için koşmaya başladı. fakat fırsat bulamadı.<br />
1880. Aklı, kendisine yardım ettiğinden, pek akılı kişi olduğundan o uyumakta olan adama şiddetlice birkaç topuz vurdu.<br />
O şiddetlice vurulan topuzun acısı, adamı bir ağaç altına kadar kaçırdı.<br />
Oraya bir hayli çürük elma dökülmüştü. Adama “ Ey dertli kişi, bunları ye” dedi.<br />
“ Beyim, ben sana ne yaptım, bana ne kastın var<br />
1885. Eğer bana hakikaten bir kastın varsa vur kılıcı, birden kanını dök!<br />
Sana çattığım saat ne menhus saatmiş. Ne mutlu senin yüzünü görmeyene!<br />
Dinsizler bile kimseye suçsuz, günahsız, az çok bir şey yapmadan böyle sitem etmezler, bu sitemi caiz saymazlar”<br />
diyordu.<br />
Söz söylerken ağzından kan geliyordu “ Yarabbi cezasını sen ver!” diye bağırmakta,<br />
Her an ona kötü söylemekte, lânet etmekteydi. Atlı ise “ bu ovada koş”diye onu dövüyordu.<br />
<br />
1890. Adam, topuz acısıyla atlının korkusundan yel gibi koşmağa başladı. Hem koşuyor, hem yüzüstü düşüyordu.<br />
Karnı toktu, uykulu ve gevşemiş bir haldeydi. Ayağında, yüzünde yüz binlerce yara vardı.<br />
Atlı o adamı akşam çağına kadar çekiştirip durdu. Nihayet, adamın safrası kabardı, kusmağa başladı.<br />
İyi, kötü yediklerini kustu. Bu kusma esnasında yılan da içinden dışarı çıktı.<br />
O yılanı görünce kendisine iyilik eden atlıya secde etti.<br />
1895. O kapkara çirkin ve heybetli yılanı görünce bütün dertlerini unuttu.<br />
Dedi ki: “ Sen, bir rahmet Cebrailisin, yahut da velinimet Allah’sın<br />
Ne kutlu saatmiş ki beni gördün.Ölüydüm, bana yeni bir can bağışladın.<br />
Sen, beni analar gibi aramaktayken, ben eşekler gibi senden kaçıyordum.<br />
Eşek, sahibinden eşekliği yüzünden kaçar. Halbuki sahibi, iyiliğinden dolayı onun peşine düşer.<br />
1900. Onu, bir fayda elde etmek, bir ziyandan kurtulmak için aramaz. Kurt, yahut yırtıcı bir canavar paralamasın diye<br />
arar.<br />
Ne mutlu yüzünü görene, yahut ansızın senin bulunduğun yere ulaşana!<br />
Pak ruh bile seni övmüş.. halbuki ben, sana ne kadar kötü ve saçma şeyler söyledim.<br />
Fakat efendim, padişahlar padişahı sultanım, onları ben söylemedim, bilgisizliğim söyledi.<br />
Bir parçacık olsun bu hali bilseydim, böyle abes sözler söyleyebilir miydim<br />
1905. Ey iyi huylu, eğer bana bu hali kinaye ile bile olsa çıtlatsaydın seni bir hayli överdim.<br />
Fakat sükut ederek kızgın göründüm. Hiçbir şey söylemeksizin kafama vurmaya başladın.<br />
Başım sersemleşti, aklım gitti. Hele benim bu başım.. zaten aklı da kıt!<br />
Ey yüzü de güzel, işi de güzel adam, affet. Deliliğimden söylediğim sözleri bağışla!..<br />
Atlı “ Eğer ben, bunu biraz çıtlatsaydım derhal yüreğin su kesilir, ödün patlardı.<br />
1910. Yılanı anlatsaydım, korkudan canın çıkıverirdi.<br />
Mustafa “ Canınızdaki düşmanı size, olduğu gibi anlatsam.<br />
Yiğitlerin bile ödü patlar.. ne yol yürümeğe takatları kalır, ne bir işin tasasına düşerler!<br />
Ne kimsenin gönlünde niyaz etmeğe kudret kalır, ne tenin de oruç tutmaya, namaz kılmaya kuvvet” buyurdu.<br />
Bunu duyan, kedi önündeki sıçan gibi yok olur; kurt önündeki kuzu gibi mahvolur..<br />
1915. Ne uyku uyuyabilir, ne yemek yiyebilir. Onun için ben sizi, bunu söylemeden terbiye etmekte, yetiştirmekteyim.<br />
Ebu Bekr-i Rebabi gibi susmakta, Davut gibi demire el vurmaktayım.<br />
Bu suretle de olmayacak şey, benim elimde mümkün olur, bir hale yola girer, kanadı yolunmuş kuşun bile kanadı<br />
çıkar.<br />
Çünkü Allah’nın eli, insanların ellerinden üstündür. Tek Allah da bizim elimize “ Benim elim” demiştir.<br />
Şu halde şüphe yok ki benim kolum uzundur;her yere,her şeye erişir. Ta yedinci kat gökten bile aşar.<br />
1920. Elim gökte bile hünerler göstermiştir. Ey Kuran okuyan “İnşakkal Kamer” âyetini okuyuver!<br />
Bu övüş de akıllar zayıf olduğu içindir. Zayıf olanlara kudreti anlatmaya imkân mı var<br />
Uykudan başkaldırırsan anlarsın.Bu iş böyledir işte.. doğrusunu Allah daha iyi bilir.<br />
Eğer sen içinde ki yılanı bilseydin ne elma yemeğe kuvvetin kalırdı, ne yol yürümeye, ne de kusmağa!<br />
Sen beni sövüyordun, ben de seslenmiyor, fakat atımı sürüyordum. Gizlice de Yarabbi, sen işimi kolaylaştır<br />
demekteydim.<br />
1925. Sebebi söylememe izin yoktu, fakat seni kendi haline bırakmaya da kaadir değilim.<br />
Her an gönlümdeki dert yüzünden, Yarabbi, kavmime yolu sen göster, çünkü onlar bilmiyorlar, demekteydim” dedi.<br />
Derdinden kurtulan adam, secdeler etmekte “ Ey bana saadet, ikbal ve hazine olan!<br />
Ey yüce kişi! Allah’dan hayırlar bul! Bu zayıfın sana şükretmeye kudreti yok.<br />
Mükâfatını Allah versin. Ağzım, dilim, sana şükretmekte âciz” demekteydi.<br />
1930. İşte akıların düşmanlığı bu çeşittir. Onların zehirleri bile cana neşe verir.<br />
Ahmağın dostluğu ise eziyettir, sapıklıktır. Misal olarak birde hikâyeyi dinle:<br />
Bir adamın, ayının vefakârlığına güvenmesi<br />
Bir ejderha bir ayıyı yakalamıştı. Yiğidin biri, giderken ayının bağırmasını duydu.<br />
Âlemde düşkünlere yardımcı erler vardır. Onlar, mazlumlar feryat ettiler mi derhal yetişirler.<br />
Mazlumların seslerini her yerden işitirler, Hak rahmeti gibi o tarafa koşarlar.<br />
1935. Âlemin sarsıntılarına, yıkıntılarına direk, destek olan.. gizli dertlerin tabibi bulunan o erler;<br />
Muhabbetin, adaletin, rahmetin ta kendisidirler.Onlar, Hak gibi illetsiz, rüşvetsiz kişilerdir.<br />
<br />
Onlardan birine “ Can ve gönülden ettiğin bu yardım için, neden yardım ediyorsun ” denilse ancak “ yardım isteyenin<br />
gamından, çaresizliğinden” der.<br />
Erin avı merhamettir. İlaç, âlemde dertten başka bir şey aramaz.<br />
Nerede bir dert varsa, deva oraya gider. Su, neresi alçaksa, oraya akar.<br />
1940. Sana da rahmet suyu gerekse yürü, alçal da sonra rahmet suyunu iç, sarhoş ol.<br />
Ta başa kadar rahmet içinde rahmet var. Oğul, bir tek rahmete dalma, bir tek rahmete kani olma.<br />
Ey yiğit, gökyüzünü ayak altına al, feleğin üstünden nağme seslerini duy!<br />
Kulağından vesveseler pamuğunu çıkar ki, kâinat’ın cuş’u huruşunu duyasın.<br />
Gözlerini ayıp kılından arıt ta gayp bağını,gayp selviliğini gör.<br />
1945. Burnundan, beyninden nezleyi gider de Allah kokusu burnuna gelsin.<br />
Sıtmadan, safradan hiçbir eser bırakma da âlemden şeker lezzetini bul.<br />
Sen yüz türlü güzel yüzlü evlât olması için erlik ilâcını kullan, erlikten kesilmiş olarak koşup tozma.<br />
Can ayağından ten bukağısını çıkar da meclis etrafında dönüp dolaşsın.<br />
Hasislik zincirini elinden, boynundan at, eski felekte yeni bir baht bul.<br />
1950. Lütuf Kâbesine uçmaya kanadın yoksa çare bulana arz et.<br />
Ağlayıp inleme kuvvetli bir sermayedir; külli rahmet, pek güçlü bir dadıdır.<br />
Dadı ve ana, çocuk ne vakit ağlayacak diye bahaneler ararlar.<br />
Allah da sizin hacet çocuklarınızı, ağlasın da süt meydana gelsin diye yarattı;<br />
“Allah’yı çağırın” dedi; ağlayıp inlemeyi bırakma ki Allah’nın merhamet sütleri coşsun.<br />
1955. Rüzgârın sesi de bizim gamımızı teskin etmek içindir, bulutun süt yağdırması da. Hele bir an sabret.<br />
“ Rızkınız gökyüzündedir” âyetini duymadın mı Neden bu aşağılık yere saplanıp kaldın<br />
Korkunu, ümitsizliğini gul sesleri bil. Onlar, seni aşağılıkların ta dibine kadar çekerler.<br />
Seni yücelere çeken her ses, bil ki yücelerden gelmektedir.<br />
Sana hırs veren her sesi de adamları paralayan bir kurt sesi bil.<br />
1960. Bu yücelik, mekân bakımından değildir.. bu yücelikler, akıl ve can yücelikleridir.<br />
Her sebep eserinden yücedir.Çakmak, kıvılcımdan üstündür.<br />
Birisi, azametli birinin alt yanına otursa bile hakikatte üst tarafına oturmuş sayılır.<br />
Çünkü orasının üstünlüğü şeref bakımındandır. Baş köşeden uzak olan yer, alçaktır.<br />
Kıvılcım çıkarmak için taş ve demir gerek. Bunların varlığına lüzum olduğundan bu ikisi, kıvılcımdan üstün sayılabilirse<br />
de.<br />
1965. Çakmaktan maksat taş ve demirden meydana gelen kıvılcım olduğundan, kıvılcım onlardan çok ileridedir.<br />
Taş ve demir evvel, kıvılcım sonra. Fakat bu ikisi ten, kıvılcım can.<br />
Kıvılcım, zaman itibariyle çakmaktan sonra ise de değeri bakımından ondan üstündür.<br />
Zaman bakımından dal, meyveden öncedir, fakat hüner bakımından daldan üstün.<br />
Çünkü ağaçtan maksat meyvedir; şu halde meyve evveldir, ağaç sonra gelir.<br />
1970. Ayı, ejderhadan feryat edince o er, ayıyı onun pençesinden kurtardı.<br />
Hile ile babayiğitlik birleşti, er de ejderhayı bu kuvvetle alt edip öldürdü.<br />
Ejderhanın gücü vardır ama hilesi yoktur. Senin hilen var ama hilenden üstün hile de var!<br />
Hile ve tedbirini görünce yürü, o hile, o tedbir nereden geldi O başlangıç tarafına dön, o tarafa yönel.<br />
Aşağılık âlemde bulunan her şey yücelikten gelmiştir. Haydi var, gözünü yüceliklere dik.<br />
1975. Yücelere bakmak, önce gözü alır, kamaştırır ama sonra bakışa bir aydınlık bağışlar.<br />
Gözünü aydınlığa alıştır.Yok.. eğer yarasaysan karanlıklara baka dur!<br />
Âkıbeti görme, nurunun nişanesidir, bu şehvete düşmense senin mezarın.<br />
Yüz türlü oyun görüp, yüz türlü tecrübe geçirip âkıbeti gören kişi, bir tek oyun görene benzemez.<br />
Bir oyun gören, o tek oyuna öyle mağrur oldu ki ululanması yüzünden üstatlardan uzak kaldı.<br />
1980. Sâmirî gibi.. o, kendisinde bir hüner görünce ululanıp Musa’dan baş çekti.<br />
Halbuki o, hünerini Musa’dan öğrenmişti. Öyle olduğu halde öğretmeninden gözünü yumdu.<br />
Hulâsa Musa da başka bir oyun etti ; onun oyununu kapıverdi, kendisini de!<br />
Başta dönüp dolaşan nice hünerler, nice bilgiler vardır ki insan onlarla baş oluncaya kadar, baş elden gider!<br />
Başının gitmemesini istersen ayak ol, rey ve tedbir sahibi Kutb’a sığın!<br />
1985. Şah bile olsan kendini ondan üstün görme.Bal bile olsan onun otundan başka bir şey devşirme.<br />
Senin fikrin surettir, onun ki can . Senin paran kalptir, onunki maden.<br />
O, sensin. Kendini onda ara. “Kû, Kû- Nerede, nerede ” diye onun civarında bir üveyik ol!<br />
<br />
Sefa ehline hizmet etmek istemezsen ejderha ağzına düşen ayıya benzersin.<br />
Belki bir üstat seni kurtarır, tehlikelerden çekip çıkarır.<br />
1990. Madem ki gücün kuvvetin yok.. ağlayıp inle! Madem ki körsün.. yol görenden baş çekme!<br />
Ayıdan daha aşağı mısın ki derdinden ağlayıp inlemiyorsun. Ayı feryat ettiği için dertten kurtuldu.<br />
Ey Allah, bizim taş yüreğimizi mum gibi yumuşat; kerem et de feryadımıza acı!<br />
Kör bir dilencinin “Bende iki körlük var” demesi<br />
Bir kör vardı, derdi ki: “Ey zamane ehli, elâman.. benim iki körlüğüm var.<br />
Şu halde bana iki kat acıyın. Çünkü iki kat körüm, bu iki körlüğe birden müptelâyım”<br />
1995. Birisi “ Bir körlüğünü görüyoruz. Öbür körlüğün nedir Göster” dedi.<br />
Kör dedi ki; “ Sesim çirkin, avazım bed. Ses çirkinliği ve körlük iki kat körlüktür.<br />
Çirkin sesim halka keder vermekte. Halkın acıması, sesim yüzünden azalmakta.<br />
Kötü sesim nereye varırsa hiddet, gam ve kin meydana gelmekte.<br />
İki körlüğe siz de iki kat acıyın. Böyle hiçbir yere sığmayan kişiyi gönlünüze sığdırın, hoş görün”<br />
2000. Bu şikâyet, bu sızlanma yüzünden sesinin çirkinliği kalmadı. Halkın hepsi ona acımaya başladı.<br />
Sırrını söyleyince gönlünün güzel sesi, sesini güzelleştirdi, sesindeki çirkinlik gitti.<br />
Fakat birisinin gönül sesi de çirkin olursa o adamda üç ebedî körlük vardır.<br />
Fakat sebepsiz illetsiz hacetleri reva edenler, olabilir ki onun çirkin başına bir el korlar.<br />
O dilencinin sesi hoş ve acınacak hale gelince taş yüreklilerin yüreği bile muma döndü.<br />
2005. Kâfirin sesi çirkin olduğundan icabete eş olamaz.<br />
“ Susun” emri, kötü ses hakkındadır. Çünkü o ses, halkın kanından köpek gibi sarhoş olmuştur.<br />
Ayının feryadı bile acındıracak bir ses olur da senin feryadın olmazsa bu çok kötü bir şeydir!<br />
Bil ki sen Yusuf’a kurtluk etmişsin, yahut bir suçsuzun kanını içmişsin.<br />
Tövbe et içtiğini kus.. Eğer yara eskidiyse yürü, dağla!<br />
Ayıyla,onun vefakârlığına güvenen ahmağın hikâyesi<br />
1210. Ayı, ejderhadan kurtulup o babayiğit erden o keremi görünce,<br />
Eshâb- Kehf’in köpeği gibi onun peşine takıldı.<br />
O Müslüman, hastalanıp yastığa baş koyunca da ayı, ona bağlanmış, gönül vermiş olduğundan bırakmadı, başın da<br />
beklemeye başladı.<br />
Birisi oradan geçerken “ Halin nasıl Kardeş, bu ayıyla ne işin var” dedi.<br />
Er, ejderha hikâyesini nakletti. O adam “ Ayıya güvenme be ahmak.<br />
2015. Ahmağın dostluğu düşmanlıktan beterdir. Ne suretle olursa olsun sürülmesi gerek” dedi.<br />
Er dedi ki; “Vallahi bunu hasedinden söyledin, yoksa sen ayıya ne bakıyorsun, sevgilisini gör!”<br />
Adam, “ Ahmakların sevgisi aldatıcı bir sevgidir, benim bu hasedim, onun sevgisinden iyidir.<br />
Be adam, gel benimle bir ol da o ayıyı sür, defet.Hemcinsini bırakıp ayıya güvenme” dediyse de<br />
Er, “Git, git hasetçi herif, kendi işine bak” dedi. Adam “İşim buydu ama sana nasip değil.<br />
2020. Yüce kişi ben bir ayıdan daha aşağı değilim ya. Onu bırak da eşin dostun ben olayım.<br />
Başına bir şey gelecek diye yüreğim titriyor. Böyle bir ayı ile ormanlığa gitme.<br />
Yüreğim asla olmayacak şeyden titremedi. Bu seziş Allah nurundandır, saçma değil.<br />
Ben müminim “ Mümin Allah nuruyla bakar” sırrına mazharım. Kendine gel, kendine! Bu ateşgedeyi bırak!” dedi.<br />
Bu sözler, erin kulağına girmedi. Suizan adama kuvvetli bir settir.<br />
2025. Ayının elini tuttu, adamın elini bıraktı. Adam da “ Senin aklın başında değil, gidiyorum” dedi.<br />
Er dedi ki: “ Git benim kaydıma kalma. Boş boğaz herif, o derece bilirlikten dem vurup durma”<br />
Adam tekrar “ Ben senin düşmanın değilim. Peşimden gelirsen kendine lütfetmiş olursun” dedi.<br />
Er “ Uykum geldi. Bırak beni işine git”dedi. Adam “ Yahu, ne olur bir dosta uy da,<br />
Akıllı birisinin himayesinde, gönül sahibi bir dostun civarında uyu” dedi.<br />
2030. Babayiğit, o adamın ısrarından hayallenip kızıverdi, yüzünü çevirip,<br />
“ Bu galiba bir katil, bana kastetmeye geldi; yahut bir şey umuyor, dilenci ve külhani herifin biri!<br />
Yahut da beni bu ayıyla korkutma hususunda evvelce dostlarıyla bahse girişmiş olmalı” dedi.<br />
İçinin kötülüğünden hatırına iyi bir şey gelmedi.<br />
Bütün hüsnü zannı ayıyaydı. Sanki ayıyla aynı cinstendi!<br />
2035. Bir köpek uğruna bir akılıyı itham etti, ayıyı muhabbet ve merhamet sahibi bir dost bildi!<br />
<br />
Musa Aleyhisselâm’ın öküze tapana “Nerde düşüncen,nerde ihtiyatın,tedbirin ” demesi<br />
Musa bir hayal sarhoşuna dedi ki: “ Ey kötülükten, sapıklıktan fena düşüncelere saplanmış kişi,<br />
Benden bunca bürhan görmene ne benim bu derece güzel huyuma rağmen, peygamber olup olmadığıma dair yüzlerce<br />
şüphen vardı.<br />
Benden yüz binlerce mucize gördüğün halde hayalin yüz kat artmakta, o derece şüpheye,zanna düşmekteydin.<br />
Hayalden, vesveseden daraldın, Peygamberliğime ta’nedip durmaya başladın.<br />
2040. Seni Firavuna uyanların şerrinden kurtarmak için denizden apaçık toz kopardım.<br />
Gökten kırk yıl kâselerle yemek geldi, duam bereketiyle taştan ırmak coştu.<br />
Bu ve buna benzer nice yüzlerce mucize, senin vehmini azaltmadı, eksiltmedi.<br />
Fakat sihirli bir buzağı ses verdi.Allahm sensin diye derhal secde ettin.<br />
O vehimlerini Nil götürdü, o soğuk anlayışın uykuya daldı.<br />
2045. Onun hakkında da niye kötü bir zanna düşmedin Ey kötü suratlı, onun önüne nasıl baş koydun<br />
Niçin onun hilesinden şüphelenmedin, onun ahmakları aldatan sihrinden niye işkillenmedin<br />
Be aşağılık kişiler, Sâmirî kim oluyor ki âlemde bir Allah düzüp koşsun.<br />
Onun bu hilesine nasıl oldu da kapıldın, nasıl oldu da ona uydun, onunla aynı fikirde bulundun Nasıl oldu da bütün<br />
şüpheleri attın,kurtuldun<br />
Sence öküz, bir lâfla Allahlığa lâyık oluyor da sonra benim peygamberliğimde şüpheye düşüyorsun ha<br />
2050. Bir öküze eşeklikten secde ettin, aklın Sâmirînin sihrine av oldu.<br />
Ululuk sahibi Allah’nın nurundan göz yumdun. İşte sana adamakıllı bilgisizlik, işte sana sapıklığın ta kendisi!<br />
Yuf olsun sendeki akla, irfana. Senin gibi bilgisizlik madenini öldürmek gerek.<br />
Altından yapılan öküz ses verdi de ne dedi ki, ahmaklar ona bu derece rağbet ettiler<br />
Ben size daha ziyade şaşılacak pek çok şeyler gösterdim. Fakat aşağılık kişiler, nasıl olur da hakkı kabul ederler<br />
2055. Bâtılları ne cezbedebilir Ancak bâtıl! Tembellere ne hoş gelir tembellik!<br />
Çünkü her cins, kendi cinsini çeker. Öküz nasıl olur da erkek aslana yüz tutar<br />
Kurt neden Yusuf’a âşık olacak Ancak hile ile onu sever görünür, sonra da onu parçalayıp yer.<br />
Fakat kurt, kurtluktan kurtulursa Yusuf’a mahrem olur.Eshab-ı Kehf’in köpeğin gibi âdemoğullarından sayılır.<br />
Ebubekir, Muhammet’ den bir koku alınca “Bu yüz yalancı yüzü değil” dedi.<br />
2060. Fakat Ebu cehil, dert sahiplerinden olmadığı için yüzlerce Şakkı Kamer gördü de yine inanmadı.<br />
Leğeni damdan düşen, şöhreti âleme yayılan dertliden Hakk’ı gizledik, fakat gizlenmedi gitti.<br />
Cahil olan ve Allah derdinden uzak bulunan kişiye de hakikat sırlarını nice defalar gösterdiler de o görmedi.<br />
Gönül aynası sâf olmalı ki orada çirkin suratı güzel surattan ayırt edebilsin”<br />
Nasihatçının,ayıya kapılan kimseyi,bir çok nasihat verdikten sonra terketmesi<br />
O Müslüman, kızarak ve içinden “ Lâ havle” diyerek ahmağı bırakıp gitti.<br />
2065. “ Benim ona ciddiyetle nasihat vermemden, üstüne düşmemden, gönlündeki hayaller attı, büsbütün vehimlendi.<br />
Demek ki nasihat yolu kapandı” dedi. “ Fa’rıd anhum” emrine bağlandı.<br />
Verdiğin ilâç derdi arttırırsa sen de sözü isteyene söylet. Abese suresini okusana.<br />
Allah “ Kör, Hakk’ı diliyorsa onun yoksulluğu yüzünden gönlünü kırmak yaraşmaz.<br />
Sen, halk, ulularından öğrensin diye uluları irşat etmek istiyorsun ama,<br />
2070. Ey Ahmet, büyüklerin bir kısmı seni dinlemeye koyulunca hoşlandın,belki,<br />
Bu ulular, dine güzelce yardımcı olurlar, bunlar Arab’a Habeş’e reistir.<br />
Bunların yüzünden İslam dininin şöhreti Basra’yı Tebük’ü aşar. Çünkü halk, padişahlarının dinindendir.<br />
Diye düşündün, bu yüzden de hidayet isteyen körden yüz çevirdin, onun sohbetinden sıkıldın.<br />
“ Bunlar her vakit ele geçmez. Sen dostlarımızdansın, vaktin de geniş.<br />
2075. Bu dar vakitte işime mâni olma.Bunu sana darılarak, kızarak söylemiyorum, nasihat yollu söylüyorum” dedin.<br />
Fakat Ey Ahmet , Allah indinde bu bir tek kör, yüzlerce Kayserden, yüzlerce vezirden yeğdir.<br />
İnsanlar madenlerdir, sözünü hatırına getir. Öyle maden olur ki yüz binlerce madenden daha değerlidir.<br />
Gizli kalmış lâl ve akik madeni, yüz binlerce bakır madeninden değerlidir.<br />
Ey Ahmet, burada malın faydası yok.Aşkla, dertle, dumanla dolu gönül lâzım.<br />
2080. Gönlü aydın kör gelince kapıyı kapama. Ona nasihat ver, nasihat onun hakkıdır.<br />
<br />
İki üç ahmak seni inkâr etse neden acılaşırsın, sen zaten şeker madenisin.<br />
İki üç ahmak seni itham etse bile Hak, sana tanıklık eder” dedi.<br />
( Muhammed dedi ki:) “ Âlemin ikrarından fariğim. Birisine Allah tanık olursa gayrı ona ne gam!<br />
Yarasa, güneşi göremez.Görüyorum dese bile gördüğü güneş değildir.<br />
2085. Yarasaların nefretinden de anlaşılıyor ki ben ulu Allah’nın parlak bir güneşiyim.<br />
Bir gül suyuna bokböcekleri rağbet etseler bu, onun gül olmadığına delâlet eder.<br />
Kalp akça mihenk istese, mihengin mihenk oluşunda şüphe hâsıl olur.<br />
Bil ki hırsız geceyi ister, gündüzü değil.Ben gece değilim, cihanda parıldayan gündüzüm.<br />
Bey ayırıcıyım. Benden bir saman çöpü bile geçmesin diye kalbur gibi her şeyi eler, ayırt ederim.<br />
2090. Bunların nakışlardan, suretlerden ibaret olduğunu, onlarınsa can bulunduğunu göstermek üzere unu, kepekten<br />
ayırırım.<br />
Ben, dünyada Allah terazisiyim.Hafif olan her şeyi ağırdan tefrik eder, gösteririm.<br />
Öküz, elbette bir buzağıyı Allah tanır. Eşek müşteri olup bir şey alsa, elbette ham kavun alır.<br />
Ben öküz değilim ki, beni buzağı satın alsın. Ben, diken değilim ki beni deve yesin!<br />
O, bana cevrettim sanır, halbuki hakikatte âdeta aynamı siler, cilâlar.”<br />
Bir delinin Calinus’a yaltaklanması,Calinus’un bundan korkması<br />
2095. Calinus, eshabına “ Bana filân ilâcı verin” dedi.<br />
İçlerinden birisi dedi ki: “ Ey her fenni bilen üstat, bu ilâcı delilik için verirler.<br />
Delilikse, senin aklından uzak. Bu sözü bir daha söyleme!” Calinus, “ Bana bir deli baktı.<br />
Bir müddet güzelce yüzümü seyretti. Bana göz kırptı; sonra yenimi yakamı yırttı.<br />
Eğer benim, onunla bir münasebetim olmasaydı o çirkin suratlı nasıl olur da bana yüz çevirirdi<br />
2100. Eğer bende kendisiyle bir cinsiyet, bir münasebet görmeseydi nasıl olur da bana gelip çatardı Nasıl olur da kendi<br />
cinsinden olmayana musallat olurdu<br />
İki kişi birbiriyle uzlaştı, birbirine sataştı mı, hiç şüphe yok, aralarında bir kadr-i müşterek vardır.<br />
Kuş ancak kendi cinsinden olan kuşlarla uçar. Kendi cinsinden olmayanla sohbet âdeta mezara girmedir” diye cevap<br />
verdi.<br />
Bir kuşun kendi cinsinden olmayan bir kuşla uçup yayılmasındaki sebep<br />
Bir hakîm dedi ki: “ Yazıda bir kargayla bir leyleğin beraberce koşup uçmakta olduğunu gördüm.<br />
Hayret ettim, bakalım aralarındaki kadr-i müştereke ait emare bulabilir miyim, diye hallerini araştırmaya koyuldum.<br />
2105. Hayretle yanlarına yaklaşınca gördüm ki ikisi de topal!”<br />
Hele Arşa mensup bir doğanla ferşin malı olan bir yarasa nasıl olur da beraber bulunur<br />
Biri İlliyîn’in güneşi, öbürü Siccîn’in yarasası.<br />
Biri her ayıptan arınmış tertemiz bir nur, öbürü her kapının dilencisi bir kör.<br />
Biri Pervin burcuna ziya veren bir ay , öbürü fışkıda debelenen bir kurt.<br />
2110. Biri Yusuf yüzlü, İsa nefesli.. öbürü bir kurt, yahut çıngıraklı bir eşek.<br />
Biri Lâmekân âleminde uçmakta.. öbürü köpekler gibi samanlıkta kalakalmış!<br />
Gül, hâl diliyle bokböceğine şu sözleri söyleyip durmaktadır: “ Ey koltuğu kokmuş,<br />
Gül bahçesinden kaçıyorsun ama bu nefretin gülistanın kemaline delâlet eder.<br />
Benim gayretim, senin başına dikilmiş bir yasakçıdır.Ey bayağı mahlûk, buradan uzak ol.” Gül bokböceğine şöyle<br />
bağırmaktadır:<br />
2115. “ Ey aşağılık mahlûk, sen benimle ihtilât edersen benim madenimdesin diye bir şüphe hasıl olabilir.<br />
Bülbüllere çayır, çimen yaraşır. Bokböceğine vatan da pisliktir.<br />
Allah, beni pislikten murdarlıktan arıttı. Başıma bir murdarı dikmesi lâyık mıdır<br />
Benim de bir damarım onlardandı, fakat Allah o damarı kesip attı.Artık o kötü damar bana nasıl hükmedebilir<br />
Âdem’in bir nişanı ezelde şuydu: Melekler, ona secdeye lâyık olduğu için baş indirdiler, secde ettiler.<br />
2120. Başka bir nişanı da İblis’in “Şah ve ulu benim” diye baş indirmemesiydi.<br />
Fakat İblis de Âdem’e secde etmiş olsaydı Âdem , Âdem olmazdı, başka birisi olurdu.<br />
Her meleğin ona secde etmesi, Âdem’in Âdemliğine delil olduğu gibi o düşmanın, İblis’in inadı da bir delildir.<br />
Meleğin ikrarı, ona bir şahit olduğu gibi o köpeğin inkârı da bir şahittir”<br />
O aldanmış kişinin,ayının vefasına güvenmesi<br />
Adam uyudu, ayı sinek kovalamaktaydı. Sinek, kovulunca kalktı, fakat inadına gene kalktığı yere gelip kondu.<br />
<br />
2125. Ayı, o gencin yüzünden kaç kere sineği kovdu. Fakat sinek gene derhal kalktığı yere gelip konmaktaydı.<br />
Ayı, sineğe kızıp, gitti dağdan kocaman bir taş yakalayıp getirdi.<br />
Sineğin gene uyuyan adamın suratına konmuş olduğunu görünce,<br />
O koca değirmen taşını alıp, sineği ezmek için adamın suratına fırlattı.<br />
Taş, uyuyan adamın suratını paramparça etti. Bu mesele de bütün âleme yayıldı;<br />
2130. Aptalın sevgisi şüphesiz ayının sevgidir. Kini sevgidir, sevgisi kin.<br />
Ahdi gevşek, zayıf ve bozuk.. sözü büyük, vefası artık.<br />
Ant içse bile inanma. Eğri sözlü adam andını da bozar.<br />
Madem ki yeminsiz sözü yalan. Hilesine yeminine de inanma.<br />
Onun nefsi beydir, aklı esir.. farz et ki yüz binlerce defa Mushaf’a yemin etmiş olsun!<br />
2135. Mademki yeminsiz ahdi bozuyor, yemin etse onu da bozar.<br />
Çünkü nefsi, ağır yeminle bağlanan nefis, bundan daha ziyade daralır, perişan olur.<br />
Bu, bir esirin hâkimi bağlanmasına benzer. Hâkim o bağı koparır,o bağdan kurtulur.<br />
Kızgınlıkla o bağı, kölesinin kafasına fırlatıp atar.Nefis de o yemini, kendisine esir olan adamın suratına vurur.<br />
Sen onun “Ahitlerinize vefa edin” hükmünden el yıka. “ Yeminlerinizi koruyun, ahitlerinizde durun” hükmünü ona<br />
söyleme.<br />
2140. Kiminle ahdettiğini bilen tenini iplik haline kor, o ahdin etrafında dolanır, o ahdi örer durur.<br />
Mustafa Aleyhisselâm’ın bir hasta sahabenin hatırını sormaya gitmesi,hasta halini,hatırını sormasının faydası<br />
Sahabeden biri hastalandı, o hastalık yüzünden zayıfladı, iplik gibi inceldi.<br />
Mustafa halini, hatırını sormaya geldi. Çünkü Peygamber’in huyu tamamıyla lütuf ve keremden ibaretti.<br />
Hastanın halini, hatırını sormaya gitmekte fayda vardır. Faydası da gene sanadır.<br />
Birinci faydası şudur; O hasta adam, bir kutup, bir ulu şah olabilir.<br />
2145. Mademki inatçı adam, gönlünün iki gözü de yok, odunu ödağacından ayırt edemezsin.<br />
Âlemde hazineler var. Beyhude üzülme, yorulma. Yalnız hiçbir viraneyi de definesiz bilme.<br />
Her dervişe ne olur, ne olmaz diye mülâzemette bulunadır, bir nişane buldun mu da artık onun etrafında adamakıllı<br />
dön, dolaş!<br />
Mademki sende o can gözü yok, her vücutta define var san!<br />
Kutup olmasa bile belki bir yol dostudur, padişah değilse bile bir atlı askerdir.<br />
2150. Kim olursa olsun, ister yaya, ister atlı.. yol dostlarıyla buluşmayı, onların halini sormayı, hatırlarını ele almayı lâzım<br />
bil.<br />
Hattâ o adam, düşman bile olsa yine ihsan iyidir. Çünkü ihsan yüzünden düşman bile adama dost olur. ;<br />
Dost olmasa bile hiç olmazsa kini azalır. Çünkü ihsanda bulunmak, kine âdeta merhemdir.<br />
Bundan başka daha nice faydaları var ama ey iyi adam, sözü uzatmadan korkuyorum.<br />
Sözün hülâsası şu: Topluluğa dost ol. Hattâ bir dost bulamazsan put yapan Amad gibi taştan bir dost yont, onu sev!<br />
2155. Zira kalabalık ve kervan halkının çokluğu yol vurucuların belini kırar, onları kahreder.<br />
Ulu Allah’nın Musa Aleyhisselâm’a “Niçin<br />
hastalığımda benim halimi,hatırımı sormağa<br />
gelmedin ” diye vahyetmesi<br />
Allah’dan Musa’ya şu hitap geldi: “Ey koltuğundan ayın doğduğunu gören!<br />
Seni Allah’lık nurunun doğusu haline getirdiğim halde ben ki Allah’yım, hastalandım da niçin halimi hatırımı sormaya<br />
gelmedin ”<br />
Musa, “ Allah” sen kusurdan münezzehsin. Bu ne remizdir, Yarabbi, bunu bildir” dedi.<br />
Bunun üzerine Allah, yine “ Hastalığımda kerem edip niçin halimi sormadın ” buyurdu.<br />
2160. Musa, “ Yarabbi, senin bir noksanın olamaz. Aklım şaştı, bu sözün hakikatını anlat” dedi.<br />
Allah, “ Evet, has ve seçilmiş bir kulun hastalanmıştı. İyice bir bak hele.. o, benim.<br />
Onun özür serdetmesi benim özür serdetmemdir. Onun hastalığı benim hastalığımdır” buyurdu.<br />
Allah ile oturup kalkmak isteyen kişi veliler huzurunda otursun.<br />
Velilerin huzurundan kesilirsen helâk oldun gitti. Çünkü sen küllü olmayan bir cüzüsün.<br />
2165. Şeytan, birisini kerem sahiplerinden ayırırsa onu kimsiz, kimsesiz bir hale kor, o halde de bulunca başını yer,<br />
mahvedip gider.<br />
<br />
Topluluktan bir an bile ayrılmak bil ki Şeytan’ın hilesinden ibarettir.<br />
Bağcının,sofi,fakîh ve alevîyi birbirinden<br />
ayırıp yalnız bırakması<br />
Bir bahçıvan , bahçesine üç tane hırsızın girdiğini gördü.<br />
Bu üç kişinin birisi bir fakîh,birisi bir şerif, bir tanesi de bir sofi idi. Üçü de hafif meşrep ve vefasız kimselerdi.<br />
Bahçıvan, kendi kendine “Bunlara karşı söyleyeceğim nice sözler, bunları ilzam için getireceğim yüzlerce deliller var.<br />
Fakat bunlar, bir topluluk. Topluluksa kuvvettir,<br />
2170. Tek başıma bu üç kişinin hakkından gelemem, Önce onları birbirinden ayırmak lâzım.<br />
Her birisini, öbüründen ayırayım. Ondan sonra birer ,birer saçlarını, sakallarını yolarım” dedi.<br />
Hile edip arkadaşlarıyla arasını açmak üzere önce sofiyi yola vurdu.<br />
Sofi gidince öbür iki arkadaşıyla yalnız kaldı.<br />
Sofiye “ Eve git, bu arkadaşlar için bir kilim getir” dedi.<br />
Fakîhe “ Sen fakîhsin, bu da ünlü bir şerif.<br />
2175. Biz, senin fetvanla ekmek yemekte, senin bilgi kanadında uçmaktayız.<br />
Bu da bizim şehzademiz, sultanımız. Seyit ve Mustafa’nın soyundan, sopundan.<br />
Bu pisboğaz, bu hasis sofi kim oluyor ki sizin gibi padişahlarla düşüp kalkıyor.<br />
Gelince onu savın gitsin. Siz de tam bir hafta benim bahçemde, çayır çimenliğimde kalın.<br />
Hatta bağ da nedir ki Canim bile sizin.Siz benim sağ gözüm mesabesindesiniz” dedi.<br />
2180. Onları vesveselendirip kandırdı. Ah, arkadaştan ayrılmamak gerek.<br />
Sofi gelince onu savdılar. Bu sefer bahçıvan, koca bir sopayla ardından seğirtti.<br />
Dedi ki : “ Ey köpek sofi, demek sen cüret edip benim bağıma giriyorsun ha!<br />
Sana bu hususta Cüneyt mi yol gösterdi, Bayezid mi Bu sana hangi şeyhin, hangi pirinden kaldı<br />
Sofiyi yalnız bulunca bir iyice dövdü, âdeta yarı canlı bir hale koydu, başını yardı.<br />
2185. Sofi “ benim nöbetim geçti.Fakat arkadaşlar, bir iyice sıranızı gözetin.<br />
Beni ağyar bildiniz. Fakat bilin ki bu kaltabandan daha ağyar değilim.<br />
Benim yediğimi siz de yiyeceksiniz. Bu çeşit şerbet, her aşağılık kişiye lâyıktır.<br />
Bu âlem dağdır, senin sözlerin, yine ses vererek sana gelir” dedi.<br />
Bahçıvan sofiden kurtulunca yine o çeşit bir bahane kurdu.<br />
2190. Şerife “ Ey şerif, eve git de kuşluk öğünü için, yufka ekmeği pişirmiştim,<br />
Evin kapısını vur.Kaymaz’a söyle, o yufka ekmeğiyle kazı getirsin” dedi.<br />
Şerif gidince, fakîhe dedi ki: “ Ey işi yerinde, güneş görmüş her şeyi anlar bilir adam, den fakihsin, bu meydanda.<br />
O şerif, mânasız bir iddiada bulunuyor. Anasının ne iş ettiğini kim bilir ki<br />
Karıya ve karı işine gönül bağlıyor, hem kadınlar nâkıs akıllıdır diyor, hem de onlara itimat edemiyorsunuz.<br />
2195. Zamanede nice ahmaklar, Ali’ye Peygambere nispet iddia ederler.”<br />
Zinadan ve zina edicilerden olan herkes, Allah mensupları için işte bu zanda bulunur.<br />
Dönen ve bu yüzden başı dönmüş olan kişi elbette evi de kendisi gibi döner görür.<br />
O edepsiz bahçıvanın söylediği sözler, kendi haliydi. Evlâdı Resulden o işler, uzaktır.<br />
O bahçıvan mürtetlerin dölü olmasaydı Peygamber hanedanı hakkında böyle söyler miydi<br />
2200. Afsunlar okudu, fakîh de bunları dinledi. Bunun üzerine o sitemkâr fakîh şerifin ardından gidip,<br />
“ Ey eşek, bu bağa seni kim davet etti Hırsızlık sana Peygamberden mi miras kaldı<br />
Aslan yavrusu, aslana benzer, sen söyle bakayım, Peygambere ne yüzden benziyorsun ” dedi.<br />
O zâlim herif, şerife, Haricî Âl-i Yâsîn’e ne yaparsa onu yaptı.<br />
Hattâ şeytan ve gul, Âl-i Resul’e Yezid ve Şimir gibi nasıl kin tutarlarsa o da öyle kin tuttu, öcünü aldı .<br />
2205. Şerif, o zâlimin zulmünden harap oldu, fakîhe “ Ben sudan çıktım.<br />
Ayağını tetik bas, şimdi yapayalnız kaldın. Davula benze, boyuna karnına tokmak ye!<br />
Şerifliğimi bir tarafa bırak. Hattâ tut ki arkadaşlığa da lâyık değilim, fakat sana karşı bu çeşit bir zâlimden de aşağı<br />
değilim ya” dedi.<br />
Bahçıvan ondan da kurtulup fakîhe geldi ve dedi ki: “ Ey fakîh! Ne fakîhi, ey her sefih kişinin bile arlandığı herif!<br />
Ey eli kesilecise, bağlara gir de, caiz midir Emir var mı bile deme. Fetvan bu mu senin<br />
2210. Böyle bir ruhsatı Vasît’temi okudun Yoksa bu mesele Muhit’te mi var ”<br />
Fakîh “ Vur, vur, hakkın var. Fırsat ele geçti. Dostlardan ayrılanın lâyığı budur” dedi.<br />
<br />
Hastanın ve Peygamber Sallâllahü Aleyhi Ve<br />
Sellem’in hasta sahabeyi dolaşıp hatırını sorması<br />
hikâyesine dönüş<br />
Hastanın hatırını soruş, dostluğu, birliği temin etmek içindir. Bu birlik, bu dostluk da yüz türlü sevgi doğurur.<br />
Naziri olmayan Peygamber, hastayı dolaşmaya, hatırını sormaya gidince o sahabeyi ölüm halinde gördü.<br />
Velilerin huzurundan uzaklaşırsan hakikatte Allah’dan uzaklaşırsın.<br />
2215. Yoldaşlardan ayrılmanın sonu bile gam olursa padişahlardan ayrılık nasıl olur da ondan daha aşağı olur.<br />
Her an durma, padişahların gölgesini ara bul ki o gölgede güneşten de iyi bir hale gelesin.<br />
Sefere çıkarsan bu niyetle çık, oturuyorsan yine bundan gafil olma!<br />
Bir şeyhin Ebu Yezid’e “Kâbe benim,benim<br />
etrafımda tavaf et” demesi<br />
Ümmet Şeyhi Bayezid, hac ve umre için yola düşmüş, Mekke’ye doğru koşa, koşa gidiyordu.<br />
Hangi şehre varıyorsa önce o şehirdeki azizleri arıyor,<br />
2220. Bu şehirde basiret sahibi, gönül gözü açık kim var diye dolaşıp araştırıyordu.<br />
Allah, “ Sefer esnasında nereye varırsan önce bir er araman gerek” dedi.<br />
Hazine elde etmeye çalış, çünkü kâr, zarar, işin ardından gelir, sen bunları feri bil.<br />
Biri buğday elde etmek için ekin ekerse sonunda saman da elde eder.<br />
Fakat saman ekersen buğday elde edemezsin ki. İnsanların gözbebeği olan insanı ara, insanların gözbebeği olan<br />
insanı, insanların gözbebeğini!<br />
2225. Hac zamanı gelince Kâbe’yi ziyaret etmeye niyetlen. Oraya vardın mı Mekke’yi de görürsün.<br />
Miraçtan maksat dostu görmekti. Bu arada Arş da görüldü,melekler de.<br />
Hikâye<br />
Yeni bir mürit günün birinde bir ev yaptırdı. Pir gelip evini gördü.<br />
Şeyh, o yeni müridini, o iyi düşünceli kişiyi imtihan etmek maksadıyla dedi ki:<br />
“ Yoldaş, eve niçin pencere açtın ” O da şöyle cevap verdi: “ Işık gelsin diye”<br />
2230. Şeyh “ O feridir. Şunu niyaz etmek gerek: Bu pencereden ezanı duyasın” dedi.<br />
Bayezid, seferde vaktin Hızır’ı olan kişiyi bulmak için uğraşmakta, böyle bir er araştırmaktaydı.<br />
Vücudu hilâl gibi incelmiş bir pir gördü; onda erlerin halini, kalini buldu.<br />
Pirin gözü görmüyordu, fakat gönlü güneş gibiydi. Âdeta rüyasında Hindistan’ı görmüş bir file benziyordu<br />
Gözünü yummuş, uyumakta.. fakat yüzlerce zevk ve neşe âlemi görmekte.Gözünü açarsa nasıl olurda görmez<br />
Şaşılacak şey!<br />
2235. Rüya deyince şaşılacak şeyler açığa çıkar. Gönül uykuda pencere kesilir.<br />
Uyanık olduğu halde güzel rüya gören âriftir.Sen onun bastığı toprağı gözüne sürme gibi çek.<br />
Bayezid o pirin huzuruna varıp oturdu, halini sordu ; onun hem fakir, hem de aile efradı çok olduğunu anladı.<br />
Pir, “ Ey bayezid nereye gidiyorsun gurbet pılı pırtısını nereye kadar çekip sürüyeceksin” dedi.<br />
Bayezid “ Hac mevsimi.. Kâbe’ye gidiyorum” diye cevap verdi. Pir dedi ki : “ Yol masrafı olarak yanında ne var ”<br />
2240. Bayezid “ İki yüz dirhem gümüşüm var. Ridamın ucuna sımsıkı bağladım işte.” deyince,<br />
Pir, “ Etrafımda yedi kere tavaf et. Bu tavafı hac tavafından daha makbul bil.<br />
O dirhemleri de, ey cömert kişi, bana ver.Bil ki hac ettin muradın hâsıl oldu.<br />
Umre ettin ebedi ömre nail oldun, sâf bir hale geldin, Safa’ya koştun, Saiy erkânını yerine getirdin.<br />
Canının gördüğü Hak hakkı için ki o, beni kendi evinden daha üstün, daha makbul etmiştir;<br />
2245. Kâbe her ne kadar onun lütuf ve ihsan evidir ama benim vücudum da onun sır evi.<br />
Allah, Kâbe’yi kurdu ama kurdu kuralı ona gitmedi. Halbuki bu eve, benim vücuduma, o ebedi diri olan Allah’dan başka<br />
kimse gelmedi.<br />
Beni gördün ya, bil ki Allah’yı gördün; doğruluk Kâbe’sinin,hakikî Kâbe’nin etrafında tavaf ettin.<br />
Bana hizmet, Allahya itaat etmek, onu övmektir. Sakın Hakkı benden ayrı sanma.<br />
Gözünü iyi aç da bana öyle bak ki beşerde Allah nurunu göresin” dedi.<br />
2250. Bayezid, o nükteleri dinledi, altın bir küpe gibi kulağına taktı.<br />
Bu yüzden derecesi yükseldi, fazileti arttı. Hakikat yolunun sonuna erişmiş olan Bayezid, artık ondan sonra bir son<br />
tasavvur edilemeyecek olan bir makama vardı.<br />
<br />
Peygamber’in o şahsın hastalandığına, duada küstahlık<br />
etmesinin sebep olduğunu bildirmesi<br />
Peygamber, o hastayı görünce halini hatırını sordu, o hakikî dosta iltifatlarda bulundu.<br />
Adam, Peygamber’i görünce dirildi, sanki o anda yeniden yaratılmıştı.<br />
Sahabe, “ Hastalık beni bu bahta eriştirdi; bu sultan sabah çağında beni dolaşmaya geldi.<br />
2255. Bu suretle bana sıhhat erişti, saltanatına bir hudut olmayan bu padişahın kademi bereketiyle iyileştim.<br />
Ne güzel, ne mübarek ağrı, sızı.Ne mutlu, ne kutlu hastalık hararet, dert ve gece uykusuzluğu!<br />
İşte Allah bana bu kocalığımda lütuf ve kereminden böyle bir hastalık, böyle bir illet verdi.<br />
Arka ağrısı ihsan etti de her gece yarısı uykudan uyandırdı.<br />
Bütün gece manda gibi uyumayayım diye Hak, lütfetti, bana dertler ihsan etti.<br />
2260. Bu sınıklıktan da padişahların merhameti coştu. Cehennem de beni tehdit etmeden vazgeçti, sukût etti” dedi.<br />
Ağrı, sızı ve hastalık hazinedir. Rahmetler ondadır. Deri yırtıldı mı iç tazelenir.<br />
Kardeş, karanlık yere, soğuğa, gama, kırıklığa ve hastalığa sabretmek,<br />
Âbıhayat kaynağı ve sarhoşluk kadehidir. Çünkü yücelikler, hep aşağılıktadır.<br />
Baharlar güz mevsiminde gizlidir, güz mevsimi de baharda.Kaçma ondan!<br />
2265. Gama yoldaş o, vahşetle ünsiyet kesbet. Ölümünden uzun bir ömür isteyip dur!<br />
Nefsinin “ Bu kötü” dediğine kulak asma. Çünkü onun işi hep zıddınadır.<br />
Onun dediğinin zıddını yap. Âlemde peygamberlerin de vasiyetleri böyledir.<br />
Sonun da az pişman olasın diye yapacağın işlerde müşaverede bulunmak vâciptir.<br />
Ümmet “ Kiminle meşveret edelim ” dediler de, peygamberler “ Mukteda olan akılla” diye cevap verdiler.<br />
2270. Hattâ soran adam “ İyi ama ya hiçbir tedbiri, isabetli aklı olmayan bir çocuk, yahut kadın gelirse.. onunla da<br />
meşverette bulunalım mı deyince,<br />
Peygamber, “ Onunla da meşverette bulun, fakat ne derse onun zıddını yap, ona aykırı yola git” dedi.<br />
Nefsini kadın bil, hattâ kadından da beter. Çünkü kadın cüzüdür, nefsinse şerrin küllü!<br />
Nefsinle meşveret edersen o aşağılığın dediğine uyma, aksini yap;<br />
Hatta sana namaz kıl, oruç tut diye emretse bile, nefis hilecidir, o emriyle bile sana bir hile kuracaktır.<br />
2275. Yapacağın işde nefsinle meşveret etmek ve ne derse aksini yapmak kemaldir.<br />
Onunla başa çıkamaz, onun inadına karşı koyamazsın. Yürü, bir dost kazan, onunla uzlaş!<br />
Akıl, başka bir akıldan kuvvet bulur.Şeker kamışı, şeker kamışından kemal kazanır.<br />
Ben, nefsimin hilesinden neler gördüm neler.. sihriyle akıl ve temyizi bile giderir!<br />
Sana yeniden yeniye vaatlerde bulunur da binlerce kere bozar.<br />
2280. Ömrün, sana yüzlerce yıl mühlet verse nefis, her gün yeni bir bahane bulur, sana mÂni olur;<br />
Soğuk vaatleri sıcak bir surette söyler.O öyle bir sihirbazdır ki insanı kıskıvrak bağlar.<br />
Ey hak ziyası Hüsamettin, gel.. bu çoraklıkta sensiz ot bitmiyor.<br />
Bir velinin gönlünün kırılması yüzünden nefse uyanların önüne bir perde çekilmiştir.<br />
Bu kazaya yapılacak ilâcı yine kaza bilir. Halkın aklı kazaya pek şaşkındır.<br />
2285. Yola düşmüş bir kurt gibi olan o kara yılan, ejderha kesilmiştir.<br />
Fakat ejderha da, yılan da senin elinde asâ kesilir, ey Musa’nın canını bile sarhoş eden, ey Musa’yı bile kendisinden<br />
geçiren!<br />
Allah, sana “ Onu al, korkma, ejderha elinde asâ haline gelecek” hükmünü vermiştir.<br />
Ey padişah, haydi, Yedi Beyzâyı göster.Kara gecelerden yepyeni bir sabah meydana getir.<br />
Bir cehennem yandı, alevlendi. Ona üfür ey nefesi, denizin nefesinden üstün ve artık olan!<br />
2290. Deniz, hilebazdır, sana bir köpük gösterir; cehennemdir, sana bir hararet izhar eder..<br />
Onun için de gözüne ehemmiyetsiz görünür, bu suretle onu zebun görürsün, hışmın tepreşir.<br />
Nitekim kalabalık askerde Peygamberin gözüne pek az göründü.<br />
De Peygamber, tehlike görmeksizin onlara hücum etti. Eğer fazla görseydi çekinirdi.<br />
Ey Ahmet o bir inayetti ve sen onun ehliydin. Yoksa gönlün kötüleşir bozulurdu.<br />
2295. Allah, o zâhiri ve bâtınî savaşı ona da ehemmiyetsiz gösterdi, eshabına da.<br />
Bu suretle de kolay şeyi ona kolaylaştırdı, güçten de artık yüz çevirmez oldu.<br />
Düşmanı ona ehemmiyetsiz göstermek kutlu bir şeydi.Çünkü ona dost olan, yol yordamı öğreten Allah’ydı.<br />
Fakat zafer için yardımcısı Allah olmayan kişiye gelince: Ona tavşan bile erkek aslan görünür!<br />
Vay uzaktan yüzü bir görür de gururlanarak, savaşa girişirse!<br />
2300. Zülfikâr bir harbe gibi, erkek aslan da bir kedi gibi görünür de,<br />
<br />
Ahmak, yiğitçesine savaşa girişir, bu hileyle pençeye düşer.<br />
Bu suretle ateşe tapanlar, ateşgedeye kendi ayaklarıyla gelmiş olurlar.<br />
O iş sana bir saman çöpü gibi görünür. Hemencecik onu üfler, yerinden uçururum sanırsın.<br />
Halbuki kendine gel, o saman çöpü, dağları bile yerinden söker. Onun yüzünden âlem ağlamaktadır, o ise gülmekte!<br />
2305. Bu ırmak suyunun dibindeki topuk da görünür ama Uc-ibn-i Unuk gibi yüzlercesi onda boğulup gitmiştir!<br />
Kan dalgası, misk tepesi.. deniz gibi, kuru toprak görünür.<br />
Kör Firavun da o denizi kuru gördü de erlik gösterip içine at sürdü.<br />
Fakat içine dalınca denizin dibini boyladı. Firavun’un gözü nasıl olur da görür<br />
Göz Allah yüzüyle görür. Hak, nerede her ahmağın sırdaşı olacak<br />
2310. Şeker görür ama o gık demeden öldüren zehir kesilir. Yol sanır, fakat yol gösteren esas, esasen gul sesinden<br />
ibarettir!<br />
Ey felek, âhır zaman fitnelerine pek sıkı sarıldın, nihayet bir an mühlet ver!<br />
Sen, bizim kastımıza çekilmiş keskin bir hançersin; bizi hacamat etmek için zehirli bir hacamat aletisin.<br />
Ey felek, Allah’nın merhametinden merhamet öğren. Yılan gibi, karıncaların gönlünü yaralama!<br />
Bu yapının üstünde senin çarkını döndüren hakkı için.<br />
2315. Kökümüzü söküp çıkarmadan biraz da başka türlü dön, merhamete gel..<br />
Emriyle önce dadılığımızı yaptığın, fidanımızı sudan, topraktan bitirdiğin Allah hakkı için;<br />
Seni sâf yaratan, sen de bu kadar meşaleler meydana getiren padişah hakkı için.<br />
O seni o kadar mamur ve baki bir hale soktu ki, Dehrî, nihayet senin evveline evvel yok sandı.<br />
Şükür olsun ki senin evvelini bildik. Peygamberler sırrını söyledi.<br />
2320. İnsan olan bilir ki o, sonradan yapılmalıdır. Fakat evde ağ kuran örümcek ne bilsin!<br />
Sivrisinek ne bilir, bu bağ kimin Baharın doğar, kışın ölür.<br />
Tahta içinde sınık bir halde doğan kurt, tahtanın fidanlık halini bilir mi<br />
Bilse bilse o vakit mahiyeti itibariyle akıl sahibi olur, isterse sureti kurt olsun.<br />
Akıl, kendini renk, renk, çeşit,çeşit gösterir, ama peri gibi o suretlerden fersahlarca uzaktır.<br />
2325. Hatta peri de nedir ki Melekten bile üstündür. Fakat sen sinek kanatlısın da onun için aşağılarda uçuyorsun.<br />
Gerçi aklın, seni yüceliklere çekmekte; ama taklit kurşun aşağılıklarda yayılmakta.<br />
Taklitten doğan bilgi canımızın vebalidir, iğretidir. Bizse o bizim malımızdır diye oturup kalmışız.<br />
Bu çeşit akıldansa cahil olmak daha iyi.. deliliğe vurmak daha yeğ!<br />
Faydanı nede görüyorsan ondan kaç. Zehir iç, Âbıhayatı dök!<br />
2330. Seni öveni söv, kazancını, sermayeni müflise borç ver!<br />
Eminliği bırak, korku yerine var. Namusu terk et, apaçık rüsvay ol!<br />
Ben uzun uzadıya ilerisini düşünen aklı denedim. Bundan böyle divaneliğe vuracağım!<br />
Seyyid’in “Niçin orospuyu aldın ” demesi üzerine Delkak’ın mazereti<br />
Seyyid-i Ecel, bir gece Delkak’a “ Hemencecik bir orospuyu neden aldın<br />
Bunu bana söylemeliydin. Sana namuslu bir kız alırdık” dedi.<br />
2335. Delkak “ Dokuz tane namuslu, temiz kadın aldım, hepsi (:::) oldu. Derdimden eridim, bittim.<br />
Bunun üzerine bu hiçbir işe yaramaz orospuyu aldım. Görelim bakalım, bunun sonu ne olacak ” dedi.<br />
Ben, birçok defalar aklı sınadım. Bundan sonra bir tarla arayacak, oraya delilik tohumu saçacağım!<br />
Birisinin kendisini deli gösteren bir uluyu hile ile söyletmesi<br />
Birisi” Bir akıllı arıyorum, onunla meşverette bulunacağım, bir müşkülüm var, ona söyleyeceğim” dedi.<br />
Bu sözü duyan da “ Şehrimizde kendisini deliliğe vuran birisi var, ondan başka akıllı yok.<br />
2340. İşte bir sopaya binmiş, çocuklarla beraber koşup duruyor.<br />
Rey ve tedbir sahibi, ateş parçası gibi bir adamdır.<br />
Kadri gök gibi yüce, yıldızlar yağdırıcı bir zattır.<br />
Kudreti, parlaklığı, Kerrûbilere can olmuştur. O, kendisini bu divanelikte gizlemiştir.” dedi.<br />
Fakat her divaneyi kendine can sayma.. Sâmiri gibi buzağıya secde etme.<br />
Bir veli sana gayb’a ait yüz binlerce şeyi, yüz binlerce sırrı apaçık söylese bile,<br />
2345. Sen de o anlayış, o bilgi olmadıkça yine fışkıyı ödağacından ayırt edemezsin.<br />
Veli, kendisine deliliği perde etti mi, ey kör, sen onu nasıl tanıyabilirsin<br />
Eğer yakîn gözün açıksa bak da her taşın altında bir erin gizli olduğunu gör!<br />
Yol gösterici ortada, göz önünde; her Kelîm’in bir kilime bürünmüş olduğu meydandadır.<br />
<br />
Veliyi meşhur eden yine velidir. Veli, kime dilerse nasip verir.<br />
2350. Fakat deliliğe vurdu mu kimse akıl edip de onu anlayamaz.<br />
Bir hırsız, körden bir şey çaldı mı kör, onu bulabilir mi hiç<br />
Hırsız, gelip ona çatsa bile kör, hırsız kimdir Ne anlasın<br />
Köpek, kör yoksulu ısırsa bile kör, kendisini dalayan köpeği nereden bilecek<br />
Köpeğin kör bir dilenciye saldırması<br />
Bir köpek, mahallede bir kör bir dilenciye savaş aslanı gibi saldırdı.<br />
2355. Ay bile yoksulların izi tozunu gözüne sürme gibi çektiği halde, köpek, kızgınlıkla yoksullara saldırır.<br />
Kör, köpeğin sesinden korktu, âciz oldu. Ona tâzim etmeye başladı:<br />
“ Ey avcılar beyi, ey av aslanı, el senin elin (hüküm senin hükmün), benden el çek” demeye başladı.<br />
Hakîmin biri de zaruret yüzünden eşeğin kuyruğunu ağırlamış, o kuyruğa Kerim lâkabını takmıştır.<br />
Kör de zora gelince köpeğe “ Ey aslan, benim gibi arık birisini avlayıp da ne yapacaksın<br />
2360. Dostların çölde yaban eşeği avlamaktalar, sense mahallede kör avlıyorsun, bu ne kötü şey!<br />
Dostların avda yaban eşeği arıyorlar, sen sokakta hile düzüp kör arıyorsun” dedi.<br />
Bilgili köpek yaban eşeği avlar, bilgisiz köpekse köre kasteder.<br />
Köpek bile, ilim öğrenince azgınlıktan kurtulur, ormanlarda helâl hayvanlar avlar.<br />
Köpek bile âlim olunca savaşta çevikleşir.. köpek bile ârif olunca Eshâb-ı Kehif’ten olur.<br />
2365. Köpek bile avcıları kimdir, anlar, tanır. Yarabbi, her şeyi tanıtan o nur nedir ki<br />
Körün tanıyamaması, gözü olmadığından değildir; bu, onun bilgisizlikten sarhoş olması yüzündendir.<br />
Kör, bu yeryüzünden de daha gözsüz değil ya! Halbuki bu yer bile Allah inayetiyle düşmanı tanıdı!<br />
Musa’nın nurunu gördü, ona iltifat etti, Karun’u ise tanıdı yere geçirdi.<br />
Benlikte bulunan her kişiyi helâk etti, Allahnın “ Ya ard ublai” emrini anladı.<br />
2370. Toprak su, yer ve kıvılcımlı ateş.. bizimle her şeyden habersiz fakat Allah ile her şeyden haberdardırlar.<br />
Bizim ise onun aksine Hak’tan gayrı her şeyden haberimiz var da Hak’tan haberimiz yoktur. Tehditçilerden bihaberiz!<br />
Hülâsa onların hepsi Allah emanetini yüklenmekten korktular, çekindiler. Fakat hayvanla karışınca bu çekinmeleri, bu<br />
çalışmaları körleşti, neticesiz bir hale geldi!<br />
“ Hepimiz de halkla diri, Hak’la ölü bir hale gelen bu hayattan bîzarız” dediler.<br />
Birisi, anası babası öldü mü yetim olur. Hak’la ünsiyet için kalb-i selim gerek!<br />
2375. Hırsız, bir körden bir kumaş çaldı mı kör, bilmeden feryada başlar.<br />
Fakat hırsız ona “Senin malını ben çaldım,ben hilebaz bir hırsızım” demedikçe,<br />
Kör, hırsızı nereden bilecek Gözünün nuru, gözünün ışığı yok ki!<br />
Ama sesini duydun mu onu sımsıkı tut, koy verme de çaldığı şeyleri söylet.<br />
Hırsızı yakalayıp, sıkıştırmak, çaldığını çırptığını söyletmek cihadı ekberdir.<br />
2380. O , önce senin gözünün sürmesini çaldı. Onu elde ettin mi, yine gözlerine nur gelir.<br />
Gönül’ün kayıp malı olan hikmet kumaşı, ehli dilden elde edilir.<br />
Kör olan gönül, canı, kulağı,gözü olsa bile hırsız Şeytan’ın izini bulamaz, onu elde edemez.<br />
Şeytanın izini bulmayı, hırsızı elde etmeyi, gönül ehli olanlardan um, bu işi onlardan iste; taştan topraktan değil.<br />
Çünkü halk, gönül ehline nispetle taş, topaç gibidir, âdeta cansızdır.<br />
Danışacak adam arayan da o deliliğe vurmuş delinin huzuruna geldi, dedi ki : “ Ey kendini çocuk gösteren baba, bana<br />
bir sır söyle.”<br />
2385. Veli dedi ki: “ Git bu halkayı çalıp durma. Kapı kapalı. Bu gün sır söylenecek gün değil, başka vakit gel.<br />
Eğer Lâ mekân âleminde mekâna yer olsaydı ben de şeyhler gibi dükkânda oturur, alışverişe koyulurdum”<br />
Muhtesibin,harap bir halde yere yıkılmış sarhoşu<br />
zindana dâvet etmesi<br />
Muhtesip gece yarısı bir yere uğradı. Duvar dibinde bir adamın uyuduğunu gördü.<br />
“ Hey, sarhoş musun,ne içtin Söyle”dedi. Adam dedi ki: “ Testidekinden içtim!”<br />
Muhtesip “ Söyle, testide ne var ” diye sordu. Adam, “İçtiğim şey” diye cevap verdi. Muhtesip, “ Bu gizli bir lâf.<br />
2390. Ne içtin, içtiğin ne ” diye sordu. Adam “ Testide gizli olan şey işte” dedi.<br />
Bu sual cevap, birbirine ulanıp gitti.Muhtesip de eşek gibi çamura saplanıp kaldı.<br />
Ona, “ Gel de bir ah de bakalım” dedi. Sarhoş söz söylerken “ Hu, hu” dedi.<br />
Muhtesip, “ Ben sana ah dedim, hu, de demedim,sen hu diyorsun” deyince, adam, “ Ben neşeliyim, sen gamdan iki<br />
<br />
büklüm olmuşsun.<br />
Ah; dertten , gamdan, zulümden olur. Sarhoşların bu hu’larıysa neşedendir.” dedi.<br />
2395. Muhtesip, “ Ben şunu,bunu bilmem,kalk.Marifet satıp durma. Bu dırıltıyı bırak”dedi.<br />
Adam, “Yürü be.. sen neredesin, ben nerede ” deyince, Muhtesip, “ Hadi kalk, zindana gel” dedi.<br />
Sarhoş dedi ki: “ Be Muhtesip, beni bırak da yürü işine. Çıplak adamdan rehin alabilir misin sen<br />
Eğer benim yürümeye kuvvetim olsaydı burada yatar mıydım. Evime giderdim.<br />
Eğer benim de aklım olsaydı, imkânını bulsaydım şeyhler gibi dükkân başında bulunurdum.”<br />
Adam’ın halini anlamak için o ulu zatı ikinci<br />
defa olarak konuşturması<br />
2400. O, büyük adamın ahvalini öğrenmek isteyen adam “ Ey sopayı at edinip binen atlı, bir an için olsun atını bu tarafa<br />
sür dedi.<br />
Adam, “ Çabuk söyle, atım çok serkeştir, pek huyludur.<br />
Çabuk ol ki seni tepmesin. Ne soracaksan açıkça sor bakalım” diyerek sopasını o tarafa sürdü.<br />
Adam gönlündeki sırrı söylemeye imkân bulamadı. Ondan vazgeçip veliyi alaya aldı.<br />
Dedi ki: “ Bu sokakta oturan kadınlardan birini almak istiyorum. Benim gibi bir adama acaba hangisi lâyık ”<br />
2405. Veli, “ Dünyada üç türlü kadın vardır. İkisi zahmet ve mihnetten ibarettir, biri dâimi bir hazinedir.<br />
Onu alırsan tamamıyla senin olur. İkincisinin yarısı senin olur, yarısı senden ayrı kalır.<br />
Üçüncü ise hiç sana mal olmaz. Bunu duydun ya. Hadi şimdi yürü, ben gidiyorum.<br />
Sen de durma atım seni tepelemesin. Yoksa bir düştün mü, bir daha kalkamazsın!” dedi.<br />
Şeyh, sopasını sürüp çocukların arasına katıldı.O genç adam ona tekrar bağırdı.<br />
2410. “ Gel de hiç olmazsa şunu etraflıca anlat. Bu söylediğin üç çeşit kadın kimlerdir Onu bir söyle!”<br />
Şeyh, yine onun yanına at sürüp dedi ki : “ Bakir, tamamıyla sana mal olur, gamdan kurtulursun.<br />
Yarısı senin olan da duldur. Fakat hiçbir suretle sana mal olmayan, evlâdı olan kadındır.<br />
İlk kocasından evlâdı olursa sevgisi de, bütün hâtıraları da oraya gider.<br />
Hadi git, atım seni tepmesin.Uzaklaş, yoksa serkeş atımın nalı seni ezer!<br />
2415. Şeyh yine hay huy edip sopasını sürdü, yine çocukları yanına çağırdı.<br />
Adam tekrar bağırdı : “ Ey ulu padişah, bir sualim kaldı, gel!” dedi.<br />
Şeyh tekrar o tarafa gelip “ Çabuk söyle, nedir Çok duramam, çünkü o çocuk meydandan topumu kaptı!” dedi.<br />
Adam “ Ey Padişah, bu kadar akla, edebe sahip olduğun halde bu ne divanelik, bu ne iş. Şaşılacak şey!<br />
Sen söz söylerken Aklı Küllünde ötesindesin; bir güneş olduğun halde nasıl delilikle gizleniyorsun” dedi.<br />
2420. Şeyh dedi ki:”Bu külhanbeyleri beni bu şehre kadı yapmaya karar verdiler.<br />
Reddettim, imkânı yok. Senin gibi âlim , fâzıl kimse yok.<br />
Şeriatta da senden aşağı birisini kendimize ulu yapmamıza müsaade yok.” dediler.<br />
Bunun zoruyla kendimi deli gösterdim, deliliğe Allah rahmeti geç erişir ama adamakıllı eriyordum. Fakat hakikatte<br />
evvelce ne idiysem yine oyum benim ben.<br />
2425. Aklım hazinedir, ben viraneyim. Deliyim hazineyi gösterirsem!<br />
Divane odur ki divane olmadı, divane odur ki bu bekçiyi gördüğü halde evine girmedi.<br />
Benim bilgim cevherdir, araz değil.Bu değerli bilgi, bir maksada erişmek için değil ki.<br />
Ben şeker madeniyim, şeker kamışıyım, hem benden yetişmekte, hem ben yiyorum.<br />
Bir bilgiyi işiten kişi beğenmez, kabul eylemez, feryat ederse o bilgi taklit bilgisidir, öğrenilerek elde edilmiştir.( adama<br />
mal olmamıştır.)<br />
2430. Çünkü geçim elde edilmiştir, gönül aydınlatmak için değil. Bu ilim de, tâlibi gibi aşağılık dünya ilmidir.<br />
Bazı adamlar, havas ve avama görünmek için ilim öğrenmek ister, bu âlemden halâs olmak için değil.<br />
Böyle adam fareye benzer; her tarafı deler ama vuslat nurlarından gafildir.<br />
Nuru, sahraya yol bulamadığı için ona bu karanlık kuyusu, hoş bir meskendir.<br />
Fakat Allah, ona akıl kanadını ihsan ederse farelikten kurtulur, kuşlar gibi uçar.<br />
2435. Kanat aramazsa yerin dibinde kalır, Simâk burcuna yol bulmaktan ümitsiz bir hale düşer.<br />
Söze gelen ilim, cansızdır; satın alıcıların yüzüne âşıktır.<br />
Münakaşa ve mübahase zamanı o ilim, büyük görünür ama alıcısı olmayınca ölür gider.<br />
Halbuki benim müşterim Allah’dır. Beni o yüceltir, o satın alır.<br />
Benim kanımın diyeti ululuk sahibi Allah’nın cemalidir. Ben kendi kan diyetimi yemekteyim, bu bana helâl bir kazançtır.<br />
2440. Bu müflis alıcıları bırak. Bir avuç toprak, ne satın alabilir ki<br />
<br />
Toprak yeme, toprak alma, toprağı arama. Çünkü toprak yiyenin yüzü daima sapsarıdır.<br />
Gönül ye de daima genç kal. Benzin, tecelliden erguvana dönsün!”<br />
Yarabbi , bu ihsan bizim işimiz değil. Senin lûtfun, gizli lûtfe yol göstericidir.<br />
Ey düşkünlerin ellerini tutan, elimizi tut. Bizi al.. perdeyi kaldır, perdemizi yırtma.<br />
2445. Bizi bu murdar nefisten kurtar. Çünkü bıçağı kemiğimize kadar dayandı.<br />
Ey tacı,tahtı olmayan padişah, bizim gibi biçarelerden bu kuvvetli bağı kim çözebilir<br />
Ey muhabbet ihsan eden muhabbetli Allah, böyle sağlam bir kilidi, senin fazlından başka kim açabilir<br />
Biz kendimizden vazgeçer, yüzümüzü sana tutarız.Çünkü sen, bize bizden yakınsın.<br />
Bu dua da senin öğretmenledir, senin ihsanındandır. Yoksa külhanda nasıl olur da gül bahçesi yetişir<br />
2450. Kan ve bağırsak arasında kalmış olan anlayış ve akıl senin ikramından başka bir şey nakletmez ki,<br />
İki parça yağdan çıkan bu ruhani nurun nurani dalgası göklere vurmakta..<br />
Bu dil denen et parçasından hikmet nehri ırmak gibi akmakta..<br />
Kulak denen deliklerden akıp, meyvesi akıl ve anlayış olan can bağına kadar gitmekte.<br />
Canlar bağının ana yolu da o anlayışın yolu. Âlemin bağları, bostanları onun fer’inden ibaret.<br />
2455. Bu hoşlukların aslı ve kaynağı o. Haydi, hemen “ O, bahçelerin inişlerinde nehirler akar” âyetini oku artık.”<br />
Peygamber Sallâllahu Aleyhi Ve Sellem’in hastaya nasihat etmesi hikâyesinin sonu<br />
Peygamber, o hastayı dolaştı, o ağlayıp inleyen zavallının halini hatırını sordu. Sonra dedi ki :<br />
“ Acaba sen bir çeşit dua mı ettin, bilmeyerek bir zehirli aş mı yedin<br />
Hele bir hatırla bakayım, nefsin, hilesinden coşunca ne çeşit duada bulundun ”<br />
Hasta “ Hiç hatırıma gelmiyor. Himmet et de hatırlayayım” dedi.<br />
2460. Mustafa’nın nur bağışlayan huzuru hürmetine duayı hatırladı.<br />
Her yanı aydınlatan Peygamber’in himmeti, ona hatırlayamadığını hatırlattı.<br />
Hakla bâtıl arasını ayırt eden aydınlık, gönülden gönüle açılmış olan pencereden parladı.<br />
Dedi ki : “Ya Resulallah, bir hezeyandır ettim, şimdicek duamı hatırladım.<br />
Daima günaha giriftar olup duruyordum. Denize düşenin yılana sarılması gibi önüme ne gelirse sarılıyordum.<br />
2465. Sen, suçluları çok şiddetli azaplarla tehdit etmiştin.<br />
Istıraba düştüm, çarem kalmadı. Bağ pek sıkı, kilit kapalıydı.<br />
Ne sabredebiliyordum. Ne kaçacak, kurtulacak yer vardı. Ne tövbe etmeye bir ümidim kalmıştı, ne dayanmama imkân.<br />
Elemden Harut’la Marut gibi ah ederek dedim ki : Ey yaratan Allah’m.<br />
Harut’la Marut tehlikeden kurtulmak için Bâbil Kuyusunu dilediler.<br />
2470. Gürbüz, akıllı, hatta sihirbaza benzer, her şeye muktedir oldukları halde onlar bile ahret azabını o kuyuda çekmek<br />
istediler.<br />
İyi de ettiler, tam yerinde bir işti. Dumandan çekilen zahmet ateşe nispetle elbette kolaydır, ehemmiyetsizdir.<br />
Ahiret âzabını tavsife imkân yoktur. Onun yanın da dünya azabının ehemmiyeti olamaz.<br />
Ne mutlu o kişiye ki savaşır, çabalar, bedenine azap eder.<br />
O cihanın azabından kurtulsun diye bu azap çekme ibadetine katlanır.<br />
2475. Ben de, Yarabbi, bana o azabı hemencecik burada çektir de,<br />
O âlemde rahat edeyim diye dua edip durmaktaydım. İstek kapısının halkasını bu suretle çalışıyordum.<br />
Derken bu hastalığa tutuldum. Canım zahmetten âramsız bir hale düştü.<br />
Zikrinden, evradımdan kaldım. Kendimden de haberim yoktu, iyiden, kötüden de.<br />
Yüzünü görmeseydim; ey kutlu, ey kokusu güzel ve mübarek Peygamber ;<br />
2480. Hayat kaydından tamamıyla sıyrılacaktım. Bana padişaha lütfedip derttaş oldun da bu gamdan kurtardın”<br />
Peygamber, “ Ne yaptın Sakın bir daha bu duada bulunma. Kendi kökünü kendin kazıp sökme.<br />
Ey zayıf karınca, senin ne takatin var ki böyle bir yüce dağı yüklenmeye kalkışıyorsun ! ” dedi.<br />
Adam dedi ki : “ Sultanım, tövbe ettim. Bir daha böyle bir cürette bulunmam, böyle bir lâf etmem.”<br />
Bu cihan bir çöldür, sen Musa’sın. Biz de günahımız yüzünden çölde iptilâlara uğramış kişileriz.<br />
2485. Yılarcadır yol görüyoruz, fakat sonunda yine ilk konakta esiriz.<br />
Musa’nın kavmi bir hayli yol aldıkları halde sonunda yine kendilerini ilk adım attıkları yerde buldular.<br />
Musa’nın gönlü bizden razı olsaydı, bu çöle bir yol, bir uç bulunurdu.<br />
Fakat bizden tamamıyla usanmış olsaydı hiç yemeğimiz gökten gelir miydi<br />
<br />
Bir taş parçasından kaynaklar coşar mıydı, çölde canımızı kurtarabilir miydik<br />
Hattâ bundan vazgeçtik, yemek yerine üstümüze ateş yağar, konduğumuz bu konakta alevlenir, yanardık.<br />
2490. Musa, bizden hem hoşnut, hem değil.. gâh dostumuz, gâh düşmanımız.<br />
Hışımı; pılımızı, pırtımızı ateşlemekte.. hilmi belâya siper olmakta.<br />
Nasıl olur da hem hilimle muamele eder, hem hışımla Fakat ey aziz Allah, bu senin lütfundan, bu lütuf, az görülmüş,<br />
bir şey değil ki.<br />
Adamın karşısında bulunan kimseyi yüzüne karşı methetmesi hoş bir şey değil. Onun için Musa’nın adını mahsus<br />
anıyorum.<br />
Yoksa değil Musa, kim olursa olsun.. senin karşında başka birinden bahsetmem yaraşır mı<br />
2495. Bizim ahitlerimiz yüzlerce, binlerce defa bozuldu. Fakat senin ahdin dağ gibi , yerinden bile oynamıyor.<br />
Bizim ahdimiz saman çöpüne benzer, her çeşit rüzgâra karşı zebundur. Senin ahdinse dağ gibi, hattâ yüzlerce dağdan<br />
da kuvvetli.<br />
O kuvvet hakkı için ey renklere sahip olan, bizim renkten renge girişimize bir acı!<br />
Kendimizi de gördük, rüsvay oluşumuzu da.Padişahım, bizi fazla imtihana çekme.<br />
De ey kerem sahibi ve yardımı istenen Allah, öbür ayıplarımızı, öbür kötülüklerimizi gizli bırak.<br />
2500. Sen cemalde, kemalde sonsuzun; biz eğrilikte sapıklıkta sonsuz!<br />
Şu bir avuç aşağılık kişililerin kötülükteki sonsuzluğunu sonsuz lütfunla, cemal ve kemalinle ört.<br />
Aman elbisemizden zaten bir tek iplik kaldı. Bir şehirdik, tek bir duvarımız yerinde.<br />
Ey sahibimiz, şu kalanı koru, şu kalanı koru da Şeytan, tamamıyla sevinmesin.<br />
Bizim hatırımız için değil, suçluları yine arayıp kayırdığın o kadim lütfun hakkı için Yarabbi.<br />
2505. Madem ki kudretini gösterdin, merhametini de göster,ey et ve yağ parçalarına merhametler ihsan eden Allah.<br />
Eğer bu dua gazabını arttırıyorsa ulu Allah, sen bize bir dua öğret.<br />
Nitekim Âdem cennetten çıkınca ona tövbe etmeyi nasip ettin de kötü Şeytan2dan kurtuldu.<br />
Şeytan da kimdir ki Âdemden üstün olsun, böyle bir düzenle oyunu kazansın, onu alt etsin.<br />
Bunların hepsi de hakikatte Âdem’in faydasını temin etti. Şeytan’ın hilesi, düzeni, o hasetçiye lânet edilmesine sebep<br />
oldu.<br />
2510. Şeytan, bir oyunu gördü de iki yüz oyunu göremedi. O yüzden kendi evinin direğini kendisi kesti.<br />
Gece vakti başkalarının ekinini ateşlemek istedi, fakat yel, ateşi kendi ekinine sürdü.<br />
Lânet, Şeytana bir gözbağı oldu, bu yüzden hileyi düşmanı olan Âdem’e ziyan sandı.<br />
Lânet dediğin de işte insanı böyle ters görüşlü yapar. Hasetçi, kendini görür, beğenir, kindar bir hale gelir.<br />
Nihayet kötülüğün, sonunda dönüp kötülükte bulunana geleceğini, ona ziyan vereceğini anlamaz.<br />
2515. Kendisini mat edecek şeylerin hepsini aksine görür. Halbuki mat olan kendisidir, kendisi ziyan eder!<br />
Çünkü kendisi bir hiçten ibaret olduğunu görse, yarasının öldürücü ve şiddetli olduğunu bilse,<br />
Böyle görüş, böyle biliş ,adamın gönlünü dertlendirir. Dert de onu hicaptan çıkarırdı.<br />
Anaları doğum ağrısı tutmasa çocuk doğmaya hiçbir yol bulamaz.<br />
Bu emanet gönüldedir, gönülde gebe.Bu nasihatlerse ebeye benzer.<br />
2520. Ebe “ Kadının ağrısı yok, ağrı lâzım, ağrı çocuğa yoldur” der.<br />
Dertsiz kişi yol vurucudur, dertsizlik “Enel Hak- ben Hakk’ım” demektir.<br />
Bu “Ene” sözünü vakitsiz söylemek; lânete düşmektir, “ Ene” yi vaktinde söylemek rahmettir.<br />
Mansur’un “ Ene” deyişi, şüphe yok ki rahmetten ibarettir; fakat Firavunun “ Ene” deyişine bir bak, lânetin ta kendisi!<br />
Hulasa vakitsiz öten her horozun ibret için başını kesmek gerekir.<br />
2525. Baş kesmek nedir Dünyada nefsi öldürmek, nefsin dileklerini terk etmek.<br />
Bu da öldürülmekten kurtulsun diye akrebin iğnesini çıkarmak gibidir.<br />
Taşla tepelenme belâsından kurtulsun diye yılanın zehirli dişini sökersin ya!<br />
Nefsi, pirin gölgesinden başka hiçbir şey öldürmez. O nefis öldürenin eteğine sımsıkı sarıl.<br />
Eteğini sıkıca tuttun mu , bu, Allah tevfikidir. Sende beliren her kuvvet, onun seni çekişinden, dileyişinden meydana<br />
gelir.<br />
2530. “ Ma remeye iz remeyte” iyi bil. Canın nesi varsa canlar canındandır.<br />
Elini tutan, yükünü yüklenen odur. Her an, her nefes, o anı, o nefesi ondan um!<br />
Onun feyzine geç mazhar olduysan gam yeme. Bilirsin ki ihmal etmez, imhal eder.<br />
Allah rahmeti geç erişir ama adamakıllı erişir, seni bir an bile huzurundan ayırmaz, her an seninledir.<br />
Bu vuslatın, bu muhabbetin şerhini duymak istersen adamakıllı düşünerek “Vedduha” suresini okuyuver!<br />
2535. Eğer sen kötülükler de ondandır dersen öyledir ama bundan onun kemaline noksan mı gelir ki<br />
<br />
Bu kötülük ihsanı da onun kemalindendir. Dinle ulu kişi, sana bir misal getireyim:<br />
Meselâ ressam iki türlü resim yapar: Güzellerin resimleriyle,çirkin resimleri.<br />
Yusuf’un, yaratılışı güzel hurinin resmini de yapar, ifritlerin,çirkin iblislerin resmini de.<br />
İki türlü resim de onun üstatlığının eseridir.Bu,ressamın çirkinliğine delil olamaz, bilâkis üstatlığına delildir.<br />
2540. Çirkini gayet çirkin olarak yapar, o derecede ki bütün çirkinlikler, onun etrafında döner, örülür.<br />
Bu suretle de bilgisindeki kemal meydana gelir, üstatlığını inkâr eden rüsvay olur.<br />
Eğer çirkinin resmini yapmayı bilmezse ressam, nâkıstır. İşte bu yüzden Allah hem kâfirin yaratıcısıdır, hem müminin.<br />
Bu yüzden küfür de Allah’lığına şahittir, iman da. İkisi de ona secde eder.<br />
Fakat bil ki müminin secdesi dileyerektir. Çünkü mümin, Allah rızasını arar, maksadı onun rızasını almaktır.<br />
2545. Kâfir de istemeyerek Allah’ya tapar ama onun maksadı başkadır.<br />
Padişahın kalesini yapar amam beylik dâvasındadır.<br />
Kale, onun malı olsun diye isyan eder, fakat nihayet kale, padişahın eline geçer.<br />
Müminse o kaleyi padişah için tamir eder, makam sahibi, mevki sahibi olmak için değil.<br />
Çirkin, “ Ey çirkini de yaratan padişah, sen güzeli de yaratmaya kaadirsin, çirkini de” der.<br />
2550. Güzel de “ Ey güzellik padişahı, beni bütün ayıplardan arıttın” der.<br />
Peygamber Sallâllahu Aleyhi Ve Sellem’in nasihat etmesi ve hastaya dua öğretmesi<br />
Peygamber, o hastaya dedi ki: “ Sen, şunu söyle; Allah, sen bize güçlükleri kolaylaştır.<br />
Dünya yurdunda bize iyilik ver, ahiret yurdunda da.<br />
Yolumuzu gül bahçesi gibi lâtif bir hale getir, ey Yüce Allah, konağımız zaten sensin.”<br />
Müminler mahşerde derler ki; “ Ey melekler, cehennem müşterek bir yol değil miydi<br />
2555. Mümin de oraya uğrayacaktı, kâfir de. Fakat biz bu yolda ne duman gördük, ne ateş.<br />
İşte burası cennet, emniyet yurdu. Peki o aşağılık uğrak nerede ”<br />
Melekler derler ki: “ Hani geçerken filân yerde gördüğümüz o yemyeşil bahçe vardı ya.<br />
Cehennem, o şiddetli azap yurdu, işte orasıydı. Fakat size bağlık, bahçelik, yeşillik bir yer oldu.<br />
Siz, bu cehennem huylu, kötü suratlı, ateş meşrepli nefsi.<br />
2560. Çalışıp, çabalayıp tertemiz bir hale getirdiniz; Allah için ateşi söndürdünüz:<br />
Şulelenip duran şehvet ateşini takva yeşilliği, hidayet nuru haline soktunuz; Hırs ateşiniz hilim, bilgisizlik karanlığı ilim<br />
oldu;<br />
Hırs ateşini attınız; o ateş diken gibiydi, gül bahçesine döndü..<br />
Mademki siz kendinizdeki bütün ateşleri bizim için söndürdünüz, bu suretle de zehir, bal haline geldi.<br />
2565. Madem ki ateşe mensup olan nefsi bir bahçe yapıp oraya vefa tohumları ektiniz,<br />
Oradaki zikir ve tespih bülbülleri, yeşillikte, ırmak kıyısında güzel bir tarzda ötüşmeye koyuldular.<br />
Allah’ya, çağırana icabet ettiniz, nefis cehennemine su serptiniz.<br />
Bizim cehennemimiz de size yeşillik, gül bahçesi, ağaçlık haline geldi.”<br />
Oğul, ihsanın karşılığı nedir Lütuf, ihsan ve en değerli sevap.<br />
2570. Siz, biz kurbanız, varlık, iyilik vasıflarına karşı fâniyiz:<br />
Kalleşsek de, divaneysek de o sâkinin, o kadehin sarhoşlarıyız;<br />
Onun hükmüne, onun fermanına baş koymakta, tatlı canımızı ona peşkeş sunmaktayız.<br />
Sevgilinin hayali, gönüllerimizde oldukça; işimiz, kulluk ve can vermedir, demediniz mi<br />
Nerede bir belâ çırağı uyandırdılarsa orada yüz binlerce âşığın canını yaktılar.<br />
2575. Evin içinde ki âşıklar, sevgilinin cemali çırağına pervanedirler.<br />
Gönül, seninle nurlanan yere, belâlardan sana siperlerden olanların meclisine,<br />
Sana canlarında yer verenlerin, seni şaraplarla dopdolu bir kadeh haline getirenlerin yanına git!<br />
Onların canlarında yurt kur; ey aydın dolunay, gökyüzünde mekân tut!<br />
Onlar, sana sırları belirtmek için Utarit gibi gönül defterini açarlar.<br />
2580. Madem ki yerin yurdun yok.. bildiklerin yanına var, ay parçasıysan kâmil ve tamam bir aya yüz vur!<br />
Cüz’ün, küllünden çekinmesi de ne oluyor Muhalifle bu kaynaşma da ne<br />
Cinse bak, bir nev’ile karışınca, o cinsin nev’i olmuş.. gayıpları gör, ayn’ın nuru ile ayn kesilmiş.!<br />
Be akılsız, karı gibi işvelendikçe, yalana işveye kalkıştıkça, nasıl üst olacaksın<br />
Halkın seni övmesini, sana yaltaklanmasını, halkın tatlı ve kandırıcı sözlerini alıyor, altın gibi cebine indiriyorsun!<br />
2585. Sana Padişahların sövmesi, vurması, sapıkların övmesinden daha iyidir .<br />
Padişahların tokadını ye de aşağılık kişilerin balını yeme.. bu suretle er olanların ikbali yüzünden sen de bir er ol.<br />
<br />
Çünkü onlardan hil’at gelir, devlet gelir. Onlar, ruhun penahında cesedi, can haline getirirler.<br />
Nerede bir çıplak, bir yoksul görürsen bil ki bir kâmilden kaçmıştır.<br />
Gönlünün dilediğini yapmak, o kör, o kötü ve sermayesiz gönlün istediğini yerine getirmek için bir üstattan firar<br />
etmiştir.<br />
2590. Eğer ustanın dilediğine uysaydı kendisini de bezerdi, akrabasını da .<br />
Dünyada kim ustadan kaçarsa, devletten kaçar; bunu böyle bil.<br />
Ten kazancında bir sanat öğrendin, din sanatına da bir el ur!<br />
Dünyada elbisen var, zenginleştin; fakat bu âlemden gidince nasıl edeceksin<br />
Ahiret için de bir sanat öğren ki mağfiret kazancını elde edesin.<br />
2595. O cihan da pazarla, kazançla dolu bir şehirdir. Zannetme ki kazanma yalnız bu âlemdedir ve bu kazanç kâfidir!<br />
Ulu Allah “ Bu cihanın kazancı, o kazancın yanında çocuk oyuncağıdır” dedi.<br />
Hani bir çocuk, öbür çocuğun üstüne yürür, onunla konuşuyor birleşiyor gibi hareketlerde bulunur ya..<br />
Çocuklar, dükkâncılık oynarlar ya.. fakat zaman geçirmeden başka, ellerine bir şey girmez.<br />
Gece gelip çatar, çocuk evine aç döner, Öbür çocuklar giderler, tek başına kalakalır.<br />
2600. Bu âlem oyun yeridir, ölüm de gece. Geri döner gidersin, fakat kese bomboş,sen de yorgun argın!<br />
Be serkeş herif, din kazancı; aşktır, gönül cezbesidir, Hak nuruna kabiliyettir.<br />
Bu aşağılık nefis, senden fâni kazanç ister. Fakat niceye bir aşağılık şeyleri kazanıp duracaksın, bırak artık, yeter.!<br />
Aşağılık nefis eğer senden yüce bir kazanç dilese bile bu dilekte hile ve düzen vardır.<br />
İblis’in Muaviye’yi “Kalk,namaz vakti geldi” diye uyandırması<br />
Rivayet ederler : O Muaviye köşkünde bir bucakta uyumuştu.<br />
2605. Köşkün kapısı içerden kilitliydi, çünkü Muaviye halkın gelip gitmesinden yorulmuştu.<br />
Ansızın birisi onu uyandırdı. Muaviye gözünü açınca adam gözden sır oldu.<br />
Kendi kendisine, “ Köşke kimse giremez. Bu küstahlıkta, bu cürette bulunan kim acaba ” dedi.<br />
Etrafı dolaştı, gizlenen adamdan bir nişan bulmak için her tarafı araştırdı.<br />
Kapı ardında bir herif gördü. Adam kapıya sinmiş, yüzünü perde ile örtmüş gizlenmişti.<br />
2610. Muaviye “Hey sen, kimsin, adın ne ” diye sordu. Adam “ Adım açıkça söyleyeyim, Şaki İblis” diye cevap verdi.<br />
Muaviye “ Niye gayret ettin, beni niçin uyandırdın Bana doğru söyle, aykırı konuşma” dedi.<br />
İblis’in Muaviye’yi eşekten düşürmesi,kapalı konuşup bahaneler etmesi,Muaviye’nin ona cevap<br />
vermesi<br />
Şeytan “ Namaz vakti geldi. Hemen mescide koşmak gerek.<br />
Mustafa, mâna incisini delerek “ Acele edin, ibadetleri vakti geçmeden yapın buyurdu” dedi.<br />
Muaviye “ Hayır, hayır senin böyle bir maksadın olmaz. Bana hayra delil olasın, imkânı mı var<br />
2615. Hırsız, evime gizlice giriyor da “ Bekçilik ediyorum” diyor.<br />
Ben o hırsıza nasıl inanayım Hırsız, sevabı, ecri ne bilir” dedi.<br />
Yine İblis’in Muaviye’ye cevap vermesi<br />
Şeytan dedi ki: “ Biz, evvelce melektik. İbadet yoluna canla başla düzülmüştük .<br />
Yol saliklerine mahremdik, Arş sakinlerine hemdem,<br />
ilk sanat gönülden çıkar mı İlk sevgi nasıl olurda unutulur<br />
2620. Seferde Rum diyarı ehlinden birisini, yahut Huten’li birisini görmekle vatan sevgisi kalbinden çıkar mı<br />
Biz de bu şarabın sarhoşlarındandık, biz de kapısının âşıklarındandık.<br />
Göbeğimizi onun sevgisiyle kestik, sevgisini canımıza ektiler.<br />
Zamanede güzel günler gördük, baharda rahmet suları içtik.<br />
Bizim varlığımızı da “ Onun fazıl” ve ihsan eli ekmemiş midir Bizi de yoktan yaratan o değil mi<br />
2625. Ondan nice lûtuflar görmüşüz, rıza gülistanında nice dolaşmışız.<br />
Başımıza rahmet elini koyar, bize de lûtuf çeşmelerini izhar ederdi.<br />
Ben daha çocukken, süt emiyorken beşiğimi kim salladı O!<br />
Onun sütünden başka kimden süt emdim, onun tedbirinden başka beni kim yetiştirdi<br />
Vücuda sütle giren huyu, çıkarmaya kimin iktidarı vardır<br />
2630. Kerem denizi bir itapta, bulunsa bile, kerem kapılarını kapalı bırakır mı<br />
<br />
Onun, asıl peşin ihsan ettiği para, lûtuf ve vergisidir.Kahırsa, o paranın üstüne konmuş arızi bir tozdan ibarettir.<br />
Âlemi lûtfetmek için yarattı. Zerrelere, onun güneşi riayetlerde bulundu.<br />
Ayrılık bile, onun kahrından doğmakla berber vuslatın kadrini bilmek içindir.<br />
Bu suretle diler ki ayrıldığı, canın kulağını bursun, onu tedibetsin de can, vuslat günlerini bilsin.<br />
2635. Peygamber “ Allah, âlemi yaratmadan maksadım, ihsan etmekti.<br />
Yarattım ki benden bir fayda görsünler, balıma parmaklarını bansınlar.<br />
Ben bir fayda göreyim, çıplak adamdan bir libas elde edeyim diye yaratmadım, dedi” buyurmuştur.<br />
Birkaç gün oldu ki beni huzurundan kovdu. Fakat yine gözüm onun güzel yüzünde.<br />
Böyle bir yüzden bu çeşit kahra uğramak şaşılacak şey.Herkes sebeple meşgul olup durmakta.<br />
2640. Halbuki ben sebebe bakmam. Çünkü sebep sonra meydana gelen bir şeydir. Sonradan meydana gelen bir şeyin<br />
varlığına sebep olur.<br />
Ben ezeli lûtfa bakar, sonradan meydana geleni yırtar, iki parça ederim.<br />
Tutalım, Âdem’e secde etmemem hasettendi. Ama o haset de aşktan meydana geldi; inattan, inkârdan değil.<br />
Her haset, şüphesiz dostluktan meydana gelir. Sevgiliyle başkaları bir arada oturunca haset baş gösterir.<br />
Aksırana “ Çok yaşa “ demek dostluktan olduğu gibi, kıskançlık da dostluğun şartıdır.<br />
2645. Onun oyununda bundan başka bir oyun yoktu ki Oyna dedi, ben ne bilirim ki ona katayım<br />
Bir tek oyunum vardı, oynadım, kendimi kaldırıp belâya attım.<br />
Belâda da onun lezzetlerini tatmak istedim, ona mat oldum, ona mat oldum, ona mat oldum!<br />
Ey ulu kişi, bu altı cihetli âlemde kim, kendisini altı duygu kapısından kurtarabilir ki<br />
Altının cüz’ü, nasıl olurda küllünden kurtulur Hele keyfiyetsiz Allah onu eğri yaratmışsa!<br />
2650. Bu altı cihet içinde ateşe dalmış kişiyi ancak altı ciheti yaratan Allah kurtarabilir.<br />
Küfür olsun, iman olsun.. onun eliyle dokunmadır, onundur.”<br />
Muaviye’nin tekrar İblis’e İblis’in hilelerini anlatması<br />
Emîr ona dedi ki: “ Bunlar doğru. Fakat bunlardan senin payın eksik.<br />
Sen, benim gibi yüz binlerce kişinin yolunu urdum delik deldin, hazineye girdin!<br />
Hem ateş ve neft olasın, hem yakmayasın, buna imkân var mı Kimdir ki senin elinden elbisesi yırtılmamış olsun!<br />
2655. Ey, ateş senin tabiatın yakmaktır, bir şeyi yakmaman mümkün değil.<br />
Allah seni yakıcı bir hale getirmiş, bütün hırsızların üstadı etmiştir. İşte lânet budur.<br />
Allah ile yüz yüze konuştum. Ey düşman, senin hilene karşı ben kim oluyorum<br />
Senin marifetlerin, ıslık sesi gibidir, kuşların seslerine benzer, fakat kuş avlar.<br />
O, yüz binlerce kuşun yolunu urmuştur. Kuş,âşina bir kuş geldi sanıp aldanmıştır.<br />
2660. Havada uçarken ıslık sesini duyunca havadan iner, burada esir olur.<br />
Nuh’un kavmi senin hilenden feryada düşmüşler, gönülleri yanmış, göğüsleri paramparça olmuştur.<br />
Cihanda Âd kavmine rüzgârı sen yolladın, onları azaplara, mihnetlere sen düşürdün.<br />
Lût kavminin başına taş yağmasına sen sebep oldun. O kara suyun içinde, senin yüzünden boğuldular.<br />
Nemrut’un beyni, senin yüzünden döküldü binlerce fitneler meydana getiren Şeytan!<br />
2665. Filozof, zeki Firavunun aklı körleşti, senin yüzünden bir şey anlamaz oldu.<br />
Ebulehep de senin yüzünden naehil,oldu.Ebülhakem de senin yüzünden Ebucehil kesildi.<br />
Ey bu satrançta nam için yüz binlerce ustayı mat eden!<br />
Ey müşkül oyunlarıyla gönülleri yakan ve gönlüne merhamet gelmeyen!<br />
Sen hile denizisin, halk bir katradan ibaret. Sen dağ gibisin, selim kalpli insanlara ancak bir zerre!<br />
2670. Ey düşmanlık edip duran Şeytan, senin hilenden kim kurtulabilir Hepimiz tufana gark olmuşuz. Ancak Allah’nın<br />
koruduğu müstesna.<br />
Nice saadetli yıldız, senin yüzünden ihtiraka düşmüştür. Nice askerler, nice topluluklar, senin yüzünden darmadağın<br />
olmuştur!”<br />
İblis’in Muaviye’ye cevap vermesi<br />
İblis Muaviye’ye dedi ki: “ Bu bağı çöz. Ben, kalpla halis için mehenğim.<br />
Hak, beni aslanla köpeği imtihan etmek için yarattı, halisle kalpı ayırt etmek için halk etti.<br />
Ben, kalpın yüzünü ne vakit karartmışım.Kuyumcuyum ben, ona daima değerini verdim.<br />
2675. İyilere yol gösteririm, kuru dalları keserim. Bu otları niye ortaya koyarım Hayvan hangi cinstendir, meydana çıksın<br />
diye.<br />
<br />
Kurt, ceylândan bir yavru doğursa onun kurt, yahut ceylân oluşunda şüphe edilir.<br />
Önüne otla kemik koy. Bakalım hangisine tezce adım atacak, hangisine meyledecek<br />
Eğer kemiğe gelirse köpektir, ota meylederse şüphe yok, ceylân cinsindendir.<br />
2680. Kahırla lûtuf, birbirine eş oldu. Bu ikisinden bir hayır ve şer âlemi doğdu.<br />
Sen otla kemiği göster, nefis ve can gıdasını arz et.<br />
Nefis gıdasını isterse aşağılıktır, ruh gıdasını isterse serverdir.<br />
Tene hizmet ederse eşektir. Can denizine dalarsa inci bulur.<br />
Gerçi bu ikisi birbirine aykırı, hayır ve şerdir ama ikisi de bir iş başındadır.<br />
2685. Peygamberler, ibadetlerini arz ederler, düşmanlar şehvetlerini.<br />
Ben iyiyi nasıl kötüleştirebilirim Allah değilim ya! Ben bir davetçiyim, onları yaratan değil!<br />
Güzeli çirkin yapabilir miyim Rab değilim ki. Güzele çirkine bir aynayım.<br />
Hintli, bu, adamı kara suratlı gösteriyor diye aynayı yaktı.<br />
Ayna dedi ki: suç benim değil. Benim yüzümü cilâlayana kabahat bul!<br />
O beni gammaz yaptı, çirkin kimdir, güzel kim Söyleyeyim diye o, beni doğru sözlü etti.<br />
2690. Ben şahidim, şahidi zindana atmak nerede görülmüş Zindan ehli değilim. Allah şahidimdir.<br />
Ben de nerede meyveli bir ağaç görürsem onu dadı gibi besler, yetiştiririm.<br />
Fakat nerede bir acı ve kuru ağaç görürsem fışkı, miskten kurtulsun diye keserim.<br />
Kuru ağaç, bahçıvana “ Yiğit, suçsuz,günahsız niye benim başımı kesiyorsun ” der.<br />
Bahçıvan der ki: “ Sus, kötü huylu. Kuruluğun suç olarak yetmez mi ”<br />
2695. Kuru ağaç “Ben doğruyum, eğri değil. Niçin suçum yokken beni kesiyorsun der ” der.<br />
Bahçıvan der ki: “ Kutlu bir şey olsaydın da keşke eğri olsaydın, fakat yaş olsaydın!<br />
Öyle olsaydın Âbıhayatı çeker, dirilik suyu ile karışır, hayat bulurdun.<br />
Tohumun kötüymüş, aslın kötüymüş, güzel bir ağaca ulaşamamışsın.<br />
Güzel bir ağaç dalı, kötü bir ağaca aşılansa o güzellik, kötü ağacın tabiatını da güzelleştirir.”<br />
Muaviye’nin Şeytan’a kızıp sert muamelede bulunması<br />
2700. Emîr, Şeytana dedi ki: “ Ey yol urucu, delil getirme. Beni kandırmağa yol bulamazsın, yol arama.<br />
Sen bir dolandırıcısın ben de garip bir tâcirim. Getirdiğin her elbiseyi nasıl alabilirim<br />
Kâfirlik edip pılımın, pırtımın etrafında dolaşma. Sen hiç kimsenin malına müşteri değilsin.<br />
Dolandırıcı müşteri olamaz. Müşteri gibi görünse bile bu, hileden, düzenden ibarettir.<br />
Kim bilir, bu hasetçinin kabağında ne var Allah, bu düşmanın elinden bizi kurtar, feryadımıza yetiş!<br />
2705. Bir kere daha bana üfürür, beni bir kere daha afsunlarsa bu hırsız, hırkamı kaptı gitti!<br />
Onun bu sözü duman gibidir. Ey Allah, elimi tut, yoksa kilimim elden gider.<br />
Bir delil getirmekle İblis’e üst olamam.Çünkü o, her yüce, her aşağılık kişinin fitnecisi, imtihancısıdır.<br />
“ Allemel esma” ya bey olan Âdem bile bu köpeğin yıldırım gibi koşuşuna karşı yaya kalmıştır.<br />
Şeytan,onu bile cennetten yeryüzüne atmıştır. Âdem bile Simâk burcundayken balık gibi onun oltasına düşmüş,<br />
2710. “ Rabbenâ, zalemnâ” diye ağlayıp feryat etmiştir. Onun hilesine, düzenine nihayet yoktur.<br />
Onun her sözünde bir şey vardır, her sözünde yüz binlerce sihir gizlidir.<br />
Erlerin erliklerini bir nefeste bağlar; kadının erkeğin hevesini bir nefeste arttırır.<br />
Ey halkı yakıp yandıran fitneci İblis, niçin beni uyandırdın Doğruyu söyle!<br />
Şeytan, “ Kötü zan sahibi olan kişi, yüz nişan da olsa doğruyu işitmez.<br />
2715. Bir gönül, hayale düştü mü delil getirsen bile hayali artar.<br />
Söz, o gönülde illet haline gelir; gazinin kılıcı hırsıza âlet olur.<br />
Bu takdirde, öyle adama verilecek cevap susmaktan ibarettir.Ahmakla konuşmak deliliktir.<br />
Ey ahmak, benim şerrimden Allah’ya ne ağlayıp sızlanıyorsun Sen, o aşağılık nefsinin şerrinden ağla, sızlan!<br />
Sen helva yersin, çıban olur; sıtmaya tutulursun, sıhhatin bozulur.<br />
2720. Sonra da İblis’e suçu yokken lânet edersin. Niçin o şeytanlığı kendinde görmezsin<br />
Bu, ey azgın, İblis’ten değil,sendendir. Tilki gibi kuyruk peşinde koşup durmaktasın.<br />
Yeşillikte bir kuyruk gördün mü o tuzaktır, bunu niye bilmiyorsun<br />
Bilmiyorsun, çünkü kuyruğa meylin seni bilgiden uzaklaştırdı, gözünü, aklını kör etti.<br />
Sevdiğin şeyler seni kör ve sağır eder; düşmanlığa kalkışma, bu cinayeti, kara nefsin işledi.<br />
2725. Bana suç bulma , aykırı görme.Ben, kötülükten de bizarım, hırstan da, kinden de!<br />
Bir kere kötülük ettim, hâlâ pişmanım; gecem gündüz olsun diye bekleyip duruyorum.<br />
Halk arasında müttehim oldum, herkes, kadın olsun erkek olsun kendi işini bana isnat ediyor.<br />
<br />
Zavallı kurt, aç bile olsa uyduruyor diye itham edilir.<br />
Zayıflıktan yol yürümeye kudreti olmasa bile çok yemeden imtilâ olmuştur derler” dedi.<br />
Muaviye’nin tekrar İblis’e ısrarı<br />
2730. Muaviye dedi ki: “ Seni doğruluktan başka bir şey kurtaramaz. Adalet, seni doğruluğa davet etmekte.<br />
Doğru söyle de elimden kurtul. Hile , savaşımın tozunu yatıştıramaz.”<br />
Şeytan, “Ey hayal kuran, düşüncelere dalan, doğruyu, yalanı nasıl anladın ” dedi.<br />
Muaviye, “ Peygamber, nişanesini bildirmiş, kalpla sağlamı anlamak için mehenk vermiş;<br />
“ Yalan kalplerde şüphe uyandırır, doğru kalplere emniyet ve neşe verir “demiştir.<br />
2735. Gönül, yalan sözden istirahat bulmaz.Suyla yağ karışık olursa çırağ aydınlık vermez.<br />
Doğru söz kalbe istirahat verir. Doğru sözler, gönül tuzağının taneleridir.<br />
Gönül hasta olur, ağzı kokarsa ancak o vakit doğruyla yalanın tadını almaz.<br />
Fakat gönül ağrıdan illetten salim olursa, yalanla doğrunun lezzetini adamakıllı bilir, anlar.<br />
Âdem’in buğdaya hırsı artınca bu hırs, gönlünden sıhhati, selâmeti kapıp götürdü.<br />
2740. Senin yalanına, işvene kulak astı, aldanıp öldürücü zehri içti.<br />
O anda akrebi buğdaydayken ayırt edemedi. Hevesle mest olan kişinin temyizi uçup gider.<br />
Halk, arzu ve heva sarhoşudur. Onu için senin yalanını dinler.<br />
Fakat hevadan vazgeçen, gözünü sırlara âşina etmiştir.<br />
Kadı’nın kadılıktan şikâyeti,naibinin ona verdiği cevap<br />
Birisini kadı yaptılar. Ağlayıp inlemeye koyuldu. Naip “ Kadıya bu ağlama nedir diye<br />
2745. Ağlamak, feryat etmek zamanı değil.. sevinecek, kutlanacak zamanın “ dedi.<br />
Kadı, bir ah edip dedi ki: “ Gönlüne hâkim olmayan, işin iç yüzünü bilmeyen kimse nasıl hükmedebilir O, işin<br />
hakikatini bilen iki kişi arasında bir cahilden başka bir şey değildir ki.<br />
O iki hasım , ne yaptıklarını bilirler.Zavallı, kadı o iki kişinin hilesini ne bilsin<br />
Hallerini bilmez, gafildir. Böyle olduğu halde kanlarına, mallarına nasıl hükmedecek ”<br />
Naip “ Hasımlar, bilgili ama illetlidir. Halbuki sen, cahilsin ama şeriat mumusun.<br />
2750. Çünkü sende bir kasıt ve illet yok. İşte şu illetsizlik yok mu Gözlerin nurudur.<br />
O iki bilgiyi, garazları kör etmiştir. Bilgilerini de kasıtları, illetleri mezara tıkmıştır.<br />
Kasıtsızlık, bilgisizi âlim yapar, kasıt ve garaz, ilmi aykırı bir hale sokar, zulüm haline koyar.<br />
Sen rüşvet almadıkça kör değilsin, fakat tamah ettin mi körsün, kul köle kesilirsin” dedi.<br />
Ben hevadan vazgeçmişim, şehvet lokmalarını az yemişim.<br />
2755. Gönlümün tat alma duygusu aydın.. doğruyu yalandan ayırt eder.<br />
Muaviye’nin İblis’i söyletmesi<br />
Sen niçin beni uyandırdın Be hilebaz, sen uyanıklığa düşmansın.<br />
Sen, afyona benzersin, daima uyutursun. Şaraba benzersin, aklı, bilgiyi giderirsin.<br />
Seni çarmıha gerdim. Haydi doğru söyle. Ben doğruyu bilir, anlarım, hileye sapma.<br />
Ben herkesten, tabiatında, huyunda ne varsa, neye sahipse onu ararım.<br />
2760. Sirkeden şeker lezzetini aramam. Karı tabiatlı erkeği asker yerine saymam.<br />
Gâvurlar gibi, bir putun Hak oluşunu, yahut Hak’tan bir alâmet, bir nişan buluşunu ummam.<br />
Fışkıdan misk kokusunu istemem. Irmak içinde kuru kerpiç araştırmam.<br />
Ağyar olan Şeytan’dan beni hayır için uyandırmayı ummam.”<br />
İblis, birçok hileye, düzene kalkıştıysa da Emîr, onun inadını, inkârını dinlemedi.<br />
İblis’in ,hilesini Muaviye’ye doğru söylemesi<br />
2765. Bunun üzerine sözü ağzının içinde geveleyerek dedi ki: “ Ey Muaviye, ben seni şunun için uyandırdım:<br />
Cemaate yetişesin, devletli Peygamber’in ardında namaz kılasın.<br />
Eğer namaz fevt olsaydı, vakit geçseydi bu cihan, sana nursuz, kapkaranlık kesilecekti.<br />
Bu ziyandan bu dertten dolayı ağlayacak, gözlerinden âdeta kâselerle yaş dökecektin.<br />
Herkes, ibadetten bir zevk alır, bu yüzden de bir an bile sabredemez, ibadette bulunur.<br />
2770. Fakat o dert, o gussa yüzlerce namaza değer. Nerede namaz, nerede o niyazın ışığı ”<br />
İhlâs sahibi birisinin cemaati kaçırdığından dolayı tahassür ve iştiyakı<br />
<br />
Birisi mescide girerken baktı ki halk mescitten çıkıyor.<br />
Cemaat dağıldı mı ki herkes acele,acele mescitten çıkıyor ” diye sordu.<br />
Birisi, “Peygamber, cemaatle namazını eda etti, duasını bile bitirdi.<br />
Ey ham adam, nereye gidiyorsun Peygamber, çoktan selâm verdi” dedi.<br />
2775. Adam bir ah çekti ki ahının dumanı göründü.Bir vah etti ki gönlünden kan kokusu geldi.<br />
Cemaatten biri “Sen bu ahı bana ver, ben o namazı sana bağışlayayım” dedi.<br />
Adam “Verdim, namazı da kabul ettim” dedi. Öbürü o ahı, yüzlerce niyazı aldı.<br />
Gece rüyasında hâtif ona “ Sen Âbıhayatı, derde dermen olan ameli aldın,<br />
O ahı seçmen, o âşıklar zümresine girmen yüzü suyu hürmetine de bütün cemaatin namazı kabul edildi” dedi.<br />
İblis’in Muaviye’ye hilesini söylemesi hikâyesinin sonu<br />
2780. Bunun üzerine Azazil dedi ki: “ Ey emîr, artık hilemi açığa vurayım.<br />
Eğer namazın fevt olsaydı gönlüne dert düşecek, ah ve figana başlayacaktın.<br />
O teessüf, o figan, o niyaz, yüzlerce zikirden, namazdan üstün olacaktır.<br />
Böyle bir ah, hicapları yakmasın diye korktum da seni, onun için uyandırdım.<br />
İstedim ki öyle bir ah etmeyesin, bu suretle de o yola sahip olmayasın.<br />
2785. Ben hasetçiyim, işte böyle bir hasette bulundum.Düşmanım; işim, gücüm, hile ve kinden ibarettir”<br />
Muaviye, bunun üzerine “ İşte şimdi doğruyu söyledin, senden bu beklenir, lâyığın budur.<br />
Sen örümceksin, ancak sinek tutabilirsin. Halbuki ben sinek değilim, zahmet etme a köpek!<br />
Ben ak doğanım, beni padişah avlar. Örümcek, etrafımızda nasıl olur da ağ örebilir<br />
Kudretin varken yürü, sinek avla, sinekleri bir ayran tası civarına çağır!<br />
2790. Onları bala çağırsan bile bu çağırış, şüphe yok yalandır, çağırdığın şey de yine ayran!<br />
Sen beni uyandırdın ama o uyandırış, uykunun ta kendisiydi. Bana gemi gösterdin ama gösterdiğin gemi, girdaptan<br />
ibaretti.<br />
Sen beni, daha iyi bir hayırdan mahrum etmek için hayra sevkettin” dedi.<br />
Ev sahibinin ,hırsızı yakalamak üzereyken birisinin seslenmesi yüzünden kaçırması<br />
Bu, şuna benzer: Bir adam, odasında hırsız görüp kovalamaya başladı.<br />
Birkaç kere peşinden dolaştı, iyice terledi.<br />
2795. Nihayet son saldırışta hırsıza yaklaştı. Bir sıçrasa tutacaktı.<br />
Biri “Buraya gel de belâ nişanelerini gör!<br />
Çabuk ol savaş eri, çabuk gel de burada ki ahvali bir gör” diye bağırdı.<br />
Adam, herhalde orada da bir hırsız olacak,hemen gitmezsem başıma belâ kesilecek,<br />
Çoluğuma ,çocuğuma el uzatacak. O vakit bunu tutmaktan ne faydam olur<br />
2800. Bu Müslüman, kerem edip beni çağırıyor.Hemencecik gitmezsem herhalde bir kötülüğü düşeceğim deyip.<br />
O iyilikçi Müslüman’ın şefkatine güvenerek hırsızı bıraktı yola düzüldü.<br />
Varıp “ Aziz dost ne var Böyle kimin elinden feryat ediyorsun ” dedi.<br />
Adam “ İşte, hırsızın ayak izine bak. Hırsız çalacağını çalıp bu tarafa gitmiş.<br />
İşte o kaltabanın ayak izi. Yürü, bu izi izle, ardından koş!”dedi.<br />
2805. Adam “ Be ahmak, sen ne söylüyorsun Ben onu tutmuşum.<br />
Sen bağırınca koyuverdim. Sen bir eşekmişsin meğerse. Bense seni adam sandım.<br />
Bu ne herze, bu ne hezeyan Ben kendisini tutmuştum, ayak izini ne yapayım ” dedi.<br />
Sen bir hilebazsın, yahut aptalın birisin. Hattâ belki de hırsızın ta kendisisin ve bu işi de mahsus yaptın.<br />
Öbürü “ Ben ayak izini gösteriyorum. İşin haki katından âgahım” dedi.<br />
2810. Adam dedi ki: “Sen ya düzenbazsın, ya ahmak, belki de hırsızın ta kendisisin de işi biliyorsun.<br />
Ben hasmımı çeke, çeke yakalamak üzereydim. İşte ayak izi diye sen koyuverttin. Sen cihetten bahsediyorsun, bense<br />
cihetlerden çıkmış, kurtulmuşum. Vuslatta delil ve âlamet olur mu ”<br />
Sıfatlarla perdelenmiş olan kişi, ancak sıfat görür. Zatı kaybeden kişidir ki sıfatlarda kalır.<br />
Oğul, Allah’ya ulaşanlar, zata gark olmuşlardır. Artık onlar sıfatlara nazar ederler mi<br />
Başın ırmağın dibinde oldukça renge bakabilir misin<br />
2815. Suyun rengine bakmak için dipten çıktın mı Güzel bir halıyı bırakmış, köhne bir kilimi almış olursun.<br />
Avamın ibadeti, havasın günahıdır. Avamın vuslatı bil ki havasın hicabıdır.<br />
Padişah bir veziri muhtesip yapsa, onun dostu değildir, düşmanıdır.<br />
<br />
Mamafih o vezir belki suç işlemiştir. Böyle birden bire muameleyi değiştirmek elbette sebepsiz olamaz.<br />
Çünkü önce muhtesip olan kişiye baht ve devlet nasip olmuş demektir.<br />
2820. Fakat önceden padişaha vezir olanı, sonra muhtesip yapmak kötü bir iş yaptığından olabilir.<br />
Fakat padişah, seni eşikten huzuruna çağırmış, sonra tekrar eşiğe sürmüşse,<br />
Şüphe etmeksizin bil ki bir suç ettin. Bilgisizlikle cebre yapışır.<br />
Kısmetim buymuş dersen neden önce o devlet kısmetin olmuştu<br />
Bilgisizlikle kendi kısmetini kendin teptin. Halbuki ehil olan kişi kısmetini artırır.<br />
Münafıkların Mescid-i Dırâr yapmaları<br />
2825. Aykırı gidişe Kuran’dan getireceğimiz başka bir misal de dinlesen yerindedir.<br />
Münafıklar, buna benzer bir çift- tek oyununu da Peygamberle oynamışlardı.<br />
“Ahmet dinini yüceltmek için bir mescit yapalım” dediler. Halbuki bu mürtetlikten başka bir şey değildi.<br />
Bu çeşit aykırı bir oyuna girişerek Peygamber’in mescidinden başka bir mescit yaptılar.<br />
Döşemesini, tavanını, kubbesini düzdüler.Fakat bununla cemaati ayırmak diliyorlardı.<br />
2830. Yalvararak Peygamber’in yanına geldiler, deve gibi huzuruna çöktüler.<br />
“ Ey Allah Peygamberi, lûtfedip o mescide kadar bir zahmet etsen;<br />
Kademlerinle kutlasan.. günlerin kıyamete kadar ter-ü taze olsun!<br />
Topraklı, bulutlu günün, zaruret ve yoksulluk gününün mescidi işte.<br />
Diledik ki oraya bir garip gelirse yer bulsun, bu hizmet konağında bolluğa ersin.<br />
2835. Bu suretle de din şiarı çoğalsın, etrafa yayılsın, dostlarla olunca acı yemiş bile hoştur.<br />
Bir an orayı şereflendir, bizi tezkiye et ,diğer sahabeye bildir.<br />
Mescide, mescittekilere iltifat et..sen aysın, biz de gece. Bir an olsun bizimle ol da.<br />
Gece cemalinle gündüze dönsün, ey cemali, geceleri aydınlatan güneş.!” dediler.<br />
Ah ne olurdu bu sözleri gönülden söyleselerdi de muratları olsaydı.<br />
2840. Gönül istemeden ağza gelen lâtif sözler, külhandaki yeşilliğe benzer dostlar.<br />
Uzaktan bak, geç. Yavrum onlar yemeye kokmaya değmez.<br />
Vefasızlara gitme. Onlar; iyi dinle, yıkık köprüdür.<br />
Bilgisiz biri oraya ayak basarsa köprü de yıkılır, ayağı da kırılır.<br />
Asker, nerede bir bozgunluğa uğrarsa, iki, üç karı tabiatlı adamın yüzünden uğrar.<br />
2845. O, erkek gibi silahlanıp savaş safına girer. Diğerleri de, işte tam dost diye ona güvenirler.<br />
Fakat savaş zahmetlerini gördü mü yüz çevirir. Onun kaçışı senin mânevi kuvvetini de kırar.<br />
Bu bahis, uzundur. Uzadıkça uzar, maksat da gizli kalır, geçelim.<br />
Münafıkların Peygamber’i Mescid-i Dırâr’a götürmek için kandırmaya çalışmaları<br />
Halk Peygamber’e masallar okumakta; yalan dolan atını sürmekteydiler.<br />
O merhametli, şefkatli Peygamber gülümseyerek ancak “ Peki” diyebildi.<br />
2850. O cemaatin teşekkür edilmesi icap eden işlerini anladı, icabet edeceğini söyleyerek haber getirenleri sevindirdi.<br />
Onların hileleri gözünün önünde görünüp duruyor, o hileleri süt içinde kıl görür gibi birer, birer görüyordu.<br />
Fakat o lûtuf sahibi Peygamber, kılı görmemezlikten geliyor, o zarif kimse sütü övüyordu..<br />
Yüz binlerce hile ve hud’a kıllarına o an gözünü yummuştu.<br />
O kerem denizi doğru buyurmuştu: “ Ben, sizi, sizden ziyade esirgerim,<br />
2855. Ben âdeta dehşetli surette alevlenmiş, yalınlanmış bir ateşin kıyısına oturmuş bir adama benzerim.<br />
Siz pervane gibi o tarafa koşuyorsunuz. Ben de iki elimle pervane koymaktayım”<br />
Münafıkların dileği üzerine Peygamber, o tarafa yürüyünce Allah gayreti haykırdı: “ Gul sesini dinleme,<br />
Bu habisler hile ettiler, söyledikleri sözlerin hepsi aykırıdır.<br />
Maksatları kara yüzlülükten başka bir şey değildir. Hıristiyanlarla Yahudiler, en hayırlı dini nasıl olur da aralar<br />
2860. Cehennem köprüsü üstüne bir köprü kurdular, Allah’ya tavlada hileye giriştiler”<br />
Maksatları Peygamber’in sahabesinin arasını bozmaktı. Her herzevekil Hakk’ın fazıl ve ihsanını nasıl tanır<br />
Şam’dan buraya bir Yahudi getirmek niyetindeydiler. Yahudiler, o Şam’lı Yahudi’nin va’zından sarhoş olmuşlardı.<br />
Peygamber, “ Gelmeğe gelirim ama şimdi yol üstündeyiz. Savaşa gidiyoruz.<br />
Savaştan dönünce o mescide giderim” buyurdu;<br />
2865. Onları defetti; savaşa gitti. O kötü, o yalancı kişileri bu suretle avuttu.<br />
Dönünce münafıklar, tekrar gelip evvelki va’dini hatırlattılar.<br />
<br />
Allah, “ Peygamber, açıkça söyle. Neticesi savaş bile olsa onların hıyanetlerini açığa vur” dedi.<br />
Peygamber de “ Ey hilebaz Kavim,susun da sırlarınızı söylemeyeyim”<br />
Deyip sırlarından birkaçını söyleyiverdi. Derhal halleri kötüleşti.<br />
2870. Münafıkların elçileri ,hemen “Hâşa, hâşa” demeğe başladılar.<br />
Her münafık, koltuğuna bir Mushaf urup hile ile Peygamber’e koştu;<br />
Yemin etmeye koyuldu. Çünkü yemin etmek siperdir, ve yemin etmek,yalancı kişilerin âdetidir.<br />
Yalancı, dolancı adam, dinde vefakâr olmadığından her an yeminini bozar.<br />
Doğruların yemin etmeğe ihtiyaçları yoktur. Onların gözleri aydındır.<br />
2875. Ahdi, misakı bozmak, ahmaklıktandır.Yeminine vefa etmek ve yemininde durmaksa temiz kişinin işidir.<br />
Peygamber dedi ki : “Sizin yemininize mi inanayım, Allah’nın yeminine mi ”<br />
Münafıklar, yine ellerin de Mushaf olduğu halde güya ağızlarının orucuyla yemin etmeye giriştiler.<br />
“ Bu doğru ve temiz kelâm hakkı için o mescidi kurmamız Allah rızası içindir.<br />
Bu hususta hiçbir hilemiz, düzenimiz yok. Orada ancak Allah’yı anacak, doğru bir yürekle Allah’ya ibadet edeceğiz”<br />
dediler.<br />
2880. Peygamber dedi ki : “ Allah’nın sesi, kulağına diğer sesler gibi gelmekte.<br />
Hak, kulaklarınızı mühürledi de Allah sesini duymuyorsunuz.<br />
İşte apaçık kulağıma Allah sesi gelip duruyor. Âdeta tortuyu saftan süzmekteyim”<br />
Nitekim ey bahtı kutlu, Hak sesi, Musa’ya da bir ağaçtan gelmişti.<br />
“ Ben Allahyım” sesini bir ağaçtan duymuştu. O sesle beraber nurlar belirmiş, parlamıştı.<br />
2885. Vahiy nuruna karşı aciz kalınca yine yemin etmeye koyuldular.<br />
Allah yemine siper demiştir. Savaşçı ,siperi elden bırakır mı<br />
Peygamber, yine apaçık onları yalanladı ve fasih bir surette onlara “ Şüphe yok, yalan söylüyorsunuz” dedi.<br />
Sahabeden birisinin inkâr düşüncesine düşüp ”Peygamber Sallâhü Aleyhi Ve Selem ne için ayıpları<br />
örtüyor” diye düşünmesi<br />
Peygamber, va’dinden dönünce sahabeden birisinin gönlüne inkâr düşüncesi düştü.<br />
Peygamber böyle ak sakallı, kâmil, koca kişileri utandırıyor.<br />
2890. Nerede kerem, nerede ayıp örtmek, nerede hayâ Hani Peygamberler, yüz binlerce ayıbı örterlerdi<br />
Dedi; derhal yine bu itiraz, yüzümüzü saratmasın, mahcup düşmeyeyim diye gönlünden istiğfar etti.<br />
Münafık kişilerle dost olmanın şomluğu mümini de onlar gibi çirkinleştirdi, âsileştirdi.<br />
Yine “ Ey gizli şeyleri bütün inceliğiyle bilen Allah, beni küfrümde ısrar eder bir halde bırakma.<br />
Bakışım nasıl elimde değilse, gönlüm de elimde değil. Yoksa bu an hışımla gönlümü yakardım” dedi.<br />
2895. Bu düşünceyle uykuya daldı, münafıkların mescidini fışkı ile dolu gördü.<br />
Mescidin taşları pislik içinde harap olmuştu. Onlardan kara dumanlar tütüyordu.<br />
Çıkan dumanlar, adamın boğazına girdi, boğazı yandı. O acı dumanın kokusundan uyandı.<br />
Hemen yüzüstü kapanıp ağlamaya başladı. Allah, bunlar, münkirlik nişanesi.<br />
Kahır ve gazap, beni iman nurundan ayıran böyle bir şefkatten daha iyi” diyordu.<br />
2900. Mecaz ehlinin çalışıp çabalamasını araştırsan görürsün ki soğan gibi kat, kattır.<br />
Fakat her katı, öbüründen daha içsiz, daha boş. Halbuki doğruların her işi öbüründen daha iyi, daha yerindedir.<br />
Münafıklar, ziyneti libaslarının üstüne. Kubâ Mescidini yıkmak için yüzlerce gayret kemeri kuşanmışlardı.<br />
Onlar, Eshab-ı Fil’e benziyorlardı. Habeşistan’da bir Kâbe yapmışlardı da Allah, Kâbelerine ateş vurmuştu.<br />
Bunun üzerine öç almak için Kâbe’yi yıkmaya niyetlendiler. Halleri nice oldu, Kuran’ı oku, anla!<br />
2905. Dinde kara yüzlü olanların hileden düzenden,savaştan başka bir şeyleri yoktur.<br />
Her sahabe, mescit hakkında apaçık bir rüya gördü, bu suretle münafıkların o mescidi yapmaktaki maksatları meydana<br />
çıktı.<br />
Bu rüyaları bir, bir söylesem şüphe edenlerce de hakikat apaçık anlaşılır.<br />
Fakat sırlarını açmaktan ürküyorum. Çünkü peygamberler nazenindirler, onlara naz yaraşır.<br />
Onlar şeriatı, taklide uymaksızın kabul etmişler, o peşin parayı mehenge vurmadan almamışlardır.<br />
2910. Kuran’ın hikmeti müminin kayıp malıdır. Herkes kaybını bilir, tanır.<br />
Kaybolmuş devesini soran kişinin hikâyesi<br />
<br />
Meselâ bir deven olsa da kaybetsen, araştırmaya koyulsan bulunca, senin deven olduğunu nasıl bilmezsin<br />
Arapça da “ Dalle” kaybolmuş, elinden kurtulup kaçmış, bir yere gizlenmiş deveye derler.<br />
Kervan, yükü yüklemeğe gelmiş. Seninse deven kaybolmuş, ortada yok.<br />
Dudağın kupkuru.. o yana bu yana koşup durmaktasın; kervan da uzaklaşıyor, gece de yakın.<br />
2915. Pılı pırtı kokulu yerde, toprak üstünde kalmış, sen deve peşinde şuraya buraya dönüp dolaşıyorsun.<br />
“ Müslümanlar; sabahleyin ahırdan bir deve kaçtı göreniniz var mı<br />
Kim söylerse, kim haber verirse şu kadar para veririm” demeye başlarsın;<br />
Herkesten sorup soruşturursun. Her aşağılık adam, sana bıyık altından güler.<br />
Biri “ Bir deve gördük, şu tarafa, çayıra doğru gidiyordu” der.<br />
2920. Öbürü “ Ha ,ha.. kulağı da kesikti” der, bir başkası da der ki: “Üstünde nakışlı bir çuval vardı.”<br />
Diğer biri “ Gördüm, tek gözlüydü” der, bir diğeri de der ki “ Uyuzluktan tüyü filân da kalmamıştı..<br />
Müjde almak için her bayağı adam, yüzlerce nişan söyler durur.<br />
Birbirine aykırı mezhepler arasında mütereddit bir hale geliş ve onlardan kurtuluş yolu<br />
Bu şuna benzer: Herkes marifet hususunda gayp mevsufunu bir sıfatla över.<br />
Filozof onu başka bir çeşitte anlatır. Mübahase eden, onun sözünü cerh eder.<br />
2925. Başka biri her ikisini de kınar. Bir başkası da riya ile can çekişir.<br />
Halk, bunları da o köyün adamı sansın diye her biri, bu yola ait deliller söyler.<br />
Hakikatten şunu bil ki bunların hepsi hak değildir. Fakat bu sürünün hepsi de sapık değil.<br />
Çünkü hak olmadıkça, bâtıl meydana çıkmaz. Ahmak, kalp altını, altın kokusunu duyar da alır.<br />
Âlem de sağlam ve geçer akçe olmasaydı kalpı nasıl harcayabilirdin<br />
2930. Doğru olmasaydı yalan olur muydu hiç O yalan, doğrudan nurlanır.<br />
Doğru ümidiyle eğriyi de alırlar. Zehri şekere dökerler de öyle içerler.<br />
Güzel ve tatlı buğday olmasaydı, buğday gösterip arpa satan ne yapardı<br />
Şu halde bütün bu sözler bâtıldır. Bâtıllar hak ümidiyle gönüle tuzaktır.<br />
Ama hepsi hayalden, sapıklıktan ibarettir de deme. Çünkü âlemde hakikatsiz hayal olmaz.<br />
2935. Allah Kadir gecesidir. Kadir gecesi, insan her geceyi ibadetle geçirsin diye geceler içinde gizlidir ya Allah da öyle<br />
gizli.<br />
Ey genç, her gece Kadir gecesi değildir ama bütün geceler de ondan hâli değil.<br />
Hırka giyenler arasında bir Allah fakiri vardır. Sana da haksa ona yapış!<br />
Nerede anlayışlı bir mümin ki padişahtan yoksulu ayırt etsin.<br />
Âlemde her şey ayıpsız olsaydı, ticaret edenlerin hepsi aptal olurdu.<br />
2940. Bu taktirde kumaş tanımak pek kolaylaşırdı. Madem ki ortada ayıp yok, ehil ne oluyor, nâehil ne oluyor<br />
Fakat eğer her şey de ayıplı olsaydı bilginin ne faydası olurdu Mademki hepsi odun, burada ödağacı yok demektir.<br />
Her şey hak demek ahmaklıktır, fakat her şey bâtıl diyen de şakîdir.<br />
Peygamberlerin tacirleri kâr ettiler; renk ve koku tacirleriyse ziyan!<br />
Yılan, güzel mal gibi görünür. İki gözünü de ovuştur da iyice bak!<br />
2945. Bu alışverişe gıpta ile bakma, Firavunla Semud kavminin ziyanını gör!<br />
Hayır ve şerri anlaşılsın diye her şeyi sınama<br />
Şu göğe defalarca bak. Çünkü Allah “ Ona bir kere daha dön de bak” buyurdu.<br />
Bu nurani tavana bir kere bakmakla kani olma, defalarca bak, “ Bir çatlak görebilir misin ”<br />
Allah, sana “ Bu güzel göğe ayıp arayan kişi gibi defalarca bak” dedi.<br />
Gök hususunda böyle olunca ya, bu kara yeri görmek, fark edip anlayarak beğenmek için bilir misin. Ne kadar bakmak<br />
gerek!<br />
2950. Tortuyu süzmek, sâfı meydana getirmek için aklımızın ne kadar zahmetler çekmesi lâzım.<br />
Kış ve güz imtihanlarıyla yazın harareti, can gibi olan bahar,<br />
Yeller, bulutlar, şimşekler, hep hâdiselerin zuhur etmesi;<br />
Rengi toprak olan yerin, yeninde, yakasında bulunan lâlle, âdi taşı meydana çıkarması içindir.<br />
Bu abus suratlı toprak, Hak hazinesinden, kerem deryasından ne çalmışsa,<br />
2955. Takdir şahnesi, hadi der, doğru söyle..aldığın neyse bir kılına kadar anlat!<br />
Hırsız, yani toprak “ Hiçbir şey almadım, hiçbir şey” derse de şahne, onu durmadan çekiştirip durur, eğip büker.<br />
Şahne, ona gâh şeker gibi lâtif sözler söyler; gâh onu asar, en kötü işkencelerde bulunur.<br />
<br />
Bu suretle kahırla, lûtufla, korku ve can ateşinin tesiriyle o gizli şeylerin açığa vurulmasına gayret eder.<br />
O baharlar, Kibriya, şahnesinin lûtfudur. Hazan da Allah’nın korkutması, tehdit etmesidir.<br />
2960. Kış da “ Ey gizli hırsız, meydana çık” diye mânevi bir çarmıhtır.<br />
Savaş erinin gönlü bir zaman ferahlar, bir zaman daralır; derde, gıllıgüşa düşer.<br />
Çünkü bedenlerimiz olan bu su ve toprak, bu balçık, münkirdir.Canların ziyasının hırsızıdır.<br />
Ulu Allah, ey yiğit; sıcağı soğuğu, zahmeti, derdi bedenlerimize havale etmiştir.<br />
Bütün bunlar, korku, açlık,malların azlığı, bedenimizin hastalığı, hepsi can nakdinin meydana çıkması içindir.<br />
2965. Vaitlerle tehditler, bu birbirine karışmış olan iyi ve kötüyü ayırt etmek içindir.<br />
Hakla,bâtıl birbirine karıştığından, sağlam parayla kalp akçayı bu hareme döktüklerinden dolayı,<br />
Ayırt etmek için hakikatları sınamış, görmüş bir mehenk gerektir ki,<br />
Bu hileleri fark etsin, şu tedbirlerin esası olsun.<br />
Ey Musa’nın anası, Musa’ya süt ver, belâya düşeceğini düşünme, suya at!<br />
2970. Kim, Elest gününde o sütü emmişse Musa gibi sütü fark eder.<br />
Çocuğun fark ve temyiz sahibi olmasını cidden istiyorsan, ey Musa’nın anası, hemen şimdi onu emzir de,<br />
Anasının sütündeki lezzeti anlasın, yaratılışı kötü dadılara teslim olmasın.<br />
Devesini arayan adamın hikâyesinin faydası<br />
Ey itimada lâyık adam, sen bir deve kaybetmişsin, herkes sana devenden bir nişan vermekte.<br />
Sen devenin nerede olduğunu bile bilmiyorsun ama o söylenen nişanların yanlış olduğunu biliyorsun.<br />
2975. Devesini kaybetmeyen de taklitle devesini kaybeden kişi gibi bir deve arar.<br />
“ Ben de devemi kaybettim. Kim bulursa müjdesini vereceğim” der.<br />
Deve aramakta seninle yoldaşlık eder, deveye tamah ettiğinden böyle bir oyuna girişir.<br />
Sen, kime “ Bu söylediklerin yanlış” dersen o da sana uyup aynı sözü söyler.<br />
O, yanlış nişaneyle doğrusunu ayırt edemez ama senin sözün, o mukallidin asâsıdır, ona dayanır.<br />
2980. Doğru ve benzer bir nişane verirlerse inanırsın, şüphen kalmaz.<br />
O nişane, hasta canına şifa olur, benzinin rengi yerine gelir, iyileşir, kuvvetlenirsin.<br />
Gözün ışıklanır, ayağın tutar, yürür.. cismin can olur, canın tamamıyla ruh kesilir.<br />
“ Doğru söyledin ey emniyetli kişi, bu nişaneler, tamamıyla deveme ait.<br />
Bu nişaneler, apaçık ve inanılır deliller.. bu nişaneler, devemi gördüğüne delâlet etmekte, âdeta Berat ve Kadir, âdeta<br />
kurtuluşun ta kendisi”<br />
2985. Der, bu nişaneleri vereni “ Haydi, önden yürü. Yürüme vakti, sen öne düş de,<br />
Ben senin ardınca geleyim. Doğru sözlü kişi, devemin kokusunu aldın, şimdi de nerede, göster” diye onu öne salarsın.<br />
Fakat deve sahibi olmayıp bu araştırmada taklide uyan kişinin,<br />
Bu doğru nişanelerle yakını artmaz, ancak hakikaten devesi kaybolanın inanışı ona da akseder.<br />
Onun ciddiyetinden, tahassüründen bir koku alır, anlar ki onun bu yelip yortması saçma değil, elbette bir aslı var!<br />
2990. Bu deve arayışı doğru değil ama o da bir deve kaybetmiştir.<br />
Başkasının devesine tamah edişi onun yüzünü örter de kendi kaybını unutturur.<br />
Devesi kaybolan nerelerde koşarsa bu da koşar, tamahından dertliye dost ve yoldaş olur.<br />
Yalancı da doğrucuyla yoldaş olunca yalanı, ansızın doğru olur.<br />
Devenin koştuğu o ovada yalancı da kendi devesini buluverir.<br />
2995. Onu görünce devesini hatırlar; dostunun, arkadaşının devesinden tamahını keser.<br />
Devesini orada otlar görür de mukallitten muhakkik olur.<br />
Deveyi orada aramadığı halde bulunca o an hakikaten deveye talip kesilir.Bu nişaneler, apaçık ve inanılır deliller.<br />
Ondan sonra yalnızca yürümeye başlar, gözünü kendi devesine açar.<br />
Asıl deve arayan “Beni bıraktın mı, halbuki şimdiye kadar arkadaşlık ettik” deyince,<br />
3000. “ Şimdiye kadar abes bir şeyle meşguldüm,tamahtan sana yaltaklanıp duruyordum.<br />
Bu arayışta senden zâhiren, cismen ayrıldım ama asıl şimdi seninle derttaş oldum.<br />
Şimdiye kadar devenin evsafını senden çalmıştım . Halbuki şimdi canım, benimkini gördü, artık gözüm doydu.<br />
Onu görmedikçe aramadım, istemedim. Fakat şimdi bakır mağlûp oldu, altın üst geldi.<br />
Bütün suçlarım, şükür olsun,ibadet oldu, alay fena buldu, doğruluk kaldı.<br />
3005. Suçlarım, Hakk’a vesile oldu. Gayri suçlarımı kınama, onlara dokunma.<br />
Seni, doğruluğun arayıcı etmişti. Bana da ciddiyetim ve araştırmam doğruluk kapısını açtı.<br />
Seni, doğruluğun aramaya sevk etti, beni de aramam doğruluğa çekti.<br />
<br />
Alay olsun diye, iş olsun diye yere devlet tohumu ekiyordum.<br />
Halbuki onun aslı varmış, hakikî kazancımmış.. ektiğim her taneye bedel yüzlerce tane çıktı” diye cevap verir.<br />
3010. Hırsız, bir eve girmeğe kalkışır, girince görür ki girdiği kendi eviymiş!<br />
Ey soğuk, hararetlen ki ısınasın, sertliğe alış ki yumuşayasın.<br />
O iki deve değildir ki.. bir devedir. Fakat söz dar, mâna ise pek geniş!<br />
Söz mânaya daima kifayetsiz. Onun için Peygamber” Allahyı bilenin dili tutulur” dedi.<br />
Söz, hesapta usturlaba benzer. Usturlap, göğü güneşi ne kadar bilebilir ki<br />
3015. Hele bu gök olursa.. bu öyle bir gök ki, gökyüzü, buna nispetle bir katre. Bu güneş,o güneşe nispetle bir zerre!<br />
Her an bir Mescidi Dırâr var<br />
Münafıkların yaptıkları mescidin hakikî bir mescit olmayıp hile yurdu, Yahudi tuzağı olduğu anlaşılınca,<br />
Peygamber “ Onu yıkın! Süprüntülük, küllük, gübürlük yapın” buyurdu.<br />
Mescidin sahibi de mescit gibi kalptı. Tuzağa saçtığın taneler, cömertlik sayılmaz ki.<br />
Oltandaki et lokması, balığı avlamak içindir. Öyle bir lokma ne ihsandır, ne cömertlik!<br />
3020. Kubâ’lıların Mescidi, taştan, topraktan ibaretken yine kendisinin naziri olmayan Mescid- i Dırar’ın vücuduna<br />
meydan vermedi.<br />
Taşa toprağa bile böyle bir zulüm ve sitem yapılmadı. Adalet emîri olan Resulullah, Kubâ mescidine benzemeyen o<br />
mescide şûle vurdu, onu yakıp yıktı!<br />
Asılların aslı olan hakikatların da, bil ki, farkları, ayrılıkları vardır.<br />
Ne hayatı onun hayatına benzer, ne mematı onun mematına.<br />
Hattâ kabrini bile öbürünün kabri gibi sanma. O cihanın farkını ben nasıl söyleyeyim<br />
3025. Ey iş eri, sen işini mehenge vur da bir Mescid’i Dırâr da sen yapma.<br />
Sen o mescit yapanları kınıyor, onlarla alay ediyorsun ama gözünü çevirip baksan görürsün ki sen de onlardansın!<br />
Bir iş için savaşan, fakat kendisinin de o hale müptelâ olduğından haberi olmayan Hintli<br />
Dört Hintli bir mescitte Allah’ya ibadet için namaza durmuşlar, rükû ve sücuda koyulmuşlardı.<br />
Her biri niyet edip tekbir alarak huzur ve huşuyla namaz kılmaktaydı.<br />
Bu sırada müezzin içeriye girdi. Hintlilerin birisinin ağzından bilâihtiyar bir söz çıktı; “ Müezzin, ezanı okudun mu, yoksa<br />
vakit var mı ”<br />
3030. Öbür Hintli, namaz içinde olduğu halde “ Sus yahu, konuştun, namazın bozuldu.” dedi.<br />
Üçüncü Hintli ikincisine dedi ki : “Onu ne kınıyorsun baba, kendi derdine bak, kendini kına!”<br />
Dördüncü “ Hamd olsun ben, üçünüz gibi kuyuya düşmedim” dedi.<br />
Hulasâ dördünün de namazı bozuldu. Âlemin ayıbını söyleyen daha fazla yol kaybeder.<br />
Ne mutlu o kişiye ki kendi ayıbını görür.Kim birisinin ayıbını görürse o alınır, o ayıbı kendisinde bulur.<br />
3035. Çünkü insanın yarısı ayıptandır, yarısı gayıptan! Madem ki başında onlarca yara var, merhemini başına vurmalısın.<br />
Yarayı ayıplamak, ona merhem koymaktır. Sınık bir hale düştü mü “ Bir kavmin azizi zelil oldu mu acıyın ona”hadîsine<br />
mazhar olur.<br />
Sende o ayıp yoksa da yine emin olma. Olabilir ki o ayıbı sen de yaparsın, günün birin de o ayıp, senden de zuhur<br />
edebilir.<br />
Allahdan “ Emin olmayın” sözünü duymadın mı Peki o halde neden müsterih ve emin oluyorsun<br />
3040. İblis, yıllarca iyi adla anılarak yaşadığı halde nihayet bak, nasıl rüsvay oldu, adı ne oldu<br />
Yüceliği âlemde tanınmıştı; aksiyle tanındı, yazık!<br />
Emin değilsen, tanınmayı isteme. Yürü, yüzünü korkuyla yıka da sonra göster.<br />
Güzelim, sakalın çıkmıyorsa başka sakalsızları kınama.<br />
Şu işe bak: Şeytan, belâlara düştü de sana ibret oldu.<br />
3045. Sen belâya uğrayıp ona ibret olmadın.. o zehri içti, sen şerbetini iç,(ibret almana bak!).<br />
Oğuzların,birini korkutmak için başka birini öldürmeye kalkışmaları<br />
Kan dökücü Oğuz Türkleri, malları yağma etmek üzere bir köye girdiler.<br />
O köyün eşrafından iki kişi yakalayıp birini öldürmeye niyet ettiler.<br />
Öldürmek üzere elini bağladıkları zaman dedi ki : “ Padişahlar, yüce erler.<br />
Niye benim kanıma kastediyorsunuz. Neden benim kanıma susadınız<br />
<br />
3950. Öldürülmemde ki maksat, garaz ne Görüyorsunuz ya, gördüğünüz gibi yoksulum, çırçıplak bir adamım”<br />
Oğuzların biri “ Arkadaşın korksun, ürksün de altınları çıkarsın diye öldürüyoruz” dedi.<br />
Adam “O benden yoksul” deyince Oğuz, “ Haber verdiler onun altını var” dedi.<br />
Adam dedi ki : “Madem ki bizim ikimizden bir şey umuyorsunuz,<br />
Evvelâ onu öldürün de ben korkayım, altınların yerini göstereyim!”<br />
3055. Şimdi sen de Allah’nın keremine bak ki biz âhir zamanda geldik.<br />
Zamanlardan sonuncusu, ilk devirlerden daha üstündür. Hadîste “ Ahirûnes Sâbikun” denmektedir.<br />
Merhamet sahibi Allah, Nûh ve Hûd kavimlerinin helâkini bize gösterdi;<br />
Biz korkalım, ibret alalım diye onları kahretti. Ya aksi olsaydı vay haline!<br />
Kendisine tapanların--peygamber ve velilerin-- Aleyhimüsselâm—varlıkları nimetken buna<br />
şükretmeyenlerin hali<br />
Peygamberlerden hangisi, suça, ayıba dair bir şey söylediyse taş gibi katı gönül’e, kapkara cana,<br />
3060. Allah fermanlarına ehemmiyet vermemeye, yarın ki ahret gününü düşünmeyip rahatça keyfine bakmaya,<br />
Bu aşağılık dünyaya heves etmeye,bu aşağılık dünyaya âşık, karılar gibi nefse zebun olmaya,<br />
Nasihat edenlerden kaçmaya, temiz kişilerle buluşmaktan çekinmeye,<br />
Gönül’e, gönül ehline karşı yabancı durmaya, padişahlara hile düzmeye, onlara karşı tilkilik yapmaya kalkışmaya,<br />
Gözü tok kişileri yoksul sanmaya,onlara haset edip gizlice düşman olmaya dair söyledi.<br />
3065. Onlardan biri verdiğin bir şeyi kabul ederse yoksul dersin, kabul etmezse riyakâr ve mürai!<br />
İnsanlara karışırsa tamahkâr dersin. Karışmaz, çekingen davranırsa kibirli!<br />
Yahut da münafıklar gibi “ Çoluğun, çocuğun nafakasını kazanmaya uğraşıyorum,<br />
Ne başımı kaşımaya vaktim var , ne din kaydına düşüp ibadet etmeğe!<br />
Lûtfet, bizi himmetle bir an da sonunda biz de velilerden olalım” diye mazeret serdedersin.<br />
3070. Fakat bu sözde, dertten, aşktan değildir. Âdeta uyuyan bir adamın bir aralık uyanıp sayıklayarak tekrar uykuya<br />
dalmasına benzer.<br />
“Ayalimin rızkını kazanmaktan başka bir şey yapamıyorum. Ne çare Dişimle, tırnağımla çalışıp çabalıyor, helâlinden<br />
kazanıyorum” dersin.<br />
Ey sapıklara karışan, ne helâli Senin kanından başka helâl göremiyorum.<br />
Çare Allah’dandır. Lokmandan değil.. çare dindendir puttan değil!<br />
Ey aşağılık dünyaya bile sabredemeyen, bu yeryüzünü güzel bir tarzda döşeyen Allah’ya nasıl sabredebiliyorsun<br />
3075. Ey naz ve nimete bile sabredemeyen, kerim Allah’ya nasıl sabredebiliyorsun<br />
Ey temize, pise bile sabırsız, Yaradanına nasıl sabredebiliyorsun<br />
Nerede bir Halil ki mağaradan çıkıp ayı görünce “ Bu benim Rabbim” dedikten sonra battığını görünce kendisine gelip “<br />
Nerede kâinatı yaratan Allah ” desin.<br />
Ben, bu iki meclis sahibini görmedikçe iki âlemi de görmek istemem.<br />
Allah sıfatlarını görmedikçe ekmek bile yesem boğazımda kalır.<br />
3080. Onun yüzünü görmedikçe, onun gülünü , gül bahçesini temaşa etmedikçe lokma nasıl siner<br />
Allah’yı ummadan bu suyu bir an bile kim içer Ancak öküz ve eşek!..<br />
Hayvan gibi olanlar, hatta ondan da aşağı bir dereceye düşmüş bulunanlar, hileyle dolu olsa bile yine pis, murdar,<br />
kokmuş kişilerdir.<br />
Böyle kişinin hilesi de baş aşağı olmuştur, kendisi de. Zamanı geçip gitmiş, günü bir türlü gelmez olmuştur.<br />
Düşüncesi körleşmiş, aklı bozulmuş ömrü hiçe gitmiştir. Elif gibi hiçbir şeyi yoktur!<br />
3085. “ Ben de bu düşüncedeyim” dese bile bu da o nefsin hilesinden,masalındandır.<br />
“ Allah yargılayıcıdır, merhametlidir” demesi de aşağılık nefsin hilesinden başka bir şey değildir.<br />
Ey elimde ekmeğim yok diye gamdan ölen, Allah yargılayıcı ve merhametliyse ya bu korku ne<br />
İhtiyar bir adamın hastalıklardan doktora şikayeti,doktorun cevabı<br />
İhtiyarın biri, bir doktora “ Dimağım yorgun, aklım yerinde değil” dedi.<br />
Doktor dedi ki . “ O akıl zayıflığı ihtiyarlıktandır.” İhtiyar, “ Gözüm de kararıyor” dedi. Doktor “Koca ihtiyar,<br />
ihtiyarlıktan” dedi.<br />
3090. Doktor,”Koca ihtiyar,ihtiyarlıktan” dedi.Adam, “ Arkam dehşetli ağrıyor” deyince,<br />
Doktor dedi ki: “A zayıf ihtiyar, ihtiyarlıktan!” Adam, “ Ne yiyorsam hazmedemiyorum” dedi.<br />
Doktor “ Mide zayıflığı da ihtiyarlıktan” dedi. Adam, “ Nefes alırken sıkıntı çekiyorum, nefes darlığım var” dedi.<br />
<br />
Doktor dedi ki: “Evet, nefes darlığı da ihtiyarlıktan. İhtiyarlayınca insanda iki yüz türlü illet peyda olur.”<br />
İhtiyar kızıp, “ Be ahmak, lâfın hep bu mu, sen doktorluktan yalnız bunu mu belledin<br />
3095. Be herif, Allah her derde bir derman verdi, bunu bilemiyor musun<br />
Sen ahmak bir eşeksin,bilgin de kıt, aklın da. Ayağın kısa olduğundan yeryüzünde kalakalmışsın” dedi.<br />
Doktor cevap verdi: “ Ey yaşı altmış, işi bitmiş adam, bu kızgınlık, bu hiddet de ihtiyarlıktan!”<br />
Vücudun bütün cüzileri, zayıflar, yıpranır, sabır da azalır.<br />
İki çift söze bile tahammül edemez, haykırır. Bir yudum suyu bile hazmedemez, kusuverir!<br />
3100. Ancak Allah sarhoşu olan ihtiyar müstesna. O tertemiz bir yaşayışa sahiptir.<br />
Zâhiren ihtiyardır ama hakikatte çocuk. Zaten o veli ve nebi nedir ki<br />
Eğer iyinin, kötünün yanında zâhir olmasalar bu aşağılık kişilerin onlara şu hasedi neden<br />
Onlar yakîn ilmini bilmiyorlarsa onlara karşı bu buğuz, bu hilekârlık, bu kin ne<br />
Onlara düşman olanlar ölümden sonra dirilmeyi ve kıyamet gününü bilselerdi kendilerini keskin kılıcın üstüne nasıl<br />
atarlardı.<br />
3105. O pir sana gülümser, fakat sen onu öyle görme; onun için yüzlerce kıyamet var.<br />
Cennet, cehennem.. hepsi onun cüzileri. Ne düşünürsen, O, o düşünceden de üstün.<br />
Ne düşünüyorsan yokluk kabul eder, fakat düşünceye sığmayan yok mu İşte Allah odur.<br />
İçinde kim olduğunu biliyorsa, evin kapısındaki küstahlık neden<br />
Ahmaklar Mescidi ulular da, gönül ehlinin gönlünü yıkmaya çalışır.<br />
3110. Halbuki o mecazidir be eşekler, bu hakikat. Uluların gönülden başka Mescidi yoktur.<br />
Herkesin secdegâhı olan velilerin gönül mescitlerinde Allah vardır.<br />
Allah erinin gönlü derde düşmedikçe Allah, hiçbir milleti rüsvay etmemiştir.<br />
Peygamberlerle savaşa girişenler, onları cisim görüp kendileri gibi insan sanmışlardır.<br />
Sende o ilk gelenlerin ahlâkı var. Nasıl oluyor da sen de onlar gibi helâk olmaktan korkmuyorsun<br />
3115. Onlardaki nişanelerin hepsi sende de var. Madem ki onlardansın, nerde kurtulacaksın<br />
Cuha ile babasının cenazesi önünde feryat eden çocuk<br />
Çocuğun biri, babasının tabutu önünde ağlamakta, başına vurmaktaydı.<br />
“ Baba, seni nereye götürüyorlar Nihayet seni toprağın altına yatıracaklar.<br />
Öyle bir dar, öyle bir elemli eve götürüyorlar ki orada ne halı var, ne hasır.<br />
Ne geceleyin bir ışık var, ne gündüzün bir dilim ekmek.. ne yemek kokusu var, ne yiyecekten eser..<br />
3120. Ne mamur bir kapı var, ne damında bir yol.. ne de sığınılacak bir komşu!<br />
Halkın öptüğü cismin o elemli yurda nasıl gidecek<br />
Amansız bir ev, dar bir yer.. orada ne bet kalır, ne beniz” demekte.<br />
Bu suretle o evin vasıflarını sayıp gözlerinden kanlı yaşlar saçmaktaydı.<br />
Cuha, babasına dedi ki: “ Babacığım, vallahi bu adamı bizim eve götürüyorlar.”<br />
3125. Babası , Cuha’ya “ Ahmak olma” dedi. Cuha, “ Baba, şu nişaneleri dinle.<br />
Birer ,birer saydığı bu nişanelerin hepsi, şeksiz şüphesiz bizim evin nişaneleri.<br />
Ne hasır var, ne ışık var, ne yemek. Ne kapısı mamur, ne içi, ne damı!”<br />
Halkta da bu suretle kendilerine ait yüzlerce alâmet olduğu halde azgınlar, bu nişaneleri görmezler.<br />
Kibriya güneşinin şuanından mahrum ve ışıksız olan gönül evi,<br />
3130. Yahudilerin canı gibi dar ve karanlıktır; muhabbet ihsan eden Allah’nın zevkinden mahrumdur.<br />
Ne güneşin o gönüle ışığı parlar, ne o gönlün sahası genişler, ne kapısı açılır.<br />
Sana böyle bir gönülden mezar yeğdir. Gönül mezarından çık artık!<br />
Ey şuh ve neşeli can, dirisin, diri oğlusun. Bu dar gönül mezarında nefesin daralmıyor mu<br />
Sen vaktin Yusuf’usun, gökyüzünün güneşi. Bu çölden, bu zindandan çık yüzünü göster!<br />
3135. Yunus, balık karnında pişti. Yunus Peygamber, bu belâdan ancak tespihle kurtuldu.<br />
Balık karnında tespih etmeseydi kıyamete kadar o hapiste, o zindan da kalırdı.<br />
Yunus, balıktan Allah’yı tespih ederek halâs oldu. Tespih nedir Elest gününün nişanesi.<br />
Eğer can tespihini unutursan şu balıkların tespihini dinle.<br />
Allah’yı gören Allah’ya mensuptur; o denizi gören, o balıktır.<br />
3140. Bu cihan denizdir, ten balık.. ruh da sabah nurundan mahcup Yunus.<br />
Yunus Allah’ya tespih ettiği için balıktan kurtuldu, yoksa hazmolur, yok olup giderdi.<br />
Bu deniz, can balıklarıyla dopdoludur. Sen görmüyorsun ama etrafında uçuşup duruyorlar.<br />
<br />
O balıklar, sana kendilerini çarpmaktalar. Gözünü aç da apaçık gör.<br />
Balıkları görmüyorsan bile bari kulağın, tespihlerini duysun.<br />
3145. Sabretmek, canının tespihleridir. Sabret, asıl doğru tespih odur.<br />
O derecede hiçbir tespih yoktur. Sabret, asıl doğru tespih odur. O derecede hiçbir tespih yoktur. Sabret, “ Sabır,<br />
sıkıntının, darlığın anahtarıdır.”<br />
Sabır, sırat köprüsüne benzer, cennet se öbür tarafta. Her güzelin bir çirkin lalası vardır.<br />
Laladan çekinirsen vuslata imkân yok.Çünkü lala,gözlerden ayrılmaz.<br />
Ey azıcık bir şeyden kırılan sırça gönüllü, sen sabrın zevkini ne bilirsin Hele o Çikil güzeline ulaşmak için çekilen sabrın<br />
lezzetini!<br />
3150. Savaş zevki, kudret ve kuvvetli ere göredir, karı tabiatlı adamsa ancak zekerden zevk alır.<br />
Zekerden başka ne dini vardır, ne zikri; o düşünce , o adamı ta aşağılık yere kadar çekip götürür.<br />
Gökyüzüne bile çıksa korkma ondan.Çünkü o, ancak aşağılık aşkıyla ders öğrenmiştir.<br />
Çanı yukarılarda çalınsa, Çan sesi yukarılardan gelse bile atını aşağıya doğru sürüp durur.!<br />
Yoksulların âlemlerinden korkulur mu O âlemler lokma elde etmek için bir yoldur.<br />
Oğlanın iriyarı adamdan korkması.adamın ”Korkma çocuğum,ben er değilim” demesi<br />
3155. Bir iri adam bir oğlanı ele geçirdi. Bu adam bana kast eder diye çocuğun yüzü sarardı.<br />
Adam dedi ki “ Güzelim, emin ol.. sen benim üstüme bineceksin.<br />
Ben korkunç görünsem de aldırış etme, bil ki ben bir ibneyim. Deveye biner gibi bin üstüme, sür”<br />
İnsanların suretleriyle mânaları da işte böyledir. Dışardan adam görünürler, içerden melûn Şeytan!<br />
Ey Âd gibi ipiri adam, sen rüzgârın tesiriyle dalın vurduğu davula benziyorsun.<br />
3160. Tilki, hava ile dolu tulum gibi bir davul yüzünden avını yele verdi.<br />
Davulda bir can olmadığını, içinin hava dolu olduğunu görünce dedi ki: “ Domuz bile şu bomboş tulumdan yeğ!”<br />
Davul sesinden tilkiler korkar, fakat akıllı kişi onu öyle döver ki deme gitsin!<br />
Ormana dalan süvariden korkan okçu<br />
Bir atlı cins ata binmiş, pür silâh, heybetle bir ormana dalmış, gidiyordu.<br />
Usta bir okçu görüp korkarak yayını çekti.<br />
3165. Onu vurmak isterken atlı bağırdı: “Ben cüssece iriyim ama hakikatte zayıf bir adamım.<br />
Sakın benim iriliğime bakma, savaş zamanı kocakarıdan da aşağıyım.”<br />
Okçu “ haydi git, iyi ki söyledin, yoksa korkumdan seni vuracaktım” dedi.<br />
Nice adamlar vardır ki erkek olmadıklarından ellerinde kılıç olduğu halde karşıdakini silâhla tepelenmişlerdir.<br />
Rüstemlerin silâhını bile kuşansan ehli olmadıktan sonra canından olursun.<br />
3170. Oğul, kılıcı bırak da can siperini ele al. Bu padişahtan ancak başsız olan başını kurtarır.<br />
Senin silâhın; hilen, düzenindir.Hem senden doğar hem canına kast eder.<br />
Bu hilelerden madem ki bir fayda elde edemedin, hileyi bırak da devletlere kavuşasın.<br />
Madem ki hileden bir meyve elde edip yiyemedin, bırak hileyi, Allah’yı ara!<br />
Bu bilgiler, sana madem ki kutlu değil, kendini ahmak yerine koy, şom şeyi terk et!<br />
3175. Melekler gibi “ Allahm, bizim bilgimiz, ancak senin bildirdiğin bilgidir, başka bir şey bilmiyoruz” de!<br />
Bedevinin çuvala kum doldurması ve filozofun onu kınaması<br />
Bir bedevi, devesine iki dolu çuval yüklemiş, birisi onu lâfa tuttu.<br />
Vatanından sorup konuşturdu ve o suallerle bir hayli inciler deldi.<br />
Sonra dedi ki: “ O iki çuvalda ne dolu Doğruca söyle!”<br />
3180. Bedevi “ Bir tanesinde buğday var. Öbürü kum, yiyecek bir şey değil! ” dedi.<br />
Adam “ Neden bu kumu doldurdun” diye sordu.Bedevi cevap verdi: “ O çuval boş kalmasın diye”.<br />
Adam; “ Akıllılık edip buğdayın yarısını bu çuvala, yarısını da öbür çuvala koy.<br />
Bu suretle hem çuvallar hafifler, hem devenin yükü “ dedi. Bedevi bu fikri pek beğenip “ Ey akıllı ve hür hakîm,<br />
Böyle bir ince fikir, böyle bir güzel rey sahibi olduğun halde neden böyle çırçıplaksın, yaya yürüyor, yoruluyorsun ”<br />
3185. Dedi. O iyi kalpli bedevi, hakîme acıdı, onu deveye bindirmek istedi.<br />
Tekrar “ Ey güzel sözlü hakîm, birazcık halinden bahset.<br />
Böyle bir akılla, böyle bir kifayetle sen ya vezirsin, ya padişah. Doğru söyle!” dedi.<br />
<br />
Hakîm dedi ki: “ İkisi de değilim, halktan bir adamım. Halime, elbiseme baksana!”<br />
Bedevi “ Kaç deven, kaç öküzün var ” diye sordu.Hakîm cevap verdi: “ Uzun etme. Ne ona malikim, ne buna!”<br />
3190. Bedevi, “ Peki, bari dükkânındaki mal ne, onu söyle!” dedi. Hakîm dedi ki “ Benim dükkânım nerede, yerim<br />
yurdum nerede<br />
Bedevi, öyleyse paranı sorayım: sen yapayalnız gidiyorsun, hoş nasihatlarda bulunuyorsun, ne kadar paran var<br />
Âlemdeki bakırları altın yapacak kimya senin elinde, akıl ve bilgi incilerin tümen, tümen dedi!” dedi.<br />
Hakîm, “ Ey Arabın iftiharı, vallahi para şöyle dursun, bir gecelik yiyecek alacak mangırım bile yok.<br />
Yalınayak, başı kabak koşup duruyorum. Kim, bir dilim ekmek verirse oraya gidiyorum.<br />
3195. Bu kadar hikmet, fazilet ve hünerden ancak hayal ve baş ağrısı elde ettim” deyince;<br />
Arap dedi ki : “ Yürü, yanımdan uzaklaş.. senin nuhusetin benim başıma da çökmesin.<br />
O şom hikmetini benden uzaklaştır. Sözün, zamane halkına şom.<br />
Ya sen o yana git, ben bu yana gideyim. Yahut sen önden yürü, ben arkadan yürüyeyim.<br />
Bir çuvalımda buğday, öbüründe kum olması, senin hikmetinden daha iyi be hayırsız!<br />
3200. Benim ahmaklığım, çok mübarek bir ahmaklık. Gönlümde azığım var, canım perhizkâr!”<br />
Sen de şekavetin azalmasını istiyorsan çalış, sendeki hikmet azalsın.<br />
Tabiattan doğan, hayalden meydana gelen hikmet, Allah nurunun feyzinden nasipsiz bir hikmettir.<br />
Dünya hikmeti, zannı, şüpheyi artırır, din hikmetiyse insanı feleğin üstüne çıkarır.<br />
Âhir zamanın âdi ukalâsı, kendilerini evvelce gelenlerden üstün görürler.<br />
3205. Hileler öğrenip ciğerler yakmışlar, hileler, düzenler bellemişlerdir.<br />
Asıl sermaye iksiri olan sabrı, ihsanı, cömertliğiyle vermişlerdir.<br />
Fikir ona derler ki bir yol açsın.. yol ona derler ki önüne bir padişah çıkagelsin.<br />
Padişah ona derler ki kendiliğinden padişah olsun; hazinelerle, askerlerle değil.<br />
Zira kendiliğinden padişah olursa padişahlığı, Ahmet’in pâk dininin yüceliği gibi ebedîdir.<br />
Allah rahmet etsin,İbrahim Ethem’in deniz kıyısında gösterdiği keramet<br />
3210. İbrahim Ethem’den rivayet edilmiştir: Bir yerde deniz kıyısında oturmuş,<br />
O can sultanı, hırkasını dikmeğe koyulmuştu. Ansızın oraya bir emîr geldi.<br />
O emîr, Şeyh’in kullarındandı. Şeyh’i tanıyıp hemen secde etti.<br />
Şeyh’in hırka dikmekte olduğunu görüp şaşırdı. Şekli de değişmişti, huyu da!<br />
Emîr, kendi kendisine “ Öyle bir ulu sultanlığı terk etti de şu yoksulluğu ihtiyar etti. Bu ne acayip iş!<br />
3215. Yedi iklim padişahlığını kaybetsin de yoksullar gibi kendi hırkasını diksin” diyordu.<br />
Şeyh, onun düşüncesini anladı.Şeyh aslana benzer,gönülleri ormana.<br />
Şeyh, ümit ve korku gibi gönüllere girer, yürür. Cihan esrarı ona gizli değildir.<br />
Ey sermayesizler, gönül sahiplerinin huzurunda gönüllerinizi koruyun!<br />
Ten ehlinin yanında edep, zâhiri muameleden ibarettir. Çünkü Allah, onlardan gizli şeyleri örtmüştür.<br />
3220. Fakat gönül ehillerinin yanında edep, bâtıni bir muameledir. Bâtına aittir. Zira onların gönülleri, gizli şeyleri anlar.<br />
Sen ne aykırı iş yapıyorsun. Körlerin yanına bir makam kapmak hevesiyle gidiyor, huzur ile edebe riayet ederek ta kapı<br />
yanında oturuyor.<br />
Gözlülerin yanındaysa edebi terk ediyorsun. Onun için şehvet ateşine odun oldun ya!<br />
Madem ki anlayışın yok, hidayet nurundan mahrumsun.. körler için yüzünü cilâla, süsle dur.<br />
Gözlülerin huzurunda da yüzüne pislik sür; sonra da bu kokmuş halinle nazlan!<br />
3225. Şeyh, derhal iğnesini denize attı ve yüce sesle iğneyi istedi.<br />
Yüz binlerce Allah balığı, her birinin ağzında birer altın iğne olduğu halde,<br />
Ey şeyh Allah’nın iğnelerini al, diye Allah denizinden baş çıkardı.<br />
İbrahim Ethem, yüzünü o emîre dönüp dedi ki; Ey emîr, gönül saltanatı mı iyi, öyle bayağı bir saltanat mı<br />
Bu zâhiri bir işaretten ibaret, bir hiç bile değil. Bâtın âlemine varırsan bunun yirmi mislini görürsün.<br />
3230. Şehre bahçeden bir dal getirirler. Fakat bağı bostanı oraya nasıl götürsünler<br />
Hele bu gökyüzü, ancak bir yaprağı olan bir bağ olursa.. hatta o âlem bir içtir, hakikattir de şu cihan, onun kabuğuna<br />
benzer.<br />
Sen, o bağa doğru adım atamıyorsun. Fazla koku kokla da nezleni gider!<br />
Bu suretle o koku, canını çeksin de gözlerinin nuru olsun.<br />
Yakup Peygamberin oğlu Yusuf, bu koku hakkında “ Gömleğimi alın, götürüp babamın yüzüne koyun” dedi.<br />
3235. Ahmet, bu koku için vaizlerinde daima “ Gözüm namazda ışıklanır” buyurdu.<br />
<br />
Beş duyguda birbirleriyle birleşmiştir.Çünkü beşi de bir asıldan meydana gelmedir.<br />
Bu beş duygudan biri kuvvetlense öbürleri de kuvvetlenir; birisi her birisine sâki olur.<br />
Gözün görüşü, söz söyleme kabiliyetini artırır. Gözdeki aşk da doğruluğu.<br />
Doğruluk, her duygunun uyanıklığıdır, bu suretle duygulara zevk, munis olur.<br />
Ârifin gaybı gören nurla nurlanması<br />
3240. Sülûkta bir duygu, bağını çözdü mü öbür duyguların hepsi birden değişir.<br />
Bir duygu, zâhiri duygularla idrâk edilemeyecek şeyleri duydu, gördü mü, gayba ait şeyler bütün duygulara aşikâr olur.<br />
Sürüden bir koyun yürüyüp dereyi atlayınca öbür koyunlar da birer, birer o tarafa atlarlar.<br />
Sen de duygu koyunlarını sür, Allah yazısında yay, otlat.<br />
Da orada sümbül ve ağustos gülü yesinler, hakikat bahçelerine yol bulsunlar.<br />
3245. Öbür duyguların hepsi birer, birer o cennete ulaşsın diye her duygun, duygulara peygamberlik eder.<br />
Duygular, senin duyguna dilsiz, dudaksız, hattâ hakikatten de öte, mecazdan da öte sırlar söyler.<br />
Çünkü bu hakikat dediğin türlü, türlü tevil edilebilir. Bu vehimlenme de hayaller doğurur durur.<br />
Halbuki âyan âlemine mensup olan hakikatse hiçbir suretle tevil edemez.<br />
Her duygu, senin duyguna kul olunca gayri felekler bile senden ayrılamaz.<br />
3250. Bir derinin sahibi kimdir diye dâva çıksa, deri kiminse içi de onundur.<br />
Bir saman denginin kime ait olduğunda nizaa düşülse buğday kimin Sen ona bak! (çünkü saman da buğday<br />
sahibinindir.)<br />
Felek kabuktur, ruhun nuru iç. Bu görünürde o görünmez. Ayağın kaymasın, sallanma, kendine gel!<br />
Cisim zâhiridir, ruhsa gizli. Cisim yen gibidir, ruh el gibi.<br />
Akılsa ruhtan daha gizlidir. Duygu, ruhu çabucak anmalı.<br />
3255. Meselâ bir hareket gördün mü anlarsın ki o hareket eden diridir. Fakat akıllı mı acaba Bunu bilemezsin.<br />
Mevzun hareketlere başlar, bakırın kimya ile altın oluşu gibi o da hareketlerini bilgisiyle tanzim ederse,<br />
Ele benzeyen ruhun o münasebetli, o muntazam hareketlerinden anlarsın ki aklı vardır.<br />
Vahiy kabul eden ruhsa akıldan da gizlidir. Çünkü o gayptır, gayp âlemindendir.<br />
Ahmed’in aklı kimseden gizli değildir, herkes onun akıl ve kemal sahibi olduğunu bilirdi. Fakat vahiy ruhunu her can<br />
anlayamadı.<br />
3260. Vahiy ruhuna münasip şeyler de var,fakat onları akıl anlayamaz. Çünkü o ruh pek yücedir.<br />
Akıl, o ruhun işlerine gâh delilik diye bakar, gâh şaşkınlık diye. Çünkü onu anlamak, o olmaya bağlıdır.<br />
Hızır’a göre alelâde olan işler Musa’nın aklını şaşırttı, Musa onları görünce bulandı.<br />
O işler Musa’ya aykırı göründü. Çünkü Musa o hale sahip değildi.<br />
Musa’nın aklı bile gayp işlerine ermezse, ey ulu kişi, bir farenin aklı nedir ki bu işlere ersin!<br />
3265. Taklit bilgisi, satış içindir, bu bilgi sahibi, müşteri buldu mu, bilgisini güzelce satar.<br />
Fakat hakikat bilgisine müşteri, Allah’dır. Bu bilgi sahibinin pazarı daima işler, daima parlar.<br />
Alışveriş ederken mest bir halde ağzını yumup oturur. Fakat müşterisi Allahdır.<br />
Âdemin dersine melek müşteridir, o derse dev ve peri mahrem değildir.<br />
Âdem, senin dersin her şeyin adını haber vermektir. Haydi, Allah sırlarını kıldan kıla anlat.<br />
3270. Kısa görüşlü, daima halden hale giren, renkten renge boyanan ve temkini bulunmayan,<br />
Kişiye fare dedim, çünkü yeri, yurdu topraktır. Farenin de geçim yeri topraktan ibarettir.<br />
Yolları, izleri bilmez değil, bilir ama yer altındakileri bilir. O , her yanda toprağı delmiş, delik deşik etmiştir.<br />
Fare gibi nefis, ancak lokma ufalar. Allah fareye de miktarınca akıl vermiştir.<br />
Çünkü yüce Allah, hiç kimseye, ihtiyacından artık bir şey vermez.<br />
3275. Eğer âlemin yeryüzüne ihtiyacı olmasaydı âlemlerin Rabbi, yeri yaratmazdı.<br />
Bu titreyip duran yeryüzü, dağlara muhtaç olmasaydı Allah, o heybetli dağları halk etmezdi.<br />
Göklere de ihtiyaç olmasaydı yedi kat göğü yoktan meydana getirmezdi.<br />
Güneş, ay ve şu yıldızlar, ancak ihtiyaç yüzünden zuhura geldi.<br />
Şu halde varlıkların kemendi,( yoklukları çekip varlık âlemine getiren) ihtiyaçtır. Allah’nın ihsanı, ihtiyaç miktarınca<br />
zâhir olur.<br />
3280. Yürü, çabuk ihtiyacını arttırır da Allah’nın kereminden cömertlik denizi coşsun.<br />
Şu yol üstünde dilenen, şu dilenciliğe düşmüş olan yoksullar, halka ihtiyaçlarını arz ederler.<br />
Kör , sakat, hasta, illetli olduklarını gösterir, bu suretle halkın merhametini coşturmak isterler.<br />
“ Ey halk, ekmek verin. Benim de ambarım var, benim de malım, benim de sofram var” derler mi hiç<br />
<br />
Köstebeğin yemek içmek için göze ihtiyacı yoktur. Onun için Allah onu gözsüz yarattı.<br />
3285. Köstebek, gözsüz de pekâlâ yaşayabilir. Ter-ü taze toprakta göze ne ihtiyacı var<br />
Zaten ancak hırsızlık etmek için topraktan çıkar, başka bir iş için değil, Allah, onu bu hırsızlıktan arıtsa,<br />
O da kanatlanır, kuş olur; melekler gibi göklere uçup gider.<br />
Allah’nın gül bahçesinde her an bülbül gibi yüzlerce nağme çıkarır.<br />
“ Ey beni çirkin sıfatlardan kurtaran, ey cehennemi cennet haline getiren,<br />
3290. Bir yağ parçasına aydınlık bahşetmekte, bir kemiğe işitme kabiliyeti vermektesin ey gani Allah.<br />
Fakat o maanınin cisimle ne alâkası var Eşyanın adlarıyla,anlayışın ne münasebeti var<br />
Söz yuva gibidir,mâna kuş gibi.Cisim ırmak gibidir, ruh akıp giden su gibi.<br />
O ırmak akıp gitmektedir, fakat sen ona duruyor dersin.. o koşup gelmektedir, sen onu bir yere kımıldamıyor sanırsın.<br />
Eğer su, yerden yere gitmiyorsa, eğer su akıp durmuyorsa üstündeki yeniden, yeniye görünen çerçöp nedir ki<br />
3295. Senin çerçöpün de fikrî suretlerindir. Aklına her an yeniden yeniye el dokunmamış düşünceler gelmektedir.<br />
Düşünce ırmağın yüzü de güzel ve sevimsiz çerçöpten halî değil.<br />
Bu kadar suyun üstünde görünen kabuklar, gayp bağı meyvelerinin kabuklarıdır.<br />
Bu kabukların içini suda ara. Çünkü su ırmağa bağdan kaynamakta, bağdan gelmektedir.<br />
Âbıhayatın akışını görmüyorsan ırmağın üstündeki dalların, yaprakların,çerçöpün akışına bak.<br />
3300. Su, yeğin akarsa üstündeki kabuklar ve çerçöp de daha çabuk sürüklenip gider.<br />
Bu feyiz şiddetle zuhur etti mi gayri âriflerin gönüllerine gam gelmez, o gönüllerde elem eğleşmez olur.<br />
Nitekim ırmak da, dopdolu olur, pek hızlı akarsa üstünde çerçöp eğlenmez!<br />
Halden bigâne birisinin bir şeyhi kınaması ve müridin şeyhe cevap vermesi<br />
Birisi, şeyhin birini “ Kötü adam, doğru yolda değil.<br />
Şarap içiyor, mürai ve pis herif. Böyle adam nereden müritlerin imdadına yetişecek ” diye kınadı.<br />
3305. Başka biri de ona dedi ki “ Edebe riayet et. Büyükler hakkında böyle zanda bulunmak yaraşmaz.<br />
Onun sâf seli, bulanıversin.. bu ondan ve onun sıfatlarından ne kadar uzak!<br />
Hak ehline böyle bühtanlarda bulunma. Bu, senin hayalinden ibaret, çevir yaprağı!<br />
Böyle bir şey olmaz ya.. şayet olsa bile ey toprakta uçan kuş, bahrimuhite pislikten ne zarar!<br />
O, iki testiden az, yahut küçük bir havuz değil ki.. bir katracık pislik onu nasıl bulandırır, nasıl kirletir.<br />
3310. Ateş, İbrahim’e bir ziyan veremedi. Kim Nemrutsa sen ona de : Kork ateşten!<br />
Nefis Nemrut’tur, akılla can da Halil. Ruh, işin tam içindedir. Kılavuza ihtiyaç yok.. kılavuza muhtaç olan nefistir.<br />
Kılavuz yolcuya, çöllerde her an kaybolana lâzımdır.<br />
Menzile ulaşanlara gözden, ışıktan başka bir şey lâzım değil. Onlar kılavuzdan da kurtulmuşlardır, çölden de.<br />
Eğer o vuslat eri bir delil getirirse henüz mücadele içinde bocalayanlar anlasınlar diye getirir.<br />
3315. Baba, küçük çocuğuna onun dilince “ Ti, ti” der, aklı, âlemi ölçüp biçse bile!<br />
Üstat “ Elifte bir şey yok” dese fazileti eksilmez, yücelikten düşmez.<br />
Henüz söz bilmez cahile bir şeyler öğretmek için kendi dilini terk etmek,<br />
Onun dilince konuşmak gerek. Ancak bu suretle senden bir bilgi, bir fen öğrenebilir.<br />
Bütün halk da şeyhin çocukları mesabesindedir. Nasihat verdiği zaman pîre, onların seviyesine inmek lâzım”<br />
*Şeyhin müridi, o kötü sözlüye, o küfürle, sapıklıkla dopdolu kişiye dedi ki:<br />
*“Kendini keskin kılıç üstüne atma. Aklını başına al, padişah ve sultanla savaşa girişme.<br />
*Havuz ,deryaya omuz vurur, onunla boy ölçüşmeye kalkışırsa mahvoldu gitti.<br />
*O, öyle bir deniz değil ki ucu, kıyısı bulunsun da sizin pisliğinize bulansın!<br />
3320. Küfrün de bir haddi, hududu var. Fakat şeyhe ve şeyhin nuruna bir kenar, bir had yok!<br />
Haddi hududu olmayanın yanında mahdut olan şey, yok demektir. Allah’dan başka her şey fanidir.<br />
Onun bulunduğu yerde ne küfür var, ne iman.Çünkü, o içtir, küfürle imansa deri.<br />
Bu yokluklar, yüze perdedir.O, leğen altında gizli ışığa benzer.<br />
Hulâsa bu ten başı, o başa perdedir. O başın önünde bu ten başı kesilmiş gibidir, bir şeye yaramaz.<br />
3325. Kâfir kimdir Şeyhin imanından gafil olan. Ölü kimdir Şeyhin canından haberdar olmayan!<br />
Can, tecrübelerle sabittir ki haberdar olmaktan ibarettir. Kim, daha fazla haberdarsa daha ziyade canlıdır.<br />
Canımız hayvan canından daha üstündür, neden Çünkü daha fazla biliyoruz.<br />
Meleklerin canı da bizim canımızdan üstün.Çünkü onlarda Hissi Müşterek yoktur.<br />
Ehil olanların canlarıysa meleklerin canlarından üstündür, şaşkınlığı bırak!<br />
3330. Melekler, Âdeme secde ettiler; çünkü onun canı, meleklerinkinden üstündür.<br />
<br />
Üstün olmasaydı secde ederler miydi Üstün olanın daha aşağı mertebede bulunana secde etmesini emretmek doğru<br />
bir şey değil değildir, yaraşmaz.<br />
Allah’nın adaleti, Allah’nın lûtfu bir gülün dikenine secde etmesini hoş görür mü<br />
Bir can, oldu da son mertebeyi de aştı mı artık her şeyin canı, ona mûti olur;<br />
Kuş, balık, in,cin,insan.. hepsi ona itaat eder. Çünkü o üstündür, öbürleri noksan.<br />
3335. Balıklar, hırkasını diksin diye ona iğne getirirler. Bu, ipliğin iğneye tâbi olmasına benzer.<br />
--Allah rahmet etsin—İbrahim Ethem hikâyesinin sonu<br />
O emîr, balıkların İbrahim Ethem’in emrini yerine getirdiklerini, balıkların ağızlarında iğneyle sudan baş çıkardıklarını<br />
görünce vecde geldi.<br />
Bir ah çekip “ Balık bile pîri tanıyor. Yuh olsun o tapudan sürülen tene!<br />
Balıklar bile pîri biliyorlar da biz ondan uzağız. Biz, bu devletten mahrumuz da onlar erişmiş” deyip,<br />
Secde ederek ağlaya ,ağlaya perişan bir halde yola düzüldü; bu kerametin aşkından divaneye döndü.!<br />
3340. Hey yüzünü yıkamamış pis herif, neredesin sen kiminle kavgaya girişiyor, kime haset ediyorsun !<br />
Sen aslanın kuyruğuyla oynamakla, meleklere saldırmaktasın.<br />
Hayırdan ibaret olana neden kötü söylüyorsun. Kendine gel, o alçalışı yücelme sayma.<br />
Kötü nedir Aşağılık ve muhtaç bakır, Şeyh kimdir Ucu, sonu olmayan kimya!<br />
Bakır, kimya yüzünden altın olmak kabiliyetinde değilse kimya, bakır yüzünden bakırlaşmaz ya!<br />
3345. Kötü nedir İşi ateş gibi serkeş kişi, şeyh kimdir Ezel denizinin ta kendisi.<br />
Ateşi daima su ile korkuturlar. Fakat suyu hiç ateşle korkutabilirler mi<br />
Sen ayın yüzünde ayıp noksan buluyor, cennette diken topluyorsun.<br />
Ey diken arayan, cennete gitsen bile orada senden başka bir diken göremezsin.<br />
Güneşi balçıkla sıvıyor, kâmil bedirde gedik arıyorsun.<br />
3350. Âlemde parlayıp duran güneş bir yarasa için nasıl gizlenir<br />
Ayıplar, pîrler ret ettiğinden ayıp oldu.Kayıplar onların hasedi yüzünden kayıp kesildi.<br />
Huzurdan uzaksan bari dost ol, çabucak nedamet getir, işe güce koyul,<br />
Da o yoldan sana da bir rüzgâr essin. Rahmet, suyuna neden hasetle mani oluyorsun<br />
Uzaktaysan bile bulunduğun yerden o tarafa yönel, “ Nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa dönün!”<br />
3355. Eşek bile hızlı yürüyeyim derken balçığa saplandı mı oradan kurtulmak için anbean oynar durur.<br />
Orada kalmak için yerini düzeltmeğe kalkışmaz, bilir ki orası geçim yeri değildir.<br />
Duygun, eşek duygusundan daha aşağı mı ki gönlün bu balçıktan sıçramadı bile.<br />
Balçığın içinde tevile ruhsat vermektesin.Çünkü oradan gönlünü almak istemiyorsun ki.<br />
“ Bana bu lâyık..ihtiyarım elimde değil. Allah kerimdir. Bir âcizi de suçlu tutacak değil ya” dersin.<br />
3360. Ey sırtlan gibi kötülüğe giriftar olmuş kişi, sen gafletinden bu muahezeyi görmüyorsun.<br />
Sırtlanı mağaranın içinde değil, dışarıda arayın derler,<br />
De mağarayı kapatırlar, halbuki sırtlan “ Benden haberleri yok.<br />
Bu düşmanlar, benden haberdar olsalardı sırtlan nerede, hani ya diye bağırırlar mıydı” der.<br />
Birinin Ulu Allah günah yüzünden beni suçlu tutmuyor,bana ceza vermiyor diye iddiaya girişmesi ve<br />
Şuayb aleyhisselâm’ın ona cevap vermesi<br />
Şuayb zamanında birisi, “Allah benden nice ayıplar gördü.<br />
3365. Nice suçlarda bulundum. Böyle olduğum halde kereminden bana ceza vermiyor,beni muahaze etmiyor” dedi.<br />
Ulu Allah, Şuayb’ın kulağına dedi ki. “ Ona gayp âleminden fasih bir dille cevap ver:<br />
Sen, ben ne kadar suç işledim, öyle olduğu halde Allah kereminden suçuma bakmıyor, bana mücazat etmiyor dedin<br />
ama,<br />
Ey aykırı düşünceli, ey sersem, ey yolu bırakıp da çölü tutmuş!<br />
Seni nice kereler cezalandırdım. Fakat senin haberin yok. Ayağından tepene kadar zincirler içinde kalmışsın.<br />
3370. A kara kazan, isin, pasın kat,kat; için, yüzün berbat!<br />
Gönlünde is üstünde is, kurum üstünde kurum. Bu is ve kurum bir derecede ki nihayet gönlün, bütün sırlara karşı kör<br />
olmuş.<br />
Eğer o is, kurum, yeni bir kazana ursa bir arpa tanesi kadar küçük bile olsa eseri görünür.<br />
Çünkü her şey, zıddı ile meydana çıkar. Bembeyaz kazanın beyazlığı ütünde o kara is berbat bir şekilde kendini<br />
gösterir.<br />
Fakat dumanın tesiriyle kazan karardı mı artık onun üstünde isi, kurumu kim görür a inatçı<br />
<br />
3375. Demirci zenci olursa yüzü, dumanla isle aynı renktedir.<br />
Fakat beyaz adam demirciliğe kalkışırsa yüzü yer ,yer kararır, kızarır.<br />
Bu takdirde de günahın tesirini derhal anlar da ağlayıp sızlamaya başlar ve “ Aman Yarabbi” demeye koyulur.<br />
Fakat bir adam ,günahta ısrar eder,kötülüğü kendine sanat edinir,düşünce gözüne toprak saçarsa,<br />
Artık tövbe etmeyi bile aklına getirmez; o suç gönlüne tatlı gelir;böyle böyle nihayet dinsiz olur gider.<br />
3380. O pişman oluş,o “Yarabbi” deyiş ondan zail olur, gönül aynasının yüzünü beş kat pas örter.<br />
Paslar, demirini yemeye gevherini yok etmeye başlar.<br />
Beyaz bir kâğıda yazı yazarsan o yazı, kâğıda bakar bakmaz okunur.<br />
Yazılı kâğıda bir yazı yazarsan okunur ama iyi anlaşılmaz, insan yanılabilir.<br />
Çünkü o karalanmış kâğıt üstüne kara yazı yazıldı mı her iki yazı da körleşir, hiçbir mânası kalmaz.<br />
3385. O kâğıda üçüncü defa bir şey yazarsan kâfirlerin canı gibi tamamıyla kapkara olur.<br />
Şu halde her şeye çare bulan Allah’ya sığınmaktan başka ne çare var Bakırın ümitsizliğine iksir, ancak onun nazarıdır.<br />
Ümitsizlikleri ona arz edin de devasız derdinizden kurtuluverin!”<br />
Şuayb ona bu nükteleri söyleyince Şuayb’ın nefesleri yüzünden adamın gönlünde güller açıldı.<br />
Canı, gökyüzünden gelen vahiy sesini duydu. Dedi ki. “ Eğer bizi cezalandırdıysa nişanesi nerede ”<br />
3390. Şuayb “ Yarabbi, beni kabul etmiyor. Bu muhazeye, bu cezaya nişane aramakta” dedi.<br />
Allah “ Ben ayıpları örtücüyüm, sırlarını söylemem. Ancak iptilâsına dair şu tek remzi söyleyeyim:<br />
Onu cezalandırdığımın bir nişanesi şu: Oruç tutmak da dua etmekte..<br />
Namaz kılmakta, zekât vermekte.. başka ibadetlerde bulunmakta. Fakat ruhu bir zerre bile zevk duymuyor.<br />
Ne güzel ibadetler ediyor, ne hoş işlerde bulunuyor. Fakat bir parçacık bile tat yok.<br />
3395. İbadeti kışırdan ibaret, iç, yok. Cevizler çok ama içleri boş!<br />
İbadetlerin netice vermesi için zevk gerek.. tohumun ağaç olması için iç gerek!<br />
İçsiz tohum, fidan olur mu Cansız surette hayalden başka bir şey değil.<br />
O hale âşina olamayan müridin şeyhi kınaması hikâyesinin sonu<br />
O habis, şeyh hakkında hezeyanlarda bulunmaktaydı. Eğri bakan kişinin gözü daima eğri ve aykırı görür.<br />
“ Ben, onu bir mecliste gördüm, takvası yok, bir müflisten ibaret.<br />
3400. İnanmıyorsan bu gece kalk da şeyhinin fıskını apaçık gör” dedi.<br />
Geceleyin o adamı bir pencere başına götürdü, dedi ki : “ Fasikliğe bak, işreti gör”<br />
Gündüzün riyasiyle gecenin fıskını seyret. Gündüz Mustafa gibi, gece Ebuleheb gibi!<br />
Gündüz adı Abdullah ,gece elinde kadeh, nezübillâh!”<br />
Pîrin elinde dolu bir kadeh vardı. Mürit bunu görünce “ Şeyhim, sen de mi aldatıcısın<br />
3405. Sen, “Şeytan, şarap kadehine hemencecik işeyiverir” demez miydin ” dedi.<br />
Şeyh dedi ki: “Benim kadehimi öyle doldurdular ki içine tek bir üzerlik tohumu bile sığmaz.<br />
Bir bak hele.. buraya bir zerre bile sığar mı Sen sözü yanlış anlamışsın, aldanmışsın.<br />
Bu zâhiri şarap, zâhiri kadeh değil ki. Onu, gaybı bilen şeyhten uzak bil.<br />
Be ahmak, şarap kadehi, şeyhin varlığıdır. Oraya Şeytan’ın sidiğine asla yol yok!<br />
3410. O varlık, Allah nuruyla dolu, hem de dudağına kadar. Ten kadehi kırılmış, mutlak nur kalmıştır.<br />
Güneşin nuru, pislik üstüne düşmekle pislenmez ya, yine aynı nurdur”<br />
Şeyh bu sözleri söyledikten sonra “ Bu, ne kadehtir, nasıl şarap, bir gel de bak be hey münkir” dedi.<br />
Mürit gelip baktı, gördü ki halis bal. O mânasız düşmansa kör oldu, bir şey göremedi.<br />
O zaman pîr müridine dedi ki: “ Yürü ey ulu mürit bana şarap bul,<br />
3415. Bir hastalığım var, şarap içmek zaruretindeyim. Hastalıktan ölüm haline geldim, hattâ bu halden de ileri bir hale<br />
düştüm.<br />
Zaruret vakti her pis, temiz sayılır. İnkâr edene lânet, başına toprak!<br />
Mürit, meyhaneleri dönüp dolaşmaya,şeyh için her küpten şarap taşımaya başladı.<br />
Fakat küplerin hiç birin de şarap bulamadı. Hurma şarabıyla dolu olan küpler, balla dolmuştu.<br />
“ Rintler, bu ne hal, bu ne iş Hiçbir küpte şarap bulamıyorum” dedi.<br />
3420. Bütün Rintler, ağlayıp ellerini başlarına vurarak Şeyhin yanına geldiler.<br />
“ Ey ulu Şeyh, sen meyhaneye geldin, bütün şaraplar, kudümünün hürmetine bal oldu.<br />
Şarabı arıttın, bizim canlarımızı da kötü huylardan arıt, tebdil et “dediler.<br />
Cihan, baştanbaşa ağız, ağıza kanla dolu olsa Allah kulu yine ancak helâl yer.<br />
Allah razı olsun,Ayşe’nin Mustafa Sallâllahü Aleyhi Ve Sellem’e “Sen seccade yaymadan her yerde<br />
<br />
namaz kılıyorsun” demesi<br />
Bir gün Ayşe, Peygamber’e dedi ki. “ Ey Allah Resulü, sen aşikâr, gizli,<br />
3425. Neresini bulursan orada namaz kılmaktasın. Halbuki evde pis adamlar da gezip tozuyor.<br />
Sen de bilirsin ki pis çocuklar, nereye varırsa orasını pislerler.”<br />
Peygamber, “Şunu bil: Allah, büyükler pis şeyleri temiz etmiştir.<br />
Hakk’ın lûtfu, bu yüzden secdegâhımı, ta yedinci kat göğe kadar arıttı” diye cevap verdi.<br />
Kendine gel, kendine. Padişahlara hasede kalkışma. Terk et hasedi.Yoksa âlemde sen de bir iblis olursun.<br />
3430. Veli,zehir yese bal olur.. sen bal yesen zehir kesilir.<br />
O, varlığını Allah varlığına tebdil etmiştir. İşi de eşyayı tebdil etmedir.O, lûtuftan ibaret bir hale gelmiştir, her türlü<br />
ateşi de nur olmuştur.<br />
Ebabil kuşlarında Allah kuvveti vardı. Yoksa bir kuşcağız nasıl olurda bir fili helâk edebilirdi<br />
Koca bir orduyu birkaç kuş kırıp geçirdi. Bak da bu kudretin Allah’dan olduğunu bil.<br />
Eğer bundan şüpheye düşersen yürü var, Eshabı fil suresini oku.<br />
3435. Onunla inada kalkışır, beraberlik dâvasına girişirsen, yok mu Eğer onlardan başını kurtarabilirsen beni de kâfir bil<br />
sen!<br />
Farenin deve yularını çekmesi ve kendi kendisine gururlanması<br />
Bir fareceğiz, bir devenin yularını eline aldı, kurula, kurula yola düştü.<br />
Deve , tabiatındaki mülâyimlik yüzünden onunla beraber yürümeye koyuldu. Fare “ Ben, ne de pehlivan, ne de yiğit<br />
ermişim” diye gurura düştü.<br />
Düşüncesinin ışığı deveye aksetti. “ Hele hoşindi. Ben sana gösteririm!” dedi.<br />
Gide, gide bir büyük ırmak kenarına geldiler. Öyle büyük, öyle derindi ki ulu bir fil bile o ırmakta zebun olurdu.<br />
3440. Fare orada duru, kaskatı kesildi. Deve “ Ey dağda, ovada bana arkadaş olan,<br />
Bu duraklama ne, niye şaşırdın Irmağa ercesine ayak bas, gir suya!<br />
Sen kılavuzsun, benim öncümsün. Yol ortasında durup susma” dedi.<br />
Fare dedi ki: “ Bu su, pek büyük, pek derin bir su. Arkadaş,ben boğulmaktan korkuyorum.”<br />
Deve “ Hele bir göreyim, ne kadarmış bu su ” deyip hemen ayağını attı.<br />
3445. Dedi ki: “ A kör sıçan, su diz boyuymuş. A hayvanların kusuru, neden şaşırdın ”<br />
Fare, “ Sana karınca ama bize ejderha! Dizden dize fark var.<br />
Ey hünerli deve, sana diz boyu ama benim tepemden yüz arşın geçer.” dedi.<br />
Deve dedi ki: “ Öyleyse bir daha küstahlık etme de cismin, canın yanıp yakılmasın.<br />
Sen, kendin gibi farelerle boy ölçüş. Deveyle sıçanın sözü yoktur.”<br />
3450. Fare, “ Tövbe ettim, Allah hakkı için beni bu helâk edici sudan geçir.” dedi.<br />
Deve acıdı, “ Haydi hörgücüme sıçra, otur.<br />
Bu geçiş, benim işim. Seni de, senin gibi yüzlercesini de geçiririm” dedi.<br />
Madem ki peygamber değilsin, yola düş de günün birin de kuyudan kurtulup yüce bir makama erişesin.<br />
Sultan değilsen yürü, raiyet ol. Kaptan değilsen gemiyi öyle alabildiğine yürütme.<br />
3455. Ticarette kâmil değilsen yalnız başına dükkân açma; yoğrulup kemale gelinceye dek birisinin hükmü altına gir.!<br />
“ Susun, dinleyin” emrini işit, sükût et. Madem ki Allah dili olamadın, kulak kesil.<br />
Söylersen bile sual tarzında söz söyle. Padişahlar padişahıyla edepli konuş!<br />
Kibir ve kinin başlangıcı şehvettendir. Şehvetinin yerleşip kuvvetlenmesi de itiyat yüzündendir.<br />
Kötü huy, âdet edindiğinden dolayı sağlamlaşır, yerleşir. Seni ondan vazgeçirmek isteyene kızarsın.<br />
3460. Toprak yemeye alışırsan kim seni bundan menetmeye kalkışırsa onu düşman sayarsın.<br />
Puta tapanlar, bu tapmayı huy edindiklerinden men edenlere düşman olmuşlardır.<br />
İblis, ululanmayı huy edinmişti de eşekliğinden Âdem’i kendisinden aşağı gördü.<br />
“ Benden daha ulu başka birisi yok ki. Benim gibi bir kişi, ona secde eder mi ” dedi.<br />
Ululuk zehirdir. Ancak, ta ezelden panzehire sahip olan ruh müstesna.<br />
3465. Dağ, yılanla dolu ise içersinde panzehir yeri bulundukça korkma.<br />
Kafana ululuk yerleşmiş, onun için kim seni kırarsa onu ezelî düşman sayarsın.<br />
Birisi huyuna aykırı söz söylerse ona bir hayli kinlenirsin.<br />
Beni huyumdan çevirecek, şakirt haline sokacak, kendisine tâbi kılacak dersin.<br />
Böyle adamın kötü huyu serkeş olmasa, o huya aykırı şeylere niye ateşlenir, kızar;<br />
<br />
3470. Yahut muhalife müdana eder, onun gönlünde bir yer kazanır<br />
Çünkü kötü huyu adamakıllı kuvvetlenmiştir.Karınca gibi olan şehvetti, itiyat yüzünden adeta ejderha kesilmiştir.<br />
Şehvet yılanını önceden öldür. Yoksa hemencecik ejderhalaşır.<br />
Fakat herkes, yılanını karınca görür. Sen kendini bir gönül sahibine sor!<br />
Bakır, altın olmadıkça bakırlığını; gönül padişah olmadıkça müflisliğini bilmez.<br />
3475. Bakır gibi sen de iksire hizmet et.Gönül, dildarın cevrini çek.<br />
Dildar kimdir İyice bil. Dildar ehli dildir. Çünkü ehli dil olan, gece ve gündüz gibi cihandan kaçıp durmakta, âlemde<br />
eğleşmemektedir.<br />
Allah kulunun ayıbını az söyle, padişahı hırsızlıkla az kına.<br />
Gemide bir dervişi hırsızlıkla töhmet altına almaları<br />
Bir gemide bir derviş vardı. Erliği kendisine arka yastığı yapmış, ona dayanmıştı.<br />
Gemide bir kese altın kayboldu.O, uyuyordu.Herkesi aradılar. Birisi onu da gösterip,<br />
3480. “ Bu uyuyan yoksulu da arayalım” dedi. Para sahibi derdinden onu da uyandırdı.<br />
“ Bu gemide bir kese kayboldu. Herkesi aradık, bu arayıştan sen kurtulamazsın.<br />
Hırkanı çıkar, soyun da senin hakkında kimsenin şüphesi kalmasın” dedi.<br />
Derviş “Yarabbi, şu aşağılık kişiler, kulunu töhmet altına alıyorlar, fermanını eriştir” dedi.<br />
Dervişin gönlü dertlenir dertlenmez hemen denizin her tarafından,<br />
3485. Yüzbinlerce balık baş çıkardı. Her birinin ağzında bir inci vardı. Ama ne inci<br />
Her tanesi bir memleket haracı. Allah’dan geliyor, elbette eşi bulunmaz.<br />
Derviş gemiye birkaç inci atıp fırladı, havayı âdeta kendisine bir taht edip oturdu.<br />
Padişahlar gibi tahtının üstüne bağdaş kurup kuruldu.<br />
O, havanın yücesinde, gemi de onun önünde!<br />
3490. Dedi ki: “Yürüyün, gidin. Gemi sizin Hak benim, yoksul bir hırsız sizinle bir arada olmasın!<br />
Bakalım, bu ayrılıktan kim ziyan eder Ben hoşum, Hak’la çift, halktan tek!<br />
O,ne beni hırsızlıkla töhmet altına alır ne yularımı bir gammaza verir!”<br />
Gemidekiler dediler ki: “ Ey ulu, sana bu yüce makamı ne yüzden verdiler ”<br />
Derviş, “Yoksulu töhmet altına almak, hor hakîr bir şey için Hakk’ı incitmek yüzünden.<br />
3495. Hâşa, bu yüzden değil. Ululara tâzim ettiğimden. Çünkü ben, yoksullar hakkında hiç kötü zanna düşmedim.<br />
Onlar öyle lâtif, öyle nefesleri hoş kişilerdir ki onları ululamak için Allah’dan “ Abese” suresi geldi.<br />
Onların yoksulluğu, dünyayı dönüp dolaşma yüzünden ve dünyalık için değil. Hak’tan başka hiçbir şey olmadığından<br />
onlarda yokluğu, yoksulluğu kabul etmişlerdir.<br />
Nasıl töhmet altına alabilirim ki. Hak, ondan yedinci kat göğe kadar hazinelerine emin etmiştir” dedi.<br />
Töhmetli nefistir;yüce akıl değil.Töhmetli duygudur; lâtif nur değil.<br />
3500. Nefis Sofestai olmuştur, vur nefsin kafasına! Çünkü hakikati kötekle anlar, delil getirmekle değil.<br />
Mucize görür, aydınlanır. Sonradan der ki: O bir hayaldi.<br />
Hakikat olsaydı o gördüğüm şaşılacak şey gece gündüz gözümün önünde dururdu.<br />
Halbuki o temiz gözlerde mukimdir, hayvan gözüne karin olmaz.<br />
O şaşılacak şey, o mucize, bu duygudan utanır çekinir. Tavus kuşu, hiç dar bir kuyuya girer mi<br />
3505. Sakın bana, çok söylüyor deme. Ben, yüzde birini söylüyorum, söylediğim de pek cüzi, muhtasar!<br />
Sofilerin,şeyhin huzurunda çok söz söyleyen sofiyi kınamaları<br />
Sofiler, bir sofiyi kınayıp tekke şeyhinin yanına gelerek,<br />
Şeyhe “ Ey ulumuz, medet.. bu sofiden öcümüzü al”dediler.<br />
Şeyh “ Sofiler, şikâyetiniz neden” diye sorunca birisi “ Bu sofinin üç kötü huyu var;<br />
Söze başladı mı çan gibi susmak bilmez, boyuna söyler. Yemeğe girişti mi yirmi kişinin öğününden fazla yemek yer.<br />
3510. Yattı mı uyudu mu Eshabı Kehf’ benzer” dedi. Sofiler, bu üç huy, yol ehline yaraşmaz diye şeyhin huzurunda<br />
savaşa giriştiler.<br />
Şeyh o fakire yüz çevirip dedi ki: “ Ne halin olursa olsan, o halde itidali koru.<br />
“ İşlerin hayırlısı orta hallisidir” diye haberde bile var. Vücuttaki Ahlât itidal yüzünden faydalı.<br />
Bunların biri herhangi bir ârızî sebeple fazlalaştı mı insanın bedeninde hastalık meydana gelir.<br />
Yoldaşına pek yüklenme, çok söz söyleme, onu pek övme, çünkü bu, nihayet ayrılığa sebep olur.<br />
<br />
3515. Musa’nın sözü, kendince haddindeydi ama o iyi dosta fazla geldi.<br />
O fazlalık da Hızır’la arasının açılmasına sebep oldu. Musa’ya “ Haydi, git.. sen çok söylüyorsun.. gayri ayrılık geldi,<br />
çattı!<br />
Musa, sen ne fazla konuşuyorsun, git, uzaklaş.. Yahut da benimle olunca kör dilsiz kesil.<br />
Yok.. eğer gitmez, inadına oturursan hakikatte de bence gitmiş, benden ayrılmış sayılırsın” dedi.<br />
Meselâ namazda ansızın yellensen , biriside sana git yeniden aptes al dese,<br />
3520. Gitmez, orada kakılır kalır namaz kılmaya devam edersen istediğin kadar eğil bükül, yat kalk.. be şaşkın, zaten<br />
namazın gitti!<br />
Yürü, seninle eş olanların, sözünü sohbetini susamışçasına sevenlerin yanına var.<br />
Bekçi, uyuyanlara göredir. Balıkların bekçiye ne ihtiyacı var<br />
Çamaşırcıya elbise giyenler muhtaçtır. Çırçıplak canın ziyneti Allah tecellisidir.<br />
Ya çıplakları bırak, bir yana çekil.. yahut onlar gibi elbiseden vazgeç!<br />
3525. Yok.. eğer tamamıyla soyunamıyorsan bari elbiseni azalt da orta halli ol!”<br />
Fakirin şeyhe özrünü arzetmesi<br />
Fakir, o şeyhe ahvalini anlattı, suçuna özürler diledi.<br />
Şeyh’in sualine, Hızır’ın cevapları gibi güzelce, doğruca cevaplar verdi.<br />
Nitekim Kelîmin suallerine Hızır’ın Alîm Allah’dan verdiği cevaplarlarla;<br />
Musa’nın müşkülleri halloldu. Hızır, Musa’ya her müşkülü için anlatılamayacak derecede miftahlar verdi.<br />
3530. Dervişe Hızır’dan mirastı, o da şeyhin suallerine cevap vermede himmet etti.<br />
Dedi ki : “Orta yol hikmetse de bu orta hallilik de nispidir.<br />
Su, deveye göre azdır, fakat fareye göre deniz gibiydi.<br />
Birisinin dört ekmeğe ihtiyacı olurda iki, yahut üç tanesini yerse bu, orta bir yiyiştir.<br />
Fakat dördünü de yerse bu yiyiş, orta bir yiyiş değildir ki. O adam, kaz gibi hırsına esir olmuştur.<br />
3535. Birisinin on ekmeğe iştahı olsa da altısını yese bu orta sayılır.<br />
Fakat benim elli ekmeğe ihtiyacım var, senin altı yufkaya müsavi değiliz ki.<br />
Sen on rekât namaz kılınca usanırsın, ben beş yüz rekât namaz kılsam usanmam.<br />
Birisi, ta Kâbe’ye kadar yaya gider, öbürü mescide varıncaya kadar kendisinden geçer.<br />
Birisi o kadar cömerttir ki gönlü bulanmadan canını bile verir, öbürü bir dilim ekmek verebilmek için can çekişir.<br />
3540. Bu orta halli oluş, sona göredir; önü, sonu olan şeye nispetledir.<br />
Bir şeyde evvel, âhir olmalı ki ortası tasavvur edilebilsin.<br />
Sonsuz şeyin önü, sonu nasıl olur.. önü, sonu olmayanın ortası nasıl bulunur<br />
Allah, “ Deniz mürekkep olsa biterdi de Rabbimin kelimeleri bitmezdi” dedi. Kimse Allah tecellisinin evvelini, âhirini<br />
göremedi.<br />
Hattâ yedi deniz, tamamıyla mürekkep olsa gene biteceğini umma.<br />
3545. Bağ, orman baştanbaşa kalem olsa bu söz, yine eksilmez.<br />
O mürekkebin, o kalemlerin hepsi biterde sonu olmayan bu söz yine kalır.<br />
Benim halim uyuyan adamın haline benzer. Gören sapık, beni uyuyor sanıyor.<br />
Halbuki bil ki gözüm uyur, gönlüm uyanıktır. Bil ki işsiz güçsüz gibi duruyorum ama işimde var, gücüm de!<br />
Peygamber “ Gözlerim uyur ama Allah lûtfuyla kalbim uyumaz” dedi.<br />
3550. Senin gözün açık, kalbin uyuyor; benim gözüm uyuyor, gönlüme kapı açılmış!<br />
Gönlün ayrı beş duygusu var, gönül duygusuna iki cihan da pencere.<br />
Sen, kendi zayıflığınla bana bakma.. sana gece çağı ama o gece, bana kuşluk vakti.<br />
Sana zindan, fakat o zindan bana bahçe gibi. Meşguliyetin ta kendisi bana istirahat hali.<br />
Senin ayağın balçıkta, bana balçık gül kesilmiş .. sana yas, bana düğün, dernek davul zurna !<br />
3555. Seninle yeryüzünde oturup duruyorum ama Zuhal yıldızı gibi yedinci kat göğün üstünde koşup durmaktayım.<br />
Seninle oturan ben değilim, benim gölgem. Mertebem, düşüncelerden üstün.<br />
Çünkü ben düşüncelerden, vesveselerden geçtim, onların dışında koşup gezmekteyim.<br />
Ben endişelere hâkimim, mahkûm değil. Usta, binaya hâkimdir.<br />
Bütün halk, endişelere, vesveselere mahkûmdur. O yüzden hepsinin gönlü hasta, hepsi gamlı, gussalıdır.<br />
3560. Onların arasından çıkıp kurtulmak istersem kendimi mahsustan endişeli gösteririm.<br />
Ben, yücelerde uçan bir kuşum, endişe sinek! Sinek nasıl olurda beni elde edebilir<br />
Ayakları kırık olanlar da benimle buluşsunlar, konuşsunlar diye göğün yücelerinden kasten aşağıya inerim.<br />
<br />
Aşağılık sıfatlardan usandım mı melekler gibi uçuveririm.<br />
Benim kanadım, kendinden çıkmadır. Vücuduma iki kanat yapıştırmadım ben.<br />
3565. Cafer-i Tayyar’ın kanadı kendindendir, Cafer-i Tarrar’ın kanadı ise iğreti.<br />
Tatmayan adama göre bu, dâvadan ibarettir. Fakat makamı yüce kişilere göre dâva değil, mânadır.<br />
Bu söz,kargaya göre lâftan, kuru iddiadan ibarettir. Nitekim sineğe göre dolu tencere ile boş tencere birdir.<br />
İçinde lokma gevher olduktan sonra çekinme muktedir olduğun kadar ye!<br />
Şeyhin biri bir gün, halkın kötü zannını gidermek için leğene kustu, leğen inciyle doldu.<br />
3570. Bu suretle o basiret sahibi pir, halkın az akıllılığına acıyıp ancak akılla anlaşılır inciyi gözle görülür inci haline<br />
getirdi.<br />
Fakat midende temiz de pis murdar bir hale geliyorsa boğazını kilitle, anahtarı da sakla.<br />
Lokma, kimde ululuk nuru haline gelirse ne dilerse yesin.. Ona helâl!<br />
Doğruluğuna kendisi tanık olan iddia<br />
Eğer benim canıma âşina isen bilirsin ki şu mânalı sözüm boş dâva değildir.<br />
Gece yarısında bile senin yanındayım; kendine gel.. geceleyin korkma; ben senin adamınım, hısmınım dersem,<br />
3575. Bu iki iddia da, eğer hısımlarının sesini tanırsan sence doğrudur.<br />
Yanında olmak da, hısmın bulunmak da iddiadır ama iyi anlayan kişiye göre ikisi de mânadan ibarettir ve doğrudur.<br />
Sesinin yakından gelişi de şehadet eder ki bu nefes, bir sevgilinin yanından gelmekte.<br />
Hısımların seslerindeki tat da o hısmın doğruluğuna şahittir.<br />
Fakat Allah ilhamına mazhar olmayan ve bilgisizliğinden yabancı sesiyle akraba sesini birbirinden ayırt edemeyen<br />
ahmağa göre,<br />
3580. Bu adamın sözü dâvadan ibarettir. Bu ahmağın bilgisizliği, inkârına sebep olur.<br />
Fakat gönlünde Allah nurları olan akıllı, anlayışlı kişiye göre bu ses, mânanın ta kendisidir ve doğrudur.<br />
Bu, şuna benzer: Arapça bilen birisi, Arapça “Ben Arapça bilirim” dese,<br />
Onun Arapça bilirim demesi dâvadır ama Arapça söyleyişi de mânadır, dâvasının ispatıdır.<br />
Yahut bir kâtip, kâğıdın üstüne “ Ben kâtibim, yazı okuyabilirim, yüce bir kişiyim” diye yazsa,<br />
3585. Bu yazı filvaki dâvadır ama, yazılan şeyde dâvanın doğruluğuna şahittir.<br />
Yahut da bir sofi “ Dün akşam rüyada birisini gördün ya.. hani omuzun da seccade vardı.<br />
İşte o benim. Rüyada sana nazardaki feyizleri anlatmıştım.<br />
Onları kulağına küpe et. O sözü aklına rehber yap, sözlere uy” dese,<br />
Bu söz, sana rüyayı hatırlatır. Yeni bir mucize, eski bir altındır.<br />
3590. Bu söz, dâva gibi görünür ama rüyayı görenin ruhu” Evet” der. Tasdik eder.<br />
Hikmet, müminin kaybolmuş malı olduğundan kimden duysa inanır, kabul eder.<br />
Fakat kendisini hikmetin yanında bulursa nasıl şüphe edebilir. Nasıl yanılabilir<br />
Susuz birisine “ Acele et, çabuk, kadehteki suyu al iç” desen,<br />
Susuz, “Bu bir dâvadan ibaret. Yürü ey dâvacı benden uzaklaş”<br />
3595. Yahut “Kadehtekinin su, o içilen güzel, berrak su olduğuna dair bana bir delil göster!"”der mi<br />
Ana, süt emer çocuğuna “Gel yavrum, süt em, ben senin ananım” dese,<br />
Çocuk “Ana, sütünü emersem karnım doyacak mı bir delil göster!” der mi<br />
Her ümmetin gönlünde Hak’tan bir tat vardır. Peygamberlerin yüzü ve sesi de mucizedir.<br />
Peygamber, dışardan seslendi mi ümmetin canı, içerden secde eder.<br />
3600. Çünkü can kulağı, âlemde hiç kimseden o sese benzer bir ses duymamıştır.<br />
O misilsiz ruh, o misli olmayan sesten neşelenir, Allah’ya yaklaşır.<br />
Yahya aleyhisselâm’ın,anasının karnındayken İsa aleyhisselâm’a secde etmesi<br />
Yahya’nın anası, Meryem’e hamlini vazetmeden az önce gizlice dedi ki:<br />
“ Karnında bir padişah var. Ülülazm ve her şeyi bilen bir peygamberdir. Ben bunu yakinen gördüm.<br />
Sana rastlayınca karnımda ki çocuğum hemen secdeye vardı.<br />
3605. Karnımdaki çocuk, karnındaki çocuğa secde etti. Secdesinden bedenime titreme düştü”<br />
Meryem de “Ben de karnımdaki çocuğun secde ettiğini hissettim” dedi.<br />
Buna karşı şüphe<br />
<br />
Ahmaklar derler ki: “Bırak şu masalı. Yalan, yanlış.<br />
Meryem, doğuracağı zaman yabancıdan da uzaktı, akrabadan da.<br />
O güzel hatun şehirden dışarı çıktı. Doğurmadıkça şehre girmedi.<br />
3610. Doğurunca yavrusunu kucağına alıp, bağrına basıp soyunun, sopunun yanına geldi.<br />
Yahya’nın anası, onu nerede gördü de bu hikâyeyi anlattı, bu sözü söyledi ”<br />
Bu şüpheye verilen cevap<br />
Bunu ilhama mazhar olan, afakta, gayp âleminde bulunan şeyleri yanındaymış gibi bilen kişi anlar.<br />
Yahya’nın anası, uzakta olmakla beraber Meryem’in yanında bulunabilir.<br />
Vücut, göz göz olunca gözler kapalı olduğu halde de sevgilinin yüzü görülebilir.<br />
3615. Mamafih baş gözüyle de göremediğini,can gözüyle de göremediğini farzet, ne çıkar Ey düşkün, sen kısadan<br />
hisse almaya bak!<br />
Kıssaları duyup” Nakış” kelimesine “ Ş” harfinin eklendiği gibi o kıssaların suretine bağlanan, dış yüzüne kapılan kişiye<br />
benzeme.<br />
Dilsiz Dimne, Kelile’ye nasıl söz söyler Söz söylemekten ‘aciz Dinme,Kelile’ye meramını nasıl anlatırdı<br />
Tutalım, bunlar, birbirlerinin sözlerini anladılar, söz söylemeden meramlarını ifade eden bu hayvanların ne demek<br />
istediklerini insan nasıl anlayabilir<br />
Dimne, aslanla öküz arasında nasıl bir elçi oldu, ikisini de nasıl kandırdı<br />
3620. O akıllı öküz nasıl aslana vezir oldu. Fil ayın aksinden nasıl korktu<br />
Bu Dimne ve Kelile hikâyesinin hepsi yalan. Yoksa karganın leylekle ne alışverişi olur,nasıl leylekle savaşır ” deme.<br />
Kardeş, kıssa bir ölçeğe benzer, mâna içindeki taneye.<br />
Akıllı kişi taneyi alır, ölçek var mı, yok mu Ona bakmaz.<br />
Aralarında sözden eser yok, fakat bülbülle gülün macerasına dinle!<br />
Hâl diliyle söz söyleyiş ve anlaşılması<br />
3625. Mumla pervanenin başından geçenleri duy, bunların mânasına vâkıf ol güzelim.<br />
Aralarında bir söz yok ama sözün sırrı, mânası var ya. Agâh ol, yücelere uç, baykuş gibi aşağılarda uçma.<br />
Birisi “ Burası satrançta ruh hanesi” demiş. Bu sözü duyan “ O, evi nereden elde etmiş ”<br />
Satın mı almış, yoksa mirasa mı konmuş ” diye sormuş. Ne mutlu mâna anlayana!<br />
Nahivcilerden biri “ Zeyd, Amr’ı dövdü” diye bir misal getirmiş. Dinleyen “Suçu yokken neye dövmüş<br />
3630. Amr’ın ne suçu varmış ki o çiğ Zeyd, onu köleler gibi suçsuz dövüyor ” der.<br />
Nahivci, “ Bu, mâna ölçeğinden ibaret. Sen buğdayı almaya bak, ölçeğe lüzum yok.<br />
Zeyd’le Amr, irap için kullanılan misallerde geçer, onlar yalan olsa bile sen irabı düzeltmeye çalış!” derse de,<br />
Öbürü “ Ben onu,bunu bilmem. Zeyd, Amr’ı suçsuz,sebepsiz nasıl dövdü”deyince,<br />
Nahivci naçar kalır,alaya başlar:Amr,, fazla olarak bir “V” çalmıştı.<br />
3635. Zeyd, anlayınca o hırsızı dövdü. Çünkü Amr, haddi aşmıştı, tabii haddini bildirmek lâzım!<br />
Bâtıl gönüllerin bâtıl sözü kabul etmesi<br />
Bunun üzerine o adam “ Hah, doğru.. şimdi bunu canla başla kabul ettim” der. Doğru bile eğrilere eğri görünür.<br />
Bir şaşıya “ Ay birdir” desen “ İkidir, bir olmasında şüphe var” der.<br />
Birisi alay eder, güler ve “ Sahi, iki” derse bu sözü doğru olarak kabul eder. Kötü huyun lâyığı budur.<br />
Yalancılar yalanla konuşurlar “Pis şeyler, pislere aittir” sözü ışık verip durmaktadır.<br />
3640. Gönlü açık olanların elleri de açık olur. Körlerin taşlık erde düşmeleri de pek tabiîdir.<br />
Birisinin,meyvesini yiyenin ölümden kurtulup ebedî hayata ulaşacağı ağacı aramaya kalkışması<br />
Bilgili biri, hikâye yollu “Hindistan’da bir ağaç vardır.<br />
Meyvesini yiyen ne ihtiyarlar, ne ölür!” der.<br />
Bir padişah bunu duyar, doğru sanıp o ağaca ve meyvesine âşık olur.<br />
Bu ağacı bulmak, meyvesini getirmek üzere divan adamlarından bilgili birisini Hindistan’a yollar.<br />
3645. Adamcağız yıllarca Hindistan’da o ağacı arar, tarar.<br />
Bulmak için şehir şehir gezer, ne ada bırakır, ne dağ bırakır, ne ova bırakır!<br />
Kime sorduysa “ Bu ne arıyor, deli mi, ne ” diye güler, alay eder.<br />
Niceler alaya alıp döverler, niceler istihza edip “Akıllı,<br />
<br />
Senin gibi zeki ve temiz kişinin bu arayışında elbette bir esas var, hiç boş olur mu ” derler.<br />
3650. Ona alay yollu ettikleri bu riayet de ayrı bir tokat hattâ bu eni konu tokattan da beter!<br />
Bazıları alaya alıp “ Ey ulu kişi pek korkunç, pek geniş bir iklim olan filân iklimde,<br />
Falan ormanda yemyeşil bir ağaç vardır. Pek yüce, pek korkunç.. her dalı koskocaman” derler.<br />
Padişah adamı, kimden ne duyarsa aramak için gayret kemerini kuşanır.<br />
Orada nice yıllar gezip tozar. Padişah da ona mallar yollar durur.<br />
3655. Gurbet diyarında bir hayli zahmetlere uğrar, nihayet âciz kalır.<br />
Ne maksudundan bir eser görünür, ne de sözden başka bir şey!<br />
Ümit ipi üzülür, aradığını aramaz olur, usanır.<br />
Padişah yanına dönmeye niyet eder, ağlaya, ağlaya yola düşer.<br />
Şeyhin o mukallit talibe,o ağacın sırrını anlatması<br />
Meğerse o nedimin ye’se kapılıp geriye döndüğü memlekette kerem sahibi, kutuplardan âlim bir şeyh varmış.<br />
3660. Nedim ümitsiz bir halde “ Önce onun tekkesine gideyim de oradan yola düşeyim.<br />
İstediğimi bulamadım, ümidim kesildi. Bâri duası yoldaşım olsun” der;<br />
Gözleri yaşlı bulut gibi yaş döke, döke Şeyhin huzuruna varır.<br />
“ Şeyhim,acımanın, esirgemenin tam zamanı. Ümidim kesildi.. lûtfedecek an, bu an!” der.<br />
Şeyh, “ Ümitsizsen bile söyle. Matlûbun ne Neye yüz tutun ” diye sorar.<br />
3665. Nedim, “ Bir padişahım var, beni bir ağaç aramak üzere gönderdi.<br />
Ama nasıl ağaç Âlemde bulunmaz bir şey. Meyvesi, Âbıhayatın aslı.<br />
Yıllardır aradım bir nişanesini bile bulamadım, ancak bu sarhoşlar, benimle eğlendiler, beni alaya aldılar.. işte o kadar!”<br />
der.<br />
Şeyh gülümser de der ki: “Ey sâf adam, bu ağaç, ilim sahibindeki ilimdir.<br />
Pek yüce, pek büyük ve etrafa yayılmış bir ağaçtır o! Hattâ ağaç da ne demek her tarafı kaplayan deniz gibi<br />
Âbıhayattır!<br />
3670. Sen surete kapılmış yolunu yitirmişsin. Mânayı elden bıraktığın için onu bulamıyorsun.<br />
Ona gâh ağaç derler, gâh güneş. Gâh deniz adını takarlar, gâh bulut!<br />
Hulâsa o öyle şeydir ki yüz binlerce eseri var. En aşağılık hassası, sahibine ebedî bir hayat bağışlamasıdır.<br />
Tektir ama binlerce eseri, nişanesi var. O bire sayısız adlar gerek.<br />
Bir adam senin baban olur ama başka birisinin de oğludur.<br />
3675. Birisine düşmandır, onun hakkında kahırdan ibarettir.. diğer birine lûtfeder, iyilikle bulunur, onca iyidir.<br />
Bir tek adam olduğu halde bak, yüz binlerce adı var. Bir vasfını bilen öbüründen âmadır, öbür vasfını bilmeyebilir.<br />
Kim, bu ad doğru ad diye isme yapışır. Onu arasa senin gibi ümitsizliğe düşer, perişan olur.<br />
Niye bu ağacın adına yapışırsın da dili, damağı acı, talihsiz bir hale düşersin<br />
Addan geç, sıfatına bak da sıfatlar, seni zata ulaştırsın.<br />
3680. Halkın ihtilâfı addan meydana gelir. Fakat mânaya ulaşınca rahatlaşırlar.<br />
Birbirlerinin dediğini anlamayan dört kişinin üzüm için kavgaya tutuşmaları<br />
Adamın biri, dört kişiye bir dirhem verdi, Adamlardan birisi “Ben bu parayı “engûr’a” vereceğim” dedi.<br />
Öbürü Araptı, Lâ dedi, “Ben “İnep” isterim herif, engûr istemem.”<br />
Üçüncü Türk’tü, “ Bu para benim “ dedi, “ Ben inep istemem, üzüm isterim.”<br />
Dördüncüde Rum’du, dedi ki: “Bırak bu lâfları, biz İstafil isteriz.”<br />
3685. Derken savaşa başladılar. Çünkü adların sırrından gafildiler.<br />
Ahmaklıktan birbirlerini yumruklamaya koyuldular. Bilgisizlikle dolu, bilgiden boş adamlardı bunlar.<br />
Sır sahibi, yüzlerce dil bilir, kadri yüce birisi orada olsaydı, onları uzlaştırırdı.<br />
Onlara “ Ben bu bir dirhemle hepinizin isteğini yerine getiririm.<br />
Gönlünüzü gıllügışsız bana teslim edin. Bu bir dirheminiz, sizin istediğiniz şeylerin hepsini yapar.<br />
3690. Bir dirheminiz dört muradı da yerine getirir, dört düşman da uzlaşır, birliğe ulaşır, bir olur.<br />
Sizin sözleriniz savaşa, nifaka sebep olur. Fakat benim sözüm, sizleri birleştirir.<br />
Siz susun, dinleyin de konuşma hususunda diliniz ben olayım.<br />
Sizin sözünüz yüz türlüdür, eseriyse ancak savaş ve kızgınlıktan ibaret.<br />
İğreti hararetin tesiri yoktur. Fakat insanın kendisinden olan hararet müessirdir.<br />
3695. Sirkeyi ateşte ısıtsan da yiyince yine bürudeti arttırır.<br />
<br />
Çünkü o hararet, iğretidir. Asli tabiatında bürudet ve keskinlik vardır.<br />
Oğul, pekmez buz tutsa da yine yiyince ciğerdeki harareti fazlalaştırır.<br />
Şu halde şeyhin riyası, bizim ihlâsımızdan daha yeğ. Çünkü o riya basiretten meydana gelmedir,bu ihlâs körlükten!<br />
Şeyhin sözü, insana cemiyet-i hâtır verir, hasetçilerin nefesi ise tefrika.<br />
3700. Süleyman, Allah tecellisine uğrayınca bütün kuşların dillerini öğrenmiş oldu.<br />
Onun adalet devrinde ceylân, kaplanla uzlaşmış, savaşı bırakmıştı.<br />
Güvercin doğanın pençesinden emindi, koyun kurttan çekinmiyordu.<br />
Süleyman, düşmanlar arasında meyancılık etti, bütün kuşların arasında birlik husule geldi.<br />
Sen bir karıncaya benzersin, tane toplamak için koşup durmaktasın. Fakat behey azgın. Süleyman buracıkta, sen ne<br />
arıyorsun<br />
3705. Tane arayana tane, tuzaktır. Fakat Süleyman arayan hem Süleyman’ı bulur, hem taneyi elde eder.<br />
Bu ahir zamanda kuşlara bir an bile birbirlerinden aman yoktur.<br />
Devrimizde de Süleyman var, bizi sulha kavuşturur, zulmümüzü giderir.<br />
“Hiçbir ümmet yoktur ki aralarında bir korkutucu olmasın” âyetini oku.<br />
Allah “ Hiçbir ümmet bulunamaz ki içlerinde bir Allah halifesi, bir himmet sahibi bulunmasın” dedi.<br />
3710. O halife, onların gönüllerini o kadar birleştirir gibi sâflıktan hiçbir gıllügışları kalmaz.<br />
Hepsini ana gibi birbirini esirger bir hale getirir. Onun için Müslümanlara “Tek bir nefis” demiştir.<br />
Onlar Allah Resulü yüzünden tek bir nefis oldular, yoksa her biri, öbürüne tam bir düşmandı.<br />
Resul Sallâllahu Aleyhi Ve Sellem’in yüzünden Ensarın arasındaki aykırılık ve düşmanlığın<br />
kalması<br />
Medine’lilerin iki kabîlesi vardı, birine Evs, öbürüne Hazrec denirdi. Âdeta bir kabile öbürünün kanına susamıştı.<br />
Mustafa’nın yüzünden o eski kinleri İslâm ve sâflık nuruyla mahvoldu.<br />
3715. Önce o düşmanlar, bağdaki üzümler gibi kardeş oldular.<br />
“ Şüphe yok, söz bundan ibaret; Müminler kardeştir” nasihatiyle de, bu nefesle de kardeşliği bıraktılar,tek bir ten<br />
oldular.<br />
Üzümlerin suretleri kardeştir. Fakat sıktın mı tek bir üzüm suyu olur.<br />
Korukla üzüm birbirine zıttır ama koruk, olgunlaşınca güzelleşir, tatlılaşır, iyi bir dost olur.<br />
Koruk halinde kalan üzüme Allah ezelden kâfir demiştir.<br />
3720. Değil kardeşim değil.. artık o tek bir nefis olamaz. Azgınlıkta menhus bir mülhitten ibarettir.<br />
Ondaki gizli şeyleri bir söylesem âlemde fikirler fitneye düşer, karmakarışık olur.<br />
Kör gâvurun sırrının anılmaması daha iyi. Cehennem dumanın İrem bağından uzak oluşu daha hoş!<br />
Ne de olsa üzüm olmaya kabiliyetli korukların gönülleri, ehli dilin nefesleriyle birdir.<br />
Hepsi üzüm olmaya koşarsa, sonunda ikilik kalkar, kin ve savaş kalmaz.<br />
3725. Hepsi de üzüm olup derilerini yırtarlar da birleşirler, vasıfları da birlik olur.<br />
Dost, düşman ikiliktedir. Fakat hiç, bir olan, kendisiyle savaşır mı<br />
Aferin, üstat Aklı Küll’e, yüz binlerce zerreye birlik bahşetti.<br />
Yerde topak, topak dağınık topraklara benzerlerken testici, hepsini de birleştirdi, bir testi yaptı.<br />
Gerçi suyla toprağın birleşmesi, nakıstır, can, buna benzemez.<br />
3730. Fakat burada apaçık bir misal getirsem korkarım aklın karışır.<br />
Süleyman şimdi de var ama biz uzağı görme neşesiyle onu göremiyoruz.<br />
Uzağa bakış, insanı kör eder. Sarayda uyuyanın sarayı görmediği gibi.<br />
Biz ince sözlere dalmışız, onlarla uğraşıp duruyoruz. Düğümleri çözme sevdasına tutulmuşuz.<br />
Düğümleri bağlayıp çözdükçe şüpheye düşmeyi, cevap vermeye kalkışmayı uzatıp gideriz.<br />
3735. Tuzağın bağını gâh çözüp bağlayan, bu suretle bu işte maharet kazanan kuş gibi..<br />
Böyle kuş sahradan, çayırdan mahrumdur, ömrü düğümü açıp çözmede harcolur gider!<br />
Filvaki hiçbir tuzağa zebun olmaz ama günden güne kanatları tutulur, uçmaz olur.<br />
Bağ çözüp bağlamakla az uğraş da kanatların tutulmasın, uçmadan kalmayasın.<br />
Yüz binlerce kuşun kanadı kırıldı da yine o ârızalı yerlerdeki tuzakları gidermedi.<br />
3740. Kuran’da onların ahvalini oku haris adam: “Bütün şehirlerde gezip dolaştılar, her tarafı elde ettiler.” Bak hele “ Bir<br />
kurtuluş var mı ”<br />
Türk, Rum ve Arabın kavgasından engûr ve inep şüphelerine düşmekten başka bir şey çıkmaz.<br />
Mânevi dilleri bilen Süleyman gelmedikçe bu ikilik kalkmaz.<br />
Kavgacı kuşlar, hepiniz doğan gibi şehriyarın şu davulunu duyun!<br />
<br />
Aranızdaki ihtilâfı bırakın da ruhunuzu her yandan şâdedin.<br />
3745. Nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa dönün.O Süleyman, sizi kendine teveccühten men etmedi ki.<br />
Fakat kör kuşlarız, terbiyeden hayli uzağız. O Süleyman’ı bir an bile tanımadık gitti!<br />
Baykuşlar gibi doğanlara düşmanız, hulâsa viranelerde kalmışız.<br />
Bilgisizliğimiz, körlüğümüz son derecede. Bu yüzden de Allah azizlerini incitmeye kastediyoruz.<br />
Süleyman’dan aydınlanan kuşlar, nasıl olur da suçsuz, sebepsiz bir kuşun kanadını yolarlar<br />
3750. Kanadını yolmak şöyle dursun, onlar, âcizlere yem verirler. O kuşlarda aykırılık ve kin yoktur. Hoş kuştur onlar,<br />
hoş kuş!<br />
Onların hüthüteleri kutlulamak üzere yüzlerce Belkıs’ın yolunu açar;<br />
Kargaları surette kargadır, hakikatte himmet doğanı “ Mâzâga” sırrına mazhardır onlar.<br />
Leylekleri “lek, lek “ der ama şüpheye birlik ateşini salar;<br />
Güvercinleri, doğanlardan korkmaz. Hattâ doğan, o güvercinlerin önünde baş kor.<br />
3755. Bülbülleri, insana vecit ve halet verir; gülistanları, kendi gönüllerindedir.<br />
Duduları, şeker kaydında değildir. Ebedî şekeri, kendi içlerinde bulurlar.<br />
Tavusların ayakları bile, bakılsa, öbür tavusların kanatlarından daha güzel görünür.<br />
Hakan kuşlarının kuru bir sesten ibaret kuş dilleri nerede, Süleyman kuşlarının söyledikleri kuşdili nerede<br />
Sen ne bilirsin kuşların seslerini Bir an olsun Süleyman’ı görmedin ki!<br />
3760. İnsana sesi neşe veren o kuşun kanadı meşrıktan da hariç, mağripten de.<br />
Her ahengi, Kürsi’den ta yere kadar bütün âlemi doldurur. Azameti yeryüzünden Arşa kadar bütün cihanı istilâ eder.<br />
Bu Süleyman’a uymayan kuş, karanlığa âşıktır. Yarasaya benzer.<br />
Ey kötü yarasa, Süleyman’a alış da ebediyen zulmette kalma.<br />
Oraya doğru bir arşın gitsen arşın gibi ölçü kutbu kesilir, her tarafı ölçer biçersin.<br />
3765. Irgalaya bocalaya topal ,topal bile olsa o tarafa sıçradın mı topallıktan da kurtulursun, sakatlıktan da!<br />
Tavuktan çıkan kaz palazları<br />
Seni tavuk yetiştirdi, kanadının altında büyüttü. Sana dadılık etti ama sen yine kaz palazısın.<br />
Anan o denizin kazıdır. Ancak dadın toprağa mensuptu, dadın bu kuruluğa tapardı.<br />
Gönlündeki denize olan meyil yok mu.. o tabiat, sana anandan mirastır.<br />
Fakat kuruluğa olan meylin de dadından geçme. Bırak dadıyı, onun reyi kötü, isabetsiz!<br />
3770. Dadıyı karada bırak,yürü, kazlar gibi mâna denizine koş, dal denize!<br />
Anan seni sudan korkutursa sakın sen korkma, hemen denize koş!<br />
Sen kazsın, karada da yaşarsın, denizde de. Kümes hayvanları gibi kokuşuk kümesli bir hayvan değilsin ya.<br />
Sen “Kerremnâ” hükmünce bir padişahsın ki hem karaya ayak atabilirsin, hem denize!<br />
“ Ve hamelnâhüm fil berri vel bahri” hükmüne mazharsın. Canını karadan kurtar, denize yürüt!<br />
3775. Melekler için karaya yol yoktur. Hayvanların da denizden haberleri yok.<br />
Sen, ten itibarıyla hayvansın, can bakımından melek. Bu suretle hem yerde yürürsün,hem gökte.<br />
Bu suretle, ben de zahiren sizin gibi insanım ama hakikatte gönlüm, vahye kabiliyetli.<br />
Bu toprağa mensup kalıp, yer üstüne düşmüş ama bu çeşit adamın ruhu, o güzelim gökte çark urup durmakta.<br />
Yavrum, biz umumiyetle su kuşlarıyız, dilimizden de ancak deniz anlar.<br />
3780. Hulasâ Süleyman denizdir,biz kuşlara benzeriz. Ebede kadar Süleyman’da seyredip duruyoruz.<br />
Süleyman’la gel , ayağını denize bas ki su, Davud’a olduğu gibi sana da yüzlerce zırh yapsın.<br />
O Süleyman, meydanda, herkesin gözü önünde. Fakat haset kıskançlık göz bağıcı ve büyücü.<br />
O bizim önümüzde.. bizse cahillikten, uykudan, herzevekillikten onu görmemekte, ondan meyus olmaktayız.<br />
Gök gürlemesi, susuzun başını ağrıtır.Bilmez ki kutlu bulutlardan rahmet yağdıracak!<br />
3785. Onun gözü akar suda.. gökten yağan rahmet suyunun zevkinden haberi bile yok!<br />
Himmet atını sebebe doğru sürdü de bu yüzden müsebbipten mahrum kaldı.<br />
Fakat müsebbibi apaçık gören cihan sebeplerine gönül kor mu<br />
Hacıların ,çölde tek ve tenha ibadet eden bir zâhidin kerametine hayran olmaları<br />
Çöl ortasın da bir zâhit vardı. Abbadiye kabîlelerine mensup olanlar gibi ibadete de dalmış, kendisinden geçmişti.<br />
Hacılar civar şehirlerden gelip oraya ulaştılar, o kupkuru yerde bir zâhit gördüler.<br />
3790. Zâhidin yeri kaskatıydı. Fakat kendisinin mizacı yumuşak. Çölün samyeli, âdeta ona ilâç kesilmişti.<br />
Hacılar, onun yalnızlığına ,o âfetler içinde selâmette oluşuna şaştılar.<br />
<br />
Kum üstünde namaza durmuştu. Kum, öyle bir kumdu ki hararetinden tenceredeki su bile kaynar, coşardı.<br />
Halbuki dersin ki o,sanki bir yeşillikte bir gülistanda, yahut Burak’a ,Düldüle binmiş!<br />
Yahut da ayağının altında ipekli örtüler, kumaşlar var samyeli ona sabah rüzgârından daha hoş!<br />
3795. O namaz kılarken hacılar beklediler. Zâhit, uzun bir fikre dalmış, kendisinden geçmişti.<br />
Neden sonra istiğraktan ayıldı, kendisine geldi. Hacıların içinde gönül gözü açık birisi,<br />
Gördü ki, zâhidin elinden, yüzünden sular damlamakta, elbisesi aptes suyundan ıslak.<br />
“ Bu su nereden ” diye sordu. Zâhit , elini kaldırıp “Gökten” diye cevap verdi.<br />
Adam, “ Kuyu” ip yokken ne vakit istesen su bulabilir misin Hemen yağmur yağar mı<br />
3800. Ey din sultanı, müşkülümüzü halleder hallet de yakına erelim.<br />
Sırlarından bir sırrı bize de göster de bellerimizden zünnarları kesip atalım” dedi.<br />
Zâhit, gözlerini göğe kaldırarak dedi ki: “Yarabbi, hacıların duasına icabet et.<br />
Ben gökten rızık aramaya alışmışım, sen bana gökten kapı açtın.<br />
Ey Lâmekân âleminden mekân izhar eden, ey “Rızkınız göktedir” sırrını ayan eyleyen!”<br />
3805. ZÂhit, bu münacattayken hemen su sömüren fil gibi bir lÂtif bulut peyda oldu.<br />
Bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı, derelerde, mağaralarda gölcükler meydana geldi.<br />
Bulut, tulumlar gibi gözyaşı döküyordu.Hacıların hepsi mataralarını açtı.<br />
İçlerinden bir bölük halk o şaşılacak şeyler yüzünden bellerindeki zünnarları kestiler.<br />
Bir bölüğünün de bu hayret edilecek şey yüzünden yakini arttı. Allah, doğru yolu daha iyi bilir.<br />
3810. Bir bölüğüyse bu kerameti kabul etmeyip hamhalat bir halde ebedî nâkıs olarak kaldı, söz de burada bitti.<br />
İKİNCİ CİLDİN SONU</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>