<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Raşit Tunca Board - Sağlık Bilgileri]]></title>
		<link>https://rashid-tunca.com/</link>
		<description><![CDATA[Raşit Tunca Board - https://rashid-tunca.com]]></description>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:10:52 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[VİTAMİNLER VE FAYDALARI]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=22970</link>
			<pubDate>Wed, 04 Oct 2023 05:51:38 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=22970</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VİTAMİNLER VE FAYDALARI</span></span><br />
<br />
Organizmaya çok gerekli özbesinler olan vitaminler vücutta çok önemli bir rol oynar, ama bu rol uzun süre bilinememiştir. Hekimler, berberi veya iskarbüt gibi vitamin eksikliğinden kaynaklanan hastalıkların klinik belirtilerini gözlemliyorlardı, ama bunların neden ileri geldiğini bilmiyorlardı. Bugün, kesin ölçütlere göre (yapı, işlev, kaynak, alınacak miktar) onbeş kadar vitamin belirlenmiştir. Vitamin biliminin ve vitamin tedavisinin hedefi, sağlık için gerekli vitaminleri her zaman gerektiği kadar sağlayamayan beslenme düzeniyle ve vitaminlerin tedavi edici madde olarak kullanımıyla ilgilidir.<br />
Sınıflandırılma<br />
Vitaminleri alfabetik olarak sıraya sokacak olursak; <br />
A-	Vitamini<br />
B-	Vitamini ve B1’den başlayarak B12’ye kadar devam eden vitaminler<br />
C-	Vitamini<br />
D-	Vitamini<br />
E-	Vitamini<br />
K- Vitamini<br />
Vitaminler ikiye ayrılır. Bunlar; yağda ve suda eriyen vitaminlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yağda Eriyen Vitaminler</span><br />
</span><br />
A Vitamini<br />
Hayvansal kökenli (tereyağı, balık karaciğeri) birbirine yakın yapıda iki kimyasal şekli vardır. A1 ve A2 bunlardan birincisi ikincisine göre iki kat daha etkindir. Erişkin insanlar için günde önerilen doz 2,5 mg’dır.<br />
A Vitamini Eksikliğinde Neler Olur?<br />
-	Özellikle kser oftalmiye (göz mukozolarının kuruluğu)<br />
-	Gece körlüğüne<br />
-	Çocuklarda büyüme bozukluklarına yol açar<br />
-	Derinin sarı renk olması ile belirgin olan hiper vitamina 24 genellikle zararsızdır ve aşırı alım kesilince hemen düzelir.<br />
D Vitamini<br />
İki kaynağı vardır. Bunlardan biri dış kaynak beslenmedir (yumurta, balık karaciğeri yağı), iç kaynak ise, morötesi güneş ışınlarının etkisiyle üst deri hücrelerinin yaptığı bireşimdir. Bu vitamin, fosfor ve kalsiyum bağırsaklarından emilimine ve bunların kemik dokusunda yenilenmelerine yardımcı olmak sureti ile kalsiyum fosfor metabolizmasının düzenlenmesinde rol oynar. Günde önerilen doz 10-20 µg’dır.<br />
Eksikliğinde Görülen Zararları<br />
-	Çocuklarda raşitizme (iskelette şekil bozuklukları),<br />
-	Erişkinlerde astromolasiye (kemik ağrıları),<br />
-	Yoğun tedavisi sonucunda ortaya çıkan D hipervitaminozu ise kusma ve vücutta su kaybı ile kendini gösterir.<br />
E Vitamini<br />
E vitamini etkinliğine sahip bileşimler esas olarak, buğday tanelerinde ve bitkilerin yeşil kısımlarında bulunur. 15-20 mg’dır (günlük gereksinim).<br />
Not: Bu moleküllerin görevi pek iyi bilinmemektedir.<br />
Eksikliğinde Neler Olur?<br />
- Ne eksikliğinde hipervitaminozu insanlarda görülmemiştir.<br />
K Vitamini<br />
Yeşil sebzelerde ve balık unlarında çeşitli K vitaminleri mevcuttur. Dışarıdan alınması zorunlu değildir. Çünkü insanın bağırsak florası bu vitaminin birleşimini yapma yeteneğine sahiptir. Karaciğerle birlikte, kandaki çeşitli pıhtılaşma etmenlerinin, özellikle de protrombinin yapımına katkıda bulunur. Erişkin bir insanda günlük K vitamini ihtiyacı yaklaşık 2 mg’dır; bağırsaktan emiliminde bir eksiklik olursa, kanamalara yol açar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Suda Eriyen Vitaminler</span></span><br />
<br />
B1 Vitamini (tiyomin)<br />
Maya mantasyonlarından buğday tanelerinden ve baklagillerden büyük miktarda sağlanan bu vitamin, enerji üretici glüsit kakobolizmasında önemli bir rol oynar. Alınması önerilen günlük miktarı (ortalama) 1,5 mg’dır.<br />
B2 Vitamini (riboflovin)<br />
Bitkilerde özellikle bira mayasında, ayrıca sakatatta, sütte ve yumurtada bulunan bu bileşim glüsit, lipit ve plokitlerin metabolizmasında yardımcı olur. Günlük gereksinim yaklaşık 2 mg’dır. Ayrıca zehir giderici olarak ve demirin kullanımı esnasında da etki gösterir.<br />
PP Vitamini (nikotimonit)<br />
Organizma bu vitamini diğer B vitaminleri gibi doğrudan doğruya besinlerden alır veya triplofon denen bir animoasitler birleştirir. Nikotinomik kafaktürü hücrelerdeki yükseltgenme – indirgenme süreçlerinde rol oynar. Bir erişkinin günlük ihtiyacı yaklaşık 2 mg’dır.<br />
B5 Vitamini (pontotenik asit)<br />
Hayvansal ve bitkisel dokuların çoğunda mevcut olan pontotonik asit, lipit, glüsit ve protitlerin metabolizması ve epitelyumların yenilenmesi için gerekli olan A koenziminin bileşimine girer. Alınması gereken miktar 24 saatte 5-10 mg arasındadır.<br />
B6 Vitamini (pridoksin)<br />
Diğer B vitaminleriyle aynı kaynaklardan gelir ve daha çok protit metabolizmasında rol oynar. Alınması gereken miktar her protein alımıyla orantılı, yani 24 saatte ortalama 2 mg olmalıdır.<br />
B8 Vitamini (biyotin)<br />
Beslenmeyle (sakatat, yumurta sarısı) alınan ve bakteri florasınca bireştirilen biyotin glüsit ve lipit metabolizmaları sırasında CO2 kütlelerinin taşınması konusunda özelleşmiş bir koenzimdir. Günlük ihtiyaç 150-300 µg’dır; bu miktarlar dengeli bir beslenmeyle sağlanabilir.<br />
<br />
B9 Vitamini (folik asit)<br />
Alyuvarların olgunlaşmasında ve bazı amino asitlerin metabolizmasında gerekli olan bu vitamin daha çok yapraklarda ve bira mayasında bulunur. Bir erişkinin alması gereken miktar günde 300 µg’dır.<br />
B12 Vitamini (siyonokobolomin)<br />
Hayvansal dokularda özellikle de karaciğerde çok bol olarak bulunan bu vitamin bitkilerden yalnızca su yosunlarında ve mayalanmış soyada bulunur. Emilimi mide tarafından üretilen bir glikoprateinin (entrensek etmendige adlandırılır) varlığını gerektirir, bu vitaminin işlevi oluşmakta alyuvarlarla ilgilidir. Alınması gereken miktar çok düşüktür (günde 2-3 µg). <br />
C Vitamini (askorbik asit)<br />
C vitamini B grubuna dahil olmasa da, suda eriyen bir vitaminin bütün özelliklerini gösterir. Bu vitamin taze meyve ve sebzelerde bulunur. Çok sayıda görevi vardır. Özellikle bağ dokusunun yapımında rol oynar. Gliküjen oluşumunu, demir emilimini.......... uyarır. Alınması gereken miktar günde 7,5 µ’dır ve enfeksiyon durumunda bunun üstündedir.<br />
Vitaminler ve Sağlık<br />
Vitaminlerin birçok hastalıkta koruyucu veya önleyici rollerini ortaya koymak için çok sayıda araştırma yapılmıştır. Klinik araştırmaların ve deneysel çalışmaların sonuçları ve ayrıca epidemiyolojik yaklaşım, 2000 yılında, vitaminlerin tedavi edici etkilerini belirtmeyi ve bunlara sağlığımız arasında ilişki kurmayı sağlayacaktır. Ayrıca reklamlar, için de bir çok vitaminin bir arada bulunduğu ürünleri tanıtırken, vitaminlerin enerji verici niteliklerini de vurgular, ama vitaminler bu özelliğe sahip değildir.<br />
<br />
<br />
Vitaminler <br />
<br />
Vitaminler, bazı yiyeceklerde bulunan, çoğu vücudumuzda üretilmeyen. Vücutta özel biyokimyasal reaksiyonlar için gerekli olan, küçük miktarlarda (miligram veya mikrogram) ihtiyaç duyduğumuz organik maddelerdir.<br />
İki tip vitamin vardır. <br />
Yağda çözünenA, D, E, K<br />
Suda çözünen <br />
•B grubu ve C <br />
•Suda çözünen vitaminler vücutta depolanmaz. Bu yüzden bu vitaminleri hergün yediğimiz yiyeceklerle almamız gereklidir. Suda çözünen vitaminler pişirme sırasında kolaylıkla zarar görebilirler.<br />
Yiyeceklerdeki vitaminleri korumak için<br />
•Aşırı pişirmeyin.<br />
•Sebzeleri haşlarken suda çözünen vitaminlerin önemli miktarı haşlama suyuna karışır. Bu suyu atmayın, çorbalarda veya yemeklerinizde kullanın. Sebze ve meyveleri çok az suyla haşlayın.<br />
•Kızartmak ve fırında pişirmek, vitaminlerin neredeyse tamamen yok olmasına yol açar.<br />
•Sebze ve meyvelerin vitamin içeriğinden maksimum şekilde yararlanmak için en doğru yöntem, çiğ veya buharda az pişirerek yemektir.<br />
•Sebzeleri yıkadıktan sonra uzun süre suda bekletmeyin.<br />
•Sebzeleri, meyveleri çok küçük parçalar halinde doğramayın.<br />
•Keskin bıçak kullanın.<br />
•Yemekleri pişirdikten sonra hemen tüketmeye çalışın. Uzun süre bekletmeyin.<br />
•Meyve ve sebzelerinizi satın alırken taze olmalarına dikkat edin.<br />
•Meyve sebze alışverişinizi küçük miktarda yapın. Haftalık alışveriş yerine iki-üç günde bir almayı yeğleyin.<br />
•Meyveleri kabuklarını soymadan yiyin.(tarım ilaçları kullanılmadığından eminseniz!)<br />
•Meyve suyunu kutuyu açtıktan sonra hemen için. Dolapta bekletmeyin.<br />
A vitamini<br />
İki şekli vardır: hayvansal gıdalar da bulunan retinol ve bitkilerde bulunan Beta-karoten vücutta retinole çevrilebilir. Ancak retinol kalitesinde A vitamini alabilmek için 6 kat fazla Beta-karoten içeren besin yememiz gerekir.<br />
<br />
Ne işe yarıyor?<br />
<br />
Cilt ve vücut dokularının sağlıklı olmasını, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar.<br />
Birçok kanser türüne karşi koruyucudur, antioksidandır ve karanlıkta görmeyi sağlar.<br />
<br />
Nerede bulunuyor?<br />
<br />
Karaciğer, böbrek, yumurta, buğday, mantar, baklagiller, fasülye, domates, kereviz, fıstık, ceviz, cashew(maun fıstığı), avokado.<br />
<br />
Eksikliğinde ne görülür?<br />
<br />
Sık sık hastalanma, karanlıkta iyi görememe, ağızda yaralari sivilce, cilt kuruluğu, saçlarda kepek.<br />
<br />
B grubu vitaminler<br />
B1(thiamine)<br />
B2(riboflavin)<br />
B3(niacin)<br />
B5(panthothenic asit)<br />
B6(pyridoxine)<br />
B12(cyanocobalamin)<br />
B1 (thiamine)<br />
<br />
Ne işe yarıyor?<br />
<br />
Karbonhidratlardan enerji üretimi, beyin fonksiyonları ve sindirim sistemi için gerekli. Vücudun proteinleri kullanabilmesini sağlar.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Buğday, baklagiller -özellikle börülce-, karaciğer, ıspanak, brüksel lahanası, bamya, fasülye, pancar, badem, ceviz, fındık, esmer pirinç, yulaf, mısır.<br />
<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kaslarda hassasiyet, kas güçsüzlüğü, konsantrasyon güçlüğü, çabuk kızma, hafıza zayıflığı, ayaklarda karıncalanma, kabızlık, çarpıntı, mide ağrıları.<br />
<br />
B2 (Riboflavin)<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Karbonhidrat, protein ve yağlardan enerji üretimi için gerekli. Cilt sağlığı, saç, tırnak ve gözler için önemli. Vücuttaki asit oranını düzenler.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Süt ve süt ürünleri, karaciğer, böbrek, mantar, elenmemiş undan yapılmış ekmek, cerealler, badem, yeşil sebzeler.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Gözlerde yanma ve bulanıklık, parlak ışıklara karşı hassasiyet, katarakt, mat ve yağlı saçlar, cilt sorunları, tırnakların çabuk kırılması, dudaklarda çatlaklar.<br />
B3(Niacin) <br />
Ne işe yarıyor?<br />
Enerji üretimi, beyin fonksiyonları ve cilt sağlığı için gerekli. Kan şekerini dengeler ve kolesterol seviyesini düşürür. Sindirim sistemi üzerinde de etkileri var.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Karaciğer, böbrek, balık, tavuk, hindi, ekmek, cerealler, mantar, baklagiller, fıstık, fıstık yağı, ceviz, fındık, badem, bira mayası, esmer pirinç, esmer makarna.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Enerji azlığı, ishal, uyku sorunları, baş ağrısı, bellek zayıflığı, gerginlik, anksiyete, çabuk kızma, depresyon, dişeti kanamaları veya hassasiyeti, sivilce, egzama ve çeşitli cilt sorunları.<br />
B5(Panthothenic asit)<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Enerji üretimi ve yağ metabolizmasında gerekli. Beyin ve sinirler için önemli. Strese karşı hormonların yapımında görevli. Cilt ve saç sağlığında etkisi var.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Karaciğer, böbrek, yumurta, buğday, mantar, baklagiller, fasülye, domates, kereviz, fıstık, ceviz, cashew, avokado.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kas seğirmeleri veya kramplar, ayaklarda yanma hissi veya topuklarda hassasiyet, konsantrasyon zayıflığı, dişleri gıcırdatma, mide bulantısı-kusma, çabuk yorulma, enerji azlığı, anksiyete, gerginlik.<br />
B6 (pyridoxine)<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Protein sindirimi, beyin fonksiyonları, hormonların üretimi için gerekli. Seks hormonlarını dengeler. Deprosyana karşı etkili. Alerjik reaksiyonları engeller<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Buğday, baklagiller -özellikle börülce- , karaciğer, ıspanak, brüksel lahanası, bamya, fasülye, pancar, badem, ceviz, fındık, esmer pirinç, yulaf, mısır.<br />
<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kaslarda hassasiyet, kas güçsüzlüğü, konsantrasyon güçlüğü, çabuk kızma, hafıza zayıflığı, ayaklarda karıncalanma, kabızlık, çarpıntı, mide ağrıları.<br />
B12 (cyanocobalamin)<br />
<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Protein kullanımı, dna sentezi, enerji üretimi ve sinirler için gerekli. Kanda oksijenin taşınmasına yardımcı. Sigara dumanı ve diğer zehirlerle savaşta rolü var.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Karaciğer, böbrek, tavşan ve koyun eti, hindi, sardalya, ançuez, somon, ton, uskumru gibi yağlı balıklar, yumurta, peynir.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Saç sağlığının bozulması, cilt sorunları, ağzın sıcak vaya soğuğa aşırı duyarlılığı, çabuk kızma, anksiyete, gerginlik, enerji azlığı, kabızlık, kaslarda hassasiyet, soluk cilt.<br />
Folik asit<br />
<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Hamilelikte bebeğin betin ve sinir sistemi gelişimi için hayati önem taşır. Yetişkinlerde beyin ve sinir sistemi fonksiyonları, protein kullanımı ve kan hücreleri yapımı için gerekli.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Buğday, baklagiller -özellikle börülce-, karaciğer, ıspanak, brüksel lahanası, bamya, fasülye, pancar, badem, ceviz, fındık, esmer pirinç, yulaf, mısır.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kansızlık, egzema, dudaklarda çatlaklar, saçlarım erken beyazlaşması, bellek zayıflığı, depresyon, anksiyete, gerginlik, enerji azlıgı, iştahın kaybolması, mide ağrıları.<br />
Biotin<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Vücudun temel yağları kullanmasını sağlar; sağlıklı cilt, saç ve sinirler için gerekli.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Yumurta, süt,istiridye, bezelye, domates, marul, karnı bahar, greyfurt, badem, mısır, karpuz, lahana, ringa balığı.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kuru cilt, sağlıksız saçlar, saçların erken beyazlaşması, kaslarda hassasiyet, iştahsızlık, cilt sorunları, egzemalar.<br />
C Vitamini (askorbik asit)<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Bağışıklık sistemini güçlendirir. Hastalıklara karşı savaşta etkili. Strese karşı hormonların yapımında, enerji üretiminde, vücudun destek dokusu olan kollagen yapımında görevli. Kemikleri, cildi, eklemleri güçlendiriyor. Kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkisi var.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Yeşil ve kırmızı biber, maydonoz, kivi, yeşil yapraklı sebzeler, domates, portakal, greyfurt, kavun, brokoli, karnıbahar, lahana, brüksel lahanası, çilek, limon, bezelye, soğan.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Sık hastalanma, sık nezle-grip olam, enerji azlığı, dişeti kanama-ları, vücudun kolay morarması, yaraların geç iyileşmesi, ciltte döküntüler, burun kanamaları.<br />
D Vitamini(Ergocalciferol, cholecalciferol)<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Vücutta kalsiyumu tutarak kemiklerin güçlenmesini sağlar. <br />
Nerede bulunur?<br />
Balık yağı, somon, ton, uskumru gibi yavru balıklar, peynir,yumurta, istiridye, karaciğer, tereyağı.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Eklem ağrıları, eklem hareketlerinde zorluk, el ağrısı, diş çürümeleri, kaslarda kramp<br />
E Vitamini<br />
Ne işe yarıyor?<br />
En güçlü antioksidandır. Serbest radikallere bağlanıp vücuttan atılmalarını sağlar. Hücre yapısının bozulmasını engeller. Kansere karşı koruyucu. Vücudun oksijeni kullanmasına yardın eder. Yaraların iyileşmesini hızlandırır. Kanın damar içinde pıhtılaşmasını önler, böylece damar sertliğini ve tıkanmalarını engeller. Cildi güzelleştirir.<br />
<br />
Nerede bulunur?<br />
İşlemden geçmemiş yağlar, buğday, mısır, ayçiçeği, fıstık, susam, soya yağları, zeytin yağı, balık yağı, fındık, badem, ton balığı, sardalya, somon, patates, yumurta sarısı, domates, koyu yeşil renkli sebzeler.<br />
Eksikliğinde ne görülür?<br />
Seks isteğinde azalma, çabuk yorulma, kolay morarmalar, yaraların geç iyileşmesi, varisler, gevşek kaslar, kısırlık.<br />
K Vitamini<br />
K vitamini vücutta, kalın bağırsaktaki yararlı bakteriler tarafından üretilir.<br />
<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Kanın pıhtılaşmasını sağlar<br />
<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Karnıbahar, yeşil sebzeler, brüksel lahanası, marul, lahana, fasülye, bezelye, su teresi, kuşkonmaz, yoğurt, yumurta sarısı, balık yağı, patates, mısır yağı.<br />
<br />
Eksikliğinde ne görülür?<br />
Kanamanın durmaması, kolay kanamalar.<br />
<br />
<br />
C Vitamini (askorbik asit)<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Bağışıklık sistemini güçlendirir. Hastalıklara karşı savaşta etkili. Strese karşı hormonların yapımında, enerji üretiminde, vücudun destek dokusu olan kollagen yapımında görevli. Kemikleri, cildi, eklemleri güçlendiriyor. Kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkisi var.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Yeşil ve kırmızı biber, maydonoz, kivi, yeşil yapraklı sebzeler, domates, portakal, greyfurt, kavun, brokoli, karnıbahar, lahana, brüksel lahanası, çilek, limon, bezelye, soğan.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Sık hastalanma, sık nezle-grip olam, enerji azlığı, dişeti kanama-ları, vücudun kolay morarması, yaraların geç iyileşmesi, ciltte döküntüler, burun kanamaları.<br />
D Vitamini(Ergocalciferol, cholecalciferol)<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Vücutta kalsiyumu tutarak kemiklerin güçlenmesini sağlar. <br />
Nerede bulunur?<br />
Balık yağı, somon, ton, uskumru gibi yavru balıklar, peynir,yumurta, istiridye, karaciğer, tereyağı.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Eklem ağrıları, eklem hareketlerinde zorluk, el ağrısı, diş çürümeleri, kaslarda kramp<br />
E Vitamini<br />
Ne işe yarıyor?<br />
En güçlü antioksidandır. Serbest radikallere bağlanıp vücuttan atılmalarını sağlar. Hücre yapısının bozulmasını engeller. Kansere karşı koruyucu. Vücudun oksijeni kullanmasına yardın eder. Yaraların iyileşmesini hızlandırır. Kanın damar içinde pıhtılaşmasını önler, böylece damar sertliğini ve tıkanmalarını engeller. Cildi güzelleştirir.<br />
<br />
Nerede bulunur?<br />
İşlemden geçmemiş yağlar, buğday, mısır, ayçiçeği, fıstık, susam, soya yağları, zeytin yağı, balık yağı, fındık, badem, ton balığı, sardalya, somon, patates, yumurta sarısı, domates, koyu yeşil renkli sebzeler.<br />
Eksikliğinde ne görülür?<br />
Seks isteğinde azalma, çabuk yorulma, kolay morarmalar, yaraların geç iyileşmesi, varisler, gevşek kaslar, kısırlık.<br />
K Vitamini<br />
K vitamini vücutta, kalın bağırsaktaki yararlı bakteriler tarafından üretilir.<br />
<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Kanın pıhtılaşmasını sağlar<br />
<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Karnıbahar, yeşil sebzeler, brüksel lahanası, marul, lahana, fasülye, bezelye, su teresi, kuşkonmaz, yoğurt, yumurta sarısı, balık yağı, patates, mısır yağı.<br />
<br />
Eksikliğinde ne görülür?<br />
Kanamanın durmaması, kolay kanamalar<br />
<br />
Mineraller <br />
Mineraller sağlığımız için gerekli olan inorganik maddelerdir. İkiye ayrılırlar;<br />
1.makro mineraller<br />
2.mikro mineraller.<br />
Makro mineraller<br />
Kalsiyum, magnezyum, demir, fosfor, sodyum ve potasyumdur. Vücudun bu minerallere ihtiyacı daha büyük (gran veya miligram) miktarlardadır.<br />
Kalsiyum<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Kemik ve diş sağlığı, kalp kaslarıda dahil kasların kasılması, vücutta asit-alkali dengesinin sağlanması, cilt sağlığı, kanın pıhtılaşması.<br />
Nerede bulunur?<br />
Süt, peynir, yoğurt, küçük kılçıklı balıklar, koyu yeşil yapraklı sebzeler, midye, istiridye, karides gibi kabuklu deniz ürünleri, deniz bitkileri, soya fasülyesi, tofu, badem, kuru incir, su teresi.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kas krampları veya seğirmeleri, uykusuzluk, sinirlilik, eklem ağrısı, artrit, diş çürümeleri, osteoporoz, yüksek tansiyon.<br />
Magnezyum <br />
Ne işe yarıyor?<br />
Kemik ve dişleri güçlendirir, kasların gevşemesini sağlar, adet öncesi sendromu belirtilerini hafifletir, kalp kasları ve sinir sistemi için çok önemli. Enerji üretiminde görevli. Vücuttaki birçok işlemde yan görevleri var. <br />
Nerede bulunuyor?<br />
Tüm yeşil sebzeler, elenmemiş undan yapılmış ekmek, kakao, buğday kepeği, cereallar, badem, fıstık, susam, cazhew, bakalgiller, bulgur, esmer pirinç, kuru incir ve kayısı.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kas seğirmeleri vetya kasılmaları, kas zayıflığı, konfüzyon, iştahın azalması. Uykusuzluk, sinirlilik, yüksek tansiyon, kalbin düzensiz atması, kabızlık, hiperaktiflik, depresyon, böbrek ve safra kesesi taşları.<br />
Demir<br />
Ne işe yarar?<br />
Kana kırmızı rengini veren hemoglobin için gerekli, oksijen ve karbondioksiti hücre içi ve dışına taşır. Vücutta birçok enzimin yapısında bulunur, enerji üretimi için gereklidir.<br />
Nerede bulunur?<br />
Et, sakatat, kuru meyveler-özellikle kuru üzüm ve erik-, kuru baklagiller, cerealler, bal kabağı çekirdeği, meydonoz, badem, fıstık. Et ve sakatattaki demir vücutta en iyi emilebilen demir şeklidir.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kansızlık, soluk cilt, halsizlik, kayıtsızlık, iştahsızlık, mide bulantısı, soğuğu dayanıksızlık.<br />
Fosfor<br />
<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Kemik ve diş yapısında bulunur, onların sertliğini sağlar.Hücrelerin yapısındada bulunur. Enerji üretiminde rolü vardır.<br />
Nerelerde bulunur?<br />
Tüm bitkisel ve hayvansal gıdalar. Genelde hayvansal gıdalarda daha fazla. <br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kas zayıflığı, iştahsızlık, kemik ağrıları. Eksikliği nasir görülür.<br />
Potasyum<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Besinleri hücre içine alınıp, artık maddelerin hücrelerden uzaklaştırılmasını, kas ve sinirlerin sağlıklı bir şekilde çalışmasını sağlar. Kalbin çalışmasında etkilidir. Bağırsak hareketlerini artırır. Vücutta sıvı dengesini ayarlar. İnsülin salınımında etkilidir.<br />
Nerede bulunur?<br />
Muz, kuru meyveler(kayısı, incir, üzüm), hurma, baklagiller, yeşil sebzeler, susam, avokado, ceviz, deniz sebzeleri, yağlı balıklar, mantar, domates, patates, meyve suları.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kalbin düzensiz atması, kas güsüzlüğü, karıncalanmalar, mide bulantısı, kusma, ishal, selülit, karın şişkinliği, çabuk kızma, dikkati toplayamama, sodyum-potasyum dengesinin bozulmasına bağlı tansiyon düşüklüğü.<br />
Sodyum<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Vücutta su dengesini sağlar. Vücuttaki tüm sıvılarda, kanda bulunur. Kas ve sinir sisteminin çalışmasında etkilidir. Kalp kasının kasılmasında görevlidir. Besinlerin hücre içine alınmasını sağlar.<br />
Nerede bulunur?<br />
Sofra tuzu, konserveler, zeytin, peynir, kereviz, lahana, işlemden geçmiş hemen hemen tüm yiyecekler, cipsler, tuzlu çerezler.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Baş dönmesi, düşük tansiyon, çarpıntı, iştehsızlık, dikkati topşlayamama, kas krampları, mide bulantısı, kusma, kilo kaybı, baş ağrısı, sıcağa dayanıksızlık.<br />
<br />
Mikromineraller<br />
Başlıcaları, krom, çi,nko, selenyum, manganez, iyot ve flordur. Vücudun bunlara ihtiyacı daha küçük(mikrogram) miktarlardadır.<br />
Çinko<br />
Ne işe yarar?<br />
Antioksidan, birçok enzimin yapısında bulunur. Yaraların iyileşmesi, büyüme ve gelişme, testis ve yumurtalıklardan salınan hormonların kontrolü, stresle savaş, kemik ve diş sağlığı, saç ve kılların uzamasında rolu var.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
İstiridye, elenmemiş undan yapılmış ekmek, et-özellikle koyun ve dana eti-, peynir, yumurta sarısı, zencefil kökü, buğday ürünleri, karaciğer, susam, ayçiçeği çekirdekleri, fıstık ve fıstık yağı, kakao, esmer pirinç, bedem, bezelye, turp.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Tat ve koku alma duygularının zayıflaması, tırnaklarda beyaz çizgiler, sık hastalanma, sivilce, yağlı cilt, doğurganlığın azalması, erkeklerde döllenme yeteneğinin azalması, depresyon, iştah azalması, hamilelik çizgileri.<br />
Krom<br />
Kan şekerinin dengelenmesini, açlık duygusunun bastırılmasını, yiyeceklere duyulan aşırı isteğin törpülenmesini, hücre yapısının korunmasını sağlar, ayrıca kalbin çalışmasında görevli.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Karaciğer,bira mayası, istiridye,i patates kabuğu, elenmemiş undan yapılmış ekmek, çavdar ekmeği, yeşil biber, yumurta, elma, tereyağ, tavuk, koyun eti.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Aşırı veya soğuk terleme, açlığa dayanıksızlık, sık yeme ihtiyacı, soğuk eller, uyuklama, aşırı susama, tatlıya düşkünlük.<br />
Manganez<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Vücuttaki birçok enzimin yapısında bulunur, birçok enzimi de aktif hale getirir. Kan şekerini ayarlar, üreme ve kırmızı kan hücrelerinin yapımı, beynin çalışması için gereklidir. Hücre yapısını korur.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Ananas, bamya, marul, çilek, yulaf, su teresi, baharatlar, cerealler, çay, kereviz, üzüm.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kas seğirmeleri, ergenlikte büyüme ağrıları, baş dönmesi, dengeyi sağlamada güçlük, kasılmalar, eklem ağrısı, dizlerse acı.<br />
Selenyum<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Antioksidan, kansere karşı koruyucu, erken yaşlanmayı önler, bağışıklık sistemini güçlendirir, kalp sağlığında etkili, vücut metabolizması için gerekli, E vitamininin çalışmasına yardıncı, erkek üreme sistemi üzerinde etkili.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Deniz ürünleri, susam, mantar, lahana, tavuk, karaciğer, kabak.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Ailede birkaç kuşak boyunca kanser görülmesi, erken yaşlanma, katarakt, yüksek tansiyon, sık hastalanma.<br />
İyot<br />
Ne işe yarar?<br />
Troit hormonlarının yapısında bulunur. Enerji metabolizması üzerinde etkili. <br />
Nerede bulunuyor?<br />
Deniz ürünleri, süt ve süt ürünleri, iyotlu tuz.<br />
Eksikliğinde ne görülür? Kronik yorgunluk, kilo alma, guatr.<br />
Flor<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Kemik ve diş sağlığı için gerekli. <br />
Nerede bulunuyor?<br />
Deniz ürünleri ve çay.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kemik ve diş sorunları.<br />
RDA (Recommended Daily Allowance) nedir ?<br />
Vitamin ve minerallerin erişkinler için önerilen günlük miktarlarına denir.<br />
VİTAMİN A	600 mcg<br />
VİTAMİN C	60 mg<br />
VİTAMİN E	3-4 mg<br />
VİTAMİN B1	1 mg<br />
VİTAMİN B2	1.6 mg<br />
VİTAMİN B3	18 mg<br />
VİTAMİN B5	6 mg<br />
VİTAMİN B6	1.4 mg<br />
VİTAMİN B12	1.5 mcg<br />
FOLİK ASİT	200 mcg<br />
BİOTİN	200 mcg<br />
VİTAMİN D	10 mcg<br />
VİTAMİN K	Bağırsaklarda yararlı bakteriler tarafından üretildiği için RDA belirlenmemiş.<br />
Ca-Kalsiyum	800 mg<br />
K- Potasyum	2000 mg<br />
Fe-Demir	10-14 mg<br />
Mg-Magnezyum	300 mg<br />
Na-Sodyum	2400 mg<br />
P- Fosfor	800 mg<br />
Zn- Çinko	15 mg<br />
Se-Selenyum	70 mcg<br />
Cr- Krom	Belirlenmemiş<br />
Cu- Bakır	2 mg<br />
Mn-Manganez	3.5 mg<br />
Bu miktarlar sağlık otoriteleri tarafından uzun araştırmalar sonucu saptanmıştır. Belirtilen vitamin veya mineralin eksikliğinde görülebilecek hastalıklara karşı, vücudu koruyabileceği düşünülen miktardır<br />
<br />
A VİTAMİNİ: A vitamini görme işlevinde doğrudan rol oynar. Yeterince A vitamini alamayan kişilerde, özellikle aydınlıktan karanlığa geçildiğinde yada loş ışıkta görme yeteneğinin azalmasına yol açan ve halk arasında tavukkarası denen gece körlüğüne sebep olabilir.<br />
Bu vitaminin uzun süre çok yüksek dozda alınması bitkinlik, uyuklama, bulantı, derinin kuruyup pul pul olması, saç dökülmesi ve kemik ağrıları gibi belirtiler veren A vitamini zehirlenmesine yol açar.<br />
B VİTAMİNİ:<br />
B1 vitamini: Bu vitaminin eksikliğinde sinir iletisi kesintiye uğrar ve bazı sinirler iltihaplanarak insanda huzursuzluk, sıkıntı, öfke gibi sinirlilik belirtileri, hatta zamanla kol ve bacaklarda felç görülür. B1 vitamini eksikliğinden kaynaklanan en önemli beslenme bozukluğu ise beri beri hastalığıdır. İnsanların hemen hemen yalnızca kabuğu ayıklanmış pirinçle beslendikleri tropik ülkelerde görülen bu hastalıkta sinirleri etkilediği için çeşitli olarak, özellikle el ve ayakta felç belirir.<br />
B2 vitamini: Bu vitaminin en eksikliğine bağlanan başlıca belirtiler büyüme ve gelişme geriliği, kilo kaybı, deri iltihapları ile göz, ağız ve burun çevresinde beliren yaralardır.<br />
B3 vitamini: B3 vitamininin eksikliğine bağlı en önemli beslenme bozukluğu, deride yaralar, iştahsızlık, ishal ve kilo kaybı, bitkinlik, huzursuzluk zihin bulanıklığı gibi belirtiler veren pellegra hastalığıdır.,<br />
B6 vitamini:Yetersizliğinde merkezi sinir sisteminde düzensizlikler sonucunda havaleler,anemi ve ciltte yaralar görülür.<br />
B7 vitamini:Yiyeceklerde yeterli miktarda bulunduğu için eksiklik belirtileri görülmemektedir.<br />
B9 vitamini: Yetersizliğinde anemi ve ciltte yaralar görülür.Sindirim sistemi hastalığı,karaciğer hastalığı olan insanlarda,premature bebeklerde folik asit yetersizliği görülür.<br />
B12 vitamini: Bu vitaminin eksikliği sindirim bozukluklarına, öldürücü bir kansızlık tablosuna ve omurilik sinirlerinin yıkımına yol açar.<br />
C VİTAMİNİ: Yeterince C vitamini almayan kişilerde kemik ve eklem bozukluklarına, deride ve dişetlerinde kanamalara, dişlerin dökülmesine ve yaraların geç iyileşmesine yol açan iskorbüt hastalığı görülür. Eskiden uzun deniz yolculuklarına çıktıkları için aylarca taze sebze ve meyve yiyemeyen denizcilerin çoğu bu hastalığa tutulurdu<br />
C vitamininin eksikliğinde diş etlerinde kanama ,eklemlerde şişlik ve ağrılar, yaralarda geç iyileşme görülür. Bu belirtilerin sonucu skorbüt hastalığı ortaya çıkar. Ayrıca yorgunluk, tembellik, isteksizlik görülür.<br />
D VİTAMİNİ: D vitamini alınmaması kemiklerde ağır biçim bozukluklarına, yol açan raşitizm hastalığına yol açar. D vitaminini eksikliğinin erişkinlerdeki sonucu ise osteomalisi denilen kemik yumuşamasıdır. En zengin olarak; balıkyağı, karaciğer, süt ve yumurta sarısında bulunur. Aşırı alınması durumunda ise vücutta depolandığından zehirlenmeye yol açar.<br />
E VİTAMİNİ:Yeterince E vitamini almayan kişilerde üreme organlarının gelişmemesinden doğacak kısırlık ve çeşitli kalp damar hastalıkları görülür.<br />
K VİTAMİNİ: K vitamini diğer vitaminlerin hepsinden biraz daha geç bir tarihte bulunmuştur. Kanın pıhtılaşması için gereklidir. Bağırsakların doğal konusu olan bakterilerle birleştiklerinden eksikliği pek yaygın değildir. Yalnız yeni doğmuş bebeklerde ve uzun süre antibiyotik tedavisi gördükleri için  bağırsak bakterileri azalmış kişilerde bu vitaminin eksikliğine rastlanır.<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VİTAMİNLER VE FAYDALARI</span></span><br />
<br />
Organizmaya çok gerekli özbesinler olan vitaminler vücutta çok önemli bir rol oynar, ama bu rol uzun süre bilinememiştir. Hekimler, berberi veya iskarbüt gibi vitamin eksikliğinden kaynaklanan hastalıkların klinik belirtilerini gözlemliyorlardı, ama bunların neden ileri geldiğini bilmiyorlardı. Bugün, kesin ölçütlere göre (yapı, işlev, kaynak, alınacak miktar) onbeş kadar vitamin belirlenmiştir. Vitamin biliminin ve vitamin tedavisinin hedefi, sağlık için gerekli vitaminleri her zaman gerektiği kadar sağlayamayan beslenme düzeniyle ve vitaminlerin tedavi edici madde olarak kullanımıyla ilgilidir.<br />
Sınıflandırılma<br />
Vitaminleri alfabetik olarak sıraya sokacak olursak; <br />
A-	Vitamini<br />
B-	Vitamini ve B1’den başlayarak B12’ye kadar devam eden vitaminler<br />
C-	Vitamini<br />
D-	Vitamini<br />
E-	Vitamini<br />
K- Vitamini<br />
Vitaminler ikiye ayrılır. Bunlar; yağda ve suda eriyen vitaminlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yağda Eriyen Vitaminler</span><br />
</span><br />
A Vitamini<br />
Hayvansal kökenli (tereyağı, balık karaciğeri) birbirine yakın yapıda iki kimyasal şekli vardır. A1 ve A2 bunlardan birincisi ikincisine göre iki kat daha etkindir. Erişkin insanlar için günde önerilen doz 2,5 mg’dır.<br />
A Vitamini Eksikliğinde Neler Olur?<br />
-	Özellikle kser oftalmiye (göz mukozolarının kuruluğu)<br />
-	Gece körlüğüne<br />
-	Çocuklarda büyüme bozukluklarına yol açar<br />
-	Derinin sarı renk olması ile belirgin olan hiper vitamina 24 genellikle zararsızdır ve aşırı alım kesilince hemen düzelir.<br />
D Vitamini<br />
İki kaynağı vardır. Bunlardan biri dış kaynak beslenmedir (yumurta, balık karaciğeri yağı), iç kaynak ise, morötesi güneş ışınlarının etkisiyle üst deri hücrelerinin yaptığı bireşimdir. Bu vitamin, fosfor ve kalsiyum bağırsaklarından emilimine ve bunların kemik dokusunda yenilenmelerine yardımcı olmak sureti ile kalsiyum fosfor metabolizmasının düzenlenmesinde rol oynar. Günde önerilen doz 10-20 µg’dır.<br />
Eksikliğinde Görülen Zararları<br />
-	Çocuklarda raşitizme (iskelette şekil bozuklukları),<br />
-	Erişkinlerde astromolasiye (kemik ağrıları),<br />
-	Yoğun tedavisi sonucunda ortaya çıkan D hipervitaminozu ise kusma ve vücutta su kaybı ile kendini gösterir.<br />
E Vitamini<br />
E vitamini etkinliğine sahip bileşimler esas olarak, buğday tanelerinde ve bitkilerin yeşil kısımlarında bulunur. 15-20 mg’dır (günlük gereksinim).<br />
Not: Bu moleküllerin görevi pek iyi bilinmemektedir.<br />
Eksikliğinde Neler Olur?<br />
- Ne eksikliğinde hipervitaminozu insanlarda görülmemiştir.<br />
K Vitamini<br />
Yeşil sebzelerde ve balık unlarında çeşitli K vitaminleri mevcuttur. Dışarıdan alınması zorunlu değildir. Çünkü insanın bağırsak florası bu vitaminin birleşimini yapma yeteneğine sahiptir. Karaciğerle birlikte, kandaki çeşitli pıhtılaşma etmenlerinin, özellikle de protrombinin yapımına katkıda bulunur. Erişkin bir insanda günlük K vitamini ihtiyacı yaklaşık 2 mg’dır; bağırsaktan emiliminde bir eksiklik olursa, kanamalara yol açar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Suda Eriyen Vitaminler</span></span><br />
<br />
B1 Vitamini (tiyomin)<br />
Maya mantasyonlarından buğday tanelerinden ve baklagillerden büyük miktarda sağlanan bu vitamin, enerji üretici glüsit kakobolizmasında önemli bir rol oynar. Alınması önerilen günlük miktarı (ortalama) 1,5 mg’dır.<br />
B2 Vitamini (riboflovin)<br />
Bitkilerde özellikle bira mayasında, ayrıca sakatatta, sütte ve yumurtada bulunan bu bileşim glüsit, lipit ve plokitlerin metabolizmasında yardımcı olur. Günlük gereksinim yaklaşık 2 mg’dır. Ayrıca zehir giderici olarak ve demirin kullanımı esnasında da etki gösterir.<br />
PP Vitamini (nikotimonit)<br />
Organizma bu vitamini diğer B vitaminleri gibi doğrudan doğruya besinlerden alır veya triplofon denen bir animoasitler birleştirir. Nikotinomik kafaktürü hücrelerdeki yükseltgenme – indirgenme süreçlerinde rol oynar. Bir erişkinin günlük ihtiyacı yaklaşık 2 mg’dır.<br />
B5 Vitamini (pontotenik asit)<br />
Hayvansal ve bitkisel dokuların çoğunda mevcut olan pontotonik asit, lipit, glüsit ve protitlerin metabolizması ve epitelyumların yenilenmesi için gerekli olan A koenziminin bileşimine girer. Alınması gereken miktar 24 saatte 5-10 mg arasındadır.<br />
B6 Vitamini (pridoksin)<br />
Diğer B vitaminleriyle aynı kaynaklardan gelir ve daha çok protit metabolizmasında rol oynar. Alınması gereken miktar her protein alımıyla orantılı, yani 24 saatte ortalama 2 mg olmalıdır.<br />
B8 Vitamini (biyotin)<br />
Beslenmeyle (sakatat, yumurta sarısı) alınan ve bakteri florasınca bireştirilen biyotin glüsit ve lipit metabolizmaları sırasında CO2 kütlelerinin taşınması konusunda özelleşmiş bir koenzimdir. Günlük ihtiyaç 150-300 µg’dır; bu miktarlar dengeli bir beslenmeyle sağlanabilir.<br />
<br />
B9 Vitamini (folik asit)<br />
Alyuvarların olgunlaşmasında ve bazı amino asitlerin metabolizmasında gerekli olan bu vitamin daha çok yapraklarda ve bira mayasında bulunur. Bir erişkinin alması gereken miktar günde 300 µg’dır.<br />
B12 Vitamini (siyonokobolomin)<br />
Hayvansal dokularda özellikle de karaciğerde çok bol olarak bulunan bu vitamin bitkilerden yalnızca su yosunlarında ve mayalanmış soyada bulunur. Emilimi mide tarafından üretilen bir glikoprateinin (entrensek etmendige adlandırılır) varlığını gerektirir, bu vitaminin işlevi oluşmakta alyuvarlarla ilgilidir. Alınması gereken miktar çok düşüktür (günde 2-3 µg). <br />
C Vitamini (askorbik asit)<br />
C vitamini B grubuna dahil olmasa da, suda eriyen bir vitaminin bütün özelliklerini gösterir. Bu vitamin taze meyve ve sebzelerde bulunur. Çok sayıda görevi vardır. Özellikle bağ dokusunun yapımında rol oynar. Gliküjen oluşumunu, demir emilimini.......... uyarır. Alınması gereken miktar günde 7,5 µ’dır ve enfeksiyon durumunda bunun üstündedir.<br />
Vitaminler ve Sağlık<br />
Vitaminlerin birçok hastalıkta koruyucu veya önleyici rollerini ortaya koymak için çok sayıda araştırma yapılmıştır. Klinik araştırmaların ve deneysel çalışmaların sonuçları ve ayrıca epidemiyolojik yaklaşım, 2000 yılında, vitaminlerin tedavi edici etkilerini belirtmeyi ve bunlara sağlığımız arasında ilişki kurmayı sağlayacaktır. Ayrıca reklamlar, için de bir çok vitaminin bir arada bulunduğu ürünleri tanıtırken, vitaminlerin enerji verici niteliklerini de vurgular, ama vitaminler bu özelliğe sahip değildir.<br />
<br />
<br />
Vitaminler <br />
<br />
Vitaminler, bazı yiyeceklerde bulunan, çoğu vücudumuzda üretilmeyen. Vücutta özel biyokimyasal reaksiyonlar için gerekli olan, küçük miktarlarda (miligram veya mikrogram) ihtiyaç duyduğumuz organik maddelerdir.<br />
İki tip vitamin vardır. <br />
Yağda çözünenA, D, E, K<br />
Suda çözünen <br />
•B grubu ve C <br />
•Suda çözünen vitaminler vücutta depolanmaz. Bu yüzden bu vitaminleri hergün yediğimiz yiyeceklerle almamız gereklidir. Suda çözünen vitaminler pişirme sırasında kolaylıkla zarar görebilirler.<br />
Yiyeceklerdeki vitaminleri korumak için<br />
•Aşırı pişirmeyin.<br />
•Sebzeleri haşlarken suda çözünen vitaminlerin önemli miktarı haşlama suyuna karışır. Bu suyu atmayın, çorbalarda veya yemeklerinizde kullanın. Sebze ve meyveleri çok az suyla haşlayın.<br />
•Kızartmak ve fırında pişirmek, vitaminlerin neredeyse tamamen yok olmasına yol açar.<br />
•Sebze ve meyvelerin vitamin içeriğinden maksimum şekilde yararlanmak için en doğru yöntem, çiğ veya buharda az pişirerek yemektir.<br />
•Sebzeleri yıkadıktan sonra uzun süre suda bekletmeyin.<br />
•Sebzeleri, meyveleri çok küçük parçalar halinde doğramayın.<br />
•Keskin bıçak kullanın.<br />
•Yemekleri pişirdikten sonra hemen tüketmeye çalışın. Uzun süre bekletmeyin.<br />
•Meyve ve sebzelerinizi satın alırken taze olmalarına dikkat edin.<br />
•Meyve sebze alışverişinizi küçük miktarda yapın. Haftalık alışveriş yerine iki-üç günde bir almayı yeğleyin.<br />
•Meyveleri kabuklarını soymadan yiyin.(tarım ilaçları kullanılmadığından eminseniz!)<br />
•Meyve suyunu kutuyu açtıktan sonra hemen için. Dolapta bekletmeyin.<br />
A vitamini<br />
İki şekli vardır: hayvansal gıdalar da bulunan retinol ve bitkilerde bulunan Beta-karoten vücutta retinole çevrilebilir. Ancak retinol kalitesinde A vitamini alabilmek için 6 kat fazla Beta-karoten içeren besin yememiz gerekir.<br />
<br />
Ne işe yarıyor?<br />
<br />
Cilt ve vücut dokularının sağlıklı olmasını, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar.<br />
Birçok kanser türüne karşi koruyucudur, antioksidandır ve karanlıkta görmeyi sağlar.<br />
<br />
Nerede bulunuyor?<br />
<br />
Karaciğer, böbrek, yumurta, buğday, mantar, baklagiller, fasülye, domates, kereviz, fıstık, ceviz, cashew(maun fıstığı), avokado.<br />
<br />
Eksikliğinde ne görülür?<br />
<br />
Sık sık hastalanma, karanlıkta iyi görememe, ağızda yaralari sivilce, cilt kuruluğu, saçlarda kepek.<br />
<br />
B grubu vitaminler<br />
B1(thiamine)<br />
B2(riboflavin)<br />
B3(niacin)<br />
B5(panthothenic asit)<br />
B6(pyridoxine)<br />
B12(cyanocobalamin)<br />
B1 (thiamine)<br />
<br />
Ne işe yarıyor?<br />
<br />
Karbonhidratlardan enerji üretimi, beyin fonksiyonları ve sindirim sistemi için gerekli. Vücudun proteinleri kullanabilmesini sağlar.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Buğday, baklagiller -özellikle börülce-, karaciğer, ıspanak, brüksel lahanası, bamya, fasülye, pancar, badem, ceviz, fındık, esmer pirinç, yulaf, mısır.<br />
<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kaslarda hassasiyet, kas güçsüzlüğü, konsantrasyon güçlüğü, çabuk kızma, hafıza zayıflığı, ayaklarda karıncalanma, kabızlık, çarpıntı, mide ağrıları.<br />
<br />
B2 (Riboflavin)<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Karbonhidrat, protein ve yağlardan enerji üretimi için gerekli. Cilt sağlığı, saç, tırnak ve gözler için önemli. Vücuttaki asit oranını düzenler.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Süt ve süt ürünleri, karaciğer, böbrek, mantar, elenmemiş undan yapılmış ekmek, cerealler, badem, yeşil sebzeler.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Gözlerde yanma ve bulanıklık, parlak ışıklara karşı hassasiyet, katarakt, mat ve yağlı saçlar, cilt sorunları, tırnakların çabuk kırılması, dudaklarda çatlaklar.<br />
B3(Niacin) <br />
Ne işe yarıyor?<br />
Enerji üretimi, beyin fonksiyonları ve cilt sağlığı için gerekli. Kan şekerini dengeler ve kolesterol seviyesini düşürür. Sindirim sistemi üzerinde de etkileri var.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Karaciğer, böbrek, balık, tavuk, hindi, ekmek, cerealler, mantar, baklagiller, fıstık, fıstık yağı, ceviz, fındık, badem, bira mayası, esmer pirinç, esmer makarna.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Enerji azlığı, ishal, uyku sorunları, baş ağrısı, bellek zayıflığı, gerginlik, anksiyete, çabuk kızma, depresyon, dişeti kanamaları veya hassasiyeti, sivilce, egzama ve çeşitli cilt sorunları.<br />
B5(Panthothenic asit)<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Enerji üretimi ve yağ metabolizmasında gerekli. Beyin ve sinirler için önemli. Strese karşı hormonların yapımında görevli. Cilt ve saç sağlığında etkisi var.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Karaciğer, böbrek, yumurta, buğday, mantar, baklagiller, fasülye, domates, kereviz, fıstık, ceviz, cashew, avokado.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kas seğirmeleri veya kramplar, ayaklarda yanma hissi veya topuklarda hassasiyet, konsantrasyon zayıflığı, dişleri gıcırdatma, mide bulantısı-kusma, çabuk yorulma, enerji azlığı, anksiyete, gerginlik.<br />
B6 (pyridoxine)<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Protein sindirimi, beyin fonksiyonları, hormonların üretimi için gerekli. Seks hormonlarını dengeler. Deprosyana karşı etkili. Alerjik reaksiyonları engeller<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Buğday, baklagiller -özellikle börülce- , karaciğer, ıspanak, brüksel lahanası, bamya, fasülye, pancar, badem, ceviz, fındık, esmer pirinç, yulaf, mısır.<br />
<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kaslarda hassasiyet, kas güçsüzlüğü, konsantrasyon güçlüğü, çabuk kızma, hafıza zayıflığı, ayaklarda karıncalanma, kabızlık, çarpıntı, mide ağrıları.<br />
B12 (cyanocobalamin)<br />
<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Protein kullanımı, dna sentezi, enerji üretimi ve sinirler için gerekli. Kanda oksijenin taşınmasına yardımcı. Sigara dumanı ve diğer zehirlerle savaşta rolü var.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Karaciğer, böbrek, tavşan ve koyun eti, hindi, sardalya, ançuez, somon, ton, uskumru gibi yağlı balıklar, yumurta, peynir.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Saç sağlığının bozulması, cilt sorunları, ağzın sıcak vaya soğuğa aşırı duyarlılığı, çabuk kızma, anksiyete, gerginlik, enerji azlığı, kabızlık, kaslarda hassasiyet, soluk cilt.<br />
Folik asit<br />
<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Hamilelikte bebeğin betin ve sinir sistemi gelişimi için hayati önem taşır. Yetişkinlerde beyin ve sinir sistemi fonksiyonları, protein kullanımı ve kan hücreleri yapımı için gerekli.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Buğday, baklagiller -özellikle börülce-, karaciğer, ıspanak, brüksel lahanası, bamya, fasülye, pancar, badem, ceviz, fındık, esmer pirinç, yulaf, mısır.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kansızlık, egzema, dudaklarda çatlaklar, saçlarım erken beyazlaşması, bellek zayıflığı, depresyon, anksiyete, gerginlik, enerji azlıgı, iştahın kaybolması, mide ağrıları.<br />
Biotin<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Vücudun temel yağları kullanmasını sağlar; sağlıklı cilt, saç ve sinirler için gerekli.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Yumurta, süt,istiridye, bezelye, domates, marul, karnı bahar, greyfurt, badem, mısır, karpuz, lahana, ringa balığı.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kuru cilt, sağlıksız saçlar, saçların erken beyazlaşması, kaslarda hassasiyet, iştahsızlık, cilt sorunları, egzemalar.<br />
C Vitamini (askorbik asit)<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Bağışıklık sistemini güçlendirir. Hastalıklara karşı savaşta etkili. Strese karşı hormonların yapımında, enerji üretiminde, vücudun destek dokusu olan kollagen yapımında görevli. Kemikleri, cildi, eklemleri güçlendiriyor. Kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkisi var.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Yeşil ve kırmızı biber, maydonoz, kivi, yeşil yapraklı sebzeler, domates, portakal, greyfurt, kavun, brokoli, karnıbahar, lahana, brüksel lahanası, çilek, limon, bezelye, soğan.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Sık hastalanma, sık nezle-grip olam, enerji azlığı, dişeti kanama-ları, vücudun kolay morarması, yaraların geç iyileşmesi, ciltte döküntüler, burun kanamaları.<br />
D Vitamini(Ergocalciferol, cholecalciferol)<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Vücutta kalsiyumu tutarak kemiklerin güçlenmesini sağlar. <br />
Nerede bulunur?<br />
Balık yağı, somon, ton, uskumru gibi yavru balıklar, peynir,yumurta, istiridye, karaciğer, tereyağı.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Eklem ağrıları, eklem hareketlerinde zorluk, el ağrısı, diş çürümeleri, kaslarda kramp<br />
E Vitamini<br />
Ne işe yarıyor?<br />
En güçlü antioksidandır. Serbest radikallere bağlanıp vücuttan atılmalarını sağlar. Hücre yapısının bozulmasını engeller. Kansere karşı koruyucu. Vücudun oksijeni kullanmasına yardın eder. Yaraların iyileşmesini hızlandırır. Kanın damar içinde pıhtılaşmasını önler, böylece damar sertliğini ve tıkanmalarını engeller. Cildi güzelleştirir.<br />
<br />
Nerede bulunur?<br />
İşlemden geçmemiş yağlar, buğday, mısır, ayçiçeği, fıstık, susam, soya yağları, zeytin yağı, balık yağı, fındık, badem, ton balığı, sardalya, somon, patates, yumurta sarısı, domates, koyu yeşil renkli sebzeler.<br />
Eksikliğinde ne görülür?<br />
Seks isteğinde azalma, çabuk yorulma, kolay morarmalar, yaraların geç iyileşmesi, varisler, gevşek kaslar, kısırlık.<br />
K Vitamini<br />
K vitamini vücutta, kalın bağırsaktaki yararlı bakteriler tarafından üretilir.<br />
<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Kanın pıhtılaşmasını sağlar<br />
<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Karnıbahar, yeşil sebzeler, brüksel lahanası, marul, lahana, fasülye, bezelye, su teresi, kuşkonmaz, yoğurt, yumurta sarısı, balık yağı, patates, mısır yağı.<br />
<br />
Eksikliğinde ne görülür?<br />
Kanamanın durmaması, kolay kanamalar.<br />
<br />
<br />
C Vitamini (askorbik asit)<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Bağışıklık sistemini güçlendirir. Hastalıklara karşı savaşta etkili. Strese karşı hormonların yapımında, enerji üretiminde, vücudun destek dokusu olan kollagen yapımında görevli. Kemikleri, cildi, eklemleri güçlendiriyor. Kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkisi var.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Yeşil ve kırmızı biber, maydonoz, kivi, yeşil yapraklı sebzeler, domates, portakal, greyfurt, kavun, brokoli, karnıbahar, lahana, brüksel lahanası, çilek, limon, bezelye, soğan.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Sık hastalanma, sık nezle-grip olam, enerji azlığı, dişeti kanama-ları, vücudun kolay morarması, yaraların geç iyileşmesi, ciltte döküntüler, burun kanamaları.<br />
D Vitamini(Ergocalciferol, cholecalciferol)<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Vücutta kalsiyumu tutarak kemiklerin güçlenmesini sağlar. <br />
Nerede bulunur?<br />
Balık yağı, somon, ton, uskumru gibi yavru balıklar, peynir,yumurta, istiridye, karaciğer, tereyağı.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Eklem ağrıları, eklem hareketlerinde zorluk, el ağrısı, diş çürümeleri, kaslarda kramp<br />
E Vitamini<br />
Ne işe yarıyor?<br />
En güçlü antioksidandır. Serbest radikallere bağlanıp vücuttan atılmalarını sağlar. Hücre yapısının bozulmasını engeller. Kansere karşı koruyucu. Vücudun oksijeni kullanmasına yardın eder. Yaraların iyileşmesini hızlandırır. Kanın damar içinde pıhtılaşmasını önler, böylece damar sertliğini ve tıkanmalarını engeller. Cildi güzelleştirir.<br />
<br />
Nerede bulunur?<br />
İşlemden geçmemiş yağlar, buğday, mısır, ayçiçeği, fıstık, susam, soya yağları, zeytin yağı, balık yağı, fındık, badem, ton balığı, sardalya, somon, patates, yumurta sarısı, domates, koyu yeşil renkli sebzeler.<br />
Eksikliğinde ne görülür?<br />
Seks isteğinde azalma, çabuk yorulma, kolay morarmalar, yaraların geç iyileşmesi, varisler, gevşek kaslar, kısırlık.<br />
K Vitamini<br />
K vitamini vücutta, kalın bağırsaktaki yararlı bakteriler tarafından üretilir.<br />
<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Kanın pıhtılaşmasını sağlar<br />
<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Karnıbahar, yeşil sebzeler, brüksel lahanası, marul, lahana, fasülye, bezelye, su teresi, kuşkonmaz, yoğurt, yumurta sarısı, balık yağı, patates, mısır yağı.<br />
<br />
Eksikliğinde ne görülür?<br />
Kanamanın durmaması, kolay kanamalar<br />
<br />
Mineraller <br />
Mineraller sağlığımız için gerekli olan inorganik maddelerdir. İkiye ayrılırlar;<br />
1.makro mineraller<br />
2.mikro mineraller.<br />
Makro mineraller<br />
Kalsiyum, magnezyum, demir, fosfor, sodyum ve potasyumdur. Vücudun bu minerallere ihtiyacı daha büyük (gran veya miligram) miktarlardadır.<br />
Kalsiyum<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Kemik ve diş sağlığı, kalp kaslarıda dahil kasların kasılması, vücutta asit-alkali dengesinin sağlanması, cilt sağlığı, kanın pıhtılaşması.<br />
Nerede bulunur?<br />
Süt, peynir, yoğurt, küçük kılçıklı balıklar, koyu yeşil yapraklı sebzeler, midye, istiridye, karides gibi kabuklu deniz ürünleri, deniz bitkileri, soya fasülyesi, tofu, badem, kuru incir, su teresi.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kas krampları veya seğirmeleri, uykusuzluk, sinirlilik, eklem ağrısı, artrit, diş çürümeleri, osteoporoz, yüksek tansiyon.<br />
Magnezyum <br />
Ne işe yarıyor?<br />
Kemik ve dişleri güçlendirir, kasların gevşemesini sağlar, adet öncesi sendromu belirtilerini hafifletir, kalp kasları ve sinir sistemi için çok önemli. Enerji üretiminde görevli. Vücuttaki birçok işlemde yan görevleri var. <br />
Nerede bulunuyor?<br />
Tüm yeşil sebzeler, elenmemiş undan yapılmış ekmek, kakao, buğday kepeği, cereallar, badem, fıstık, susam, cazhew, bakalgiller, bulgur, esmer pirinç, kuru incir ve kayısı.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kas seğirmeleri vetya kasılmaları, kas zayıflığı, konfüzyon, iştahın azalması. Uykusuzluk, sinirlilik, yüksek tansiyon, kalbin düzensiz atması, kabızlık, hiperaktiflik, depresyon, böbrek ve safra kesesi taşları.<br />
Demir<br />
Ne işe yarar?<br />
Kana kırmızı rengini veren hemoglobin için gerekli, oksijen ve karbondioksiti hücre içi ve dışına taşır. Vücutta birçok enzimin yapısında bulunur, enerji üretimi için gereklidir.<br />
Nerede bulunur?<br />
Et, sakatat, kuru meyveler-özellikle kuru üzüm ve erik-, kuru baklagiller, cerealler, bal kabağı çekirdeği, meydonoz, badem, fıstık. Et ve sakatattaki demir vücutta en iyi emilebilen demir şeklidir.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kansızlık, soluk cilt, halsizlik, kayıtsızlık, iştahsızlık, mide bulantısı, soğuğu dayanıksızlık.<br />
Fosfor<br />
<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Kemik ve diş yapısında bulunur, onların sertliğini sağlar.Hücrelerin yapısındada bulunur. Enerji üretiminde rolü vardır.<br />
Nerelerde bulunur?<br />
Tüm bitkisel ve hayvansal gıdalar. Genelde hayvansal gıdalarda daha fazla. <br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kas zayıflığı, iştahsızlık, kemik ağrıları. Eksikliği nasir görülür.<br />
Potasyum<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Besinleri hücre içine alınıp, artık maddelerin hücrelerden uzaklaştırılmasını, kas ve sinirlerin sağlıklı bir şekilde çalışmasını sağlar. Kalbin çalışmasında etkilidir. Bağırsak hareketlerini artırır. Vücutta sıvı dengesini ayarlar. İnsülin salınımında etkilidir.<br />
Nerede bulunur?<br />
Muz, kuru meyveler(kayısı, incir, üzüm), hurma, baklagiller, yeşil sebzeler, susam, avokado, ceviz, deniz sebzeleri, yağlı balıklar, mantar, domates, patates, meyve suları.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kalbin düzensiz atması, kas güsüzlüğü, karıncalanmalar, mide bulantısı, kusma, ishal, selülit, karın şişkinliği, çabuk kızma, dikkati toplayamama, sodyum-potasyum dengesinin bozulmasına bağlı tansiyon düşüklüğü.<br />
Sodyum<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Vücutta su dengesini sağlar. Vücuttaki tüm sıvılarda, kanda bulunur. Kas ve sinir sisteminin çalışmasında etkilidir. Kalp kasının kasılmasında görevlidir. Besinlerin hücre içine alınmasını sağlar.<br />
Nerede bulunur?<br />
Sofra tuzu, konserveler, zeytin, peynir, kereviz, lahana, işlemden geçmiş hemen hemen tüm yiyecekler, cipsler, tuzlu çerezler.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Baş dönmesi, düşük tansiyon, çarpıntı, iştehsızlık, dikkati topşlayamama, kas krampları, mide bulantısı, kusma, kilo kaybı, baş ağrısı, sıcağa dayanıksızlık.<br />
<br />
Mikromineraller<br />
Başlıcaları, krom, çi,nko, selenyum, manganez, iyot ve flordur. Vücudun bunlara ihtiyacı daha küçük(mikrogram) miktarlardadır.<br />
Çinko<br />
Ne işe yarar?<br />
Antioksidan, birçok enzimin yapısında bulunur. Yaraların iyileşmesi, büyüme ve gelişme, testis ve yumurtalıklardan salınan hormonların kontrolü, stresle savaş, kemik ve diş sağlığı, saç ve kılların uzamasında rolu var.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
İstiridye, elenmemiş undan yapılmış ekmek, et-özellikle koyun ve dana eti-, peynir, yumurta sarısı, zencefil kökü, buğday ürünleri, karaciğer, susam, ayçiçeği çekirdekleri, fıstık ve fıstık yağı, kakao, esmer pirinç, bedem, bezelye, turp.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Tat ve koku alma duygularının zayıflaması, tırnaklarda beyaz çizgiler, sık hastalanma, sivilce, yağlı cilt, doğurganlığın azalması, erkeklerde döllenme yeteneğinin azalması, depresyon, iştah azalması, hamilelik çizgileri.<br />
Krom<br />
Kan şekerinin dengelenmesini, açlık duygusunun bastırılmasını, yiyeceklere duyulan aşırı isteğin törpülenmesini, hücre yapısının korunmasını sağlar, ayrıca kalbin çalışmasında görevli.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Karaciğer,bira mayası, istiridye,i patates kabuğu, elenmemiş undan yapılmış ekmek, çavdar ekmeği, yeşil biber, yumurta, elma, tereyağ, tavuk, koyun eti.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Aşırı veya soğuk terleme, açlığa dayanıksızlık, sık yeme ihtiyacı, soğuk eller, uyuklama, aşırı susama, tatlıya düşkünlük.<br />
Manganez<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Vücuttaki birçok enzimin yapısında bulunur, birçok enzimi de aktif hale getirir. Kan şekerini ayarlar, üreme ve kırmızı kan hücrelerinin yapımı, beynin çalışması için gereklidir. Hücre yapısını korur.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Ananas, bamya, marul, çilek, yulaf, su teresi, baharatlar, cerealler, çay, kereviz, üzüm.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kas seğirmeleri, ergenlikte büyüme ağrıları, baş dönmesi, dengeyi sağlamada güçlük, kasılmalar, eklem ağrısı, dizlerse acı.<br />
Selenyum<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Antioksidan, kansere karşı koruyucu, erken yaşlanmayı önler, bağışıklık sistemini güçlendirir, kalp sağlığında etkili, vücut metabolizması için gerekli, E vitamininin çalışmasına yardıncı, erkek üreme sistemi üzerinde etkili.<br />
Nerede bulunuyor?<br />
Deniz ürünleri, susam, mantar, lahana, tavuk, karaciğer, kabak.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Ailede birkaç kuşak boyunca kanser görülmesi, erken yaşlanma, katarakt, yüksek tansiyon, sık hastalanma.<br />
İyot<br />
Ne işe yarar?<br />
Troit hormonlarının yapısında bulunur. Enerji metabolizması üzerinde etkili. <br />
Nerede bulunuyor?<br />
Deniz ürünleri, süt ve süt ürünleri, iyotlu tuz.<br />
Eksikliğinde ne görülür? Kronik yorgunluk, kilo alma, guatr.<br />
Flor<br />
Ne işe yarıyor?<br />
Kemik ve diş sağlığı için gerekli. <br />
Nerede bulunuyor?<br />
Deniz ürünleri ve çay.<br />
Eksikliğinde ne görülüyor?<br />
Kemik ve diş sorunları.<br />
RDA (Recommended Daily Allowance) nedir ?<br />
Vitamin ve minerallerin erişkinler için önerilen günlük miktarlarına denir.<br />
VİTAMİN A	600 mcg<br />
VİTAMİN C	60 mg<br />
VİTAMİN E	3-4 mg<br />
VİTAMİN B1	1 mg<br />
VİTAMİN B2	1.6 mg<br />
VİTAMİN B3	18 mg<br />
VİTAMİN B5	6 mg<br />
VİTAMİN B6	1.4 mg<br />
VİTAMİN B12	1.5 mcg<br />
FOLİK ASİT	200 mcg<br />
BİOTİN	200 mcg<br />
VİTAMİN D	10 mcg<br />
VİTAMİN K	Bağırsaklarda yararlı bakteriler tarafından üretildiği için RDA belirlenmemiş.<br />
Ca-Kalsiyum	800 mg<br />
K- Potasyum	2000 mg<br />
Fe-Demir	10-14 mg<br />
Mg-Magnezyum	300 mg<br />
Na-Sodyum	2400 mg<br />
P- Fosfor	800 mg<br />
Zn- Çinko	15 mg<br />
Se-Selenyum	70 mcg<br />
Cr- Krom	Belirlenmemiş<br />
Cu- Bakır	2 mg<br />
Mn-Manganez	3.5 mg<br />
Bu miktarlar sağlık otoriteleri tarafından uzun araştırmalar sonucu saptanmıştır. Belirtilen vitamin veya mineralin eksikliğinde görülebilecek hastalıklara karşı, vücudu koruyabileceği düşünülen miktardır<br />
<br />
A VİTAMİNİ: A vitamini görme işlevinde doğrudan rol oynar. Yeterince A vitamini alamayan kişilerde, özellikle aydınlıktan karanlığa geçildiğinde yada loş ışıkta görme yeteneğinin azalmasına yol açan ve halk arasında tavukkarası denen gece körlüğüne sebep olabilir.<br />
Bu vitaminin uzun süre çok yüksek dozda alınması bitkinlik, uyuklama, bulantı, derinin kuruyup pul pul olması, saç dökülmesi ve kemik ağrıları gibi belirtiler veren A vitamini zehirlenmesine yol açar.<br />
B VİTAMİNİ:<br />
B1 vitamini: Bu vitaminin eksikliğinde sinir iletisi kesintiye uğrar ve bazı sinirler iltihaplanarak insanda huzursuzluk, sıkıntı, öfke gibi sinirlilik belirtileri, hatta zamanla kol ve bacaklarda felç görülür. B1 vitamini eksikliğinden kaynaklanan en önemli beslenme bozukluğu ise beri beri hastalığıdır. İnsanların hemen hemen yalnızca kabuğu ayıklanmış pirinçle beslendikleri tropik ülkelerde görülen bu hastalıkta sinirleri etkilediği için çeşitli olarak, özellikle el ve ayakta felç belirir.<br />
B2 vitamini: Bu vitaminin en eksikliğine bağlanan başlıca belirtiler büyüme ve gelişme geriliği, kilo kaybı, deri iltihapları ile göz, ağız ve burun çevresinde beliren yaralardır.<br />
B3 vitamini: B3 vitamininin eksikliğine bağlı en önemli beslenme bozukluğu, deride yaralar, iştahsızlık, ishal ve kilo kaybı, bitkinlik, huzursuzluk zihin bulanıklığı gibi belirtiler veren pellegra hastalığıdır.,<br />
B6 vitamini:Yetersizliğinde merkezi sinir sisteminde düzensizlikler sonucunda havaleler,anemi ve ciltte yaralar görülür.<br />
B7 vitamini:Yiyeceklerde yeterli miktarda bulunduğu için eksiklik belirtileri görülmemektedir.<br />
B9 vitamini: Yetersizliğinde anemi ve ciltte yaralar görülür.Sindirim sistemi hastalığı,karaciğer hastalığı olan insanlarda,premature bebeklerde folik asit yetersizliği görülür.<br />
B12 vitamini: Bu vitaminin eksikliği sindirim bozukluklarına, öldürücü bir kansızlık tablosuna ve omurilik sinirlerinin yıkımına yol açar.<br />
C VİTAMİNİ: Yeterince C vitamini almayan kişilerde kemik ve eklem bozukluklarına, deride ve dişetlerinde kanamalara, dişlerin dökülmesine ve yaraların geç iyileşmesine yol açan iskorbüt hastalığı görülür. Eskiden uzun deniz yolculuklarına çıktıkları için aylarca taze sebze ve meyve yiyemeyen denizcilerin çoğu bu hastalığa tutulurdu<br />
C vitamininin eksikliğinde diş etlerinde kanama ,eklemlerde şişlik ve ağrılar, yaralarda geç iyileşme görülür. Bu belirtilerin sonucu skorbüt hastalığı ortaya çıkar. Ayrıca yorgunluk, tembellik, isteksizlik görülür.<br />
D VİTAMİNİ: D vitamini alınmaması kemiklerde ağır biçim bozukluklarına, yol açan raşitizm hastalığına yol açar. D vitaminini eksikliğinin erişkinlerdeki sonucu ise osteomalisi denilen kemik yumuşamasıdır. En zengin olarak; balıkyağı, karaciğer, süt ve yumurta sarısında bulunur. Aşırı alınması durumunda ise vücutta depolandığından zehirlenmeye yol açar.<br />
E VİTAMİNİ:Yeterince E vitamini almayan kişilerde üreme organlarının gelişmemesinden doğacak kısırlık ve çeşitli kalp damar hastalıkları görülür.<br />
K VİTAMİNİ: K vitamini diğer vitaminlerin hepsinden biraz daha geç bir tarihte bulunmuştur. Kanın pıhtılaşması için gereklidir. Bağırsakların doğal konusu olan bakterilerle birleştiklerinden eksikliği pek yaygın değildir. Yalnız yeni doğmuş bebeklerde ve uzun süre antibiyotik tedavisi gördükleri için  bağırsak bakterileri azalmış kişilerde bu vitaminin eksikliğine rastlanır.<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Uyuyunca Vücudun Kendi Kendini iyileştirmesi  Rektefe Etmesi Ne Demektir?]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=22392</link>
			<pubDate>Thu, 14 Sep 2023 08:30:09 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=22392</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uyuyunca Vücudun Kendi Kendini iyileştirmesi  Rektefe Etmesi Ne Demektir?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öncelikle Rektefe veya Rektifiye Ne Demektir?</span></span><br />
<br />
<br />
Rektifiye zamana ve kilometreye bağlı olarak performansı düşen bir motorun verimliliğini artırmak için yapılan işlemler bütününü temsil ediyor. Ömrünü tamamlamış motorlarda değişimin daha az maliyetli bir alternatifi olarak görülüyor.<br />
<br />
Parçaların yeniden boyutlandırılması, çatlak onarımları ve kritik motor parçalarının değiştirilmesini içeren bu uygulama deneyimli uzmanlar tarafından profesyonel ekipmanlarla yapılıyor.<br />
<br />
Rektifiye ne demek diye merak edenler için Türkçede düzeltme veya yenileme anlamına geldiğini belirtmek gerekiyor. Rektifiyede piston kafası, silindir kapağı, motor kayışları, segmanlar, krank mili, eksantrik mili ve supaplar gibi önemli motor bileşenleri üzerinde yenileme ve düzeltme işlemi yapılıyor.<br />
<br />
Karmaşık ve uzun zaman alan bu işlemler yüksek işçilik maliyetini de beraberinde getiriyor. Motor bir araçtaki en önemli parçayı oluşturduğundan rektifiyenin güvenilir ve garanti hizmeti veren atölyelerde yapılması gerekiyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rektifiye Neden Yapılır?</span></span><br />
<br />
Bir motorun rektifiye işlemine girmesini gerektiren iki ana sebep bulunuyor: Motor yataklarının aşınması ve piston halkalarının iyi oturmaması. Herkesin bildiği gibi krank mili, rot ve piston gibi motor parçaları serbestçe hareket etmelerini sağlayan yataklara sahip.<br />
<br />
Binlerce kilometre dayanacak şekilde üretilen rulmanlar dahi zamanla aşınarak bakıma ihtiyaç duyuyor. Otomobilin bakımları aksatıldığında ve düşük yağ seviyelerinde çalıştırıldığında motordaki aşınmalar hızlanıyor. Örneğin sızdırmazlık görevine sahip piston halkalarındaki aşınmalar silindir duvarını da deforme ederek kaçaklara neden olabiliyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rektifiyeye ihtiyacı olan bir araçta aşağıdaki sorunlar görülebiliyor:</span></span><br />
<br />
    Motor yağının gereğinden fazla miktarlarda tüketilmesi,<br />
    Motor soğukken egzozdan beyaz veya mavi duman çıkması,<br />
    Motor yağında metal talaşlar görülmesi,<br />
    Motor yataklarında çarpma ve takırdama sesleri oluşması,<br />
    Motor performansının hissedilir seviyede düşmesi,<br />
    Motor arızası nedeniyle triger kayışının kopması.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rektifiye Nasıl Yapılır?</span></span><br />
<br />
Rektifiye motor bloğunun indirilmesi, parçaların sökülerek temizlenmesi ve montaj gibi işçilik değeri yüksek zahmetli süreçlerden oluşuyor. Bu süreçleri özetlemek gerekirse:<br />
<br />
    Rektifiye işleminin ilk adımında aracın modeline göre motor bloğunun nasıl söküleceği hakkında araştırma yapılıyor.<br />
    Araç krikoyla kaldırılarak motor yağının boşaltılması işlemine geçiliyor.<br />
    Motorun araçtan indirilebilmesi için sırasıyla plastik kapaklar, radyatör, akü, marş dinamosu, hava kompresörü, kayış ve şanzımanın motorla olan bağlantıları kesiliyor.<br />
    Oldukça ağır olan motor bloğu vinç yardımıyla motor yatağından çıkarılıyor.<br />
    Araçtan sökülen motor sağlam bir düzeneğe oturtulup sabitlenerek üzerinde çalışılmaya hazır hale getiriliyor.<br />
    Krank mili kasnağı, yağ pompası, su pompası, alternatör ve servo direksiyon pompası gibi tüm bileşenler motordan ayrılarak işlem görecek parçalar sökülmeye başlanıyor.<br />
    Motorun çıplak bileşenleri de çıkarıldıktan sonra emme manifoldu, yağ karteri, zamanlama kapağı, volan ve supap kapakları da motordan çıkarılıyor.<br />
    Silindir kapağının sökülmesinin ardından triger kayışı ve eksantrik mili de çıkarılarak sıra piston kolu kapaklarına geliyor.<br />
    Motordan çıkarılan tüm bileşenler titizlikle temizlendikten sonra kurumaya bırakılıyor. Kuruyan parçalarda herhangi bir çatlak veya arıza olup olmadığı tespit ediliyor.<br />
    Temizlik sonrası motor arızasının hangi parçalardan kaynaklandığını tespit etmek için motor bloğu, silindir kapağı ve krank mili parçaları incelemeye alınıyor.<br />
    Silindir duvarlarında oluşan pürüzlerin giderilmesi ve hassas bir yüzey oluşturulması için honlama işlemi yapılıyor. Honlama sırasında sürekli dönen bir bileyici silindir deliklerine sokularak kimyasallar yardımıyla aşındırma işlemi yapılıyor.<br />
    Krank milinde problem varsa taşlama yapılarak eski fonksiyonu yeniden kazandırılıyor.<br />
    Motordaki donma tapaları değiştirilerek yuvaları taşlanıyor.<br />
    Rektifiye işlemi tamamlandıktan sonra motor parçalarının yeniden montajına geçiliyor.<br />
    Son aşamada motor bloğu vinç yardımıyla araca monte edilerek motor yağı ekleniyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şimdi Gelelim Düzenli Uykunun Önemine ve Uykunun Bağışıklık Üzerindeki Etkisine</span></span><br />
<br />
Uyku, temelde bir rahatlama periyodu olarak kabul edilse de, vücudun, gün içinde olduğundan daha fazla protein üreterek, hücrelerin yapı taşlarını oluşturduğu bir süreçtir. Bu süreçte, başta stres ve ultraviyole ışınları olmak üzere pek çok zararlı unsurun vücuda vermiş olduğu hasarlar onarılır; bu şekilde baştan ayağa bir yenilenme gerçekleşir.<br />
Böylece Vücudun Kendini Yenilemesine Yardımcı Olur.<br />
<br />
Basit bir unsur gibi görünse de düzenli uyku, pek açıdan sağlığı olumlu bir biçimde etkileyerek hayat kalitesini artırmaktadır. Bugüne kadar birçok araştırma göstermiştir ki, düzenli olarak 7 – 8 aralığında uyuyan yetişkinler, hem fiziksel hem de ruhsal pek çok hastalığa karşı dirençlidir. Tabi ki bu noktada uykuda geçirilen toplam sürenin yanı sıra, kalitesi de dikkate alınmalıdır. Kişi, uzun saatler uyuduktan sonra hala kendini yorgun hissediyor ise bir terapist ile görüşmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uzmanlar tarafından farklı yaş grupları için önerilen uyku süreleri şöyledir:</span></span><br />
<br />
    Gençler için 8 – 10 saat,<br />
    Okul çağındaki çocuklar için 9 – 12 saat,<br />
    Okul öncesi çocuklar için 10 – 13 saat,<br />
    Yeni yürümeye başlayan çocuklar için 11 – 14 saat,<br />
    Bebekler için 12 – 16 saat.<br />
<br />
Bu süreler dâhilinde, düzenli bir biçimde uyumanın vücuda olan katkıları ise aşağıdaki gibidir;<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalp Sağlığı Açısından Yararlıdır</span></span><br />
<br />
Günümüzde yapılan pek çok bilimsel çalışmada, uyku eksikliği, kalp hastalığı ve felç için risk faktörü olan kan basıncının (tansiyon) ve kolesterolün kötüleşmesi ile ilişkilendirilmiştir. Bunun tam tersi bir biçimde, 7 ila 8 saat uzunluğunda bir uykuda kan basıncı düşer, kalp ve kan damarları dinlenir. Bu da kalbin daha sağlıklı olmasına katkı sağlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vücudun Enerjik Hale Gelmesini Sağlar</span></span><br />
<br />
İyi bir gece uykusu, kişinin ertesi gün kendisini enerjik hissetmesini sağlarken, günlük aktivitelerinde onu daha verimli ve pozitif kılar. Bu da bağışıklığı güçlendirirken, kişiyi zihinsel ve fiziksel zorluklara karşı daha dayanıklı kılar. Düzenli ve kaliteli uyku ayrıca vücuttaki kas onarımının tamamlanmasına da katkı sağlar ve tüm bu artılar motivasyonu yükseltir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kan Şekerini Dengeler</span></span><br />
<br />
Uykunun en derin aşamasında, kandaki glikoz miktarı (kan şekeri olarak da bilinir) düşer. Bu da uyku süresi azaldıkça glikoz miktarındaki düşüsün de azalacağı anlamına gelir. Bununla beraber, yetersiz uyku diyabet gelişimi için yeni ve önemli bir risk faktörü olarak tanımlanmıştır. Öyle ki, son dönemde yapılan çalışmaların pek çoğunda diyabetli kişilerin 4’te 3’ünde uyku problemi olduğu belirlenmiştir. Bu da yetersiz uyku ve şeker hastalığı arasında doğrudan bir ilişki olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
Bu sebeple, uzmanlar tarafından 7 – 8 saat aralığında uyumak önerilir; düzenli bir uyku ile tip 2 diyabete yakalanma olasılığı da azalacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hafızayı Geliştirir &amp; Öğrenmeyi Kolaylaştırır</span></span><br />
<br />
Kaliteli uyku miktarı azaldıkça, kişiler ayrıntıları hatırlamakta güçlük çekmeye başlar. Bunun sebebi, uykunun hem yeni şeyler öğrenmede hem de mevcut bilgileri hatırlamada büyük rol oynamasıdır.<br />
<br />
Düzenli ve kaliteli bir uyku, konu ne olursa olsun tam odaklanmayı sağlarken, yeni bilgilerin zihne kaydedilmesini kolaylaştırır. Anıların ve kişi için önemli olan ayrıntıların düzgün bir şekilde depolaması için de yeterli süre içinde zihnin ve vücudun dinlenmesi önemlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vücudun Zararlı Organizmalarla Savaşmasına Yardımcı Olur</span></span><br />
<br />
Düzenli uykunun en önemli işlevlerinden biri bağışıklığı doğrudan, olumlu bir biçimde etkilemesidir. Bilindiği gibi bağışıklık sistemi vücuttaki zararlı bakteri ve virüsleri tespit ederek, herhangi bir hastalık ortaya çıkmadan önce onları yok eder. Fakat uzun süreli bir uykusuzluk durumu söz konusu olduğunda bağışıklık hücreleri çalışma şeklini değiştirerek daha yavaş bir şekilde ve uzun aralar ile zararlı organizmalara saldırlar düzenler. Bu da, özellikle enfeksiyona bağlı sorunların ilerlemesine neden olurken, kişinin bağışık sistemine de ciddi oranda zarar verir.<br />
<br />
Buna ek olarak, bazı araştırmalar özellikle meme ve kolon kanserine yakalanan kişilerin birçoğunun kaliteli gece uykusundan mahrum kaldıklarını ortaya koymuştur. Bunun sebebi, uyku döngüsünü düzenleyen bir hormon olan melatonin seviyelerindeki düşüştür. Öyle ki, melatonin, aşırı büyümeye yatkın olan hücreleri baskılayarak, kansere karşı koruma sağlamaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kilo Kontrolünü Sağlar</span></span><br />
<br />
Kilo verme &amp; sağlıklı bir kilo kalma ve uyku arasındaki korelasyon aslında çok açıktır: iyi dinlenen vücut, daha az besine ihtiyaç duyar. Uykudan mahrum kalmak, iştahı kontrol altında tutan leptin ve grelin hormonlarının dengeli bir biçimde salgılanmasını engeller. Düzenli uykunun alınamaması durumunda ise özellikle şeker ve karbonhidrat yönünden zengin olan yiyeceklere karşı direnç azalır. Bununla beraber, hâlihazırda yorgun olan vücut harekete açık olmaz, bu durumda da kilo almak kaçınılmaz bir hale gelir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ruhsal Açıdan İyileştirir &amp; Stresi Azaltır</span></span><br />
<br />
Uyku kalitesi ve süresi azaldıkça, beyinin, dış dünyada olup bitenlere karşı nasıl tepki vereceğine karar verme süresi de azalır. Bu durumda, kişi zihnen dinlenemez ve duyguları işleyememiş olması sebebi ile daha fazla olumsuz tepkiye sahip olma eğilimi gösterir. Buna ek olarak, kronik uyku eksikliği duygudurum bozukluğunu da beraberinde getirir. Öyle ki, son dönemde yapılan kapsamlı araştırmalarda uykusuz kalan kişilerin, depresyon gelişme olasılıklarının, düzenli uyuyan kişilere kıyasla beş kat daha fazla olduğu ortaya koyulmuştur. Aynı durum, kaygı veya panik bozukluğu için de geçerlidir.<br />
<br />
Bununla beraber, stres hormonunun düşüşe geçmesini sağlayan uyku, strese ve kaygıya bağlı olarak gelişen çeşitli sorunların ortadan kalkmasında da oldukça etkilidir. Düzenli bir biçimde dinlenerek, hayata daha olumlu bir şekilde bakmak ve gün içinde karşılaşılacak olan duygusal zorluklarda başa çıkma seviyesini artırmak mümkündür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uyku ve Önemi</span></span><br />
<br />
Uyku bilinçli zihnimizin dünyayı 5 duyu organımızı teslim edip bilinçaltı zihnimizle buluştuğu zamandır. Bilinçaltımız onun için ayarlanan programa cevap verir. Hayatımızın 2/3lük kısmının nasıl gelişeceği konusunda talimatlar aldığımız dönem 1/3’lük uyku dönemimizdir. Yani bu 90 yıl yaşayan bir kişide yaklaşık 30 yıla tekabül eder. Uyku bizim için beslenme kadar önemli ama az uyuyoruz. 24 saat durmayan bir yaşam var gece çalışıyoruz. Sürekli eğlence, diğer aktiviteler uykumuzu bölüyor. Uyku vücudun ve beynin istirahat için kapılarını kapattığı dönemdir. Ama birçok fizyolojik görev aslında uykuda hızlanır. Kişinin sağlıklı kalması ve en iyi şekilde yaşamını sürdürebilmesi için gereken yaşamsal bazı görevler yalnızca uyku sırasında yerine getirilebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Neden uyumamız gerekiyor?</span></span><br />
<br />
Gece uykuya dalmadan önce ne yaparız. Dişlerimizi fırçalarız. Sonra mobil dünya gereği cep telefonlarımızı, tabletlerimizi şarja takarız. Ve sonra da kendimizi şarj etmek ertesi güne hazırlanmak için uykuya dalarız. Ama uyku bizi sadece ertesi güne hazırlamıyor. Çok daha fazlası var. Uykunun süresi kadar kalitesi de önemli. Kaliteli uyku uyumazsanız uykunun size bir yararı olmaz. Uykusuz kalarak sadece dinlenmiyorsunuz aynı zamanda yaşlanıyorsunuz, hastalanıyorsunuz, bağışıklık sistemiz zayıflıyor. Üretkenlik ve bellek bozuluyor. Tansiyon fırlıyor.<br />
<br />
Uykunun bir zaman takvimi var belli saatte uyuyup belli saatte uyanmanız da önemli. Efendim ben gece 3 de yatıyorum ama sabah 10 a kadar da uyuyorum 7 saati tamamlıyorum uyku sorunum yok diyorsanız yanlış yapıyorsunuz. Neden çünkü sizin genetik uyku takviminizde salgılanan hormonlarınız uykuda tamir edilen bellek işlevleriniz uykunun normal olmayan zamanlarından çok farklı.  Uyku sağlığımızı tamir etmek için en doğal yol.<br />
<br />
Bir örnek verelim gecenin 4’ü olmuş, siz saatlerdir sabahki sınava çalışıyorsunuz ama sanki hiçbir şey anlamamış gibi hissediyorsunuz. Bir çözüm bir bardak daha kahve içmek ama inanın kitapları ve müziği kapatıp uykuya dalmak en iyi çözüm. Uyku hayatımızın üçte biri ama çoğumuz ona yeterince önem vermiyoruz. Oysa uyku bir zaman kaybı değil veya önemli işler bittiğinde dinlenmenin yolu değil. Siz uyurken dolaşımdaki kanın 5’te biri beyne akar. Uyku aslında yeniden yapılanmanın yoğun dönemidir. Öğrenilen bilgiler nöronlara kaydedilir buradan hipokampüse gider. Nöroplastisite sayesinde nöronlar arası bağlantıyı sağlayan ve uzun süreli hafızayı güçlendiren yeni sinaptik ileti tomurcukları oluşur.<br />
<br />
Uyuduğumuzda glimfatik sistem denen bu birikmeyi temizleyen mekanizma çalışır. Lenfatik sistemde bu açıdan görev alır.<br />
<br />
Uykuda en önemli inflamasyon temizlenme ve tamir işi gece 23:00-03:00 arasındadır. Bu saatleri uykuda geçirmek hastalanmamak ve iyileşmek için önemlidir. Melatonin çok güçlü antioksidan serbest radikal süpürücüsüdür, beyni korur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ne zaman uyuyalım?</span></span><br />
<br />
İdeal söylenen hava karardıktan sonra en yakın zamanda uyumak. Ama biz gece 1’lere kadar uyumuyor film seyrediyor ertesi gün de gece uykum kaçtı diyoruz. Cep telefonları ile sabahlara kadar mesajlaşmalar mavi ışık sendromu diyoruz buna. Beynimizi mahvediyoruz. Uyku hormonu ölüyor ve hiç uyuyamıyoruz. Uyuyamıyorum hap aldım uyudum. Uyudunuz ama içtiğiniz hapla sahte bir uyku uyudunuz. Nerdeyse 3 kişiden birinde uyku sorunu var. Uyku hapı uyku için bitki çayları içmek yerine siz elinizdeki telefonları bir kenara bırakın beyin dinlenmeye geçsin. Yapacağınız şey şu evi akşam çalışma yeri olmaktan çıkarın, aile içi çatışma yeri yapmayın. Akşamları hafif yemek yiyin, sonra hafif müzik ışığı azaltarak güzel sohbetler güzel bir duş dünya stresleri ile bağımızı kesmemiz gerekiyor. Yoksa ben bugün uyuyamayacağım şu haptan çeyrek alayım diye başlarsanız 2 hafta sonra dozu artırır ama hala uyuyamazsınız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Peki, uykuya nasıl dalarız?</span></span><br />
<br />
Uyanıklık sırasında hücrelerimiz enerji kaynaklarımızı tüketiyor. Bu kaynaklar adenozin gibi ürünlere dönüşüyor. Adenozin arttıkça uyuma isteğimiz de artar. Buna uyku bastırması diyoruz. Aslında içtiğimiz kafein adenozin alıcılarının yollarını kapatır. Diğer atıklar da beyinde birikir. Bu atıklar yok edilmezse beynimize fazladan yük olurlar. Ve uykusuzluğun negatif semptomlarına yol açarlar. Uyanıkken adenozin denen madde kanda birikir ve uykuyu tetikler. Vücudunuzdun ihtiyacı olandan az uyuyamazsınız bir şekilde eksik uykuyu vücut tamamlamak zorunda bu durumu takip eden adenozin maddesidir. Uyuyunca adenozin parçalanır.<br />
<br />
Bir diğer madde melatonindir. Gece doğal uykuyu sağlıyor. İç biyolojik saatinizin bir parçası iç ve dış çevre uyaranları ışık sinyalleri gibi bu biyolojik saat hücrelerini kontrol eder. Melatonin gece yanında gündüz 13-16 arasında da artabilir ve uyku getirebilir. Melatonin htriptofandanyapılır. Sentez ve salınımı sirkadiyen ritm gösterir. Karanlıkta artar aydınlıkta baskılanır. Biyolojik saati korur ritmi ayarlar uyku ritmi ve vücut ısısının ayarlanmasını sağlar. Antiinflamatuar ve antikanserojen etkilidir. Lipofilik özelliği ile en güçlü antioksidandır. LDL kolesterolü azaltır. Enerji metabolizmasında rol alır. Yaşlanma ve gece çalışanlarında uyku azalmasına bağlı melatonin yetersizliği insulin direnci ve glukoz intoleransını indükler obeziteye neden olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ne kadar uyumalıyım?</span></span><br />
<br />
Uyku hem beyin hem bedenimizin dinlenmeye geçtiği an. 6 saatin altı ve 9 saatin üstü riskli. Vücut uykuda kendini tamir ediyor. 9 saatten fazla uyumak konsantrasyon ve hafızada değişiklik yapmaz iken tersine ölüm riskini %30, kalp obezite DM riskini artırır. Genel toplumdaki algı insanlar ciddi bir yan etki yaşamadan 6 saat ve daha az bile uyumayı öğrenebiliyor. Ama sağlıklı bir yaşam için 7-9 saat arasında bir uyku gerekiyor. Hatta çocuk ve gençler bu önerilenden çok daha az uyuyor.  Bir de sabahçı ve gececiler var. Baykuş ve tavuklar. Tavuklar daha mı şanslı. Çoğu aktivitenin sabah 9-17 arasında olduğunu düşünürsek baykuşlar daha dezavantajlı görünebilir. Baykuşlar-gececiler sosyal normlara uymaya çalışmanın getirdiği uyku problemlerine “sosyal jet lag” diyoruz. Sabahçılar daha sosyal aktivite sergiliyor daha az depresifler. Gececiler daha az serotonin dopamin salgılıyor, ak maddeleri daha az. Ama gececi olmak o kadar da kötü bir şey değil. Örneğin gececiler daha yaratıcı olurlar. Zihinsel yetenekleri daha güçlüdür ve risk almayı severler. Kortizol seviyeleri yüksektir. Kortizol sizi risk almaya yatkın hale getirir. Vücudu ani tehlikelere karşı korumayı öğretir. Yani derin uyku şarj eden tamir eden uyku iken, REM uykusu hayal evresi yaratıcılıkla çok ilgili.  Uyku kalbimize dinlenme için zaman verir. NonREM de kalp hızı solunum ve tansiyon yavaşlar. REM sırasında ise kalp hızı ve solunum hızlanabilir tansiyon değişebilir. 7 saatten az uyumak kalbi dinlendirmez ve KVS riski doğurur. 9 saatten fazla uyumak ise REM dönemlerini artırır ve kan basıncı kalp hızı nabız hızlanabilir sakıncalar doğurur. Uykusuzluk vücudunuzu strese sokar daha fazla adrenalin kortizol ve diğer stres hormonlarının salınmasına yol açar. Bu hormonlar uykuda kan basıncınızın düşmesini engeller ve kalp hastalığı riskinizi artırır. Örneğin sıçanlar 2-3 yıl yaşar ama REM uykusunu kısıtla 5 hafta tüm uykuları kısıtla 2-3 hafta yaşayabilir. Açlıktan ölmekle aynı süre bu aslında.<br />
<br />
Uyku süresi tüm yaşam siklusunda farklılık gösterir. Yeni doğanlar 16-18 saat uyur, okul öncesi dönemdekiler 11”-12 saat uyur, okul çağı ve adolesanlar en az 10 saat uyumalıdır. Ancak hormonal değişiklikler sıklıkla gençlerin biyolojik saatlerini etkiler. Gecede 9-10 saat uyuması gereken genç geç saatte yatağa giriyor ve sabah geç kalmak istiyor. Ama okul sabah erken başlıyor bu yüzden ancak 6-7 saat uyuyor. Yaş ilerledikçe uyku paterni değişiyor. İleri yaşta gençlerin tersine yatağa erken girip erken uyanırlar ve uyku hafifler. Ne kadar iyi uyuduğunuz dinlendiğiniz sadece uyku saatinize değil ne kadar kaliteli uyuduğunuza da bağlı. Uykunun 4 evresinde evre 2 dediğimiz orta uyku %50, REM dönemi %20, derin uyku %20 gibi bir oranda gerçekleşir. Genellikle uykuya daldıktan 1-1.5 saat sonra ilk REM uykusuna geçilir. Bundan sonra uykunuz boyunca evreler birbirini takip ederek devam eder. Uyku ilerledikçe REM de geçirdiğiniz süre uzarken derin uykuda geçirdiğiniz süre kısalacaktır. REM’de rüyalar beyin uyanıkken edinilen yeni bilgiyi depolama ve organize etmede işe yarar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Neden uyuyamıyorum?</span></span><br />
<br />
Son yıllarda hayatımız iyice değişti. Vücut kronobiyolojimiz buna ayak uyduramıyor. Uyku laboratuvarlarımızda neden uyuyamıyoruz uykumuzda hangi evrede sorun var hepsini araştırabiliyoruz. Akıllı cihazlar hayatımıza girdikten sonra daha çok uykumuz kaçıyor. Çünkü daha az melatonin salgılıyoruz. Beyin karanlıkta melatonin salgılıyor mavi ışıkta değil.<br />
<br />
Birçok faktör uykuyu bozar. Kişiler kahve kola çaydaki kafeine bağımlıdır. Sabah uyanmak ve uyanık kalmak için kafein adenozinin uyku sinyallerini uyaran hücre reseptörlerini bloke eder. Bu yolla vücudu yorgun olmadığını düşünmeye teşvik eder. Kafeinin etkisinin tamamen bitmesi 6-8 saat sürebilir. Nikotin de sizi uyanık tutan diğer stimulandır. Nikotin aynı zamanda derin uykuyu önler, yüzeysel kalitesiz bir uykuya neden olur. Sigara tiryakileri nikotin ihtiyacı ile çok erken uyanmaya eğilimlidir. Alkol sedatiftir uykuya daldırsa da REM’e girmenizi ve derin uykuya girmenizi engelleyerek hafif uykularla geçer gece.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uykumuzun özellikleri neler?</span></span><br />
<br />
Uyku 4 aşamadan oluşur. Bu aşamaların en derini dediğimiz yavaş uyku sırasında bilgiler hipokampüsün ön bölümünde geçici hafızaya kodlanır. REM dönemi ise işlemsel hafıza ile ilişkilidir. Öyle ise matematiksel tüm formülleri ezberledikten 3 saat sonra uykuya girmek en ideal seçim olurdu veya okuduğunu yorumlamak için 1 saat sonra uyumak en idealidir.<br />
<br />
Sağlıklı bir gece uykusundan sonra vücudunuza ve zihninize müthiş bir açık büfe ısmarlamış oluyorsunuz menüde uykunun 2. dönemi, derin dönemi ve REM var. Uykuda beyin ve vücut fonksiyonları hala aktif ve her uyku evresi spesifik beyin dalgası içeriyor. Uykunun nonREM dediğimiz yavaş evresinde kalp ve solunum hızı yavaşlar kaslar gevşer. REM veresi ise uykunun ilk 90. dakikasında başlar gözler kapalı olsa da vücut hareketlidir solunum kalp hızı fonksiyonları düzensizdir hayaller olur. Kol ve bacak kasları gevşektir paralizidedir.<br />
<br />
İnsan uykusunda önce nonREM ihtiyacını karşılar. Uyku uzadıkça REMJ dönemleri artar. Aslında yenidoğan uykusunun en az yarısını REM de geçirir. Yaş ilerledikçe süre kısalır. REM uykusu matematiksel öğrenme ve hatıraları oluşturma işlevinde çok aktiftir.<br />
<br />
Etrafta elektromanyetik alanlar hipofiz bezi hasarı ile melatonin ve serotonin salınımını bozar.<br />
<br />
Çok sıcakta uyumak melatonin hormon salınımını azaltır. İdeali 21-23 derecedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uykunun sağladıkları nelerdir?</span></span><br />
<br />
Sitokinler denen immun sistem hormonları enfeksiyon veya kronik inflamasyonlara karşı savaşmamızı sağlar ve uyku için sizi tetikler.<br />
<br />
Öğrenme hafıza mood: Öğrenme becerisi ve yeni bilgiyi kaydedemeyen öğrencilere çalışma sonrası uyuyun diyoruz. Uyku yaratıcı problem çözmeyi de sağlıyor. Becerileri yapmak için gerekli olan beyin hücre yolaklarını nöroplastisite ile uykuda güçlendiriyorlar. Az uyuma düşünme becerisini yavaşlatıyor. Odaklanmamızı bozuyor reaksiyon hızını azaltıyor.<br />
<br />
Uyku kalbimize dinlenme için zaman verir. NonRem de kalp hızı solunum ve tansiyon yavaşlar. REM sırasında ise kalp hızı ve solunum hızlanabilir tansiyon değişebilir. Gece boyu yaşanan bu değişimler kalp damar sağlığının korunmasında önemlidir. 7 saatten az uyumak kalbi dinlendirmez ve KVS riski doğurur. 9 saatten fazla uyumak ise REM dönemlerini artırır ve kan basıncı kalp hızı nabız hızlanabilir sakıncalar doğurur.<br />
<br />
İyi uyku sizi hastalanmaktan korur veya hasta iseniz iyileşmenizi sağlar. Uyku sırasında vücuda daha fazla sitokin hormon salgılar ve bağışıklık sistemi enfeksiyonlara karşı savaşır.<br />
<br />
Uyku sırasında vücudun enerji kullanımını sağlayan hormonlar da kontrol edilir. Uyku sırasında kan şekerinin ani düşme ve yükselmeleri önemlidir. Çalışma ne diyor kişi 6 gün boyunca 4 saat uyusun kan profili prediyabetik görünüm kazanır. Az uyuyanlarda DM riski çok fazla.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uyku ile ilişkili hormonlar neler ve bize ne sağlar?</span></span><br />
<br />
Melatonin: Pineal bezden salınır, sirkadiyen ritmimizi düzenler, karanlıkta üretimi başlar. Sabah aydınlıkta biter. Melatonin gece ışığında salınımı bozulur.<br />
<br />
Kortizol: sağlıklı insanda kortizol seviyeleri diurnal ritm sergiler. En yüksek düzeyi sabah 8’dedir. Uyanmadan az önce düzeyleri artarken bizi aç ve uyanık hale getirir. Gece yarısı ise en az düzeylerdedir. Kortizol uyku zamanı en düşüktür. Vücudu uykuya hazırlar. Ama stresli veya anksiyeteli iseniz daha fazla kortizol salınır, uykumuzu engeller. Stres ACTH uyarır sık uyanmalar uykusuzluk olur. Koşucular uyku sorunu yaşayabilir çünkü kortizol düzeyleri yüksektir.<br />
<br />
Progesteron: beyin sağlığı ve uyku ilişkisi az biliniyor. Beyni hasara karşı korur. Kognisyon ve moodu düzenler. Beyni sakinleştirir ve derin uykuyu teşvik eder.<br />
<br />
Uykunun özellikle derin evresinde salınan büyüme hormonu büyüme ve doku tamirinde önemlidir. Annelerimiz bize güçlü ve uzun boylu olmak için uyumamızı önerirdi. Derin uykuda salınan GH kas kütlesi ve hücre tamiri için gerekli.<br />
<br />
Uyuduğunuzda beyniniz çalışmaya başlıyor. Öğrenme yolakları, hafızayı yaratma ve yeni bakış açıları yaratmak için. Yeterinde uyuyamazsak odaklanamayız dikkat dağınıklığı olur veya hızlı yanıt vermemiz bozulur. Duygusal bozukluk olur.<br />
<br />
Uykusuz kaldığımızda grelin yani açlığı tetikleyen hormon artacaktır bu da bizi çok yeme isteği doğuracak ertesi gün metabolizma da yavaş olunca alın size kilolar. Oysa düzgün bir uyku ghrelini azaltarak leptin düzeylerini artıracak ve açlığı inhibe ederek kiloyu dengeleyecektir. Kişi ne kadar az uyursa kilolu olur ve kaloriden karbonhidrattan zengin besin tüketmek ister. Ortalama 5 saat uyuyan 7-8 saat uyuyana göre daha fazla obez olur.<br />
<br />
Uyku sırasında vücudun savunma sistemi sitokinler salınarak enfeksiyonlara karşı savaşırlar.<br />
<br />
Beynin bazı bölümleri uykuda bazı bölümleri ise uyanıklıkta çok aktiftir. Tamir ve metabolik yolaklarla ilgili genler uykuda on durumuna geçiyor.<br />
<br />
İyi uyku hormonlarımızı düzene koyar. Stres hormonu kortizol uyku ile seviyesi düşer, iyi uyku insulin seviyesini düzeltir. Cinsiyet hormonlarının seviyesini artırır bu da bizi daha enerjik yapar. İmmün sistemi iyileştirir. Gecede 7 saatten az uyuyanlarda 3 kat daha az hastalanma riski vardır.<br />
<br />
Menstüel siklus hormonları kadınlarda uykuyu etkiler. Progesteron uykuyu tetikler ve mens siklusunun ikinci yarısında salınımı artar. Bu nedenle kadınlar mens döneminin ikinci yarısında daha iyi uyurken mens döneminde uyku sorunu yaşarlar. Dahası yaş ilerleyip menapoz ile birlikte progesteron düşünce uyku sorunları başlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Harika bir uyku ile neler elde ederiz?</span></span><br />
<br />
Sakinleşmiş ve rahatlamış bir sinir sistemi, tazelenmiş DHEA (antiaging hormonu), azalmış insulin, artmış GABA ve serotonin, iyi cinsiyet hormonu, artan melatonin ve GH, Artan tiroid hormonu, daha iyi iştah kontrolü artan leptin ve azalan ghrelin, daha fazla asetilkolin (kas hareketleri artıran, hafızayı artıran).<br />
<br />
Uykuda semptomatik sistem rahatlar PS sistem (istirahat ve sindirim) uyanır. İstirahat ve rahatlama kortizolü de düşürür.<br />
<br />
Yemeklerden hemen sonra uykumuz gelir burada neden şeker beyninize orexin üretimini durdurmasını söyler. Orexin iştah ve uyanıklığı sağlar. Orexin düşünce uykumuz gelir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uyuyamazsak bizi neler bekliyor?</span></span><br />
<br />
Uykusuz kalınan süre meşgul olmak için atıştırılan süredir. Uykusuz kalınca ertesi gün metabolizma düşer. Enerji yakamaz yağ olarak depolanır. Sindirim sistemi de öyle mesela yatmadan önce bir şey yiyoruz sanıyoruz ki bu sadece uykumuzu kaçırıyor hayır gariban mide barsak çalışmaya başlıyor. Sabah da yorgun kalkıyoruz.<br />
<br />
Ergenlerde uyku problemi çok daha ciddi bir sorun 9 saat uyuması gereken ergen 5 saat ancak uyuyor. Öğrenme güçlüğü, hafıza sorunları, ruhsal sorunlar, kronik hastalıklar HT, DM, obezite başlıyor. Günde 6 saatten az uyumak felç ve kalp krizi riskini normal kişilere göre 4 kat artırıyor. Uykusuzluk vücudunuzu strese sokar daha fazla adrenalin kortizol ve diğer stres hormonlarının salınmasına yol açar. Bu hormonlar uykuda kan basıncınızın düşmesini engeller ve kalp hastalığı riskinizi artırır.  Uykusuzluk aynı zamanda kalp hastalığında rolü olan bazı proteinlerin salınmasında rol oynar. Örneğin yeterince uyuyamayanlarda CRP düzeyleri daha da artar. CRP yüksek olması ateroskleroza ve arterlerde sertleşmeye neden olur.  1 saat az uyusanız uykusuz hissetmezsiniz ama o bile sizin net düşünmenizi hızlı yanıtınızı etkiler. Gece iyi uyuyamayan çocuklar gündüz daha hiperaktif iritabilite ve dikkatsiz olurlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynaklar</span></span><br />
<br />
interneten bazi sayfalar ve doktor makaleleri</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uyuyunca Vücudun Kendi Kendini iyileştirmesi  Rektefe Etmesi Ne Demektir?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öncelikle Rektefe veya Rektifiye Ne Demektir?</span></span><br />
<br />
<br />
Rektifiye zamana ve kilometreye bağlı olarak performansı düşen bir motorun verimliliğini artırmak için yapılan işlemler bütününü temsil ediyor. Ömrünü tamamlamış motorlarda değişimin daha az maliyetli bir alternatifi olarak görülüyor.<br />
<br />
Parçaların yeniden boyutlandırılması, çatlak onarımları ve kritik motor parçalarının değiştirilmesini içeren bu uygulama deneyimli uzmanlar tarafından profesyonel ekipmanlarla yapılıyor.<br />
<br />
Rektifiye ne demek diye merak edenler için Türkçede düzeltme veya yenileme anlamına geldiğini belirtmek gerekiyor. Rektifiyede piston kafası, silindir kapağı, motor kayışları, segmanlar, krank mili, eksantrik mili ve supaplar gibi önemli motor bileşenleri üzerinde yenileme ve düzeltme işlemi yapılıyor.<br />
<br />
Karmaşık ve uzun zaman alan bu işlemler yüksek işçilik maliyetini de beraberinde getiriyor. Motor bir araçtaki en önemli parçayı oluşturduğundan rektifiyenin güvenilir ve garanti hizmeti veren atölyelerde yapılması gerekiyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rektifiye Neden Yapılır?</span></span><br />
<br />
Bir motorun rektifiye işlemine girmesini gerektiren iki ana sebep bulunuyor: Motor yataklarının aşınması ve piston halkalarının iyi oturmaması. Herkesin bildiği gibi krank mili, rot ve piston gibi motor parçaları serbestçe hareket etmelerini sağlayan yataklara sahip.<br />
<br />
Binlerce kilometre dayanacak şekilde üretilen rulmanlar dahi zamanla aşınarak bakıma ihtiyaç duyuyor. Otomobilin bakımları aksatıldığında ve düşük yağ seviyelerinde çalıştırıldığında motordaki aşınmalar hızlanıyor. Örneğin sızdırmazlık görevine sahip piston halkalarındaki aşınmalar silindir duvarını da deforme ederek kaçaklara neden olabiliyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rektifiyeye ihtiyacı olan bir araçta aşağıdaki sorunlar görülebiliyor:</span></span><br />
<br />
    Motor yağının gereğinden fazla miktarlarda tüketilmesi,<br />
    Motor soğukken egzozdan beyaz veya mavi duman çıkması,<br />
    Motor yağında metal talaşlar görülmesi,<br />
    Motor yataklarında çarpma ve takırdama sesleri oluşması,<br />
    Motor performansının hissedilir seviyede düşmesi,<br />
    Motor arızası nedeniyle triger kayışının kopması.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rektifiye Nasıl Yapılır?</span></span><br />
<br />
Rektifiye motor bloğunun indirilmesi, parçaların sökülerek temizlenmesi ve montaj gibi işçilik değeri yüksek zahmetli süreçlerden oluşuyor. Bu süreçleri özetlemek gerekirse:<br />
<br />
    Rektifiye işleminin ilk adımında aracın modeline göre motor bloğunun nasıl söküleceği hakkında araştırma yapılıyor.<br />
    Araç krikoyla kaldırılarak motor yağının boşaltılması işlemine geçiliyor.<br />
    Motorun araçtan indirilebilmesi için sırasıyla plastik kapaklar, radyatör, akü, marş dinamosu, hava kompresörü, kayış ve şanzımanın motorla olan bağlantıları kesiliyor.<br />
    Oldukça ağır olan motor bloğu vinç yardımıyla motor yatağından çıkarılıyor.<br />
    Araçtan sökülen motor sağlam bir düzeneğe oturtulup sabitlenerek üzerinde çalışılmaya hazır hale getiriliyor.<br />
    Krank mili kasnağı, yağ pompası, su pompası, alternatör ve servo direksiyon pompası gibi tüm bileşenler motordan ayrılarak işlem görecek parçalar sökülmeye başlanıyor.<br />
    Motorun çıplak bileşenleri de çıkarıldıktan sonra emme manifoldu, yağ karteri, zamanlama kapağı, volan ve supap kapakları da motordan çıkarılıyor.<br />
    Silindir kapağının sökülmesinin ardından triger kayışı ve eksantrik mili de çıkarılarak sıra piston kolu kapaklarına geliyor.<br />
    Motordan çıkarılan tüm bileşenler titizlikle temizlendikten sonra kurumaya bırakılıyor. Kuruyan parçalarda herhangi bir çatlak veya arıza olup olmadığı tespit ediliyor.<br />
    Temizlik sonrası motor arızasının hangi parçalardan kaynaklandığını tespit etmek için motor bloğu, silindir kapağı ve krank mili parçaları incelemeye alınıyor.<br />
    Silindir duvarlarında oluşan pürüzlerin giderilmesi ve hassas bir yüzey oluşturulması için honlama işlemi yapılıyor. Honlama sırasında sürekli dönen bir bileyici silindir deliklerine sokularak kimyasallar yardımıyla aşındırma işlemi yapılıyor.<br />
    Krank milinde problem varsa taşlama yapılarak eski fonksiyonu yeniden kazandırılıyor.<br />
    Motordaki donma tapaları değiştirilerek yuvaları taşlanıyor.<br />
    Rektifiye işlemi tamamlandıktan sonra motor parçalarının yeniden montajına geçiliyor.<br />
    Son aşamada motor bloğu vinç yardımıyla araca monte edilerek motor yağı ekleniyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şimdi Gelelim Düzenli Uykunun Önemine ve Uykunun Bağışıklık Üzerindeki Etkisine</span></span><br />
<br />
Uyku, temelde bir rahatlama periyodu olarak kabul edilse de, vücudun, gün içinde olduğundan daha fazla protein üreterek, hücrelerin yapı taşlarını oluşturduğu bir süreçtir. Bu süreçte, başta stres ve ultraviyole ışınları olmak üzere pek çok zararlı unsurun vücuda vermiş olduğu hasarlar onarılır; bu şekilde baştan ayağa bir yenilenme gerçekleşir.<br />
Böylece Vücudun Kendini Yenilemesine Yardımcı Olur.<br />
<br />
Basit bir unsur gibi görünse de düzenli uyku, pek açıdan sağlığı olumlu bir biçimde etkileyerek hayat kalitesini artırmaktadır. Bugüne kadar birçok araştırma göstermiştir ki, düzenli olarak 7 – 8 aralığında uyuyan yetişkinler, hem fiziksel hem de ruhsal pek çok hastalığa karşı dirençlidir. Tabi ki bu noktada uykuda geçirilen toplam sürenin yanı sıra, kalitesi de dikkate alınmalıdır. Kişi, uzun saatler uyuduktan sonra hala kendini yorgun hissediyor ise bir terapist ile görüşmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uzmanlar tarafından farklı yaş grupları için önerilen uyku süreleri şöyledir:</span></span><br />
<br />
    Gençler için 8 – 10 saat,<br />
    Okul çağındaki çocuklar için 9 – 12 saat,<br />
    Okul öncesi çocuklar için 10 – 13 saat,<br />
    Yeni yürümeye başlayan çocuklar için 11 – 14 saat,<br />
    Bebekler için 12 – 16 saat.<br />
<br />
Bu süreler dâhilinde, düzenli bir biçimde uyumanın vücuda olan katkıları ise aşağıdaki gibidir;<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalp Sağlığı Açısından Yararlıdır</span></span><br />
<br />
Günümüzde yapılan pek çok bilimsel çalışmada, uyku eksikliği, kalp hastalığı ve felç için risk faktörü olan kan basıncının (tansiyon) ve kolesterolün kötüleşmesi ile ilişkilendirilmiştir. Bunun tam tersi bir biçimde, 7 ila 8 saat uzunluğunda bir uykuda kan basıncı düşer, kalp ve kan damarları dinlenir. Bu da kalbin daha sağlıklı olmasına katkı sağlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vücudun Enerjik Hale Gelmesini Sağlar</span></span><br />
<br />
İyi bir gece uykusu, kişinin ertesi gün kendisini enerjik hissetmesini sağlarken, günlük aktivitelerinde onu daha verimli ve pozitif kılar. Bu da bağışıklığı güçlendirirken, kişiyi zihinsel ve fiziksel zorluklara karşı daha dayanıklı kılar. Düzenli ve kaliteli uyku ayrıca vücuttaki kas onarımının tamamlanmasına da katkı sağlar ve tüm bu artılar motivasyonu yükseltir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kan Şekerini Dengeler</span></span><br />
<br />
Uykunun en derin aşamasında, kandaki glikoz miktarı (kan şekeri olarak da bilinir) düşer. Bu da uyku süresi azaldıkça glikoz miktarındaki düşüsün de azalacağı anlamına gelir. Bununla beraber, yetersiz uyku diyabet gelişimi için yeni ve önemli bir risk faktörü olarak tanımlanmıştır. Öyle ki, son dönemde yapılan çalışmaların pek çoğunda diyabetli kişilerin 4’te 3’ünde uyku problemi olduğu belirlenmiştir. Bu da yetersiz uyku ve şeker hastalığı arasında doğrudan bir ilişki olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
Bu sebeple, uzmanlar tarafından 7 – 8 saat aralığında uyumak önerilir; düzenli bir uyku ile tip 2 diyabete yakalanma olasılığı da azalacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hafızayı Geliştirir &amp; Öğrenmeyi Kolaylaştırır</span></span><br />
<br />
Kaliteli uyku miktarı azaldıkça, kişiler ayrıntıları hatırlamakta güçlük çekmeye başlar. Bunun sebebi, uykunun hem yeni şeyler öğrenmede hem de mevcut bilgileri hatırlamada büyük rol oynamasıdır.<br />
<br />
Düzenli ve kaliteli bir uyku, konu ne olursa olsun tam odaklanmayı sağlarken, yeni bilgilerin zihne kaydedilmesini kolaylaştırır. Anıların ve kişi için önemli olan ayrıntıların düzgün bir şekilde depolaması için de yeterli süre içinde zihnin ve vücudun dinlenmesi önemlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vücudun Zararlı Organizmalarla Savaşmasına Yardımcı Olur</span></span><br />
<br />
Düzenli uykunun en önemli işlevlerinden biri bağışıklığı doğrudan, olumlu bir biçimde etkilemesidir. Bilindiği gibi bağışıklık sistemi vücuttaki zararlı bakteri ve virüsleri tespit ederek, herhangi bir hastalık ortaya çıkmadan önce onları yok eder. Fakat uzun süreli bir uykusuzluk durumu söz konusu olduğunda bağışıklık hücreleri çalışma şeklini değiştirerek daha yavaş bir şekilde ve uzun aralar ile zararlı organizmalara saldırlar düzenler. Bu da, özellikle enfeksiyona bağlı sorunların ilerlemesine neden olurken, kişinin bağışık sistemine de ciddi oranda zarar verir.<br />
<br />
Buna ek olarak, bazı araştırmalar özellikle meme ve kolon kanserine yakalanan kişilerin birçoğunun kaliteli gece uykusundan mahrum kaldıklarını ortaya koymuştur. Bunun sebebi, uyku döngüsünü düzenleyen bir hormon olan melatonin seviyelerindeki düşüştür. Öyle ki, melatonin, aşırı büyümeye yatkın olan hücreleri baskılayarak, kansere karşı koruma sağlamaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kilo Kontrolünü Sağlar</span></span><br />
<br />
Kilo verme &amp; sağlıklı bir kilo kalma ve uyku arasındaki korelasyon aslında çok açıktır: iyi dinlenen vücut, daha az besine ihtiyaç duyar. Uykudan mahrum kalmak, iştahı kontrol altında tutan leptin ve grelin hormonlarının dengeli bir biçimde salgılanmasını engeller. Düzenli uykunun alınamaması durumunda ise özellikle şeker ve karbonhidrat yönünden zengin olan yiyeceklere karşı direnç azalır. Bununla beraber, hâlihazırda yorgun olan vücut harekete açık olmaz, bu durumda da kilo almak kaçınılmaz bir hale gelir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ruhsal Açıdan İyileştirir &amp; Stresi Azaltır</span></span><br />
<br />
Uyku kalitesi ve süresi azaldıkça, beyinin, dış dünyada olup bitenlere karşı nasıl tepki vereceğine karar verme süresi de azalır. Bu durumda, kişi zihnen dinlenemez ve duyguları işleyememiş olması sebebi ile daha fazla olumsuz tepkiye sahip olma eğilimi gösterir. Buna ek olarak, kronik uyku eksikliği duygudurum bozukluğunu da beraberinde getirir. Öyle ki, son dönemde yapılan kapsamlı araştırmalarda uykusuz kalan kişilerin, depresyon gelişme olasılıklarının, düzenli uyuyan kişilere kıyasla beş kat daha fazla olduğu ortaya koyulmuştur. Aynı durum, kaygı veya panik bozukluğu için de geçerlidir.<br />
<br />
Bununla beraber, stres hormonunun düşüşe geçmesini sağlayan uyku, strese ve kaygıya bağlı olarak gelişen çeşitli sorunların ortadan kalkmasında da oldukça etkilidir. Düzenli bir biçimde dinlenerek, hayata daha olumlu bir şekilde bakmak ve gün içinde karşılaşılacak olan duygusal zorluklarda başa çıkma seviyesini artırmak mümkündür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uyku ve Önemi</span></span><br />
<br />
Uyku bilinçli zihnimizin dünyayı 5 duyu organımızı teslim edip bilinçaltı zihnimizle buluştuğu zamandır. Bilinçaltımız onun için ayarlanan programa cevap verir. Hayatımızın 2/3lük kısmının nasıl gelişeceği konusunda talimatlar aldığımız dönem 1/3’lük uyku dönemimizdir. Yani bu 90 yıl yaşayan bir kişide yaklaşık 30 yıla tekabül eder. Uyku bizim için beslenme kadar önemli ama az uyuyoruz. 24 saat durmayan bir yaşam var gece çalışıyoruz. Sürekli eğlence, diğer aktiviteler uykumuzu bölüyor. Uyku vücudun ve beynin istirahat için kapılarını kapattığı dönemdir. Ama birçok fizyolojik görev aslında uykuda hızlanır. Kişinin sağlıklı kalması ve en iyi şekilde yaşamını sürdürebilmesi için gereken yaşamsal bazı görevler yalnızca uyku sırasında yerine getirilebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Neden uyumamız gerekiyor?</span></span><br />
<br />
Gece uykuya dalmadan önce ne yaparız. Dişlerimizi fırçalarız. Sonra mobil dünya gereği cep telefonlarımızı, tabletlerimizi şarja takarız. Ve sonra da kendimizi şarj etmek ertesi güne hazırlanmak için uykuya dalarız. Ama uyku bizi sadece ertesi güne hazırlamıyor. Çok daha fazlası var. Uykunun süresi kadar kalitesi de önemli. Kaliteli uyku uyumazsanız uykunun size bir yararı olmaz. Uykusuz kalarak sadece dinlenmiyorsunuz aynı zamanda yaşlanıyorsunuz, hastalanıyorsunuz, bağışıklık sistemiz zayıflıyor. Üretkenlik ve bellek bozuluyor. Tansiyon fırlıyor.<br />
<br />
Uykunun bir zaman takvimi var belli saatte uyuyup belli saatte uyanmanız da önemli. Efendim ben gece 3 de yatıyorum ama sabah 10 a kadar da uyuyorum 7 saati tamamlıyorum uyku sorunum yok diyorsanız yanlış yapıyorsunuz. Neden çünkü sizin genetik uyku takviminizde salgılanan hormonlarınız uykuda tamir edilen bellek işlevleriniz uykunun normal olmayan zamanlarından çok farklı.  Uyku sağlığımızı tamir etmek için en doğal yol.<br />
<br />
Bir örnek verelim gecenin 4’ü olmuş, siz saatlerdir sabahki sınava çalışıyorsunuz ama sanki hiçbir şey anlamamış gibi hissediyorsunuz. Bir çözüm bir bardak daha kahve içmek ama inanın kitapları ve müziği kapatıp uykuya dalmak en iyi çözüm. Uyku hayatımızın üçte biri ama çoğumuz ona yeterince önem vermiyoruz. Oysa uyku bir zaman kaybı değil veya önemli işler bittiğinde dinlenmenin yolu değil. Siz uyurken dolaşımdaki kanın 5’te biri beyne akar. Uyku aslında yeniden yapılanmanın yoğun dönemidir. Öğrenilen bilgiler nöronlara kaydedilir buradan hipokampüse gider. Nöroplastisite sayesinde nöronlar arası bağlantıyı sağlayan ve uzun süreli hafızayı güçlendiren yeni sinaptik ileti tomurcukları oluşur.<br />
<br />
Uyuduğumuzda glimfatik sistem denen bu birikmeyi temizleyen mekanizma çalışır. Lenfatik sistemde bu açıdan görev alır.<br />
<br />
Uykuda en önemli inflamasyon temizlenme ve tamir işi gece 23:00-03:00 arasındadır. Bu saatleri uykuda geçirmek hastalanmamak ve iyileşmek için önemlidir. Melatonin çok güçlü antioksidan serbest radikal süpürücüsüdür, beyni korur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ne zaman uyuyalım?</span></span><br />
<br />
İdeal söylenen hava karardıktan sonra en yakın zamanda uyumak. Ama biz gece 1’lere kadar uyumuyor film seyrediyor ertesi gün de gece uykum kaçtı diyoruz. Cep telefonları ile sabahlara kadar mesajlaşmalar mavi ışık sendromu diyoruz buna. Beynimizi mahvediyoruz. Uyku hormonu ölüyor ve hiç uyuyamıyoruz. Uyuyamıyorum hap aldım uyudum. Uyudunuz ama içtiğiniz hapla sahte bir uyku uyudunuz. Nerdeyse 3 kişiden birinde uyku sorunu var. Uyku hapı uyku için bitki çayları içmek yerine siz elinizdeki telefonları bir kenara bırakın beyin dinlenmeye geçsin. Yapacağınız şey şu evi akşam çalışma yeri olmaktan çıkarın, aile içi çatışma yeri yapmayın. Akşamları hafif yemek yiyin, sonra hafif müzik ışığı azaltarak güzel sohbetler güzel bir duş dünya stresleri ile bağımızı kesmemiz gerekiyor. Yoksa ben bugün uyuyamayacağım şu haptan çeyrek alayım diye başlarsanız 2 hafta sonra dozu artırır ama hala uyuyamazsınız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Peki, uykuya nasıl dalarız?</span></span><br />
<br />
Uyanıklık sırasında hücrelerimiz enerji kaynaklarımızı tüketiyor. Bu kaynaklar adenozin gibi ürünlere dönüşüyor. Adenozin arttıkça uyuma isteğimiz de artar. Buna uyku bastırması diyoruz. Aslında içtiğimiz kafein adenozin alıcılarının yollarını kapatır. Diğer atıklar da beyinde birikir. Bu atıklar yok edilmezse beynimize fazladan yük olurlar. Ve uykusuzluğun negatif semptomlarına yol açarlar. Uyanıkken adenozin denen madde kanda birikir ve uykuyu tetikler. Vücudunuzdun ihtiyacı olandan az uyuyamazsınız bir şekilde eksik uykuyu vücut tamamlamak zorunda bu durumu takip eden adenozin maddesidir. Uyuyunca adenozin parçalanır.<br />
<br />
Bir diğer madde melatonindir. Gece doğal uykuyu sağlıyor. İç biyolojik saatinizin bir parçası iç ve dış çevre uyaranları ışık sinyalleri gibi bu biyolojik saat hücrelerini kontrol eder. Melatonin gece yanında gündüz 13-16 arasında da artabilir ve uyku getirebilir. Melatonin htriptofandanyapılır. Sentez ve salınımı sirkadiyen ritm gösterir. Karanlıkta artar aydınlıkta baskılanır. Biyolojik saati korur ritmi ayarlar uyku ritmi ve vücut ısısının ayarlanmasını sağlar. Antiinflamatuar ve antikanserojen etkilidir. Lipofilik özelliği ile en güçlü antioksidandır. LDL kolesterolü azaltır. Enerji metabolizmasında rol alır. Yaşlanma ve gece çalışanlarında uyku azalmasına bağlı melatonin yetersizliği insulin direnci ve glukoz intoleransını indükler obeziteye neden olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ne kadar uyumalıyım?</span></span><br />
<br />
Uyku hem beyin hem bedenimizin dinlenmeye geçtiği an. 6 saatin altı ve 9 saatin üstü riskli. Vücut uykuda kendini tamir ediyor. 9 saatten fazla uyumak konsantrasyon ve hafızada değişiklik yapmaz iken tersine ölüm riskini %30, kalp obezite DM riskini artırır. Genel toplumdaki algı insanlar ciddi bir yan etki yaşamadan 6 saat ve daha az bile uyumayı öğrenebiliyor. Ama sağlıklı bir yaşam için 7-9 saat arasında bir uyku gerekiyor. Hatta çocuk ve gençler bu önerilenden çok daha az uyuyor.  Bir de sabahçı ve gececiler var. Baykuş ve tavuklar. Tavuklar daha mı şanslı. Çoğu aktivitenin sabah 9-17 arasında olduğunu düşünürsek baykuşlar daha dezavantajlı görünebilir. Baykuşlar-gececiler sosyal normlara uymaya çalışmanın getirdiği uyku problemlerine “sosyal jet lag” diyoruz. Sabahçılar daha sosyal aktivite sergiliyor daha az depresifler. Gececiler daha az serotonin dopamin salgılıyor, ak maddeleri daha az. Ama gececi olmak o kadar da kötü bir şey değil. Örneğin gececiler daha yaratıcı olurlar. Zihinsel yetenekleri daha güçlüdür ve risk almayı severler. Kortizol seviyeleri yüksektir. Kortizol sizi risk almaya yatkın hale getirir. Vücudu ani tehlikelere karşı korumayı öğretir. Yani derin uyku şarj eden tamir eden uyku iken, REM uykusu hayal evresi yaratıcılıkla çok ilgili.  Uyku kalbimize dinlenme için zaman verir. NonREM de kalp hızı solunum ve tansiyon yavaşlar. REM sırasında ise kalp hızı ve solunum hızlanabilir tansiyon değişebilir. 7 saatten az uyumak kalbi dinlendirmez ve KVS riski doğurur. 9 saatten fazla uyumak ise REM dönemlerini artırır ve kan basıncı kalp hızı nabız hızlanabilir sakıncalar doğurur. Uykusuzluk vücudunuzu strese sokar daha fazla adrenalin kortizol ve diğer stres hormonlarının salınmasına yol açar. Bu hormonlar uykuda kan basıncınızın düşmesini engeller ve kalp hastalığı riskinizi artırır. Örneğin sıçanlar 2-3 yıl yaşar ama REM uykusunu kısıtla 5 hafta tüm uykuları kısıtla 2-3 hafta yaşayabilir. Açlıktan ölmekle aynı süre bu aslında.<br />
<br />
Uyku süresi tüm yaşam siklusunda farklılık gösterir. Yeni doğanlar 16-18 saat uyur, okul öncesi dönemdekiler 11”-12 saat uyur, okul çağı ve adolesanlar en az 10 saat uyumalıdır. Ancak hormonal değişiklikler sıklıkla gençlerin biyolojik saatlerini etkiler. Gecede 9-10 saat uyuması gereken genç geç saatte yatağa giriyor ve sabah geç kalmak istiyor. Ama okul sabah erken başlıyor bu yüzden ancak 6-7 saat uyuyor. Yaş ilerledikçe uyku paterni değişiyor. İleri yaşta gençlerin tersine yatağa erken girip erken uyanırlar ve uyku hafifler. Ne kadar iyi uyuduğunuz dinlendiğiniz sadece uyku saatinize değil ne kadar kaliteli uyuduğunuza da bağlı. Uykunun 4 evresinde evre 2 dediğimiz orta uyku %50, REM dönemi %20, derin uyku %20 gibi bir oranda gerçekleşir. Genellikle uykuya daldıktan 1-1.5 saat sonra ilk REM uykusuna geçilir. Bundan sonra uykunuz boyunca evreler birbirini takip ederek devam eder. Uyku ilerledikçe REM de geçirdiğiniz süre uzarken derin uykuda geçirdiğiniz süre kısalacaktır. REM’de rüyalar beyin uyanıkken edinilen yeni bilgiyi depolama ve organize etmede işe yarar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Neden uyuyamıyorum?</span></span><br />
<br />
Son yıllarda hayatımız iyice değişti. Vücut kronobiyolojimiz buna ayak uyduramıyor. Uyku laboratuvarlarımızda neden uyuyamıyoruz uykumuzda hangi evrede sorun var hepsini araştırabiliyoruz. Akıllı cihazlar hayatımıza girdikten sonra daha çok uykumuz kaçıyor. Çünkü daha az melatonin salgılıyoruz. Beyin karanlıkta melatonin salgılıyor mavi ışıkta değil.<br />
<br />
Birçok faktör uykuyu bozar. Kişiler kahve kola çaydaki kafeine bağımlıdır. Sabah uyanmak ve uyanık kalmak için kafein adenozinin uyku sinyallerini uyaran hücre reseptörlerini bloke eder. Bu yolla vücudu yorgun olmadığını düşünmeye teşvik eder. Kafeinin etkisinin tamamen bitmesi 6-8 saat sürebilir. Nikotin de sizi uyanık tutan diğer stimulandır. Nikotin aynı zamanda derin uykuyu önler, yüzeysel kalitesiz bir uykuya neden olur. Sigara tiryakileri nikotin ihtiyacı ile çok erken uyanmaya eğilimlidir. Alkol sedatiftir uykuya daldırsa da REM’e girmenizi ve derin uykuya girmenizi engelleyerek hafif uykularla geçer gece.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uykumuzun özellikleri neler?</span></span><br />
<br />
Uyku 4 aşamadan oluşur. Bu aşamaların en derini dediğimiz yavaş uyku sırasında bilgiler hipokampüsün ön bölümünde geçici hafızaya kodlanır. REM dönemi ise işlemsel hafıza ile ilişkilidir. Öyle ise matematiksel tüm formülleri ezberledikten 3 saat sonra uykuya girmek en ideal seçim olurdu veya okuduğunu yorumlamak için 1 saat sonra uyumak en idealidir.<br />
<br />
Sağlıklı bir gece uykusundan sonra vücudunuza ve zihninize müthiş bir açık büfe ısmarlamış oluyorsunuz menüde uykunun 2. dönemi, derin dönemi ve REM var. Uykuda beyin ve vücut fonksiyonları hala aktif ve her uyku evresi spesifik beyin dalgası içeriyor. Uykunun nonREM dediğimiz yavaş evresinde kalp ve solunum hızı yavaşlar kaslar gevşer. REM veresi ise uykunun ilk 90. dakikasında başlar gözler kapalı olsa da vücut hareketlidir solunum kalp hızı fonksiyonları düzensizdir hayaller olur. Kol ve bacak kasları gevşektir paralizidedir.<br />
<br />
İnsan uykusunda önce nonREM ihtiyacını karşılar. Uyku uzadıkça REMJ dönemleri artar. Aslında yenidoğan uykusunun en az yarısını REM de geçirir. Yaş ilerledikçe süre kısalır. REM uykusu matematiksel öğrenme ve hatıraları oluşturma işlevinde çok aktiftir.<br />
<br />
Etrafta elektromanyetik alanlar hipofiz bezi hasarı ile melatonin ve serotonin salınımını bozar.<br />
<br />
Çok sıcakta uyumak melatonin hormon salınımını azaltır. İdeali 21-23 derecedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uykunun sağladıkları nelerdir?</span></span><br />
<br />
Sitokinler denen immun sistem hormonları enfeksiyon veya kronik inflamasyonlara karşı savaşmamızı sağlar ve uyku için sizi tetikler.<br />
<br />
Öğrenme hafıza mood: Öğrenme becerisi ve yeni bilgiyi kaydedemeyen öğrencilere çalışma sonrası uyuyun diyoruz. Uyku yaratıcı problem çözmeyi de sağlıyor. Becerileri yapmak için gerekli olan beyin hücre yolaklarını nöroplastisite ile uykuda güçlendiriyorlar. Az uyuma düşünme becerisini yavaşlatıyor. Odaklanmamızı bozuyor reaksiyon hızını azaltıyor.<br />
<br />
Uyku kalbimize dinlenme için zaman verir. NonRem de kalp hızı solunum ve tansiyon yavaşlar. REM sırasında ise kalp hızı ve solunum hızlanabilir tansiyon değişebilir. Gece boyu yaşanan bu değişimler kalp damar sağlığının korunmasında önemlidir. 7 saatten az uyumak kalbi dinlendirmez ve KVS riski doğurur. 9 saatten fazla uyumak ise REM dönemlerini artırır ve kan basıncı kalp hızı nabız hızlanabilir sakıncalar doğurur.<br />
<br />
İyi uyku sizi hastalanmaktan korur veya hasta iseniz iyileşmenizi sağlar. Uyku sırasında vücuda daha fazla sitokin hormon salgılar ve bağışıklık sistemi enfeksiyonlara karşı savaşır.<br />
<br />
Uyku sırasında vücudun enerji kullanımını sağlayan hormonlar da kontrol edilir. Uyku sırasında kan şekerinin ani düşme ve yükselmeleri önemlidir. Çalışma ne diyor kişi 6 gün boyunca 4 saat uyusun kan profili prediyabetik görünüm kazanır. Az uyuyanlarda DM riski çok fazla.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uyku ile ilişkili hormonlar neler ve bize ne sağlar?</span></span><br />
<br />
Melatonin: Pineal bezden salınır, sirkadiyen ritmimizi düzenler, karanlıkta üretimi başlar. Sabah aydınlıkta biter. Melatonin gece ışığında salınımı bozulur.<br />
<br />
Kortizol: sağlıklı insanda kortizol seviyeleri diurnal ritm sergiler. En yüksek düzeyi sabah 8’dedir. Uyanmadan az önce düzeyleri artarken bizi aç ve uyanık hale getirir. Gece yarısı ise en az düzeylerdedir. Kortizol uyku zamanı en düşüktür. Vücudu uykuya hazırlar. Ama stresli veya anksiyeteli iseniz daha fazla kortizol salınır, uykumuzu engeller. Stres ACTH uyarır sık uyanmalar uykusuzluk olur. Koşucular uyku sorunu yaşayabilir çünkü kortizol düzeyleri yüksektir.<br />
<br />
Progesteron: beyin sağlığı ve uyku ilişkisi az biliniyor. Beyni hasara karşı korur. Kognisyon ve moodu düzenler. Beyni sakinleştirir ve derin uykuyu teşvik eder.<br />
<br />
Uykunun özellikle derin evresinde salınan büyüme hormonu büyüme ve doku tamirinde önemlidir. Annelerimiz bize güçlü ve uzun boylu olmak için uyumamızı önerirdi. Derin uykuda salınan GH kas kütlesi ve hücre tamiri için gerekli.<br />
<br />
Uyuduğunuzda beyniniz çalışmaya başlıyor. Öğrenme yolakları, hafızayı yaratma ve yeni bakış açıları yaratmak için. Yeterinde uyuyamazsak odaklanamayız dikkat dağınıklığı olur veya hızlı yanıt vermemiz bozulur. Duygusal bozukluk olur.<br />
<br />
Uykusuz kaldığımızda grelin yani açlığı tetikleyen hormon artacaktır bu da bizi çok yeme isteği doğuracak ertesi gün metabolizma da yavaş olunca alın size kilolar. Oysa düzgün bir uyku ghrelini azaltarak leptin düzeylerini artıracak ve açlığı inhibe ederek kiloyu dengeleyecektir. Kişi ne kadar az uyursa kilolu olur ve kaloriden karbonhidrattan zengin besin tüketmek ister. Ortalama 5 saat uyuyan 7-8 saat uyuyana göre daha fazla obez olur.<br />
<br />
Uyku sırasında vücudun savunma sistemi sitokinler salınarak enfeksiyonlara karşı savaşırlar.<br />
<br />
Beynin bazı bölümleri uykuda bazı bölümleri ise uyanıklıkta çok aktiftir. Tamir ve metabolik yolaklarla ilgili genler uykuda on durumuna geçiyor.<br />
<br />
İyi uyku hormonlarımızı düzene koyar. Stres hormonu kortizol uyku ile seviyesi düşer, iyi uyku insulin seviyesini düzeltir. Cinsiyet hormonlarının seviyesini artırır bu da bizi daha enerjik yapar. İmmün sistemi iyileştirir. Gecede 7 saatten az uyuyanlarda 3 kat daha az hastalanma riski vardır.<br />
<br />
Menstüel siklus hormonları kadınlarda uykuyu etkiler. Progesteron uykuyu tetikler ve mens siklusunun ikinci yarısında salınımı artar. Bu nedenle kadınlar mens döneminin ikinci yarısında daha iyi uyurken mens döneminde uyku sorunu yaşarlar. Dahası yaş ilerleyip menapoz ile birlikte progesteron düşünce uyku sorunları başlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Harika bir uyku ile neler elde ederiz?</span></span><br />
<br />
Sakinleşmiş ve rahatlamış bir sinir sistemi, tazelenmiş DHEA (antiaging hormonu), azalmış insulin, artmış GABA ve serotonin, iyi cinsiyet hormonu, artan melatonin ve GH, Artan tiroid hormonu, daha iyi iştah kontrolü artan leptin ve azalan ghrelin, daha fazla asetilkolin (kas hareketleri artıran, hafızayı artıran).<br />
<br />
Uykuda semptomatik sistem rahatlar PS sistem (istirahat ve sindirim) uyanır. İstirahat ve rahatlama kortizolü de düşürür.<br />
<br />
Yemeklerden hemen sonra uykumuz gelir burada neden şeker beyninize orexin üretimini durdurmasını söyler. Orexin iştah ve uyanıklığı sağlar. Orexin düşünce uykumuz gelir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uyuyamazsak bizi neler bekliyor?</span></span><br />
<br />
Uykusuz kalınan süre meşgul olmak için atıştırılan süredir. Uykusuz kalınca ertesi gün metabolizma düşer. Enerji yakamaz yağ olarak depolanır. Sindirim sistemi de öyle mesela yatmadan önce bir şey yiyoruz sanıyoruz ki bu sadece uykumuzu kaçırıyor hayır gariban mide barsak çalışmaya başlıyor. Sabah da yorgun kalkıyoruz.<br />
<br />
Ergenlerde uyku problemi çok daha ciddi bir sorun 9 saat uyuması gereken ergen 5 saat ancak uyuyor. Öğrenme güçlüğü, hafıza sorunları, ruhsal sorunlar, kronik hastalıklar HT, DM, obezite başlıyor. Günde 6 saatten az uyumak felç ve kalp krizi riskini normal kişilere göre 4 kat artırıyor. Uykusuzluk vücudunuzu strese sokar daha fazla adrenalin kortizol ve diğer stres hormonlarının salınmasına yol açar. Bu hormonlar uykuda kan basıncınızın düşmesini engeller ve kalp hastalığı riskinizi artırır.  Uykusuzluk aynı zamanda kalp hastalığında rolü olan bazı proteinlerin salınmasında rol oynar. Örneğin yeterince uyuyamayanlarda CRP düzeyleri daha da artar. CRP yüksek olması ateroskleroza ve arterlerde sertleşmeye neden olur.  1 saat az uyusanız uykusuz hissetmezsiniz ama o bile sizin net düşünmenizi hızlı yanıtınızı etkiler. Gece iyi uyuyamayan çocuklar gündüz daha hiperaktif iritabilite ve dikkatsiz olurlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynaklar</span></span><br />
<br />
interneten bazi sayfalar ve doktor makaleleri</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sigmund Freud'un Psikanaliz Yöntemi Nedir]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=21718</link>
			<pubDate>Sat, 15 Jul 2023 11:57:42 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=21718</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sigmund Freud'un Psikanaliz Yöntemi Nedir</span></span><br />
<br />
Psikanaliz Sigmund Freud tarafından bulunmuştur. Geleneksel olarak hasta bir yere yatırılır ve terapist görüş alanı dışında oturarak, hastanın etkilenmeden rahat bir şekilde konuşabilmesini sağlamaya çalışır. Psikanaliz ruhsallığın değişik boyut, süreç ve katmanlarını inceleyen bir bilim dalı olup ruhsal soru, sorun, arayış ve bozukluklar konusunda son derece etkili bir tedavi tekniğidir. Psikanaliz zihin araştırılması için bir yöntem, insan davranışıyla ilgili sistemli bilgiler toplamı ve ruhsal hastalıkların sağaltımında kullanılan özgül bir terapi türüdür.<br />
<br />
Sigmund Freud 1890’lardan 1939 yılında ölümüne kadar psikanaliz üzerinde kuramsal ve teknik çalışmalarını devam ettirmiştir. Bu süre zarfında psikanaliz bilimi sürekli bir evrim ve gelişme göstermiştir. Bu gelişim ve değişim, Freud’un ölümünden sonra onun bıraktığı bu çok değerli miras psikanalist kuşakları tarafından da devam etirilmiştir. Bunun neticesinde bugün bir asrı aşkın bir süredir insanlığın hizmetinde araştırmayı, yaratmayı ve sağaltmayı sürdüren ve bunları denenmiş yerleşik standartlarla gerçekleştiren bir psikanaliz disiplini oluşmuştur. Bu terapi yönteminde, şimdi yaşanan duygu ve davranışları açıklamak için kişinin geçmişte yaşadığı anıları, olayları ve duyguları incelenir. Çocukluk olaylarının ve biyolojik dürtülerin, insanın davranışını ve düşüncelerini etkileyen ve kontrol eden bilinçaltı mekanizmasını meydana getirdiği düşünülmektedir.<br />
Psikanalist ve analiz edilen kişi haftada en az üç kez seans gerçekleştirirler. Seanslarda analiz edilen kişi bir yerde uzanır. Psikanalist onun görüş açısının dışında bir yerde oturur. Ortalama 45 dakika süren seanslarda analiz edilenin bütün zihninden geçenleri, bir sınırlama, sansürleme ve gizleme olmadan “serbest çağrışım” şeklinde anlatması beklenmektedir. Bu çağrışımlar psikanalitik çalışmanın ana malzemesidirler. Psikanalist ve analiz edilen kişi bu çağrışımlar sonucunda ortaya çıkanlar üzerine birlikte çalışırlar. Bu etkinlik daha çok bir yorumlama çalışmasıdır.<br />
<br />
Psikanalistlere göre insan zihni bilinçli, yarı-bilinçli ve bilinçdışı olmak üzere 3 ayrı katmandan oluşur. Ruhsal sorunların önemli bir bölümü bilinçdışındaki çatışmalardan kaynaklanır. Bu çatışmaların bilinçdışında tutuluyor olması, onların savunma yoluyla bilinçten dışarıya atılmasıdır. Analiz edilen kanepede serbest çağrışımla konuştukça, bilinçli katmandan gelen düşünce, duygu ve imgeler kadar, yarı-bilinçlilikte belirmeye başlayan belli bir takım çağrışımlar da dikkat çekmeye başlar. Bunlar bilinçdışında tutulanların bir nevi türevleridir. Bu türevlerin kendilerini ifade etmesine imkan veren ortam psikanalizin devamlılığı ve yoğunluğu, yani arka arkaya çok sayıda seans yapılmasıyla oluşur. Bilinçdışının kendisini ifade etmesine olanak sağlayan ortamın başka önemli özellikleri psikanalistin anonimitesi, nötralitesi yani tarafsızlığı ve analiz edilenin çocuksu istek ve ihtiyaçlarını doyurmaması diğer adıyla perhiz ilkesidir.<br />
<br />
Psikanaliz öncelikle yaşam boyunca deneyimlenen ancak bilinçdışına itilenlerin hatırlanmasına yardımcı olur. Bunun yanı sıra, kısmen farkına varılan ancak tamamen hakim olunmayan anı, düşünce ve duygulara daha fazla hakim olunmaya başlanır. Analiz edilen kişi bu hatırlama ve bütünsel farkındalıklar sayesinde, iç dünyasında olup bitenler arasındaki bağlantıları ve bunların hayatındaki olaylara, ilişkilere, sorunlara ve içinden çıkamadığı durumlara nasıl sebep olduğunu görmeye başlar. Bu duruma içgörü adı verilir. İçgörü ile birlikte, savunmalarla bilinçdışında tutulanların bilince kazandırılması gerçekleştirilmiş olur.<br />
<br />
İçgörünün kazanımı, yalnızca farkında olunmayanların ve bilinçsiz tekrarların fark edilmesiyle meydana gelmez. Bu yalnızca bir başlangıçtır. İçgörünün kazanımıyla beraber insan bilinçsiz belirleniş ve yönetilişten kurtulmaya başlar ve kendi yaşamının direksiyonuna geçer.<br />
<br />
Psikanaliz özünde bir tedavi yöntemidir. Kişi, hayatında başa çıkamadığı ruhsal zorluklarla karşılaştığı, çeşitli belirtilerden yakındığı, ilişkilerinde tekrar eden sorunlar karşısında çaresiz kaldığı, iş hayatında ve mesleğiyle ilişkisinde doyumsuz, verimsiz ve üretimsiz hale geldiği ve yaşam içindeki yolculuğunda yönünü, hedefini ve heyecanını kaybettiği zaman psikanalizden yardım istemelidir.<br />
<br />
Psikanaliz tedavisi çocuklar ve ergenlerin psikolojik sorunlarının giderilmesinde kullanılmaktadır. Bu yöntemle çocuk ve ergenlerin davranış problemleri, duygusal sorunları, uyum zorlukları ve psikosomatik yakınmaları üzerinde başarılı neticeler elde edilmiştir. Kendisi de kişisel analizden geçmiş olan ve gerekli bütün eğitimi almış olan kişiler psikanaliz yapabilir. <br />
<br />
Psikanaliz Sigmund Freud'un çalışmaları üzerine kurulmuş bir psikolojik kuramlar ve yöntemler ailesidir. Bir psikoterapi tekniği olarak psikanaliz, hastaların zihinsel süreçlerinin bilinç dışı unsurları arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmaya çalışır. Analistin amacı; hastanın analistine transferansının fark edilmeyen ya da bilinç dışı etkileşimlerinden, yani yaşamını ve ilişkilerini olumsuz etkileyen ve özgürlüğünü kısıtlayan ilişki kalıplarını fark etmesine yardım etmektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarihçe</span></span><br />
<br />
Psikanaliz, 1890'larda Viyana'da nevrotik ya da histerik belirtiler gösteren hastalara etkili bir tedavi bulmaya çalışan bir nörolog olan Sigmund Freud'dan miras kalmıştır. Psikanalizin doğum haberini dünyaya duyuran kişinin bir hekim ya da psikiyatrisi değil, 2 Aralık 1895 tarihli bir gazeteye yazdığı yazı ile Viyana Burg Tiyatrosu yönetmeni Alfred Freiherr von Berger olmuştur.[1]<br />
<br />
Bu hastalarla konuşmalarının sonucunda, Freud hastaların rahatsızlıklarının kültür tarafından kabul edilmeyen, sonuç olarak bastırılmış ve bilinçdışı cinsel doğanın arzu ve fantezilerinden kaynaklandığına inanmıştır. Kuramı geliştikçe, Freud da hastalarını tedavi ederken karşılaştığı olayları biçimlendirmek ve açıklamak için sayısız sistem geliştirmiş ve kenara koymuştur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günümüzde önemli psikanaliz okulları</span></span><br />
<br />
        Kendilik psikolojisi, diğer insanlarla kurulan karşılıklı empatik ilişkilerle dengeli bir kendilik hissinin gelişimini vurgular; Heinz Kohut<br />
<br />
        Lacancı psikanaliz, psikanalizi semiyotik ve Hegel'in felsefesi ile birleştirir;<br />
<br />
        Analitik psikoloji, daha çok tinsel bir yaklaşım taşır;<br />
<br />
        Nesne ilişkileri teorisi, bireyin içselleştirilmiş ve düşlenmiş diğerleri ile ilişkilerinin dinamiklerini vurgular; Margaret Mahler, Melanie Klein;<br />
<br />
        Kişilerarası psikanaliz, kişilerarası ilişkilerin küçük ayrıntılarının üzerinde durur; Harry Stack Sullivan<br />
<br />
        İlişkisel psikanaliz, kişilerarası psikanaliz ile nesne ilişkileri teorisini birleştirir; Stephen A. Mitchell, Jessica Benjamin, Jay R. Greenberg;<br />
<br />
        Modern psikanaliz, bir grup teorik ve klinik bilgi ile Hyman Spotnitz ve arkadaşları Freud'un teorisini geliştirmiş ve teoriyi tüm duygusal bozukluklar yelpazesine uygulanabilir hale getirmişlerdir. Modern psikanalitik müdahaleler öncelikli olarak hastada entelektüel bir içgörü geliştirmektense hastaya duygusal-olgun bir iletişimi sağlamayı amaçlar.<br />
<br />
Bu okulların çarpıcı farklı teorileri olsa da, çoğunluğu kendi kendini aldatmanın ve bireyin geçmişinin şimdiki ruhsal yaşamı üzerindeki güçlü etkilerinin önemini vurgulamaya devam ederler.<br />
<br />
Bugün psikanalitik fikirler kültür içinde, özellikle çocuk bakımı, eğitim, yazınsal eleştiri, psikiyatri ve özellikle tıbbi ve tıbbi olmayan psikoterapi içinde gömülüdür. Evrilmiş ana analitik fikirler olmasına rağmen, özellikle ilk teorisyenlerin yönergelerini takip eden gruplar vardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Teknik</span></span><br />
<br />
Psikanalizin ana metodu, serbest çağrışımın transferans ve direnç analizidir. Analizana (hastaya), rahat bir halde, aklına gelenleri söylemesi söylenir. Burada, düşler, umutlar, dilekler ve fanteziler geçmiş aile yaşantısının birer anısı olarak ilgi konusudur. Genellikle, analist sadece dinler ve sadece profesyonel kanaati gerektiğinde, yani hasta için içgörü uyandırma fırsatı yakaladığında yorumlar. Dinlemede, analist empatik tarafsızlığı, yani güvenli bir ortam yaratmak için geliştirilen yargılamayan duruşunu korur. Analist, analizanın söyleminde ve davranışlarında beliren kalıp ve çekingenlikleri değerlendirirken, analizandan tüm dürüstlüğü ile bilincine ne gelirse konuşmasını ister.<br />
<br />
Birçok klinisyen psikanalizi ciddi psikolojik bozukluğu olan olgular, örneğin psikoz, intihara meyilli depresyon ya da ağır tedavi edilmemiş alkolizm için önermez. Bu tip hastalar "analiz-edilemez" olarak nitelendirilir. Tipik uygulamalar klinik depresyon ve kişilik bozukluklarını içerir.<br />
<br />
Günümüz bazı psikanaliz şekilleri, kendine güveni artırma yoluyla hastalara özsaygı kazandırmakta, ölüm korkusu ve bu korkunun davranışlar üzerindeki etkilerini yenmekte, ve birbiriyle bağdaşmaz gibi gözüken ilişkileri sürdürmekte yardımcı olmaya çalışır. Bireysel danışan seansları bir gelenek olarak kalsa da, psikanaliz bir grup terapi şekli olarak Harry Stack Sullivan tarafından uyarlandı.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etkililik (Efficiency)</span></span><br />
<br />
Şu an birçok psikanalist, analizin daha çok nevroz olguları ve kişilik ya da karakter sorunları yaşayan olgularda yararlı bir yöntem olduğunu iddia eder. Psikanalizin daha çok samimiyet ve ilişkilerin kökleşmiş sorunları ve oturmuş problemli yaşam kalıpları ile uğraşırken faydalı olduğuna inanılır. Terapötik bir tedavi olarak psikanaliz genellikle haftada üç ila beş görüşme ile sürer ve doğal ya da normal olgun bir gelişme için belli bir tedavi süresini gerekli kılar (üç ila beş yıl arası).<br />
<br />
Geçmiş randomize kontrollü denemelerin analizi belirli psikiyatrik bozukluklarda psikanalitik tedavinin, tedavinin olmadığı durumlardan daha etkili olduğunu gösterir.[1]. Psikanalizin ve psikanalitik psikoterapinin etkililiği üzerine yapılan deneysel çalışmalar da psikanalitik araştırmacılar arasında belirginleşmiştir.<br />
<br />
Bazı toplulukların psikodinamik tedavileri ile yapılan araştırmalar farklı sonuçlar vermiştir. Analist Bertram Karon ve arkadaşları tarafından Michigan Eyaleti Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma yeterli düzeyde eğitildikleri zaman psikodinamik terapistlerin şizofrenik hastalarda etkili olabileceklerini önermiştir. Daha yakın döneme ait araştırmalar ise bu önermeler hakkında şüphelidir. Şizofreni Hastaları Sonuçları Araştırma Grubu 5 Ekim 2006 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. PORT) raporu etkililiğinin kanıtlanması için daha çok denemeye ihtiyaç duyulduğunu belirterek, psikodinamik terapinin şizofreni olgularında kullanılmasına karşı çıkmışlardır (öneri 22 26 Eylül 2006 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.). Ancak, PORT'un önerisi deneysel çalışmalardan çok klinisyenlerin düşünceleri üzerine gelişmiştir ve deneysel veriler bu öneri ile çakışmamaktadır. (Özete bağlantı). Cochrane Kütüphanesindeki güncel bir medikal literatür çalışması (güncellenmiş özet 11 Kasım 2006 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.) şizofreniyi tedavide psikodinamik psikoterapinin etkinliğini gösteren bir verinin olmadığı sonucuna varmıştır. Başka veriler de, örneğin cinsel suçluların tedavisinde psikanalizin etkili olmadığını (ve muhtemelen zararlı) göstermiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Maliyet ve süre</span></span><br />
<br />
Psikanalitik tedavinin Amerika Birleşik Devletleri'nde bir psikanaliz enstitüsünde bir psikanalist adayı ile seansı 10 dolardan kıdemli bir eğitim analisti ile seansı 250 dolara kadar değişebilen bir maliyeti vardır.<br />
<br />
Tedavinin süresi değişkendir. Kimi psikodinamik yaklaşımlar, örneğin Kısa ilişkisel terapi ve Kısa süreli psikodinamik terapi tedaviyi 20-30 seans ile bitirir. Geleneksel psikanaliz tedavisi daha uzun bir zaman alır, yaklaşık 3-5 yıl. Tedavi süresinin uzunluğu hastanın ihtiyaçlarına göre değişkenlik gösterir...<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Eğitim</span></span><br />
<br />
Psikanalizin tarihi boyunca az sayıda istisnalar dışında, birçok psikanaliz topluluğu üniversite zemininin dışında var olmuştur.<br />
<br />
Psikanalitik eğitim çoğunlukla bir psikanaliz enstitüsünde gerçekleşir ve bu eğitim 4-10 yıl sürebilir. Bir psikanalistin eğitimi dersleri, hasta tedavilerinde aldığı süpervizyonu ve 4 yıl ya da daha fazla sürebilen kişisel analizini kapsar.<br />
<br />
Profesyonel psikanaliz dünyasında devam eden bir tartışma psikanalitik eğitime girecek olan adayların niteliklerinin neler olması gerektiğini yönündeki kaygılardır. Freud, sosyal bilimlerden gelen ve tıp eğitiminden gelmeyen adayların da hekimler kadar eğitime hazır olduklarına inanmıştır.<br />
<br />
Amerikan Psikanaliz Derneği, yakın bir zamana kadar psikanaliz eğitimini tıp doktorlarıyla sınırlamıştı. Geniş tartışmalar ve yasal mücadelelerden sonra psikanalitik eğitim diğer ruh sağlığı uzmanları, örneğin psikologlar ve klinik sosyal çalışmacılar, için açık hale geldi. Şu an ABD'de, edebi çalışmalar ya da felsefe gibi disiplinlerden gelen adaylar için eğitim veren kısıtlı sayıda enstitü vardır. Öbür taraftan, Avrupa'daki ve Latin Amerika'daki birçok enstitü formal klinik eğitim almayan adayları programlarına kabul etmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Klasik Psikanalitik Kuram</span></span><br />
<br />
Freud'un orijinal görüşleri klasik psikanalitik kuramı oluşturur. Kuramda zihnin yapısı, psişik öğeleri, kişiliğin gelişimi ve değişimi dinamik bir bakış açısından anlatılır.<br />
<br />
Psikanaliz genel olarak aşağıdaki hipotezlerden oluşur:<br />
<br />
    İnsan gelişimi en iyi, cinsel arzunun değişen nesneleri yoluyla anlaşılabilir.<br />
    Psişik sistem alışılmış olarak cinsel ve saldırgan istekleri baskılar ve bu istekler düşüncelerin bilinçdışı sistemlerinde saklanır.<br />
    İstekler üstündeki bilinçdışı çatışmalar kendilerini rüyalarda, dil sürçmelerinde ve diğer belirtilerde ifade eder.<br />
    Bilinçdışı çatışmalar nevrozun kaynağıdır.<br />
    Nevroz, psikanaliz yoluyla bilinçdışı isteklerin ve bastırılmış olanın bilince geri getirilmesi ile tedavi edilebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bilinçdışı ve psişik yapılar</span></span><br />
<br />
Bilinçdışı ile dürtülerin farkındalık dışında olduğu zihinsel işlevler bölümü kastedilir. Psikanalitik bilinçdışı, popüler bir kavram olan bilinçaltına benzer ama aynı değildir. Psikanaliz için, bilinçdışı bilinçte olmayan her şey değildir. Örneğin, motor becerileri, istem dışı fizyolojik hareketler değil ancak bilinçli aktif düşüncedeki bastırılanlardır. Ayrıca, önyargı gibi otomatik süreçlerin örnekleri ve şimdiki ilişkilerin üzerindeki geçmişin etkileri bilinçdışıdır.<br />
<br />
Freud'a göre, psikolojik bastırma yoluyla aklın ötesine taşınan kültür tarafından kabul edilmeyen düşünceler, arzular ve istekler, travmatik yaşantılar ve acı veren duyguların deposu bilinçdışıydı. Ancak, içerik her zaman olumsuz olmak zorunda değildi. Psikanalitik bakış açısına göre, bilinç dışı sadece kendi etkileri ile fark edilebilen bir güçtü - kendini belirtilerle ifade ederdi.<br />
<br />
Freud'un daha sonra geliştirdiği "yapısal teorisi"ne göre ego, süperego ve id zihnin bölümleridir. "İd" "ilkel arzuları" (cinsellik, saldırganlık, açlık vs.) saklayan, "süperego" içselleştirilmiş norm, ahlak ve tabuları kapsayan, ve "ego" bu iki bölümün arabulucusu ve kendilik duygusuna yol veren bölümdür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İd</span></span><br />
<br />
İd, doğuştan vardır ve psişik enerjinin kaynağıdır. İlkel arzular; açlık, su, dışkılama, cinsellik ve ısınma, için temel güdüler İd'de saklıdır. Freud, bu psişik enerjinin bebeğin doğuştan getirdiği biyolojik bir enerji olduğunu söyler. Libido adını verdiği bu biyolojik enerji, bebeğin büyüyüp geliştiği süreçte psişik bir enerji haline gelir. Kurama göre, bu süreç bebeğin bilinç düzeyinde değildir, bilinçdışı olarak gerçekleşir.<br />
<br />
İd, haz ilkesi (pleasure principle) ile hareket eder ve amaç bir an önce doyuma ulaşmaktır. Amaca ulaşamamak ve bu yolda engellenmek gerginliğe neden olur ve bunu yenmek için gösterilecek çabayı körükler. Freud'a göre, doyuma ulaşmak ve gerginliği azaltmak için bir yolu birincil süreç (primary process) düşüncedir. Buna göre, istenilen ve arzu edilen şey düşlenerek doyuma ulaşılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ego</span></span><br />
<br />
Ego, İd'den sonra gelişen bir diğer yapıdır. Bebeğin altıncı ayından itibaren İd'den kaynaklanarak gelişmeye başlayan Ego, bilinci ve gerçekliği temsil eder. Enerjisini İd'den alır ve aldığı bu enerjiye göre şekillenir. İd'in doyuma ulaşmak için kullandığı birincil süreç tarzı düşüncenin yerini ikincil süreç (secondary process) tarzı düşünceye bıraktığı yerdir. Düşleyerek yaşamanın mümkün olmadığını söyleyen Ego, devreye düşünme, karar verme ve planlama yetilerini sokar. İd'in sabırsızca doyum elde etme ve düşlemlerini daha gerçekçi yapıya dönüştüren Ego, gerçeklik ilkesine (reality principle) göre çalışır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Süperego</span></span><br />
<br />
İd ve Ego'dan sonra Süperego yapısı oluşur. Çocuk konuşmayı ve kültürü öğrenmeye başladıkça Süperego'su gelişir. Büyüme aşamalarının her birinde kültürü (babanın dilini), normları, sembolleri, kuralları, yasakları öğrenir ve içselleştirir. Vicdani yapısı gelişen çocuk, çevresi tarafından kimi zaman onaylanır, kimi zaman onaylanmaz. Bakıcıları tarafından kabul edilmeyen şeyleri fark eder ve onaylanmamaktan kaçınır. Örneğin, bakıcıları tarafından onaylanmak için yatağını ıslatmamayı öğrenir ve bundan haz duyar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kişiliğin Dinamiği</span></span><br />
<br />
Klasik psikianalize göre, bu üç ruhsal yapı çok karmaşık ilişkilerle ve sistematikle insan gelişimini belirler ve kişiliğini oluşturur. Bu üç yapı sürekli olarak, birbirinden kaynaklanan ve birbiriyle etkileşen dinamik bir yapıdır(kişiliğin dinamiği). Bu dinamik yapı, Freud'un görüşlerini takip edenlerin ve geliştirenlerin kendilerini psikodinamik kuramcılar olarak tanımlamalarını da yol açmıştır.<br />
<br />
Breuer ile birlikte Freud, histeri vakaları üzerinde yoğunlukla çalışmış ve kuramını geliştirmiştir. Hastalarından edindiği bilgiler doğrultusunda, Freud farkında olunmayan bilinçdışı gelişen ve etkileşen güçlerin olduğu varsayımını kabul etmiştir. Bu durumda, İd ve Süperego'nun çalışmaları bilinç düzeyindedir ve kişi bu etkileşimin farkında değildir. Ego, birincil düzeyde bilinçlidir ve bilinçdışı gerçekleşen savunma mekanizmaları ile kişiyi yoğun kaygı ve çatışmadan korur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Etkileri</span></span><br />
<br />
Sigmund Freud'un icat ettiği psikanalizden etkilenmiş olan psikanalist ve teorisyenler, filozof ve yazınsal eleştirmenler: Alfred Adler, Karl Abraham, Franz Alexander, Lou Andreas-Salomé, Jacob Arlow, Michael Balint, Therese Benedek, John Benjamin, Bruno Bettelheim, Edward Bibring Wilfred Bion, John Bowlby, Charles Brenner, Abraham A. Brill, Ruth Mack Brunswick, Helene Deutsch, Françoise Dolto, Kurt R. Eissler, Erik Erikson, Ronald Fairbairn, Pierre Fédida, Otto Fenichel, Sándor Ferenczi, Anna Freud, Erich Fromm, Frieda Fromm-Reichmann, Merton Gill, Andre Green, Ralph R. Greenson Heinz Hartmann, Edith Jacobson, Ernest Jones, Carl Jung, Otto Kernberg, Paulina Kernberg, Melanie Klein, Heinz Kohut, G. Stanley Hall, Paula Heimann, Karen Horney, Luce Irigaray, Susan S. Isaacs, Julia Kristeva, Jacques Lacan, Jean Laplanche, Bertram D. Lewin, Hans Loewald, Rudolf Loewenstein, Margaret Mahler, Adolf Meyer, Donald Meltzer, Karl Menninger, Stephen A. Mitchell, Sandor Rado, Otto Rank, Theodor Reik, Joan Riviere, Herbert Rosenfeld, David Rapaport, Harold F Searles, Hanna Segal, Roy Schafer, Melitta Schmideberg, Sabina Spielrein, Rene Spitz, Daniel N. Stern, Robert J Stoller, Harry Stack Sullivan, Neville Symington, Victor Tausk, Frances Tustin, Vamık Volkan, Donald Winnicott, ve Slavoj Zizek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sigmund Freud'un Psikanaliz Yöntemi Nedir</span></span><br />
<br />
Psikanaliz Sigmund Freud tarafından bulunmuştur. Geleneksel olarak hasta bir yere yatırılır ve terapist görüş alanı dışında oturarak, hastanın etkilenmeden rahat bir şekilde konuşabilmesini sağlamaya çalışır. Psikanaliz ruhsallığın değişik boyut, süreç ve katmanlarını inceleyen bir bilim dalı olup ruhsal soru, sorun, arayış ve bozukluklar konusunda son derece etkili bir tedavi tekniğidir. Psikanaliz zihin araştırılması için bir yöntem, insan davranışıyla ilgili sistemli bilgiler toplamı ve ruhsal hastalıkların sağaltımında kullanılan özgül bir terapi türüdür.<br />
<br />
Sigmund Freud 1890’lardan 1939 yılında ölümüne kadar psikanaliz üzerinde kuramsal ve teknik çalışmalarını devam ettirmiştir. Bu süre zarfında psikanaliz bilimi sürekli bir evrim ve gelişme göstermiştir. Bu gelişim ve değişim, Freud’un ölümünden sonra onun bıraktığı bu çok değerli miras psikanalist kuşakları tarafından da devam etirilmiştir. Bunun neticesinde bugün bir asrı aşkın bir süredir insanlığın hizmetinde araştırmayı, yaratmayı ve sağaltmayı sürdüren ve bunları denenmiş yerleşik standartlarla gerçekleştiren bir psikanaliz disiplini oluşmuştur. Bu terapi yönteminde, şimdi yaşanan duygu ve davranışları açıklamak için kişinin geçmişte yaşadığı anıları, olayları ve duyguları incelenir. Çocukluk olaylarının ve biyolojik dürtülerin, insanın davranışını ve düşüncelerini etkileyen ve kontrol eden bilinçaltı mekanizmasını meydana getirdiği düşünülmektedir.<br />
Psikanalist ve analiz edilen kişi haftada en az üç kez seans gerçekleştirirler. Seanslarda analiz edilen kişi bir yerde uzanır. Psikanalist onun görüş açısının dışında bir yerde oturur. Ortalama 45 dakika süren seanslarda analiz edilenin bütün zihninden geçenleri, bir sınırlama, sansürleme ve gizleme olmadan “serbest çağrışım” şeklinde anlatması beklenmektedir. Bu çağrışımlar psikanalitik çalışmanın ana malzemesidirler. Psikanalist ve analiz edilen kişi bu çağrışımlar sonucunda ortaya çıkanlar üzerine birlikte çalışırlar. Bu etkinlik daha çok bir yorumlama çalışmasıdır.<br />
<br />
Psikanalistlere göre insan zihni bilinçli, yarı-bilinçli ve bilinçdışı olmak üzere 3 ayrı katmandan oluşur. Ruhsal sorunların önemli bir bölümü bilinçdışındaki çatışmalardan kaynaklanır. Bu çatışmaların bilinçdışında tutuluyor olması, onların savunma yoluyla bilinçten dışarıya atılmasıdır. Analiz edilen kanepede serbest çağrışımla konuştukça, bilinçli katmandan gelen düşünce, duygu ve imgeler kadar, yarı-bilinçlilikte belirmeye başlayan belli bir takım çağrışımlar da dikkat çekmeye başlar. Bunlar bilinçdışında tutulanların bir nevi türevleridir. Bu türevlerin kendilerini ifade etmesine imkan veren ortam psikanalizin devamlılığı ve yoğunluğu, yani arka arkaya çok sayıda seans yapılmasıyla oluşur. Bilinçdışının kendisini ifade etmesine olanak sağlayan ortamın başka önemli özellikleri psikanalistin anonimitesi, nötralitesi yani tarafsızlığı ve analiz edilenin çocuksu istek ve ihtiyaçlarını doyurmaması diğer adıyla perhiz ilkesidir.<br />
<br />
Psikanaliz öncelikle yaşam boyunca deneyimlenen ancak bilinçdışına itilenlerin hatırlanmasına yardımcı olur. Bunun yanı sıra, kısmen farkına varılan ancak tamamen hakim olunmayan anı, düşünce ve duygulara daha fazla hakim olunmaya başlanır. Analiz edilen kişi bu hatırlama ve bütünsel farkındalıklar sayesinde, iç dünyasında olup bitenler arasındaki bağlantıları ve bunların hayatındaki olaylara, ilişkilere, sorunlara ve içinden çıkamadığı durumlara nasıl sebep olduğunu görmeye başlar. Bu duruma içgörü adı verilir. İçgörü ile birlikte, savunmalarla bilinçdışında tutulanların bilince kazandırılması gerçekleştirilmiş olur.<br />
<br />
İçgörünün kazanımı, yalnızca farkında olunmayanların ve bilinçsiz tekrarların fark edilmesiyle meydana gelmez. Bu yalnızca bir başlangıçtır. İçgörünün kazanımıyla beraber insan bilinçsiz belirleniş ve yönetilişten kurtulmaya başlar ve kendi yaşamının direksiyonuna geçer.<br />
<br />
Psikanaliz özünde bir tedavi yöntemidir. Kişi, hayatında başa çıkamadığı ruhsal zorluklarla karşılaştığı, çeşitli belirtilerden yakındığı, ilişkilerinde tekrar eden sorunlar karşısında çaresiz kaldığı, iş hayatında ve mesleğiyle ilişkisinde doyumsuz, verimsiz ve üretimsiz hale geldiği ve yaşam içindeki yolculuğunda yönünü, hedefini ve heyecanını kaybettiği zaman psikanalizden yardım istemelidir.<br />
<br />
Psikanaliz tedavisi çocuklar ve ergenlerin psikolojik sorunlarının giderilmesinde kullanılmaktadır. Bu yöntemle çocuk ve ergenlerin davranış problemleri, duygusal sorunları, uyum zorlukları ve psikosomatik yakınmaları üzerinde başarılı neticeler elde edilmiştir. Kendisi de kişisel analizden geçmiş olan ve gerekli bütün eğitimi almış olan kişiler psikanaliz yapabilir. <br />
<br />
Psikanaliz Sigmund Freud'un çalışmaları üzerine kurulmuş bir psikolojik kuramlar ve yöntemler ailesidir. Bir psikoterapi tekniği olarak psikanaliz, hastaların zihinsel süreçlerinin bilinç dışı unsurları arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmaya çalışır. Analistin amacı; hastanın analistine transferansının fark edilmeyen ya da bilinç dışı etkileşimlerinden, yani yaşamını ve ilişkilerini olumsuz etkileyen ve özgürlüğünü kısıtlayan ilişki kalıplarını fark etmesine yardım etmektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarihçe</span></span><br />
<br />
Psikanaliz, 1890'larda Viyana'da nevrotik ya da histerik belirtiler gösteren hastalara etkili bir tedavi bulmaya çalışan bir nörolog olan Sigmund Freud'dan miras kalmıştır. Psikanalizin doğum haberini dünyaya duyuran kişinin bir hekim ya da psikiyatrisi değil, 2 Aralık 1895 tarihli bir gazeteye yazdığı yazı ile Viyana Burg Tiyatrosu yönetmeni Alfred Freiherr von Berger olmuştur.[1]<br />
<br />
Bu hastalarla konuşmalarının sonucunda, Freud hastaların rahatsızlıklarının kültür tarafından kabul edilmeyen, sonuç olarak bastırılmış ve bilinçdışı cinsel doğanın arzu ve fantezilerinden kaynaklandığına inanmıştır. Kuramı geliştikçe, Freud da hastalarını tedavi ederken karşılaştığı olayları biçimlendirmek ve açıklamak için sayısız sistem geliştirmiş ve kenara koymuştur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günümüzde önemli psikanaliz okulları</span></span><br />
<br />
        Kendilik psikolojisi, diğer insanlarla kurulan karşılıklı empatik ilişkilerle dengeli bir kendilik hissinin gelişimini vurgular; Heinz Kohut<br />
<br />
        Lacancı psikanaliz, psikanalizi semiyotik ve Hegel'in felsefesi ile birleştirir;<br />
<br />
        Analitik psikoloji, daha çok tinsel bir yaklaşım taşır;<br />
<br />
        Nesne ilişkileri teorisi, bireyin içselleştirilmiş ve düşlenmiş diğerleri ile ilişkilerinin dinamiklerini vurgular; Margaret Mahler, Melanie Klein;<br />
<br />
        Kişilerarası psikanaliz, kişilerarası ilişkilerin küçük ayrıntılarının üzerinde durur; Harry Stack Sullivan<br />
<br />
        İlişkisel psikanaliz, kişilerarası psikanaliz ile nesne ilişkileri teorisini birleştirir; Stephen A. Mitchell, Jessica Benjamin, Jay R. Greenberg;<br />
<br />
        Modern psikanaliz, bir grup teorik ve klinik bilgi ile Hyman Spotnitz ve arkadaşları Freud'un teorisini geliştirmiş ve teoriyi tüm duygusal bozukluklar yelpazesine uygulanabilir hale getirmişlerdir. Modern psikanalitik müdahaleler öncelikli olarak hastada entelektüel bir içgörü geliştirmektense hastaya duygusal-olgun bir iletişimi sağlamayı amaçlar.<br />
<br />
Bu okulların çarpıcı farklı teorileri olsa da, çoğunluğu kendi kendini aldatmanın ve bireyin geçmişinin şimdiki ruhsal yaşamı üzerindeki güçlü etkilerinin önemini vurgulamaya devam ederler.<br />
<br />
Bugün psikanalitik fikirler kültür içinde, özellikle çocuk bakımı, eğitim, yazınsal eleştiri, psikiyatri ve özellikle tıbbi ve tıbbi olmayan psikoterapi içinde gömülüdür. Evrilmiş ana analitik fikirler olmasına rağmen, özellikle ilk teorisyenlerin yönergelerini takip eden gruplar vardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Teknik</span></span><br />
<br />
Psikanalizin ana metodu, serbest çağrışımın transferans ve direnç analizidir. Analizana (hastaya), rahat bir halde, aklına gelenleri söylemesi söylenir. Burada, düşler, umutlar, dilekler ve fanteziler geçmiş aile yaşantısının birer anısı olarak ilgi konusudur. Genellikle, analist sadece dinler ve sadece profesyonel kanaati gerektiğinde, yani hasta için içgörü uyandırma fırsatı yakaladığında yorumlar. Dinlemede, analist empatik tarafsızlığı, yani güvenli bir ortam yaratmak için geliştirilen yargılamayan duruşunu korur. Analist, analizanın söyleminde ve davranışlarında beliren kalıp ve çekingenlikleri değerlendirirken, analizandan tüm dürüstlüğü ile bilincine ne gelirse konuşmasını ister.<br />
<br />
Birçok klinisyen psikanalizi ciddi psikolojik bozukluğu olan olgular, örneğin psikoz, intihara meyilli depresyon ya da ağır tedavi edilmemiş alkolizm için önermez. Bu tip hastalar "analiz-edilemez" olarak nitelendirilir. Tipik uygulamalar klinik depresyon ve kişilik bozukluklarını içerir.<br />
<br />
Günümüz bazı psikanaliz şekilleri, kendine güveni artırma yoluyla hastalara özsaygı kazandırmakta, ölüm korkusu ve bu korkunun davranışlar üzerindeki etkilerini yenmekte, ve birbiriyle bağdaşmaz gibi gözüken ilişkileri sürdürmekte yardımcı olmaya çalışır. Bireysel danışan seansları bir gelenek olarak kalsa da, psikanaliz bir grup terapi şekli olarak Harry Stack Sullivan tarafından uyarlandı.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etkililik (Efficiency)</span></span><br />
<br />
Şu an birçok psikanalist, analizin daha çok nevroz olguları ve kişilik ya da karakter sorunları yaşayan olgularda yararlı bir yöntem olduğunu iddia eder. Psikanalizin daha çok samimiyet ve ilişkilerin kökleşmiş sorunları ve oturmuş problemli yaşam kalıpları ile uğraşırken faydalı olduğuna inanılır. Terapötik bir tedavi olarak psikanaliz genellikle haftada üç ila beş görüşme ile sürer ve doğal ya da normal olgun bir gelişme için belli bir tedavi süresini gerekli kılar (üç ila beş yıl arası).<br />
<br />
Geçmiş randomize kontrollü denemelerin analizi belirli psikiyatrik bozukluklarda psikanalitik tedavinin, tedavinin olmadığı durumlardan daha etkili olduğunu gösterir.[1]. Psikanalizin ve psikanalitik psikoterapinin etkililiği üzerine yapılan deneysel çalışmalar da psikanalitik araştırmacılar arasında belirginleşmiştir.<br />
<br />
Bazı toplulukların psikodinamik tedavileri ile yapılan araştırmalar farklı sonuçlar vermiştir. Analist Bertram Karon ve arkadaşları tarafından Michigan Eyaleti Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma yeterli düzeyde eğitildikleri zaman psikodinamik terapistlerin şizofrenik hastalarda etkili olabileceklerini önermiştir. Daha yakın döneme ait araştırmalar ise bu önermeler hakkında şüphelidir. Şizofreni Hastaları Sonuçları Araştırma Grubu 5 Ekim 2006 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. PORT) raporu etkililiğinin kanıtlanması için daha çok denemeye ihtiyaç duyulduğunu belirterek, psikodinamik terapinin şizofreni olgularında kullanılmasına karşı çıkmışlardır (öneri 22 26 Eylül 2006 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.). Ancak, PORT'un önerisi deneysel çalışmalardan çok klinisyenlerin düşünceleri üzerine gelişmiştir ve deneysel veriler bu öneri ile çakışmamaktadır. (Özete bağlantı). Cochrane Kütüphanesindeki güncel bir medikal literatür çalışması (güncellenmiş özet 11 Kasım 2006 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.) şizofreniyi tedavide psikodinamik psikoterapinin etkinliğini gösteren bir verinin olmadığı sonucuna varmıştır. Başka veriler de, örneğin cinsel suçluların tedavisinde psikanalizin etkili olmadığını (ve muhtemelen zararlı) göstermiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Maliyet ve süre</span></span><br />
<br />
Psikanalitik tedavinin Amerika Birleşik Devletleri'nde bir psikanaliz enstitüsünde bir psikanalist adayı ile seansı 10 dolardan kıdemli bir eğitim analisti ile seansı 250 dolara kadar değişebilen bir maliyeti vardır.<br />
<br />
Tedavinin süresi değişkendir. Kimi psikodinamik yaklaşımlar, örneğin Kısa ilişkisel terapi ve Kısa süreli psikodinamik terapi tedaviyi 20-30 seans ile bitirir. Geleneksel psikanaliz tedavisi daha uzun bir zaman alır, yaklaşık 3-5 yıl. Tedavi süresinin uzunluğu hastanın ihtiyaçlarına göre değişkenlik gösterir...<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Eğitim</span></span><br />
<br />
Psikanalizin tarihi boyunca az sayıda istisnalar dışında, birçok psikanaliz topluluğu üniversite zemininin dışında var olmuştur.<br />
<br />
Psikanalitik eğitim çoğunlukla bir psikanaliz enstitüsünde gerçekleşir ve bu eğitim 4-10 yıl sürebilir. Bir psikanalistin eğitimi dersleri, hasta tedavilerinde aldığı süpervizyonu ve 4 yıl ya da daha fazla sürebilen kişisel analizini kapsar.<br />
<br />
Profesyonel psikanaliz dünyasında devam eden bir tartışma psikanalitik eğitime girecek olan adayların niteliklerinin neler olması gerektiğini yönündeki kaygılardır. Freud, sosyal bilimlerden gelen ve tıp eğitiminden gelmeyen adayların da hekimler kadar eğitime hazır olduklarına inanmıştır.<br />
<br />
Amerikan Psikanaliz Derneği, yakın bir zamana kadar psikanaliz eğitimini tıp doktorlarıyla sınırlamıştı. Geniş tartışmalar ve yasal mücadelelerden sonra psikanalitik eğitim diğer ruh sağlığı uzmanları, örneğin psikologlar ve klinik sosyal çalışmacılar, için açık hale geldi. Şu an ABD'de, edebi çalışmalar ya da felsefe gibi disiplinlerden gelen adaylar için eğitim veren kısıtlı sayıda enstitü vardır. Öbür taraftan, Avrupa'daki ve Latin Amerika'daki birçok enstitü formal klinik eğitim almayan adayları programlarına kabul etmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Klasik Psikanalitik Kuram</span></span><br />
<br />
Freud'un orijinal görüşleri klasik psikanalitik kuramı oluşturur. Kuramda zihnin yapısı, psişik öğeleri, kişiliğin gelişimi ve değişimi dinamik bir bakış açısından anlatılır.<br />
<br />
Psikanaliz genel olarak aşağıdaki hipotezlerden oluşur:<br />
<br />
    İnsan gelişimi en iyi, cinsel arzunun değişen nesneleri yoluyla anlaşılabilir.<br />
    Psişik sistem alışılmış olarak cinsel ve saldırgan istekleri baskılar ve bu istekler düşüncelerin bilinçdışı sistemlerinde saklanır.<br />
    İstekler üstündeki bilinçdışı çatışmalar kendilerini rüyalarda, dil sürçmelerinde ve diğer belirtilerde ifade eder.<br />
    Bilinçdışı çatışmalar nevrozun kaynağıdır.<br />
    Nevroz, psikanaliz yoluyla bilinçdışı isteklerin ve bastırılmış olanın bilince geri getirilmesi ile tedavi edilebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bilinçdışı ve psişik yapılar</span></span><br />
<br />
Bilinçdışı ile dürtülerin farkındalık dışında olduğu zihinsel işlevler bölümü kastedilir. Psikanalitik bilinçdışı, popüler bir kavram olan bilinçaltına benzer ama aynı değildir. Psikanaliz için, bilinçdışı bilinçte olmayan her şey değildir. Örneğin, motor becerileri, istem dışı fizyolojik hareketler değil ancak bilinçli aktif düşüncedeki bastırılanlardır. Ayrıca, önyargı gibi otomatik süreçlerin örnekleri ve şimdiki ilişkilerin üzerindeki geçmişin etkileri bilinçdışıdır.<br />
<br />
Freud'a göre, psikolojik bastırma yoluyla aklın ötesine taşınan kültür tarafından kabul edilmeyen düşünceler, arzular ve istekler, travmatik yaşantılar ve acı veren duyguların deposu bilinçdışıydı. Ancak, içerik her zaman olumsuz olmak zorunda değildi. Psikanalitik bakış açısına göre, bilinç dışı sadece kendi etkileri ile fark edilebilen bir güçtü - kendini belirtilerle ifade ederdi.<br />
<br />
Freud'un daha sonra geliştirdiği "yapısal teorisi"ne göre ego, süperego ve id zihnin bölümleridir. "İd" "ilkel arzuları" (cinsellik, saldırganlık, açlık vs.) saklayan, "süperego" içselleştirilmiş norm, ahlak ve tabuları kapsayan, ve "ego" bu iki bölümün arabulucusu ve kendilik duygusuna yol veren bölümdür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İd</span></span><br />
<br />
İd, doğuştan vardır ve psişik enerjinin kaynağıdır. İlkel arzular; açlık, su, dışkılama, cinsellik ve ısınma, için temel güdüler İd'de saklıdır. Freud, bu psişik enerjinin bebeğin doğuştan getirdiği biyolojik bir enerji olduğunu söyler. Libido adını verdiği bu biyolojik enerji, bebeğin büyüyüp geliştiği süreçte psişik bir enerji haline gelir. Kurama göre, bu süreç bebeğin bilinç düzeyinde değildir, bilinçdışı olarak gerçekleşir.<br />
<br />
İd, haz ilkesi (pleasure principle) ile hareket eder ve amaç bir an önce doyuma ulaşmaktır. Amaca ulaşamamak ve bu yolda engellenmek gerginliğe neden olur ve bunu yenmek için gösterilecek çabayı körükler. Freud'a göre, doyuma ulaşmak ve gerginliği azaltmak için bir yolu birincil süreç (primary process) düşüncedir. Buna göre, istenilen ve arzu edilen şey düşlenerek doyuma ulaşılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ego</span></span><br />
<br />
Ego, İd'den sonra gelişen bir diğer yapıdır. Bebeğin altıncı ayından itibaren İd'den kaynaklanarak gelişmeye başlayan Ego, bilinci ve gerçekliği temsil eder. Enerjisini İd'den alır ve aldığı bu enerjiye göre şekillenir. İd'in doyuma ulaşmak için kullandığı birincil süreç tarzı düşüncenin yerini ikincil süreç (secondary process) tarzı düşünceye bıraktığı yerdir. Düşleyerek yaşamanın mümkün olmadığını söyleyen Ego, devreye düşünme, karar verme ve planlama yetilerini sokar. İd'in sabırsızca doyum elde etme ve düşlemlerini daha gerçekçi yapıya dönüştüren Ego, gerçeklik ilkesine (reality principle) göre çalışır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Süperego</span></span><br />
<br />
İd ve Ego'dan sonra Süperego yapısı oluşur. Çocuk konuşmayı ve kültürü öğrenmeye başladıkça Süperego'su gelişir. Büyüme aşamalarının her birinde kültürü (babanın dilini), normları, sembolleri, kuralları, yasakları öğrenir ve içselleştirir. Vicdani yapısı gelişen çocuk, çevresi tarafından kimi zaman onaylanır, kimi zaman onaylanmaz. Bakıcıları tarafından kabul edilmeyen şeyleri fark eder ve onaylanmamaktan kaçınır. Örneğin, bakıcıları tarafından onaylanmak için yatağını ıslatmamayı öğrenir ve bundan haz duyar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kişiliğin Dinamiği</span></span><br />
<br />
Klasik psikianalize göre, bu üç ruhsal yapı çok karmaşık ilişkilerle ve sistematikle insan gelişimini belirler ve kişiliğini oluşturur. Bu üç yapı sürekli olarak, birbirinden kaynaklanan ve birbiriyle etkileşen dinamik bir yapıdır(kişiliğin dinamiği). Bu dinamik yapı, Freud'un görüşlerini takip edenlerin ve geliştirenlerin kendilerini psikodinamik kuramcılar olarak tanımlamalarını da yol açmıştır.<br />
<br />
Breuer ile birlikte Freud, histeri vakaları üzerinde yoğunlukla çalışmış ve kuramını geliştirmiştir. Hastalarından edindiği bilgiler doğrultusunda, Freud farkında olunmayan bilinçdışı gelişen ve etkileşen güçlerin olduğu varsayımını kabul etmiştir. Bu durumda, İd ve Süperego'nun çalışmaları bilinç düzeyindedir ve kişi bu etkileşimin farkında değildir. Ego, birincil düzeyde bilinçlidir ve bilinçdışı gerçekleşen savunma mekanizmaları ile kişiyi yoğun kaygı ve çatışmadan korur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Etkileri</span></span><br />
<br />
Sigmund Freud'un icat ettiği psikanalizden etkilenmiş olan psikanalist ve teorisyenler, filozof ve yazınsal eleştirmenler: Alfred Adler, Karl Abraham, Franz Alexander, Lou Andreas-Salomé, Jacob Arlow, Michael Balint, Therese Benedek, John Benjamin, Bruno Bettelheim, Edward Bibring Wilfred Bion, John Bowlby, Charles Brenner, Abraham A. Brill, Ruth Mack Brunswick, Helene Deutsch, Françoise Dolto, Kurt R. Eissler, Erik Erikson, Ronald Fairbairn, Pierre Fédida, Otto Fenichel, Sándor Ferenczi, Anna Freud, Erich Fromm, Frieda Fromm-Reichmann, Merton Gill, Andre Green, Ralph R. Greenson Heinz Hartmann, Edith Jacobson, Ernest Jones, Carl Jung, Otto Kernberg, Paulina Kernberg, Melanie Klein, Heinz Kohut, G. Stanley Hall, Paula Heimann, Karen Horney, Luce Irigaray, Susan S. Isaacs, Julia Kristeva, Jacques Lacan, Jean Laplanche, Bertram D. Lewin, Hans Loewald, Rudolf Loewenstein, Margaret Mahler, Adolf Meyer, Donald Meltzer, Karl Menninger, Stephen A. Mitchell, Sandor Rado, Otto Rank, Theodor Reik, Joan Riviere, Herbert Rosenfeld, David Rapaport, Harold F Searles, Hanna Segal, Roy Schafer, Melitta Schmideberg, Sabina Spielrein, Rene Spitz, Daniel N. Stern, Robert J Stoller, Harry Stack Sullivan, Neville Symington, Victor Tausk, Frances Tustin, Vamık Volkan, Donald Winnicott, ve Slavoj Zizek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Meyve ve Sebzeleri Mevsimine Göre Yemek için Mevsim Takvimi]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=20970</link>
			<pubDate>Sat, 20 May 2023 17:18:20 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=20970</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Meyve ve Sebzeleri Mevsimine Göre Yemek için Mevsim Takvimi</span></span><br />
<br />
Mevsimine göre yemek ister misiniz? Taze meyve ve sebzeler için mevsim takvimi<br />
<br />
Meyve ve sebzelerde mevsim takvimi ile taze ve yöresel beslenin.<br />
<br />
Mevsimsel bir takvim, mevsimsel ve bölgesel yiyeceklerle çevreyi korumak için iyi bir rehberdir . Meyve ve sebzeler genellikle özellikle taze ve gevrektir.<br />
Daha sürdürülebilir bir şekilde yaşayın: Meyve ve sebzeler için mevsimsel bir takvim bunu mümkün kılar<br />
<br />
Mevsimlerle yaşamak sadece eğlenceli değil, yöresel ve mevsim meyve ve sebzelerini tüketerek iklimi de koruyor. Uzun taşıma yolları ortadan kalkar, bu da CO2 tasarrufu sağlar . Meyve ve sebzeler için mevsimsel bir takvimle, hangi çeşitlerin hasat edilmeye hazır olduğuna dair her zaman bir genel bakışa sahip olursunuz. Yiyecekler masanızda ekstra taze ve çıtır çıtır olur . Önemli: "Bölge" terimi korunmamaktadır. Bu nedenle, alışveriş yaparken, etiket üzerindeki menşe bölgesi ile ilgili özel bilgilere dikkat edin.<br />
<br />
Özellikle hasadın kötü olduğu aylarda patates , elma veya lahana çeşitleri gibi depolanan yöresel ürünler mevsim menüsünü zenginleştiriyor. Bu nedenle mevsim takviminde stok kalemlerinden de bahsedilmektedir. Ayrıca bitki ya da mantar gibi ürünler geniş salonlarda yetiştirilebildiği için tüm yıl boyunca mevcuttur. Bilmekte Fayda Var: Bölgeye ve iklime bağlı olarak, bölgesel teklifte küçük farklılıklar olabilir. Bununla birlikte, meyve ve sebzeler için mevsim takvimi size iyi bir genel bakış sunar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mevsimsel sebze takvimi - ilkbahar için</span></span><br />
<br />
İlkbaharda , ilk sebzeler ara sıra açık havada büyür . Bununla birlikte, bölgesel ürünler hala esas olarak seralarda gelişmektedir. Ravent ve yabani sarımsak sevenler için keyifli zaman şimdi başlıyor. Kabaklar yavaş yavaş menzilden göç ediyor. Ama yakında Almanya'dan yine lezzetli kuşkonmaz gelecek - ama sadece hava işbirliği yaparsa.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mart</span></span><br />
<br />
Tarla yatağından veya seradan:  pırasa, ravent , mantar, turp.<br />
<br />
Depolanan ürünler: Hindiba, Çin lahanası, patates, kereviz, kabak , havuç , yaban havucu, maydanoz kökü, turp, Brüksel lahanası, pancar, kırmızı lahana, kara salsify, domates, beyaz lahana, savoy lahana, soğan.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nisan</span></span><br />
<br />
Tarla yatağından veya seradan: karnabahar, taze soğan, salatalık, pırasa, turp, ravent, kuşkonmaz , ıspanak.<br />
<br />
<br />
Depolanan ürünler: hindiba, Çin lahanası, patates, kereviz , havuç, yaban havucu, maydanoz kökü, turp, pancar, kırmızı lahana, beyaz lahana, savoy lahana, soğan.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mayıs</span></span><br />
<br />
Tarladan veya seradan:  taze soğan, karnabahar, brokoli, mantar, Çin lahanası , bezelye, rezene, taze soğan, salatalık, alabaş, pırasa, şalgam, pazı, pak choi, turp, ravent, romanesco, kuşkonmaz, ıspanak, kereviz, şalgam, sivri lahana, domates, bezelye.<br />
<br />
Depolanan ürünler: hindiba, patates, havuç, turp, pancar, kırmızı lahana, kereviz, beyaz lahana, savoy lahana, soğan.<br />
<br />
Mevsimsel sebze takvimi - yaz için<br />
<br />
Yaz aylarında meyve ve sebzelerde mevsim takvimi doluyor. Çok sayıda ürün artık hasattan taze olarak temin edilebilir. Böylece stok ürünlere başvurmadan mevsimlik yemeklerin tadını çıkarabilirsiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Haziran</span></span><br />
<br />
Tarladan veya seradan:  Karnabahar, fasulye, brokoli, mantar, Çin lahanası, bezelye, rezene, taze soğan, salatalık, patates, alabaş, pırasa, turp, turp, ravent, pancar, kırmızı lahana, kereviz, kuşkonmaz, şalgam, ıspanak , sivri lahana, domates, beyaz lahana, karalahana, kabak ve soğan.<br />
<br />
Depolanan ürünler: hindiba, patates, havuç, kırmızı lahana, kereviz, beyaz lahana, savoy lahana, soğan.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Temmuz</span></span><br />
<br />
Tarladan veya seradan:  Karnabahar, fasulye, brokoli, taze soğan, mantar, Çin lahanası, bezelye, rezene, taze soğan, salatalık, patates, alabaş, havuç, pırasa, turp, turp, ravent, pancar, kırmızı lahana, sap ve kereviz, Şalgam, ıspanak, sivri lahana, domates, beyaz lahana, karalahana, kabak, soğan.<br />
<br />
Depolanan ürünler:  hindiba, patates.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ağustos</span></span><br />
<br />
Tarladan veya seradan:  Karnabahar, fasulye , brokoli, taze soğan, mantar, Çin lahanası, bezelye, rezene, taze soğan, salatalık, patates, alabaş, pırasa, havuç, yaban havucu, maydanoz kökü, turp, turp, pancar, kırmızı lahana, kereviz, şalgam , ıspanak, sivri lahana, şalgam, domates, beyaz lahana, karalahana, kabak, mısır, soğan.<br />
<br />
Depolanan ürünler:  hindiba, patates.<br />
<br />
Mevsimsel sebze takvimi - sonbahar için<br />
<br />
Sonbahar aynı zamanda kök ve yumrulu sebzelerin ve doyurucu yahnilerin de başlangıcıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Eylül</span></span><br />
<br />
Tarladan veya seradan:  Karnabahar, fasulye, brokoli, taze soğan, mantar, Çin lahanası, bezelye, rezene, taze soğan, lahana, salatalık, patates, alabaş, kabak, pırasa, havuç, yaban havucu, maydanoz kökü, turp, turp , Brüksel lahanası, pancar, kırmızı lahana, kara salsifya, kereviz, şalgam, ıspanak, sivri lahana, şalgam, domates, beyaz lahana, savoy lahana, kabak, mısır, soğan.<br />
<br />
Depolanan ürünler:  hindiba, patates.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ekim</span></span><br />
<br />
Tarladan veya seradan: Karnabahar, fasulye, brokoli, taze soğan, mantar, Çin lahanası, rezene, taze soğan, lahana, patates, alabaş, kabak, pırasa, havuç, yaban havucu, turp, Brüksel lahanası, pancar, kırmızı lahana, siyah salsify, kereviz, şalgam, ıspanak, sivri lahana, isveç, beyaz lahana, savoy lahana, kabak , mısır, soğan.<br />
<br />
Depolanan ürünler: hindiba, patates.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kasım</span></span><br />
<br />
Tarladan veya seradan:  Karnabahar, taze soğan, brokoli, mantar, Çin lahanası, taze soğan, lahana, patates, alabaş, rezene, kabak, pırasa, havuç, yaban havucu, maydanoz kökü, turp, turp, Brüksel lahanası, pancar, kırmızı lahana, kara lahana, kereviz , şalgam, ıspanak, sivri lahana, şalgam, beyaz lahana, savoy lahana.<br />
<br />
Depolanan ürünler:  hindiba, patates, soğan.<br />
<br />
Mevsimsel sebze takvimi – kış için<br />
<br />
Doğal olarak, kışın hasat oldukça seyrektir. Birçok stok ürünü kullanılmaktadır . Ayrıca lahana çeşitleri de artık tam mevsiminde.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aralık Ocak Şubat </span></span><br />
<br />
Tarladan veya seradan: mantar, lahana, pırasa, Brüksel lahanası.<br />
<br />
Depolanan ürünler: <br />
<br />
hindiba, Çin lahanası, patates, kabak, havuç, yaban havucu, turp, pancar, kırmızı lahana, kara salsify, kereviz, sivri lahana, İsveç, beyaz lahana, savoy lahana, soğan.<br />
<br />
Mevsimsel meyve takvimi – ilkbahar için<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mart Nisan Mayıs</span></span><br />
<br />
Çilek, mevsim meyvesinin mayıs ayında başlamasını sağlar. O zamana kadar kış deposundan elmalar ve armutlar var .<br />
Mevsim takvimi meyvesi – yaz için<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Haziran Temmuz Ağustos</span></span><br />
<br />
Çıtır çıtır meyveler yazı müjdeliyor. Çilek, kuş üzümü, böğürtlen, bektaşi üzümü ve ahududunun yanı sıra kayısı, armut, kiraz, erik, erik gibi birçok lezzetli yöresel meyve var ve ilk elmalar mevsiminde.<br />
Mevsim takvimi meyvesi - sonbahar için<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Eylül Ekim Kasım</span></span><br />
<br />
En geç Kasım ayında soğuklar meyve mevsimini bitirmeden hasat tekrarlanır: elma, çilek, böğürtlen, ahududu, erik , ayva ve üzüm.<br />
Mevsim takvimi meyvesi – kış için<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aralık Ocak Şubat</span></span><br />
<br />
Kışın yöresel elma ve armutlar depodan çıkar.<br />
Mevsim takvimi: marul ve otlar<br />
<br />
Bazıları çoğunlukla sonbahar ve kış aylarında, diğerleri ise sıcak mevsimde hasat edildiğinden, bölgede yetiştirilen pek çok salata ve bitki tüm yıl boyunca mevcuttur.<br />
<br />
Kış salataları ve otlar:  kuzu marulu, hindiba, turp, biberiye, kış semizotu, yabani sarımsak.<br />
<br />
Yaz salataları ve otlar:  fesleğen, batavia marul, dereotu, meşe yaprağı marul, göbek marul, hindiba, tarhun, frenk maydanozu, marul, tere, selâmotu, lollo rosso, semizotu, roka, biberiye, mercanköşk, nane, kekik, maydanoz, marul, adaçayı, frenk soğanı, kekik <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak</span></span><br />
ad-magazin.de</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Meyve ve Sebzeleri Mevsimine Göre Yemek için Mevsim Takvimi</span></span><br />
<br />
Mevsimine göre yemek ister misiniz? Taze meyve ve sebzeler için mevsim takvimi<br />
<br />
Meyve ve sebzelerde mevsim takvimi ile taze ve yöresel beslenin.<br />
<br />
Mevsimsel bir takvim, mevsimsel ve bölgesel yiyeceklerle çevreyi korumak için iyi bir rehberdir . Meyve ve sebzeler genellikle özellikle taze ve gevrektir.<br />
Daha sürdürülebilir bir şekilde yaşayın: Meyve ve sebzeler için mevsimsel bir takvim bunu mümkün kılar<br />
<br />
Mevsimlerle yaşamak sadece eğlenceli değil, yöresel ve mevsim meyve ve sebzelerini tüketerek iklimi de koruyor. Uzun taşıma yolları ortadan kalkar, bu da CO2 tasarrufu sağlar . Meyve ve sebzeler için mevsimsel bir takvimle, hangi çeşitlerin hasat edilmeye hazır olduğuna dair her zaman bir genel bakışa sahip olursunuz. Yiyecekler masanızda ekstra taze ve çıtır çıtır olur . Önemli: "Bölge" terimi korunmamaktadır. Bu nedenle, alışveriş yaparken, etiket üzerindeki menşe bölgesi ile ilgili özel bilgilere dikkat edin.<br />
<br />
Özellikle hasadın kötü olduğu aylarda patates , elma veya lahana çeşitleri gibi depolanan yöresel ürünler mevsim menüsünü zenginleştiriyor. Bu nedenle mevsim takviminde stok kalemlerinden de bahsedilmektedir. Ayrıca bitki ya da mantar gibi ürünler geniş salonlarda yetiştirilebildiği için tüm yıl boyunca mevcuttur. Bilmekte Fayda Var: Bölgeye ve iklime bağlı olarak, bölgesel teklifte küçük farklılıklar olabilir. Bununla birlikte, meyve ve sebzeler için mevsim takvimi size iyi bir genel bakış sunar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mevsimsel sebze takvimi - ilkbahar için</span></span><br />
<br />
İlkbaharda , ilk sebzeler ara sıra açık havada büyür . Bununla birlikte, bölgesel ürünler hala esas olarak seralarda gelişmektedir. Ravent ve yabani sarımsak sevenler için keyifli zaman şimdi başlıyor. Kabaklar yavaş yavaş menzilden göç ediyor. Ama yakında Almanya'dan yine lezzetli kuşkonmaz gelecek - ama sadece hava işbirliği yaparsa.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mart</span></span><br />
<br />
Tarla yatağından veya seradan:  pırasa, ravent , mantar, turp.<br />
<br />
Depolanan ürünler: Hindiba, Çin lahanası, patates, kereviz, kabak , havuç , yaban havucu, maydanoz kökü, turp, Brüksel lahanası, pancar, kırmızı lahana, kara salsify, domates, beyaz lahana, savoy lahana, soğan.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nisan</span></span><br />
<br />
Tarla yatağından veya seradan: karnabahar, taze soğan, salatalık, pırasa, turp, ravent, kuşkonmaz , ıspanak.<br />
<br />
<br />
Depolanan ürünler: hindiba, Çin lahanası, patates, kereviz , havuç, yaban havucu, maydanoz kökü, turp, pancar, kırmızı lahana, beyaz lahana, savoy lahana, soğan.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mayıs</span></span><br />
<br />
Tarladan veya seradan:  taze soğan, karnabahar, brokoli, mantar, Çin lahanası , bezelye, rezene, taze soğan, salatalık, alabaş, pırasa, şalgam, pazı, pak choi, turp, ravent, romanesco, kuşkonmaz, ıspanak, kereviz, şalgam, sivri lahana, domates, bezelye.<br />
<br />
Depolanan ürünler: hindiba, patates, havuç, turp, pancar, kırmızı lahana, kereviz, beyaz lahana, savoy lahana, soğan.<br />
<br />
Mevsimsel sebze takvimi - yaz için<br />
<br />
Yaz aylarında meyve ve sebzelerde mevsim takvimi doluyor. Çok sayıda ürün artık hasattan taze olarak temin edilebilir. Böylece stok ürünlere başvurmadan mevsimlik yemeklerin tadını çıkarabilirsiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Haziran</span></span><br />
<br />
Tarladan veya seradan:  Karnabahar, fasulye, brokoli, mantar, Çin lahanası, bezelye, rezene, taze soğan, salatalık, patates, alabaş, pırasa, turp, turp, ravent, pancar, kırmızı lahana, kereviz, kuşkonmaz, şalgam, ıspanak , sivri lahana, domates, beyaz lahana, karalahana, kabak ve soğan.<br />
<br />
Depolanan ürünler: hindiba, patates, havuç, kırmızı lahana, kereviz, beyaz lahana, savoy lahana, soğan.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Temmuz</span></span><br />
<br />
Tarladan veya seradan:  Karnabahar, fasulye, brokoli, taze soğan, mantar, Çin lahanası, bezelye, rezene, taze soğan, salatalık, patates, alabaş, havuç, pırasa, turp, turp, ravent, pancar, kırmızı lahana, sap ve kereviz, Şalgam, ıspanak, sivri lahana, domates, beyaz lahana, karalahana, kabak, soğan.<br />
<br />
Depolanan ürünler:  hindiba, patates.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ağustos</span></span><br />
<br />
Tarladan veya seradan:  Karnabahar, fasulye , brokoli, taze soğan, mantar, Çin lahanası, bezelye, rezene, taze soğan, salatalık, patates, alabaş, pırasa, havuç, yaban havucu, maydanoz kökü, turp, turp, pancar, kırmızı lahana, kereviz, şalgam , ıspanak, sivri lahana, şalgam, domates, beyaz lahana, karalahana, kabak, mısır, soğan.<br />
<br />
Depolanan ürünler:  hindiba, patates.<br />
<br />
Mevsimsel sebze takvimi - sonbahar için<br />
<br />
Sonbahar aynı zamanda kök ve yumrulu sebzelerin ve doyurucu yahnilerin de başlangıcıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Eylül</span></span><br />
<br />
Tarladan veya seradan:  Karnabahar, fasulye, brokoli, taze soğan, mantar, Çin lahanası, bezelye, rezene, taze soğan, lahana, salatalık, patates, alabaş, kabak, pırasa, havuç, yaban havucu, maydanoz kökü, turp, turp , Brüksel lahanası, pancar, kırmızı lahana, kara salsifya, kereviz, şalgam, ıspanak, sivri lahana, şalgam, domates, beyaz lahana, savoy lahana, kabak, mısır, soğan.<br />
<br />
Depolanan ürünler:  hindiba, patates.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ekim</span></span><br />
<br />
Tarladan veya seradan: Karnabahar, fasulye, brokoli, taze soğan, mantar, Çin lahanası, rezene, taze soğan, lahana, patates, alabaş, kabak, pırasa, havuç, yaban havucu, turp, Brüksel lahanası, pancar, kırmızı lahana, siyah salsify, kereviz, şalgam, ıspanak, sivri lahana, isveç, beyaz lahana, savoy lahana, kabak , mısır, soğan.<br />
<br />
Depolanan ürünler: hindiba, patates.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kasım</span></span><br />
<br />
Tarladan veya seradan:  Karnabahar, taze soğan, brokoli, mantar, Çin lahanası, taze soğan, lahana, patates, alabaş, rezene, kabak, pırasa, havuç, yaban havucu, maydanoz kökü, turp, turp, Brüksel lahanası, pancar, kırmızı lahana, kara lahana, kereviz , şalgam, ıspanak, sivri lahana, şalgam, beyaz lahana, savoy lahana.<br />
<br />
Depolanan ürünler:  hindiba, patates, soğan.<br />
<br />
Mevsimsel sebze takvimi – kış için<br />
<br />
Doğal olarak, kışın hasat oldukça seyrektir. Birçok stok ürünü kullanılmaktadır . Ayrıca lahana çeşitleri de artık tam mevsiminde.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aralık Ocak Şubat </span></span><br />
<br />
Tarladan veya seradan: mantar, lahana, pırasa, Brüksel lahanası.<br />
<br />
Depolanan ürünler: <br />
<br />
hindiba, Çin lahanası, patates, kabak, havuç, yaban havucu, turp, pancar, kırmızı lahana, kara salsify, kereviz, sivri lahana, İsveç, beyaz lahana, savoy lahana, soğan.<br />
<br />
Mevsimsel meyve takvimi – ilkbahar için<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mart Nisan Mayıs</span></span><br />
<br />
Çilek, mevsim meyvesinin mayıs ayında başlamasını sağlar. O zamana kadar kış deposundan elmalar ve armutlar var .<br />
Mevsim takvimi meyvesi – yaz için<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Haziran Temmuz Ağustos</span></span><br />
<br />
Çıtır çıtır meyveler yazı müjdeliyor. Çilek, kuş üzümü, böğürtlen, bektaşi üzümü ve ahududunun yanı sıra kayısı, armut, kiraz, erik, erik gibi birçok lezzetli yöresel meyve var ve ilk elmalar mevsiminde.<br />
Mevsim takvimi meyvesi - sonbahar için<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Eylül Ekim Kasım</span></span><br />
<br />
En geç Kasım ayında soğuklar meyve mevsimini bitirmeden hasat tekrarlanır: elma, çilek, böğürtlen, ahududu, erik , ayva ve üzüm.<br />
Mevsim takvimi meyvesi – kış için<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aralık Ocak Şubat</span></span><br />
<br />
Kışın yöresel elma ve armutlar depodan çıkar.<br />
Mevsim takvimi: marul ve otlar<br />
<br />
Bazıları çoğunlukla sonbahar ve kış aylarında, diğerleri ise sıcak mevsimde hasat edildiğinden, bölgede yetiştirilen pek çok salata ve bitki tüm yıl boyunca mevcuttur.<br />
<br />
Kış salataları ve otlar:  kuzu marulu, hindiba, turp, biberiye, kış semizotu, yabani sarımsak.<br />
<br />
Yaz salataları ve otlar:  fesleğen, batavia marul, dereotu, meşe yaprağı marul, göbek marul, hindiba, tarhun, frenk maydanozu, marul, tere, selâmotu, lollo rosso, semizotu, roka, biberiye, mercanköşk, nane, kekik, maydanoz, marul, adaçayı, frenk soğanı, kekik <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak</span></span><br />
ad-magazin.de</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Toksin Nedir, Toksinler Neden Oluşur? Toksinler Vücuttan Nasıl Atılır?]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=20708</link>
			<pubDate>Fri, 28 Apr 2023 19:57:54 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=20708</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Toksin Nedir, Neden Oluşur? Toksinler Vücuttan Nasıl Atılır?</span></span><br />
<br />
Toksin kelimesi halk arasında sıkça duyduğumuz ancak tam anlamıyla bilgi sahibi olduğumuz bir terim değildir. Sıkça merak edilen toksin nedir, nasıl oluşur? Toksin vücuttan nasıl atılır? İşte, bilinmesi gereken tüm detaylar.<br />
<br />
Doğada tüm canlılarda bulunabilen toksin Latince kökenli bir terim olup, canlılardaki zehir anlamına gelmektedir. Toksin denilince akla pekiyi şeyler gelmez ve eğer umursanmayarak ihmal edilirse, vücutta ciddi rahatsızlıklara neden olabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Toksin Nedir, Nasıl Oluşur?</span></span><br />
<br />
Genellikle hareketsizlikten Oluşur? <br />
Namaz Namaz Namaz......<br />
<br />
Toksin, canlıların yaşamsal metabolik faaliyetlerinin ardından oluşabilen ya da besin ve diğer etkenler ile vücudumuza giren zehir olarak tanımlanabilir. Toksinler dışarıdan beslenme, solunum ya da fiziksel temas ile vücudumuza girebilir. Toksinler metabolik reaksiyonlar, bağırsak mikropları ve duygusal durumların sonucunda vücudumuzda oluşabilmektedir. Toksinler ekzotoksinler ve endotoksinler olmak üzere ikiye ayrılır.<br />
<br />
Ekzotoksinler: Bakterilerin bizzat kendilerinin salgıladığı toksinlerdir. Sıcağa dayanıklı, aşırı su ve tuz kaybına neden olan bir toksin çeşididir. Bu toksin kolera, difteri ve tetanos gibi ciddi hastalıklara neden olabilir. Oldukça tehlikeli ve müdahale edilmesi gereken bir toksin türüdür.<br />
<br />
Endotoksinler: Bakterilerin parçalanması sonucu açığa çıkan toksinlerdir. Daha çok gram bakterileri tarafından meydana gelir. Bu toksin ısıya ve birtakım enzimlere karşı dayanıklıdır. Solunum güçlüğü, ishal ve bacaklarda felce kadar birçok hastalığa neden olabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Toksin Vücuttan Nasıl Atılır?</span></span><br />
<br />
Toksinler canlılara ciddi zararlar verebilecek kapasitede olsalar da vücuttan atılması oldukça kolaydır. Birçok yöntem sayesinde toksinler vücuttan atılabilir. Özellikle bazı bitki ve besinler ile bazı yöntemler sayesinde toksinler vücutta barınamazlar. Bu yöntemlerden bazıları şunlardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Basit Sporlar Yaparak Terlemek :</span></span> Ter yolu ile toksinler rahatlıkla dışarı atılabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bol Bol Su İçmek:</span></span> Kulağa basit gelen bu yöntem sayesinde vücutta bulunan toksinler rahatlıkla dışarı atılabilir. İdrar ve terleme yoluyla sonuçlanan bu işlem oldukça etkilidir. Bu nedenle günde en az 3 litre su tüketilmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Cofee ve Tee" Kahve Çay Gibi ılık içecek Tüketimi ile idrar Yolu ile :</span></span> Kahve Ve Çay gibi ılık  içecekler vücudu ılık banyo ettirmek gibidir sert kirleri eritir ve temizler  toksinler rahatlıkla dışarı atılabilir..<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Soğuk Su İçmek ile idrar Yolu ile :</span></span> Soğuk Su, vücüt sıcaklığından soğuk su, Çamaşır mekinesinde dercelerin ve hangi derce, hangi  çamaşır hangi derece de yıkarır eğer öğrenirsenz,  haff soğuk suda temzlenen kirler gibi hafif toksinlerde  işde Soğuk Su İçmek ile idrar Yolu ile  toksinler rahatlıkla dışarı atılabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Et ve Balık Tercihini İyi Yapmak:</span></span> Tarihi geçmiş ya da bayat bir et ürünü toksin kaynağı haline gelebilir. Bu yüzden bu tercihlerde taze ve günlük et tüketimine dikkat edilmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tüketilmesi Gereken Besinler:</span></span> Vücudumuzdaki toksinleri atabilmemiz için tüketmemiz gereken olmazsa olmaz besinler bulunmaktadır. Bunlar; biberiye otu, domates, bürüksel lahanası, zencefil, enginar, pancar, yoğurt şeklinde sıralanabilir. Ciş yapan ekşi gıdalar parabiyotik turşu gibi...<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gaz Yapan Gıdalar Sayesinde Osuruk Yolu ile : </span></span>Sarımsak, Soğan, pırasa, turp, kuru fasulye, nohut gibi gaz yapan gıdalar sayesinde de yine osuruk Yolu ile  toksinler rahatlıkla dışarı atılabilir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bu Bir Karoglan Sağlık Makalesidir</span></span><br />
<br />
Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 28.04.2023</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Toksin Nedir, Neden Oluşur? Toksinler Vücuttan Nasıl Atılır?</span></span><br />
<br />
Toksin kelimesi halk arasında sıkça duyduğumuz ancak tam anlamıyla bilgi sahibi olduğumuz bir terim değildir. Sıkça merak edilen toksin nedir, nasıl oluşur? Toksin vücuttan nasıl atılır? İşte, bilinmesi gereken tüm detaylar.<br />
<br />
Doğada tüm canlılarda bulunabilen toksin Latince kökenli bir terim olup, canlılardaki zehir anlamına gelmektedir. Toksin denilince akla pekiyi şeyler gelmez ve eğer umursanmayarak ihmal edilirse, vücutta ciddi rahatsızlıklara neden olabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Toksin Nedir, Nasıl Oluşur?</span></span><br />
<br />
Genellikle hareketsizlikten Oluşur? <br />
Namaz Namaz Namaz......<br />
<br />
Toksin, canlıların yaşamsal metabolik faaliyetlerinin ardından oluşabilen ya da besin ve diğer etkenler ile vücudumuza giren zehir olarak tanımlanabilir. Toksinler dışarıdan beslenme, solunum ya da fiziksel temas ile vücudumuza girebilir. Toksinler metabolik reaksiyonlar, bağırsak mikropları ve duygusal durumların sonucunda vücudumuzda oluşabilmektedir. Toksinler ekzotoksinler ve endotoksinler olmak üzere ikiye ayrılır.<br />
<br />
Ekzotoksinler: Bakterilerin bizzat kendilerinin salgıladığı toksinlerdir. Sıcağa dayanıklı, aşırı su ve tuz kaybına neden olan bir toksin çeşididir. Bu toksin kolera, difteri ve tetanos gibi ciddi hastalıklara neden olabilir. Oldukça tehlikeli ve müdahale edilmesi gereken bir toksin türüdür.<br />
<br />
Endotoksinler: Bakterilerin parçalanması sonucu açığa çıkan toksinlerdir. Daha çok gram bakterileri tarafından meydana gelir. Bu toksin ısıya ve birtakım enzimlere karşı dayanıklıdır. Solunum güçlüğü, ishal ve bacaklarda felce kadar birçok hastalığa neden olabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Toksin Vücuttan Nasıl Atılır?</span></span><br />
<br />
Toksinler canlılara ciddi zararlar verebilecek kapasitede olsalar da vücuttan atılması oldukça kolaydır. Birçok yöntem sayesinde toksinler vücuttan atılabilir. Özellikle bazı bitki ve besinler ile bazı yöntemler sayesinde toksinler vücutta barınamazlar. Bu yöntemlerden bazıları şunlardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Basit Sporlar Yaparak Terlemek :</span></span> Ter yolu ile toksinler rahatlıkla dışarı atılabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bol Bol Su İçmek:</span></span> Kulağa basit gelen bu yöntem sayesinde vücutta bulunan toksinler rahatlıkla dışarı atılabilir. İdrar ve terleme yoluyla sonuçlanan bu işlem oldukça etkilidir. Bu nedenle günde en az 3 litre su tüketilmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Cofee ve Tee" Kahve Çay Gibi ılık içecek Tüketimi ile idrar Yolu ile :</span></span> Kahve Ve Çay gibi ılık  içecekler vücudu ılık banyo ettirmek gibidir sert kirleri eritir ve temizler  toksinler rahatlıkla dışarı atılabilir..<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Soğuk Su İçmek ile idrar Yolu ile :</span></span> Soğuk Su, vücüt sıcaklığından soğuk su, Çamaşır mekinesinde dercelerin ve hangi derce, hangi  çamaşır hangi derece de yıkarır eğer öğrenirsenz,  haff soğuk suda temzlenen kirler gibi hafif toksinlerde  işde Soğuk Su İçmek ile idrar Yolu ile  toksinler rahatlıkla dışarı atılabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Et ve Balık Tercihini İyi Yapmak:</span></span> Tarihi geçmiş ya da bayat bir et ürünü toksin kaynağı haline gelebilir. Bu yüzden bu tercihlerde taze ve günlük et tüketimine dikkat edilmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tüketilmesi Gereken Besinler:</span></span> Vücudumuzdaki toksinleri atabilmemiz için tüketmemiz gereken olmazsa olmaz besinler bulunmaktadır. Bunlar; biberiye otu, domates, bürüksel lahanası, zencefil, enginar, pancar, yoğurt şeklinde sıralanabilir. Ciş yapan ekşi gıdalar parabiyotik turşu gibi...<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gaz Yapan Gıdalar Sayesinde Osuruk Yolu ile : </span></span>Sarımsak, Soğan, pırasa, turp, kuru fasulye, nohut gibi gaz yapan gıdalar sayesinde de yine osuruk Yolu ile  toksinler rahatlıkla dışarı atılabilir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bu Bir Karoglan Sağlık Makalesidir</span></span><br />
<br />
Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 28.04.2023</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Afrodizyak Nedir? Afrodizyak Etkili Yiyecek Bitki ve Kokular Nelerdir?]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=18568</link>
			<pubDate>Sat, 05 Nov 2022 07:52:39 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=18568</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrodizyak Nedir? Afrodizyak Etkili Yiyecek Bitki ve Kokular Nelerdir?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrodizyak nedir?</span></span><br />
<br />
Cinsellikle ilgili hiç konuşulmayan çarpıcı konuları gündeme getiren Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Genel Başkanı Psikoterapist Cem Keçe, afrodizyaklar ve cinsel hayata etkileriyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Afrodizyağı, cinsel isteği artırıcı etkileri olan maddelerin genel adı olarak tarif eden Keçe, sözcüğün kökeninin Yunanca olduğunu belirtti. Efsaneye göre, Aşk Tanrıçası Afrodit’in, her gece birlikte olduğu seçilmiş erkeklere, cinsel güçlerini artırıcı bitkisel içecekler ve karışımlar içirdiğini aktaran Keçe, cinsel isteğin ve cinsel gücün uyarıcı ve artırıcı etkisi olan maddelere verilen “afrodizyak” adının da bu efsaneden kaynaklandığını dile getirdi. Kadim çağlardan bu yana farklı kültürlerdeki insanların, çeşitli yiyeceklerle cinsel yaşamlarını iyileştirmeye çalıştıklarını ve ilaçlar, iksirler hazırladıklarını belirten Keçe, bazı gıdaların cinsel organlara benzemelerinden, bazılarının da denenerek cinsel etkileri nedeniyle afrodizyak olarak kullanıldıklarını kaydetti. Özellikle doğu ülkelerinin cinsel isteği artıracak formüllerin mucidi olduğunu ve bu konuda dünyaya öncülük yaptıklarını ifade eden Keçe, Anadolu tarihinde de afrodizyakların önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.<br />
Afrodizyak etkisi gerçek mi?<br />
<br />
Acaba afrodizyakların etkisi gerçek mi? Psikoterapist Cem Keçe, bu konunun halen tartışma konusu olduğunu ifade ederken, bunun yanında halen ilaç yapımında kullanılan bitkilerin şifa veren kimyasalları içerdiğine de dikkati çekti. “Afrodizyaklar, esrarengiz iksirler, sihirli karışımlar değildir” diyen Psikoterapist Keçe, tüketilen her yiyeceğin vücuda ve vücudun işlevlerini etki ettiğini hatırlattı. Bazı yiyeceklerdeki vitamin, mineral gibi besin öğelerinin, hormonlara, beyin kimyasına, vücudun enerji ve stres düzeylerine direk etki ettiğini ifade eden Psikoterapist Keçe, “Bunun sonucunda da cinsel organlarımız ve cinsel isteğimiz doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenir. Örneğin, bazı afrodizyaklar libido üzerinde etki yaparak cinsel isteğin artmasını sağlarken, bazıları da cinsel organlara giden kan akımını artırırlar” dedi. Psikoterapist Cem Keçe şunları kaydetti: “Afrodizyakların vücudumuzda hem fiziksel hem de psikolojik etkileri olduğunu ortaya koyan çok sayıda bilimsel araştırma var. Bunlara ek olarak afrodizyakların plasebo etkisini de göz ardı edemeyiz. Çünkü düşüncelerimizin, duygularımızın ve arzularımızın komuta merkezi beynimizdir. Dolayısıyla yediğimiz içtiğimiz bir şeyin cinsel isteğimizi artıracağını düşünmemizin cinsel isteği uyarıcı bir etkisinin olması kuvvetle muhtemeldir. Bundan yola çıkarak, fizyolojik etkenlere bağlı erken boşalma, cinsel isteksizlik, iktidarsızlık gibi cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde afrodizyakların etkilerinden yararlanılması mümkündür. Ancak unutmamak gerekir ki, insanın en büyük cinsel organı beynidir. Cinsellik beyinde başlar ve beyinde biter. Cinsellikle ilgili tüm duygu, düşünce, tavır ve aktifliğimiz beynimizdeki cinsellik algısına, cinsellikle ilgili deneyimlerimize, bilgimize bağlıdır.”<br />
<br />
"Tarifsiz Mutluluk için gerekli olan malzemeler arasında 10 adet iri taneli kara üzüm, 1 adet kivi, 1 adet şeftali, 2 tatlı kaşığı nescafe, 2 adet incir, 1 paket vanilyalı puding, 1 adet hazır pasta tabanı, 1 paket irmik tatlısı, 1 lt süt, 1 su bardağı su ve 1 tatlı kaşığı Türk kahvesi vardır."<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cinsel Uyarıcı Maddeler - Afrodizyaklar</span></span><br />
<br />
Herkesin az bildiği sahibi olduğu ve merakla okunacak yeni bir yazı. Afrodizyaklar hakkında yazıt. Nereden çıktı bu yazı:Güneydoğu Asya"da kınkanatlı böceklerin, Meksika'da tahtakurularının veya Afrika'da kaplan testisinin afrodizyak olduğu düşünülerek yenilmesi ve ülkemizde ise bitkilerden ve tatlılardan yararlanılması kadar padişah macunları veya mesir macunlarının sık tüketilmesi, insanların cinsel uyarıcı maddelere ne kadar önem verdiklerini göstermektedir. Bizde farklı bir bakış açısı ile bu konuyu ele alalım dedik.<br />
<br />
Cinsel uyarıcı bitkilerin cinsel yaşam üzerindeki etkilerine dair tarihte pek çok efsane vardır. Bir efsaneye göre, Yunan Aşk Tanrıçası Afrodit, her gece birlikte olduğu seçilmiş erkeklere, onların cinsel gücünü artırıcı ve uyarıcı bitkisel içecekler ve karışımlar hazırlamaktaymış. İşte bu nedenle uyarıcı etkisi olan karışımlara "afrodizyak" adı verilmiştir.<br />
<br />
Cinsel istek insan vücudunun en önemli işlevlerinden biridir. Cinsel istek genel olarak sağlıklı olma temeli ve hormonların etkisi olmak üzere iki ana temele dayanır. Cinsel isteği belirleyen ya da bunu kontrol eden en önemli fonksiyonların başında ise psikolojik durum gelmektedir. Cinsel hayatımızın sağlıklı olması ve dengeli bir bütünsellikle çalışabilmesi için, bedenin ve ruhun bir bütün olarak sağlıklı ve dinç olması gerekir. Kafanın rahat olması, stresten arınmış olmak, herhangi bir psikolojik sorunun olmaması cinsel isteği belirleyen en önemli faktördür. Eğer yaşam biçimimize karamsarlık hakimse ve düzenli beslenemiyorsak cinsel hayatımız bu durumdan olumsuz etkilenecektir.<br />
<br />
İnsan vücuduna ağız yoluyla veya sürülerek dışarıdan alınan ilaç, hormon veya bir takım maddelerin cinsel eylemlerimiz üzerinde belli uyarıcı ve haz verici etkileri vardır. Bunlara afrodizyaklar denir. Tüm hücrelerimizle birlikte cinsel sistemimizi güçlendirip canlandıran ve organik işlevlerimizi destekleyen bu maddelerin etkileri iki şekilde olmaktadır: Bazı maddeler libido üzerinde etki yaparak cinsel isteği arttırırlar. Bazı maddeler ise sadece cinsel organların fiziksel tepkilerini farklılaştırarak erkekte ereksiyon yaparken kadında ise lubrikasyonu ve vajene giden kan akımını arttırırlar. Dölyatağını güçlendirici bitkilere örnek olarak; aslan pençesi, civan perçemi, çoban çantası, ökseotu, sarı kantaron, kediotu kökü, mayıs papatyası, hayıt meyvesi, aslan kuyruğu, keçi sakalı vb. verilebilir.<br />
<br />
Trafik, iş stresi, ekonomik sorunlar cinsel yaşamı kabusa dönüştürmektedir. Sağlıklı bir cinsellik için her şeyden önce bol oksijen, güneş ışığı, temiz hava, egzersiz, yeterli ve düzgün uyku gerekmektedir. Çünkü bu saydıklarımız aşağıda sayacaklarımızdan daha güçlü bir afrodizyaktır. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cinsel Uyarıcıların Etki Mekanizmaları</span></span><br />
Cinsel uyarıcı maddelerin hangi koşullar içinde alındığı etki açısından önemlidir. Örneğin LSD genellikle cinsel isteği yok edicidir. Fakat bu madde erotik bir ortamda alınırsa veya bu maddenin özelliğinden habersiz olarak ondan cinsel uyarıcılık etkisi uman bireylerde cinsel isteğin arttırdığı görülmüştür. Kısaca;<br />
1-Bu maddelerin çoğu beyindeki belli merkezler üzerinden etki yaparlar. <br />
2-Bazılarıysa doğrudan doğruya cinsel organları denetleyen sinirler üzerinde uyarıcı olurlar. <br />
3-Bazı ilaç ya da keyif verici maddeler sarhoşluk gibi genel bir durum yaratarak cinsel davranış farklılıklarına yol açarlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrodizyak Masaj Yağı </span></span><br />
Kolaylıkla hazırlayabilen bu yağın uyarıcı etkisi oldukça yüksektir ve güzel kokusu çok etkileyicidir. Malzemeleri; 100 cc badem yağı, avakado yağı veya susam yağı, her birinden 6 damla olmak üzere gül, lavanta ve kişniş otu yağı ve yarım vanilya çubuğudur. Hazırlamak için bütün malzemeler birbirine iyice karıştırılır ve bu karışım koyu renkli cam bir şişeye koyulur. Daha sonra bu karışımın içine vanilya çubuğunu bütün olarak atılır. Karışım ışıktan uzak bir yerde 48 saat dinlenmesi için bekletilir. Vücuda masaj yaparak sürülen bu karışım ile kendinizi hoş heyecanlara bırakabilirsiniz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrodizyak Mönüler</span></span><br />
Erotizm ve yiyecekler ayrılmaz bir bütündür. Bu bağlamda içinde fındık, mısır, köri ve buğdayın kullanıldığı "Aşk Çorbası", çeşitli deniz ürünleri ve sebzeyle pişirilen "Deniz Ürünlü Sote" ve kuru incir, ceviz, tarçınla hazırlanan "Mutluluk İksirli Aşk Pastası" yada "Tarifsiz Mutluluk" afrodizyak özellikler taşıyan mönülerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çeşitli Afrodizyak Yiyecekler ve Bitkiler</span></span><br />
*Kuşdili<br />
*Maydanoz<br />
*Nane<br />
*Tarçın<br />
*Kekik<br />
*Kişniş<br />
*Vanilya<br />
*Sivri Biber<br />
*Hardal<br />
*Kereviz<br />
*Ayçiçeği<br />
*Greyfurt<br />
*Çam Fıstığı<br />
*Susam<br />
*Sığır Eti<br />
*Yumurta<br />
*Bazı Erkek Hayvanların Erbezleri <br />
*Kuşkonmaz<br />
*Enginar<br />
*Bezelye<br />
*Badem<br />
*Ceviz<br />
*İstiridye: Tarihteki meşhur Kazanova"nın vazgeçilmez gıdasıydı. İçindeki çinko spermin çoğalmasına neden olduğu gibi cinsel isteği de artırmaktadır.<br />
*Hindi: İstiridyeden daha fazla çinko ihtiva ediyor. Üstelik daha ucuz ve protein açısından da zengin.<br />
*Roka: Bolca demir ve C vitamini içeriyor. Hem alyuvarlarınız için iyi hem de cinsel gücü artırıyor.<br />
*Kereviz<br />
*Muz Kabuğu<br />
*Şalgam:Afrodizyak olduğu Aristotales zamanından beri bilinir.<br />
*Çikolata: Çikolatanın içindeki yüksek şeker ve kalori cinsel uyarıcı ve keyif vericidir. Çikolata beyindeki serotonin seviyesini arttırır ve mutluluk hissi verir. Kadınlar erkeklere nispeten çikolatanın bu özelliklerine karşı daha duyarlıdır. <br />
*Antep Fıstığı ve Fındık: İçerdikleri doymamış yağ asitleri ve E vitamini nedeni ile afrodizyak olarak kullanılırlar.<br />
*Salatalık<br />
*Kuşkonmaz<br />
*Soğan<br />
*Domates<br />
*Fesleğen<br />
*Karpuz<br />
*Hindistancevizi<br />
*Bal<br />
*Pekmez<br />
*Kırmızı Biber<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cinsel Gücü Arttıran Formüller</span></span><br />
*Japon Eriği Karışımı<br />
Çoğunlukla Uzakdoğu"da kullanılan bu karışım cinsel isteği, uyarılmayı ve orgazmı arttırır.<br />
*Libido<br />
Döllenmiş ve bir kaç gün bekletilen tavuk yumurtasının bileşenleriyle hazırlanan bir afrodizyak karışımdır.<br />
*Hafsa Ana Macunu<br />
Pekmez, Hindistan cevizi, zencefil, havlucan, hardal, limontuzu ve tarçın çiçeğinden yapılır.<br />
*Padişah Macunu <br />
Anadolu"da afrodizyak olarak kullanılan, çok sayıda ot, baharat, bal ve pekmezden elde edilen enerji veren bir karışımdır. <br />
*Mesir Macunu<br />
Karanfil, karabiber, anason, portakal kabuğu, bal, topalak, kebabe, kimyon, meyan balı ve sekerden yapılır.<br />
*Doping Ballı Çerez<br />
Bal, arısütü, 15 çeşit çerez, Hindistan cevizi, turp tohumu, kayısı çekirdeği ve çörek otundan elde edilen bir karışımdır.<br />
*Aşk Taşı ve Chan Su<br />
Hindistan"daki adıyla Aşk Taşı Batı, Çin"deki adıyla Chan Su afrodizyak bir karışımdır. Kurbağa derisinden ve bezlerinden elde edilen bu karışımlar beyini etkileyerek cinsel istek üzerinde olumlu etkiler yapmaktadır.<br />
*Bafra Macunu<br />
1 kg balın içine 300 gr toz zencefil, 300 gr toz zerdeçal, 60 gr dövülmüş kişniş, 1 gr iyi kalite safran, 60 gr kabukları ayıklanmış ve iyi dövülmüş kakule çekirdeği, 2 gr. hakiki safran, 60 gr. dövülmüş kişniş, 200 gr. kabuksuz dövülmüş antep fıstığı ve 100 gr. Çamfıstığı, 20 gr polen ve 20 gr arısütü katılarak elde edilir. Işık görmeyecek biçimde serin ve loş bir ortamda saklanır. Günde 2 kez bir çorba kaşığı kadar yenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cinsel Uyarıcı Maddeler</span><br />
*İspanyol Sineği<br />
Binlerce yıldır cinsel uyarıcı olarak kullanılmaktadır. Kınkanatlı böceklerden elde edilir. Bir kimyasaldır. Uzak doğuda çok kullanılır. Aşırı dozda veya uygunsuz kullanımında ölümle sonuçlanan vakalar belirlenmiştir. <br />
*Aslan Perisi Tozu<br />
*Gergedan Boynuzu <br />
Toz haline getirilmiş gergedan boynuzu da Çinliler tarafından kullanılmış ama hiç bir etki yapmadığı saptanmış bir maddedir.<br />
*Saparna<br />
Saparna bitkisinin çeşitli kısımlarından elde edilen karışımlar ilk kez Latin Amerika yerlileri tarafından afrodizyak olarak kullanılmıştır. Saparnadan elde edilen bu karışımlarda çeşitli hormonların bulunduğu saptanmıştır.<br />
*Çadıruşağı Otu Toniği<br />
Bu çok kötü kokulu ve sadece Asya'da yetişen bitkiden elde edilen tonik, Doğu ülkelerinde hem genel bir uyarıcı hem afrodizyak olarak kullanılmıştır.<br />
*Ginseng-Kore Kırmızı Ginsengi<br />
Çin'de binlerce yıldır ilaç yapımında kullanılan Panax Ginseng denilen yöresel bitki son yıllarda Batı'da çeşitli biçimlerde üretilmektedir. Genel bir uyancı olarak depresyonlara karşı ve enerji vermek amacıyla kullanılan ginseng; afrodizyak amaçla yenildiğinde cinsel fiziki performansı arttırır. Yorgunluğun atılmasını, cinsel organın kanlanmasını ve erkeğin zindelik kazanmasını sağlar. Jel, kapsül, tablet veya tamamen doğal formunda kullanılır. 1-2 haftalık kürler şeklinde uygulanır.<br />
*Çinko<br />
Afrodizyaktır ve prostat bezini güçlendirir.<br />
*Zencefil <br />
Afrodizyaktır. Balla birlikte alınır. Cinsel soğukluğu giderip vücudu ısıtır ve canlandırır. Yemeklere baharat olarak katılabilir. Kullanım süresi bir hafta-10 gündür.<br />
*Zerdeçal<br />
*Fosfor <br />
*Kişniş<br />
Özellikle kadınlarda cinsel bölgede enerjiyi dengeler. Baharat olarak tatlılara ve yiyeceklere katılır.<br />
*Kakule <br />
*Karanfil<br />
Özellikle kadınlarda cinsel bölgede enerjiyi dengeler. Toksin atılmasına yardımcı olur. Taneyle tüketilir. Uzun süre kullanılabilir.<br />
*Yabani Yulaf Özü<br />
*Tarçın<br />
Cinsel bölgede enerjiyi dengeler. Kabuk ve toz olarak tüketilir.<br />
*Saparna <br />
Bu bitkiden elde edilen çeşitli karışımların ilk kez Latin Amerikalı yerliler tarafından kullanıldığı bilinmektedir. <br />
*Susam Yağı<br />
Masajla dolaşımı canlandırır. Erojen bölgelerde cinsel uyarıcı etkisi yapar. Ilındırılmış yağ olarak kullanılır.<br />
*Polen " Çiçek Tozu<br />
Yapısında belli ölçüde testosteron ve diğer cinsiyet hormonları bulunan polen genel bir canlılık ve enerji kaynağıdır. Bu nedenle son yıllarda afrodizyak olarak kullanımı daha da yaygınlaşmıştır.<br />
*Çakşır Kökü<br />
Cinsel isteği artırır. Genellikle suyu içilir. Birkaç hafta kullanılmalıdır.<br />
*Meyan Kökü<br />
Tıpta yaygın bir kullanım alanı olan bu bitkiden elde edilen tozun maden suyuna karıştırılmasıyla özellikle kadınlarda etkili olan bir afrodizyak elde edildiği söylenmektedir.<br />
*Rezene<br />
En eski afrodizyak maddelerden biri olan rezeneden çay da yapılabilmektedir. Afrodizyaklarda kullanılan, rezenenin tohumudur. <br />
*Selenyum <br />
*B Grubu Vitaminleri <br />
*E Vitamini<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cinsel Uyarıcı Bitkiler</span></span><br />
*Adamotu<br />
Bu bitkinin kökü afrodizyak niteliktedir. <br />
*Isırgan Otu <br />
Toksinlerin vücuttan atılmasını kolaylaştırır. Karışımlarda, salata veya çay olarak tüketilebilir. <br />
*Adaçayı<br />
*Çadıruşağı Otu <br />
Sadece Asya'da yetişen ve çok kötü kokan bu ottan elde edilen karışım, bu bölgede uyarıcı olarak kullanılıyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cinsel Uyarıcı İlaçlar</span></span><br />
*Alkol<br />
1-2 kadeh rakı alındığında uyarıcı etkisi vardır.<br />
*Barbituratlar<br />
Yatıştırıcı ve sakinleştirici ilaçlardır. Etkileri aynen alkole benzer. <br />
*LSD <br />
*Esrar<br />
*Amfetamin<br />
*Kokain<br />
*Androjenler<br />
*Viagra<br />
*Kantarid<br />
İdrar yolu ile idrar torbasını tahriş ederek yalancı ereksiyona yol açar. Bir çeşit priapizm yani uzun süreli ereksiyon hali olarak nitelendirilen bu durum, erkeğin cinsel organı için bir tehlike oluşturur, tam bir iktidarsızlığa ya da ölüme yol açabilir. <br />
*Amil Nitrit <br />
*Sabal Ekstresi<br />
Sabal, Kuzey Amerika" nın güney bölgelerinde yetişen bir palmiye türüdür ve erkek cinsel sistemini dengeleyici ve güçlendirici bir bitkidir.<br />
*Sensutra Ekstresi<br />
Kapsüller halinde hazırlanan bu ekstrede teke otu, muira puama toniği, maca, demirdikeni, kırmızı kore ginsengi, damiana, Japon eriği, Macar biberi vb. bitki özleri bulunmaktadır.<br />
Maca Kapsül<br />
Afrodizyak etkisi olan, cinsel gücü ve isteği artıran ve And Dağları"nda yetişen Lepedium meyeni adlı bir bitkidir. Etkisi kullandıktan hemen sonra ortaya çıkar. Hızlı ve uzun süreli ereksiyon oluşmasını sağlar. Cinsel ilişkiden bir saat önce 2 kapsül alınmalıdır. <br />
*Opti-S'xtiva Kapsül<br />
İçinde yulaf, ginger kökü, kola çekirdeği vb. bulunan ve kadınlar için geliştirilmiş bitkisel özlü bir afrodizyaktır. Kadınların orgazma ulaşmaları için genital bölge uyarılarının artmasını sağlar. Cinsel ilişkiden 1 saat önce 1-2 kapsül alınmalıdır.<br />
*Damiana Ekstresi<br />
Yemeklerle beraber günde 1-3 kez 2 kapsül alınabilir. <br />
*Yohimbin<br />
Bu, Afrika'da yetişen yohimbin ağacının kabuklarından elde edilen bir maddedir. Afrodizyak olarak kullanılması vücuttaki kanın cinsel organlara hücum etmesini kolaylaştırmasındandır. <br />
*Opti-Mone Kapsül<br />
İçinde yulaf, ısırgan otu, kırmızı yonca, ginseng, kola çekirdeği vb. bulunan bitki özlü bir afrodizyaktır. Erkekler için geliştirilmiştir. Cinsel ilişkiden 1 saat önce 2 kapsül olarak alınır. İktidarsızlık gibi bir problemi olmayan erkeklerin cinsel ilişkiden daha fazla zevk almasını, performanslarının artmasını sağlamaktadır.<br />
*Argimax <br />
Hem kadınlarda hem de erkeklerde cinsel isteği inanılmaz arttırmaktadır. Yan etkisi yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cinsel Uyarıcılar Hakkında Az Bilinenler</span></span><br />
*Cinsel uyarıcıların erkekler üzerindeki etkileri oldukça iyi bilinmesine karşılık kadınların çoğunun maddelere gösterdikleri tepkiler az bilinmektedir.<br />
*Cinsel uyarıcı olarak tam güvenilir bir takım maddeler henüz bulunamamıştır. <br />
*Aşık olmanın olağanüstü afrodizyak etkisinin yerini dolduracak herhangi bir kimyasal maddeden söz etmek henüz mümkün değildir. <br />
*Cinsel arzuyu arttırıcı maddeler ve ilaçları kullanmadan önce mutlaka doktor kontrolünden geçmek gerekir.<br />
*Cinsel arzuyu arttırıcı maddeler aktarlardan temin edilebilir.<br />
*Doğal afrodizyakların yan etkileri çok düşüktür. Kimyasal afrodizyakların ise çoktur. Bu nedenle kimyasal afrodizyakları tansiyon, kalp hastaları, beyin rahatsızlığı olanlar, felç geçirenler ya da ağır depresyondaki kişilerin muhakkak doktor kontrolünde kullanmaları gerekmektedir.<br />
*Sağlıklı bir cinsel yaşam için şifalı bitkilerin yanı sıra egzersizin de önemlidir. Hafif ve fazla yorucu olmayan Yoga, Meditasyon gibi gevşeme tekniklerinden veya egzersiz programlarından yararlanılabilir.<br />
*Şifalı bitkiler menopozda yaşanan sorunlara karşı önemli bir silahtır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erkeklerde ve Kadınlarda Cinsel Gücü Artıran Yiyecekler</span></span><br />
<br />
    Badem: Çinko kaynağı badem, cinsel isteğin yükselmesinde yardımcı bir rol oynuyor. Ayrıca cinsel performansa iyi gelen pek çok mineral içeriyor.<br />
    Karpuz: Cinsel bölgeye giden kan akımı, performans için büyük önem taşıyor. Karpuz içerdiği sitrülin” maddesi ile cinsel bölgenin kanlanmasını, dolayısıyla uyarılmanın hızlanmasını sağlıyor.<br />
    Çilek: Cinsel bölgeye giden kan akımı performans için büyük önem taşıyor. İçinde bulunan antioksidanlar, folik asit ve C vitamini sayesinde cinsel bölgenin daha hızlı uyarılmasını sağlıyor.<br />
    Kuşkonmaz: İyi bir afrodizyak olan kuşkonmaz cinsel isteği ve uyarılmayı arttırıyor. İçerdiği B6 ve E vitamini ile folat sayesinde hem erkek hem de kadınlarda seks hormonlarının daha fazla salgılanmasını sağlıyor.<br />
    Deniz Ürünleri: Başta midye, istiridye gibi deniz ürünleri bilinen en önemli afrodizyaklar arasındadır. İçerdikleri yüksek çinko ve bakır ile isteği ve uyarılmayı arttırıyorlar.<br />
    Balık ve Balık Yağı: Cinsel bölge damar sağlığı, performans için büyük önem taşıyor. Balık ve balık yağı, içerdiği Omega-3 ile bu damarların sağlığına iyi gelerek kanlanmayı arttırır.<br />
    Baharatlar: Hardal, rezene, vanilya, acı biber, meyan kökü, karanfil, zencefil, tarçın afrodizyak özellikleri ile destek olarak yemeklerde baharat olarak kullanılabiliyor veya balla karıştırılıp tüketilebilir<br />
    Susam: Çok önemli bir çinko kaynağı olarak isteği arttırır.<br />
    Yeşil yapraklı sebzeler: Başta roka olmak üzere, koyu yeşil yapraklı sebzeler C vitamini dışında da içerdikleri mineral ve antioksidanlarla cinsel sağlığı iyileştiriyor, özellikle de isteği arttırıyor.<br />
    İncir: Bilinen en önemli afrodizyaklardan incir, sadece cinsel sağlık için değil, kalp sağlığı için de faydalıdır.<br />
    Kereviz: İçerdiği maddelerle cinsel isteği artıran sinyaller oluşturuyor. Kereviz, ayrıca genel sağlığa iyi gelen kalorisi düşük, posası yüksek bir besindir.<br />
    Kakao: Saf kakao halindeki çikolata, arterleri genişleten nitrik oksiti artıran flavonoidler içeriyor ve özellikle elli yaş üzerindeki kişiler üzerinde cinsel gücü artırabiliyor. Çikolata alımında aşırıya kaçmadan tüketmek yeterli olacaktır.<br />
    Avokado: Cinsel isteği artıran hormonların salgılanmasını hızlandıran avokado, içinde sadece E Vitamini değil , kalp sağlığı için de yararlı olan B6 ve potasyum barındırıyor.<br />
    Sarımsak: Sarımsağın afrodizyak etkisi 2 yönlü: hem cinsel hormonların salgılanmasını sağlıyor hem de cinsel bölge damar yapısını ve kanlanmayı düzenliyor.<br />
    Yulaf ve Yulaf Kepeği: Sağlıklı yaşam listelerinin vazgeçilmezi yulaf ve yulaf kepeği, hem kan şekeri kontrolünü kolaylaştırıyor hem de cinsel arzu ve uyarılmayı güçlendiriyor.<br />
    Fındık: Ülkemizdeki en meşhur afrodizyaklardan fındığın içinde cinsel damarları genişleterek cinsel bölgeye kan pompalanmasına yardımcı olan ve böylece uyarılmayı hızlandıran L-Arginin maddesi var.<br />
    Yeşil çay: Yeşil çayın da cinsel gücü arttırdığı biliniyor. İçerdiği yüksek oranda C vitamini ile cinsel modu yükseltiyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrodizyak Etkili Kokular Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Koku ile beynimiz arasında çok güçlü bir bağ olduğu bilinen bir gerçek. Kokuların en etkileyici özelliklerinden biri, duyguları harekete geçirebilme gücüdür. Özellikle cinsel arzuları harekete geçiren kokular son zamanlarda oldukça popüler. Peki duyguları harekete geçirmekten kasıt nedir? Tahmin edebileceğiniz üzere bu yazımızda afrodizyak etkili kokulardan bahsedeceğiz. <br />
<br />
Piyasada afrodizyak etkili parfüm olarak gördüğünüz ürünler, doğal olarak afrodizyak etkisi bulunan içeriklere sahip parfümlerdir. Yani kokunun kendi içerisinde barındırdığı notalarda mutlaka doğal afrodizyak etkili olan içerikler bulunur. Kokunun barındırdığı afrodizyak etki, farkında olmadan hem kadın hem de erkekler üzerinde harekete geçirici etkiye sahiptir. Tıpkı bir insanın sevdiğinin kokusunun kişi üzerindeki etkisi gibi, öyle notalar vardır ki farkında olmadan insanı sarar. Bu yazımızda değineceğimiz afrodizyak etkili kokular, bilimsel olarak kanıtlanmış araştırmalara dayanmakta.<br />
<br />
Afrodizyak etkili parfümlerde kullanılan özel notalar, hayvan veya bitkisel kökenli olabilmektedir. İnsan duyguları beyin tarafından tetiklenir. Bu duyguları harekete geçiren dokunuşlar ise, bahsedeceğimiz bu özel notalar tarafından harekete geçirilebilmekte. Aşağıda bahsedeceğimiz kokular, afrodizyak özellikleriyle yüzyıllardır biliniyor. Ayrıca son bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, sahip olduğu bu özelliklerle yıllardır meşhur olmayı hak ediyorlar. Şimdi afrodizyak etkili kokulara beraberce göz atalım.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrodizyak Etkili Kokular</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yasemin</span><br />
Listemizin ilk sırasında yasemin var. 2015 yılında yapılan bir araştırmaya göre yasemin, libido yükseltici bir etkiye sahip. Yasemin dünya üzerinde bulunan pek çok kültürde "aşkın kokusu" olarak bilinir. Araştırmanın sonuçları gösterdi ki, bu tanımı fazlasıyla hak ediyor. Genellikle çiçeksi koku tarzına sahip olan parfümlerde kullanılan yasemin, afroziyak etkili parfümlerin de vaz geçilmez bir içeriği.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gül</span><br />
Gül, kendine has kokusuyla kültürümüzde de oldukça önemli yere sahip bir çiçektir. Gül kokusu genellikle sakinleştirici ve dinginleştirici özellikleriyle bilinir. Yine 2015 yılında yapılan bir araştırmada, gül yağının yaydığı kokunun, özellikle erkekler üzerinde güçlü bir uyarıcı etki bırakabileceği keşfedilmiştir. Kadifemsi bir koku olan gül, sahip olduğu zihni sakinleştiren ve beraberindeki uyarıcı etkisiyle afrodizyak parfümler için vaz geçilmezler arasındadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vanilya</span><br />
Vanilya, güçlü afrodizyak etkiye sahip kokulardandır. Tıpkı gül gibi, vanilya kokusu da zihni rahatlatan bir etkiye sahiptir. Genellikle hafif şekerli ve yaz kokularında kullanımı yaygındır. Zihni rahatlatarak daha etkili hislerin ortaya çıkmasına katkı sağlayan, harekete geçirici, naif bir kokudur. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zencefil</span><br />
Zencefil, Asya kökenli bir bitki olup, sahip olduğu baharatımsı kokusuyla özellile erkekler üzerinde uyarıcı bir etkiye sahiptir. Sahip olduğu bu özellik neticesinde afrodizyak parfümlerin vazgeçilmezlerindendir. Zencefil, çoğunlukla baharatımsı koku tarzına sahip parfümlerdeki kullanımıyla ön plana çıkmakta. Sahip olduğu afrodizyak etkisinin yanında, kan dolaşımının hızlanmasına katkı sağlaması, baş ağrısının giderilmesine yardımcı olması ve mide rahatsızlıklarını yatıştırmasıyla da ünlü bir bitkidir. Keskin baharatımsı kokulardan hoşlanmayanlar için tavsiye edilmeyen kendine has bir kokusu vardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Miski Amber</span><br />
Misk, parfümlerde yoğun olarak kullanılan bir kokudur. Elde ediliş yönteminin oldukça zor olması sebebiyle oldukça değerli bir kokudur. Asya'nın yüksek bölgelerinde yaşayan bir tür ceylanın karın bölgesinden elde edilir. Oldukça komplike bir kokudur. Tarif etmeke epey zordur. Yüzyıllar boyunca kullanılan ve bilinen en eski afrodizyak etkili kokulardandır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Champaca</span><br />
Manolya familyasından çiçekli bir bitki olan champaca, afrodizyak etkisiyle ünlü, Asya'ya özgü bir bitkidir. Kimi kaynaklarda parfüm ağacı olarak geçmektedir. Champaca bitkisinin çiçeklerinden elde edilen yağ, özellikle afrodizyak parfümlerde sıklıkla kullanılır. Çok güçlü bir kokuya sahiptir. Piyasada bulunan bazı parfümlerde tek nota olarak dahi kullanılabilmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Safran</span><br />
Safran, safran çiçeğinden elde edilen oldukça değerli bir baharattır. Sadece yarım kilo safran baharatı elde etmek için yaklaşık 80 bin çiçek gerekir. Çok kuvvetli bir renk verici özelliğe sahip olup; kendine has bir sarı renge sahiptir. Asya kökenli bir bitki olmakla beraber, ülkemiz de dahil olmak üzere Yunanistan, İran ve Hindistan gibi ülkelerde yetiştirilmektedir. Genellikle baharatımsı kokularda tercih edilmekle beraber, sahip olduğu uyarıcı etkileriyle afrodizyak etkili kokularda da sıklıkla kullanılır. 2013 yılında yapılan araştırmada afrodizyak etkisi incelenmiştir. Safran, afrodizyak etkisinin yanı sıra, depresyonun giderilmesine yardımcı olan ve enerji verici özellikleriyle de ünlüdür. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sandal Ağacı</span><br />
Oldukça etkileyici bir koku tarzına sahip olan sandal ağacının sahip olduğu afrodizyak etkisi, 2006 yılında yapılan bir araştırmayla doğrulanmıştır. Sandal ağacı en pahalı kokular arasında yer alır. Aroma terapi uygulamalarının vazgeçilmezleri arasında yer alır. Mod yükseltici ve huzur veren bir etkiye sahiptir. Kremsi bir koku tarzına sahip olup, baz notalarında odunsu kokular verir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şakayık</span><br />
Bitkisel kökenli afrodizyakları inceleyen 2013 yılındaki bir araştırmada, şakayık çiçeklerinin erkekler üzerinde uyarıcı bir etki bıraktığı kanıtlanmıştır. Ferah ve çiçeksi parfümlerde sıklıkla görülür. Yumuşak bir koku tarzına sahip olmakla beraber, turunçgil notalarıyla sıklıkla kullanılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lavanta</span><br />
Lavanta, sakinleştirici etkisiyle ön plana çıkan aroma terapik bir bitkidir. 2014 yılında yapılan bir araştırmaya göre lavantanın erkeklerde kan akışını hızlandırdığı ve uyarıcı etkileri bulunduğu keşfedilmiştir. <br />
<br />
Tüm bu saydığımız kokular haricinde turunçgil ve tarçın kokuları da afrodizyak etkili kokular arasında yer almaktadır.<br />
<br />
Güzel kokmak, her iki cins için de hoş bir etki bırakmanın en önemli adımlarındandır. Eğer teninize en uygun afrodizyak etkili parfümü doğru şekilde seçerseniz, yaratacağınız etkinin artacağına hiç şüphe yok. Afrodizyak etkili parfümler, etkileyiciliğini bir adım öteye taşımak isteyenler ve ilgi odağı olmak isteyenler için müthiş bir seçenek.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kadınlara seksi gelen kokular!</span></span><br />
<br />
"Araştırmalara göre kadınların erkeklerde en çok dikkat ettiği özelliklerden biri koku! Ve kadınların arzularını uyandırıp, o kokuyu süren erkeğin çekiciliğini arttıran bazı parfümler var. O kokuların hangileri olduğunu biliyor musunuz?"<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrodizyak etkileri</span><br />
<br />
Paçuli son yılların gözde kokularından biri. Paçuli uzmanlara göre hem Afrodizyak etkisi içeren bir koku hem de çok güzel. Paçuli fiziksel enerjiyi arttırıyor ve beyine olumlu mesajlar veriyor. Paçuli içeren parfüm: Hugo Boss Bottled No.6! Bu parfümün notalarında Paçuli, meşe yosunu, sedir, bergamot, kehribar ve misk bulunuyor.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vanilya kokusu</span><br />
<br />
Çikolata gibi tatlı ve davetkâr olan vanilya kadınlar tarafından çok beğeniliyor. Erkekte ve kadında cinselliği arttıran bu kokular parfümlerde kullanıldığında da olumlu etki bırakıyor. Vanilya özü içeren parfümler: Jean Paul Gaultier Le Male!<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Misk</span><br />
<br />
Misk aslında çoğu kişi tarafından çok “erkek kokusu” olarak algılanır. Fakat bu koku kadınlara çok seksi gelir. Yani misk kokulu erkek parfümleri de kadınların favorileri arasında. Örnek verecek olursak: Tom Ford Noir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karabiber kokusu</span><br />
<br />
Karabiber tazeliği sayesinde enerji verici ve uyarıcı bir etkiye sahiptir. Enerjik ve canlı erkekleri seven kadınlar genellikle bu kokulardan hoşlanıyor. Burberry The Beat For Men parfümünde bu kokuyu bulabilirsiniz.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ylang Ylang!</span><br />
<br />
Ylang Ylang, birçok insanın içini kıpır kıpır yapan bir etkiye sahip. Kadınların etkilendiği parfümler arasında ylang ylang özleri içeren parfümler de bulunuyor. Bu özü koklamak için Cerruti 1881 Pour Homme’u deneyebilirsiniz.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yasemin kokusu</span><br />
<br />
Yaseminin hafif ve narin kokusu, kadınların çok hoşuna gidiyor. Kadınları baştan çıkaracak kokular arasında olan yasemin aynı zamanda kadınlara cesaret veren bir koku. Yeteri kadar çaba göstermeye hazır ve duyarlı bir erkekseniz yasemin kokusunu mutlaka denemelisiniz. Örnek: Yves Saint Laurent Jazz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrodizyak Etkili Macunlar</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MACUN 1</span><br />
<br />
Bal<br />
Muz Kabuğu Kurusu Tozu<br />
Çörek Otu<br />
Sarımsak<br />
Hurma<br />
<br />
Karıştırıp macun yapılır sabah akşam bir yemek kaşığı alınır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MACUN 2</span><br />
<br />
Sarımsak<br />
Hurma<br />
<br />
Karıştırıp macun yapılır sabah akşam bir yemek kaşığı alınır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MACUN 3</span><br />
<br />
Bal<br />
Muz Kabuğu Kurusu Tozu<br />
Çörek Otu<br />
Karabiber<br />
<br />
Karıştırıp macun yapılır sabah akşam bir yemek kaşığı alınır.<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrodizyak Nedir? Afrodizyak Etkili Yiyecek Bitki ve Kokular Nelerdir?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrodizyak nedir?</span></span><br />
<br />
Cinsellikle ilgili hiç konuşulmayan çarpıcı konuları gündeme getiren Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Genel Başkanı Psikoterapist Cem Keçe, afrodizyaklar ve cinsel hayata etkileriyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Afrodizyağı, cinsel isteği artırıcı etkileri olan maddelerin genel adı olarak tarif eden Keçe, sözcüğün kökeninin Yunanca olduğunu belirtti. Efsaneye göre, Aşk Tanrıçası Afrodit’in, her gece birlikte olduğu seçilmiş erkeklere, cinsel güçlerini artırıcı bitkisel içecekler ve karışımlar içirdiğini aktaran Keçe, cinsel isteğin ve cinsel gücün uyarıcı ve artırıcı etkisi olan maddelere verilen “afrodizyak” adının da bu efsaneden kaynaklandığını dile getirdi. Kadim çağlardan bu yana farklı kültürlerdeki insanların, çeşitli yiyeceklerle cinsel yaşamlarını iyileştirmeye çalıştıklarını ve ilaçlar, iksirler hazırladıklarını belirten Keçe, bazı gıdaların cinsel organlara benzemelerinden, bazılarının da denenerek cinsel etkileri nedeniyle afrodizyak olarak kullanıldıklarını kaydetti. Özellikle doğu ülkelerinin cinsel isteği artıracak formüllerin mucidi olduğunu ve bu konuda dünyaya öncülük yaptıklarını ifade eden Keçe, Anadolu tarihinde de afrodizyakların önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.<br />
Afrodizyak etkisi gerçek mi?<br />
<br />
Acaba afrodizyakların etkisi gerçek mi? Psikoterapist Cem Keçe, bu konunun halen tartışma konusu olduğunu ifade ederken, bunun yanında halen ilaç yapımında kullanılan bitkilerin şifa veren kimyasalları içerdiğine de dikkati çekti. “Afrodizyaklar, esrarengiz iksirler, sihirli karışımlar değildir” diyen Psikoterapist Keçe, tüketilen her yiyeceğin vücuda ve vücudun işlevlerini etki ettiğini hatırlattı. Bazı yiyeceklerdeki vitamin, mineral gibi besin öğelerinin, hormonlara, beyin kimyasına, vücudun enerji ve stres düzeylerine direk etki ettiğini ifade eden Psikoterapist Keçe, “Bunun sonucunda da cinsel organlarımız ve cinsel isteğimiz doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenir. Örneğin, bazı afrodizyaklar libido üzerinde etki yaparak cinsel isteğin artmasını sağlarken, bazıları da cinsel organlara giden kan akımını artırırlar” dedi. Psikoterapist Cem Keçe şunları kaydetti: “Afrodizyakların vücudumuzda hem fiziksel hem de psikolojik etkileri olduğunu ortaya koyan çok sayıda bilimsel araştırma var. Bunlara ek olarak afrodizyakların plasebo etkisini de göz ardı edemeyiz. Çünkü düşüncelerimizin, duygularımızın ve arzularımızın komuta merkezi beynimizdir. Dolayısıyla yediğimiz içtiğimiz bir şeyin cinsel isteğimizi artıracağını düşünmemizin cinsel isteği uyarıcı bir etkisinin olması kuvvetle muhtemeldir. Bundan yola çıkarak, fizyolojik etkenlere bağlı erken boşalma, cinsel isteksizlik, iktidarsızlık gibi cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde afrodizyakların etkilerinden yararlanılması mümkündür. Ancak unutmamak gerekir ki, insanın en büyük cinsel organı beynidir. Cinsellik beyinde başlar ve beyinde biter. Cinsellikle ilgili tüm duygu, düşünce, tavır ve aktifliğimiz beynimizdeki cinsellik algısına, cinsellikle ilgili deneyimlerimize, bilgimize bağlıdır.”<br />
<br />
"Tarifsiz Mutluluk için gerekli olan malzemeler arasında 10 adet iri taneli kara üzüm, 1 adet kivi, 1 adet şeftali, 2 tatlı kaşığı nescafe, 2 adet incir, 1 paket vanilyalı puding, 1 adet hazır pasta tabanı, 1 paket irmik tatlısı, 1 lt süt, 1 su bardağı su ve 1 tatlı kaşığı Türk kahvesi vardır."<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cinsel Uyarıcı Maddeler - Afrodizyaklar</span></span><br />
<br />
Herkesin az bildiği sahibi olduğu ve merakla okunacak yeni bir yazı. Afrodizyaklar hakkında yazıt. Nereden çıktı bu yazı:Güneydoğu Asya"da kınkanatlı böceklerin, Meksika'da tahtakurularının veya Afrika'da kaplan testisinin afrodizyak olduğu düşünülerek yenilmesi ve ülkemizde ise bitkilerden ve tatlılardan yararlanılması kadar padişah macunları veya mesir macunlarının sık tüketilmesi, insanların cinsel uyarıcı maddelere ne kadar önem verdiklerini göstermektedir. Bizde farklı bir bakış açısı ile bu konuyu ele alalım dedik.<br />
<br />
Cinsel uyarıcı bitkilerin cinsel yaşam üzerindeki etkilerine dair tarihte pek çok efsane vardır. Bir efsaneye göre, Yunan Aşk Tanrıçası Afrodit, her gece birlikte olduğu seçilmiş erkeklere, onların cinsel gücünü artırıcı ve uyarıcı bitkisel içecekler ve karışımlar hazırlamaktaymış. İşte bu nedenle uyarıcı etkisi olan karışımlara "afrodizyak" adı verilmiştir.<br />
<br />
Cinsel istek insan vücudunun en önemli işlevlerinden biridir. Cinsel istek genel olarak sağlıklı olma temeli ve hormonların etkisi olmak üzere iki ana temele dayanır. Cinsel isteği belirleyen ya da bunu kontrol eden en önemli fonksiyonların başında ise psikolojik durum gelmektedir. Cinsel hayatımızın sağlıklı olması ve dengeli bir bütünsellikle çalışabilmesi için, bedenin ve ruhun bir bütün olarak sağlıklı ve dinç olması gerekir. Kafanın rahat olması, stresten arınmış olmak, herhangi bir psikolojik sorunun olmaması cinsel isteği belirleyen en önemli faktördür. Eğer yaşam biçimimize karamsarlık hakimse ve düzenli beslenemiyorsak cinsel hayatımız bu durumdan olumsuz etkilenecektir.<br />
<br />
İnsan vücuduna ağız yoluyla veya sürülerek dışarıdan alınan ilaç, hormon veya bir takım maddelerin cinsel eylemlerimiz üzerinde belli uyarıcı ve haz verici etkileri vardır. Bunlara afrodizyaklar denir. Tüm hücrelerimizle birlikte cinsel sistemimizi güçlendirip canlandıran ve organik işlevlerimizi destekleyen bu maddelerin etkileri iki şekilde olmaktadır: Bazı maddeler libido üzerinde etki yaparak cinsel isteği arttırırlar. Bazı maddeler ise sadece cinsel organların fiziksel tepkilerini farklılaştırarak erkekte ereksiyon yaparken kadında ise lubrikasyonu ve vajene giden kan akımını arttırırlar. Dölyatağını güçlendirici bitkilere örnek olarak; aslan pençesi, civan perçemi, çoban çantası, ökseotu, sarı kantaron, kediotu kökü, mayıs papatyası, hayıt meyvesi, aslan kuyruğu, keçi sakalı vb. verilebilir.<br />
<br />
Trafik, iş stresi, ekonomik sorunlar cinsel yaşamı kabusa dönüştürmektedir. Sağlıklı bir cinsellik için her şeyden önce bol oksijen, güneş ışığı, temiz hava, egzersiz, yeterli ve düzgün uyku gerekmektedir. Çünkü bu saydıklarımız aşağıda sayacaklarımızdan daha güçlü bir afrodizyaktır. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cinsel Uyarıcıların Etki Mekanizmaları</span></span><br />
Cinsel uyarıcı maddelerin hangi koşullar içinde alındığı etki açısından önemlidir. Örneğin LSD genellikle cinsel isteği yok edicidir. Fakat bu madde erotik bir ortamda alınırsa veya bu maddenin özelliğinden habersiz olarak ondan cinsel uyarıcılık etkisi uman bireylerde cinsel isteğin arttırdığı görülmüştür. Kısaca;<br />
1-Bu maddelerin çoğu beyindeki belli merkezler üzerinden etki yaparlar. <br />
2-Bazılarıysa doğrudan doğruya cinsel organları denetleyen sinirler üzerinde uyarıcı olurlar. <br />
3-Bazı ilaç ya da keyif verici maddeler sarhoşluk gibi genel bir durum yaratarak cinsel davranış farklılıklarına yol açarlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrodizyak Masaj Yağı </span></span><br />
Kolaylıkla hazırlayabilen bu yağın uyarıcı etkisi oldukça yüksektir ve güzel kokusu çok etkileyicidir. Malzemeleri; 100 cc badem yağı, avakado yağı veya susam yağı, her birinden 6 damla olmak üzere gül, lavanta ve kişniş otu yağı ve yarım vanilya çubuğudur. Hazırlamak için bütün malzemeler birbirine iyice karıştırılır ve bu karışım koyu renkli cam bir şişeye koyulur. Daha sonra bu karışımın içine vanilya çubuğunu bütün olarak atılır. Karışım ışıktan uzak bir yerde 48 saat dinlenmesi için bekletilir. Vücuda masaj yaparak sürülen bu karışım ile kendinizi hoş heyecanlara bırakabilirsiniz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrodizyak Mönüler</span></span><br />
Erotizm ve yiyecekler ayrılmaz bir bütündür. Bu bağlamda içinde fındık, mısır, köri ve buğdayın kullanıldığı "Aşk Çorbası", çeşitli deniz ürünleri ve sebzeyle pişirilen "Deniz Ürünlü Sote" ve kuru incir, ceviz, tarçınla hazırlanan "Mutluluk İksirli Aşk Pastası" yada "Tarifsiz Mutluluk" afrodizyak özellikler taşıyan mönülerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çeşitli Afrodizyak Yiyecekler ve Bitkiler</span></span><br />
*Kuşdili<br />
*Maydanoz<br />
*Nane<br />
*Tarçın<br />
*Kekik<br />
*Kişniş<br />
*Vanilya<br />
*Sivri Biber<br />
*Hardal<br />
*Kereviz<br />
*Ayçiçeği<br />
*Greyfurt<br />
*Çam Fıstığı<br />
*Susam<br />
*Sığır Eti<br />
*Yumurta<br />
*Bazı Erkek Hayvanların Erbezleri <br />
*Kuşkonmaz<br />
*Enginar<br />
*Bezelye<br />
*Badem<br />
*Ceviz<br />
*İstiridye: Tarihteki meşhur Kazanova"nın vazgeçilmez gıdasıydı. İçindeki çinko spermin çoğalmasına neden olduğu gibi cinsel isteği de artırmaktadır.<br />
*Hindi: İstiridyeden daha fazla çinko ihtiva ediyor. Üstelik daha ucuz ve protein açısından da zengin.<br />
*Roka: Bolca demir ve C vitamini içeriyor. Hem alyuvarlarınız için iyi hem de cinsel gücü artırıyor.<br />
*Kereviz<br />
*Muz Kabuğu<br />
*Şalgam:Afrodizyak olduğu Aristotales zamanından beri bilinir.<br />
*Çikolata: Çikolatanın içindeki yüksek şeker ve kalori cinsel uyarıcı ve keyif vericidir. Çikolata beyindeki serotonin seviyesini arttırır ve mutluluk hissi verir. Kadınlar erkeklere nispeten çikolatanın bu özelliklerine karşı daha duyarlıdır. <br />
*Antep Fıstığı ve Fındık: İçerdikleri doymamış yağ asitleri ve E vitamini nedeni ile afrodizyak olarak kullanılırlar.<br />
*Salatalık<br />
*Kuşkonmaz<br />
*Soğan<br />
*Domates<br />
*Fesleğen<br />
*Karpuz<br />
*Hindistancevizi<br />
*Bal<br />
*Pekmez<br />
*Kırmızı Biber<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cinsel Gücü Arttıran Formüller</span></span><br />
*Japon Eriği Karışımı<br />
Çoğunlukla Uzakdoğu"da kullanılan bu karışım cinsel isteği, uyarılmayı ve orgazmı arttırır.<br />
*Libido<br />
Döllenmiş ve bir kaç gün bekletilen tavuk yumurtasının bileşenleriyle hazırlanan bir afrodizyak karışımdır.<br />
*Hafsa Ana Macunu<br />
Pekmez, Hindistan cevizi, zencefil, havlucan, hardal, limontuzu ve tarçın çiçeğinden yapılır.<br />
*Padişah Macunu <br />
Anadolu"da afrodizyak olarak kullanılan, çok sayıda ot, baharat, bal ve pekmezden elde edilen enerji veren bir karışımdır. <br />
*Mesir Macunu<br />
Karanfil, karabiber, anason, portakal kabuğu, bal, topalak, kebabe, kimyon, meyan balı ve sekerden yapılır.<br />
*Doping Ballı Çerez<br />
Bal, arısütü, 15 çeşit çerez, Hindistan cevizi, turp tohumu, kayısı çekirdeği ve çörek otundan elde edilen bir karışımdır.<br />
*Aşk Taşı ve Chan Su<br />
Hindistan"daki adıyla Aşk Taşı Batı, Çin"deki adıyla Chan Su afrodizyak bir karışımdır. Kurbağa derisinden ve bezlerinden elde edilen bu karışımlar beyini etkileyerek cinsel istek üzerinde olumlu etkiler yapmaktadır.<br />
*Bafra Macunu<br />
1 kg balın içine 300 gr toz zencefil, 300 gr toz zerdeçal, 60 gr dövülmüş kişniş, 1 gr iyi kalite safran, 60 gr kabukları ayıklanmış ve iyi dövülmüş kakule çekirdeği, 2 gr. hakiki safran, 60 gr. dövülmüş kişniş, 200 gr. kabuksuz dövülmüş antep fıstığı ve 100 gr. Çamfıstığı, 20 gr polen ve 20 gr arısütü katılarak elde edilir. Işık görmeyecek biçimde serin ve loş bir ortamda saklanır. Günde 2 kez bir çorba kaşığı kadar yenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cinsel Uyarıcı Maddeler</span><br />
*İspanyol Sineği<br />
Binlerce yıldır cinsel uyarıcı olarak kullanılmaktadır. Kınkanatlı böceklerden elde edilir. Bir kimyasaldır. Uzak doğuda çok kullanılır. Aşırı dozda veya uygunsuz kullanımında ölümle sonuçlanan vakalar belirlenmiştir. <br />
*Aslan Perisi Tozu<br />
*Gergedan Boynuzu <br />
Toz haline getirilmiş gergedan boynuzu da Çinliler tarafından kullanılmış ama hiç bir etki yapmadığı saptanmış bir maddedir.<br />
*Saparna<br />
Saparna bitkisinin çeşitli kısımlarından elde edilen karışımlar ilk kez Latin Amerika yerlileri tarafından afrodizyak olarak kullanılmıştır. Saparnadan elde edilen bu karışımlarda çeşitli hormonların bulunduğu saptanmıştır.<br />
*Çadıruşağı Otu Toniği<br />
Bu çok kötü kokulu ve sadece Asya'da yetişen bitkiden elde edilen tonik, Doğu ülkelerinde hem genel bir uyarıcı hem afrodizyak olarak kullanılmıştır.<br />
*Ginseng-Kore Kırmızı Ginsengi<br />
Çin'de binlerce yıldır ilaç yapımında kullanılan Panax Ginseng denilen yöresel bitki son yıllarda Batı'da çeşitli biçimlerde üretilmektedir. Genel bir uyancı olarak depresyonlara karşı ve enerji vermek amacıyla kullanılan ginseng; afrodizyak amaçla yenildiğinde cinsel fiziki performansı arttırır. Yorgunluğun atılmasını, cinsel organın kanlanmasını ve erkeğin zindelik kazanmasını sağlar. Jel, kapsül, tablet veya tamamen doğal formunda kullanılır. 1-2 haftalık kürler şeklinde uygulanır.<br />
*Çinko<br />
Afrodizyaktır ve prostat bezini güçlendirir.<br />
*Zencefil <br />
Afrodizyaktır. Balla birlikte alınır. Cinsel soğukluğu giderip vücudu ısıtır ve canlandırır. Yemeklere baharat olarak katılabilir. Kullanım süresi bir hafta-10 gündür.<br />
*Zerdeçal<br />
*Fosfor <br />
*Kişniş<br />
Özellikle kadınlarda cinsel bölgede enerjiyi dengeler. Baharat olarak tatlılara ve yiyeceklere katılır.<br />
*Kakule <br />
*Karanfil<br />
Özellikle kadınlarda cinsel bölgede enerjiyi dengeler. Toksin atılmasına yardımcı olur. Taneyle tüketilir. Uzun süre kullanılabilir.<br />
*Yabani Yulaf Özü<br />
*Tarçın<br />
Cinsel bölgede enerjiyi dengeler. Kabuk ve toz olarak tüketilir.<br />
*Saparna <br />
Bu bitkiden elde edilen çeşitli karışımların ilk kez Latin Amerikalı yerliler tarafından kullanıldığı bilinmektedir. <br />
*Susam Yağı<br />
Masajla dolaşımı canlandırır. Erojen bölgelerde cinsel uyarıcı etkisi yapar. Ilındırılmış yağ olarak kullanılır.<br />
*Polen " Çiçek Tozu<br />
Yapısında belli ölçüde testosteron ve diğer cinsiyet hormonları bulunan polen genel bir canlılık ve enerji kaynağıdır. Bu nedenle son yıllarda afrodizyak olarak kullanımı daha da yaygınlaşmıştır.<br />
*Çakşır Kökü<br />
Cinsel isteği artırır. Genellikle suyu içilir. Birkaç hafta kullanılmalıdır.<br />
*Meyan Kökü<br />
Tıpta yaygın bir kullanım alanı olan bu bitkiden elde edilen tozun maden suyuna karıştırılmasıyla özellikle kadınlarda etkili olan bir afrodizyak elde edildiği söylenmektedir.<br />
*Rezene<br />
En eski afrodizyak maddelerden biri olan rezeneden çay da yapılabilmektedir. Afrodizyaklarda kullanılan, rezenenin tohumudur. <br />
*Selenyum <br />
*B Grubu Vitaminleri <br />
*E Vitamini<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cinsel Uyarıcı Bitkiler</span></span><br />
*Adamotu<br />
Bu bitkinin kökü afrodizyak niteliktedir. <br />
*Isırgan Otu <br />
Toksinlerin vücuttan atılmasını kolaylaştırır. Karışımlarda, salata veya çay olarak tüketilebilir. <br />
*Adaçayı<br />
*Çadıruşağı Otu <br />
Sadece Asya'da yetişen ve çok kötü kokan bu ottan elde edilen karışım, bu bölgede uyarıcı olarak kullanılıyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cinsel Uyarıcı İlaçlar</span></span><br />
*Alkol<br />
1-2 kadeh rakı alındığında uyarıcı etkisi vardır.<br />
*Barbituratlar<br />
Yatıştırıcı ve sakinleştirici ilaçlardır. Etkileri aynen alkole benzer. <br />
*LSD <br />
*Esrar<br />
*Amfetamin<br />
*Kokain<br />
*Androjenler<br />
*Viagra<br />
*Kantarid<br />
İdrar yolu ile idrar torbasını tahriş ederek yalancı ereksiyona yol açar. Bir çeşit priapizm yani uzun süreli ereksiyon hali olarak nitelendirilen bu durum, erkeğin cinsel organı için bir tehlike oluşturur, tam bir iktidarsızlığa ya da ölüme yol açabilir. <br />
*Amil Nitrit <br />
*Sabal Ekstresi<br />
Sabal, Kuzey Amerika" nın güney bölgelerinde yetişen bir palmiye türüdür ve erkek cinsel sistemini dengeleyici ve güçlendirici bir bitkidir.<br />
*Sensutra Ekstresi<br />
Kapsüller halinde hazırlanan bu ekstrede teke otu, muira puama toniği, maca, demirdikeni, kırmızı kore ginsengi, damiana, Japon eriği, Macar biberi vb. bitki özleri bulunmaktadır.<br />
Maca Kapsül<br />
Afrodizyak etkisi olan, cinsel gücü ve isteği artıran ve And Dağları"nda yetişen Lepedium meyeni adlı bir bitkidir. Etkisi kullandıktan hemen sonra ortaya çıkar. Hızlı ve uzun süreli ereksiyon oluşmasını sağlar. Cinsel ilişkiden bir saat önce 2 kapsül alınmalıdır. <br />
*Opti-S'xtiva Kapsül<br />
İçinde yulaf, ginger kökü, kola çekirdeği vb. bulunan ve kadınlar için geliştirilmiş bitkisel özlü bir afrodizyaktır. Kadınların orgazma ulaşmaları için genital bölge uyarılarının artmasını sağlar. Cinsel ilişkiden 1 saat önce 1-2 kapsül alınmalıdır.<br />
*Damiana Ekstresi<br />
Yemeklerle beraber günde 1-3 kez 2 kapsül alınabilir. <br />
*Yohimbin<br />
Bu, Afrika'da yetişen yohimbin ağacının kabuklarından elde edilen bir maddedir. Afrodizyak olarak kullanılması vücuttaki kanın cinsel organlara hücum etmesini kolaylaştırmasındandır. <br />
*Opti-Mone Kapsül<br />
İçinde yulaf, ısırgan otu, kırmızı yonca, ginseng, kola çekirdeği vb. bulunan bitki özlü bir afrodizyaktır. Erkekler için geliştirilmiştir. Cinsel ilişkiden 1 saat önce 2 kapsül olarak alınır. İktidarsızlık gibi bir problemi olmayan erkeklerin cinsel ilişkiden daha fazla zevk almasını, performanslarının artmasını sağlamaktadır.<br />
*Argimax <br />
Hem kadınlarda hem de erkeklerde cinsel isteği inanılmaz arttırmaktadır. Yan etkisi yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cinsel Uyarıcılar Hakkında Az Bilinenler</span></span><br />
*Cinsel uyarıcıların erkekler üzerindeki etkileri oldukça iyi bilinmesine karşılık kadınların çoğunun maddelere gösterdikleri tepkiler az bilinmektedir.<br />
*Cinsel uyarıcı olarak tam güvenilir bir takım maddeler henüz bulunamamıştır. <br />
*Aşık olmanın olağanüstü afrodizyak etkisinin yerini dolduracak herhangi bir kimyasal maddeden söz etmek henüz mümkün değildir. <br />
*Cinsel arzuyu arttırıcı maddeler ve ilaçları kullanmadan önce mutlaka doktor kontrolünden geçmek gerekir.<br />
*Cinsel arzuyu arttırıcı maddeler aktarlardan temin edilebilir.<br />
*Doğal afrodizyakların yan etkileri çok düşüktür. Kimyasal afrodizyakların ise çoktur. Bu nedenle kimyasal afrodizyakları tansiyon, kalp hastaları, beyin rahatsızlığı olanlar, felç geçirenler ya da ağır depresyondaki kişilerin muhakkak doktor kontrolünde kullanmaları gerekmektedir.<br />
*Sağlıklı bir cinsel yaşam için şifalı bitkilerin yanı sıra egzersizin de önemlidir. Hafif ve fazla yorucu olmayan Yoga, Meditasyon gibi gevşeme tekniklerinden veya egzersiz programlarından yararlanılabilir.<br />
*Şifalı bitkiler menopozda yaşanan sorunlara karşı önemli bir silahtır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erkeklerde ve Kadınlarda Cinsel Gücü Artıran Yiyecekler</span></span><br />
<br />
    Badem: Çinko kaynağı badem, cinsel isteğin yükselmesinde yardımcı bir rol oynuyor. Ayrıca cinsel performansa iyi gelen pek çok mineral içeriyor.<br />
    Karpuz: Cinsel bölgeye giden kan akımı, performans için büyük önem taşıyor. Karpuz içerdiği sitrülin” maddesi ile cinsel bölgenin kanlanmasını, dolayısıyla uyarılmanın hızlanmasını sağlıyor.<br />
    Çilek: Cinsel bölgeye giden kan akımı performans için büyük önem taşıyor. İçinde bulunan antioksidanlar, folik asit ve C vitamini sayesinde cinsel bölgenin daha hızlı uyarılmasını sağlıyor.<br />
    Kuşkonmaz: İyi bir afrodizyak olan kuşkonmaz cinsel isteği ve uyarılmayı arttırıyor. İçerdiği B6 ve E vitamini ile folat sayesinde hem erkek hem de kadınlarda seks hormonlarının daha fazla salgılanmasını sağlıyor.<br />
    Deniz Ürünleri: Başta midye, istiridye gibi deniz ürünleri bilinen en önemli afrodizyaklar arasındadır. İçerdikleri yüksek çinko ve bakır ile isteği ve uyarılmayı arttırıyorlar.<br />
    Balık ve Balık Yağı: Cinsel bölge damar sağlığı, performans için büyük önem taşıyor. Balık ve balık yağı, içerdiği Omega-3 ile bu damarların sağlığına iyi gelerek kanlanmayı arttırır.<br />
    Baharatlar: Hardal, rezene, vanilya, acı biber, meyan kökü, karanfil, zencefil, tarçın afrodizyak özellikleri ile destek olarak yemeklerde baharat olarak kullanılabiliyor veya balla karıştırılıp tüketilebilir<br />
    Susam: Çok önemli bir çinko kaynağı olarak isteği arttırır.<br />
    Yeşil yapraklı sebzeler: Başta roka olmak üzere, koyu yeşil yapraklı sebzeler C vitamini dışında da içerdikleri mineral ve antioksidanlarla cinsel sağlığı iyileştiriyor, özellikle de isteği arttırıyor.<br />
    İncir: Bilinen en önemli afrodizyaklardan incir, sadece cinsel sağlık için değil, kalp sağlığı için de faydalıdır.<br />
    Kereviz: İçerdiği maddelerle cinsel isteği artıran sinyaller oluşturuyor. Kereviz, ayrıca genel sağlığa iyi gelen kalorisi düşük, posası yüksek bir besindir.<br />
    Kakao: Saf kakao halindeki çikolata, arterleri genişleten nitrik oksiti artıran flavonoidler içeriyor ve özellikle elli yaş üzerindeki kişiler üzerinde cinsel gücü artırabiliyor. Çikolata alımında aşırıya kaçmadan tüketmek yeterli olacaktır.<br />
    Avokado: Cinsel isteği artıran hormonların salgılanmasını hızlandıran avokado, içinde sadece E Vitamini değil , kalp sağlığı için de yararlı olan B6 ve potasyum barındırıyor.<br />
    Sarımsak: Sarımsağın afrodizyak etkisi 2 yönlü: hem cinsel hormonların salgılanmasını sağlıyor hem de cinsel bölge damar yapısını ve kanlanmayı düzenliyor.<br />
    Yulaf ve Yulaf Kepeği: Sağlıklı yaşam listelerinin vazgeçilmezi yulaf ve yulaf kepeği, hem kan şekeri kontrolünü kolaylaştırıyor hem de cinsel arzu ve uyarılmayı güçlendiriyor.<br />
    Fındık: Ülkemizdeki en meşhur afrodizyaklardan fındığın içinde cinsel damarları genişleterek cinsel bölgeye kan pompalanmasına yardımcı olan ve böylece uyarılmayı hızlandıran L-Arginin maddesi var.<br />
    Yeşil çay: Yeşil çayın da cinsel gücü arttırdığı biliniyor. İçerdiği yüksek oranda C vitamini ile cinsel modu yükseltiyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrodizyak Etkili Kokular Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Koku ile beynimiz arasında çok güçlü bir bağ olduğu bilinen bir gerçek. Kokuların en etkileyici özelliklerinden biri, duyguları harekete geçirebilme gücüdür. Özellikle cinsel arzuları harekete geçiren kokular son zamanlarda oldukça popüler. Peki duyguları harekete geçirmekten kasıt nedir? Tahmin edebileceğiniz üzere bu yazımızda afrodizyak etkili kokulardan bahsedeceğiz. <br />
<br />
Piyasada afrodizyak etkili parfüm olarak gördüğünüz ürünler, doğal olarak afrodizyak etkisi bulunan içeriklere sahip parfümlerdir. Yani kokunun kendi içerisinde barındırdığı notalarda mutlaka doğal afrodizyak etkili olan içerikler bulunur. Kokunun barındırdığı afrodizyak etki, farkında olmadan hem kadın hem de erkekler üzerinde harekete geçirici etkiye sahiptir. Tıpkı bir insanın sevdiğinin kokusunun kişi üzerindeki etkisi gibi, öyle notalar vardır ki farkında olmadan insanı sarar. Bu yazımızda değineceğimiz afrodizyak etkili kokular, bilimsel olarak kanıtlanmış araştırmalara dayanmakta.<br />
<br />
Afrodizyak etkili parfümlerde kullanılan özel notalar, hayvan veya bitkisel kökenli olabilmektedir. İnsan duyguları beyin tarafından tetiklenir. Bu duyguları harekete geçiren dokunuşlar ise, bahsedeceğimiz bu özel notalar tarafından harekete geçirilebilmekte. Aşağıda bahsedeceğimiz kokular, afrodizyak özellikleriyle yüzyıllardır biliniyor. Ayrıca son bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, sahip olduğu bu özelliklerle yıllardır meşhur olmayı hak ediyorlar. Şimdi afrodizyak etkili kokulara beraberce göz atalım.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrodizyak Etkili Kokular</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yasemin</span><br />
Listemizin ilk sırasında yasemin var. 2015 yılında yapılan bir araştırmaya göre yasemin, libido yükseltici bir etkiye sahip. Yasemin dünya üzerinde bulunan pek çok kültürde "aşkın kokusu" olarak bilinir. Araştırmanın sonuçları gösterdi ki, bu tanımı fazlasıyla hak ediyor. Genellikle çiçeksi koku tarzına sahip olan parfümlerde kullanılan yasemin, afroziyak etkili parfümlerin de vaz geçilmez bir içeriği.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gül</span><br />
Gül, kendine has kokusuyla kültürümüzde de oldukça önemli yere sahip bir çiçektir. Gül kokusu genellikle sakinleştirici ve dinginleştirici özellikleriyle bilinir. Yine 2015 yılında yapılan bir araştırmada, gül yağının yaydığı kokunun, özellikle erkekler üzerinde güçlü bir uyarıcı etki bırakabileceği keşfedilmiştir. Kadifemsi bir koku olan gül, sahip olduğu zihni sakinleştiren ve beraberindeki uyarıcı etkisiyle afrodizyak parfümler için vaz geçilmezler arasındadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vanilya</span><br />
Vanilya, güçlü afrodizyak etkiye sahip kokulardandır. Tıpkı gül gibi, vanilya kokusu da zihni rahatlatan bir etkiye sahiptir. Genellikle hafif şekerli ve yaz kokularında kullanımı yaygındır. Zihni rahatlatarak daha etkili hislerin ortaya çıkmasına katkı sağlayan, harekete geçirici, naif bir kokudur. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zencefil</span><br />
Zencefil, Asya kökenli bir bitki olup, sahip olduğu baharatımsı kokusuyla özellile erkekler üzerinde uyarıcı bir etkiye sahiptir. Sahip olduğu bu özellik neticesinde afrodizyak parfümlerin vazgeçilmezlerindendir. Zencefil, çoğunlukla baharatımsı koku tarzına sahip parfümlerdeki kullanımıyla ön plana çıkmakta. Sahip olduğu afrodizyak etkisinin yanında, kan dolaşımının hızlanmasına katkı sağlaması, baş ağrısının giderilmesine yardımcı olması ve mide rahatsızlıklarını yatıştırmasıyla da ünlü bir bitkidir. Keskin baharatımsı kokulardan hoşlanmayanlar için tavsiye edilmeyen kendine has bir kokusu vardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Miski Amber</span><br />
Misk, parfümlerde yoğun olarak kullanılan bir kokudur. Elde ediliş yönteminin oldukça zor olması sebebiyle oldukça değerli bir kokudur. Asya'nın yüksek bölgelerinde yaşayan bir tür ceylanın karın bölgesinden elde edilir. Oldukça komplike bir kokudur. Tarif etmeke epey zordur. Yüzyıllar boyunca kullanılan ve bilinen en eski afrodizyak etkili kokulardandır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Champaca</span><br />
Manolya familyasından çiçekli bir bitki olan champaca, afrodizyak etkisiyle ünlü, Asya'ya özgü bir bitkidir. Kimi kaynaklarda parfüm ağacı olarak geçmektedir. Champaca bitkisinin çiçeklerinden elde edilen yağ, özellikle afrodizyak parfümlerde sıklıkla kullanılır. Çok güçlü bir kokuya sahiptir. Piyasada bulunan bazı parfümlerde tek nota olarak dahi kullanılabilmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Safran</span><br />
Safran, safran çiçeğinden elde edilen oldukça değerli bir baharattır. Sadece yarım kilo safran baharatı elde etmek için yaklaşık 80 bin çiçek gerekir. Çok kuvvetli bir renk verici özelliğe sahip olup; kendine has bir sarı renge sahiptir. Asya kökenli bir bitki olmakla beraber, ülkemiz de dahil olmak üzere Yunanistan, İran ve Hindistan gibi ülkelerde yetiştirilmektedir. Genellikle baharatımsı kokularda tercih edilmekle beraber, sahip olduğu uyarıcı etkileriyle afrodizyak etkili kokularda da sıklıkla kullanılır. 2013 yılında yapılan araştırmada afrodizyak etkisi incelenmiştir. Safran, afrodizyak etkisinin yanı sıra, depresyonun giderilmesine yardımcı olan ve enerji verici özellikleriyle de ünlüdür. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sandal Ağacı</span><br />
Oldukça etkileyici bir koku tarzına sahip olan sandal ağacının sahip olduğu afrodizyak etkisi, 2006 yılında yapılan bir araştırmayla doğrulanmıştır. Sandal ağacı en pahalı kokular arasında yer alır. Aroma terapi uygulamalarının vazgeçilmezleri arasında yer alır. Mod yükseltici ve huzur veren bir etkiye sahiptir. Kremsi bir koku tarzına sahip olup, baz notalarında odunsu kokular verir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şakayık</span><br />
Bitkisel kökenli afrodizyakları inceleyen 2013 yılındaki bir araştırmada, şakayık çiçeklerinin erkekler üzerinde uyarıcı bir etki bıraktığı kanıtlanmıştır. Ferah ve çiçeksi parfümlerde sıklıkla görülür. Yumuşak bir koku tarzına sahip olmakla beraber, turunçgil notalarıyla sıklıkla kullanılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lavanta</span><br />
Lavanta, sakinleştirici etkisiyle ön plana çıkan aroma terapik bir bitkidir. 2014 yılında yapılan bir araştırmaya göre lavantanın erkeklerde kan akışını hızlandırdığı ve uyarıcı etkileri bulunduğu keşfedilmiştir. <br />
<br />
Tüm bu saydığımız kokular haricinde turunçgil ve tarçın kokuları da afrodizyak etkili kokular arasında yer almaktadır.<br />
<br />
Güzel kokmak, her iki cins için de hoş bir etki bırakmanın en önemli adımlarındandır. Eğer teninize en uygun afrodizyak etkili parfümü doğru şekilde seçerseniz, yaratacağınız etkinin artacağına hiç şüphe yok. Afrodizyak etkili parfümler, etkileyiciliğini bir adım öteye taşımak isteyenler ve ilgi odağı olmak isteyenler için müthiş bir seçenek.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kadınlara seksi gelen kokular!</span></span><br />
<br />
"Araştırmalara göre kadınların erkeklerde en çok dikkat ettiği özelliklerden biri koku! Ve kadınların arzularını uyandırıp, o kokuyu süren erkeğin çekiciliğini arttıran bazı parfümler var. O kokuların hangileri olduğunu biliyor musunuz?"<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrodizyak etkileri</span><br />
<br />
Paçuli son yılların gözde kokularından biri. Paçuli uzmanlara göre hem Afrodizyak etkisi içeren bir koku hem de çok güzel. Paçuli fiziksel enerjiyi arttırıyor ve beyine olumlu mesajlar veriyor. Paçuli içeren parfüm: Hugo Boss Bottled No.6! Bu parfümün notalarında Paçuli, meşe yosunu, sedir, bergamot, kehribar ve misk bulunuyor.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vanilya kokusu</span><br />
<br />
Çikolata gibi tatlı ve davetkâr olan vanilya kadınlar tarafından çok beğeniliyor. Erkekte ve kadında cinselliği arttıran bu kokular parfümlerde kullanıldığında da olumlu etki bırakıyor. Vanilya özü içeren parfümler: Jean Paul Gaultier Le Male!<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Misk</span><br />
<br />
Misk aslında çoğu kişi tarafından çok “erkek kokusu” olarak algılanır. Fakat bu koku kadınlara çok seksi gelir. Yani misk kokulu erkek parfümleri de kadınların favorileri arasında. Örnek verecek olursak: Tom Ford Noir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karabiber kokusu</span><br />
<br />
Karabiber tazeliği sayesinde enerji verici ve uyarıcı bir etkiye sahiptir. Enerjik ve canlı erkekleri seven kadınlar genellikle bu kokulardan hoşlanıyor. Burberry The Beat For Men parfümünde bu kokuyu bulabilirsiniz.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ylang Ylang!</span><br />
<br />
Ylang Ylang, birçok insanın içini kıpır kıpır yapan bir etkiye sahip. Kadınların etkilendiği parfümler arasında ylang ylang özleri içeren parfümler de bulunuyor. Bu özü koklamak için Cerruti 1881 Pour Homme’u deneyebilirsiniz.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yasemin kokusu</span><br />
<br />
Yaseminin hafif ve narin kokusu, kadınların çok hoşuna gidiyor. Kadınları baştan çıkaracak kokular arasında olan yasemin aynı zamanda kadınlara cesaret veren bir koku. Yeteri kadar çaba göstermeye hazır ve duyarlı bir erkekseniz yasemin kokusunu mutlaka denemelisiniz. Örnek: Yves Saint Laurent Jazz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrodizyak Etkili Macunlar</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MACUN 1</span><br />
<br />
Bal<br />
Muz Kabuğu Kurusu Tozu<br />
Çörek Otu<br />
Sarımsak<br />
Hurma<br />
<br />
Karıştırıp macun yapılır sabah akşam bir yemek kaşığı alınır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MACUN 2</span><br />
<br />
Sarımsak<br />
Hurma<br />
<br />
Karıştırıp macun yapılır sabah akşam bir yemek kaşığı alınır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MACUN 3</span><br />
<br />
Bal<br />
Muz Kabuğu Kurusu Tozu<br />
Çörek Otu<br />
Karabiber<br />
<br />
Karıştırıp macun yapılır sabah akşam bir yemek kaşığı alınır.<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Menopoz ve Andropoz Nedir?]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=18260</link>
			<pubDate>Thu, 20 Oct 2022 13:44:52 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=18260</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz ve Andropoz Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz Nedir?</span></span><br />
<br />
Menopoz, kadınların adet döngülerinin bitişine işaret eden biyolojik ve doğal bir süreçtir. Bu süreç genel olarak, kadınların 12 normal adet döneminde hiç adet görmemesi ile teşhis edilmektedir. Üreme ve adet görme döneminden menopoza geçilen dönem ise “menopoz esnasında” anlamına gelen perimenopoz olarak isimlendirilir. Menopoz yaşı normal şartlarda 40 ila 50'li yaş gruplarında olurken, bazı durumlarda perimenopoza bağlı olarak adet düzensizliği 30’lu yaşlardan başlayarak da ortaya çıkabilmektedir. Ancak bu durum, erken menopozun her zaman gerçekleşebileceği anlamına gelmemektedir.<br />
<br />
Perimenopoz süresi boyunca kişinin vücudundaki östrojen düzeyi, yani kadınlık hormonu düzeyi düzensiz bir biçimde yükselip azalmaya başlar. Buna bağlı bir biçimde menopoz dönemi boyunca kişide ortaya çıkabilecek sıcak basması, vajinal kuruluk ve enerji düşüklüğü gibi fiziksel belirtilerin yanı sıra, duygusal durumu etkileyen belirtiler sebebiyle de uyku düzeni bozulabilir. Bu belirtilerin hafifletilmesi ve giderilmesi amacıyla hormon tedavisinden hayat tarzı değişimine kadar birçok tedavi yöntemi bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz Dönemleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Dünya Sağlık Örgütü'nün yapmış olduğu sınıflandırmaya göre menopoz üç döneme ayrılır:<br />
<br />
Premenopoz: İlk semptomların görüldüğü dönemden menopoza kadar olan zamanı kapsar. Yumurtalıklarda folikül aktivitesi yavaşlayıp adetler düzensizleşir. Bu süreç 1-2 aydan 1-2 yıla kadar sürebilmektedir.<br />
<br />
Menopoz: En son âdet kanamasının görüldüğü dönemdir.<br />
<br />
Postmenopoz: Menopozdan yaşlılık dönemine kadar olan 6 ila 8 senelik süreyi kapsar. Bir kadının postmenopoz olabilmesi için 12 ay boyunca adet görmüyor olması gerekmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz Çeşitleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Menopoz oluşum biçimine göre de sınıflandırılmaktadır:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doğal Menopoz</span></span> <br />
<br />
Menopozun bilindiği üzere gerçekleşmesidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erken Menopoz</span></span> <br />
<br />
Erken menopoz, menopozun 45 yaşından önce meydana gelmesi durumudur. Erken menopoz nedenleri genel olarak şu şekilde sıralanabilir;<br />
<br />
    Nedeni belirsiz durumlar,<br />
<br />
    Otoimmün hastalıklar,<br />
<br />
    Radyoterapi,<br />
<br />
    Kemoterapi,<br />
<br />
    Enfeksiyonlar,<br />
<br />
    Çevresel nedenler,<br />
<br />
    Kürtaj ve düşükler, <br />
<br />
Sık gebelik,<br />
<br />
    Aşırı şişmanlık,<br />
<br />
    Hipotiroidizm. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erken Menopoz Belirtileri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Erken yaşta menopoz görülmesi sıkça karşılaşılan bir durumdur. Erken menopoz belirtileri ise;<br />
<br />
    Ateş,<br />
<br />
    Uyku problemleri,<br />
<br />
    Depresyon,<br />
<br />
    Sıcak basması,<br />
<br />
    Gergin olma ve çok kolay sinirlenme,<br />
<br />
    Cinsel fonksiyon bozukluğu,<br />
<br />
    Saç dökülmesi,<br />
<br />
    Duygu ve durum bozuklukları,<br />
<br />
    Aşırı kilo alımı,<br />
<br />
    Kemik erimesi,<br />
<br />
    Bilişsel fonksiyonlarda düşüş olarak sıralanabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cerrahi Menopoz </span></span><br />
<br />
Bazı cerrahi müdahaleler zamanından önce menopoza girmeye sebebiyet verebilmektedir. Adet gören bir kadının yumurtalıkları ameliyat ya da cerrahi bir işlem sonucunda alınırsa, adet kesilir ve menopoz oluşur. Ayrıca radyasyon tedavileri ve kemoterapi gibi kanser tedavileri de menopoza sebep olabilmektedir.  Ancak kanser kemoterapileri sırasında görülen yumurtalıkta işlev kaybı geri dönüşümlüdür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz Nedenleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Sıkça sorulan ‘’Menopoz neden olur?’’ sorusuna cevap olarak, sürecin gelişimine neden olan birkaç sebep verilebilir. Bunlardan en sık görüleni, yaşa bağlı olarak üreme hormonlarındaki doğal azalmadır. Bu nedenle, özellikle de kadınlar arasında menopoz yaşı çok merak edilmektedir. Kişiler 30'lu yaşların bitişine doğru yaklaştığında yumurtalıklar menstrüasyonu (âdeti) düzenleyen östrojen ve progesteron hormanlarını daha az miktarda üretmeye başlar. Bu da doğurganlığın azalmasına sebep olmaktadır.<br />
<br />
40’lı yaşlardan başlayarak, ortalama 51 yaşına kadar adet dönemlerinde sürenin azalma uzama ya da dönemin daha hafif, daha ağır veya hiç yaşanmama gibi değişiklikler gözlemlenebilmektedir. Bu dönem, yumurtalıkların yumurta üretimini tamamen durdurup adet dönemine girmemeye kadar uzanan doğal bir süreçtir. <br />
<br />
Kişinin rahminin alındığı fakat yumurtalıklarının alınmadığı bir histerektomi işlemi çoğunlukla hemen menopoza sebep olmaz. Kişi artık adet görmüyor olsa bile, yumurtalıkları hala yumurta ile östrojen ve progesteron hormonu üretir. Fakat hem rahmin hem de yumurtalıkların çıkarıldığı total histerektomi gibi cerrahi uygulamalar hemen menopoza sebep olabilir. Böylelikle kişinin adet dönemleri anında durur. Normal koşullarda birkaç yıl içerisinde ortaya çıkabilecek hormonal değişimler aniden gerçekleştiği için şiddetli sıcak basmaları, ağrılar ve diğer menopoz semptomlarının ortaya çıkması muhtemeldir.<br />
<br />
Diğer yandan radyasyon tedavisi ve kemoterapi gibi kanser tedavileri, hem doğrudan menopoza sebebiyet verebilir hem de tedavi esnasında ya da hemen tedavi sonrasında sıcak basması gibi menopoz belirtilerinin ortaya çıkmasına davetiye hazırlayabilir. Kemoterapiden sonra gerçekleşen menstrüasyonun ve doğurganlığın durması durumu ise çoğu vakada kalıcı değildir. Ancak yine de doğum kontrol önlemlerinin alınması, önlem alma açısından gerekli olabilmektedir.<br />
<br />
Erken menopoz veya erken yumurtalık yetmezliği ise kadınların yaklaşık olarak %1’inde 40 yaşından önce ortaya çıkmaktadır. Genetik etkenlerden ya da otoimmün hastalıklardan kaynaklanan nedenlerden dolayı kişinin yumurtalıkları yeterli seviyede üreme hormonu üretemediğinde erken menopoz durumu ortaya çıkabilmektedir. Fakat birçok vakada buna neden olacak olabilecek hiçbir durum bulunmamaktadır. Bu durumun meydana geldiği vakalarda beyin, kalp ve kemiklerin sağlığı ve yapısını korumak amacıyla doktorlar tarafından en azından doğal menopoz yaşına kadar süren bir hormon tedavisi önerilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz Belirtileri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Menopoz belirtileri ve bulguları her kadında, menstrüasyon düzenindeki değişimler de dâhil olmak üzere, farklılık göstermektedir. Düzenli üreme ve adet döneminden menopoz dönemine kadar olan perimenopoz sürecinin oluşumunu sağlayan aylar ya da yıllarda kişi, başta düzensiz adet dönemleri olmak üzere; <br />
<br />
    Cilt kuruluğu,<br />
<br />
    Gece terlemeleri,<br />
<br />
    Kilo artışı,<br />
<br />
    Yavaşlayan metabolizma,<br />
<br />
    Memede dolgunluk kaybı,<br />
<br />
    Ruh halinde ani değişimler,<br />
<br />
    Saç tellerinin incelmesi,<br />
<br />
    Sıcak basmalar,<br />
<br />
    Üşüme,<br />
<br />
    Uyku problemleri,<br />
<br />
    Vajinal kuruluk gibi çeşitli belirti ve bulgulardan muzdarip olabilir. <br />
<br />
Perimenopoz esnasında adet döneminde atlama olması, sık görülen ve beklenen bir durumdur. Çoğunlukla adet dönemleri bir ay atlar ve sonraki dönemde tekrardan başlar veya birkaç ayı atlayıp birkaç ay boyunca tekrardan aylık döngüler başlatır. Ayrıca adet dönemi daha kısa döngüler biçiminde gerçekleşme eğilimindedir. Bu sebeple daha sık tekrarlayabilmektedir. <br />
<br />
Fakat düzensiz dönemlere rağmen gebelik gelişimi mümkündür. Bu nedenle de bir adet dönemini atlayan, fakat menopoz geçişine başlayıp başlamadığından emin olamayan kadınların hamilelik testi yaptırması önerilmektedir. Menopoz sürecinin sonrasında vajinada hala kanama varsa, bu durumda mutlaka bir doktora başvurulmalıdır. Zira erken kontrol ve buna bağlı olarak gerçekleşen erken teşhis, tedavi sürecine çok büyük katkı sağlar. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz ile Ortaya Çıkabilecek Komplikasyonlar Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Menopoz döneminden sonra kişilerin bazı tıbbi durumlarla karşılaşma riskinde artış gözlemlenmektedir. Bu tıbbi durumlar arasında öncelikle kardiyovasküler hastalıklar, yani kalp ve dolaşım sistemi sorunları görülmektedir. Kalp hastalıkları, kadınlarda da erkeklerde olduğu gibi en önde gelen ölüm sebepleri arasında bulunmaktadır. Bundan dolayı düzenli egzersiz yapma, sağlıklı beslenme ve sağlıklı kiloyu korumak kişinin sağlığı için önemlidir. <br />
<br />
Ayrıca kişiler bu durumdan doğabilecek yüksek kolesterolü ya da tansiyonu kontrol altında tutulması için yapılması gereken şeyleri öğrenmek üzere bir doktora başvurmalıdır. Böylece ortaya çıkabilecek komplikasyonlar en aza indirgenmiş olur.<br />
<br />
Osteoporoz, kişide kemiklerin kırılgan ve zayıf olmasına sebebiyet veren kırık riskinin artmasına sebep olmaktadır. Kişiler menopoz döneminden sonraki ilk birkaç sene içerisinde, kemik yoğunluğunu hızlı bir biçimde kaybederek yüksek osteoporoz riski ile karşı karşıya kalır. Bu süreç içerisinde kadınlar özellikle bilek, kalça ve omurga üzerinde meydana gelebilecek kırıklara karşı hassas hale gelirler.<br />
<br />
Ayrıca perimenopoz süreci esnasında ve menopozdan sonra metabolizma yavaşladığı için kişilerde kilo alma durumları görülebilir. Kişi mevcut ağırlığını korumak için daha az yemek yeme ve daha fazla egzersiz yapma ihtiyacı duyabilmektedir.<br />
<br />
Diğer yandan vajina ve üretra dokularındaki elastikliğin yitirilmesi neticesinde ise bahsi geçen kişinin; <br />
<br />
    İdrar yolu enfeksiyonları,<br />
<br />
    Sık, ani ve güçlü idrara çıkma dürtüsü,<br />
<br />
    İstem dışı idrar kaçırma,<br />
<br />
    Öksürme, gülme ya da ağırlık kaldırma sebebiyle idrar kaçırma gibi sorunlar yaşaması olasıdır.<br />
<br />
Bireyin Kegel egzersizleri ile pelvik kaslarını güçlendirmesi ve topikal vajinal östrojen tedavisi alması, bu şikâyetleri hafifletmeye yardımcı olabilir. Buna ek olarak doktor kontrolünde gerçekleşecek ve sürdürülecek bir hormon tedavisi, aynı zamanda idrar tutamama ve menopozal idrar yolu ile sonuçlanabilen vajinal değişimler için etkili bir tedavi yöntemi olabilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz Cinsel Hayatı Etkiler mi?</span></span><br />
<br />
Menopozda cinsellik, merak edilen diğer bir konudur. Vajinada azalan nem ve elastikiyet kaybından kaynaklanan vajinal kuruluk, cinsel ilişki esnasında ağrılara, yaralanmalara ve hafif kanamalara sebebiyet verebilmektedir. Ayrıca, duyu azalması bireyin cinsel isteğini azaltabilir. Bu durumlarda kullanılacak su bazlı vajinal nemlendirici ya da kayganlaştırıcılar kişiye cinsel ilişki esnasında yardımcı olabilir. Eğer vajinal kayganlaştırıcıların kullanımı yeterli sonuçları sağlamazsa, yine doktor önerisinin ardından vajinal krem, tablet ya da halka şeklinde bulunan bölgesel vajinal östrojen tedavisi pozitif sonuçlar verebilmektedir. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz Tanı Yöntemleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Menopozu teşhis etmek için normal koşullar içerisinde testlere gerek yoktur. Menopoz belirti ve bulgularının ortaya çıkması çoğunlukla menopoz geçişine, yani perimenopoza başlangıç tanısının konulması için yeterli olmaktadır. Düzensiz adet dönemleri ya da sıcak basması gibi belirtilere ilişkin endişeleri olan kişiler doktorlarına başvurmalıdır. Bazı durumlarda ise daha ileri tanı konulması gerekli olabilir. Bu tür durumlarda ilgili hekim, çeşitli hormonların düzeylerini kontrol etmek için kan testi önerebilmektedir. <br />
<br />
Bu testlerin içerisinde FSH yani folikül uyarıcı hormon ve östrojen yani estradiol testleri yer almaktadır. Menopoz ortaya çıktıkça kişinin FSH düzeylerinde artış gözlemlenirken, östradiol düzeylerinde azalma gözlemlenir. Tiroit uyarıcı hormon testi ise hipotiroidizmin yani yetersiz tiroidin menopozdakiler ile benzer belirtilere sebep olup olmadığının saptanması için kullanılabilir. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz Tedavi Yöntemleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Menopoz herhangi bir tıbbi tedavi gerektirmez. Tıbbi tedaviden ziyade menopoz tedavisi, kişiye rahatsızlık verebilecek olan belirti ve bulguları hafifletmeye ve yaşlanma ile meydana gelebilecek kronik durumların önüne geçmeye ya da yönetmeye odaklanır. <br />
<br />
Menopoz semptomlarını yönetmek için kullanılacak tedaviler içerisinde öncelikle hormon tedavisi bulunmaktadır. Östrojen tedavisi, menopozda ile kişide ortaya çıkan sıcak basmalarını gidermek için en etkili tedavi yöntemidir. Ayrıca östrojen kemik kaybını önlemeye yardımcı olmaktadır. Doktor kişinin bireysel ve ailevi tıbbi geçmişine bağlı bir şekilde belirtilerin giderilmesi için gerekli en kısa süre boyunca en düşük dozda olan östrojen tedavisini önerebilir.<br />
<br />
Rahmi alınmayan kişilerin östrojene ek olarak denge sağlamak amacıyla progestine ihtiyacı olmaktadır. Uzun süreli hormon tedavisi gören kişilerde bazı kardiyovasküler ve meme kanseri riskleri artmaktadır. Fakat menopoz dönemi süresince hormon kullanımı bazı vakalarda tedaviye önemli katkılar sağlamıştır. Risklerin en aza indirilmesi için bu tür bir tedaviye başlamadan önce mutlaka doktor tarafından görüş ve tavsiye alınması gerekmektedir.<br />
<br />
Vajinal kuruluğu gidermek için ise vajinal östrojenden yararlanmak mümkündür. Bu tedavi tekniğinde östrojen vajinal krem, tablet ya da halka kullanılarak doğrudan vajinaya iletilebilir. Bu tedavi, vajinal dokular tarafından emilen az miktarda östrojeni vücuda sağlar ve vajinal kuruluk problemi gibi cinsel ilişkiyi olumsuz etkileyebilecek sorunları veya bazı idrar sorunu belirtilerini hafifletmeye yardımcı olabilir.<br />
<br />
SSRI olarak isimlendirilen seçici serotonin geri alım inhibitörü ilaç sınıfında bulunan bazı antidepresanlar az miktarda kullanıldıkları takdirde, menopozun sebep olduğu sıcak basmalarını azaltmaya yardımcı olabilmektedir. Diğer sağlık durumları sebepleriyle östrojen alamayan ya da herhangi bir duygudurum bozukluğu için antidepresan kullanmak zorunda olan kişilerde sıcak basmalarının doğru bir şekilde yönetilmesi için hekim önerisi ile düşük dozlu bir antidepresan alımı yararlı olabilmektedir. <br />
<br />
Normal koşullarda nöbet geçirme vakalarında kullanılan ilaçların aynı zamanda sıcak basmalarını azaltmaya yardımcı olduğu da gözlemlenmiştir. Bununla birlikte, östrojen tedavisini alamayan kadınlarda veya gece sıcak basması sorunu yaşayan bireylerde yarar sağlayabilmektedir. Tipik olarak yüksek tansiyonu tedavi etmek amacıyla kullanılan ilaçlar sıcak basmalarına karşı bireye biraz rahatlama sağlayabilmektedir.<br />
<br />
Doktorlar osteoporozun önüne geçmek ya da tedavi etmek amacıyla kişinin bireysel sağlık durumunun gerektirdiği ihtiyaçlara bağlı kalarak çeşitli ilaçları tavsiye edebilmektedir. Kemik kaybı ve kırık riskini en aza indirgemeye yardımcı olan birkaç ilaca ek olarak kemikleri güçlendirmeye yardımcı olan D vitamini takviyelerinin kullanımı, ancak doktor önerisinden sonra mümkün olabilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopozun Belirtileri nelerdir?</span></span><br />
<br />
Sıcak basmaları, gece terlemeleri, ciltte kızarma, uykusuzluk, çarpıntı, konsantrasyon kaybı yaygın olarak görülen menopozun ilk belirtileridir. Menopozdaki tüm bu belirtilerin nedeni temel kadınlık hormonu olan östrojenin artık yumurtalıklar tarafından yapılmıyor olmasıdır. Azalan östrojen hormonu kadınlarda daha nadir olarak unutkanlık, baş ağrısı, sinirlilik, depresyon, cinsel isteksizlik, uyarılmada yetersizlik, vajinada kuruluk, ağrılı cinsel ilişki, sık idrara çıkma, kilo almaya yatkınlık, eklem ağrıları gibi belirtilere yol açabilmektedir. Östrojen azlığının uzun dönemdeki etkileri boy kaybı, ciltte incelme, meme dokusu kaybı, kolesterol düzeyinde değişiklikler, kalp hastalığı riski, kemik erimesi (osteoporoz),kemik kırığı artışı gibi yaşam kalitesini olumsuz etkileyen sonuçlardır.<br />
<br />
Menopozun cinsel organlar üzerindeki etkileri en belirgin hissedilen değişikliklerdir. Menopozun ilerleyen dönemlerinde vajinada atrofi adı verilen incelme elastikiyet kaybı meydana gelmektedir. Giderek artan bu durumun nedeni östrojen hormonunun çok düşük olmasıdır. Bu dönemde vajina mukozası kollajen ve yağ dokusunu yitirir ve sıvı tutma yeteneğini kaybeder. Bunun sonucu olarak vajina duvarındaki esnemeyi sağlayan rugalar düzleşir. İncelen mukoza küçük bir travma ile zedelenebilir hale gelmektedir. Bu durum ağrılı cinsel ilişkiye yol açabilmektedir. İleri yaşlılık dönemlerinde vajinadaki atrofi nedeniyle giderek daha az cinsel ilişkiye girme sonucu vajinada darlık gelişmektedir.<br />
<br />
Östrojen azalması vajinada koruyucu vasıfta olan laktobasillerin azalmasına sebep olmakta ve bu durum asidik (normalde pH:5 ) olması gereken vajina ortamının alkalen hale gelmesine yol açmaktadır. Alkalen vajina ortamında fırsatçı mikroplar vajinada kolayca yerleşerek vajinit oluşmaktadır. Bu enfeksiyonlar idrar yollarına da kolayca yayılabilmektedir.<br />
<br />
Vajina atrofisi sonucu cinsel ilişki sırasında ağrı, yanma ve kanama, vajinit, kaşıntı, vajinada darlık oluşabilmektedir. İdrar kanalı (üretra) ve mesane mukozasında da incelme oluşmakta ve bu yüzden idrar yanması, ani idrar hissi (urge inkontinans) ile birlikte idrar kaçırması ve sık idrar yapma hissi gibi yakınmalar oluşabilmektedir.<br />
<br />
Yine ilerleyen menopoz dönemlerinde cinsel organları yerinde tutan bağlarda da incelme oluşmakta ve yapısal yatkınlık durumlarında rahimde ve vajinada sarkmalar hızlanabilmektedir.<br />
<br />
Vaginada atrofi belirtileri olan kadınlarda vajina içine (lokal) düşük dozlu östrojen hormonu içeren ilaçlar bu sorunu büyük ölçüde ortadan kaldırabilmektedir. Bu ilaçların kullanım süresi 1 yılı geçince genel kontrollerin yapılması gerekmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopozda Cinsellik</span></span><br />
<br />
Cinselliğin menopoz dahil her yaşta sağlık belirtisi olduğu kabul edilmektedir. Cinsellik yaşam boyu devam etmekte, ancak zamanla fizyolojik farklılıklar oluşmaktadır.  Yaşlandıkça diğer tüm bedensel işlevlerde olduğu gibi cinsel işlevlerde doğal değişiklikler meydana gelmektedir. Menopozdan sonra kadınlarda cinsel açıdan uyarılma ve ıslanmada gecikme veya azalma, orgazma ulaşma süresinde uzama veya şiddetinde azalma olabilmektedir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte, erkeklerin cinsel açıdan uyarılmaları için gereken süre uzamaktadır.<br />
<br />
Kadınlar yaşlanırken özellikle menopoz döneminde cinselliğinin bittiğini düşünebilmektedirler. Aksine, menopoz  hamile kalma tehdidi ortadan kalktığı için kadın açısından cinsel özgürlüğün başladığı bir dönemdir.<br />
<br />
Cinsel yaşam odaklı bir yaşlanma süreci hem erkekler hem kadınlar için yaşlanmayı sağlıklı hale getirmektedir. Yaşlanma ile oluşan doğal farklılıklar nedeniyle cinsel birleşme dışında cinsel haz ve doyum sağlayan birçok cinsel eylem çiftler tarafından uygulanmalıdır. Dokunarak cinsel açıdan uyarılma ve dokunmanın yarattığı cinsel hazza odaklanma sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam için  çiftlerin uygulayabileceği etkili yöntemlerdir.<br />
<br />
Bu nedenle hem kadınlar hem erkekler bedenlerindeki yaşa bağlı fizyolojik değişikliklerini bilerek, doyumlu bir cinselliği yaşam boyu sürdürmenin yollarını aramalıdırlar. Doyumlu bir cinsel yaşamın bedensel ve ruhsal sağlığa da olumlu katkı sağlayacağı bilinmelidir. Her yaşta ve her zaman karşı cinse sevgi, cinsel arzu duyulmaktadır. Yaşam devam ettiği sürece cinselliğin hiçbir zaman bir sonu yoktur.<br />
<br />
Menopozda Kemik Erimesi (Osteoporoz) riski artar<br />
<br />
Menopozla birlikte kemik kütlesinde hızlı bir erime oluşmaktadır. İlerleyen menopoz dönemlerinde zayıflamış kemiklerde kırık riski artmaktadır. En sık kırıklar bel omurlarında (çökme kırığı şeklinde) ve kalçada (femur kemiği boynunda) görülmektedir.  Östrojenin azalması kemik erimesi sürecini hızlandırmaktadır. Erken menopoza giren (40 yaşından önce menopoz durumu),steroid hormonu kullanan, ailede ve geçmişinde kemik kırığı öyküsü olan, vücut ağırlığı 57’nin altında olan, sigara kullanan ve yetersiz D vitamini- kalsiyum alan kadınlar kemik erimesi için daha fazla risk altındadırlar. İnsanlar hayatlarında en yüksek kemik kütlesine 20’li yaşlarda ulaşmaktadır. 50’li yaşlardan itibaren herkeste kemik kaybı hızla artmaktadır. Kadında ve erkekte görülen bu durumun nedeni cinsiyet hormonlarındaki azalmadır. Kadınlar erkeklere göre kemik erimesi sorunuyla daha fazla karşılaşmaktadırlar. Başlangıçta düşük kemik kütlesine sahip kadınlar menopozdaki hızlı kemik kaybından daha fazla etkilenirler. O yüzden menopoza geçiş döneminde her kadına ‘kemik mineral dansitometrisi’ yapılarak kişideki kemik erimesi risk boyutu değerlendirilmelidir.<br />
<br />
Kadınlarda kemik erimesi hiçbir şikayete yol açmayacağı gibi ağrı, boyda kısalma veya kemik kırıklarıyla kendini belli edebilir. Teşhis ‘kemik mineral yoğunluğunun ölçümü’ ile kesin olarak konabilmektedir. Tedavide günde 1-1.5 gr kalsiyum ve 800Ü D vitamini ağız yoluyla alınması gerekmektedir. Kişinin yaşam tarzına ilişkin alabileceği tedbirler; yeterince güneşlenmek, yeterince balık, süt ve süt ürünlerini tüketmek, sigara kullanmamak, düzenli yürüyüş ve yüzme egzersizleri yapmak sayılabilir. Ciddi düzeyde olan kemik erimesi durumları (T skoru &gt;-2.5) veya kırık yaşamış olanlarda kemik kütlesini artırıcı ilaçlar doktorun belirleyeceği planda uygulanabilir.<br />
<br />
Menopozda Damar Hastalıkları ve Kan Pıhtılaşması daha sık görülür<br />
<br />
Menopozun getirdiği beden değişiklikleri içinde yaşamsal kötü sonuçları olan en yaygın hastalık, kalp damar hastalıklarıdır. Gerek kolesterol düzeylerindeki artış, gerek damar elastikiyetindeki bozulma, gerekse pıhtılaşmaya eğilim nedeniyle kalp ve beyin damarlarında oluşan daralma ve tıkanmalar menopozun hızlandırdığı önde gelen ölüm nedenleridir. Östrojen hormonu 50 yaşından önce kadını kalp hastalıklarından korumaktadır. 60 yaşından sonra kadınlar ile erkeklerin kalp damar hastalığına yakalanma riskleri eşitlenmektedir.<br />
<br />
Ailede erken kalp krizi veya inme hikayesi olan, sigara içen, insülin direnci olan, kolestrol yüksekliği olan kişilerde damar tıkanıklığı ve kan pıhtılaşması sorunları daha fazla görülmektedir. 60 yaş üstündeki kadınlarda hormon kullanmanın bu riskleri artırdığı son yıllarda yapılan çalışmalarla ortaya konulmuştur. O yüzden menopozu takip eden yıllarda damar hastalıklarının öngörüsü ve önleyici tedbirlerin alınması için düzenli sağlık kontrollerinin yapılması gerekmektedir.<br />
<br />
Menopozda Meme kanseri görülme sıklığı artar<br />
<br />
Menopozu takip eden yıllarda kadınların en korkulan hastalığı meme kanseridir. Günümüzde meme kanserinin erken teşhisi ve tedavisinde büyük yol alınmasına rağmen halen kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. 65 yaşından sonra görülme sıklığı artmaktadır. 50’li yaşlarda on yıldan uzun süre hormon kullanımı, şişmanlık, radyasyona maruz kalmak, meme kanseri riskini artırmaktadır. En fazla risk artışı ailede (kız kardeş, anne, teyze) iki veya daha fazla kişide meme kanseri olmasıdır. Yine ailesel meme ve yumurtalık kanserine yol açan BRCA gen mutasyonu varlığı da risk oluşturmaktadır. Ancak meme kanseri olan kadınların %85’inde bir risk faktörü bulunamamış olmasına dikkat edilmelidir. Bu yüzden her kadın meme kanseri riski taşıdığını bilmelidir. Kadının kendisinin ve hekimin yapacağı periyodik meme muayeneleri ve mamografi ve meme ultrasonu gerekirse meme MR tetkiki yoluyla erken meme kanseri teşhisi yapılabilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopozda yapılması gereken sağlık kontrolleri nelerdir?</span></span><br />
<br />
Menopozda düzenli yapılması gereken sağlık kontrolleri ve testler vardır. Bunlar:<br />
<br />
    Menopoza geçiş dönemi olan 45-55 yaşları arasında düzenli jinekolojik muayeneler yapılmalıdır. Bu muayenelerde smear alınması (servikal sitoloji) ve vajinal yolla ultrason yapılması gerekmektedir. Ultrasonda menopoz sonrası dönemdeki kadınlarda rahim iç zarı (endometrium) kalınlığının 5 mm’nin altında, yumurtalıkların boyutunun normalden küçük (1-2 cm boyutlarında) olmasına bakılmalıdır. Bu incelemenin menopozun ilk beş yılında 6 ayda bir, sonra yılda bir yapılması önerilmektedir.<br />
<br />
    Kan sayımı, açlık kan şekeri, açlık insülin düzeyi, şeker yükleme testi,  kolesterol ve trigliserit düzeyleri, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, tiroid hormon testleri ve idrar tetkiki kadının taşıdığı risk faktörlerine göre belirli arlıklarla yapılmalıdır.<br />
<br />
    Kan basıncı ölçümü ve kalp hastalığı riskleri için düzenli kardiyolojik sağlık kontrolleri yapılmalıdır.<br />
<br />
    Kemik erimesinin varlığını araştırmak için menopozun başlangıcında bir kez ve daha sonraki yıllarda riskli kişilerde yılda bir, risk yoksa 3 yılda bir kemik mineral dansitometrisi yapılmalıdır.<br />
<br />
    Düzenli meme muayenesi kadının kendisi tarafından ve hekim tarafından 6 ayda bir yapılmalıdır. İlave risk faktörü (ailede meme kanseri öyküsü) yok ise yılda bir mamografi ve meme ultrasonu menopoz sonrası dönemlerde yapılması gerekmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopozun Tedavisi</span></span><br />
<br />
Günümüzden on yıl öncesine kadar menopoz tedavisinde azalan hormonların yerine konmasının yararlı sonuçlarına inanılmakta ve sıkça kullanılmakta idi. Ancak 2002 yılında sonuçlanan WHI çalışması menopoz sonrası verilen östrojen hormonunun kalp damar hastalıklarını önlemediği veya geciktirmediği, dahası, koruma yapmamasının ötesinde kalp damar hastalık riskinde hafif bir artışa yola açtığı gösterilmiştir. Hormon tedavisi ile inme ve venöz tromboembolizm (atardamar ve toplar damarlarda pıhtı oluşumu ve pıhtı atması) gibi ölümcül seyredebilen sorunlarda risk artışı saptanmıştır. Östrojen ve progesteron hormonlarının beş yıldan uzun kullanımı ile meme kanserinde mevcut risklerde artış olabileceği bu çalışmada ortaya konulmuştur. Bu bilgilerin ardından menopozda hormon kullanımı sadece belli durumlarla ve belli sürelerle kısıtlanmıştır.<br />
<br />
Menopozun neden olduğu şiddetli sıcak basması, vajina atrofisi dışında günümüzde hormon tedavisinin kullanım alanı yoktur. Bu sorunlar için alternatif tedavilerin olduğu da bilinmelidir. Sıcak basmasının varlığında östrojen hormonu içeren ilaçlar yararları ve riskleri karşılaştırılarak, mümkün olan en kısa süre boyunca ve en düşük dozda cilt yoluyla veya ağızdan verilebilmektedir. Vajina atrofisi için düşük dozlu östrojen hormonu içeren ilaçlar vajina içine uygulanarak sınırlı sürelerde kullanılabilmektedir. Hormon tedavisinin menopoza girilen ilk yıllarda (sadece ilk beş yılda) ve en fazla beş yıl süreyle olmak üzere kullanımı şu anki bilgiler ışığında güvenli gibi görülmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kadınların Düzenli Yaptırması Gereken Jinekolojik Muayene ve Testler nelerdir?</span></span><br />
<br />
Teknoloji her alanda olduğu gibi tıp alanında da günlük hayatımıza giderek daha fazla giriyor.  Ultrason teknolojisi de hızla gelişiyor, daha kaliteli yeni cihazlar üretiliyor. Ultrasonun sağlık alanında kullanımı giderek yaygınlaşıyor. Günümüzde ultrasonun kullanılmadığı jinekolojik muayeneden ve gebelik takibinden bahsetmek mümkün değil. Ultrason tecrübeli ve bilgili bir kullanıcının elinde en iyi teşhis imkanını sunabiliyor.<br />
<br />
Ultrason kullanmadan yapılan jinekolojik muayene son derece yetersiz ve eksik kalmaktadır. Ülkemizde kamu hastanelerinin çoğunda, özel sağlık kurumlarının tümünde kadın doğum kliniklerinde rutin olarak ultrason kullanılmaktadır. Ancak cihaz kalitesi ve kullanıcı deneyimlerinin standardı yoktur. Bu yüzden yeni teknolojiyi ve güncel bilgiyi yakından takip eden sağlık kurumlarında hizmetin kalitesi daha yüksektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Jinekolojik muayene hangi sıklıkta yapılmalı?</span></span><br />
<br />
Kadınların herhangi bir şikayetleri olmasa da yılda bir kez düzenli olarak ultrason eşliğinde jinekolojik muayene olmaları gereklidir. Deneyimli ultrason kullanıcısı tarafından, yüksek çözünürlükte ultrason eşliğinde yapılan muayenede rahmin ve yumurtalıkların iç yapısı ve fonksiyonları değerlendirilmelidir. Adet düzensizliği olan ve ailede jinekolojik kanser öyküsü olan kadınların, doktorlarının önerdiği sıklıklarda muayene olmaları gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Smear testi ve HPV testi ne zaman yapılmalı?</span></span><br />
<br />
Smear testi, rahim ağzına fırça ile yapılan sürüntüde yüzey hücrelerinin mikroskop altında incelenmesi testidir. Bu testin yapılmasındaki esas amaç rahim ağzı kanserinin erken saptanmasıdır. Smear testinin 21 yaşından önce yapılması gereksizdir. Smear testi 21-29 yaşlarında 3 yılda bir yapılmalıdır. 30 yaşından sonra her kadının en az bir defa Smear testi ile birlikte HPV testini yaptırması gerekmektedir. Smear testi normal ve HPV testi negatif olan kadınlar daha sonraki rahim ağzı kontrollerini 5 yılda bir yaptırmaları yeterlidir. HPV testinin smear gibi 21 yaş öncesinde yapılması gereksizdir. 21-29 yaşları arasında, sadece smear testi normal olmayan kadınlarda yüksek riskli (tip 16,18) HPV varlığını araştırmak için HPV testi yapılması gerekebilir.<br />
<br />
30 yaşından sonra rahim ağzında yüksek riskli (Tip16, 18) HPV testi pozitif olan kadınlar ise takiplerini her yıl yaptırmaya devam etmelidir. Bu kadınlar, bu alanda deneyimli bir hekimin kontrolü altında smear testi, kolposkopi ve HPV testi takiplerini ve tedavilerini yaptırmaları gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HPV aşısı ne zaman ve nasıl yapılır?</span></span><br />
<br />
HPV aşılarının ideal olarak hem kadında hem erkekte cinsel aktivitenin henüz başlamadığı 11-12 yaşlarında yapılması gerekmektedir. HPV aşılarının kadında 26'dan sonra erkekte 21'den sonra uygulanması yeterli yarar sağlamamaktadır. 45 yaşından sonra aşıların uygulanması gereksiz kabul edilmektedir.<br />
<br />
Günümüzde iki çeşit yüksek riskli HPV aşısı vardır. İkili aşı (Tip 16, 18’e etkili) Cervarix ve siğillere de etkili dörtlü aşı (Tip16, 18 ve Tip 6,11) Gardasil adı ile piyasada bulunmaktadır. Her iki aşı da rahim ağzı kanseri için önleyici etkiye sahiptir. Yakın zamanda piyasaya verilmesi beklenen dokuzlu aşı (kanserojen HPV Tip 16, 18, 45, 31, 33, 52, 58 ve Tip 6,11’e etkili) rahim ağzı kanserine karşı korunmada daha büyük katkı sağlayacaktır. Tüm HPV aşıları koldan kas içine 3 ayrı doz olarak yapılmaktadır. Gardasil aşı, ilk dozdan sonra 2. ve 6.ayda tekrar dozları, Cervarix aşı da ise ilk dozdan sonra 2. ve 6. ayda tekrar dozlarının yapılması gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meme kanseri erken teşhisi için mamografi ne zaman yapılmalı?</span></span><br />
<br />
Her kadın meme kanseri riski taşımaktadır. Ailesinde (kız kardeşi, anne ve teyzesinde) meme kanseri olan kişilerde meme kanseri için risk artmıştır. Ailede iki veya daha fazla kişide meme kanseri varsa risk 10 kat artmaktadır. Menopozda on yıldan uzun süre hormon kullanımı, şişmanlık, radyasyona maruz kalmak da meme kanseri riskini artırmaktadır. Meme kanseri en sık 60-69 yaşlarında görülür. Meme kanseri erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı daha yüksektir.<br />
<br />
Ailesinde meme kanseri olan kadınların meme incelemesine (muayene, mamografi ve meme ultrasonu),kanserin görüldüğü yaştan 10 yıl daha önce başlanmalıdır. Riskli olmayan grupta 40-49 yaş aralığında tarama için mamografi yapılmasına gerek olmadığı kabul edilmektedir. 50-59 yaş aralığında 2 yılda bir mamografi yapılması, 60-69 yaşlarında yılda bir tarama amaçlı mamografi ve meme ultrasonu yapılması önerilmektedir. 60 yaş öncesinde her yıl mamografi yapılmasından vazgeçilmesinin nedeni, gereksiz biyopsi, müdahale ve gereksiz stres yaratma gibi riskleridir. Kadının kendisinin ve hekimin yapacağı periyodik meme muayeneleri ilerlemiş meme kanserini ortaya koymakta yararlı olabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kemik erimesi taraması ne zaman yapılmalı?</span></span><br />
<br />
Kemik erimesinin varlığını araştırmak için menopozun başlangıcında bir kez ve menopozdan sonraki yıllarda 3 yılda bir ‘kemik mineral dansitometrisi’ (KMD) yapılması gerekir. Erken menopoz, kortizon hormonu kullanımı, ailede ve geçmişinde kemik kırığı öyküsü, minyon vücut yapısı (&lt; 57kg),  sigara kullanımı,  yetersiz D vitamini- kalsiyum alımı olan kadınlar kemik erimesi için daha fazla risk altındadırlar. Bu kişilerin kemik erimesi (osteoporoz) ve kırık riskini ortaya koymak için KMD testini kendilerini takip eden doktorlarının belirleyeceği sıklıkta yaptırmaları gerekir.<br />
<br />
Sağlıklı bir menopoz sonrası hayat için neler yapılabilir?<br />
<br />
    Bedensel etkinliği arttırmak için her gün veya en azından haftada birkaç gün en az 30 dakika orta düzeyde egzersiz yapılmalı.<br />
<br />
    Kafein, şeker, tuz ve alkol tüketiminin azaltılmalı veya engellenmeli.<br />
<br />
    Sigara içilmemeli.<br />
<br />
    Yağdan fakir, yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmeli, yeterli miktarda kalsiyum ve D vitamini içeren gıdalar tüketilmeli.<br />
<br />
    Düzenli ve yeterli uyku uyunmalı, uykusuz kalınmamalı.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Andropoz Nasıl Geçer?</span></span><br />
<br />
Andropoz, eğer yaşlanmaya bağlı bir durumdan kaynaklanıyorsa kendiliğinden geçmez ve zaman içerisinde belirti ve semptomları daha ağır hale gelebilir. Testosteron seviyelerinde düşme eğer farklı tıbbi nedenlerden kaynaklanıyorsa, altta yatan sorunların giderilmesi durumun ortadan kalkmasına yol açabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Andropoz Nasıl Tedavi Edilir?</span></span><br />
<br />
Birçok birey andropoz belirti ve semptomlarını durum kendisine ciddi zorluklara neden olmadıkça veya hayatını aksatmadığı sürece, muhtemelen tedavi olmaksızın yönetebilir. Andropoz semptomları için en yaygın tedavi türü düzenli egzersiz yapma, sağlıklı beslenme, stresi azaltma ve yeterli uyku düzenine sahip olma gibi daha sağlıklı yaşam tarzı seçimleri yapmaktır. <br />
<br />
Bu yaşam tarzı alışkanlıkları tüm bireylerin hayat kalitesinde yükselme ve fayda sağlayabilir. Andropoz semptomları yaşayan erkekler bu alışkanlıkları benimsedikten sonra genel sağlıklarında dramatik bir değişiklik gözlemleyebilir.<br />
<br />
Depresyon ve anksiyete gibi psikolojik durumlarda hekim kontrolünde yapılacak ilaç tedavisi, bilişsel davranış terapisi ve yaşam tarzı değişiklikleri etkili olabilir.<br />
<br />
Eğer tanı sürecinde yapılan kan testlerinin sonuçları, bireyde testosteron eksikliğini olduğunu gösteriyorsa, birey hormon sorunları konusunda uzman bir endokrinologa yönlendirilebilir.<br />
<br />
Uzman bu teşhisi doğrularsa, hormon eksikliğini düzeltmek ve bireyin belirtilerini hafifletmek için bireye testosteron yerine koyma tedavisi önerebilir. Testosteron yerine koyma tedavisi tabletler, bantlar, jeller, implantlar veya enjeksiyonlar şeklinde gerçekleştirilebilir.<br />
<br />
Andropoz İçin Yaşam Tarzı Değişiklikleri Ve Evde Bakım<br />
<br />
İlerleyen yaşla birlikte hemen herkesin testosteron seviyelerinde düşüş olması normaldir. Çoğu erkek için semptomlar tedavi olmaksızın yönetilebilir. Eğer belirtiler kişinin hayat kalitesini düşürüyorsa, hekime danışılmalıdır.<br />
<br />
Doktor durumun belirti ve semptomlarını yönetmeye veya tedavi etmenize yardımcı olacak öneriler sunabilir. Ancak sağlıklı yaşam önerileri andropoz için en önemli çözüm yollarından birisidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Andropoz Belirtileri</span></span><br />
<br />
Diğer pek çok hastalıkta olduğu gibi, andropoz belirtileri de kişiden kişiye farklılık gösterir. Ortaya çıkan belirtiler; fiziksel, cinsel ya da psikolojik olabilir. Yaş ilerledikçe belirtilerin şiddeti artabilir.<br />
<br />
Testosteron; cinsel dürtü ve fonksiyonların düzgün şekilde çalışması için oldukça önemlidir. Vücuttaki hormon seviyesi düştükçe, kişide ereksiyon problemleri görülebilir. Aynı zamanda, sperm sayısında da azalma gözlenir.<br />
<br />
Andropoz belirtileri ile beraber kişide birtakım duygusal problemler de yaşanabilir. Genel depresyon hali sıklıkla görülen bir durumdur. Hayattan keyif alamama, sürekli mutsuzluk ve sinirli ruh hali görülebilir. Testosteron seviyesinin düşmesine bağlı olarak zayıflayan ve azalan kas dokuları nedeniyle kişi kendini bitkin ve yorgun hisseder. Aynı zamanda, uyku düzeninde de birtakım problemler görülebilir.<br />
<br />
Testosteron seviyesinin azalmasına bağlı olarak ortaya çıkan belirtilerden biri de özellikle karın ve bel bölgesinden kilo alınmasıdır. Vücudun yağ tutmaya daha eğilimli hale gelmesi nedeniyle göğüs ve karın bölgesinde yağlanma görülebilir.<br />
<br />
Diğer sık görülen belirtiler ise şu şe şekildedir:<br />
<br />
<br />
•Cinsel isteksizlik ve iktidarsızlık<br />
<br />
•Erken boşalma<br />
<br />
•Testislerde küçülme<br />
<br />
•Kısırlık<br />
<br />
•Unutkanlık<br />
<br />
•Kilo alma<br />
<br />
•Özgüven kaybı<br />
<br />
•Vücut tüylerinde azalma<br />
<br />
•Kemik erimesi<br />
<br />
•Anemi<br />
<br />
•Anksiyete<br />
<br />
•Motivasyon kaybı<br />
<br />
Yukarıda sayılan belirtiler çoğu durumda erken yaşlarda çok yavaş ve fark edilmeyecek kadar hafif olsa da bazı özel durumlarda andropozun görülmesi beklenen yaş aralığından daha öncesinde de şiddetli belirtilerle karşılaşabilir. Bu erken belirtilere neden olan en yaygın faktör ise testis kanseri veya başka bir nedenden dolayı ameliyatla testislerin alınmasıdır. Bu duruma ek olarak, prostat kanseri hastaları testosteron seviyesini sınırlayıcı ve düşürücü bazı ilaçlar kullanırlar. Bu nedenle, bu ilaçları kullanan kişilerde, ileri yaşlarda beklenen andropoz belirtileri daha erken ortaya çıkabilir.<br />
<br />
Andropoz; her erkekte görülebilecek doğal bir süreçtir. Ancak, belirtilerin kişinin sosyal ve iş yaşamını sekteye uğratması çeşitli psikolojik sorunlara neden olabilir. Türü ve şiddeti kişiden kişiye değişen belirtiler, bazı durumlarda hayat kalitesini ciddi anlamda azalttığı için bu konuda psikolojik destek alınabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Andropoz Tedavisi</span></span><br />
<br />
Yaşam tarzında yapılacak bazı değişiklikler ve bazı hususlara dikkat edilmesi andropoz belirtilerinin daha geç yaşlarda ortaya çıkmasını sağlayabilir. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmek, hormon seviyesini daha uzun süreler boyunca istenilen seviyelerde tutacaktır. Özellikle sigara ve alkol tüketiminden kaçınmak, düzenli egzersiz yapmak ve sağlıklı beslenme düzenine sahip olmak belirtilerin daha geç ortaya çıkması ve daha hafif geçmesini sağlar.<br />
<br />
Hem andropoz sonucunda ortaya çıkan hem de kişinin sosyal yaşamında karşılaşabileceği sorunlarla şiddetlenen psikolojik problemlerin önüne geçmek için antidepresan kullanılabilir. Aynı zamanda, psikoterapi de andropoz belirtilerinin şiddetli görüldüğü kişiler için yararlı olabilir.<br />
<br />
Kadınlara uygulanan hormon replasman tedavisine benzer şekilde, erkeklerde de testosteron replasman tedavisine başvurulabilir. Her hormon tedavisinde olduğu gibi, testosteron replasman tedavisinin de ciddi yan etkileri bulunur. Uzman doktorlardan bu konu hakkında detaylı bilgi almak ve bu tedavinin kişinin tıbbı geçmişine ne kadar uygun olduğunu tespit etmek büyük önem taşır. Bu tedavi yöntemi, daha çok belirti gösteren kişilerde uygulanan bir yöntemdir.<br />
<br />
Testosteron vücuda birçok farklı yoldan verilebilir. En sık kullanılan yöntemler arasında testosteron bantlarıyla deriden testosteron verilmesi ve direkt cilde uygulanan testosteron kremleri bulunur.<br />
<br />
Bu yönteme ek olarak kapsül halinde alınabilecek ilaçlar da mevcuttur. Ancak, karaciğer yetersizliği olan ve böbrek ya da kalp rahatsızlığı geçmişi olan kişiler için yan etkilerinden dolayı kapsül tedavisi önerilmez.<br />
<br />
Testosteron iğnesi de andropoz tedavisinde başvurulan diğer bir yöntemdir. Testosteron iğnesi direkt olarak kas içine uygulanır. Ani hormon değişimi nedeniyle, bu tedavi uygulandıktan sonra ani duygu durum değişiklikleri görülebilir.<br />
<br />
Testosteron replasman tedavisi; prostat ve meme kanseri hastaları, şiddetli uyku apnesi yaşayan kişiler ve çeşitli kalp rahatsızlığı olan hastalara önerilmez. Kişiye uygun tedavi yöntemi, tıbbi geçmiş göz önünde bulundurularak uzman doktor tarafından seçilir.<br />
<br />
Belirtilerin şiddeti ve kişide ne gibi etkilere sebep olduğu uygulanacak tedavi planını da etkileyecektir. Yan etkileri ve riskleri nedeniyle, hormon tedavisine başlanmadan önce kişinin bu durumu iyice düşünmesi ve ortaya çıkabilecek komplikasyonlar hakkında detaylı bilgi edinmesi gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Andropoz Nedenleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Her erkekte testosteron üretimi farklı düzeydedir. Orta yaşa gelen tüm erkeklerin testosteron seviyesinde bir miktar azalma olsa da kişi üzerinde yarattığı etkileri aynı düzeyde olmayabilir. Farklı bir deyişle 40 yaşından sonra erkeklerde testosteron seviyesi gerilese de bu gerileme, her erkekte aynı seviyede olmaz. Bu yönüyle andropoz, kadınlarda görülen menopoz döneminden oldukça farklıdır. Kan dolaşımındaki testosteron hormonunun azalması en önemli andropoz nedeni olarak bilinir. Ancak erkeklerde yaşın ilerlemesiyle birlikte oluşan tek farklılık, testosteron seviyesinin azalması değildir. Özellikle seks hormonu bağlayan globülin (SHBG) de andropoz oluşumunda önemli bir rol oynar. SHBG, kanda bulunan ve vücut için gerekli olan testosteronun bir kısmını bağlayan hormondur. Yaşın ilerlemesiyle birlikte kanda SHBG hormon düzeyi de artar. Bu durum, biyolojik olarak kullanılabilir durumda olan testosteron seviyesinin azalmasına yol açar. Tüm bunlara bağlı olarak testosteron seviyesi geriler ve testosteron ihtiyacı olan doku ve organlar testosteron hormonunu yeterince alamaz. Kişide testosteron eksikliğine bağlı olarak görülen şikayetler oluşmaya başlar ve böylece kişi, andropoz dönemine girmiş olur<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Psikolojik Belirtileri</span></span><br />
<br />
    Kendinizi iyi hissetmiyorsanız,<br />
<br />
    Hayattan zevk almamaya başladıysanız,<br />
<br />
    En iyi zamanlarınızın geride kaldığını hissediyorsanız,<br />
<br />
    Kendinizi tükenmiş, dibe vurmuş hissediyorsanız,<br />
<br />
    Karamsarlık, kaygı ve huzursuzluk hislerinizle başa çıkamıyorsanız,<br />
<br />
    En ufak şeylere alınmaya ve sinirlenmeye başladıysanız,<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bedensel Belirtileri</span></span><br />
<br />
    Aşırı terleme, sıcak basması problemleri yaşıyorsanız,<br />
<br />
    Cildinizde kuruluk ve tüylerinizde azalma varsa,<br />
<br />
    Sürekli bir halsizlik ve yorgunluk hissiyle kendinizi daha güçsüz hissediyorsanız,<br />
<br />
    Dikkatinizi toplamakta zorlanıyorsanız,<br />
<br />
    Sırt ağrılarınız, yaygın kas ve eklem ağrılarınız varsa,<br />
<br />
    Memelerinizin büyüdüğünü fark ediyorsanız,<br />
<br />
    Kemik erimesi ve kemik kırıkları görülmeye başladıysa,<br />
<br />
    Deri altı ve karın içi yağ dokunuzdaki artışla birlikte göbek bölgenizde yağlanma varsa,<br />
<br />
    Kansızlık şikayetleriniz başladıysa,<br />
<br />
    Uyku problemleri yaşıyorsanız,<br />
<br />
    Zihinsel faaliyetlerde zayıflama,<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cinsel Belirtileri</span></span><br />
<br />
    Cinsel isteğinizde azalma varsa,<br />
<br />
    Sertleşme problemi yaşıyorsanız,<br />
<br />
    Meni miktarında azalma ve kıvamında değişiklik görüyorsanız,<br />
<br />
    Sabah ve gece sertliğinde azalma varsa mutlaka bir üroloji uzmanına başvurmanız gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Andropoz Tedavisi Var mıdır?</span></span><br />
<br />
Andropoz, çok basit bir kan tahlili ile kişinin hormonlarına bakılarak tespit edilir. Kişinin erkeklik hormonu düşüklüğü ve oranı test edilir. Üroloji uzmanı, kişinin şikayetlerini dinler ve sonrasında fiziksel muayene yapar, hastanın testislerinde ufalma, kıvamda yumuşama, küçülme gibi belirtiler andropoz belirtisidir. Eğer üroloji uzmanı uygun görürse hastaya dışarıdan erkeklik hormonu tableti, iğne ya da yavaş emilimli bantlar ile bu sorun çözülebilir. Bu tedaviyi alan çoğu erkekte bedensel belirtilerin düzeldiğini, kendine olan güvenini kazandığını, fiziksel gücünün arttığı ve cinsel arzudaki azalmanın durduğu gözlenmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Andropoza Girmemek için Alınması Gereken Tedbirler Nedir?</span></span><br />
<br />
Andropoz doğanın erkekler için getirdiği bir süreçtir. Bu süreç önlenemez ancak ertelenebilir. Bu süreci ertelemek için yaşam kalitenizi artırmanız gerekir.<br />
<br />
    Beslenme alışkanlıklarınıza dikkat etmelisiniz. Yağlı, kızarmış yiyeceklerden özellikle fast-food ürünlerinden uzak durmalısınız. Yaban mersini, kırmızı biber, istiridye, domates, yeşil çay, brokoli tüketmeniz faydalı olacaktır.<br />
<br />
    Alkolü günde en fazla iki kadehle sınırlayın ve tercihinizi kırmızı şaraptan yana kullanın. İşlenmiş şekerlerden, pastanelik ürünlerden, yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden ve özellikle de fast-food'dan kaçının.<br />
<br />
    Beslenmenize özellikle B6, B12 ve folik asit gibi B grubu vitaminleri ve çinko, magnezyum, selenyum gibi mineralleri ekleyin.<br />
<br />
    Fazla kilolarınızdan kurtulmalı ve formda kalmaya çalışmalısınız. Düzenli yürüyüşler yaparak sağlığınızı korumalısınız.<br />
<br />
    Kendinize zaman ayırmalısınız. Eşinizle, çocuklarınızla kaliteli zamanlar geçirmeli, seyahat, sinema gibi etkinliklere katılmalısınız.<br />
<br />
    Olası kalp, şeker , kolesterol hastalıklara yakalanmadan önce tedbir almalısınız. Bunun yolu da yine sağlıklı beslenmeden geçiyor.<br />
<br />
    Uyku düzeninize özen göstermeli yeterince uyumalısınız.<br />
<br />
Bu etmenler andropoz dönemine girmenizi geciktirir. Ancak yaşınız 50 olduğunda mutlaka bir doktora gidip testosteron seviyenizi kontrol ettirin. Eğer testosteron seviyeniz de bir azalma söz konusu ise gereken tedaviler hemen başlayın.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz ve Andropoz Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz Nedir?</span></span><br />
<br />
Menopoz, kadınların adet döngülerinin bitişine işaret eden biyolojik ve doğal bir süreçtir. Bu süreç genel olarak, kadınların 12 normal adet döneminde hiç adet görmemesi ile teşhis edilmektedir. Üreme ve adet görme döneminden menopoza geçilen dönem ise “menopoz esnasında” anlamına gelen perimenopoz olarak isimlendirilir. Menopoz yaşı normal şartlarda 40 ila 50'li yaş gruplarında olurken, bazı durumlarda perimenopoza bağlı olarak adet düzensizliği 30’lu yaşlardan başlayarak da ortaya çıkabilmektedir. Ancak bu durum, erken menopozun her zaman gerçekleşebileceği anlamına gelmemektedir.<br />
<br />
Perimenopoz süresi boyunca kişinin vücudundaki östrojen düzeyi, yani kadınlık hormonu düzeyi düzensiz bir biçimde yükselip azalmaya başlar. Buna bağlı bir biçimde menopoz dönemi boyunca kişide ortaya çıkabilecek sıcak basması, vajinal kuruluk ve enerji düşüklüğü gibi fiziksel belirtilerin yanı sıra, duygusal durumu etkileyen belirtiler sebebiyle de uyku düzeni bozulabilir. Bu belirtilerin hafifletilmesi ve giderilmesi amacıyla hormon tedavisinden hayat tarzı değişimine kadar birçok tedavi yöntemi bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz Dönemleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Dünya Sağlık Örgütü'nün yapmış olduğu sınıflandırmaya göre menopoz üç döneme ayrılır:<br />
<br />
Premenopoz: İlk semptomların görüldüğü dönemden menopoza kadar olan zamanı kapsar. Yumurtalıklarda folikül aktivitesi yavaşlayıp adetler düzensizleşir. Bu süreç 1-2 aydan 1-2 yıla kadar sürebilmektedir.<br />
<br />
Menopoz: En son âdet kanamasının görüldüğü dönemdir.<br />
<br />
Postmenopoz: Menopozdan yaşlılık dönemine kadar olan 6 ila 8 senelik süreyi kapsar. Bir kadının postmenopoz olabilmesi için 12 ay boyunca adet görmüyor olması gerekmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz Çeşitleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Menopoz oluşum biçimine göre de sınıflandırılmaktadır:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doğal Menopoz</span></span> <br />
<br />
Menopozun bilindiği üzere gerçekleşmesidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erken Menopoz</span></span> <br />
<br />
Erken menopoz, menopozun 45 yaşından önce meydana gelmesi durumudur. Erken menopoz nedenleri genel olarak şu şekilde sıralanabilir;<br />
<br />
    Nedeni belirsiz durumlar,<br />
<br />
    Otoimmün hastalıklar,<br />
<br />
    Radyoterapi,<br />
<br />
    Kemoterapi,<br />
<br />
    Enfeksiyonlar,<br />
<br />
    Çevresel nedenler,<br />
<br />
    Kürtaj ve düşükler, <br />
<br />
Sık gebelik,<br />
<br />
    Aşırı şişmanlık,<br />
<br />
    Hipotiroidizm. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erken Menopoz Belirtileri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Erken yaşta menopoz görülmesi sıkça karşılaşılan bir durumdur. Erken menopoz belirtileri ise;<br />
<br />
    Ateş,<br />
<br />
    Uyku problemleri,<br />
<br />
    Depresyon,<br />
<br />
    Sıcak basması,<br />
<br />
    Gergin olma ve çok kolay sinirlenme,<br />
<br />
    Cinsel fonksiyon bozukluğu,<br />
<br />
    Saç dökülmesi,<br />
<br />
    Duygu ve durum bozuklukları,<br />
<br />
    Aşırı kilo alımı,<br />
<br />
    Kemik erimesi,<br />
<br />
    Bilişsel fonksiyonlarda düşüş olarak sıralanabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cerrahi Menopoz </span></span><br />
<br />
Bazı cerrahi müdahaleler zamanından önce menopoza girmeye sebebiyet verebilmektedir. Adet gören bir kadının yumurtalıkları ameliyat ya da cerrahi bir işlem sonucunda alınırsa, adet kesilir ve menopoz oluşur. Ayrıca radyasyon tedavileri ve kemoterapi gibi kanser tedavileri de menopoza sebep olabilmektedir.  Ancak kanser kemoterapileri sırasında görülen yumurtalıkta işlev kaybı geri dönüşümlüdür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz Nedenleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Sıkça sorulan ‘’Menopoz neden olur?’’ sorusuna cevap olarak, sürecin gelişimine neden olan birkaç sebep verilebilir. Bunlardan en sık görüleni, yaşa bağlı olarak üreme hormonlarındaki doğal azalmadır. Bu nedenle, özellikle de kadınlar arasında menopoz yaşı çok merak edilmektedir. Kişiler 30'lu yaşların bitişine doğru yaklaştığında yumurtalıklar menstrüasyonu (âdeti) düzenleyen östrojen ve progesteron hormanlarını daha az miktarda üretmeye başlar. Bu da doğurganlığın azalmasına sebep olmaktadır.<br />
<br />
40’lı yaşlardan başlayarak, ortalama 51 yaşına kadar adet dönemlerinde sürenin azalma uzama ya da dönemin daha hafif, daha ağır veya hiç yaşanmama gibi değişiklikler gözlemlenebilmektedir. Bu dönem, yumurtalıkların yumurta üretimini tamamen durdurup adet dönemine girmemeye kadar uzanan doğal bir süreçtir. <br />
<br />
Kişinin rahminin alındığı fakat yumurtalıklarının alınmadığı bir histerektomi işlemi çoğunlukla hemen menopoza sebep olmaz. Kişi artık adet görmüyor olsa bile, yumurtalıkları hala yumurta ile östrojen ve progesteron hormonu üretir. Fakat hem rahmin hem de yumurtalıkların çıkarıldığı total histerektomi gibi cerrahi uygulamalar hemen menopoza sebep olabilir. Böylelikle kişinin adet dönemleri anında durur. Normal koşullarda birkaç yıl içerisinde ortaya çıkabilecek hormonal değişimler aniden gerçekleştiği için şiddetli sıcak basmaları, ağrılar ve diğer menopoz semptomlarının ortaya çıkması muhtemeldir.<br />
<br />
Diğer yandan radyasyon tedavisi ve kemoterapi gibi kanser tedavileri, hem doğrudan menopoza sebebiyet verebilir hem de tedavi esnasında ya da hemen tedavi sonrasında sıcak basması gibi menopoz belirtilerinin ortaya çıkmasına davetiye hazırlayabilir. Kemoterapiden sonra gerçekleşen menstrüasyonun ve doğurganlığın durması durumu ise çoğu vakada kalıcı değildir. Ancak yine de doğum kontrol önlemlerinin alınması, önlem alma açısından gerekli olabilmektedir.<br />
<br />
Erken menopoz veya erken yumurtalık yetmezliği ise kadınların yaklaşık olarak %1’inde 40 yaşından önce ortaya çıkmaktadır. Genetik etkenlerden ya da otoimmün hastalıklardan kaynaklanan nedenlerden dolayı kişinin yumurtalıkları yeterli seviyede üreme hormonu üretemediğinde erken menopoz durumu ortaya çıkabilmektedir. Fakat birçok vakada buna neden olacak olabilecek hiçbir durum bulunmamaktadır. Bu durumun meydana geldiği vakalarda beyin, kalp ve kemiklerin sağlığı ve yapısını korumak amacıyla doktorlar tarafından en azından doğal menopoz yaşına kadar süren bir hormon tedavisi önerilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz Belirtileri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Menopoz belirtileri ve bulguları her kadında, menstrüasyon düzenindeki değişimler de dâhil olmak üzere, farklılık göstermektedir. Düzenli üreme ve adet döneminden menopoz dönemine kadar olan perimenopoz sürecinin oluşumunu sağlayan aylar ya da yıllarda kişi, başta düzensiz adet dönemleri olmak üzere; <br />
<br />
    Cilt kuruluğu,<br />
<br />
    Gece terlemeleri,<br />
<br />
    Kilo artışı,<br />
<br />
    Yavaşlayan metabolizma,<br />
<br />
    Memede dolgunluk kaybı,<br />
<br />
    Ruh halinde ani değişimler,<br />
<br />
    Saç tellerinin incelmesi,<br />
<br />
    Sıcak basmalar,<br />
<br />
    Üşüme,<br />
<br />
    Uyku problemleri,<br />
<br />
    Vajinal kuruluk gibi çeşitli belirti ve bulgulardan muzdarip olabilir. <br />
<br />
Perimenopoz esnasında adet döneminde atlama olması, sık görülen ve beklenen bir durumdur. Çoğunlukla adet dönemleri bir ay atlar ve sonraki dönemde tekrardan başlar veya birkaç ayı atlayıp birkaç ay boyunca tekrardan aylık döngüler başlatır. Ayrıca adet dönemi daha kısa döngüler biçiminde gerçekleşme eğilimindedir. Bu sebeple daha sık tekrarlayabilmektedir. <br />
<br />
Fakat düzensiz dönemlere rağmen gebelik gelişimi mümkündür. Bu nedenle de bir adet dönemini atlayan, fakat menopoz geçişine başlayıp başlamadığından emin olamayan kadınların hamilelik testi yaptırması önerilmektedir. Menopoz sürecinin sonrasında vajinada hala kanama varsa, bu durumda mutlaka bir doktora başvurulmalıdır. Zira erken kontrol ve buna bağlı olarak gerçekleşen erken teşhis, tedavi sürecine çok büyük katkı sağlar. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz ile Ortaya Çıkabilecek Komplikasyonlar Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Menopoz döneminden sonra kişilerin bazı tıbbi durumlarla karşılaşma riskinde artış gözlemlenmektedir. Bu tıbbi durumlar arasında öncelikle kardiyovasküler hastalıklar, yani kalp ve dolaşım sistemi sorunları görülmektedir. Kalp hastalıkları, kadınlarda da erkeklerde olduğu gibi en önde gelen ölüm sebepleri arasında bulunmaktadır. Bundan dolayı düzenli egzersiz yapma, sağlıklı beslenme ve sağlıklı kiloyu korumak kişinin sağlığı için önemlidir. <br />
<br />
Ayrıca kişiler bu durumdan doğabilecek yüksek kolesterolü ya da tansiyonu kontrol altında tutulması için yapılması gereken şeyleri öğrenmek üzere bir doktora başvurmalıdır. Böylece ortaya çıkabilecek komplikasyonlar en aza indirgenmiş olur.<br />
<br />
Osteoporoz, kişide kemiklerin kırılgan ve zayıf olmasına sebebiyet veren kırık riskinin artmasına sebep olmaktadır. Kişiler menopoz döneminden sonraki ilk birkaç sene içerisinde, kemik yoğunluğunu hızlı bir biçimde kaybederek yüksek osteoporoz riski ile karşı karşıya kalır. Bu süreç içerisinde kadınlar özellikle bilek, kalça ve omurga üzerinde meydana gelebilecek kırıklara karşı hassas hale gelirler.<br />
<br />
Ayrıca perimenopoz süreci esnasında ve menopozdan sonra metabolizma yavaşladığı için kişilerde kilo alma durumları görülebilir. Kişi mevcut ağırlığını korumak için daha az yemek yeme ve daha fazla egzersiz yapma ihtiyacı duyabilmektedir.<br />
<br />
Diğer yandan vajina ve üretra dokularındaki elastikliğin yitirilmesi neticesinde ise bahsi geçen kişinin; <br />
<br />
    İdrar yolu enfeksiyonları,<br />
<br />
    Sık, ani ve güçlü idrara çıkma dürtüsü,<br />
<br />
    İstem dışı idrar kaçırma,<br />
<br />
    Öksürme, gülme ya da ağırlık kaldırma sebebiyle idrar kaçırma gibi sorunlar yaşaması olasıdır.<br />
<br />
Bireyin Kegel egzersizleri ile pelvik kaslarını güçlendirmesi ve topikal vajinal östrojen tedavisi alması, bu şikâyetleri hafifletmeye yardımcı olabilir. Buna ek olarak doktor kontrolünde gerçekleşecek ve sürdürülecek bir hormon tedavisi, aynı zamanda idrar tutamama ve menopozal idrar yolu ile sonuçlanabilen vajinal değişimler için etkili bir tedavi yöntemi olabilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz Cinsel Hayatı Etkiler mi?</span></span><br />
<br />
Menopozda cinsellik, merak edilen diğer bir konudur. Vajinada azalan nem ve elastikiyet kaybından kaynaklanan vajinal kuruluk, cinsel ilişki esnasında ağrılara, yaralanmalara ve hafif kanamalara sebebiyet verebilmektedir. Ayrıca, duyu azalması bireyin cinsel isteğini azaltabilir. Bu durumlarda kullanılacak su bazlı vajinal nemlendirici ya da kayganlaştırıcılar kişiye cinsel ilişki esnasında yardımcı olabilir. Eğer vajinal kayganlaştırıcıların kullanımı yeterli sonuçları sağlamazsa, yine doktor önerisinin ardından vajinal krem, tablet ya da halka şeklinde bulunan bölgesel vajinal östrojen tedavisi pozitif sonuçlar verebilmektedir. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz Tanı Yöntemleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Menopozu teşhis etmek için normal koşullar içerisinde testlere gerek yoktur. Menopoz belirti ve bulgularının ortaya çıkması çoğunlukla menopoz geçişine, yani perimenopoza başlangıç tanısının konulması için yeterli olmaktadır. Düzensiz adet dönemleri ya da sıcak basması gibi belirtilere ilişkin endişeleri olan kişiler doktorlarına başvurmalıdır. Bazı durumlarda ise daha ileri tanı konulması gerekli olabilir. Bu tür durumlarda ilgili hekim, çeşitli hormonların düzeylerini kontrol etmek için kan testi önerebilmektedir. <br />
<br />
Bu testlerin içerisinde FSH yani folikül uyarıcı hormon ve östrojen yani estradiol testleri yer almaktadır. Menopoz ortaya çıktıkça kişinin FSH düzeylerinde artış gözlemlenirken, östradiol düzeylerinde azalma gözlemlenir. Tiroit uyarıcı hormon testi ise hipotiroidizmin yani yetersiz tiroidin menopozdakiler ile benzer belirtilere sebep olup olmadığının saptanması için kullanılabilir. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopoz Tedavi Yöntemleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Menopoz herhangi bir tıbbi tedavi gerektirmez. Tıbbi tedaviden ziyade menopoz tedavisi, kişiye rahatsızlık verebilecek olan belirti ve bulguları hafifletmeye ve yaşlanma ile meydana gelebilecek kronik durumların önüne geçmeye ya da yönetmeye odaklanır. <br />
<br />
Menopoz semptomlarını yönetmek için kullanılacak tedaviler içerisinde öncelikle hormon tedavisi bulunmaktadır. Östrojen tedavisi, menopozda ile kişide ortaya çıkan sıcak basmalarını gidermek için en etkili tedavi yöntemidir. Ayrıca östrojen kemik kaybını önlemeye yardımcı olmaktadır. Doktor kişinin bireysel ve ailevi tıbbi geçmişine bağlı bir şekilde belirtilerin giderilmesi için gerekli en kısa süre boyunca en düşük dozda olan östrojen tedavisini önerebilir.<br />
<br />
Rahmi alınmayan kişilerin östrojene ek olarak denge sağlamak amacıyla progestine ihtiyacı olmaktadır. Uzun süreli hormon tedavisi gören kişilerde bazı kardiyovasküler ve meme kanseri riskleri artmaktadır. Fakat menopoz dönemi süresince hormon kullanımı bazı vakalarda tedaviye önemli katkılar sağlamıştır. Risklerin en aza indirilmesi için bu tür bir tedaviye başlamadan önce mutlaka doktor tarafından görüş ve tavsiye alınması gerekmektedir.<br />
<br />
Vajinal kuruluğu gidermek için ise vajinal östrojenden yararlanmak mümkündür. Bu tedavi tekniğinde östrojen vajinal krem, tablet ya da halka kullanılarak doğrudan vajinaya iletilebilir. Bu tedavi, vajinal dokular tarafından emilen az miktarda östrojeni vücuda sağlar ve vajinal kuruluk problemi gibi cinsel ilişkiyi olumsuz etkileyebilecek sorunları veya bazı idrar sorunu belirtilerini hafifletmeye yardımcı olabilir.<br />
<br />
SSRI olarak isimlendirilen seçici serotonin geri alım inhibitörü ilaç sınıfında bulunan bazı antidepresanlar az miktarda kullanıldıkları takdirde, menopozun sebep olduğu sıcak basmalarını azaltmaya yardımcı olabilmektedir. Diğer sağlık durumları sebepleriyle östrojen alamayan ya da herhangi bir duygudurum bozukluğu için antidepresan kullanmak zorunda olan kişilerde sıcak basmalarının doğru bir şekilde yönetilmesi için hekim önerisi ile düşük dozlu bir antidepresan alımı yararlı olabilmektedir. <br />
<br />
Normal koşullarda nöbet geçirme vakalarında kullanılan ilaçların aynı zamanda sıcak basmalarını azaltmaya yardımcı olduğu da gözlemlenmiştir. Bununla birlikte, östrojen tedavisini alamayan kadınlarda veya gece sıcak basması sorunu yaşayan bireylerde yarar sağlayabilmektedir. Tipik olarak yüksek tansiyonu tedavi etmek amacıyla kullanılan ilaçlar sıcak basmalarına karşı bireye biraz rahatlama sağlayabilmektedir.<br />
<br />
Doktorlar osteoporozun önüne geçmek ya da tedavi etmek amacıyla kişinin bireysel sağlık durumunun gerektirdiği ihtiyaçlara bağlı kalarak çeşitli ilaçları tavsiye edebilmektedir. Kemik kaybı ve kırık riskini en aza indirgemeye yardımcı olan birkaç ilaca ek olarak kemikleri güçlendirmeye yardımcı olan D vitamini takviyelerinin kullanımı, ancak doktor önerisinden sonra mümkün olabilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopozun Belirtileri nelerdir?</span></span><br />
<br />
Sıcak basmaları, gece terlemeleri, ciltte kızarma, uykusuzluk, çarpıntı, konsantrasyon kaybı yaygın olarak görülen menopozun ilk belirtileridir. Menopozdaki tüm bu belirtilerin nedeni temel kadınlık hormonu olan östrojenin artık yumurtalıklar tarafından yapılmıyor olmasıdır. Azalan östrojen hormonu kadınlarda daha nadir olarak unutkanlık, baş ağrısı, sinirlilik, depresyon, cinsel isteksizlik, uyarılmada yetersizlik, vajinada kuruluk, ağrılı cinsel ilişki, sık idrara çıkma, kilo almaya yatkınlık, eklem ağrıları gibi belirtilere yol açabilmektedir. Östrojen azlığının uzun dönemdeki etkileri boy kaybı, ciltte incelme, meme dokusu kaybı, kolesterol düzeyinde değişiklikler, kalp hastalığı riski, kemik erimesi (osteoporoz),kemik kırığı artışı gibi yaşam kalitesini olumsuz etkileyen sonuçlardır.<br />
<br />
Menopozun cinsel organlar üzerindeki etkileri en belirgin hissedilen değişikliklerdir. Menopozun ilerleyen dönemlerinde vajinada atrofi adı verilen incelme elastikiyet kaybı meydana gelmektedir. Giderek artan bu durumun nedeni östrojen hormonunun çok düşük olmasıdır. Bu dönemde vajina mukozası kollajen ve yağ dokusunu yitirir ve sıvı tutma yeteneğini kaybeder. Bunun sonucu olarak vajina duvarındaki esnemeyi sağlayan rugalar düzleşir. İncelen mukoza küçük bir travma ile zedelenebilir hale gelmektedir. Bu durum ağrılı cinsel ilişkiye yol açabilmektedir. İleri yaşlılık dönemlerinde vajinadaki atrofi nedeniyle giderek daha az cinsel ilişkiye girme sonucu vajinada darlık gelişmektedir.<br />
<br />
Östrojen azalması vajinada koruyucu vasıfta olan laktobasillerin azalmasına sebep olmakta ve bu durum asidik (normalde pH:5 ) olması gereken vajina ortamının alkalen hale gelmesine yol açmaktadır. Alkalen vajina ortamında fırsatçı mikroplar vajinada kolayca yerleşerek vajinit oluşmaktadır. Bu enfeksiyonlar idrar yollarına da kolayca yayılabilmektedir.<br />
<br />
Vajina atrofisi sonucu cinsel ilişki sırasında ağrı, yanma ve kanama, vajinit, kaşıntı, vajinada darlık oluşabilmektedir. İdrar kanalı (üretra) ve mesane mukozasında da incelme oluşmakta ve bu yüzden idrar yanması, ani idrar hissi (urge inkontinans) ile birlikte idrar kaçırması ve sık idrar yapma hissi gibi yakınmalar oluşabilmektedir.<br />
<br />
Yine ilerleyen menopoz dönemlerinde cinsel organları yerinde tutan bağlarda da incelme oluşmakta ve yapısal yatkınlık durumlarında rahimde ve vajinada sarkmalar hızlanabilmektedir.<br />
<br />
Vaginada atrofi belirtileri olan kadınlarda vajina içine (lokal) düşük dozlu östrojen hormonu içeren ilaçlar bu sorunu büyük ölçüde ortadan kaldırabilmektedir. Bu ilaçların kullanım süresi 1 yılı geçince genel kontrollerin yapılması gerekmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopozda Cinsellik</span></span><br />
<br />
Cinselliğin menopoz dahil her yaşta sağlık belirtisi olduğu kabul edilmektedir. Cinsellik yaşam boyu devam etmekte, ancak zamanla fizyolojik farklılıklar oluşmaktadır.  Yaşlandıkça diğer tüm bedensel işlevlerde olduğu gibi cinsel işlevlerde doğal değişiklikler meydana gelmektedir. Menopozdan sonra kadınlarda cinsel açıdan uyarılma ve ıslanmada gecikme veya azalma, orgazma ulaşma süresinde uzama veya şiddetinde azalma olabilmektedir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte, erkeklerin cinsel açıdan uyarılmaları için gereken süre uzamaktadır.<br />
<br />
Kadınlar yaşlanırken özellikle menopoz döneminde cinselliğinin bittiğini düşünebilmektedirler. Aksine, menopoz  hamile kalma tehdidi ortadan kalktığı için kadın açısından cinsel özgürlüğün başladığı bir dönemdir.<br />
<br />
Cinsel yaşam odaklı bir yaşlanma süreci hem erkekler hem kadınlar için yaşlanmayı sağlıklı hale getirmektedir. Yaşlanma ile oluşan doğal farklılıklar nedeniyle cinsel birleşme dışında cinsel haz ve doyum sağlayan birçok cinsel eylem çiftler tarafından uygulanmalıdır. Dokunarak cinsel açıdan uyarılma ve dokunmanın yarattığı cinsel hazza odaklanma sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam için  çiftlerin uygulayabileceği etkili yöntemlerdir.<br />
<br />
Bu nedenle hem kadınlar hem erkekler bedenlerindeki yaşa bağlı fizyolojik değişikliklerini bilerek, doyumlu bir cinselliği yaşam boyu sürdürmenin yollarını aramalıdırlar. Doyumlu bir cinsel yaşamın bedensel ve ruhsal sağlığa da olumlu katkı sağlayacağı bilinmelidir. Her yaşta ve her zaman karşı cinse sevgi, cinsel arzu duyulmaktadır. Yaşam devam ettiği sürece cinselliğin hiçbir zaman bir sonu yoktur.<br />
<br />
Menopozda Kemik Erimesi (Osteoporoz) riski artar<br />
<br />
Menopozla birlikte kemik kütlesinde hızlı bir erime oluşmaktadır. İlerleyen menopoz dönemlerinde zayıflamış kemiklerde kırık riski artmaktadır. En sık kırıklar bel omurlarında (çökme kırığı şeklinde) ve kalçada (femur kemiği boynunda) görülmektedir.  Östrojenin azalması kemik erimesi sürecini hızlandırmaktadır. Erken menopoza giren (40 yaşından önce menopoz durumu),steroid hormonu kullanan, ailede ve geçmişinde kemik kırığı öyküsü olan, vücut ağırlığı 57’nin altında olan, sigara kullanan ve yetersiz D vitamini- kalsiyum alan kadınlar kemik erimesi için daha fazla risk altındadırlar. İnsanlar hayatlarında en yüksek kemik kütlesine 20’li yaşlarda ulaşmaktadır. 50’li yaşlardan itibaren herkeste kemik kaybı hızla artmaktadır. Kadında ve erkekte görülen bu durumun nedeni cinsiyet hormonlarındaki azalmadır. Kadınlar erkeklere göre kemik erimesi sorunuyla daha fazla karşılaşmaktadırlar. Başlangıçta düşük kemik kütlesine sahip kadınlar menopozdaki hızlı kemik kaybından daha fazla etkilenirler. O yüzden menopoza geçiş döneminde her kadına ‘kemik mineral dansitometrisi’ yapılarak kişideki kemik erimesi risk boyutu değerlendirilmelidir.<br />
<br />
Kadınlarda kemik erimesi hiçbir şikayete yol açmayacağı gibi ağrı, boyda kısalma veya kemik kırıklarıyla kendini belli edebilir. Teşhis ‘kemik mineral yoğunluğunun ölçümü’ ile kesin olarak konabilmektedir. Tedavide günde 1-1.5 gr kalsiyum ve 800Ü D vitamini ağız yoluyla alınması gerekmektedir. Kişinin yaşam tarzına ilişkin alabileceği tedbirler; yeterince güneşlenmek, yeterince balık, süt ve süt ürünlerini tüketmek, sigara kullanmamak, düzenli yürüyüş ve yüzme egzersizleri yapmak sayılabilir. Ciddi düzeyde olan kemik erimesi durumları (T skoru &gt;-2.5) veya kırık yaşamış olanlarda kemik kütlesini artırıcı ilaçlar doktorun belirleyeceği planda uygulanabilir.<br />
<br />
Menopozda Damar Hastalıkları ve Kan Pıhtılaşması daha sık görülür<br />
<br />
Menopozun getirdiği beden değişiklikleri içinde yaşamsal kötü sonuçları olan en yaygın hastalık, kalp damar hastalıklarıdır. Gerek kolesterol düzeylerindeki artış, gerek damar elastikiyetindeki bozulma, gerekse pıhtılaşmaya eğilim nedeniyle kalp ve beyin damarlarında oluşan daralma ve tıkanmalar menopozun hızlandırdığı önde gelen ölüm nedenleridir. Östrojen hormonu 50 yaşından önce kadını kalp hastalıklarından korumaktadır. 60 yaşından sonra kadınlar ile erkeklerin kalp damar hastalığına yakalanma riskleri eşitlenmektedir.<br />
<br />
Ailede erken kalp krizi veya inme hikayesi olan, sigara içen, insülin direnci olan, kolestrol yüksekliği olan kişilerde damar tıkanıklığı ve kan pıhtılaşması sorunları daha fazla görülmektedir. 60 yaş üstündeki kadınlarda hormon kullanmanın bu riskleri artırdığı son yıllarda yapılan çalışmalarla ortaya konulmuştur. O yüzden menopozu takip eden yıllarda damar hastalıklarının öngörüsü ve önleyici tedbirlerin alınması için düzenli sağlık kontrollerinin yapılması gerekmektedir.<br />
<br />
Menopozda Meme kanseri görülme sıklığı artar<br />
<br />
Menopozu takip eden yıllarda kadınların en korkulan hastalığı meme kanseridir. Günümüzde meme kanserinin erken teşhisi ve tedavisinde büyük yol alınmasına rağmen halen kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. 65 yaşından sonra görülme sıklığı artmaktadır. 50’li yaşlarda on yıldan uzun süre hormon kullanımı, şişmanlık, radyasyona maruz kalmak, meme kanseri riskini artırmaktadır. En fazla risk artışı ailede (kız kardeş, anne, teyze) iki veya daha fazla kişide meme kanseri olmasıdır. Yine ailesel meme ve yumurtalık kanserine yol açan BRCA gen mutasyonu varlığı da risk oluşturmaktadır. Ancak meme kanseri olan kadınların %85’inde bir risk faktörü bulunamamış olmasına dikkat edilmelidir. Bu yüzden her kadın meme kanseri riski taşıdığını bilmelidir. Kadının kendisinin ve hekimin yapacağı periyodik meme muayeneleri ve mamografi ve meme ultrasonu gerekirse meme MR tetkiki yoluyla erken meme kanseri teşhisi yapılabilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopozda yapılması gereken sağlık kontrolleri nelerdir?</span></span><br />
<br />
Menopozda düzenli yapılması gereken sağlık kontrolleri ve testler vardır. Bunlar:<br />
<br />
    Menopoza geçiş dönemi olan 45-55 yaşları arasında düzenli jinekolojik muayeneler yapılmalıdır. Bu muayenelerde smear alınması (servikal sitoloji) ve vajinal yolla ultrason yapılması gerekmektedir. Ultrasonda menopoz sonrası dönemdeki kadınlarda rahim iç zarı (endometrium) kalınlığının 5 mm’nin altında, yumurtalıkların boyutunun normalden küçük (1-2 cm boyutlarında) olmasına bakılmalıdır. Bu incelemenin menopozun ilk beş yılında 6 ayda bir, sonra yılda bir yapılması önerilmektedir.<br />
<br />
    Kan sayımı, açlık kan şekeri, açlık insülin düzeyi, şeker yükleme testi,  kolesterol ve trigliserit düzeyleri, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, tiroid hormon testleri ve idrar tetkiki kadının taşıdığı risk faktörlerine göre belirli arlıklarla yapılmalıdır.<br />
<br />
    Kan basıncı ölçümü ve kalp hastalığı riskleri için düzenli kardiyolojik sağlık kontrolleri yapılmalıdır.<br />
<br />
    Kemik erimesinin varlığını araştırmak için menopozun başlangıcında bir kez ve daha sonraki yıllarda riskli kişilerde yılda bir, risk yoksa 3 yılda bir kemik mineral dansitometrisi yapılmalıdır.<br />
<br />
    Düzenli meme muayenesi kadının kendisi tarafından ve hekim tarafından 6 ayda bir yapılmalıdır. İlave risk faktörü (ailede meme kanseri öyküsü) yok ise yılda bir mamografi ve meme ultrasonu menopoz sonrası dönemlerde yapılması gerekmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Menopozun Tedavisi</span></span><br />
<br />
Günümüzden on yıl öncesine kadar menopoz tedavisinde azalan hormonların yerine konmasının yararlı sonuçlarına inanılmakta ve sıkça kullanılmakta idi. Ancak 2002 yılında sonuçlanan WHI çalışması menopoz sonrası verilen östrojen hormonunun kalp damar hastalıklarını önlemediği veya geciktirmediği, dahası, koruma yapmamasının ötesinde kalp damar hastalık riskinde hafif bir artışa yola açtığı gösterilmiştir. Hormon tedavisi ile inme ve venöz tromboembolizm (atardamar ve toplar damarlarda pıhtı oluşumu ve pıhtı atması) gibi ölümcül seyredebilen sorunlarda risk artışı saptanmıştır. Östrojen ve progesteron hormonlarının beş yıldan uzun kullanımı ile meme kanserinde mevcut risklerde artış olabileceği bu çalışmada ortaya konulmuştur. Bu bilgilerin ardından menopozda hormon kullanımı sadece belli durumlarla ve belli sürelerle kısıtlanmıştır.<br />
<br />
Menopozun neden olduğu şiddetli sıcak basması, vajina atrofisi dışında günümüzde hormon tedavisinin kullanım alanı yoktur. Bu sorunlar için alternatif tedavilerin olduğu da bilinmelidir. Sıcak basmasının varlığında östrojen hormonu içeren ilaçlar yararları ve riskleri karşılaştırılarak, mümkün olan en kısa süre boyunca ve en düşük dozda cilt yoluyla veya ağızdan verilebilmektedir. Vajina atrofisi için düşük dozlu östrojen hormonu içeren ilaçlar vajina içine uygulanarak sınırlı sürelerde kullanılabilmektedir. Hormon tedavisinin menopoza girilen ilk yıllarda (sadece ilk beş yılda) ve en fazla beş yıl süreyle olmak üzere kullanımı şu anki bilgiler ışığında güvenli gibi görülmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kadınların Düzenli Yaptırması Gereken Jinekolojik Muayene ve Testler nelerdir?</span></span><br />
<br />
Teknoloji her alanda olduğu gibi tıp alanında da günlük hayatımıza giderek daha fazla giriyor.  Ultrason teknolojisi de hızla gelişiyor, daha kaliteli yeni cihazlar üretiliyor. Ultrasonun sağlık alanında kullanımı giderek yaygınlaşıyor. Günümüzde ultrasonun kullanılmadığı jinekolojik muayeneden ve gebelik takibinden bahsetmek mümkün değil. Ultrason tecrübeli ve bilgili bir kullanıcının elinde en iyi teşhis imkanını sunabiliyor.<br />
<br />
Ultrason kullanmadan yapılan jinekolojik muayene son derece yetersiz ve eksik kalmaktadır. Ülkemizde kamu hastanelerinin çoğunda, özel sağlık kurumlarının tümünde kadın doğum kliniklerinde rutin olarak ultrason kullanılmaktadır. Ancak cihaz kalitesi ve kullanıcı deneyimlerinin standardı yoktur. Bu yüzden yeni teknolojiyi ve güncel bilgiyi yakından takip eden sağlık kurumlarında hizmetin kalitesi daha yüksektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Jinekolojik muayene hangi sıklıkta yapılmalı?</span></span><br />
<br />
Kadınların herhangi bir şikayetleri olmasa da yılda bir kez düzenli olarak ultrason eşliğinde jinekolojik muayene olmaları gereklidir. Deneyimli ultrason kullanıcısı tarafından, yüksek çözünürlükte ultrason eşliğinde yapılan muayenede rahmin ve yumurtalıkların iç yapısı ve fonksiyonları değerlendirilmelidir. Adet düzensizliği olan ve ailede jinekolojik kanser öyküsü olan kadınların, doktorlarının önerdiği sıklıklarda muayene olmaları gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Smear testi ve HPV testi ne zaman yapılmalı?</span></span><br />
<br />
Smear testi, rahim ağzına fırça ile yapılan sürüntüde yüzey hücrelerinin mikroskop altında incelenmesi testidir. Bu testin yapılmasındaki esas amaç rahim ağzı kanserinin erken saptanmasıdır. Smear testinin 21 yaşından önce yapılması gereksizdir. Smear testi 21-29 yaşlarında 3 yılda bir yapılmalıdır. 30 yaşından sonra her kadının en az bir defa Smear testi ile birlikte HPV testini yaptırması gerekmektedir. Smear testi normal ve HPV testi negatif olan kadınlar daha sonraki rahim ağzı kontrollerini 5 yılda bir yaptırmaları yeterlidir. HPV testinin smear gibi 21 yaş öncesinde yapılması gereksizdir. 21-29 yaşları arasında, sadece smear testi normal olmayan kadınlarda yüksek riskli (tip 16,18) HPV varlığını araştırmak için HPV testi yapılması gerekebilir.<br />
<br />
30 yaşından sonra rahim ağzında yüksek riskli (Tip16, 18) HPV testi pozitif olan kadınlar ise takiplerini her yıl yaptırmaya devam etmelidir. Bu kadınlar, bu alanda deneyimli bir hekimin kontrolü altında smear testi, kolposkopi ve HPV testi takiplerini ve tedavilerini yaptırmaları gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HPV aşısı ne zaman ve nasıl yapılır?</span></span><br />
<br />
HPV aşılarının ideal olarak hem kadında hem erkekte cinsel aktivitenin henüz başlamadığı 11-12 yaşlarında yapılması gerekmektedir. HPV aşılarının kadında 26'dan sonra erkekte 21'den sonra uygulanması yeterli yarar sağlamamaktadır. 45 yaşından sonra aşıların uygulanması gereksiz kabul edilmektedir.<br />
<br />
Günümüzde iki çeşit yüksek riskli HPV aşısı vardır. İkili aşı (Tip 16, 18’e etkili) Cervarix ve siğillere de etkili dörtlü aşı (Tip16, 18 ve Tip 6,11) Gardasil adı ile piyasada bulunmaktadır. Her iki aşı da rahim ağzı kanseri için önleyici etkiye sahiptir. Yakın zamanda piyasaya verilmesi beklenen dokuzlu aşı (kanserojen HPV Tip 16, 18, 45, 31, 33, 52, 58 ve Tip 6,11’e etkili) rahim ağzı kanserine karşı korunmada daha büyük katkı sağlayacaktır. Tüm HPV aşıları koldan kas içine 3 ayrı doz olarak yapılmaktadır. Gardasil aşı, ilk dozdan sonra 2. ve 6.ayda tekrar dozları, Cervarix aşı da ise ilk dozdan sonra 2. ve 6. ayda tekrar dozlarının yapılması gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meme kanseri erken teşhisi için mamografi ne zaman yapılmalı?</span></span><br />
<br />
Her kadın meme kanseri riski taşımaktadır. Ailesinde (kız kardeşi, anne ve teyzesinde) meme kanseri olan kişilerde meme kanseri için risk artmıştır. Ailede iki veya daha fazla kişide meme kanseri varsa risk 10 kat artmaktadır. Menopozda on yıldan uzun süre hormon kullanımı, şişmanlık, radyasyona maruz kalmak da meme kanseri riskini artırmaktadır. Meme kanseri en sık 60-69 yaşlarında görülür. Meme kanseri erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı daha yüksektir.<br />
<br />
Ailesinde meme kanseri olan kadınların meme incelemesine (muayene, mamografi ve meme ultrasonu),kanserin görüldüğü yaştan 10 yıl daha önce başlanmalıdır. Riskli olmayan grupta 40-49 yaş aralığında tarama için mamografi yapılmasına gerek olmadığı kabul edilmektedir. 50-59 yaş aralığında 2 yılda bir mamografi yapılması, 60-69 yaşlarında yılda bir tarama amaçlı mamografi ve meme ultrasonu yapılması önerilmektedir. 60 yaş öncesinde her yıl mamografi yapılmasından vazgeçilmesinin nedeni, gereksiz biyopsi, müdahale ve gereksiz stres yaratma gibi riskleridir. Kadının kendisinin ve hekimin yapacağı periyodik meme muayeneleri ilerlemiş meme kanserini ortaya koymakta yararlı olabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kemik erimesi taraması ne zaman yapılmalı?</span></span><br />
<br />
Kemik erimesinin varlığını araştırmak için menopozun başlangıcında bir kez ve menopozdan sonraki yıllarda 3 yılda bir ‘kemik mineral dansitometrisi’ (KMD) yapılması gerekir. Erken menopoz, kortizon hormonu kullanımı, ailede ve geçmişinde kemik kırığı öyküsü, minyon vücut yapısı (&lt; 57kg),  sigara kullanımı,  yetersiz D vitamini- kalsiyum alımı olan kadınlar kemik erimesi için daha fazla risk altındadırlar. Bu kişilerin kemik erimesi (osteoporoz) ve kırık riskini ortaya koymak için KMD testini kendilerini takip eden doktorlarının belirleyeceği sıklıkta yaptırmaları gerekir.<br />
<br />
Sağlıklı bir menopoz sonrası hayat için neler yapılabilir?<br />
<br />
    Bedensel etkinliği arttırmak için her gün veya en azından haftada birkaç gün en az 30 dakika orta düzeyde egzersiz yapılmalı.<br />
<br />
    Kafein, şeker, tuz ve alkol tüketiminin azaltılmalı veya engellenmeli.<br />
<br />
    Sigara içilmemeli.<br />
<br />
    Yağdan fakir, yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmeli, yeterli miktarda kalsiyum ve D vitamini içeren gıdalar tüketilmeli.<br />
<br />
    Düzenli ve yeterli uyku uyunmalı, uykusuz kalınmamalı.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Andropoz Nasıl Geçer?</span></span><br />
<br />
Andropoz, eğer yaşlanmaya bağlı bir durumdan kaynaklanıyorsa kendiliğinden geçmez ve zaman içerisinde belirti ve semptomları daha ağır hale gelebilir. Testosteron seviyelerinde düşme eğer farklı tıbbi nedenlerden kaynaklanıyorsa, altta yatan sorunların giderilmesi durumun ortadan kalkmasına yol açabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Andropoz Nasıl Tedavi Edilir?</span></span><br />
<br />
Birçok birey andropoz belirti ve semptomlarını durum kendisine ciddi zorluklara neden olmadıkça veya hayatını aksatmadığı sürece, muhtemelen tedavi olmaksızın yönetebilir. Andropoz semptomları için en yaygın tedavi türü düzenli egzersiz yapma, sağlıklı beslenme, stresi azaltma ve yeterli uyku düzenine sahip olma gibi daha sağlıklı yaşam tarzı seçimleri yapmaktır. <br />
<br />
Bu yaşam tarzı alışkanlıkları tüm bireylerin hayat kalitesinde yükselme ve fayda sağlayabilir. Andropoz semptomları yaşayan erkekler bu alışkanlıkları benimsedikten sonra genel sağlıklarında dramatik bir değişiklik gözlemleyebilir.<br />
<br />
Depresyon ve anksiyete gibi psikolojik durumlarda hekim kontrolünde yapılacak ilaç tedavisi, bilişsel davranış terapisi ve yaşam tarzı değişiklikleri etkili olabilir.<br />
<br />
Eğer tanı sürecinde yapılan kan testlerinin sonuçları, bireyde testosteron eksikliğini olduğunu gösteriyorsa, birey hormon sorunları konusunda uzman bir endokrinologa yönlendirilebilir.<br />
<br />
Uzman bu teşhisi doğrularsa, hormon eksikliğini düzeltmek ve bireyin belirtilerini hafifletmek için bireye testosteron yerine koyma tedavisi önerebilir. Testosteron yerine koyma tedavisi tabletler, bantlar, jeller, implantlar veya enjeksiyonlar şeklinde gerçekleştirilebilir.<br />
<br />
Andropoz İçin Yaşam Tarzı Değişiklikleri Ve Evde Bakım<br />
<br />
İlerleyen yaşla birlikte hemen herkesin testosteron seviyelerinde düşüş olması normaldir. Çoğu erkek için semptomlar tedavi olmaksızın yönetilebilir. Eğer belirtiler kişinin hayat kalitesini düşürüyorsa, hekime danışılmalıdır.<br />
<br />
Doktor durumun belirti ve semptomlarını yönetmeye veya tedavi etmenize yardımcı olacak öneriler sunabilir. Ancak sağlıklı yaşam önerileri andropoz için en önemli çözüm yollarından birisidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Andropoz Belirtileri</span></span><br />
<br />
Diğer pek çok hastalıkta olduğu gibi, andropoz belirtileri de kişiden kişiye farklılık gösterir. Ortaya çıkan belirtiler; fiziksel, cinsel ya da psikolojik olabilir. Yaş ilerledikçe belirtilerin şiddeti artabilir.<br />
<br />
Testosteron; cinsel dürtü ve fonksiyonların düzgün şekilde çalışması için oldukça önemlidir. Vücuttaki hormon seviyesi düştükçe, kişide ereksiyon problemleri görülebilir. Aynı zamanda, sperm sayısında da azalma gözlenir.<br />
<br />
Andropoz belirtileri ile beraber kişide birtakım duygusal problemler de yaşanabilir. Genel depresyon hali sıklıkla görülen bir durumdur. Hayattan keyif alamama, sürekli mutsuzluk ve sinirli ruh hali görülebilir. Testosteron seviyesinin düşmesine bağlı olarak zayıflayan ve azalan kas dokuları nedeniyle kişi kendini bitkin ve yorgun hisseder. Aynı zamanda, uyku düzeninde de birtakım problemler görülebilir.<br />
<br />
Testosteron seviyesinin azalmasına bağlı olarak ortaya çıkan belirtilerden biri de özellikle karın ve bel bölgesinden kilo alınmasıdır. Vücudun yağ tutmaya daha eğilimli hale gelmesi nedeniyle göğüs ve karın bölgesinde yağlanma görülebilir.<br />
<br />
Diğer sık görülen belirtiler ise şu şe şekildedir:<br />
<br />
<br />
•Cinsel isteksizlik ve iktidarsızlık<br />
<br />
•Erken boşalma<br />
<br />
•Testislerde küçülme<br />
<br />
•Kısırlık<br />
<br />
•Unutkanlık<br />
<br />
•Kilo alma<br />
<br />
•Özgüven kaybı<br />
<br />
•Vücut tüylerinde azalma<br />
<br />
•Kemik erimesi<br />
<br />
•Anemi<br />
<br />
•Anksiyete<br />
<br />
•Motivasyon kaybı<br />
<br />
Yukarıda sayılan belirtiler çoğu durumda erken yaşlarda çok yavaş ve fark edilmeyecek kadar hafif olsa da bazı özel durumlarda andropozun görülmesi beklenen yaş aralığından daha öncesinde de şiddetli belirtilerle karşılaşabilir. Bu erken belirtilere neden olan en yaygın faktör ise testis kanseri veya başka bir nedenden dolayı ameliyatla testislerin alınmasıdır. Bu duruma ek olarak, prostat kanseri hastaları testosteron seviyesini sınırlayıcı ve düşürücü bazı ilaçlar kullanırlar. Bu nedenle, bu ilaçları kullanan kişilerde, ileri yaşlarda beklenen andropoz belirtileri daha erken ortaya çıkabilir.<br />
<br />
Andropoz; her erkekte görülebilecek doğal bir süreçtir. Ancak, belirtilerin kişinin sosyal ve iş yaşamını sekteye uğratması çeşitli psikolojik sorunlara neden olabilir. Türü ve şiddeti kişiden kişiye değişen belirtiler, bazı durumlarda hayat kalitesini ciddi anlamda azalttığı için bu konuda psikolojik destek alınabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Andropoz Tedavisi</span></span><br />
<br />
Yaşam tarzında yapılacak bazı değişiklikler ve bazı hususlara dikkat edilmesi andropoz belirtilerinin daha geç yaşlarda ortaya çıkmasını sağlayabilir. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmek, hormon seviyesini daha uzun süreler boyunca istenilen seviyelerde tutacaktır. Özellikle sigara ve alkol tüketiminden kaçınmak, düzenli egzersiz yapmak ve sağlıklı beslenme düzenine sahip olmak belirtilerin daha geç ortaya çıkması ve daha hafif geçmesini sağlar.<br />
<br />
Hem andropoz sonucunda ortaya çıkan hem de kişinin sosyal yaşamında karşılaşabileceği sorunlarla şiddetlenen psikolojik problemlerin önüne geçmek için antidepresan kullanılabilir. Aynı zamanda, psikoterapi de andropoz belirtilerinin şiddetli görüldüğü kişiler için yararlı olabilir.<br />
<br />
Kadınlara uygulanan hormon replasman tedavisine benzer şekilde, erkeklerde de testosteron replasman tedavisine başvurulabilir. Her hormon tedavisinde olduğu gibi, testosteron replasman tedavisinin de ciddi yan etkileri bulunur. Uzman doktorlardan bu konu hakkında detaylı bilgi almak ve bu tedavinin kişinin tıbbı geçmişine ne kadar uygun olduğunu tespit etmek büyük önem taşır. Bu tedavi yöntemi, daha çok belirti gösteren kişilerde uygulanan bir yöntemdir.<br />
<br />
Testosteron vücuda birçok farklı yoldan verilebilir. En sık kullanılan yöntemler arasında testosteron bantlarıyla deriden testosteron verilmesi ve direkt cilde uygulanan testosteron kremleri bulunur.<br />
<br />
Bu yönteme ek olarak kapsül halinde alınabilecek ilaçlar da mevcuttur. Ancak, karaciğer yetersizliği olan ve böbrek ya da kalp rahatsızlığı geçmişi olan kişiler için yan etkilerinden dolayı kapsül tedavisi önerilmez.<br />
<br />
Testosteron iğnesi de andropoz tedavisinde başvurulan diğer bir yöntemdir. Testosteron iğnesi direkt olarak kas içine uygulanır. Ani hormon değişimi nedeniyle, bu tedavi uygulandıktan sonra ani duygu durum değişiklikleri görülebilir.<br />
<br />
Testosteron replasman tedavisi; prostat ve meme kanseri hastaları, şiddetli uyku apnesi yaşayan kişiler ve çeşitli kalp rahatsızlığı olan hastalara önerilmez. Kişiye uygun tedavi yöntemi, tıbbi geçmiş göz önünde bulundurularak uzman doktor tarafından seçilir.<br />
<br />
Belirtilerin şiddeti ve kişide ne gibi etkilere sebep olduğu uygulanacak tedavi planını da etkileyecektir. Yan etkileri ve riskleri nedeniyle, hormon tedavisine başlanmadan önce kişinin bu durumu iyice düşünmesi ve ortaya çıkabilecek komplikasyonlar hakkında detaylı bilgi edinmesi gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Andropoz Nedenleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Her erkekte testosteron üretimi farklı düzeydedir. Orta yaşa gelen tüm erkeklerin testosteron seviyesinde bir miktar azalma olsa da kişi üzerinde yarattığı etkileri aynı düzeyde olmayabilir. Farklı bir deyişle 40 yaşından sonra erkeklerde testosteron seviyesi gerilese de bu gerileme, her erkekte aynı seviyede olmaz. Bu yönüyle andropoz, kadınlarda görülen menopoz döneminden oldukça farklıdır. Kan dolaşımındaki testosteron hormonunun azalması en önemli andropoz nedeni olarak bilinir. Ancak erkeklerde yaşın ilerlemesiyle birlikte oluşan tek farklılık, testosteron seviyesinin azalması değildir. Özellikle seks hormonu bağlayan globülin (SHBG) de andropoz oluşumunda önemli bir rol oynar. SHBG, kanda bulunan ve vücut için gerekli olan testosteronun bir kısmını bağlayan hormondur. Yaşın ilerlemesiyle birlikte kanda SHBG hormon düzeyi de artar. Bu durum, biyolojik olarak kullanılabilir durumda olan testosteron seviyesinin azalmasına yol açar. Tüm bunlara bağlı olarak testosteron seviyesi geriler ve testosteron ihtiyacı olan doku ve organlar testosteron hormonunu yeterince alamaz. Kişide testosteron eksikliğine bağlı olarak görülen şikayetler oluşmaya başlar ve böylece kişi, andropoz dönemine girmiş olur<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Psikolojik Belirtileri</span></span><br />
<br />
    Kendinizi iyi hissetmiyorsanız,<br />
<br />
    Hayattan zevk almamaya başladıysanız,<br />
<br />
    En iyi zamanlarınızın geride kaldığını hissediyorsanız,<br />
<br />
    Kendinizi tükenmiş, dibe vurmuş hissediyorsanız,<br />
<br />
    Karamsarlık, kaygı ve huzursuzluk hislerinizle başa çıkamıyorsanız,<br />
<br />
    En ufak şeylere alınmaya ve sinirlenmeye başladıysanız,<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bedensel Belirtileri</span></span><br />
<br />
    Aşırı terleme, sıcak basması problemleri yaşıyorsanız,<br />
<br />
    Cildinizde kuruluk ve tüylerinizde azalma varsa,<br />
<br />
    Sürekli bir halsizlik ve yorgunluk hissiyle kendinizi daha güçsüz hissediyorsanız,<br />
<br />
    Dikkatinizi toplamakta zorlanıyorsanız,<br />
<br />
    Sırt ağrılarınız, yaygın kas ve eklem ağrılarınız varsa,<br />
<br />
    Memelerinizin büyüdüğünü fark ediyorsanız,<br />
<br />
    Kemik erimesi ve kemik kırıkları görülmeye başladıysa,<br />
<br />
    Deri altı ve karın içi yağ dokunuzdaki artışla birlikte göbek bölgenizde yağlanma varsa,<br />
<br />
    Kansızlık şikayetleriniz başladıysa,<br />
<br />
    Uyku problemleri yaşıyorsanız,<br />
<br />
    Zihinsel faaliyetlerde zayıflama,<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cinsel Belirtileri</span></span><br />
<br />
    Cinsel isteğinizde azalma varsa,<br />
<br />
    Sertleşme problemi yaşıyorsanız,<br />
<br />
    Meni miktarında azalma ve kıvamında değişiklik görüyorsanız,<br />
<br />
    Sabah ve gece sertliğinde azalma varsa mutlaka bir üroloji uzmanına başvurmanız gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Andropoz Tedavisi Var mıdır?</span></span><br />
<br />
Andropoz, çok basit bir kan tahlili ile kişinin hormonlarına bakılarak tespit edilir. Kişinin erkeklik hormonu düşüklüğü ve oranı test edilir. Üroloji uzmanı, kişinin şikayetlerini dinler ve sonrasında fiziksel muayene yapar, hastanın testislerinde ufalma, kıvamda yumuşama, küçülme gibi belirtiler andropoz belirtisidir. Eğer üroloji uzmanı uygun görürse hastaya dışarıdan erkeklik hormonu tableti, iğne ya da yavaş emilimli bantlar ile bu sorun çözülebilir. Bu tedaviyi alan çoğu erkekte bedensel belirtilerin düzeldiğini, kendine olan güvenini kazandığını, fiziksel gücünün arttığı ve cinsel arzudaki azalmanın durduğu gözlenmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Andropoza Girmemek için Alınması Gereken Tedbirler Nedir?</span></span><br />
<br />
Andropoz doğanın erkekler için getirdiği bir süreçtir. Bu süreç önlenemez ancak ertelenebilir. Bu süreci ertelemek için yaşam kalitenizi artırmanız gerekir.<br />
<br />
    Beslenme alışkanlıklarınıza dikkat etmelisiniz. Yağlı, kızarmış yiyeceklerden özellikle fast-food ürünlerinden uzak durmalısınız. Yaban mersini, kırmızı biber, istiridye, domates, yeşil çay, brokoli tüketmeniz faydalı olacaktır.<br />
<br />
    Alkolü günde en fazla iki kadehle sınırlayın ve tercihinizi kırmızı şaraptan yana kullanın. İşlenmiş şekerlerden, pastanelik ürünlerden, yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden ve özellikle de fast-food'dan kaçının.<br />
<br />
    Beslenmenize özellikle B6, B12 ve folik asit gibi B grubu vitaminleri ve çinko, magnezyum, selenyum gibi mineralleri ekleyin.<br />
<br />
    Fazla kilolarınızdan kurtulmalı ve formda kalmaya çalışmalısınız. Düzenli yürüyüşler yaparak sağlığınızı korumalısınız.<br />
<br />
    Kendinize zaman ayırmalısınız. Eşinizle, çocuklarınızla kaliteli zamanlar geçirmeli, seyahat, sinema gibi etkinliklere katılmalısınız.<br />
<br />
    Olası kalp, şeker , kolesterol hastalıklara yakalanmadan önce tedbir almalısınız. Bunun yolu da yine sağlıklı beslenmeden geçiyor.<br />
<br />
    Uyku düzeninize özen göstermeli yeterince uyumalısınız.<br />
<br />
Bu etmenler andropoz dönemine girmenizi geciktirir. Ancak yaşınız 50 olduğunda mutlaka bir doktora gidip testosteron seviyenizi kontrol ettirin. Eğer testosteron seviyeniz de bir azalma söz konusu ise gereken tedaviler hemen başlayın.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hidrasyon ve Dehidrasyon Nedir?]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=17850</link>
			<pubDate>Fri, 23 Sep 2022 10:35:09 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=17850</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hidrasyon ve Dehidrasyon Nedir?</span></span><br />
<br />
Tüm canlıların varlıklarını koruyabilmeleri için gerekli temel unsurların başında, hava ve su gelir. Susuzluk tüm canlıları ölüme götürür. Kandaki su miktarı %3’ün altına düştüğünde metabolizma artıkları böbreklerden geçememeye başlar. Vücuttaki su kaybı, halsizlik, baş ağrısı ve algı zayıflığı ile uyarı vermeye başlar.<br />
<br />
İnsanlarda su ihtiyacı yaşa, organların durumuna, vücudun fiziksel büyüklüğüne, sarf edilen güce, hava sıcaklığına, iklim ve çalışma koşullarına göre değişkenlik gösterir. Bir bebek ile yetişkinin su ihtiyacı aynı olamayacağı gibi ofis ortamında çalışan bir yetişkin ile güneş altında bedenen çalışan bir insanın ya da bir sporcunun tüketmesi gereken su ihtiyacı farklıdır. Bedensel faaliyetleri ortalamanın çok üzerinde olan sporcular düzenli bir şekilde günde en az 3 litre su tüketmelidir. Diğer yetişkinlerde ise günlük su ihtiyacı ortalama 2 litredir.<br />
<br />
Vücudun gerekli su ve elektrolit düzeyinin performansı destekleyecek belirli bir ölçüde tutulmasına “HİDRASYON” denir. Hidrasyonun sağlanması, özellikle sporcularda hayati önem taşır. Ter ile kaybedilen suyun geri alınamadığı durumlarda ise tehlike başlar.  Kısaca, vücuda giren ve çıkan suyun miktarı, eşit olmalıdır. Vücuttan atılması gerekenden fazla su kaybı yaşanmasına ise “DEHİDRASYON” denir. Dehidrasyon, sadece sporcuların değil, yoğun güç sarf edilen durumlarda farkında olmadan herkesin yaşayabileceği durumdur.  Stres, unutkanlık, panik, gerginlik, yorgunluk, şiddetli baş ağrısı ve psikolojik sorunlara yol açar. İdrar renginin çok koyu renk olması, vücuttaki dehidrasyonun habercisidir. Bunun nedeni böbrekler, doku aralıkları, eklemler, karaciğer ve ciltte zehirli çökeltilerin tutulmasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hidrasyon;</span></span> vücudun su ve elektrolit düzeyinin belirli bir ölçüde tutulmasına denir.<br />
<br />
Hidrasyonun sporcular için önemi büyüktür. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dehidrasyon ise</span></span> vücudun gerekli sıvı ihtiyacını karşılayamamasına durumudur.<br />
<br />
Dehidrasyon hâlinde vücuttan atılan su miktarı, vücuda giren su miktarından daha fazla olduğu için, dehidrasyon canlılar açısından hayati önem taşıyan olumsuz bir durumdur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hidrasyon ve Dehidrasyon Sporcular İçin Neden Önemlidir?</span></span><br />
<br />
Bir sporcunun optimum performans sağlayabilmesi için “hidrasyon” ve “dehidrasyon” dengesinin normal olması gerekir.<br />
<br />
Vücuttaki sıvı dengesinin korunması sporcular için hayati önem taşır.Çünkü sporcunun vücudunda dehidrasyon durumu gözlenirse, gerekli sıvı ihtiyacı karşılanamadığı için performansında ciddi düşüş gözlenir.<br />
<br />
Ayrıca bu durumda sıcak çarpmasında olduğu gibi, diğer olumsuz faktörler de etkilerini fazlasıyla göstermeye başlar.<br />
<br />
Sporcu birey, normal insanlara göre daha çok efor sarf eden ve vücudunu daha fazla kullanan kişidir.<br />
<br />
Bu yüzden de vücudundaki sıvı dengesine karşı daha duyarlı olmak zorundadır.<br />
<br />
Vücuttaki sıvı miktarı “ne fazla ne de az” olmalıdır. Vücuttaki sıvıların dağılımını bilmek ve buna göre sıvı ihtiyacını karşılamak gerekir.<br />
<br />
Hidrasyon ve dehidrasyon dengesi de bu bağlamda büyük önem arz eder.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hidrasyon Nedir?</span></span><br />
<br />
Vücuda giren su miktarı ile çıkan su miktarı eşit olmalıdır. Vücut sıvısı böylelikle vücutta dengede tutulur. Hidrasyon; bu dengenin sağlanmasına denir.<br />
<br />
Bu dengeyi korumak insan sağlığı için kritik derecede önem taşır. Vücuda aldığımız besin çeşitlerinde olduğu gibi, su dengesi de vücut için çok önemlidir.<br />
<br />
Vücudunuzun bozulan “denge” durumunu, normal hâline geri döndürebilmek için, eksik su miktarını tamamlamanız gerekir.<br />
<br />
Bu süreç de hidrasyon olarak adlandırılır. Vücut, sıvı gereksinimleri karşılandığı zaman temel dengesine kavuşur.<br />
<br />
Vücudunuzda gerçekleşen hidrasyon, size hem mental hem de fiziksel anlamda fayda sağlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dehidrasyon Nedir?</span></span><br />
<br />
Dehidrasyon; vücudun yeterli sıvıyı alamadığı durumlarda vücutta ortaya çıkan sıvı dengesizliğidir.<br />
<br />
“Dehidrasyon ne demek?” diye araştırdığınızda karşınıza, “vücudun kaybettiği sıvı miktarının, aldığı sıvı miktarından daha fazla olması” bilgisi çıkar.<br />
<br />
Dehidrasyon, panik, gerginlik, stres, unutkanlık, yorgunluk, şiddetli baş ağrısı gibi durumlara yol açar.<br />
<br />
Dehidrasyon görülen durumlarda sıvı kaybının yanında, vücudun ihtiyacı olan sodyum, potasyum, klor, magnezyum gibi elektrolitlerin de kaybı gözlenir.<br />
<br />
Böylece hücrelere su alımını denetleyen sistem dengesinden diğer metabolizmik dengelere ciddi bir değişim gözlenir.<br />
<br />
Bu durum tehlikelere yol açabilir ve hızlıca önlem almayı gerektirir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dehidrasyonun (Az Sıvı Tüketimi) Belirtileri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Dehidrasyon belirtilerinden en yaygını; idrarın koyu renkte olmasıdır. Bunun yanında daha az idrara çıkma, yorgunluk, aşırı susuzluk, gözlerde kısılma gibi durumlar da dehidrasyonun habercisidir.<br />
<br />
Dehidrasyon, gereğinden fazla güç sarf eden herkesin yaşayabileceği bir durumdur. Bu durumda, sıvı kaybı yüksek olan sporcuların vücut sıvı dengesine ekstra dikkat etmesi gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Spor Yaparken Su Tüketiminin Önemi Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Su, tüm canlıların her gün belirli miktarda vücuduna alması gereken bir yaşam kaynağıdır.<br />
<br />
Suyun olmadığı bir ortamda sağlıktan söz edilemez.<br />
<br />
Suyun spora başlamadan önce, spor esnasında ve spor sonrasında nasıl tüketileceği de dikkat edilmesi gereken noktalardan biridir.<br />
<br />
Spor sırasında su kaybı yüksek olur. Egzersizler esnasında suyun en büyük işlevi; vücut sıcaklığını dengelemesidir. Böylelikle nefes alışverişi düzene girer, kaslara ve dokulara yeterli oksijen gider.<br />
<br />
Vücut sıcaklığı, dokulara giren oksijen ve dokulardan çıkan karbondioksit dengesi sağlandığında, vücut normal seyrine döner.<br />
<br />
Bu sebeple spor sırasında dehidrasyon yaşanması yüksek risk içerir.<br />
<br />
Dolayısıyla, vücudumuzdaki en büyük düzenleyici olan su, spor yapanlar için ayrı bir önem taşır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dehidrasyon Nedir?</span></span><br />
<br />
Tüm canlıların yaşamı için su, olmazsa olmaz besin maddesidir. İnsan vücudunun yaklaşık %50-60 kadarını su oluşturur. Bir başka ifadeyle insan vücudunun temel sıvısı sudur. Sıcakların artmaya başladığı yaz günlerinde suyun önemi daha çok ön plana çıkar. Sağlıklı bir yaşam için vücuttan atılan sıvı miktarının, alınan sıvı miktarından fazla olmaması gerekir. Ancak bazen çeşitli sebeplerle vücutta olması gerekenden daha fazla sıvı kaybı olur. Bu durum dehidrasyon ya da dehidratasyon olarak adlandırılır. Erken dönemde müdahale edilmeyen dehidrasyon, ciddi sonuçlar ortaya çıkmasına neden olabilir. Dehidrasyon ile ilgili bilinmesi gerekenleri yazının devamında bulabilirsiniz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dehidrasyon Nasıl Oluşur?</span></span><br />
<br />
Çeşitli sebeplerle vücudun olması gerekenden daha fazla sıvı kaybı yaşamasına dehidrasyon adı verilir. Besinlerin sindirilmesinden vücuttaki kimyasal reaksiyonların gerçekleştirilmesine, vücut ısısının korunmasına kadar pek çok görevi bulunan su olmazsa insan ancak birkaç gün yaşayabilir. Vücudun sıvı-elektrolit dengesinin bozulması başta böbrekler olmak üzere pek çok organın hasar görmesine neden olur. Normal şartlarda vücuttan atılan sıvının alınan sıvı ile dengede olması gerekir. Vücudun sıvı dengesine hidrasyon adı verilir. Vücuttan sıvıyı uzaklaştırmakla görevli temel organ böbreklerdir. Günde yaklaşık olarak 1500 ml sıvı böbrekler yoluyla vücuttan atılır.<br />
<br />
Bunu deri, bağırsaklar ve solunum takip eder. Normal şartlarda susuzluk hissi ile birlikte vücut sıvı kaybettiğinin ve kaybedildiği sıvının yerine konması gerektiğinin sinyallerini verir. Ancak susuzluklarını ifade edemedikleri için dehidrasyon açısından en çok dikkat edilmesi gereken grup bebeklerdir. Bunun yanı sıra böbreklerdeki fonksiyon bozuklukları, ishal, aşırı terleme, uzun uçak yolculukları, yüksek ateş, kusma gibi durumlar neticesinde vücutta sıvı kaybı ortaya çıkabilir. Vücuttan sıvı atılırken aynı zamanda sodyum, potasyum gibi sağlık için oldukça önemli olan mineraller de bu sıvıyla beraber atılır. Su ya da diğer yiyecek ve içeceklerle vücut kaybettiği sıvıyı ve mineralleri geri alamazsa vücudun sıvı-elektrolit dengesinde bozulma meydana gelir. Sıvı-elektrolit dengesizliği ise pek çok organı ve dokuyu olumsuz yönde etkiler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dehidrasyon Belirtileri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Dehidrasyonun derecesini vücuttaki sıvı kaybının miktarı belirler. Buna göre dehidrasyon, ağır, orta ve hafif dehidrasyon olarak üç sınıfa ayrılabilir. Hafif dehidrasyon durumunda vücuttaki sıvı kaybı %3’ün altındadır. Orta dehidrasyonda bu oranın %3-6, ağır dehidrasyon vakalarında ise %6’nın üzerinde olduğu söylenebilir. Dehidrasyon belirtileri de dehidrasyonun şiddetine göre farklılık gösterir. Peki dehidrasyon belirtileri nelerdir? Başlıca dehidrasyon belirtileri şu şekilde sıralanabilir:<br />
<br />
  <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">  Susuzluk hissi:</span></span> Vücutta sıvı dengesi bozulmaya başladığında açlık, tokluk ve susama merkezini içerisinde bulunduran hipotalamus uyarılır ve kişide su içme ihtiyacı ortaya çıkar. Bunun yanında vücut sıcaklığını ayarlayan merkez de buradadır. Bu nedenle vücudun sıvı-elektrolit dengesinin korunmasında hipotalamus bezi önemli rol oynar. Aynı zamanda hipotalamus bezinden antidiüretik hormon (ADH) olarak bilinen bir hormon salgılanır. Bu hormonun vücuttaki en önemli görevi, vücudun su dengesinin korunmasını sağlamaktır. Vücut susuz kaldığında ADH hormonu sayesinde idrar miktarı azalır ve kişi su ya da sıvı tüketme ihtiyacı hisseder. Dehidrasyon belirtileri denildiğinde ilk akla gelen susuzluk hissidir. Susuzluk hissi diğer belirtilerle kıyaslandığında en hafif belirtidir. Çünkü yeterli miktarda sıvı tüketerek sıvı kaybının önüne geçilebilir. Ancak bazen günlük hayatın yoğun temposu içerisinde kişiler susadıklarında su içmeyi ihmal edebilirler. Vücudun ihtiyacı olan su en kısa zamanda yerine konulmazsa daha ciddi sonuçlar ortaya çıkmasına neden olabilir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">    Ağız kuruluğu:</span></span> Susuzluk hissinin yanında ağız kuruluğu da dehidrasyon belirtileri denildiğinde ilk akla gelenlerden bir tanesidir. Dehidrasyon, tükürük bezleri tarafından salgılanan tükürüğün yapışkanlığının azalmasına neden olduğu gibi tükürük miktarının azalmasına da neden olur. Susadığını anlatamayan bebeklerde ağzın ve dudakların kuru olması, bebeğin sıvı kaybı yaşadığının en önemli göstergesi olabilir.<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kalp hızında artış (Taşikardi):</span></span> Vücutta yaşanan sıvı kaybı ile vücut ısısının artması doğru orantılıdır. Vücut ısısının artması ile birlikte kalp normalde olduğundan daha fazla kan pompalayarak vücut ısısını dengede tutmaya çalışır. Bu durumun neticesinde taşikardi ortaya çıkabilir. Ancak ağır dehidratasyon vakalarında bradikardi bir başka ifadeyle nabzın olması gerekenin çok altında olması durumu da görülebilir.<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Halsizlik:</span></span> Aşırı terleme, yüksek ateş gibi durumlar, vücutta sıvı kaybı yaşanmasına buna bağlı olarak kan hacminin azalmasına neden olur. Bu durumda doku ve hücrelere giden kan miktarı azalır ve halsizlik, yorgunluk ortaya çıkar.<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İdrar miktarında azalma:</span></span> Böbreklerin en önemli görevlerinden biri vücuttaki sıvı-elektrolit dengesini sağlamaktır. Böbrekler vücutta yeterli miktarda sıvı bulamadığında dışarı sıvı atımını gerçekleştiremez. İdrar miktarında azalma hafif, orta ve ağır dehidrasyon vakalarının tümünde görülen bir durumdur. Aynı zamanda idrar renginin koyulaşması da dehidrasyonun belirtilerinden birisi olabilir.<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cilt değişiklikleri:</span></span> Vücuttaki sıvı dengesinin bozulması cilt üzerinde de kendisini hissettirir. Dehidrasyon vakalarında kandaki sıvının azalması ile birlikte deri turgoru yani derinin elastikiyetinde azalma gözlenir. Cildin tutulup bırakıldıktan sonra eski halini alması zaman alıyorsa vücudun sıvı dengesinin bozulduğundan şüphe etmek gerekir.<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gözyaşı miktarında azalma:</span></span> Gözlerde bulunan gözyaşı bezleri sıvı salgılayarak gözyaşını oluşturur. Vücutta sıvı kaybı olması halinde gözyaşı miktarında azalma görülebilir. Ağır dehidrasyon vakalarında hiç gözyaşı bulunmayabilir.<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kas krampları:</span></span> Kaslar kasılma ve gevşeme gibi görevlerini elektrolitler sayesinde gerçekleştirirler. Bu nedenle özellikle sporcular gibi yoğun egzersiz yapan kişilerde aşırı terleme sonrasında sıvı kaybına bağlı gerçekleşen kas kramplarına sık rastlanır.<br />
   <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Bayılma:</span></span> Orta ve ağır dehidratasyon durumunda vücudun aşırı zorlanması ile birlikte bayılma görülebilir.<br />
<br />
Bunlara ek olarak, dehidrasyona erken müdahale edilmezse hastalarda organ hasarı, bilinç kaybı ve şoka girme gelişebilir ve ölüme kadar giden bir tablo ortaya çıkabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bebeklerde ve Yaşlılarda Dehidrasyon</span></span><br />
<br />
Bebekler, yaşlılar ve yüksek irtifada hayatlarını sürdüren kişiler, dehidrasyona karşı risk grubundadır. Dehidrasyona karşı risk grubunda olan kişilere özellikle dikkat edilmesi gerekir. Bebeklerin vücudunun yaklaşık olarak %80 kadarı sudan oluşur. Bu nedenle dehidrasyondan çok kolay etkilenirler. Bebeklerde dehidrasyonun en önemli nedeni ishal ve yetersiz emzirmedir. Bu nedenle ishal olan bebeklerin sıvı ihtiyacının karşılanması, ishalin uzun sürmesi halinde vakit kaybetmeden doktora başvurulması oldukça önemlidir. İleri yaş grubundaki kişilerin vücutlarındaki su miktarı ise %50-60 civarındadır. Bu gruptaki kişilerde böbrek fonksiyonlarında azalma, çeşitli ilaç kullanımı ya da sıvı kısıtlaması gibi durumların olması halinde dehidrasyon gelişebilir. Bu durumda doktora başvurmak ve gerekli tedbirleri almak gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yüksek Rakımlarda Dehidrasyona Dikkat</span></span><br />
<br />
Dehidrasyon karşısında risk grubunda olan bir diğer grup da yüksek irtifada yaşayan kişilerdir. Yüksek irtifada insan vücudu ısısını koruyabilmek için daha çok soluk alıp vermeye ve daha fazla oksijene ihtiyaç duyar. Bu nedenle yüksek irtifada yaşayan kişilerin daha fazla sıvı alımına dikkat etmesi gerekir. Bunun yanı sıra uzun uçak yolculuğu yapan kişilerde de uçaktaki havanın kuru olmasına ve yüksek irtifaya bağlı olarak dehidrasyon gelişebilir. Bu bağlamda uzun süreli uçak yolculuğu yapan kişilerin sıvı alımını artırmaları önerilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dehidrasyon Nasıl Önlenir?</span></span><br />
<br />
Dehidrasyon önlenebilir bir durumdur. Peki dehidrasyon konusunda nelere dikkat edilmesi gerekir? Dehidrasyonu önlemenin başlıca yolları şu şekildedir:<br />
<br />
    İshal ve kusma gibi hastalıklara bağlı sıvı kaybı yaşayan kişilerin beslenme planına daha fazla sıvı eklemesi önerilir. Ancak bu sıvıların şekerli ve asitli sıvılar olmaması gerekir. Bunun yanında çay ve kahve gibi kafeinli içeceklerin idrar söktürücü özelliği vardır. Bu nedenle bu içecekleri azaltmak mümkünse bu dönemlerde hiç içmemek gerekir.<br />
    Sentetik kumaşlar daha fazla terlemeye, dolayısıyla vücuttan daha fazla sıvı atılmasına neden olur. Özellikle spor yaparken ya da yazın sıcak günlerinde cildin hava almasını sağlayan kıyafetler giyilmelidir.<br />
<br />
Dehidrasyon erken dönemde fark edilmez ve gerekli önlemler alınmazsa yaşam kaybına kadar giden bir tabloya neden olabilir. Bu nedenle siz de sağlığınız için bol su içmeyi ve gerekli durumlarda en yakın sağlık kuruluşuna başvurarak kontrollerinizi yaptırmayı ihmal etmeyin. Sağlıklı günler dileriz.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hidrasyon ve Dehidrasyon Nedir?</span></span><br />
<br />
Tüm canlıların varlıklarını koruyabilmeleri için gerekli temel unsurların başında, hava ve su gelir. Susuzluk tüm canlıları ölüme götürür. Kandaki su miktarı %3’ün altına düştüğünde metabolizma artıkları böbreklerden geçememeye başlar. Vücuttaki su kaybı, halsizlik, baş ağrısı ve algı zayıflığı ile uyarı vermeye başlar.<br />
<br />
İnsanlarda su ihtiyacı yaşa, organların durumuna, vücudun fiziksel büyüklüğüne, sarf edilen güce, hava sıcaklığına, iklim ve çalışma koşullarına göre değişkenlik gösterir. Bir bebek ile yetişkinin su ihtiyacı aynı olamayacağı gibi ofis ortamında çalışan bir yetişkin ile güneş altında bedenen çalışan bir insanın ya da bir sporcunun tüketmesi gereken su ihtiyacı farklıdır. Bedensel faaliyetleri ortalamanın çok üzerinde olan sporcular düzenli bir şekilde günde en az 3 litre su tüketmelidir. Diğer yetişkinlerde ise günlük su ihtiyacı ortalama 2 litredir.<br />
<br />
Vücudun gerekli su ve elektrolit düzeyinin performansı destekleyecek belirli bir ölçüde tutulmasına “HİDRASYON” denir. Hidrasyonun sağlanması, özellikle sporcularda hayati önem taşır. Ter ile kaybedilen suyun geri alınamadığı durumlarda ise tehlike başlar.  Kısaca, vücuda giren ve çıkan suyun miktarı, eşit olmalıdır. Vücuttan atılması gerekenden fazla su kaybı yaşanmasına ise “DEHİDRASYON” denir. Dehidrasyon, sadece sporcuların değil, yoğun güç sarf edilen durumlarda farkında olmadan herkesin yaşayabileceği durumdur.  Stres, unutkanlık, panik, gerginlik, yorgunluk, şiddetli baş ağrısı ve psikolojik sorunlara yol açar. İdrar renginin çok koyu renk olması, vücuttaki dehidrasyonun habercisidir. Bunun nedeni böbrekler, doku aralıkları, eklemler, karaciğer ve ciltte zehirli çökeltilerin tutulmasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hidrasyon;</span></span> vücudun su ve elektrolit düzeyinin belirli bir ölçüde tutulmasına denir.<br />
<br />
Hidrasyonun sporcular için önemi büyüktür. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dehidrasyon ise</span></span> vücudun gerekli sıvı ihtiyacını karşılayamamasına durumudur.<br />
<br />
Dehidrasyon hâlinde vücuttan atılan su miktarı, vücuda giren su miktarından daha fazla olduğu için, dehidrasyon canlılar açısından hayati önem taşıyan olumsuz bir durumdur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hidrasyon ve Dehidrasyon Sporcular İçin Neden Önemlidir?</span></span><br />
<br />
Bir sporcunun optimum performans sağlayabilmesi için “hidrasyon” ve “dehidrasyon” dengesinin normal olması gerekir.<br />
<br />
Vücuttaki sıvı dengesinin korunması sporcular için hayati önem taşır.Çünkü sporcunun vücudunda dehidrasyon durumu gözlenirse, gerekli sıvı ihtiyacı karşılanamadığı için performansında ciddi düşüş gözlenir.<br />
<br />
Ayrıca bu durumda sıcak çarpmasında olduğu gibi, diğer olumsuz faktörler de etkilerini fazlasıyla göstermeye başlar.<br />
<br />
Sporcu birey, normal insanlara göre daha çok efor sarf eden ve vücudunu daha fazla kullanan kişidir.<br />
<br />
Bu yüzden de vücudundaki sıvı dengesine karşı daha duyarlı olmak zorundadır.<br />
<br />
Vücuttaki sıvı miktarı “ne fazla ne de az” olmalıdır. Vücuttaki sıvıların dağılımını bilmek ve buna göre sıvı ihtiyacını karşılamak gerekir.<br />
<br />
Hidrasyon ve dehidrasyon dengesi de bu bağlamda büyük önem arz eder.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hidrasyon Nedir?</span></span><br />
<br />
Vücuda giren su miktarı ile çıkan su miktarı eşit olmalıdır. Vücut sıvısı böylelikle vücutta dengede tutulur. Hidrasyon; bu dengenin sağlanmasına denir.<br />
<br />
Bu dengeyi korumak insan sağlığı için kritik derecede önem taşır. Vücuda aldığımız besin çeşitlerinde olduğu gibi, su dengesi de vücut için çok önemlidir.<br />
<br />
Vücudunuzun bozulan “denge” durumunu, normal hâline geri döndürebilmek için, eksik su miktarını tamamlamanız gerekir.<br />
<br />
Bu süreç de hidrasyon olarak adlandırılır. Vücut, sıvı gereksinimleri karşılandığı zaman temel dengesine kavuşur.<br />
<br />
Vücudunuzda gerçekleşen hidrasyon, size hem mental hem de fiziksel anlamda fayda sağlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dehidrasyon Nedir?</span></span><br />
<br />
Dehidrasyon; vücudun yeterli sıvıyı alamadığı durumlarda vücutta ortaya çıkan sıvı dengesizliğidir.<br />
<br />
“Dehidrasyon ne demek?” diye araştırdığınızda karşınıza, “vücudun kaybettiği sıvı miktarının, aldığı sıvı miktarından daha fazla olması” bilgisi çıkar.<br />
<br />
Dehidrasyon, panik, gerginlik, stres, unutkanlık, yorgunluk, şiddetli baş ağrısı gibi durumlara yol açar.<br />
<br />
Dehidrasyon görülen durumlarda sıvı kaybının yanında, vücudun ihtiyacı olan sodyum, potasyum, klor, magnezyum gibi elektrolitlerin de kaybı gözlenir.<br />
<br />
Böylece hücrelere su alımını denetleyen sistem dengesinden diğer metabolizmik dengelere ciddi bir değişim gözlenir.<br />
<br />
Bu durum tehlikelere yol açabilir ve hızlıca önlem almayı gerektirir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dehidrasyonun (Az Sıvı Tüketimi) Belirtileri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Dehidrasyon belirtilerinden en yaygını; idrarın koyu renkte olmasıdır. Bunun yanında daha az idrara çıkma, yorgunluk, aşırı susuzluk, gözlerde kısılma gibi durumlar da dehidrasyonun habercisidir.<br />
<br />
Dehidrasyon, gereğinden fazla güç sarf eden herkesin yaşayabileceği bir durumdur. Bu durumda, sıvı kaybı yüksek olan sporcuların vücut sıvı dengesine ekstra dikkat etmesi gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Spor Yaparken Su Tüketiminin Önemi Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Su, tüm canlıların her gün belirli miktarda vücuduna alması gereken bir yaşam kaynağıdır.<br />
<br />
Suyun olmadığı bir ortamda sağlıktan söz edilemez.<br />
<br />
Suyun spora başlamadan önce, spor esnasında ve spor sonrasında nasıl tüketileceği de dikkat edilmesi gereken noktalardan biridir.<br />
<br />
Spor sırasında su kaybı yüksek olur. Egzersizler esnasında suyun en büyük işlevi; vücut sıcaklığını dengelemesidir. Böylelikle nefes alışverişi düzene girer, kaslara ve dokulara yeterli oksijen gider.<br />
<br />
Vücut sıcaklığı, dokulara giren oksijen ve dokulardan çıkan karbondioksit dengesi sağlandığında, vücut normal seyrine döner.<br />
<br />
Bu sebeple spor sırasında dehidrasyon yaşanması yüksek risk içerir.<br />
<br />
Dolayısıyla, vücudumuzdaki en büyük düzenleyici olan su, spor yapanlar için ayrı bir önem taşır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dehidrasyon Nedir?</span></span><br />
<br />
Tüm canlıların yaşamı için su, olmazsa olmaz besin maddesidir. İnsan vücudunun yaklaşık %50-60 kadarını su oluşturur. Bir başka ifadeyle insan vücudunun temel sıvısı sudur. Sıcakların artmaya başladığı yaz günlerinde suyun önemi daha çok ön plana çıkar. Sağlıklı bir yaşam için vücuttan atılan sıvı miktarının, alınan sıvı miktarından fazla olmaması gerekir. Ancak bazen çeşitli sebeplerle vücutta olması gerekenden daha fazla sıvı kaybı olur. Bu durum dehidrasyon ya da dehidratasyon olarak adlandırılır. Erken dönemde müdahale edilmeyen dehidrasyon, ciddi sonuçlar ortaya çıkmasına neden olabilir. Dehidrasyon ile ilgili bilinmesi gerekenleri yazının devamında bulabilirsiniz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dehidrasyon Nasıl Oluşur?</span></span><br />
<br />
Çeşitli sebeplerle vücudun olması gerekenden daha fazla sıvı kaybı yaşamasına dehidrasyon adı verilir. Besinlerin sindirilmesinden vücuttaki kimyasal reaksiyonların gerçekleştirilmesine, vücut ısısının korunmasına kadar pek çok görevi bulunan su olmazsa insan ancak birkaç gün yaşayabilir. Vücudun sıvı-elektrolit dengesinin bozulması başta böbrekler olmak üzere pek çok organın hasar görmesine neden olur. Normal şartlarda vücuttan atılan sıvının alınan sıvı ile dengede olması gerekir. Vücudun sıvı dengesine hidrasyon adı verilir. Vücuttan sıvıyı uzaklaştırmakla görevli temel organ böbreklerdir. Günde yaklaşık olarak 1500 ml sıvı böbrekler yoluyla vücuttan atılır.<br />
<br />
Bunu deri, bağırsaklar ve solunum takip eder. Normal şartlarda susuzluk hissi ile birlikte vücut sıvı kaybettiğinin ve kaybedildiği sıvının yerine konması gerektiğinin sinyallerini verir. Ancak susuzluklarını ifade edemedikleri için dehidrasyon açısından en çok dikkat edilmesi gereken grup bebeklerdir. Bunun yanı sıra böbreklerdeki fonksiyon bozuklukları, ishal, aşırı terleme, uzun uçak yolculukları, yüksek ateş, kusma gibi durumlar neticesinde vücutta sıvı kaybı ortaya çıkabilir. Vücuttan sıvı atılırken aynı zamanda sodyum, potasyum gibi sağlık için oldukça önemli olan mineraller de bu sıvıyla beraber atılır. Su ya da diğer yiyecek ve içeceklerle vücut kaybettiği sıvıyı ve mineralleri geri alamazsa vücudun sıvı-elektrolit dengesinde bozulma meydana gelir. Sıvı-elektrolit dengesizliği ise pek çok organı ve dokuyu olumsuz yönde etkiler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dehidrasyon Belirtileri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Dehidrasyonun derecesini vücuttaki sıvı kaybının miktarı belirler. Buna göre dehidrasyon, ağır, orta ve hafif dehidrasyon olarak üç sınıfa ayrılabilir. Hafif dehidrasyon durumunda vücuttaki sıvı kaybı %3’ün altındadır. Orta dehidrasyonda bu oranın %3-6, ağır dehidrasyon vakalarında ise %6’nın üzerinde olduğu söylenebilir. Dehidrasyon belirtileri de dehidrasyonun şiddetine göre farklılık gösterir. Peki dehidrasyon belirtileri nelerdir? Başlıca dehidrasyon belirtileri şu şekilde sıralanabilir:<br />
<br />
  <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">  Susuzluk hissi:</span></span> Vücutta sıvı dengesi bozulmaya başladığında açlık, tokluk ve susama merkezini içerisinde bulunduran hipotalamus uyarılır ve kişide su içme ihtiyacı ortaya çıkar. Bunun yanında vücut sıcaklığını ayarlayan merkez de buradadır. Bu nedenle vücudun sıvı-elektrolit dengesinin korunmasında hipotalamus bezi önemli rol oynar. Aynı zamanda hipotalamus bezinden antidiüretik hormon (ADH) olarak bilinen bir hormon salgılanır. Bu hormonun vücuttaki en önemli görevi, vücudun su dengesinin korunmasını sağlamaktır. Vücut susuz kaldığında ADH hormonu sayesinde idrar miktarı azalır ve kişi su ya da sıvı tüketme ihtiyacı hisseder. Dehidrasyon belirtileri denildiğinde ilk akla gelen susuzluk hissidir. Susuzluk hissi diğer belirtilerle kıyaslandığında en hafif belirtidir. Çünkü yeterli miktarda sıvı tüketerek sıvı kaybının önüne geçilebilir. Ancak bazen günlük hayatın yoğun temposu içerisinde kişiler susadıklarında su içmeyi ihmal edebilirler. Vücudun ihtiyacı olan su en kısa zamanda yerine konulmazsa daha ciddi sonuçlar ortaya çıkmasına neden olabilir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">    Ağız kuruluğu:</span></span> Susuzluk hissinin yanında ağız kuruluğu da dehidrasyon belirtileri denildiğinde ilk akla gelenlerden bir tanesidir. Dehidrasyon, tükürük bezleri tarafından salgılanan tükürüğün yapışkanlığının azalmasına neden olduğu gibi tükürük miktarının azalmasına da neden olur. Susadığını anlatamayan bebeklerde ağzın ve dudakların kuru olması, bebeğin sıvı kaybı yaşadığının en önemli göstergesi olabilir.<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kalp hızında artış (Taşikardi):</span></span> Vücutta yaşanan sıvı kaybı ile vücut ısısının artması doğru orantılıdır. Vücut ısısının artması ile birlikte kalp normalde olduğundan daha fazla kan pompalayarak vücut ısısını dengede tutmaya çalışır. Bu durumun neticesinde taşikardi ortaya çıkabilir. Ancak ağır dehidratasyon vakalarında bradikardi bir başka ifadeyle nabzın olması gerekenin çok altında olması durumu da görülebilir.<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Halsizlik:</span></span> Aşırı terleme, yüksek ateş gibi durumlar, vücutta sıvı kaybı yaşanmasına buna bağlı olarak kan hacminin azalmasına neden olur. Bu durumda doku ve hücrelere giden kan miktarı azalır ve halsizlik, yorgunluk ortaya çıkar.<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İdrar miktarında azalma:</span></span> Böbreklerin en önemli görevlerinden biri vücuttaki sıvı-elektrolit dengesini sağlamaktır. Böbrekler vücutta yeterli miktarda sıvı bulamadığında dışarı sıvı atımını gerçekleştiremez. İdrar miktarında azalma hafif, orta ve ağır dehidrasyon vakalarının tümünde görülen bir durumdur. Aynı zamanda idrar renginin koyulaşması da dehidrasyonun belirtilerinden birisi olabilir.<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cilt değişiklikleri:</span></span> Vücuttaki sıvı dengesinin bozulması cilt üzerinde de kendisini hissettirir. Dehidrasyon vakalarında kandaki sıvının azalması ile birlikte deri turgoru yani derinin elastikiyetinde azalma gözlenir. Cildin tutulup bırakıldıktan sonra eski halini alması zaman alıyorsa vücudun sıvı dengesinin bozulduğundan şüphe etmek gerekir.<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gözyaşı miktarında azalma:</span></span> Gözlerde bulunan gözyaşı bezleri sıvı salgılayarak gözyaşını oluşturur. Vücutta sıvı kaybı olması halinde gözyaşı miktarında azalma görülebilir. Ağır dehidrasyon vakalarında hiç gözyaşı bulunmayabilir.<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kas krampları:</span></span> Kaslar kasılma ve gevşeme gibi görevlerini elektrolitler sayesinde gerçekleştirirler. Bu nedenle özellikle sporcular gibi yoğun egzersiz yapan kişilerde aşırı terleme sonrasında sıvı kaybına bağlı gerçekleşen kas kramplarına sık rastlanır.<br />
   <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Bayılma:</span></span> Orta ve ağır dehidratasyon durumunda vücudun aşırı zorlanması ile birlikte bayılma görülebilir.<br />
<br />
Bunlara ek olarak, dehidrasyona erken müdahale edilmezse hastalarda organ hasarı, bilinç kaybı ve şoka girme gelişebilir ve ölüme kadar giden bir tablo ortaya çıkabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bebeklerde ve Yaşlılarda Dehidrasyon</span></span><br />
<br />
Bebekler, yaşlılar ve yüksek irtifada hayatlarını sürdüren kişiler, dehidrasyona karşı risk grubundadır. Dehidrasyona karşı risk grubunda olan kişilere özellikle dikkat edilmesi gerekir. Bebeklerin vücudunun yaklaşık olarak %80 kadarı sudan oluşur. Bu nedenle dehidrasyondan çok kolay etkilenirler. Bebeklerde dehidrasyonun en önemli nedeni ishal ve yetersiz emzirmedir. Bu nedenle ishal olan bebeklerin sıvı ihtiyacının karşılanması, ishalin uzun sürmesi halinde vakit kaybetmeden doktora başvurulması oldukça önemlidir. İleri yaş grubundaki kişilerin vücutlarındaki su miktarı ise %50-60 civarındadır. Bu gruptaki kişilerde böbrek fonksiyonlarında azalma, çeşitli ilaç kullanımı ya da sıvı kısıtlaması gibi durumların olması halinde dehidrasyon gelişebilir. Bu durumda doktora başvurmak ve gerekli tedbirleri almak gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yüksek Rakımlarda Dehidrasyona Dikkat</span></span><br />
<br />
Dehidrasyon karşısında risk grubunda olan bir diğer grup da yüksek irtifada yaşayan kişilerdir. Yüksek irtifada insan vücudu ısısını koruyabilmek için daha çok soluk alıp vermeye ve daha fazla oksijene ihtiyaç duyar. Bu nedenle yüksek irtifada yaşayan kişilerin daha fazla sıvı alımına dikkat etmesi gerekir. Bunun yanı sıra uzun uçak yolculuğu yapan kişilerde de uçaktaki havanın kuru olmasına ve yüksek irtifaya bağlı olarak dehidrasyon gelişebilir. Bu bağlamda uzun süreli uçak yolculuğu yapan kişilerin sıvı alımını artırmaları önerilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dehidrasyon Nasıl Önlenir?</span></span><br />
<br />
Dehidrasyon önlenebilir bir durumdur. Peki dehidrasyon konusunda nelere dikkat edilmesi gerekir? Dehidrasyonu önlemenin başlıca yolları şu şekildedir:<br />
<br />
    İshal ve kusma gibi hastalıklara bağlı sıvı kaybı yaşayan kişilerin beslenme planına daha fazla sıvı eklemesi önerilir. Ancak bu sıvıların şekerli ve asitli sıvılar olmaması gerekir. Bunun yanında çay ve kahve gibi kafeinli içeceklerin idrar söktürücü özelliği vardır. Bu nedenle bu içecekleri azaltmak mümkünse bu dönemlerde hiç içmemek gerekir.<br />
    Sentetik kumaşlar daha fazla terlemeye, dolayısıyla vücuttan daha fazla sıvı atılmasına neden olur. Özellikle spor yaparken ya da yazın sıcak günlerinde cildin hava almasını sağlayan kıyafetler giyilmelidir.<br />
<br />
Dehidrasyon erken dönemde fark edilmez ve gerekli önlemler alınmazsa yaşam kaybına kadar giden bir tabloya neden olabilir. Bu nedenle siz de sağlığınız için bol su içmeyi ve gerekli durumlarda en yakın sağlık kuruluşuna başvurarak kontrollerinizi yaptırmayı ihmal etmeyin. Sağlıklı günler dileriz.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Evde Doğanlar ve Evde Doğuranlar Çetesinden Evde Doğum Yapmak isteyen Kadınlara Öneri]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=17211</link>
			<pubDate>Thu, 11 Aug 2022 06:02:17 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=17211</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evde Doğanlar ve Evde Doğuranlar Çetesinden Evde Doğum Yapmak isteyen Kadınlar için 8 Öneri</span></span><br />
<br />
Evde doğum yapmayı planlamak, sorunsuz bir gebelik yaşayan sağlıklı kadınlar için güvenli ve faydalı bir seçenektir.<br />
<br />
Birçok kadın, bebek sahibi olmanın bir kadının hayatının kimsenin müdahalesi olmadan en iyi şekilde gerçekleşecek bir parçası olduğunu anladığı için bu yöntemi seçer.<br />
<br />
Evde doğumun tercih edilmesinin bazı diğer nedenlerini, kendi evinde güvenli ve rahat şekilde doğum yapma arzusu, güvendikleri ve sevdikleri insanların yanında olmak, bebekle dışarıdan müdahale olmadan bağ kurabilmek, ihtiyaç duyulduğunda yemek, içmek ve hareket edebilmek gibi başlıklar oluşturur.<br />
<br />
Siz de bu yöntemi seçmeyi düşünüyorsanız, aşağıdaki başlıklar üzerinde lütfen düşünün:<br />
<br />
1- Neden bu yöntemi seçtiğinizi bilin<br />
<br />
Nedeniniz, doğum ile doğum yapmak hakkındaki his ve düşüncelerinizin toplamıdır. Duygularımız kararlarımızın pusulasıdır. Doğum seçeneklerini değerlendirirken başka bir şeyden mi kaçıyorsunuz, yoksa hayatınızı ve doğum tecrübenizi zenginleştirecek bir seçeneğe mi yaklaşıyorsunuz? Merakla ve yargılayıcı olmadan nedenlerinizi değerlendirin. Neden evde doğum yapmak istediğinizi açıklığa kavuşturmanız, karar mekanizmanızı yönlendirecek ve doğum hazırlık sürecinizi renklendirecektir.<br />
<br />
2- Hayalet avına çıkın!<br />
<br />
Hayalet avı, doğum tecrübenizi istenmeyen şekilde etkileyebilecek olumsuz duygu ve düşünceleri bulmanız ve açıklığa kavuşturmanız anlamına gelmektedir. Doğum yerinden bağımsız olarak, tüm hamileler ve onların doğum partnerleri için gerekli bir uygulamadır. Çocukken sizi etkilemiş olabilecek doğumla ilgili bir anıyı anımsamaya çalışın. Belki bir hayvanın doğumuna tanık oldunuz ya da televizyonda veya bir filmde doğum sahnesi izlediniz. Doğum hakkındaki konuşmalara kulak misafiri olmuş da olabilirsiniz. Neler söylendiğini ve ne hissettiğinizi hatırlamaya çalışın. Daha gençken acaba doğum yapmak konusunda neler düşünmüştünüz? Çocuklukta edinilen izlenimler, yatağın altındaki canavarlar gibidir: biraz ışıkla kayboluverirler. Bu hayaletleri şimdi yok etmeniz, huzur ve zevk içerisinde doğum yapmanız için zihninizi ve bedeninizi özgürleştirecektir.<br />
<br />
3- Doğum için kendi bakış açınızı oluşturun<br />
<br />
Geleneksel doğum planlarına göre daha doğal ve esnek olabilecek kendi bakış açınız, bebeğinizin doğumunda nasıl bir tecrübe yaşamak istediğinizle bağlantılıdır. Ne istemediğinizden çok, ne istediğinize odaklanır. Kendiniz ve size sunulan seçenekler hakkında daha çok bilgi sahibi oldukça, doğuma yönelik bakış açınız da gelişecektir. Yeni bilgileri bir deftere not edebilir, yanı sıra yeni doğan bakımına da odaklanabilirsiniz. Yazılı bilgiler, sizin yanınızda olan ve isteklerinizi severek yerine getiren insanlar için bir iletişim aracı ve harita görevi görecektir.<br />
<br />
4- En iyi doğum uzmanını tutun.<br />
<br />
Mümkün olduğunca çok ebe ile görüşün! Görüşmeler hamilelik kadar uzun sürebilir. Bir ebe ile her zaman anlaşabilirsiniz. Bu kararı ne kadar geç verirseniz, seçenekler o kadar çoğalacaktır. İçgüdülerinizi dinleyin ve bir tehlike işareti sezerseniz, durun ve kendinize güvenin. Şu anda size uygun olmayan bir şey, doğum esnasında da kesinlikle uygun olmayacaktır. Ebe ile görüşürken odaklanmanız gereken önemli konulardan bazıları: hastaneye nakil oranı, nakil koşulları, eğitim/sertifikalar/tecrübe, doğumda hangi acil durum müdahalelerinde bulanabildiği, yedek planı.<br />
<br />
5- Destek ekibini toplayın<br />
<br />
Doğum, gereksiz giriş ve bölünmelerle kolayca kesintiye uğrayabilecek bir süreçtir. Bir kadının açılan serviksi, kesintiye sebep olan insanlar ya da eylemler karşısında kapanabilir. Doğum yapan siz olduğunuz için, size destek olması için kimlerin orada bulunacağına siz karar vermelisiniz. Eğer hayatınızdaki herhangi biri normal doğum hakkında rahatsız edici ya da olumsuz fikirlere sahipse, kutsal doğum yerinizde yeri yoktur; bu anneniz olsa bile.<br />
<br />
6- Doğum sonrası için şimdiden hazırlanın!<br />
<br />
Hamilelik o kadar heyecan verici ve yoğun bir dönemdir ki, birçok hamile, sonunda bir çocuk sahibi olacağını unutur. Kulağa komik gelebilir ama bu böyle. Dünyaya gelene dek, yeni bir bebeğin hayatınızı nasıl değiştireceğini gerçekten anlamanın bir yolu yok. Hamilelik, aynı zamanda doğum sonrasına hazırlık dönemidir: Emzirme desteği, bebek kıyafetleri, annelere yönelik gruplar, ebeveynlik kaynakları, vb. için nerelere başvuracağınızı belirleyin.<br />
<br />
7- Unutmayın:<br />
Öz-bakım her gün gereklidir!<br />
<br />
Yaşadığımız gibi doğum yaparız. Kendiniz için ekstra özen göstermeniz gereken bir dönemdesiniz. Hamileliğinizin sonlarında bile olsanız, bu bilgiler sizin için faydalı olacaktır:<br />
<br />
Vücudunuz<br />
<br />
• Dengeli beslenin.<br />
<br />
• Multivitamin ve mineral takviyesi alın. Sağlıklı bir hamilelik ve bebek için ekstra kalsiyum ve probiyotiklere ihtiyacınız var<br />
<br />
• Hafif günlük egzersizler doğum için gerekli gücü kazanmanızı destekler. Sağlıklı kilo alımında da yardımcı olur.<br />
<br />
Zihniniz<br />
<br />
• Okuyun! Piyasada bir sürü harika kitap var!<br />
<br />
• Kendi doğum görüşünüzü ve öğrenme stilinizi destekleyen iyi bir bağımsız doğum hazırlık sınıfına katılın.<br />
<br />
• Hipnoz korku ve endişelerinizden sıyrılmak için iyi bir seçenek olabilir.<br />
<br />
Ruhunuz<br />
<br />
• Ruhunuzu nasıl besleyebilirsiniz? Yoga, meditasyon, dua, ılık bir banyo, sanat, dans, doğayla iç içe olmak?<br />
<br />
8- Güvenin, kendinizi akışa bırakın, kutlayın!<br />
<br />
Bebeğiniz rahminizde büyürken hissettiklerinizin tadını çıkartın. Emin olun, bebeğiniz ne zaman ve nasıl doğacağını biliyor: buna güvenin. Anneliğiniz şimdiden kutlu olsun!<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evde Doğum Nasıl Yapılır? Riskleri ve Artıları Neler?</span></span><br />
<br />
<br />
<br />
Evde doğumun popülaritesi yıllar geçtikçe artıyor. Her ne kadar kadınların büyük bir çoğunluğu hala tıbbi olanakların gelişmiş olduğu hastanelerde doğum yapmayı tercih etseler de doğumun insan bedeninin doğal bir aksiyonu olduğuna inananlar evde doğum yöntemini benimsiyorlar.<br />
<br />
Peki evde doğum nasıl yapılır? Bunun ne tür riskleri ve faydaları var? Hadi, aklındaki soruları giderelim.<br />
<br />
Evde doğum yapmak yasak mı?<br />
<br />
Ülkemizde evde doğumun yasak olduğuna dair yaygın bir düşünce olduğu için bu konuda akla gelen ilk şeylerden biri, Türkiye’de evde doğum yasal mı, sorusu oluyor. Eğer gerekli tüm şartları yerine getirebiliyorsan kendi belirlediğin güvenli ortamda doğum yapman için hiçbir engel yok.<br />
<br />
Ancak doğum konusundaki devlet politikaları kadınların hastanede doktor eşliğinde doğum yapması yönünde, sağlık sistemi de buna göre düzenlenmiş durumda. Direkt koyulmuş bir engel olmasa da izlenen genel politika evde doğumları bitirmek yönünde olduğu için doğumun sonrasında niçin evde doğum yaptığına dair soruşturma yapılıyor.<br />
<br />
Son olarak doktorların evde doğuma katılmasının yasak olduğunu belirtelim. Bu durumda ebeler evde doğum yaptırabilir mi, diye merak edebilirsin. Evet, doğumunu bir ebeyle yapabilirsin. Bu konuda herhangi bir yasal engel yok.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evde doğum yapmanın şartları neler?</span></span><br />
<br />
Bir kadının evde planlı doğum yapabilmesi için pek çok kritere bakılıyor. Başlıca şartlar şunlar:<br />
<br />
    Gebeliğin yolunda gitmiş olması,<br />
    Sende ya da bebeğinde riskli bir durum olmaması,<br />
    Acil durumda ulaşılacak hastanenin eve yakın olması,<br />
    Doğuma katılacak ebenin doğum konusunda uzman olması,<br />
    Ambulansın ve gidilecek hastanedeki ekibin kapıda hazır olması.<br />
<br />
Eğer sen ve ebe bu kriterlere uyarsanız rahatlıkla evde doğum yapabilirsin.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kadınlar neden evde doğum yapmak istiyor?</span></span><br />
<br />
<br />
    Hastane korkusu,<br />
    Tıbbi müdahaleler ve kişiye özel olmayan rutin prosedürler konusunda güvensizlik,<br />
    Karar verme özgürlüğü,<br />
    Evin doğum için hastaneden daha konforlu ve “güvenli bir alan” olması,<br />
    Geçmişte yaşanan olumsuz deneyimler, gibi faktörler evde doğumu istenilen bir seçenek haline getiriyor.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evde doğum nasıl yapılır?</span></span><br />
<br />
Evde doğum dünyanın pek çok yerinde tercih edilen bir yöntem, özellikle Hollanda’da epey yüksek bir oranı var. Sağlık sisteminin ve devlet politikalarının evde doğumu desteklediği şartlar altında evde doğum ideal bir seçenek olabiliyor ama ülkemizde böyle bir destek sağlanmamasından ötürü evde doğum biraz riskli bir durum.<br />
<br />
Normal şartlarda planlı evde doğum hazırlığı yapılırken doğumun olacağı ev neredeyse bir doğumhane haline getiriliyor. Oksijen tüpü, suni sancı, serum, kesik ve dikiş ekipmanları ve yenidoğan canlandırma ekipmanlarına kadar evde doğum için gerekli malzemelerin her biri tedarik ediliyor. Ebelerin yanında mutlaka bir yardımcı ebe de oluyor.<br />
<br />
Türkiye’de evde doğumu düşünen anne adaylarından biriysen bunu mutlaka doktorunla paylaşmalısın. Doktorun uygun görürse ve desteklerse evde doğum yapmak için planlamalar yapmaya başlayabilirsin.<br />
<br />
    Öncelikle doğumu yapacak olan ebeyle görüşmen gerekiyor. Doğum sırasında yanında olacak olan ebeyi, tavsiyesini almak için doktorunla da görüşebilirsin.<br />
    Doğumu yaptıracak ebeyi belirledikten sonra evde doğum yapacağın odanın hazırlanması gerekiyor. Bu hazırlığa 36. haftadan itibaren başlaman iyi olur.<br />
    Odanın temizliği ve doğum sırasında ihtiyaç duyulacak malzemelerin yerleşimi sağlandıktan sonra doğumda gerekli olacak tıbbi malzemelerin ayarlanması gerekiyor.<br />
    Tüm bu hazırlıkların arkasından artık iş büyük ölçüde sana ve ebeye düşüyor. Doğum esnasında meydana gelebilecek aksiliklere ve hastaneye gitme ihtimaline karşın doğum çantanı da önceden hazırlamayı ihmal etmemelisin.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evde doğumun avantajları neler?</span></span><br />
<br />
Elbette riskli yanları var ancak evde doğumun avantajları da yok değil. Evde doğum yapan kadın için neler daha pozitif, birlikte bakalım:<br />
<br />
    Tanıdık ve alışıldık bir mekanda doğum yapacak olmak sana güven duygusu verir ve korkularını yok eder.<br />
    Doğumdan sonraki ilk saatlerde evde olman bebeğinle uyumunu kolaylaştırır.<br />
    Ev ortamı; güvenlik, rahatlık, mahremiyet ve özgürlük gibi ihtiyaçlarını karşılamak için çok daha elverişlidir.<br />
    Sevdiğin müzik ve koku gibi unsurlarla kendine ekstra rahatlatıcı bir ortam sağlayabilirsin.<br />
    İlaç veya tıbbi müdaheleye maruz kalmazsın (ekstrem durumlar dışında).<br />
    En rahat ettiğin pozisyonu tercih edebilir, sık sık pozisyon değiştirebilirsin. Alışılmış doğum pozisyonları ve davranış şekillerine uymak zorunda değilsin.<br />
    Bebeğinin karışma riski yok!<br />
    Hastane doğumlarına kıyasla çok daha ucuz.<br />
    Doğum sırasında eşin, annen, kız kardeşin ya da arkadaşın gibi pek çok kişiyle birlikte olabilirsin.<br />
    Evde doğum sonrasında emzirme oranları daha yüksek.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evde planlı doğum yapmak kimler için uygun değil?</span></span><br />
<br />
    Yüksek tansiyon ve diyabet gibi kronik hastalığı olanlar,<br />
    Bebeği prematüre doğma riski olanlar,<br />
    Bir önceki doğumunda sezaryen yapanlar,<br />
    İlk doğumunu yapacak olan 35+ kadınlar,<br />
    Gebelik sırasında vajinal kanaması olanlar.<br />
<br />
Yukarıdaki kriterlerden herhangi biri senin için söz konusuysa evde doğum yapman riskli ve kesinlikle önerilen bir durum değil.<br />
Evde doğum ücreti ne kadar?<br />
<br />
Evde doğum yaptıran kişiler ebelik eğitimlerinin yanı sıra doğumda anneyi rahatlatıcı her türlü teknik eğitimleri almış kişiler oluyorlar. Ebellik hizmetine doulalık hizmeti de eklenmiş oluyor. Fiyatların hizmet alacağın kişiye göre değişebileceğini belirtmekle birlikte, evde doğum ücretinin ortalama 2000-3000 TL kadar olduğunu söyleyebiliriz.<br />
<br />
Bunları inceleyebilirsin: Anne Adayları İçin İstanbul’daki 12 Doula ve Doğuma Hazırlık Merkezi<br />
Evde doğumda doğum raporunu kim verir?<br />
<br />
Doğumunu yaptıran sağlık personelinin doğuma ait ilgili kayıt ve belgeleri 2 iş günü içerisinde bir formla birlikte İl Sağlık Müdürlüğüne teslim etmesi gerekiyor. Bun istinaden doğum raporu İl Sağlık Müdürlüğü tarafından düzenleniyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doğum Çantası Hazırlama Rehberi</span></span><br />
<br />
Bebeğine kavuşmadan önce yapman gereken bir şey var. Doğum çantası hazırlamak! Vaktinde ve özenle hazırlanan bir doğum çantasıyla hastanede çok rahat edecek ve hiçbir telaşa kapılmayacaksın. Doğum çantası hazırlama hakkında tüm bilgileri verdik.<br />
<br />
Öncelikle sana bir doğum çantası listesi lazım, merak etme listen burada hazır. Hastane çantasında olması gerekenler neler ve ne zaman hazırlanmalı, senin için her şeyi anlattık. Hadi bakalım şimdi abartısız doğum çantası için hazırlık vakti.<br />
Doğum çantası ne zaman hazırlanmalı?<br />
<br />
Doğum çantası hazırlama sürecine hamileliğin 32. haftasından itibaren başlayabilirsin. Bu da gebeliğin 8. ayına denk düşüyor. Bu zaman aralığında her an doğuma gidebilme ihtimalin olduğu için doğum çantan da hazır bulunmalı. Eğer ki ikiz gebelik ya da erken doğum ihtimalin söz konusuysa bu hazırlığı daha erkenden yapmalısın.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doğum çantası nasıl hazırlanır?</span></span><br />
<br />
Doğum çantası hazırlarken dikkat etmen gereken ilk şey, doğum yapacağın hastanenin sana sunduğu imkanlar. Bazı hastaneler anne ve bebeğe gerekli olan birtakım eşyaları karşılıyorlar. Bunların hangileri olduğunu öğrenerek çantanda eşya kalabalığı yaratmamış olursun.<br />
<br />
Doğum sonrasında rahat etmek için bunları da atlama: Doğum Öncesi Hazırlıklarını Tamamlaman için 11 Öneri!<br />
<br />
İşini kolaylaştırmak için anne ve yenidoğan bebek için iki ayrı doğum çantası listesi hazırladık.<br />
Hastane çantası listesi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bebek doğum çantasında olması gerekenler</span></span><br />
<br />
Hastane valizi hazırlarken bebeğin için çok fazla giysi koyman gerekmiyor. Hastanede kalış süresi, doğum şekline göre değişir. Normal doğumda en fazla 2 gün, sezaryen doğumda ise en fazla 3 veya 4 gün hastanede kalmak gerekebilir. Tüm bunları göz önünde bulundurarak bir bebek hastane çantası nasıl hazırlanır, birlikte bakalım.<br />
Bebek doğum çantası malzemeleri<br />
3 takım hastane çıkışı kıyafeti (tulum, body, çorap, şapka, eldiven)<br />
2 adet battaniye (mevsime uygun kalınlıkta)<br />
Bebek bezi<br />
Islak mendil veya pamuk<br />
Pişik kremi ve nemlendirici krem<br />
Bebek banyo havlusu<br />
Hastane çıkışında kullanmak üzere araba koltuğu ya da bebek arabası<br />
<br />
Hastane çıkış kıyafeti olarak, havaya göre üstüne giydireceğin bir giysi, bebek için yeterli. Yaz bebekleri için doğum çantası içerisine sadece ince bir üst ve şapka, ellerine eldiven ve alt bezi yeterli olacaktır. Kış bebekleri için doğum çantası içerisine ise klasik hastane çıkışı kıyafetlerinin yanı sıra üzerine örteceğin bir de battaniye gerek.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anne hastane çantasında olması gerekenler</span></span><br />
<br />
"Anne doğum çantası listesi nasıl olmalı?" sorunu cevaplayalım. Senin eşyaların doğum valizinde daha çok yer tutacak. Çantana özellikle gecelik koymanı öneriyoruz. Pijama yerine gecelik tercih etmeni tavsiye etmemizin sebebi; kullanımının kolay olması. Hem kanama gibi durumlarda hem de tuvalete giderken işini kolaylaştırır. Ayrıca bel çevreni sıkmaz, daha rahattır.<br />
<br />
Emzirme kolaylığı sağlaması için önden açık veya askılı, ince veya kolay yıkanabilir, çabuk kuruyan gecelikler tercih edebilirsin. Bakalım anneye ait doğum çantası içinde neler olmalı?<br />
Anne doğum çantası malzemeleri<br />
Hastane evrakları<br />
Emzirme rahatlığı için önden açılan 3 gecelik<br />
Şal ya da sabahlık<br />
Birkaç çift soket çorap ve terlik<br />
Birkaç çift iç çamaşırı (Lohusa külotu veya bolca büyük külot olmalı.)<br />
1-2 paket hijyenik kadın bağı (kanamalar için)<br />
Kapaklı ve üstten açılan 2 adet emzirme sütyeni<br />
Göğüs ucu kremi ve göğüs pedi<br />
Emzirme yastığı<br />
Diş fırçası ve diş macunu<br />
Şampuan ve tarak<br />
Annenin kendini iyi hissetmesi için kişisel bakım ürünleri (kokusuz deodorant, dudak nemlendiricisi, nemlendirici losyon)<br />
Hastane çıkışı için rahat bir kıyafet<br />
<br />
Doğum çantası hazırlama tek günde olacak bir şey değil. Hastaneye götürülecekler, alışveriş yaptıkça doğum çantasına eklenebilir. Aklına gelen diğer şeyleri, sanki seyahate gidiyormuş gibi düşünerek valizine ekle.<br />
<br />
Temel malzemeleri sıraladıktan sonra, sana bir de doğum çantasına konulacaklar arasında ekstra malzemeler önerdik. Bunlar kesin olarak ihtiyacın olan malzemeler değil ama istersen ekleyebilirsin.<br />
Doğum çantası ihtiyaç listesinde ekstra malzemeler<br />
Hastane evrakları<br />
Bebeğinin ilk anlarını çekmek için fotoğraf makinesi (ya da bir doğum fotoğrafçısı ile anlaş.)<br />
Yanında kalacak kişiler için su ve atıştırmalık bisküvi<br />
Son yapılan kan ve idrar tetkikleri<br />
Senin ve ziyaretçilerinin duygularını yazacağı bir anı defteri<br />
Eğer istersen makyaj malzemelerin (Genelde çekim yapanlar tercih ediyor.)<br />
Doğum odası süsü ve kapı süslemeleri (Bir organizasyon şirketiyle de anlaşabilirsin.)<br />
Doğum çantası listesi telefonunda olsun!<br />
<br />
Her an elinin altında bulunsun, alışveriş yaparken kafan karışmasın diye bir de doğum çantası infografiği hazırladık. En ihtiyacın olacak şeyleri, bu infografikte bir arada bulabilirsin.<br />
<br />
[attachment=69824]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar :</span></span><br />
<br />
anneysen.com/dogum/makale/dogum-sekli-evde-dogum_12029<br />
Öner, Ayşe. Hamilelik, Doğum ve Bebek Bakım Kitabı. İstanbul: Klan Yayıncılık, 2017.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evde Doğanlar ve Evde Doğuranlar Çetesinden Evde Doğum Yapmak isteyen Kadınlar için 8 Öneri</span></span><br />
<br />
Evde doğum yapmayı planlamak, sorunsuz bir gebelik yaşayan sağlıklı kadınlar için güvenli ve faydalı bir seçenektir.<br />
<br />
Birçok kadın, bebek sahibi olmanın bir kadının hayatının kimsenin müdahalesi olmadan en iyi şekilde gerçekleşecek bir parçası olduğunu anladığı için bu yöntemi seçer.<br />
<br />
Evde doğumun tercih edilmesinin bazı diğer nedenlerini, kendi evinde güvenli ve rahat şekilde doğum yapma arzusu, güvendikleri ve sevdikleri insanların yanında olmak, bebekle dışarıdan müdahale olmadan bağ kurabilmek, ihtiyaç duyulduğunda yemek, içmek ve hareket edebilmek gibi başlıklar oluşturur.<br />
<br />
Siz de bu yöntemi seçmeyi düşünüyorsanız, aşağıdaki başlıklar üzerinde lütfen düşünün:<br />
<br />
1- Neden bu yöntemi seçtiğinizi bilin<br />
<br />
Nedeniniz, doğum ile doğum yapmak hakkındaki his ve düşüncelerinizin toplamıdır. Duygularımız kararlarımızın pusulasıdır. Doğum seçeneklerini değerlendirirken başka bir şeyden mi kaçıyorsunuz, yoksa hayatınızı ve doğum tecrübenizi zenginleştirecek bir seçeneğe mi yaklaşıyorsunuz? Merakla ve yargılayıcı olmadan nedenlerinizi değerlendirin. Neden evde doğum yapmak istediğinizi açıklığa kavuşturmanız, karar mekanizmanızı yönlendirecek ve doğum hazırlık sürecinizi renklendirecektir.<br />
<br />
2- Hayalet avına çıkın!<br />
<br />
Hayalet avı, doğum tecrübenizi istenmeyen şekilde etkileyebilecek olumsuz duygu ve düşünceleri bulmanız ve açıklığa kavuşturmanız anlamına gelmektedir. Doğum yerinden bağımsız olarak, tüm hamileler ve onların doğum partnerleri için gerekli bir uygulamadır. Çocukken sizi etkilemiş olabilecek doğumla ilgili bir anıyı anımsamaya çalışın. Belki bir hayvanın doğumuna tanık oldunuz ya da televizyonda veya bir filmde doğum sahnesi izlediniz. Doğum hakkındaki konuşmalara kulak misafiri olmuş da olabilirsiniz. Neler söylendiğini ve ne hissettiğinizi hatırlamaya çalışın. Daha gençken acaba doğum yapmak konusunda neler düşünmüştünüz? Çocuklukta edinilen izlenimler, yatağın altındaki canavarlar gibidir: biraz ışıkla kayboluverirler. Bu hayaletleri şimdi yok etmeniz, huzur ve zevk içerisinde doğum yapmanız için zihninizi ve bedeninizi özgürleştirecektir.<br />
<br />
3- Doğum için kendi bakış açınızı oluşturun<br />
<br />
Geleneksel doğum planlarına göre daha doğal ve esnek olabilecek kendi bakış açınız, bebeğinizin doğumunda nasıl bir tecrübe yaşamak istediğinizle bağlantılıdır. Ne istemediğinizden çok, ne istediğinize odaklanır. Kendiniz ve size sunulan seçenekler hakkında daha çok bilgi sahibi oldukça, doğuma yönelik bakış açınız da gelişecektir. Yeni bilgileri bir deftere not edebilir, yanı sıra yeni doğan bakımına da odaklanabilirsiniz. Yazılı bilgiler, sizin yanınızda olan ve isteklerinizi severek yerine getiren insanlar için bir iletişim aracı ve harita görevi görecektir.<br />
<br />
4- En iyi doğum uzmanını tutun.<br />
<br />
Mümkün olduğunca çok ebe ile görüşün! Görüşmeler hamilelik kadar uzun sürebilir. Bir ebe ile her zaman anlaşabilirsiniz. Bu kararı ne kadar geç verirseniz, seçenekler o kadar çoğalacaktır. İçgüdülerinizi dinleyin ve bir tehlike işareti sezerseniz, durun ve kendinize güvenin. Şu anda size uygun olmayan bir şey, doğum esnasında da kesinlikle uygun olmayacaktır. Ebe ile görüşürken odaklanmanız gereken önemli konulardan bazıları: hastaneye nakil oranı, nakil koşulları, eğitim/sertifikalar/tecrübe, doğumda hangi acil durum müdahalelerinde bulanabildiği, yedek planı.<br />
<br />
5- Destek ekibini toplayın<br />
<br />
Doğum, gereksiz giriş ve bölünmelerle kolayca kesintiye uğrayabilecek bir süreçtir. Bir kadının açılan serviksi, kesintiye sebep olan insanlar ya da eylemler karşısında kapanabilir. Doğum yapan siz olduğunuz için, size destek olması için kimlerin orada bulunacağına siz karar vermelisiniz. Eğer hayatınızdaki herhangi biri normal doğum hakkında rahatsız edici ya da olumsuz fikirlere sahipse, kutsal doğum yerinizde yeri yoktur; bu anneniz olsa bile.<br />
<br />
6- Doğum sonrası için şimdiden hazırlanın!<br />
<br />
Hamilelik o kadar heyecan verici ve yoğun bir dönemdir ki, birçok hamile, sonunda bir çocuk sahibi olacağını unutur. Kulağa komik gelebilir ama bu böyle. Dünyaya gelene dek, yeni bir bebeğin hayatınızı nasıl değiştireceğini gerçekten anlamanın bir yolu yok. Hamilelik, aynı zamanda doğum sonrasına hazırlık dönemidir: Emzirme desteği, bebek kıyafetleri, annelere yönelik gruplar, ebeveynlik kaynakları, vb. için nerelere başvuracağınızı belirleyin.<br />
<br />
7- Unutmayın:<br />
Öz-bakım her gün gereklidir!<br />
<br />
Yaşadığımız gibi doğum yaparız. Kendiniz için ekstra özen göstermeniz gereken bir dönemdesiniz. Hamileliğinizin sonlarında bile olsanız, bu bilgiler sizin için faydalı olacaktır:<br />
<br />
Vücudunuz<br />
<br />
• Dengeli beslenin.<br />
<br />
• Multivitamin ve mineral takviyesi alın. Sağlıklı bir hamilelik ve bebek için ekstra kalsiyum ve probiyotiklere ihtiyacınız var<br />
<br />
• Hafif günlük egzersizler doğum için gerekli gücü kazanmanızı destekler. Sağlıklı kilo alımında da yardımcı olur.<br />
<br />
Zihniniz<br />
<br />
• Okuyun! Piyasada bir sürü harika kitap var!<br />
<br />
• Kendi doğum görüşünüzü ve öğrenme stilinizi destekleyen iyi bir bağımsız doğum hazırlık sınıfına katılın.<br />
<br />
• Hipnoz korku ve endişelerinizden sıyrılmak için iyi bir seçenek olabilir.<br />
<br />
Ruhunuz<br />
<br />
• Ruhunuzu nasıl besleyebilirsiniz? Yoga, meditasyon, dua, ılık bir banyo, sanat, dans, doğayla iç içe olmak?<br />
<br />
8- Güvenin, kendinizi akışa bırakın, kutlayın!<br />
<br />
Bebeğiniz rahminizde büyürken hissettiklerinizin tadını çıkartın. Emin olun, bebeğiniz ne zaman ve nasıl doğacağını biliyor: buna güvenin. Anneliğiniz şimdiden kutlu olsun!<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evde Doğum Nasıl Yapılır? Riskleri ve Artıları Neler?</span></span><br />
<br />
<br />
<br />
Evde doğumun popülaritesi yıllar geçtikçe artıyor. Her ne kadar kadınların büyük bir çoğunluğu hala tıbbi olanakların gelişmiş olduğu hastanelerde doğum yapmayı tercih etseler de doğumun insan bedeninin doğal bir aksiyonu olduğuna inananlar evde doğum yöntemini benimsiyorlar.<br />
<br />
Peki evde doğum nasıl yapılır? Bunun ne tür riskleri ve faydaları var? Hadi, aklındaki soruları giderelim.<br />
<br />
Evde doğum yapmak yasak mı?<br />
<br />
Ülkemizde evde doğumun yasak olduğuna dair yaygın bir düşünce olduğu için bu konuda akla gelen ilk şeylerden biri, Türkiye’de evde doğum yasal mı, sorusu oluyor. Eğer gerekli tüm şartları yerine getirebiliyorsan kendi belirlediğin güvenli ortamda doğum yapman için hiçbir engel yok.<br />
<br />
Ancak doğum konusundaki devlet politikaları kadınların hastanede doktor eşliğinde doğum yapması yönünde, sağlık sistemi de buna göre düzenlenmiş durumda. Direkt koyulmuş bir engel olmasa da izlenen genel politika evde doğumları bitirmek yönünde olduğu için doğumun sonrasında niçin evde doğum yaptığına dair soruşturma yapılıyor.<br />
<br />
Son olarak doktorların evde doğuma katılmasının yasak olduğunu belirtelim. Bu durumda ebeler evde doğum yaptırabilir mi, diye merak edebilirsin. Evet, doğumunu bir ebeyle yapabilirsin. Bu konuda herhangi bir yasal engel yok.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evde doğum yapmanın şartları neler?</span></span><br />
<br />
Bir kadının evde planlı doğum yapabilmesi için pek çok kritere bakılıyor. Başlıca şartlar şunlar:<br />
<br />
    Gebeliğin yolunda gitmiş olması,<br />
    Sende ya da bebeğinde riskli bir durum olmaması,<br />
    Acil durumda ulaşılacak hastanenin eve yakın olması,<br />
    Doğuma katılacak ebenin doğum konusunda uzman olması,<br />
    Ambulansın ve gidilecek hastanedeki ekibin kapıda hazır olması.<br />
<br />
Eğer sen ve ebe bu kriterlere uyarsanız rahatlıkla evde doğum yapabilirsin.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kadınlar neden evde doğum yapmak istiyor?</span></span><br />
<br />
<br />
    Hastane korkusu,<br />
    Tıbbi müdahaleler ve kişiye özel olmayan rutin prosedürler konusunda güvensizlik,<br />
    Karar verme özgürlüğü,<br />
    Evin doğum için hastaneden daha konforlu ve “güvenli bir alan” olması,<br />
    Geçmişte yaşanan olumsuz deneyimler, gibi faktörler evde doğumu istenilen bir seçenek haline getiriyor.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evde doğum nasıl yapılır?</span></span><br />
<br />
Evde doğum dünyanın pek çok yerinde tercih edilen bir yöntem, özellikle Hollanda’da epey yüksek bir oranı var. Sağlık sisteminin ve devlet politikalarının evde doğumu desteklediği şartlar altında evde doğum ideal bir seçenek olabiliyor ama ülkemizde böyle bir destek sağlanmamasından ötürü evde doğum biraz riskli bir durum.<br />
<br />
Normal şartlarda planlı evde doğum hazırlığı yapılırken doğumun olacağı ev neredeyse bir doğumhane haline getiriliyor. Oksijen tüpü, suni sancı, serum, kesik ve dikiş ekipmanları ve yenidoğan canlandırma ekipmanlarına kadar evde doğum için gerekli malzemelerin her biri tedarik ediliyor. Ebelerin yanında mutlaka bir yardımcı ebe de oluyor.<br />
<br />
Türkiye’de evde doğumu düşünen anne adaylarından biriysen bunu mutlaka doktorunla paylaşmalısın. Doktorun uygun görürse ve desteklerse evde doğum yapmak için planlamalar yapmaya başlayabilirsin.<br />
<br />
    Öncelikle doğumu yapacak olan ebeyle görüşmen gerekiyor. Doğum sırasında yanında olacak olan ebeyi, tavsiyesini almak için doktorunla da görüşebilirsin.<br />
    Doğumu yaptıracak ebeyi belirledikten sonra evde doğum yapacağın odanın hazırlanması gerekiyor. Bu hazırlığa 36. haftadan itibaren başlaman iyi olur.<br />
    Odanın temizliği ve doğum sırasında ihtiyaç duyulacak malzemelerin yerleşimi sağlandıktan sonra doğumda gerekli olacak tıbbi malzemelerin ayarlanması gerekiyor.<br />
    Tüm bu hazırlıkların arkasından artık iş büyük ölçüde sana ve ebeye düşüyor. Doğum esnasında meydana gelebilecek aksiliklere ve hastaneye gitme ihtimaline karşın doğum çantanı da önceden hazırlamayı ihmal etmemelisin.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evde doğumun avantajları neler?</span></span><br />
<br />
Elbette riskli yanları var ancak evde doğumun avantajları da yok değil. Evde doğum yapan kadın için neler daha pozitif, birlikte bakalım:<br />
<br />
    Tanıdık ve alışıldık bir mekanda doğum yapacak olmak sana güven duygusu verir ve korkularını yok eder.<br />
    Doğumdan sonraki ilk saatlerde evde olman bebeğinle uyumunu kolaylaştırır.<br />
    Ev ortamı; güvenlik, rahatlık, mahremiyet ve özgürlük gibi ihtiyaçlarını karşılamak için çok daha elverişlidir.<br />
    Sevdiğin müzik ve koku gibi unsurlarla kendine ekstra rahatlatıcı bir ortam sağlayabilirsin.<br />
    İlaç veya tıbbi müdaheleye maruz kalmazsın (ekstrem durumlar dışında).<br />
    En rahat ettiğin pozisyonu tercih edebilir, sık sık pozisyon değiştirebilirsin. Alışılmış doğum pozisyonları ve davranış şekillerine uymak zorunda değilsin.<br />
    Bebeğinin karışma riski yok!<br />
    Hastane doğumlarına kıyasla çok daha ucuz.<br />
    Doğum sırasında eşin, annen, kız kardeşin ya da arkadaşın gibi pek çok kişiyle birlikte olabilirsin.<br />
    Evde doğum sonrasında emzirme oranları daha yüksek.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evde planlı doğum yapmak kimler için uygun değil?</span></span><br />
<br />
    Yüksek tansiyon ve diyabet gibi kronik hastalığı olanlar,<br />
    Bebeği prematüre doğma riski olanlar,<br />
    Bir önceki doğumunda sezaryen yapanlar,<br />
    İlk doğumunu yapacak olan 35+ kadınlar,<br />
    Gebelik sırasında vajinal kanaması olanlar.<br />
<br />
Yukarıdaki kriterlerden herhangi biri senin için söz konusuysa evde doğum yapman riskli ve kesinlikle önerilen bir durum değil.<br />
Evde doğum ücreti ne kadar?<br />
<br />
Evde doğum yaptıran kişiler ebelik eğitimlerinin yanı sıra doğumda anneyi rahatlatıcı her türlü teknik eğitimleri almış kişiler oluyorlar. Ebellik hizmetine doulalık hizmeti de eklenmiş oluyor. Fiyatların hizmet alacağın kişiye göre değişebileceğini belirtmekle birlikte, evde doğum ücretinin ortalama 2000-3000 TL kadar olduğunu söyleyebiliriz.<br />
<br />
Bunları inceleyebilirsin: Anne Adayları İçin İstanbul’daki 12 Doula ve Doğuma Hazırlık Merkezi<br />
Evde doğumda doğum raporunu kim verir?<br />
<br />
Doğumunu yaptıran sağlık personelinin doğuma ait ilgili kayıt ve belgeleri 2 iş günü içerisinde bir formla birlikte İl Sağlık Müdürlüğüne teslim etmesi gerekiyor. Bun istinaden doğum raporu İl Sağlık Müdürlüğü tarafından düzenleniyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doğum Çantası Hazırlama Rehberi</span></span><br />
<br />
Bebeğine kavuşmadan önce yapman gereken bir şey var. Doğum çantası hazırlamak! Vaktinde ve özenle hazırlanan bir doğum çantasıyla hastanede çok rahat edecek ve hiçbir telaşa kapılmayacaksın. Doğum çantası hazırlama hakkında tüm bilgileri verdik.<br />
<br />
Öncelikle sana bir doğum çantası listesi lazım, merak etme listen burada hazır. Hastane çantasında olması gerekenler neler ve ne zaman hazırlanmalı, senin için her şeyi anlattık. Hadi bakalım şimdi abartısız doğum çantası için hazırlık vakti.<br />
Doğum çantası ne zaman hazırlanmalı?<br />
<br />
Doğum çantası hazırlama sürecine hamileliğin 32. haftasından itibaren başlayabilirsin. Bu da gebeliğin 8. ayına denk düşüyor. Bu zaman aralığında her an doğuma gidebilme ihtimalin olduğu için doğum çantan da hazır bulunmalı. Eğer ki ikiz gebelik ya da erken doğum ihtimalin söz konusuysa bu hazırlığı daha erkenden yapmalısın.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doğum çantası nasıl hazırlanır?</span></span><br />
<br />
Doğum çantası hazırlarken dikkat etmen gereken ilk şey, doğum yapacağın hastanenin sana sunduğu imkanlar. Bazı hastaneler anne ve bebeğe gerekli olan birtakım eşyaları karşılıyorlar. Bunların hangileri olduğunu öğrenerek çantanda eşya kalabalığı yaratmamış olursun.<br />
<br />
Doğum sonrasında rahat etmek için bunları da atlama: Doğum Öncesi Hazırlıklarını Tamamlaman için 11 Öneri!<br />
<br />
İşini kolaylaştırmak için anne ve yenidoğan bebek için iki ayrı doğum çantası listesi hazırladık.<br />
Hastane çantası listesi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bebek doğum çantasında olması gerekenler</span></span><br />
<br />
Hastane valizi hazırlarken bebeğin için çok fazla giysi koyman gerekmiyor. Hastanede kalış süresi, doğum şekline göre değişir. Normal doğumda en fazla 2 gün, sezaryen doğumda ise en fazla 3 veya 4 gün hastanede kalmak gerekebilir. Tüm bunları göz önünde bulundurarak bir bebek hastane çantası nasıl hazırlanır, birlikte bakalım.<br />
Bebek doğum çantası malzemeleri<br />
3 takım hastane çıkışı kıyafeti (tulum, body, çorap, şapka, eldiven)<br />
2 adet battaniye (mevsime uygun kalınlıkta)<br />
Bebek bezi<br />
Islak mendil veya pamuk<br />
Pişik kremi ve nemlendirici krem<br />
Bebek banyo havlusu<br />
Hastane çıkışında kullanmak üzere araba koltuğu ya da bebek arabası<br />
<br />
Hastane çıkış kıyafeti olarak, havaya göre üstüne giydireceğin bir giysi, bebek için yeterli. Yaz bebekleri için doğum çantası içerisine sadece ince bir üst ve şapka, ellerine eldiven ve alt bezi yeterli olacaktır. Kış bebekleri için doğum çantası içerisine ise klasik hastane çıkışı kıyafetlerinin yanı sıra üzerine örteceğin bir de battaniye gerek.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anne hastane çantasında olması gerekenler</span></span><br />
<br />
"Anne doğum çantası listesi nasıl olmalı?" sorunu cevaplayalım. Senin eşyaların doğum valizinde daha çok yer tutacak. Çantana özellikle gecelik koymanı öneriyoruz. Pijama yerine gecelik tercih etmeni tavsiye etmemizin sebebi; kullanımının kolay olması. Hem kanama gibi durumlarda hem de tuvalete giderken işini kolaylaştırır. Ayrıca bel çevreni sıkmaz, daha rahattır.<br />
<br />
Emzirme kolaylığı sağlaması için önden açık veya askılı, ince veya kolay yıkanabilir, çabuk kuruyan gecelikler tercih edebilirsin. Bakalım anneye ait doğum çantası içinde neler olmalı?<br />
Anne doğum çantası malzemeleri<br />
Hastane evrakları<br />
Emzirme rahatlığı için önden açılan 3 gecelik<br />
Şal ya da sabahlık<br />
Birkaç çift soket çorap ve terlik<br />
Birkaç çift iç çamaşırı (Lohusa külotu veya bolca büyük külot olmalı.)<br />
1-2 paket hijyenik kadın bağı (kanamalar için)<br />
Kapaklı ve üstten açılan 2 adet emzirme sütyeni<br />
Göğüs ucu kremi ve göğüs pedi<br />
Emzirme yastığı<br />
Diş fırçası ve diş macunu<br />
Şampuan ve tarak<br />
Annenin kendini iyi hissetmesi için kişisel bakım ürünleri (kokusuz deodorant, dudak nemlendiricisi, nemlendirici losyon)<br />
Hastane çıkışı için rahat bir kıyafet<br />
<br />
Doğum çantası hazırlama tek günde olacak bir şey değil. Hastaneye götürülecekler, alışveriş yaptıkça doğum çantasına eklenebilir. Aklına gelen diğer şeyleri, sanki seyahate gidiyormuş gibi düşünerek valizine ekle.<br />
<br />
Temel malzemeleri sıraladıktan sonra, sana bir de doğum çantasına konulacaklar arasında ekstra malzemeler önerdik. Bunlar kesin olarak ihtiyacın olan malzemeler değil ama istersen ekleyebilirsin.<br />
Doğum çantası ihtiyaç listesinde ekstra malzemeler<br />
Hastane evrakları<br />
Bebeğinin ilk anlarını çekmek için fotoğraf makinesi (ya da bir doğum fotoğrafçısı ile anlaş.)<br />
Yanında kalacak kişiler için su ve atıştırmalık bisküvi<br />
Son yapılan kan ve idrar tetkikleri<br />
Senin ve ziyaretçilerinin duygularını yazacağı bir anı defteri<br />
Eğer istersen makyaj malzemelerin (Genelde çekim yapanlar tercih ediyor.)<br />
Doğum odası süsü ve kapı süslemeleri (Bir organizasyon şirketiyle de anlaşabilirsin.)<br />
Doğum çantası listesi telefonunda olsun!<br />
<br />
Her an elinin altında bulunsun, alışveriş yaparken kafan karışmasın diye bir de doğum çantası infografiği hazırladık. En ihtiyacın olacak şeyleri, bu infografikte bir arada bulabilirsin.<br />
<br />
[attachment=69824]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar :</span></span><br />
<br />
anneysen.com/dogum/makale/dogum-sekli-evde-dogum_12029<br />
Öner, Ayşe. Hamilelik, Doğum ve Bebek Bakım Kitabı. İstanbul: Klan Yayıncılık, 2017.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tırnak Mantarı]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10954</link>
			<pubDate>Sun, 12 Sep 2021 19:36:52 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10954</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tırnak Mantarı</span></span><br />
<br />
Almanya'nın fahri doktoru Bay Wolfgand Schultz, bugün size en son tıbbi bulguların ayak ve tırnak mantarı gibi tehlikeli ve nahoş bir hastalığı ev koşullarında tedavi etmeyi bir ay içinde nasıl mümkün kıldığını anlatacak.<br />
<br />
<br />
Wolfgand Schultz, Bremen şehrinde doğdu. Almanya'dan fahri doktora, dermatolog, bilim adamı, televizyonda tıbbi programların sunucusu. Almanya'da Lazer Dermatoloji Derneği Koordinatörü.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sorularınızın cevabı:</span><br />
</span><br />
İş deneyimi: 27 yıl<br />
<br />
Muhabir: "Merhaba Wolfgand! Asıl soruyla başlayacağım. Almanya'nın tırnak mantarı enfeksiyonu konusunda lider konumda olduğu doğru mu?"<br />
<br />
Schultz: Evet. Almanya, tırnak mantarı enfeksiyonu açısından sıralamada lider konumdadır. Bunun nedeni, son derece kötü çevresel durum, halka açık yerlerdeki yetersiz sıhhi tesisler, yetkililerin eylemsizliği ve insanları umursamamalarıdır.<br />
<br />
Muhabir: "Wolfgand, ayakların ve tırnakların mantar paraziti enfeksiyonu ne kadar tehlikelidir?"<br />
<br />
Schultz: Pek çok insan ayaklardaki ve tırnaklardaki mantarın sadece bir kusur olduğuna ve belirli bir tehdit oluşturmadığına inanıyor. Ama gerçekten böyle mi? Hadi bulalım!<br />
<br />
Ayak ve tırnak mantarı veya tıbbi terminolojiye göre onikomikoz, hastalığın ilerleyen aşamalarında ciddi bir tehdit oluşturur.Uzun süreli onikomikoz alerjik reaksiyonlara neden olabilir, bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve kronik hastalıkları şiddetlendirebilir. Yani, herhangi bir kronik hastalığınız varsa, o zaman bir mantarın gelişmesi durumunda, kötüleşme olasılığı birçok kez artar!<br />
<br />
Bu , ayaklarda ve tırnaklarda basit bir problemin insan hayatını tehdit edebileceği anlamına gelir ! Bu bağlamda şunları söylemek gerekir:<br />
<br />
Birincisi, mantar "ayak ve tırnakların basit bir sorunu" değil , vücudun tam bir parazit enfeksiyonudur . Ayak parmağı ve tırnak mantarıyla ilgili tüm sorun, vücudunuzu bir sığınak olarak seçen parazitlerdir. İkincisi, mantar kendi başına ölümcül bir tehdit değildir, ancak sahip olduğunuz herhangi bir hastalık için bir katalizör görevi görür.<br />
<br />
Kabaca söylemek gerekirse, mideniz veya karaciğeriniz gibi kronik sorunlarınız varsa, vücudun otoimmün sistemini etkileyen bir mantarın varlığı, tüm bu durumların kronikten akut hale gelme olasılığını otomatik olarak artırır.<br />
MANTAR TEDAVİ EDİLMEZSE NE OLUR?<br />
<br />
30 yaşın üzerindeki kişilerde mantar enfeksiyonu, soğuk algınlığı, bronşiyal astım ve iç organ bozukluklarının başlıca nedenidir. Bu yaşta, bir tırnak enfeksiyonu, alt bacak boyunca dermatit gelişimine yol açabilir. Bu nedenle mantarın tedavisini geciktirmek imkansızdır. İhmal edilen hastalık, hayatı tehdit eden komplikasyonlara neden olan tamamen distrofik bir onikomikoz formuna yol açar.<br />
VE ŞİMDİ ANA KONU...<br />
<br />
Hayati aktivite sürecinde mantarlar toksik ürünler üretir: ksantomegnin, penisilin, viomellein ve antibiyotiklere benzer diğer maddeler. Vücuda girdiklerinde bu toksinler ciddi somatik hastalıklara neden olur. Netlik için fotoğraflara bakın (Dikkat! 18+)<br />
<br />
Toksikoderma: vücudun ve kolların lezyonu<br />
<br />
Lyell sendromu (toksik epidermal nekroliz, vakaların %80'i ölümcüldür)<br />
<br />
Enfeksiyonun erken evrelerinde herhangi bir önlem alınmazsa, mantar kanla iç organlara yayılır ve zayıflamış bir bağışıklık ile bulaşıcı komplikasyonların gelişmesine neden olur: kalbin, karaciğerin, karın organlarının, böbreklerin toksik-alerjik lezyonları.<br />
<br />
Zamanında yardım olmadan ölüm olasılığı% 95'tir.<br />
<br />
Mantar erken tedavi edilmezse birkaç yıl içinde tırnak plağının yapısını tamamen bozar ve kaybına yol açar.<br />
<br />
Başparmak tırnak plağının ihmal edilmiş mantar enfeksiyonunun sonuçları<br />
<br />
Bazı hastalarda henüz gelişmenin erken evrelerindeydi ve kolayca tedavi edilebilirdi, bazılarında ise zaten yeterince gelişmişti ve tedavi biraz zaman aldı. Sorun hala herkesin yardım için hemen yaklaşmaması gerçeğinde yatmaktadır. Birçok insan, bir nedenden dolayı mantarın sihirli bir şekilde kendi kendine gitmesi gerektiğini ve her şeyin normale döneceğini düşünüyor. Aslında, parazitler kendi başlarına gitmeyecekler. Tedavi edilmediği takdirde, mantar sadece tüm bacak ve tırnaklara yayılacak ve etkileyecektir.<br />
<br />
Tırnak mantarının şu şekilde yok edilebileceğini söyleyen ipuçları var: "Çiviyi %2 sirke ile yıkayın ve üzerine bir damla normal hidrojen peroksit sürün". Bu tamamen saçmalık. Bu işlemi yaptıktan sonra, mantar ağının tüm vücuda yayılmasına elverişli alkali bir ortam yaratarak durumu daha da kötüleştireceksiniz. Bu nedenle, bilmek önemlidir ...<br />
Eczanelerde MANTAR ÖLDÜREN ÖDENEK YOKTUR!<br />
<br />
Seçenek 1 - Sistemik İlaçlar<br />
<br />
Size çok para harcayan doktorların reçete ettiği tüm yöntemleri dürüstçe anlatacağım, ancak BUNLARIN HEPSİ SONUÇ VERMEYECEKTİR. Sadece semptomları gizler veya geçici olarak "uyumasına" izin verirler, ancak bir süre sonra hastalık devam eder! Başka olası yan etkiler de vardır: cilt tahrişi, artan terleme, ilgili alerji.<br />
<br />
Seçenek 2- damlalar ve vernikler<br />
<br />
Bu ilaçları kullananlarda genellikle KORKUNÇ ALERJİ vardır. Bu yaygın bir fenomendir, çünkü vücudun toksikolojik zehirlenmesi, cilde bir mantar önleyici madde uygulandıktan hemen sonra başlar. Bir kişi diğer insanlara kıyasla daha hassas olabilir.<br />
AMA PARMAK VE TIRNAK MANTARINI NE TEDAVİ EDEBİLİRİZ?<br />
<br />
Mantarı tedavi etmek için sporlarını yok etmek ve mantar ağının vücuda yayılmasını durdurmak gerekir. Yakın zamana kadar, bunu gerçekleştirebilecek hiçbir ilaç yoktu. Tüm mantar önleyici ajanların yalnızca geçici kozmetik etkileri vardı. Enstitümüz, mantar sporlarını "durduran", yani çoğalma fırsatını elinden alan bir ilaç ancak 2019'da geliştirdi. Çözümün adı "Taze Parmaklar". Bileşimleri sayesinde Fresh Fingers cilde veya tırnağa derinlemesine nüfuz eder ve mantarı yok eder.<br />
<br />
Yaklaşık 10.000 saatlik araştırma ve derneğin özellikle mantarlara karşı etkili bir ilaç arayışı için geri ödediği yaklaşık 3 milyon Euro, bu ajanın üretimi için kullanıldı. Bilim adamları, iyileştirici özelliklerini belirlemeden önce birçok formülü test etmişti.<br />
<br />
1. Standart yönteme göre hesaplanan Taze Parmakların etkinliği (tedavi edilen 100 kişilik bir gruptaki toplam hasta sayısından iyileşen hasta sayısı):<br />
<br />
    Tırnak mantarının yok edilmesi - %99.3<br />
    Sporcu ayağının ortadan kaldırılması -% 99.7<br />
    Ayak derisinin temizlenmesi - %95<br />
    Ayak ve tırnak kokusunun giderilmesi - %100<br />
    Ayak terlemesinin giderilmesi - %90<br />
    Bu durumda iyileşme, mantarın ve onunla ilişkili hastalıkların yok edilmesi ve bir yıl içinde nüksetmemesi anlamına gelir.<br />
<br />
    2. Alerjik reaksiyonlar dahil olmak üzere istenmeyen yan etkiler tespit edilmemiştir.<br />
<br />
    3. Fresh Fingers, tırnak ve atlet ayağına karşı mücadelede önde gelen ilaç olarak kabul edilmektedir. <br />
<br />
Almanya'ya ek olarak, ilaç Avrupa'da Paris'teki Dermoloji Üniversitesi'nde onaylandı. Klinik çalışmalar Alman verilerini tamamen doğrulamıştır. Fransızlar daha yüksek bir nekahat yüzdesine bile ulaştı. Klinik araştırma döngüsü Çin, Japonya ve Vietnam'da tamamlanacak. Asya ülkeleri Fresh Fingers ile çok ilgileniyor. Testler ilacın son derece etkili olduğunu göstermiştir.<br />
<br />
Kaynak :<br />
<br />
today-topnews</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tırnak Mantarı</span></span><br />
<br />
Almanya'nın fahri doktoru Bay Wolfgand Schultz, bugün size en son tıbbi bulguların ayak ve tırnak mantarı gibi tehlikeli ve nahoş bir hastalığı ev koşullarında tedavi etmeyi bir ay içinde nasıl mümkün kıldığını anlatacak.<br />
<br />
<br />
Wolfgand Schultz, Bremen şehrinde doğdu. Almanya'dan fahri doktora, dermatolog, bilim adamı, televizyonda tıbbi programların sunucusu. Almanya'da Lazer Dermatoloji Derneği Koordinatörü.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sorularınızın cevabı:</span><br />
</span><br />
İş deneyimi: 27 yıl<br />
<br />
Muhabir: "Merhaba Wolfgand! Asıl soruyla başlayacağım. Almanya'nın tırnak mantarı enfeksiyonu konusunda lider konumda olduğu doğru mu?"<br />
<br />
Schultz: Evet. Almanya, tırnak mantarı enfeksiyonu açısından sıralamada lider konumdadır. Bunun nedeni, son derece kötü çevresel durum, halka açık yerlerdeki yetersiz sıhhi tesisler, yetkililerin eylemsizliği ve insanları umursamamalarıdır.<br />
<br />
Muhabir: "Wolfgand, ayakların ve tırnakların mantar paraziti enfeksiyonu ne kadar tehlikelidir?"<br />
<br />
Schultz: Pek çok insan ayaklardaki ve tırnaklardaki mantarın sadece bir kusur olduğuna ve belirli bir tehdit oluşturmadığına inanıyor. Ama gerçekten böyle mi? Hadi bulalım!<br />
<br />
Ayak ve tırnak mantarı veya tıbbi terminolojiye göre onikomikoz, hastalığın ilerleyen aşamalarında ciddi bir tehdit oluşturur.Uzun süreli onikomikoz alerjik reaksiyonlara neden olabilir, bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve kronik hastalıkları şiddetlendirebilir. Yani, herhangi bir kronik hastalığınız varsa, o zaman bir mantarın gelişmesi durumunda, kötüleşme olasılığı birçok kez artar!<br />
<br />
Bu , ayaklarda ve tırnaklarda basit bir problemin insan hayatını tehdit edebileceği anlamına gelir ! Bu bağlamda şunları söylemek gerekir:<br />
<br />
Birincisi, mantar "ayak ve tırnakların basit bir sorunu" değil , vücudun tam bir parazit enfeksiyonudur . Ayak parmağı ve tırnak mantarıyla ilgili tüm sorun, vücudunuzu bir sığınak olarak seçen parazitlerdir. İkincisi, mantar kendi başına ölümcül bir tehdit değildir, ancak sahip olduğunuz herhangi bir hastalık için bir katalizör görevi görür.<br />
<br />
Kabaca söylemek gerekirse, mideniz veya karaciğeriniz gibi kronik sorunlarınız varsa, vücudun otoimmün sistemini etkileyen bir mantarın varlığı, tüm bu durumların kronikten akut hale gelme olasılığını otomatik olarak artırır.<br />
MANTAR TEDAVİ EDİLMEZSE NE OLUR?<br />
<br />
30 yaşın üzerindeki kişilerde mantar enfeksiyonu, soğuk algınlığı, bronşiyal astım ve iç organ bozukluklarının başlıca nedenidir. Bu yaşta, bir tırnak enfeksiyonu, alt bacak boyunca dermatit gelişimine yol açabilir. Bu nedenle mantarın tedavisini geciktirmek imkansızdır. İhmal edilen hastalık, hayatı tehdit eden komplikasyonlara neden olan tamamen distrofik bir onikomikoz formuna yol açar.<br />
VE ŞİMDİ ANA KONU...<br />
<br />
Hayati aktivite sürecinde mantarlar toksik ürünler üretir: ksantomegnin, penisilin, viomellein ve antibiyotiklere benzer diğer maddeler. Vücuda girdiklerinde bu toksinler ciddi somatik hastalıklara neden olur. Netlik için fotoğraflara bakın (Dikkat! 18+)<br />
<br />
Toksikoderma: vücudun ve kolların lezyonu<br />
<br />
Lyell sendromu (toksik epidermal nekroliz, vakaların %80'i ölümcüldür)<br />
<br />
Enfeksiyonun erken evrelerinde herhangi bir önlem alınmazsa, mantar kanla iç organlara yayılır ve zayıflamış bir bağışıklık ile bulaşıcı komplikasyonların gelişmesine neden olur: kalbin, karaciğerin, karın organlarının, böbreklerin toksik-alerjik lezyonları.<br />
<br />
Zamanında yardım olmadan ölüm olasılığı% 95'tir.<br />
<br />
Mantar erken tedavi edilmezse birkaç yıl içinde tırnak plağının yapısını tamamen bozar ve kaybına yol açar.<br />
<br />
Başparmak tırnak plağının ihmal edilmiş mantar enfeksiyonunun sonuçları<br />
<br />
Bazı hastalarda henüz gelişmenin erken evrelerindeydi ve kolayca tedavi edilebilirdi, bazılarında ise zaten yeterince gelişmişti ve tedavi biraz zaman aldı. Sorun hala herkesin yardım için hemen yaklaşmaması gerçeğinde yatmaktadır. Birçok insan, bir nedenden dolayı mantarın sihirli bir şekilde kendi kendine gitmesi gerektiğini ve her şeyin normale döneceğini düşünüyor. Aslında, parazitler kendi başlarına gitmeyecekler. Tedavi edilmediği takdirde, mantar sadece tüm bacak ve tırnaklara yayılacak ve etkileyecektir.<br />
<br />
Tırnak mantarının şu şekilde yok edilebileceğini söyleyen ipuçları var: "Çiviyi %2 sirke ile yıkayın ve üzerine bir damla normal hidrojen peroksit sürün". Bu tamamen saçmalık. Bu işlemi yaptıktan sonra, mantar ağının tüm vücuda yayılmasına elverişli alkali bir ortam yaratarak durumu daha da kötüleştireceksiniz. Bu nedenle, bilmek önemlidir ...<br />
Eczanelerde MANTAR ÖLDÜREN ÖDENEK YOKTUR!<br />
<br />
Seçenek 1 - Sistemik İlaçlar<br />
<br />
Size çok para harcayan doktorların reçete ettiği tüm yöntemleri dürüstçe anlatacağım, ancak BUNLARIN HEPSİ SONUÇ VERMEYECEKTİR. Sadece semptomları gizler veya geçici olarak "uyumasına" izin verirler, ancak bir süre sonra hastalık devam eder! Başka olası yan etkiler de vardır: cilt tahrişi, artan terleme, ilgili alerji.<br />
<br />
Seçenek 2- damlalar ve vernikler<br />
<br />
Bu ilaçları kullananlarda genellikle KORKUNÇ ALERJİ vardır. Bu yaygın bir fenomendir, çünkü vücudun toksikolojik zehirlenmesi, cilde bir mantar önleyici madde uygulandıktan hemen sonra başlar. Bir kişi diğer insanlara kıyasla daha hassas olabilir.<br />
AMA PARMAK VE TIRNAK MANTARINI NE TEDAVİ EDEBİLİRİZ?<br />
<br />
Mantarı tedavi etmek için sporlarını yok etmek ve mantar ağının vücuda yayılmasını durdurmak gerekir. Yakın zamana kadar, bunu gerçekleştirebilecek hiçbir ilaç yoktu. Tüm mantar önleyici ajanların yalnızca geçici kozmetik etkileri vardı. Enstitümüz, mantar sporlarını "durduran", yani çoğalma fırsatını elinden alan bir ilaç ancak 2019'da geliştirdi. Çözümün adı "Taze Parmaklar". Bileşimleri sayesinde Fresh Fingers cilde veya tırnağa derinlemesine nüfuz eder ve mantarı yok eder.<br />
<br />
Yaklaşık 10.000 saatlik araştırma ve derneğin özellikle mantarlara karşı etkili bir ilaç arayışı için geri ödediği yaklaşık 3 milyon Euro, bu ajanın üretimi için kullanıldı. Bilim adamları, iyileştirici özelliklerini belirlemeden önce birçok formülü test etmişti.<br />
<br />
1. Standart yönteme göre hesaplanan Taze Parmakların etkinliği (tedavi edilen 100 kişilik bir gruptaki toplam hasta sayısından iyileşen hasta sayısı):<br />
<br />
    Tırnak mantarının yok edilmesi - %99.3<br />
    Sporcu ayağının ortadan kaldırılması -% 99.7<br />
    Ayak derisinin temizlenmesi - %95<br />
    Ayak ve tırnak kokusunun giderilmesi - %100<br />
    Ayak terlemesinin giderilmesi - %90<br />
    Bu durumda iyileşme, mantarın ve onunla ilişkili hastalıkların yok edilmesi ve bir yıl içinde nüksetmemesi anlamına gelir.<br />
<br />
    2. Alerjik reaksiyonlar dahil olmak üzere istenmeyen yan etkiler tespit edilmemiştir.<br />
<br />
    3. Fresh Fingers, tırnak ve atlet ayağına karşı mücadelede önde gelen ilaç olarak kabul edilmektedir. <br />
<br />
Almanya'ya ek olarak, ilaç Avrupa'da Paris'teki Dermoloji Üniversitesi'nde onaylandı. Klinik çalışmalar Alman verilerini tamamen doğrulamıştır. Fransızlar daha yüksek bir nekahat yüzdesine bile ulaştı. Klinik araştırma döngüsü Çin, Japonya ve Vietnam'da tamamlanacak. Asya ülkeleri Fresh Fingers ile çok ilgileniyor. Testler ilacın son derece etkili olduğunu göstermiştir.<br />
<br />
Kaynak :<br />
<br />
today-topnews</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Corona Virüsü Hakkinda Genel Bilgilendirme]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10723</link>
			<pubDate>Mon, 28 Sep 2020 07:07:03 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10723</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Corona Virüsü Hakkinda, Ehli İman Bir Doktor Tarafından Bilgilendirme</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Corona ne yapar?</span><br />
<br />
1)Başta ateş, öksürük, nefes darlığı<br />
2)Daha nadir olarak diğer nezle semptomları (burun geniz akıntısı, boğaz ağrısı )<br />
3)Daha da nadir olarak solunum yetmezliği<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Corona nasıl bulaşır?</span><br />
<br />
Damlacık yoluyla.<br />
Damlacıklar hasta kişiden 1 metre uzağa kadar gidebildiği için bu mesafede hava yolundan bulaşır.<br />
1 metre içinde yere düştüğünden buralara düşen damlacıklara dokunur elimize alır ağzımıza yüzümüze sürersek bulaşır<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Nasıl korunuruz?</span><br />
<br />
Kalabalık ortamlara gitmeyerek<br />
Gitmek zorunda kalırsak 1 metre mesafesini koruyarak<br />
Ellerimizi ağzımıza yüzümüze götürmeyerek<br />
Elleri ağzımıza yüzümüze götürmeden önce yıkayarak<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Biz corona olur muyuz?</span><br />
<br />
Bu bir salgın. Türkiyede yeni başladı ama yaygınlaşacak. Bildiğimiz grip (ifluenza) gibi yaygın olacak. Bir zaman sonra corona gündem olmaktan çıkıp alışılacak bile. Ne kadar korunsak da corona olabiliriz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Corona ne kadar tehlikeli?</span><br />
<br />
Şöyle bir ölçüt vereyim:<br />
Nezleden daha tehlikeli.<br />
Domuz gribinden daha az tehlikeli.<br />
Bir çeşit grip<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kimlerde ağır oluyor?</span><br />
<br />
Yaşlı (&gt;60 yaş) ve başka hastalıkları olanlarda (şeker, kalp, kanser...) ölümler de bu grupta oluyor.<br />
Gençler ve sağlıklılar ayakta nezle şeklinde geçiriyor.<br />
Çocuklar pek yakalanmıyor, doğal dirençleri var<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Grip olursam corona mıdır? Ne yapayım?</span><br />
<br />
1) Etrafındaki yaşlı ve hasta kişilerden uzak dur.<br />
2) Maske takarak hastaneye git, muayene ol. Corona olabileceğini düşünürlerse senden örnek alırlar. Seni eve gönderip evde diğerlerinden ayrı odada maskeli dur, sonucu seni arayarak söyleyeceğiz derler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kişi Corona çıkarsa ne olur?</span><br />
<br />
1) Genç ve sağlıklıysa nezle gibi geçer gider. İlaca gerek görülmez. Diğer kişilere bulaştırmaması için semptomları geçene kadar dışarı çıkmamalı. Evde ayrı odada oturmalı.<br />
2) ilaca gerek görülürse verilen bir iki tane ilaç var onlar verilir.<br />
3) Durumu ağırsa hastanede yatırılarak tedavi edilmesi gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Corona ilaçları HİV (AİDS ) ilacı deniyor?</span><br />
<br />
Evet ilaçlardan biri (kaletra) HİV'de de kullanılıyor. Çünkü ikisi de virüs. Kaletra da virüs ilacı. Ama hiv ile koronanın alakası yok.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Korona ilaçları sıtma ilacı deniyor?</span><br />
<br />
Evet ilaçlardan biri (hisroksiklorokin) hem sıtmaya hem coronaya kullanılıyor. Ama corona ile sıtma tamamen farklı şeyler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bu corona her gün haber olacak kadar büyük bir olay mı?</span><br />
<br />
Bu yeni çıkmış bir virüs olduğu için kimsenin bağışıklığı yok, hızlı yayılıyor. Dolayısıyla çok da basit bir hadise değil.<br />
Ama biz daha ağır hadiseler gördük. Domuz gribi, kuş gribi, mers, sars... Corona bunların hepsinden daha hafif bir hastalık.<br />
Aslında bu yıl domuz gribinden daha fazla insan öldü. Ama artık alışıldığı için haber olmuyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Okuduğumuz / dinlediğimiz haberlere neye göre ne kadar inanalım?</span><br />
<br />
1) Biz Müslümanız. Her şeye gerektiği kadar değer veririz. Dünyada çok daha önemli meseleler var. Günümüzü bununla geçirmeyelim. Allaha tevekkül edelim. Dua edelim. Bu kadar<br />
2) Nasıl din konusunda şarlatanlar var. Her konuda çıkıp saçma sapan konuşuyorlar. Tıpta da böyle konuşanlar var boşuna böyle programlar izleyerek vakit kaybetmeyelim.<br />
3) Bilgi edinmek istersek Sağlık Bakanlığı sitesinde hemen her sorunun cevabı var oraya bakalım.<br />
4) Sağlık Bakanlığı'na başka konularda güvenmiyor olabiliriz (ör. Türkiye'de başka vakalar da var saklıyorlar deniyor. Allah bilir) Ama hastalıkla ilgili bilgilerde yanlış bir şey söylemezler. Oraya gerçek doktorlar bilgi yazıyor.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ALINTI</span><br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Corona Virüsü Hakkinda, Ehli İman Bir Doktor Tarafından Bilgilendirme</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Corona ne yapar?</span><br />
<br />
1)Başta ateş, öksürük, nefes darlığı<br />
2)Daha nadir olarak diğer nezle semptomları (burun geniz akıntısı, boğaz ağrısı )<br />
3)Daha da nadir olarak solunum yetmezliği<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Corona nasıl bulaşır?</span><br />
<br />
Damlacık yoluyla.<br />
Damlacıklar hasta kişiden 1 metre uzağa kadar gidebildiği için bu mesafede hava yolundan bulaşır.<br />
1 metre içinde yere düştüğünden buralara düşen damlacıklara dokunur elimize alır ağzımıza yüzümüze sürersek bulaşır<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Nasıl korunuruz?</span><br />
<br />
Kalabalık ortamlara gitmeyerek<br />
Gitmek zorunda kalırsak 1 metre mesafesini koruyarak<br />
Ellerimizi ağzımıza yüzümüze götürmeyerek<br />
Elleri ağzımıza yüzümüze götürmeden önce yıkayarak<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Biz corona olur muyuz?</span><br />
<br />
Bu bir salgın. Türkiyede yeni başladı ama yaygınlaşacak. Bildiğimiz grip (ifluenza) gibi yaygın olacak. Bir zaman sonra corona gündem olmaktan çıkıp alışılacak bile. Ne kadar korunsak da corona olabiliriz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Corona ne kadar tehlikeli?</span><br />
<br />
Şöyle bir ölçüt vereyim:<br />
Nezleden daha tehlikeli.<br />
Domuz gribinden daha az tehlikeli.<br />
Bir çeşit grip<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kimlerde ağır oluyor?</span><br />
<br />
Yaşlı (&gt;60 yaş) ve başka hastalıkları olanlarda (şeker, kalp, kanser...) ölümler de bu grupta oluyor.<br />
Gençler ve sağlıklılar ayakta nezle şeklinde geçiriyor.<br />
Çocuklar pek yakalanmıyor, doğal dirençleri var<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Grip olursam corona mıdır? Ne yapayım?</span><br />
<br />
1) Etrafındaki yaşlı ve hasta kişilerden uzak dur.<br />
2) Maske takarak hastaneye git, muayene ol. Corona olabileceğini düşünürlerse senden örnek alırlar. Seni eve gönderip evde diğerlerinden ayrı odada maskeli dur, sonucu seni arayarak söyleyeceğiz derler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kişi Corona çıkarsa ne olur?</span><br />
<br />
1) Genç ve sağlıklıysa nezle gibi geçer gider. İlaca gerek görülmez. Diğer kişilere bulaştırmaması için semptomları geçene kadar dışarı çıkmamalı. Evde ayrı odada oturmalı.<br />
2) ilaca gerek görülürse verilen bir iki tane ilaç var onlar verilir.<br />
3) Durumu ağırsa hastanede yatırılarak tedavi edilmesi gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Corona ilaçları HİV (AİDS ) ilacı deniyor?</span><br />
<br />
Evet ilaçlardan biri (kaletra) HİV'de de kullanılıyor. Çünkü ikisi de virüs. Kaletra da virüs ilacı. Ama hiv ile koronanın alakası yok.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Korona ilaçları sıtma ilacı deniyor?</span><br />
<br />
Evet ilaçlardan biri (hisroksiklorokin) hem sıtmaya hem coronaya kullanılıyor. Ama corona ile sıtma tamamen farklı şeyler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bu corona her gün haber olacak kadar büyük bir olay mı?</span><br />
<br />
Bu yeni çıkmış bir virüs olduğu için kimsenin bağışıklığı yok, hızlı yayılıyor. Dolayısıyla çok da basit bir hadise değil.<br />
Ama biz daha ağır hadiseler gördük. Domuz gribi, kuş gribi, mers, sars... Corona bunların hepsinden daha hafif bir hastalık.<br />
Aslında bu yıl domuz gribinden daha fazla insan öldü. Ama artık alışıldığı için haber olmuyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Okuduğumuz / dinlediğimiz haberlere neye göre ne kadar inanalım?</span><br />
<br />
1) Biz Müslümanız. Her şeye gerektiği kadar değer veririz. Dünyada çok daha önemli meseleler var. Günümüzü bununla geçirmeyelim. Allaha tevekkül edelim. Dua edelim. Bu kadar<br />
2) Nasıl din konusunda şarlatanlar var. Her konuda çıkıp saçma sapan konuşuyorlar. Tıpta da böyle konuşanlar var boşuna böyle programlar izleyerek vakit kaybetmeyelim.<br />
3) Bilgi edinmek istersek Sağlık Bakanlığı sitesinde hemen her sorunun cevabı var oraya bakalım.<br />
4) Sağlık Bakanlığı'na başka konularda güvenmiyor olabiliriz (ör. Türkiye'de başka vakalar da var saklıyorlar deniyor. Allah bilir) Ama hastalıkla ilgili bilgilerde yanlış bir şey söylemezler. Oraya gerçek doktorlar bilgi yazıyor.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ALINTI</span><br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Aşırı kahve içersek zararları nelerdir - Aşırı kahve tütetimin zararları]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10229</link>
			<pubDate>Tue, 21 Jul 2020 20:40:46 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10229</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia, Times New Roman, Times, serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Aşırı kahve içersek zararları nelerdir, Aşırı Kafein Tüketirsek zararları nelerdir, Çok fazla kahve Tüketirsek zararları nelerdir?</span><br />
<br />
Son zamanlarda yapılan araştırmalar da kahvenin aslında o kadar da zararlı olmadığını gösteriyor. Ancak bu araştırmaların sonuçları açıklanırken bile yapılan uyarı, “dozunda” tüketilmesi yönünde… Gelin, önce şu “dozunda” uyarılarındaki “doz”u sabitleyelim, sonra aşırı doz kafein alınması durumunda neler yapabileceğimizi öğrenelim.<br />
<br />
Öncelikle temel uyarı: aşırı doz kafein almayın. Uzmanlara göre, günde 400 miligram kafeinden fazlası, aşırı doz olarak değerlendiriliyor. 0.35 mililitrelik sade kahvede tam 260 miligram kafein olduğunu unutmayın.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Aşırı Doz Kafein Belirtileri</span><br />
<br />
Aşağıdaki belirtiler, fazla miktarda kafein tükettiğimizde ortaya çıkıyor. Vücudunuzu dinleyerek aşırı doz kafein tükettiyseniz bunu erkenden tespit edebilmenizi sağlayacak belirtiler şunlar:<br />
<br />
Uykusuzluk,<br />
Halsizlik,<br />
Baş ağrısı,<br />
Titreme,<br />
Ateş yükselmesi.<br />
<br />
Fakat eğer şunları yaşıyorsanız, bir doktora görünmenizde fayda olabilir:<br />
<br />
Halüsinasyon,<br />
Göğüs ağrısı,<br />
Çarpıntı,<br />
Kontrol edilemeyen kas hareketleri.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Aşırı Doz Kafein Tüketiminde Yapılabilecekler</span><br />
<br />
    Magnezyum takviyesi almayı deneyin. Magnezyum içeren vitaminler iyi gelecektir.<br />
<br />
    Bolca su için. Ama gerçekten bolca için…<br />
<br />
    Organik süt de vücudunuzu dengelemenizi sağlar.<br />
<br />
    Taze bir havuç, bir bardak süt ve bir büyük bardak suyu peş peşe tüketin. Havucu iyice çiğnemeniz mühim.<br />
<br />
    Meyveler dahil fazla tatlı bir şeyler tüketmeyin.<br />
<br />
    Gerçekten doktora gitmeniz gerektiğini düşünüyorsanız gidin. EKG çekecek ve kalp ritminizi kontrol edecekler.<br />
<br />
Ve bir kez bunu yaşadıktan sonra lütfen bir daha aşırı miktarda kafeine maruz bırakmayın bedeninizi. </span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia, Times New Roman, Times, serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Aşırı kahve içersek zararları nelerdir, Aşırı Kafein Tüketirsek zararları nelerdir, Çok fazla kahve Tüketirsek zararları nelerdir?</span><br />
<br />
Son zamanlarda yapılan araştırmalar da kahvenin aslında o kadar da zararlı olmadığını gösteriyor. Ancak bu araştırmaların sonuçları açıklanırken bile yapılan uyarı, “dozunda” tüketilmesi yönünde… Gelin, önce şu “dozunda” uyarılarındaki “doz”u sabitleyelim, sonra aşırı doz kafein alınması durumunda neler yapabileceğimizi öğrenelim.<br />
<br />
Öncelikle temel uyarı: aşırı doz kafein almayın. Uzmanlara göre, günde 400 miligram kafeinden fazlası, aşırı doz olarak değerlendiriliyor. 0.35 mililitrelik sade kahvede tam 260 miligram kafein olduğunu unutmayın.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Aşırı Doz Kafein Belirtileri</span><br />
<br />
Aşağıdaki belirtiler, fazla miktarda kafein tükettiğimizde ortaya çıkıyor. Vücudunuzu dinleyerek aşırı doz kafein tükettiyseniz bunu erkenden tespit edebilmenizi sağlayacak belirtiler şunlar:<br />
<br />
Uykusuzluk,<br />
Halsizlik,<br />
Baş ağrısı,<br />
Titreme,<br />
Ateş yükselmesi.<br />
<br />
Fakat eğer şunları yaşıyorsanız, bir doktora görünmenizde fayda olabilir:<br />
<br />
Halüsinasyon,<br />
Göğüs ağrısı,<br />
Çarpıntı,<br />
Kontrol edilemeyen kas hareketleri.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Aşırı Doz Kafein Tüketiminde Yapılabilecekler</span><br />
<br />
    Magnezyum takviyesi almayı deneyin. Magnezyum içeren vitaminler iyi gelecektir.<br />
<br />
    Bolca su için. Ama gerçekten bolca için…<br />
<br />
    Organik süt de vücudunuzu dengelemenizi sağlar.<br />
<br />
    Taze bir havuç, bir bardak süt ve bir büyük bardak suyu peş peşe tüketin. Havucu iyice çiğnemeniz mühim.<br />
<br />
    Meyveler dahil fazla tatlı bir şeyler tüketmeyin.<br />
<br />
    Gerçekten doktora gitmeniz gerektiğini düşünüyorsanız gidin. EKG çekecek ve kalp ritminizi kontrol edecekler.<br />
<br />
Ve bir kez bunu yaşadıktan sonra lütfen bir daha aşırı miktarda kafeine maruz bırakmayın bedeninizi. </span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir Bardak Suyun Faydaları]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10228</link>
			<pubDate>Tue, 21 Jul 2020 20:39:02 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10228</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia, Times New Roman, Times, serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bir Bardak Suyun Faydaları</span><br />
<br />
İşte bir bardak suyun faydaları:<br />
<br />
Canlılar susuz hayatta kalamazlar. Hergün vücüdunuzun ihtiyacı olan ve içmeniz gereken su hakkında sadece hayatın olmazsa olmazı olarakmı biliyorsunuz. Günlük olarak tükettiğiniz suyun başka ne faydası olduğunu biliyormusunuz. Peki bakalım canlıların hayatlarının vazgeçilmezi olan suyun ne gibi faydaları var.<br />
<br />
        Susuz kalmak cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.<br />
<br />
    Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.<br />
<br />
    Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.<br />
<br />
    Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.<br />
<br />
    Hiçbir şey susuz yaşayamaz.<br />
<br />
    Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.<br />
<br />
    Su temel enerji kaynağıdır, vücudun “nakit akımıdır.”<br />
<br />
    Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.<br />
<br />
    Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.<br />
<br />
    DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.<br />
<br />
    Bağışıklık sisteminin merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere,<br />
<br />
    çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.<br />
<br />
    Bütün besinlerin, vitmin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metabolik aşamalarında görev yapar.<br />
<br />
    Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır.<br />
<br />
    Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.<br />
<br />
    Su, besinlerdeki gerekli öğelerin emilimini artırır.<br />
<br />
    Bütün öğelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.<br />
<br />
    Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.<br />
<br />
    Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.<br />
<br />
    Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.<br />
<br />
    Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.<br />
<br />
    Omurgadaki diskleri ‘şok emici su yastıkları’na dönüştürür.<br />
<br />
    Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.<br />
<br />
    Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.<br />
<br />
    Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.<br />
<br />
    Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.<br />
<br />
    Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.<br />
<br />
    Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.<br />
<br />
    Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.<br />
<br />
    Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.<br />
<br />
    Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.<br />
<br />
    Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.<br />
<br />
    Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.<br />
<br />
    Uykuyu düzenler.<br />
<br />
    Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.<br />
<br />
    Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.<br />
<br />
    Gözlere canlılık ve parlaklık verir.<br />
<br />
    Glokomdan korunmamıza yardım eder.<br />
<br />
    Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.<br />
<br />
    Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.<br />
<br />
    Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.<br />
<br />
    Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş başmasını hafifletir.<br />
<br />
    Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.<br />
<br />
    İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.<br />
<br />
    Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.<br />
<br />
    Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Kara verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.<br />
<br />
    Yaşılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.<br />
<br />
    Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
-----------------------<br />
Bir Bardak, Suyun ,Faydaları,Suyun Faydaları,Su, Faydaları,</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia, Times New Roman, Times, serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bir Bardak Suyun Faydaları</span><br />
<br />
İşte bir bardak suyun faydaları:<br />
<br />
Canlılar susuz hayatta kalamazlar. Hergün vücüdunuzun ihtiyacı olan ve içmeniz gereken su hakkında sadece hayatın olmazsa olmazı olarakmı biliyorsunuz. Günlük olarak tükettiğiniz suyun başka ne faydası olduğunu biliyormusunuz. Peki bakalım canlıların hayatlarının vazgeçilmezi olan suyun ne gibi faydaları var.<br />
<br />
        Susuz kalmak cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.<br />
<br />
    Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.<br />
<br />
    Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.<br />
<br />
    Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.<br />
<br />
    Hiçbir şey susuz yaşayamaz.<br />
<br />
    Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.<br />
<br />
    Su temel enerji kaynağıdır, vücudun “nakit akımıdır.”<br />
<br />
    Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.<br />
<br />
    Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.<br />
<br />
    DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.<br />
<br />
    Bağışıklık sisteminin merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere,<br />
<br />
    çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.<br />
<br />
    Bütün besinlerin, vitmin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metabolik aşamalarında görev yapar.<br />
<br />
    Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır.<br />
<br />
    Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.<br />
<br />
    Su, besinlerdeki gerekli öğelerin emilimini artırır.<br />
<br />
    Bütün öğelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.<br />
<br />
    Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.<br />
<br />
    Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.<br />
<br />
    Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.<br />
<br />
    Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.<br />
<br />
    Omurgadaki diskleri ‘şok emici su yastıkları’na dönüştürür.<br />
<br />
    Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.<br />
<br />
    Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.<br />
<br />
    Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.<br />
<br />
    Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.<br />
<br />
    Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.<br />
<br />
    Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.<br />
<br />
    Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.<br />
<br />
    Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.<br />
<br />
    Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.<br />
<br />
    Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.<br />
<br />
    Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.<br />
<br />
    Uykuyu düzenler.<br />
<br />
    Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.<br />
<br />
    Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.<br />
<br />
    Gözlere canlılık ve parlaklık verir.<br />
<br />
    Glokomdan korunmamıza yardım eder.<br />
<br />
    Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.<br />
<br />
    Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.<br />
<br />
    Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.<br />
<br />
    Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş başmasını hafifletir.<br />
<br />
    Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.<br />
<br />
    İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.<br />
<br />
    Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.<br />
<br />
    Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Kara verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.<br />
<br />
    Yaşılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.<br />
<br />
    Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
-----------------------<br />
Bir Bardak, Suyun ,Faydaları,Suyun Faydaları,Su, Faydaları,</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Detox nedir? Detox Hakkında Bilgi]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10227</link>
			<pubDate>Tue, 21 Jul 2020 20:38:14 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10227</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia, Times New Roman, Times, serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Detox nedir? Detox Hakkında Bilgi</span><br />
<br />
Vücudumuzda bir süreç boyunca birikmiş olan zararlı maddelerin ve bileşenlerin, vücuttan sağlıklı bir şekilde atılması işlemine detoks adı verilmektedir. Dünya genelinde vücut sağlığına önem veren milyonlarca insanın özellikle yılın belli zamanlarında kendilerine detoks uyguladıkları bilinmektedir.<br />
<br />
Metabolizma sağlığı ve organizma sağlığı için spor yapmanın da sağlıklı beslenmenin de önemi neyse düzenli aralıklarla detoks uygulaması yapmanın da aynı şekilde hayatımızda önemli bir yeri bulunmaktadır. Düzenli bir şekilde detox uygulandığında hem vücuttan zararlı yapıtaşları atılabilmekte, hem sağlıklı bir şekilde kilo kaybedilmesine zemin oluşturulmakta hem de metabolizma sıfırlanarak daha temiz ve hızlı işlem yapması sağlanabilmektedir.<br />
<br />
Bahsedilen bu detox işleminin yapılması için bazı yiyecekler ve bazı yaşam standartları kişinin hayatından çıkartılması gerekilse de, en basit ve en kolay şekilde bahsedilen yararlardan faydalanmanın yolu detox çayı<br />
Doktorların önerileriyle birlikte sağlıklı bir biçimde sürdürülen detox süreci, detoks çayı tarifi öğrenilerek hazırlanan çayla hem vücut yenilenmesinin hem de kilo veriminin gerçekleştirilmesiyle daha memnun edici bir süreç şeklinde gelişmektedir.<br />
<br />
Detox çayı kullananların ortak görüşü neticesinde, hem sağlıklı bir içecek olarak tüketilebilen bu çayların hem de kilo verme sürecinde ciddi yarar sağladıkları dile getirilmektedir. Detoks çayının zayıflama konusunda bu kadar dikkat çektiğini fark eden ünlü isimler de, alternatif tıp adına detoks çayı hakkında Ender Saraç gibi isimlerin hazırladığı tariflere yeni tarifler eklemişlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Detox yapmanın yararları</span><br />
<br />
    Vücuttaki baz ve asit dengelerinin korunmasını sağlar.<br />
    Vücutta bulunan sıvıların asidik içeriğe dönüşüp zarar verici noktalara gelmesini engeller.<br />
    Yaşlanma sürecini yavaşlatır.<br />
    Daha sağlıklı bir beslenme süreci geçirmemize ve daha sağlıklı bir metabolizmaya sahip olmamıza yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Detox çayı nedir?</span><br />
<br />
İçerik olarak vücuttan zararlı maddelerin ve birikmiş zararlı tortuların atımına yardımcı olacak bir kaç doğal bitki türünün birleştirilmesiyle hazırlanan çaya detox çayı adı verilmektedir. Detox çayı Lipton gibi markaların ürettiği paketlerde marketlerde bulunabildiği gibi, kişi kendisi kendi elleriyle hazırlamak isterse diye aktarlardan alınabilecek doğal bitkilerle de oluşturulabilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Detox çayı nasıl hazırlanır?</span><br />
<br />
Detox çayını doğal olarak hazırlamak isteyen bireyler; aktarlardan mutlaka meyan kökü bitkisi, dul avrat otu bitkisi, nane yaprağı, ısırgan otu bitkisi, limon otu bitkisi, sultan otu bitkisi ve aynısefa çiçeği almalıdır. Bu saydığımız bitkiler çaydanlıkta bir süre kaynatıldıktan sonra demlenmeye bırakılarak hazır hale getirilebilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Detox çayının faydaları nelerdir?</span><br />
<br />
Çayın içerisinde bulunan meyan kökü bitkisi ciğerlerin sağlığını korumasına ve temizlenmesine yardımcı olmaktadır.<br />
<br />
Isırgan otunun içeriğinde bol miktarda bulunan demir minerali, vücudumuzdaki kanın temizlenmesine etki etmektedir. Aynı etkiye karışımda bulunan dul avrat otu da sahiptir.<br />
<br />
Nane yaprağı hem mideye hem de sinir sistemine faydalı bir öğedir. Bir yandan sinir sistemimizi rahatlatıp bizi gevşetirken bir yandan da midedeki sindirimi kolaylaştırmaktadır. Bahsedilen midedeki sindirime yardımcı olmak görevini karışımdaki sultan otu da üstlenmektedir.<br />
<br />
Limon otu vücuda alındığında hem böbrekleri hem de pankreası zararlı atıklardan temizleyebilme özelliğine sahiptir.<br />
<br />
Aynısefa çiçeği ise içeriğinde bulunan flavonoidlerin etkisiyle vücutta oluşabilecek iltihaplanmaların ve enfeksiyonların önüne geçebilmektedir.<br />
Not:Bir uzmana danışmadan uygulamayınız.Sadece bilgi amaçlıdır…<br />
<br />
--------------<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Detoks Nedir? Faydaları Nelerdir?</span><br />
<br />
Detoks; yediğimiz besinlerden ya da aldığımız nefesle birlikte gelen zararlı atıkların dışarı atılmasıdır. Vücudumuzdaki toksinlerden arındırma da denilebilmektedir. Hastalık oluşturacak ve organlarımızı olumsuz etkileyecek zararlı atıklardan kurtulmamızı sağlayan bu yöntem, aynı zamanda vücudun dinlenmesini ve sağlığa kavuşmasını da sağlamaktadır. Bağışıklık sistemini temizleyen ve daha güçlü bir bünyeye sahip olmamızı sağlayan detoks, besinlerde de bulunmaktadır. Aynı zamanda belirli teknikler ile de detoksun olumlu etkisinden yararlanılmaktadır.<br />
<br />
Detoxikation kavramının kısaltması olan yöntem, Latince kökenlidir. Asıl manası, zehir atımı’dır. Fakat bu kavram günümüzde kısaltılmış bir şekilde kullanılmaktadır. Eski çağlardan beri uygulanan bu yöntem, en doğal tedavi yöntemi olarak da tarihte ve günümüzde yer almıştır. Fiziksel, zihinsel ve ruhsal arınmayı sağlayan bu metot, kişinin ömrünü uzatmakta ve yaşlılık belirtilerini geciktirmektedir.<br />
<br />
Metobilazmayı yavaşlatan ve deforme eden zararlı atıklar, fizyolojik dengenin bozulmasını sağlar. Buda beraberinde birçok hastalık ve sorun oluşturur. Solunum yolu ya da besinler aracılığı ile alının toksinler, yaşlanmayı hızlandırır ve cilt sorunlarına zemin oluşturur. Kişi sürekli halsiz olur ve solunum yolu ile oluşan hastalıklara daha çabuk etkilenir. Sağlıklı beslenmeyen kişilerin mutlaka detoksa ihtiyacı vardır. Zararlı atıklar, ağrılara, yorgunluğa, asabiyete, baş ağrısına, net görmeme sorununa, kabızlığa, boyun tutulmaları, gribal enfeksiyonu sık sık yaşamaya, uykusuzluğa, göğüs ağrıları ve hırıltısına, öksürük, deri döküntüsü, ağız kokusu, bağışıklık sisteminin zayıflaması, baş dönmesi, hazımsızlık, bağırsaklarda problem, bulantı, kusma ve bayılma gibi birçok soruna davetiye çıkarmaktadır. Kişi, bu tür reaksiyonları sıklıkla yaşıyor ise mutlaka detoks yöntemini uygulamalıdır. Bu gibi durumlarda vücudun temizlenmeye ve zararlı atıklardan arınmaya ihtiyacı vardır.<br />
<br />
Detoks yönteminin yapılma aşamaları vardır. Bu yöntemin çeşitleri vardır ve süre ise bu çeşitlere göre değişiklik göstermektedir. Total oruç, haftanın bir günü katı bir şey yememe, tek yönlü beslenme, bazik beslenme gibi türlere ayrılmaktadır. Total oruç türünde kişi, en az 5 en fazla 21 gün oruç tutarak zararlı etkenlerden arınabilir. Yılda bir ya da iki kez bu çeşidin uygulanması gerekmektedir. Tek yönlü beslenme çeşidinde ise, sizin belirleyeceğiniz haftanın bir gününde, sadece çiğ besin ya da meyve tüketilir. Haftanın bir gününde katı bir şey yememe türü, süresiz olarak uygulanarak, toksinlerden temizlenebilirsiniz. Ve son olarak bazik beslenme çeşidinde, en az 7 gün en fazla 21 gün uygulanmaktadır. Yılda birkaç defa uygulanabilmektedir. Ve bu yöntemleri uygularken asitli besinlerden uzak durmak gereklidir. Egzersiz yapmak ise faydalı olacaktır.<br />
<br />
Detoks yönteminin bazı kuralları vardır. Bu kurallar içerisinde en önemlisi solunan hava mutlaka temiz olmalıdır. Kanda oksijen miktarının düşük olması, detoks uygulamasına engel olabilir. Yenilenler organik olmalıdır ve toksin içermemelidir. Aşırı zayıflar, 16 yaşından küçükler, hamile ve emzirme döneminde olan bayanlar, ilaç tedavisi olanlar, ileri yaşlarda olanlar, akut tedavi görenler, psikolojik sorunları olanlar, ağır işlerde çalışanlar, ameliyatlılar, ciddi rahatsızlığı olanlar, Hipertiroid den dolayı tedavi görenler, kemik hastaları detoks uygulamasından zarar görecek kişiler arasında yer almaktadır. Yani bu kişilerin, bu yöntemi kullanmaları sakıncalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynak : </span><br />
<br />
Mailce<br />
Bilgiustam<br />
Yazar: Elif Açıkgöz</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia, Times New Roman, Times, serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Detox nedir? Detox Hakkında Bilgi</span><br />
<br />
Vücudumuzda bir süreç boyunca birikmiş olan zararlı maddelerin ve bileşenlerin, vücuttan sağlıklı bir şekilde atılması işlemine detoks adı verilmektedir. Dünya genelinde vücut sağlığına önem veren milyonlarca insanın özellikle yılın belli zamanlarında kendilerine detoks uyguladıkları bilinmektedir.<br />
<br />
Metabolizma sağlığı ve organizma sağlığı için spor yapmanın da sağlıklı beslenmenin de önemi neyse düzenli aralıklarla detoks uygulaması yapmanın da aynı şekilde hayatımızda önemli bir yeri bulunmaktadır. Düzenli bir şekilde detox uygulandığında hem vücuttan zararlı yapıtaşları atılabilmekte, hem sağlıklı bir şekilde kilo kaybedilmesine zemin oluşturulmakta hem de metabolizma sıfırlanarak daha temiz ve hızlı işlem yapması sağlanabilmektedir.<br />
<br />
Bahsedilen bu detox işleminin yapılması için bazı yiyecekler ve bazı yaşam standartları kişinin hayatından çıkartılması gerekilse de, en basit ve en kolay şekilde bahsedilen yararlardan faydalanmanın yolu detox çayı<br />
Doktorların önerileriyle birlikte sağlıklı bir biçimde sürdürülen detox süreci, detoks çayı tarifi öğrenilerek hazırlanan çayla hem vücut yenilenmesinin hem de kilo veriminin gerçekleştirilmesiyle daha memnun edici bir süreç şeklinde gelişmektedir.<br />
<br />
Detox çayı kullananların ortak görüşü neticesinde, hem sağlıklı bir içecek olarak tüketilebilen bu çayların hem de kilo verme sürecinde ciddi yarar sağladıkları dile getirilmektedir. Detoks çayının zayıflama konusunda bu kadar dikkat çektiğini fark eden ünlü isimler de, alternatif tıp adına detoks çayı hakkında Ender Saraç gibi isimlerin hazırladığı tariflere yeni tarifler eklemişlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Detox yapmanın yararları</span><br />
<br />
    Vücuttaki baz ve asit dengelerinin korunmasını sağlar.<br />
    Vücutta bulunan sıvıların asidik içeriğe dönüşüp zarar verici noktalara gelmesini engeller.<br />
    Yaşlanma sürecini yavaşlatır.<br />
    Daha sağlıklı bir beslenme süreci geçirmemize ve daha sağlıklı bir metabolizmaya sahip olmamıza yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Detox çayı nedir?</span><br />
<br />
İçerik olarak vücuttan zararlı maddelerin ve birikmiş zararlı tortuların atımına yardımcı olacak bir kaç doğal bitki türünün birleştirilmesiyle hazırlanan çaya detox çayı adı verilmektedir. Detox çayı Lipton gibi markaların ürettiği paketlerde marketlerde bulunabildiği gibi, kişi kendisi kendi elleriyle hazırlamak isterse diye aktarlardan alınabilecek doğal bitkilerle de oluşturulabilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Detox çayı nasıl hazırlanır?</span><br />
<br />
Detox çayını doğal olarak hazırlamak isteyen bireyler; aktarlardan mutlaka meyan kökü bitkisi, dul avrat otu bitkisi, nane yaprağı, ısırgan otu bitkisi, limon otu bitkisi, sultan otu bitkisi ve aynısefa çiçeği almalıdır. Bu saydığımız bitkiler çaydanlıkta bir süre kaynatıldıktan sonra demlenmeye bırakılarak hazır hale getirilebilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Detox çayının faydaları nelerdir?</span><br />
<br />
Çayın içerisinde bulunan meyan kökü bitkisi ciğerlerin sağlığını korumasına ve temizlenmesine yardımcı olmaktadır.<br />
<br />
Isırgan otunun içeriğinde bol miktarda bulunan demir minerali, vücudumuzdaki kanın temizlenmesine etki etmektedir. Aynı etkiye karışımda bulunan dul avrat otu da sahiptir.<br />
<br />
Nane yaprağı hem mideye hem de sinir sistemine faydalı bir öğedir. Bir yandan sinir sistemimizi rahatlatıp bizi gevşetirken bir yandan da midedeki sindirimi kolaylaştırmaktadır. Bahsedilen midedeki sindirime yardımcı olmak görevini karışımdaki sultan otu da üstlenmektedir.<br />
<br />
Limon otu vücuda alındığında hem böbrekleri hem de pankreası zararlı atıklardan temizleyebilme özelliğine sahiptir.<br />
<br />
Aynısefa çiçeği ise içeriğinde bulunan flavonoidlerin etkisiyle vücutta oluşabilecek iltihaplanmaların ve enfeksiyonların önüne geçebilmektedir.<br />
Not:Bir uzmana danışmadan uygulamayınız.Sadece bilgi amaçlıdır…<br />
<br />
--------------<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Detoks Nedir? Faydaları Nelerdir?</span><br />
<br />
Detoks; yediğimiz besinlerden ya da aldığımız nefesle birlikte gelen zararlı atıkların dışarı atılmasıdır. Vücudumuzdaki toksinlerden arındırma da denilebilmektedir. Hastalık oluşturacak ve organlarımızı olumsuz etkileyecek zararlı atıklardan kurtulmamızı sağlayan bu yöntem, aynı zamanda vücudun dinlenmesini ve sağlığa kavuşmasını da sağlamaktadır. Bağışıklık sistemini temizleyen ve daha güçlü bir bünyeye sahip olmamızı sağlayan detoks, besinlerde de bulunmaktadır. Aynı zamanda belirli teknikler ile de detoksun olumlu etkisinden yararlanılmaktadır.<br />
<br />
Detoxikation kavramının kısaltması olan yöntem, Latince kökenlidir. Asıl manası, zehir atımı’dır. Fakat bu kavram günümüzde kısaltılmış bir şekilde kullanılmaktadır. Eski çağlardan beri uygulanan bu yöntem, en doğal tedavi yöntemi olarak da tarihte ve günümüzde yer almıştır. Fiziksel, zihinsel ve ruhsal arınmayı sağlayan bu metot, kişinin ömrünü uzatmakta ve yaşlılık belirtilerini geciktirmektedir.<br />
<br />
Metobilazmayı yavaşlatan ve deforme eden zararlı atıklar, fizyolojik dengenin bozulmasını sağlar. Buda beraberinde birçok hastalık ve sorun oluşturur. Solunum yolu ya da besinler aracılığı ile alının toksinler, yaşlanmayı hızlandırır ve cilt sorunlarına zemin oluşturur. Kişi sürekli halsiz olur ve solunum yolu ile oluşan hastalıklara daha çabuk etkilenir. Sağlıklı beslenmeyen kişilerin mutlaka detoksa ihtiyacı vardır. Zararlı atıklar, ağrılara, yorgunluğa, asabiyete, baş ağrısına, net görmeme sorununa, kabızlığa, boyun tutulmaları, gribal enfeksiyonu sık sık yaşamaya, uykusuzluğa, göğüs ağrıları ve hırıltısına, öksürük, deri döküntüsü, ağız kokusu, bağışıklık sisteminin zayıflaması, baş dönmesi, hazımsızlık, bağırsaklarda problem, bulantı, kusma ve bayılma gibi birçok soruna davetiye çıkarmaktadır. Kişi, bu tür reaksiyonları sıklıkla yaşıyor ise mutlaka detoks yöntemini uygulamalıdır. Bu gibi durumlarda vücudun temizlenmeye ve zararlı atıklardan arınmaya ihtiyacı vardır.<br />
<br />
Detoks yönteminin yapılma aşamaları vardır. Bu yöntemin çeşitleri vardır ve süre ise bu çeşitlere göre değişiklik göstermektedir. Total oruç, haftanın bir günü katı bir şey yememe, tek yönlü beslenme, bazik beslenme gibi türlere ayrılmaktadır. Total oruç türünde kişi, en az 5 en fazla 21 gün oruç tutarak zararlı etkenlerden arınabilir. Yılda bir ya da iki kez bu çeşidin uygulanması gerekmektedir. Tek yönlü beslenme çeşidinde ise, sizin belirleyeceğiniz haftanın bir gününde, sadece çiğ besin ya da meyve tüketilir. Haftanın bir gününde katı bir şey yememe türü, süresiz olarak uygulanarak, toksinlerden temizlenebilirsiniz. Ve son olarak bazik beslenme çeşidinde, en az 7 gün en fazla 21 gün uygulanmaktadır. Yılda birkaç defa uygulanabilmektedir. Ve bu yöntemleri uygularken asitli besinlerden uzak durmak gereklidir. Egzersiz yapmak ise faydalı olacaktır.<br />
<br />
Detoks yönteminin bazı kuralları vardır. Bu kurallar içerisinde en önemlisi solunan hava mutlaka temiz olmalıdır. Kanda oksijen miktarının düşük olması, detoks uygulamasına engel olabilir. Yenilenler organik olmalıdır ve toksin içermemelidir. Aşırı zayıflar, 16 yaşından küçükler, hamile ve emzirme döneminde olan bayanlar, ilaç tedavisi olanlar, ileri yaşlarda olanlar, akut tedavi görenler, psikolojik sorunları olanlar, ağır işlerde çalışanlar, ameliyatlılar, ciddi rahatsızlığı olanlar, Hipertiroid den dolayı tedavi görenler, kemik hastaları detoks uygulamasından zarar görecek kişiler arasında yer almaktadır. Yani bu kişilerin, bu yöntemi kullanmaları sakıncalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynak : </span><br />
<br />
Mailce<br />
Bilgiustam<br />
Yazar: Elif Açıkgöz</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sağlıklı Beslenme Nasıl Olur]]></title>
			<link>https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10226</link>
			<pubDate>Tue, 21 Jul 2020 20:36:19 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashid-tunca.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashid-tunca.com/showthread.php?tid=10226</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sağlıklı Beslenme Nasıl Olur</span><br />
<br />
Sağlıklı beslenme yeterli ve dengeli beslenmedir.Vücudumuzu oluşturan hücrelerin düzenli ve dengeli çalışması için besin öğelerinden yani yağlar, karbonhidratlar, proteinler, vitaminler ve minerallerden yeterli miktarda almalıyız. Vücudumuzun tüm besin maddelerine ihtiyacı vardır. Tek taraflı beslenmek yani sadece protein veya karbonhidratla beslenmek yanlıştır. Dengeli beslenerek vitaminler, mineraller ve lifler gibi önemli besin maddelerinden de almış oluruz.<br />
<br />
<br />
Beslenme piramidi 5 ana besin grubunu içerir. Piramit en altta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken karbonhidratlarla başlar ve daha az tüketilmesi gereken gıdalara doğru gider. Bu besin grupları karbonhidratlar, mineraller, proteinler, yağ ve şekerdir.Beslenme piramidi gıdaların doğru seçimi için rehberiniz olmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Karbonhidratlar:</span>Alt grupta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken gıdalardır. Karbonhidratlar pirinç, bulgur, makarna gibi tahıllardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mineraller:</span> Sağlıklı yaşam için gereklidir. Mineraller (kalsiyum, bakır, iyot, demir, çinko vb.) sebze ve meyvelerde bulunur, hücre korunması ve sağlıklı diş, kemik, cilt yapısı için önemlidir. Mineraller ayrıca kalp ritmi, kan basıncı, vücuttaki sıvı dengesi gibi daha birçok düzenleyici fonksiyonlarda rol oynar.<br />
<br />
<img src="https://hocospicos.com/U21072020/sebze.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: sebze.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Proteinler:</span> Vücudun en etkili kalori yakıcı bölümü olan kas dokusunu güçlendirmek açısından çok önemlidir. Protein ette, süt ürünlerinde ve daha az olarak hububat ürünlerinde bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yağ-şeker:</span> Yağ veşeker, çok az tüketilmesi gereken gıdalardır fakat A, D, E ve K vitaminleri gibi vücudumuz için önemli vitaminleri taşıma görevi yaptıklarından dolayı sağlığımız için yenilmesi de çok önemlidir. Sıvı ve katı yağlar, şeker ve tatlılar bu grupta yer alır.<br />
<br />
Yemek yeme alışkanlığımız zihinsel ve bedensel faaliyetlerimizi etkileyen unsurlardan biridir. Sağlıksız beslenme düşünme ve kavrama yeteneğinin azalmasına ve hafıza kayıplarına neden olur. Günde 8 saat uyuduğunuz halde kendinizi yorgun hissediyor, bedensel, zihinsel faaliyetlerinizde çabuk yoruluyor, hafıza ve düşüncenizde azalma görüyorsanız mutlaka yemek yeme alışkanlığınızı gözden geçirin ve aşağıdaki önerilerimize bir göz atın.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dengeli Beslenme Önerileri:</span><br />
<br />
Doymuş yağ (tere yağ, kuyruk yağı) oranı yüksek besinleri daha az tüketin.Yeterli miktarda doymamış yağ (ay çiçek, mısırözü, soya, fındık, zeytin yağı) almaya dikkat edin. Yarım yağlı süt, yağsız yoğurt tüketin.Yağlı kırmızı et yerine yağsız et, kuru baklagiller (nohut, mercimek, fasulye gibi) balık ve tavuk tercih edin. Süt ve süt ürünleri de (yoğurt, peynir vb.) tüketilmeli fakat bunlarında az yağlı olmalarına dikkat edilmeli.Yemeklerinizi haşlama, fırında pişirme veya ızgarada pişirme yöntemleriyle pişirirseniz yemeğe eklenecek yağıda azaltmış olursunuz.<br />
<br />
Aşırı şekerli gıdalardan kaçınmalı ve hatta çay, kahve gibi içecekler şekersiz içilmeli veya şeker miktarı azaltılmalıdır. <br />
<br />
<img src="https://hocospicos.com/U21072020/ekmek.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ekmek.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Gıdalardan aldığımız günlük tuz miktarı 6 gr.ı (bir tatlı kaşığı) geçmemelidir. Bu miktara yemeklerden, ekmekten, içeceklerden aldığımız tuz miktarı dahildir. Tuz tüketimi ile yüksek tansiyon arasında ilişki bulunmaktadır. Yüksek tansiyonu olanlar doktorlarının tavsiyesine göre ya hiç tuz kullanmamalı yada miktarını azaltmalıdır.<br />
<br />
Güne kahvaltınızı yaparak başlayın. Gece boyu gıda alımı olmadığından beyninizin sabah kalkınca enerjiye ihtiyacı vardır. Daha sonra gıda alımınızı kahvaltıdan başlayarak gün içine yaymanız daha etkin kalori yakmanıza neden olur.Öğünlerinizi önceden belirleyiniz.Mümkünse yediklerinizi 3 ana öğün, 3ara öğüne bölün az ve sık beslenin.Bol su için, yiyecekleri iyice çiğneyin. Her yemek yediğinizde midenin 1/3’ünü boş bırakın. Tam olarak dolu mide sağlığımızın zaman içinde bozulmasına ,erken yaşlanmaya neden olur.Midenizi katı gıdalarla doldurmayın .Katı gıdalarla dolu mide içeriğinin gerekli öz suyu her tarafa dengeli ulaştırması güçleşir ve sindirim zorlaşır. Düzenli yemek yiyenler daha dengeli ve sağlıklı beslenmekte ve ideal kilolarını korumaktadırlar.<br />
<br />
<img src="https://hocospicos.com/U21072020/saat.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: saat.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Zihinsel faaliyetlerin gerektirdiği enerji kaynaklarının en önemlilerinden biride meyvelerdir. Beynin oksijen dışındaki tek enerjisi glikozdur. Glikoz meyvelerde hazır halde bulunur. Diğer gıdalarla alınan şeker midede yakılarak glikoza çevrilir. Bu nedenle meyveleri aç karnına yemeliyiz.Meyveler yemeklerden 30 dakika önce veya 3 saat sonra alınmalıdır.Mide doluyken alınan meyveler midede kalıp besin değeri kaybolup orada mayalanacağı için bütün sindirim sistemimizi yorar.<br />
<br />
Vücudumuzda dakikada 10 milyon hücre ölür ve bir o kadarı da yenilenir. Ortalama 100 günde (beyin ve sinir hücreleri hariç) bütün vücudumuz yenilenir.Düzensiz kötü beslenme yenileme sistemini aksatır. Cildiniz canlılığını, tazeliğini kaybeder ve en önemlisi hastalıklara açık olursunuz. Yorgunluk, çabuk yorulma, baş ağrısı olabilir. Düşünce ve hafıza sistemi bulanıklaşır.Bu nedenlerden dolayı düzenli ve sağlıklı beslenmeye dikkat etmeli ve yemek için yaşamamalı </span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sağlıklı Beslenme Nasıl Olur</span><br />
<br />
Sağlıklı beslenme yeterli ve dengeli beslenmedir.Vücudumuzu oluşturan hücrelerin düzenli ve dengeli çalışması için besin öğelerinden yani yağlar, karbonhidratlar, proteinler, vitaminler ve minerallerden yeterli miktarda almalıyız. Vücudumuzun tüm besin maddelerine ihtiyacı vardır. Tek taraflı beslenmek yani sadece protein veya karbonhidratla beslenmek yanlıştır. Dengeli beslenerek vitaminler, mineraller ve lifler gibi önemli besin maddelerinden de almış oluruz.<br />
<br />
<br />
Beslenme piramidi 5 ana besin grubunu içerir. Piramit en altta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken karbonhidratlarla başlar ve daha az tüketilmesi gereken gıdalara doğru gider. Bu besin grupları karbonhidratlar, mineraller, proteinler, yağ ve şekerdir.Beslenme piramidi gıdaların doğru seçimi için rehberiniz olmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Karbonhidratlar:</span>Alt grupta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken gıdalardır. Karbonhidratlar pirinç, bulgur, makarna gibi tahıllardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mineraller:</span> Sağlıklı yaşam için gereklidir. Mineraller (kalsiyum, bakır, iyot, demir, çinko vb.) sebze ve meyvelerde bulunur, hücre korunması ve sağlıklı diş, kemik, cilt yapısı için önemlidir. Mineraller ayrıca kalp ritmi, kan basıncı, vücuttaki sıvı dengesi gibi daha birçok düzenleyici fonksiyonlarda rol oynar.<br />
<br />
<img src="https://hocospicos.com/U21072020/sebze.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: sebze.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Proteinler:</span> Vücudun en etkili kalori yakıcı bölümü olan kas dokusunu güçlendirmek açısından çok önemlidir. Protein ette, süt ürünlerinde ve daha az olarak hububat ürünlerinde bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yağ-şeker:</span> Yağ veşeker, çok az tüketilmesi gereken gıdalardır fakat A, D, E ve K vitaminleri gibi vücudumuz için önemli vitaminleri taşıma görevi yaptıklarından dolayı sağlığımız için yenilmesi de çok önemlidir. Sıvı ve katı yağlar, şeker ve tatlılar bu grupta yer alır.<br />
<br />
Yemek yeme alışkanlığımız zihinsel ve bedensel faaliyetlerimizi etkileyen unsurlardan biridir. Sağlıksız beslenme düşünme ve kavrama yeteneğinin azalmasına ve hafıza kayıplarına neden olur. Günde 8 saat uyuduğunuz halde kendinizi yorgun hissediyor, bedensel, zihinsel faaliyetlerinizde çabuk yoruluyor, hafıza ve düşüncenizde azalma görüyorsanız mutlaka yemek yeme alışkanlığınızı gözden geçirin ve aşağıdaki önerilerimize bir göz atın.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dengeli Beslenme Önerileri:</span><br />
<br />
Doymuş yağ (tere yağ, kuyruk yağı) oranı yüksek besinleri daha az tüketin.Yeterli miktarda doymamış yağ (ay çiçek, mısırözü, soya, fındık, zeytin yağı) almaya dikkat edin. Yarım yağlı süt, yağsız yoğurt tüketin.Yağlı kırmızı et yerine yağsız et, kuru baklagiller (nohut, mercimek, fasulye gibi) balık ve tavuk tercih edin. Süt ve süt ürünleri de (yoğurt, peynir vb.) tüketilmeli fakat bunlarında az yağlı olmalarına dikkat edilmeli.Yemeklerinizi haşlama, fırında pişirme veya ızgarada pişirme yöntemleriyle pişirirseniz yemeğe eklenecek yağıda azaltmış olursunuz.<br />
<br />
Aşırı şekerli gıdalardan kaçınmalı ve hatta çay, kahve gibi içecekler şekersiz içilmeli veya şeker miktarı azaltılmalıdır. <br />
<br />
<img src="https://hocospicos.com/U21072020/ekmek.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ekmek.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Gıdalardan aldığımız günlük tuz miktarı 6 gr.ı (bir tatlı kaşığı) geçmemelidir. Bu miktara yemeklerden, ekmekten, içeceklerden aldığımız tuz miktarı dahildir. Tuz tüketimi ile yüksek tansiyon arasında ilişki bulunmaktadır. Yüksek tansiyonu olanlar doktorlarının tavsiyesine göre ya hiç tuz kullanmamalı yada miktarını azaltmalıdır.<br />
<br />
Güne kahvaltınızı yaparak başlayın. Gece boyu gıda alımı olmadığından beyninizin sabah kalkınca enerjiye ihtiyacı vardır. Daha sonra gıda alımınızı kahvaltıdan başlayarak gün içine yaymanız daha etkin kalori yakmanıza neden olur.Öğünlerinizi önceden belirleyiniz.Mümkünse yediklerinizi 3 ana öğün, 3ara öğüne bölün az ve sık beslenin.Bol su için, yiyecekleri iyice çiğneyin. Her yemek yediğinizde midenin 1/3’ünü boş bırakın. Tam olarak dolu mide sağlığımızın zaman içinde bozulmasına ,erken yaşlanmaya neden olur.Midenizi katı gıdalarla doldurmayın .Katı gıdalarla dolu mide içeriğinin gerekli öz suyu her tarafa dengeli ulaştırması güçleşir ve sindirim zorlaşır. Düzenli yemek yiyenler daha dengeli ve sağlıklı beslenmekte ve ideal kilolarını korumaktadırlar.<br />
<br />
<img src="https://hocospicos.com/U21072020/saat.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: saat.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Zihinsel faaliyetlerin gerektirdiği enerji kaynaklarının en önemlilerinden biride meyvelerdir. Beynin oksijen dışındaki tek enerjisi glikozdur. Glikoz meyvelerde hazır halde bulunur. Diğer gıdalarla alınan şeker midede yakılarak glikoza çevrilir. Bu nedenle meyveleri aç karnına yemeliyiz.Meyveler yemeklerden 30 dakika önce veya 3 saat sonra alınmalıdır.Mide doluyken alınan meyveler midede kalıp besin değeri kaybolup orada mayalanacağı için bütün sindirim sistemimizi yorar.<br />
<br />
Vücudumuzda dakikada 10 milyon hücre ölür ve bir o kadarı da yenilenir. Ortalama 100 günde (beyin ve sinir hücreleri hariç) bütün vücudumuz yenilenir.Düzensiz kötü beslenme yenileme sistemini aksatır. Cildiniz canlılığını, tazeliğini kaybeder ve en önemlisi hastalıklara açık olursunuz. Yorgunluk, çabuk yorulma, baş ağrısı olabilir. Düşünce ve hafıza sistemi bulanıklaşır.Bu nedenlerden dolayı düzenli ve sağlıklı beslenmeye dikkat etmeli ve yemek için yaşamamalı </span></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>