Konu Değerlendirmesi:
  • 0 Oy(lar) - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Sayilar 25 den başlar tabusunu yikmak lazim (Kar©glanin 11 Kasım 2016 Vaazi)
#1
Raşit Tunca icon-6 

Sayılar 25'ten Başlar Yahut Sayılar 1'den Başlar Tabusunu Yıkmak Lazım

(Kar©glan'ın 11 Kasım 2016 Vaazı)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ

Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn.

Sadakallahul Azîm. ENBİYÂ Suresi 7. ayet.

Meali:

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.

Sadakallahul Azîm. ENBİYÂ Suresi 7. ayet.

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

“Ehl-i Beytim Nuh’un gemisi gibidir; ona binen kurtulur, uzak duran boğulup helâk olur.”

(Hadis-i Şerif, Hâkim, Müstedrek, III, 151; Ahmed, Müsned, III, 157; Tabarânî, el-Kebîr, No: 2636-2638)

“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.

Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”

“Allahümme salli alâ Ebi'l-Kâsım.”

Muhammed'in lakaplarından biri de Ebu'l-Kâsım'dır. Bu isim, oğlu Kâsım'a nispetle kullanılmıştır.

Burada anlatmak istediğimiz şudur: Bazen bir düğmeye basarsınız, başka bir düğme yukarı çıkar. Diğer düğmeye basarsınız, başka bir düğme öne çıkar. Yani her şeyin kendi zamanı ve yeri vardır.

Yaratılışta da böyledir. Bir şeyin küçük veya büyük olması, onun değersiz olduğu anlamına gelmez. Her şey kendi ölçüsü içinde değerlendirilmelidir.

Güneş patlamış ve dünya meydana gelmiş, sonra dünyadan bir parça ayrılarak ay meydana gelmiş gibi çeşitli benzetmeler yapılabilir. Ay dünyanın bir parçası olduğu hâlde, kendi başına ayrı bir varlık gibi görünür.

Aynı şekilde insanı vahdet-i vücut anlayışı içerisinde düşündüğümüzde, bir bütünü meydana getiren parçaların her biri ayrı bir vazife görür. Küçük bir parça, bütünden bağımsız değildir.

Öyleyse bir insanın veya bir varlığın değerini yalnızca büyüklüğüyle ölçmek doğru değildir. Küçük görünen bir parça da bütün içerisinde önemli bir vazifeye sahip olabilir.

Yolculuğumuza başlıyoruz:

Sayılar 25'ten Başlar Tabusunu Yıkmak Lazım

Sayılar 25'ten başlamaz.

Bir sayı yalnızca belirli bir rakamdan ibaret değildir. Sayının bir frekansı, bir değeri, bir ölçüsü ve gerektiği yerde bir karşılığı vardır.

Mesela:

0,000000000000000000000000000000000000000000000000045

Bu da bir sayıdır.

Bu sayının da bir değeri vardır. Aynı şekilde artısı olduğu gibi eksisi de düşünülebilir. Rahman ve Rahim, erkek ve dişi gibi birbirini tamamlayan kavramlar üzerinden bu mesele anlaşılabilir.

Bir vida düşünün. Vidanın karşısında ona uygun bir somun vardır. Vida ve somun birbirine göre yaratılmıştır.

Öyleyse erkeklik yalnızca belli bir ölçüyle veya belirli bir büyüklükle açıklanamaz. Her varlığın kendi ölçüsü vardır.

“Sayıların sonu kaçtır?” diye sorsak, bunu kesin olarak bilen var mı? Bir sayı çok küçük olabilir, çok büyük olabilir. Allah bir şeye bir sınır koymadıysa, bizim kendi ölçümüzle ona sınır koymamız doğru değildir.

Hasîb olan Allah her şeyin hesabını yapmıştır. Her varlığa kendi ölçüsünü ve kendi kabiliyetini vermiştir.

Mikroskopla görülebilen küçücük bir varlığın içerisinde bile ne büyük sırlar vardır. Bütün insanlığın yaratılışını küçücük bir hücre içerisinde taşıyan Allah'a hamd ederim.

Öyleyse insan, başkasının yaratılışını küçümsememeli ve Allah'ın takdir ettiği ölçüyü sorgulamamalıdır.

Her küçük şey değersiz değildir. Her büyük şey de üstün değildir. Her insanın ve her varlığın kendi yaratılışına uygun bir ölçüsü vardır.

Ölçü ve Oran

Bir cep telefonu düşünelim.

Telefon birçok parçadan meydana gelir. İçerisindeki en küçük vida bile telefonun bütünü açısından bir vazife görür. O vida küçüktür diye “değersiz” diyebilir miyiz? Hayır.

Telefonun içerisindeki küçük bir parça, başka bir parçayı tutmak için gereklidir.

İnsan da böyledir. Vahdet-i vücut açısından baktığımızda, bütün içerisindeki her parçanın bir yeri ve vazifesi vardır.

Dolayısıyla insanları yalnızca dış görünüşleri, güçleri veya kabiliyetleri bakımından değerlendirmek doğru değildir.

Allah her fıtrata ayrı bir güzellik vermiştir.

Hasîb olan Allah, her şeye bir hesap ve ölçü tayin etmiştir. Sana ve bana düşen, Allah'ın takdir ettiği ölçüye razı olmaktır.

Her Şey Kendi Ölçüsü İçerisindedir

Bir insanın kabiliyeti başka, diğer insanın kabiliyeti başkadır.

Birisi uzun bir metni okuyabilir, diğeri kısa bir metin okuyabilir.

Birisi çok şey öğrenebilir, diğerinin öğrenmesi daha yavaş olabilir.

Bunların hiçbiri diğerini küçümsemeyi gerektirmez.

Önemli olan, insanın kendisine verilen kabiliyet ve imkân içerisinde doğru hareket etmesidir.

---

Geçen haftaki vaazımızın sesli bölümünde bahsettiğimiz çizgi filmin ismini söylemememizin başka bir sebebi vardı. Bu hafta ise bundan bahsediyoruz.

Ben hâlâ çocuk ruhluyum. Biraz çizgi film seyretmeyi severim. İnsan büyüse bile çocukluğunda sevdiği bazı şeyleri sevebilir.

Daha önce bir forumda bir arkadaş, “Büyüdüm ama hâlâ paşa çayı içiyorum.” diye yazmıştı.

Biz de diyoruz ki:

Büyüdüm ama hâlâ bazı çizgi filmleri seyrediyorum. Bu tamamen zevk meselesidir. İnsanların birbirlerinin zevkleriyle alay etmesine gerek yoktur.

---

Kader Meselesi

Bir hoca, kader bahsi hakkında soru soran bir çocuğa şöyle bir açıklama yapıyor:

“Allah senin o soruyu soracağını bildiği için sen sordun. Allah bu soruyu soracaksın diye kader yazdı da sen ondan dolayı sormadın.”

Öyle mi?

Bunu bir misalle açıklayalım.

Mesela ben kaşığı icat ettim. Maksadım, insanların yemeklerini elleriyle almak yerine kaşıkla daha kolay ve temiz bir şekilde yiyebilmesiydi.

Şimdi biri çıkıp:

“Sen kaşığı kolay yemek yemek için icat etmedin. Yemek kaşıkla yenmek istediği için sen kaşığı icat ettin.”

dese, bu doğru olur mu?

Olmaz.

Allah kaderi yazar ve olaylar Allah'ın ilmi içerisinde meydana gelir. İnsan kendi kaderini Allah'tan bağımsız olarak yazmaz.

---

Kâbe ve Yönelmek Meselesi

Allah'ın yeryüzünü mescit kıldığına dair anlayış vardır.

Kâbe, Müslümanların kıblesidir. Fakat insanın yalnızca şekle takılıp kalmaması gerekir.

“Nereye dönerseniz dönün, Allah'ın vechi oradadır.”

ifadesi üzerinde düşünmek gerekir.

Allah canlı ve diri olandır.

Kâbe taş ve binadan meydana gelen bir yapıdır. Ancak o taş ve bina, Allah'ın emriyle kıble olmuştur.

Mümin, namaz kılarken yalnızca bir binaya değil, Allah'ın emrine yöneldiğini bilmelidir.

Dünya yuvarlaktır. Yön meselesini yalnızca bulunduğumuz noktadan düz bir çizgi olarak düşünmek de doğru değildir.

Mesele şudur:

Sen namazda Kâbe'ye yönelirken, kalbin de Allah'a yönelsin.

Kâbe'ye dönmek şekildir; Allah'a yönelmek ise manadır.

---

İlim ve Vesileler

Mustafa Hoca, Buhârî'yi dikkatle okuduğunu ve bazı insanların ilimsiz konuştuğunu söylüyor.

Elbette ilimsiz konuşan insanlar vardır. Fakat herkes aynı şekilde ilim öğrenmez.

Hz. Muhammed Buhârî'yi okumadı. Fakat Buhârî'nin yazdığı hadislerin kaynağı olan sünneti yaşadı.

Muhammed Fıkıh kitabı okumadı; fakat İslam'ın fıkhî hükümlerinin kaynağı olan hayatı yaşadı.

Herkesin mutlaka aynı kitapları okuyarak öğrenmesi gerekmez.

Bunu güneş ve ay misaliyle düşünebiliriz.

Ay, güneşten aldığı ışığı yansıtır. Güneş ise kaynağın kendisidir.

Bazı insanlar ilmi doğrudan kaynaktan, bazıları ise vesileler aracılığıyla öğrenir.

---

Li Îlâfi Kureyş Meselesi

“Li Îlâfi Kureyş” üzerinde düşünürken, güvenli bir mekân ve korunmuş alan kavramı da dikkate alınabilir.

Nuh tufanı kıssasını ve Kâbe'nin korunmuş alan oluşunu düşündüğümüzde, Allah'ın bazı mekânlara güven ve emniyet verdiğini görürüz.

Meseleyi yalnızca maddi ölçülerle değil, manevi yönüyle de değerlendirmek gerekir.

---

Zikirde Tembellik ve Sürüyü Beklemek

Biz bazen zikirde tembellik edebiliriz. Uhrevi ve manevi sebepler bize engel olabilir.

Çünkü sürüde topal koyunlar vardır. Sürünün bazen onları beklemesi gerekir.

Sürü hızlı giderse topal ve güçsüz olanlar geride kalır. Geride kalanlar da tehlikeye açık hâle gelir.

Öyleyse:

“Ben çekemiyorum, sen de çekme.”

diye bir şey yoktur.

Mesela ben İstanbul'dan Ankara'ya uçakla gidiyorum. Uçak bazen rötar yapabilir. Sen ise İstanbul'dan Ankara'ya trenle gidiyorsan, uçağın rötar yapması trenin de rötar yapacağı anlamına gelmez.

Tren de rötar yaparsa, otobüsle gidenler zikri çekmeye devam eder.

Otobüs de gecikirse, taksiyle giden devam eder.

Hatta Ankara'da Balgat'tan Kızılay'a yürüyen insan bile vardır.

Yani herkes aynı seviyede değildir.

Sadece birinci sınıf veya intisap zikri çekenler de vardır. En basit zikri bile çekmekte zorlananlar olabilir.

Ben bekliyorsam veya bekletiliyorsam, bil ki sürüde tökezleyen veya tökezleten birileri vardır. Onları beklemek icap ediyor olabilir.

Hz. Âişe validemizle ilgili hadiseyi de bu açıdan düşünmek gerekir. Bir yolculuk sırasında Hz. Âişe geride kalmış ve daha sonra kafileye yetişmiştir. Bu olay üzerinden iftira çıkarılmıştır.

Bazen bir kişiyi beklememek, daha büyük sıkıntılara sebep olabilir.

Biz de bir topluluğun başında isek, geride kalanları beklememiz gerekir.

Mesele budur. Vesselam.

---

SAYIYA RİAYET HUSUSUNDA

Anlatılır ki Hz. Muhammed namazda rükûdan kalkınca:

“Semiallahu limen hamideh.”

der.

Orada bulunanlardan biri uzun uzun dua etmeye başlar.

Namazın sonunda Hz. Muhammed:

“Kimdi o?”

diye sorar.

Peki, öyle midir bu hadis?

Namazda adap ve erkân diye bir şey vardır.

Rükûnları ardı ardına yapmak ve namazın düzenini bozmamak gerekir.

Sen rükûdan sonra secdeye gitmeyip uzun süre dua edersen ne olur?

Namazın düzeni bozulur.

Bazı meselelerde mezhepler arasında farklı değerlendirmeler bulunabilir. Ancak burada anlatmak istediğimiz esas şudur:

Bir ibadetin kendine ait usulü vardır.

Hz. Muhammed'in:

“Ben nasıl yapıyorsam bana bakın ve benim gibi yapın.”

anlamındaki sünnet anlayışı bize usulün önemini öğretir.

Bir insan kek yapmayı öğrenirken önce tarifi öğrenir. Unu ne kadar koyacağını, şekeri ne kadar koyacağını, yumurtayı ne zaman ekleyeceğini öğrenir.

Daha tarifi öğrenmeden:

“Ben bunun içine biraz da başka şeyler katayım.”

derse, ortaya bambaşka bir şey çıkabilir.

Hukuk okuyan bir insan mezun olmadan kendisini hâkim veya avukat kabul edip istediği gibi dava yürütemez.

Aynı şekilde bir zanaatı öğrenen insan da önce ustasından öğrenir.

Diş hekiminin yanında çalışan bir çırak, ustasını izleyerek mesleği öğrenebilir. Fakat henüz uzman olmadan kendi başına hekimlik yapmaya kalkarsa yanlış olur.

Bizim zikir ve tarik yolumuzda da böyledir.

Nasıl yapıyorsak, önce onu öğren.

Bize bakıp usulü öğren.

Kendi kafandan yeni şeyler ekleme.

Önce öğrendiğimiz zikri düzgün bir şekilde çekelim. Ahlakımızı düzeltelim. Usulü öğrenelim.

Daha sonra insan kendi ilminde ve seviyesinde ilerleyebilir.

Ama bize ait olan tarifin aslını bozmasın.

İlk motoru yapan insan, daha ikinci yılında dört motorlu uçağı yapmadı. İnsanlık adım adım ilerledi.

Bir insan bir adım boyu ilerler. Koşsa bile adım adım ilerler.

Öyleyse insan kendi seviyesinin çok üzerine bir anda sıçramaya çalışmamalıdır.

Bazı insanlar bir şeyi hızlı öğrenebilir. Onlara bakarak herkesin aynı seviyede olduğunu düşünmek doğru değildir.

Bayram namazında bilmeyen insan, bilen birinin yanına durur ve tekbirleri ondan takip eder.

Fakat takip ettiği kişi de bilmiyorsa, onun hatasını takip eden herkes yanılabilir.

Trampet takımında bir kişi yanlış adım attığında, arkasındaki kişiler de onu takip ederse bütün düzen bozulabilir.

Mesele budur.

Ey kardeşim, sana nasıl tarif ettiysek öyle oku. Bundan sonra ne bir eksik ne bir fazla. Önce usulü öğren.

Mezun olduktan sonra kendi yolunda yeni çalışmalar yapabilirsin. Fakat önce sana öğretilen temel usulü bozma.

---

Bir Yolculuk ve Uzun Atlama Meselesi

Avusturya'da işçi olarak çalıştığım zamanlardan bir hatıramı anlatayım.

Evlenmiştim, çocuğum olmuştu. Çocuğum daha üç aylıktı. Arabam vardı. Taş ocağında çalışıyordum.

Burası soğuk bölge olduğu için kış geldiğinde taşlar donuyor ve taş ocağında çalışma zorlaşıyordu. Sezon işçisi olduğumuz için sezon sona erdiğinde ocak kapanıyordu.

Annem:

“Ablaların izine gidecek, biz de gidelim, dosta düşmana görünelim.”

dedi.

Fakat çocuk daha üç aylıktı. Uzun yolculuğa çıkmak kolay değildi.

Rahmetli babamdan kalma bir ahbabımız vardı. Adem Amca, ailesiyle izine gidecekti.

Ben de:

“Adem Amca, ben de sizinle geleyim, sizin arkanıza takılayım.”

dedim.

O yıllarda yollar bugünkü gibi değildi. Romanya üzerinden gidiliyordu.

Yola çıktık.

O zamanlar ormanlık bir bölgede yaşıyordum. Ormanlarda ağaçların seyreltilmesi, kalın ağaçların kesilmesi ve odunların hazırlanması gibi işler yapılırdı.

Ben de kışın yakmak için odun toplardım.

Arabamızla yola çıktık ve Romanya sınırına geldik.

Gümrükte çok uzun bir kuyruk vardı. Akşam saatlerinde gümrük memurlarının mesaisi bitmişti. Bu yüzden sabaha kadar beklemek zorunda kaldık.

Yanımda annem, eşim ve küçük çocuğum vardı. Kendimi onlardan sorumlu hissediyordum.

Gece bir ara uyukladım.

Sonra birileri sıranın önüne geçebileceğimizi söyledi.

Ben de düşündüm:

“İyi fikir.”

dedim.

Fakat mesele düşündüğümüz kadar kolay değildi.

Sıranın önüne geçince diğer insanlar tepki gösterdi.

Sonra başka insanlar da geldi ve bizden para talep etmeye başladılar.

Derken mesele büyüdü.

Bir adam bizi korkutmaya çalıştı.

Benim yanımda küçük bir balta vardı. Fakat kavga çıkarsam bunun sonunun nereye varacağını bilmiyordum.

Yanımda iki kadın ve küçük bir çocuk vardı.

Ben kavga edersem hem kendimi hem de onları tehlikeye atacaktım.

Sonunda ailem de tepki gösterdi. Bizden bir şey alamayacaklarını anlayınca geri çekildiler.

Sabah oldu, gümrükten geçtik ve kurtulduk.

O zaman şunu düşündüm:

Bir başkasının peşine takılıp onun yaptığı şeyi sorgulamadan yapmak, insanı hiç beklemediği bir sıkıntının içine sokabilir.

Uzun sıçrama yapan insanlara uyarsan, sen de kendi ölçünü aşar ve başını belaya sokabilirsin.

Benim o yolculukta yaptığım da buydu.

Başkasının yaptığına uyduk, sıradan çıktık ve başımıza bela geldi.

Zikirde de böyledir.

Bir insan kendi seviyesinden çok daha ileriye gidiyorsa, sen de ona bakıp aynısını yapmaya kalkma.

Herkesin sabır derecesi farklıdır.

Sabır taşı bir gün çatlayabilir.

Fakat bunun sonucunu önceden hesap etmek gerekir.

---

Uzun Atlayanlara Uymamak

Yine bizim köylülerden birinin anlattığı bir olay vardır.

Köyde yaşayan bir adamın dedesi bir suç sebebiyle Sinop Hapishanesi'ne düşmüş.

Sinop Hapishanesi denizin ortasında, ulaşılması zor bir yerdeymiş.

Bir arkadaşıyla kaçmayı planlamışlar.

Arkadaşı yüzme biliyormuş.

“Ben yüzer geçerim.”

demiş.

Bizim köyde deniz yoktu, dere vardı. Fakat dere ile Karadeniz aynı şey değildir. Hele Karadeniz'in dalgaları çok farklıdır.

Arkadaşı:

“Ben yüzerim.”

deyince, bizim adam da:

“Ben de yüzerim.”

demiş.

Ve kendini denize bırakmış.

Fakat yüzmeyi yeterince bilmediği için boğulmuş.

Buradan alınacak ders şudur:

Bir insanın yaptığı şeyi, onun seviyesini bilmeden taklit etmek tehlikelidir.

Birisi uzun atlayabilir diye sen de aynı mesafeyi atlamak zorunda değilsin.

Biz Nuh'un gemisi gibiyiz.

Bizim gemimize farklı insanlar binebilir.

Kabiliyeti farklı olan, yaşı farklı olan, ilmi farklı olan insanlar olabilir.

Biz:

“Ben bunu yapıyorum, sen de aynısını yap.”

dememeliyiz.

Çünkü herkes aynı seviyede değildir.

Sen ileri seviyede bir zikir çekebiliyor olabilirsin. Fakat yeni başlayan bir insana aynı miktarı verirsen, o insan zikirden soğuyabilir.

Birinci sınıf öğrencisine dört sayfalık ödev verirsen, çocuk akşama kadar ödev yapmak zorunda kalır ve okuldan bıkabilir.

Bizim sofimiz de zikirden bıkabilir.

Bu yüzden herkesin seviyesine göre hareket etmek gerekir.

Sen kendi seviyende istediğin kadar çalış.

Fakat başkasına:

“Siz de böyle yapın.”

diyerek onu zor durumda bırakma.

Sen bazı ayetleri ezbere biliyorsun diye herkesin de aynı seviyede olduğunu düşünme.

Yarışa birinci kulvardan girenler olduğu gibi, daha geriden başlayanlar da vardır.

Onlara acı, merhamet et.

Onların seviyesini de düşün.

Kendi seviyene göre çalış; fakat başkasını kendi seviyenin üzerine çıkmaya zorlama.

Daha nefsine ermediysen ve bir insanın nefsindeki bazı özellikler onu zor durumda bırakıyorsa, ona hemen ağır sözler söylemek yerine onu eğitmek gerekir.

Mürşid dediğin, mürşid ise farklı seviyelerdeki insanları eğitir.

Gerçek budur.

Vesselam.

---

İğne ve İplik Misali

Muhammed'in sünnetlerinden biri olarak iğne ve iplik taşıdığı anlatılır.

Hz. İsa'nın da fakirliği sebebiyle elbisesindeki yırtıkları dikmek için yanında iğne ve iplik taşıdığı rivayet edilir.

Buradan hareketle iğne ve ipliği de bir benzetme olarak düşünebiliriz.

İğnenin deliği vardır ve iplik o delikten geçer.

İğne ve iplik birlikte kumaşın dikilmesini sağlar.

Burada anlatmak istediğimiz, varlıkların birbirini tamamlayan yönlerinin bulunduğudur.

İnsanların yaratılış özellikleri birbirinden farklı olabilir.

Bir insanın yaratılışında veya bedeninde farklılık bulunması, onun Allah'ın yaratması dışında olduğu anlamına gelmez.

Öyleyse farklı yaratılışlara sahip insanları küçümsememek gerekir.

Allah abesle iştigal etmez.

Her yaratılışın içerisinde bizim bilmediğimiz bir hikmet olabilir.

Bu sebeple insan, Allah'ın yarattığı kulları hor görmemeli ve onları küçük düşürmemelidir.

--oOo---

أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

“Allahım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle.”

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.

Âmin.

El-Fâtiha maassalavât.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfirullahe ve etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 11 Kasım 2016 Vaazı — Cuma Vaazı

Original Kar © glan

RAŞiT TUNCA
Sevgiler Saygılar
Smileys-2
Yanıtla


Muhtemelen İlgili Konular…
Konu Yazar Yanıtlar Okunma Son Gönderi
Raşit Tunca icon-6 Kim Bana Winteri Kış Mevsimini Getirebilir (Kar©glanin 1 Kasım 2016 Vaazi) Raşit Tunca 0 5 10-13-2026, 12:00 PM
Son Gönderi: Raşit Tunca
Raşit Tunca icon-6 21. SINIF Sofilerimize Kiyamet talim ettirilir (Kar©glanin 18 Kasım 2016 Vaazi) Raşit Tunca 0 5 10-13-2026, 11:55 AM
Son Gönderi: Raşit Tunca
Raşit Tunca icon-6 Allah Yarattiklarini Eşi ile Birlikte Halketmiş (Kar©glanin 25 Kasım 2016 Vaazi) Raşit Tunca 0 9 10-13-2026, 11:40 AM
Son Gönderi: Raşit Tunca
Raşit Tunca icon-6 Deyyan (Din gününün Sahibi) Demek Nedir (Kar©glanin 2 Aralık 2016 Cuma Vaazi) Raşit Tunca 0 7 10-13-2026, 11:36 AM
Son Gönderi: Raşit Tunca
Raşit Tunca icon-6 Mehdinin TEBBET silahini kullanmasi (Kar©glanin 9 Aralık 2016 Cuma Vaazi) Raşit Tunca 0 8 10-13-2026, 11:21 AM
Son Gönderi: Raşit Tunca
Raşit Tunca icon-6 Türkün Akli Neden Ya Kaçarken, Ya da ... Gelir (Kar©glanin 20 Aralık 2016 Vaazi) Raşit Tunca 0 7 10-13-2026, 11:18 AM
Son Gönderi: Raşit Tunca
Raşit Tunca icon-6 Mutmain makamina, allahi zikir ile cikabilir insan (Kar©glanin 30 Aralık 2016 Vaazi) Raşit Tunca 0 5 10-13-2026, 11:16 AM
Son Gönderi: Raşit Tunca

Hızlı Erişim:


Bu Konuya Göz Atan Kullanıcılar: 1 Ziyaretçi(ler)
TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca